<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalığı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastaligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaligi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalığı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastaligi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[yağlı]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda ülkemizde de hızla yaygınlaşan obezite, insülin direnci ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle yağlı karaciğer hastalığı her 3 kişiden birinde görülür hale geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589">&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda ülkemizde de hızla yaygınlaşan obezite, insülin direnci ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle yağlı karaciğer hastalığı her 3 kişiden birinde görülür hale geldi. Üstelik karaciğer, hasarın yüzde 80’ine kadar belirti vermeden ilerleyebildiği için birçok kişi hastalığını fark ettiğinde geç kalmış oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Ümit Ünal</strong>, ‘karaciğer detoksu’ gibi masum görünen uygulamalarınsa sorunun fark edilmeden daha da ilerleyerek karaciğer yetmezliği hatta nakil ihtiyacına kadar götürebildiği uyarısında bulunuyor. Buna karşın erken dönemde yapılacak basit yaşam tarzı değişiklikleriyle karaciğer yağlanmasını önlemenin ve karaciğer sağlığını korumanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ünal, karaciğere ciddi hasar veren 5 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Şok diyetlerle hızlı kilo vermeye çalışmak</strong></li>
</ul>
<p>Kısa sürede verilen kilolar sağlıklı değil, aksine sağlığı tehlikeye atıyor. Çok düşük kalorili diyetler ve hızlı kilo kaybı, karaciğerde yağ depolanmasını artırabiliyor. Yapılan çalışmalar; haftada 1–1.5 kg’dan fazla kilo kaybının, karaciğer üzerindeki stresi artırarak zarar verebildiğini ve hastalığın ilerlemesini tetikleyebileceğini ortaya koyuyor. </p>
<ul>
<li><strong>Sadece diyet yapıp egzersizi ihmal etmek</strong></li>
</ul>
<p>Sadece diyet yapıp egzersiz yapmamak kas kaybına yol açıyor, metabolizmayı olumsuz etkiliyor ve insülin direncini tetikleyerek karaciğer yağlanmasını artırıyor. Düzenli yürüyüş gibi egzersizler, kas dokusunu koruyarak insülin direncini düşürmede ve böylece karaciğer yağlanmasını azaltmada en etkili yöntemlerden birini oluşturuyor. </p>
<ul>
<li><strong>Meyve tüketiminde aşırıya kaçmak</strong></li>
</ul>
<p>İçeriğindeki fruktoz nedeniyle meyve tüketiminde aşırıya kaçmak karaciğer yağlanmasını artıyor ve sağlığa fayda yerine zarar getiriyor. Özellikle meyve suyu gibi liften arındırılmış tüketimi, fruktozun daha hızlı emilmesine yol açıyor ve karaciğer yağlanmasını belirgin şekilde hızlandırıyor. </p>
<ul>
<li><strong>Karaciğeri temizliyor düşüncesiyle ‘bitkisel’ ürünler tüketmek</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ünal “Toplumumuzda ‘tamamen bitkisel, hiçbir zararı yok’ denilerek içeriği ve dozu bilinmeyen ürünleri, ‘doğal’ algısıyla tüketmek, karaciğere zarar veren en büyük yanlışlardan birini oluşturuyor! İçeriği standardize edilmemiş bitkisel ürünler, karaciğer hasarı hatta nakil gerektiren toksisitelere yol açabiliyor” diyor. Literatürde, bitkisel ürün kullanımına bağlı akut karaciğer yetmezliği ve nakil gerektiren vakalar bildirildiğini belirten Prof. Dr. Ünal “Karaciğerin ekstra detoksa ihtiyacı yoktur; yapısı gereği bazı basit önlemlere dikkat edildiğinde zaten kendini yenileyebilir” diye konuşuyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Alkolün “zararsız bir sınırı” olduğuna inanmak</strong></li>
</ul>
<p>Karaciğer hastalığı riskinin kişiden kişiye değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünal sözlerine şöyle devam ediyor: “Alkol karaciğerde inflamasyonu artırarak yağlanmanın siroza dönüşme riskini artırıyor. Özellikle  karaciğer yağlanması olan kişilerde az miktarda alkol tüketimi bile hastalığın ilerlemesini hızlandırabiliyor. Bu nedenle alkol tüketiminden uzak durmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagli-karaciger-hastaligi-hizla-yayginlasiyor-624589">&#8216;Yağlı karaciğer&#8217; hastalığı hızla yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p>Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.</p>
<p><b>“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”</b></p>
<p><b> </b>Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p>Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p>
<p><b>En sık görülen belirtiler</b></p>
<p><b> </b>Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.<b> </b></p>
<p><b>Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor</b></p>
<p>Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi</b></p>
<p>Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 17:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[boehringer]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ingelheim]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[parazit]]></category>
		<category><![CDATA[pet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621468</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl 20 Mart'ta kutlanan Dünya Parazit Farkındalık Günü; pire, kene ve iç parazitlerin dünya genelindeki patili dostlarımız için en yaygın sağlık tehditlerinden biri olduğunu, ancak bu durumun kolayca önlenebileceğini hatırlatan önemli bir gündür.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468">Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl 20 Mart&#8217;ta kutlanan Dünya Parazit Farkındalık Günü; pire, kene ve iç parazitlerin dünya genelindeki patili dostlarımız için en yaygın sağlık tehditlerinden biri olduğunu, ancak bu durumun kolayca önlenebileceğini hatırlatan önemli bir gündür.</p>
<p>Türkiye dahil çeşitli ülkelerden toplam 6.500 pet ebeveyninin katılımıyla gerçekleştirilen küresel bir araştırma1; parazitlere sık maruz kalınmasına rağmen, dünya genelindeki pet ebeveynlerinin daha yüksek bir farkındalığa, daha net yönlendirmelere, eğitime ve çok daha güçlü koruyucu alışkanlıklara ciddi bir ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Katılımcıların %27&#8217;si parazit riskleri hakkında çok az bilgi sahibi olduğunu veya hiçbir fikri olmadığını belirtirken, büyük bir çoğunluk (%75) korunma yolları hakkında daha net tavsiyeler almaya ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. Aynı zamanda, katılımcıların %43&#8217;ü patili dostlarının daha önce bir parazit enfeksiyonu geçirdiğini, her beş vakadan birinin ise son bir yıl içinde yaşandığını belirtiyor. Bu bulgular, yaşanan deneyim ile bilgi düzeyi arasındaki kritik boşluğu gözler önüne sererken, farkındalığın artırılmasına ve daha tutarlı koruyucu adımlar atılmasına duyulan ihtiyacı da vurguluyor.</p>
<p>Sadece Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 1,2 milyondan fazla köpeğin kalp kurdu taşıdığı tahmin ediliyor2. Avrupa&#8217;da aynı hastalık yeni ülkelere yayılırken; Latin Amerika, Afrika ve Asya&#8217;nın bazı bölgelerinde kalp kurdu vakaları bölgesel koşullar nedeniyle yüksek seyretmeye devam ediyor. Dış parazitler açısından bakıldığında ise keneler, dünya çapında evcil hayvanlarda yaygın olarak görülüyor. Örneğin, İtalya&#8217;da yakın zamanda yapılan bir araştırma, köpeklerin %47&#8217;sinden fazlasının enfekte olabileceğini gösterirken3; Güneydoğu Asya&#8217;daki benzer çalışmada ise bir ebeveyne sahip köpeklerin %67&#8217;ye varan bölümünde en az bir kene tespit edildiği belirtiliyor4. Kanla beslenen bu parazitler; Lyme hastalığı (eklem ağrısına ve bazen böbrek hasarına yol açan), babesioz (kırmızı kan hücrelerini yok eden bir enfeksiyon) veya ehrlichiosis (ateş ve kanama eğilimi yaratan bakteriyel bir enfeksiyon) gibi şiddetli ve yaşamı tehdit edebilen hastalıkları bulaştırabiliyor. Patili dostlarımızda yarattıkları rahatsızlık ve hastalıkların yanı sıra, bazı parazitler insanlara da bulaşarak enfeksiyon yayabiliyor.</p>
<p>Türkiye’ye baktığımızda ise köpeklerde görülen kalp kurdu hastalığı oldukça yaygın ancak ülkenin her yerinde aynı sıklıkta görülmüyor. Hastalık dağılımına bakıldığında, bu rahatsızlığın deniz kıyısındaki bölgelerde daha fazla, iç kesimlerde ise daha az görüldüğü rapor ediliyor. Türkiye genelinde hastalığın görülme sıklığının %2 ile %40 arasında değiştiği belirtiliyor⁵. Farklı illerde yapılan çalışmalar da bu durumu doğruluyor: Sivas&#8217;ta laboratuvar testleriyle yapılan bir araştırmada hastalığa rastlanma oranı %2,9 olarak bulunurken⁶; Kayseri&#8217;de 280 köpeğin incelendiği bir çalışmada bu oran %9,6 olarak bildiriliyor⁷. Ege Bölgesi&#8217;nde, Aydın ve İzmir&#8217;de sokak köpekleri üzerinde yapılan bir araştırmada hastalığın görülme oranının %13,9 olduğu rapor ediliyor⁸. Hatay&#8217;da gerçekleştirilen başka bir araştırmada ise 269 köpeğin %26&#8217;sında kalp kurdu tespit edilirken; özellikle deniz ve nehir kenarındaki bölgelerde bu oranın %30&#8217;un üzerine çıktığı belirtiliyor⁹. Tüm bu veriler, Türkiye&#8217;de kalp kurdu hastalığının görülme sıklığının, bulunulan bölgenin iklim ve coğrafi koşullarına göre büyük ölçüde değişiklik gösterdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Artan sıcaklıklar ve sıklaşan seyahatler nedeniyle parazitler giderek daha geniş alanlara yayıldıkça, koruyucu önlemlerin değeri her zamankinden daha fazla gündeme geliyor.</p>
<p>Veteriner hekimler; risklerin değerlendirilmesinde, uygun koruma yöntemlerinin önerilmesinde ve bilinçli bakımın desteklenmesinde kilit bir rol oynuyor. Evcil hayvan sahiplerinin %70&#8217;inin birinci derecede referans kabul ettiği veteriner hekimler, evcil hayvan sağlığı konusunda en güvenilir bilgi kaynağı olmaya devam ediyor. Parazit riski, yaşanılan bölgeye, mevsime ve yaşam tarzına göre değişiklik gösterdiği için; hem patili dostları hem de insanları korumak adına kişiselleştirilmiş tavsiyeler, düzenli kontroller ve koruyucu çözümlerin bilinçli kullanımı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Hayvan sağlığı alanında küresel bir lider olan Boehringer Ingelheim, Dünya Parazit Farkındalık Günü&#8217;nü, parazitlerin ne kadar kolay önlenebileceği konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan <strong>&#8220;Küçük sevgi adımları, hayatın büyük anları&#8221;</strong> kampanyasının lansmanıyla kutluyor.</p>
<p>Boehringer Ingelheim Pet İş Birim Müdürü Veteriner Hekim Orkun Bürün, kampanya ile ilgili şunları söyledi: “Parazitlerden korunma, pet ebeveynlerinin patili dostlarına verdikleri değeri göstermelerinin en basit ve anlamlı yollarından biri. Ancak araştırmamız, farkındalığın her zaman düzenli bir eyleme dönüşmediğini gösteriyor. Bu kampanya aracılığıyla, pet ebeveynlerinin koruyucu rutinleri &#8216;küçük bir sevgi adımı&#8217; olarak benimsemelerini hedefliyoruz. Çünkü bu adımlar, patili dostlarımızı güvende tutarak onlarla daha mutlu ve sağlıklı anlar paylaşmamızı sağlıyor.”</p>
<p>Koruyucu bakımı geliştirmeye odaklanan Boehringer Ingelheim; araştırmalara yatırım yapmaya, veteriner hekimlerle yakın iş birliğini sürdürmeye ve pet ebeveynlerinin bilinçli kararlar almasını güçlendiren bilinçlendirme girişimlerini desteklemeye devam ediyor.</p>
<p>Kuzey Yarımküre&#8217;de ilkbaharın başlarına ve Dünya Parazit Farkındalık Günü&#8217;ne denk gelen bu kampanya, birçok bölgede parazit aktivitesinin artmaya başladığı bir dönemde hayata geçiriliyor. Kampanya, patili dostların sağlığını korumaya yardımcı olan ve ebeveynleriyle kurdukları bağı güçlendiren basit bakım alışkanlıklarını teşvik ederek, araştırma bulgularını somut bir adıma dönüştürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheimdan-kuresel-arastirma-621468">Boehringer Ingelheim&#8217;dan Küresel Araştırma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gösteren]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal]]></category>
		<category><![CDATA[nedenine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor. Ancak günümüzde 50 yaş altı bireylerde de kolorektal kanser görülme sıklığı hızla artıyor. Bu değişen epidemiyoloji doğrultusunda birçok uluslararası kılavuz, tarama başlangıç yaşını 50’den 45’e çekiyor. Kolorektal kanserlerin genç yaşta görülme riskini artıran sebeplerin başında işlenmiş gıda tüketiminin artması, obezite ve kronik stres geliyor. Taramalarla önlenebilen kolorektal kanserin tedavisinde erken tanı büyük avantaj sağlıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ersan Eroğlu, kolorektal kanserinin nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kolorektal kanser gençlerde daha ileri evrede kendini belli ediyor </strong></p>
<p>Kolorektal kanserler tarama ve erken tanı ile önlenebilen bir kanser türüdür. Bu nedenle 45 yaş üstü bireylerin 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi tetkiki yaptırması kolon kanserinin %90’lık kısmının tedavisinde başarılı sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Aile öyküsünde kanser hastalığı bulunmayan, bilinen genetik sendromu saptanamayan bireylerde de kolorektal kanserin görülmesi bu hastalığın yalnızca yüksek riskli bireylere özgü bir hastalık olmadığı gerçeğini de gündeme getirmektedir. Kolorektal kanserler geçmişte 50 yaş üstü bir hastalık olarak biliniyordu. Ancak günümüzde gençlerde de daha yaygın olarak görülmeye başlandı. Kolorektal kanserler gençlerde daha ileri evrede tanı aldığı için tedavi süreçleri de uzayabilmektedir. Gençlerdeki bu artışın kesin nedeni bilinmese de bu faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir;</p>
<ul>
<li>İşlenmiş gıda tüketimi  </li>
<li>Obezite, kırmızı et tüketiminin artması</li>
<li>Hareketsiz yaşam, alkol ve sigara tüketimi</li>
<li>Mikrobiyota değişiklikleri</li>
<li>Kronik inflamasyon (stres) </li>
</ul>
<p><strong>Güncel tedavi yöntemleri kişiye özel belirleniyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinin tedavi planı cerrahi, kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi (immünoterapi) yöntemlerini içermektedir. Hangi tedavi yönteminin kullanılacağı kanserinin evresi ve hastanın genel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Kişiye özel planlanan kolon kanseri tedavisi süreci, multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Kolon kanserinde cerrahi prosedür kanserli kolon bölgesini ve lenf bezlerini onkolojik prensiplere uygun olarak temizlemeyi içermektedir. Bu cerrahi müdahaleler, kolon kanseri tedavisi kapsamında hastalığın yayılımını durdurmak ve sonlandırmak için en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. Kanserli kolon bölgesi çıkarıldıktan sonra geriye kalan sağlıklı kolon ağızları birleştirilmektedir. Anastamoz adı verilen bu süreç iyileşme zamanını belirlemektedir. Bazen riskli olduğu düşünüldüğü durumlarda geçici olarak ostomi denilen bağırsak karın duvarındaki bir açıklığa taşınarak atıklar bir torba içinde toplanmaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam değişikliği kolon kanseri iyileşme sürecini hızlandırıyor</strong></p>
<p>Modern cerrahi teknikler sayesinde kolon kanseri tedavisi sırasında bağırsak fonksiyonlarının korunması ve hastanın yaşam kalitesinin en üst düzeyde tutulması hedeflenmektedir. Kolon kanseri tedavisi sadece cerrahi müdahale ile sınırlı kalmayıp, operasyon sonrası rehabilitasyon ve takip sürecini de kapsayan uzun soluklu bir dönemdir. Kolon kanseri tedavisi sonrası iyileşme hızı; hastanın genel sağlık durumu, uygulanan cerrahi teknik ve ek kemoterapi/radyoterapi ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kolon kanseri tedavi süreci ve sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken kritik noktalar şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Cerrahi müdahale:</strong> Kolon kanseri ameliyatı, hastalığın evresine ve tümörün bağırsaktaki konumuna göre kişiselleştirilen bir cerrahi süreçtir. Günümüzde kolon kanseri ameliyatı operasyonları; açık cerrahi, laparoskopik (kapalı) cerrahi veya robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilebilmektedir. Kolon kanseri ameliyatı sırasında temel hedef, kanserli dokunun çevresindeki sağlıklı sınırlarla ve ilgili lenf nodlarıyla birlikte tamamen temizlenmesidir ve etraf dokulara zarar vermemektir.</li>
<li><strong>Minimal invaziv yaklaşımlar:</strong> Laparoskopik yöntemle yapılan kolon kanseri ameliyatı, küçük kesiler üzerinden ilerlediği için hastanın operasyon sonrası ağrısını azaltır ve iyileşme hızını artırır. </li>
<li><strong>Anastomoz ve Rekonstrüksiyon:</strong> Kanserli bölüm çıkarıldıktan sonra bağırsağın sağlıklı uçlarının birbirine dikilmesi işlemidir. Eğer bu birleşme tıbbi olarak riskliyse, kolon kanseri ameliyatı kapsamında geçici veya kalıcı stoma (torba) uygulamasıdır.  </li>
<li><strong>Beslenme disiplini:</strong> Operasyonun hemen ardından sindirim sistemini yormayan, düşük lifli ve yumuşak gıdalarla başlayan beslenme düzeni, zamanla uzman kontrolünde normale döner. Kolon kanseri tedavisi sonrası yeterli sıvı alımı, doku onarımı için hayati önem taşır. </li>
<li><strong>Düzenli takip ve kontrol:</strong> İlk iki yıl boyunca 3-6 aylık periyotlarla yapılan CEA (karsinoembriyonik antijen) testleri ve görüntüleme tetkikleri, kolon kanseri tedavisi başarısının sürdürülebilirliği için şarttır. </li>
<li><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Hastanın tolere edebildiği ölçüde yaptığı hafif yürüyüşler, kolon kanseri tedavisi sonrası bağırsak hareketliliğinin yeniden kazanılmasına yardımcı olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:39:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[glokomda]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[Görme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybını]]></category>
		<category><![CDATA[önleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618829</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Glokom, çoğu zaman erken dönemde fark edilmeden ilerleyebilen ve görme kaybına sebep olabilen kritik bir göz hastalığı. Bu nedenle birçok kişinin hastalığı ancak rutin göz muayenesi sırasında öğrendiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, görme sinirine zarar vererek kalıcı görme kaybına yol açabilir. 40 yaş üstünde olmak, ailede glokom öyküsü bulunması, miyop ve hipermetrop gibi görme sorunları, Afrika ve Asya kökenli olmak, diyabet, hipertansiyon, yüksek göz içi basıncı, kortizon kullanımı, göz travması, ince kornea yapısı, migren ve dolaşım problemleri glokom için risk faktörleridir” dedi.</strong></p>
<p>Glokomun çoğu zaman göz içi basıncının yükselmesiyle ilişkili olduğunu ancak bazı kişilerde basınç normal olsa bile hastalığın gelişebileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Glokomun birçok türü ağrıya yol açmaz ve çoğu hastada görme kaybı oluşana kadar belirgin bir şikâyet ortaya çıkmaz. Bu nedenle düzenli göz muayenesi, kalıcı görme kaybı gelişmeden hastalığın fark edilmesi için en önemli yöntemdir. Bununla birlikte daha nadir görülen akut açı kapanması glokomu; ani bulanık görme, ışıkların etrafında halka görme, göz ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bu tür şikâyetler görüldüğünde vakit kaybetmeden bir sağlık merkezine başvurmak gerekir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Glokomun ilerlemesi tünel görüşü oluşuyor</strong></p>
<p>Glokomda görme kaybının çoğu zaman çevreden başladığını belirten Yılmaz, “Hastalık genellikle önce çevresel görmeyi etkiler. Bu nedenle kişi karşısını net görmeye devam ettiği için görme alanındaki daralmayı uzun süre fark etmeyebilir. Zamanla yanlardan gelen hareketleri veya çevredeki nesneleri fark etmek zorlaşabilir. İlerleyen durumlarda halk arasında ‘tünel görüşü’ olarak adlandırılan, kişinin yalnızca karşısındaki dar bir alanı görebildiği bir tablo ortaya çıkabilir” dedi.E</p>
<p><strong>Tedavi görme kaybını geri getirmiyor</strong></p>
<p>Göz damlasının yani ilaç tedavisinin glokomda en yaygın yöntem olduğunu dile getiren Dr. Yılmaz, “Glokom tedavisinde temel amaç göz içi basıncını düşürerek görme sinirinde oluşabilecek hasarın ve görme kaybının ilerlemesini durdurmaktır. En sık kullanılan yöntem göz damlalarıdır ve bu tedavi düzenli kullanım ile süreklilik gerektirir. Bu nedenle damlaların aksatılmaması büyük önem taşır. Bazı glokom tiplerinde lazer tedavisi uygulanabilir. İlaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya hastalığın ilerleme gösterdiği durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaktır ancak oluşmuş görme kaybı geri getirilemez” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/glokomda-erken-teshis-gorme-kaybini-onleyebilir-618829">Glokomda erken teşhis görme kaybını önleyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dominant]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün. Ben bugün, kadınların hem bedenleri hem de ruhlarıyla taşıdıkları bir yük olan genetik hastalıklara dikkat çekmek istiyorum. Çünkü genetik hastalıklar yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda derin bir psikososyal boyuta da sahiptir.”</p>
<p><strong>Her 10 Diyaliz Hastasından 1’i Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı Nedeniyle Böbrek Yetmezliği Yaşıyor</strong></p>
<p>Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı; böbreklerde çok sayıda kistin ilerleyici biçimde büyümesiyle seyreden, zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilen ve toplumda en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Prof. Dr. Karakan hastalık ve tedavi ile ilgili şunların altını çizdi: “Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının günümüzde artık tedavisi mümkün. Uygun evrede tanı alan hastaların ilaç tedavisi ile hastalık sürecini yavaşlatabiliyoruz. Buna rağmen bilgi eksikliği ile diyaliz tedavisi alan her 10 hastadan biri bu hastalık nedeniyle böbrek yetmezliği tanısı almakta.”</p>
<p>Hastalığın otozomal dominant kalıtım göstermesi nedeniyle, hastalığı taşıyan bir ebeveynin çocuğuna hastalığı aktarma riski yüzde 50’dir. Prof. Dr. Karakan, bu bilginin özellikle anneler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Kadınlar bir yandan kendi sağlık süreçlerini; hipertansiyon, kronik ağrı ve böbrek fonksiyon kaybı gibi sorunları yönetmeye çalışırken, diğer yandan çocuklarına hastalığı aktarma ihtimaliyle yüzleşiyor. Araştırmalar, hastaların yüzde 62’sinin bu nedenle yoğun bir suçluluk duygusu yaşadığını gösteriyor. Bu suçluluk duygusu, bazı kadınların anne olma kararını dahi yeniden gözden geçirmesine yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>Genetik Hastalıklarda Toplumsal Baskı Özellikle Kadınlara Yöneliyor </strong></p>
<p>Genetik hastalıklar hem anneden hem babadan aktarılabilmesine rağmen, toplumsal baskının çoğu zaman kadına yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Karakan, kadınların evlilik ve annelik kararları üzerinden sorgulanabildiğini belirtti.</p>
<p>Genetik hastalığı olan bir çocuğun bakım sorumluluğunu üstlenen kadınların iş yaşamından uzaklaşabildiğini, sosyal olarak yalnızlaşabildiğini ve tükenmişlik yaşayabildiğini söyleyen Karakan, kronik hastalıkla yaşamanın depresyon ve anksiyete riskini de artırdığına dikkat çekti: “Kadınlar çoğu zaman hem kendi hastalıklarıyla hem de ailelerinin kaygısıyla aynı anda mücadele ediyor” dedi.</p>
<p> <strong>Çözüm: Multidisipliner Destek ve Toplumsal Farkındalık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şebnem Karakan, bu yükün hafifletilebilmesi için şu adımların atılması gerektiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li>Genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması</li>
<li>Gebelik öncesi ve sonrası multidisipliner destek sağlanması</li>
<li>Psikososyal destek mekanizmalarının standart hale getirilmesi</li>
<li>Eşlerin ve aile bireylerinin sürece aktif katılımının teşvik edilmesi</li>
<li>Toplumsal farkındalık kampanyaları ile doğru bilginin yaygınlaştırılması</li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Karakan sözlerine şöyle devam etti: “Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı yalnızca böbrekleri etkileyen bir hastalık değildir. Kadının bedenini, ruhunu, annelik kimliğini ve sosyal yaşamını da etkileyen çok boyutlu bir durumdur” diyen Karakan, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Genetik hastalıklar biyolojik bir gerçektir; ancak kadınlara yüklenen sosyal ve psikolojik baskı değiştirilebilir bir toplumsal tutumdur. Kadını suçlayan değil destekleyen, yalnız bırakan değil güçlendiren, korku üreten değil bilgi sunan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Kadınların güçlü varlığını yalnızca 8 Mart’ta değil, yılın her günü desteklemek hepimizin sorumluluğudur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[Erden]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615225</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli açlık ve iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri değişimleri göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225">Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında uzun süreli açlık ve iftar sonrası yaşanan ani kan şekeri değişimleri göz sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta. Özellikle henüz teşhis edilmemiş şeker hastalığı ve buna bağlı gelişen diyabetik retinopati, Ramazan’daki beslenme düzeni değişikliğiyle birlikte ilk sinyallerini vermeye başlayabiliyor. </p>
<p>Diyabetik retinopatinin şeker hastalığının en ciddi komplikasyonlarından olduğunu belirten Doç. Dr. Burak Erden, retinopatinin sinsice ilerlediğine dikkat çekerek, Ramazan ayı bağlamında şu kritik bilgileri paylaşıyor:</p>
<p>&#8220;Uzun süreli açlık sırasında kan şekeri dalgalanmaları yaşanabilir. Eğer kişide gizli bir diyabet varsa, bu dalgalanmalar gözün en hassas tabakası olan retinadaki kılcal damarlarda sızıntılara veya genişlemelere yol açar. Gözde bulanık görme veya ışık parlaması şeklinde belirti gösterebilir. Diyabetik retinopati, şeker hastalığının görme kaybı ile sonuçlanabilen en ciddi komplikasyonlarından biridir ve ne kadar erken teşhis edilirse, ilerlemesini önleme veya mevcut hasarı tedavi etme şansımız o kadar yüksek olur.”</p>
<p><strong>Her 10 yetişkinden biri diyabetli </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ilk kez bulaşıcı niteliğe sahip olmayan salgın bir hastalık olarak nitelendirilen diyabetin ulaştığı rakamlar korkunç.   Diyabetli bireylerin sayısı hızla artarken, bu hastalığın göz sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri de giderek büyüyor. Doç. Dr. Erden, rakamlar hem Türkiye’de hem de dünyada endişe verici şekilde arttığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Diyabet, gözleri de vuruyor.   Diyabetik retinopati ise 50 yaş altındaki kişilerde körlüğe bile yol açabiliyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre, dünya genelinde 2025 itibarıyla 828 milyon yetişkin diyabetle yaşıyor. Bu rakamın 2050 yılına kadar 1,3 milyara ulaşması bekleniyor. Her 10 yetişkinden biri diyabetli olmasına rağmen, bu kişilerin önemli bir kısmı hastalığının farkında değil veya yeterli tedavi alamıyor.”  </p>
<p><strong>Ramazan öncesi muayene tavsiyesi</strong></p>
<p>Birçok göz hastalığının, özellikle retinopatinin erken evrelerde hiçbir belirti vermeden de ilerleyebileceğini hatırlatan Doç. Dr. Burak Erden, rutin göz muayenesinin altını çiziyor ve Ramazan öncesi yapılacak muayene ile birçok göz rahatsızlığının erken evrede teşhis edilebileceğini söylüyor.</p>
<p>Doç. Dr. Erden, “Ramazan öncesi yapılacak kontrollerde henüz belirti vermemiş diyabeti, yüksek tansiyonun damarlardaki tahribatını, glokom (göz tansiyonu) riskini görebiliyoruz. Ramazan’da değişen metabolizma hızı ve sıvı alımındaki azalma, göz içi dengelerini değiştirebileceği için, muayeneyi oruç öncesine çekmek kritik bir öneme sahiptir.&#8221;</p>
<p><strong>Kalıcı görme kaybı oluşur</strong></p>
<p>Diyabetin, gözün ağ tabakasında kanamalara ve sarı noktada ödem oluşumuna yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, “Bu durumların zamanında fark edilmemesi halinde kalıcı görme kaybı yaşanabilir. Erken teşhis edilen vakalarda görme kaybını önlemek mümkündür. Ancak birçok hasta, gözde ciddi hasar oluşana kadar muayeneye gitmiyor. Bu da geri dönüşü olmayan sonuçlara neden oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Retinadaki kılcal damarları bozuyor</strong></p>
<p>‘Diyabetik retinopati’nin, görme oranında yüzde 90’a varan kayıplara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Erden, şöyle dedi: “Diyabet, retinadaki kılcal damarların yapısını bozarak hücre kaybına, damar geçirgenliğinin artmasına ve sarı noktada sıvı birikimine neden olur. Zamanla retinada yeni damarlar oluşur, bu damarlar kanayabilir ve göz içinde zar oluşumuna yol açabilir. Sonuç olarak ciddi görme kayıpları ve ağrılı göz tansiyonu artışları meydana gelir.”</p>
<p><strong>Göz kuruluğu Ramazan’da belirginleşebiliyor</strong></p>
<p>Sadece retina hastalıkları değil göz kuruluğu gibi problemlerin de Ramazan’da belirginleşebileceğini belirten Doç. Dr. Burak Erden, sözlerini şöyle tamamlıyor:</p>
<p>&#8220;Vücudun uzun süre susuz kalması, gözyaşı kalitesini düşürerek şiddetli göz kuruluğuna ve buna bağlı bulanık görmeye neden olabilir. Bu nedenle, özellikle ailesinde şeker hastalığı öyküsü olanlar, 40 yaş üstü bireyler ve yüksek miyopisi bulunanların Ramazan öncesi kapsamlı bir göz taramasından geçmesi, oldukça önemlidir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gizli-goz-hastaliklari-ramazanda-fark-edilebilir-615225">Gizli Göz Hastalıkları Ramazan&#8217;da Fark Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 10:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aykan]]></category>
		<category><![CDATA[damlasını]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlalar, görme kaybını önlemek için basıncı kontrol altında tutan en kritik unsurlardan biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108">Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlalar, görme kaybını önlemek için basıncı kontrol altında tutan en kritik unsurlardan biri. Ancak birçok hasta, Ramazan ayında &#8220;orucum bozulur&#8221; kaygısıyla göz damlalarını ihmal edebiliyor. Konu hakkında önemli bilgilendirmelerde bulunan Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, tedavide kullanılan damlaların ihmal edildiği takdirde geri dönüşü zor görme kayıplarına sebep olabileceğini söyledi.</p>
<p>Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom hastalığının tedavisinde kullanılan damlaların aksatılmasının risklerinden bahseden Prof. Dr. Ümit Aykan, “Oruç tutacak kişilerin göz damlalarını ihmal etmemeleri ve tedavilerinin sürekliliğine dikkat etmeleri gerekiyor. Ramazan ayında, ‘iftardan sonra damlatırım’ şeklinde bir görüş olabiliyor ancak gün içindeki basınç dalgalanmaları sinir hücrelerine zarar verebilir” dedi.</p>
<p>Göz muayenesi olması gereken hastaların da Ramazan dolayısıyla tedavilerini ertelememeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aykan, muayene ve tedavide kullanılan göz damlasının orucu bozmayacağına dair Diyanet İşleri Başkanlığı&#8217;nın müspet görüşünün olduğunu da hatırlattı.</p>
<p><strong>İftarda aşırı su tüketimine dikkat</strong></p>
<p>Ramazan ayında uzun süreli susuzluğun ardından iftar sofrasında hızlı su tüketiminin göz sağlığı açısından tehlikelerine dikkat çeken Prof. Dr. Aykan, “İftarın hemen ardından, kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilen aşırı su tüketimi, göz içi basıncında ani ve sert yükselişlere neden olabilmektedir. Metabolizmanın sıvı adaptasyonunu sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi için su tüketimi iftar ile sahur arasındaki geniş zaman dilimine yayılmalıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlaç kullanımının sona ermesi mümkün</strong><br />Glokom hastalığında yenilikçi bir yöntem olarak öne çıkan stent tedavisinin, ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya cerrahi müdahale gerektiren hastalar için uygun bir seçenek olduğunu belirten Prof. Dr. Aykan, “İnsan vücuduna yerleştirilebilen en küçük implant olan stent tedavisi sayesinde, göz içi sıvısının akışını düzenleyerek basıncı düşürebiliyoruz. Böylece, glokom tedavisinde ilaç bağımlılığını ortadan kaldırırken, basınç kontrolünde yüksek başarı oranı sağlayabiliyoruz. Bu tedavi sonrası ilaç kullanımının azaltılması ya da tamamen kesilmesi de mümkündür. Ancak hastaların düzenli göz muayenelerine devam etmeleri ve doktorlarının önerilerine uymaları önemlidir” dedi.</p>
<p><strong>Kimler glokom açısından risk altında?</strong></p>
<ul>
<li>40 yaş üzerindeki kişiler</li>
<li>Ailesinde glokom öyküsü olanlar</li>
<li>Şeker hastalığı, hipertansiyon ve damar hastalığı olanlar</li>
<li>Miyoplar</li>
<li>Ciddi göz travması geçirenler</li>
<li>Uzun süreli kortizon kullananlar</li>
<li>Retina hastalıkları, üveit ve göz tümörleri glokom riskini artıran durumlar arasındadır.</li>
</ul>
<p><strong>Doktora ne zaman gidilmeli?</strong></p>
<p>Dünya genelinde körlük nedenleri arasında ikinci sırada yer alan bu ciddi hastalık, geç tanı konulduğunda geri dönüşü olmayan kalıcı görme kayıplarına yol açmaktadır. Hastalığın en yaygın türü olan açık açılı glokom, görme sinirinde telafisi mümkün olmayan ağır hasarlar oluşana kadar neredeyse hiçbir belirti vermez. Bu durum, hastaların ancak görme yetilerinin büyük bir kısmını kaybettiklerinde doktora başvurmalarına neden olur. Ancak unutulmamalıdır ki glokomda kaybedilen görme yetisini geri getirmek mümkün değildir; tedavinin tek amacı mevcut durumu korumaktır. Bu bakımdan düzenli göz muayeneleri, glokomun erken tanısı ve başarılı bir koruyucu tedavinin planlanmasında en güçlü anahtardır. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin şikâyetlerin ortaya çıkmasını beklemeden harekete geçmesi hayati önem taşır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-glokom-hastalarina-kritik-uyari-goz-damlasini-ihmal-etmeyin-614108">Ramazan&#8217;da Glokom Hastalarına Kritik Uyarı: &#8220;Göz Damlasını İhmal Etmeyin&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanseri yendi, ikinci baharı İleri Yaş Merkezi&#8217;nde yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanseri-yendi-ikinci-bahari-ileri-yas-merkezinde-yasiyor-610528</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[baharı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[örgü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yendi]]></category>
		<category><![CDATA[zekiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610528</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde hayata bağlanan 75 yaşındaki Zekiye Köse, kanser hastalığını yendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanseri-yendi-ikinci-bahari-ileri-yas-merkezinde-yasiyor-610528">Kanseri yendi, ikinci baharı İleri Yaş Merkezi&#8217;nde yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde hayata bağlanan 75 yaşındaki Zekiye Köse, kanser hastalığını yendi. Köse, “Burada ikinci hayatımı yaşıyorum. Bu zamana kadar hiç yaşamamışım ben, hep robot gibi çalışmışım. Burada sosyalleştim, hayatımı yaşıyorum, gezilere katılıyorum, insanlarla kaynaştım. Enerjim açıldı, iştahım açıldı, hastalığı da yendim” dedi.</b></p>
<p>Konak Belediyesi’nin ikinci baharını yaşayan 60 yaş üzeri Konaklılara ücretsiz hizmet veren Ziya-Zişan-Saadet Aytulun Kardeşler İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi, bir mucizeye tanıklık etti. Altı yıldır merkezde açılan kurslara katılan 75 yaşındaki Zekiye Köse, amansız hastalığını merkezde kendisine sağlanan sosyal imkanlar sayesinde yendi. Pankreas kanseri teşhisi konduktan sonra gördüğü tedavi sırasında hayata küsen, depresyona giren Köse’nin hayatı, İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’nin kapısından girdikten sonra tamamen değişti. Bir ay ömür biçilen Köse, altı yıldır üyesi olduğu merkezde, örgü başta olmak üzere çeşitli kurslara katılarak hayata tutundu, yeni arkadaşlar edinerek sosyalleşti; bulduğu moral ve motivasyonla hastalığının da üstesinden geldi.</p>
<p><b>Yaşama tekrar bağlandı</b></p>
<p>Halil Rıfat Paşa Caddesi’ndeki evinde bir kedi ve bir köpeğiyle birlikte yaşayan Köse, 32 yaşındayken eşinin vefat etmesi üzerine üç çocuğuyla birlikte yoğun bir hayat mücadelesi verdi. İki işte birden çalışarak çocuklarını büyüten Köse’ye bundan yaklaşık yedi yıl önce kanser teşhisi kondu. Ameliyat ve kemoterapilerin ardından saçları döküldü, bir daha insan içine çıkmak istemedi. Kızının onu yönlendirmesiyle, Ziya-Zişan-Saadet Aytulun Kardeşler İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’yle tanışan Köse’nin hayatı ve sağlığı günden güne daha iyiye gitti ve altı yıl içinde hem yaşama tekrar bağlandı hem de hastalığını geride bıraktı.</p>
<p><b>“Kanserim diye kendimi her şeyden soyutlamıştım”</b></p>
<p>Örgü ve yoga sınıfının en aktif katılımcılarından olan Köse, İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’ne nasıl başladığını ve hayatının nasıl yön değiştirdiğini şu sözlerle aktardı: “Kızım bir gün geldi, ‘Bizim evin arkasında Konak Belediyesi’nin İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi var, gel seni götüreyim’ dedi. Ben önce istemedim, ‘Zaten evde örgü örüyorum’ dedim. Kanserim diye kendimi her şeyden soyutlamıştım. Kimsenin yanına gitmek istemiyordum. Saçlarım döküldü diye sıkıntı yaşıyordum, depresyondaydım. Ama Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde beni çok güler yüzle karşıladılar, hiç yabancılık çektirmediler. O binayı yaptıranlardan, çalışanlardan, Nilüfer Hanım’dan Allah razı olsun.”</p>
<p><b>“Burada ikinci hayatımı yaşıyorum”</b></p>
<p>Önce örgü, sonra da yoga kursuna katılan Zekiye Köse’nin altı yıldır ürettiği el emeği örgü işleri, uzak köylerdeki çocuklara gönderildi ve çocukların kış aylarını sıcacık geçirmesini sağladı. 75 yaşında tanıştığı yoga ise hayatında köklü bir değişiklik yaparak nefes almaktan yürüyüşüne, hayatının her alanında iyileşme sağladı. Sağladığı imkan ve destekten ötürü Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya teşekkürlerini iletti. Zekiye Köse, zorluklar içinde geçen hayatının en güzel dönemini Konak Belediyesi’nin İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’nde yaşadığını dile getirerek, “32 yaşında dul kaldım, beyimi kanserden kaybettim. Üç çocuğumla birlikte hayat mücadelesi verdim. İki işe birden gittim; hem huzurevinde çalıştım hem büro temizliği yaptım. Ayıp diye bir şey yok. Çalışıp mücadele edeceksin. Burada ikinci hayatımı yaşıyorum; sosyalleştim, gezilere katılıyorum, insanlarla kaynaştım” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“Burada kendisini hayata bağladı”</b></p>
<p>Zekiye Köse’nin kızı Zeynep Köse de annesinin sağlık durumunun da yaşam standardının da her gün daha iyiye gittiğini görmekten çok mutlu olduğunu dile getirdi ve “Annem kanser hastasıydı, içine çok kapanmıştı. Onu İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi’ne yazdırdım. Burada çok mutlu oldu, kendisini hayata bağladı, burada hayat buldu. Ben de çok mutluyum” dedi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanseri-yendi-ikinci-bahari-ileri-yas-merkezinde-yasiyor-610528">Kanseri yendi, ikinci baharı İleri Yaş Merkezi&#8217;nde yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Feb 2026 05:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Enfekte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığına]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kimler]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609630</guid>

					<description><![CDATA[<p>Multipl skleroza, neredeyse herkesin vücudunda bulunan bir virüs neden oluyor. Yeni bir çalışma, neden yalnızca belirli kişilerin hastalandığını açıklıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epstein-Barr, (EBV), bir tür herpes virüsüdür (insanlarda uçuğa neden olan virüs) ve çeşitli kanserlerin yanı sıra otoimmün hastalıkların ortaya çıkmasına da katkıda bulunduğu kabul edilir. Damlacık yoluyla, örneğin tükürükle bulaşır. Yol açtığı hastalıklardan biri olan enfeksiyöz mononükleoz (ya da Pfeiffer bez ateşi) de bu nedenle &#8220;öpücük hastalığı&#8221; olarak da bilinir.</p>
<p>Epstein-Barr virüsünün, Multipl Skleroz (MS) hastalığının ortaya çıkmasında da rol oynadığı uzun zamandır biliniyor. Ancak sorun şu: Neredeyse herkes EBV ile enfekte oluyor ve virüsü ömür boyu vücudunda taşıyor; buna karşılık nüfusun yüzde birinden azı Multipl Skleroz hastalığına yakalanıyor.</p>
<p>Bu nasıl mümkün olabilir?</p>
<p>Araştırmacılar şimdi bu bilmecenin çözümüne biraz daha yaklaşmış olabilir. Yanıt, çoğu zaman olduğu gibi, genlerimizde gizli.</p>
<p><b>MS hastalarında bağışıklık sistemi sinirlere saldırıyor</b></p>
<p>Multipl Skleroz hastalarında, bağışıklık sistemi yanlış yönlenmiş durumda. Dışarıdan gelen istilacılara karşı yönelmesi gerekirken kendi vücuduna saldırıyor. Bağışıklık sisteminin bazı bölümleri, sinirlerimizin etrafında bir tür yalıtım tabakası gibi bulunan ve normalde sinyallerin iletilmesine yardımcı olan miyelin kılıflarına saldırıyor.</p>
<p>MS&#8217;e yakalanan kişilerde sıklıkla görme ve duyusal bozukluklar görülüyor. Önce karın kaslarını, ardından mesane ve bağırsakların kapatıcı kaslarını kontrol edemez hale gelebiliyorlar. En sonunda ise nefes almak için ihtiyaç duyduğumuz kaslar etkileniyor.</p>
<p>MS tedavisinde amaç, bağışıklık sistemini baskılamak. Oysa hastalık ortaya çıkmadan önce önlenebilseydi bu çok daha iyi olurdu.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-0-sjvLBaHz.jpg"/><br />MS hastalığının tedavisi için en çok kullanılan ilaçlardan biri de Dimethylfumara etken maddeli &#8220;Tecfidera&#8221; kapsülleridirFotoğraf: Anne-Sophie Wittwer/imageBROKER/picture alliance </figure>
<p><b>Epstein-Barr virüsü MS riskini nasıl artırıyor?</b></p>
<p>Çin, Almanya, İsviçre ve İngiltere&#8217;den bilim insanları, Epstein-Barr virüsünün belirli bir genetik yapı ile birlikte nasıl MS’e yol açtığını ortaya koydu.</p>
<p>Burada belirleyici olan HLA-DR15 adlı bir molekül olabilir. HLA molekülleri bağışıklık sistemimizin önemli bir parçasıdır. Belirli hücrelerin yüzeyinde küçük kollar gibi yer alırlar ve bağışıklık sistemine hücre içinde neler olup bittiğini sunarlar. Böylece bağışıklık savunmasının vücuda ait yapılarla yabancı yapılar arasında ayrım yapmasına yardımcı olurlar.</p>
<p>B hücreleri Epstein-Barr virüsü ile enfekte olduğunda, virüsün parçalarını diğer bağışıklık hücrelerine sunar. Böylece bağışıklık sistemini virüse karşı harekete geçirirler. Ancak burada bir sorun vardır: Sunulan virüs yapıları, sinirlerimizin etrafındaki yalıtım tabakasında da bulunan bir proteine neredeyse birebir benzer. Bu yanılsama sayesinde bağışıklık sistemi, bu miyelin proteinine saldıracak şekilde eğitilir.</p>
<p><b>Ölümcül benzerlik: Virüs proteinleri sinir dokusunu taklit ediyor</b></p>
<p>EBV ile MS arasındaki bağlantı uzun süredir biliniyordu. Ancak bilim insanları şimdi, enfekte B hücreleri HLA-DR15 molekülünü taşıdığında Epstein-Barr virüsünün daha da sinsi bir yol izlediğini ortaya koydu. Bu durumda virüs, enfekte ettiği hücreyi öyle bir biçimde değiştiriyor ki hücre, kendi başına miyelin proteinini sunuyor. Bu şaşırtıcı, çünkü &#8220;miyelinin bir B hücresinde aslında hiç yeri yok&#8221; diyor çalışmanın başındaki Robert Martin. Böylece MS hastalarının vücudu yalnızca kazara değil, bilinçli olarak kendine saldıracak şekilde yönlendiriliyor.</p>
<p>Buna rağmen HLA-DR15, MS’in ortaya çıkış mekanizmasını tamamen açıklayamıyor. Çünkü MS&#8217;e yakalananların yalnızca yaklaşık yarısında bu genetik yapı bulunuyor. Öte yandan Kuzey Avrupa&#8217;daki insanların yaklaşık dörtte biri HLA-DR15&#8217;e sahip; bunların ise yalnızca küçük bir kısmı MS geliştiriyor. Yani genetik paket ile virüsün bir araya gelmesi otomatik olarak MS&#8217;e yol açmıyor. Bu, hastalığın ortaya çıkma olasılığını artıran bir yapı taşı. Ancak Roland Martin, yine de &#8220;bunun açık ara en önemli genetik risk faktörü&#8221; olduğunu vurguluyor .</p>
<p><b>Kritik zamanlama: Gençlik dönemindeki enfeksiyonlar neden riskli?</b></p>
<p>MS&#8217;in gelişimi açısından, EBV enfeksiyonunun ne zaman geçirildiği de belirleyici. En kırılgan dönemler, geç çocukluk ve erken yetişkinlik olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Sağlıksız beslenme, D vitamini eksikliği, sigara kullanımı, çevre kirliliği, vardiyalı çalışma ya da obezite de olumsuz etki yapabilir, diyor Martin.</p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/02/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-1-qQ8WPWGt.jpg"/><br />MS&#8217;in en yaygın sonuçlarından olan felç, bazen beyinden (merkezî) bazen de doğrudan omurilik veya hayatî bir organa giden sinirlerin (periferik) hasar görmesinden kaynaklanıyorFotoğraf: bilderbox.de</figure>
<p><b>Neden hâlâ EBV&#8217;ye karşı bir aşı yok?</b></p>
<p>MS uzmanları, bir insanın EBV ile hiç enfekte olmamasını sağlayacak bir aşının mümkün olmadığını düşünüyor. Bunun nedeni, virüsün insana son derece iyi uyum sağlamış olması.</p>
<p>Daha olası olan ise bir kişi EBV ile enfekte olduğunda Pfeiffer bez ateşinin ortaya çıkmasını engellemek. Roland Martin, &#8220;Bunu muhtemelen erken çocukluk döneminde yapılacak bir aşıyla başarmak mümkün olabilir ve bu çok büyük bir kazanım olur&#8221; diyor.</p>
<p>Öpücük hastalığı belirtilerle seyrettiğinde, ilerleyen yıllarda MS&#8217;e yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, hastalığı kontrol altına almak için burada erken müdahale etmek istiyor.</p>
<p><b>İlk EBV aşılarının geliştirilmesi ne kadar sürer?</b></p>
<p>İlk aşı adayları şu anda çalışmalarda test ediliyor. Martin, &#8220;Aşı şu anda son derece, son derece büyük ilgi gören bir konu&#8221; diyor. Yıllar süren temkinli yaklaşımın ardından alanda hareketlilik başlamış durumda.</p>
<p>Martin&#8217;in ekibi, yeni keşfedilen bu mekanizmayı olası tedaviler için kullanmak istiyor. Bilim insanı, EBV parçalarını sunan ya da bunlara tepki veren bağışıklık hücrelerini hedef alarak ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini söylüyor:</p>
<p>&#8220;Bunun işe yarayıp yaramayacağı ayrı bir mesele&#8221; diye ekliyor. &#8220;Ama bunun için artık araçlara sahibiz.&#8221;</p>
<p>Bu tedaviler yalnızca HLA-DR15 genetik paketine sahip MS hastaları için geçerli olacak olsa da, bu bile MS ile mücadelede büyük bir başarı anlamına gelebilir.</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ms-hastaligina-kimler-neden-yakalaniyor-609630">MS hastalığına kimler neden yakalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer hastalığı Nilüfer&#8217;de detaylı ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastaligi-niluferde-detayli-ele-alindi-600098</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[baran]]></category>
		<category><![CDATA[Ehliyet]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600098</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği seminerde Alzheimer hastalığının evreleri, korunma yolları ve hukuki boyutu ele alındı. Seminerde, vasi tayini, hukuki ehliyet ve yaşlı istismarına karşı alınması gereken yasal önlemler de paylaşıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastaligi-niluferde-detayli-ele-alindi-600098">Alzheimer hastalığı Nilüfer&#8217;de detaylı ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği seminerde Alzheimer hastalığının evreleri, korunma yolları ve hukuki boyutu ele alındı. Seminerde, vasi tayini, hukuki ehliyet ve yaşlı istismarına karşı alınması gereken yasal önlemler de paylaşıldı.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Alzheimer hastalığı ve hukuki süreç” konulu seminer Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin’in de takip ettiği seminere ilgi yoğun oldu. <br />Moderatörlüğünü Prof. Dr. Mustafa Bakar’ın yaptığı seminerde nöroloji uzmanı Doç. Dr. Demet Yıldız, adli tıp ve nöroloji uzmanı Dr. Elif Nalan Tolgay ve avukat Muzaffer Baran konuşma yaptı. Nöroloji uzmanı Doç. Dr. Demet Yıldız, Alzheimer’ın genellikle yaşlılıkta ve çeşitli zihinsel bozukluklarla ortaya çıkan bir beyin hastalığı olduğunu söyledi. Şikâyetlerin genellikle unutkanlık ile başladığını dile getiren Yıldız, erken evrede tespit edilmesinin önemli olduğunu dile getirdi. Hastalığın ruhsal belirtileri de olduğunu ifade eden Yıldız, “Huzursuzluk, uyku bozukluğu, depresyon gibi ruhsal belirtileri de olabiliyor. Başlangıç evresinde yolu, tarihi şaşırma, kelime bulamama gibi belirti verirken, orta evrede kişileri tanıyamama başlar ve yıkanma ile beslenme konusunda yardım gerekir. Kişi, ileri evrede ise yakınları tanıyamaz” dedi. Demansa yakalanmamak için genetik faktörlerin önemli olduğuna işaret eden Yıldız, eğitim ve sağlıklı yaşamın koruyucu bir faktör olduğunu dile getirdi.</p>
<p>İSTİSMARA DİKKAT</p>
<p>Adli tıp ve nöroloji uzmanı Dr. Elif Nalan Tolgay, Alzheimer’da yaşlı istismarı konusuna değindi. Hastaların kandırılmaya ve telkine açık hale geldiğini ifade eden Tolgay, “Hastalığın başlangıç dönemlerinde yasal danışman uygun olurken, ilerleyen dönemlerde hastanın vesayet altına alınması gerekir” dedi. Erken evre demansta, hukuki ehliyetin raporlanmasında, kararın ve zamanın spesifik olduğunu anlatan Tolgay, “Evini satmaya kalkan kişinin bugün için hukuki ehliyeti tam olabilir ancak bu durum ertelenirse yeniden raporlama yapıldığında aynı olaya ehliyeti olmayabilir. Mesela, araç satabilir ama her şeyini çocuğuna devretmek için hukuki ehliyeti olmayabilir. Raporun hangi hukuki işlem için verildiği önemlidir” diye konuştu.</p>
<p>VASİLER HARCAMALARI RAPOR ETMELİ</p>
<p>Avukat Muzaffer Baran, söz konusu hastalıkta vasi tayin edilebileceğini ve bunun önemli bir sorumluluk söyledi. Bu tip konularda beraber yaşadığı çocuğu varsa öncelikli olduğunu dile getiren Baran, “Birinci derece yakını önceliklidir. Ancak yoksa, mahkeme bazen uzak akrabaları vasi tayin edebilir” dedi. Vasinin sadece hastanın günlük harcamaları yapmakla sınırlı olduğunu vurgulayan Baran, “Vasi tayin olan kişi, vasi tayin edilen kişinin tüm varlığını harcayabileceğini düşünüyor. Ancak harcayamaz. Mesela evini satamaz. Yıl sonunda harcamaların gelir gider raporunu vermelidir” diye konuştu. Baran, hastanın suiistimal edildiği düşünülüyorsa hemen bildirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p>TEDAVİDE GELİŞMELER VAR</p>
<p>Mustafa Bakar, Alzheimer hastalığında tanı yöntemleri ve tedavide gelişmelerin olduğunu söyledi.  Genellikle yaşlılarda görülse de son yıllarda 30’lu yaşlardaki kişilerde de rastlandığına dikkat çeken Bakar, “Hastalık ne kadar erken başlarsa maalesef o kadar hızlı ilerliyor. Bir ailede böyle bir öyküsü varsa kontrol edilmesi gerekiyor. Tedavilerdeki gelişmeler daha çok hastalığın ilk aşamalarında etkili” dedi. Mustafa Bakar, kişinin tansiyon, şeker, kalp rahatsızlığı varsa sürekli kontrol edilmesi gerektiğine vurgu yaparak, kişinin beynini çalıştırmasının hastalıktan koruyacağını söyledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastaligi-niluferde-detayli-ele-alindi-600098">Alzheimer hastalığı Nilüfer&#8217;de detaylı ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor. Risk grubundaki bireylerde erken değerlendirme ve endoskopik tarama, hastalığın seyrini belirleyen en kritik adımı oluşturuyor. Güncel tedavi yaklaşımları ise cerrahinin neoadjuvan tedavi ile birlikte uygulanması durumunda sağkalımın belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu nedenle hem hastaların belirtileri geciktirmeden dikkate alması hem de tanı ve tedavi süreçlerinin doğru planlanması büyük önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Nezih Onur Ermerak, özofagus kanserinin belirtileri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özofagus kanserinin sıklığı dünyada artıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri, dünya genelinde kanser ilişkili yaşam kayıplarında üst sıralarda yer almaktadır. Özofagus kanserinin Skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve Adenokarsinom (AC) olmak üzere iki ana tipi bulunur. SCC çoğunlukla tütün, alkol ve çok sıcak içecek tüketimiyle ilişkilidir. AC ise reflü hastalığı ve Barrett özofagusu zemininde ortaya çıkar. Son verilere bakıldığında özellikle Batı ülkelerinde obezite artışıyla birlikte adenokarsinom sıklığı son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiğini görmekteyiz.</p>
<p><strong>“Kendiliğinden geçer” diye kontrolleri ertelemeyin</strong></p>
<p>Özofagusun genişleme kapasitesi yüksek olduğu için tümör başlangıçta fark edilmeden büyüyebilir. Hastalığın çoğu zaman geç dönemde ortaya çıkan belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Göğüs veya sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Yutulan gıdaların geri gelmesi</li>
<li>İleri evrede ses kısıklığı</li>
<li>Yemek ya da sıvıların solunum yoluna kaçması</li>
</ul>
<p>Özofagusun en sık ve en belirgin semptomu yutma güçlüğüdür. Katı gıdalarda başlayan zorluk zamanla sıvılara doğru ilerler. Bu belirtilerin “kendiliğinden geçer” düşüncesiyle önemsenmemesi tanının gecikmesine neden olabilir. Özellikle risk grubundaki bireylerde erken tanı açısından endoskopik değerlendirme büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğru evreleme ile tedavi başarısı artar</strong></p>
<p>Belirtilerin geciktirilmeden değerlendirilmesi ve risk grubundaki bireylerin düzenli endoskopik takiplerinin yapılması, hastalığın seyrini değiştiren en kritik adımdır. Özofagus kanseri tanısında temel yöntem endoskopi ve biyopsidir. Değerlendirmede ayrıca EUS (endoskopik ultrasonografi) uygulanır. Tümörün derinliği ve lenf nodu tutulumunu belirlemede en duyarlı yöntem olan endoskopik ultrasonografidir. Kesin evrelemeyisağlamak için BT, PET-CT ve uygun hastalarda laparoskopi de planlama sürecinde yer alabilir. Doğru evreleme, tedavi başarısının en önemli belirleyicisidir.</p>
<p>Özofagus kanseri çoğu zaman sessiz ilerleyen ancak modern tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Güncel yaklaşım; neoadjuvan tedavi, cerrahi, uygun hastada adjuvan immünoterapi kombinasyonununsağkalımı belirgin şekilde artırdığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Cerrahide tedavi seçenekleri çeşitlendi</strong></p>
<p>Evre I–III özofagus kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın kontrol altına alınmasında temel basamaklardan biridir. Günümüzde cerrahi girişimler çoğunlukla kemoterapive/veya radyoterapiyi içeren multimodal tedavi yaklaşımlarının bir parçası olarak planlanmaktadır. Tümörün yerleşimine ve hastanın genel durumuna göre farklı cerrahi teknikler uygulanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>İvor Lewis özofajektomi,</strong> ameliyat karın ve sağ göğüs yoluyla gerçekleştirilir ve yemek borusu ile mide arasındaki bağlantı göğüs boşluğu içinde yapılır. </li>
<li><strong>McKeown </strong>olarak adlandırılan üç aşamalı özofajektomide ise boyun bölgesinde bağlantı oluşturulur. Bu yöntem özellikle üst yerleşimli tümörlerde avantaj sağlar. </li>
<li><strong>Transhiatal özofajektomi,</strong> göğüs boşluğuna girilmeden uygulanması sayesinde akciğerle ilişkili komplikasyonların daha az görüldüğü bir seçenektir. </li>
<li><strong>Minimal invaziv özofajektomi (MIE)</strong> yöntemlerinde laparoskopik ve torakoskopik teknikler kullanılır. TIME çalışması bu yaklaşımın daha az komplikasyonla ve daha hızlı iyileşme ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.</li>
</ul>
<p><strong>Neoadjuvan tedavi yaşam kalitesi ve süresini artırıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri, ameliyat öncesinde uygulanan neoadjuvan kemoradyoterapidir. Özellikle T2-T3 evre hastalarda kullanılan CROSS protokolü, günümüzde standart tedavi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Bu yöntem, cerrahi sonrasında tümörün tamamen çıkarılma oranını artırırken, hastaların uzun dönem sağkalımını da anlamlı ölçüde iyileştirmektedir. </p>
<p><strong>İmmünoterapi nüks riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Ameliyat ve neoadjuvan tedaviye rağmen tam yanıt alınamayan hastalarda adjuvan immünoterapi önemli bir seçenektir. CheckMate-577 çalışması, nivolumab tedavisinin nüks oranlarını belirgin şekilde azalttığını göstermiş ve bu uygulama birçok ülkede standart tedaviye girmiştir.</p>
<p><strong>Erken evre hastalarda endoskopik çözümler</strong></p>
<p>T1a evresindeki sınırlı tümörlerde cerrahiye gerek kalmadan “Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR)” ve “Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD)”uygulanabilir. Özellikle Barrett zeminindeki erken evre adenokarsinomlarda ESD yüksek başarı oranları sunar. EMR endoskopi sırasında, yüzeydeki küçük bir lezyonun alt kısmına sıvı verilerek kabartılması ve tel bir halka ile (snare) kesilerek çıkartılması işlemidir ve genellikle küçük ve yüzeyel lezyonlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir. ESD ise lezyonun özel bir aletle lezyonun alt kısmına girilerek ayrılması ve tek parça halinde rezeksiyon yapılan bir işlemdir ve daha büyük erken evre lezyonlarda kullanılan bir tedavi şeklidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 11:21:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gravis]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[Kas Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[myastenia]]></category>
		<category><![CDATA[Myastenia Gravis]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor. Genç kadınlarda ve ileri yaş erkeklerde daha sık görülen Myastenia Gravis hastalığı; göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk ve kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Myastenia Gravis kas hastalığında erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleri artan bireylerin mutlaka bir nöroloji doktoruna gitmesi gerektiğini söylüyor. Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis Hasta Okulu’nu düzenleyen Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer bu rahatsızlıkla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Bilinirlik Myastenia Gravis hastalığının tanısını kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer “Myastenia Graavis’in ciddi bir kas hastalığı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı; Myastenia Gravis göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk, kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Tedavisi olan bir kas hastalığı, bir kür olmasa bile elimizdeki tedavilerle bugün çok iyi kontrol altına alabiliyoruz. Ancak hastalığın toplumsal bilirliğinin artırılması Myastenia Gravisin toplumda henüz çok duyulmuş bir kas hastalığı olması nedeniyle hastaların bu belirtileri ihmal etmenine neden olabiliyor. Bu nedenle toplumda hastalığın bilinirliğin artması erken tanıyı kolaylaştırarak erken tanıyla hastaların çok daha iyi tedavi imkanlarına ulaşmasını sağlamasını istiyoruz. </p>
<p><strong>Göz kapağı düşüklüğü Myastenia Gravis belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Nadir görülen her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülebiliyor. Ancak çevresel şartlar ve otoimmün bir hastalık olması nedeniyle görünürlüğü giderek artıyor. Yaşamın her alanını etkileyebiliyor. Hastalık genç kadınları ve ileri yaş erkekleri daha çok etkileyebiliyor. Bu nedenle </p>
<ul>
<li>Tek tarafta göz kapağı düşüklüğünüz varsa</li>
<li>Konuşurken, yutma ve çiğneme sırasında yorgunluk hissediyorsanız</li>
<li>Yutarken yiyecekler boğazınıza takılıyorsa</li>
<li>Kol ve bacaklarınızda güçsüzlük ve kolay yorulma şikayetiniz varsa</li>
</ul>
<p>En önemlisi de bu belirtiler gün içinde dalgalanma gösteriyorsa, yani sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleriniz belirginleşiyorsa, mutlaka bir nöroloji ekibine gidip Myastenia Gravis hastalığı araştırılması gerekiyor”</p>
<p><strong>HER 10 MYASTENİA GRAVİS HASTASINDAN BİRİ TİMUS KANSERİ RİSKİ ALTINDA</strong></p>
<p>Farkındalık çalışmalarının hastaların tedaviye ulaşma süreçlerini olumlu etkilediğini belirten Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel ise “Myastenia Gravis dediğimiz sinir-kas hastalığının yaygınlaştırılması ve bilincinin arttırılmasına dair katılımı çok yüksek bir toplantı. Amaç burada hastalarımızı bilgilendirmek. Çünkü bilinçsiz hastalarda sorunlar katlanarak ve artarak devam ediyor. Bu nedenle de önceden bunları bilip hazırlığımızı yapıp, ona göre bu hastalardan tamamen kurtulmak mümkün olabilmekte. Cerrahi bunun tedavisinin büyük bir parçası. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 7 tanesinde timus bezinde büyüme saptanıyor. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 1 tanesinde ise bu büyüme tümörle ilişkili, yani timus kanseriyle ilişkili” diye konuştu.</p>
<p><strong>ÜNLÜ SANATÇI ERDAL ÖZYAĞCILAR, MYASTENİA GRAVİS HASTALIĞINI FARKINDALIK ETKİNLİĞİ İLE TANIDIĞINI SÖYLEDİ </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis hastalığının farkındalığını artırmak, hasta ve yakınlarını bilgilendirmek amacıyla ikincisi düzenlenen ‘Myastenia Gravis Hasta Okulu’ programına katılan ünlü sanatçı Erdal Özyağcılar, “Myastenia Gravis hastalığının bilinen bir hastalık olmadığını ve bu hastalığı hastalığı Prof. Özlem Güngör ve bu etkinliklerle tanıdım” dedi. </p>
<p>İlki Şubat 2025’te düzenlenen Myastenia Gravis Hasta Okulu’nun bu yıl gerçekleştirilen ikinci programında hastalara yönelik “Myasthenia Gravis Yaşam Derneği”nin de kurulduğu açıklandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 07:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşma]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Grip, ani ateş ve şiddetli kas-eklem ağrıları ile başlar!</strong></p>
<p>Grip hastalığının, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, bir enfeksiyon hastalığı olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlar.” dedi.</p>
<p>Sonrasında hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtilerin eklendiğini ifade eden Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Ateşin 39°C’nin üzerinde olması, şiddetli kas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmek zorlaşır ve hastaların 3 ila 7 gün yatarak dinlenmesi gerekebilir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolur ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da 2 haftaya kadar devam edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ciddi sonuçlara neden olabilen grip, soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hatta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip hastalığının halk arasında sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırıldığına işaret eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmez ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalı. Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlar. Orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sözü edilen bu kadar özelliğin üstüne hastalığın spesifik tedavisinin olmadığını da eklersek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılabilir.” </p>
<p><strong>Grip, çok kolay bulaşan ve önlemesi zor bir hastalık!</strong></p>
<p>Grip hastalığına neden olan Influenza virüsünün çok kolay ve hızlı bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile taşınması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile temas başlıca bulaşma yollarıdır.” dedi.</p>
<p>Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olmasının bulaşıcılığı daha da arttırdığını dile getiren Dr. Mamçu, “Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokar. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşıma araçlarında çok kolay bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış kişilerde yani hastalığın kuluçka süresince de bulaştırma mümkündür. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu aşılanma!</strong></p>
<p>Grip hastalığına yakalandıktan sonra kullanılan ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve antigribal ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabildiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu  ‘aşılanma’dır.” dedi. </p>
<p>Dünyanın önde gelen sağlık otoritelerinin paylaştığı, kimlerin hangi durumlarda aşılanması gerektiğine dair bilgilere değinen Dr. Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bronşiyal astım hastaları, kalp ve damar sistemi hastalıkları olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, 65 yaşından büyük kişiler, bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler, grip mevsimi sırasında gebeliklerinin ikinci yada üçüncü 3 aylık dönemi içerisinde bulunacak olan gebeler, huzurevleri veya kışlalar toplu halde yaşanılan yerlerde kalanlar, sağlık personeli ve hastane görevlileri ile yüksek risk altındaki kişilere virüsü bulaştırabilecek kişilerin mutlaka aşılanması öneriliyor. Ayrıca toplum hizmetinde çalışanlar, okul ve kreş gibi virüsün kolaylıkla bulaşabildiği kalabalık ortamlarda bulunanlar, sık seyahat edenler, gribin yol açacağı iş gücü kaybını engellemek isteyenler ile grip olmak istemeyen herkesin grip aşısı olması tavsiye ediliyor. </p>
<p>Grip aşısı  tüm kış sezonu boyunca uygulanabilir. Ancak aşıdan tam yarar sağlanması açısından grip salgınlarının başlamasından önce aşının uygulanması gerekir. Bu nedenle en uygun zaman sonbahar aylarıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 07:43:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerden]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[inmeye]]></category>
		<category><![CDATA[kalbe]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sevim]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, <strong>19 Kasım Dünya KOAH Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”</p>
<p><strong>Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!</strong></p>
<p>Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!</strong></p>
<p>Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”</p>
<p><strong>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</strong></p>
<p>Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-2-593539">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 14:27:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[içicilikten]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[pasif]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan, ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olan KOAH’ın en önemli nedenleri arasında, tütün ve tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917">KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan, ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olan KOAH’ın en önemli nedenleri arasında, tütün ve tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, tütün ve tütün ürünleri kullanımının KOAH&#8217;ın ana nedeni olduğunu vurgulayarak “KOAH&#8217;ı önlemenin en etkili yolu, sigarayı bırakmak, tütün ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmaktır” dedi. Pasif içicilikten korunmanın da önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, başkalarının sigara dumanına maruz kalmaktan kaçınılmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>20 Kasım Dünya KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) Günü, tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen ancak büyük ölçüde önlenebilir olan bu kronik akciğer hastalığı hakkında farkındalığı artırmak için her yıl tüm dünyada kutlanıyor. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, 20 Kasım Dünya KOAH Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada KOAH hastalığı, önlenmesi ve tedavi yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes alma ve verme zorlaşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığının (KOAH), solunum yollarında hava akışının kısıtlanmasıyla oluşan ilerleyici ve sürekli bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “Bu kısıtlanma, akciğerlerdeki hava keseciklerinin (alveol) hasar görmesi (amfizem) ve/veya hava yollarının iltihaplanıp daralması (kronik bronşit) sonucu gelişir. Hastalar ilk aşamada nefes vermekte zorlanırken, zamanla hem nefes alma hem verme giderek zorlaşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tütün ürünleri kullanımı ilk sırada yer alıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH&#8217;ın nedenleri arasında en belirleyici olan faktörlere değinen Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tütün ve tütün ürünleri kullanımı</span></span></span></b><span><span><span>: KOAH&#8217;ın ana nedenidir. Sigara, e-sigara içiciliği, pasif içicilik, puro veya pipo kullanımı, nargile ya da diğer tüm tütün ürünleri, vakaların büyük çoğunluğundan sorumludur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hava kirliliği</span></span></span></b><span><span><span>: Hem iç (biyoyakıt, odun, tezek gibi yakıtlar ya da tandır dumanı), hem de dış mekan hava kirliliği önemli risk faktörleridir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mesleki maruziyet</span></span></span></b><span><span><span>: İş yerinde toz, kimyasal madde ve dumanlara uzun süre maruz kalmak KOAH gelişimine yol açabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genetik yatkınlık</span></span></span></b><span><span><span>: Nadir de olsa, &#8220;Alfa-1 Antitripsin&#8221; adlı bir proteinin eksikliği, özellikle genç yaşta KOAH gelişimine neden olabilir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İki aydan uzun süren öksürük ciddiye alınmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH&#8217;ın belirtilerinin genellikle yavaş başladığını ve zamanla kötüleştiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, hastaların bu belirtileri sıklıkla &#8220;yaşlanmanın doğal bir parçası&#8221; veya &#8220;sigara öksürüğü&#8221; olarak görmesi nedeniyle doktora başvurmakta gecikebildiğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “En yaygın belirtileri şöyle sıralayabiliriz: Özellikle fiziksel aktivite sırasında artan nefes darlığı; kronik (iki aydan uzun süren) öksürük; balgam üretimi, bu genellikle sabahları daha belirgindir. Nefes alırken veya verirken hırıltı veya ıslık sesi; göğüste sıkışma hissi; sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları; ileri evrelerde yorgunluk, kilo kaybı ve ayak bileklerinde şişlik (ödem)” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH yönetilebilir bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH’ın nezle ya da grip gibi atlatılan bir hastalık olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “KOAH, adı üstünde kronik bir hastalıktır. Akciğerlerde oluşan hasar kalıcıdır ve tam olarak geri döndürülüp tamamen iyileştirilemez (kür sağlanamaz). Bu nedenle KOAH, nezle veya grip gibi &#8220;atlatılabilen&#8221; bir hastalık değildir. Hastalık teşhis edildikten sonra ömür boyu devam eder. Bu nedenle en önemli adım, KOAH oluşumunun engellenmesidir. Ancak KOAH olduktan sonra hastalık kesinlikle tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tedavide öncelikle nefes açıcı ilaçlar kullanılıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH tedavisinin temel amaçlarına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, bu hedefleri belirtileri (nefes darlığı, öksürük) hafifletmek, hastalığın ilerleyişini yavaşlatmak, “alevlenme&#8221; adı verilen ani kötüleşme dönemlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmak ve hastanın efor kapasitesini ve genel yaşam kalitesini artırmak olarak sıraladı. Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, “Tedavide öncelikle nefes açıcı (bronkodilatatör) ilaçlar (genellikle inhaler-solunum yoluyla alınan cihazlar), pulmoner rehabilitasyon (fiziksel egzersiz ve eğitim), gerekirse; kortizon tedavileri, oksijen tedavisi ve enfeksiyon tedavileri kullanılır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigara bırakılmalı ve pasif içicilikten korunulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>KOAH’ın büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, hastalığın önlenmesi için yapılması gerekenler ve alınacak tedbirleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı bırakmak:</span></span></span></b><span><span><span> KOAH&#8217;ı önlemenin en etkili yolu, tütün ve tütün ürünlerinden tamamen uzak durmaktır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Pasif içicilikten korunmak:</span></span></span></b><span><span><span> Başkalarının sigara dumanına maruz kalmaktan kaçının.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Temiz hava solumak:</span></span></span></b><span><span><span> İç ve dış ortam hava kirliliğinden mümkün olduğunca kaçının. Evinizi düzenli havalandırın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşyeri güvenliği:</span></span></span></b><span><span><span> Riskli iş kollarında (madencilik, tekstil, inşaat, egzoz tamirciliği vb.) çalışanlar mutlaka koruyucu maske kullanmalı ve işyeri havalandırma kurallarına uymalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH&#8217;lı hastalar nelere dikkat etmelidir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, KOAH tanısı alan hastaların yaşam kalitelerini korumak için dikkat etmeleri gereken altın kuralları da şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sigarayı derhal bırakmak</span></span></span></b><span><span><span>: Tedavinin temel taşıdır. Sigarayı bırakmak, hastalığın ilerleyişini yavaşlatan kanıtlanmış tek yöntemdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İlaçları doğru kullanmak</span></span></span></b><span><span><span>: Doktorun verdiği inhaler (nefes açıcı) cihazları doğru teknikle ve düzenli olarak kullanmak hayati önem taşır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşılarını yaptırmak</span></span></span></b><span><span><span>: KOAH hastaları enfeksiyonlara karşı çok hassastır. Alevlenmeleri önlemek için mutlaka doktorun uygun gördüğü takvimde zatürre (pnömokok) aşısı ve yıllık grip (influenza) aşısı yaptırmalıdırlar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aktif kalmak:</span></span></span></b><span><span><span> Nefes darlığı nedeniyle hareketten kaçınmak bir kısır döngü yaratır. Doktorun önerdiği şekilde pulmoner rehabilitasyon (akciğer rehabilitasyonu) programlarına katılmak veya düzenli yürüyüş yapmak kas gücünü ve nefes kapasitesini artırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sağlıklı beslenmek</span></span></span></b><span><span><span>: İdeal kiloyu korumak, dengeli ve sağlıklı beslenmek solunum kaslarının daha verimli çalışmasına yardımcı olur.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tetikleyicilerden kaçınmak:</span></span></span></b><span><span><span> Duman, keskin kokular (parfüm, deterjan), soğuk hava ve hava kirliliği gibi tetikleyicilerden uzak durulmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli doktor kontrolü: </span></span></span></b><span><span><span>Hastalığın seyrini izlemek için düzenli olarak göğüs hastalıkları uzmanına kontrole gitmek şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>KOAH’ta erken tanı kritik önemde</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Tuba Çiftçi Küsbeci, sözlerini şöyle tamamladı: “Dünya KOAH Günü&#8217;nde vurgulamak istediğimiz en önemli mesaj erken tanının kritik önemidir. Eğer 40 yaşın üzerindeyseniz, sigara içiyorsanız veya içtiyseniz ve basit bir merdiven çıkarken bile nefesiniz daralıyorsa, sık öksürüyorsanız veya balgam çıkarıyorsanız; bu durumu ‘sigara öksürüğü’ veya ‘yaşlılık’ olarak geçiştirmeyin. Bu belirtiler KOAH&#8217;ın habercisi olabilir. &#8220;Nefes Ölçüm Testi&#8221; (Solunum Fonksiyon Testi &#8211; SFT) adı verilen basit ve ağrısız bir test ile KOAH tanısı kolayca konulabilmektedir. Erken tanı, akciğer fonksiyonları henüz ciddi düzeyde bozulmadan tedaviye başlama ve yaşam kalitesini koruma şansı demektir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahtan-korunmak-icin-sigara-ve-pasif-icicilikten-uzak-durulmali-592917">KOAH&#8217;tan korunmak için sigara ve pasif içicilikten uzak durulmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerden]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik Sigara]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[inmeye]]></category>
		<category><![CDATA[kalbe]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sevim]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH’nın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) en önemli nedenini sigara, puro, pipo, nargile ve elektronik sigara kullanımı ile pasif içicilik yani bu maddelerin dumanına maruz kalmak oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> “Son yıllarda hızla yaygınlaşan KOAH, solunum yollarında kalıcı tıkanıklık ve nefes darlığına yol açan, ilerleyici bir hastalıktır. Belirtileri arasında sürekli ve şiddetli öksürük, balgam ve nefes darlığı bulunan KOAH, günümüzde dünya genelinde 40 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10’unda görülmektedir” diyor. Prof. Dr. Tülin Sevim, <strong>19 Kasım Dünya KOAH Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, gençler arasında da özellikle sigara ve e-sigara  kullanımının artması sonucu, tehlikenin hızla yaygınlaştığı KOAH hastalığını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Tek bir sigaranın dumanında 7 binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve 70 tanesi de kanser yapıcı madde sınıfında yer alıyor. Üstelik, yapılan çalışmalar; sigara kullanmayıp, pasif içiciliğe maruz kalmanın da zarara yol açabildiğini ortaya koyuyor. O zararlardan birinin de, dünyada ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH yani Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı olduğunu vurgulayan <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tülin Sevim</strong> şöyle konuşuyor: “Yapılan birçok çalışmada; aktif sigara içiminin KOAH gelişimi için en önemli risk faktörü olduğu kanıtlanmıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda; pasif içiciliğin de KOAH gelişimine neden olduğu gösterilmiştir. 25 bin 592 hastayı kapsayan bir meta-analizde pasif içicilerde KOAH gelişme riskinin, pasif içici olmayan kişilere göre 2,25 kat arttığı saptanmıştır. Pasif içicilik yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır.”</p>
<p><strong>Pasif içicilik çocukları da, gençleri de vuruyor!</strong></p>
<p>Pasif içicilik, başkalarının içtiği tütün ürününden (sigara, puro, pipo, nargile vb) kaynaklanan dumanın solunması anlamına geliyor. Pasif içiciliğin özellikle çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Sigara dumanına maruz kalındığında; gözlerde tahriş, sulanma, yanma, baş ağrısı, burunda rahatsızlık, öksürük, boğaz ağrısı, nefes darlığı ve astım hastalığının alevlenmesi gibi şikayetler hemen ortaya çıkabilmektedir. Ebeveynleri sigara içen veya sigara içilen ortamlarda bulunan bebek ve çocuklar en riskli gruptur. Pasif içicilik çocukların akciğerlerine ve bağışıklık sistemine büyük zarar vermektedir, ani bebek ölümleri daha sık görülmektedir. Bu çocuklarda akut solunum yolu enfeksiyonları, bronşit, zatürre, orta kulak iltihabı ve astım atağı yaşıtlarına göre daha sıktır. İleri yaşlarda da akciğer hastalığına yakalanma riskleri daha fazladır. Pasif içicilik erişkinlerde de; kalp hastalığı, felç (inme), akciğer kanseri ve KOAH gibi hastalıklar için risk oluşturmaktadır. Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kalan kişilerde koroner arter hastalığı riski yüzde 25–30 artmıştır. Bu kişilerde felç riskinin de yüzde 20-30 arttığı bildirilmektedir.”</p>
<p><strong>Elektronik sigaranın yıkıcı tahribatı çok yüksek!</strong></p>
<p>Elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, son 10 yıl içinde tütün endüstrisi tarafından dünya genelinde ‘daha az zararlı’ olarak pazarlandığını ancak yapılan çalışmaların bunun tam tersine işaret ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim şöyle konuşuyor: “Yapılan araştırmalarda; elektronik sigaralarda 16 binden fazla çeşit tatlandırıcı saptanmıştır. Araştırmalarda, elektronik sigarayı denemiş gençlerin ve çocukların, daha sonra sigara içmeye başladığı; daha önce sigara içip bırakan yetişkinlerin ise elektronik sigara kullandıklarında yeniden sigaraya başlama risklerinin 4-6 kat arttığı gösterilmiştir. Elektronik sigara kullanan gençlerin sigara, esrar gibi diğer bağımlılıklara geçiş yaptığı da bildirilmektedir. Bu veriler, elektronik sigaraların, nikotin bağımlılığının sürmesine yol açtığının kanıtıdır. Nikotin, eroin, kokain gibi maddelerle eşdeğer bağımlılık gücüne sahip bir maddedir. Bu ürünlerin, en az geleneksel tütün ürünleri kadar ciddi boyutlarda sağlık zararları vardır.”</p>
<p><strong>Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</strong></p>
<p>Elektronik sigaralarda bulunan toksik kimyasal maddelerin solunum yollarında inflamasyon, bronşit, astım ve EVALI hastalığına neden olduğunu belirten Prof. Dr. Tülin Sevim “EVALI, elektronik sigara/vaping kullanımına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır ve ölüme neden olabilmektedir. Elektronik sigaranın zararları solunum yolları ile sınırlı kalmamaktadır” diyor. Elektronik sigara kullanımının pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon, kalp hızının artması, ateroskleroz, mide bulantısı, ağız kuruluğu, kas titremesi, baş dönmesi, baş ağrısı, uyku bozuklukları gibi daha birçok soruna yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevim sözlerine şöyle devam ediyor: “Deneysel veriler, uzun süreli elektronik sigara kullanımının karaciğer, kalp ve böbreklerde hasara neden olduğunu göstermektedir. Elektronik sigaralarda yer alan aromatikler, sadece kendi başlarına bile, hücre ölümüne yol açabilmektedir. Ayrıca çalışmalarda elektronik sigara kullananlarda akciğer kanserinin kullanmayanlara göre daha sık görüldüğü gözlenmiştir. Dünya genelinde elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin kullanımı, daha önce sigara içmemiş gençler arasında hızla artmaktadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerden-kalbe-kanserden-inmeye-592442">Akciğerden kalbe, kanserden inmeye!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[biçimde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı. Nefes darlığı, öksürük ve balgam gibi şikâyetlerle kendini gösteren KOAH’ın, erken dönemde fark edilmediğinde yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürebildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH’lı hastalar genellikle bu semptomları sigara kullanımına veya yaşlanmaya bağlayarak doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı, tedavi başarısını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor” dedi.</strong></p>
<p>KOAH’ın tanısında solunum fonksiyon testlerinin (nefes testleri) belirleyici olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bu testler sayesinde hastalığın evresi ve akciğer kapasitesindeki kayıp net biçimde ortaya çıkar. Tedavide sigarayı bırakmaya yönelik medikal destekler, düzenli egzersiz ve solunum rehabilitasyonu büyük önem taşır. Ayrıca grip ve zatürre aşıları, oksijen tedavisi ve ileri evrelerde yapılan bazı özel akciğer girişimleri sayesinde hastaların nefes alma konforu ve günlük yaşamı belirgin biçimde iyileştirilebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hastalık hâlâ yanlış tanı ve eksik tedaviyle mücadele ediyor</strong></p>
<p>KOAH’ın gerek toplumda gerekse bazı hekimler arasında yeterince tanınmadığı için çoğu zaman doğru biçimde teşhis edilemediğini ve bu nedenle eksik ya da hatalı tedavi yaklaşımlarına maruz kalabildiğini belirten Doç. Dr. Çalışkan, “Oysa hastalığın erken evrede doğru biçimde tanımlanması, toplum sağlığı açısından son derece önemli. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, genellikle tütün ürünlerinin kullanımı veya zararlı gaz ve partiküllere uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkar. Ancak doğru tedbirlerle büyük ölçüde önlenebilir ve erken tanı ile kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğu unutulmamalı” dedi.</p>
<p><strong>Soba dumanına maruz kalmak KOAH riskini artırıyor</strong></p>
<p>Hastalığın uzun yıllar boyunca erkeklerde daha sık görüldüğünün düşünüldüğünü ancak son dönemde yapılan araştırmaların, KOAH’ın kadın ve erkeklerde neredeyse eşit oranda ortaya çıktığını gösterdiğini belirten Çalışkan, “Hatta artık kadınların sigara dumanının zararlı etkilerine karşı daha hassas oldukları biliniyor. Sigara, puro ve nargile gibi tütün ürünlerinin kullanımı, mesleki olarak; toz, duman veya kimyasal maddelere maruz kalmak, evde odun ya da saman gibi biyomas yakıtlarla ısınmak veya yemek pişirmek ve genetik yatkınlık, bu akciğer hastalığına yakalanma riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç Aşı ile Vücudunuzu Kışa Hazırlayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uc-asi-ile-vucudunuzu-kisa-hazirlayin-591629</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 08:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlayın]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[Rsv]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[vücudunuzu]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsimi yaklaşırken herkesin aklında aynı soru var: “Bu kışı sağlıklı nasıl atlatırım?” Soğuk havalarla birlikte grip, zatürre (pnömoni) ve RSV gibi solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-asi-ile-vucudunuzu-kisa-hazirlayin-591629">Üç Aşı ile Vücudunuzu Kışa Hazırlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsimi yaklaşırken herkesin aklında aynı soru var: “Bu kışı sağlıklı nasıl atlatırım?” Soğuk havalarla birlikte grip, zatürre (pnömoni) ve RSV gibi solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı da artıyor. Uzmanlar, bu dönemde bağışıklık sistemini güçlü tutmanın ve hastalıklardan korunmanın en etkili yolunun aşılanmadan geçtiğini belirtiyor. Grip, RSV ve zatürre aşılarını yaptıran bireyler, hem kendi sağlıklarını koruyor hem de toplumda hastalıkların yayılımının azalmasına katkıda bulunuyor. Memorial Göztepe Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Acat, kış hastalıklarından korunmada aşılanmanın önemini anlattı.</p>
<p><strong>Grip basit bir soğuk algınlığı değil</strong></p>
<p>Grip; yüksek ateş, öksürük, kas ağrısı ve halsizlikle seyreden bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. Sıradan soğuk algınlığından farklı olarak zatürre, kalp yetmezliği hatta ölüm gibi ciddi sonuçlara yol açabilir. 65 yaş ve üzerindeki kişiler, çocuklar, hamileler ve astım, KOAH, kalp yetmezliği, kanser, diyabet gibi hastalıkları olanlar bu rahatsızlık açısından özellikle risk altındadır. Grip virüsü her yıl yapısını değiştirdiği için, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği yeni virüs tiplerine göre aşılar da güncellenmektedir. Bu nedenle her yıl Eylül-Kasım ayları arasında grip aşısının tekrarlanması gerekir. </p>
<p>Aşı, vücudun virüslere karşı antikor üretmesini sağlayarak hastalığın bulaşmasını, ağır seyretmesini ve komplikasyonları önler. Yumurta alerjisine bağlı anafilaksi öyküsü olan kişiler hariç 6 ay üzerindeki çocuklar da dahil her birey grip aşısı yaptırabilir. Aşı özellikle 65 yaş üzeri bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, sağlık çalışanları, bağışıklık sistemi zayıf kişiler, bakımevi veya kalabalık ortamlarda yaşayanlar için aşı çok önemlidir. Grip aşıları vücudumuzun virüslere karşı antikor üretmesini sağlar. Hastalığın bulaş riskini azaltmaya yardımcı olur,  ağır geçmesini ya da komplikasyonlarını önlemeyi sağlar.</p>
<p><strong>RSV göründüğünden daha ciddi tablolar yaratabilir</strong></p>
<p>RSV; yani “Respiratuar Sinsityal Virüs”, çoğu kişide hafif bir soğuk algınlığı gibi seyretse de bazı bireylerde ciddi solunum problemlerine yol açabilir. Özellikle 60 yaş üzerindekiler, bebekler ve kronik hastalığı olan bireylerde zatürre, bronşit ve solunum yetmezliği gibi ağır tablolar gelişebilir. RSV’ye karşı geliştirilen aşılar artık ülkemizde de ulaşılabilir durumdadır. Aşılanma ile özellikle 60 yaşın üzerindeki kişiler, kronik hastalığı olan bireyler, 32-36’ıncı gebelik haftaları arasındaki kadınlar koruma sağlayabilirler. Hamilelerin yaptırmış olduğu bu aşı, doğacak bebeklerinin de 6 ay boyunca RSV’ye karşı koruma altında olmasına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Zatürre aşısı hayati bir korumadır</strong></p>
<p>Pnömokok bakterileri; zatürre, menenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Bu enfeksiyonlar özellikle yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ağır seyredebilir. Zatürre yani pnömokok aşısı, sadece zatürre ve menenjiti önlemekle kalmaz, aynı zamanda hastane yatış ve ölüm riskini de azaltır. Ülkemizde üç çeşit zatürre aşısı bulunmaktadır. Yeni geliştirilen aşı, 7 farklı bakteri cinsine karşı da koruyucudur ve yaşam boyu sadece bir kez uygulanır. Daha önce farklı tip pnömokok aşısı yaptıranlar doktorlarına danışarak bu aşıyı olabilirler. </p>
<p><strong>Bağışıklığınızı aşılarla güçlendirin, kışı rahat geçirin!</strong></p>
<p>Yaklaşan kış mevsimiyle en sık olarak karşılaştığımız grip (influenza), zatürre (pnömoni) ve RSV (RespiratuarSinsityal Virüs) enfeksiyonlarıdır. Aslında aşılanma ile bu hastalıklardan korunmak ya da en azından bu hastalıkları ağır geçirmeden atlatmak mümkündür. Grip aşısı önerilen tüm kişilere zatürre aşısının yaptırılması da tavsiye edilir. Herhangi bir sebeple dalak ameliyatı olması gereken kişilerin de zatürre aşısı yaptırmaları gerekmektedir. </p>
<p><strong>Üç aşıyı aynı gün olabilir miyiz?</strong></p>
<p>Grip, RSV ve Prevenar 20 aşılarının üçünü kişi aynı gün yaptırmak istiyorsa, bu üç aşıyı da aynı gün farklı kollardan olabilir. Aşı olunan gün aşı yapılan bölgede hafif ağrı ve kızarıklık olabilir. Yine aynı gün hafif ateş veya yorgunluk gibi yan etkiler yaşanabilir. Ama bu etkiler 1-2 gün içerisinde kendiliğinden geçecektir. Aşılanma ile  hem kendinizi hem de sevdiklerinizi koruyacağınızı düşünün ve bu basit yan etkilerin kaygısına kapılmayın.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-asi-ile-vucudunuzu-kisa-hazirlayin-591629">Üç Aşı ile Vücudunuzu Kışa Hazırlayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 07:58:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağın]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırmasın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tadınızı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591626</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetle yaşıyor. Tahminlere göre bu sayı, 2030 yılına kadar 640 milyonu geçecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626">Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yaklaşık 540 milyon yetişkin (20-79 yaş) diyabetle yaşıyor. Tahminlere göre bu sayı, 2030 yılına kadar 640 milyonu geçecek. Uluslararası Diyabet Federasyonu ise, 2045 yılına gelindiğinde her 8 yetişkinden birinin, yani 783 milyon kişinin diyabet hastası olacağını tahmin ediyor. Türkiye’de de artış devam ediyor. Güncel rakamlara göre ülkemizde diyabet sıklığı özellikle son 20 yılda %7’den %14’e yükseldi. </p>
<p>Diyabet doğru bir şekilde tedavi edilmediğinde görme kaybı, böbrek yetmezliği, kalp-damar hastalıkları ve inme gibi ağır komplikasyonları da beraberinde getiren ciddi bir sağlık sorunu. Hastalığın nedenleri için aile öyküsü, hipertansiyon ve yüksek trigliserid değerlerini saymak mümkün ancak diyabetin önlenebilir risk faktörleri de var. En sık görülen diyabet türü olan Tip 2 diyabet vakalarının yaklaşık yüzde 80’i; obezite, fiziksel hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi önlenebilir nedenlere bağlı. Bu noktada erken tanının hayati önemini vurgulayan <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık</strong>, <em>“Diyabet aslında, hastalara sağlıklı bir yaşam biçimi sunuyor. Yaşam tarzı değişiklikleriyle diyabetliler de uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebiliyor. Unutmayalım ki, d</em><em>iyabet tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalar için eğitim, düzenli tarama ve tedavilerle diyabetin yol açacağı olası organ hasarları önlenebilir ya da geciktirilebilir. Açlık kan şekeri, HbA1c ve oral glukoz tolerans (şeker yükleme) testleriyle erken tanı konması ve böylelikle tüm bu olası riskleri azaltarak süreci doğru yönetmek mümkün.”</em></p>
<p>Diyabet, sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan, zaman içinde ortaya çıkan belirtileri arasında; sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, bulanık görme, çok su içme, sürekli açlık hissi gibi şikayetler önde geliyor. Açlık kan şekeri ölçümü, 100-125 mg/dl ise gizli şeker (pre-diyabet) olabilir. Ancak 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabet varlığını gösteriyor. Son üç aylık şeker ölçümünde (Hba1c testi) sonuca göre 5.7-6.4 pre-diyabet, 6.5 ve üzeri değerler ise diyabet olarak kabul ediliyor. </p>
<p><strong>Dr. Öğr. Üyesi Hasan Açık</strong>, tedavisi göz ardı edildiğinde hastaların yaşam kalitesini düşüren diyabetten korunmak için Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği yaşam tarzı değişikliklerini paylaştı: </p>
<p><strong>Sağlıklı Beslenme:</strong> Dengeli ve sağlıklı bir diyet, diyabet riskini ciddi oranda azaltmada etkilidir. Meyve, sebze ve lif açısından zengin gıdaların tüketimine özen gösterin, şeker, beyaz ekmek ve tatlı gibi rafine karbonhidratları azaltın. Aynı şeklide kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminizi de sınırlandırarak balık ve beyaz et tercih edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Düzenli Fiziksel Aktivite:</strong> Doktorunuzun sizin için önereceği egzersizleri düzenli yaparak diyabet riskinizi düşürün. Örneğin, hafif tempoda yürüyüş ya da yüzme gibi sporlar pek çok açıdan sağlığınıza faydalıdır. </p>
<p><strong>Sağlıklı Kilo Yönetimi:</strong> Fazla kilolu olmak diyabet riskini artıran önemli bir faktör. İdeal kilonuzda kalarak kan şekeri kontrolünüzü dengede tutabilirsiniz. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cagin-hastaligi-diyabet-tadinizi-kacirmasin-591626">Çağın Hastalığı Diyabet Tadınızı Kaçırmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet alarmı: 2045&#8217;te hasta sayısı 700 milyona ulaşabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-alarmi-2045te-hasta-sayisi-700-milyona-ulasabilir-591307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 12:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[2045]]></category>
		<category><![CDATA[700]]></category>
		<category><![CDATA[alarmı]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde en yaygın kronik hastalıklardan biri olan diyabet, yaşam kalitesini ve genel sağlığı ciddi biçimde etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-alarmi-2045te-hasta-sayisi-700-milyona-ulasabilir-591307">Diyabet alarmı: 2045&#8217;te hasta sayısı 700 milyona ulaşabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde en yaygın kronik hastalıklardan biri olan diyabet, yaşam kalitesini ve genel sağlığı ciddi biçimde etkiliyor. Kandaki glikoz düzeyinin artmasıyla idrarın tatlılaştığını fark eden Mısırlıların, milattan önce 1500’lü yıllarda bu hastalığı “tatlı idrar” olarak tanımladıklarını aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Yüzyıllardır bilinen bu hastalıkta düzenli takip, sağlıklı beslenme, yeterli fiziksel aktivite, stres kontrolü ve ideal kilonun korunması büyük önem taşıyor. Bu alışkanlıklarla diyabet riskini azaltmak ve hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün” dedi.</strong></p>
<p>İnsülin direnci, insülin eksikliği ya da her iki durumun birlikte görülmesiyle ortaya çıkan ve yüksek kan şekeriyle seyreden diyabet, dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Diyabetli birey sayısının 2045’te 700 milyon olacağının öngörüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Ülkemizde 20 yaş üzeri her 100 kişiden yaklaşık 15’inin diyabetli olduğu tahmin ediliyor. Şu anda Avrupa’da en fazla diyabetli bireye sahip üçüncü ülke olan Türkiye’nin 2045’te de dünyada en yüksek diyabetli nüfusa sahip ilk 10 ülke arasında yer alması bekleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Tip 1’de insülin tedavisi şart</strong></p>
<p>Diyabetin temel olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı türü bulunduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fulya Akın, “Tip 1 diyabette genetik yatkınlığa ek olarak bazı çevresel tetikleyiciler hastalığın ortaya çıkmasına neden olur ve vücut insülin üretemez hale gelir. Dolayısıyla Tip 1 diyabette insülin tedavisi yaşam için zorunludur. Tip 2 ise daha çok yaşam tarzı, obezite ve hareketsizlikle ilişkilidir ve vücut insülini yeterince kullanamaz. Bu nedenle sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle Tip 2 diyabetin önüne geçmek ve hastalığı kontrol altında tutmak mümkün” dedi.</p>
<p><strong> Kazalardan sonra en sık amputasyon nedeni diyabet</strong></p>
<p>Diyabetin, trafik kazalarından sonra en sık görülen ayak kesilme nedeni olduğunu vurgulayan Akın, “Bu durum, diyabetin ciddiyetinin asla göz ardı edilmemesi gerektiğini en çarpıcı şekilde gösteriyor. Böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden biri olan diyabetin yaygın belirtileri arasında sık idrara çıkma, aşırı susama, iştah artışı, halsizlik ve ağız kuruluğu yer alıyor. Tedavi edilmediğinde böbrekler, damarlar ve kalp başta olmak üzere birçok organı etkileyen hastalık, kalp-damar hastalığı riskini üç kata kadar artırıyor. Ayrıca erişkinlerde körlüğe ve ciddi dolaşım bozukluklarına da yol açabiliyor” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-alarmi-2045te-hasta-sayisi-700-milyona-ulasabilir-591307">Diyabet alarmı: 2045&#8217;te hasta sayısı 700 milyona ulaşabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Nov 2025 08:44:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[özgen]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[varis]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar ve kış ayları, solunum yolu enfeksiyonları gibi birçok hastalığın artış gösterdiği dönemler olarak bilinse de, bazı sağlık sorunlarının tedavisi için en uygun zaman dilimini de oluşturuyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayça Özgen, varis tedavisinin de bu aylarda yapılmasının avantajlı olduğunu belirterek, “Sıcak havaların etkisinin azalması, tedavi sürecini daha konforlu hâle getirir ve iyileşmeyi hızlandırır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923">Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p data-start="656" data-end="1170">Varis hastalığı, bacak toplardamarlarındaki kapakçıkların görevini yerine getirememesi sonucu damar yapısının bozulması ve genişlemesiyle ortaya çıkıyor. Hem ağrıya yol açması hem de estetik açıdan rahatsız edici olması nedeniyle tıbbi ve kozmetik açıdan önem taşıyor. Dr. Özgen, varisin bacaklarda ağrı, şişlik, yanma, kaşıntı ve gece krampları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini vurguluyor. Tedavisi geciken varis, ciltte renk değişiklikleri, ödem ve venöz ülser gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.</p>
<p data-start="1172" data-end="1208"><strong data-start="1172" data-end="1206">Sonbahar ve kış tedaviye uygun</strong></p>
<p data-start="1210" data-end="1534">Dr. Özgen, “Bu mevsimler hem hastaların konforunu bozmaz hem de tedaviden daha hızlı sonuç almamızı sağlar. Lazer, köpük (skleroterapi) ve radyofrekans gibi modern yöntemlerden sonra bir süre varis çorabı kullanılması gerekir. Soğuk havalar cilt iyileşmesini destekler ve güneş ışığının azlığı leke riskini azaltır” diyor.</p>
<p data-start="1536" data-end="1576"><strong data-start="1536" data-end="1574">Dikkat edilmesi gereken belirtiler</strong></p>
<p data-start="1578" data-end="1898">Bacaklarda belirgin damarlar, dolgunluk hissi veya ağrı gibi şikâyetleri olan kişilerin vakit kaybetmeden bir kalp ve damar cerrahisi uzmanına başvurması gerektiğini söyleyen Dr. Özgen, varisin sadece estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini, tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlar gelişebileceğini belirtiyor.</p>
<p data-start="1900" data-end="1933"><strong data-start="1900" data-end="1931">Varise karşı 8 etkili önlem</strong></p>
<p data-start="1935" data-end="2057">Dr. Özgen, varisin genetik yatkınlığa bağlı olsa da yaşam tarzıyla tetiklenebileceğini belirterek şu önlemleri öneriyor:</p>
<ol data-start="2059" data-end="2807">
<li data-start="2059" data-end="2164">
<p data-start="2062" data-end="2164"><strong data-start="2062" data-end="2092">Uzun süre ayakta kalmayın:</strong> Bacakları zaman zaman kalp seviyesinin üstüne kaldırarak dinlendirin.</p>
</li>
<li data-start="2165" data-end="2284">
<p data-start="2168" data-end="2284"><strong data-start="2168" data-end="2197">Hareketsizlikten kaçının:</strong> Düzenli yürüyüş ve masa başında kısa hareket molalarıyla kan dolaşımını destekleyin.</p>
</li>
<li data-start="2285" data-end="2371">
<p data-start="2288" data-end="2371"><strong data-start="2288" data-end="2319">Bacak bacak üstüne atmayın:</strong> Kan akışını zorlaştıran bu alışkanlıktan kaçının.</p>
</li>
<li data-start="2372" data-end="2448">
<p data-start="2375" data-end="2448"><strong data-start="2375" data-end="2400">İdeal kiloyu koruyun:</strong> Fazla kilolar bacak damarlarına yük bindirir.</p>
</li>
<li data-start="2449" data-end="2544">
<p data-start="2452" data-end="2544"><strong data-start="2452" data-end="2484">Su tüketimine özen gösterin:</strong> Günlük 1,5–2 litre su içmek damar sağlığı için önemlidir.</p>
</li>
<li data-start="2545" data-end="2638">
<p data-start="2548" data-end="2638"><strong data-start="2548" data-end="2594">Yüksek topuklu ayakkabıyı sık kullanmayın:</strong> Baldır kaslarının pompa etkisini azaltır.</p>
</li>
<li data-start="2639" data-end="2724">
<p data-start="2642" data-end="2724"><strong data-start="2642" data-end="2675">Hamam ve saunadan uzak durun:</strong> Aşırı sıcak damarların genişlemesine yol açar.</p>
</li>
<li data-start="2725" data-end="2807">
<p data-start="2728" data-end="2807"><strong data-start="2728" data-end="2751">Sigara kullanmayın:</strong> Damar duvarlarını zayıflatarak varis riskini artırır.</p>
</li>
</ol>
<p data-start="2809" data-end="2938">Dr. Özgen, bu önlemlerle hem varis riskinin azaltılabileceğini hem de tedavi sürecinin daha başarılı geçebileceğini vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/varis-son-yillarda-hizla-yayginlasiyor-sonbahar-ve-kis-tedavi-icin-ideal-donem-590923">Varis son yıllarda hızla yaygınlaşıyor: Sonbahar ve kış tedavi için ideal dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gribin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklarda genellikle hafif seyreden viral bir hastalık olan grip; aniden ortaya çıkan ateş, burun akıntısı, boğaz ve kas ağrısı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda ise hastalık daha ağır seyredebiliyor. Bu nedenle çocuklardan hastalığın neden olabileceği sorunların oluşmasını engellemek için grip aşısı öneriliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklarda grip ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bulaşıcılık seviyesi yüksek</strong></p>
<p>Viral bir enfeksiyon olan grip (influenza), akciğerdeki hava yollarını olumsuz yönde etkileyebilen ve bulaşıcılığı yüksek bir hastalıktır. Mevsim geçişlerinde öksürük ile başlar ve yüksek ateş, kırgınlık, eklem ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkar. Havaların soğumasıyla yaygınlaşan grip çocuklarda çoğu zaman bir haftadan kısa bir süre devam eder. Bağışıklığı düşük olan çocuklarda ise tablo daha ağır seyredebilir ve hastaneye yatış gerekebilir. Grip bu çocuklarda akciğer enfeksiyonuna yani zatürreye yol açabilir. </p>
<p><strong>A ve B tipi ağır seyrediyor</strong></p>
<p>A ve B tipi grip virüsleri sonbahar aylarında yaygın hastalıkların nedenidir. Bu iki virüs daha çok insanları etkilemekte ve özellikle kronik hastalığı olan çocukların tedavisinin hastanede yürütülmesi gerekebilmektedir. Grip virüsünün hala günümüzde etkili olmasının en önemli nedeni ise virüslerin sık sık mutasyona uğraması yani değişmesidir. Bu da insanların her yıl yeni bir virüs türü nedeniyle hastalanması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Yakın temas bulaş nedeni</strong></p>
<p>Çocuklara grip virüsü, hapşırma veya öksürme sonucu solunum yoluyla bir başkasına geçmektedir. Genellikle virüsün yakın temas nedeniyle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulaşıcılığı yüksektir. Çocuktan çocuğa geçen virüs ayrıca kapı kolları, oyuncaklar ve kalem gibi eşyaların yüzeylerinde bulunabilir. Çocuklar enfekte bir kişinin dokunduğu yüzeye temas edip ardından ağzına, burnuna veya gözlerine dokunarak grip virüsünü vücuduna alabilir. Başkalarını enfekte etme riski genellikle hastalığın 5 ya da 7. günü gerçekleşir. Bulaşıcılığın en üst seviyede olduğu dönem belirtiler başlamadan önceki ilk 24 saattir. </p>
<p><strong>Solunum yolu hastalığı gibi başlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda grip bir solunum yolu hastalığı olarak başlar. Zamanla tüm vücudu etkileyen virüs şu belirtilerle ortaya çıkar;</p>
<ul>
<li>39 ile 40 derece arasındaki seyreden yüksek ateş</li>
<li>Şiddeti yüksek vücut ağrısı</li>
<li>Baş ve boğaz ağrısı ile beraber yorgunluk</li>
<li>Burun akıntısı ve burun tıkanıklığıyla beraber başlayan öksürük</li>
<li>Bulantı, kusma ve artan ishal seviyesi</li>
</ul>
<p>Özellikle 5 yaşından küçük, kronik sağlık sorunları olan çocuklarda grip ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çocuklar yüksek risk altında olduğundan, gribi önlemeye yardımcı olmak, gribin beraberinde gelebilecek rahatsızlıklardan onları korumak ve hayati riski azaltmak için mevsimsel grip aşısı uygulanması önemlidir.</p>
<p>Bu yaş grubundaki çocuklarda grip kaynaklı komplikasyonlar ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Zatürre: Akciğerlerin enfeksiyondan etkilenmesi sonucunda tehlikeli bir durum ortaya çıkar.</li>
<li>Dehidratasyon: Vücudun hastalık nedeniyle çok fazla sıvı ve tuz kaybetmesi tabloyu ağırlaştırabilir. </li>
<li>Kalp hastalığı veya astım gibi uzun vadeli sorunların devam etmesi tehlikelidir.</li>
<li>Sinüs sorunları ve kulak enfeksiyonları gibi başka sorunların başlamasına neden olabilmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>En iyi korunma yöntemi aşı</strong></p>
<p>Gribin neden olduğu sağlık sorunlarını engellemek için çocukların aşılanması gerekebilir. Çocuklarda gribe karşı en iyi korumayı sağlamak için aşılanma önemlidir. Sonbahar ayları genellikle aşı olmak için uygun zamandır. Aşıyı ilk defa yaptıracak 9 yaş altındaki çocukların iki doz grip aşısına ihtiyacı olabilir. Bu çocuklar için, ikinci dozun ilk dozdan en az dört hafta sonra uygulanması gerekir. Vücudun gribe karşı antikor geliştirmesi aşı uygulandıktan sonra yaklaşık iki hafta olacağından, grip yayılmaya başlamadan önce aşı yaptırmak uygundur. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakiler]]></category>
		<category><![CDATA[grubundakilerde]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[isteyen]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vurgulayan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin, gribin basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını vurgulayarak, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olduğunu ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde influenza (grip) virüsü hızla yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin</strong>, gribin (influenza) basit bir solunum yolu hastalığı olmadığını belirterek, her yıl dünya genelinde 250-500 bin kişinin ölümüne yol açtığını söylüyor. Özellikle risk grubundaki kişilerde gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tekin, evinde yaşlı, çocuk, gebe ya da kronik hastalığı olan sağlıklı kişilerin de aşı yaptırması gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Süda Tekin, influenzadan korunmanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Okulların açılması ve havaların soğumasıyla birlikte kapalı alanlarda geçirilen süre artarken, gribal enfeksiyonlar hızla yayılıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süda Tekin “Grip ya da tıbbi ismiyle influenza, influenza virüsünün yol açtığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Çok sık karıştırlan ‘nezle’den farklıdır ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan bir enfeksiyondur” diyor. Gribe neden olan influenza virüsünün yapısının kolaylıkla değişebildiğini, bu nedenle bağışıklık sistemimizden kaçabildiğini belirten Prof. Dr. Tekin “Virüste meydana gelen küçük yapısal değişiklikler, tüm dünyayı etkileyen büyük salgınlara yol açabilmektedir. Grip, halen dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<h3><strong>Öksürüp hapşırırken mendil ya da kollarınızı kullanın </strong></h3>
<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını, öksürme, hapşırma ve yüksek sesle konuşma esnasında hasta kişilerden virüs içeren çok sayıda damlacığın etrafa yayıldığını anlatan Prof. Dr. Süda Tekin sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu damlacıkların ağız, burun ya da gözlere de ulaşması ile hastalık çok hızlı ve çok kolay bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan, dokunulan her yere yayılır.” Hasta olan kişinin sık sık ellerini yıkaması, su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile ellerin ovalanarak temizlenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Enfeksiyonun toplumda yayılmasının engellenmesi amacıyla, özellikle hastalığın ilk günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” diyor.</p>
<h3><strong>Evdeki tüm bireyleri yatağa düşürebiliyor!</strong></h3>
<p>Influenzanın (grip) çok kolay ve çok hızlı bulaşması dolayısıyla evdeki tüm bireyleri aynı anda hasta edip yatağa düşürebildiğini, özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, aşırı kilolular, 5 yaş altındakiler, kronik hastalığı olanlar ve ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda çok daha ağır seyrettiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin “Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır. Mutlaka doktora başvurup test yaptırılmalıdır.  Gribin tedavisi istirahat ve destek tedavisidir. Ateş düşürücü ilaçlar, bol sıvı alımı önerilir. Ancak risk grubundaki kişiler ve risk grubunda olmasa bile hastalığın ağır seyrederek komplikasyonlara yol açtığı kişilerde doktor önerisiyle doğrudan grip virüsüne etkili ilaçların kullanılması gerekir” diyor.</p>
<h3><strong>En etkili korunma yöntemi; aşılanma</strong></h3>
<p>Gripten ve diğer enfeksiyonlardan korunmada en etkili önlemlerin başında grip aşısının geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Ellerin sık yıkanması, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerle temasın kısıtlanması ve maske takılması çok büyük önem taşıyor. Ancak grip aşısı özellikle risk altındaki kişiler için <strong>en etkili korunma yoludur</strong>.”</p>
<p>Grip (İnfluenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini, ancak risk gruplarındaki kişiler ve bu kişilerle yakın teması olanların mutlaka aşılanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tekin “Grip aşısı için yumurta alerjisi olanlara yapılmaması ile ilişkili uyarı kaldırılmıştır. Ancak daha önce grip aşısı sonrası alerjik tepkime vermiş olanların aşılarını donanımlı bir Aşı Merkezinde yaptırması önerilmektedir” diyor.</p>
<h3><strong>Felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz</strong></h3>
<p>Grip aşısının ciddi yan etki yapma olasılığının diğer aşılardan farksız olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Süda Tekin şöyle konuşuyor: “Aşının erişkinlerde görülen en sık yan etkisi enjeksiyon yerinde ağrı ve hassasiyettir. Ülkemizde uygulanan grip aşıları (İİV3 veya İİV4) inaktif (cansız) virüs aşısı olduğundan aşıya bağlı grip gelişmesi mümkün değildir. <strong>Aşı felç yapmaz, kısırlığa neden olmaz ve gebelerde de güvenle yapılabilmektedir. Ülkemizde </strong>2025-2026 dönemi için de DSÖ önerisi 3 valan aşının uygulanmasıdır. Kişiler 3 ya da 4 valan hangi aşıya ulaşabilirler ise bu aşıyı olabilirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripten-korunmak-isteyen-risk-grubundakiler-icin-en-guvenli-yol-asi-588992">Gripten korunmak isteyen risk grubundakiler için en güvenli yol: Aşı.</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bir kısmı yavaş seyirli olup sadece izlenebilirken, hızlı seyirli olanların erken tanıyla tedavi edilme oranı çok yüksektir” dedi.<strong> Lenfomanın artık korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen </strong></em><strong>Prof. Dr. Ateşoğlu,</strong><em><strong> </strong>doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planının hastalığın gidişatını tamamen değiştirebileceğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Lenfomanın bağışıklık sisteminin doğal parçası olan lenf bezlerinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastaneleri Hematoloji Bilim Dalı Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Direktörü Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Halk arasında lenf kanseri olarak biliniyor. Bir kısmı yavaş seyirlidir ve tedavisiz izlenebilir. Hızlı seyirli olanlarda ise tedavi edilme oranı yüksektir. Ancak doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planı hastalığın gidişatını tamamen değiştirebilir” diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Ateşoğlu, “Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomanın erken tanıyla tedavi edilme oranı yüz güldürücüdür. Kalıcı lenf bezi büyümeleri, gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve ateş ihmal edilmemelidir” dedi. </p>
<p><strong>“ADI KANSER OLSA DA BİR KISMI YAVAŞ SEYİRLİDİR”</strong></p>
<p>Lenfomanın bir lenf bezi hastalığı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenfoma, halk arasında ‘lenf kanseri’ olarak bilinen, lenf bezlerinin büyümesiyle kendini gösteren bir hastalıktır. Son yıllarda farkındalık günlerinin de etkisiyle toplumda tanınırlığı giderek artıyor. Bu çok önemli çünkü lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Seksenin üzerinde alt tipi bulunur; bazıları tedavi gerektirmeden izlenebilir, bazıları ise daha hızlı seyrettiği için tedaviye ihtiyaç duyar. Bu nedenle her lenfoma tanısından korkmamak gerekir.”</p>
<p>“Adı kanser olsa da bir kısmı yavaş seyirlidir ve hızlı seyirli olanların da tedavisi mümkündür” diye konuşan Prof. Dr. Ateşoğlu, “Erken tanı ile erken tedavi sağlanır, bu da yüz güldürücü sonuçlara ulaşmamızı sağlar. Doğru zamanda, doğru biyopsi ve patoloji raporlarıyla konan tanı çok önemlidir çünkü her alt tipin tedavisi farklıdır. Yıllarca nüks etmeden yaşayan pek çok lenfoma hastası vardır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GECE TERLEMELERİNE DİKKAT”</strong></p>
<p>Lenf bezlerinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenf bezlerimiz vücudun savunma hattıdır. Enfeksiyonlarla savaşırken geçici olarak büyüyebilirler ve çoğu kişi bunu enfeksiyona bağlayarak önemsemez. Evet, her enfeksiyonda lenf bezi büyüyebilir ancak <strong>uzun süren, giderek büyüyen ve kaybolmayan lenf bezleri mutlaka araştırılmalıdır. </strong>Bu her zaman lenfoma anlamına gelmez, farklı nedenlerden de kaynaklanabilir ama sebebin netleşmesi için doktora başvurmak gerekir.” Prof. Dr. Ateşoğlu, şüphelenilmesi gereken bulgular konusunda şu bilgileri verdi: “Gece uykudan uyandıracak kadar yoğun terleme, istemsiz kilo kaybı, iştah azalması, nedeni açıklanamayan ateşler ve geçmeyen kaşıntılar bizim için önemlidir. Bu belirtiler enfeksiyon sırasında da görülebilir fakat enfeksiyon bittiğinde kaybolması beklenir. Eğer devam ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>“LENFOMADAN ŞÜPHELENMEK İÇİN İLERİ YAŞTA OLMAK GEREKMEZ”</strong></p>
<p>Lenfomanın bazı alt tiplerinin erkeklerde, bazılarının ise kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de bu konuda net bir veri tabanı yok ancak mevcut veriler, ülkemizdeki sıklığın Avrupa ülkelerine benzer olduğunu gösteriyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bazı alt tipler daha sık görülebiliyor; Türkiye’deki dağılım Avrupa’ya yakın. Lenfoma genellikle ileri yaş hastalığıdır ancak gençlerde de görülebilir. Bu nedenle lenfomadan şüphelenmek için ileri yaşta olmak gerekmez.”</p>
<p><strong>“TEDAVİ BAŞARISI ERKEN TANIYA BAĞLI”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin evreye göre tedavi edilen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğulu, tedavi yaklaşımları konusunda şu bilgileri aktardı: “Lenfomanın yavaş seyirli tipleri bazen yalnızca takip edilirken, agresif tiplerde tanıyı ne kadar erken koyarsak tedavi süresi o kadar kısalır ve başarı oranı o kadar yükselir. Geçmişte tedavi yalnızca kemoterapiyle yapılırken, bugün tedavi seçenekleri büyük ölçüde gelişmiş durumda. İmmünoterapiler bu alanda adeta bir çığır açtı. Lenfomaların iki ana tipi vardır: B hücreli ve T hücreli. Özellikle B hücreli tiplerde kullanılan hedefe yönelik ilaçlar tedavi yaklaşımını tamamen değiştirdi. Artık kemoterapi tek başına değil, immünoterapi ile birlikte uygulanıyor. T hücreli lenfomalarda da hedefe yönelik yeni ilaçlar geliştirildi ve hastalara daha etkili tedavi imkânı sağlanıyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“KEMİK İLİĞİ NAKLİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinde kemik iliği naklinden de yararlandıklarını anlatan Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı agresif lenfomalarda, ilk tedaviden sonra hastalığın geri gelmesini önlemek için otolog (kendinden) kök hücre nakli yapılır. Bazı hastalarda ise nakil gerekmez, yalnızca hastalık tekrarladığında uygulanır. Dirençli ve genç hastalarda allojenik (vericiden) nakil seçeneği de gündeme gelebilir.”</p>
<p><strong>“ÖNÜMÜZDEKİ YILARDA TEDAVİDE ÇOK DAHA ETKİLİ SONUÇLAR BEKLİYORUZ”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin hızla geliştiği ve önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar alınabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yeni ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde, daha önce dirençli olan hastalarda bile yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor. Özellikle CAR-T hücre tedavisi, kemoterapiye yanıt vermeyen hastalarda büyük bir umut haline geldi. Bağışıklık sistemini aktive ederek hastalığı yok etmeyi amaçlayan bu tedavilerin, önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar sağlaması bekleniyor.” diye konuştu. </p>
<p>Lenfoma bir kanser hastalığıdır ancak çok yavaş seyirli tipleri de vardır; bazı hastalar yıllarca sadece düzenli kontrollerle izlenebilir. Agresif tiplerde ise tedavi gerekir ve en iyi sonuçlar erken evrede tanı konulduğunda alınır. Tedaviden sonra hastalık tekrarlayabilir ama nüks en sık ilk iki yılda görülür; beş yıl sonrasında tekrarlama riski belirgin şekilde azalır. Sonuç olarak, lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Gelişen tedavi seçenekleri sayesinde her geçen gün daha başarılı ve umut verici sonuçlar elde ediyoruz.”</p>
<p><strong>İŞARETLERİN FARK EDİLMESİNDE TOPLUMSAL FARKINDALIK ŞART!</strong></p>
<p>Erken tanıyla tedavide elde edilen başarının önemine işaret eden Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerekliliğini değinerek, “Bu konuda birçok sivil toplum kuruluşu da önemli çalışmalar sürdürüyor. Halen Lenfoma Bilimsel Alt Komite Başkanlığı görevini yürüttüğüm Türk Hematoloji Derneği’ nde de hem bilimsel hem de toplumsal çalışmaları ulusal ve uluslararası boyutta sürdürüyoruz. Amacımız tüm toplumlarda lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak erken tanının ne denli önemli olduğunu anlatmak” diye konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kafeinin]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor. Kafeinin, merkezi sinir sistemini uyararak enerji seviyesini artırırken odaklanmayı da kolaylaştırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kahve çekirdekleri, çay yaprakları ve kakao gibi bitkilerde bulunan kafeinin kısa vadeli faydaları arasında dikkat artışı, daha iyi odaklanma ve fiziksel performansta iyileşme olsa da, özellikle kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri konusunda hala pek çok soru işareti bulunuyor” dedi</strong></p>
<p>Kafein, tüketilen miktara ve kişisel farklılıklara bağlı olarak kalp atış hızı, tansiyon ve kan damarları üzerinde çeşitli etkiler gösterebilir. Kafeine duyarlı kişilerde, fazla tüketim sonrası çarpıntı görülebileceğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Ancak bu durum genellikle geçicidir ve düşük miktarlarda kafein tüketimiyle kontrol altına alınabilir. Hipertansiyon hastası değilseniz ya da kalp atışı düzensizliği probleminiz yoksa ideal kabul edilen günlük maksimum 400 mg sınırını aşmamak, kafeinin olumsuz etkilerinden çok, faydalarından yararlanmanızı sağlayabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>2-3 fincan kahve kalp hastalığı riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Kahvenin, hücre hasarını önlemeye ve kalp hastalığına yol açan iltihaplanmaları azaltmaya yardımcı güçlü antioksidanlar içerdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Koylan, “Bu nedenle düzenli fakat ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığını koruyabileceği düşünülüyor. Bazı araştırmalar düzenli kahve tüketiminin, kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörü olan tip 2 diyabet ihtimalini azalttığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, diyabet riskinin azalması kalp sağlığını da dolaylı olarak olumlu etkileyebilir. Ayrıca orta derecede kahve tüketiminin, kalp hastalıkları tehlikesini direkt olarak azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. Örneğin, günde 2-3 fincan kahve içen bireylerde, bu miktardan daha az kahve içenlere göre daha düşük kalp hastalığı riski bulunduğu gözler önüne serildi” dedi.</p>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Dikkat ve odaklanmayı artırarak stresi dolaylı olarak azaltabilir.</li>
<li>Güçlü antioksidan içeriğiyle damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterebilir.</li>
<li>Düzenli ve ölçülü tüketimle, tip 2 diyabet riskini azaltarak kalp hastalığı riskini düşürebilir.</li>
<li>Orta düzey kahve tüketimi (günde 2-3 fincan), kalp-damar hastalığı riskini azaltabilir.</li>
<li>Egzersiz performansını artırarak kalp sağlığını destekleyen fiziksel aktiviteye katkıda bulunabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Yüksek miktarda alındığında çarpıntı ve kalp atış hızında artışa yol açabilir.</li>
<li>Tansiyonu geçici olarak yükseltebilir, özellikle hipertansiyon hastalarını tehlikeye sokar.</li>
<li>Kan damarlarında daralmaya neden olabilir.</li>
<li>Kalp ritim bozukluğu olan kişilerde düzensiz atımları tetikleyebilir.</li>
<li>Fazla tüketimle anksiyete ve uyku bozukluğu yaparak kalbi dolaylı şekilde zorlayabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Sep 2025 17:38:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[Gruplar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578602</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602">Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor. Özellikle gripten korunmanın risk grubundakiler için önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu. Küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesinin, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada artık kasım sonu gibi başladığını ve mayıs ayı sonuna dek devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, grip aşısının kasım ayından itibaren yapılması gerektiğini söyledi. Gripten korunmada el hijyeni ve maske kullanımının etkili olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selim Badur, grip aktivitesinin etkili olduğu dönemde kalabalık ortamlara girilmemesini önerdi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, üst solunum yolu enfeksiyonları ile grip arasındaki farklar ile korunma yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Grip (Influenza) her yıl 3-5 milyon kişiyi etkiliyor</p>
<p>Üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan 200 kadar mikroorganizma saptandığını belirten Prof. Dr. Badur, “Ancak bu listede yer alan etkenler içinde grip etkeni Influenza virüsleri, hem diğerlerine oranla çok daha yaygın görülmeleri, hem de yol açtıkları olumsuzluklar nedeniyle ayrı bir öneme sahiptirler. Grip ya da tıbbi ismiyle ‘influenza’, Influenza virüslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan, dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli yer tutan bir hastalıktır; nitekim 2024-2025 sezonunda ABD’de 37 milyon kişinin gribe yakalandığı, 21 milyon hastanın sağlık kurumlarına başvurduğu, 480 bin kişinin hastanelerde yatış gerektirecek kadar ciddi hastalık geçirdiği ve 21 bin kişinin yaşamını yitirdiği hesaplanmıştır” diye konuştu.</p>
<p>Grip “Kamyon çarpmış gibi” hissettiriyor</p>
<p>Gribin belirtilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip, ani başlayan ateş ve aşırı halsizlik, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burunda tıkanıklık, akıntı, kas ve eklem ağrıları ile seyreder. Hastalar gribin bu özellikleri ile karakterize klinik tabloyu sıklıkla ‘kamyon çarpmış’ gibi diye tanımlamaktadır. Ateş, eklem ve kas ağrılarının olmaması, nezle (soğuk algınlığı) gibi daha hafif seyreden diğer solunum yolu hastalıklarını düşündürür” dedi.</p>
<p>Grip riskli gruplarda tehlikeli sonuçlara yol açabilir</p>
<p>Gribin özellikle riskli gruplar üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu.</p>
<p>Risk grubundakiler ücretsiz aşılanmaktadır</p>
<p>Grip (influenza) ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında risk grubunda bulunanların Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından tanımlandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Risk grupları, aslında aşılanması gerekenler listesinde yer alan bireylerdir; bu grupları listeleyen DSÖ, 65 yaş üstü bireyleri, 6 ay-5 yaş arası çocukları, kronik hastalığı olanları, sağlık çalışanlarını, gebeler ve altta yatan hastalığı olan (astım, diyabet, HIV ile enfekte olanlar, kronik kalp-akciğer-böbrek hastalığı olanlar gibi) kişileri risk grupları olarak tanımlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ise 65 yaş üstü ve 2 yaş altındakiler, 6 ay-18 yaş arasında olup uzun süreli aspirin kullananlar, diyabet dahil herhangi bir metabolik hastalığı olanlar, astım dahil kronik hastalığı olanlar, kronik kalp-damar ve böbrek hastaları, bağışıklığı baskılanmış kişiler, aşırı kilosu olanlar, huzurevi-bakımevi gibi topluca bir arada yaşanılan yerlerde kalanlar ve gebeleri listesine almıştır. Bu grupların doğal olarak aşılanması gereken gruplar olduğunu da belirtmek gerekir ve ülkemizde söz konusu grupların mensuplarının ücretsiz aşılanmaları söz konusudur” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Selim Badur, grip (influenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini belirterek “Ancak risk gruplarındaki kişiler ve bunların yakın temaslıları ve sağlık çalışanları grip aşısının öncelikle yapılması gereken gruplardır” dedi.</p>
<p>Aşılanma, maske kullanımı ve havalandırmaya dikkat!</p>
<p>Okul, işyerleri ve alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda grip ve üst solunum yolları enfeksiyonundan korunmada alınacak önlemlere değinen Prof. Dr. Badur, “Aşılanma, maske kullanımı, havalandırma, özellikle grip aktivitesinin arttığı tarihlerde alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda bulunmamaya özen gösterme, hastalık belirtesi olanlar ile temas etmeme gibi basit görünebilen ancak gayet etkili yaklaşımlar, grip başta olmak üzere tüm solunum yolları enfeksiyonlarının etkenlerinden korunmak için en etkili bireysel önlemlerdir” dedi.</p>
<p>Eller sıkça yıkanmalı</p>
<p>Grip ve enfeksiyonlardan korunmada el hijyenine dikkat çeken Prof. Dr. Badur, “Gribe yakalanmamak için sık el temizliği, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerin okul/iş ortamında bulunmamaları, mutlaka maske ile önlem almaları gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşılanmaktır. Aynı zamanda bu kişiler, gribin en önemli komplikasyonu ve ölümlerin büyük oranda nedeni olan pnömoni (zatürre) açısından da risk altındadırlar. Doktorlarından bilgi alarak pnömokok aşısı da olmalıdırlar” uyarısında bulundu.</p>
<p>Ellere hapşırmak çok tehlikeli</p>
<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını belirten Prof. Dr. Badur, “Öksürüp hapşıran kişi, virüs içeren çok sayıda damlacığı etrafa yayar. Bu damlacıkların ağız, burun, gözler ya da ellerimize ulaşması ile hastalık bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile eller ovalanarak da temizlik sağlanabilir. Gribin toplumda yayılmaması için virüsün en çok saçıldığı hastalığın erken günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Özellikle yakınında hastalığın ağır seyretmesi riski olan kişiler varsa, hasta kişinin maske takması yararlı olacaktır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Grip en çok bu kişileri etkiliyor</p>
<p>Gribin tüm yaştaki bireyleri etkilediğini; okul devamsızlıklarına ve iş kayıplarına neden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Badur, “Ancak özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, 5 yaş altındakiler, akciğer, kalp hastalığı olanlar, böbrek, karaciğer yetmezliği olanlar, kanser, diyabet gibi hastalıklar veya ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, organ nakli yapılanlar ve aşırı şişman kişiler gripten daha çok etkilenirler. Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır” dedi.</p>
<p>Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?</p>
<p>Grip aşısının ülkemizin de yer aldığı kuzey yarımkürede, sonbahar aylarında, grip aktivitesi başlamadan uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Badur, “Özellikle okulların açılması ve havaların serinlemesi ile açık alanlardan kapalı ortamlara geçiş süreci, gribin yaygınlaştığı dönemlerdir. Bu bağlamda ekim-kasım ayları aşılanmak için en uygun zaman dilimidir. Ancak küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesi, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada gittikçe daha geç başlamakta (kasım sonu gibi), buna karşın mayıs ayı sonuna dek devam etmektedir. Ülkemizde Ulusal Sentinel Sürveyans Ağı ile grip hastalığı izlenmektedir. Bu ağ, DSÖ’nün Global İnfluenza Sürveyans ve Yanıt Sistemi ile de bağlantılıdır. Buna göre grip aktivitesi her yıl ekim-kasım aylarında başlayarak şubat ayında zirveye ulaşmakta olup, nisan-mayıs aylarını kapsayan dönemde de sık görülmektedir. Bu durumda zamanında aşı olmayanların sezonun ilerleyen dönemlerinde de grip aşılarını olabilecekleri unutulmamalıdır” uyarısında bulundu.</p>
<p>Her yıl aşı olunması gerekir</p>
<p>Grip aşısının her yıl ve tek doz halinde uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Tek farklı yaklaşım ilk kez bu aşının uygulanacağı çocuklar için geçerlidir ve kendilerine bir ay ara ile iki kez yarım doz aşı uygulanır. Grip hastalığının geçirilmesiyle veya aşılama ile oluşan bağışıklık uzun soluklu değildir. Aşılanan veya hastalığı geçiren bireyler bir sonraki grip mevsiminde, hatta aynı sezonda hastalığa tekrar yakalanabilir. Ayrıca, virüsün yapısı değiştiği için, takip verilerinden elde edilen bilgilere göre aşı içeriği her yıl yenilenmektedir. Bu nedenle mevsimsel gripten korunmak için her yıl aşı olunması gerekir” dedi.</p>
<p>Sezon içinde grip olanlar da aşı olmalıdır</p>
<p>Daha önce aşısı olmayan ve sezon içinde grip geçiren bir bireyin de grip aşısı olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Badur, “Grip aşısı içeriğine göre üç/dört farklı influenza virüsüne karşı koruma sağlar. Doğal yolla geçirilen bir influenza enfeksiyonu ise diğer alt türlere karşı çapraz bağışıklık oluşturmaz. Bu nedenle, özellikle risk altındaki bireylerde, daha önce aşı uygulanmamışsa grip hastalığı sonrasında da aşılanma önerilmelidir” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-578602">Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor. Çünkü depresyon, benzer belirtiler gösteren farklı hastalıklarla da karıştırılabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre her 20 kişiden 1’i yanlış depresyon tanısı alıyor olabilir. Anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi durumların depresyonla karıştırılabildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ‘Her mutsuzluk depresyon değildir; hem bedeni hem zihni birlikte değerlendirmek tedavi başarısında kritik rol oynar’ diyor.”</p>
<p><strong>SADECE DEPRESYONDA GÖRÜNMEYEN BELİRTİLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapında yetişkinlerin yaklaşık %5’i depresyondan etkileniyor ve kadınlarda bu oran daha yüksek. Depresyonun uzun süreli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişimleri, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Depresyon, çoğu zaman psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak depresyonun tanısını zorlaştıran faktörlerde mevcut. O da başka sağlık sorunlarının da benzer semptomlar göstermesi” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYON, ANEMİDEN MENOPOZA PEK ÇOK PROBLEMLE KARIŞTIRILABİLİR </strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre depresyon tanısı alan her 20 yetişkinden 1’inin teşhisi yanlış olabilir. Bunun da en önemli etkeni başka hastalıkların depresyon belirtileri ile benzer semptomlar göstermesi. Anemi, vitamin eksiklikleri (B12, folat, D vitamini), tiroid bozuklukları, hormonal dengesizlikler, kan şekeri düzensizlikleri ve menopoz gibi durumların tıpkı depresyonda olduğu gibi yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları ve duygu durum değişiklikleriyle kendini gösterebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aneminin dünya çapında özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu ve tedavi edilmediğinde ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurgular. Benzer şekilde, vitamin B12 ve folat eksiklikleri de yorgunluk, konsantrasyon sorunları, unutkanlık ve motivasyon kaybı gibi depresyonla örtüşen belirtiler yaratır. D vitamini eksikliği, kas zayıflığı, enerji düşüklüğü ve duygu durum değişimleriyle yine depresyonu taklit edebilir. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları da hem sürekli ağrı hem de uyku bozuklukları yoluyla depresif bir tablo çizebilir. Tiroid bozuklukları, özellikle hipotiroidi, enerji azalması, kilo artışı, depresif ruh hali ve zihinsel yavaşlama gibi belirtilerle kolayca depresyonla karıştırılabilir. Kan şekeri düzensizlikleri ve diyabet, yorgunluk, kilo değişimi, sinirlilik ve motivasyon kaybıyla benzerlik gösterirken, hormonal dengesizlikler —özellikle doğum sonrası depresyonla karıştırılabilecek postpartum tiroidit gibi durumlar— da ayırıcı tanıyı güçleştirir. Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin azalmasıyla ortaya çıkan uyku problemleri, duygusal dalgalanmalar ve odaklanma zorlukları ise yine depresyon tanısını düşündürebilir. Tüm bu sağlık sorunlarının ortak noktası, depresyonu andıran ama altta farklı biyolojik nedenlere dayanan semptomlar üretmeleri ve bu nedenle doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasının riskler taşımasıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYONDA DOĞRU TANI İÇİN </strong></p>
<p>Günümüzde basit laboratuvar testleri ile anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi depresyonu taklit eden durumların hızla tespit edilebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Depresif belirtiler görüldüğünde kan tahlilleri, vitamin düzeyleri ve tiroid fonksiyon testleri gibi biyolojik kontrollerin yapılması, hem doğru tanı hem de etkili tedavi için kritik önem taşıyor. Unutmayın, her mutsuzluk depresyon değildir; zihni ve bedeni birlikte değerlendirmek, hayatın geri kalanını değiştirecek en değerli adımdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik kalpler hastalığı bu 5 belirti ile gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-hastaligi-bu-5-belirti-ile-gosteriyor-564962</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 10:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kalpler]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564962</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeklerde görülen doğumsal kalp hastalıkları, anne karnındaki gelişim sürecinde ortaya çıkan ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-hastaligi-bu-5-belirti-ile-gosteriyor-564962">Minik kalpler hastalığı bu 5 belirti ile gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerde görülen doğumsal kalp hastalıkları, anne karnındaki gelişim sürecinde ortaya çıkan ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yaklaşık olarak her 100 bebekten biri bu hastalıkla dünyaya gelirken, belirtiler çoğu zaman fark edilmediği için tanıda gecikmeler yaşanabiliyor. Oysa ki morarma, nefes darlığı ya da beslenme zorluğu gibi önemsenmeyen belirtiler kalpte ciddi bir problemi işaret ediyor olabilir. Bu nedenle ailelerin belirtileri iyi tanıması, düzenli kontrolleri aksatmaması ve riskli durumlarda uzman takibinde olması, bebek için hayati önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Ceyran, çocuklarda kalp hastalığının belirtileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Her 100 bebekten biri doğuştan kalp hastalığı ile karşılaşabiliyor  </strong></p>
<p>Doğumsal kalp hastalıkları, hamilelik döneminde bebeğin kalbinde gelişen anomalilerdir.</p>
<p>Bebeğin kalbi anne karnında doğru bir gelişme göstermediği için ilerleyen süreçte yapı ve işlev bozukluklarına sahip olur. Yaklaşık olarak yeni doğan her 100 bebekten biri doğuştan kalp hastalıkları ile karşı karşıyadır. Eğer annede doğuştan kalp hastalığı varsa bebekte hastalık görülme riski artar. Yine bebeğin kardeşlerinden birinde doğuştan kalp hastalığının olması da riski artırmaktadır. Bu nedenle 35 yaş ve üzerinde hamilelik yaşayan, daha önce doğuştan kalp hastalığı ve/veya başka anomalili bebek dünyaya getiren kişilerin ayrıntılı fetal ekokardiyografik tetkikleri yaptırması gerekir. Saptanmış kalp anomalileri olan bebek doğumlarının özellikle çocuk kardiyoloji ve çocuk kalp cerrahi bölümleri olan ve yenidoğan yoğun bakım ünitesine sahip hastanelerde yapılması gerekir.</p>
<p><strong>Bebeklerde doğuştan kalp hastalığının 5 işareti </strong></p>
<p>Ailelerin, bebekteki olası kalp hastalıklarını erken fark edebilmesi ve hekime başvurması için bazı durumlara dikkat etmesi gerekir.</p>
<ol>
<li><strong>Morarma (siyanoz):</strong> Dudaklarda, tırnaklarda veya ciltte mavi-mor renk değişikliği dikkat edilmesi gereken durumlardandır. Bu belirtiler kandaki oksijen seviyesinin düşük olduğuna işaret edebilir. Fallot tetralojisi (mavi bebek hastalığı), büyük damarların kalpten ters çıkması, akciğer damar darlığı ve/veya yokluğu gibi başlıca hastalıklar morarma ile seyredebilir.</li>
<li><strong>Nefes alma zorluğu:</strong> Bebekte hızlı nefes alıp verme, burun kanatlarının açılması veya göğüs kafesinin çekilmesi gibi belirtiler kalp problemlerine işaret edebilir.</li>
<li><strong>Beslenme sorunları:</strong> Bebek emerken çabuk yoruluyorsa, az miktarda süt alıyor ve kilo alamıyorsa bu bir kalp hastalığı belirtisi olabilir, dikkat edilmelidir.</li>
<li><strong>Huzursuzluk veya halsizlik:</strong> Sürekli huzursuzluk ya da çok halsiz bir görünümü varsa takip edilmelidir. </li>
<li><strong>Kilo alımında gerilik</strong>: Bebek, yaşına göre yeterince kilo alamıyorsa ya da büyüme eğrisinden sapma varsa bu durum kalple ilgili olabilir. Kalpte önemli delikler, ana damarda (aorta) ciddi darlıklar gibi başlıca hastalıklar bu bulgular ile seyredebilir.</li>
</ol>
<p> <strong>Pediatrik takip gerektiren durumlar</strong></p>
<p>Bebeklerde kalp çarpıntısı veya anormal nabız önemlidir. Bebeğin nabzı hızlı veya düzensiz ise takip gerekebilir. Yine kalpte üfürüm dediğimiz durum tabi ki her zaman ciddi bir sorun olmayabilir, ancak bir pediatrik kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeli ve takip edilmelidir.</p>
<p><strong>Ne zaman hemen hekime başvurulmalı?</strong></p>
<p>Bebeklerde herhangi bir bayılma veya bilinç kaybı olduğunda hemen doktora başvurulmalıdır. Soğuk terleme ve solgunluk durumu kalp yetmezliğini işaret edebilir. Kusma ile birlikte morarma veya nefes darlığı yaşanması acil müdahale gerektirebilir. Eğer bu belirtilerden herhangi biri fark edilirse vakit kaybetmeden bir hekime gidilmelidir.</p>
<p><strong>Kalp hastalıklarına karşı aileler bilinçli olmalı</strong></p>
<p>Yeni doğan bebeklerde rutin kontroller önemlidir. Özellikle riskli gebelik sonrası doğan bebeklerde ilk ayda mutlaka bir pediatrik kardiyoloji kontrolünden geçmelidir. Genetik faktörler önemli bir etken olduğu için ailede doğumsal kalp hastalığı öyküsü varsa bebeğin kalp sağlığı daha dikkatli izlenmelidir. Doktorun önerdiği aşılar yaptırılmalı ve enfeksiyon önlemleri alınmalıdır. Çünkü kalp hastalığı olan bebeklerde enfeksiyon riski ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Özellikle RSV gibi virüslerden korunma önemlidir. Yine bebeğin tedavi süreci içerisinde hekimin önerdiği ilaç ve tedavilere tam uyum sağlanmalıdır. Doğuştan kalp hastalıklarının büyük çoğunluğu, doğru tanı konulduktan sonra tedavi edilebilmektedir. Tedavide girişimsel kardiyolojik yöntemlerin yanında, çocuk kalp ameliyatları ile çocuklar sağlıklı olarak yaşamlarına devam edebilirler. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-hastaligi-bu-5-belirti-ile-gosteriyor-564962">Minik kalpler hastalığı bu 5 belirti ile gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tavuk Karası Hastalığı Tedavisi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-tedavisi-564355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 08:46:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[karası]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-tedavisi-564355">Tavuk Karası Hastalığı Tedavisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü.</p>
<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Sinan Emre, halk arasında  tavuk karası olarak bilinen retinitis pigmentosa hastalığında, kök hücre tedavisinin hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebileceğini vurguluyor. Kalıtsal bir retina hastalığı olan tavuk karası, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ilerleyici bir hastalık olarak öne çıkıyor. Şu anda kesin bir tedavisi bulunmayan bu hastalıkta, kök hücre tedavisi sayesinde önemli kazanımlar elde edilebiliyor.</p>
<p><b>Görme Kaybının İlerlemesi Yavaşlatılabilir</b></p>
<p>Retina hücrelerinin zamanla bozulmasıyla ortaya çıkan tavuk karası hastalığında, gece körlüğü ve daralan görme alanı yaygın belirtiler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin bu hastalıkta umut vadeden bir yaklaşım olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor,  “Tavuk karası, günümüzde kesin olarak tedavi edilebilen bir hastalık değil. Ancak, kök hücre tedavisi sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve bazı görsel fonksiyonlar korunabiliyor. Bu da hastaların günlük yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileşmeler sağlıyor.”</p>
<p><b>Karanlık Adaptasyonunda ve Görme Alanında İyileşme Mümkün</b></p>
<p>Tavuk Karası hastalarının zorlandığı durumlardan biri olan karanlık ortamlarda görme sorunu, kök hücre tedavisiyle kısmen hafifletilebilir. Tedavi sonrasında hastalar karanlığa daha kolay adapte olabilir ve gece görüş performanslarında artış gözlemlenebilir. Hastalığın görme alanında daralma ile seyretmesi ise günlük yaşamda ciddi kısıtlamalara yol açabiliyor. Kök hücre tedavisi, bazı hastalarda çevresel görme alanının genişlemesini sağlayarak bireyin hareket kabiliyetini artırabiliyor.</p>
<p><b>Mevcut Görme Düzeyi Korunabiliyor</b></p>
<p>Kök hücre tedavisinin bir diğer önemli avantajı ise mevcut görme seviyesinin korunmasına yardımcı olması. İlerleyici görme kaybını durdurmasa da hastalığın mevcut seviyede sabitlenmesi, kişinin bağımsız yaşamını sürdürebilmesi açısından önemli. Prof. Dr. Sinan Emre, “Hedefimiz, mevcut görmeyi koruyarak, hastanın yaşam kalitesini maksimum düzeyde sürdürmesini sağlamak. Özellikle erken evrede başlanan tedavilerde bu başarı oranı daha yüksek,” açıklamasında bulundu.</p>
<p><b>Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı Şart</b></p>
<p>Kök hücre tedavisi her hasta için uygun olmayabilir. Uygulama kararı; kişinin hastalık evresi, genetik yapısı ve genel göz sağlığı gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilmelidir. “Tedavi süreci her hastada farklılık gösterebilir. Bu nedenle kişiye özel değerlendirme ve multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli” diyen Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin deneyimli uzmanlar tarafından, uygun koşullarda uygulanması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-tedavisi-564355">Tavuk Karası Hastalığı Tedavisi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 18:55:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[karası]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[tavuk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736">Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tavuk Karası Hastalığı tedavisi var mı ? Uzmanlar, tavuk karası hastalığının kök hücre yöntemi ile tedavi edilebileceğini öne sürdü.</p>
<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi’nden Prof. Dr. Sinan Emre, halk arasında  tavuk karası olarak bilinen retinitis pigmentosa hastalığında, kök hücre tedavisinin hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyebileceğini vurguluyor. Kalıtsal bir retina hastalığı olan tavuk karası, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ilerleyici bir hastalık olarak öne çıkıyor. Şu anda kesin bir tedavisi bulunmayan bu hastalıkta, kök hücre tedavisi sayesinde önemli kazanımlar elde edilebiliyor.</p>
<p><b>Görme Kaybının İlerlemesi Yavaşlatılabilir</b></p>
<p>Retina hücrelerinin zamanla bozulmasıyla ortaya çıkan tavuk karası hastalığında, gece körlüğü ve daralan görme alanı yaygın belirtiler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin bu hastalıkta umut vadeden bir yaklaşım olduğunu belirterek şu bilgileri veriyor,  “Tavuk karası, günümüzde kesin olarak tedavi edilebilen bir hastalık değil. Ancak, kök hücre tedavisi sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve bazı görsel fonksiyonlar korunabiliyor. Bu da hastaların günlük yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileşmeler sağlıyor.”</p>
<p><b>Karanlık Adaptasyonunda ve Görme Alanında İyileşme Mümkün</b></p>
<p>Tavuk Karası hastalarının zorlandığı durumlardan biri olan karanlık ortamlarda görme sorunu, kök hücre tedavisiyle kısmen hafifletilebilir. Tedavi sonrasında hastalar karanlığa daha kolay adapte olabilir ve gece görüş performanslarında artış gözlemlenebilir. Hastalığın görme alanında daralma ile seyretmesi ise günlük yaşamda ciddi kısıtlamalara yol açabiliyor. Kök hücre tedavisi, bazı hastalarda çevresel görme alanının genişlemesini sağlayarak bireyin hareket kabiliyetini artırabiliyor.</p>
<p><b>Mevcut Görme Düzeyi Korunabiliyor</b></p>
<p>Kök hücre tedavisinin bir diğer önemli avantajı ise mevcut görme seviyesinin korunmasına yardımcı olması. İlerleyici görme kaybını durdurmasa da hastalığın mevcut seviyede sabitlenmesi, kişinin bağımsız yaşamını sürdürebilmesi açısından önemli. Prof. Dr. Sinan Emre, “Hedefimiz, mevcut görmeyi koruyarak, hastanın yaşam kalitesini maksimum düzeyde sürdürmesini sağlamak. Özellikle erken evrede başlanan tedavilerde bu başarı oranı daha yüksek,” açıklamasında bulundu.</p>
<p><b>Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımı Şart</b></p>
<p>Kök hücre tedavisi her hasta için uygun olmayabilir. Uygulama kararı; kişinin hastalık evresi, genetik yapısı ve genel göz sağlığı gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilmelidir. “Tedavi süreci her hastada farklılık gösterebilir. Bu nedenle kişiye özel değerlendirme ve multidisipliner bir yaklaşım benimsenmeli” diyen Prof. Dr. Sinan Emre, kök hücre tedavisinin deneyimli uzmanlar tarafından, uygun koşullarda uygulanması gerektiğini söyledi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavuk-karasi-hastaligi-ve-tedavisi-nasil-olmali-562736">Tavuk Karası Hastalığı ve Tedavisi Nasıl Olmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>El, ayak ve ağız hastalığı çocuklar arasında çok hızlı yayılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/el-ayak-ve-agiz-hastaligi-cocuklar-arasinda-cok-hizli-yayiliyor-549348</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 08:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[arasında]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[yayılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549348</guid>

					<description><![CDATA[<p>El, ayak ve ağız hastalığı, çocukların ellerinde ve ayaklarında kabarcık benzeri döküntülerle kendini belli eden ve ağız içinde ağrılı yaralara neden olan bulaşıcı bir enfeksiyon olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-ayak-ve-agiz-hastaligi-cocuklar-arasinda-cok-hizli-yayiliyor-549348">El, ayak ve ağız hastalığı çocuklar arasında çok hızlı yayılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>El, ayak ve ağız hastalığı, çocukların ellerinde ve ayaklarında kabarcık benzeri döküntülerle kendini belli eden ve ağız içinde ağrılı yaralara neden olan bulaşıcı bir enfeksiyon olarak tanımlanıyor. Viral bir enfeksiyon olan hastalık, çoğunlukla bebekleri ve 5 yaşından küçük çocukları daha çok etkiliyor, genellikle 7- 10 gün içinde kendiliğinden iyileşiyor. Coxsackievirus ve enterovirus ailelerine ait virüslerin neden olduğu hastalık kirli havuzlardan bulaşabildiği gibi öpüşmek, sarılmak ve ortak eşya kullanımı yollarıyla da çok hızlı yayılabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklar arasında bu sıralar hızla yayılan el, ayak ve ağız hastalığı hakkında bilgi verdi.   </p>
<p><strong>Kabarcık benzeri döküntüler görülüyor</strong></p>
<p>Hastalık sonucunda ellerde ve ayaklarda oluşan kabarcık benzeri döküntüler ile ağız içinde gelişen ağrılı yaralar nedeniyle ‘el, ayak ve ağız’ ismi kullanılmaktadır. Aslında döküntüler göğüs, sırt, kollar, bacaklar, genital organlar ve kalçalar dahil olmak üzere vücudunun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Çocuklar birbirine bulaştırıyor</strong></p>
<p>Bebekler ve 5 yaşından küçük çocukların el, ayak ve ağız hastalığına yakalanma olasılığı yüksektir. Kreş ve okullarda çocuklar arasında hızla yayılma eğilimi bulunmaktadır. Yine de, daha büyük çocuklar ve hatta yetişkinlerde bile bu hastalık görülmektedir. Hastalığa birkaç virüs neden olabileceğinden, bu hastalığa birden fazla kez yakalanmak mümkündür.</p>
<p><strong>Belirtiler iki aşamada ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>El, ayak ve ağız hastalığı belirtileri genellikle iki aşamada ortaya çıkmaktadır. Hastalık başladığında, çocuklarda grip benzeri belirtiler görülebilmektedir.</p>
<ul>
<li>Hafif ateş.</li>
<li>Boğaz ağrısı.</li>
<li>Burun akması.</li>
<li>Karın ağrısı.</li>
<li>İştahsızlık.</li>
</ul>
<p>Birkaç gün sonra şu belirtiler görülüyor</p>
<ul>
<li>Avuç içlerinde, ayak tabanında, dirseklerde ve dizlerinde, cinsel organda veya kalçalarda kaşıntılı döküntü.</li>
<li>Ağız içinde ve çevresinde, dil de dahil olmak üzere herhangi bir yerde gelişebilen ağrılı ağız içi yaralar. Yaralar genellikle parlak pembe noktalar veya sonunda kabarcıklara dönüşen küçük şişlikler şeklinde başlar.</li>
<li>Boyunlarındaki lenf bezleri şişer.</li>
</ul>
<p><strong>Bulaşma evresi döküntülerden önce</strong></p>
<p>El, ayak ve ağız hastalığının belirtileri genellikle 7-10 gün içinde geçecektir. Ancak 2 yaşından küçük çocukların virüsten daha fazla etkilenecektir. El, ayak ve ağız hastalığı bulaşıcıdır. Hastalığın en bulaşıcı evresi genellikle döküntüler ortaya çıkmadan öncedir. Kabarcıklar genellikle yaklaşık 10 gün içinde kurur. Kabarcıklar kuruduktan sonra çocuğun hastalığı başkalarına bulaştırma olasılığı daha düşüktür. Ancak, döküntü geçtikten sonra virüs dışkıda haftalarca yaşayabilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalık hangi yollarla bulaşıyor?</strong></p>
<p>Bu hastalık şu yollarla yayılabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Enfekte bir kişinin hapşırması veya öksürmesiyle havaya yayılan damlacıklar yoluyla.</li>
<li>Enfekte bir kişinin tükürüğü veya dışkısıyla temas edip daha sonra ağzınıza, gözlerinize veya burnunuza dokunarak.</li>
<li>Enfekte bir kişinin vücudundan çıkan damlacıklarla doğrudan temas.</li>
<li>Virüs taşıyan birini öpmek veya sarılmak.</li>
<li>Kişisel eşyaları paylaşmak.</li>
</ul>
<p><strong>Bazen bu sorunlar da görülebiliyor</strong></p>
<p>Çok nadir olsa da el, ayak ve ağız hastalığı bazen şu sorunlara neden olabilmektedir;</p>
<p>Dehidratasyon: Ağız yaraları içmeyi ve yemeyi acı verici hale getirebilmektedir. Dehidratasyonu önlemek için yeterli sıvı içmek önemlidir.</p>
<p>Tırnak kaybı: Bazı insanlar virüse yakalandıktan sonra birkaç tırnak veya ayak tırnağını kaybetse de tırnaklar tekrar uzamaktadır.</p>
<p>Viral menenjit ve ensefalit: El, ayak ve ağız hastalığı olan çok az sayıda kişide menenjit ve ensefalit gelişebilmektedir. Bu nadir durum beyinde (ensefalit) ve beyin ve omurilik zarında (menenjit) tehlikeli şişmeye neden olabilmektedir.</p>
<p>El ayak ağız hastalığı ile ilgili belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybedilmeden uzman doktora başvurulması önem taşımaktadır. Doktor hastalığın şiddetine göre uygun bir tedavi planı belirleyecektir. Ayrıca çevredeki kişilere bulaşmaması açısından da önlem alınmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-ayak-ve-agiz-hastaligi-cocuklar-arasinda-cok-hizli-yayiliyor-549348">El, ayak ve ağız hastalığı çocuklar arasında çok hızlı yayılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahçeyle uğraşmak ve bitki yetiştirmek hastalığı yavaşlatabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahceyle-ugrasmak-ve-bitki-yetistirmek-hastaligi-yavaslatabilir-544452</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 09:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeyle]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[uğraşmak]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlatabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yetiştirmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544452</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığının nedenleri, etkileri ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için günlük yaşam aktivitelerinin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahceyle-ugrasmak-ve-bitki-yetistirmek-hastaligi-yavaslatabilir-544452">Bahçeyle uğraşmak ve bitki yetiştirmek hastalığı yavaşlatabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığının nedenleri, etkileri ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için günlük yaşam aktivitelerinin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Yaş ilerledikçe hafıza, dikkat ve bilişsel yetenekler kaybolabiliyor</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının, bunama vakalarının en yaygın nedeni olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Yaşla birlikte görülme sıklığı da artar. Özellikle yaşlı nüfusta daha sık görülür ve temelinde beyindeki hücrelerin küçülmesi ve zarar görmesi yatar.” dedi.</p>
<p>Bu zararın, beyindeki metabolik süreçlerin sonucunda biriken toksik maddelerin beyin hücrelerine zarar vermesiyle başladığını ifade eden Metin, “Bu süreç, beyin hücrelerinin erken yaşta küçülmesine ve normalden daha küçük hale gelmesine yol açar. Sonuç olarak, beyin hücrelerinin kaybıyla birlikte, kişinin hafıza, dikkat, planlama gibi ileri bilişsel yetenekleri de kaybolabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Alzheimer hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için günlük yaşam aktivitelerine odaklanılmalı!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının, unutkanlıkla ilişkilendirilse de, bunamanın daha karmaşık bir durumu olduğunu anlamanın önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Barış Metin, “Bu hastalık ilerledikçe, bireyin günlük yaşamını etkileyen daha ciddi bilişsel ve davranışsal sorunlar ortaya çıkar. Alzheimer hastalığının ana nedeni, beyin hücrelerinin erken yaşta ölmesine yol açan çeşitli toksik maddelerin birikmesidir.” dedi.</p>
<p>Alzheimer hastalığının, ilerleyici bir beyin hastalığı olup, unutkanlık, bilişsel bozulma ve davranışsal değişikliklerle karakterize olduğunu da hatırlatan Metin, “Bu hastalıkla mücadelede farmasötik tedaviler önemli olsa da, sadece ilaçlarla tedavi edilen bir durum olmadığı anlaşılmalıdır. Alzheimer hastalarına çeşitli ilaçlar verilir. Ancak bu ilaçlar hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. İlaçlar, unutkanlığın bir miktar azalmasına ve kişinin rahatsız edici davranış ve duygusal problemlerinin iyileşmesine yardımcı olabilir. Ancak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın bir yolu da günlük yaşam aktivitelerine odaklanmaktır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Alzheimer hastaları için bahçeyle uğraşmak ve bitkilerle ilgilenmek öneriliyor… </strong></p>
<p>Yapılan araştırmaların, Alzheimer hastalarının günlük yaşam aktivitelerine daha fazla katıldıklarında hastalığın daha yavaş ilerlediğini gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Özellikle fiziksel aktivite, hobi ve bahçeyle uğraşmak gibi aktiviteler, hastaların yaşam kalitesini artırabilir ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.” dedi.</p>
<p>Bahçeyle uğraşmak ve bitkilerle ilgilenmenin Alzheimer hastaları için önerilen bir aktivite olduğuna işaret eden Metin, “Bu aktiviteler, birçok yönden olumlu etkiler sağlar. Öncelikle, yapılan çalışmalar gösteriyor ki, ne kadar çok fiziksel aktivite gösterilirse, hastalığın ilerlemesi o kadar yavaş olabilir. Ayrıca, bahçeyle uğraşmak, toprakla ve bitkilerle temas etmek, kişinin duygusal olarak da rahatlamasına ve pozitif bir etki hissetmesine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bahçe ve bitkiyle uğraşmak, sosyal izolasyonun etkilerini azaltabilir! </strong></p>
<p>Alzheimer hastaları için bahçe ve bitkiyle uğraşmanın aynı zamanda sosyal izolasyonun önüne geçebileceğini de aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Özellikle şehirde yaşayan hastalar, evde yalnız kaldıklarında depresyon ve çaresizlik duygusu yaşayabilirler. Ancak, bahçe ve bitkiyle uğraşmak, kişinin doğayla bağ kurmasını ve sosyal izolasyonun etkilerini azaltmasını sağlayabilir.” dedi.</p>
<p>Alzheimer hastalarına bahçeyle uğraşma ve bitki yetiştirme gibi aktivitelerin önerilmesi gerektiğini dile getiren Metin, “Bu aktiviteler, hastaların fiziksel ve duygusal sağlığını destekleyebilir, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir ve sosyal izolasyonun etkilerini azaltabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahceyle-ugrasmak-ve-bitki-yetistirmek-hastaligi-yavaslatabilir-544452">Bahçeyle uğraşmak ve bitki yetiştirmek hastalığı yavaşlatabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik böbrek hastalığı yavaş gelişir, her şey hızla değişir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaligi-yavas-gelisir-her-sey-hizla-degisir-461489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2024 11:38:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[değişir]]></category>
		<category><![CDATA[gelişir]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Otsuka, 10 Mayıs Polikistik Böbrek Hastalığı Günü’nde kalıtsal, kronik ve ilerleyici bir rahatsızlık olan polikistik böbrek hastalığının, erken tanı ve tedavisine dikkat çekerek hastalığa dair çarpıcı bilgileri derledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaligi-yavas-gelisir-her-sey-hizla-degisir-461489">Polikistik böbrek hastalığı yavaş gelişir, her şey hızla değişir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Abdi İbrahim Otsuka Medikal Direktörlüğü, polikistik böbrek hastalığına (PBH) dair çok faydalı ve çarpıcı bilgiler derledi. </span></p>
<p><span>Kronik, ilerleyici ve kalıtsal bir hastalık olan polikistik böbrek hastalığı böbrekler ve özellikle karaciğer olmak üzere diğer organlarda kist denilen sıvı dolu keselerin çoğalıp büyüdüğü karmaşık bir hastalıktır. Böbrekte oluşan kistler, böbreğin normal dokusunun yerini alır, böbreklerin büyümesine neden olur, böbrek fonksiyonunun azalmasına ve böbrek yetersizliğine yol açar. Polikistik böbrek hastalığı olan kişilerde böbrek kistlerine ek olarak karaciğer kistleri ve damar hastalıkları da görülebilmektedir. </span></p>
<p><strong><span>Bazı hastalarda şikâyet olmadan gelişebilir</span></strong></p>
<p><span>Polikistik böbrek hastalığının en sık rastlanan başlangıç semptomları ise ağrı, idrar yolu infeksiyonu bulguları, makroskopik hematüri (idrarda kan) atakları veya tesadüfen saptanan hipertansiyondur. Ağrı ve hematüri en sık görülen klinik bulgulardır. Aşırı sayıdaki kistler nedeniyle böbrek boyutları büyümüş olan hastalarda ağrı daha sık görülür. </span></p>
<p><span>Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı, son dönem böbrek yetersizliği olgularının %8 &#8211; 10&#8217;undan sorumludur. Buna bağlı olarak, önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Bazı hastalarda ise bulgu ve şikâyetler görülmeyebilir. </span></p>
<p><span>Böbrek fonksiyonundaki düşüş geri dönüşü olmayan böbrek hasarının habercisidir. Bu hastalarda, özellikle PKD1 mutasyonu olanlarda, böbrek yetersizligi gelişebilmektedir ve ileri evre kronik böbrek hastalığının ortalama başlangıç yaşı 50’dir, son dönem böbrek yetersizliği ortalama 53 yaşında meydana gelir ve yaşam süresi daha kısadır. </span></p>
<p><strong><span>Böbrek naklinin sebepleri arasında 4’üncü sırada geliyor</span></strong></p>
<p><span>Türkiye Nefroloji Derneği verilerine göre 2022 yılında 3621 böbrek nakli yapılmıştır ve nakil sebepleri arasında dördüncü sırada polikistik böbrek hastalığı yer almaktadır. </span></p>
<p><span>Ülkemizde akrabalardan böbrek nakli vakaların yaklaşık %60’nı oluşturmaktadır ve kalıtsal bir hastalık olan PBH’de bu durum nakil sürecini zorlaştırabilir. </span></p>
<p><strong><span>Polikistik böbrek hastalığı progrnozunda erken tanı ve tedavi önemlidir</span></strong></p>
<p><span>Hastalık ilerlemesini yavaşlatmak, böbrek naklini ve diyaliz ihtiyacını geciktirmek için erken dönemde tanı ve uygun tedavi için nefroloji uzmanına başvurmak büyük bir önem taşımaktadır.</span></p>
<p><span>Sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı, hastanın ihtiyacına göre semptom tedavisi, böbrek fonksiyonunu korumak için uygulanan tedavi sayesinde semptomlar kontrol altına alınabilir ve çeşitli komplikasyonlar önlenebilir.</span></p>
<p><span>Sizde veya yakınlarınızda bu hastalığın olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir nefroloji uzmanına görününüz.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaligi-yavas-gelisir-her-sey-hizla-degisir-461489">Polikistik böbrek hastalığı yavaş gelişir, her şey hızla değişir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 07:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemirde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[işlenecek]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsünde, doktorlar diyabet ve obezite hastalığını ve tedavisini anlatacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410">Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi ve Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsünde, doktorlar diyabet ve obezite hastalığını ve tedavisini anlatacak.</p>
<p>Gaziemir Belediyesi ile Sağlıklı Yaşıyoruz iş birliğinde düzenlenen “Sağlıklı Yaş Alma” buluşmalarının üçüncüsü 14 Ocak Pazar günü Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.</p>
<p>Sağlıklı Yaşıyoruz kurucuları Nurçin Çağlar ve A. Okan Çağlar’ın moderatörlüğünde düzenlenecek toplantı, Diyabet ve Obezite ile Mücadele başlığıyla düzenlenecek. Sağlıklı Yaşıyoruz doktorlarının, obezite ve diyabetin kök sebeplerinin yanı sıra diğer kronik hastalıklarla ilişkisinin de masaya yatıracağı toplantıda bu hastalıklardan korunma ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaşılacak. Toplantıda, Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, “Diyabet Yaşam Şekli Sorunu: Vücudunuz Size Bir Şeylerin Yolunda Gitmediğini Anlatmaya Çalışıyor,” Opr. Dr. Sultan Kaya Ünsal, “Diyabetin Göze Etkileri” ve Dr. Vahap Almasulu “Çağımızın Salgını Diyabeti Durduralım” başlıklarında sunum yapacak. Nurçin Çağlar ile Okan Çağlar, diyabet ve obeziteden nasıl kurtulduklarını, bu süreçte yaşadıkları deneyimleri dinleyicilere anlatacak.</p>
<p>Doktorlar, sunumlarının ardından vatandaşların obezite ve diyabet hakkında kendilerine yönelteceği soruları cevaplandıracak. 14 Ocak Pazar günü saat 13.00’te başlayacak Diyabet ve Obezite ile Mücadele toplantısı, saat 17.00’ye kadar devam edecek.</p>
<p>Her ayın ikinci pazar günü düzenlenecek Sağlıklı Yaş Alma temalı toplantılarda sırasıyla Kalp ve Damar Sağlığı, Tiroid Sağlığı &#8211; Depresyon, Kanserden Korunma ve Mücadele, Menopozu Yönetme &#8211; Prostatı Koruma konuları işlenecek. Toplantıların sonuncusu, 12 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemirde-diyabet-ve-obezite-hastaligi-islenecek-435410">Gaziemir&#8217;de diyabet ve obezite hastalığı işlenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson hastalığı 20&#8217;li yaşlarda da görülebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-428388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 10:40:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görülebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=428388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu hastada tek taraflı elde titreme olarak başlayan Parkinson hastalığının genellikle 60 yaştan sonra belirtilerinin görüldüğünü kaydeden uzmanlar, tek taraflı başlayan hastalığın yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçtiğini söylüyor. Parkinson hastalığı kişinin genetiğinde var ise 25-40 yaşlarında da görülebildiğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, genetik gen ile geçen Parkinson hastalığı daha erken ortaya çıktığını kaydetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-428388">Parkinson hastalığı 20&#8217;li yaşlarda da görülebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Parkinson hastalığı 20’li yaşlarda da görülebiliyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Parkinson erkeklerde daha sık görülüyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kuyu suyu, sigara kullanımı, tarım ilaçları hastalığı tetikleyebiliyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Çoğu hastada tek taraflı elde titreme olarak başlayan Parkinson hastalığının genellikle 60 yaştan sonra belirtilerinin görüldüğünü kaydeden uzmanlar, tek taraflı başlayan hastalığın yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçtiğini söylüyor. Parkinson hastalığı kişinin genetiğinde var ise 25-40 yaşlarında da görülebildiğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, genetik gen ile geçen Parkinson hastalığı daha erken ortaya çıktığını kaydetti.</strong> <strong>Prof. Dr. Tarlacı, “Lifli gıdalar tüketilmeli, kemikleri sert tutmak için yoğurt yenilmeli. Haftada iki kere bakla yenilmesi de olumlu etki oluşturuyor” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığı hakkında bilgi vererek, hastaların nasıl beslenmesi gerektiğini anlattı. </p>
<p><strong>Tek taraflı başlayan hastalık yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçiyor</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının hareketlerde yavaşlamayla giden nörolojik bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Göz kırpmada yavaşlama, yutma sıklığında azalma, bağırsak hareketinde yavaşlama, düşünce akışında yavaşlama olarak belirtileri görülebiliyor. Parkinson hastalığı çoğu hastada tek taraflı elde titreme olarak başlıyor. Titreme olan tarafta yürürken olan kol salınımı duruyor. Yürüme esnasında öne doğru kamburluk görülüyor. Parkinson hastalığı yaşla ilgili bir hastalık ve genellikle 60 yaştan sonra belirtileri görülüyor. Tek taraflı başlayan hastalık yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçiyor. Tükürük bezinden örnek alındıktan sonra tanı yüzde 70 oranında konulabiliyor. Parkinson vücudun sistemini etkileyen bir hastalık.” dedi.</p>
<p><strong>Parkinson hastalığı gençlerde görülüyor mü? </strong></p>
<p>Parkinson hastalığı kişinin genetiğinde var ise 25-40 yaşlarında da görülebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığı için her yıl 2-3 tane gen bulunduğunu, şu an sayısı 27’e varan parkin genin olduğunu anlattı. Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu genler kişide var ise genetik olarak taşınabilmektedir. Genetik wazqsile geçiş oranı yüzde 10 ile yüzde 15 arasındadır. Genetik ile geçen Parkinson hastalığı daha erken ortaya çıkmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Parkinson’da kök hücre tedavisi </strong></p>
<p>Kök hücre tedavisinin 1960’dan beri Parkinsonlu hastalarda denendiğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kök hücrenin geçici bir etkiye sahip olduğu izlenilmiştir. Günümüz açısından değerlendirince şu anda onaylanmış bir kök hücre tedavisi yoktur.” dedi.</p>
<p><strong>Dopamin ve Parkinson hastalığı ilişkisi </strong></p>
<p>Beynin dopamin ile ilgili olan 3 tane merkezi bulunduğunu ve dopamin 15-30 yaş arasında yüksek olduğunu anlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dopamin, Parkinson ve benzeri hastalıklar için altın standardında bir ilaçtır. Fakat dışarıdan alınan dopamin doğrudan beyine geçmiyor. Dopaminin Parkinson hastaları üzerinde hareket kısıtını azaltan etkileri var. Hastanın tedaviye yanıtına, yan etkiye hassasiyetine göre ayarlamak gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Dopamin hücrelerinin kaybolduktan sonra yenilenmesinin mümkün olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, rezervin de hastalığın yılı arttıkça azaldığını söyledi.</p>
<p><strong>Parkinson hastaları lifli gıdalar, yoğurt ve taze bakla tüketmeli</strong></p>
<p>Parkinson hareketleri yavaşlatan bir hastalık olsa da sistemik bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Parkinson hastalarının özellikle beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor. Kabızlık Parkinson hastalarında sıkça görülür çünkü bağırsakları yavaşlatıyor o yüzden lifli gıdalar tüketilmeli, kemikleri de sert tutmak için yoğurt yenilmelidir. Haftada iki kere bakla yenilmesi olumlu etki oluşturur ama ilaç yerine geçmez. Aynı zamanda bisiklet sürmek Parkinson hastalığında önemli yer tutar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Erkeklerde daha sık görülüyor </strong></p>
<p>Parkinson hastalığına erkeklerde kadınlara göre daha çok rastlandığını da belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Başlangıçta tek elde titreme ile başlar. Tıbbi olarak tremor adlandırıyoruz. Bu titreme dışardan görülerek anlaşılıyor, elde titreme başladıktan bir iki yıl sonra hastanın hareketlerinde yavaşlama, oturup kalkarken yavaşlık, kolları sallamama daha ilerleyen zamanlarda günlük faaliyetlerin de dışarıya bağlılık halini alabiliyor. Yaşlanmayla ilgili bir hastalık. Beynin hareket sisteminde bazı insanlarda belli sebeplerle ortaya çıkan çabuk yaşlanma.</p>
<p>Parkinson hastalığına sebep olan bazı etmenler var, bunlar içerisinde erkek cinsiyeti, kuyu suyu, sigara kullanımı, tarım ilacına fazla maruz kalma hastalığı tetikleyebiliyor. Kahve tüketimi Parkinson riskini azaltıyor. Yaşlılarda ortaya çıkan düşmeler Parkinsonun belirtileridir, denge sorunu yaşarlar.”</p>
<p><strong>Beyin pili etkili sonuç verebiliyor</strong></p>
<p>Parkinson hastalığında erken tanının yaşam kalitesini arttırma açısından önemli olduğunu anlatan Tarlacı, “Maalesef hastalığın sürecini yavaşlatmak için günümüzde bir çözüm bulunmuyor. Ancak Parkinson tedavi edilebilir bir hastalıktır. 1960’larda hiçbir tedavisi olmayan Parkinson hastalığı günümüzde ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Değişik tedavi yöntemlerimiz var, hekimler hastanın klinik tablosuna göre tedavi yöntemini belirliyor. Bazı hastaların beynine pil takılması tedavi açısından olumlu etki oluşturuyor.”</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-428388">Parkinson hastalığı 20&#8217;li yaşlarda da görülebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 08:23:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kolları]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sallamamak]]></category>
		<category><![CDATA[yürürken]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülümsemekten ağlamaya, çiğnemekten yutkunmaya, adım atmaktan nesneleri tutmaya kadar tüm vücut hareketlerimiz sinir sistemimiz tarafından düzenleniyor. Vücudumuzdaki bu mükemmel düzende oluşan işlev bozuklukları kişinin beden kontrolünü bozan, hareketlerde artma, azalma ya da yavaşlamalara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952">Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>YÜRÜRKEN KOLLARI SALLAMAMAK PARKİNSON HASTALIĞI BELİRTİSİ OLABİLİR</strong></p>
<p>Gülümsemekten ağlamaya, çiğnemekten yutkunmaya, adım atmaktan nesneleri tutmaya kadar tüm vücut hareketlerimiz sinir sistemimiz tarafından düzenleniyor. Vücudumuzdaki bu mükemmel düzende oluşan işlev bozuklukları kişinin beden kontrolünü bozan, hareketlerde artma, azalma ya da yavaşlamalara neden olabiliyor. Vücut hareketlerinin azalması Parkinson’a neden olurken hareketin artması ise distoni ve huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Gülşah Öztürk Özlük “29 Kasım Dünya Hareket Bozuklukları Günü” nedeniyle hareket bozuklukları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Hareket bozuklukları 30-40’lı yaşlarda da ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Hareket bozuklukları hastalıkları; mükemmel bir çalışma ahengine sahip olan sinir sisteminde önemli yeri olan bazal çekirdeklerdeki işlev bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Bazal çekirdeklerden talamusa aşırı veya yetersiz veri çıkışı olduğunda hareketlerimizde kısıtlılık ya da istemsiz hareketler gelişebilmektedir. Hareket bozuklukları, hareketlerin artışı veya azalıp yavaşlamasına göre gruplara ayrılmaktadır. Hareketi azaltan veya yavaşlatan en sık gözlenen hastalık Parkinson hastalığıdır. Hareketi artıran hastalıklar ise titreme, distoni, tik rahatsızlıkları, huzursuz bacak sendromu, myoclonus, kore, hemiballismusdur. En sık gözlenen hareket bozukluklarından birisi olan Parkinson hastalığı ileri yaş hastalığıdır. Beyin hücrelerinde harabiyetle giden nörodejeneratif hastalıklarda Alzheimer’dan sonra 2. sıklıkta gözlenmektedir. Parkinson hastalığı genelde 60 yaş ve üzerinde görülür. Ancak hastaların %10’unda 50 yaş öncesi gözlenebilir. Hatta 30-40’lı yaşlarda tanı konulan genetik geçişli Parkinson hastaları vardır. </p>
<p><strong>Mimiklerdeki azalma Parkinson hastalığı belirtisi olabilir</strong></p>
<p>İdypatik Parkinson hastalığı vücudumuzda önemli bir madde olan dopamin yapımında sorumlu hücrelerin harabiyeti nedeniyle ortaya çıkar. En sık gözlenen bulgusu hareketlerde yavaşlamadır. Bu durumun hastalardaki ilk belirtileri yolda yürürken kollarını sallamadan yürümek, mimiklerin azalması ve yürürken ayaklarını sürümesi olabilir. Titreme ilk dikkat çeken bulgularından biridir ama Parkinson hastalığı olanların 4’te birinde titreme görülmeden diğer Parkinson belirtileri gözlemlenebilir.  </p>
<p><strong>Beyin pili hastanın kullanacağı ilaç sayısını azaltabiliyor</strong></p>
<p>Her hastalıkta olduğu gibi hareket bozukluklarında da erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Vücudumuzdaki dopamin yapımından sorumlu olan hücrelerin harabiyeti ile Parkinson hastalığı ortaya çıkmaktadır. Parkinson tedavisi için hastanın öncelikle hareket bozukluklarında uzman bir hekime başvurması gerekir. Parkinson hastalığı öncelikle ilaçla tedavi edilir. İlaç tedavisinden fayda görmüş ama yan etkileri nedeniyle kısıtlı kullanımı olan veya ön planda titremesi olan hastalarda cerrahi tedavi yöntemi olan derin beyin stimulasyonu (halk arasında beyin pili olarak adlandırılır) tedavi seçeneği olarak düşünülebilir. Beyin pilinin hastaya uygun olup olmadığı psikiyatri, nöroloji ve beyin cerrahisi uzmanlarının multidisipliner çalışması ile belirlenmektedir. Tedavi için öncelikle hastada İdyopatik Parkinson hastalığı olup olmadığının net olarak belirlenmesi gerekir. Beyin pili uygulanan İdyopatik Parkinson hastalarında özellikle titreme ve ilaç yan etkisi ile oluşan istemsiz hareketler (diskinezi) tedaviye iyi yanıt verir, bunun yanında beyin pili sonrası kullanılan ilaç düzeyinde azalma sağlanabilmektedir. </p>
<p><strong>Distoni hastalığı ilaç ya da botoks ile tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Vücuttaki kaslarda anormal kasılmalar sonucu ortaya çıkan şekil bozuklukları distoni hastalığına neden olmaktadır. Distoni; kol, bacak, boyun, gövde ya da tüm beden kaslarını etkileyebilmektedir. Tüm vücudu tutma oranı çocuklarda yetişkinlere göre daha yaygındır. Yetişkinlerde daha çok boyun, kol ve bacakta şekil bozuklukları oluşmaktadır. Distoni hastalığının tedavi seçenekleri ilaç tedavisi ve botulinum toksin (botoks) enjeksiyonlarıdır. Hastaya uygulanan ilaç ya da botoks, kasılmış olan alanların gevşemesini sağlar. Bazı hastalara ise derin beyin stimulasyonu yani beyin pili önerilebilmektedir. Özellikle genetik geçişli birincil distonilerde ve boyunda görülen distonilerde derin beyin stimulasyonu uygulanabilir. </p>
<p><strong>Düzenli yapılan egzersiz hareket bozukluğu riskini azaltabiliyor</strong></p>
<p>Hareket bozukluğu hastalığı olan her birey için olmazsa olmaz önerimiz düzenli olarak yapılan egzersizlerdir. Özellikle hareketlerde yavaşlıkla giden Parkinson hastalığında esnekliği artırabilecek egzersizler için destek alınması önemlidir. Kasılmalar nedeniyle vücutta şekil bozukluğu olan distoni hastalarında da kalıcı şekil bozukluklarını önleme amaçlı egzersizler önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yururken-kollari-sallamamak-parkinson-hastaligi-belirtisi-olabilir-425952">Yürürken Kolları Sallamamak Parkinson Hastalığı Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 11:24:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altında]]></category>
		<category><![CDATA[gebeler]]></category>
		<category><![CDATA[gripte]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[influenza]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421894</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>“Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okulların açılması ve mevsim değişikliği nedeniyle grip (influenza) vakalarında artış gözlemleniyor.  Prof. Dr. İftihar Köksal, 65 yaş üstü kişilerin, gebelerin ve kronik hastalığı olanların gribin ciddi sonuçları açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekerek bu nedenle yaygın bir grip salgınının önüne geçmek ve gribin ciddi sonuçlarını önlemek adına grip aşısının önemini vurguladı.</strong></p>
<p>Prof. Dr. İftihar Köksal, influenza virüsünün sebep olduğu gribin sadece bir solunum yolu enfeksiyonu olmadığını, kanıtların gribin daha geniş kapsamlı sağlık komplikasyonları ile ilişkili olabileceğini, sonbahar mevsimiyle birlikte grip sezonuna da girildiğini söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, risk grupları ve grip aşısının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p>“Grip, sağlıklı erişkinler dahil olmak üzere, enfeksiyondan birkaç gün sonra kalp krizi riskini en az 10 kat ve inme riskini en az 8 kat arttırarak şiddetli kardiyovasküler komplikasyonları tetikleyebiliyor. Grip aşısı ise kardiyovasküler olayları yüzde 26-53, kardiyovasküler ölümleri yüzde 56 oranında azaltmakta.” </p>
<p>Bunun yanı sıra bir diğer risk grubu diyabetli hastalarda grip enfeksiyonu hastaneye yatış ve ölüm riskini 6 kat ve hastaneye yatıştan sonra yoğun bakım ünitesine yatış riskini 4 kat arttırıyor. Bu noktada grip aşısı diyabetli kişilerde hastaneye yatışı yüzde 58, grip/zatürre nedeniyle hastaneye yatışı yüzde 43 azaltıyor.</p>
<p>Ayrıca 65 yaş üstü hastalarda, influenza virüsü nedeniyle hastaneye yatırılan her 3 yaşlı yetişkinden birinde zatürre gelişmekte ve bu hastalar grip enfeksiyonundan sonra 2 aya kadar daha yüksek felç riski altındadırlar. Hamile kadınlar da hem kendileri hem de gelişmekte olan bebekleri için grip enfeksiyonunun ciddi sonuçları açısından yüksek risk altındalar.”</p>
<p><strong>‘Okula dönüş ile çocuklarda grip riski artıyor’ </strong></p>
<p>5 yaşından küçük çocuklarda griple ilgili ciddi komplikasyonlar gelişme riskinin yüksek olduğunu söyleyen Prof. Dr. İftihar Köksal, en büyük grip atak hızının tipik olarak okul çağı çocuklarında olduğunu ve gribin esas olarak çocuklardan yetişkinlere yayılma ve epidemilere neden olma eğiliminde olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“Eylül – Ocak ayları aşılanma için en uygun zaman”</strong></p>
<p>Grip aşısı zamanlamasıyla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İftihar Köksal, aşıya geç kalındığı algısının yanlış olduğunu, ocak ayı başında vakalarda pik noktayı görmeyi beklediklerinden dolayı bu zaman dilimi içerisinde başta risk grupları olmak üzere aşıya erişebilen herkesin gripten korunmak adına aşı olmasının önemini vurguladı. Ayrıca “Geçen sezon grip salgınları ekim ayının sonlarına doğru başladı ve çok hızlı arttı. 2009 grip pandemisinden beri görülen en kötü grip sezonu yaşandı. Bu nedenle bu sezona hazır olmak için henüz aşılanmamış kişilerde grip aşısı uygulamasına bugün itibariyle başlanarak mart sonuna kadar devam edilmesini öneriyoruz. Böylece nisan-mayıs aylarına kadar devam eden influenza vakalarını önlemek mümkün olacaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>“Grip aşısını daha önce grip geçirenler de olmalıdır”</strong></p>
<p>Grip enfeksiyonu geçiren birinin aşı olmasıyla ilgili de konuşan Prof. Dr. İftihar Köksal, “Türkiye’de bulunan aşıları, 4 ayrı virüs alt tipine karşı koruyuculuk sağlıyor. Toplumda influenza virüsünün farklı alt tipleri hastalığa sebep oluyor. Bu nedenle hasta olsanız bile hangi virüsün sizi hasta ettiğinden bağımsız diğer 3 tipe karşı bağışıklığınız olmayacaktır. Bu nedenle de grip hastalığı geçirilse dahi güvenle grip aşısı olunabilir. Tabii aşı olacak bireyin o esnada ağır ateşli bir hastalık geçirmediği ilgili hekim tarafından kontrol edilmelidir.” dedi.</p>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gripte-influenza-65-yas-ustu-kisiler-gebeler-ve-kronik-hastaligi-olanlar-yuksek-risk-altinda-421894">&#8220;Gripte (Influenza) 65 yaş üstü kişiler, gebeler ve kronik hastalığı olanlar, yüksek risk altında&#8221;  </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer yaşlı hastalığı değil, gençleri de vuruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-yasli-hastaligi-degil-gencleri-de-vuruyor-416827</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 01:24:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[vuruyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik araştırmaların genç Alzheimer konusunu gündeme getirdiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanmasının hiç de sürpriz olmadığını, sahip olunan genetiğin buna neden olabildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-yasli-hastaligi-degil-gencleri-de-vuruyor-416827">Alzheimer yaşlı hastalığı değil, gençleri de vuruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genetik araştırmaların genç Alzheimer konusunu gündeme getirdiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanmasının hiç de sürpriz olmadığını, sahip olunan genetiğin buna neden olabildiğini söyledi.</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Tanrıdağ: “19 yaşındaki bir insanın Alzheimer’a yakalanması büyük bir ihtimalle genetik olarak ailesinden gelen bir risk olduğunu gösterir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığı hakkında bilgi vererek, hastalığın genç yaşta görülebildiğini, bir yaşlı hastalığı olmadığını söyledi.</p>
<p>Çin&#8217;deki bir hafıza kliniğindeki nörologların, 19 yaşındaki bir genç erkeğe Alzheimer hastalığı teşhisi koyduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, “Burada da önyargı var, bazı bilim insanları şaşırdılar çünkü yeteri kadar konu ile ilgili değiller. Yoksa Alzheimer hastalığı ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip olan insanlar her zaman için genç vakaların olduğunu bilmektedir.” dedi.</p>
<p>Alzheimer’ın eskiden beri belli bir yaştan sonra karşılaşılan bir hastalık olarak değerlendirildiğini aslında bunun da hastalığın tarihçesiyle uygun olmadığını çünkü Alzheimer hastalığının 1906 yılında 55 yaşında bir insanda tanımlandığını anlatan Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Alzheimer yaşlılık hastalığı olarak tanımlanmamıştır. Alzheimer’ın yaşlılık hastalığı olarak tanımlanması çok sonraki yıllarda ortalama yaşam süresinin artmasıyla, yaşam beklentisinin artmasıyla karşılaşan vakaların artmasıyla oluşmuştur yoksa Alzheimer orijinal olarak tanımlandığı zaman yaşlılık hastalığı olarak tanımlanmamıştır.”</p>
<p><strong>19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanması sürpriz değil</strong></p>
<p>Alzheimer’ın 40’ lı yaşların altında sık görülmediğine işaret eden Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları kaydetti:</p>
<p>“Ama bu görülmüyor anlamına gelmez. Yaş meselesi bazı konulardaki bilgilerin ilerlemesiyle gerçekleşmiştir. Bunlardan bir tanesi genetik araştırmalardır. Genetik araştırmalar ile Alzheimer’ın ailesel formlarının olduğu tanımlanmıştır ve ondan sonra genç Alzheimer konusu gündeme gelmiştir. Buna karşılık çocuk gelişim bozuklukları ile ilgili gelişmeler oldukça, hatta doğumdan sonraki ilk aylarda bile Alzheimer patolojisi söz konusu olabilmektedir, bunun örneği Down Sendromudur. Çünkü Down Sendromu olan çocuklar yaşadıkları takdirde 30-35 yaşları civarında, beyinlerinde Alzheimer patolojisi ortaya çıkmaktadır. 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer hastalığına yakalanması hiç de sürpriz değildir. Sahip olduğunuz genetik ve popülasyon çalışmalarıyla mümkündür ve bu 19 yaşındaki bir insanın Alzheimer’a yakalanması büyük bir ihtimalle genetik olarak ailesinden gelen bir risk olduğunu gösterir. Bazı kromozomların aileden kendisine devredildiğini ve dolayısıyla erken yaşlarda ortaya çıktığını göstermektedir. 19 yaşında bir Alzheimer’dan söz ediyorsak Dr. Alzheimer’ın tanımladığı hastalıktan söz ediyoruzdur demektir çünkü Nöropatolojik bulgular hiç değişmemiştir.”</p>
<p><strong>Alzheimer ne kadar erken ortaya çıkıyorsa o kadar hızlı ve agresif ilerleyen bir hastalıktır</strong></p>
<p>Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, kural olarak Alzheimer hastalığı ne kadar erken ortaya çıkıyorsa o kadar hızlı ve agresif ilerleyen bir hastalık olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:</p>
<p>“Hastalığın yavaş ilerlemesi çok ileri yaşlarda görüldüğü zaman söz konusu olmaktadır. Bunun da nedeni genç yaşlardaki Alzheimer vakalarından 3 tane kromozom sorumlu olduğu halde ileriki yaşlardaki Alzheimer’dan tek bir kromozomun sorumlu olmasıdır. Dolaysıyla genetik yük genç vakalarda daha fazladır genetik yük daha fazla olduğu için hastalığın ilerlemesi ve kapsamı diğer vakalardan daha geniş çaplı olmaktadır.”</p>
<p><strong>Alzheimer hastalığının ne genç ne yaşlı insanlar için hiçbir tedavisi yok</strong></p>
<p>Nöroloji uzmanı Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, hastalığın hiçbir tedavisi olmadığını kaydederek, “Alzheimer hastalığının genç ve yaşlı insanlar için en son çıkan ilacının 24 yaşında olduğunu hatırlatmak isterim. Son 24 yıldır yeni bir Alzheimer ilacı ortaya çıkmamıştır. 20 yılda Alzheimer’ın beyindeki protein birikintilerini temizlemek amaçlı aşılar imal edilmiştir bu aşılar da ölümlere yol açması sebebiyle araştırmanın belli bir aşamasında geri çekilmiştir ve şu anda yeni bir ilaç yoktur.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Gençlerde genetik etki daha fazla</strong></p>
<p>Hastalıkta yaş gençleştikçe genetik etkinin daha fazla olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları ifade etti:</p>
<p>“Son 30 yıl içinde risk faktörlerinden yaşlılık 2. ve 3. sebebe düşmüştür, genetik etki 1. sebebe çıkmıştır. Nereden bakarsanız bakın özellikle orta yaş ve genç yaş hastalarda genetik etki, familyan etki, kromozomların görevini yanlış yapması bir numaralı risk faktörüdür.”</p>
<p>Alzheimer’ın sadece genetik olarak aktarılmadığına işaret eden Prof. Dr. Tanrıdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bazı insanlarda da genetik mutasyon dediğimiz kişinin genleri ile ilgili ortaya çıkmaktadır, ailesinde olsun veya olmasın. İleri yaşlardaki insanlardaki genetik etki yavaşlıyor ve kromozom19 dediğimiz Apolipoprotein i kromozom aslında Alzheimer kromozomundan daha çok damar kromozomu. Dolaysıyla damar sağlığını bozarak Alzheimer’a daha kolay yol açıyor yani genetik etki her yaşta var gençlerden daha fazla var.”</p>
<p><strong>Erken tanı için beyin check-up’ı önemli</strong></p>
<p>Erken tanının önemine vurgu yapan Prof. Dr. A. Oğuz Tanrıdağ, “Erken tanı için bizim gibi beyin check-up’ın yapıldığı kurumlara ve bilinçli, bilgili doktorlara bir an önce başvurmak öncelikle bir numaralı olarak yapılması gereken etken bu” diye uyardı.</p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer’da bilinçsiz yaklaşımlar nedeniyle hastalığın orta ve ileri evrelere geldiğinde tanı imkanı olduğunu dile getirerek, bunun da var olan tedavi şansının kaybedilmesi anlamına geldiğini, erken tanı konan hastalarda beyindeki Asetilkolin çevrimini teşvik eden unutkanlığı biraz yavaşlatan tedavi forumlarının daha etkili olduğunu ifade etti.</p>
<p>İlaç tedavisinin ömür boyu kullanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, genç yaşlarda patolojik olarak veya genetik olarak Alzheimer tanısı konmuş olanların da ömür boyu yavaşlatıcı tedaviyi uygulaması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Kronik depresyon Alzheimer’e zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, depresyonun 3 misli daha fazla riski attırdığını ve kronik depresyonun da  Alzheimer’a zemin hazırlayan çok önemli bir etken olduğunu kaydederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Down Sendromu Nörogelişimsel bir bozukluktur ve kromozom 21 ile ilgili bir bozukluktur iki ayağı yerine üç ayağı olan kromozom 21 aynı zamanda genç, erken başlayan Alzheimer’ın kromozomudur dolaysıyla Down Sendromuyla erken başlangıçtaki Alzheimer’ın kromozomal ortaklığı var.”</p>
<p><strong>Genç yaşta başlayan Alzheimer ile geç yaşta başlayan Alzheimer belirtileri birbirinden farklı</strong></p>
<p>Genç yaşta başlayan Alzheimer ile geç yaşta başlayan Alzheimer belirtileri birbirinden farklı olduğuna da dikkati çeken Prof. Dr. Tanrıdağ, “Genç başlangıçta Alzheimer’ın belirtileri o yaşta kolektif olarak beyin gücü nispeten yaştan dolayı daha çok korunmuş olduğu için genellikle psikiyatrik olarak ortaya çıkar ve gündelik yaşam aktivitelerin yeteri kadar yapılamaması, depresyon gibi etkenler ile ortaya çıkabilir. Ne zaman kolektif zayıflama ve yaşlanma eklenir unutkanlık ön plana çıkmaktadır.” dedi.</p>
<p>Alzheimer başlangıcı olan insanların unuttuğunu unuttuğunu dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, “Böyle bir şey söz konusu olduğu zaman yeniden hatırlayan insanlarda veya öğrenme kadar doğal bir şekilde unutan beyninde, zihninde yer açma amacıyla dikkatini başka tarafa çevirmiş insanlara da boşu boşuna Alzheimer sorgulaması doğru değildir.” dedi.</p>
<p><strong>Alzheimer öldürücü bir hastalık değil</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının kendi başına öldürücü bir hastalık olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Süründürücü bir hastalıktır, genel anlamda gündelik yaşam aktivitelerini etkileyen, kişinin bağımsızlığını etkileyen bir hastalıktır ama araya bir inme, başka bir beyin hastalığı, kalça kırığı, yaşlılık girerse daha fazla kayıp sayısı artmaktadır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Genç insanlar söz konusu olduğunda nörologlara iş düşüyor</strong></p>
<p>Erken başlangıç Alzheimer hastalığının dikkat eksikliği, depresyon veya psikiyatrik bir rahatsızlık gibi ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Genç yaşlarda Alzheimer’ın düşünülmemesi çok doğaldır psikiyatrisin yapacağı iş daha çok Alzheimer dışında psikiyatrik bir sendrom var mı, yok mu onu sorgulaması gerekir. Asıl nörologlara iş düşmektedir. Genç insanlar geldiği zaman nörologların çoğu ‘sende bir şey yok’, ‘bu yaşta olmaz’ diyerek hastalığı geri çevirmektedirler, bu yanlış daha çok nöroloji tarafında ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Alzheimer hastalığı meselesi değil beyine bağlı zihin hastalıkları ile ilgili farkındalık, bilinç başta tıp mensupları olmak üzere çok derece sınırlıdır azdır ve yanlış yönelimlidir.  40 yıldır kronik depresyon tanısı almış sonra unuttuğunu unutan bir hasta haline dönüşmüş bir kişide Alzheimer mutlak sürede sorgulanmalıdır.”</p>
<p>Prof. Dr. A Oğuz Tanrıdağ, ‘Alzheimer’dan Korkma Geç Kalmaktan Korkma’ adlı kitabına atıfta bulunarak, kitabını tavsiye ederek, “Okusunlar, Alzheimer ile normal yaşlanma arasındaki farkı anlasınlar şüphelendikleri zaman ilgili bir doktora götürsünler hastalarını” dedi</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-yasli-hastaligi-degil-gencleri-de-vuruyor-416827">Alzheimer yaşlı hastalığı değil, gençleri de vuruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Oct 2023 11:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[obstrüktif]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416430</guid>

					<description><![CDATA[<p>KOAH, solunum sistemi rahatsızları en korkulan türlerin başında geliyor. Bu hastalığa yakalananların ise bazı tedbirleri uygulaması öneriliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430">Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KOAH, solunum sistemi rahatsızları en korkulan türlerin başında geliyor. Bu hastalığa yakalananların ise bazı tedbirleri uygulaması öneriliyor. KOAH hastalığından korunmak ve hastalık sürecini daha iyi sürdürmek için yapılabilecekleri, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Denizhan Ayatan açıklıyor.</p>
<p>KOAH, yaşam kalitesini etkileyen kronik bir akciğer hastalığıdır. Ancak doğru yaklaşımlar ve yaşam tarzı değişiklikleriyle bu hastalığı yönetmek mümkündür. İşte KOAH&#8217;lı bireyler için daha iyi bir yaşam tarzını benimsemelerine yardımcı olabilecek yöntemleri inceleyelim.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sigarayı Bırakma</strong></p>
<p>Sigarayı bırakmak, KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmenin en önemli adımlarından biridir. Sigara içmek, KOAH&#8217;ın başlıca nedenlerinden biridir ve akciğerler üzerindeki zararlı etkilerini artırır. Sigara içenlerde hastalık daha hızlı ilerleyebilir ve semptomlar daha şiddetli olabilir. Bu nedenle sigara içmeyi bırakmak, KOAH semptomlarını hafifletmede ve hastalığın ilerlemesini durdurmada kritik bir rol oynar. Sigara bırakma süreci zor olabilir, ancak başarılı olmak için birçok destek seçeneği vardır. Nikotin replasman terapileri, sigara içme isteğini azaltabilir ve bırakma sürecini kolaylaştırabilir. Ayrıca destek grupları veya danışmanlık hizmetleri de moral ve motivasyon sağlayabilir. Sigarayı bırakmak, KOAH&#8217;lı bireyler için yaşam kalitesini artırmanın ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın önemli bir yoludur.</p>
<p> </p>
<p><strong>İlaçları Düzenli Kullanma</strong></p>
<p>KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmenin temel adımlarından biri, doktorunuzun reçete ettiği ilaçları düzenli olarak kullanmaktır. KOAH tedavisinde kullanılan ilaçlar, semptomların kontrol altına alınmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olur. Bronkodilatörler, hava yollarını genişleterek nefes almayı kolaylaştırır ve hava akışını artırır. Kortikosteroidler ise akciğerlerdeki iltihabı azaltır. Bu ilaçları düzenli olarak kullanmak, semptomların kötüleşmesini önlemeye yardımcı olur ve acil durumların sık sık ortaya çıkmasını engeller. Ancak ilaçların doğru bir şekilde kullanılması önemlidir. Doktorunuzun önerdiği dozajı ve kullanım sıklığını takip etmek, ilaçların etkili olmasını sağlar. Ayrıca herhangi bir yan etki veya sorunla karşılaşıldığında hemen doktorunuza başvurmalısınız. İlaçları düzenli kullanmak, KOAH yönetiminde önemli bir adımdır ve semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı Beslenme</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) yönetiminde temel bir rol oynar. KOAH&#8217;lı bireyler için dengeli bir diyet benimsemek, semptomların hafifletilmesine ve yaşam kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilir. Bu bağlamda, beslenme planı genellikle düşük yağlı ve yüksek lifli gıdalara odaklanmalıdır. Bol miktarda meyve, sebze, tam tahıllı ürünler ve protein kaynakları, KOAH hastalarının enerji seviyelerini korumasına ve bağışıklık sistemlerini güçlendirmesine yardımcı olabilir. Ayrıca tuz alımının sınırlanması, sıvı tüketiminin artırılması ve sağlıksız atıştırmalıklardan kaçınılması da önemlidir. Bu şekilde, vücut ideal kilosunu koruyabilir ve aşırı kilo nedeniyle artan nefes darlığını engelleyebilir. Ancak her bireyin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle beslenme planınızı bir sağlık profesyoneli ile tartışmalı ve bireysel gereksinimlerinize göre uyarlamalısınız. Sağlıklı beslenme, KOAH&#8217;ı etkili bir şekilde yönetmek için önemli bir adımdır ve genel sağlığınızı desteklerken semptomların kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Düzenli Egzersiz</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz, KOAH yönetiminde kritik bir rol oynar. Özellikle solunum sistemi ile ilgili sorunlar yaşayan KOAH&#8217;lı bireyler için kasları güçlendirmek ve solunum kapasitesini artırmak son derece önemlidir. Düzenli egzersiz, kalp-damar sağlığını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve enerji seviyelerini artırabilir. Ancak KOAH&#8217;lı bireylerin egzersiz programlarını doktorlarıyla tartışmaları önemlidir, çünkü herkesin ihtiyaçları farklıdır. Genellikle aerobik egzersizler, yürüyüş, bisiklet sürme veya yüzme gibi, solunum ve dolaşım sistemini güçlendirebilir. Aynı zamanda nefes egzersizleri, KOAH semptomlarını hafifletmede yardımcı olabilir. Egzersiz sırasında nefes darlığı yaşanıyorsa, uygun bir tempo ve süre seçmek önemlidir. Düzenli egzersiz, genel sağlığı iyileştirebilir ve KOAH&#8217;lı bireylerin bağımsızlığını ve yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Solunum Eğitimi</strong></p>
<p>Solunum eğitimi, KOAH&#8217;lı bireyler için önemli bir yaşam tarzı bileşenidir. Bu eğitim, nefes alma tekniklerini ve doğru nefes alışkanlıklarını öğrenmeyi içerir. KOAH, solunum yollarının daralmasına neden olduğu için etkilenen kişilerde nefes darlığı yaygın bir sorundur. Solunum eğitimi, bu nefes darlığını hafifletmek ve daha etkili nefes almayı öğrenmek için tasarlanmıştır. Bu eğitim, nefes alırken hangi kasların kullanılması gerektiğini ve derin ve yavaş nefes almanın nasıl başarılacağını anlatır. Ayrıca nefes darlığı atakları sırasında panik durumlarını yönetmeyi öğretir. Solunum egzersizleri, KOAH semptomlarını azaltabilir, yaşam kalitesini artırabilir ve günlük aktiviteleri daha kolay hale getirebilir. Bu eğitim, bir solunum terapisti veya doktor gözetiminde yapılmalı ve bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmalıdır. Solunum eğitimi, KOAH&#8217;lı bireylerin yaşamını olumlu bir şekilde etkileyebilir ve semptomları daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan Kaçınma</strong></p>
<p>KOAH&#8217;lı bireyler, solunum yolu enfeksiyonlarına karşı daha hassastır. Grip aşısı ve pnömokok aşısı gibi bağışıklık sistemini güçlendiren aşıları almak önemlidir. Ayrıca enfeksiyon riskini azaltmak için kalabalık yerlerden kaçınmak ve ellerinizi sık sık yıkamak da gereklidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-obstruktif-akciger-hastaligi-koah-ile-yasam-nasil-yonetilir-416430">Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ile Yaşam: Nasıl Yönetilir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Oct 2023 14:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[beta]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dmd]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[huntington]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[telasemi]]></category>
		<category><![CDATA[yarışmada]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik temelli ortaya çıkan nadir hastalıkların tedavisine çözüm olabilecek araştırmalar yürüten öğrenciler, RaDiChal 2023 yarışmasında bir araya geldi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384">Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genetik temelli ortaya çıkan nadir hastalıkların tedavisine çözüm olabilecek araştırmalar yürüten öğrenciler, RaDiChal 2023 yarışmasında bir araya geldi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi TRGENMER ve RaDiChal Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan öncülüğünde lisans düzeyindeki öğrenciler ile kurulan RaDIChal (Rare Disease Challenge) ekibinin başlattığı yarı final ve final aşamalarından oluşan yarışmaya bu yıl 32 takım katıldı.</p>
<p>2020 yılında başlayan RaDiChal’ın bu yılki hedefi<strong> Beta Telasemi (Akdeniz anemisi), Huntington ve Duchenne kas distrofisi (DMD) hastalığı</strong> olarak belirlendi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan ve ekibi tarafından Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonunda bu yıl 4’üncüsü gerçekleştirilen RaDiChal 2023 final programına Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Üsküdar Üniversite Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de katıldı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hasan Mandal: Yüzde 30’u 5 yaşını göremeden vefat ediyor…</strong></p>
<p>TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, nadir hastalıklar konusunda yapılan çalışmaların önemine işaret ederek, birlikte başarma hedefinin TÜBİTAK’ın çalışmalarının da başlangıç noktası olduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Mandal, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2023 yılı raporuna göre; şu an 7 bin tane nadir hastalığın tanımlı ve bunların yüzde 80’inin genetik geçişli olduğunu, yine bunların yüzde 50’sinin çocukluk yıllarında gerçekleştiğini belirterek, “Bu hastalıklara sahip çocukların yüzde 30’u 5 yaşını göremeden vefat ediyor.” dedi.</p>
<p><strong>Her 16 kişiden biri nadir hastalıklara sahip</strong></p>
<p>Bu yarışmayı umutsuzluklara umut olma noktasında katkı olarak gördüklerini söyleyen Prof. Dr. Mandal, nadir hastalıkların yüzde 95’inin tedavisinin hala olmadığını kaydetti.</p>
<p>“Her 16 kişiden biri nadir hastalıklara sahip.” diyen Prof. Dr. Mandal, bu hastalıkların birçok insanı etkilediğini dile getirdi.</p>
<p>Geçen yıldan bu yana nadir hastalıkların arttığına da dikkat çeken Prof. Dr. Mandal, bu alanda ilaç geliştirilmesinin de yüzde 10.7 oranında arttığını belirtti.</p>
<p> </p>
<p>Birden çok disiplindeki insanların bir araya gelip çözüm üretmesinin önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Mandal, Genom düzenleme alanındaki gelişmelerin de nadir hastalıklara yönelik hızlı ve doğru teşhis, hassas tedavi ve bu imkanlara erişimin kolaylaştırılması için önemli ilerlemeler sağladığını anlattı.</p>
<p>Nobel Ödüllü Bilim İnsanı Aziz Sancar’ın beyin kanserine yönelik moleküller üzerinde yaptığı çalışmalara da atıfta bulunan Prof. Dr. Mandal, sağlık alanında temel bilimlerin önemine işaret etti.</p>
<p><strong>İlaçların da geliştirilmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Nadir hastalıklara yönelik geliştirilen ilaçların, araştırmaların gerisinde kaldığını da ifade eden Prof. Dr. Mandal, bilimsel ilerlemenin yetmediğini, aynı oranda ilaçların da geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Mandal, TÜBİTAK’ın öğrenciler ve akademisyenler için devam eden araştırma programları hakkında da bilgi vererek, stajyer araştırmacı programında nadir hastalıklarla ilgili 134 bursiyer olduğunu, ayrıca üniversite öğrencilerinin nadir hastalıklara ilişkin toplam 36 projesinin de desteklendiğini anlattı.</p>
<p>TEKNOFEST Teknoloji yarışmaları kapsamında Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması düzenlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Mandal, bu yarışmaya bu yıl 4 bin 369 genel başvuru yapıldığını da kaydetti.</p>
<p>Programda, Prof. Dr. Hasan Mandal’a konuşmasının ardından RaDiChal olarak TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><strong>Keşif yapmak için önce hayal kurmak gerekiyor</strong></p>
<p>Programın açılışında konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilimde keşif yapanların rüyalarında laboratuvar gören insanlar olduğunu dile getirerek, bu kişilerin ortam bulduğu zaman keşif yapabildiklerini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, şansın akılla fırsatın kesiştiği noktada olduğunu dile getirerek, “Üretken düşüncenin ortaya çıkmasının psikolojik dinamiği var, bu bilimdeki keşif yapanlarda da görülen bir özelliktir, orada önce kişinin hayal kurma becerilerinin gelişmiş olması gerekiyor” dedi.</p>
<p>Soyut düşünme becerisinin insan beyninin gelişmişlik düzeyiyle ilgili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Hayal kuruyorlar ama uçarı hayaller değil, amaca yönelik hayaller… Kişi hayallerle ilgili kuluçkaya yatıyor. Kişilerde kuluçka döneminde, zihinsel geviş getirmeler oluyor. Başka şeyler yaparken, hayal kurduğu konuyu düşünüyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihini değiştiren 3 elma </strong></p>
<p>Bilimde devrim yapan Newton’un yer çekimini bulmasının sürecini anlatan Prof. Dr. Tarhan, keşiflerin ortaya çıkma süreçlerinin bir hayalle başladığını ve zihinsel emekle devam ettiğini dile getirdi.</p>
<p>“İnsanlık tarihini 3 elma değiştirdi. Hz. Adem’in elması, Newton’un elması ve Apple’ın elması” diyen Prof. Dr. Tarhan, zihinsel odaklanmayla keşiflerin ortaya çıktığını anlattı.</p>
<p><strong>Bilimde keşiflerin sesi sonradan çıkar…</strong></p>
<p>Yarışmaya katılan öğrencilere tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Bilimde keşiflerin sesi sonradan çıkar, literatüre katkı yapın yeter.” dedi.</p>
<p>Gen tedavilerinin yeni yeni keşifler bekleyen bir alan olduğunu da kaydeden Prof. Dr. Tarhan, kendi alanlarında da yeni ilaçların bulunamadığına dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, epigenetik konusuna da atıfta bulunarak, gelecekte tedavi parametrelerini genetik biliminin değiştireceğini söyledi.</p>
<p>Programda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a konuşmasının ardından RaDiChal olarak TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan tarafından plaket takdim edildi.</p>
<p><strong>İdeal üniversite öğrenciliği tam da bu… </strong></p>
<p>Açılış programında Üsküdar Üniversite Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise “Üniversitemiz adına gurur duyuyorum, burada önemli şeyler oluyor. Sizler sadece öğrencilik yapmıyorsunuz, alışılmış öğrenciler değil, aynı zamanda insanlığa, içinde yaşadığımız dünyaya katkı sağlayacak, hizmet edecek amaçlar içerisindesiniz. İdeal üniversite öğrenciliği tam da bu” diye konuştu.</p>
<p>Genel olarak üniversitelerin eğitim öğretim veren kurumlar olmadığını her zaman bilimsel üretimle de desteklenmesi gerektiğini ifade den Prof. Dr. Güngör, “Üniversiteler önemli bilim yuvaları çünkü. Biz de bu bilinçle bir anlayış oluşturmaya çalışıyoruz” dedi.</p>
<p><strong>RaDiChall 2023’e 32 takım katıldı ve 19 takım finale kaldı</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, yarışma ismini RaDiChal koymalarının çok nadir hastalıklar üzerine çalışmaları ile ilgili olduğunu hatırlattı.</p>
<p>“2 bin kişide bir ya da çok daha nadir olarak gerçekleşen hastalıklara nadir hastalıklar” denildiğini ifade eden Taştan, RaDiChal yarışmasında 2020’den bu yana her yıl 3 farklı nadir hastalık seçerek öğrencileri tedaviye yönelik projeler yapmak üzere teşvik ettiklerini söyledi.</p>
<p>Bu yıl 32 takımın katıldığı yarışmada 19 takımın finale kaldığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, “Bu yıl nadir hastalıklar arasından Beta Telasemi (Akdeniz anemisi), Huntington ve Duchenne kas distrofisi (DMD) hastalıklarını seçtik” dedi.</p>
<p><strong>Projelerin birçoğu ürün ve tedavi haline gelecek</strong></p>
<p>RaDiChal yarışmasının 2020 yılında başladığını hatırlatan Taştan, RaDiChal’in teorik bir yarışmadansa laboratuvar ortamına geçen bir pratiğe dönüşmesine katkı sağlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a teşekkürlerini iletti.</p>
<p>Taştan, şunları kaydetti:</p>
<p>“Önümüzdeki yıllarda kliniğe götürebilecek altyapımızı kurduğumuzda artık RaDiChal bir yarışmada kalmayacak bir kliniğe, bir ürüne dönüşmeye devam edecek. Farklı üniversitelerden farklı takımlar kuruldu. Bu projeler bu yarışmayla burada kalmayacak. Projelerin deneylere dönmesiyle beraber bunların birçoğu artık ürün ve tedavi haline gelecek. Bu genetik tedavi tasarımlarının takımlarımızca geliştirilmesi laboratuvarlarımızda üretilmesi ve kliniğe geçebilmesi çoğu insanın ulaşamayacağı tedavileri çok daha ulaşılabilir hale getirmesi açısından bize umut veriyor.”</p>
<p><strong>RaDiChal Laboratuvarı açıldı</strong></p>
<p>Bu arada program kapsamında TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal, Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Prof. Dr. Nazife Güngör’ün katılımıyla <strong>RaDiChal Laboratuvarı</strong> açılışı da gerçekleştirildi.</p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından açılış sunumlarını Rektör Yardımcısı <strong>Prof. Dr. Muhsin Konuk</strong>, TRGENMER Müdürü <strong>Dr. Öğr. Cihan Taştan</strong>, Türkiye Huntington Derneği Başkanı <strong>Naim Özdemir,</strong> Can Sağlık Vakfı Genel Müdürü <strong>Perihan Kılınç</strong>, SB Girişim Yatırımları <strong>Banu Korgül</strong> gerçekleştirdi.</p>
<p>Takım sunumlarının da yapıldığı programda RaDiChal 2022 Şampiyonu sunumunu takdim etti. Program, Onur Dersi ve ardından Ödül Töreni ile sona erdi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-16-kisiden-biri-nadir-hastaliklara-sahip-yarismada-bu-yil-beta-telasemi-huntington-ve-dmd-hastaligi-arastirildi-414384">Her 16 Kişiden Biri Nadir Hastalıklara Sahip! Yarışmada Bu Yıl, Beta Telasemi, Huntington ve DMD Hastalığı Araştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Aile Hastalığı Olan Disleksi Ömür Boyu Sürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-aile-hastaligi-olan-disleksi-omur-boyu-suruyor-412094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Oct 2023 09:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[disleksi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[sürüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=412094</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okuma güçlüğü manasında kullanılan disleksinin poligenik yani genetik faktörlerden kaynaklandığını ifade eden Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, bazı ailelerde disleksinin daha sık oranda görüldüğünü söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-aile-hastaligi-olan-disleksi-omur-boyu-suruyor-412094">Bir Aile Hastalığı Olan Disleksi Ömür Boyu Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okuma güçlüğü manasında kullanılan disleksinin poligenik yani genetik faktörlerden kaynaklandığını ifade eden Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, bazı ailelerde disleksinin daha sık oranda görüldüğünü söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Disleksinin genel anlamda tedavisi özel eğitimdir, o yüzden de dislekside erken teşhis çok önemlidir.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, 8 Ekim Dünya Disleksi Günü dolayısıyla disleksi hakkında merak edilenleri anlattı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, okuma güçlüğü manasında kullanılan disleksinin, yazma güçlüğü manasında kullanılan disgrafi ve matematik güçlüğü olan diskalkuli ile birlikte nörogelişimsel bir rahatsızlık olan özgül öğrenme güçlükleri altında yer aldığını dile getirdi.</p>
<p>Bütün nörogelişimsel rahatsızlıklarda olduğu gibi özgül öğrenme güçlüklerinin de anne karnında beyin gelişimi sürecinde oluşan yapısal ve fonksiyonel farklılıklardan ortaya çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, disleksinin de poligenik yani birden fazla genin yol açtığı sebeplerden ortaya çıktığını vurguladı.</p>
<p><strong>Yanlış okuma veya bazı harfleri okuyamama görülüyor</strong></p>
<p>Disleksinin görülme sıklığına göre en sık görülen özgül öğrenme güçlüğü tipi olduğunu da dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Dislekside okuma; heceleyerek okuma, okumanın çok yavaş olması, okuduğunu anlamada problem, okurken hece atlama veya hece ekleme, yanlış okuma veya bazı harfleri okuyamama şeklinde kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Bir kişiye disleksi tanısı koyabilmek için bu belirtilerin hepsinin aynı anda olmasına gerek olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, poligenik yani genetik faktörlerden kaynaklanan disleksinin bazı ailelerde daha sık oranda görüldüğünü söyledi<strong>.</strong></p>
<p>Dislekside ortalama düzeyde zeka seviyesine sahip olduğu halde sözcükleri doğru okuyamama, okuduğunu anlayabilmede güçlük çekme, okuma hızı ve akıcılığında zorlanmalar yaşandığını da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, bu güçlüklerin öğrencinin okul başarısını ve tüm akademik alanlardaki performansını olumsuz yönde etkilediğini belirtti. Disleksinin bütün nörogelişimsel hastalıklarda olduğu gibi ömür boyu sürdüğünü kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, yetişkinlerde görülme oranının yüzde 4 olarak tahmin edildiğini de vurguladı.</p>
<p><strong>Erken teşhis çok önemli</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, şu bilgileri de verdi:</p>
<p>“Çocuklarda ilkokul çağından önce sağını solunu karıştırma, merdiven çıkmakta zorlanma, ayakkabı bağlamada problem, düğme iliklemede problemler görülebiliyor. Ayrıca sosyal hayatta arkadaş ilişkilerinde problemler, aşırı alınganlık, aşırı tepki verme gibi durumlarda yaşanabiliyor. Disleksinin genel anlamda tedavisi özel eğitimdir, o yüzden de dislekside erken teşhis çok önemlidir.”</p>
<p>Dislekside dikkat ile ilgili problemlerin de yer alabildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, en sık birlikte görüldüğü hastalığın da dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile ders çalışmama isteği olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>İşte disleksinin neden olabileceği zorluklar</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, dislekside akademik alanda yaşanan ve fark edilebilecek zorlukları şöyle sıraladı:</p>
<p>-Zeka düzeyi normal veya normalin üstünde olmasına rağmen okumayı öğrenmede güçlük belirgindir. Ses harf ilişkisi kurmakta zorlanır, özellikle ‘b-d, p-g’ harflerini karıştırır.</p>
<p>-Okurken harf veya sözcük atlama, harf veya sözcük ekleme olabilir.</p>
<p>-Yazı yazması yavaştır, belli bir düzende yazmakta zorluk çeker. Tahtada yazılan yazıyı defterine kopya etmekte güçlük çeker. Ayna görüntüsü yazısı vardır, harfleri ve rakamları ters yazar.</p>
<p>-Eksik harf, hece veya fazla harf, hece yazabilir, kelimeler arasında boşluk bırakmaz. </p>
<p>-Matematik sembolleri öğrenmekte zorluk yaşar, bu sembolleri karıştırabilir (+, x). </p>
<p>-Paraları tanımada, saati öğrenmede, çarpım tablosunu ezberlemekte zorlanır. </p>
<p>-Günleri, ayları, mevsimleri sıralamakta sorun yaşar .</p>
<p>-Organizasyon yapabilme, dikkat ve oryantasyon alanında da sorunlar belirgindir. Çok konuşma, dikkat eksikliği, konsantre olmada güçlük, aşırı hareketlilik gözlenir. </p>
<p>-Zamanı ayarlamada güçlük çeker, nerden başlayacağını bilemez, sorumluluklarını yerine getirmekten kaçar. Verilen ödevleri planlama ve düzenlemede güçlük yaşar.</p>
<p>-Yer, yön tayini yapmakta zorlanır, sağ-sol, üst, alt, ön- arka kavramlarını karıştırır. </p>
<p>-Özellikle ders çalışmaya karşı isteksizdir, yakınlarından yardım ister, sık sık ara verir, odaklanma problemleri belirgindir. </p>
<p>-Akranları ile ilişkilerinde güçlükler olabilir. Akranları tarafından eleştiri veya uyarı aldıklarında dikkate almaz veya aşırı tepki gösterir.</p>
<p>-Sonunu düşünmeden hareket edebilirler, daha çocuksu davranabilir. </p>
<p>-Jest, mimik, sözel olmayan iletişim becerilerini anlayabilmek ve kullanabilmek ile ilgili güçlük yaşar. </p>
<p>-Sosyal iletişim alanında yaşanan bu zorluklar yanında akademik alandaki sorunların da varlığı yoğun özgüven sorunun yaşanmasına neden olabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-aile-hastaligi-olan-disleksi-omur-boyu-suruyor-412094">Bir Aile Hastalığı Olan Disleksi Ömür Boyu Sürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birkaç Saniyede &#8216;Sarı Nokta Hastalığı&#8217; Testi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/birkac-saniyede-sari-nokta-hastaligi-testi-410657</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 09:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birkaç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[saniyede]]></category>
		<category><![CDATA[sarı]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=410657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde bir milyonu aşkın kişi bu hastalık nedeniyle günlük yaşam faaliyetleri son derece kısıtlanmış, sosyal hayattan mecburen soyutlanmış olarak yaşıyor ve ‘baktığı noktanın’ sadece dekileri algılayıp, o merkez noktayı ise görememe sorunuyla mücadele ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birkac-saniyede-sari-nokta-hastaligi-testi-410657">Birkaç Saniyede &#8216;Sarı Nokta Hastalığı&#8217; Testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelin birkaç saniye gözlerinizi kapatıp hayal edin; çevrenizi görüyor ama baktığınız kişinin yüzünü göremediğinizi… Oturduğunuz yemek masasını algılayıp önünüzdeki tabağın içinde ne olduğunu seçemediğinizi… Karşıdan karşıya geçerken arabaların hareketini takip edebilseniz de hemen önünüzdeki arabayı fark edemediğinizi… Ya da kitap okumak isteyip kitabı göremediğinizi, ayakkabınızı görüp bağlayamadığınızı, cep telefonunuz çalsa da çevredeki diğer objeleri görmenize rağmen hemen yanı başınızdaki telefonu göremediğinizden elinize alamadığınızı! İşte, bu ve benzeri örnekler pek çoğumuzun adını bile duymadığı, önemli bir göz hastalığı olan Sarı Nokta hastalığının yol açtığı sorunlardan sadece bir kaçı! </p>
<p>Ülkemizde bir milyonu aşkın kişi bu hastalık nedeniyle günlük yaşam faaliyetleri son derece kısıtlanmış, sosyal hayattan mecburen soyutlanmış olarak yaşıyor ve ‘baktığı noktanın’ sadece dekileri algılayıp, o merkez noktayı ise görememe sorunuyla mücadele ediyor! <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Öner,</strong> halk arasında Sarı Nokta Hastalığı olarak bilinen, tıptaki adıyla Makula Dejenerasyonu’nun bazı erken sinyaller verse de çoğunlukla fark edilmediğinden erken teşhis ve tedavi şansının kaçırıldığını ve görme bozukluğunun ilerlediğini söylüyor. </p>
<p><strong>İşte o basit ama etkili test!</strong></p>
<p>Peki sinsice ilerleyen bu hastalığın basit bir testle farkına varmak mümkün mü? Evet! Bunun için (yakın gözlüğü kullanıyorsanız gözlüğünüzü takarak) kareli bir A4 kağıdını alın ve çizgilere birkaç saniye dikkatlice bakın! </p>
<p><strong>A şıkkı)</strong> Kareli çizgileri tamamen net ve sağlıklı mı görüyorsunuz? </p>
<p><strong>B şıkkı)</strong> Kareli çizgileri eğri/kırık/çarpık şekilde mi görüyorsunuz? </p>
<p>Cevabınız B şıkkı ise; Sarı Nokta Hastalığı ile kapınızı çalmış ve tedaviyi daha fazla geciktirmemek için hemen Retina Uzmanına başvurmanız gerekiyor demektir. </p>
<p>Prof. Dr. Ayşe Öner, 6 noktada Sarı Nokta Hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı;  önemli uyarılar ve önerilerde bulundu: </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Sarı Nokta Hastalığı (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu) nedir?</strong></p>
<p>Makula bölgesi (gözümüzün arkasındaki sarı nokta alanı) keskin ve renkli görmeden sorumlu retina tabakasının ortasında bulunan küçük bir alandır. Bu bölgeyi etkileyen yaşa bağlı Makula Dejenerasyonu hastalığı halk arasında Sarı Nokta hastalığı olarak bilinmektedir. Bu hastalığın iki tipi vardır; bunlar yaş tip ve kuru tiptir. Hastaların yaklaşık yüzde 90&#8217;ında kuru tip bulunur. Bu tip daha yavaş gelişir ve görme kaybının oluşması yıllar alabilir. Yaş tip ise hastaların yüzde 10’unda görülür ancak bu tipte görme kaybı daha ani başlar ve hızlı ilerler. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>2. Dikkat! Bu faktörler riski artırıyor!</strong></p>
<p>Sarı Nokta hastalığında en önemli risk faktörü ilerleyen yaştır. Özellikle aile öyküsü varsa 50 yaşından sonra düzenli göz kontrolleri yapılmalıdır. Bunlar dışında sigara kullanımı öyküsü, açık renkli göz, hipertansiyon, kalp hastalığı ve UV ışınlarına maruz kalmak da hastalığı arttıran diğer risk faktörlerdir. </p>
<p> </p>
<p><strong>3. Bu belirtiler varsa!</strong></p>
<p>Renkleri soluk görme, yazıları bulanık görme ve düzgün olan çizgileri eğri olarak görme hastalığın başlangıç şikayetleridir. Ayrıca bakılan cismin ortasında bulanık bir alan veya karanlık bir leke görme gibi problemler de yaşanabilir. Hastalık ilerlediğinde kişilerin görme alanlarının ortasında yoğun görme kayıpları oluşur. Bu problemler kişilerin okumak, araba kullanmak gibi önemli faaliyetleri yapmalarına engel olur ve hayatlarını kısıtlar.<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4. Tam tedavi mümkün değil ama!</strong></p>
<p>Sarı Nokta hastalığı genel olarak geri dönüşü olmayan bir hastalıktır. Kuru tip sarı nokta hastalığı için henüz etkinliği gösterilmiş bir tedavi yöntemi yoktur ancak çeşitli vitamin, mineral takviyeleri ve lutein gibi bazı antioksidan özelliğe sahip olan ilaçlar kullanılmaktadır. Ayrıca sigara içiliyorsa bırakılması ve güneşten korunulması, UV ışınlarından koruyan güneş gözlüğü önerilmektedir. Yaş tip sarı nokta hastalığı erken safhada tespit edildiğinde tedavi ile görme mevcut seviyede korunabilir ve hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir. Tedavide belli aralıklarla göz içine ilaç enjeksiyonları uygulanır. Tedaviden iyi sonuç alabilmek için hastaların tedaviye uyum sağlaması ve düzenli kontrole gelmesi önemlidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>5. İlerlemesini engelleyecek en yeni gelişmeler!</strong></p>
<p>Bu konuda çok sayıda bilimsel araştırma yapılmaktadır. Kuru tip sarı nokta hastalığı için son yıllarda kök hücre tedavileri başarı ile uygulanabilmektedir. Kök hücre tedavisi ile hastalığın ilerlemesi durdurulabilmekte hatta bazı hastalarda görme kazanımları olabilmektedir. Ayrıca kuru tipin ilerlemesini durdurmaya yönelik yeni ilaçların yakında kullanıma girmesi beklenmektedir. Yaş tip sarı nokta hastalığı için ise yine uzun etkili anti-VEGF ilaçların geliştirilmesi konusunda çok sayıda araştırma mevcuttur. </p>
<p> </p>
<p><strong>6. Tiplerine göre bu noktalara dikkat!</strong></p>
<p>Pek çok kişi makula probleminin olduğunu bulanık görme ortaya çıkana kadar fark etmez. Dolayısıyla genellikle başka bir nedenle yapılan göz muayenesinde tesadüfen teşhis edilir. Sarı Nokta hastalığı açısından 50 yaş ve üzerindeki herkesin rutin kontrol edilmesi gereklidir. Ailesinde ve yakın akrabalarında bu hastalık olanlar çocuk yaşlardan itibaren düzenli takip edilmelidir. Sigara kullananlar, diyabet hastaları, hipertansiyon gibi kalp damar hastalığı bulunanlar hastalık açısından yüksek riskli olduklarından erken yaşlarda kontrol edilmelidirler. Hastalığın tamamen düzelmesi mümkün olmadığı için tedavi devamlılık gerektirir. Hastaların belli aralıklarla düzenli olarak retina muayenesinden geçmeleri önerilir.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/birkac-saniyede-sari-nokta-hastaligi-testi-410657">Birkaç Saniyede &#8216;Sarı Nokta Hastalığı&#8217; Testi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başarının önündeki en önemli engellerden biri: Erteleme hastalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basarinin-onundeki-en-onemli-engellerden-biri-erteleme-hastaligi-402419</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 06:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarının]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[engellerden]]></category>
		<category><![CDATA[erteleme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önündeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402419</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern insanın en büyük sorunlarından birisi olarak erteleme hastalığının öne çıktığını belirten uzmanlar erteleme yapmaktan ne kadar pişmanlık duyuluyorsa, erteleme tuzağına bir o kadar fazla düşüldüğünü söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basarinin-onundeki-en-onemli-engellerden-biri-erteleme-hastaligi-402419">Başarının önündeki en önemli engellerden biri: Erteleme hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Modern insanın en büyük sorunlarından birisi olarak erteleme hastalığının öne çıktığını belirten uzmanlar erteleme yapmaktan ne kadar pişmanlık duyuluyorsa, erteleme tuzağına bir o kadar fazla düşüldüğünü söylüyor. Erteleme hastalığının başarının önündeki en önemli engellerden birisi olduğuna dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, erteleme hastalığının temelinde yalnızca bir irade ya da tembellik sorunu bulunmadığını belirtiyor. Hangi duyguların ertelemeye neden olduğunun ortaya konması gerektiğini dile getiren Şentürk, anksiyete, DEHB ve mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip bireylerde erteleme hastalığının daha fazla görüldüğünün altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, erteleme hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu ve nedenleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Akademik erteleme, en sık karşılaşılan erteleme hastalığı türü</strong></p>
<p>Modern insanın en büyük sorunlarından birisi olarak erteleme hastalığı öne çıkıyor. Çoğu insan kendisine tanıdık bulduğu erteleme davranışıyla okul, üniversite, çalışma hayatı, sosyal hayat gibi farklı alanlarda karşılaşıyor. </p>
<p>Erteleme hastalığının başarının önündeki en önemli engellerden birisi olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “En sık karşılaşılan erteleme türü ödevlerin veya sınavlara çalışmanın ertelenmesi şeklinde karşımıza çıkan akademik ertelemedir.” dedi.</p>
<p>Önemli olan noktanın, erteleme davranışının devamlılık seyrederek kişinin hayatını her yönüyle etkilemeye başlayıp başlamadı olduğuna dikkat çeken Şentürk, “İnsanların yaklaşık yüzde 20’si kronik erteleyicidir. Erteleme hastalığı olan bireylerin yaklaşık yarısı internet ve sosyal medya aracılığıyla erteleme davranışını gerçekleştirir. Esas yapmaları gereken aktiviteyi ertelemek için bu mecralarda geçirdikleri sürenin günlük ortalama 1,5 saat olduğu bilinmektedir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Sorun, sonuca odaklanarak başarısızlık korkusu hissetmek </strong></p>
<p>Erteleme yapmaktan ne kadar pişmanlık duyuluyorsa, erteleme tuzağına bir o kadar fazla düşüldüğünün çalışmalarla ortaya konulduğunu belirten Şentürk, “Erteleme hastalığının temelinde yalnızca bir irade ya da tembellik sorunu bulunmaz. Bu sorun çok daha zor görevleri yerine getirip başarıya ulaşmış kişilerde dahi zaman zaman baş gösteriyor. Burada esas sorun görev sürecine değil sonuca odaklanarak başarısızlık korkusu hissetmek, sonuç hakkında endişelenmek ve giderek artan endişe nedeniyle harekete geçememek ya da geçmemeyi tercih etmektir. Böylece kişi, üzerinden kalkabileceği bir görevi dahi kendisine yük olarak görür ve görevi olduğundan büyük algılayarak nereden başlayacağını bilemez. Sonuç olarak kişi, o anda yönetmekte güçlük çektiği olumsuz duygulardan uzaklaşmak maksadıyla kendini daha iyi hissettirecek şeylerin arayışına girer ve birileriyle telefonda konuşma, sosyal medyada zaman geçirme, online oyun oynama gibi başka şeylerle uğraşma yolunu seçer.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ertelemenin nedeni duygusal olabilir</strong></p>
<p>Eski anlayışın zaman yönetimini ön plana alırken, yeni anlayışın duygular üzerinde yoğunlaştığını ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Eskiden bugünün işinin yarına bırakılmasına, tembellik ve irade eksikliğinin sebep olduğu düşünülürken, şu anda hangi duyguların ertelemeye neden olduğunun ortaya konması ve bu duygularla tanışılıp yüzleşilmesi gerekliliği öneriliyor.” dedi.</p>
<p>Erteleme hastalığıyla en sık ilişkili psikiyatrik bozukluklar anksiyete bozukluğu ve erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olduğunun altını çizen Şentürk, “Yine mükemmeliyetçi kişilik özelliklerine sahip bireylerde de erteleme hastalığının daha fazla görüldüğü bilinmektedir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basarinin-onundeki-en-onemli-engellerden-biri-erteleme-hastaligi-402419">Başarının önündeki en önemli engellerden biri: Erteleme hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 09:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814">Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu</strong> “Mantarlar sıcak ve nemli ortamlarda çoğaldığı için yaz aylarında artış gösterir. Yüzeyel mantar hastalıkları deri, saç, tırnak, ağız içi ve genital bölgeyi tutabilen mikroorganizmaların yaptığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Saçlı deriden ayak tırnaklarına kadar  tüm vücutta en sık görülen ve yerleşim yerine göre isimlendirilen deri hastalıklarından biri olup, yapılan çalışmalara göre ülkemizde her 100 kişiden 18’ini  etkilemektedir” diyor. Havuz kenarlarında terliksiz ya da kırlarda ‘stres atayım’ diye çıplak ayakla dolaşmanın mantar oluşumuna zemin hazırlayan faktörler arasında yer aldığını, hastalığın vücutta ortaya çıktığı bölgeye göre kendini özellikle kaşıntı, kızarıklık, kepeklenme, yanma hissi, renk değişikliği ve kıl ile tırnak kaybı gibi belirtilerle gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, mantar hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Mantara yol açan etkenlere dikkat!</strong></p>
<p>Başka kişilerle ortak kıyafet, terlik ve özel eşyaların paylaşılması, hayvanlarla temas (kedi, köpek, küçükbaş hayvanlar) gibi etkenlerin yanı sıra dış ortamlardan da (toprak ve çimenlik alanlar, havuz kenarları, hamam, sauna, spor salonu, tuvalet vb ortak kullanıma açık zeminler)  mantar bulaşabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar enfekiyonuna neden olan funguslar, bulaşıcı dermatofitler, mikrosporumlar olabildiği gibi, vücutta bulunan saprofit (zararsız) olarak adlandırdığımız maya türü mantarlar da (kandida pitrosporum gibi) olabilir ve vücut direncinin düştüğü durumlarda fırsatçı enfeksiyonlara yol açarlar” diyor. </p>
<p><strong>Çok çabuk bulaşıyor! Bulaş riskine karşı etkili önlemler!</strong></p>
<p>Hastalığın çok çabuk bulaştığını bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Örneğin; ayak mantarlarının ülkemizde sık gözlenmesinin en temel nedeni ortak terlik kullanımıdır. Bulaş riskinden korunmak için; kıyafet, terlik, ayakkabı gibi kişisel eşyalarınızı başkalarıyla paylaşmayın, evde bile olsa çıplak ayakla dolaşmayın, hamam, sauna ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarında hijyene ve yere çıplak ayakla basmamaya dikkat edin. Genital  bölge (vajinal kandida gibi) ve bacak aralarının mantar enfeksiyonlarında yanma-ağrı hissine yol açabileceği ve partnere bulaşma riski olabileceğinden dolayı tedavi tamamlanana kadar dikkatli olun” diyor.   </p>
<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Mantar hastalığında yoğun kaşıntı en sık şikayet nedenini oluşturuyor. Vücutta mantarın ortaya çıktığı bölgede geçmeyen, yoğun ve deriyi tahriş edecek şiddette kaşıntı oluyor. Kaşıntının yanı sıra ciltte kızarıklık, kepeklenme, mantarın etkilediği vücut bölgesine göre yanma hissi, renk değişikliği ve tırnak kaybı da ortaya çıkabiliyor. Saç bölgesinde ortaya çıkan mantar saç dökülmesine ve tedavi edilmediğinde kelliğe de neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Tedavide gecikilirse!</strong></p>
<p>Mantar tedavisine en kısa zamanda başlanması gerektiğini, aksi halde tedavinin güçleşeceğini ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olacağını belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu mantar tedavisine yönelik şu bilgileri veriyor: “Mantar tedavisinde sınırlı, küçük bir alan etkilenmişse lokal krem-losyon tedavilerini düzenli olarak en az 3-4 hafta kullanmak yeterli olur. Ancak geniş vücut yüzeyleri, birden çok bölge tutulumu, saç ve tırnak tutulumunda sistemik (ağız yolu ile alınan tablet-kapsül) tedavi gerekir. Saçlı deri ve gövdede geniş yüzey tutulumunda mantara karşı etkili maddeler içeren saç ve vücut şampuanları da tedaviye eklenir.”</p>
<p><strong>Tedavi sırasında bu yanılgıya düşmeyin!</strong></p>
<p>Mantar tedavisi sırasında hastaların yaptığı başlıca yanlışları; ilaçları düzenli kullanmamak, tedaviyi erken bırakmak ve bulaştırıcı nedenlere devam etmek olarak sıralayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar hastalığının yerleşim yeri ve hastalığa neden olan mantarın türüne göre tedavi değişir. Mantar enfeksiyonları tedavi edilmediği sürece artarak devam eder. Hastalık yayılır, tedavi güçleşir ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olur. Şikayetler azalınca tedavinin erken kesilmesi ise hem tedaviye direnç gelişmesi hem de hastalığın sık tekrarına yol açar. Ayrıca tedavi süreci sadece medikal tedaviyle sınırlı kalmayıp, mantara yol açan etkenlere karşı günlük yaşamda gerekli önlemleri almak gerekmektedir. Örneğin; ayakların nemli kalmaması, her gün aynı ayakkabıyı arka arkaya giymemek, vücudu nemli bırakmamak, pamuklu çorap giymek, çıplak ayakla dolaşmamak gibi önlemlere her gün dikkat etmek gerekir” diyor.</p>
<p><strong>Bilgi kirliliğinden uzak durun! </strong></p>
<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi mantar hastalığı konusunda da toplumda bilgi kirliliği olduğunu, özellikle tedavi noktasında internetten ya da arkadaş çevresinden edinilen yanlış bilgilerle hastalığın çok daha ilerleyebildiğini vurgulayarak “Örneğin; internette mantar tedavisi için doğal yöntemler diye birçok bilgi var; karbonatlı suda ayakları bekletmek, sirkeli su ile yıkamak ya da aloe vera bitkisinin içini açıp jelini sürmek bunlardan birkaçı. Ancak olası bir mantar belirtisinde mutlaka hekime başvurulmalı ve tıbbi yöntemlerle hastalık tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çok daha ilerleyerek daha karışık, zorlu ve riskli bir sürece girilebilir. Örneğin; aloe vera bitkisini doğrudan sürmek cildi tahriş edebilirken, karbonatlı suda ayakları bekletmek ya da mantarlı bölgeye sirkeli su sürmek de konsantrasyon doğru ayarlanmadığında tahriş ve yanık yapabilir. Bu nedenle gelişigüzel uygulamalardan kaçınılmalıdır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814">Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Havuz ve klimalardaki tehlike: lejyoner hastalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/havuz-ve-klimalardaki-tehlike-lejyoner-hastaligi-397649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 11:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[klimalardaki]]></category>
		<category><![CDATA[lejyoner]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz zatürresi olarak da bilinen lejyoner hastalığıyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Mersin Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzman Dr. Fulya Gülergün, “Kuluçka süresinin 2 gün ile 8 gün arası değiştiği lejyoner hastalığında, yakın zamanda otel konaklamalı seyahat öyküsü olanlar ve vücut direnci az olan, sigara içen kişiler risk altındadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-ve-klimalardaki-tehlike-lejyoner-hastaligi-397649">Havuz ve klimalardaki tehlike: lejyoner hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaz zatürresi olarak da bilinen lejyoner hastalığıyla ilgili bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Mersin Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzman Dr. Fulya Gülergün, “Kuluçka süresinin 2 gün ile 8 gün arası değiştiği lejyoner hastalığında, yakın zamanda otel konaklamalı seyahat öyküsü olanlar ve vücut direnci az olan, sigara içen kişiler risk altındadır. Erken tanı konulup tedaviye başlanmazsa, hastalık ilerleyebilir ve kişide bilinç bozukluğu gelişebilir” dedi.</strong></p>
<p>Yaz zatürresi olarak bilinen lejyoner hastalığının tatil sezonun en hareketli olduğu yaz aylarında ölümle sonuçlanabilen ciddi enfeksiyonlara neden olduğunu işaret eden VM Medical Park Mersin Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzman Dr. Fulya Gülergün, uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>İLK KEZ 1976 YILINDA KEŞFEDİLDİ</strong></p>
<p>Lejyoner Hastalığı’nın ilk kez 1976 yılında ABD’nin Pensilvanya Eyaleti’ndeki lejyonerlerin katıldığı bir toplantıda 180’den fazla kişide solunum yolu enfeksiyonu çıkması üzerine hastalığa neden olan etkenin tanımlandığını ifade eden Uzm. Dr. Fulya Gülergün, bu nedenle literatürde “Lejyoner Hastalığı” olarak isimlendirildiğini söyledi. </p>
<p><strong>ENFEKSİYON RİSKİNİ TETİKLEYEBİLİR</strong></p>
<p>Hava sıcaklığının artması ve nem oranlarının yüksek olması ile klima kullanımı yaz aylarında arttığını söyleyen Uzm. Dr. Gülergün, “Küresel ısınma, tüm canlıların olduğu gibi insanların da hem fiziksel hem de psikososyal sağlığını etkileyen sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle iklim olaylarıyla baş etmek için günümüzde iklimlendirme sistemleri ile sıcak havanın yaratabileceği olumsuz etkilerden korunuruz. Ev ve işyeri gibi kapalı alanlarda klimaları kullanarak sıcak hava ile mücadele edebiliriz. Çoğu klimanın çalışma prensibi iç ortam havasını sirküle ederek soğutma işlevi sağlamasıdır. Bu durumda iç ortamda mevcut enfeksiyon etkenleri klimadan tekrar iç ortama salınır ve enfeksiyon etkenlerinin hava sirkülasyonu ile ortamda dolaşmasına neden olur ve hastalık riski artar. Klima kullanımı soğuk ve kuru havanın etkisiyle patojenlerin etkisini artırarak hastalık bulaşını artırabilir. Hava yoluyla yayılabilen ve akciğerde hastalık oluşturabilen birçok mikrop vardır. Grip virüsü, legionella, küf mantarları, verem hastalığına yol açan mycobacterium gibi etkenler akciğerde hastalığa neden olabilir. Eğer klima verimli bir filtreleme sistemine sahip değilse bu mikropları iç ortamda yayarak enfeksiyona neden olabilir.</p>
<p><strong>HEPA FİLTRELİ HAVA TEMİZLEYİCİLER TERCİH EDİLEBİLİR</strong></p>
<p>Hava kalitesinin önemine değinen Uzm. Dr. Gülergün, “Sağlıklı bireylerde çok soğuk hava üfleyen klimalara maruz kalındığında hava yollarında bazı inflamatuar değişiklikler ortaya çıkarak enfeksiyon etkenlerinin buraya yerleşmesini kolaylaştırabilir, astım ve KOAH gibi hastalığı olanlarda bu durum daha belirgin olur. Hava sıcaklığının hızla soğutulduğu durumlarda kişinin hastalanması kolaylaşır. Bu nedenle ortam yavaş soğutulmalıdır ve arada havalandırılmalıdır. İç hava kalitesi için hepa filtreli hava temizleme cihazlarının kullanımı enfeksiyon yayılma riskini azaltabilir. Klima ile ilişkili enfeksiyon yapabilen etkenlerden biri olan Legionella bakterisi Lejyoner Hastalığı’na sebep olur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>KLİMALARDAN VE HAVUZLARDAN GEÇEBİLİR</strong></p>
<p>Nem ve su içeren ortamlarda yaşayan Legionella Pneumophilia bakterisinin akciğerde zatürreye sebep olabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Gülergün, “Temizliği ve kontrolleri yapılmamış klimalardan etrafa yayılan havanın solunması ile hastalık oluşabileceği gibi, iyi temizlenmemiş Spa ortamları, havuzlar, termal kaplıca ortamlarında havada asılı damlacıkların solunmasıyla da hastalık oluşabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>OTELDE KONAKLAYANLAR RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Kuluçka süresinin 2 gün ile 8 gün arası değiştiği lejyoner hastalığında, yakın zamanda otel konaklamalı seyahat öyküsü olanların ve vücut direnci az olanların, sigara içen kişilerin risk altında olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülergün, şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Bilinenin aksine bu enfeksiyonda insandan insana hastalık bulaşmaz. Baş ağrısı, ateş yüksekliği, kas ağrısı, halsizlik ilk belirtiler olup bu belirtilere öksürük, balgam, nefes darlığı, ishal, kusma eklenebilir. Erken tanı konulup tedaviye başlanmazsa hastalık ilerler ve kişide bilinç bozukluğu gelişebilir.”</p>
<p><strong>ZATÜRREYE NEDEN OLABİLİYOR</strong></p>
<p>Lejyoner hastalığındaki risk gruplarına dikkat çeken Uzm. Dr. Gülergün, “Hastalık zatürreye neden olduğu ve çoğu zaman ishal ile ilişkili olduğu için vücut direnci düşük olan kişiler, kronik hastalığı olanlar ve yaşlılar ciddi hastalık açısından risk altındadır” dedi. </p>
<p><strong>HASTANEYE YATIŞ GEREKEBİLİR</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Gülergün, hastalığın tedavisi hakkında ise şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Öncelikle hastaya solunum yolundan alınan örnekler veya idrar antijen testi ile tanı konulur. Ardında uygun antibiyotik tedavisine hızlıca başlanarak klinikte düzelme sağlanır. Ancak bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hastalık ilerleyebileceği için zaman zaman hastaneye yatış da gerekebilir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/havuz-ve-klimalardaki-tehlike-lejyoner-hastaligi-397649">Havuz ve klimalardaki tehlike: lejyoner hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatilde bekleyen tehlike: Yüzücü kulak hastalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatilde-bekleyen-tehlike-yuzucu-kulak-hastaligi-393882</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 07:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[tatilde]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yüzücü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393882</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dış kulak yolunda akut olarak gelişen ve genellikle bakterilerin sorumlu olduğu dış kulak yolu enfeksiyonu, kirli sularda yüzme ve suyla fazla temas nedeniyle özellikle yaz mevsiminde sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatilde-bekleyen-tehlike-yuzucu-kulak-hastaligi-393882">Tatilde bekleyen tehlike: Yüzücü kulak hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dış kulak yolunda akut olarak gelişen ve genellikle bakterilerin sorumlu olduğu dış kulak yolu enfeksiyonu, kirli sularda yüzme ve suyla fazla temas nedeniyle özellikle yaz mevsiminde sık görülüyor. Yüzmeyi seven kişilerde sık rastlandığı için ‘Yüzücü kulağı hastalığı’ olarak da adlandırılan ve çoğumuzun önemsemediği bu enfeksiyon ilerlediğinde şiddetli ağrıya, kulakta tıkanıklığa, iltihaplı akıntıya, geçici işitme kaybına, hatta enfeksiyonun vücuda yayılmasına bile yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Suat Bilici</strong>,<strong> </strong>bu nedenle dış kulak yolu enfeksiyonunda erken teşhisin son derece önemli olduğunu belirterek, “Dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise hekime danışmadan antibiyotik ve kulak damlası kullanımından kaçınmaktır. Örneğin, mantar birikintisi varsa, gelişigüzel alınan damlalar etki etmeyecek ve zaman kaybı nedeniyle enfeksiyonun ilerlemesine sebep olabilecektir. Yine bu enfeksiyonu basit bir problem gibi görüp bitkisel sıvı ürünler kullanmak da tedavi sürecini uzatacaktır” diyor.</p>
<p><strong>Pek çok sebebi var! </strong></p>
<p>Dış kulak yolunun mukozası nemli ve ılık bir yapıya sahip. Ortamın nemli olması bakteri ile mantarların üremesi için uygun koşullar sağlıyor. Dış kulak yolu enfeksiyonundan pek çok etken sorumlu olabiliyor. Dış kulak yolunda darlık, kemiksi büyüme ve buşon gibi kulak yolunu daraltan etkenler, pamuklu çubuklar, yabancı cisim veya kaşıma ile oluşan travmalar, işitme cihazı ya da kulak tıkacı kullanımı, kirli suda yüzmek ve çok sık duş almak, enfeksiyona zemin hazırlayan nedenleri oluşturuyor. Bu etkenler, dış kulak yolunda koruyucu bariyer olan serumen tabakasını zayıflatarak epitelin korumasız hale gelmesine ve bunun sonucunda bakterilerin veya mantarların daha kolay üremelerine yol açabiliyor. Enfeksiyona en sık pseudomonas aeruginosa, stafilokok ve streptokok bakterileri sebep oluyor. Ayrca aspergillus ve candida türü mantarlar da enfeksiyon oluşturabiliyor. </p>
<p><strong>İlk belirtileri ağrı ve kaşıntı oluyor</strong></p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonunun ilk belirtileri genellikle kaşıntı ve ağrı oluyor. Kulak yolunun önündeki tragus denilen ve kıkırdaktan oluşan çıkıntıya bastırmakla ağrının şiddetlenmesi tipik belirtisini oluşturuyor. Bu yakınmalara daha sonra kulakta akıntı ve dolgunluk hissi ekleniyor, tablo ilerlediğinde ağrı şiddetlenirken ateş ile boyunda şişlikler de görülebiliyor. Tedavide gecikilirse dış kulak yolu tamamen kapandığı için geçici işitme kaybı gelişebiliyor.</p>
<p><strong>Kulağınızı sudan koruyun!</strong></p>
<p>Yüzücü kulağı hastalığının tedavisinde amaç, dış kulak yolunun normal yapısına kavuşmasını sağlamak ve hastanın yakınmalarını ortadan kaldırmak. Kulakta kir veya birikinti varsa, dış kulak yolunun mikroskop altında nazikçe temizlenmesi gerekiyor. Zira, bu işlem yapılmadan uygulanan ilaçların etki etmesi oldukça güçleşiyor. Enfeksiyon, özellikle ödem ile şişliğin fazla olduğu tablolarda ödem çözücü ve antibiyotikli kulak damlalarıyla tedavi edilebiliyor. Mantar enfeksiyonu bulguları varsa, uygun temizlik sonrasında mantara etkili olan kulak damlaları kullanılıyor. Ağrı çok şiddetliyse, ağrı kesici ilaçlar hastanın rahatlamasını sağlayabiliyor. Hastanın şikayetleri tedavi başladıktan sonra genellikle 2-3 günde azalıyor ve sıklıkla 7-10 günde tamamen iyileşme görülüyor. Doç. Dr. Suat Bilici, tedavi süresince kulağı sudan korumanın büyük önem taşıdığına işaret ederek, “Ayrıca tedavi sonrasında da kulağın sudan korunması gerekiyor. Aksi halde dış kulak yolu enfeksiyonunun tekrarlama riski artıyor.” diyor.</p>
<p><strong>Enfeksiyona karşı 5 etkili önlem! </strong></p>
<p><em>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Suat Bilici,<strong> </strong>dış kulak yolu enfeksiyonuna karşı almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:  </em> </p>
<ul>
<li>Özellikle havuzda, kulağınızın suyla temasını önlemek için mutlaka bone kullanın.</li>
<li>Temizliğinden emin olduğunuz havuz veya denizi tercih edin.</li>
<li>Kulağınızda ağrı varsa tıkaç kullanmadan havuz veya denize girmeyin. </li>
<li>Kulağınızın ıslanması sonrasında nemini yumuşak bir pamukla alın. </li>
<li>Kulağınızı temizleme çubuğu veya yabancı bir cisimle karıştırmayın. </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatilde-bekleyen-tehlike-yuzucu-kulak-hastaligi-393882">Tatilde bekleyen tehlike: Yüzücü kulak hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 10:40:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[etkin]]></category>
		<category><![CDATA[graviste]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[myastenia]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavide]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda çok bilinmeyen bir sorun olan Myastenia gravis aslında ciddi bir kas güçsüzlüğü hastalığı. Toplumda görülme sıklığı nispeten nadir olmakla birlikte yıllık insidansı milyonda 7 ila 23 yeni vaka arasında gerçekleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349">Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Toplumda çok bilinmeyen bir sorun olan Myastenia gravis aslında ciddi bir kas güçsüzlüğü hastalığı. Toplumda görülme sıklığı nispeten nadir olmakla birlikte yıllık insidansı milyonda 7 ila 23 yeni vaka arasında gerçekleşiyor. Bu durum daha çok genç kadınlar ve ileri yaştaki erkekleri etkiliyor. Hastalığın en yaygın belirtisinin kas güçsüzlüğü ve yorgunluk olduğunu söyleyen Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede, özellikle kasların yoğun kullanımı sonrasında şikayetlerin arttığına işaret etti.</em></p>
<p>Otoimmün bir hastalık olan Myasthenia gravis (MG), sinir hücreleri ile kaslar arasındaki iletişimi sağlayan sinyalleri algılayan bölgelere vücudun kendi bağışıklık sisteminin savaş açması sonucu ortaya çıkıyor. Sinir uyarılarının kaslara doğru iletilmemesi kas güçsüzlüğü ile sonuçlanıyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, hastanın yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri olan bu sorun günümüzde yeni tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınıp yönetilebiliyor. </p>
<p>MG&#8217;nin nöromiyelitis optika, otoimmün tiroid hastalığı, sistemik lupus eritematozus (SLE) ve romatoid artrit gibi bazı diğer otoimmün hastalıklarla ilişkili olabileceğinin bilindiğini söyleyen Dr. Yüksel Dede, “Ayrıca yeni anne olmuş kadınlarda doğum sonrası dönemin hastalık açısından riskli dönem olduğu yapılan bazı çalışmalarda gösterilmiştir” diye konuştu. </p>
<p><strong>KAS ZAYIFLIĞI VE YORGUNLUĞA DİKKAT!</strong></p>
<p>Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, myastenia gravise bağlı kas zayıflığı aktiviteye bağlı olarak kötüleşirken dinlendikten sonra düzeliyor. Bununla birlikte hem kas zayıflığının şiddeti hem de etkilendiği kaslar kişiden kişiye değişebiliyor. </p>
<p>Hastalığın semptomlarının yaygın farklı hastalıklarla benzerlik göstermesinden dolayı teşhisinde zaman kaybedilebileceğine işaret eden Dr. Yüksel Dede, hastalığın belirtileriyle ilgili şu bilgileri verdi: “Myasthenia gravisin belirtileri, kas güçsüzlüğü ve yorgunluktur.  Göz kasları, yüz ve çiğneme kasları, boyun, kol ve bacak kasları hatta solunum kasları dahi etkilenebilir. Genellikle göz kapağı düşüklüğü, çift görme, konuşma zorluğu, yutma güçlüğü, solunum zorluğu ve genel kas güçsüzlüğü gibi belirtilerle kendini gösterir. Özellikle de gün içinde değişen bir yorgunluk söz konusudur; hastalar sabahları kendilerini daha iyi hissederken, akşama doğru gittikçe artan kas güçsüzlüğünden yakınırlar. Kaslar kullanıldıkça bulgular daha da belirginleşir, dinlendikçe de kas gücü yerine gelir.”</p>
<p><strong>ÇOĞU VAKADA TEDAVİDE ETKİN SONUÇLAR ALINABİLİYOR!</strong></p>
<p>Dr. Yüksel Dede’nin verdiği bilgiye göre, MG’nin teşhisi alanında uzman hekimlerin hastayı değerlendirmesi ile konuyor. Öncelikle uygun belirtileri olan hastadan ayrıntılı bir tıbbi öykü almak gerekiyor, sonrasında ayrıntılı bir nörolojik muayene yapılıyor ve kan tahlilleri ve elektromiyografi (EMG) gibi tanıyı destekleyecek testlerle teşhiş konuyor. </p>
<p>Bugün gelinen noktada, miyasteninin tedavisinin bulunduğunu ve çoğu vakada etkin sonuçlar sağlanabildiğini söyleyen Dr. Yüksel Dede, tedavi ile genellikle belirtilerin kontrol altına alınmasını, kas gücünün artmasını ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin hedeflediğini belirtti. Dr. Yüksel Dede, uygulanan tedaviyle ilgili şu bilgileri verdi: “MG tedavisinde öncelikle daha önce sözü edilen sinir ve kas arasındaki sinyal aksamasını gidermeye yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Bunun yanı sıra vücudun kendi kas sinir kavşağına karşı ortaya çıkan immün yanıtı baskılamak için bağışıklık sistemini yatıştırmaya yönelik bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler uygulanmaktadır. Tedavi yaklaşımları hastanın belirtileri, hastalığın şiddeti, yaygınlığı gibi faktörler göz önünde bulundurularak hastaya özgü seçilir ve bazen ağızdan, bazen damar yoluyla bazen de timektomi gibi cerrahi prosedürlerin uygulanması gerekebilir.”</p>
<p><strong>HASTALIĞIN KONTROLÜNDE DÜZENLİ TAKİPLER ÇOK ÖNEMLİ!</strong></p>
<p>Myastenia gravisin kronik bir durum olduğunu ve tedavi sürecinin genellikle yaşam boyu devam ettiğini hatırlatan Dr. Yüksel Dede,   “Bununla birlikte, modern tedavi yöntemleri ve ilaçlar sayesinde çoğu kişinin semptomları kontrol altına alınabilir ve kişi aktif bir yaşam sürdürebilir. Bu aşamada düzenli tıbbi takip, belirtilerin yönetimi ve kişiye özgü tedavi planının iyileştirilmesi için önem arz etmektedir.” diye konuştu. </p>
<p><strong>HASTALAR BUNLARA DİKKAT ETMELİ!</strong></p>
<p>Bazı önlemler alarak semptomların şiddetini azaltarak ve kontrol altına alarak yaşam kalitesini artırmanın mümkün olabileceğini hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede, hastaların dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: </p>
<ul>
<li>Miyasteni teşhisi almışsanız, düzenli tıbbi takip önemlidir. Hekiminiz semptomların seyrini izleyebilir, ilaçlarınızı ayarlayabilir ve gerektiğinde tedavi planını yeniden düzenleyebilir. Myastenia tedavisinde ilaçların düzenli kullanımı önem arz etmektedir. </li>
<li>MG hastalarının başka hastalıklar için kullanmaları gereken bazı ilaçlar hastalıklarının alevlenmesine sebep olabilir. Bu nedenle herhangi bir ilacı kullanmadan önce mutlaka hekimlerine konu hakkında bilgi vermeleri ve bu konuyu danışmaları gerekmektedir.</li>
<li>Fizyoterapi, konuşma terapisi ve solunum egzersizleri gibi destek tedaviler, kasların güçlenmesine, hareketliliğin artmasına ve iletişim becerilerinin iyileşmesine katkıda bulunur. </li>
<li>Miyastenili kişiler, enerjilerini daha iyi yönetmek için düzenli olarak dinlenme ve uyku alışkanlıklarına dikkat etmelidirler. Fiziksel aktiviteleri planlamak, aşırı yorucu aktivitelerden kaçınmak ve ihtiyaç duyulduğunda dinlenmek semptomların yönetimine yardımcı olacaktır. Aşırı stres, semptomların şiddetlenmesine neden olabilir, bu yüzden stresi azaltmaya yönelik çalışmalar faydalı olacaktır. (meditasyon, nefes egzersizleri gibi) </li>
<li>MG durumunda enfeksiyonlara karşı daha duyarlı hale gelinebileceği için ikincil enfeksiyonlardan korunmak önem arz eder. El hijyenine dikkat etmek, aşı takvimini takip edip, güncel aşıları olmak ve hasta insanlarla teması sınırlamak enfeksiyon riskini azaltacaktır. </li>
<li>Sıcak hava koşulları miyasteni hastalarını etkileyebilir, aşırı sıcaklar semptomların şiddetlenmesine neden olabilir. Bu nedenle, ortam sıcaklığını uygun bir seviyede tutmak, aşırı sıcak ortamlarda bulunmaktan kaçınmak önemlidir.</li>
<li>Sağlıklı ve dengeli bir beslenme planı izlemek, yeterli miktarda su içmek genel sağlığı destekleyeceği için faydalı olacaktır. </li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ciddi-bir-kas-hastaligi-olan-myastenia-graviste-tedavide-etkin-sonuclar-alinabiliyor-387349">Ciddi Bir Kas Hastalığı Olan Myastenia Gravis&#8217;te Tedavide Etkin Sonuçlar Alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eliyle iş yapanların hastalığı: Karpal Tünel Sendromu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eliyle-is-yapanlarin-hastaligi-karpal-tunel-sendromu-379247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jun 2023 12:32:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[eliyle]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[karpal]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[tünel]]></category>
		<category><![CDATA[yapanların]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=379247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Teşhis için hastanın anlattıkları tetkiklerden daha önemli</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eliyle-is-yapanlarin-hastaligi-karpal-tunel-sendromu-379247">Eliyle iş yapanların hastalığı: Karpal Tünel Sendromu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Teşhis için hastanın anlattıkları tetkiklerden daha önemli</strong></p>
<p><strong>Karpal tünel sendromunun eliyle iş yapanlarda daha sık görüldüğünü belirten uzmanlar, hastalığın en önemli belirtisinin gece uykusundan uyandırması olduğunu söylüyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, belirtilerin normal günlük yaşama ya da uyku düzenine müdahale edecek seviyede olması halinde bir uzmana başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor. Teşhis için hastanın anlattıklarının önemine vurgu yapan Ünal, öncelikle ilaç ve fizik tedavi gibi seçeneklerin değerlendirildiğini, fayda görülmezse ameliyat yapıldığını söylüyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, genellikle ellerini fazla kullanarak iş yapanlarda görülen karpal tünel sendromu ve tedavisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Karpal tünel zamanla kalınlaşabilir</strong></p>
<p>El bileğinde tendonları ve sinirleri yerinde tutan bant olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Bu bant karpal tünel dediğimiz tünelin tavanını oluşturur. Zamanla çeşitli sebeplere bağlı olarak kalınlaşır. Altından geçen dokuları ezmesine de karpal tünel sendromu denir. Altından geçen siniri ezdiği zaman parmaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı ağrı gibi bulgular ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>En önemli belirtisi gece uykusundan uyandırması</strong></p>
<p>Şeker ve tiroit gibi hastalıkların da karpal tünel sendromuna yol açabileceğine dikkat çeken Ünal, bu hastalıkların kontrol altında tutulması gerektiği uyarısında bulundu. </p>
<p>Karpal tünel sendromu belirtilerinin genellikle yavaş yavaş başlayarak gelişim gösterdiğini sözlerine ekleyen Ünal, “Bu sendromun en önemli belirtisi, kişinin gece ağrıdan ve uyuşmadan uyanıp elini sallama ihtiyacı hissetmesidir. Böyle durumlarda kişinin bir uzmana başvurması gerekir. Bu sendromun diğer belirtileri arasında el uyuşması, karıncalanma, avuç içinde ve parmaklara doğru giden ağrı ve sızı bulunuyor. Belirtiler genellikle gazete, kitap, telefon ya da direksiyon gibi nesneleri tutarken görülür. Bu belirtiler normal günlük yaşama ya da uyku düzenine müdahale edecek seviyedeyse bir uzmana başvurmak gerekir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>El işleri dinlenerek yapılmalı </strong></p>
<p>Karpal tünel sendromunu önlemenin yolunun, elle uzun süre yapılan işlerin dinlenerek yapılması gerektiğini belirten Ünal, “Devamlı aynı hareketi saatler boyunca yapmak, mesela örgü örmek, ufak el işi yapmak, resim yapmak ya da asfalt kıran iş makinalarıyla çalışmak gibi, el bileğinin üzerine fazla yük bindirir. El bileğini çalıştıran işleri hiç ara vermeden uzun süre yapmak bunun nedeni. Bu nedenle de o işi uzun süre dinlenmeden yapmaktan uzak kalmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kadınlarda daha sık görülür</strong></p>
<p>Halihazırda şeker hastalığı bulunan, tiroidi az çalışan ve ev işi yapan kişilerde daha sık karpal tünel sendromu görüldüğüne değinen Op. Dr. Emre Ünal, “Kadınlarda erkeklerden biraz daha fazladır. Genellikle iki taraflıdır. Sinirin ne işe yaradığını bilirseniz belirtileri de anlayabilirsiniz. Sinirin görevi, parmağımızı oynatıp bir cismi tutmak ve duyusunu sağlamaktır. Sinir sıkıştığında avuç içine doğru uyuşma, karıncalanma, ağrı ve güçsüzlük olur. Anlamadan ilerlerse güçsüzlüğün olduğu noktada hastalık çok ilerledi demektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Teşhis için hastanın anlattıkları tetkiklerden daha önemli</strong></p>
<p>Bu hastalığın teşhisinde en önemli noktanın hastanın şikayetleri ve muayene bulguları olduğunu kaydeden Ünal, “Özellikle bu hastalıkta hiçbir tetkik hastanın anlattıklarının ve doktorun yaptığı muayenenin yerini alamaz. Gerekli muayene ve hastanın anlattıklarından sonra Emg denilen sinir iletim testi yapılabilir. Boyun fıtığı var mı diye bakılabilir çünkü aynı şikayetler boyun fıtığında da olabilir. Mutlaka bir boyun EMR’ı da çekmek gerekir. Ancak unutulmamalıdır ki Emg denilen testin yüzde 30 oranında yanlış gösterme ihtimali vardır. Bu sebeple hastanın muayenesi ve anlattıkları tetkiklerden daha önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Öncelikle ilaç ve fizik tedavi tercih edilir</strong></p>
<p>Eğer bir güç kaybı ve elin kas bölgesinde bir incelme yoksa öncelikle ilaç tedavisi ve el bileği ateli tercih edildiğini aktaran Ünal, “Ortasında demiri olan ve elin aşağı ve yukarı hareket etmesini engelleyen bir el bileği ateli kullanırız. En az iki hafta boyunca ateli gece ve gündüz kullanıp, ilaç tedavisi neticesinde sonuçlarına bakmak gerekir. Eğer bundan fayda görülmezse fizik tedavi kullanılabilir.” şeklinde açıkladı.</p>
<p><strong>Ameliyatın ardından en az iki hafta dinlenmek başarı oranını yükseltir</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra iğneyle kortizon tedavisi de yapılabileceğini söyleyen Ünal, “Hastalık cerrahi müdahale gerektirecek bir duruma geldiyse ameliyat edilmelidir. Ameliyat lokal anestezi ile yapılır. 15-20 dakika kadar sürer ve çok fazla riski bulunmaz. Ameliyat zamanında yapılmazsa geri dönüşü olmayan sonuçlar ortaya çıkabilir.” diyerek uyardı.</p>
<p>Karpal tünel sendromu ameliyatlarının genelde lokal anestezi ile yapıldığını kaydeden Op. Dr. Emre Ünal sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“El bileğine açılan çok ufak bir kesi ile bu işlem gerçekleşir. Aynı gün hastalar taburcu edilir. Kişi ameliyattan sonra en az iki hafta dinlenmelidir. Hastanın ameliyattan sonra kendini iyi koruması gerekir. Ameliyattan sonraki koruma, ameliyatın başarı oranını yükselten en önemli unsurlardan biridir. Bundan dolayı kişi en az iki hafta ameliyat olan elini rutin olarak kullanmamalıdır. Yaklaşık bir ay sonra hastalar neredeyse ameliyat olmamış gibi elini normal şekilde kullanmaya başlayabilir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eliyle-is-yapanlarin-hastaligi-karpal-tunel-sendromu-379247">Eliyle iş yapanların hastalığı: Karpal Tünel Sendromu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıtma Hastalığı Hala Görülüyot Mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sitma-hastaligi-hala-goruluyot-mu-369485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 09:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyot]]></category>
		<category><![CDATA[hala]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sıtma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk, “Sıtma hastalığı Plasmodium adlı parazitin sivrisinek sokmasıyla insana bulaşan ve nöbetler halinde gelen ateş yüksekliği ve titreme ile karakterize bir hastalıktır. Ülkemizde özellikle 19. Yüzyıl son çeyreği ve 20. Yüzyılın ilk döneminde sıtma vakaları çok fazla idi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sitma-hastaligi-hala-goruluyot-mu-369485">Sıtma Hastalığı Hala Görülüyot Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk, “Sıtma hastalığı Plasmodium adlı parazitin sivrisinek sokmasıyla insana bulaşan ve nöbetler halinde gelen ateş yüksekliği ve titreme ile karakterize bir hastalıktır. Ülkemizde özellikle 19. Yüzyıl son çeyreği ve 20. Yüzyılın ilk döneminde sıtma vakaları çok fazla idi. Osmanlının İmparatorluğunun son döneminde Çeltik ekiminin sınırlandırılması ve sıtma tedavisinde kullanılan kinin tedavisinin yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yapılmasına karşın başarılı olunmamış ve birçok sorun gibi sıtma da Cumhuriyetimize miras kalmıştır. Sağlık Bakanlığı çatısı altında Sıtma Savaş Dairesi Başkanlığı ve Sıtma Savaş Dispanserleri kurulmuş sıtma ile çok etkin bir mücadele verilmiştir. Bataklıkların kurutulması, kanalların açılması ve arazi çalışmalarının yanında eskiden kullanılan kinin günümüzde kullanılan yeni parazit tedavilerinin dispanserler ile hastalara ulaştırılması sayesinde günümüzde sıtma günlük hayatta ülkemiz kaynaklı vakalar görülmemektedir. Hastalık sayısının azalmasında bir diğer faktörde riskli bölgelere seyahat eden kişilerin koruyucu parazit ilacı kullanıyor olmasıdır denilebilir. Ülkemizde tanı konulan sıtma vakalarının neredeyse tamamını yurt dışında hasta olan insanlar oluşturmaktadır” dedi.</p>
<p> Ayrıca Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, “Bir Dünya Sağlık örgütü verilerine göre 2020 yılında dünyada 241 milyon kişi hastalığa yakalanmış iken 627000 kişi sıtmadan hayatını kaybetmiştir. Günümüzde birçok hastalık aşılar ve antibiyotik kullanımı sayesinde ölümcül olmaktan çıkmıştır. Ancak sıtma özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemini korumaktadır” diye vurguladı.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, “Hastalık semptomları nöbetler halinde olan ateş yüksekliği, titreme, baş ve yaygın kas ağrılarıdır ve maalesef sadece semptomlar sıtma için diğer hastalıklardan ayırt edici değildir. Tanı konmanın geciktiği durumlarda semptomlara kansızlık ve sarılık semptomları eklenebilir. Tanı konduktan sonra tedavisi ilaç tedavileri ile mümkündür. Tedavi edilmediği takdirde ölüme ve ya kalıcı hasara neden olabilen bir hastalıktır. Şu ana kadar toplumda kullanıma sunulmuş bir aşısı yoktur. Bu nedenle sıtmanın endemik(salgın halinde) olduğu bir bölgeye seyahat edecekler için seyahat öncesi ve seyahat süresince kullanılmak üzere koruyucu ilaç tedavileri kullanılmalıdır” diye söyledi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, “Sıtmanın bulunduğu bölgelere gidildiğinde sivrisinek kovucu losyonların kullanılması, pantolon ve uzun kollu kıyafetler giyilmesi, gece uyurken cibinlik gibi file önlemlerin alınması, klima ve vantilatör gibi hava akımı sağlayan cihazların bulunduğu odalarda uyunması gibi kişisel korunma önlemleri alınmalıdır. Yurtdışına seyahat etmek isteyen insanların, Sağlık Bakanlığının sitesinden gidecekleri ülkenin sıtma ve diğer bulaşıcı hastalıkların risk durumları ve yapılması gerekenler hakkında bilgi sahibi olabilirler. Son bir ay içerisinde sıtmanın endemik olduğu bölgeye giden kimselerde ateş yüksekliği, titreme olması halinde Enfeksiyon Hastalıkları uzmanının olduğu bir merkeze başvurmaları gerekmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Sıtma hastalığında aşağıdaki semptomlar görülmektedir:</p>
<ul>
<li>Ateş yüksekliği-Titreme</li>
<li>Baş ağrısı</li>
<li>Yaygın vücut ağrısı (Kas-eklem-Kemik ağrıları)</li>
<li>Halsizlik, Kırgınlık, İştahsızlık</li>
<li>Gözlerde, ciltte, idrar renginde sararma</li>
</ul>
<p><strong>Akdeniz diyeti ile beslenin, sigara ve alkolden uzak durun, aktif olun, erişkin yaş aşılamaları için doktorunuza başvurmayı unutmayın..</strong></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sitma-hastaligi-hala-goruluyot-mu-369485">Sıtma Hastalığı Hala Görülüyot Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Kesi Yönteminin Konfor Sunduğu 7 Kalp Hastalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-kesi-yonteminin-konfor-sundugu-7-kalp-hastaligi-365133</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2023 10:14:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[konfor]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[sunduğu]]></category>
		<category><![CDATA[yönteminin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde teknolojik ilerlemeler ile bazı kalp ameliyatları artık minimal invazif küçük kesiler ile yani göğüs kafesi ön taraftan tamamen açılmadan kapalı olarak yapılabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-kesi-yonteminin-konfor-sundugu-7-kalp-hastaligi-365133">Küçük Kesi Yönteminin Konfor Sunduğu 7 Kalp Hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde teknolojik ilerlemeler ile bazı kalp ameliyatları artık minimal invazif küçük kesiler ile yani göğüs kafesi ön taraftan tamamen açılmadan kapalı olarak yapılabiliyor. Bu ameliyatlar toplumda kapalı kalp ameliyatı, küçük kesi, mini-kesi ya da koltukaltı kalp ameliyatı olarak isimlendiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi’ Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, kapalı kalp ameliyatlarıyla ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Doğumsal kalp hastalıklarında küçük kesi ameliyatları etkin rol oynuyor</strong></p>
<p>Minimal invazif kalp cerrahisi yani küçük kesi ameliyatları, birçok kalp hastalığında uygulanabilmektedir. Doğumsal kalp hastalıkları, mitral kapak tamiri, mitral kapat değişimi, kroner bypass ameliyatları, triküspit kapat ameliyatları, kalp delikleri, kalp tümörleri ve ritim bozuklukları sorunlarında  küçük kesi ameliyatlarından faydalanılmaktadır. </p>
<ol>
<li>Mitral kapak tamiri: Mitral kapak hastalıklarının büyük bir kısmı eğer erken dönemde saptanır ise tamire uygun olabilir. Özellikle dejeneratif hastalıklar dediğimiz mitral kapağın yapısal bozuklukları ile ilgili durumlar kapak tamir adaylarıdır. Mitral kapak tamir ameliyatları robotik cerrahi tekniği ile yapılabilir. </li>
<li>Mitral kapak değişimi: Mitral kapak hastalıklarının bir grubu kapak tamirine uygun değildir ya da tamir başarısı düşüktür. Bu hastaların kapakları mekanik ya da biyolojik protezler ile değiştirilmesi gerekir. Robotik cerrahi ile mekanik ve biyolojik kapak değişimi ameliyatları güvenli bir seçenektir.</li>
<li>Koroner bypass ameliyatları: Göğüs iç kısmında bulunan atardamarın bypass işlemi için hazırlanması kapalı teknikle mümkündür. Bypass ameliyatlarında bu damarların kullanılması en üstün sonuçların alınmasını sağlar. Bu damarlar ile göğüs önden açılmadan, sol taraftan 4-5 cm’lik küçük açıklıktan kapalı bypass ameliyatı yapılabilir. </li>
<li>Triküspit kapak ameliyatları: Triküspit kapak bozukluklarında tamir ve kapak değişim ameliyatları robotik cerrahi ile uygulanabilir. </li>
<li>Kalp delikleri ve doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi: Kalpte ASD ya da PAPVD gibi basit tipteki doğumsal kalp hastalıkları robotik cerrahi ile tedavi edilebilir. Bu ameliyatlarda anatomik düzeltme göğüs kafesi açılmadan başarı ile uygulanabilir.</li>
<li>Kalp tümörlerinin çıkartılması: Kalpte ortaya çıkan tümörlerin büyük kısmı iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler kalbin sol ya da sağ tarafında kulakçıklarda ya da karıncıklarda görülürler. Tüm bu odacıklarda gelişen tümörler robotik cerrahi ile çıkartılabilirler.</li>
<li>Ritim bozuklukları: Ritim bozukluğu olarak en sık atriyal fibrilasyona rastlamaktayız. Bu bozukluk daha çok mitral kapak ameliyatları sırasında eş zamanlı olarak tedavi edilebilir. Kullanılan enerji kaynakları radyofrekans ve kriyoablasyon şeklindedir. </li>
</ol>
<p><strong>Kapalı ameliyatlar güvenle uygulanabiliyor </strong></p>
<p>Kapalı olarak küçük kesilerle ameliyatların yapılması ameliyat sonrası riskleri artırmamakla birlikte, tıp literatüründe ameliyatların güvenli ve başarılı olarak yapılabileceği bilinmektedir. Tecrübeli merkezlerde ameliyatın yapılması olası risklerin en düşük seviyede tutulmasını sağlamaktadır. </p>
<p><strong>Küçük kesi ile daha az ağrı, daha çok konfor </strong></p>
<p>Küçük kesi ile ameliyatlar hasta için daha konforlu olmaktadır. Ameliyatlarda ağrı açık kalp ameliyatlarına göre daha az olmaktadır. Ancak, ağrı eşiği kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Kişiye uygun ağrı tedavisi ile rahat bir ameliyat sonrası dönem mümkündür. </p>
<p>Kapalı kalp ameliyatlarında kanama diğer prosedürlerden daha azdır. Birçok hasta küçük kesi ile ameliyatlar sonrasında hiç kan almadan taburcu olmaktadır. Bunun sebebi ise minimum kanama riskidir. </p>
<p>Küçük kesi ile kapalı yapılan ameliyatlar sonrası hastalar daha erken taburcu olmaktadırlar. Daha rahat yürüme egzersizleri, daha az ağrı, akciğer kapasitesinin artışı ve fiziksel kondisyonun daha hızlı geri kazanılmasıyla hastaya konfor sağlanmaktadır. Hastaların hızlı iyileşmelerinin farkına varmaları ruhsal olarak da iyilik hallerini sağlamakta ve morallerini artırmaktadır.</p>
<p><strong>Ameliyat yeri kısa sürede iyileşiyor</strong></p>
<p>Ameliyatlar 3-4 cm uzunluğundaki çok küçük kesiler ile yapılarak ve yara iyileşmesi çok daha kolay olmaktadır. Hasta hızlı bir iyileşme dönemine girmektedir. Daha erken dönemde araç kullanabilen, spora daha erken başlayabilen hastaların öz güvenleri daha hızla artmaktadır.  Küçük kesi ameliyatları ile cerrahi yara yeri ve kalpte enfeksiyon riski daha az olmaktadır.</p>
<p><strong>Cerrahi deneyim çok önemli </strong></p>
<p>Minimal invaziv kalp cerrahi göreceli olarak daha az sayıda cerrah ve merkez tarafından yapılmaktadır. İlgi alanı ve tecrübesi minimal invazif cerrahi olan kalp cerrahları hastanın sorunlarına uygun cerrahi yaklaşımı sunmaktadır. Hasta ameliyat sonrasında da doktorunun önerdiği şekilde takiplerini ihmal etmemeli ve gerekli yaşam tarzı değişikliklerini yapmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-kesi-yonteminin-konfor-sundugu-7-kalp-hastaligi-365133">Küçük Kesi Yönteminin Konfor Sunduğu 7 Kalp Hastalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Mazlum Şahin&#8217;den Kalp Kası Bandı (Myokardial Bridge) Hastalığı ve Tedavisi Hakkında Bilgilendirme</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-mazlum-sahinden-kalp-kasi-bandi-myokardial-bridge-hastaligi-ve-tedavisi-hakkinda-bilgilendirme-363751</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 22:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[bandı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[bridge]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kası]]></category>
		<category><![CDATA[mazlum]]></category>
		<category><![CDATA[myokardial]]></category>
		<category><![CDATA[şahinden]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doç. Dr. Mazlum Şahin, kalp kası bandı hastalığı ve tedavisi konusunda hastaları bilgilendirerek, uygun tanı ve tedavi yöntemleri ile hastaların sağlıklarını en iyi şekilde yönetmeyi hedeflemektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-mazlum-sahinden-kalp-kasi-bandi-myokardial-bridge-hastaligi-ve-tedavisi-hakkinda-bilgilendirme-363751">Doç. Dr. Mazlum Şahin&#8217;den Kalp Kası Bandı (Myokardial Bridge) Hastalığı ve Tedavisi Hakkında Bilgilendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalbi besleyen damarlar kalbin üzerinde seyreder. Kalbin üzerinde değil, bir kısmının veya tamamının kalp kası içinden geçmesine &#8220;Kalp Kası Bandı Hastalığı&#8221; veya &#8220;Miyokardiyal Bridge&#8221; veya &#8220;Kalp Kası Köprüsü&#8221; denir. Bu durum, kalp kasının kasılması sırasında damarlara bası yaparak kan akımının geçişini engelleyebilir ve kalp damar tıkanıklığı gibi belirtilere neden olabilir.</p>
<p>Tanı, genellikle anjiyo yöntemi ile konulmaktadır. İlk olarak ilaç tedavisi ile hastaların şikayetleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Ancak ilaç tedavisine rağmen şikayetleri devam eden hastalarda stent veya cerrahi müdahale gerekebilir. Stent kullanımı, bandın basısına bağlı erken tıkanıklık riski taşıdığından dezavantajları bulunmaktadır.</p>
<p>Cerrahi tedavi, kalıcı bir çözüm olarak görülmektedir. Cerrahi müdahalede, kalp kası bandı kesilerek koroner damar rahatlatılmaktadır. Gerektiğinde eş zamanlı olarak koroner bypass ameliyatı da yapılabilmektedir.</p>
<p>Kalp Kası Bandı Hastalığı hakkında bilgilendirme yapan Doç. Dr. Mazlum Şahin, bu durumun tanı ve tedavisi hakkında şunları söyledi: &#8220;Kalp damarlarının kalp kası içinden geçtiği durum olan Kalp Kası Bandı Hastalığı, hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Tanı genellikle anjiyo ile konulmaktadır. İlaç tedavisi ile şikayetleri kontrol altına alınamayan hastalarda stent veya cerrahi müdahale gerekebilir. Ancak stentin erken tıkanıklık riski bulunduğundan cerrahi tedavi, kesin ve kalıcı bir çözüm olarak tercih edilebilir. Hastaların durumuna göre, kalp kası bandı kesilerek koroner damar rahatlatılabilir ve gerektiğinde koroner bypass da yapılabilir.&#8221;</p>
<p>Doç. Dr. Mazlum Şahin, kalp kası bandı hastalığı ve tedavisi konusunda hastaları bilgilendirerek, uygun tanı ve tedavi yöntemleri ile hastaların sağlıklarını en iyi şekilde yönetmeyi hedeflemektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-mazlum-sahinden-kalp-kasi-bandi-myokardial-bridge-hastaligi-ve-tedavisi-hakkinda-bilgilendirme-363751">Doç. Dr. Mazlum Şahin&#8217;den Kalp Kası Bandı (Myokardial Bridge) Hastalığı ve Tedavisi Hakkında Bilgilendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Alo Salim&#8221;in dönüşü! Amansız hastalığı yendi müziğe geri döndü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alo-salimin-donusu-amansiz-hastaligi-yendi-muzige-geri-dondu-360776</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 17:06:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[alo]]></category>
		<category><![CDATA[amansız]]></category>
		<category><![CDATA[döndü]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşü]]></category>
		<category><![CDATA[geri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[müziğe]]></category>
		<category><![CDATA[salimin]]></category>
		<category><![CDATA[yendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360776</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllar önce çıkardığı "Alo" şarkısıyla büyük çıkış yakalayan gurbetçi şarkıcı Salim'in neden o şarkıyla yakaladığı çıkışa rağmen 13 yıl ortadan kaybolduğu ortaya çıktı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alo-salimin-donusu-amansiz-hastaligi-yendi-muzige-geri-dondu-360776">&#8220;Alo Salim&#8221;in dönüşü! Amansız hastalığı yendi müziğe geri döndü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce çıkardığı &#8220;Alo&#8221; şarkısıyla büyük çıkış yakalayan gurbetçi şarkıcı Salim&#8217;in neden o şarkıyla yakaladığı çıkışa rağmen 13 yıl ortadan kaybolduğu ortaya çıktı.</p>
<p>&#8220;Alo&#8221; adlı şarkısıyla 2009 yılında yakaladığı çıkışıla fenomen olmuştu Salim Bağcıman&#8230;</p>
<p>Okan Bayülgen&#8217;in programına defalarca kere çıkıp şarkısıyla büyük sükse yaratan Salim, o yıllarda şöhrete ulaşmasına rağmen yakalandığı hastalık nedeniyle kariyerine ara vermek zorunda kaldığını açıkladı.</p>
<p>O dönem &#8220;Kolpaçino&#8221; ve &#8220;Kanal-i-zasyon&#8221; filmlerinden teklifler almasına rağmen hastalığı nedeniyle bu teklifleri geri çeviren Salim, yıllar sonra müziğe geri dönecek olmanın heyecanını yaşıyor. Salim Bağcıman, &#8220;Önemli bir kas hastalığını yendim. Pes etmedim, düşsem de ayağa kalktım. Şimdi yıllar sonra aynı enerjiyle yeniden doğmaya hazırım&#8221; dedi.</p>
<p>Salim yeni albümü için stüdyo çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alo-salimin-donusu-amansiz-hastaligi-yendi-muzige-geri-dondu-360776">&#8220;Alo Salim&#8221;in dönüşü! Amansız hastalığı yendi müziğe geri döndü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şap hastalığı insanlarda ölümcül etkilere yol açmıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-359597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 12:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkilere]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[insanlarda]]></category>
		<category><![CDATA[ölümcül]]></category>
		<category><![CDATA[sap]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli ve çok bulaşıcı viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen uzmanlar, ilk bulguların sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalma şeklinde görüldüğünü ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-359597">Şap hastalığı insanlarda ölümcül etkilere yol açmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli ve çok bulaşıcı viral bir enfeksiyon olduğunun altını çizen uzmanlar, ilk bulguların sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalma şeklinde görüldüğünü ifade ediyor. </strong></p>
<p><strong>Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanların solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçtığını belirten Dr. Dilek Leyla Mamçu, şap hastalığının kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabildiğini ancak insanlarda rahatsız edici semptomlara neden olmasına rağmen doğrudan ölümcül etkilere yol açmadığını vurguluyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde gündemde olan şap hastalığı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Bulaşma oranı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Şap hastalığının çift tırnaklı hayvanlarda görülen akut seyirli, çok bulaşıcı ve zoonotik karaktere sahip viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Etkeni Picornaviridae familyasının Aphtovirüs alt grubunda yer alan şap virüsüdür. Yedi farklı serotipi olduğunu söyleyebiliriz. Serotipler arasında çapraz bağışıklık görülmemesi hastalıkla mücadeleyi güçleştirir. Hastalık, bulaşma oranı yüksek olduğu için duyarlı hayvan topluluklarında salgınlara yol açabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Süt veriminde azalma ve iştahsızlığa dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Sığırlarda ateş, iştahsızlık, depresyon ve süt veriminde azalmanın ilk klinik bulgular olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “24 saat içerisinde salya akışı başlar, dilde ve diş etinde veziküller şekillenir. Dildeki yaraların (lezyonların) genellikle birkaç günde iyileşmesine karşın ayaklardaki ve nazal bölgedeki lezyonlar çoğunlukla ikinci bakteriyel enfeksiyonlara maruz kalıyorlar. Hastalığın en belirgin yayılma yolu, havada bulunan virüsun solunum sistemi ile alınmasıyla gerçekleşiyor. Enfekte veya kuluçka dönemindeki hayvanlar solunum, deri, vücut çıkartıları, süt ve sperma ile virüsü saçıyor. Şap hastalığı kontamine yani hastalık bulaşık hayvan ürünleri, bulaşık araç ve aletler, insan, yabani hayvanlar, kuşlar, rüzgâr ve nakil araçları ile de bulaşabiliyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedavisi olmadığı için hastalık kontrol altında tutuluyor</strong></p>
<p>Şap hastalığının esas olarak hayvanların hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “İnsanlara enfekte hayvanlar ile temas, enfekte et ve süt ürünleri ile nadiren bulaştığı biliniyor. Şap hastalığına yakalanmış hayvanların tedavisi bulunmuyor. Bu nedenle hastalık kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Etkin aşılama ile hastalığın bulaşması önlenebiliyor. Hasta hayvanlar ve bunlar ile temas etmiş hayvanlar öldürülerek virüs kaynağının tüketilmesi ve virüsün hayat seyrinin kırılması amaçlanıyor. Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlar öldürülüyor, yakılarak veya gömülerek imha ediliyor. Aynı şekilde kontamine malzemeler, süt ve et gibi benzeri ürünler de önlem olarak imha ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsanda doğrudan ölümcül etki yaratmıyor</strong></p>
<p>Şap hastalığının çok nadir olarak insana bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak hasta hayvanın yarasına, derisine, et veya sütüne çıplak el ile temas halinde bulaşma riski oluşur. Şap hastalığı insanlarda doğrudan ölümcül olmamakla birlikte, virüsün belirtileri ve semptomları insanlar için rahatsız edici olabilir” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sap-hastaligi-insanlarda-olumcul-etkilere-yol-acmiyor-359597">Şap hastalığı insanlarda ölümcül etkilere yol açmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 07:58:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatli]]></category>
		<category><![CDATA[hamileler]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[olmalı]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte gösterişli iftar sofraları pek çoğumuzu heyecanlandırmaya başladı. Kronik hastalığa sahip olanlar ve hamileler için ise durum biraz daha farklı: Onlar, “Acaba oruç tutabilecek miyim?” sorusuyla baş başalar&#8230; Uzmanlara göre, bu soruya mutlaka hekim kontrolünde cevap aranması gerekiyor. Liv Hospital hekimlerinden Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova ile Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç kronik hastalığı olanlar ve hamileler için Ramazan’a özel uyarılarını ve önerilerini paylaştılar.</strong></p>
<p><strong><u>Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk</u></strong></p>
<p><strong>Kalp dostu besinlerden Ramazan’da da vazgeçmeyin! </strong></p>
<p>Sağlıklı oruç konusunu kronik hastalıkların başında gelen kalp-damar hastalıkları açısından değerlendiren Liv Hospital Kalp ve Damar Cerrahı Doç. Dr. Cem Arıtürk “Bazı kalp-damar hastaları için oruç tutmak tehlikeli olacağından kesinlikle önerilmez. Dolayısıyla hastalar, doktorlarının önerileri doğrultusunda hareket etmeli, eğer doktorları izin vermiyorsa kesinlikle oruç tutmamalılar. Oruç tutabilecek kalp hastalarının ise Ramazan boyunca dikkatli olması gereken konu, beslenme şeklidir” dedi.</p>
<p>Kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini azaltan, iyi kolesterolü artırarak kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olan besinlerin önemini hatırlatan Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Vücudumuzun ihtiyacı olan yağ tüketimi için ağırlıklı olarak sağlığımıza &#8216;iyi&#8217; gelen; diğer adıyla doymamış yağlı besinleri tercih edin. Doymuş yağ içeriği yüksek gıdaları ise belirli ve gerekli ölçülerde tüketin, &#8216;kötü&#8217; olarak nitelendirdiğimiz trans yağlardan mutlak suretle kaçının. Buna göre salata ve yemeklerinizde ağırlıklı olarak zeytinyağı ve ayçiçek yağını kullanabilir; zeytin, avokado, badem, ceviz, yer fıstığı, fındık, ay çekirdeği, mısır gibi besinler ile somon, uskumru, hamsi, alabalık gibi balık çeşitlerine beslenme düzeninizde yer verebilirsiniz.” </p>
<p><strong>Pide yerine bol tahıllı ekmek tüketin </strong></p>
<p>Aşırı ve sağlıksız karbonhidrat tüketiminin kan şekeri, kan basıncı, kan yağları seviyelerinin yükselmesine ve uzun vadede şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine de değinen Doç. Dr. Cem Arıtürk karbonhidrat tüketiminde lifli besinleri öneriyor:</p>
<p>“Sahurda nişasta ve şeker gibi karbonhidrat içeriği yüksek olan besinleri tercih edenler gün boyu açlık hissedeceklerdir. Daha uzun süre tok hissetmek için sahurda pide yerine bol tahıllı ekmekler tercih edin. Lif içeriği yüksek, az şekerli tam tahıllardan üretilmiş kahvaltılık gevrek, ekmek, makarna gibi besinler; kahverengi pirinç veya kinoa gibi tahıllar kan şekerini dengede tutacağı için faydalıdır.”</p>
<p><strong>Halsizliğe karşı protein ağırlıklı beslenin </strong></p>
<p>Doyurucu ve daha uzun süre tokluk için ise protein açısından zengin ve yüksek lifli besinleri tavsiye eden Doç. Dr. Cem Arıtürk, “Dengeli ve yeterli miktarda protein almak, gün içinde gelişebilecek halsizliği ve yorgunluğu da engelleyecektir. Yumurta, et, balık, süt ve süt ürünlerinden oluşan hayvansal protein kaynakları ile kuru baklagiller, yulaf ezmesi, fındık, fıstık, badem ve chia tohumu gibi bitkisel protein kaynaklarının beslenme düzeninde dengeli dağılımı sağlanmalıdır” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong>Meyve suyu yerine meyve tüketmeyi tercih edin </strong></p>
<p>Doç. Dr. Cem Arıtürk sıvı tüketimi konusunda “Kadınlar için günde 2,5 litre, erkekler için 3,5 litre sıvı tüketimi vücuttaki sıvı dengesinin korunması açısından idealdir. Seçilebilecek en iyi içecek türü ise kaynağı bilinen, temiz sudur. Bunu ayran, taze sıkılmış meyve suları, sade soda, çay ve kahve izleyebilir. Ancak yine de meyvelerin bütün olarak yenmesinin, sadece sularının içilmesinden daha sağlıklı olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin bir portakal, bir bardak portakal suyunun iki katı kadar lif; yarısı kadar şeker içerir” diye konuştu.  </p>
<p><strong><u>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova</u></strong></p>
<p><strong>Ramazan’da şiddetli hipoglisemi vakaları artıyor</strong></p>
<p>Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Saida Dashdamirova da oruç tutmanın, Diyabet hastaları için taşıdığı olası ve ciddi riskler hakkında bilgi verdi. Yapılan çalışmalarda Ramazan ayında şiddetli kan şekeri düşüklüğünün (hipoglisemi) yedi kat; şiddetli şeker yüksekliğinin ise dört kat artış gösterdiğine işaret eden Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Yüksek riskli hastalar, oruç tuttukları zaman ciddi kan şekeri düşüklüğü ve kan şekeri yüksekliğinin yanı sıra vücutta sıvı kaybı (dehidratasyon), tansiyon düşüklüğü, bayılmalar, yaralanmalar, tromboz (kanda pıhtı oluşumu) gibi komplikasyonlar yaşayabilir” diyerek yüksek riskli olarak değerlendirilen Diyabet hastaları için oruç tutmamaları yönünde uyarıda bulundu: </p>
<p><strong>Yüksek riskli Diyabet hastaları oruç tutmamalı </strong></p>
<p>“Tip 1 diyabeti olanlar, akut hastalığı olanlar, diyalize girenler, ciddi şeker düşüklükleri yaşayanlar, şekerinin düştüğünü fark edemeyenler, üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin üzerinde olanlar, son üç ayda diyabete bağlı koma, şeker yüksekliği veya düşüklüğü ile hastaneye yatışı olanlar, şeker hastalığına bağlı organ hasarı gelişenler, yalnız yaşayan insülin veya sulfanilüre grubu ilaç kullananlar, 75 yaş üzeri olan hastalar, çoklu insülin tedavisi alanlar yüksek riskli olarak değerlendirilir. Bu hastaların oruç tutması önerilmez, fakat oruç tutmakta ısrarcı olurlarsa kişiselleştirilmiş bir tedavi planı oluşturulmalı, hasta gerekli eğitimi almalı, her zamankinden daha sık parmak ucu kan şekeri kontrol edilmelidir. Parmak ucu kan şekeri ölçümü ve kan vermek orucu bozmaz. Hasta, kan şekerini ölçtüğünde 70 mg/dL&#8217;nin altında veya 300 mg/dL&#8217;nin üstünde olursa veya kendini kötü hissederse mutlaka orucunu bozmalı; kan şeker düzeyinde düzelme olmazsa hastaneye başvurarak tıbbi yardım almalıdır. Kan şekeri 70 mg/dl altında ölçüldükten sonra oruca devam etmek ise hayati risk getirebilir.”</p>
<p><strong>Düşük riskli Diyabet hastaları gerekli tedavi düzenlemelerini yaptırmalı </strong></p>
<p>Diyabet tanısı olan ve oruç tutmayı planlayan hastalar için ise mutlaka, Ramazan’dan 1-2 ay önce durum değerlendirmesi için doktor kontrolüne gitmiş olmaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Saida Dashdamirova, “Düşük hipoglisemi riskine sahip olan ilaçlarla tedavi edilen ve üç aylık ortalama kan şeker testi yüzde sekizin altında olan hastalar son 3 ay içerisinde kan şekeri düşüklüğü veya yüksekliği nedeniyle hastaneye yatışı olmamışsa gerekli tedavi düzenlenmelerinden sonra oruç tutabilirler” şeklinde bilgi verdi. </p>
<p><strong><u>Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum &#8211; Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç </u></strong></p>
<p><strong>Anne adayları oruç tutabilir mi?</strong></p>
<p>Anne adayları için de gebelik döneminde oruç tutup tutamayacakları en sık merak edilen konulardan biri. Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hamileyim, oruç tutabilir miyim? Tutarsam bunun bebeğime etkisi nasıl olur” gibi soruların cevabının her gebe için farklılık göstereceğini belirtti: </p>
<p>“Birçok çalışma, orucun gebelik ve bebek üzerinde yaptığı etkilerin anlamlı sonuçlar yaratmadığını göstermektedir. Fakat gebelikte düzenli ve kaliteli beslenme ile sıvı tüketimi düzeni oldukça önemlidir. Uzun süreli açlık durumunun ve sıvı alımının olmamasının genel etkilerini, gebelerin doktorları ile birlikte değerlendirmesini ve oruç tutma kararını buna göre almasını öneririm.”</p>
<p>Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç, oruç tutan anne adaylarında gözlemlenebilecek durumlar hakkında da bilgi verdi:</p>
<p><strong>Anne ve bebek için ne gibi olumsuzluklar gelişebilir?</strong></p>
<p>“Uzun süreli açlığa bağlı olarak anne kan şekerinin düşmesi, kan insülin artışı, kan yağ asitlerinde artış, tüm vücutta dolaşan damar içi kan hacminde azalma, kalpten pompalanan kanın azalması, vücut su dengesinin bozulması, böbreklere giden kan akımın azalması, idrar çıkışında azalma gibi olumsuz sonuçlar görülebilir. Gelişen bu değişimlere karşı bebeği korumaya yönelik mekanizmalar devreye girer. Bunun sonucunda bebekte hareket azlığı, bebeğin kanlanmasına destek sağlayan damarların kan hacminde azalma, amnios sıvı hacminde azalma gibi bebek adına olumsuz etkiler ile karşılaşabiliriz.”</p>
<p>Özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan dönemlerinde uzun süreli açlık ve susuzluğun bebek ve anne için negatif etkilenme olasılığını artırdığını hatırlatan Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Anne ve bebek ancak dokuz  saati aşmayan oruç saatlerinde bahsettiğimiz olumsuz etkileri tolere edebilir” dedi. </p>
<p><strong>Oruç tutacak anne adaylarına öneriler</strong></p>
<p>“Oruç tutmak konusunda kararlı olan gebelerin ise iftar ve sahur arasında zamanı bölerek beslenmeleri, yağlı karbonhidratlı gıdalar yerine tok tutucu protein desteği yüksek olan gıdaları tüketmeleri ve su içmeyi ihmal etmemeleri gerekir” şeklinde bilgi veren Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç bazı sağlık problemleri olan anne adaylarının ise kesinlikle oruç tutması gerektiğini hatırlattı. Op. Dr. Gamze Baykan Özgüç “Hipertansiyon, böbrek hastalığı, diyabet, erken doğum riski, bebek gelişme geriliği gibi var olan gebelik riskleri ile takip edilen gebeler kesinlikle oruç tutmamalıdır” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-kronik-hastaligi-olanlar-ve-hamileler-ramazanda-dikkatli-olmali-358988">Uzmanlar Uyarıyor: Kronik Hastalığı Olanlar ve Hamileler Ramazan&#8217;da Dikkatli Olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2023 07:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358120</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Benim Adım Farah” dizisiyle tekrar gündeme gelen, halk arasında Balon Çocuk Hastalığı olarak bilinen Ağır Kombine İmmün Yetmezlik, 500’e yakın hastalığı içine alan Primer İmmün Yetmezlik (PİY) grubunda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120">Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Benim Adım Farah” dizisiyle tekrar gündeme gelen, halk arasında Balon Çocuk Hastalığı olarak bilinen Ağır Kombine İmmün Yetmezlik, 500’e yakın hastalığı içine alan Primer İmmün Yetmezlik (PİY) grubunda yer alıyor. </strong></p>
<p><strong>Hastalığın temel özelliğinin tekrarlayan, dirençli ve çoğu zaman hastaneye yatış gerektiren ağır enfeksiyonlar olduğunu söyleyen Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Günseli Bozdoğan, hastalığın kesin tedavisinde tek etkili yöntemin kemik iliği nakli olduğunu belirterek, “Ülkemizde bu hastalık ile ilgili tarama programı maalesef yok. Tarama testleri ile erken tanı konması durumunda kök hücre naklinin başarısı %95&#8217;lere çıkıyor. </strong></p>
<p><strong>Hasta mikropla karşılaşıp, organ hasarı geliştikten sonra tedavinin başarı şansı düşüyor. Yani pek çok hastalıkta olduğu gibi erken tanı hayat kurtarıyor!” dedi.</strong></p>
<p>İmmün sistem (bağışıklık sistemi) T hücreler, B hücreler, NK hücreler, nötrofiller ve makrofajlar gibi çeşitli hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin farklı işlevleri vardır ve her biri farklı mikroplarla savaşırlar.  Bu hücreler vücudumuzu mikroplardan korumak için iletişim halindedirler ve mükemmel bir organizasyonda hareket ederler. İnsan vücudundaki her hücre gibi bağışıklık sistemi hücreleri de işlevlerini belirleyen genetik materyal içerir ve bir grup genin kontrol ettiği talimatlara uyarak çalışırlar. İmmün sistem hücrelerini yöneten genlerin bozukluğu sonucunda bağışıklık sistemi normal işlevlerini yerine getiremez, vücudumuz mikroplara karşı savunmasız hale gelir ve tekrarlayan ağır enfeksiyonlar oluşur. <strong>Balon çocuk hastalığı olarak bilinen</strong> <strong>ağır kombine immün yetmezlik, T hücrelerin gelişimi engelleyen genetik bir bozukluk olarak tanımlanıyor.</strong> <strong>Bu hastalarda çok zayıf mikropların bulaşması bile ölümle sonuçlanabilir.</strong></p>
<p>Acil tanı ve tedavi sağlanamadığı durumlarda hastalar ağır enfeksiyonlar nedeniyle 1 yaşına gelmeden yaşamlarını yitirebiliyorlar. Bir zamanlar hastayı hayatta tutmak için tek yol hastanın izole steril bir ortamda yaşamasını sağlamak iken günümüzde <em><strong>kemik iliği nakli (kök hücre nakli)</strong></em> başarılı bir şekilde uygulanarak hastalar sağlıklı ve normal bir hayat sürdürebiliyorlar.<strong> </strong></p>
<p><strong>BEŞYÜZE YAKIN HASTALIĞI KAPSIYOR, HER YAŞ VE CİNSİYETTE GÖRÜLEBİLİYOR</strong></p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Günseli Bozdoğan, </strong>bağışıklık sisteminin doğuştan itibaren eksik ya da yetersiz olmasının “Primer immün yetmezlikler veya yeni tanımıyla immün sistemin doğumsal kusurları” olarak bilinen nadir hastalıkları ortaya çıkardığını söyledi. Beş yüze yakın hastalığı kapsayan primer immün yetmezliklerin çoğunluğunun doğumsal genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıktığını ve her yaş ve cinste görülebildiğini söyleyen Günseli Bozdoğan, hastalarda birbirinden farklı klinik bulguların görülmesiyle beraber ortak özelliklerinin bağışıklık sisteminin eksikliği ya da yetersiz çalışması olduğunu anlattı. Bağışıklık sisteminin temel görevinin vücudu mikroplara karşı korumak olduğunu belirten Bozdoğan, immün yetmezliklerin temel özelliğinin ise tekrarlayan, dirençli ve çoğu zaman hastaneye yatarak tedavi edilen ağır enfeksiyonlar olduğunun altını çizdi. Aile bireylerinde benzer bulgular olabileceğine de dikkat çeken Bozdoğan, “Primer immün yetmezliğin en ağır formlarından biri ağır kombine immün yetmezliktir. Ağır kombine immün yetmezlik, halk arasında Balon çocuk hastalığı (bubble boy disease) olarak da bilinen mikroplarla savaşma yeteneğinin doğuştan eksik olduğu nadir görülen çok ciddi bir hastalıktır” diye konuştu. </p>
<p><strong>KESİN BİR TEDAVİSİ VAR MI?</strong></p>
<p>Hastalığın kesin tedavi yöntemini anlatan Doç. Dr. Günseli Bozdoğan şunları söyledi: “Kesin tedavi kök hücre nakli yani diğer adıyla kemik iliği naklidir. Kemik iliği nakli ülkemizde pek çok merkezde başarı ile uygulanmaktadır. Aile içi tam uygun donör ilk seçenektir. Tam uygun donör bulunmadığında aile içi yarı uygun donör veya akraba dışı tam uygun donörden de nakil mümkündür. Ülkemizde devlet kök hücre naklini karşılamaktadır. Kök hücre nakli yapan merkez sayısı sınırlı olsa da ulaşılabilir bir tedavidir. Hastalığın bazı alt tiplerinde gen tedavisi de mümkündür. Gen tedavisi hastalık yapan bozuk genin düzeltilerek yeniden hastaya transfer edilmesi şeklindedir.  Transfer işlemi için lentivürüs ya da retrovirüsler vektör olarak kullanılır. Fakat bu tedavi ülkemizde uygulanan bir tedavi yöntemi değildir. Diğer bir tedavi yöntemi immunoglobulin (IG) yerine koyma tedavisidir ve 3-4 haftada bir tekrarlanır. Hastalara tanı konur konmaz, IG tedavisi ile beraber koruyucu dozda ve gerektiğinde enfeksiyonu tedavi etmek üzere antibiyotik uygulanır, böylece hastayı korumak mümkün olur. Kök hücre nakli yapılana kadar hatta nakil başarılı olana kadar bu tedavi devam eder.”</p>
<p><strong>AKRABA EVLİLİKLERİ ARTTIKÇA PİY RİSKİ DE ARTIYOR</strong></p>
<p>Akraba evliliklerinin sık olduğu ülkemizde PİY’in görülme sıklığının da yükseldiğini ifade eden Bozdoğan, “Genlerimizi oluşturan bir çift kromozomun yarısı anneden diğer yarısı babadan çocuklara aktarıldığı için akraba evliliklerinde PİY riski belirgin olarak artmaktadır. Öyle ki hastalığın ülkemizde görülme sıklığı 10 binde 1 iken ABD’de bu oran 58 binde 1’dir. Diğer ülkelere nazaran ülkemizde PİY, daha fazla görülür” dedi.</p>
<p><strong>“TARAMA PROGRAMI YOK”</strong></p>
<p>Bu hastalıkta erken tanının kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Bozdoğan, hastalığın etkin bir tedavi seçeneğinin olması ve doğumu takiben bulgu verme süresinin çok kısa olması nedeniyle yenidoğan tarama programı için oldukça uygun bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Hastalık ortaya çıkmadan ve hastaya herhangi bir mikrop bulaşmadan, tarama testleri ile erken tanı konması durumunda kök hücre naklinin başarısının %95&#8217;lere çıktığını söyleyen Bozdoğan, “Hasta mikropla karşılaşıp, organ hasarı geliştikten sonra tedavinin başarı şansı düşer. Bu durumda erken tanı hayat kurtarır. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki ülkemizde bu hastalık ile ilgili tarama programı maalesef yok” diye konuştu.</p>
<p><strong>ADI NEDEN BALON ÇOCUK HASTALIĞI? HİKAYESİ NASIL BAŞLADI?</strong></p>
<p>Hastalığın tedavisinin henüz bilinmediği 1971 yılında ABD, Texas’ta dünyaya geldi David Phillip Vetter. Herkes onun gerçek adını David Bubble sanıyordu, bunun nedeni insanların Vetter ailesini dışlamasını engellemekti. Ailenin daha önce 1963 yılında bir erkek çocukları olmuş ancak onu hastalıklardan koruyamadıkları için 7 ay sonra ölmüştü. Doktorlar aileye çocuklarının ağır kombine immün yetmezlik hastalığına yakalandığını söylemişlerdi. Tekrar çocukları olduğunda çocuğu mikroplardan uzak tutmak için bir balonun içinde tuttular ve 12 yıl yaşatabildiler. Yiyecek, içecek, giysi, her şey bu balonun içine girmeden önce sterilize ediliyordu. Bu balona televizyon ve birkaç oyuncak koyulmuştu. Hatta NASA tarafından tasarlanmış bir başlık kullanıyordu David. Doktorlar sonunda David&#8217;e kız kardeşi Katherine’den kemik iliği nakletmeye karar verdi. Operasyon gayet başarılı geçti. Fakat ilk kez balon dışına çıkan David, nakilden 2 gün sonra ilk kez hasta oldu. İshal, ateş, şiddetli kusma ve bağırsak kanaması başladı. David steril odadan çıkarıldıktan sadece 7 gün sonra 22 Şubat 1984’te öldü. Günümüzde bu hastalar kemik iliği nakli ile Balon Çocuğun çektiği zorlukları çekmeden çok daha erken yaşlarda normal hayatlarına devam edebiliyorlar.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balon-cocuk-hastaligi-tarama-testi-ile-erken-teshis-edilebilir-358120">Balon Çocuk Hastalığı Tarama Testi ile Erken Teşhis Edilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 09:15:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltmak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=356935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp ve damar hastalıkları erkeklerde 40’lı yaşlardan itibaren, kadınlarda ise daha çok menopoza girdikten yaklaşık 5-6 yıl sonra gelişiyor. Kalp hastalığı riskinin yaş ilerledikçe arttığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini, kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınması oluşturuyor. Günümüzde kullanılan çeşitli skorlama yöntemleriyle kalp ve damar hastalıkları riskini öğrenmek ve alınacak bazı önlemlerle bu riski düşürmek mümkün” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Türkiye’de tüm yaş grupları için değerlendirildiğinde her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleştiğini, üstelik bu erken ölümlerin yüzde 80’inin önlenebilir nitelikte olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde kuşkusuz pek çok faktörün rolü var. Özellikle diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, tütün ürünleri kullanımı ve ileri yaş ana risk faktörleri arasında. Ayrıca erken yaşta kalp ve damar hastalık öyküsünün bulunması, fiziksel hareketsizlik, obeziteye yol açabilen sağlıksız beslenme gibi risk faktörleri de kalp-damar hastalıkları için önemli” dedi.</p>
<p><strong>Aile bireylerindeki kalp-damar hastalıkları riski arttırıyor</strong></p>
<p>ABD’de 20 yıldan uzun süredir takip edilen 49.255 erkek hastayla yapılan bir çalışmaya göre, aile risk faktörü olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında, aile üyelerinde 50 yaş öncesi kalp ve damar hastalık öyküsü olan grupta, aile risk faktörü olmayan gruba kıyasla yüzde 50 oranında daha yüksek kalp ve damar hastalığı gelişme riskinin görüldüğünü dile getiren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Aile bireyleri ne kadar erken yaşta kalp krizi, stent veya bypass öyküsüne sahipse hastanın riski de buna paralel olarak artıyor” diye konuştu.</p>
<p>Ailesel yüksek kolesterolün genetik olduğunu, belirgin yüksek kolesterol seviyelerinin izlendiği ve kalp krizi riskinin yüksek olduğu bir hastalık olduğunu ifade eden Dr. Alagiç, “Bu sorunu yaşayan kadınların yüzde 30’u 60 yaşına kadar; erkeklerin ise yüzde 50’si 50 yaşına kadar kalp krizi geçiriyor. Bir diğer yandan ailesel hiperlipidemisi olan kişilerde erken tanı ve tedavi ile koroner arter hastalığını yüzde 80 oranla azaltmak mümkün. Bu nedenle ileride kalp krizi geçirme riskini azaltmak adına olası risk faktörleri için koruyucu önlemlerin alınması önemli. Alınacak koruyucu önlemler hastanın risk faktörlerine ve sahip olduğu riske bağlı olarak değişiyor. Bu, sadece yaşam tarzı değişikliği olabilirken bazen de buna ek olarak ilaç başlamayı içerebiliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Riskin ölçülmesi korunmak için önemli</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelenin temelini kardiyovasküler hastalık risk faktörlerinin tespiti ve risklere karşı önlem alınmasının oluşturduğunun altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Fakat önlem ve tedaviden ne kadar yarar elde edileceğini belirleyen en önemli faktörlerden biri erken tanı. Kalp ve damar hastalıklarının oluşmasına sebep olan risk faktörlerinin araştırılması ve etkisinin daha kolay anlaşılabilir hale gelmesi amacıyla çeşitli skorlama sistemleri mevcut. Örneğin bireylerin kalp ve damar hastalıkları risklerini belirlemek için kullanılan, 12 Avrupa ülkesinin çalışmalarından elde edilen verilerin incelenmesiyle oluşturulan risk skorlamasında, kişiye ait farklı parametrelere bakılarak 10 yıllık risk düzeyi belirlenebiliyor. Dolayısıyla 40-69 yaşları arasında olup görünürde sağlıklı kişilerde 10 yıllık ölümcül ve ölümcül olmayan kalp hastalıklarıyla karşılaşma riski ölçülebiliyor. Yükselmiş riske sahip olmak maalesef kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve diğer sorunlara dair risklerin arttığını gösteriyor. Risk belirlemede ve tanıda kullanılan ana görüntüleme yöntemleri arasında koroner arter kalsiyum skoru, kontrastlı bilgisayarlı tomografi, koroner anjiyografi, karotis ultrasonu ve ekokardiyografi var. Amaç, önleyici müdahalelerden en fazla yararlanması gereken riski yüksek kişileri belirlemek. Özellikle belirtilerin olmadığı bireylerde riskin ölçülmesi, korunma açısından çok önemli” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p><strong>Kalp-damar riskini azaltmanın 9 yolu</strong></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları riski yüksek çıkan hastalara öncelikle hayat tarzı değişikliğinin önerildiğini ve yüksek risk faktörlerin azaltılması için gerekirse ilaç tedavisi başlatılıp hastanın yakın takibe alındığını vurgulayan Dr. Nermina Alagiç kalp damar hastalıklarından korunmanın yollarını paylaştı:</p>
<p>• Tütün ürünleri kullanıyorsanız bırakın. </p>
<p>• Haftada 150-300 dakika orta şiddette (yürüme, yüzme, jogging vb.) veya 75- 150 dakika yüksek tempoda egzersiz yapın.</p>
<p>• Kilonuzu koruyun.</p>
<p>• Her gün en az 200 gram meyve ve sebze tüketin.</p>
<p>• Haftada 2 kez somon, uskumru, sardalya gibi omega-3 miktarı yüksek balık tüketin.</p>
<p>• Kırmızı et tüketiminizi haftada en fazla 350-500 gram ile sınırlandırın. </p>
<p>• Günde 30 gram çiğ kuruyemiş tüketin. </p>
<p>• Diyabetiniz varsa önerilere uyun ve şeker dengenize dikkat edin.</p>
<p>• Tansiyonunuzu korumak için günde 5 gramdan fazla tuz tüketmeyin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-356935">Kalp hastalığı riskini azaltmak mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 08:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birinde]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır. Kronik böbrek hastalığının oldukça yaygın olduğunu belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Şahin Dünya Böbrek Günü vesilesiyle böbrek fonksiyonlarının sağlıklı çalışabilmesi için önemli açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Dünyada her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanmaktadır.  Kronik böbrek hastalığı son yıllarda dünya çapında büyük bir artış gösteren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Diyabet, hipertansiyon, obezite, ileri yaş, çoklu ve kontrolsüz ilaç kullanımı, ailesinde böbrek hastalığı olması, gibi risk faktörleri kronik böbrek yetersizliğinin başlıca nedenleri arasında yer alır. Böbrek hastalıklarının önemli belirtilerine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin,” Ülkemizde yapılan bir çalışmada her 7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı olduğu gösterilmiştir. İleri dönem böbrek yetersizliğinde nefes darlığı, vücutta şişlik, idrar miktarında azalma, halsizlik, iştah azalması, bulantı, kusma gibi semptomlar var iken birçok hastada hiçbir belirti de göstermeyebilir. Hastalığın erken dönemde saptanması ve koruyucu hekimlik uygulamaları ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir” dedi.</p>
<p><strong>“İnsan vücudu susuzluğa bir hafta dayanabilir”</strong></p>
<p>Ülkemizde meydana gelen depremin böbreklere olan ilişkisine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, ”6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ile ülkemiz derinden sarsıldı. 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu felaket ile birlikte “Ezilme (Crush) Sendromu” tekrar gündemimize geldi. Bu tabloda en çok etkilenen organların başında ise böbrekler yer almaktadır.  Kas yıkımı ve kişilerin yeterli sıvı alamamaları sonucunda hayatı tehdit eden akut böbrek yetersizliği ve potasyum yüksekliği felaketzedelerde ölüme neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar insan vücudunun susuzluğa bir hafta kadar dayanabileceğini göstermektedir. Daha uzun süren susuzluk durumu hayat ile bağdaşmamaktadır. Enkaz altından kurtarılan kişilere daha enkaz yerinde uygun sıvı tedavisi başlanması çok önemlidir” diye söyledi.</p>
<p><strong>“Yeterli sıvı alımı böbrek sağlığı için çok önemlidir”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Şahin,” Böbreklerimizin başlıca görevi vücudumuzun su, sodyum, potasyum gibi çeşitli elektrolitlerin dengesini sağlamaktır. Metabolik atıkların (üre gibi) atılması, kan basıncının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin sağlanması, ilaçların metabolize edilmesi, kan üretimi için gerekli hormonun yapım ve sentezi de diğer görevleri arasında yer almaktadır. Yeterli sıvı alımı böbreklerimizin sağlıklı çalışması için önemlidir. Özellikle risk grubunda olan kişilerin böbrek fonksiyonlarının ve idrar tetkiki ile değerlendirilmesi önemlidir. Altta yatan hastalığın kontrolü, diyet, beslenme ve ilaç rejimlerinin düzenlenmesi ile hastalık kontrol altına alınabilir” diye belirtti.</p>
<p>Ayrıca Doç. Dr. Şahin, “2021 yılı Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde yaklaşık 85 bin kişi renal replasman tedavisi görmektedir. Yaklaşık 23 bin kişi ise kadavradan böbrek nakli olmak için nakil merkezlerinde beklemektedir. 2021 yılında ülkemizde 15 kişiye kadavradan böbrek nakli yapılmıştır. Bu sayı oldukça düşüktür. Bu önemli gün vesilesi ile tüm halkımızı organ bağışı yapmaya davet ediyorum” diye sözlerini bitirdi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-355063">Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
