<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hastalarının | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hastalarinin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastalarinin</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Nov 2025 12:48:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>hastalarının | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hastalarinin</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kahvaltı]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaptığı]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594270</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Diyabet, yalnızca ilaçla değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle de yönetilmesi gereken kronik bir hastalık. Ancak yapılan araştırmalar, hastaların önemli bir kısmının beslenmede farkında olmadan hatalar yaptığını gösteriyor. Diyetisyen Harika Özkaya Yurttadur, diyabet yönetiminde beslenmenin kritik bir rol oynadığını belirterek, “Basit görünen yanlış alışkanlıklar bile kan şekeri dengesini bozarak komplikasyon riskini artırabilir” uyarısında bulundu. Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının en sık yaptığı 10 beslenme hatasını ve doğru yaklaşımları anlattı.</em></p>
<p><strong>KAHVALTIYI ATLAMAK</strong></p>
<p>Kahvaltıyı atlamanın diyabet hastaları için kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen en önemli beslenme hatalarından biri olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, “Gece boyunca uzun süren açlık süresi kan şekerinin düşmesine neden olurken, sabah saatlerinde vücut enerji ihtiyacını karşılamak için glikojen depolarından kana şeker salınımını artırır ve bu da ani yükselmelere yol açabilir” dedi. Kahvaltı yapılmadığında bu dalgalanmaların daha belirgin hale geldiğini ve gün boyu kan şekeri dengesini sağlamak zorlaştığını anlatan Dyt. Yurttadur, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Yapılan araştırmalar, kahvaltıyı atlamanın diyabet yönetiminde olumsuz sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Nitekim 317 diyabet hastası üzerinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların yaklaşık yüzde 7’sinin kahvaltı yapmadığı belirlenmiştir. Bu grubun, kahvaltı yapanlara kıyasla daha genç olduğu, sigara kullanımının daha yaygın olduğuna ve en önemlisi de HbA1c düzeyleri ile gün içindeki şeker dalgalanmalarının anlamlı biçimde yüksek seyrettiği saptanmıştır.’ Bu sonuçların kahvaltının diyabet kontrolünde vazgeçilmez bir rol oynadığını ve düzenli kahvaltı alışkanlığının kan şekeri dengesini korumada temel bir adım olduğunu gösterdiğini söyleyen Dyt. Yurttadur, önerilerini şöyle sıraladı: “Güne yumurta ve peynir gibi sağlıklı protein kaynakları, avokado, zeytin ve ceviz gibi sağlıklı yağlar ile tam tahıllı ekmek, yulaf, kepekli galeta gibi lifli karbonhidrat kaynaklarını içeren bir kahvaltıyla başlamak, kan şekeri kontrolünü destekleyecektir.”</p>
<p><strong>ŞEKERSİZ ÜRÜNLERE GÜVENMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastaları arasında yaygın bir başka yanılgının da şekersiz ibaresi taşıyan her ürünün güvenli olduğu düşüncesi olduğunu belirten Dyt. Yurttadur, “Oysa birçok şekersiz gıda, kan şekerini etkilemeyen tatlandırıcılar içerse de, yüksek oranda karbonhidrat, yağ veya kalori barındırabilir. Bu ürünler, özellikle aşırı tüketildiklerinde kan şekeri dengesini olumsuz yönde etkileyebilir ve kilo artışına zemin hazırlayabilir.”</p>
<p>Ayrıca bazı şekersiz ürünlerde kullanılan yapay tatlandırıcıların, iştah artışına ve tatlı isteğinin sürmesine yol açabileceğine işaret eden Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle şekersiz etiketi, bir ürünün diyabet dostu olduğu anlamına gelmez. Diyabet hastalarının ürün etiketlerini dikkatle okumaları, karbonhidrat ve kalori içeriklerini değerlendirmeleri büyük önem taşır. En doğru yaklaşım doğal ve dengeli beslenme planına sadık kalmak, işlenmiş şekersiz gıdaları ise içindekiler kontrolü yaparak ölçülü tüketmek olacaktır.”</p>
<p><strong>LİF TÜKETİMİNİ İHMAL ETMEK</strong></p>
<p>Diyabet hastalarında lif alımının yetersiz olmasının kan şekeri kontrolünü olumsuz etkileyen önemli bir beslenme hatası olduğunun altını çizen Dyt Yurttadur, bu gıdaların sağlığı yararlar konusunda şu bilgileri verdi: “Lifli gıdalar, özellikle çözünür lifler, sindirimi yavaşlatarak glikozun kana daha dengeli bir şekilde geçmesini sağlar ve ani kan şekeri yükselmelerini önler. Ayrıca lif, tokluk hissini artırarak aşırı yemeyi engeller ve kilo kontrolüne yardımcı olur. Ancak birçok diyabet hastası, sebze, meyve, tam tahıllar ve baklagiller gibi lif kaynaklarını yeterince tüketmemektedir. Bu durum, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de bağırsak sağlığının olumsuz etkilenmesine yol açabilir.</p>
<p>Çözünebilir lif yönünden zengin olan bezelye, kuru fasulye, barbunya, yulaf, bazı sebze ve meyveler diyabetlilerde, yemeklerden sonra kan şekerinin daha yavaş yükselmesini sağlar. Posalı besinler, çok çiğneme gerektirdiğinden yemek yeme zamanını uzatırlar, midedeki sindirimi ve mide boşaltma hızını yavaşlatarak tokluk hissini arttırırlar. Böylece tip 2 DM çok sık görülen şişmanlığın tedavisinde lif, ağırlık kaybedilmesinde de yardımcı olmaktadır.”</p>
<p><strong>PORSİYON KONTROLÜNÜ SAĞLAYAMAMAK</strong></p>
<p>En sık yapılan hatalardan biri sağlıklı besin tercihlerine rağmen porsiyon kontrolü yapılmaması olduğunu söyleyen Dyt. Yurttadur, “Ne yazık ki bazı diyabet hastaları, sağlıklı gıdalar tüketseler bile miktarlara dikkat etmedikleri için kan şekeri kontrolünde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı yemek, özellikle karbonhidrat ve yağ açısından yoğun öğünler, kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir ve kilo artışına neden olabilir. Bu durum hem diyabet yönetimini hem de genel sağlığı olumsuz etkileyebilir” dedi. </p>
<p><strong>SIVILARDAN ALINA GİZLİ KALORİLER</strong></p>
<p>Dyt. Yurttadur, diyabet hastalarının fark etmeden sıvılardan yüksek miktarda kalori alabildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: “Çay, kahve, meyve suyu, gazlı içecekler ve hazır içeceklerdeki eklenen şeker ve krema, günlük kalori alımını hızla artırıyor. Çoğu kişi sıvının etkisi olmaz diye düşünse de bu küçük eklemeler kan şekerinde ani yükselmelere ve uzun vadede kilo artışına yol açabiliyor. Bu nedenle içeceklerin içeriklerini kontrol etmek ve mümkün olduğunca şekersiz, doğal seçenekleri tercih etmek büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI BİLMEMEK</strong></p>
<p>Karbonhidrat kaynaklarını yeterince tanımamanın ve sadece ekmek, makarna veya pilavı karbonhidrat kaynağı olarak görmenin de sık yapılan bir başka yanılgı olduğunu anlatan Dyt. Yurttadur, yoğurt, süt, bazı sebzeler, meyveler ve hatta paketli atıştırmalıkların da kan şekerini yükselten karbonhidrat içerdiğini hatırlattı. Dyt. Yurttadur konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bir dilim ekmeğin veya bir kâse pirincin karbonhidrat miktarı küçük görünebilir, ama bir öğünde birkaç karbonhidrat kaynağını bir arada tüketmek kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir. Paketli gıdalarda karbonhidrat miktarının farkında olmamak da yaygın bir sorun. Az şekerli veya şekersiz ürünler de yüksek karbonhidrat içerebilir, etiket okumak bu nedenle önemli. Meyve suları, smoothie’ler, sütlü içecekler gibi sıvılar da hızlı emilen karbonhidrat içerir ve bunlar genellikle göz ardı edilir.”</p>
<p>Bu gıdaların miktarı kontrol edilmediğinde, özellikle birden fazla karbonhidrat kaynağı aynı öğünde tüketildiğinde, kan şekerinin hızla yükseldiğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Bu nedenle hangi yiyeceklerin karbonhidrat içerdiğini bilmek ve miktarlarını düzenlemek, kan şekeri dalgalanmalarını önlemenin en etkili yollarından biridir” dedi. </p>
<p><strong>YETERSİZ SU TÜKETİMİ</strong></p>
<p>Diyabet hastaları için su tüketiminin çok kritik bir rol oynadığını söyleyen Dyt. Yurttatur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeterli su almak, kanda biriken fazla glikozun idrar yoluyla atılmasını kolaylaştırır ve böylece hiperglisemi riskini azaltır. Bu nedenle diyabetlilerin, kan şekerini dengelemeye destek olmak için günlük en az 2,5 litre su içmeye özen göstermesi gerekir.”</p>
<p><strong>GÜN İÇİNDE ÖĞÜN ATLAMA VE SONRASINDA AŞIRI YEME / YANLIŞ ARA ÖĞÜN TERCİHİ</strong></p>
<p>Gün içinde öğün atlamak, diyabet hastalarının sık yaptığı hatalardan biri. Uzun süre aç kalmanın kan şekerinin düşmesine yol açtığını ve bir sonraki öğünde aşırı yemek yeme isteğini tetiklediğine dikkat çeken Dyt. Yurttadur, “Özellikle kahvaltı veya öğle öğününü atlayanlarda bu durum daha belirgin. Bir diğer sorun ise yanlış ara öğün tercihleri. Çikolata, paketli atıştırmalıklar veya şekerli içecekler, kan şekerini hızla yükseltiyor ve kısa süre sonra tekrar açlık hissi yaratıyor. Bu döngü, hem kan şekeri dalgalanmalarına hem de kilo kontrolünün zorlaşmasına neden oluyor. Diyabet yönetiminde, öğünlerin atlanmaması ve ara öğünlerde sağlıklı seçenekler tercih edilmesi, kan şekeri dengesini korumanın ve gün boyunca enerjiyi dengede tutmanın temel yollarından biri diyebiliriz.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>YAĞ KAYNAKLARININ KALİTESİNE DİKKAT ETMEME</strong></p>
<p>“Diyabet hastalarının beslenmesinde sadece yağ miktarının değil, yağın kalitesinin de büyük önem taşıdığını anlatan Dyt. Yurttadur, “Doymuş ve trans yağlar açısından zengin besinler, hem kan damarlarını olumsuz etkileyerek kalp-damar hastalıkları riskini artırıyor hem de kilo kontrolünü zorlaştırıyor. Oysa zeytinyağı, avokado, fındık ve balık gibi sağlıklı yağ kaynakları, kan şekeri dengesinin korunmasına ve kalp sağlığının desteklenmesine yardımcı oluyor.” Dedi. </p>
<p><strong>PROFESYONEL DESTEK ALMAMAK</strong></p>
<p>“Diyabetli kişiler, beslenme konusunda kendi başlarına karar verdiklerinde yanlış alışkanlıklar geliştirebilir. Hangi besinleri ne miktarda tüketmeleri gerektiğini bilmemek, kan şekeri dalgalanmalarına ve uzun vadede komplikasyon riskine yol açabilir” diyen Dyt. Harika Özkaya Yurttadur, sözlerini şöyle tamamladı: “Uzman bir diyetisyenden alınacak kişiye özel öneriler, hem kan şekeri kontrolünü hem de sağlıklı kilo yönetimini destekler. Profesyonel rehberlik olmadan yapılan denemeler, sık yapılan beslenme hatalarının kalıcı hale gelmesine neden olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-en-sik-yaptigi-10-beslenme-hatasi-594270">Diyabet Hastalarının En Sık Yaptığı 10 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 11:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[ına]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Raşa]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar meme kanseri, kadınlar için hem sağlık hem de beden bütünlüğü açısından korkutucu bir anlam taşırken, artık durum çok farklı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346">Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir zamanlar meme kanseri, kadınlar için hem sağlık hem de beden bütünlüğü açısından korkutucu bir anlam taşırken, artık durum çok farklı. Modern cerrahi teknikler sayesinde birçok kadın, meme kaybı yaşamadan sağlığına kavuşabiliyor. “Ameliyatta meme mutlaka alınır” düşüncesinin hatalı olduğunu belirten</strong> <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Günümüzde meme kanseri tanısı koyduğumuz hastaların en az yüzde doksanında meme koruyucu cerrahiler uyguluyoruz. Yani memenin tamamını almak yerine, yalnızca tümörlü dokuyu çevresindeki sağlıklı meme dokusuna zarar vermeden çıkararak tedaviyi başarıyla gerçekleştirebiliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Hastanın memesinin küçük, tümörünün ise büyük olduğu durumlarda memenin tamamının alınmasının gündeme gelebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Ayrıca, kalıtsal açıdan riskli hastalarda yapılan genetik analizlerde BRCA1 veya BRCA2 gibi anlamlı mutasyonlar saptanırsa, bu durumda da memeyi korumak yerine o memeyi, hatta her iki memeyi birden önleyici olarak çıkarmak tercih edilebilir. Bu olasılıklar dışında ise önceliğimiz, sistemik ilaç tedavisiyle kitleyi küçültüp memeyi mümkün olduğunca yerinde tutmak. Yani 1970–80’lerdeki ‘meme kanseri = memenin alınması’ anlayışı artık tamamen değişti” dedi.</p>
<p><strong>Memenin estetik görünümü için hastanın kendi dokusundan faydalanılıyor</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası memede şekil bozukluğu oluşumunun çok nadir görüldüğünü ifade eden Raşa, “Çünkü biz, memedeki kitleyi çıkardıktan sonra estetik görünümün bozulmaması için hastanın kendi dokusundan faydalanarak farklı kaydırma ve şekillendirme teknikleriyle bir anlamda memeye doğal formunu yeniden kazandırıyoruz. Sonuç olarak, meme kanseri cerrahilerini genellikle kabul edilebilir düzeyde deformite ile estetik açıdan tatmin edici bir görünümle tamamlamak mümkün. Meme koruyucu ameliyatı gerçekleştirdiğimiz hastaların büyük çoğunluğunda, eğer özel bir yandaş hastalık, kırılganlık veya ek risk faktörü yoksa, hastanede bir gece yatış yeterli oluyor. Memenin tamamının çıkarıldığı ve rekonstrüksiyon (yeniden yapılandırma) yapılan hastalarda ise yatış süresi 2–3 gün civarında seyrediyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavinin başarılı olabilmesi için multidisipliner yaklaşım şart</strong></p>
<p>Meme kanserinin çok katmanlı bir hastalık olduğu için çok disiplinli bir yaklaşım ve tedavi gerektirdiğini vurgulayan Raşa, “Meme kanserinde son 15–20 yılda tedavi oranlarının bu kadar iyileşmesindeki en büyük unsurlardan biri de multidisipliner yaklaşımdır. Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi sistemik tedaviler bir arada ve uyum içinde kullanıldığında sonuçlar çok daha başarılı olur. Ek olarak bu tedavileri; tümörün boyutu, yayılımı, biyolojik tipi, hastanın yaşı ve bireysel önceliklerine göre kişiselleştirdiğimizde yani tüm hastalara ‘kopyala-yapıştır’ şeklinde tek tip bir tedavi planı değil, bireyselleştirilmiş bir tedavi uyguladığımızda sonuçların anlamlı şekilde iyileştiğini söylemek de mümkün. Bu farkındalıkla artık tüm hastalarımızda yalnızca cerrahi tedaviyi değil, aynı zamanda faydası olabilecek ilaç ve ışın tedavilerini de birlikte değerlendiriyor, elimizdeki tüm tedavi yöntemlerini içeren kapsamlı bir yol haritası oluşturuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası kalıcı hareket kısıtlılığı ile nadiren karşılaşılıyor </strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında kalıcı hareket kısıtlılığının oldukça nadir görüldüğünü belirten Raşa, “Ancak koltuk altı lenf bezlerinin geniş kapsamlı olarak temizlendiği, yani ‘diseksiyon’ adı verilen ameliyatlar uygulandığında, o bölgedeki dokulara yakın çalışıldığı için sinirler etkilenebilir ve bu durum zaman zaman hastanın kolunu ya da omzunu rahatça hareket ettirmesini zorlaştırabilir. Özellikle hareketlerini kendi haline bırakan veya kırılgan yaş grubundaki hastalarda bu oranın biraz daha yüksek olabildiğini görüyoruz. Bunu önleyebilmek için, hastanın aktif katılımıyla ameliyattan hemen sonra kol hareketlerine başlanması kıymetli. Bu proaktif yaklaşım sayesinde, hastaların yalnızca çok küçük bir bölümünde omuz veya kol hareketlerinde kalıcı kısıtlılık görülüyor” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi sürecinde psikolojik destek büyük fark yaratıyor</strong></p>
<p>Meme, kadının cinsel kimliğini tamamlayan önemli bir uzuv olduğu için, meme kanseri cerrahisi ister koruyucu ister mastektomi şeklinde olsun, psikolojik etkileri kaçınılmazdır diyen Raşa, “Bu nedenle tedavi süreci başlamadan önce tüm hastalarımıza psikolog görüşmesi öneriyoruz. Medikal onkoloji ekibimizle birlikte çalışan psikologlarımız, hastaların yaşayabilecekleri psikolojik zorluklarla baş etmelerine ve beden algısındaki değişimlere uyum sağlamalarına yardımcı oluyor. Ayrıca hasta destek grupları da sürece büyük katkı sağlıyor; hastalar deneyimlerini paylaşarak bu zorlu hastalığı birlikte daha güçlü atlatabiliyor” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346">Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 12:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS hastalığı farkındalığını artırmak için her yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü olarak ilan edilmiş Dünya MS Günü kapsamında, hastalık süreci, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzının, hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649">Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS hastalığı farkındalığını artırmak için her yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü olarak ilan edilmiş Dünya MS Günü kapsamında, hastalık süreci, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzının, hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>MS’in seyri kişiden kişiye değişiklik gösteriyor!</strong></p>
<p>MS’in (Multipl Skleroz), merkezi sinir sistemini (beyin ve omurilik) etkileyen kronik, bağışıklık sistemi kaynaklı (otoimmün) bir hastalık olduğunu hatırlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu hastalıkta bağışıklık sistemi yanlışlıkla sinir hücrelerini çevreleyen kablonun çevresindeki plastik gibi  miyelin kılıfa saldırır.” dedi.</p>
<p>Miyelin kaybının (demiyelinizasyon) sinir iletimini bozduğunu, zamanla sinir liflerinin de hasar görebildiğini aktaran Tarlacı, “Bu durum görme kaybı, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu, uyuşma, yorgunluk gibi çeşitli nörolojik belirtilerle kendini gösterir. MS’in seyri kişiden kişiye değişiklik gösterir. En sık görülen tipi ataklarla seyreden (relapsing-remitting) MS’tir; bu türde belirtiler alevlenmeler ve düzelmeler şeklinde dalgalı bir seyir izler. Zamanla hastaların bir kısmında ikincil ilerleyici MS gelişerek nörolojik fonksiyonlarda kalıcı bozulmalar artabilir. Daha nadir görülen primer progresif MS tipinde ise hastalık baştan itibaren yavaş ama sürekli ilerleyicidir. Hastalığın seyri; atak sıklığı, erken dönemdeki bulgular ve tedaviye yanıt gibi birçok faktöre bağlıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken teşhis, kalıcı bozukluk riskini düşürebilir!</strong></p>
<p>MS’in erken teşhisinin, hastalığın yönetimi ve uzun vadeli sonuçları açısından son derece kritik bir rol oynadığına vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Erken tanı sayesinde hastalığın aktif iltihap (inflamatuvar) evresinde müdahale edilerek sinir sistemi üzerindeki kalıcı hasarın önüne geçilebilir.” dedi.</p>
<p>Modern bağışıklık düzenleyici (immünomodülatör) tedavilerin, özellikle erken dönemde başlandığında hem atak sayısını azaltmada hem de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada oldukça etkili olduğunu kaydeden Tarlacı, “Bu sayede yaşam kalitesi korunur ve hastaların bağımsızlıklarını sürdürme süreleri uzar. Geç kalınan durumlarda ise sinir sistemi hasarı birikici hale gelir. Bu, sadece belirtilerin daha sık ve şiddetli hale gelmesiyle değil, aynı zamanda tam geri dönüşü olmayan motor, duyusal ve bilişsel kayıplarla da sonuçlanabilir. Özellikle tedavi edilmemiş ataklar sonrası tam düzelme gerçekleşmeyebilir ve bu da hastada kalıcı sakatlık riski oluşturur. Ayrıca hastalığın progresif forma geçme olasılığı artar; bu durumda tedavi seçenekleri daha sınırlı ve etkisi daha düşüktür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>MS&#8217;in kesin tedavisi olmasa da yönetilebilir bir hastalık olarak kabul ediliyor!</strong></p>
<p>MS’in günümüzde tamamen tedavi edilebilen bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir yöntem henüz bulunamamıştır. Ancak modern tıbbın sunduğu ilaç tedavileri ve yaşam tarzı düzenlemeleri sayesinde MS büyük oranda kontrol altına alınabiliyor.” dedi.</p>
<p>Günümüzde kullanılan hastalığın seyrini değiştirici tedavilere, özellikle erken dönemde başlandığında, atakların sıklığının ve şiddetinin azaltılabildiğini ifade eden Tarlacı, “Yeni lezyon oluşumunu yavaşlatabilir ve hastalığın ilerleyici formuna geçişi geciktirebilir. Bunun yanında atak tedavileri (genellikle kortizonlar) atak süresini kısaltabilir, semptomatik tedaviler ise yorgunluk, spastisite, mesane sorunları gibi şikâyetleri hafifletir. Sonuç olarak, MS şu anda kronik ama yönetilebilir bir hastalık olarak kabul edilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini destekleyici bir beslenme tercih edilmeli…</strong></p>
<p>MS için özel bir ‘tedavi diyeti’ olmamakla birlikte, mikrobik olmayan, bağışıklık sisteminden kaynaklanan iltihaplanmayı azaltıcı ve bağışıklık sistemini destekleyici beslenme tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Zeytinyağı, balık, sebze, meyve ve tam tahıl ağırlıklı Akdeniz diyeti önerilir. Doymuş yağ ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmalı, özellikle balık kaynaklı omega-3 yağ asitleri artırılmalıdır. D vitamini düzeyleri MS’te önemlidir; eksiklik varsa hekim kontrolünde takviye alınmalıdır. Glutensiz diyet, ketojenik diyet gibi özel beslenme yaklaşımlarının etkisi hâlâ araştırılmakta olup kesin kanıtlar sınırlıdır.”</p>
<p><strong>MS hastaları aşırı yorgunluk yaratmayan, kişiye göre uyarlanmış egzersizler tercih etmeli</strong></p>
<p>MS hastalarında yorgunluğun sık görülen bir semptom olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu nedenle düzenli ve kaliteli uyku hayati önemdedir. Uyku hijyeni sağlanmalı, uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu gibi bozukluklar varsa değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Gündüz aşırı uyuma yerine, gece kesintisiz uykuya odaklanılması gerektiğini vurgulayan Tarlacı, “Eskiden MS hastalarına fiziksel aktiviteden kaçınmaları önerilirdi. Ancak bu yaklaşım günümüzde terk edildi. Düzenli yürüme, yüzme, bisiklete binme gibi hafif-orta şiddette aerobik egzersizler önerilir. Fizyoterapist eşliğinde yapılan kas kuvvetlendirme, denge ve esneklik egzersizleri kas-iskelet sağlığı açısından önemlidir. Aşırı yorgunluk yaratmayan, kişiye göre uyarlanmış programlar tercih edilmeli. Egzersiz sırasında vücut sıcaklığının artışı semptomları kötüleştirebileceği için serin ortamlar tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, MS’in sadece nörolojik değil, ruhsal etkilerine de bütüncül bir yanıt oluşturur</strong></p>
<p>Stresin, MS ataklarını tetikleyebileceğine veya semptomları şiddetlendirebileceğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Farkındalık temelli stres azaltma teknikleri, meditasyon ve yoga gibi yöntemler faydalı bulunmuştur. Psikolojik destek de duygusal yükü azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Hobi edinme, doğa yürüyüşleri gibi düzenli gevşeme sağlayan aktivitelerin de önemli olduğunu aktaran Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“MS hastalarının psikolojik dayanıklılığını artırmak, hastalığın getirdiği belirsizlik, işlev kaybı ve sosyal zorluklarla başa çıkabilmeleri açısından büyük önem taşır. Bu süreçte bireysel psikoterapi, özellikle bilişsel davranışçı terapi ve kabul ve kararlılık terapisi gibi yöntemler, hastaların duygusal tepkilerini düzenlemelerine, olumsuz düşüncelerle baş etmelerine ve içsel güçlerini keşfetmelerine yardımcı olabilir. Psikoterapinin yanı sıra, MS ile yaşayan bireylerin katıldığı destek grupları da oldukça kıymetlidir. Bu gruplar hastalara yalnız olmadıklarını hissettirir, deneyimlerini paylaşarak karşılıklı öğrenme ve duygusal destek imkânı sunar. Sosyal bağların güçlendirilmesi, hastaların umutlarını korumalarını ve daha sağlıklı baş etme mekanizmaları geliştirmelerini sağlar. Bu nedenle psikolojik destek, MS’in sadece nörolojik değil, ruhsal etkilerine de bütüncül bir yanıt oluşturur.</p>
<p>Sonuç olarak, MS hastaları için kişiselleştirilmiş ve disiplinli bir yaşam tarzı, ilaç tedavisinin etkisini artırabilir ve genel sağlığı iyileştirebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649">Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-ucte-biri-hastaligin-farkinda-degil-422189</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Nov 2023 07:40:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[farkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[üçte]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=422189</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabet hastalarının yaklaşık üçte birinin hasta olduğunun farkında olmadıklarını dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, “Ailede diyabet, fazla kilo veya obez, gebelik şekeri, fazla kilolu bebek doğurma öyküleri olan; tansiyon ve kalp hastalıkları gibi risk faktörlerini taşıyan kişiler hiçbir şikâyetleri olmasa da diyabet açısından belirli aralıkla tetkik edilmelidir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-ucte-biri-hastaligin-farkinda-degil-422189">Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil</strong></p>
<p><strong>Diyabet hastalarının yaklaşık üçte birinin hasta olduğunun farkında olmadıklarını dile getiren Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, “Ailede diyabet, fazla kilo veya obez, gebelik şekeri, fazla kilolu bebek doğurma öyküleri olan; tansiyon ve kalp hastalıkları gibi risk faktörlerini taşıyan kişiler hiçbir şikâyetleri olmasa da diyabet açısından belirli aralıkla tetkik edilmelidir” dedi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Medical Park Tokat Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kutlutürk, diyabet hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Diyabetin tanımını yapan Prof. Dr. Kutlutürk, “Diyabet (şeker Hastalığı), başta kalp, böbrek, göz olmak üzere tüm organları olumsuz etkileyen toplumda en sık kronik hastalıklardan biridir. 1921 yılında insülini keşfederek ilk kez bir kronik hastalığın tedavisinde çığır açan Dr Frederic Banting’in doğum günü olan 14 Kasım, Dünya Diyabet Günü olarak kutlanmaktadır. Diyabet önemi anlatmak, diyabet farkındalığını artırmak için çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>FİZİKSEL AKTİVİTENİN AZ OLMASI DİYABETE NEDEN OLABİLİR</strong></p>
<p>Diyabetin görülme sıklığına değinen Prof. Dr. Kutlutürk, “ÜlkemizAvrupa ülkeleri arasında aynı obezitede olduğu gibi diyabet görülme sıklığı açısından da ilk sıralarda yer almaktadır. Ülkemizde 40 yaş üstü bireylerin yaklaşık üçte biri diyabet veya gizli şeker olarak da adlandırılan diyabet öncesi kan şekeri düzensizliklerini yaşamaktadır. Fiziksel aktivite azlığı, yeme davranış bozuklukları, masa başı çalışma saatlerinin fazlalığı, televizyon, tablet gibi elektronik cihazlara bağımlılığın artması obezite ve diyabetteki artışın nedenlerdir” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>RİSK FAKTÖRLERİ</strong></p>
<p>Diyabet hastalarının yaklaşık üçte birinin hasta olduğunun farkında olmadıklarını söyleyen Prof. Dr. Kutlutürk, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p> </p>
<p>“Ailede diyabet öyküsü, fazla kilolu veya obez, gebelik şekeri öyküsü, fazla kilolu bebek doğurma öyküsü olan, tansiyon ve kalp hastalıkları gibi risk faktörlerini taşıyan kişiler hiçbir şikâyetleri olmasa da diyabet açısından belirli aralıkla tetkik edilmelidir. Diyabet halen kalp hastalıklarının, görme kaybının, diyaliz gerektiren böbrek yetmezliğinin, iyileşmeyen ayak yaralarının en sık nedenidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>SAĞLIKLI BESLENME ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİLMELİ</strong></p>
<p>Tedavi yollarından bahseden Prof. Dr. Kutlutürk, “Günümüzde gerek tanı gerekse tedavideki gelişmeler diyabeti tamamen tedavi edilebilir bir hastalık haline getirmiştir. Diyabet için vazgeçilmez olan zamanında tanı konulması, hastanın tedaviye katılımıyla birlikte düzenli kontrollere devam edilmesi, sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının kazandırılması ve etkin ilaç veya insülin tedavilerinin uygulanmasıyla sağlıklı bir ömrü mümkün hale getirmektedir. ‘Diyabetin Farkında ol, Farklı ol’ sloganını benimseyerek diyabetten ve diyabetin olumsuz etkilerinden hem kendimizi hem çevremizdekileri koruyabiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarinin-ucte-biri-hastaligin-farkinda-degil-422189">Diyabet hastalarının üçte biri hastalığın farkında değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de Çölyak Hastalarının Beslenmesine Umut Olacak İş Birliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-colyak-hastalarinin-beslenmesine-umut-olacak-is-birligi-415079</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 11:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmesine]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[çölyak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[nilüferde]]></category>
		<category><![CDATA[olacak]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415079</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ve Bursa Çölyakla Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla Nilüfer’de, yüzde yüz glütensiz gıda üretimi yapan tesis hayata geçirilecek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-colyak-hastalarinin-beslenmesine-umut-olacak-is-birligi-415079">Nilüfer&#8217;de Çölyak Hastalarının Beslenmesine Umut Olacak İş Birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi ve Bursa Çölyakla Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla Nilüfer’de, yüzde yüz glütensiz gıda üretimi yapan tesis hayata geçirilecek. Çölyak hastaları ve glüten alerjisi olan vatandaşların beslenmesine umut olacak tesis, alakart restoran ve pastane hizmeti de verecek.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, çölyak hastaları ve glüten alerjisi olan vatandaşların ihtiyaç duydukları gıdalara erişimini kolaylaştıracak örnek bir çalışmaya imza attı. Bursa Çölyakla Yaşam Derneği’nin Nilüfer’de hayata geçireceği üretim tesisi ve alakart restoran, cafe, pastane için Nilüfer Belediyesi de sorumluluk alarak destek verdi. Nilüfer Belediyesi’nin derneğe vereceği destek için Halk Evi’nde protokol imzalandı.</p>
<p>Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile Bursa Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altaylı’nın imza koyduğu protokolle 23 Nisan Mahallesi’nde, yüzde yüz glütensiz gıda üretimi yapan tesis hayata geçirilecek. Alakart restoran, cafe ve pastane hizmetinin de verileceği tesis, Bursa’daki çölyak hastaları ve glüten alerjisi olan vatandaşların gıda ihtiyaçlarının karşılamada önemli rol oynayacak.</p>
<p>Protokol çerçevesinde, çölyak hastalarına destek olmak ve bu hastalık konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla yıl boyunca eğitim, panel, seminer ve mutfak atölyeleri de gerçekleştirilecek. Ayrıca, Nilüfer Belediyesi tarafından yapılacak sosyal inceleme raporu doğrultusunda ihtiyaç sahibi oldukları tespit edilen 50 çölyak hastasına da ücretsiz olarak her ay temel glütensiz gıda paketi verilecek. Bu önemli iş birliğinin protokolünü imzalayan Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, iş birliğinin hayırlı olmasını diledi. Başkan Erdem, “Umarım glütensiz üretimin yapılacağı bu tesis, çölyak hastalarına bir yaşam kaynağı olur” dedi.</p>
<p>Çölyak hastalığının çok fazla bilinmediğine dikkat çeken Bursa Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altaylı da, “Henüz teşhisi konulmayan Bursa’da yaklaşık 34 bin, Türkiye’de ise yaklaşık 800 bin çölyak hastası olduğu tahmin ediliyor” diye konuştu. Projenin, Türkiye’de rol model olacağını belirten Altaylı, “İnanıyorum ki bu tesis faaliyete geçtiğinde, Türkiye’ye örnek olacak. Glütensiz beslenme kültürü, sağlıklı beslenme algısıyla çölyaklılara dikkat edilmeden üretimler yapılıyor. Bu da çölyaklıları ciddi tehdit ediyor. Bu tehdidi ortadan kaldırmak için bu tesiste, yüzde 100 glütensiz üretim yapılacak. Kıymetli bakliyat unları var ama bunların ekonomik maliyetleri yüksek. Bu yüzden herkes, bu ürünlere erişemeyebiliyor. Biz, bu tesisle birlikte dengeyi kuracağız. Bursalılar bu anlamda şanslı. Biz de bu şansı iyi değerlendirip, üzerimize düşen görevi layıkıyla yerine getirmek istiyoruz. Tesisin faaliyete geçmesiyle birlikte maksimum seviyede üretip, yüzde 100 glütensiz ürünleri erişebildiğimiz her yere ulaştırmak istiyoruz. Çölyaklılar gülümseyin, Nilüferdeyiz. Her şeydaha güzel olacak” diye konuştu. Protokol töreninde Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem ile Bursa Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altaylı, glütensiz ürünlerden yapılan pasta da kesti.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-colyak-hastalarinin-beslenmesine-umut-olacak-is-birligi-415079">Nilüfer&#8217;de Çölyak Hastalarının Beslenmesine Umut Olacak İş Birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı İlaçlar ile Kanser Hastalarının Yüzü Gülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-ilaclar-ile-kanser-hastalarinin-yuzu-guluyor-412677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 21:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[gülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=412677</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan gen haritasının çıkarılması, beraberinde kanserli hastalarda gen bozukluklarının ve bunlara özgü tedavi yöntemlerinin araştırılmasına vesile oldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-ilaclar-ile-kanser-hastalarinin-yuzu-guluyor-412677">Akıllı İlaçlar ile Kanser Hastalarının Yüzü Gülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan gen haritasının çıkarılması, beraberinde kanserli hastalarda gen bozukluklarının ve bunlara özgü tedavi yöntemlerinin araştırılmasına vesile oldu. Böylece, bu gen bozukluklarının sonucunda meydana gelen değişiklikleri durdurmaya çalışan akıllı ilaçlar gündeme gelmeye başladı. Akıllı ilaçlar, son dönemde kanser hastalarının hemen hemen her evresinde kullanılıyor. Önceleri bir elin parmakları ile sayılabilecek düzeyde akıllı ilaç varken, günümüzde sayıları çok daha arttı. Kanser tedavisinde diğer tedavi edici ajanlara nazaran daha da iyi sonuçlar vermesi ve yan etkilerinin çok daha kolay yönetilebilir olması sebebiyle, bu hasta grubuna umut olmaya devam etmektedir; ancak hangi hastada hangi akıllı ilacın kullanılmasının bilinmesi büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, her sağlık merkezinde uygulanmayan bu tedavi yöntemi için uzman seçiminin çok iyi yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Yakup Bozkaya “kanser tedavilerinde kullanılan akıllı ilaçlar” hakkında bilgilendirmelerde bulundu</strong></p>
<p><strong>Akıllı ilaç nedir?</strong></p>
<p>Kanser, normal vücut hücrelerinin çeşitli faktörler sonucu kontrolsüz çoğalma özelliği kazanmasıdır.  Kontrolsüz çoğalma sonucu anormal hale gelen işlevleri bloke eden ilaçlara ise akıllı ilaçlar denir. Kanser hücresini hedeflemesi ve sağlıklı hücrelere neredeyse zarar vermemesi, ilacın tolere edilebilir olmasına ve yaşam kalitesini artırmasına neden olmaktadır. Ayrıca akıllı ilaçların saç hücrelerini etkilememesi, kemoterapi ilaçlarında sıkça görülen saç dökülmesi gibi hastayı rahatsız edici yan etkilerinin olmaması büyük avantajlarından biridir.</p>
<p>Klasik kemoterapik ajanlar daha çok çoğalan hücreler üzerinde etki ederken, akıllı ilaçlar hem çoğalan hem de durağan haldeki kanser hücrelerine etki etmektedir. Vücudun en çok çoğalma gösteren hücreleri kemik iliği ve ağız/bağırsak mukozası hücreleri olduğu için bu hücrelere kemoterapinin etki etmesiyle kan değerlerinde düşme sonucunda ciddi enfeksiyonlar, kanama eğilimi, halsizlik, bulantı, kusma ve ishal yan etkileri çok fazla görülmektedir. Bu yan etkiler hayat kalitesinde ciddi bozulmalara sebep olabilmekte, hatta bazen hayatı tehdit edici hale gelebilmektedir. Kanser hücresine spesifik olan akıllı ilaçlarda ise bu yan etkiler kemoterapik ajanlara nazaran çok daha nadir olarak görülmektedir.</p>
<p><strong>Akıllı ilaçların kullanıldığı kanser türleri hangileridir?</strong></p>
<p>Akciğer, meme, prostat ve deri kanserleri (melanom) olmak üzere hemen hemen her kanser türünde akıllı ilaçlar kullanılabilmektedir. Özellikle, akciğer kanserli hastalarda çeşitli genetik yöntemlerle belirlenen mutasyonlar (bozukluklar) sonucunda çok sayıda akıllı ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde akciğer kanserinin bazı türleri ani öldüren bir hastalık olmaktan çıkarak, kronik bir hastalık durumuna gelmektedir. Uzun yıllardır meme kanserlerinin bazı özel alt tiplerinde kullanılan hormon ilaçları mevcut ve bu ilaçlara hemen hemen her hastada direnç meydana gelmektedir. Yeni ortaya çıkan ilaçlar sayesinde bu hasta grubunda hastalar daha uzun süreli ve kaliteli bir yaşam sürebilmektedir. Daha önceleri çok sınırlı sayıda kemoterapi ajanın olduğu prostat kanserli hastalar, yeni ortaya çıkan akıllı ilaçlar sayesinde yaşamlarını idame edebilmektedir.<strong> </strong>Tanı aldıktan sonra 6 ay gibi kısa bir sürede ölüme yol açan melanom gibi deri tümörlerinde, günümüzde kullanılan akıllı ilaçlar sayesinde bu hastaların hemen hemen yarısından çoğu 5 yılın üzerinde yaşayabilmektedir. Bu örnekler çoğu kanser türünde verilebilir; ancak bu hastalarda doğru akıllı ilaç seçimi için hastanın genetik bozukluğunun doğru ve uygun genetik veya patolojik testler ile doğrulanması önemli olmaktadır.</p>
<p>Akıllı ilaçlar kanser türlerinin sadece, son evresi dediğimiz yayılmış evrede kullanılmaz. Hasta, her ne kadar erken evrede kanser tanısı almış, ameliyat edilmiş, kemoterapi veya radyoterapi almış olsa da hastalığın tekrarlama riski vardır. Özellikle akciğer kanserli erken evrede ameliyat edilmiş, belirli genetik bozukluğa sahip hastalarda bazı akıllı ilaçlarla tekrarlama riski ileri derecede iyileştirilebilmektedir. Akıllı ilaçlar çoğunlukla ameliyat sonrası kullanılmakta iken, bazı kanser gruplarında ameliyat öncesi verilmektedir ve bu sayede akıllı ilaçlar ile tümörü ileri derecede küçültülerek (hatta yok ederek) ameliyatın daha kolay geçmesi ve sonuçların daha iyi olması sağlanmaktadır.</p>
<p><strong>Akıllı ilaçların yan etkisi var mıdır?</strong></p>
<p>Klasik kemoterapi ilaçları kadar belirgin yan etkileri olmasa da kendine özgü yan etki profilleri vardır; ancak kemoterapilerden çok daha az ve nadir görülmektedir. En sık görülen yan etkiler arasında ciltte çeşitli döküntüler, karaciğer ve tiroid fonksiyon değişiklikleri ve tansiyon problemleri sonucu burun kanamasıdır; ancak doktor kontrolü ile bu yan etkiler kolay bir şekilde yönetilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-ilaclar-ile-kanser-hastalarinin-yuzu-guluyor-412677">Akıllı İlaçlar ile Kanser Hastalarının Yüzü Gülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
