<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hasta | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/hasta/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hasta</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 08:34:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>hasta | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/hasta</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2026 08:34:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923">Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kırma kusurlarının tedavisinde gözlük ve kontakt lens kullanımına alternatif olarak uygulanan lazer göz cerrahileri, gelişen teknoloji sayesinde her geçen yıl daha güvenli ve daha konforlu hale geliyor. </strong>Modern lazer sistemleriyle işlemler kısa sürede tamamlanırken, hastalar genellikle günlük yaşamlarına hızla dönebiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> lazer cerrahisinden başarılı sonuçlar sağlanmasında doğru hasta seçiminin kullanılan teknoloji kadar önemli olduğunu vurgulayarak, “Lazer göz cerrahisi  kişiye özel planlanması gereken tıbbi bir cerrahi işlemdir. Her göz lazer için uygun değildir; bu nedenle kornea yapısı, göz numarasının değişkenlik göstermemesi, göz yüzeyinin sağlığı ve hastanın beklentileri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Doğru hastada, doğru yöntemin seçilmesiyle lazer cerrahisi; güvenli, konforlu ve hasta memnuniyeti yüksek bir tedavi seçeneğidir. Buradaki temel hedef yalnızca hastayı gözlükten kurtarmak değil, uzun vadede sağlıklı ve kaliteli bir görme düzeyi sağlamaktır” diyor. Toplumda yaygın olan &#8220;Lazer göz cerrahisi sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yapılmaz&#8221; inanışının da doğru olmadığını belirten <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burak Tanyıldız,</strong> “Gerekli muayeneler yapıldıktan ve ameliyat sonrası önerilere uyulduktan sonra lazer cerrahisi yaz aylarında da güvenle uygulanabilmektedir. Önemli olan mevsim değil, ameliyat öncesi değerlendirilmelerin eksiksiz yapılması ve ameliyat sonrasında hekimin önerilerine dikkat edilmesidir” diyor.</p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl bir tedavi yöntemidir?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi; miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarını düzeltmek amacıyla korneanın, yani gözün en önündeki saydam tabakanın özel lazer teknolojileriyle yeniden şekillendirilmesi işlemi olarak tanımlanıyor. Bir başka deyişle; gözlük ya da kontakt lensin dışarıdan yaptığı odaklama düzeltmesi, lazer cerrahisiyle kornea üzerinde kalıcı bir şekilde planlanıyor. Böylece ışığın retina üzerine daha doğru odaklanması ve bu etkisiyle gözlüksüz görme kalitesi artırılmaya çalışılıyor. Ayrıca bazı özel durumlarda, daha önceki göz ameliyatları sonrasında kalan küçük numaraların düzeltilmesinde ve bazı kornea yüzeyindeki sınırlı düzensizliklerin giderilmesinde de kişiye özel lazer uygulamalarından yararlanılabiliyor. </p>
<p><strong>Günümüzde hangi lazer yöntemleri kullanılıyor?</strong></p>
<p>Günümüzde lazer göz cerrahisinde tek bir yöntem yerine, hastanın göz yapısına göre seçilen farklı teknolojiler uygulanıyor. En sık kullanılan yöntemler arasında LASIK, Femto-LASIK, PRK, No-Touch PRK, SMILE, topografi rehberli lazer ve wavefront rehberli lazer tedavileri yer alıyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Önemli olan, hastanın hangi yöntemi istediğinden çok, göz yapısına hangi yöntemin daha güvenli ve daha doğru olduğunun belirlenmesidir.  Hangi yöntemin uygun olduğu hastanın göz numarasına, kornea kalınlığına, kornea haritasına, göz kuruluğu durumuna, yaşına, mesleğine ve beklentisine göre belirlenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Modern lazer cerrahileri hangi faydaları sağlıyor? </strong></p>
<p>Modern lazer  cerrahilerinin en önemli faydası, tedavinin <strong>kişiye özel planlanabilmesi</strong>. LASIK, PRK, No-touch PRK, SMILE ve kişiye özel lazer seçenekleri sayesinde her hastaya aynı yöntemi uygulamak yerine, göz yapısına ve hastanın beklentisine en uygun tedavi planlanabiliyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu sayede miyopi, hipermetropi ve astigmatizma tedavisinde daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha konforlu sonuçlar elde edilebildiğini vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Yeni nesil lazer sistemlerinde kullanılan gelişmiş takip teknolojileri, işlem sırasında göz hareketlerini anlık olarak algılayarak lazerin doğru noktaya uygulanmasına yardımcı olmaktadır. Topografi ve wavefront rehberli uygulamalar sayesinde kişiye özel optik kusurlar daha ayrıntılı analiz edilebilmektedir. Bu da özellikle uygun hastalarda gece görüş kalitesi, kontrast duyarlılığı ve genel görme konforu açısından avantaj sağlayabilmektedir.  İşlem süresinin genellikle kısa olması ve günlük yaşama dönüşün hızlı gerçekleşmesi de yeni nesil lazerlerin diğer önemli faydaları arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi nasıl gerçekleştiriliyor?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi, işlem öncesinde yapılan detaylı muayene ve ölçümlerle planlanıyor. Ameliyat sırasında damlalarla gözün uyuşması sağlanıyor; yani genel anesteziye veya enjeksiyona çoğu zaman gerek duyulmuyor. Seçilen yönteme göre lazer korneanın ön yüzeyini yeniden şekillendirerek ışığın retina üzerine daha doğru odaklanmasını sağlıyor. İşlem süresi uygulanan yönteme göre değişebilse de genellikle hazırlık aşamalarıyla birlikte kısa sürede tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Lazer göz cerrahisi her hasta için uygun bir yöntem midir? </strong></p>
<p>Genellikle 18 yaşını doldurmuş, göz numarası son dönemde belirgin değişmemiş, kornea kalınlığı ve kornea haritası uygun olan kişiler lazer cerrahisi için aday olabiliyor. Göz kuruluğu, göz tansiyonu, retina sağlığı ve genel göz muayenesi birlikte değerlendiriliyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız, lazer teknolojisi ne kadar gelişmiş olursa olsun, her göz yapısının bu işlem için uygun olmadığını belirterek, “Tedavinin başarısında en önemli nokta, lazerin hastanın göz yapısı için güvenli olup olmadığıdır. Lazer cerrahisinde gözün en önündeki saydam tabaka olan korneaya müdahale edilmektedir. Bu nedenle hasta seçiminde korneanın kalınlığı, şekli, düzeni ve biyomekanik dayanıklılığı çok dikkatli değerlendirilmelidir” diyor.  Kornea yapısı uygun olmayan hastalarda işlem yapmanın ilerleyen dönemde görme kalitesini olumsuz etkileyebilecek sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Burak Tanyıldız, “Değerlendirme sonrasında hastaya lazer cerrahisi yapılıp yapılmayacağına ve yapılacaksa hangi yöntemin daha güvenli olduğuna karar verilmektedir” diye konuşuyor. Doç. Dr. Burak Tanyıldız,  “Özellikle keratokonus şüphesi olanlarda, korneası ince veya düzensiz olanlarda, ileri derecede göz kuruluğu bulunanlarda, bazı romatizmal hastalıklarda, gebelik ve emzirme döneminde ise lazer cerrahisi uygun olmayabilir ya da ertelenebilir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Etkisi kalıcı oluyor mu?</strong></p>
<p>Lazerle yapılan göz cerrahisinde hedeflenen düzeltme genellikle kalıcı oluyor. Özellikle göz numarası son dönemde değişmeyen, kornea yapısı uygun olan ve doğru yöntemle tedavi edilen hastalarda elde edilen sonuçlar uzun yıllar stabil şekilde devam edebiliyor. Ancak bu durum lazer cerrahisi sonrasında gözün yaşam boyunca hiç değişmeyeceği anlamına gelmiyor. Yaşla birlikte ortaya çıkan yakın görme ihtiyacı, katarakt gelişimi veya nadiren göz numarasında küçük değişiklikler zaman içinde görülebiliyor.  Doç. Dr. Burak Tanyıldız, bu durumun lazerin etkisinin kaybolduğu anlamına gelmediğini, gözün doğal yaşlanma sürecinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında görme ne zaman düzeliyor?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi sonrasında görmenin toparlanma süresi uygulanan yönteme göre değişiyor. LASIK ve SMILE gibi yöntemlerde görme yetisi genellikle ilk 24-48 saat içinde belirgin şekilde düzelirken, PRK ve No-Touch PRK gibi yüzey lazerlerinde net görmeye ulaşma süresi ise birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişebiliyor. Bazı yöntemlerde ameliyat sonrasında kuruluk, yanma, batma, sulanma ve ışık hassasiyeti gibi sorunlar gelişebiliyor. Ancak bu şikayetler çoğunlukla geçici oluyor ve doktorun önerdiği damlalarla kontrol altına alınıyor. Enfeksiyon ve kornea zayıflaması gibi ciddi komplikasyonlar ise oldukça nadir görülüyor. </p>
<p><strong>Yaz aylarında lazer cerrahisi sonrasında nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Lazer göz cerrahisi yazın yapılabiliyor; ancak iyileşme döneminde hijyen, güneşten korunma ve aktivite kısıtlamalarına özen göstermek tedavinin güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Genel olarak ilk bir hafta göze su kaçırmamaya, gözleri ovuşturmamaya ve makyaj yapmamaya dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Burak Tanyıldız, ameliyat sonrasında alınması gereken diğer önlemleri şöyle sıralıyor: “Havuz ve deniz suyu enfeksiyon ile irritasyon riskini artırabilmektedir. Bu nedenle çoğu hastada yaklaşık iki hafta beklemek uygun olur. Ameliyat sonrası ilk haftalarda güneş ışığına hassasiyet artabildiği için dış ortamda UV korumalı güneş gözlüğü kullanılması önerilmektedir. Ağır sporlar, temas sporları ve göz travması riski olan aktiviteler için ise genellikle birkaç hafta beklemek ve doktor kontrolü sonrası başlamak daha güvenli olmaktadır.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogru-hasta-secimi-teknoloji-kadar-onemli-646923">Doğru hasta seçimi teknoloji kadar önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paranoya sadece şüphecilik değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[İnanır]]></category>
		<category><![CDATA[Paranoid]]></category>
		<category><![CDATA[paranoya]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şüphecilik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları, olası risk faktörleri ve tedavi sürecinde yaşanan güçlükleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234">Paranoya sadece şüphecilik değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları, olası risk faktörleri ve tedavi sürecinde yaşanan güçlükleri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Paranoyanın temel belirtisi hezeyandır!</strong></p>
<p>Paranoyanın, tek belirtisi hezeyan (sanrı) olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Oğuz Tan, “Hezeyan ya da sanrı, mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen yanlış inançtır. Yani kişi yanlış bir şeye inanır ve katiyen aksini ispat edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın, bu düşünceyi değiştiremezsiniz.” dedi.</p>
<p>Bu yanlış inancın sıklıkla bir fenalık görme veya takip edilme ile ilgili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tan, “Kişi, ‘birileri beni takip ediyor, beni öldürecekler’, ‘evime kameralar yerleştirdiler’, ‘televizyonda geçen altyazılar beni tehdit ediyor’, ‘insanlar bana zarar vermeye, beni delirtmeye çalışıyor’ diye düşünebilir. Katiyen aksini ispat edemezsiniz. Kişi buna inanır. Bu yanlış inanç mistik alanda da olabilir. Kişi Tanrı, peygamber ya da ermiş olduğuna, vahiy aldığına inanabilir. Çevresine bir cemaat de toplayabilir. Çok da tutarlı olmadığı hâlde bunun aksini ispat edemezsiniz. Ya da İstanbul&#8217;un üçte birinin kendisinin olduğuna, büyük bir icat yaptığına veya 500 tane patent hakkı bulunduğuna inanabilir. Tamamen gerçek dışı olduğu ve herkese gerçek dışı geldiği hâlde kişi buna inanır ve kendi içinde tutarlı birtakım kanıtlarla bunu savunur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Fazla bilgiye maruz kalmak, kişinin paranoyaya olan yatkınlığını ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir!</strong></p>
<p>Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin yanıltıp paranoyaya sebep olduğuna dair henüz bir bulgu olmadığını aktaran Prof. Dr. Oğuz Tan, “Tabii bunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz; paranoya hastaları vardır, bir de paranoyaya yatkın olanlar vardır. Fazla bilgiye maruz kalmak, fazla araştırma yapmak ve fazla soruşturmak kişinin paranoyaya olan yatkınlığını besleyip ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir.” dedi.</p>
<p>En önemli faktörlerden birinin madde kullanımı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tan, “Esrar dâhil metamfetamin ve kokain çok sıklıkla paranoya durumuna yol açar. Uzun süre alkol kullanımı da paranoya gelişimine yol açabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir!</strong></p>
<p>Paranoya yaşayan kişinin, gerçekle düşünceyi birbirinden ayırt edemediğine işaret eden Prof. Dr. Tan, “Düşüncelerinin gerçek olduğuna inanır ve çevresinden kanıt toplar.” dedi.</p>
<p>Paranoya ile şizofreni arasındaki farklara değinen Prof. Dr. Tan, şunları söyledi:</p>
<p>“Şizofrenide de hezeyanlar görülür. Fakat şizofreni hastası kanıt toplamaz ve tutarlı olma kaygısı gütmez. Paranoyada ise kişi kanıt toplar ve tutarlı olma kaygısı güder. Üstelik paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir. Kişi işini başarıyla devam ettirir, ailevi sorumluluklarını yerine getirir, çevresiyle ilişkilerini sürdürür. Düzgün konuşur, düzgün anlatır ve dinler. Bu yüzden aile hastalığın şiddetinin farkında olsa da, kişinin hayatındaki diğer alanlar normal olduğu için bazı insanları da kendisine inandırabilir.”</p>
<p><strong>Paranoya ile paranoid kişilik aynı şey değil!</strong></p>
<p>Paranoya ile aşırı şüphecilik, yani paranoid eğilim ya da paranoid kişiliğin aynı şey olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Tan, “Paranoyada tek bir alanda kesin bir inanç vardır. Örneğin ‘beni takip ediyorlar, öldürecekler’, ‘eşim beni aldatıyor’ ya da ‘ben Tanrıyım, peygamberim’ gibi gerçek dışı ama kesin bir inanç söz konusudur.” dedi.</p>
<p>Paranoid eğilimde ise daha çok kuşkuculuk olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tan, “Kişi insanların kötü niyetli olduğuna, kendisine kötülük istediklerine inanır ve buluttan nem kapar. Tek bir belirli alanda gerçek dışı bir inanç yoktur; hayatın her alanında ve her gün kuşkuculuk vardır. Mesela ‘eşim beni aldatıyor’ diye düşünmez ama ‘Neredeydin?, Ne yapıyordun?, Bir yere mi gittin?, Neden bana yalan söyledin?’ gibi kuşkucu düşünceler taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kişi hasta olduğuna inanmaz!</strong></p>
<p>Paranoid düşüncelerin tedavisinin olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Tan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastaların önemli bir kısmı tedaviye iyi cevap verir. Tabii maalesef tedaviye cevap vermeyenler de vardır. Tedavi şarttır çünkü kişi durduk yere, tedavi görmeden düzelmez.</p>
<p>En büyük problem, paranoya hastalarında içgörünün olmamasıdır. Kişi hasta olduğuna inanmaz. ‘Siz yanlış biliyorsunuz. Kesinlikle bunun doğru olduğuna inanıyorum’ der. Hastaların büyük bölümü tedaviye inanmadığı için onları ikna etmek ve tedavi etmek zordur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paranoya-sadece-suphecilik-degil-646234">Paranoya sadece şüphecilik değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in sağlık eli 7/24 görev başında</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-saglik-eli-7-24-gorev-basinda-646051</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[başında]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekip]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[görev]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=646051</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi’nin Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, sağlık kuruluşlarına ulaşmakta zorlanan vatandaşların her daim yanında oluyor. Bu önemli hizmet için 90 kişilik ekip ve 28 araç 7 gün 24 saat görev yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-saglik-eli-7-24-gorev-basinda-646051">Büyükşehir&#8217;in sağlık eli 7/24 görev başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi’nin Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, sağlık kuruluşlarına ulaşmakta zorlanan vatandaşların her daim yanında oluyor. Bu önemli hizmet için 90 kişilik ekip ve 28 araç 7 gün 24 saat görev yapıyor.</p>
<p><b>SAĞLIK BİRİMLERİNE GÜVENLİ ULAŞIM HİZMETİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, sağlık kuruluşlarına ulaşmakta güçlük yaşayan yatalak ve yürüyemeyecek durumdaki hastaların hastanelere, diyaliz merkezlerine ve gerekli sağlık birimlerine güvenli şekilde ulaştırılmasını sağlıyor. Tedavi süreçlerinin ardından vatandaşların yeniden evlerine nakli de yine aynı hizmet kapsamında gerçekleştiriliyor.</p>
<p><b>90 PERSONEL GÖREV YAPIYOR</b></p>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık İşleri Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, 90 kişilik ekip ve yeni araç filosuyla 7 gün 24 saat görev yapıyor. Hizmet kapsamında 25 asil, 3 yedek hasta nakil ambulansı kent genelinde vatandaşların sağlık ulaşımına destek oluyor. Özellikle kendi imkanlarıyla hastaneye gitmekte zorlanan, yatalak veya yürüyemeyecek durumdaki hastalar için büyük kolaylık sağlayan ekipler; hastaların adreslerinden alınarak sağlık kuruluşlarına güvenli şekilde ulaşmasını ve tedavilerinin ardından evlerine dönüşlerini sağlıyor.</p>
<p><b>VATANDAŞLAR MEMNUN KALIYOR</b></p>
<p>Hasta Nakil Ambulans hizmetinden yararlanmak isteyen vatandaşların, hastane randevularına ilişkin bilgileriyle birlikte 153 Büyükşehir Çağrı Merkezi üzerinden talepte bulunması yeterli oluyor. Komuta merkezinde değerlendirilen başvurular doğrultusunda uygun ekip ve ambulans yönlendirilerek vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılıyor.</p>
<p>Düzenli tedavi süreci bulunan hastalar için de önemli bir destek sunan hizmetten, özellikle diyaliz hastaları da aktif olarak yararlanıyor. Bu vatandaşlardan biri olan Tahsin Kurt, yaklaşık 4 yıldır aldığı hizmetten duyduğu memnuniyeti anlattı.</p>
<p><b>“HER HİZMETİMİ GÖRÜYORLAR, ÇOK MEMNUNUZ”</b></p>
<p>Diyaliz tedavisi için düzenli olarak Hasta Nakil Ambulans Hizmeti’nden faydalanan 72 yaşındaki Tahsin Kurt, Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin kendilerine önemli bir destek sunduğunu belirterek şöyle konuştu: “Büyükşehir Belediyesi’nden hasta nakil hizmeti alıyoruz. Çok memnunuz, hiçbir şikayetim yok. Bütün arkadaşlara kolaylıklar diliyorum. Ambulansla beni hastaneye, diyaliz merkezine götürüyorlar. Her hizmetimi görüyorlar, sağ olsunlar var olsunlar. Belediye Başkanımıza da ayrıca teşekkür ederim.”</p>
<p><b>İL DIŞI NAKİLLER VE ORGANİZASYONLARDA SAĞLIK DESTEĞİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent içindeki hasta nakillerinin yanı sıra belirlenen uygulamalar çerçevesinde il dışındaki sağlık kuruluşlarına ulaşım ihtiyacı bulunan vatandaşlara da destek sağlıyor. Hasta Nakil Ambulans ekipleri ayrıca kent genelinde düzenlenen spor müsabakaları, etkinlikler ve çeşitli organizasyonlarda da sağlık desteği sunarak vatandaşların güvenliği için görev alıyor.</p>
<p><b>7 GÜN 24 SAAT VATANDAŞIN YANINDA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Hasta Nakil Ambulans Birimi, güçlü ekip yapısı ve modern araç filosuyla sağlık hizmetlerine erişimde desteğe ihtiyaç duyan vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. 7 gün 24 saat kesintisiz sürdürülen hizmet, vatandaşların yaşamını kolaylaştırmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-saglik-eli-7-24-gorev-basinda-646051">Büyükşehir&#8217;in sağlık eli 7/24 görev başında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:19:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşecek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kansere]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[lezyonun]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilere]]></category>
		<category><![CDATA[tespitinden]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740">Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yıllardır en ölümcül kanser türlerinden biri olarak kabul edilen pankreas kanseri için bilim dünyasından umut veren haberler geliyor. Pankreas hastalıkları alanındaki en prestijli bilimsel platformlardan biri olan Avrupa Pankreas Derneği (EPC) ile Uluslararası Pankreatoloji Derneği&#8217;nin (IAP) ortak düzenlediği 58. EPC/IAP Ortak Kongresi, bu yıl ilk kez Türkiye&#8217;de, İstanbul&#8217;da gerçekleştirildi. Acıbadem Üniversitesi&#8217;nin ev sahipliğinde, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Avrupa Pankreas Derneği Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan&#8217;ın başkanlığında düzenlenen kongre; 46 ülkeden 1.200&#8217;ü aşkın cerrahı, onkoloğu, gastroenteroloğu, patoloğu ve temel bilim araştırmacısını aynı çatı altında buluşturdu. Dünyanın pankreas alanındaki en saygın bilim insanlarının katıldığı kongrede, pankreas kanseri ve pankreas hastalıklarına ilişkin en güncel bilimsel gelişmeler tüm yönleriyle ele alınırken, özellikle ABD&#8217;de düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi&#8217;nde açıklanan ve dünya tıp camiasında büyük yankı uyandıran son araştırma sonuçları da İstanbul&#8217;da ilk kez bu kapsamda ayrıntılarıyla değerlendirildi. Hedefe yönelik ilaçlardan yapay zekâ destekli erken tanıya, kişiye özel kanser aşılarından gelişmiş cerrahi tekniklere kadar pankreas hastalıklarının geleceğini şekillendirecek yenilikler, Türkiye&#8217;de ilk kez bu denli geniş katılımlı uluslararası bir bilimsel platformda masaya yatırıldı.</em></strong></p>
<p><strong><em>Kongrede en çok ilgi gören başlıklardan biri ise Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Kongresi&#8217;nde açıklanan hedefe yönelik tedavi araştırmasının sonuçları oldu. Uzmanların şimdiye kadar pankreas kanseri alanındaki en önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirdiği araştırmada, KRAS genini hedefleyen yeni nesil akıllı ilacın standart tedaviye yanıt vermeyen ileri evre pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarması, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. 58. EPC/IAP Ortak Kongresi’nde bu çarpıcı gelişmenin klinik uygulamaya nasıl yansıyacağı, hangi hasta gruplarının bu tedaviden yararlanabileceği ve gelecekte tedavi algoritmalarını nasıl değiştireceği tüm ayrıntılarıyla tartışıldı. Uzmanlar, bu gelişmenin yalnızca yeni bir ilacın başarısını değil, pankreas kanserine yaklaşımda köklü bir değişimin ve yeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini vurguladı…</em></strong></p>
<p>Dünya genelinde her yıl yaklaşık 510 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor. Türkiye&#8217;de ise yılda yaklaşık 7-8 bin yeni vaka görülüyor. Hastalıkla ilgili en önemli sorun ise erken dönemde belirti vermemesi. Bu nedenle hastaların büyük bölümü ileri evrede tanı alıyor ve pankreas kanseri hâlâ kanser kaynaklı ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ancak kongrede paylaşılan yeni bilimsel çalışmalar, bu tablonun değişmeye başladığını gösteriyor. Kongre Başkanı Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, pankreas kanseri araştırmalarında tarihi bir döneme girildiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Pankreas Kanserini Tamamen İyileştirmeyi Hedefliyoruz</strong></p>
<p>ASCO&#8217;da açıklanan yeni hedefe yönelik ilacın sonuçlarının, ABD&#8217;nin ardından ilk kez İstanbul&#8217;daki kongrede bilim dünyasıyla ayrıntılı biçimde paylaşıldığını belirten Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, bunun pankreas kanseri tedavisinde gerçek anlamda bir dönüm noktası olduğunu vurguluyor: “Pankreas kanserinde umut veren bir döneme giriyoruz. ASCO&#8217;da açıklanan çalışma, son yılların en önemli bilimsel gelişmelerinden biri. Yeni KRAS inhibitörü, ilk tedavisi başarısız olan metastatik pankreas kanseri hastalarında ek kemoterapi gerektirmeden yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkarıyor. Üstelik hastaların ağrıları azalıyor, yaşam kaliteleri artıyor ve tedavi günde tek tabletle uygulanabiliyor. Bu gerçekten son derece umut verici bir gelişme&#8221;…</p>
<p>Yeni ilacın bugün yalnızca metastatik hastalarda değerlendirildiğini ancak bunun yalnızca başlangıç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, şimdi ilacın kemoterapiyle birlikte kullanımını, ameliyat öncesinde ve sonrasında uygulanmasını araştıran çalışmaların sürdüğünü belirtiyor. Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, &#8220;Bugünkü hedefimiz yalnızca yaşam süresini uzatmak değil. Asıl hedefimiz, gelecekte bazı hastaları tamamen iyileştirebilmek. Eğer bu çalışmalar beklediğimiz gibi sonuçlanırsa, pankreas kanserinin doğal seyrini değiştirebiliriz” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p><strong>Pankreas Kanseri Gelecekte Kronik Bir Hastalığa Dönüşebilir</strong></p>
<p>Pankreas kanserine bakış açısının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan, meme kanserinde yaşanan bilimsel dönüşümün benzerinin pankreas kanserinde de yaşanabileceğini düşünüyor: &#8220;20 yıl önce meme kanseri de çok korkulan hastalıklardan biriydi. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Bilim aynı hızla ilerlemeye devam ederse, önümüzdeki 10-20 yıl içinde pankreas kanseri de tedavi edilebilir, bazı hastalarda tamamen iyileştirilebilir, birçok hastada ise uzun yıllar kontrol altında tutulabilen kronik bir hastalığa dönüşebilir.&#8221;</p>
<p><strong>Yeni Geliştirilen İlaç &#8220;Oyunu Değiştiriyor&#8221;</strong></p>
<p>Almanya&#8217;daki Heidelberg Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji, Hepatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları ve Zehirlenmeler Bölümü Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Patrick Michl, ASCO 2026&#8217;da açıklanan uluslararası çalışmanın pankreas kanseri tedavisinde uzun yıllardır beklenen kırılma noktası olduğunu söylüyor. Yeni KRAS inhibitörünü değerlendiren Prof. Dr. Patrick Michl, “Bizim üniversitemizin de içinde bulunduğu bu yeni ilaç çalışması, standart kemoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen metastatik pankreas kanseri hastalarında yaşam süresini yaklaşık iki katına çıkardı. Bu, pankreas kanseri araştırmaları açısından devrim niteliğinde bir gelişme” diyor.</p>
<p>Yeni tedavinin yalnızca yaşam süresini uzatmadığını, hastaların yaşam kalitesini de artırdığını söyleyen Prof. Dr. Patrick Michl, ilacın kemoterapiye kıyasla farklı yan etki profiline sahip olduğunu, bu yan etkilerin yönetimine yönelik çalışmaların da eş zamanlı sürdüğünü ifade ediyor.</p>
<p><strong>Sıradaki Hedef, Akıllı İlaçları İmmünoterapi Ve Kanser Aşılarıyla Birleştirmek</strong></p>
<p>Pankreas kanseri tedavisinin geleceğinin tek bir ilaçtan değil, tedavi kombinasyonlarından geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Patrick Michl, bugün en yoğun çalışılan alanın KRAS inhibitörlerinin kemoterapi, immünoterapi ve diğer hedefe yönelik tedavilerle birlikte kullanılması olduğunu söylüyor: “Hastaların önemli bölümü bu ilaçlardan fayda görüyor ancak zaman içinde direnç gelişebiliyor. Şimdi amacımız bu direnci kıracak yeni kombinasyonlar geliştirmek. Hedefe yönelik ilaçları immünoterapi ve diğer biyolojik tedavilerle birlikte kullanarak çok daha uzun sağkalım elde etmeyi hedefliyoruz”.</p>
<p>Pankreas kanserinde umut veren bir diğer alanın ise kişiye özel geliştirilen mRNA kanser aşıları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Patrick Michl, “Hastanın ameliyatla çıkarılan tümöründen veya biyopsi örneğinden elde edilen moleküler bilgiler kullanılarak hazırlanan bu aşılar, bağışıklık sistemine tümör hücrelerini tanımayı öğretiyor. Böylece vücudun kendi savunma sistemi geride kalan kanser hücrelerini hedef alabiliyor. Erken sonuçlar oldukça umut veriyor. Özellikle ameliyat edilen hastalarda geliştirilen mRNA aşılarının, hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemede önemli rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde büyük klinik çalışmaların sonuçlarını bekliyoruz” diyor.</p>
<p><strong>Asıl Hedefimiz Kanseri Tedavi Etmekten Ziyade, Oluşmasını Önlemek</strong></p>
<p>Dünyanın önde gelen pankreas uzmanlarını İstanbul&#8217;da bir araya getiren bu kongre, yalnızca onkologları değil; gastroenterologlardan cerrahlara, patologlardan temel bilim araştırmacılarına kadar pankreas kanseri alanında çalışan farklı disiplinlerden bilim insanlarını aynı çatı altında buluşturan önemli bir platform oldu. Pankreas kanserinin ancak multidisipliner bir yaklaşımla ele alınabileceğini yansıtan bu güçlü bilimsel etkinliğin dikkat çeken konuşmacılarından biri de Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Laura Wood oldu. Dünyada pankreas kanserinin oluşum mekanizmalarını araştıran en önemli bilim insanları arasında gösterilen Doç. Dr. Laura Wood, çalışmalarını kanser geliştikten sonraki döneme değil, hastalığın ortaya çıkmasından önceki evrelere odaklıyor. PanIN ve IPMN olarak adlandırılan kanser öncüsü lezyonları inceleyen ekibiyle birlikte, hangi hücrelerin kansere dönüşme potansiyeli taşıdığını ortaya çıkarmaya çalıştıklarını söylüyor: “Bu, pankreas kanserini ortaya çıkmadan önlemenin anahtarı olabilir. Biz pankreas kanserini tedavi etmekten önce nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz. Kanser öncüsü hücrelerin neden bazı kişilerde kansere dönüştüğünü, bazılarında ise dönüşmediğini araştırıyoruz. Eğer bu dönüşümü durdurabilirsek gelecekte pankreas kanserini başlamadan önleme şansımız olacak”… </p>
<p>Pankreas kanserine karşı yeni geliştirilen KRAS inhibitörünün bugün ileri evre hastalarda umut verdiğini, bundan sonraki hedefin ise aynı ilacı çok daha erken dönemde kullanabilmek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Laura Wood, “Şu sıralar yaptığımız bilimsel çalışmalarda genetik analizler, moleküler biyoloji yöntemleri ve yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinden yararlanarak hangi öncü lezyonların kansere dönüşme riski taşıdığını belirlemeye çalışıyoruz. Amacımız tüm öncü lezyonları tedavi etmek değil. Önemli olan hangilerinin gerçekten kansere dönüşeceğini saptayabilmek. Böylece gereksiz tedavileri önlerken yüksek risk taşıyan hastaları çok erken dönemde koruyabileceğiz” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kansere-donusecek-lezyonun-tespitinden-yenilikci-kombine-tedavilere-645740">Kansere Dönüşecek Lezyonun Tespitinden Yenilikçi Kombine Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Taklitle Hasta Bakılır&#8221; oyunu &#8220;engelleri aştı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/taklitle-hasta-bakilir-oyunu-engelleri-asti-645725</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aştı]]></category>
		<category><![CDATA[bakılır]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[engelleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[taklitle]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleneksel Türk tiyatrosunun eğlenceli unsurlarını modern sahne anlayışıyla harmanlayan komedi oyunu “Çatlaklar: Taklitle Hasta Bakılır”, tiyatroseverlerle buluştu. Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen oyunun kadrosunda otizmli özel bir birey de yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/taklitle-hasta-bakilir-oyunu-engelleri-asti-645725">&#8220;Taklitle Hasta Bakılır&#8221; oyunu &#8220;engelleri aştı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Geleneksel Türk tiyatrosunun eğlenceli unsurlarını modern sahne anlayışıyla harmanlayan komedi oyunu “Çatlaklar: Taklitle Hasta Bakılır”, tiyatroseverlerle buluştu. Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen oyunun kadrosunda otizmli özel bir birey de yer aldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Maltepe Belediyesi, kültür sanat etkinlikleri kapsamında çok özel ve anlamlı bir tiyatro gösterimine ev sahipliği yaptı. Geleneksel Türk tiyatrosunun eğlenceli unsurlarını modern sahne anlayışıyla harmanlayan komedi oyunu “Çatlaklar: Taklitle Hasta Bakılır”, Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluştu. Oyunu çok daha anlamlı ve özel kılan detay ise oyuncu kadrosunda otizmli özel bir bireyin yer alması oldu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>OYUNCU KADROSUNDA OTİZMLİ BİREY YER ALDI</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Kamil Hızer’in kaleme aldığı ve Gökhan Yetiş’in yönettiği oyun, insan ilişkilerindeki yanlış anlaşılmaları, renkli taklitleri ve kimlik karmaşalarını mizahi bir dille sahneye taşıdı. Oyunu çok daha anlamlı ve özel kılan detay ise oyuncu kadrosunda otizmli özel bir bireyin yer alması oldu. Sanatın birleştirici, iyileştirici ve kapsayıcı gücünü gözler önüne seren bu muhteşem performans, salondaki tüm izleyicilerden büyük alkış toplarken yer yer izleyici çocuklar da oyuna katılarak, oyun gereği hastanede kaçmakta olan bir hastanın kaçışını engellediler.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Bu özel farkındalık etkinliğinde, Maltepe Belediyesi’ne bağlı Üreten Engelliler Merkezi ve Özel Bahadır Erdoğdu Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi bünyesindeki özel çocuklar ile aileleri de salonu doldurarak heyecana ve ortak başarıya tanıklık etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>HER YAŞTAN İZLEYİCİYE UNUTULMAZ ANLAR YAŞATTI</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Geleneksel tiyatro kültürünün izlerini taşıyan, dinamik sahne performanslarıyla büyük beğeni toplayan komedi oyununda; Gökhan Yetiş, Şelale Coşkuntuna, Sultan Ölmez, Tezgün Biçer, İshak Mecitoğlu ve Selman Polat sergiledikleri oyunculukla ayakta alkışlandı. Toplumsal olaylara esprili bir bakış açısı sunarken seyirciyi hem güldüren hem de düşündüren yapım, her yaştan izleyiciye unutulmaz bir sanat deneyimi sundu. Tiyatro oyununun sahnelenmesi sonrası yönetmen Gökhan Yetiş, Maltepe Belediyesi’ne ve Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen’e, desteklerinden ötürü teşekkür etti. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/taklitle-hasta-bakilir-oyunu-engelleri-asti-645725">&#8220;Taklitle Hasta Bakılır&#8221; oyunu &#8220;engelleri aştı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 14:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[bini]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[olsun]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[transfer]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645580</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına 2020 yılından bu yana sürdürdüğü “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2026 yılının ilk 6 ayında 241 sefer düzenledi, 5201 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580">6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi’nin kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına 2020 yılından bu yana sürdürdüğü “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2026 yılının ilk 6 ayında 241 sefer düzenledi, 5201 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin 2020 yılında başlattığı, kronik hastalığı bulunan ve tedavileri kapsamında Bursa’daki hastanelere düzenli olarak gitmek zorunda olan vatandaşlara yönelik önemli bir sosyal destek hizmeti olan “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulamasını sürdürüyor. Tedavisi süreklilik arz eden vatandaşların ulaşım sorununu ortadan kaldıran uygulama kapsamında 2026 yılında 241 ayrı sefer düzenlendiği ve toplamda 5201 vatandaşın ücretsiz transferinin sağlandığı duyuruldu.</p>
<p><strong>HAFTA İÇİ HER GÜN ÜCRETSİZ ULAŞIM İMKANI</strong></p>
<p>İnegöl Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sunduğu bu hizmetten hafta içi her gün faydalanmak mümkün. Servisler, belirlenen gün ve saatlerde İnegöl’den Bursa’daki hastanelere ücretsiz olarak ulaşım sağlıyor. Uygulama kapsamında; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri saat 07.00’de Ziraat Bankası önünden hareket eden servisler Bursa Şehir Hastanesi ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ulaşım sağlıyor. Salı ve Perşembe günleri ise saat 08.00’de yine Ziraat Bankası önünden kalkan servisler Bursa Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne hasta taşımacılığı gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong>BİR GÜN ÖNCESİNDEN TELEFONLA KAYIT YAPTIRMAK YETERLİ</strong></p>
<p>Ücretsiz hastane servisi hizmeti, kronik hastalığı bulunan veya tedavisi süreklilik gerektiren vatandaşlara yönelik olarak sunuluyor. İnegöl Belediyesi’ne ait araçlarla gerçekleştirilen ulaşım hizmeti kapsamında her gün başvuran hasta sayısına göre bir veya birden fazla araçla servis hizmeti sağlanıyor. Bu hizmet sayesinde vatandaşlar hem maddi yükten kurtuluyor hem de güvenli ve konforlu bir şekilde sağlık kuruluşlarına ulaşıyor. Bu uygulamadan faydalanmak isteyenlerin ise bir gün öncesinden 153 Çözüm Merkezini arayıp kayıt oluşturması yeterli.</p>
<p><strong>VATANDAŞLAR MEMNUN</strong></p>
<p>Servisi kullanan vatandaşlar, uygulamadan memnun. Sabah hastaneye gitmek üzere servise gelen vatandaşlar; “Allah razı olsun çok güzel bir hizmet. 4 yıldır Şehir Hastanesine gidip geliyorum. Geçen haftadan beri 3’üncü gidiş gelişim bu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.” “Kendi arabamız gibi binip gidiyoruz. Sabah götürüyorlar, akşam getiriyorlar Allah razı olsun.” “Ben 3 senedir rahatsızım 3 senedir bu servisleri kullanıyorum. Şehir Hastanesi olsun, Şevket Yılmaz olsun hastanenin kapısına kadar gidiyoruz.” “12 yıldır oğlumun rahatsızlığı için fakülteye gidiyoruz. Metroyla geç kalıyorduk, bu servisler sayesinde hem ücret ödemeden hem de tam zamanında ulaşıyoruz. Belediyemize teşekkür ediyorum.” şeklindeki açıklamalarda memnuniyetlerini dile getirdiler.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ayda-5-bini-askin-hastaya-ucretsiz-transfer-hizmeti-verildi-645580">6 Ayda 5 Bini Aşkın Hastaya Ücretsiz Transfer Hizmeti Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de Sağlık Hizmeti Vatandaşın Ayağına gidiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglik-hizmeti-vatandasin-ayagina-gidiyor-645267</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ayağına]]></category>
		<category><![CDATA[gidiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645267</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hastaneye ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için yürütülen evde sağlık çalışmaları Maltepe’de aralıksız sürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglik-hizmeti-vatandasin-ayagina-gidiyor-645267">Maltepe&#8217;de Sağlık Hizmeti Vatandaşın Ayağına gidiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Hastaneye ulaşmakta güçlük çeken vatandaşlar için yürütülen evde sağlık çalışmaları Maltepe’de aralıksız sürüyor. Belediye bünyesinde görev yapan sağlık ekipleri, tedavi süreci evde devam eden kişilere düzenli ziyaretler gerçekleştirerek temel sağlık ihtiyaçlarını karşılıyor.</b></p>
<p>Ev ortamında sunulan hizmetler kapsamında hastalara pansuman, enjeksiyon uygulaması, kan alma işlemleri ve çeşitli tıbbi destekler sağlanırken, hasta yakınları da bakım süreçleri hakkında bilgilendiriliyor. Özellikle yaşlılar, kronik rahatsızlığı bulunanlar ve hareket kabiliyeti kısıtlı bireyler için hizmet büyük kolaylık sunuyor.</p>
<p>Sağlık İşleri Müdürlüğü koordinasyonunda sürdürülen çalışmalar, hasta nakil araçları ve özel donanımlı servislerle destekleniyor. Ekipler, gelen talepleri değerlendirerek ihtiyaç sahibi vatandaşlara planlı şekilde ulaşıyor.</p>
<p>Evde sağlık desteğinden yararlanan Nuri Van, “Bu uygulama hem tedavi sürecimi kolaylaştırdı hem de hastaneye gitme zorluğumu azalttı. Bu konuda bize yardımcı olan Maltepe Belediyesine ve Belediye Başkanı Esin Köymen’e teşekkür ederim.” dedi.</p>
<p>Hizmetten faydalanmak isteyen vatandaşlar, belediyenin çağrı merkezi üzerinden (444 1 706) başvuru oluşturarak randevu alabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-saglik-hizmeti-vatandasin-ayagina-gidiyor-645267">Maltepe&#8217;de Sağlık Hizmeti Vatandaşın Ayağına gidiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her unutkanlık aynı değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[Duygudurum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[polat]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, nörolojik ve psikiyatrik kökenli unutkanlıkların nedenleri, belirtileri ve seyir açısından farklılıkları ile doğru ayırt etmenin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Nörolojik ve psikiyatrik unutkanlıkta altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklı!</strong></p>
<p>Unutkanlığın, Alzheimer gibi hem nörodejeneratif hastalıkların hem de psikiyatrik sorunların ortak bir belirtisi olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Burcu Polat, “Ancak altta yatan mekanizmalar ve klinik özellikler farklıdır.” dedi.</p>
<p>Nörolojik unutkanlığın yavaş, sinsi ve genellikle ilerleyici bir başlangıcı olduğunu aktaran Doç. Dr. Polat, “Önce yakın bellek bozulur; hasta unuttuğunu fark etmeyebilir veya önemsemeyebilir. Zamanla dil, yön bulma, yürütücü işlevler gibi başka bilişsel alanlar da etkilenir. Nörolojik muayenede yürüme bozukluğu, güç kaybı gibi ek bulgular eşlik edebilir. Nöropsikolojik testlerde gerçek bir öğrenme/hatırlama sorunu vardır; ipucu verilse de performans düzelmez.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir! </strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlığı da değinen Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi: </p>
<p>“Genellikle daha yeni başlangıçlıdır ve ilgisizlik, uyku-iştah değişiklikleri, keyifsizlik gibi depresif belirtilerle eş zamanlıdır. Hasta unutkanlığından yoğun şikayetçidir, bunu fazlaca önemser. Depresif bireyler performanslarını gerçekte olduğundan daha kötü tanımlama eğilimindedir. Dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ön plandadır; gerçek bellek depolama sorunu nadirdir. Testlerde ipucu/hatırlatma ile performans belirgin düzelir. Altta yatan duygudurum bozukluğu tedavi edildiğinde bilişsel şikayetler genellikle düzelir.”</p>
<p><strong>Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir</strong></p>
<p>Psikiyatrik unutkanlık ile nörolojik unutkanlık arasında bazı ayırıcı tanı ipuçları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Burcu Polat, “Şikayetin kendisi mi yoksa yakınların gözlemi mi öncelikli? Psikiyatrik durumlarda kişinin kendisi şikayetçi iken nörolojik tabloda çevresi fark eder. İpucuyla performans düzeliyor mu? Psikiyatrikte evet, nörolojikte hayır. Eşlik eden duygudurum bulguları var mı? Zaman içindeki gidişat dalgalı/duygudurumla ilişkili mi, yoksa istikrarlı ilerleyici mi? Bu soruların cevapları unutkanlığın nedenini belirlemede yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Her unutkanlık aynı anlama gelmez!</strong></p>
<p>Aile bireylerinden birinde unutkanlık fark edildiğinde kaygılanılabileceğini kaydeden Doç. Dr. Polat, “Ama her unutkanlık aynı anlama gelmez. Bazı unutkanlıklar beyin hücrelerinin yıpranmasından, bazıları ise ruhsal yorgunluk ve üzüntüden kaynaklanır. İkisini ayırt etmek, doğru desteği sağlamak için çok önemlidir.” dedi.</p>
<p>Beyin hastalıklarına bağlı unutkanlığın nörodejeneratif süreçlerle ilişkili ilerleyici bilişsel bozulma ile seyrettiğini, psikiyatrik nedenli unutkanlığın ise duygudurum ve dikkat/konsantrasyon süreçlerindeki bozulmaya bağlı olarak ortaya çıkan, çoğu zaman geçici bilişsel şikayetler olduğunu yineleyen Doç. Dr. Polat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ailelerin bazı soruların cevaplarına dikkat etmesi doğru destek için rehber olabilir: Şikayet kimden geliyor? Kişinin kendisi mi çok şikayetçi, yoksa siz mi fark ediyorsunuz? Hatırlatınca akıllarına geliyor mu, yoksa hiç hatırlamıyorlar mı? Yanında keyifsizlik, isteksizlik, uyku/iştah sorunu var mı? Durum zamanla kötüye mi gidiyor, yoksa dalgalı mı?”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-unutkanlik-ayni-degil-645249">Her unutkanlık aynı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[verenlere]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarının bakım sürecinde yakınlarına önemli görevler düştüğünü belirterek, hastalığın evrelerini ve davranış değişikliklerini tanımanın hem hasta hem de bakım verenler açısından süreci kolaylaştırdığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188">Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarının bakım sürecinde yakınlarına önemli görevler düştüğünü belirterek, hastalığın evrelerini ve davranış değişikliklerini tanımanın hem hasta hem de bakım verenler açısından süreci kolaylaştırdığını söyledi. Eyüpoğlu, bakım verenlerin beklentilerini gerçekçi tutmaları, hastalığın etkilerini kişiselleştirmemeleri ve sosyal destek mekanizmalarından yararlanmalarının önemine dikkat çekti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Demans hastalarıyla yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü ve Atlas Üniversitesi Psikoloji Laboratuvarı araştırmacılarından Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığında bakım verenlerin sürecin en önemli parçalarından biri olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Alzheimer sürecinde bakım verenlerin rolü büyük</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bakım veren kavramının, hastanın günlük ihtiyaçlarını karşılayan kişi ya da kişiler için kullanıldığını belirten Eyüpoğlu, bu kişilerin eş, çocuk, kardeş ya da başka bir yakın olabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer ile baş etmenin ilk adımının hastalığı tanımak olduğunu söyleyen Eyüpoğlu, “Bakım verenler Alzheimer hakkında ne kadar bilgi sahibi olursa hem hastaya yönelik beklentilerini daha doğru yönetebilir hem de hastalığın farklı evrelerinde karşılaşabilecekleri zorluklara karşı hazırlıklı olabilirler” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Herkesin demansı kendine”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’ın nörodejeneratif bir hastalık olduğunu belirten Eyüpoğlu, Alzheimer’ın en yaygın demans türü olduğuna dikkat çekti. Alzheimer tanısının nörologlar tarafından konulduğunu ve tedavi sürecinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının gerekebileceğini ifade eden Eyüpoğlu, alan uzmanlarının sıkça kullandığı “Herkesin demansı kendine” ifadesini hatırlatarak, her hastanın süreci farklı yaşayabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının belirli evreleri olsa da bireyin eğitim düzeyi, sosyal çevresi, yaşam deneyimleri, ilgi alanları ve eşlik eden sağlık sorunlarının hastalığın seyrini etkileyebildiğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin doktorlarıyla iş birliği içinde hareket etmelerinin önem taşıdığını kaydetti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, “Her ne kadar Alzheimer evreleri ve her evrede tahmini olarak görebileceğimiz değişimler sabit olsa da özellikle Alzheimer hastalığında bireyin sahip olduğu bilgi birikim, sosyal çevre, aktif ilgi alanları gibi faktörlerin ve bunlarla beraber</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>komorbid hastalıklarının yani Alzheimer’a eşlik eden hastalıklarının etkili olabileceğini göz</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>önüne almak gerekmektedir. Bu anlamda doktorunuz ile birlikte adımlar atmak ve hastalığı</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>tanımak son derece kıymetlidir ”diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Davranışlardaki değişimlerin nedeni; hastalığın kendisi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’ın yalnızca hafıza kaybına neden olmadığını, aynı zamanda muhakeme, problem çözme ve karar verme becerilerinde bozulmalara yol açtığını belirten Eyüpoğlu, ilerleyen evrelerde kişilik ve davranış değişikliklerinin de görülebileceğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Eyüpoğlu, “Alzheimer hastalığının bireyde neden olduğu bellek, yargı, muhakeme,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>problem çözme işlevlerindeki bozulmaların yanı sıra ilerleyen evrelerinde bireyin karakter</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>özelliklerinde de değişikliğe sebep olabileceği bilinmektedir. Sevdiklerimiz Alzheimer ile</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>giderek bize yabancılaşırken bakım verenler olarak bu durumu kabul etmek, sevdiklerimizin </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>değişimini onlarla beraber yaşamak bu durumun bir parçasıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bakım verenlerin, sevdiklerinde gözlemledikleri değişimlerin hastalığın bir sonucu olduğunu unutmamaları gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, “Sevdiklerimizdeki değişimin nedeni onların tercihleri değil, Alzheimer hastalığının yarattığı bilişsel yıkımdır. Bu gerçeği kabul etmek bakım verenlerin beklentilerini daha sağlıklı yönetmesine yardımcı olur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bakım veren yükü, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açabiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer bakımının uzun soluklu ve kesintisiz bir sorumluluk olduğuna dikkat çeken Eyüpoğlu, bakım verenlerde zamanla sosyal izolasyon, psikolojik yorgunluk ve ekonomik zorlukların ortaya çıkabileceğini belirtti. Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, bu yükü hafifletmek için şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ortam değişikliklerinden kaçının: </span></span></span></b><span><span><span>Alzheimer’ın özellikle ileri evrelerinde hastaların alışık oldukları ortamda kalmalarının önem taşıdığını belirten Eyüpoğlu, sık ortam değişikliklerinin kafa karışıklığını artırabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sorumluluğu paylaşın: </span></span></span></b><span><span><span>Bakım sürecinin tek bir kişinin omuzlarında olmaması gerektiğini vurgulayan Eyüpoğlu, aile bireyleri ve yakın çevrenin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastanın sınırlarını tanıyın: </span></span></span></b><span><span><span>Kalabalık ve yüksek ses gibi çevresel faktörlerin Alzheimer hastalarında huzursuzluk ve ajitasyona yol açabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım planının bu durumlar göz önünde bulundurularak yapılmasını önerdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Destek kaynaklarından yararlanın: </span></span></span></b><span><span><span>Bakım verenlerin kamu kurumları, sosyal destek programları ve ücretsiz hizmetler hakkında bilgi edinmelerinin hem ekonomik hem de psikolojik yükü azaltabileceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde uygulanan Alzheimer tedavilerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik olduğunu belirten Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu,  özellikle erken evrede tanı alan bireylerde tedaviye erken başlanmasının yaşam kalitesini artırdığını ve bakım veren yükünü azaltabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Alzheimer hastalarına bakım verenlere 5 önemli tavsiye</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalarına bakım verenler için şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>1. Hastalığın evrelerini ve değişimleri öğrenin: </span></span></span></b><span><span><span>Hastalığın her evresinde ortaya çıkabilecek davranışsal ve bilişsel değişiklikleri bilmek, olası sorunlara karşı önlem almayı kolaylaştırır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>2. Davranışları kişiselleştirmeyin. </span></span></span></b><span><span><span>Hastanın sergilediği zorlayıcı davranışların bilinçli tercihlerden değil, Alzheimer’ın neden olduğu bilişsel kayıplardan kaynaklandığını unutmayın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>3. Tekrarlayan sorular karşısında sabırlı olun: </span></span></span></b><span><span><span>Yeni bilgileri öğrenme ve hatırlama güçlüğü nedeniyle aynı soruların tekrar tekrar sorulabileceğini belirten Eyüpoğlu, bakım verenlerin sakin kalmasının önemli olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>4. Davranışların altındaki nedeni araştırın: </span></span></span></b><span><span><span>Yemek yemeyi reddetme, duş almak istememe veya ilaç kullanmaktan kaçınma gibi davranışların altında fiziksel bir rahatsızlık ya da ifade edilemeyen bir ihtiyaç bulunabileceğini göz önünde bulundurun.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>5. Agresyonun nedenini anlamaya çalışın: </span></span></span></b><span><span><span>Öfke ve saldırganlık davranışlarının çoğu zaman kişinin kendisini ifade etmekte zorlanmasından veya çevresini anlamlandıramamasından kaynaklanabileceğini unutmayın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bakım verenlerin yükünü hafifletmek büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Arş. Gör. Sevim Eyüpoğlu, Alzheimer hastalığının her bireyde farklı seyrettiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bakım verenlerin yolculuğu uzun ve zaman zaman yıpratıcı olabiliyor. Bu süreçte karşılaştıkları güçlükleri tanımak ve yüklerini hafifletecek destek mekanizmalarını güçlendirmek, gösterdikleri kıymetli emeğin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-bakim-verenlere-uzman-tavsiyeleri-645188">Alzheimer&#8217;da bakım verenlere uzman tavsiyeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 08:02:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[Aşırı Terleme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kurtulmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[terleme]]></category>
		<category><![CDATA[terlemeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yazın]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=645095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri tedavi edilmediği takdirde yıllarca devam edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095">Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sık görülen ve genç yaşlarda başlayan aşırı el ve koltuk altı terlemeleri tedavi edilmediği takdirde yıllarca devam edebiliyor. Basit bir rahatsızlık olarak görülen el ve koltuk altı terlemeleri, bireylerin el sıkışmaktan kaçınmasına, yazı veya bilgisayar kullanırken zorlanmasına, kıyafet seçimlerinde kısıtlamalar yaşamasına neden olabiliyor. Aşırı terleme rahatsızlığı nedeniyle özgüven kaybı da yaşayan hastalar sosyal ortamlardan da uzaklaşabiliyor. Pek çok hasta, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunun farkında olmadan yaşamını bu kısıtlamalarla yıllarca sürdürmeye çalışıyor. Oysa günümüzdeki gelişen tıbbi teknolojiler sayesinde aşırı terleme sorunları kalıcı olarak tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, aşırı el ve koltuk altı terlemesinin nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El ve koltuk altı terlemesi sosyal hayattan uzaklaşmanıza neden olmasın</strong></p>
<p>Terleme, vücudun ısı dengesini korumak için gerekli olan doğal bir mekanizma olarak görev yapmaktadır. Ancak bazı kişilerde sempatik sinir sisteminin normalden fazla çalışmasına bağlı olarak, ortam sıcaklığı veya fiziksel aktivite ile açıklanamayacak düzeyde terleme meydana gelebilmektedir. Tıpta “primer hiperhidroz” olarak adlandırılan bu durum, çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlayarak erişkin yaşlara kadar devam edebilmektedir. Özellikle el içlerinde ve koltuk altlarında görülen yoğun terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilmektedir. </p>
<p>Sürekli ıslak kalan eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinmek, evrakların veya elektronik cihazların zarar görmesi, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissi yaşamak ve özgüven kaybı bu hastalığın en sık karşılaşılan sonuçları arasında yer almaktadır. Araştırmalar, aşırı terleme sorunu yaşayan bireylerde sosyal kaygı ve stres düzeylerinin daha yüksek olabildiğini göstermektedir. Bu nedenle aşırı terleme yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönleriyle de değerlendirilmesi gereken bir sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>El terlemenize koltuk altı terlemesi de eşlik ediyorsa</strong></p>
<p>Aşırı terleme nedeniyle yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen hastalar, cerrahi tedavi açısından değerlendirilebilmektedir. Her hastanın durumunun farklı olduğu unutulmamalı, uygun tedavi seçeneği ayrıntılı uzman değerlendirmesi sonrasında belirlenmelidir. Cerrahi tedavi özellikle şu kişiler için uygun olabilmektedir;</p>
<ul>
<li>Günlük yaşamını etkileyen ileri derecede el terlemesi yaşayanlar</li>
<li>El terlemesine koltuk altı terlemesinin eşlik ettiği kişiler</li>
<li>Tokalaşma, yazı yazma veya bilgisayar kullanırken zorlananlar</li>
<li>Sosyal ortamlarda özgüven kaybı hissedenler</li>
<li>Botoks, ilaç tedavisi veya iyontoforez gibi yöntemlerden yeterli sonuç alamayan hastalar</li>
</ul>
<p><strong>Bir santimetrelik kesilerle terleme sorunundan kurtulabilirsiniz</strong></p>
<p>Göğüs cerrahisi tarafından uygulanan Endoskopik Torakal Sempatektomi (ETS) işleminde, terlemeye neden olan sempatik sinir zincirinin ilgili bölümü video yardımlı minimal invaziv yöntemlerle kontrol altına alınmaktadır. Günümüzde yaygın olarak uygulanan bu yöntem, aşırı el terlemesinde en etkili ve kalıcı tedavi seçeneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. İşlem her iki tarafta yaklaşık 1 santimetrelik küçük kesilerden gerçekleştirilmektedir. Kamera yardımıyla yapılan girişimde kaburgalar açılmadan ve büyük cerrahi kesiler yapılmadan operasyon kısa sürede tamamlanabilmektedir. Minimal invaziv teknikler sayesinde ameliyat sonrası ağrı daha az olmakta, iyileşme süreci hızlanmakta ve hastalar günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebilmektedir. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün veya ertesi gün taburcu olabilmekte, kısa süre içerisinde normal aktivitelerine devam edebilmektedir. Bu özellikleri sayesinde ETS, hem hasta konforu hem de tedavi başarısı açısından önemli avantajlar sunmaktadır.</p>
<p><strong>Botoks mu, cerrahi mi? </strong></p>
<p>Aşırı terleme tedavisinde ilaç uygulamaları, iyontoforez ve botoks gibi farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Ancak bu yöntemlerin bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Botoks uygulamaları birçok hastada etkili sonuçlar sağlasa da etkisinin belirli bir süre sonra azalması nedeniyle düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekmektedir. İlaç tedavileri ise ağız kuruluğu, çarpıntı ve benzeri yan etkiler nedeniyle bazı hastalar tarafından uzun süre kullanılamamaktadır. Cerrahi tedavi ise uygun hastalarda tek seferlik bir girişimle uzun dönemli ve kalıcı sonuçlar sağlayabilmektedir. Özellikle ileri derecede el terlemesi bulunan kişilerde başarı oranlarının yüksek olması nedeniyle günümüzde en etkili tedavi seçeneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Terleme sorunundan kurtulabilir, özgüveninizi geri kazanabilirsiniz</strong></p>
<p>El ve koltuk altı terlemesi, kişinin yaşamını sessizce etkileyen ancak çoğu zaman dile getirilmeyen sağlık sorunlarından biridir. Birçok kişi bu durumla yaşamaya alışmak zorunda olduğunu düşünse de günümüzde modern tıp, aşırı terleme sorununa yönelik etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir. Minimal invaziv göğüs cerrahisi tekniklerindeki gelişmeler sayesinde aşırı terleme rahatsızlığının büyük bölümünde tedavi edilebilmektedir. </p>
<p>Terleyen eller nedeniyle tokalaşmaktan çekinen, sosyal ortamlarda kendini rahatsız hisseden, iş veya eğitim hayatında zorluk yaşayan kişilerin bu sorunu kader olarak görmemesi gerekmektedir. Yaşam kalitesini düşüren aşırı terleme şikâyeti bulunan bireylerin, uygun tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi için bir göğüs cerrahisi uzmanına başvurmaları büyük önem taşımaktadır. Erken değerlendirme ve doğru tedavi yaklaşımı sayesinde hastalar hem sosyal yaşamlarında hem de günlük aktivitelerinde önemli ölçüde rahatlama sağlayabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yazin-asiri-terlemeden-kurtulmak-icin-dogru-yontemi-secin-645095">Yazın Aşırı Terlemeden Kurtulmak İçin Doğru Yöntemi Seçin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[tören]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde Diş Hekimliği Fakültesi 1. dönem ve Tıp Fakültesi 2. dönem mezunları heyecan ve coşkuyu bir arada yaşadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956">Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen mezuniyet töreninde Diş Hekimliği Fakültesi 1. dönem ve Tıp Fakültesi 2. dönem mezunları heyecan ve coşkuyu bir arada yaşadı. 36 diş hekimi ve 120 doktor bu yıl Üsküdar Üniversitesi mezunu olarak profesyonel hayata geçiş yaptı. </p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile TARHAN &#8211; İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’ın da katıldığı törende, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ziver Ergün Yücel ve Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın da aralarında yer aldığı akademisyenler hazır bulundu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Bundan sonra hastalarla baş başa kalacaksınız, hayatlarına dokunacaksınız”</strong></p>
<p>Ailelerin de yoğun ilgi gösterdiği törende mezun öğrenci ve ailelerine seslenen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Diş Hekimliği Fakültesi mezunlarına ‘ilk göz ağrımızsınız’ diyerek hitap etti.</p>
<p>Ailelerinin kendilerine teslim ettikleri evlatlarını özenle yetiştirmeye çalıştıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Biz öğrencilerimiz için tüm alt yapıyı sağlamaya çalıştık, hocalarımız da çok fedakârlık yaptı. Her bitiş yeni bir başlangıç. Bundan sonra hastalarla baş başa kalacaksınız, hayatlarına dokunacaksınız.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Hayatta engellere karşı su gibi olun…”</strong></p>
<p>Sağlık alanında Yapay Zeka teknolojilerinin giderek daha fazla önem kazandığını hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mezunlara teknolojiyi de yakından takip etmeleri önerisinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan konuşmasında şunları söyledi:</p>
<p>“Akademik başarınız iyi olabilir ama bu hayattaki başarınızı belirlemez. İyi bir hekim olmadan önce iyi bir insan olmak önemli. Vicdani ve ahlaki değerlere sahip olmanız gerekir. Karşınıza engeller çıkabilir, hayatta engellere karşı su gibi olun. Gerekirse önünüze çıkan engelin etrafından dolaşın. Dışarıdan sizi yanlış yönlendirmeye çalışabilirler; ‘hayır’ diyebilmek de önemli. Hatalar yapacaksınız, değerli olan hatayı fark edip düzeltmek.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Unutmayın, başarısızlık da bir öğretmendir”</strong></p>
<p>İnsan hayatında bazı dönüm noktaları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu dönüm noktaları unutulmaz. Bu tören de iz bırakan anlardan biri olacak hayatınızda. Hem diş hekimleri hem de tıp doktorları olarak bundan sonra giydiğiniz beyaz önlük saflığı, şeffaflığı, bilimi ve vicdanı temsil eder; güvenin üniformasıdır. İyi hekim olmak bir yolculuk. Unutmayın, başarısızlık da bir öğretmendir, kalktıktan sonra ‘bundan ne öğrendim?’ diye sorgulayın kendinizi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Bizim amacımız öncelikle iyi insanlar yetiştirmek”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, törende yaptığı konuşmada Diş Hekimliği Fakültesinin ilk mezunlarını verdiğini hatırlatarak, yıllar sonra kürsüde heyecanlandığını söyledi.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin pırıl pırıl hekimleri sektöre gönderdiğini kaydeden Prof. Dr. Güngör, ailelere seslendi: “Ailelerin çok daha heyecanlı olduğunu tahmin ediyorum. Onlara emek verdiniz, ilmek ilmek dokudunuz… Gösterdiğiniz rotanız bugün sizi buraya getirdi. En değerlilerinizi bize emanet ettiniz. Biz de onlara çok iyi baktık. Bizim amacımız öncelikle iyi insanlar yetiştirmek. Emanetleriniz hem mesleki beceriyle donandı hem de insani değerlerle.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Okul bitti, artık sınavlarınız olmayacak ama sorumluluklarınız arttı”</strong></p>
<p>Yeni mezunların insanlık yolculuğuna muhteşem katkılar sunacağını vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “Siz artık birer hekimsiniz. İyi diş hekimleri, iyi doktorlar olun. Teknolojiyi iyi izleyin, sizin için önemli bir destek alanı olacak. Okumaya devam edin.” önerisinde bulundu.</p>
<p>“Yapay zekaya aklınızı teslim etmeyin, onları biz ürettik, kontrol ettiğimiz sürece bize yardım eder.” diyen Prof. Dr. Güngör, “Keyifli ve zor bir yolculuğa çıkıyorsunuz ama bu zamana kadar zorlukların üstesinden geldiniz. Okul bitti, artık sınavlarınız olmayacak ama sorumluluklarınız arttı. Dünyaya, insanlara karşı sorumlusunuz. Siz gerekli donanıma sahipsiniz, buna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güngör: “Bu dünya sizlerin sayesinde daha aydınlık yarınlara ilerleyecek”</strong></p>
<p>Sağlık alanında empatinin önemli olduğuna işaret eden Prof. Dr. Güngör, “Bir hastayı gülümseyerek karşıladığınızda kazanan siz olursunuz. Bazılarınız ülkenin farklı yerlerinde görev yapacak. Gideceğiniz yere insani değerleri de götüreceksiniz. Çünkü önce bunu öğrendiniz. Ayrıca mutlaka ışığınızı da götürün. Siz artık birer kanaat önderisiniz. Cumhuriyet değerlerine bağlı olacaksınız. Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürüyeceksiniz. Bu dünya sizlerin sayesinde daha aydınlık yarınlara ilerleyecek.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Koçak: “Merhametinizi hiçbir teknolojiye değişmeyin”</strong></p>
<p>Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak konuşmasında, sadece mezuniyetin kutlanmadığını aynı zamanda insan hayatına dokunacak hekimlerin kutlandığını söyledi.</p>
<p>Bir insanın hastaneye sadece hastalığıyla gitmediğini, hayalleriyle korkularıyla gittiğini kaydeden Prof. Dr. Koçak, “Hastaların düşüncelerini göz ardı etmeyin. İyi bir hekim olmak, iyi bir insan olmaktır.” dedi.</p>
<p>Mezunların, tarihin en büyük teknolojik dönüşüm döneminde hekimliğe adım attıklarını ifade eden Prof. Dr. Koçak şunları söyledi:</p>
<p>“Hekimlik mesleği ortadan kalkacak mı diye sorabilirsiniz, hayır. Yapay zeka, bir hastanın endişesini, ölüm korkusunu anlayamaz. Teknoloji geliştikçe hekimin değeri artar. Bir hekimin sahip olması gereken en değerli özellik, insani değerleri bırakmamaktır. Her hasta yeni bir öğretmendir. Bir bebek ilk nefesini alırken yanında olabilirsiniz, bir anne en kötü haberi sizden duyabilir, bir hasta en son sizin yüzünüzü görebilir, sesinizi duyabilir. Merhametinizi hiçbir teknolojiye değişmeyin.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yücel: “Başarınız, bizim başarımız”</strong></p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ziver Ergün Yücel, 5 yıl önce büyük heyecan ve vizyonla başlayan öğrencileri mezun etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.</p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesi kurulurken hedefin sadece laboratuvar ve klinik kurmak olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Teknolojiyle, yapay zekayla öncü bir eğitim hedefledik.” dedi.</p>
<p>Öğrencilere sadece bilgi değil, hekimlik sanatını aşılayan akademisyenlere teşekkür eden Prof. Dr. Yücel, Diş Hekimliği Fakültesi mezunlarına seslendi: “Değerli genç meslektaşların, ilk olmak kolay değil. Siz bizim göz bebeğimizsiniz. Fakültenin geleceğini bizlerle inşa ettiniz. Dijitalleşmenin diş hekimliği mesleğini yeniden şekillendirdiği bu çağda başarılı olacaksınız. Başarınız, bizim başarımız.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Aydın: “Sadece kendinizi değil, eğitim aldığınız bu kurumu da bizleri de temsil ediyorsunuz”</strong></p>
<p>Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Aydın da konuşmasında, Tıp Fakültesi öğrencilerinin 6 yıllık eğitim sürecine çok şey sığdırıldığından bahsetti. Dışarıdan ‘6 yıl okudu’ demenin kolay olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aydın, “Hem afili hastanemiz NPİSTANBUL Hastanesi hem de çeşitli hastanelerde eğitimlerini tamamladılar. Bu eğitimlerin arkasında on binlerce saatlik emek, binlerce hasta karşılaşması, yüzlerce hocanın emeği var. Sizi mezun ediyoruz ama başarılarınızı da takip edeceğiz. Sadece kendinizi değil, eğitim aldığınız bu kurumu da sizlere eğitim veren bizleri de temsil ediyorsunuz.” diye konuştu.</p>
<p>Ailelere de seslenen Prof. Dr. Aydın, “Başarıda sabrınızın ve güveninizin önemli bir yeri var. Yetiştirdiğiniz genç doktorlar için teşekkürler.” dedi.</p>
<p><strong>Diş Hekimliği birincisinden duygulandıran konuşma </strong></p>
<p>Konuşmaların ardından mezuniyet belgesi takdim törenine geçildi. Diş Hekimliği Fakültesi’nin ilk mezuniyet döneminde okulu üçüncü olarak bitiren Cemil Gençtük’e ödülü Prof. Dr. Hikmet Koçak tarafından takdim edildi. İkinci Elif Aytemür ise ödülünü Prof. Dr. Nazife Güngör ile Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan’ın elinden aldı.</p>
<p>Diş Hekimliği Fakültesini birincilikle bitiren Selin Güvenç’e ödülünü Prof. Dr. Nevzat Tarhan takdim etti. Selin Güvenç okulun kütüğüne isminin yazılı olduğu plakayı çaktı. Güvenç yaptığı konuşmayla tüm mezunlara ve ailelere duygu dolu anlar yaşattı. Gururlu olduğunu dile getiren Güvenç, “Bu benim için yalnızca akademik başarı değil, emeğimin karşılığı.” dedi. Mustafa Kemal Atatürk’e saygı ve sevgisini ifade eden Güvenç, “Annem, iyi ki varsın. Hayatımı kolaylaştırıyorsun. Ve yanımda olmasını, bu anı babamla da paylaşmayı çok isterdim. Onu da özlemle anıyorum.” diyerek ailesine ve hocalarına teşekkür etti.</p>
<p><strong>Fedakârlıklarla geçen altı yılın ardından gelen birincilik </strong></p>
<p>Tıp Fakültesinde ise üçüncü Beyza Pınar Balcı Prof. Dr. Nazife Güngör’den, ikinci Beyza Gürbüz Mütevelli Heyet Başkanı Furkan Tarhan ile TARHAN &#8211; İDER Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Tarhan’dan ve birinci Beyza Bıçakçılar ise Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan ödüllerini aldılar.</p>
<p>Kütüğe plaka çakmasının ardından bir konuşma yapan birinci Beyza Bıçakçılar, eğitim süresi boyunca yaşadıkları zorluklardan bahsetti: “Uykusuz geceler, bitmek bilmeyen sınavlar, hastane koridorlarında geçen saatler, nöbetler, kaygılar, yorgunluklar. Bazen bir günün ne zaman başladığını ne zaman bittiğini anlamadığımız zamanlar oldu. Bazen tükenmiş hissettik, bazen başarabileceğimizden şüphe ettik. Ama bütün o fedakarlıklar bizi bugüne ulaştırdı.” Eğitimlerine katkı sağlayan akademisyenlere de teşekkür eden Bıçakçılar, “Bizlere yalnızca tıbbi bilgi değil, bir insana nasıl dokunmamız gerektiğini öğrettiniz.” dedi.</p>
<p>ÜÜ TV ve ÜÜ Youtube hesabından da canlı yayınlanan törende Tıp Fakültesi’nde dereceye giren mezunlara İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nadir Kalfazade tarafından steteskop hediye edildi. Dr. Nadir Kalfazade, “Tıp eğitimi boyunca insanı anlamayı, acıya tanıklık etmeyi öğrendiniz. Bundan sonra insana dokunacaksınız. Üstünüzdeki beyaz önlük insanlık değerlerinin, aklın, bilimin simgesi olacak.” dedi ve genç hekimleri İstanbul Tabip Odası çatısı altına davet etti.</p>
<p><strong>Mezunlar keplerini havaya attı </strong></p>
<p>Dereceye giren öğrencilerin konuşmalarının ardından Diş Hekimliği Fakültesi ve Tıp Fakültesi mezunları isimlerinin okunmasıyla birlikte tek tek sahneye çıkarak mezuniyet belgelerini aldı.</p>
<p>Bazı öğrencilerin mezuniyet belgeleri ailelerinde kendileri gibi hekim olan anne, baba, abi ve ablaları tarafından verildi.</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Ümit Tuna Koordinatörlüğünde gerçekleştirilen bayrak flama devir teslim töreninden sonra meslek yeminini eden mezunlar kep attı ve mutluluklarını aile ve arkadaşlarıyla paylaştılar.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-universitesi-dis-hekimligi-fakultesi-ilk-tip-fakultesi-ikinci-mezunlarini-ugurladi-644956">Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ilk, Tıp Fakültesi ikinci mezunlarını uğurladı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 11:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Bağışı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947">&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin kan bağışına daha fazla katılım göstermesi gerektiğini söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “İnsanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, Türkiye&#8217;nin yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 3 milyon ünite olduğunu belirterek, düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını söyledi. Kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün bulunmadığını ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘KANIN TEK KAYNAĞI GÖNÜLLÜ BAĞIŞÇILAR’</p>
<p>Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağının hala gönüllü bağışçılar olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Dünyada hasta tedavileri ve tıp teknolojilerinde çok hızlı bir ilerleme yaşanıyor. Baş döndürücü bir gelişim sürecinin içindeyiz. Ancak bazı şeyler hala değişmiyor. Örneğin hastalara yapılan kan transfüzyonu, yani kan nakli. Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız. Bu nedenle tıbbın ihtiyaç duyduğu şey, kendisini sağlıklı hisseden bireylerin düzenli aralıklarla kan bağışında bulunmasıdır. Çünkü günümüzde kanın yerini alabilecek herhangi bir tıbbi ürün ya da yöntem yoktur. Sağlıklı insanların kan bağışlaması bu yüzden büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>‘KAN BAĞIŞI TOPLUMSAL SORUMLULUK’</p>
<p>Kan bağışı için belirli kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Peki herkes kan bağışlayabilir mi? Hayır. Kan bağışı için belirli kriterler bulunuyor. 18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir. Hatta biz, bu kişilerin kan bağışlaması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü tüm dünyanın karşı karşıya olduğu ortak bir sorun var. İnsanlar kendilerini iyi hissetseler de zaman ayırarak kan bağışında bulunmaktan giderek uzaklaşıyor. Ülkemizde de durum benzer. Kan bağışına uygun yaş aralığında ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişi kan vermeye yeterince zaman ayırmıyor. Bu nedenle kan bağışını bir toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8216;KAN BAĞIŞININ BİLİNEN BİR ZARARI YOK&#8217;</p>
<p>Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü&#8217;nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Geçtiğimiz günlerde Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nü kutladık. Buradaki en önemli mesajımız, ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ oldu. Bu nedenle kendisini sağlıklı hisseden ve kronik hastalığı bulunmayan herkesin kan bağışı için zaman ayırması gerektiğini düşünüyoruz. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları önemlidir. Kan bağışının zarar verip vermediği sorusuyla sık karşılaşıyoruz. Aslında kan bağışının bilinen bir zararı yoktur. Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir” diye konuştu.</p>
<p>‘KAN YOLUYLA BULAŞICI HASTALIKLARI OLANLAR KAN BAĞIŞI YAPMAMALI’</p>
<p>Kan bağışı sürecinde çeşitli sağlık kontrollerinin yapıldığını belirten Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Öte yandan, kan bağışı sırasında kişiler kısa bir sağlık değerlendirmesinden de geçmiş olur. Muayeneleri yapılır, bazı testleri uygulanır, kan grupları belirlenir ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olurlar. Ancak insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır. Dünyada yalnızca kan yoluyla bulaşabilen bazı hastalıklar bulunmaktadır. AIDS, Hepatit B ve Hepatit C bunlardan bazılarıdır. Bu nedenle bu hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerekir. Ülkemizde yıllık kan ihtiyacı yaklaşık 3 milyon ünitedir. Bu konuda tek tedarikçimiz Türk Kızılayıdır. Türk Kızılayı, 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşarak Türkiye’nin yıllık kan ihtiyacını karşılamıştır” dedi.</p>
<p>‘SAĞLIĞIMIZI PAYLAŞALIM’</p>
<p>Prof. Dr. Sönmezoğlu, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere seslenerek, “Ancak burada özellikle vurgulamamız gereken bir nokta var. Bağışların önemli bir kısmı ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluşuyor. Bizim temel hedefimiz; kan bağışına uygun özelliklere sahip bireylerin, çağrılmayı beklemeden düzenli olarak, en az yılda bir kez kan bağışında bulunmalarıdır. Çünkü en güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır. Kan bağışlayabilecek herkese, özellikle de 18 yaşını yeni dolduran gençlere mesajım şudur: Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-kan-bagisi-hayat-kurtariyor-644947">&#8216;Düzenli kan bağışı hayat kurtarıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:29:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[atila]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[tan]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığının böbreklerde zamanla büyüyen çok sayıda sıvı dolu kistin oluştuğu kalıtsal bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Atila Altuntaş, bu kistlerin yıllar içerisinde böbreklerin büyümesine, böbrek dokusunun zarar görmesine ve bazı hastalarda böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317">Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Polikistik böbrek hastalığının böbreklerde zamanla büyüyen çok sayıda sıvı dolu kistin oluştuğu kalıtsal bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Atila Altuntaş, bu kistlerin yıllar içerisinde böbreklerin büyümesine, böbrek dokusunun zarar görmesine ve bazı hastalarda böbrek yetmezliğine yol açabileceğini belirtti.</p>
<p>Her polikistik böbrek hastasında böbrek yetmezliği gelişmediğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, hastalığın düzenli takip edilmesi ve yaşam tarzı önerilerine uyulmasının böbrek fonksiyonlarının daha uzun süre korunmasına yardımcı olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Aile öyküsü hastalık riskini artırıyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığının çoğunlukla kalıtsal olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Atila Altuntaş, anne veya babasında polikistik böbrek hastalığı bulunan bir kişinin hastalığı taşıma riskinin yaklaşık yüzde 50 olduğunu belirterek, aile öyküsü bulunan bireylerin düzenli kontrollerini yaptırmalarının büyük önem taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Hastalık uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebiliyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığının uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebileceğini belirten Altuntaş, zamanla yüksek tansiyon, bel veya yan ağrısı, idrarda kan görülmesi, sık idrar yolu enfeksiyonu, karında şişlik hissi ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>
<p>Polikistik böbrek hastalarında en önemli sorunların yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında azalma olduğuna dikkat çeken Altuntaş, &#8220;Kontrolsüz tansiyon böbrek hasarını hızlandırabilir. Bu nedenle hastaların tansiyonlarını düzenli takip etmeleri ve tedavilerini aksatmamaları gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı böbrek fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlıyor</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalığını tamamen ortadan kaldıran bir tedavinin günümüzde bulunmadığını belirten Altuntaş, erken tanı, düzenli takip, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun tedavi yaklaşımları sayesinde hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabildiğini ve böbrek fonksiyonlarının uzun yıllar korunabildiğini ifade etti.</p>
<p>İlaç tedavisinin yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da hastalığın seyrini etkileyebileceğini belirten Altuntaş, tansiyonun iyi kontrol edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması ve sigaranın bırakılmasının böbrek sağlığının korunmasına katkı sağladığını söyledi.</p>
<p>Bazı ağrı kesicilerin böbreklere zarar verebileceğini hatırlatan Altuntaş, bu nedenle ilaçların yalnızca doktor önerisi doğrultusunda kullanılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca uygun hastalarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik tedavi seçeneklerinin bulunduğunu ancak bu tedavilerin her hasta için uygun olmayabileceğini ve mutlaka nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Yeterli sıvı tüketimi ve düzenli takip büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Doç. Dr. Atila Altuntaş, güncel tedavi kılavuzlarının ileri evre böbrek yetmezliği bulunmayan polikistik böbrek hastalarında yeterli sıvı tüketimini önerdiğini belirterek, &#8220;Yeterli su tüketimi bazı hastalarda kist büyümesini uyaran vazopressin hormonunun baskılanmasına yardımcı olabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kalp yetmezliği bulunanlar, ileri evre böbrek yetmezliği olanlar ve sıvı kısıtlaması önerilen hastaların sıvı tüketimlerini mutlaka doktorlarının önerileri doğrultusunda düzenlemeleri gerektiğini vurgulayan Altuntaş, özellikle sıcak havalarda terlemeyle birlikte sıvı kaybının arttığını belirterek polikistik böbrek hastalarının susamayı beklemeden su içmelerinin ve yeterli sıvı almaya özen göstermelerinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Aşırı susama, ağız kuruluğu, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı ve koyu renkli idrarın susuz kalmanın önemli belirtileri olduğunu ifade eden Altuntaş, bu durumda sıvı alımının artırılması ve gerekirse doktora başvurulması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Hastaların günlük yaşamlarında dikkat etmeleri gereken temel noktaları da sıralayan Altuntaş, şu önerilerde bulundu:</p>
<ul>
<li>Özellikle genç polikistik böbrek hastalarında tansiyonun evde düzenli takip edilmesi ve hekimin önerdiği hedef değerlerde tutulması,</li>
<li>Günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gramı geçmemesi,</li>
<li>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivite yapılması,</li>
<li>İleri kronik böbrek hastalığı veya kalp yetmezliği bulunmuyorsa günlük 2–3 litre sıvı tüketilmesi,</li>
<li>Ağrı kesici ilaçların yalnızca gerekli durumlarda ve doktor önerisiyle kullanılması,</li>
<li>Düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması.</li>
</ul>
<p><strong>Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalı</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalarının bazı belirtileri ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, aşağıdaki durumlarda gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi:</p>
<ul>
<li>İdrarda kan görülmesi,</li>
<li>Şiddetli yan veya bel ağrısı,</li>
<li>Ateş ve titreme,</li>
<li>Ani gelişen çok şiddetli baş ağrısı,</li>
<li>Kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon,</li>
<li>İdrar miktarında belirgin azalma,</li>
<li>Şiddetli susuzluk, bayılma hissi, kusma, ishal, yüksek ateş, ciltte veya gözlerde sararma, koyu renkli idrar ve belirgin halsizlik.</li>
</ul>
<p><strong>Polikistik böbrek hastalığıyla uzun ve kaliteli bir yaşam mümkündür</strong></p>
<p>Polikistik böbrek hastalarının doğru takip ve tedaviyle uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürdürebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Atila Altuntaş, sözlerini şöyle tamamladı: &#8220;Polikistik böbrek hastalığıyla uzun ve kaliteli bir yaşam sürmek mümkündür. Bunun için düzenli doktor kontrollerinizi aksatmayın, tansiyonunuzu kontrol altında tutun, sigara kullanmayın, tuz tüketimini azaltın ve yeterli sıvı almaya özen gösterin. Erken tanı, düzenli takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür.&#8221;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doc-dr-atila-altuntastan-polikistik-bobrek-hastalarina-onemli-uyarilar-644317">Doç. Dr. Atila Altuntaş&#8217;tan Polikistik Böbrek Hastalarına Önemli Uyarılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:22:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta Yakınları]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=644146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi (Mavi Ev), Alzheimer ve demans hastalarına yönelik sunduğu bakım ve sosyal etkinliklerle yaşam kalitesini artırırken, hasta yakınlarına da önemli bir destek sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146">Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span><span><span>Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi (Mavi Ev), Alzheimer ve demans hastalarına yönelik sunduğu bakım ve sosyal etkinliklerle yaşam kalitesini artırırken, hasta yakınlarına da önemli bir destek sağlıyor. <span>Zeka oyunlarından, ahşap boyamaya, müzik dinletisinden sebze yetiştiriciliğine, el işi çalışmalarından ergoterapiye kadar birçok sosyal çalışmanın yapıldığı merkez, hem hastalara hem de hasta yakınlarına destek oluyor. </span></span></span></span></p>
<p><span><span>Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren Mavi Ev’de, Alzheimer ve demans hastalarına uzman ekipler tarafından profesyonel destek veriliyor. Merkezde özellikle 1. ve 2. evre hastalara yönelik hizmet sunulurken, psikososyal destek, fizik tedavi, rehabilitasyon ve ergoterapi uygulamalarıyla hastaların günlük yaşam becerilerinin korunmasına katkı sağlanıyor. Hastaların güvenli bir ortamda vakit geçirmesine imkan tanıyan merkez, hasta yakınlarının da günlük işlerini rahatlıkla yapabilmelerine ve kendilerine zaman ayırabilmelerine olanak sunuyor. Böylece hem hastalar hem de aileleri için daha konforlu bir süreç oluşturuluyor.</span></span></p>
<p><span><span>HEM ZİHİNSEL HEM FİZİKSEL GELİŞİM</span></span></p>
<p><span><span>Mavi Ev’de gerçekleştirilen zeka oyunları, ahşap boyama çalışmaları, el sanatları etkinlikleri, müzik dinletileri, bahçe ve sebze yetiştiriciliği faaliyetleri sayesinde hastaların sosyal hayata katılımları destekleniyor. Uygulanan programlarla fiziksel ve zihinsel aktivitelerini sürdüren hastalar, keyifli ve verimli zaman geçirirken sosyal bağlarını da güçlendiriyor. Merkezden yararlanan hasta ve hasta yakınları, sunulan hizmetlerden duydukları memnuniyeti dile getirerek Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı destekten dolayı teşekkür ediyor. </span></span></p>
<p><span><span>BÜYÜKŞEHİR’E TEŞEKKÜR</span></span></p>
<p><span><span>Hasta yakını Recep Atik, “Eşim rahatsızdı, unutkanlık başladı. Kızımın desteğiyle burayı bulduk. Müdür hanımla tanıştık, sağ olsun bize yardımcı oldu, buraya gelmeye başladık. Buradaki hizmeti görünce pozitif anlamda çok şaşırdık. Ben her gittiğim yerde bunu anlatıyorum. Burası çok güzel bir yer. Allah buranın hayata geçmesine vesile olanlardan razı olsun. Burada bize çok iyi bakıyorlar. Personeller, müdür hanım bizimle çok ilgileniyor. Haftada 3 gün geliyoruz. Yakınlarımızı bekliyoruz. Yakınlarımız burada spor yapıyor, sosyal aktivite yapıyorlar. Vaktimiz burada çok güzel geçiyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bu hizmetten dolayı çok teşekkür ederim” diye konuştu. </span></span></p>
<p><span><span>KEYİFLİ VAKİT GEÇİYOR</span></span></p>
<p><span><span>Alzheimer hastası Şükriye Tanrıverdi ise “Buraya her gün geliyorum. Bizimle çok güzel ilgileniyorlar. Benim yaşımdaki biri için çok önemli ve fayda sağlayacak etkinlikler yapıyoruz. Evde oturmaktansa burada olmak çok daha güzel. Burada yeni arkadaşlar ediniyoruz. Sosyalleşip, sohbet ediyoruz. Farklı farklı etkinlikler yapıyoruz” diyerek memnuniyetini dile getirdi.  </span></span></p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalari-mavi-evde-bulusuyor-644146">Alzheimer Hastaları Mavi Ev&#8217;de buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 21:14:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hedefe Yönelik]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapinin]]></category>
		<category><![CDATA[sonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=643928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi son yıllarda tıbbın en hızlı gelişen alanlarından biri. Uzun yıllar boyunca kanser tedavisinin temelini oluşturan kemoterapi, günümüzde yerini giderek daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928">Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi son yıllarda tıbbın en hızlı gelişen alanlarından biri. Uzun yıllar boyunca kanser tedavisinin temelini oluşturan kemoterapi, günümüzde yerini giderek daha hedefe yönelik ve kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor. Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ahmet Ünsal “Kemoterapi hala birçok kanser türünde önemli bir tedavi seçeneği ama tek silahımız değil. Son yıllarda geliştirilen yeni tedaviler sayesinde birçok hastada daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor ve bazı durumlarda kemoterapiye olan ihtiyaç azalabiliyor. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girilmiş durumdayız&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İmmünoterapi kanser tedavisinde yeni bir dönem başlattı</strong></p>
<p>Kanser tedavisindeki en önemli yeniliklerin başında immünoterapinin geldiğini söyleyen Dr. Ahmet Ünsal &#8220;İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini sağlayan bir tedavi yöntemidir. İmmünoterapinin özellikle akciğer kanseri, cilt kanseri ve böbrek kanseri gibi bazı tümörlerde sağ kalımı belirgin şekilde uzattığı gösterildi. Bu sayede bazı hastalarda yıllarca süren kalıcı yanıtların elde edilmesi artık mümkün hale geldi&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8220;Akıllı ilaçlar&#8221; tedaviyi kişiselleştiriyor</strong></p>
<p>“Akıllı ilaçlar&#8221; olarak bilinen hedefe yönelik tedavilerin de kanser tedavisinde önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Ünsal bu ilaçların kanser hücresindeki belirli genetik bozuklukları hedef aldığını belirterek &#8220;Kanser hücresindeki belirli genetik bozukluklar hedef alınarak normal hücrelere daha az zarar veriliyor. Böylece hem etkinlik artıyor hem de yan etkiler azalabiliyor. Günümüzde birçok akciğer, meme ve kolon kanseri hastasında tedavi kararı artık tümörün genetik özelliklerine göre veriliyor&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Yeni nesil tedaviler umut vadediyor</strong></p>
<p>Kanser tedavisindeki en heyecan verici gelişmelerden birinin de antikor-ilaç konjugatları olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal, &#8220;Bu tedaviler, kanser hücresini tanıyan bir antikor ile güçlü bir kemoterapi ilacını bir araya getirir. Böylece ilaç doğrudan tümör hücresine taşınır ve sağlıklı dokular daha az etkilenir. Son yıllarda özellikle meme, akciğer ve mide kanserlerinde oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gelecekte kanser tedavisinde ne tür gelişmeler olacak?</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde geleceğe yönelik çalışmaların hız kesmeden devam ettiğini belirten Dr. Ünsal, yapay zeka destekli tanı sistemleri, sıvı biyopsi adı verilen kan testleri, kişiye özel kanser aşıları ve yeni nesil hücresel tedaviler üzerinde yoğun araştırmalar yürütüldüğünü söyledi. Bu gelişmeler sayesinde her hastanın tümörünün biyolojik özelliklerine göre tamamen kişiselleştirilmiş tedavi planlarının rutin hale geleceğinin öngörüldüğünü belirten Dr. Ünsal, kanser tedavisinin giderek daha hedefe yönelik ve hasta odaklı bir yapıya kavuştuğunu söyledi.</p>
<p><strong>Amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil</strong></p>
<p>Kemoterapinin tamamen ortadan kalkacağını söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Dr. Ünsal &#8220;Artık kanser tedavisinde yalnızca kemoterapiden söz etmiyoruz. İmmünoterapi, akıllı ilaçlar ve yeni nesil hedefe yönelik tedaviler sayesinde kanserle mücadelede çok daha güçlü bir döneme girildi. Gelecekte amaç sadece yaşam süresini uzatmak değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de koruyarak kanseri kontrol altına almak olacak&#8221; dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-cag-kemoterapinin-sonu-mu-geliyor-643928">Kanser Tedavisinde Yeni Çağ: Kemoterapinin Sonu mu Geliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:44:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[als]]></category>
		<category><![CDATA[başlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[güçsüzlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), halk arasında Motor Nöron Hastalığı olarak bilinen ve kas hareketlerini kontrol eden sinir hücrelerinin ilerleyici kaybıyla ortaya çıkan ciddi bir nörolojik hastalık olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, hastalığın kesin nedeni henüz bilinmese de erken tanı, uygun tedavi ve kapsamlı rehabilitasyon uygulamaları sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS hastalığının belirtileri, risk faktörleri ve güncel tedavi yaklaşımları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS hastalığı nedir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin beyinden kaslara hareket komutlarını ileten üst ve alt motor nöronların hasar görmesi sonucu gelişen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Motor sinir hücrelerindeki kayıp nedeniyle kaslar yeterli uyarıyı alamaz ve zamanla güçsüzleşir. Bu durum günlük yaşam aktivitelerinde belirgin zorluklara yol açar. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin de ALS gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS belirtileri hastadan hastaya değişebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin başlangıç belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Hastalık çoğu zaman kol veya bacaklarda ortaya çıkan güçsüzlük ile başlar. Günlük yaşamda kalem tutma, düğme ilikleme, bardak taşıma veya yürüme gibi basit aktivitelerde zorlanma görülebilir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bazen hastalık, konuşma veya yutma güçlüğü şeklinde başlar. Hastanın kendisi ya da yakınları peltek, genizden konuşma fark eder.  Kaslarda seğirme, ağrı ve kramplar bu belirtilere eşlik eder.  Solunum ve göğüs kasları etkilenmesi ile nefes alıp vermede zorluk görülür. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir. Hastalık vücudun bütün kaslarını etkilemez. Hasta, barsaklarını ve idrarını kontrol edebilir. Cinsel fonksiyonları etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS’nin farklı klinik tipleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, ALS’nin klinik başlangıç bölgesine göre farklı alt gruplara ayrıldığını belirterek şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik bulber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Konuşma bozukluğu, akabinde yutma bozukluğu sonrasında uzuvlara yayılım görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Psödobulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Bulber bulguların egemen olduğu semptomlar yavaş yavaş ekstremitelere yayılır. Üst motor nöron bulguları hakimdir</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Progresif bulber palsi:</span></span></span></b><span><span><span> Egemen bulber bulgular ile başlayıp ekstremitelere yayılarak ilerler. Alt motor nöron bulguları hakimdir. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik servikal başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Tipik olarak, ellerde güçsüzlük, akabinde bulber ve lomber bölgelere yayılım gösteren formdur. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Klasik lomber başlangıçlı form:</span></span></span></b><span><span><span> Bu formda tipik olarak, servikal ve bulber bölgelere yayılan güçsüzlükle giden düşük ayak görülür. Üst ve alt motor nöron bulgularının her ikisi de hakimdir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>100 binde 2-6 oranında görülüyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastalığın dünyanın her yerinde ve her kesimden insanda ortaya çıkabileceğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Erkeklerde biraz daha sıktır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da genç yaşta ve ileri yaşta da görülebilir. Nüfusun 100 binde 2-6 kadarı ALS hastasıdır. Her 100 bin kişiden yılda 2-6’sının ALS’ye yakalandığı tahmin edilmektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS için risk faktörleri Nelerdir?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’de risk faktörlerine ilişkin bilgi verenDr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“</span></span></span></b><span><span><span>Tüm ALS hastalarının yüzde 90’ı sporadik, yüzde 10’u ailesel ALS hastasıdır. Bu nedenle hastalığın büyük çoğunlukla kalıtımla ilgisiz olduğu söylenebilir. Son zamanlarda ALS hastalığı ile ilgili olduğu tahmin edilen pek çok mutasyon bulunmuştur.  En sık 21. kromozomda bulunan süperoksit dismutaz (SOD) enziminin kodlandığı genin yapısında bozulma tespit edilmiştir. Bununla birlikte beyindeki sinir iletiminde önemli rolü olan ‘glutamat’ isimli maddenin ALS hastalarında normalden daha yüksek düzeylerde olduğu saptanmıştır. Glutamatın aşırı fazla olması sinir hücrelerine zarar verdiği bilinmektedir. Hücre metabolizmasındaki bozukluklar, oksidatif stres ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar ile sigara, enfeksiyon, kafa travması gibi çevresel etmenler ALS nedenleri arasında sayılmaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tanısı nasıl konuluyor?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tanısının, nörolojik muayene ve ayrıntılı değerlendirme sonucunda konulduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tanı sürecinde elektromiyografi (EMG), manyetik rezonans görüntüleme (MR), kan ve idrar testleri ile gerektiğinde beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemelerinden yararlanılıyor. Erken dönemde tanı konulması, hastalığın yönetimi ve yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>ALS tedavisinde amaç, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS’nin seyrinin her hastada farklı şekilde olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Hastalıkta hayatta kalma süresi genellikle 4-6 yıl olarak verilse de 10 yıl ve üstünde yaşayan pek çok hasta vardır. İyi bir tıbbi ve sosyal destek ile 20 yıldan fazla yaşayan ALS hastaları vardır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçenekleri bulunuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde ALS’yi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, ancak hastalığın ilerleme hızını azaltmaya yönelik etkili tedavi seçeneklerinin mevcut olduğunu söyledi. Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gutamat salınımı engelleyen Riluzol’ün, serbest radikalleri temizleyerek ve lipid peroksidasyonunu önleyerek oksidatif stresi azaltan Edaravon’un ve ALS’de hastalık gidişini modifiye ettiği gösterilen ve FDA onayı alan Sodyum Fenilbütirat-tauroursodeoksikolik asitin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı kanıtlanmıştır. ALS’nin oluşmasında birçok faktör etkili olduğu için hastalığı kesin tedavi etmeye yönelik birçok yeni ilaç çalışmaları yoğun olarak sürmekte, gen terapileri ve kök hücre tedavilerine yönelik araştırmalar da devam etmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Rehabilitasyon ve psikolojik destek büyük önem taşıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>ALS tedavisinde yalnızca ilaç kullanımının yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, solunum rehabilitasyonu, fizik tedavi uygulamaları, konuşma ve yutma terapileri ile psikolojik destek programlarının hastaların yaşam kalitesini artırmada önemli rol oynadığını söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Erken tanı, düzenli takip ve multidisipliner tedavi yaklaşımı sayesinde ALS hastalarının daha uzun süre bağımsız ve aktif bir yaşam sürdürebilmeleri mümkün olabilmektedir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/als-belirtilerine-dikkat-kas-gucsuzlugu-konusma-bozuklugu-ve-yutma-guclugu-hastaligin-ilk-sinyalleri-olabilir-642873">ALS belirtilerine dikkat: Kas güçsüzlüğü, konuşma bozukluğu ve yutma güçlüğü hastalığın ilk sinyalleri olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:18:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalpte]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı kanser tedavileri yalnızca tümörleri değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kanser tedavisi sürecinde kalbin korunması ve olası risklerin erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204">Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bazı kanser tedavileri yalnızca tümörleri değil, kalp sağlığını da etkileyebiliyor. Bu nedenle kanser tedavisi sürecinde kalbin korunması ve olası risklerin erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Onkokardiyolojinin kanser hastalarının kalp sağlığını korumayı amaçlayan, onkoloji ve kardiyoloji uzmanlık alanlarını bir araya getiren bir tıp dalı olduğundan bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Bu alanın temel amacı, kalp sağlığını koruyarak hastaların kanser tedavilerini kesintisiz ve güvenli şekilde tamamlayabilmelerini sağlamak” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Onkokardiyoloji kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek kalp sorunlarını önlemeyi, erken dönemde tespit etmeyi ve yönetmeyi amaçlar. Bazı kanser ilaçlarının kalpte yüzde 10 ila yüzde 20 oranında yan etkiye yol açabildiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Girişimsel Kardiyolog ve Onko-Kardiyoloji Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Ertan Ökmen, “Yaklaşık 8-10 yıllık bir geçmişe sahip olan bu alana duyulan ihtiyaç da giderek artıyor, kanser tedavilerinin kalp üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte önem kazanıyor. Geçmişte ihtiyaç halinde hastalar onkologlar tarafından kardiyologlara yönlendirilirken, bugün onkokardiyoloji sayesinde hastalar henüz kalp sorunları gelişmeden değerlendiriliyor. Böylece olası kalp problemleri erken dönemde ele alınarak kanser tedavilerinin kesintiye uğramadan sürdürülmesi hedefleniyor” dedi.</p>
<p><strong>Riskli hastaların belirlenmesi tedavinin devamlılığı için kritik</strong></p>
<p>Her kanser hastasında kalp sağlığıyla ilgili bir sorun ortaya çıkmasa da bazı hasta gruplarında tedavi sürecinde kalp problemleri gelişme riski bulunduğuna dikkat çeken Ökmen, “Bu nedenle riskli hastaların erken dönemde belirlenmesi ve düzenli takip edilmesi kıymetli. Amacımız; kalp krizi, kalp yetmezliği veya pıhtı oluşumu gibi sorunlar gelişmeden gerekli önlemleri alarak kanser tedavisinin sekteye uğramamasını sağlamak” şeklinde konuştu.</p>
<p>Riskli hasta grubunun başında daha önce bypass operasyonu geçirmiş, kalp yetmezliği bulunan, kalp krizi geçirmiş ya da koroner stent uygulanmış kişiler geldiğini sözlerine ekleyen Ökmen, “Ayrıca, daha önce yaşanan herhangi bir kalp hastalığı söz konusu olmasa bile alınan kemoterapi veya diğer kanser tedavileri nedeniyle kalbi etkilenebilecek hastalar da risk altında kabul ediliyor. Bu nedenle onkologların tanı ve tedavi planlama sürecinde hastanın kalp hastalığı öyküsünü, aile hikayesini ve mevcut risk faktörlerini değerlendirmesi şart” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kanser-ilaclari-kalpte-yuzde-20ye-varan-yan-etkilere-yol-acabiliyor-642204">Bazı kanser ilaçları kalpte yüzde 20&#8217;ye varan yan etkilere yol açabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kapasitesi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=642123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesinin açılışı gerçekleştirildi. Modern tıbbi altyapı ve ileri teknolojiyle donatılan ünitenin açılış programına; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, üniversite üst yönetimi ile hastane yöneticileri katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123">Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde yenilenen Yoğun Bakım Ünitesinin açılışı gerçekleştirildi. Modern tıbbi altyapı ve ileri teknolojiyle donatılan ünitenin açılış programına; DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, üniversite üst yönetimi ile hastane yöneticileri katıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında yoğun bakım ünitesinin fiziki ve teknik altyapısı tamamen yenilenirken, yatak kapasitesi de önemli ölçüde artırıldı. Daha önce 18 yatakla hizmet veren ünite, yapılan düzenlemeler sonucunda 30 yatak ve 4 izolasyon yatağı olmak üzere toplam 34 yatak kapasitesine ulaştı. Yeni ünite, ileri düzey yoğun bakım hizmetlerinin daha etkin ve nitelikli şekilde sunulmasına imkân sağlayacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Açılış töreninde konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz, üniversite hastanesinin yalnızca İzmir&#8217;in değil, Ege Bölgesi&#8217;nin ve Türkiye&#8217;nin öncü ve köklü sağlık merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, sağlık altyapısını sürekli güçlendirmeye yönelik yatırımların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“İZMİR&#8217;E VE ÜLKEMİZE DAHA GÜÇLÜ HİZMET SUNACAĞIZ”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yoğun bakım hizmetlerinin sağlık sistemindeki kritik önemine dikkat çeken Rektör Prof. Dr. Bayram Yılmaz, &#8220;Özellikle afetler, salgınlar ve olağanüstü sağlık ihtiyaçlarının ortaya çıktığı dönemlerde güçlü yoğun bakım altyapısı büyük önem taşıyor. Bizler de üniversite olarak hem İzmir&#8217;imize hem bölgemize hem de ülkemize daha güçlü sağlık hizmetleri sunabilmek için kapasitemizi artırıyor, çağın gerekliliklerine uygun yatırımlar gerçekleştiriyoruz. Yenilenen ünitemizle birlikte hastalarımıza daha konforlu, daha güvenli ve daha nitelikli sağlık hizmeti sunacağız,&#8221; ifadelerini kullandı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Bayram Yılmaz ayrıca, sağlık alanındaki yatırımların önümüzdeki dönemde de devam edeceğini belirterek, &#8220;Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi&#8217;nin sahip olduğu bilimsel birikimi güçlü teknolojik altyapıyla desteklemeyi sürdüreceğiz. Hedefimiz, sağlık hizmetlerinde kalite standartlarını daha da yukarı taşıyarak vatandaşlarımıza en iyi hizmeti sunmaktır,&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b>“HASTA GÜVENLİĞİ VE HİZMET KALİTESİ ARTACAK”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Rektör Yardımcısı ve Hastane Başhekim Vekili Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz ise gerçekleştirilen yenileme çalışmasının hasta güvenliği ve hizmet kalitesi açısından önemli kazanımlar sağlayacağını belirterek, &#8220;Yoğun bakım hizmetleri, ileri teknoloji ve yüksek uzmanlık gerektiren alanların başında geliyor. Yenilenen ünitemizle birlikte hem fiziki koşullarımızı hem de teknik donanımımızı günümüz standartlarının üzerine taşıdık. Hastalarımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinin niteliğini artırırken sağlık çalışanlarımız için de daha verimli ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturduk,&#8221; diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yeni yoğun bakım ünitesinin özellikle bölgesel sağlık ihtiyaçlarına yanıt verme kapasitesini artıracağını ifade eden Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, &#8220;Artan yatak kapasitemiz sayesinde kritik hasta yönetiminde daha etkin hizmet sunabileceğiz. Üniversite hastanesi olarak ileri düzey sağlık hizmetlerinde üstlendiğimiz sorumluluğu güçlendirmeye ve vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz,&#8221; dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayan yenilenmiş Yoğun Bakım Ünitesi&#8217;nin, başta İzmir olmak üzere Ege Bölgesi&#8217;ndeki sağlık hizmetlerinin güçlenmesine önemli katkılar sunması bekleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yatak-kapasitesi-34e-yukseldi-642123">Yatak Kapasitesi 34&#8217;e Yükseldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalara]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Karabay]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sunuyor]]></category>
		<category><![CDATA[tavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp kapak hastalıkları özellikle ileri yaşlarda sık görülürken, nefes darlığı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikayetlerle yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Uzun yıllar boyunca aort kapağı darlığının temel tedavisi açık kalp ameliyatıyken son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde uygun hastalar için ameliyatsız seçenekler de öne çıkıyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay, Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVİ) yönteminin, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler aracılığıyla yeni kapağın yerleştirilmesine olanak tanıdığını belirterek &#8220;Bu sayede uygun hastalarda göğüs kemiğini açmadan aort kapağı değişimi gerçekleştirebiliyoruz. Bir zamanlar yalnızca açık kalp ameliyatı ile tedavi edilebilen aort kapağı darlığı, günümüzde birçok hasta için çok daha konforlu seçeneklerle tedavi edilebiliyor. TAVİ yöntemi, özellikle ileri yaş grubundaki hastalara yeniden rahat nefes alabilme, yürüyebilme ve günlük yaşamlarına bağımsız şekilde devam edebilme fırsatı sunuyor&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Aort Kapağı Darlığı Sinsi İlerleyebiliyor</strong></p>
<p>İleri yaşla birlikte vücudumuzdaki birçok yapı gibi kalp kapaklarımızın da zamanla yıprandığını söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Özellikle kalpten çıkan temiz kanın tüm vücuda dağıtılmasını sağlayan aort kapağında gelişen kireçlenme ve sertleşme, kan akımını zorlaştırır ve kalbin daha fazla çalışmasına neden olur. Bu süreç yıllar içerisinde ilerler ve çoğu zaman ilk belirtiler yavaş yavaş ortaya çıkar. Hastalar başlangıçta yalnızca biraz daha çabuk yorulduklarını düşünür. Daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenler zor gelmeye başlar, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalınır. Bazı kişiler göğüste baskı hissinden yakınırken, bazı hastalarda baş dönmesi veya bayılma atakları görülebilir&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>Belirtileri Yaşlanmanın Doğal Sonucu Sanmayın</strong></p>
<p>Bu belirtilerin çoğu zaman yaşlanmanın doğal sonucu sanıldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Birçok hastamız nefes darlığını veya efor kapasitesindeki azalmayı yaşına bağlıyor. Oysa bunlar ciddi kapak hastalığının ilk belirtileri olabilir. Erken tanı koyduğumuz hastalarda hem tedavi seçeneklerimiz artıyor hem de hastalarımızın yaşam kalitesini belirgin şekilde iyileştirebiliyoruz. Kalp kapağı hastalıklarında erken tanı hayat değiştirir. Şikâyetler başladığında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir. Günümüzde elimizde son derece etkili tedavi seçenekleri var ve uygun hastalarda çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz&#8221; diye konuştu.<br /> </p>
<p><strong>Her Hastanın Açık Kalp Ameliyatına İhtiyacı Olmayabilir</strong></p>
<p>Geçmişte aort kapağı darlığının temel tedavisinin açık kalp ameliyatı olduğunu sözlerine ekleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay &#8220;Açık cerrahi bugün hala birçok hasta için önemli bir seçenek olmaya devam ediyor. Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde artık her hastanın büyük bir ameliyat geçirmesi gerekmiyor. Özellikle ileri yaş grubundaki veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için daha konforlu alternatifler bulunuyor. Son yıllarda kardiyolojideki en önemli gelişmelerden biri TAVİ yöntemi oldu. Bu işlemde yeni kalp kapağı, çoğu zaman kasık damarından ilerletilen ince kateterler yardımıyla kalbe ulaştırılıyor ve hastalıklı kapağın içerisine yerleştiriliyor. Göğüs kemiğinin açılmasına gerek kalmaması, özellikle ileri yaş grubundaki hastalar açısından önemli bir avantaj sağlıyor&#8221; dedi.</p>
<p><b>TAVİ Teknolojisinde Önemli Gelişmeler Yaşanıyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Karabay&#8217;a göre TAVİ, günümüzde aort kapağı darlığının tedavisinde kullanılan en gelişmiş teknolojilerden biri. &#8220;Son yıllarda kapak sistemlerinde ve görüntüleme teknolojilerinde çok önemli ilerlemeler yaşandı. Bugün kullandığımız sistemler sayesinde işlemleri çok daha güvenli ve başarılı şekilde gerçekleştirebiliyoruz&#8221; dedi.<br /> </p>
<p><strong>TAVİ Sonrasında Hastalar Hızlı İyileşiyor</strong></p>
<p>Hastaların önemli bir kısmının işlemden sonraki gün ayağa kalkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Can Yücel Karabay, &#8220;Genellikle birkaç gün içerisinde taburcu oluyorlar ve çoğu hasta yaklaşık üç gün sonra günlük yaşam rutinine geri dönebiliyor. Özellikle işlem öncesinde nefes darlığı nedeniyle günlük aktivitelerini yapmakta zorlanan kişilerdeki değişim gerçekten çok yüz güldürücü oluyor&#8221; dedi.</p>
<p>Her hasta için en doğru tedavi yönteminin aynı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Karabay, &#8220;Karar süreci yalnızca tek bir doktorun görüşüyle değil, kardiyologlar, kalp damar cerrahları ve görüntüleme uzmanlarının birlikte yer aldığı &#8216;Kalp Ekibi&#8217; tarafından yürütülüyor. Ekokardiyografi, bilgisayarlı tomografi ve diğer gerekli incelemeler sonrasında hastaya en uygun yaklaşım belirleniyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tavi-tedavisi-hastalara-yeni-bir-nefes-sunuyor-641997">TAVİ Tedavisi Hastalara Yeni Bir Nefes Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 21:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[mplant]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641707</guid>

					<description><![CDATA[<p> Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707">İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> Diş kayıpları yalnızca estetik açıdan değil, ağız ve çene yapısının sağlıklı işleyişi açısından da önemli sorunlara yol açabiliyor. Günümüzde eksik dişlerin tedavisinde en güvenilir ve etkili yöntemlerin başında diş implantlarının geldiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Kaybedilen diş kökünün yerine çene kemiğine yerleştirilen titanyum vidalar olarak tanımlanan diş implantları, gelişen teknoloji ve yüksek başarı oranları sayesinde artık rutin ve güvenilir tedaviler arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>İmplant tedavisinde dikkat çeken gelişmelerden birinin de bazı hastalarda aynı gün yeni diş uygulanabilmesi olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Yerleştirilen implantın çene kemiğine ilk anda yeterli sağlamlıkla tutunduğu durumlarda bu yöntem güvenle tercih edilebiliyor. Her hasta için uygun olmasa da gerekli şartların sağlandığı vakalarda, kişiler tedavinin ardından yeni dişleriyle klinikten ayrılarak günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına kısa sürede dönebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Dijital planlama operasyon süresini kısaltıyor, başarıyı artırıyor </strong></p>
<p>Dijital planlama ve üç boyutlu (3D) ileri görüntüleme yöntemlerinin, hastaların çene ve kemik yapısının ayrıntılı değerlendirilmesini mümkün kıldığını dile getiren Tekkeli, “Böylece implantın kemiğe hangi açıyla ve ne kadar derinlikte yerleştirileceği, cerrahi başlamadan bilgisayar ortamında planlanabiliyor. Rehberli cerrahi sayesinde uygun hastalarda geniş kesi ve dikiş ihtiyacı olmadan uygulama yapılabiliyor. Bu yöntem operasyon süresini kısaltırken iyileşme konforunu da artırıyor. Ancak bu teknik her hasta için standart bir seçenek olmadığından, kişinin genel sağlık durumu, çene kemiğinin yapısı ve ihtiyaçları doğrultusunda uygunluk olup olmadığı kontrol ediliyor” dedi.</p>
<p><strong>Kemik yetersizliği günümüzde implant için engel oluşturmuyor </strong></p>
<p>Geçmişte çene kemiğinde ciddi hacim kaybı bulunan hastalar için implant tedavisinin sınırlı kaldığını vurgulayan Tekkeli, “Günümüzde gelişen cerrahi yaklaşımlar sayesinde bu durum büyük ölçüde aşılabiliyor. Kemik miktarının yeterli olmadığı vakalarda, implant öncesinde veya implant uygulaması sırasında kemik grefti (kemik tozu) ve membran gibi destekleyici yöntemlerden yararlanılabiliyor. Bu uygulamalarla kemik dokusunun güçlendirilmesi hedeflenirken, implant tedavisinin sağlam ve uzun ömürlü sonuçlar vermesi için uygun altyapı oluşturulabiliyor” bilgilerini verdi.</p>
<p><strong>Diyabet, tedaviyi sekte uğratan faktörler arasında </strong></p>
<p>İmplant tedavisinde başarısızlığın çoğu zaman implantın vücut tarafından reddedilmesinden değil, implantın kemikle sağlıklı şekilde bütünleşmesini engelleyen çeşitli risk faktörlerinden kaynaklandığını dile getiren Tekkeli, “Biyouyumlu bir materyal olan titanyumun vücut tarafından kabul edilmemesi genellikle beklenmez. Ancak; kontrolsüz diyabet, bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar, kanser tedavileri, ileri derecede diş sıkma alışkanlığı, yetersiz ağız hijyeni ve ciddi kemik kayıpları tedavinin başarısını olumsuz etkileyebilir. Bu tür risklerin bulunmadığı hastalarda ise yeni nesil implant sistemleriyle oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor” dedi.</p>
<p><strong>İmplantın ömrünü tedavi sonrası bakım belirliyor</strong></p>
<p>Gelişen cerrahi teknikler sayesinde implant tedavisi sonrasında görülen ağrı, şişlik ve morluk gibi şikayetlerin önemli ölçüde azaldığının altını çizen Tekkeli, “Ancak tedavinin uzun vadeli başarısında cerrahi kadar tedavi sonrası bakım da kritik rol oynuyor. Hekimin önerdiği ilaçların düzenli kullanılması, ağız hijyenine özen gösterilmesi ve rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması implantların sağlıklı şekilde kullanılmasına katkı sağlıyor. Bunun yanında sigaradan uzak durulması, sistemik hastalıkların kontrol altında tutulması ve çene kapanışının doğru planlanması da implantların ömrünü etkileyen kritik faktörler arasında” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/implant-tedavisinde-ayni-gun-yeni-dis-mumkun-641707">İmplant tedavisinde aynı gün yeni diş mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 09:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dönemin]]></category>
		<category><![CDATA[eş]]></category>
		<category><![CDATA[Eş Zamanlı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kombine]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tıpta]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zamanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641565</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Selçuk Mercan, Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan ve Int. Dr. Amir Mahdi Akbari’nin yazarlığını yaptığı bilimsel çalışma, uluslararası Journal of Surgical Case Reports dergisinde yayımlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565">Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Selçuk Mercan, Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş, Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan ve Int. Dr. Amir Mahdi Akbari’nin yazarlığını yaptığı bilimsel çalışma, uluslararası <em>Journal of Surgical Case Reports</em> dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Böbreküstü bezi kitlesi (adrenalektomi) ile safra kesesi hastalığının (kolesistektomi) eş zamanlı olarak aynı anda görülmesi nadir bir durum ve her iki tablonun laparoskopik cerrahiyle eş zamanlı tedavisine ilişkin literatürdeki uygulamalar da sınırlı. Ancak kombine cerrahi yaklaşım; anestezi maruziyetini, hastanede kalış süresini ve iyileşme döneminin süresini azaltması açısından yeni bir tıbbi pratik getiriyor. Ayrıca, ameliyat sonrası dönem de hasta açısından bu duruma özel herhangi bir yan etki görülmüyor. </p>
<p>Yapılan çalışmada, safra kesesi hastalığı ve böbreküstü bezi kitlesi bulunan bir hastada iki farklı laparoskopik ameliyatın tek seansta başarıyla gerçekleştirildiği bildirildi. Araştırmacılar, eş zamanlı minimal invaziv cerrahinin uygun hastalarda güvenli ve etkili bir yaklaşım olabileceğini vurguladı. Çalışma kapsamında değerlendirilen 57 yaşındaki erkek hastanın, karın sağ üst bölümünde aralıklı ağrı ve karın bölgesindeki şişlik (abdominal distansiyon) gibi şikâyetleri için ilk olarak gerekli görüntülemeler yapıldı. Safra kesesinde uzun süreli tekrarlayan iltihaplanma (kronik kolesistit) ile safra taşı (kolelitiazis) varlığı ortaya konarken, böbreküstü bezlerinde ise başka bir sebeple çekilen görüntülemede tesadüfen saptanan, hormon salgılamayan ve 8 cm boyutuna ulaşmış bir kitle tespit edildi. </p>
<p><strong>Ameliyat Sonrası Dönemde de Hastanın Konforu Yüksek </strong></p>
<p>Hastaya, her iki tablo için sorunsuz bir şekilde eş zamanlı laparoskopik cerrahi uyulandı. Uzmanlar, hastanın patoloji sonucunun, safra kesesi taşlarına bağlı gelişen kronik kolesistit ve böbrek üstü bezinde iyi huylu vasküler kitle (adrenal kavernöz hemanjiyom) varlığını doğruladığını, her iki durumun da genellikle tesadüfen saptandığını ve tedavi sonrası takiplerde de herhangi bir yaşamsal tehlike oluşturmadığını söylediler. </p>
<p><b><strong>Eş Zamanlı Cerrahi Her Hasta İçin Uygun Olmayabilir</strong></b></p>
<p>Literatürde farklı organlara yönelik kombine laparoskopik cerrahilerin kronik hastalığı olan seçilmiş hasta gruplarında uygulandığını gösteren çalışmalar mevcut. Bu yaklaşım için belirli bir yaş veya cinsiyet kriteri bulunmamakla birlikte, hasta seçimi de büyük önem taşıyor. Bu süreç, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi ve multidisipliner bir yaklaşımla karar verilmesini gerektiriyor. Özellikle hastanın genel sağlık durumu, ek hastalıkları, cerrahi risk düzeyi, ameliyatın teknik zorluk derecesi ve operasyon süresinin kabul edilebilir sınırlar içinde olması gibi birçok faktör göz önünde bulundurulmalı. Uygun şekilde değerlendirilen hastalarda eş zamanlı cerrahi, ikinci bir ameliyat ve ikinci bir anestezi gereksinimini ortadan kaldırabiliyor. </p>
<p><strong>“Gelecekte Daha Karmaşık Eş Zamanlı Operasyonlara Şahit Olacağız”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Selçuk Mercan, yapılan eş zamanlı cerrahinin önemine değinerek, gelecek yıllardaki tedavi yaklaşımlarına dair de bir projeksiyon sundu: <em>“Bu çalışma, nadir görülen iki farklı patolojinin tek seansta minimal invaziv yöntemlerle güvenli şekilde tedavi edilebileceğini göstermesi açısından çok önemli. Cerrahinin geleceğinde hasta odaklı ve kişiselleştirilmiş yaklaşımlar ön plana çıkacak. Teknolojik gelişmeler, robotik cerrahi ve gelişmiş görüntüleme sistemleri sayesinde gelecekte daha karmaşık eş zamanlı operasyonların da güvenle gerçekleştirildiğine şahit olabiliriz.” </em>Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş ise cerrahi planlama ve multidisipliner değerlendirmenin önemi hakkında şunları söyledi; <em>“Literatürde oldukça sınırlı sayıda bildirilen bu kombinasyonun başarılı bir şekilde uygulanmış olması, cerrahi planlamanın ve multidisipliner değerlendirmenin önemini ortaya koyuyor. Bu çalışma, uygun hasta seçildiğinde eş zamanlı minimal invaziv cerrahinin hem hasta konforunu artırabileceğini hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasına katkı sağlayabileceğini göstermektedir.” </em></p>
<p><strong>Bilimsel Raporlamaya Katkısı Büyük </strong></p>
<p>Nadir klinik senaryolarının bilimsel olarak raporlanmasının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Mehrdad Sheikhvatan, ameliyatla ilgili şunları söyledi; “Bu vaka yalnızca başarılı bir cerrahi uygulamayı değil, aynı zamanda nadir klinik senaryoların bilimsel olarak raporlanmasının önemini de vurguluyor. Benzer çalışmaların artmasıyla birlikte hangi hasta gruplarının bu yaklaşımdan en fazla fayda göreceği daha net ortaya konabilecek ve gelecekte kılavuzlara yön verebilecek veriler elde edilebilecektir.” İnt. Dr. Amir Mahdi Akbari, ise operasyon ekseninde yapay zekâ destekli cerrahi planlama ve robotik teknolojilerin önemine değinerek şunları söyledi: <em>“Bu çalışma, tıp öğrencileri ve genç araştırmacılar açısından da önemli bir örnek. Nadir görülen vakaların bilimsel yayınlara dönüştürülmesi, klinik pratiğin gelişimine katkı sağlarken aynı zamanda yeni araştırma alanlarının oluşmasına da zemin hazırlıyor. Gelecekte yapay zekâ </em><em>destekli cerrahi planlama ve robotik teknolojilerin gelişmesiyle eş zamanlı cerrahi uygulamaların daha yaygın hale geleceğini düşünüyoruz.”</em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tipta-yeni-donemin-adi-es-zamanli-kombine-cerrahiler-641565">Tıpta Yeni Dönemin Adı: Eş Zamanlı Kombine Cerrahiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almayın]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Eti Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[hafife]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanamanızı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi olan diş eti kanaması, diş ve diş etlerinin düzenli olarak fırçalanmadığı durumlarda, önce zararlı bakterilerin yoğunlaştığı mikrobiyal biyofilmin gelişmesi, ardından da diş etinde enfeksiyon oluşumları nedeniyle ortaya çıkan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021">Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi olan diş eti kanaması, diş ve diş etlerinin düzenli olarak fırçalanmadığı durumlarda, önce zararlı bakterilerin yoğunlaştığı mikrobiyal biyofilmin gelişmesi, ardından da diş etinde enfeksiyon oluşumları nedeniyle ortaya çıkan bir sorun. Diş eti kanaması nedenleri arasında en sık görülen faktörler ise; diş eti ve diş çevresindeki kemikleri etkileyen enfeksiyonlardır. Yapılan çalışmalara göre özellikle yetişkinlerde gözlemlenen diş kayıplarının büyük bir kısmı, diş eti ve çene kemiğini ilgilendiren sorunlardan kaynaklanıyor.  </p>
<p><strong>En Sık Karşılaşılan Diş Eti Hastalıkları </strong></p>
<p>Periodontal hastalıklar olarak ifade edilen diş eti hastalıklarına erken dönemde müdahale edilip, en kısa sürede tedaviye başlandığında süreç hasta açısından kolay ve başarılı bir şekilde yürütülüyor. Ancak aksi durumlarda diş çevresindeki kemik kaybının artmasıyla diş kayıpları yaşanabiliyor. En sık karşılaşılan dişeti hastalıklarında ise listenin başında gingivitis ve periodontitis var: </p>
<p><strong>Gingivitis:</strong> Diş eti hastalığının başlangıcı olarak bilinen bu durum, ilk başlarda diş eti kanaması dışında çok büyük bir rahatsızlık vermez. Diş etleri; kanamalı, kızarık ve hacim olarak büyümüş haldedir ve dişlerin fırçalanması esnasında kanayan diş etleri artık hassaslaşmıştır. Tedavi edilmediğinde, periodontitise kadar ilerler ve diş ile diş etini destekleyen kemikte hasarlara yol açar.</p>
<p><strong>Periodontitis</strong>: Diş eti hastalıklarının daha ilerlemiş halidir. Dişlere destek olan diğer dokularla birlikte, alveol kemiğinde de kayıp gözlemlenir. Diş ile diş eti arasında oluşan periodontal cepte bakteriler hızla ürer. Bu alan temizlenemeyen, küçük bir alandır. Hastalığın ilerlemesiyle, dişler sallanabilir ve buna bağlı olarak diş çekimi kaçınılmaz hale gelebilir. </p>
<p><strong>Diş Eti Kanaması Bazı Sistemik Hastalıkların da İlk Sinyali Olabilir</strong></p>
<p>Diyabet, bazı kan hastalıkları, pıhtılaşma bozuklukları, bağışıklık sistemini etkileyen durumlar ve kullanılan bazı ilaçlar diş eti kanamasını artırabilir veya mevcut diş eti hastalığını ağırlaştırabilir. Bu nedenle devam eden diş eti kanaması hem ağız sağlığının hem de genel sağlığın değerlendirilmesi için önemli bir uyarı olarak kabul edilmelidir.</p>
<p><strong>Diş Eti Kanamaları Nasıl Tedavi Edilir?</strong></p>
<p>Diş eti kanamaları günlük hayatı etkileyecek önemli bir sorundur ve diş eti hastalığının en erken belirtisidir. <em>“Ağız bakımı, diş eti tedavilerinde ilk aşamadır”</em> diyen <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi <strong>Periodontoloji Anabilim Dalı’ndan </strong>Doç. Dr. Gökçe Aykol Şahin</strong>: <em>“Uzman diş hekiminin yönlendirmeleri doğrultusunda doğru diş fırçalama yöntemi, uygun diş fırçasıyla dişlerin fırçalanması, diş arası temizliğinin yapılması ve uygun görülmesi halinde verilen gargaralar bu noktada önemlidir. Sonrasında tedavi aşamaları da hastalığın altında yatan nedene ve hastalığın seviyesine göre hekim tarafından düzenlenir” </em>dedi.<em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-eti-kanamanizi-hafife-almayin-641021">Diş Eti Kanamanızı Hafife Almayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menderes&#8217;in Evde Bakımı Mutlu Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menderesin-evde-bakimi-mutlu-ediyor-641015</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Bakım Hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[menderes]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=641015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi’nin evde bakım hizmeti vatandaşlara destek eli uzatmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderesin-evde-bakimi-mutlu-ediyor-641015">Menderes&#8217;in Evde Bakımı Mutlu Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span>Menderes Belediyesi’nin evde bakım hizmeti vatandaşlara destek eli uzatmaya devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Menderes Belediyesi’nin kendi bünyesine kattığı evde bakım hizmeti geçtiğimiz iki yıllık dönemde özverili çalışmalarla vatandaşlara destek oldu. Düzenli olarak uzatılan şefkat eli vatandaşları mutlu etmeye devam ediyor. Menderes Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün evde bakım hizmeti bu süreçte toplam 4156 pansuman, 795 fizik tedavi işlemi gerçekleştirildi. Evde bakım ekibi 79 kez de psikolog hizmeti verdi. Tam 448 öz bakım işlemi yapılırken, vatandaşlara 60 kez berber hizmeti götürüldü. Evde bakım hizmeti bünyesinde yer alan ambulanslar bu süreçte birçok hastanın eli ayağı oldu. Hasta vatandaşlar için 776 hasta nakil işlemi yapıldı. Hastalar titizlikle takip edilirken, hizmet aksaklık yaşanmaksızın düzenli olarak gerçekleştirilmeye devam ediyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Birçok hizmet vatandaşa gidiyor</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evde bakım hizmeti desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlar için birçok hizmeti barındırıyor. Hizmet kapsamında pansuman, fizik tedavi, psikolog yardımı gibi sağlık desteğinin yanı sıra berber hizmeti de veriliyor. Vatandaşa sunulan öz bakım hizmeti içerisinde hastanın yıkanması, el ve ayak bakımı gibi işlemler yer alıyor. Hasta vatandaşlar hastane randevularına ambulans ile götürülüyor. Hizmetlerden faydalanmak isteyen vatandaşlar 0232 700 1010 numarasını arayarak ya da </span></span></span><span><span><span><span>[email protected]</span></span></span></span><span><span><span> internet adresinden başvuru yapabiliyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Daima buradayız</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hizmet hakkında açıklama yapan Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, “Ranta değil, halka diyerek bünyemize aldığımız evde bakım hizmeti tıkır tıkır işliyor. Uzattığımız destek eli ile vatandaşlarımıza birçok hizmeti götürüyoruz. Bu konuda inanılmaz iyi geri dönüşler alıyoruz. Bu memnuniyet bizleri çok mutlu ediyor. Hizmetimiz durmadan devam edecek. Değerli Menderesli hemşehrilerimiz için daima burada olacağız.” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evde bakım</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>4156 pansuman</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>795 fizik tedavi</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>448 öz bakım</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>79 psikolog hizmeti</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>60 berber hizmeti</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>776 hasta nakil işlemi</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menderesin-evde-bakimi-mutlu-ediyor-641015">Menderes&#8217;in Evde Bakımı Mutlu Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sağlığı Merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[inegöl]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640931</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i ziyaret etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931">İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i ziyaret etti. İnegöl’ün sağlık alanındaki önceliklerinin değerlendirildiği görüşmede; devlet hastanesinin kapasitesinin artırılmasından aile sağlığı merkezlerine, ambulans müzesinden sağlık ve doğa turizmini destekleyecek çalışmalara kadar pek çok konu ele alındı.</p>
<p>İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’i makamında ziyaret ederek ilçenin sağlık alanındaki mevcut durumu ve geleceğe yönelik ihtiyaçları üzerine kapsamlı bir değerlendirme gerçekleştirdi. Görüşmede İnegöl’ün sağlık alanındaki gündemini oluşturan pek çok konu masaya yatırıldı.</p>
<p><strong>DEVLET HASTANESİNİN KAPASİTESİNİN ARTTIRILMASI GÖRÜŞÜLDÜ</strong></p>
<p>Ziyarette, İnegöl Devlet Hastanesi’nin mevcut yerinde büyütülerek kapasitesinin artırılması konusu öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı. İlçenin artan nüfusu ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçları doğrultusunda hastanenin daha güçlü bir yapıya kavuşturulmasının önemine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>YENİ AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİYLE DOKTOR BAŞINA DÜŞEN HASTA SAYISINDA AZALMA YAŞANDI</strong></p>
<p>Ziyaretin bir diğer konusu ise İnegöl’de son dönemde devlet-belediye-hayırsever iş birliğinde hayata geçirilen Aile Sağlığı Merkezleri oldu. İnegöl’e son dönemde tamamlanan, yapımı süren ve planlananlarla beraber 19 yeni Aile Sağlığı Merkezi kazandırılıyor. Şu an bu kapsamda farklı mahallelerde; yapımı tamamlanan 6, yapımı devam eden 5 ve yapımı planlanan ise 8 Aile Sağlığı Merkezi bulunuyor. Bu merkezlerin sağlık alanındaki yoğunluğa etkisi görüşüldü. İnegöl’de Aile Sağlığı Merkezlerinin sayılarının hızla arttırılmasıyla beraber ilçede Aile Hekimi başına düşen kişi sayısı yaklaşık olarak 4.000’lerden 3.000 seviyelerine geriledi. Ziyarette, sağlanan bu iyileşmeler üzerine istişarelerde bulunuldu. Yeni Aile Sağlığı Merkezlerinin hizmete girmesiyle birlikte bu sayının 2.500’lere kadar düşmesinin beklendiği kaydedildi. Bu gelişmenin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırdığı ve hizmet kalitesine olumlu katkı sunduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>AMBULANS MÜZESİ GÜNDEMİ ELE ALINDI</strong></p>
<p>İnegöl’de son dönemde gündeme gelen İnegöl Devlet Hastanesi binası girişinde yer alan Ambulans Müzesi de bu ziyarette ele alınan konular arasında yer aldı. Ambulans Müzesi’nin daha uygun bir alana taşınmasına yönelik çalışmalar ele alındı. Bunun yanı sıra sağlık ve doğa turizmini destekleyecek projeler hakkında görüş alışverişinde bulunularak, İnegöl’ün bu alanlardaki potansiyelinin daha etkin şekilde değerlendirilmesi için yapılabilecek çalışmalar masaya yatırıldı.</p>
<p>Başkan Alper Taban, ziyaretin ardından İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’e misafirperverliği ve destekleri için teşekkür ederek, sağlık alanında kurumlar arası iş birliğinin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegolun-saglik-oncelikleri-masaya-yatirildi-640931">İnegöl&#8217;ün Sağlık Öncelikleri Masaya Yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:38:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçsiz]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takviye]]></category>
		<category><![CDATA[Takviye Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814">Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyor</strong></p>
<p>Toplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Test yaptırmadan takviye kullanmayın</strong></p>
<p>Vitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir. </p>
<p><strong>Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;</strong></p>
<p>Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;</p>
<ul>
<li>Gebeler ve emziren anneler</li>
<li>Düzenli ilaç kullananlar</li>
<li>Veganlar ya da özel diyet uygulayanlar</li>
<li>Önceden var olan eksikliklerle gelen yeni göçmenler</li>
<li>Önemli yoksulluk yaşayanlar</li>
<li>Alkol kullanım bozukluğu olanlar</li>
<li>Bağırsak emilim bozukluğu olanlar</li>
<li>Sınırlı güneş ışığına maruz kalanlar</li>
<li>Mide ve bağırsak cerrahisi öyküsü olanlar</li>
<li>Zayıflama iğneleri kullananlar</li>
<li>Doğuştan metabolizma bozuklukları olan hastalar</li>
<li>Hemodiyalize giren hastalar gibi çeşitli özel hasta gruplarında görülür</li>
</ul>
<p><strong>“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Bitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir. </p>
<p><strong>Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilir</strong></p>
<p>Özel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.</p>
<p>Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.</p>
<p><strong>Takviyeler mucize değil</strong></p>
<p>Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Öncelik sağlıklı yaşam olmalı</strong></p>
<p>Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-vitamin-ve-takviye-kullanimi-hasta-ediyor-640814">Bilinçsiz Vitamin ve Takviye Kullanımı Hasta Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bozulma]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[florasında]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640423</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423">Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolon ve rektum kanserleri, yani kolorektal kanserler, uzun yıllar daha çok ileri yaş hastalığı olarak biliniyordu. Ancak son yıllarda bu kanserlerin genç yetişkinlerde daha sık görülmesi dikkat çekiyor. Güncel araştırmalar, bazı bağırsak bakterilerinin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarıyla ilişkili izler bırakabileceğini gösteriyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, kolorektal kanserlerde erken tanının önemine dikkat çekerek endoskopik tedavi yöntemlerinden biri olan ESD ile ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri göz ardı etmeyin!</strong></p>
<p>Özellikle genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid olarak değerlendirilmekte, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise stres ya da beslenme düzensizliğiyle ilişkilendirilebilmektedir. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>
<p>Son yıllarda 45 yaş altındaki yetişkinlerde özellikle rektal kanserle ilgili artışlar dikkat çekmektedir. Bu nedenle makattan kanama ya da dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler “basit bir sorun” olarak görülmemeli; dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular da ciddiye alınmalıdır. </p>
<p><strong>Risk faktörleri yalnızca genetik değil</strong></p>
<p>Kolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir faktör olsa da hastalık yalnızca genetik nedenlerle açıklanmamaktadır. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de risk üzerinde etkili olabilmektedir. Gereksiz antibiyotik kullanımı da bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bağırsak florasıyla ilgili son araştırmalarda kolibaktin adlı toksinin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının önemini bir kez daha göstermektedir.</p>
<p><strong>Belirti beklemeden tarama yaptırın</strong></p>
<p>Kolorektal kanserde erken tanı, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile özellikle 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması önerilmektedir. Ailesinde kolon ya da rektum kanseri öyküsü olanlar veya alarm belirtileri yaşayan kişilerde ise tarama yaşı hekim tarafından daha erken planlanabilir. Kolonoskopi yalnızca kanseri erken yakalamak için değil, kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de önemli bir yöntemdir. Böylece bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebilir.</p>
<p><strong>Erken evrede kesi olmadan tedavi mümkün</strong></p>
<p>Kolorektal kanser ya da sindirim sistemindeki bazı riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmemektedir. Endoskopik Submukozal Diseksiyon yani ESD, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlar.</p>
<p>ESD işleminde ağızdan ya da makattan girilen ince bir endoskop kullanılır. Karında kesi açılmaz. Yalnızca hastalıklı alan hedeflenir, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunur. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılır ve tek parça halinde çıkarılır.</p>
<p><strong>Hasta konforu ve organ koruyucu tedavi ön planda</strong></p>
<p>ESD işlemi sonrası süreç hastalar açısından genellikle daha konforludur. Çoğu hasta aynı gün ya da kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebilir. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabilir. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değildir. Bu tedavinin başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-florasinda-bozulma-kolon-kanseri-riskini-genc-yaslara-tasiyor-640423">Bağırsak Florasında Bozulma Kolon Kanseri Riskini Genç Yaşlara Taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde Hasta Randevu Sistemi Çöktü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesi-hastanesinde-hasta-randevu-sistemi-coktu-640081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:11:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dokuz]]></category>
		<category><![CDATA[eylül]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[randevu]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde Hasta Randevu Sistemi Çöktü!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesi-hastanesinde-hasta-randevu-sistemi-coktu-640081">Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde Hasta Randevu Sistemi Çöktü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hasta randevu sisteminin çöktüğü öğrenildi. Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) konuşan hastane görevlileri, “Sistem genel olarak çöktü” dedi.</p>
<p><b>Hacklendi mi?</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi haftaya kötü başladı! Hastanenin bilgi işlem altyapısının çöktüğü haberleri gelirken, sistemin hacklenmiş olabileceği de konuşuluyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin online randevu sayfası açılmazken, hasta yönetim sisteminin de çöktüğü gelen bilgiler arasında. ED Medya bünyesinde yer alan Bilim ve Sağlık Haber Ajansı’na (BSHA) konuşan hastane görevlileri, “Hastalar randevu alamıyorlar. Sistem genel olarak çöktü. Biz de sisteme giriş sağlayamıyoruz” dedi. Detaylar geliyor… (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dokuz-eylul-universitesi-hastanesinde-hasta-randevu-sistemi-coktu-640081">Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde Hasta Randevu Sistemi Çöktü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial&#8217;dan Sağlığın Geleceğine Sürdürülebilir Katkı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-639553</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 16:28:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alan]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğine]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığın]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639553</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; medikal mükemmeliyet, hasta deneyimi, teknoloji, bilimsel üretim, insan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydayı kapsayan bütüncül bir sağlık yaklaşımı olarak ele alan Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-639553">Memorial&#8217;dan Sağlığın Geleceğine Sürdürülebilir Katkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; medikal mükemmeliyet, hasta deneyimi, teknoloji, bilimsel üretim, insan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydayı kapsayan bütüncül bir sağlık yaklaşımı olarak ele alan Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı.</strong></p>
<p>GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim</strong></p>
<p>2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.</p>
<p>Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.</p>
<p>Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor.</p>
<p><strong>“Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması”</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi:</p>
<p>“2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.</p>
<p>Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.</p>
<p>Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.</p>
<p>2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p>Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.</p>
<p>Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum</strong></p>
<p>Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.</p>
<p>2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.</p>
<p><strong>İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda</strong></p>
<p>Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.</p>
<p>8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor.</p>
<p>“Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.</p>
<p>Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu’nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; medikal mükemmeliyet, hasta deneyimi, teknoloji, bilimsel üretim, insan odaklı kurum kültürü ve toplumsal faydayı kapsayan bütüncül bir sağlık yaklaşımı olarak ele alan Memorial Sağlık Grubu, 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı.</strong></p>
<p>GRI Standartları doğrultusunda hazırlanan rapor; Memorial’ın 2025 yılı boyunca sağlıkta sürdürülebilir büyüme, çevresel etki yönetimi, dijitalleşme, klinik araştırmalar, çalışan deneyimi, toplumsal fayda ve uluslararası sağlık hizmetleri alanlarında yarattığı değeri kapsamlı biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Memorial, raporda sürdürülebilirliği sağlık hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru değil; daha güvenli, daha erişilebilir, daha nitelikli ve geleceğe hazır sağlık hizmeti sunmanın temel bileşeni olarak konumlandırıyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta büyüme, yalnızca kapasite artışı değil; daha fazla hayata erişim</strong></p>
<p>2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu için büyüme vizyonunun güçlü yatırımlarla hayata geçtiği önemli bir dönem oldu. Grup; Bodrum ve Göztepe’de açtığı yeni nesil hastaneler ve Romanya’da hizmete aldığı Memorial City Gate Kliniği ile sağlık hizmet ağını genişletti.</p>
<p>Memorial Bodrum Hastanesi bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanesi ileri teknoloji altyapısı, multidisipliner yapısı ve yüksek kapasitesiyle grubun sağlıkta ulaştığı yeni seviyeyi temsil eden yatırımlardan biri oldu.</p>
<p>Memorial, bu yatırımları yalnızca fiziksel büyüme olarak değil; daha fazla insana, doğru zamanda, doğru tedaviye ve yüksek standartlı sağlık hizmetine erişim sağlama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyor.</p>
<p><strong>“Yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansıması”</strong></p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, şunları söyledi:</p>
<p>“2025 yılı, Memorial Sağlık Grubu’nun stratejik büyüme vizyonunu önemli yatırımlarla sahaya yansıttığı ve sağlıkta etki alanını belirgin şekilde genişlettiği bir yıl oldu. Sağlıkta sürdürülebilir büyümenin; doğru lokasyonlarda, doğru ihtiyaçlara, doğru altyapı ve kalite standartlarıyla cevap verebilmek anlamına geldiğine inanıyoruz.</p>
<p>Bu anlayışla biri Bodrum’da, diğeri İstanbul’da olmak üzere iki büyük yatırımı hayata geçirerek hizmet ağımızı genişlettik, sağlık hizmetlerine erişimi artırdık ve ileri tıp teknolojileriyle donatılmış yeni merkezlerimizi sağlık ekosistemine kazandırdık. Memorial Bodrum Hastanemizle bölgenin sağlık altyapısına stratejik katkı sunarken, Memorial Göztepe Hastanemizle ülkemizin sağlıkta kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine de güçlü bir ivme kazandırdık.</p>
<p>Bu yatırımlar bizim için yalnızca fiziksel kapasite artışı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda hasta güvenliğini, klinik mükemmeliyeti, dijitalleşmeyi, sürdürülebilir altyapıyı ve nitelikli insan kaynağını bir araya getiren yeni nesil sağlık merkezleri kurma kararlılığımızın güçlü bir yansımasını oluşturuyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde de sağlıkta sürdürülebilir büyüme vizyonumuz doğrultusunda; insanı merkeze alan, teknolojiyle güçlenen, bilim üreten ve toplum için uzun vadeli değer oluşturan bir sağlık modeli geliştirmeye devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Çevresel sürdürülebilirlikte ölçülebilir hedefler</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik, ölçülebilir ve hedef odaklı bir yapıya taşıyor. Enerji verimliliği, su yönetimi, atık yönetimi ve emisyon azaltımı alanlarında yürütülen çalışmalarla çevre dostu hastane yaklaşımı tüm operasyonlara entegre ediliyor.</p>
<p>2025 yılında yapılan iyileştirmelerle metrekare başına düşen karbon ayak izinde %4,2 oranında iyileşme sağlandı. İlk kez gerçekleştirilen su ayak izi analiziyle su yönetiminde verimlilik odağını güçlendiren Memorial, 2027 yılına kadar metrekare başına karbon ayak izini %10 azaltmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Teknoloji, veri ve bilimle geleceğin tıbbına katkı</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, teknolojiyi sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Yapay zekâ, veri analitiği, dijital sağlık çözümleri ve uzaktan sağlık uygulamaları; tanıdan tedaviye tüm süreçlerde daha hızlı, etkin ve erişilebilir bir hizmet modeli oluşturmanın temel unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p>Klinik araştırma merkezi altyapısına yapılan yatırımlar ise Memorial’ın yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni tedavi yöntemlerinin gelişimine katkı sağlayan ve geleceğin tıbbını destekleyen bir sağlık grubu olma hedefini güçlendiriyor.</p>
<p>Memorial Talks platformu kapsamında gerçekleştirilen akademik buluşmalar ve bilgi paylaşımı çalışmaları da sağlık alanındaki bilimsel birikimin yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlıyor.</p>
<p><strong>Uluslararası sağlık hizmetlerinde güçlü konum</strong></p>
<p>Memorial, Türkiye’deki hastaneleri, Romanya’daki sağlık yatırımları ve yurt dışı ofisleriyle uluslararası sağlık hizmetleri alanındaki güçlü konumunu sürdürüyor.</p>
<p>2025 yılında Romanya’da hizmete açılan Memorial City Gate Kliniği; modern altyapısı, uzman kadrosu ve çok branşlı yapısıyla Memorial’ın uluslararası ölçekte erişilebilir ve yüksek standartlı sağlık hizmeti sunma vizyonunun önemli bir parçası oldu.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, bugün 190’dan fazla ülkeden gelen 50 binin üzerinde uluslararası hastaya hizmet sunarken; onkoloji, hematoloji, organ nakli, genel cerrahi, gastroenteroloji ve ortopedi gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda uluslararası ölçekte güçlü bir konumlanma sergiliyor.</p>
<p><strong>İnsan odaklı kurum kültürü ve toplumsal fayda</strong></p>
<p>Memorial, sürdürülebilir sağlık hizmetinin güçlü bir insan kaynağı, kapsayıcı kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyor.</p>
<p>8 bini aşkın çalışanıyla kapsayıcılığı, fırsat eşitliğini, çalışan gelişimini ve iş sağlığı güvenliğini destekleyen Memorial; kadınların güçlenmesini merkeze alan projeleriyle de toplumsal fayda alanındaki etkisini büyütüyor.</p>
<p>“Kadınlar Omuz Omuza” projesinin yanı sıra “Sağlığa Kulaç At” ve “Pembe Yürüyüş” gibi sosyal sorumluluk projeleriyle aktif yaşam, koruyucu sağlık, erken teşhis ve sağlıklı yaşam farkındalığının toplumun daha geniş kesimlerine ulaşması hedefleniyor.</p>
<p><strong>Sağlıkta öncü uygulamalarla güçlenen sürdürülebilirlik yaklaşımı</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, sağlık sektöründeki öncü konumunu yatırımlarının yanı sıra tıbbi başarıları, ileri teknoloji altyapısı ve uluslararası standartlardaki uygulamalarıyla da sürdürüyor.</p>
<p>Türkiye’de JCI akreditasyonu alan ilk hastane olan Memorial Şişli Hastanesi ile başlayan kalite yolculuğu; robotik cerrahi, organ nakli, tüp bebek, ileri tanı teknolojileri ve sürdürülebilir hastane uygulamaları alanlarındaki öncü çalışmalarla devam ediyor.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu’nun 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’na kurumun web sitesi üzerinden erişilebiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorialdan-sagligin-gelecegine-surdurulebilir-katki-639553">Memorial&#8217;dan Sağlığın Geleceğine Sürdürülebilir Katkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı Teknolojilerle Hasta Aynı Gün Ayakta</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-teknolojilerle-hasta-ayni-gun-ayakta-639378</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayakta]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojilerle]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=639378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalça ve diz protezi ameliyatları, dünya genelinde en sık uygulanan ortopedik cerrahiler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-teknolojilerle-hasta-ayni-gun-ayakta-639378">Akıllı Teknolojilerle Hasta Aynı Gün Ayakta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Kalça ve diz protezi ameliyatları, dünya genelinde en sık uygulanan ortopedik cerrahiler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, yaşlanan nüfusla birlikte eklem hastalıkları ve buna bağlı cerrahi ihtiyaçlar her yıl hızla artıyor. Özellikle kalça protezi ameliyatları, hareket kabiliyetini geri kazandırmada son derece başarılı olsa da, enfeksiyon, </em></strong><strong><em>protez gevşemesi, pıhtı oluşumu ve bu pıhtıların vücudun başka bölgelerine taşınması (pıhtı atma) gibi komplikasyonlar tedavi sürecinin en kritik başlıkları arasında yer almayı sürdürüyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Günümüzde ortopedi alanında çok yönlü bir dönüşüm yaşanıyor. E</em></strong><strong><em>nfeksiyonların saatler içinde tespit edilmesini sağlayan yeni biyobelirteç testleri, ameliyat öncesi dijital planlama yöntemleri ve daha dayanıklı, vücutla uyumlu yeni nesil protezler bu değişimin önemli unsurlarını oluşturuyor. Ayrıca, “hızlı iyileşme” protokolleri sayesinde hastalar ameliyat sonrasında çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor. </em></strong><strong><em>Aynı zamanda pıhtı riskini azaltmaya yönelik daha güvenli ilaç yaklaşımları ve kişiye özel tedavi planlamaları da başarı oranlarını artırıyor. Bu dönüşümde, </em></strong><strong><em>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Üniversitesi Uluslararası Eklem Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucusu Prof. Dr.</em></strong><strong><em> Javad </em></strong><strong><em>Parvizi</em></strong><strong><em>’nin özellikle enfeksiyonlarda erken tanıyı mümkün kılan yöntemleri yaygınlaştıran ve hasta güvenliğini merkeze alan tedavi algoritmalarını geliştiren çalışmaları, tüm bu yeniliklerin klinik pratiğe daha güvenli ve sistematik şekilde yansımasına önemli katkı sağlıyor.</em></strong></p>
<p>Kalça ve diz protezlerinde enfeksiyon oranı her ne kadar %1–2 seviyelerinde olsa da, bu durum geliştiğinde tedavi süreci oldukça karmaşık ve zorlu hale gelebiliyor. Enfeksiyonun geç teşhis edilmesi ise, hastaların birden fazla ameliyat geçirmesine ve iyileşme sürecinin uzamasına neden olabiliyor. Prof. Dr. Javad Parvizi, “Günümüzde yeni nesil biyobelirteç testleri sayesinde enfeksiyonlar artık çoğu zaman saatler içinde tespit edilebiliyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Enfeksiyonda Erken Tanı Hayat Kurtarıyor </strong></p>
<p>Yeni nesil biyobelirteç testlerinin sunduğu hızlı ve güvenilir tanı imkânı, özellikle ameliyat sonrası erken dönemde büyük önem taşıyor ve tedaviye zaman kaybetmeden başlanmasını sağlıyor. Bu alandaki önemli gelişmelerde, Prof. Dr. Javad Parvizi’nin katkıları dikkat çekiyor. Protez enfeksiyonlarının tanısında kullanılan uluslararası kriterlerin oluşturulmasına öncülük ederek tanı süreçlerini netleştiren Prof. Dr. Javad Parvizi, ayrıca eklem sıvısından yapılan biyobelirteç testlerinin klinik uygulamaya girmesinde ve yaygınlaşmasında da önemli rol oynuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Javad Parvizi, “Bu şekilde enfekte protezlerin tedavisinde hangi hastaya tek aşamalı, hangi hastaya iki aşamalı cerrahi uygulanması gerektiğini sistematik hale getirerek tedavi yaklaşımlarını daha öngörülebilir ve başarılı hale getirdik. Böylece hem başarı oranları arttı hem de gereksiz ameliyatların önüne geçilmesi mümkün oldu. Enfeksiyonu erken yakalamak, sadece protezi değil, hastanın genel sağlığını da korur. Bugün elimizde, geçmişe kıyasla çok daha hızlı ve güvenilir tanı yöntemleri var” şeklinde konuyu özetliyor…</p>
<p><strong>Akıllı Teknolojiler Cerrahiyi Destekliyor</strong></p>
<p>Modern protez cerrahisinde dijital planlama, yapay zeka destekli analizler ve hassas cerrahi teknikler öne çıkıyor. Ameliyat öncesinde yapılan detaylı görüntülemeler sayesinde cerrahlar, protezin yerleşimini hastaya özel olarak planlayabiliyor. Bu sayede ameliyat sırasında hata payı azalırken, işlemin süresi de kısalıyor.</p>
<p>Aynı zamanda daha az doku hasarı oluşması, hastaların ameliyat sonrası daha az ağrı hissetmesine ve daha hızlı toparlanmasına katkı sağlıyor. Teknolojideki gelişmeler yalnızca cerrahi süreci olumlu etkilemekle kalmayıp, protezlerin kullanım ömrünü de önemli ölçüde uzatıyor. Geçmişte ortalama 15-20 yıl dayanıklılık hedeflenirken, bugün geliştirilen yeni nesil protezlerle en az 30 yıla varan kullanım süreleri mümkün hale geliyor. Böylece birçok hasta, yaşamı boyunca aynı protezi kullanabilirken tekrar ameliyat gereksinimi de büyük ölçüde azalıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Javad Parvizi, “Protezin doğru yerleştirilmesi uzun vadede protezin ömrünü uzatarak yeniden ameliyat ihtiyacını azaltıyor. Teknoloji artık cerrahın en güçlü yardımcısı. Bu gelişmeler daha az hata payı, daha yüksek başarı oranı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Her Hastaya Özel Tedavi Dönemi </strong></p>
<p>Günümüzde ortopedide en önemli değişimlerden biri, standart tedavi anlayışından kişiselleştirilmiş tedaviye geçiş oldu. Artık her hasta; yaşı, genel sağlık durumu, ek hastalıkları ve enfeksiyon riski gibi birçok faktör birlikte değerlendirilerek tedavi ediliyor. Özellikle ileri yaşta olan bireyler, diyabet veya bağışıklık sistemi hastalığı bulunan hastalar, daha önce protez ameliyatı geçirmiş kişiler ve enfeksiyon riski yüksek olan gruplar bu yeni yaklaşımlardan büyük fayda sağlıyor. Doğru tanı ve uygun cerrahi planlama sayesinde bu hastalarda komplikasyon riskleri önemli ölçüde azaltılabiliyor. Prof. Dr. Javad Parvizi bu yaklaşımı, “Artık tek tip tedavi yok. Hastayı tüm yönleriyle değerlendirip en doğru yöntemi seçiyoruz” sözleriyle açıklıyor.</p>
<p><strong>Gelişen Teknoloji Sayesinde Hasta Aynı Gün Ayağa Kalkıyor </strong></p>
<p>Kasların ve yumuşak dokuların daha az zarar görmesini sağlayan minimal invaziv cerrahi ve ameliyat sonrası süreçte geliştirilen yeni protokoller, hastaların çok daha kısa sürede, hatta çoğu zaman aynı gün ayağa kalkmasına olanak tanıyor. Erken mobilizasyonun teşvik edilmesi, yani hastanın ameliyattan kısa süre sonra hareket ettirilmesi, hem pıhtı riskini azaltıyor hem de genel iyileşme sürecini hızlandırıyor. Uzun yıllardır uyguladığı özel teknikler ve minimal invaziv yaklaşım sayesinde hastaların ameliyat sonrası çok daha hızlı ayağa kalkabildiğini belirten Prof. Dr. Javad Parvizi, hastaların böylece günlük yaşamlarına kısa sürede dönebildiğine dikkat çekiyor. Günümüzde dünya genelinde ortopedik cerrahide benimsenen modern yaklaşım; erken mobilizasyonu destekleyen, kas ve dokuları koruyan yöntemler üzerine şekillenirken, Prof. Dr. Javad Parvizi de bu dönüşüme yıllardır öncülük eden isimler arasında yer alıyor.</p>
<p>Ayrıca ilaç kullanımında da daha dengeli ve güvenli yaklaşımların benimsendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Javad Parvizi, “Özellikle bazı hastalarda düşük doz tedavilerle etkili koruma sağlanması, güçlü ilaçların oluşturabileceği yan etkileri azaltıyor. Bu sayede hastalar daha konforlu bir iyileşme süreci geçiriyor. Amacımız hastayı sadece ameliyat etmek değil, onu en hızlı ve en güvenli şekilde normal hayatına döndürmek” diyor&#8230; </p>
<p><strong>Tek Ameliyatla Kalıcı Çözüm Mümkün</strong></p>
<p>Geçmişte enfekte protezlerin tedavisi çoğu zaman birden fazla ameliyat gerektiriyordu. Ancak günümüzde gelişen cerrahi stratejiler sayesinde, uygun hastalarda tek aşamalı ameliyatlarla kalıcı çözümler elde edilebiliyor. Bu yaklaşım, hem hastanın fiziksel yükünü hem de psikolojik stresini önemli ölçüde azaltıyor.</p>
<p>Prof. Dr. Javad Parvizi, “Doğru hasta seçimi ve doğru cerrahi planlama ile tekrar ameliyat ihtiyacı azalırken, tedavi süreci de kısalıyor. Başarı oranlarının artması, hem hasta hem de sağlık sistemi açısından büyük bir kazanım. Doğru planlama ile birçok hastada tek operasyon yeterli olabiliyor. Bu, hasta açısından büyük bir avantaj” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-teknolojilerle-hasta-ayni-gun-ayakta-639378">Akıllı Teknolojilerle Hasta Aynı Gün Ayakta</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malatya Kan Alma Birimi&#8217;ne Oktay Kaynarca&#8217;nın Adı Verildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/malatya-kan-alma-birimine-oktay-kaynarcanin-adi-verildi-638932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 12:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[Alma]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[birimi]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Alma]]></category>
		<category><![CDATA[kaynarca]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[oktay]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Kızılay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birbirimize Candan Bağlıyız” sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Türk Kızılay, kampanyaya gönüllü olarak destek veren Oktay Kaynarca’nın adını Malatya Kan Alma Birimi’ne verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/malatya-kan-alma-birimine-oktay-kaynarcanin-adi-verildi-638932">Malatya Kan Alma Birimi&#8217;ne Oktay Kaynarca&#8217;nın Adı Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birbirimize Candan Bağlıyız” sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Türk Kızılay, kampanyaya gönüllü olarak destek veren Oktay Kaynarca’nın adını Malatya Kan Alma Birimi’ne verdi. Bölgede gönüllü kan bağışının sürekliliğine katkı sağlayan önemli noktalardan biri olan birim, kan ihtiyacının karşılanmasında aktif rol üstleniyor. Haftanın 7 günü, 4 yatak kapasitesiyle hizmet veren Malatya Kan Alma Birimi, faaliyete geçtiği günden bu yana yaklaşık 25 bin ünite kan bağışının toplanmasına aracılık ederek hastanelerde kan bekleyen binlerce hasta için umut oldu.</p>
<p><strong>“Oktay Kaynarca Gönüllü Kan Bağışına Güç Veriyor”</strong></p>
<p>Törende konuşan Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz şunları söyledi: </p>
<p>“Türk Kızılay olarak ülkemizin kan ihtiyacını gönüllü ve düzenli bağışçılarımızın desteğiyle karşılıyoruz. Malatya Kan Alma Birimimiz, kentte gönüllü kan bağışının sürekliliğine katkı sunan önemli noktalarımızdan biri olarak hizmet veriyor. Kan bağışının önemine dikkat çekmek ve toplumda gönüllü kan bağışı bilincini güçlendirmek amacıyla yürüttüğümüz çalışmalara gönüllü olarak destek veren Oktay Kaynarca’nın adını bu birime vermekten memnuniyet duyuyoruz. Topluma örnek olan bu desteğin, kan bağışına yönelik farkındalığın artmasına ve gönüllü kan bağışçısı olma bilincinin güçlenmesine katkı sunduğuna inanıyoruz. Kendisine Türk Kızılay ailesi adına teşekkür ediyor, kan bağışıyla hayatlara umut olan tüm gönüllü bağışçılarımıza şükranlarımı sunuyorum.”</p>
<p><strong>27 Hastanenin Kan İhtiyacını Karşılıyor </strong></p>
<p>Malatya’da kan bağışı faaliyetlerini yaklaşık 20 yıldır sürdüren Türk Kızılay, kentteki çalışmalarını Kan Bağış Merkezi, Güney Batı Anadolu Bölge Kan Merkezi ve iki sabit kan alma birimiyle yürütüyor. Malatya’nın yanı sıra Adıyaman, Tunceli ve Elazığ’a da hizmet veren Güney Batı Anadolu Bölge Kan Merkezi, sorumluluk sahasındaki 4 ilde bulunan 27 hastanenin kan ihtiyacını temin ediyor.</p>
<p><strong>Kızılay Her Gün 1.140 Hastaneye Kan Desteği Sağlıyor </strong></p>
<p>Türk Kızılay, 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi, sabit kan alma birimleri ve mobil ekipleriyle her gün 1.140 hastanenin kan ihtiyacını karşılıyor. Ülke genelinde 2025 yılında 3 milyonu aşkın ünite kan bağışı alan Türk Kızılay, gönüllü bağışçıların desteğiyle Türkiye’nin kan ihtiyacının karşılanmasına büyük katkı sundu. Gönüllü bağışçılardan alınan kanlar gerekli test ve analizlerden geçirilerek hastanelere sevk edilmeye hazır şekilde stoklarda tutuluyor. Hastanelerden gelen talepler doğrultusunda kan ve kan ürünleri özel araçlarla ihtiyaç noktalarına ulaştırılıyor. Kızılay, insan hareketliliğinin yoğun olduğu noktalarda konumlandırdığı kan alma birimleriyle bağış süreçlerini daha erişilebilir hale getiriyor.</p>
<p>Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, en yakın Kızılay kan bağış noktasında yaklaşık 15 dakika içinde bağış yapabiliyor. Türk Kızılay ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında ise bağışlanan her ünite kan için 3 fidan toprakla buluşturuluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/malatya-kan-alma-birimine-oktay-kaynarcanin-adi-verildi-638932">Malatya Kan Alma Birimi&#8217;ne Oktay Kaynarca&#8217;nın Adı Verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 08:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[borusunda]]></category>
		<category><![CDATA[hasara]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yanma]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638845</guid>

					<description><![CDATA[<p>En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845">Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En sık görülen sindirim sistemi hastalıklarından biri olan reflü, toplum tarafından çoğu zaman yalnızca “mide yanması” olarak değerlendiriliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Samet Yardımcı,</strong> ancak uzun süre devam eden reflünün yemek borusunda ciddi hasarlar oluşturabileceğini belirterek, “Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kronik iltihaba ve hasara yol açabilmektedir. Bunun sonucunda ülser ve yemek borusunda daralma gibi sorunlar oluşabilmektedir. Ayrıca, bazı hastalarda Barrett özofagusu olarak adlandırılan hücresel değişikliklerin gelişmesine  ve buna bağlı olarak yemek borusu kanseri riskinin artmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla reflünün erken tanısı ve tedavisi büyük bir önem taşımaktadır” diyor.  Mide yanmasında kontrolsüz mide koruyucu ilaç kullanımına da dikkat çeken <strong>Genel Cerrahi Uzmanı </strong><strong>Prof. Dr. Samet Yardımcı, </strong>“Mide koruyucu ilaçlar hekimin önerdiği süre ve dozda kullanıldığında oldukça faydalıdır. Ancak birçok hasta mideyle ilgili şikâyetlerinde hekime danışmadan yıllarca mide koruyucu ilaçlar almaktadır. Bu ilaçların gelişigüzel kullanımı kemik erimesi, vitamin eksiklikleri ve mide hücrelerinde yapısal değişim gibi ciddi sorunlar   oluşturabilmektedir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Nedeni mide fıtığı olabilir</strong></p>
<p>Mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluşan reflünün pek çok nedeni olabiliyor. Obezite, sigara kullanımı ve sağlıksız beslenme en sık görülen sebepleri arasında yer alıyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>özellikle mide fıtığının (hiatal herni) reflünün altında yatan önemli nedenlerden biri olabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Samet Yardımcı,<strong> </strong>sözlerine şöyle devam ediyor: “Bazı hastalarda mide fıtığı nedeniyle mide ile yemek borusu arasındaki koruyucu mekanizma bozulmaktadır. Bu durum sadece yanma hissine değil; kronik öksürük, ses kısıklığı, ağız kokusu, gece nefes darlığı hissiyle uyanma ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere de yol açabilmektedir.”</p>
<p><strong>Yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor</strong></p>
<p>Tedavi edilmeyen reflü zamanla yemek borusunda kalıcı hasar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden mide şikâyetlerinde mutlaka hekime başvurmak gerektiğini vurgulayarak, “Bazı hastalarda yıllar süren reflüye bağlı olarak yemek borusunda hücresel değişiklikler gelişebilmektedir. Tedavide gecikildiğinde bu hücresel değişiklikler yemek borusu kanserinin gelişimine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sürekli mide yanması yaşayan kişilerin hekime danışmadan ilaç kullanarak şikâyetlerini baskılamaları son derece yanlıştır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Samet Yardımcı, aşağıda yer alan belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğunu anlatıyor.</p>
<ul>
<li>Uzun süredir devam eden mide yanması </li>
<li>Ağza acı su gelmesi </li>
<li>Kronik öksürük ve ses kısıklığı </li>
<li>Yemek sonrasında şişkinlik </li>
<li>Yutma güçlüğü </li>
<li>Sürekli mide koruyucu ilaç ihtiyacı</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviden oldukça başarılı sonuçlar sağlanıyor</strong></p>
<p>Reflü hastalığında yaşam tarzı değişiklikleri ve bazı durumlarda uygulanan cerrahi tedaviyle kalıcı çözüm sağlanabiliyor. Günümüzde reflü ameliyatlarının büyük bir kısmının laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılabildiğini belirten Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabildiğini vurgulayarak,  “Doğru hasta seçimiyle uygulanan modern reflü cerrahisi uzun süreli ilaç ihtiyacını azaltabilmekte ve yaşam kalitesini ciddi şekilde artırabilmektedir” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/reflu-yemek-borusunda-kalici-hasara-yol-acabiliyor-hatta-638845">Reflü yemek borusunda kalıcı hasara yol açabiliyor, hatta…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskişehir Şehir Hastanesi&#8217;nde Toplam Yoğun Bakım Yatak Kapasitesi 217&#8217;ye Yükseldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eskisehir-sehir-hastanesinde-toplam-yogun-bakim-yatak-kapasitesi-217ye-yukseldi-638642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:12:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kapasite]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[toplam]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yatak]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İş Birliği (PPP) modeliyle hayata geçirilen ve Ekim 2018’den bu yana hizmet veren Eskişehir Şehir Hastanesi’nde, Akfen’in sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik bağış ve katkılarıyla gerçekleştirilen proje kapsamında önemli bir kapasite artırımı hayata geçirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eskisehir-sehir-hastanesinde-toplam-yogun-bakim-yatak-kapasitesi-217ye-yukseldi-638642">Eskişehir Şehir Hastanesi&#8217;nde Toplam Yoğun Bakım Yatak Kapasitesi 217&#8217;ye Yükseldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akfen İnşaat tarafından Kamu-Özel İş Birliği (PPP) modeliyle hayata geçirilen </strong>ve Ekim 2018’den bu yana hizmet veren <strong>Eskişehir Şehir Hastanesi’nde,</strong> Akfen’in sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik bağış ve katkılarıyla gerçekleştirilen proje kapsamında önemli bir kapasite artırımı hayata geçirildi.</p>
<p><strong>Toplam 1.877 metrekare büyüklüğündeki mevcut Hasta Uyandırma Alanı </strong>yeniden planlanarak <strong>549 metrekarelik alanda arena tipi</strong> tasarımla oluşturulan <strong>18 yataklı Hasta Uyandırma Ünitesi</strong> hizmete alınırken, kalan 1.328 metrekarelik bölümde kapsamlı yenileme çalışmaları gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan çalışmalar sonucunda, 2 adet izole hasta odası ve her biri yaklaşık 20 metrekare büyüklüğünde 18 yoğun bakım yatağından oluşan toplam 20 yatak kapasiteli yeni 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi inşa edildi.</p>
<p>24 Aralık 2025 tarihinde yapımına başlanan yeni yoğun bakım alanı, yaklaşık 150 gün gibi kısa bir sürede tamamlanarak tescil ve açılış süreçlerine hazır hale getirildi.</p>
<p>Hayata geçirilen yatırımla birlikte hastanenin <strong>toplam yoğun bakım yatak kapasitesi 197’den 217’ye yükselirken, yaklaşık yüzde 10 oranında kapasite artışı sağlandı</strong>. Böylece Eskişehir ve çevre illerde yaşayan vatandaşlara sunulan ileri düzey sağlık hizmetlerinin kapasitesi daha da güçlendirilmiş oldu.</p>
<p><strong>MODERN SAĞLIK STANDARTLARINA UYGUN ALTYAPI</strong></p>
<p>Yeni yoğun bakım ünitesindeki tüm yataklar, gerektiğinde diyaliz hastalarına hizmet verebilecek teknik altyapıya sahip olacak şekilde tasarlandı. Ayrıca yüksek teknolojiye sahip hasta takip sistemleriyle donatılan ünite, izolasyon gerektiren hastaların güvenli şekilde tedavi edilmesine imkân sağlayan özellikleriyle modern sağlık standartlarına uygun olarak hizmet verecek.</p>
<p><strong>Eskişehir Şehir Hastanesi İşletme Müdürü Yalçın Temel,</strong> yeni yoğun bakım ünitesinin hizmete alınmasıyla birlikte hastanenin kritik sağlık hizmetlerindeki kapasitesinin önemli ölçüde güçlendiğini belirterek şunları söyledi: &#8220;<strong><em>Eskişehir Şehir Hastanesi olarak uluslararası kalite standartlarında sağlık hizmeti sunma hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımıza ve iyileştirme çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Yeni yoğun bakım ünitemizin hizmete alınmasıyla birlikte toplam yoğun bakım yatak kapasitemizi 217’ye yükselttik. Yaklaşık 150 gün gibi kısa bir sürede tamamlanan bu proje sayesinde, özellikle ileri düzey bakım gerektiren hastalarımıza daha hızlı, etkin ve güvenli hizmet sunabilecek güçlü bir altyapıya kavuştuk. Yüksek teknolojiye sahip hasta takip sistemleri, izolasyon odaları ve diyaliz altyapısıyla donatılan yeni ünitemiz, hem Eskişehir’e hem de çevre illerden gelen hastalara sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini daha da artıracak. Bölgenin sağlık üssü konumundaki hastanemizde, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirmek ve hasta güvenliğini en üst seviyede tutmak amacıyla çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong><u>Projenin Öne Çıkan Verileri</u></strong></p>
<ul>
<li>Toplam çalışma alanı: 1.877 m²</li>
<li>Hasta Uyandırma Ünitesi: 549 m² – 18 yatak</li>
<li>Yeni 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi: 1.328 m²</li>
<li>İzole hasta odası: 2 adet</li>
<li>Yoğun bakım yatağı: 18 adet</li>
<li>Toplam yeni kapasite: 20 yatak</li>
<li>Toplam yoğun bakım kapasitesi: 217 yatak</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eskisehir-sehir-hastanesinde-toplam-yogun-bakim-yatak-kapasitesi-217ye-yukseldi-638642">Eskişehir Şehir Hastanesi&#8217;nde Toplam Yoğun Bakım Yatak Kapasitesi 217&#8217;ye Yükseldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vakıf üniversiteleri arasında ilk ve tek perfüzyon Doktora Programı Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vakif-universiteleri-arasinda-ilk-ve-tek-perfuzyon-doktora-programi-uskudar-universitesinde-638569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[perfüzyon]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteleri]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik, Perfüzyon Doktora Programı'nın ortaya çıkış sürecini, sağlık alanına sağlayacağı katkıları ve geleceğe yönelik hedeflerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vakif-universiteleri-arasinda-ilk-ve-tek-perfuzyon-doktora-programi-uskudar-universitesinde-638569">Vakıf üniversiteleri arasında ilk ve tek perfüzyon Doktora Programı Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik, Perfüzyon Doktora Programı&#8217;nın ortaya çıkış sürecini, sağlık alanına sağlayacağı katkıları ve geleceğe yönelik hedeflerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Perfüzyon teknolojisi baş döndürücü bir hızla gelişiyor</strong></p>
<p>Programın hangi ihtiyaçlardan doğduğunu anlatan Prof. Dr. Ali Kocailik, “Perfüzyon teknolojisi dünyada baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Artık sadece açık kalp ameliyatlarında değil, yapay organlarda ve ileri yaşam destek sistemlerinde de bu bilim dalı hayati bir rol oynuyor. Sektördeki bu hızlı büyüme, en güçlü bilimsel temellerle donatılmış uzman ihtiyacını ve en önemlisi bu uzmanları eğitecek yetkin akademisyen eksikliğini doğurdu. Üsküdar Üniversitesi olarak bu büyük boşluğu doldurmak amacıyla Türkiye’de vakıf üniversiteleri arasında ilk ve tek olan doktora programımızı hayata geçirdik.” dedi.</p>
<p><strong>Perfüzyonistler artık hastanın hayata tutunma mücadelesinin merkezinde</strong></p>
<p>Kalp ve damar cerrahisi ile yoğun bakım süreçlerinde perfüzyon uzmanlarının rolünün son yıllarda önemli ölçüde değiştiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ali Kocailik, “Eskiden perfüzyonistler sadece ameliyathanede, kalp-akciğer makinesini yöneten teknik uzmanlar olarak görülüyordu. Bugün ise kritik yoğun bakım süreçlerinde, ECMO adını verdiğimiz yapay akciğer ve kalp destek sistemlerinin yönetiminde, yani hastanın hayata tutunma mücadelesinin tam merkezinde yer alıyorlar. Rolleri, teknik bir görevden multidisipliner bir klinik ortaklığa dönüştü.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerli ve milli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesi hedefleniyor</strong></p>
<p>Programın sağlık hizmetleri ve klinik araştırmalar açısından önemli katkılar sağlayacağını vurgulayan Prof. Dr. Kocailik, “Doktora programımız sayesinde ameliyathanelerde ve yoğun bakımlarda tamamen kanıta dayalı, yani bilimsel olarak doğruluğu kanıtlanmış yöntemler geliştirilecek. Bu da doğrudan tıbbi hata risklerini minimuma indirerek hasta güvenliğini en üst seviyeye çıkaracak. Ayrıca yerli ve milli sağlık teknolojilerinin geliştirilmesi için klinik araştırmalara öncülük edeceğiz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve dijital sağlık perfüzyon uygulamalarını dönüştürüyor</strong></p>
<p>Geleceğin perfüzyon uygulamalarına dikkat çeken Prof. Dr. Kocailik, şöyle konuştu:</p>
<p>“Öncelikli konularımız yapay organ teknolojileri, yeni nesil cihaz tasarımları ve hasta güvenliği protokolleridir. Günümüzde yapay zekâ ve dijital sağlık, perfüzyon uygulamalarını tamamen değiştiriyor. Akıllı sensörler ve veri analitiği sayesinde ameliyat esnasında hastanın tüm hayati verilerini anlık olarak tahmin edebiliyor ve riskleri önceden öngörebiliyoruz. Doktora programımız tam da bu yeni nesil teknolojileri üretecek beyinleri yetiştirecek.”</p>
<p><strong>Türkiye’yi perfüzyon biliminde söz sahibi bir merkez haline getirmeyi hedefliyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ali Kocailik, Türkiye&#8217;nin bu alandaki bilimsel gücünü artırmayı amaçladıklarını söyleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mezunlarımız sadece hastanelerde klinik liderler olmakla kalmayacak; üniversitelerde yeni nesilleri yetiştirecek akademisyenler ve sağlık politikalarına yön veren danışmanlar olacaklar. Bu programla amacımız, Türkiye’yi perfüzyon biliminde dünyada söz sahibi bir akademik merkez haline getirmektir. Kısacası, perfüzyonun kalbi Üsküdar’da atıyor ve geleceğin sağlık liderleri burada yetişiyor.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vakif-universiteleri-arasinda-ilk-ve-tek-perfuzyon-doktora-programi-uskudar-universitesinde-638569">Vakıf üniversiteleri arasında ilk ve tek perfüzyon Doktora Programı Üsküdar Üniversitesi&#8217;nde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 07:49:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alınabilen]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, 24 Mayıs Dünya Şizofreni Günü kapsamında, şizofreninin belirtileri, nedenleri, tedavi yöntemleri, aile desteği ve toplumsal damgalanma hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şizofreni, algı ve davranışları etkileyen bir beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Şizofreninin, beynin işleyişini etkileyen ciddi bir psikiyatrik hastalık olarak tanımlandığını ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Halk arasında çoğu zaman ‘akıl hastalığı’ olarak bilinse de, temel olarak kişinin düşünce, algı ve davranış bütünlüğünü bozan bir beyin hastalığıdır. Hastalık; gerçek dışı inançlar (hezeyanlar), çevresel algıda bozulma ve işlevsellik kaybı ile kendini gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Şizofreni hastalarında en sık görülen belirtilere değinen Prof. Dr. Erkmen, “Kişinin kendisine zarar verileceğine inanması, takip edildiğini düşünmesi ya da kendisini son derecede önemli bir kişi olarak görmesi belirtiler yer alır. Bu düşünceler zamanla kişinin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına, işini, eğitimini bırakmasına ve içe kapanmasına yol açabilir. Bazı vakalarda saldırgan davranışlar görülse de, bu durum hastalığın genel karakteristiği değildir. Aksine araştırmalar, şizofreni hastalarının toplumda sanıldığı kadar yüksek oranda şiddet eğilimi göstermediğini ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şizofrenide genetik yatkınlık önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Şizofreninin erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uzmanlara göre bunun nedenlerinden biri, kadınlarda östrojen hormonunun menopoz dönemine kadar koruyucu bir etki göstermesi. Menopoz sonrası dönemde bu koruyucu etkinin azalmasıyla kadınlarda hastalık riski artabilmekte.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin kesin nedeninin tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığının kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Ailede şizofreni öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğu gözlemleniyor. Bunun yanında çevresel faktörlerin, özellikle travmatik yaşam olaylarının ve ağır stres durumlarının hastalığın ortaya çıkışını tetikleyebileceği düşünülüyor. Ancak çevresel etkilerin rolü hâlen araştırılıyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavinin bırakılması hastalığın tekrarlamasına yol açabilir!</strong></p>
<p>Şizofreni tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu tedavi genellikle uzun süreli devam eder. Hastalığın kontrol altına alınabilmesi için ilaçların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Belirtiler düzelse bile tedavinin kendi kendine sonlandırılması, hastalığın tekrarlamasına neden olabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra rehabilitasyon çalışmaları da tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastaların sosyal hayata kazandırılması, iş becerilerinin geliştirilmesi ve toplum içinde bağımsız yaşayabilmeleri için çeşitli programlar uygulanır. Sanat ve müzik gibi alanların da rehabilitasyon sürecine olumlu katkı sağladığı biliniyor.</p>
<p>Günümüzde uzun etkili enjeksiyon tedavileri de kullanılabiliyor. Aylık, üç aylık ve hatta altı aylık iğneler sayesinde ilaç takibi kolaylaşıyor ve tedavi uyumu artıyor. Ancak her hastanın bu tedavilere yanıtı farklı olabileceği için kişiye özel planlama yapılması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Şizofreni tedavisinde aile desteği en kritik unsurlardan biri!</strong></p>
<p>Şizofreni hastalarının toplumdan tamamen izole edilmesi gerekmediğine işaret eden Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Uygun tedavi ve destekle birçok hasta eğitim hayatına devam edebilir ve çalışabilir. Bazı ülkelerde hastalar, daha kısa çalışma saatleri ve destekleyici iş ortamlarıyla üretken yaşamlarını sürdürebiliyor. Türkiye’de de benzer şekilde çalışan şizofreni hastaları bulunuyor.” dedi.</p>
<p>Şizofreni gibi kronik hastalıklarda aile desteğinin tedavinin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen, “Ailelerin en önemli sorumluluğu, hastanın düzenli olarak doktora gitmesini sağlamak ve ilaç kullanımını takip etmektir. İlaçların aksatılması, hastalığın yeniden alevlenmesine yol açabilir. Ailelerin dikkat etmesi gereken erken belirtiler arasında; kişinin giderek içine kapanması, sosyal uyumunun bozulması, okul veya iş performansında belirgin düşüş, çevresine karşı kuşkucu düşünceler geliştirmesi yer alır. Bu tür belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği alınması önemlidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun!</strong></p>
<p>Şizofreni kelimesi toplumda çoğu zaman yanlış ve damgalayıcı bir şekilde kullanıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Bu durum hem hastaları hem de ailelerini olumsuz etkiliyor. Uzmanlara göre psikiyatrik tanıların bir ‘etiket’ olarak kullanılmaması, hastalığın bir sağlık sorunu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Damgalama, hastaların tedaviye erişimini ve topluma uyumunu zorlaştıran önemli bir sorun.” dedi.</p>
<p>Şizofreninin bazı hastalarda tamamen iyileşmese de, büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erkmen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Erken tanı ve düzenli tedavi ile birçok hasta sosyal yaşamına dönebilir, iş ve aile hayatını sürdürebilir. Güncel psikiyatri yaklaşımı, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktan ziyade, bireyin yaşam kalitesini artırmaya ve işlevselliğini korumaya odaklanır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sizofreni-kontrol-altina-alinabilen-bir-hastalik-637597">Şizofreni kontrol altına alınabilen bir hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 10:32:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=637297</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kırmızı et kuşkusuz kaliteli bir protein kaynağı ve demir, çinko, B12 vitamini açısından da değerli bir besin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297">Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kırmızı et kuşkusuz kaliteli bir protein kaynağı ve demir, çinko, B12 vitamini açısından da değerli bir besin. Ancak kontrolüne dikkat edilmeden tüketildiğinde kronik hastalık riskini de artırabiliyor. Bu nedenle bayram sürecinde doğru saklama, pişirme ve dengeli tüketim alışkanlıkları bir kat daha fazla önem taşıyor. Özellikle kalp ve damar hastaları, hipertansiyonu olanlar, diyabet hastaları, kolesterol sorunu yaşayanlar, böbrek hastaları, gut hastaları ve sindirim sistemi hassasiyeti olanlar, et tüketimi açısından en riskli hasta grupları. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bayram süresince de sürdürülmesinin, sindirim sistemi sağlığını desteklediğini ve genel yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağladığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy</strong>, sağlıklı bir bayram için 5 öneri paylaştı. </p>
<p><strong>1- Acele Etmeyin!</strong></p>
<p>Kesim sonrası kurban etini hemen tüketmeyin. Kesimden sonra etin 12-24 saat aralığında buzdolabında dinlendirilmesi gerekiyor. Dinlendirildikten sonra tüketilen etler sindirimi daha olumlu etkiler. </p>
<p><strong>2- Doğru Saklayın, Güvenle Tüketin </strong></p>
<p>Etleri büyük parçalar halinde değil, tek kullanımlık porsiyonlar şeklinde saklayın. Çözünen eti tekrar dondurmayın. Buzdolabında kısa süreli saklanacak etler 0–4°C arasında muhafaza edilmeli, daha uzun süre için derin dondurucu tercih edilmelidir. Çiğ etin; sebze, meyve ve diğer hazır gıdalarla temas etmesinden kaçının.</p>
<p><strong>3- Sağlığınız Lezzetten Daha Önemli </strong></p>
<p>Et tüketiminde en sık yapılan hatalardan biri de etlerin fazla yağ içinde yüksek ateşte pişirilmesidir. Oysa et pişirme şekli sadece lezzet değil, sağlık açısından da önemli bir husus. Kızartma ve yağda kavurma yerine ızgara, haşlama ve fırınlama gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin. Kuyruk yağı, iç yağ gibi ekstra yağ eklemeyin. </p>
<p><strong>4- Tadında Bırakın, Güzel Pişsin Yeter </strong></p>
<p>Eti ızgarada veya mangalda pişiriyorsanız, et ile ateş arasında en az en az 15-20 cm’lik bir mesafeyi gözetin. Sık sık çevirerek kömürleşme olmadan pişirip tüketin. </p>
<p><strong>5- Sağlıklı Alışkanlıklarınızı Koruyun </strong></p>
<p>Bayram boyunca sağlıklı ve dengeli beslenmeyi koruyabilmek için öğün atlamayın, günlük su tüketiminizi artırın, sebze ve lif tüketimine dikkat edin. Tatlı tüketiminde porsiyon kontrolünüze özen gösterin. Mümkünse şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli gibi hafif tatlılar tercih edin. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kurban-bayraminda-saglikli-et-tuketimi-icin-5-oneri-637297">Kurban Bayramı&#8217;nda Sağlıklı Et Tüketimi için 5 Öneri!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genç mucitten duygulandıran konuşma…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genc-mucitten-duygulandiran-konusma-636217</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 10:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[Asaf]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygulandıran]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[Konuşması]]></category>
		<category><![CDATA[mucitten]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 11. Bilim ve Fikir Festivali’nde bu yıl sadece projeler değil, genç bir öğrencinin anlattığı gerçek hayat hikâyesi de hafızalara kazındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-mucitten-duygulandiran-konusma-636217">Genç mucitten duygulandıran konuşma…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen 11. Bilim ve Fikir Festivali’nde bu yıl sadece projeler değil, genç bir öğrencinin anlattığı gerçek hayat hikâyesi de hafızalara kazındı. Atatürk Fen Lisesi öğrencisi ve geçen yıl Fen ve Teknoloji kategorisi birincisi olan Asaf Emir Özdemir’in sahnedeki konuşması, salonda duygu dolu anlar yaşattı.</p>
<p>Türkiye’nin ilk bilim ve fikir festivali olma özelliğini taşıyan organizasyonda yaklaşık 3 bin öğrenci, 750 projeyle yarıştı. İstanbul, Bursa, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’dan gelen öğrenciler, geliştirdikleri projeleri jüri üyelerine sundu ve ödüllendirildi. Festivalin açılış konuşmalarından biri genç mucit Asaf Emir Özdemir’den geldi.</p>
<p><strong>“Bilim üretmek cesaret istiyor”</strong></p>
<p>Geçen yıl geliştirdikleri yazılım ile bitki adaptasyon analizi YABAN isimli projesiyle festivalde birincilik elde eden Özdemir, bu yıl sahneye bir başarı hikâyesinden çok, insan hayatına dokunan gerçek bir olayla çıktı. Konuşmasına danışman öğretmenlere, öğrencilere ve kendilerine destek veren Üsküdar Üniversitesi’ne teşekkür ederek başlayan Özdemir, bilim üretmenin cesaret istediğini söyledi.</p>
<p>“Çok yoğun bir program, çok yoğun bir baskı ve çok yoğun bir stres altında olmalarına rağmen zamanlarından ayırıp buraya bilim yapmaya, proje yapmaya cesaret eden tüm öğrencilerimizi selamlamak istiyorum.” diyen Özdemir, geçen yıl kazandıkları derece sonrası projelerinin uluslararası patent sürecinde üniversiteden büyük destek gördüklerini anlattı.</p>
<p>Özdemir, konuşmasının devamında kendilerine destek veren kurum ve akademisyenlere teşekkür ederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle geçen yıl elde ettiğimiz derece sonucunda, projemizin uluslararası alanda patentlenmesi için bize sınırsız destek veren Üsküdar Üniversitesi’ne ve tüm öğretim üyelerine teşekkür ediyorum. Geçen yıl burada birincilik elde etmiştik. Bunun sonucunda da bugün burada açılış konuşması yapma fırsatı buldum. Bu benim için gerçekten çok heyecan verici. Aslında bugün için çok güzel bir konuşma metni hazırlamıştım ancak onu sizlere sunmayacağım. Çünkü dün benim için çok önemli ve çok değerli bir mesaj aldım. Bu yüzden konuşmama bir olay anlatarak devam etmek istiyorum.”</p>
<p><strong>“Yapay zekâ, sağlıklı olarak değerlendirdiğimiz 7 yaşındaki bir çocukta MS hastalığı riski tespit etti”</strong></p>
<p>Yaklaşık bir buçuk yıl önce nörolojik ve ortopedik hastalıkları yürüyüş bozukluklarından tespit edebilen bir yapay zekâ geliştirdiklerini kaydeden Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu yapay zekânın çalışıp çalışmadığını görmek için de bir deney oluşturduk. Deneyde biri sağlıklı, diğeri hasta bireylerden oluşan iki kontrol grubu vardı. Bu süreçte yapay zekâ, sağlıklı olarak değerlendirdiğimiz 7 yaşındaki bir çocukta MS hastalığı riski tespit etti. İlk başta bunun sistemsel bir hata olduğunu düşündük. Ancak yine de çocuğun ailesini bilgilendirdik. Daha sonra yapılan kontroller sonucunda gerçekten de çocukta MS hastalığı olduğu ortaya çıktı. Biz de bir buçuk yıl boyunca bu süreci takip ettik. Dün ise çocuğun annesinden bir mesaj aldım. Sizlerle paylaşmak istiyorum:</p>
<p><strong>“İyi ki sizi küçümsemek yerine dikkate almışım!”</strong></p>
<p>‘Asaf, selam oğlum, ben Züleyha. Bir buçuk sene önce lise projeniz kapsamında oğlumla bir test yapmıştınız. O zaman MS hastası olabileceğini söylemiştiniz. İyi ki sizi küçümsemek ya da söylediklerinizi önemsememek yerine dikkate almışız. Bir buçuk yıldır her gün oğlumun başında hastanede ağlayarak bekliyordum. Salı günü doktorlar hastalığın büyük ölçüde yenildiğini söyledi. Pazartesi günü taburcu oluyoruz. Size ne kadar teşekkür etsem az. Çünkü bir annenin evladına yeniden kavuşmasının ne demek olduğunu tarif etmek çok zor. Umarım bu dünyada sizin gibi gençler hep var olur ve insanlara derman olmaya devam eder.’”</p>
<p><strong>“Proje yapın, proje yapın, proje yapın”</strong></p>
<p>Bu mesajın üzerine söylenecek çok fazla söz olmadığını ifade eden Özdemir, “Ama yine de şunu söylemek istiyorum; eğer hem topluma katkı sağlamak, insanların hayatına dokunmak ve problemlere çözüm üretmek hem de kendinizi geliştirmek istiyorsanız size tek bir tavsiyem var: Proje yapın, proje yapın, proje yapın. Proje üretmeye başlayan genç arkadaşlarıma da naçizane bir önerim var; lütfen çıktığınız yolda pes etmeyin, sonuna kadar devam edin. Çünkü emin olun, hayatınızın en güzel ve en öğretici günlerini yaşayacaksınız.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Bakan Yardımcısı Gürsoy’dan Asaf Emir’e övgü…</strong></p>
<p>Festivalde konuşan Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Safa Koçoğlu Gürsoy da Asaf Emir Özdemir’in hikâyesine dikkat çekerek gençlerin üretmek ve topluma katkı sunmak istediğini söyledi.</p>
<p>Gürsoy, “Asaf Emir’in konuşmasında da gördük; gençlerimiz üretmek istiyor, düşünmek istiyor, katkı sunmak istiyor. Yeter ki gençlere alan açılsın, güvenilsin ve imkân verilsin.” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Festivalin yalnızca proje yarışması olmadığını vurgulayan Gürsoy, “Burada sadece projeler hazırlanmıyor. Aynı zamanda geleceğe dair fikir, umut ve sorumluluk üretiliyor.” dedi.</p>
<p>Gençlik Haftası kapsamında öğrencilerle bir araya geldiklerini belirten Gürsoy, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak gençlerin yalnızca akademik başarısını değil; fikir üretme, problem çözme ve proje geliştirme kapasitelerini de desteklediklerini ifade etti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan da konuşmasında Asaf’a vurgu yaptı</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan da konuşmasında Asaf Emir Özdemir’in sözlerine dikkat çekerek, “Asaf kardeşimizin ‘proje, proje, proje’ demesi çok önemli. Gerçekten hayat proje, günlük hayat proje…” ifadelerini kullandı. Tarhan, gençlerin doğru sorular sorarak hayatın her alanında proje geliştirebileceğini vurguladı. </p>
<p>Tarhan ayrıca festivalde sergilenen projelerden büyük etkilendiğini belirterek, “Bu seneki projeler bizi şaşırttı. Çok müthiş projeler var. Birçoğunda patent alınabilirlik, faydalı model ya da akademik makaleye dönüşebilme potansiyeli gördük.” dedi. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Ergüzel: “Amaç; proje geliştirme tutkusu taşıyan gençlere bir ekosistem oluşturmaktır”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, BFF Koordinatörü Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, festivalin gençlerin proje geliştirme tutkusunu destekleyen bir ekosistem oluşturmayı amaçladığını vurguladı. Prof. Dr. Ergüzel, “Bilim ve Fikir Festivalimizin gayesi, aramızdaki çok sayıda Asaf Emir’i bulmak ve destek ihtiyacı olan, sağlıkta, mühendislikte, sosyal bilimlerde öğrenme ve proje geliştirme tutkusu taşıyan gençlere bir ekosistem oluşturmaktır.” dedi. </p>
<p>Bu yıl “Başımıza İcat Çıkar” mottosuyla düzenlenen festivalde Fen ve Teknoloji, Sağlık Bilimleri ve Sosyal Bilimler kategorilerinde yüzlerce proje değerlendirildi. Festivalin sonunda ise geceye damga vuran isim, anlattığı hikâyeyle bilimin insan hayatına nasıl dokunabileceğini gösteren genç mucit Asaf Emir Özdemir oldu. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genc-mucitten-duygulandiran-konusma-636217">Genç mucitten duygulandıran konuşma…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gücünü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiren]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=636178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin öncü branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, 30. Yılını özel bir etkinlik ile kutladı. İstanbul’da gerçekleşen “Dünyagöz Buluşmaları 2026” göz sağlığının önde gelen yerli ve yabancı uzmanlarını bir araya getirdi. </p>
<p>Dünyagöz’ün 30 yıllık uzmanlık yolculuğunun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; geleceğe uzanan güçlü bir vizyon olarak ele alındığı etkinlikte, yapay zekâ destekli cerrahilerden yeni nesil lens teknolojilerine, sağlık turizminden hasta deneyimine kadar birçok başlık masaya yatırıldı. Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel konumuna dikkat çekilen organizasyonda, özellikle göz sağlığında Türkiye’nin artık dünyanın referans merkezlerinden biri haline geldiği vurgulandı.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü</strong> <strong>Prof. Dr. Bozkurt Şener</strong>, Türkiye’nin göz sağlığında ulaştığı noktaya dikkat çekerek, <em>“Bugün Türkiye, göz sağlığında yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte takip edilen güçlü bir oyuncu konumunda. Teknoloji yatırımları, hekim deneyimi ve kişiselleştirilmiş tedavi anlayışı sayesinde dünyanın birçok ülkesinden hastalar ve uzmanlar Türkiye’yi tercih ediyor. Dünyagöz olarak 30 yıldır yalnızca bugünü değil, geleceğin sağlık sistemini de inşa etmeye odaklanıyoruz”</em> dedi.</p>
<p><strong>Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın</strong>, 30 yıllık yolculuğun yalnızca bir başarı hikâyesi değil; Türkiye’nin sağlık alanındaki küresel gücünün önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, <em>“30 yıldır göz sağlığında yalnızca tedavi sunan bir yapı değil; bilgi üreten, teknolojiye yatırım yapan ve Türkiye’yi uluslararası arenada temsil eden bir marka olmayı hedefledik. Bugün geldiğimiz noktada, dünyanın farklı ülkelerinden hastaların ve uzmanların tercih ettiği global bir sağlık markası olmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de yurt dışı yatırımlarımız ve yeni nesil sağlık teknolojilerine odaklanan vizyonumuzla büyümeye devam edeceğiz” </em>dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin Geleceğinde İletişimin Gücü Öne Çıktı</strong></p>
<p>Etkinliğin en dikkat çeken oturumlarından biri ise <strong>Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş</strong> tarafından gerçekleştirilen “Hekim İletişim Teknikleri” sunumu oldu. Oturumda, hasta ile kurulan güven ilişkisinin tedavi başarısındaki belirleyici rolü ele alındı.</p>
<p>Prof. Dr. Baltaş, günümüzde hastaların yalnızca başarılı bir operasyon değil; aynı zamanda kendilerini anlayan, güven veren ve güçlü iletişim kurabilen bir hekim yaklaşımı beklediğini ifade etti. Özellikle hastalarla doğru iletişim kurmanın önemine dikkat çekilen oturumda; empati, güven dili ve hasta psikolojisini doğru yönetmenin sağlık hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ Destekli Cerrahiler ve Kişiselleştirilmiş Tedavi Dönemi</strong></p>
<p>Etkinlikte gerçekleştirilen oturumlarda özellikle yapay zekâ destekli lens planlamaları, kişiselleştirilmiş cerrahi yaklaşımlar ve yeni nesil göz teknolojilerinin hasta deneyimine etkileri öne çıktı. Uzmanlar, yapay zekânın analiz ve planlama süreçlerinde önemli avantajlar sağladığını ancak tedavi başarısının hâlâ hekim deneyimi ve doğru klinik yaklaşım ile şekillendiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Şener, göz sağlığında artık standart tedavi anlayışının ötesine geçildiğini belirterek, <em>“Yeni dönemde mesele yalnızca tedavi etmek değil; her hastaya doğru teknolojiyi, kişiselleştirilmiş yaklaşımı ve güvenli deneyimi sunabilmek”</em> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dünyagöz’ün yalnızca bir tedavi merkezi değil; aynı zamanda eğitim, teknoloji ve bilgi paylaşımı odağıyla çalışan uluslararası bir yapı olduğuna dikkat çekilen etkinlikte, dünyanın farklı ülkelerinden uzmanların Türkiye’ye gelerek cerrahi süreçleri yerinde incelediği ve Türk oftalmolojisinin geldiği seviyenin global ölçekte ilgiyle takip edildiği aktarıldı.</p>
<p>Dünyagöz Buluşmaları 2026’da, göz sağlığında geleceğin yalnızca ileri teknolojiyle değil; deneyim, iletişim ve hasta odaklı yaklaşımla şekilleneceği mesajı öne çıktı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-turkiyenin-gucunu-sekillendiren-bulusma-636178">Göz Sağlığında Türkiye&#8217;nin Gücünü Şekillendiren Buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 09:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bakımın]]></category>
		<category><![CDATA[duran]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemşire]]></category>
		<category><![CDATA[hemşirelerde]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[noktada]]></category>
		<category><![CDATA[rol]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sistemin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki kritik rolü, hasta bakımındaki etkisi, hekimlerle iş birliği ve mesleğin karşılaştığı zorluklar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada duruyor!</strong></p>
<p>Hemşirelik mesleğinin, sağlık sisteminin görünmeyen ama vazgeçilmez omurgası olduğunu  ifade eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bir hastanenin koridorlarında, yoğun bakımın sessizliğinde ya da bir kliniğin telaşında aslında hayatı ayakta tutan en temel güçlerden biri hemşireliktir. Bu meslek yalnızca tıbbi uygulamaların yerine getirilmesi değil; insanın en kırılgan anında ona eşlik edebilme sanatıdır. Bu yönüyle hemşirelik, bilimin ve vicdanın kesiştiği çok özel bir noktada durur.” dedi.</p>
<p>Sağlık sistemindeki rolü açısından hemşireliğin hasta bakımının sürekliliğini sağlayan ana unsur olduğunu aktaran Duran, “Hekim tanı koyar ve tedavi planını oluşturur; ancak bu planın hayata geçirilmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesine katkıda bulunulması büyük ölçüde hemşirelerin sorumluluğundadır. Hastanın yaşam bulgularının takibi, ilaç uygulamaları, komplikasyonların erken fark edilmesi gibi kritik süreçlerde hemşireler adeta sistemin ‘erken uyarı mekanizması’ gibi çalışır. Bu nedenle hemşirelik, sadece destekleyici bir rol değil, doğrudan hasta sonuçlarını etkileyen bağımsız bir profesyonel alandır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımı! </strong></p>
<p>Bir hastanın tedavi sürecinde hemşirenin etkisinin en çok temasın yoğun olduğu anlarda hissedildiğini dile getiren Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Hasta korktuğunda, ağrı çektiğinde, yalnız hissettiğinde ilk başvurduğu kişi çoğu zaman hemşiredir. Bu noktada hemşirelik yalnızca klinik becerilerle sınırlı kalmaz; psikososyal destek devreye girer. Hastaya güven vermek, onu anlamak, bazen sadece sessizce yanında durmak bile tedavi sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir hastanın ‘beni anladılar’ demesi, çoğu zaman iyileşmenin ilk adımıdır.” dedi.</p>
<p>Ancak günümüzde hemşirelik mesleğinin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Duran, şunları söyledi:</p>
<p>“Artan hasta yükü, yetersiz personel sayısı, uzun çalışma saatleri ve zaman zaman mesleki saygınlıkla ilgili yaşanan sorunlar, hemşirelerin iş doyumunu olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yanında duygusal olarak yoğun bir meslek olması da tükenmişlik riskini artırıyor. Bu zorlukların çözümü için öncelikle hemşire başına düşen hasta sayısının azaltılması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve mesleki gelişim fırsatlarının artırılması gerekir. Aynı zamanda hemşirelerin karar süreçlerine daha aktif katılımının sağlanması, onların mesleki kimliğini güçlendirecektir.”</p>
<p><strong>Sağlık hizmetinin en ideal hali, hekim ve hemşirenin birbirini tamamladığı noktada mümkün! </strong></p>
<p>Hemşire-hekim iş birliğinin ise hasta bakımının kalitesini doğrudan belirleyen bir denge olduğuna işaret eden Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, “Bu ilişki hiyerarşik bir yapıdan çok, karşılıklı saygı ve iletişime dayalı bir ekip çalışması olmalı.” dedi.</p>
<p>Hekimin klinik bilgisi ile hemşirenin hasta başındaki gözlemleri birleştiğinde, çok daha güvenli ve etkili bir bakımın ortaya çıktığının altını çizen Duran, sağlık hizmetinin en ideal halinin, bu iki meslek grubunun birbirini tamamladığı noktada mümkün olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>Bir hemşirenin şefkati ve bilgisi, ilaçlar kadar etkili!</strong></p>
<p>Tüm bu süreçlerin içinde hemşirelerin tükenmişlik yaşamaması için kurumlara büyük sorumluluk düştüğünü de vurgulayan Uzman Hemşire Melis Kübra Duran, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Adil vardiya sistemleri oluşturmak, dinlenme sürelerini korumak, psikolojik destek mekanizmaları sunmak ve emeği görünür kılmak bu sorumlulukların başında gelir. Ayrıca yöneticilerin empatik bir yaklaşım benimsemesi ve hemşirelerin sesini duyması, kurum içi aidiyeti güçlendirecektir.</p>
<p>Sonuç olarak hemşirelik, insan hayatına dokunan en derin mesleklerden biridir. Bir hemşirenin şefkati, bilgisi ve dikkati; bir hastanın iyileşme sürecinde ilaçlar kadar etkilidir. Belki de bu yüzden hemşirelik, sadece yapılan bir iş değil, yaşanan bir anlamdır. Ve bu anlam, sağlık sisteminin kalbinde atmaya devam etmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-kritik-rol-hemsirelerde-635601">Sağlıkta kritik rol hemşirelerde!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağın]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yere]]></category>
		<category><![CDATA[yürüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz? Özellikle merdiven çıkmak, engebeli zeminde yürümek ve hızlı hareket etmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor mu?  Bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen “foot drop” olabilir! Hemen her yaşta görülebilen düşük ayak yürüyüş dengesini bozarak günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebiliyor. Hastalar zamanla düşecekleri kaygısıyla dışarı çıkmaktan kaçınabiliyor, sosyal hayattan uzaklaşabiliyor. İlerleyen dönemlerde ise yürüyebilmek için destek cihazlarına ihtiyaç duyabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,</strong>  düşük ayak tablosunun tek başına bir hastalık değil; çoğu zaman sinir, kas, omurga veya nörolojik hastalıkların bir belirtisi olduğuna dikkat çekerek,  “Bu   nedenle yürümekte güçlük çeken kişilerin ‘Biraz uyuşma var, geçer‘, ‘Ayağım takılıyor ama idare ediyorum’ veya ‘Tökezlememin nedeni dikkatsizliğimdir’ düşüncesiyle zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Erken tanı hem altta yatan hastalığın ilerlemesini önlenmede hem de ayakta oluşabilecek kalıcı hasar riskini azaltmada kritik rol oynar. Günümüzde erken tanı ve uygun tedavi sayesinde ayak fonksiyonlarında önemli ölçüde iyileşme sağlanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Yürüme bozukluğuyla kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Düşük ayak kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasına neden olan önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.  Bu tablo kendini genellikle yürüme bozukluğuyla gösteriyor. Normal yürüyüş sırasında ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar, ayağın yere takılmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu kasların sağlıklı çalışması için siyatik sinir ve onun bir dalı olan peroneal sinirin sağlam olması gerekiyor. Bu sinirlerden en az biri etkilendiğinde ayağı yukarı kaldıran ve sağ ile sola yönlendiren kaslar zayıflıyor. Sonuç olarak ayak ucu yere  sürtünmeye başlıyor ve kişi yürürken ayağını normalden daha fazla kaldırmak zorunda kalıyor. Bu tablo halk arasında “düşük ayak”  olarak adlandırılıyor. Bazı hastaların ise ayağını yere takmamak için dizini normalden fazla kaldırarak yürümek zorunda kaldıklarını aktaran Prof. Dr. Umut Yavuz, “Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Ciddi bir sorunun habercisi olabiliyor!</strong></p>
<p>Düşük ayak, ayağı yukarı kaldıran kasların yeterince çalışamaması sonucu ortaya çıkıyor. Kaslar doğrudan hasar görebileceği gibi, bu kaslara komut taşıyan sinirler de etkilenebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayağın çoğu zaman başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu vurgulayarak,  “Bu tabloya genel olarak sinir sıkışmaları, bel fıtığı veya bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ile inme gibi ciddi durumlar neden  olur. Bazen travmalar ve diz veya kalça protezi gibi büyük cerrahiler sonrasında sinir etkilenmeleri de düşük ayak sorununa yol açabilir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>bunların yanı sıra uzun süre bacak bacak üstüne atan, çömelerek çalışan, dizin dış  kısmına uzun süre baskı uygulayan ve hızlı kilo kaybı yaşayan kişilerde de düşük ayak tablosunun gelişebildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi ayağın yere takılması</strong></p>
<p>Hastalar sağlık kuruluşlarına en sık ‘Ayağımı kaldıramıyorum’, ‘Ayağım yere sürtüyor’, ‘Sık sık tökezliyorum’ ve ‘Ayakkabımın ucu yere çarpıyor’ gibi şikayetlerle başvuruyor. <strong> </strong>Düşük ayağın belirtileri bazen aniden, bazen de sinsi başlayabiliyor. Travma, cerrahi sonrası sinir yaralanması veya ani bel fıtığında tablo hızlı ilerleyebiliyor. Sinir sıkışması, diyabetik nöropati veya bazı nörolojik hastalıklarda ise belirtiler daha yavaş gelişebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın en yaygın belirtilerini şöyle anlatıyor: “En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken  ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”</p>
<p><strong>Geç kalındığında kalıcı hasar oluşabiliyor</strong></p>
<p>Düşük ayak tablosunda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Umut Yavuz, altta yatan bazı nedenlerinde erken tedavi sayesinde sinir fonksiyonunun toparlanabildiğini ve kalıcı hasarın önlenebildiğini aktarıyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, şu bilgileri paylaşıyor:  “Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.” </p>
<p><strong>Bu tabloda ameliyat gerekebiliyor</strong></p>
<p>Tedavide temel hedef, altta yatan nedeni tespit etmek ve   mümkünse ortadan kaldırmak. Bunun yanında hastanın güvenli yürümesini sağlamak ve ayakta kalıcı şekil bozukluğu gelişmesini engellemek amaçlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>erken tanı alan hastalarda, özellikle sinirin tamamen kopmadığı ve basının erken dönemde giderildiği durumlarda tedavide oldukça başarılı sonuçlar sağlandığını belirterek, “Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur” diyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli ve kalıcı tablolarda ise tendon transferi cerrahisine başvurulduğunu söylüyor. </p>
<p><strong>Amaç güvenli ve dengeli bir yürüyüş sağlamak! </strong></p>
<p>Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor.  Prof. Dr. Umut Yavuz, ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanıldığını, ardından fizik tedavi sürecine geçildiğini belirterek, “Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cevabı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirir]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişler]]></category>
		<category><![CDATA[düzelen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodonti]]></category>
		<category><![CDATA[pekiştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sabit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tekrar]]></category>
		<category><![CDATA[yer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635457</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimliğinde çapraşık diş ve uyumsuz çene ilişkilerini düzenleyen ortodontik tedavilerde, sürecin en kritik aşamalarından biri de pekiştirme (retansiyon) dönemi. Tedavi sonrası dişler, çevre dokuların ve periodontal liflerin eski düzenine dönme eğilimi nedeniyle yeniden yer değiştirebiliyor. Pekiştirme döneminin son derece önemli bir süreç olduğunu belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dt. Duygu Güneş </strong>konuyla ilgili şunları söyledi; <em>“Tedavi sonrasında dişlerin yeniden yer değiştirmesi biyolojik bir eğilim. Her ortodontik tedavi sonrasında bu eğilim beklenmekle beraber, özellikle polidiastema (dişler arası çoklu boşluk) vakalarında, rotasyonu düzeltilmiş dişlerde ve ark genişletmesi uygulanmış vakalarda eğilim daha belirgindir. Bu nedenle elde edilen estetik ve fonksiyonel sonucun kalıcı olabilmesi için uygun bir pekiştirme planına ihtiyaç duyulur.”</em></p>
<p><strong>Kopma ya da Deformasyon Hasta Tarafından Fark Edilmeyebilir</strong></p>
<p>Uzm. Dt. Duygu Güneş, pekiştirme amacıyla en sık kullanılan yöntemlerden birinin lingual retainer olarak adlandırılan sabit ince teller olduğunu söylüyor ve şu noktaların altını çiziyor: <em>“Bu teller genellikle bir taraftaki kanin dişten diğer taraftaki kanin dişlerin (köpek dişleri) arka yüzeyine yapıştırılır ve sürekli etki göstererek dişlerin yerinde kalmasını sağlar. Tellerin kopması ya da deformasyonu çoğu zaman hasta tarafından fark edilmeyebilir. Diş sabitleyicinin bir noktadan kopması durumunda dişlerde hızlı ve bazen asimetrik kaymalar görülebilir. Eğer tel bükülürse, istenmeyen kuvvetler oluşturarak dişleri yanlış yönlere hareket ettirme riski de ortaya çıkar.”</em> </p>
<p>Bir diğer yaygın pekiştirme aracı ise “Essix Plak” olarak bilinen şeffaf, çıkarılabilir sabitleyiciler. Bu plaklar tüm diş arkını sararak genel bir stabilite sağlarken, estetik açıdan da hastalar tarafından daha kolay kabul ediliyor. Önemli bir yanı da temizliğinin kolay olması. Ancak etkinliği tamamen düzenli kullanıma bağlı. Plak takılmadığında ya da kırılıp kullanılamaz hale geldiğinde dişler zamanla eski konumlarına dönmeye başlayabilir. Özellikle tedavinin ilk aylarında kısa süreli aksaklıklar bile diş hareketini başlatabilir. </p>
<p>Ortodontik tedavinin ayrılmaz bir parçası olan pekiştirme sürecinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Uzm. Dt. Duygu Güneş, sabit ve hareketli sabitleyicilerin birlikte kullanımının çoğu zaman en güvenli yaklaşım olduğunu belirtiyor. Diş sabitleyicilerin kırılması, kopması veya düzenli kullanılmaması durumunda dişlerdeki çapraşıklıkta nüks (tekrar etmesi-relaps) kaçınılmaz hale gelebilir ve bu da yeniden ortodontik tedavi ihtiyacını gündeme getirebilir. Dolayısıyla hastaların düzenli kontrollerini aksatmamaları, diş sabitleyicilerini doğru kullanmaları ve herhangi bir sorun fark ettiklerinde bir ortodonti uzmanına başvurmaları önemlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzelen-disler-neden-tekrar-yer-degistirir-cevabi-pekistirme-doneminde-635457">Düzelen Dişler Neden Tekrar Yer Değiştirir? Cevabı Pekiştirme Döneminde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 09:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[200]]></category>
		<category><![CDATA[30]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ameliyatları]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[Göğüs Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Santimetrelik]]></category>
		<category><![CDATA[single]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=634566</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul’da düzenlenen uluslararası Single Port Robotik Cerrahi toplantısında 30 ülkeden 200’ü aşkın hekim bir araya geldi. Tek kesiden yapılan robotik ameliyatlar, uzaktan cerrahi (telesurgery) ve yapay zekâ destekli yeni sistemler tüm yönleriyle ele alındı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566">30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da düzenlenen uluslararası Single Port Robotik Cerrahi toplantısında 30 ülkeden 200’ü aşkın hekim bir araya geldi. Tek kesiden yapılan robotik ameliyatlar, uzaktan cerrahi (telesurgery) ve yapay zekâ destekli yeni sistemler tüm yönleriyle ele alındı. </p>
<p>Robotik cerrahinin geleceğini şekillendiren önemli buluşmalardan biri İstanbul’da gerçekleştirildi. “Memorial Reshapes: Robotic Surgery with Single Port” başlıklı bilimsel toplantıda, 30’dan fazla ülkeden gelen 200’ü aşkın uzman hekim, tek port robotik cerrahinin farklı branşlardaki kullanım alanlarını ve klinik sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Ürolojiden jinekolojiye, genel cerrahiden göğüs cerrahisine kadar geniş bir yelpazede ele alınan oturumlarda; tek kesiden yapılan ameliyatların hasta konforu, iyileşme süresi ve cerrahi başarıya etkileri detaylı şekilde tartışıldı. Toplantıda ayrıca uzaktan cerrahi, görüntüleme entegrasyonu ve yapay zekâ destekli sistemlerin geleceği de gündeme geldi.</p>
<p><strong>“30 ülkeden katılım var, Türkiye’de ilk sistemi kurduk” </strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su Bora Uludüz, “Bugün çok güzel bir etkinlik için bir aradayız. Single Port Robotik Cerrahi Toplantısı kapsamında buradayız. Yaklaşık 30 ülkeden, 200 katılımcı etkinliğimizde bizimle olacak” dedi.</p>
<p>Uludüz, “Farklı ülkelerden gelen doktorlarla Türkiye’de ilk kez kurduğumuz Single Port Robotik Cerrahi sistemini ve bu teknolojiyle gerçekleştirdiğimiz ameliyatları paylaşacağız. Tek bir koldan, tek bir kesiyle ameliyat yapılmasını sağlayan bir sistemden bahsediyoruz. Bu da hastalar için daha az ağrı, daha konforlu bir süreç ve daha hızlı iyileşme anlamına geliyor” açıklaması yaptı. </p>
<p>Uludüz ayrıca, “Üroloji, kadın doğum ve göğüs cerrahisi gibi branşlarda pek çok ilke imza attık. Hatta göğüs cerrahisinde yaptığımız bir ameliyat Avrupa’da kıta Avrupasında ilk uygulama oldu” diye konuştu.</p>
<p><strong> “3 santimetrelik kesiden akciğer cerrahisi” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel, göğüs cerrahisinde yeni teknolojilerle büyük bir gelişim yaşandığını belirterek “Artık çok daha küçük kesilerden tümör ameliyatları yapabiliyoruz. Amacımız hastanın ağrısını azaltmak ve hastanede kalış süresini kısaltmak. Eskiden hastalar bir aya kadar hastanede yatarken şimdi 3–4 gün içinde taburcu olabiliyorlar” açıklaması yaptı. </p>
<p>Robotik cerrahinin önemine değinen Tezel, “3–3,5 santimetrelik bir kesiden akciğer ve tümör cerrahisi yapmak mümkün hale geldi. Hatta hastalar ‘hiç ağrım yok’ diyebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“Prostat ve böbrek kanserinde aynı gün taburcu dönemi” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Murat Binbay ise robotik cerrahinin ürolojide son 25 yılda etkinliğini ve güvenilirliğini kanıtladığını söyleyerek “Artık robotik cerrahi altın standart haline geldi. Tek kollu yani single port robotik cerrahi, bu gelişimin en son ürünüdür. Hastaların daha kısa sürede iyileşmesini ve daha az ağrı çekmesini sağlıyor” diye konuştu.</p>
<p>“Artık prostat ve böbrek kanseri gibi büyük ameliyatları sabah yapıp hastayı akşam taburcu edebiliyoruz” diyen Binbay, “Amerika’daki çalışmalarda hastanede kalış süresinin ortalama 8 saate kadar düştüğü gösterildi. “Bu teknolojiyi bir ‘game changer’ olarak tanımlayabiliriz. Yakın gelecekte uzaktan cerrahi ve görüntüleme entegrasyonları rutin hale gelecek” dedi.</p>
<p><strong>“Tek kesiden büyük kanser ameliyatları yapılabiliyor”</strong></p>
<p>Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Erman Aytaç, single port robotik cerrahinin minimal invaziv cerrahinin avantajlarını artıran bir yaklaşım olduğunu belirterek “Artık çok büyük kanser ameliyatlarını bile tek bir 2–2,5 santimetrelik kesiden yapabiliyoruz” dedi. Single port cerrahinin en önemli özelliğinin tek giriş olduğunu belirten Aytaç, “tüm enstrümanlarla tek bir girişten, yaklaşık 2–2,5 santimetrelik bir kesiden karın içine giriliyor ve robotik sistem sayesinde ameliyat içeride gerçekleştiriliyor” diye konuştu. Bu yöntemin de hastanın yaşam konforunu önemli ölçüde artırdığına değinen Aytaç sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların ağrı süreci azalıyor, komplikasyonlar düşüyor ve tekrar ameliyat ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu nedenle hem tıbbi hem ekonomik açıdan hastaya önemli avantajlar sağlıyor” dedi.  </p>
<p><strong>“Jinekolojide kesisiz cerrahiye yakın dönem” </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü&#8217;nden Dr. Gökhan Demirayak, bunun Türkiye’de düzenlenen ilk Single Port Robotik Cerrahi toplantısı olduğunu belirterek “Jinekoloji bölümünde ben ve İtalya’dan çok deneyimli bir konuşmacı yer alacağız. Single port cerrahi ile 2–2,5 santimetrelik tek kesiden birçok ameliyatı gerçekleştirebiliyoruz. Hatta jinekolojide, vajinal yoldan, karında hiçbir kesi olmadan birçok ameliyat yapılabilmesine de imkan sağlıyor..” diye konuştu.</p>
<p>Robotik cerrahinin avantajlarını anlatan Demirayak, “Görüntü kalitesi üç boyutlu, derinlik hissi çok daha iyi ve aletler eklem hareketine sahip. Hastalar ertesi gün taburcu olabiliyor ve günlük yaşamlarına çok daha hızlı dönebiliyorlar” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/30-ulkeden-200den-fazla-hekim-single-port-teknolojisini-istanbulda-tartisti-634566">30 Ülkeden 200&#8217;den Fazla Hekim Single Port Teknolojisini İstanbul&#8217;da Tartıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:35:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633486</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma </strong>ve<strong> Pharminal İlaç</strong> 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-2-633486">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışmayla]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklara]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, nadir hastalıklara yönelik farkındalığı artırmak amacıyla düzenlenen önemli bir dayanışma haftasına tanıklık etti. Plazma kaynaklı tedavilerde global liderlerden biri olan <strong>Kedrion Biopharma, </strong>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ruhunu<strong> Dünya Primer İmmün Yetmezlik (PIY) Haftası (22-29 Nisan) </strong>ile birleştirerek kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini tamamladı. Ankara’nın maraton parkurlarından büyükşehirlerdeki hastanelerin infüzyon odalarına kadar uzanan kampanya, güçlü bir mesaj verdi:<strong> &#8220;Yalnız Değilsiniz.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Ankara’da Umuda Koşma</strong></p>
<p>Farkındalık zinciri, 19 Nisan’da Ankara’da düzenlenen Bilkent RunRoll ile başladı. Kedrion Türkiye ekibi gönüllüleri, <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>pankartı altında parkura çıktı. Her adım, nadir hastalıklarla yaşayan çocukların görünürlüğünü artırmaya adandı; fiziksel bir yarış, toplumsal kabul ve dayanışma için ülke çapında bir çağrıya dönüştü.</p>
<p><strong>“PIY’i Fark Et”: Klinik Deneyimi Dönüştürmek</strong></p>
<p>Ankara’daki koşu parkurlarından alınan enerji, PIY Haftası boyunca doğrudan klinik ortamlara taşındı. Kedrion Türkiye ve Pharminal İlaç iş birliğiyle İstanbul, İzmir ve Ankara’daki hastanelerde<strong> &#8220;İnfüzyon Odası Şenlikleri&#8221; </strong>başlatıldı<strong>. </strong>Bu etkinlikler Primer İmmün Yetmezlik farkındalığını artırmak ve 23 Nisan bayram sevincini tedavi gören çocuklara ulaştırarak onların kendilerini hasta değil, <strong>&#8220;ilk önce çocuk&#8221; </strong>gibi hissetmelerini sağlamak, klinik deneyimlerini dönüştürmek amacıyla tasarlandı.</p>
<p><strong>Erken Tanının Gücü: “Birlikte Daha Cesur”</strong></p>
<p>Ankara, İstanbul ve İzmir&#8217;deki hastanelerde tıp camiasının önde gelen uzmanları girişime katılarak erken teşhisin, bütüncül bakım ve <strong>&#8220;Birlikte Daha Cesur&#8221; </strong>olma ruhuyla birleştiğinde nadir hastalığı olan çocukların hayat yolculuğunu nasıl değiştirdiğini vurguladılar:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ayşe Metin &#8211; Ankara: </strong></p>
<p>&#8220;Bugün burada hem 23 Nisan haftasını hem de PIY haftasını bir arada kutluyoruz. Doğuştan bağışıklık yetmezliği olan primer immün yetmezlik, nadir hastalıklar kategorisindedir. Aileler bu hastalığın en temel özelliği olan sık ve hafif seyirli enfeksiyonları gözden kaçırabilirler. </p>
<p>22-29 Nisan haftası bu alanda farkındalığın artırılmasının hedeflendiği önemli bir hafta. Hastalarımız bizim için çok kıymetli; bir an önce teşhis alıp tedavilerine kavuşmalarını istiyoruz. Bu hastalıkta kullanılan immünoglobulin tedavisi sayesinde çocuklarımız dünyadaki  hastalıklara karşı korunuyor veya hastalıkları hafif atlatıyorlar. Bu vesileyle aramızda bulunan Kedrion Biopharma ve Pharminal İlaç yetkililerine destekleri için teşekkür ediyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ferah Genel &#8211; İzmir: </strong> </p>
<p>&#8220;Biz bu duruma<strong> &#8216;nadir&#8217; </strong>diyoruz ama misyonumuz onu<strong> &#8216;bilinir&#8217;</strong> kılmak. Bugün buradaki çocuklarımıza sesleniyorum: Sizler şanslı olanlarsınız çünkü tanı aldınız ve doğru tedaviye ulaştınız. Hekimleriniz yanınızda; biz birlikte daha cesur ve daha güçlüyüz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Güzide Aksu &#8211; İzmir: </strong></p>
<p>&#8220;Erken teşhis sadece tıbbi bir dönüm noktası değil; bir çocuğun yaşam kalitesini tamamen yeniden yazan bir güçtür. Doğru tedavi standartlarıyla, çocuklarımızın hayata inanılmaz bir dirençle tutunmalarına tanık oluyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Neslihan Karaca &#8211; İzmir </strong>(Nadir hastalıkların küresel sembolü olan ‘zebra’ metaforuna atıfta bulunarak): </p>
<p>&#8220;Bu özel çocuklar doğru tanıya ve tedaviye ulaştıklarında artık bir kenarda beklemiyorlar. Hayatın içinde dörtnala koşuyor ve<strong> &#8216;Birlikte Daha Cesur&#8217; </strong>olduğumuzu kanıtlıyorlar.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Görünmeyeni Görünür Kılmak: “Nadir Ama Gerçek”</strong></p>
<p>Kedrion’un küresel<strong> “Rare But Real” </strong>(Nadir Ama Gerçek) platformuna dayanan bu girişim, gerçek hikayelerin ve toplumsal kapsayıcılığın iyileştirici gücüne odaklanıyor. Yetkililer misyonu şu sözlerle özetledi: <strong>“PIY’i fark etmek hayat kurtarır. Bizim için her çocuk bir kahramandır ve her kahraman görülmeyi hak eder.” </strong></p>
<p>TR-İ-042026-003</p>
<p><strong>Kedrion Biopharma Hakkında</strong></p>
<p><strong>Bilimin İnsanlıkla Buluştuğu Nokta</strong></p>
<p><b>Kedrion Biopharma</b>, nadir ve ultra nadir hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmaya odaklanmış, plazma kaynaklı tedavilerde global bir sektörel güçtür. Dünya çapında <b>100’ü aşkın ülkede 5.400 kişilik dev kadrosuyla</b> faaliyet gösteren şirket; bilimin gücünü insani değerlerle harmanlayarak yenilikçi çözümleri en kritik noktalara ulaştırıyor. Türkiye operasyonlarında ise bu vizyonu; <b>hasta odaklı bir değer zinciri</b> ve stratejik bilimsel iş birlikleri üzerine kurguluyor. Şirket &#8220;Rare but Real&#8221;, nadir hastalıklar topluluğundan hikayelere görünürlük kazandıran uzun vadeli bir farkındalık platformu aracılığıyla toplumsal bağlılığını yansıtmaktadır. Sosyal sorumluluk projeleriyle nadir hastalıklar topluluğunun sesi olmayı sürdüren Kedrion, toplumsal farkındalıkta öncü bir rol üstleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-nadir-hastaliklara-yonelik-farkindalik-dayanismayla-gucleniyor-633180">Türkiye&#8217;de Nadir Hastalıklara Yönelik Farkındalık Dayanışmayla Güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:12:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[El Hijyeni]]></category>
		<category><![CDATA[El Yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[elleri]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamda]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri tarafından 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü etkinliği düzenlendi. Etkinlikte konuşan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır. El hijyeni hayat kurtarır” dedi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi ve Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesinde eş zamanlı 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte ‘Harekete geçmek hayat kurtarır’, ‘Temiz eller, güçlü bakım, güvenli yarınlar’ ve ‘20 saniye’ mesajlarıyla el hijyeninin önemine dikkat çekildi.  Ayrıca etkinlikte kullanılan ‘GlowBox’ cihazı ile katılımcıların el temizliği UV ışıklarıyla kontrol edilerek, yetersiz yıkanan bölgeler görsel olarak gösterildi.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, sağlık hizmetleri sırasında enfeksiyon bulaşının önemli bir sorun olduğunu belirterek, “Tüm dünyada sağlık bakımıyla ilgili yaşanan sorunlardan çok önemli olan bir tanesi de sağlık bakımı sırasında hastalara enfeksiyon bulaşmasıdır. Bunları önlemek için dünyada çeşitli önlemler alınmakta. Hastanelerin altyapısını düzenlemek, yeterli çalışan sayısını oluşturmak ve en önemlisi enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamaktır. Enfeksiyon kontrol önlemlerinden en etkili, en ucuz, en kolay uygulanılanı da elleri düzenli olarak yıkamaktır” dedi.</p>
<p>Hastanelerde el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Biz hastanelerde su ve sabunla el yıkamanın yanında hastalarla temastan önce sonra el hijyeni de uygulamak isteriz. Dolayısıyla hastanelerde uygulanan düzenli el temizliğinin adı el hijyenidir. Dünya Sağlık Örgütü 2009 yılından sonra her yıl el yıkama ve el hijyeni konusunu gündeme getirmek için Dünya El Hijyeni Günü oluşturmuştur” diye konuştu.</p>
<p>‘ELLER EN ÖNEMLİ BULAŞ YOLU’</p>
<p>Mikroorganizmaların bulaş yollarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Mikroorganizmaların vücuda giriş kapısı için en önemli, en kolay yol ağız ve solunum yoludur. Ağız ve solunum yoluna da hava yolu dışında mikroorganizmaların bulaştığı yol ellerdir. Eller hem başkalarına dokunarak hem yüzeylere dokunarak birçok mikroorganizmayı toplar, ağzımıza ve başkalarına kolaylıkla bulaştırmamıza neden olur. O nedenle el yıkama, el hijyeni bütün bu enfeksiyonların önlenmesi için en iyi yoldur” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘EL YIKAMA EN AZ 30 SANİYE OLMALI’</p>
<p>Doğru el yıkamanın nasıl olması gerektiğini anlatan Sönmezoğlu, “Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkilidir ama el yıkamadan kastımız eli su ve sabunla buluşturmak değil, aynı zamanda yeteri kadar zamanda ve elin her noktasını sabunla ovalamaktır. Bu nedenle 30 saniye kuralı çok daha uygundur. Bunun için el su ve sabunla ıslatıldıktan sonra parmak araları, avuç içleri ve el sırtı, başparmak özellikle başta olmak üzere 30 saniye süreli ovalamak, sonra bol süre durulamak ve mutlaka da kurulamak gerekir” dedi.</p>
<p>‘TOPLU ALANLARDA RİSK YÜKSEK’</p>
<p>Toplu alanlarda enfeksiyon riskinin arttığını belirten Sönmezoğlu, “Toplu alanlarda alışveriş merkezleri, toplu taşımalar, otobüsler, trenler, metrobüsler mikroorganizmaların en yoğunlaştığı alanlardır. İnsanlarla birlikte onların taşıdığı mikroorganizmaların en yoğunlaştığı bölgeler olduğu için o alanlarda bulunduktan sonra el hijyeni sağlamak, ellerin düzenli yıkanması çok önemlidir. Hemen suya ve sabuna ulaşamayabiliriz ama ceplerde taşınan küçük el antiseptikleri bu konuda bizim için çok yardımcıdır” diye konuştu.</p>
<p>‘BAĞIŞIKLIĞI ZAYIF OLANLAR İÇİN DE AYNI DERECEDE ÖNEMLİ’</p>
<p>Bağışıklık sistemi zayıf bireyler için de el hijyeninin önemine değinen Sönmezoğlu, “Bağışıklık sistemi iyi çalışanlar kadar bağışıklık sistemi çalışmayanlar için de el hijyeni çok önemlidir. Çünkü biz mikroorganizmalarla ne kadar az karşılaşırsak o kadar az hasta olacağımızdır. O yüzden çok sağlıklı olan kişiler kadar hasta olanların aynı derecede el hijyenine ulaşması lazım” dedi.</p>
<p>‘PANDEMİ HİJYEN BİLİNCİNİ ARTIRDI’</p>
<p>Pandemi sürecine ilişkin değerlendirmede bulunan Sönmezoğlu, “Dünya çok zor bir pandemi dönemi yaşadı. Ama bize kazandırdığı çok önemli kurallardan bir tanesi de el hijyeninin önemini hatırlatmak oldu. Çok büyük bir katkısı oldu. İnsanlar el yıkamayı daha çok öğrendiler. El antiseptiği bulundurmayı, doğru zamanlarda ellerini yıkayıp antiseptik kullanmayı öğrendiler” ifadelerini kullandı.</p>
<p>‘ENFEKSİYONLAR YATIŞ SÜRESİNİ UZATABİLİR’</p>
<p>Sağlık bakımına bağlı enfeksiyonların sonuçlarına dikkat çeken Sönmezoğlu, “Dünyada ve bizde yaşanan en önemli sorun sağlık bakım ile ilişkili enfeksiyonlar. Çünkü bunlar eller düzgün yıkanmadığı zaman daha çok görülüyor. Hastaların hastanede yatış süreleri önceden belirlenmiş süreden çok daha uzun yatmalarına ve bizim tahmin ettiğimizden daha fazla hasta ölümlerine yol açabiliyor” dedi.</p>
<p> ‘HASTALAR SAĞLIK ÇALIŞANLARINI SORGULAYABİLİR’</p>
<p>Farkındalık ve bilinçlenmenin önemine değinen Sönmezoğlu, “En önemlisi bilinçli olmak. Bu konuda bilgili olmak, farkında olmak. Kişiler hem kendi ellerinin hijyenini sağlamakla yükümlü hem başkalarını da kontrol etmekle yükümlü. Her zaman hastalar onları takip eden, onlara dokunan sağlık çalışanlarına ellerini yıkayıp yıkamadığını sorgulayabilirler” diye konuştu.</p>
<p>‘ÇOCUKLARA ERKEN YAŞTA ÖĞRETİLMELİ’</p>
<p>Çocuklara el hijyeni alışkanlığının kazandırılmasının önemine dikkat çeken Sönmezoğlu, “En zor grup çocuklar. Çünkü çocuklar göremedikleri hiçbir şeye inanmazlar. Mikroorganizmaları göremedikleri için onlara da inanmazlar. Enfeksiyonları da geçici olarak düşündükleri için el yıkamayı onlara mikroorganizmaları durdurmak, insanlara bulaşmasını engellemek, hasta olmayı azaltmak için çok önemli bir yöntem olarak öğretilmesi gerekir. Hem okullarda hem evlerde” dedi.</p>
<p>Sönmezoğlu, “El hijyeni hayat kurtarır” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-yasamda-el-yikama-bircok-enfeksiyonu-onlemek-icin-etkili-632861">&#8216;Günlük yaşamda el yıkama birçok enfeksiyonu önlemek için etkili&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlarının]]></category>
		<category><![CDATA[İnhaler]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyarılara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632822</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı olan astım tedavisinde doğru yöntemlerin kullanılması büyük önem taşıyor. Nefes açıcı inhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılmasının şart olduğunu belirten </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi,  “</span></span></span></b><b><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir” dedi. Dr. El Jundi, kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanmasını tavsiye etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Küresel Astım Girişimi (GINA) tarafından belirlenen 5 Mayıs 2026 Dünya Astım Günü teması, &#8220;Astım hastası olan herkes için iltihap önleyici (anti-inflamatuar) inhalerlere erişim&#8221; (Access to Asthma Care for All &#8211; Inhaled Corticosteroids) olarak duyuruldu. Bu tema, astım kontrolünde kortikosteroid içeren anti-inflamatuvar inhaler tedavilerin doğru ve yaygın kullanımını vurgulamayı, tüm astım hastalarının etkili tedaviye ve kontrol ilaçlarına erişimini sağlamayı hedefliyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Osman El Jundi, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada astım tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler konusunda tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ortaya çıkıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın, “hava yollarının kronik iltihabi bir hastalığı” olduğunu belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bu iltihap nedeniyle hava yolları zaman zaman daralır, şişer ve dış uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Sonuç olarak hastalarda nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi ve öksürük gibi yakınmalar ortaya çıkar. Bu şikayetler özellikle gece ve sabaha karşı veya egzersiz sırasında, soğuk hava ile temas sonrası, solunum yolu enfeksiyonlarında veya alerjenlere maruz kalındığında artabilir. Astımın önemli özelliklerinden biri, belirtilerin her zaman aynı şiddette olmaması  Hasta bazı dönemlerde tamamen semptomsuz olur ancak bazı dönemlerde yakınmaları birden alevlenebilir. Bu nedenle astımda düzenli takip, doğru tedavi ve hastanın kendi hastalığını tanıması çok önemlidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolünde inhaler tedaviler etkili oluyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın günümüzde etkili şekilde kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Burada amaç yalnızca hastanın nefesini rahatlatmak değil; gündüz ve gece şikayetlerini azaltmak, günlük yaşamını rahat sürdürebilmesini sağlamak, atakları önlemek ve akciğer fonksiyonlarını korumaktır. Güncel rehberler, astım kontrolünde kortizon içeren inhaler tedavilerin temel rolünü vurgulamaktadır; zira sadece inhaler kortikosteroid içeren tedaviler, astımın temelinde yer alan hava yolu inflamasyonunu hedef alan başlıca tedavi yaklaşımıdır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım hastaları doktor kontrolünü aksatmamalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımın seyrinin kişiden kişiye değiştiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım bazı hastalarda çocukluk döneminde başlayıp yıllar içinde hafifleyebilir; bazı hastalarda ise erişkin yaşta başlayabilir ve uzun süreli takip gerektirebilir. Bu nedenle ‘Her astım mutlaka ömür boyu ağır seyreder’ demek doğru değildir. Ancak astım eğilimi olan kişilerde hastalık sessiz dönemlere girse bile, tetikleyicilerle yeniden alevlenebilir. Bu yüzden hastaların tedavilerini kendi kendine kesmemeleri, kontrol randevularını aksatmamaları ve hekim önerisiyle izlenmeleri gerekir” diye konuştu</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Nefes açıcı ilaçların kullanımında önemli noktalara dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astımda nefes açıcı ilaçların kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalara da değinen</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “</span></span></span><span><span><span>Astım tedavisinde en önemli noktalardan biri, yalnızca geçici rahatlama sağlayan ilaçlara güvenmemektir. Özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda, sadece kortizon içermeyen kısa etkili nefes açıcı ilaçların tek başına kullanılması güncel rehberlerde önerilmemektedir. Bu ilaçlar hastayı kısa sürede geçici olarak rahatlatabilir; fakat astımın temelindeki hava yolu iltihabını tedavi etmez. GINA rehberleri, erişkin ve adölesan astım hastalarında inhaler kortikosteroid içeren tedavilerin kullanmasını önermektedir. İnhaler ilaçların etkili olabilmesi için doğru teknikle kullanılması şarttır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kullanım eğitimi verilmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cihaz yanlış kullanılırsa ilaç akciğerlere yeterli miktarda ulaşamaz ve hasta ‘İlaç kullanıyorum ama fayda görmüyorum’ hissine kapılabilir. Bu nedenle her kontrolde hastanın inhaler kullanım tekniği gözden geçirilmeli, gerekirse tekrar eğitim verilmelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kullanım sonrası ağız çalkalanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kortizon içeren inhaler ilaçlar ağız yoluyla yutulan kortizonlardan farklıdır; doğrudan hava yollarına ulaştıkları için daha düşük dozlarla etki ederler. Ancak kullanım sonrası ağız ve boğazın su ile çalkalanması önemlidir. Bu basit önlem, ağızda mantar gelişimi ve boğazda tahriş gibi yan etkileri azaltmaya yardımcı olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım krizlerinin önlenmesi için hangi önlemler alınmalıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım krizlerini önlemenin en temel yolunun hastalığın kontrol altında tutulması olduğunu söyleyen </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Bunun için ilaçların düzenli ve doğru teknikle kullanılması, kontrol randevularının aksatılmaması ve hastanın kendisinde atağı tetikleyen durumları bilmesi gerekir. Astım kontrolünü bozan başlıca etkenler arasında solunum yolu enfeksiyonları, sigara dumanı, hava kirliliği, alerjenler, polenler, ev tozu akarları, küf, yoğun kokular, kimyasal maddeler ve ilaçların düzensiz kullanımı yer alır. CDC ve benzeri halk sağlığı kaynakları da astımda tetikleyicilerden uzak durmayı, sigara dumanı maruziyetinin önlenmesini ve kişiye özel astım eylem planı oluşturulmasını önermektedir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yazılı bir “astım eylem planı” oluşturulmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Hastaların hekimleriyle birlikte yazılı bir “astım eylem planı” oluşturmalarının da çok değerli olduğunu vurgulayan </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “B</span></span></span><span><span><span>u plan; şikayetler artarsa ne yapılacağını, hangi ilacın ne zaman kullanılacağını ve hangi durumda acil sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini açıkça gösterilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Astım hastalığında düzenli takip ve ilaç kullanımının önemini vurgulayan</span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi, “</span></span></span><span><span><span>Astım hastalarına en önemli tavsiyem, hastalıklarını yalnızca kriz dönemlerinde değil, iyi oldukları dönemlerde de ciddiye almalarıdır. Astım kontrolü, düzenli takip ve doğru ilaç kullanımı ile mümkündür. Hastalar ilaçlarını kendilerini iyi hissettikleri için bırakmamalı, inhaler cihazlarını doğru kullandıklarından emin olmalı ve şikayetleri arttığında bunu geçer diye ertelememelidir” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bahar aylarında etkili olan polenler astım hastalarını nasıl etkiler?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bahar aylarında polenlerin özellikle alerjik astımı olan hastalarda öksürük, hırıltı, nefes darlığı, burun akıntısı ve gözlerde kaşıntı gibi şikayetleri artırabileceğini kaydeden </span></span></span><span><span><span>Dr. El Jundi,</span></span></span><span><span><span> “Polen yoğunluğunun fazla olduğu günlerde açık havada uzun süre kalmamak, sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dış ortam maruziyetini azaltmak, eve gelince kıyafet değiştirmek ve duş almak faydalı olabilir. Polen dönemlerinde pencereleri uzun süre açık bırakmamak ve dış ortam aktivitelerini mümkün olduğunca polen yoğunluğunun daha düşük olduğu saatlere planlamak da önerilebilir. Bununla birlikte astım hastaları egzersizden tamamen uzak durmamalıdır. Kontrol altında olan astımda düzenli fiziksel aktivite genel sağlık için faydalıdır. Ancak egzersizle şikayetleri artan hastaların bunu hekimleriyle paylaşmaları, gerekirse egzersiz öncesi ilaç planlarının düzenlenmesi gerekir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İnhaler kortizonlar konusunda endişe edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. El Jundi, sözlerini şöyle tamamladı: “</span></span></span><span><span><span>Astımda en önemli mesajlardan biri şudur: Astım, doğru tedavi ve bilinçli hasta eğitimiyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Hastaların nefes açıcı ilaçlara sık ihtiyaç duyması, gece öksürük veya nefes darlığı ile uyanması, günlük aktivitelerinin kısıtlanması ya da acil başvurularının olması astımın yeterince kontrol altında olmadığını düşündürür. Bu durumda mutlaka hekim kontrolü gerekir. Toplumda ‘kortizon’ kelimesi bazen gereğinden fazla endişe yaratabilmektedir. Oysa astım tedavisinde kullanılan inhaler kortizonlar, uygun dozda ve doğru teknikle kullanıldığında hastalığın temelindeki iltihabı kontrol altına alarak atak riskini azaltan çok önemli tedavilerdir. Dünya Astım Günü’nün bu yılki temasının da vurguladığı gibi, astım kontrolü yalnızca nefesi geçici olarak açmakla değil, doğru inhaler tedaviyi doğru teknikle kullanmakla mümkündür.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astim-ilaclarinin-etkili-olmasi-icin-bu-uyarilara-dikkat-632822">Astım ilaçlarının etkili olması için bu uyarılara dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>El hijyeninde denge korunmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:10:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[el]]></category>
		<category><![CDATA[El Hijyeni]]></category>
		<category><![CDATA[El Yıkama]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hijyeninde]]></category>
		<category><![CDATA[korunmalı]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[mikro]]></category>
		<category><![CDATA[yıkama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632804</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804">El hijyeninde denge korunmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yetersiz hijyen, özellikle çocuklarda ölümlerin en önemli nedenlerinden biri! </strong></p>
<p>El hijyeninin kritik bir halk sağlığı konusu olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tüm dünyada, temiz olmayan su ve gıda kaynakları ile yetersiz hijyen şartları özellikle çocuklar arasındaki ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal, Hepatit A gibi halk sağlığını tehdit eden birçok hastalığın doğru yıkanmayan eller aracılığı ile bulaştığı vurgusunu yaptı.</p>
<p><strong>El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yolu! </strong></p>
<p>Ellerimizin çevreyle temas eden en aktif organ olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Patojenlerin (mikropların) vücuda giriş yolu olan ağız, burun ve gözlere taşınmasında ana köprü görevi görürler. El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur.” dedi.</p>
<p>Gün içinde el yıkama sıklığı için ‘sağlıklı sınır’ın sayısal bir rakamdan ziyade ihtiyaca dayalı olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ellerin aşırı yıkanması cildi bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor! </strong></p>
<p>Aşırı yıkama sonucu ciltte oluşan mikro çatlaklar ve egzamanın oldukça yaygın olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır. Çok sık el yıkama, kolonya kullanma davranışı bulaş riskini ortadan kaldırıp anlık rahatlama sağlasa bile bakıldığında 5 dakikada bir el hijyeni, temizlik hastalığını beraberinde getirebilir. El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu el yıkama rutininin çok üzerine çıkıp takıntılı bir hale dönüşmemeli.”</p>
<p><strong>Doğru zamanda, doğru teknikle… </strong></p>
<p>‘Yeterli el hijyeni’nin nasıl tanımlanması gerektiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru zamanda, doğru teknikle (en az 20 saniye, tüm yüzeyleri kapsayacak şekilde) ve cildi kurutmadan yapılan temizliktir. Sadece suyla değil, sabunla veya sabun yoksa alkol bazlı dezenfektanla yapılmalıdır.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve yedikten sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hapşırma, öksürme veya burun silme sonrası, çöplere dokunduktan sonra, dışarıdan eve girince, hasta birine temas etmeden önce ve sonra el yıkamanın gerçekten zorunlu olduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>Elleri 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz! </strong></p>
<p>El hijyeni konusunda toplumda en sık yapılan yanlışlar hakkında da bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır. Elleri dezenfekte etmek için çok sıcak su kullanmak mikropları öldürmez, sadece cildi tahriş eder.</p>
<p>El hijyeni konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli 3 konu; her an değil, riskli temas sonrası el yıkanmalı, yıkama sonrası nemlendirici kullanarak cilt bütünlüğü (bariyeri) korunmalı, kısa süreli yıkamanın temizlik sağlamadığı unutulmamalı ve parmak araları ile tırnak dipleri ihmal edilmemeli.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/el-hijyeninde-denge-korunmali-632804">El hijyeninde denge korunmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir Belediyesi&#8217;nin örnek projeleri Türkiye&#8217;ye model oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinin-ornek-projeleri-turkiyeye-model-oldu-632771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:09:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[danışma]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemir]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi’nin Ata Evi Sağlıklı Yaş Alma Merkezi ile Sağlık Köyü Yaşam Kampüsü, 700 proje arasından seçilerek Türkiye Belediyeler Birliği’nin düzenlediği Belediyecilik Forumu’nda “en iyi uygulama örnekleri” arasında yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinin-ornek-projeleri-turkiyeye-model-oldu-632771">Gaziemir Belediyesi&#8217;nin örnek projeleri Türkiye&#8217;ye model oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Gaziemir Belediyesi’nin Ata Evi Sağlıklı Yaş Alma Merkezi ile Sağlık Köyü Yaşam Kampüsü, 700 proje arasından seçilerek Türkiye Belediyeler Birliği’nin düzenlediği Belediyecilik Forumu’nda “en iyi uygulama örnekleri” arasında yer aldı.</b></p>
<p>Gaziemir Belediyesi’nin projeleri, yerel yönetimlerin iyi uygulamalarının paylaşımını artırmak amacıyla düzenlenen Belediyecilik Forumu’nda en iyi belediyecilik uygulamaları olarak seçildi. Belediyenin 60 yaş üstü yurttaşlara hizmet sunduğu Ata Evi Sağlıklı Yaş Alma Merkezi ile sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü Sağlık Köyü projeleri diğer belediyelere örnek olarak gösterildi. Türkiye’nin dört bir yanından katılan belediyelere model olarak sunulan projeler, katılımcılardan yoğun ilgi gördü. Gaziemir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürü Yeliz Yorulmaz, forumda gerçekleştirdiği sunumda, belediyenin örnek gösterilen hizmetlerine ilişkin katılımcılara kapsamlı bilgi verdi.</p>
<p><b>“Bu gurur hepimizin”</b><br />Türkiye’ye örnek olan sosyal projeleriyle hayatın her aşamasında vatandaşların yanında olduklarını vurgulayan Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, “Türkiye Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen Belediyecilik Forumu’nda, hizmetlerimizin 700 proje arasından seçilerek en iyi uygulama örnekleri arasında yer alması ve model proje olarak diğer belediyelere sunulması bizim için büyük bir gurur. Sağlık alanındaki hizmetlerimizin ve sosyal projelerimizin ulusal düzeyde değer görmesi, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor, çalışma motivasyonumuzu daha da artırıyor. İnsan odaklı projelerimizle ilçemizde sosyal belediyeciliği daha ileriye taşımaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>Ata Evi Sağlıklı Yaş Alma Merkezi</b><br />Gaziemir Belediyesi Ata Evi ve Sağlıklı Yaş Alma Merkezi’nde, 60 yaş üstü bireylere hizmet veriyor. Belediye Ata Evi’nde sunduğu hizmetlerle, yaş almış vatandaşların yaşamla bağlarını koparmalarının önüne geçerek, onların sosyalleşmelerine, huzurlu ve aktif bir yaşam sürmelerine olanak tanıyor. Spor odası, kütüphane, dinlenme odası ve çeşitli etkinlik alanlarının bulunduğu Ata Evi’nde verilen hizmetlerle yaş almış vatandaşların fiziki, sosyolojik ve psikolojik yönden güçlenmeleri sağlanıyor. Psikolog ve sosyal hizmet uzmanının görev yaptığı merkezde, üyelere düzenli olarak demans ve depresyon testleri uygulanarak bilişsel ve psikolojik durumları takip ediliyor.</p>
<p><b>Sağlık Köyü Yaşam Kampüsü</b><br />Gaziemir Belediyesi’nin sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü Sağlık Köyü’nde Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Merkezi, Alzheimer Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi ve Pozitif Yaşam Merkezi olmak üzere üç birim yer alıyor.</p>
<p><b>Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Merkezi</b><br />Sosyal yönden dezavantajlı, yaşlı, yatalak, engelli ve kimsesiz yurttaşlara yönelik verilen Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Hizmetiyle hastaların tedavi ve bakımları kendi evlerinde yapılıyor. Doktor, hemşire ve hasta bakıcıdan oluşan sağlık ekipleri, hastaların sağlık durumlarının daha iyi hale gelmesi ya da belirli bir düzeyde tutulması, sosyal yönden daha iyi olmaları için hizmet veriyor. İhtiyaç duyan hastalara da evlerinde ya da merkezde Sağlıklı Beslenme ve Diyet Danışmanlığı Hizmeti, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hizmeti de sunuluyor. Diyetisyen hizmetiyle, Gaziemir’de yaşayan vatandaşların yanlış beslenme alışkanlıkları saptanıyor,  yetersiz ve dengesiz beslenmenin yol açtığı sağlık sorunlarına karşı önlemler alınıyor. Fizyoterapist ise vatandaşların, fiziksel aktivitelerini ve hareket yeteneklerini artırmak için özel bir program hazırlayarak hastalara uyguluyor.<br />Evde Kuaför Hizmeti kapsamında engelli, yaşlı, hasta ve dezavantajlı bireyler evlerinde ziyaret edilerek saç kesimi, sakal tıraşı, tırnak kesimi ve diğer kişisel bakım ihtiyaçları uzman ekipler tarafından karşılanıyor.</p>
<p><b>Alzheimer Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi</b><br />Alzheimer Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi’nde, 1. ve 2. evre alzheimer ve demans hastalarına hizmet veriliyor. Merkezde, hastaların zihinsel ve fiziksel kapasitelerini koruyabilmek amacıyla aktiviteler yapılıyor. Alzhemier Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi’ne üye olan yurttaşlar, sabah özel araçla ve sağlık personeli kontrolünde evlerinden alınarak merkeze getiriliyor. Gün boyu süren aktivitelerin ardından hastalar tekrar evlerine bırakılıyor. Merkezde, hasta yakınlarına da bu süreçte hastanın bakımı ile ilgili sorunlarında ve kendilerinin yaşayabileceği sosyal ya da psikolojik sorunlarda danışmanlık ve destek hizmeti sunuluyor.</p>
<p><b>Pozitif Yaşam Merkezi</b><br />Pozitif Yaşam Merkezi’nde verilen Psikolojik Destek ve Danışmanlık Hizmeti kapsamında vatandaşlar sıkıntılarını anlatıp psikolojik destek alıyor. Hizmet kapsamında çocuk, ergen ve yetişkinlere bireysel ya da grup danışmanlığı veriliyor. Aile danışmanlığı hizmeti de verilen merkezde vatandaşlara, okullara ya da talep eden diğer kurum ve kuruluşlara eğitim ve seminerler de veriliyor. Uzun vadede yaşama pozitif pencereden bakan bir toplum yaratmayı amaçlayan bu hizmetten, randevu alarak herkes ücretsiz yararlanabiliyor.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinin-ornek-projeleri-turkiyeye-model-oldu-632771">Gaziemir Belediyesi&#8217;nin örnek projeleri Türkiye&#8217;ye model oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etti]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632723</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada en ölümcül kanser türlerinden biri olan pankreas kanseri için umut veren bir gelişme yaşandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723">Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada en ölümcül kanser türlerinden biri olan pankreas kanseri için umut veren bir gelişme yaşandı. Mayo Clinic’te geliştirilen yapay zeka modeli, hastalığı henüz hiçbir belirti ortaya çıkmadan, rutin tomografi görüntülerini inceleyerek yıllar öncesinden fark etti.</p>
<p>Yaklaşık 2.000 karın tomografisinin incelendiği çalışmada, daha önce doktorlar tarafından “normal” olarak değerlendirilen görüntüler yeniden analiz edildi. Yapay zeka, bu görüntülerdeki kanser vakalarının yüzde 73’ünü erken aşamada tespit etmeyi başardı. Bu sonuçlar, hastalığın çok daha erken dönemde fark edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>“Pankreas kanserini çok erken yakalama olanağı gerçek olacak”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, bu gelişmenin pankreas kanseriyle mücadelede önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi:</p>
<p>“Pankreas kanseri sinsi ilerleyen bir hastalık. Çoğu hasta bize geldiğinde hastalık ileri aşamada oluyor. Yıllardır ‘keşke daha erken fark edilebilseydi’ diyorduk. Yapay zekanın, rutin kontroller esnasında pankreas kanserini erken aşamada işaret edebilmesi çok önemli bir gelişme.”</p>
<p>Prof. Dr. Özcan Gökçe, tümör daha belirgin hale gelmeden müdahale edilebilmesinin, hastaların yaşam süresini önemli ölçüde artırabileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Amaç: Hastalık başlamadan fark etmek</strong></p>
<p>Yapay zekanın en büyük avantajının her görüntüyü aynı dikkatle incelemesi olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD Başkanı Prof. Dr. Özcan Gökçe, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu teknoloji doktorların yerine değil, destek olarak kullanılmalı. Mayo Clinic’in bu sistemi gerçek hastalar üzerinde denemeye başlaması çok önemli. Amaç, hiçbir belirti yokken hastalığı fark edebilmek. Özellikle risk grubundaki kişiler için bu yaklaşım hayat kurtarıcı olabilir. Bu gelişme, pankreas kanseri gibi genellikle geç fark edilen hastalıklarda erken tanı şansını artırarak tedavi sürecini kökten değiştirebilir.”</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-pankreas-kanserini-yillar-once-fark-etti-632723">Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Yıllar Önce Fark Etti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 21:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astımın]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan, ataklarla seyreden kronik bir solunum yolu hastalığı olarak tüm yaş gruplarını etkileyen en yaygın kronik hastalıklar arasında yer alıyor. Hava yolu duvarlarında mikrobik olmayan iltihap sonucu gelişen şişlik, nefes almayı zorlaştırırken; hastalık zaman zaman alevlenmelerle seyrederek yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor.</p>
<p>Dünya genelinde görülme sıklığı ülkelere göre yüzde 1- 18 arasında değişen astımın, gelişmiş ülkelerde daha yaygın görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise erişkinlerde astım görülme sıklığının yüzde 6- 11 arasında olduğu belirtiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. A. Füsun Ülger, &#8220;5 Mayıs Dünya Astım Günü” nedeniyle, astım hastalığı ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi vererek, hastalığın doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Astım habercisi olan bu 4 belirtiyi ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Astımın en yaygın belirtileri arasında şunlar vardır;</p>
<ol>
<li>Tekrarlayan nefes darlığı, </li>
<li>Nefes alıp verirken hırıltı ya da ıslık sesi,</li>
<li>Göğüste baskı hissi,</li>
<li>İnatçı öksürük </li>
</ol>
<p>Özellikle egzersiz sonrası, soğuk havaya maruziyetle ya da belirli tetikleyicilerle ortaya çıkan bu belirtiler göz ardı edilmemelidir. Her öksürük basit bir durum olmayabilir. Tekrarlayan ve belirli koşullarda artan solunum yakınmaları astım açısından değerlendirilmelidir. </p>
<p><strong>Atakları birçok faktör tetikleyebiliyor</strong></p>
<p>Astım ataklarının gelişiminde hem kişisel hem çevresel faktörler rol oynuyor. Genetik yatkınlık, cinsiyet ve obezite bireysel risk faktörleri arasında yer alırken; polenler, ev tozu akarları, sigara dumanı, hava kirliliği, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları, bazı ilaçlar ve beslenme tarzı çevresel riskler arasında yer alıyor. Mevsim geçişleri, iklim değişikliği ve hava kirliliği de astım belirtilerini artırabilen önemli unsurlar arasında bulunuyor. Özellikle polen dönemlerinde ve hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor. </p>
<p><strong>Sigara, obezite ve yanlış ilaç kullanımı astım kontrolünü zorlaştırıyor</strong></p>
<p>Astımı tamamen kontrol altında olan hasta sayısı dünyada ve ülkemizde hala istenen düzeyde değildir. 4 astımlıdan biri yılda bir kez astım alevlenme (atak) nedeniyle acil servise başvurmaktadır. Astım kontrolünü güçleştiren etkenler arasında ilaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılmamasının yanı sıra, sigara dumanı, alerjenler ve kimyasallar gibi tetikleyicilere maruz kalmak ve obezite sayılabilir. Ülkemizde astımlı hastaların %10’undan fazlasının sigara içmekte olduğu ve %30-40’nın obez olduğu bildirilmiştir. Yapılan araştırmalarda sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığı gösterilmiştir.</p>
<p>Astımlı bir hastanın gündüzleri astım yakınmasının bulunmaması, gece astım nedeni ile uykudan uyanmaması, hastalığı tedavi eden ve kontrol altında tutan ilaçları kullanırken ayrıca sık olarak hızlı etkili nefes açıcı ilaçlara gereksiniminin olmaması, nefes ölçüm testlerinin normal olması ve günlük işlerini engellenmeden yapabilmesi hastalığın tam kontrol altında olduğunu göstermektedir.  </p>
<p><strong>Astım konusunda bu noktalar önemli!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Diğer hastalıkların incelenmesi:</strong> Astıma eşlik eden ve astımla karışan hastalıkların gözden geçirilmesi. </li>
<li><strong>Çevre faktörü:</strong> Hastanın tetikleyici faktörlerden uzak durması için yeterli önlemlerin alınması. </li>
<li><strong>İlaç uyumu:</strong> Hastanın kendisine önerilen ilaçları uygun dozlarda alıp almadığı. </li>
<li><strong>Teknik uyum:</strong> Hastanın inhaler ilaçlarını doğru teknikle alıp almadığı. </li>
<li><strong>Atopi incelemesi:</strong> Astım hastalığının atopik bireylerde ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Çocuklarda astımın %80’i alerjik iken, erişkinlerde bu oran %50 civarında olması astım tanısı araştırılırken atopik incelemenin önemini ortaya koymaktadır. </li>
<li><strong>Basamak tedavisi ve uzman doktor takibi:</strong> Uzman doktor tarafından düzenli kontrollerinin yapılmaması ve basamak tedavisine uyulmaması önemli bir sorundur. Astım kronik bir hastalıktır ve çoğu zamanda kronik tedaviye gereksinim vardır.</li>
</ol>
<p><strong>Tedavide amaç yalnızca atakları durdurmak değil, önlemek</strong></p>
<p>Güncel astım tedavisinde temel hedef; hava yolu iltihabını baskılamak, semptomları azaltmak ve atak gelişimini önlemek. Bu doğrultuda tedavide kontrol edici ilaçlar ve rahatlatıcı ilaçlar birlikte değerlendiriliyor. İnhale kortikosteroidler, kombine inhaler tedaviler ve lökotrien reseptör antagonistleri sık kullanılan kontrol edici tedaviler arasında yer alırken; hızlı etkili nefes açıcı ilaçlar ani semptomlarda rahatlama sağlayabiliyor. Ancak yalnızca kurtarıcı ilaç kullanımına dayalı yaklaşımı doğru değil, sık ihtiyaç duyulması astımın iyi yönetilmediğinin göstergesi olabilmektedir.</p>
<p><strong>Günlük yaşam alışkanlıkları tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Astım yönetiminde yalnızca ilaçlar değil yaşam tarzı da önemli rol oynuyor. Ev içi alerjen yükünün azaltılması, düzenli temizlik yapılması, toz birikiminin önlenmesi, tahriş edici kimyasallardan uzak durulması ve sigara dumanından korunma öneriliyor. Temizlikte yoğun kimyasal içeren ürünler yerine daha az tahriş edici, kokusuz ve hipoalerjenik ürünlerin tercih edilmesi de hassas hava yolları açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>Egzersiz ve beslenme astım kontrolünü destekliyor</strong></p>
<p>Uygun egzersiz ve sağlıklı beslenme, astım kontrolüne olumlu katkı sağlıyor. Düzenli fiziksel aktivitenin akciğer kapasitesini artırıyor, bağışıklığı destekliyor ve kilo kontrolüne yardımcı oluyor. Yüzme, yoga, bisiklet ve kontrollü takım sporlarının astımlı bireyler için uygun seçenekler olabilirken, egzersiz planı, hekim önerileri doğrultusunda yapılması gerekiyor. Astım ihmal edilmemeli; erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/astimin-4-belirtisine-dikkat-632699">Astımın 4 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manisa Büyükşehir Belediyesi Şifayı Hastanelere Taşıdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesi-sifayi-hastanelere-tasidi-632210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanelere]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[Mesir Macunu]]></category>
		<category><![CDATA[şifayı]]></category>
		<category><![CDATA[taşıdı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesi-sifayi-hastanelere-tasidi-632210">Manisa Büyükşehir Belediyesi Şifayı Hastanelere Taşıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu.<br /> <br />Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, “Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?” talepleri kısa sürede karşılık buldu.<br /> <br /><strong>Üç Büyük Hastanede Dağıtım Yapıldı</strong><br />Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek gezerek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti.<br /> <br /><strong>“Bu Kadim Gelenek Herkese Şifa Olsun”</strong><br />Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır.”<br /> <br />Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/manisa-buyuksehir-belediyesi-sifayi-hastanelere-tasidi-632210">Manisa Büyükşehir Belediyesi Şifayı Hastanelere Taşıdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:29:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beydağ]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kanları]]></category>
		<category><![CDATA[kumpas]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631810</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810">“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, Beydağ Devlet Hastanesi Müdürünün, sağlık personelinin üzerinde ‘tuvalete gittiği’ , ‘yüksek sesle konuştuğu’ gibi basit nedenleri gerekçe gösterip baskı kurduğunu söyledi. Doğruyol aynı amaç için hastaların kanlarının da Ödemiş’e geç gönderildiğini öne sürdü. </span></p>
<p><b>Kanlar Tahlil İçin Ödemiş’e Neden Geç Gönderildi ?</b></p>
<p><span>Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol ve sendika yönetimi, Beydağ Hastanesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Hastane müdürünün hastane personeli üzerinde baskı uyguladığını belirten Doğruyol, bu uygulanın yasalara aykırı ve kabul edilemez bir yaklaşım olduğunu söyledi. Doğruyol, konuşmasında, şunları söyledi, “Düşünün görevi bir avuç içi kadar küçücük bir hastanenin müdürlükle ilgili iş ve işlemlerini yürütmek olan, bir hastane müdürü kendi yapması gereken asli işlerini bırakıp, duyumlarımıza göre bir personelin kaç kez tuvalete gittiğini, tuvalette ne kadar kaldığını, kaç sefer çay kahve içtiğini takip ettirmeye çalışan, yaşanan bir aksaklıkta aynı anda dört kişinin görev yaptığı bir ortamda 5 ay sonra sadece bir kişiyi sorumlu tutarak inceleme başlatan, hastanedeki personeli şiddet uygulamak için hamlede bulunan, hastane içerisinde bir başka personel için, yüksek sesle cevap verdi diye tutanak tutturan, ve en önemlisi de, hastalardan alınan kanların rutin olarak her gün Ödemiş Devlet Hastanesine gitmesine rağmen, tek amacının personele zorda bırakmak düşüncesiyle kendi imzasının da olduğu kendi tuttuğu tutanakta kendini deşifre eden bir hastane müdürü düşünün”</span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/05/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-0-9ANAeRtE.jpeg"/></p>
<p><b><strong>Müdür Sağlık Personelini Darp Etmek İstedi İddiası </strong></b></p>
<p><span>“Tekrar ediyoruz; Görevi bir hastanenin müdürlükle ilgili iş ve işlemlerini yürütmek olan, ancak asli görevini unutup, duyumlarımıza göre bir personelin gittiği tuvalet sayısıyla, içtiği çay ile uğraşan, yaşanan bir aksaklıkta dört kişinin bulunduğu ortamda sadece bir kişiyi 5 ay sonra sorumlu tutan, personeli şiddet uygulamak için hamlede bulunan, hastane içerisinde bir başka personel için, yüksek sesle cevap verdi diye tutanak tutturan, ve en önemlisi de, hastalardan alınan kanların rutin olarak her gün Ödemiş Devlet Hastanesine gitmesine rağmen, tek amacının personele zorda koymak düşüncesiyle kendi imzasının da olduğu kendi tutuğu tutanakta Lab sorumlusu M Ali Ersenin kanların gitmesi konusunda saat:10:30 11:00 gibi şoförü uyardığı, şoförün hastane müdürüne gittiği, hastane müdürünün buranın müdürü kim gibi cevap verdiği, ardından Watsap konuşmaları geçtiği, gitmeyen kanlarla ilgili Murat Ali Ersan’ın kanları taşıma kutusuyla tekrar müdüre götürmesine rağmen kendi imzası olan tutanakta her şeye itiraf etmesine rağmen temsilcimizin hasta mağduriyeti oluşturduğunu ifade etmesi, kendi tuttuğu tutanakta kendi kendine ele vermiştir”</span></p>
<p><b><strong>Devleti Temsil Eden Memurlar Olarak Oyun Oynamıyoruz!</strong></b></p>
<p><span>“Şimdi soruyoruz? Liyakatten uzak, canı sıkıldıkça eften püften sebeplerle tutanak tutan, personellerinin hakkını korumayan tam aksine personeli Kumpas kuran bir kişi nasıl idareci olabilir? Ortalıkta hükümetin yanında ki sarı sendikayı kastederek beni sendika getirdi diyerek TCK’nın 118. Maddesine aykırı hareket eden, personeli zorda bırakmak adına hastaların kanının tahlile gitmesini engellemeye çalışarak vatandaşın sağlığıyla belki de canıyla oynayan bir kişi bırakın müdür olmayı devleti temsilen memur olarak bile çalışamaz. Biz Devleti temsil eden memurlar olarak oyun oynamıyoruz. Atalarımızdan, önderimiz, liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten bizlere miras kalan bu devlet, bu millet, hiçbir siyasi partinin, kendini bilmez hiçbir idarecinin babasının çiftliği değildir” (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-devlet-hastanesinde-hasta-kanlari-kumpas-icin-geciktirildi-iddiasi-631810">“Beydağ Devlet Hastanesi’nde Hasta Kanları Kumpas İçin Geciktirildi” İddiası </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Belediyecilikte Etkili Hizmet: Torbalı&#8217;da Hayat Kolaylaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-belediyecilikte-etkili-hizmet-torbalida-hayat-kolaylasiyor-631748</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:27:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyecilikte]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İhtiyaç Sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[torbalı]]></category>
		<category><![CDATA[Torbalı Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Torbalı Belediyesi, “Evde Temizlik” hizmetini başlatarak ihtiyaç sahibi 65 yaş üstü ve engelli vatandaşların evlerini düzenli olarak temizlemeye başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-belediyecilikte-etkili-hizmet-torbalida-hayat-kolaylasiyor-631748">Sosyal Belediyecilikte Etkili Hizmet: Torbalı&#8217;da Hayat Kolaylaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Torbalı Belediyesi, “Evde Temizlik” hizmetini başlatarak ihtiyaç sahibi 65 yaş üstü ve engelli vatandaşların evlerini düzenli olarak temizlemeye başladı. Belediye ayrıca  kişisel bakım, banyo, tıraş, yatalak hastalara ağır bakım, medikal destek, hasta yatağı ve hastane ulaşım desteğiyle sosyal belediyecilikte önemli bir hizmet sunuyor. Torbalı’daki bu hizmetler vatandaştan da büyük takdir görüyor.<br />Torbalı Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği hizmetlerle ihtiyaç sahibi vatandaşların hayatını kolaylaştırmaya devam ediyor. İlçede özellikle 65 yaş üstü, engelli ve kendi ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan vatandaşlara yönelik yürütülen çalışmalar büyük takdir topluyor. Belediye ekipleri, sosyal hizmet uzmanlarının belirlediği ihtiyaç sahibi vatandaşların evlerine düzenli olarak giderek detaylı temizlik hizmeti sunuyor. Periyodik olarak gerçekleştirilen bu temizlik çalışmaları sayesinde, vatandaşların yaşam alanları daha sağlıklı ve yaşanabilir hale getiriliyor.<br />SAĞLIK HİZMETLERİNE ERİŞİM KOLAYLAŞIYOR<br />Torbalı Belediyesi’nin sunduğu destek yalnızca ev temizliği ile sınırlı kalmıyor. Hizmet kapsamında ihtiyaç sahibi vatandaşların kişisel bakımları da titizlikle gerçekleştiriliyor. Ekipler, yaşlı ve engelli bireylerin saç tıraşını yapıyor, banyo ihtiyaçlarını karşılıyor ve özellikle yatalak hastaların ağır bakımlarını üstleniyor. Bunun yanı sıra, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayan vatandaşlar da unutulmuyor. Torbalı Belediyesi ekipleri, ihtiyaç sahibi bireyleri İzmir dahil olmak üzere gitmeleri gereken hastanelere ulaştırarak önemli bir ihtiyacı daha karşılıyor. Torbalı’daki bu hizmetler vatandaştan da büyük takdir görüyor.</p>
<p>“BELEDİYECİLİK SADECE ALTYAPIDAN İBARET DEĞİL”<br />Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, sosyal belediyeciliğin sadece altyapı hizmetlerinden ibaret olmadığını vurgulayarak şunları söyledi:<br />“Bizim için belediyecilik, vatandaşımızın hayatına dokunabilmektir. İhtiyaç sahibi büyüklerimizin, engelli kardeşlerimizin her zaman yanındayız. Ev temizliğinden kişisel bakıma, sağlık ulaşımından günlük ihtiyaçlara kadar her alanda destek olmaya devam edeceğiz. Hemşehrilerimizin bize emanet ettiği kaynakları yine onların hayatını kolaylaştırmak için kullanıyoruz.”<br />Bu hizmetten faydalanmak isteyen vatandaşların  7/24 açık olan 0 232 856 66 66 numaralı telefondan Torbalı İletişim Merkezi’ne başvuru yapabileceği belirtilirken, aynı hattın WhatsApp üzerinden de aktif olarak hizmet verdiği ifade edildi. </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-belediyecilikte-etkili-hizmet-torbalida-hayat-kolaylasiyor-631748">Sosyal Belediyecilikte Etkili Hizmet: Torbalı&#8217;da Hayat Kolaylaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>13 bin 699 hasta güvenle taşındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi-631015</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenle]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşındı]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=631015</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yatalak ve yürüyemeyecek durumdaki hastalar için sunduğu Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, 2026 yılının ilk üç ayında 13 bin 699 vatandaşa ulaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi-631015">13 bin 699 hasta güvenle taşındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yatalak ve yürüyemeyecek durumdaki hastalar için sunduğu Hasta Nakil Ambulans Hizmeti, 2026 yılının ilk üç ayında 13 bin 699 vatandaşa ulaştı.</p>
<p><b>BİR TELEFON KADAR YAKIN HİZMET</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık İşleri Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmet, kent genelinde önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların, en az 24 saat önceden 153 Çağrı Merkezi’ne başvurmaları yeterli oluyor. Komuta merkezinde değerlendirilen talepler doğrultusunda yönlendirilen ambulanslar, kısa sürede hastaların adreslerine ulaşıyor.</p>
<p><b>İLK ÇEYREKTE YOĞUN TALEP</b></p>
<p>2026 yılının ilk üç ayında hizmetten yoğun şekilde yararlanıldı. Bu dönemde toplam 13 bin 699 hasta, sağlık kuruluşlarına güvenli şekilde ulaştırıldı. Tedavileri tamamlanan hastalar ise evlerine geri nakledildi. Hizmet, vatandaşlar ve hasta yakınları tarafından memnuniyetle karşılandı.</p>
<p><b>İL DIŞI NAKİLLER DE SÜRÜYOR</b></p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, il içi nakillerin yanı sıra il dışı hasta nakillerini de sürdürüyor. İl sınırları içindeki nakiller ücretsiz olarak gerçekleştirilirken, il dışı nakiller belirlenen tarifeye göre yapılıyor. 2026’nın ilk çeyreğinde 268 hasta, il dışındaki sağlık kuruluşlarına güvenli şekilde ulaştırıldı.</p>
<p><b>7/24 KESİNTİSİZ HİZMET</b></p>
<p>Haftanın 7 günü, 24 saat hizmet veren Hasta Nakil Ambulans Birimi’nden yararlanmak isteyen vatandaşların, hastane randevularını gidiş ve dönüş olacak şekilde en az 24 saat önceden 153 hattına bildirmesi yeterli oluyor. Büyükşehir Belediyesi, sağlık alanında vatandaşlara kesintisiz destek sağlamayı sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/13-bin-699-hasta-guvenle-tasindi-631015">13 bin 699 hasta güvenle taşındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:52:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinin]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Yapa]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630868</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar cerrahisinde devrim niteliğinde pek çok değişim yaşanacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868">Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gelecek 10 yıl içinde kalp ve damar cerrahisinde devrim niteliğinde pek çok değişim yaşanacak. En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek. Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor. </p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek.</p>
<p><strong>Cerrahide Yapa Zekâ Kullanımı Artacak </strong></p>
<p>Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon </p>
<p>öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek. Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek. </p>
<p>Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek.</p>
<p><strong>Yarının Kalp Cerrahı Nasıl Olacak? </strong></p>
<p>Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek. Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-cerrahisinin-yeni-gucu-yapay-zeka-630868">Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hashimoto]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığından]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[korunmanın]]></category>
		<category><![CDATA[kuralı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimnato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859">Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bağışıklık sisteminin yanlışlıkla tiroid bezine saldırmasıyla gelişen kronik bir hastalık olan Hashimoto (Haşimnato) tiroiditi, 30-50 yaş arasındaki bireylerde daha sık görülüyor. Hashimoto tiroiditi, uzun süre belirti vermeden ilerlediği için hastalar yaşamlarının uzun bölümünde bu hastalıkla yaşamak zorunda kalabiliyor. Sinsi bir şekilde ilerlediği için genellikle tiroid tembelliği olarak bilinen hipotiroidiye yol açabiliyor. Toplumda oldukça yaygın görülen ve tiroid hastalıklarının başında gelen Hashimoto tiroiti (kronik otoimmün tiroidit) farkındalık eksikliği nedeniyle geç tanı alan hastalıkların başında geliyor. Bu nedenle erken tanı için farkındalık büyük önem taşıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Şahin, Hashimoto hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Halsizlik, yorgunluk ve üşüme bu hastalığın belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Bağışıklık sistemi tarafından üretilen ve en önemlisi Anti-TPO olan antikorlar, tiroid bezini yabancı olarak algılar ve hasara uğratır. Bu süreçte tiroid hücreleri zamanla zarar görür, bez küçülür ve fonksiyon kaybı gelişir. Hastalık genellikle yavaş ve sinsi ilerler. Erken dönemde belirtiler hafif olabilir ve başka hastalıklarla karıştırılabilen hastalığın en sık görülen belirtileri şunlardır: </p>
<ul>
<li>Halsizlik ve yorgunluk</li>
<li>Üşüme</li>
<li>Kilo alma</li>
<li>Kabızlık</li>
<li>Saç dökülmesi</li>
<li>Cilt kuruluğu</li>
<li>Konsantrasyon güçlüğü </li>
<li>Motivasyon düşüklüğü</li>
</ul>
<p>Hashimoto tiroiditi, ilerleyen dönemlerde şu belirtilerle kendisini gösterebilir: </p>
<ul>
<li>Ses kalınlaşması</li>
<li>Yüzde şişlik</li>
<li>Adet düzensizliği</li>
<li>Nabızda yavaşlama</li>
<li>Kaş dökülmesi</li>
<li>Nedensiz kilo artışı ve halsizlik</li>
<li>Depresif ruh hali</li>
<li>Adet düzensizliği veya kısırlık</li>
<li>Ailede tiroid hastalığı öyküsü</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis kalp damar hastalığı riskini de azaltabiliyor</strong></p>
<p>Erken teşhis, Hashimoto hastalığının yönetiminde kritik bir rol oynar. Zamanında tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve hipotiroidi gelişmeden hasta düzenli olarak izlenebilir. Ayrıca erken müdahale ile kalp ve damar hastalıkları riski azaltılabilir, metabolizma ve üreme sağlığı korunabilir. Özellikle gebelik planlayan ya da gebe olan kadınlarda erken teşhis, hem anne hem de bebek sağlığı açısından önemli avantajlar sağlar</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi ömür boyu sürebilir</strong></p>
<p>Hashimoto hastalığında tedavisi eksik olan tiroid hormonunun yerine konmasına dayanır. Bu tedavi kişiye özel olarak planlanır ve çoğu hastada uzun süreli, genellikle ömür boyu devam eder. Vitamin ve mineral kullanımı ise her hasta için rutin olarak önerilmez. Ancak eksiklik saptanması durumunda D vitamini, B12, selenyum, çinko ve demir gibi destekler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genel olarak Hashimoto hastalığı, erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Uygun tedavi ve sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastaların yaşam kalitesi korunabilir.</p>
<p><strong>Sebze ağırlıklı beslenmek Hashimoto tiroidi riskini azaltır</strong></p>
<p>Hashimoto tiroiditi hastalığı uzman doktor kontrolünde yaşam değişikleriyle kontrol altına alınabilir. Glutensiz diyet yaklaşımı her hastada gerekli olmayabilir. Çölyak hastalığı varsa uygulanmalıdır. Bazı hastalarda gluten duyarlılığı bulunabilir. Hastalıktan korunmak için bu öneriler etkili olabilmektedir: </p>
<ol>
<li>Sebze ağırlıklı beslenmek</li>
<li>Yeterli protein ve sağlıklı yağ tüketmek</li>
<li>İşlenmiş gıdalardan kaçınmak</li>
<li>Aşırı iyot tüketiminden uzak durmak</li>
<li>Şeker ve rafine karbonhidratları azaltmak</li>
<li>Tütün ve ürünlerini kullanmamak</li>
<li>Stres yönetimine dikkat etmek </li>
<li>Düzenli uyku alışkanlığı oluşturmak</li>
<li>Gereksiz takviyelerden kaçınılmak</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hashimoto-hastaligindan-korunmanin-9-onemli-kurali-630859">Hashimoto Hastalığından Korunmanın 9 Önemli Kuralı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekiyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629604</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604">5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor, fark edildiğinde ise geç kalınmış olabiliyor… Üstelik öyle yaygın ki, dünyada 2 milyonun üzerinde, ülkemizde ise her yıl yaklaşık 40 bin kişi bu hastalıkla tanışıyor. Uzmanlar, akciğer kanserinin hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen ve en ölümcül kanser türleri arasında yer aldığını vurguluyor. Peki, bu hastalığı önlemenin ya da ölümcül hastalıklar listesinde daha alt sıralara geriletmenin mümkün olduğu yeni tedavi yöntemleri yok mu? Elbette var! Günümüzde geliştirilen tanı yöntemleri ve kişiye özel tedavi yaklaşımları sayesinde akciğer kanserinde umut her geçen gün artıyor. Bu umuda dair bilinmesi gerekenleri aktarmak için Acıbadem Maslak Hastanesi’nde <strong>“Akciğer Kanserinde Farkındalık ve Umut”</strong> söyleşisi düzenlendi. Etkinlikte multidisipliner bakış açısıyla Acıbadem Maslak Hastanesi uzmanları; Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, Prof. Dr. Enis Özyar, Prof. Dr. Erkan Kaba, Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik ve Dr. Burcu Babaoğlu Karan hastalığa dair en güncel gelişmeleri paylaşarak erken teşhisin ve doğru tedavi planlamasının hayati önemine vurgu yaptılar.</p>
<p>Etkinliğin dikkat çekici konuklarından biri, “Yeraltı” dizisindeki performansıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan oyuncu Sevil Akı oldu. Akı, söyleşide yer alarak farkındalığın önemine dikkat çekti ve bir hasta yakını olarak annesinin umut dolu, hastalıkla büyük mücadelesini içeren öyküsünü paylaştı.</p>
<p>“Kanser tedavi sürecinin bir puzzle gibi düşünülmesi gerektiğini vurgulayan etkinliğin moderatörü Sağlık İletişimcisi Seral Çelik, “Bu etkinlikte multidisipliner yaklaşımla akciğer kanseri hakkında önemli bilgiler alacağız. Kanserin tanı ve tedavisinde görev yapan sayısız uzman ve sağlık personeli var. Her biri çok önemli rol üstleniyor. Tanı ve tedaviyi bir puzzle gibi düşünürsek, parçalar bir araya geldiğinde hasta için en iyi ve en uygun tedavi uygulanabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Sigara en büyük risk faktörü!</strong></p>
<p>Akciğer kanserinin en önemli nedeninin sigara ve tütün ürünleri olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Babaoğlu Karan, özellikle son yıllarda gençler arasında artan kullanımın ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. Elektronik sigara gibi alternatif ürünlerin de sanıldığı kadar masum olmadığını ifade eden Karan, bu ürünlerin de akciğer sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtti. Akciğer kanseri vakalarının yüzde 80’inin tütün kullanımına bağlı olduğunu anlatan Dr. Babaoğlu Karan, yüzde 20’sinin ise mesleki, asbest vb. nedenlerden geliştiği bilgisini verdi. Akciğer kanserinin çoğu zaman erken dönemde belirti vermediğine dikkat çeken Karan, bu nedenle risk grubundaki bireylerin, özellikle 50 yaş üzerinde ve en az 20 yıl günde bir paket sigara içmiş kişilerin her yıl düzenli kontrol yaptırmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Düşük doz radyasyonla yapılan BT çekimlerinin hastalığın erken tanısında çok önemli olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Görüntüleme yöntemleri hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Fikret Çermik, akciğer kanserinde doğru evrelemenin tedavi sürecinin temelini oluşturduğunu belirterek PET-CT’nin bu noktada kritik rol oynadığını ifade etti. Prof. Dr. Çermik, “PET-CT sayesinde tümörün yalnızca varlığı değil, aynı zamanda vücuttaki yayılımı ve biyolojik davranışı da detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Bu sayede hastalığın hangi evrede olduğu net olarak ortaya konulabiliyor ve en uygun tedavi planı oluşturulabiliyor. Aynı zamanda tedaviye verilen yanıt da değerlendirildiğinden gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçilebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi, erken evrede en etkili yöntem</strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erkan Kaba ise akciğer kanserinde erken teşhisin cerrahi başarıyı doğrudan etkilediğini ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle erken evrede teşhis konulan hastalarda cerrahi müdahale ile yüksek başarı oranları elde edilebiliyor. Ayrıca cerrahi yöntemler de hızla gelişiyor. Bu yöntemlerden en yenisi olan robotik cerrahi sayesinde göğüs bölgesi tamamen açılmadan, küçük kesilerle ameliyatlar yapılabiliyor. Robotik cerrahi zor ameliyatları daha kolay yapmamıza yardımcı olmakla beraber, hastaların daha hızlı iyileşmesine ve günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmesine yardımcı oluyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi dönemi</strong></p>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, akciğer kanseri tedavisinde son yıllarda önemli bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Artık her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığını, tümörün genetik ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi planlarının oluşturulduğunu ifade etti. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapinin, özellikle uygun hastalarda oldukça başarılı sonuçlar verdiğini belirten Ölmez, bu yaklaşımların akciğer kanseri hastalarının yaşam süresi ve yaşam kalitesini artırdığını söyleyerek “Doğru hastaya doğru tedaviyi uygulamak çok önemli” dedi. </p>
<p><strong>Hassas ve hedefe yönelik ışın tedavisi </strong></p>
<p>Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar, akciğer kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekerek, şunları söyledi: “Halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide amaç, ameliyat edilemeyen tümörleri ışınlar aracılığıyla yok etmek ya da küçültmektir. Özellikle tıbbi nedenlerle ameliyat olamayacak hastalarda radyoterapi çok etkili bir tedavi seçeneğidir. Radyoterapi yöntemleri de gelişmekte ve giderek etkinliği artmaktadır. Gelişen teknoloji sayesinde daha hassas ve hedefe yönelik tedavi yapılabilmektedir. Bu sayede yan etkiler azalmakta ve tedavi başarısı artmaktadır.”</p>
<p><strong> Sevil Akı: “Tünelin ucunda hep bir ışık oldu”</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan, Yeraltı dizisiyle seyircinin gönlünde taht kuran oyuncu Sevil Akı ise hasta yakını olarak yaşadığı süreci paylaşarak, kanserle mücadelenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir süreç olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Anneme 8 yıl önce akciğer kanseri tanısı kondu. İlk ameliyatından 4 yıl sonra hastalığı nüks etti ve tekrar ameliyat oldu. Geçen yıl yeni bir nüks oldu ve şimdi ilaç tedavisiyle mücadelemize devam ediyoruz. İkinci nükste çok panik olduk. Ancak ilaçların ve çeşitli tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması sayesinde farklı tedavi seçeneklerimiz oldu. Yani tünelin ucunda hep bir ışık vardı. Gerçekten hiçbir şey çözümsüz değil. Güvendiğiniz doktorlar size o ışığı gösteriyor. Annem tanı aldığı andan itibaren hayata tutundu ve bu hastalıkla mücadele ediyor. Biz de hasta yakını olarak onunla birlikte mücadele ediyoruz. Bizim hikayemiz umut dolu bir hikaye. Hâlâ umutluyuz, hâlâ mücadele ediyoruz. Kanser tedavi süreci inişli çıkışlı bir yolculuk. Birbirimize güç vererek, umutla ilerliyoruz.” Doğru bilgiye ulaşmanın ve güçlü bir destek sistemine sahip olmanın bu süreçte büyük önem taşıdığını ifade eden sanatçı Sevil Akı, umudun hastaların tedaviye tutunmasında önemli bir rol oynadığını belirtti. Farkındalık çalışmalarında kendi deneyimini paylaşarak başkalarına da umut olmak istediğini dile getirdi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-farkli-uzman-ve-hastalar-dikkat-cekiyor-onlemek-mumkun-629604">5 farklı uzman ve hastalar dikkat çekiyor: Önlemek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cerrahide yeni bir dönem başlıyor: Telecerrahi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cerrahide-yeni-bir-donem-basliyor-telecerrahi-629416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 10:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrah]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahide]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[telecerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişim, cerrahi uygulamaların sınırlarını yeniden tanımlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahide-yeni-bir-donem-basliyor-telecerrahi-629416">Cerrahide yeni bir dönem başlıyor: Telecerrahi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Sağlık teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişim, cerrahi uygulamaların sınırlarını yeniden tanımlıyor. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen ‘5G destekli uzaktan robotik cerrahi’ uygulaması, deneysel amaçlı olarak, farklı lokasyonlardaki iki merkez arasında eş zamanlı bağlantı kurularak başarıyla gerçekleştirildi. “Telecerrahi” olarak adlandırılan bu yöntem sayesinde bundan sonra cerrahlar; şehirler, ülkeler ya da kıtalar arası uzaklıkta bulunan hastaları da ameliyat edebilecekler. 5G ile gerçekleştirilen bu teknoloji; yüksek görüntüleme hızı, 1 ms altına düşen gecikme süresi gibi özellikleri sayesinde ameliyatların da uzaktan güvenilir şekilde canlı yapılmasına imkan sağlayabilecek.  ‘Uzaktan robotik cerrahi’ olarak da anılan bu uygulamada; hekimin yaptığı hareketler gelişmiş robotik sistemler aracılığıyla anında başka bir merkezde bulunan ameliyathanedeki robotun kollarına aktarılıyor ve operasyon yüksek hassasiyetle gerçekleştiriliyor. Bu uygulamanın Türkiye’de ilk örneği; Ataşehir’de bulunan Acıbadem Üniversitesi ile Sarıyer’de hizmet veren Acıbadem Maslak Hastanesi arasında eşzamanlı olarak gerçekleştirildi.  </strong></em></p>
<p><em><strong>Deneysel ve eğitim amaçlı Türkiye’de ilk kez uygulanan telecerrahi için Acıbadem Üniversitesi CASE -İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi’nde konumlanan Robotik Cerrahi cihazı kullanıldı. Eş zamanlı olarak Acıbadem Maslak Hastanesi’ndeki robotik cerrahi cihazının konsolunda ise Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural vardı. Bir denek hayvanında gerçekleştirilen prostat ameliyatı, iki ayrı merkezden birbirine anlık görüntü ve veri aktarılarak başarıyla tamamlandı. </strong></em></p>
<p>Teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği günümüzde, bu dönüşüm sağlık teknolojileri alanında da etkisini güçlü şekilde gösteriyor. Örneğin; artık ameliyat olmak için operasyonu gerçekleştirecek cerrahın bulunduğu hastanede olmanıza gerek yok. Dünyanın neresinde olursanız olun, alanında uzman bir cerrah, robotik cerrahi ile başka bir şehirdeki ya da ülkedeki hastayı bulunduğu yerden ameliyat edebiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi Minimal İnvaziv ve Robotik Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, Acıbadem Üniversitesi CASE – İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi  Direktörü Doç. Dr. Mehmet Emin Aksoy’un katkılarıyla gerçekleştirilen</strong> bu operasyon, ‘uzaktan robotik cerrahi’nin ‘şimdilik’ tıpta gelinen son nokta olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>
<p>Prof. Dr. Ali Rıza Kural, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirdiği uzaktan ameliyat teknolojisi hakkında şunları söylüyor: “Uzaktan ameliyat teknolojisi aslında yaklaşık 35-40 yıl önce NASA’nın savaş sırasında kullanmayı planladığı teknolojinin gelişip bugünlere ulaşmasıdır. Bugün geldiğimiz noktada, özellikle sinyallerdeki iletişimin çok hızlı olması, 5G ve fiber optik teknolojilerin gelişmesi sayesinde canlı ameliyatların uzaktan yapılması mümkün hale geldi.”</p>
<p>2001 yılında Fransız Cerrah Jacques Marescaux’nun, New York’tan Paris’teki bir hastaya robotik sistemler ve yüksek hızlı veri bağlantısı kullanarak laparoskopik safra kesesi ameliyatı gerçekleştirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ali Rıza Kural, bu operasyonun, tele-cerrahinin (uzaktan cerrahi) en önemli kilometre taşlarından biri olarak kabul edildiğini vurguluyor: “Bu uzaktan ameliyat, tıp tarihinde ‘Lindbergh Operasyonu’ olarak yerini aldı. Ancak o dönem, ‘latency’ dediğimiz internet sinyallerindeki gecikmeler ve internet hızının yeterli olmaması, görüntü aktarımında gecikmelere yol açtı. Günümüzde ise milisaniyeler düzeyinde gecikmelerle cerrahın hareketleri neredeyse anında diğer lokasyona aktarılıyor.”</p>
<p><strong>Donanımlı Robotlarla İleri Düzeyde Güvenlik</strong></p>
<p>Uzaktan cerrahide kalite ve güvenliğin önemini vurgulayan Prof. Dr. Ali Rıza Kural, “Bugün kullandığımız robotlar oldukça gelişmiş donanıma sahip. Ameliyathanede gerçekleştirdiğimiz standart operasyonlarla hastaya aynı kaliteyi sunabiliyoruz. Ancak uzaktan ameliyatlarda, hastanın bulunduğu merkezde deneyimli bir cerrahın bulunması ve sürece destek vermesi büyük önem taşıyor. Gerekli altyapı sağlandığında hiçbir sorun yaşanmaz” diyor.</p>
<p><strong>Uzaktan Cerrahinin 3 Büyük Avantajı</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi CASE &#8211; İleri Düzey Medikal Simülasyon, Endoskopik ve Robotik Cerrahi Eğitim Merkezi Direktörü Doç. Dr. Mehmet Emin Aksoy da, uzaktan cerrahinin sağladığı avantajlara dikkat çekiyor: “Bu teknolojinin hem hasta hem de hekim açısından üç önemli avantajı var. Birincisi, hastalar dünyanın neresinde olursa olsun istedikleri cerraha ulaşabiliyor. İkincisi, ‘telementoring’ yöntemiyle bir cerrah başka bir cerraha uzaktan destek verebiliyor, ilgili robota erişip operasyonu yönlendirebiliyor. Üçüncüsü ise eğitim alanında; hocalar bulundukları yerden ayrılmadan cerrahlara uzaktan eğitim verebiliyorlar.” Son birkaç yıldır, dünyada uzaktan ameliyat teknolojisinin daha fazla gündemde olduğunu söyleyen Doç. Dr. Mehmet Emin Aksoy, “Bu teknoloji artık günlük hayatımıza girmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde Acıbadem Üniversitesi ile Acıbadem Maslak Hastanesi arasında, denek üzerinde gerçekleştirdiğimiz uzaktan ameliyatımızdaki bağlantımızda herhangi bir aksama olmadı. Bu örnek uygulama sonrasında hem eğitim hem de hasta bazında bu teknolojiyi çok yakında aktif olarak kullanmaya başlayacağız” diyor.</p>
<p><strong>Cerrahide devrim niteliğinde gelişme: Telecerrahi</strong></p>
<p>Microport Başkan Yardımcısı Dr. Altuğ Ergin ise robotik cerrahi sistemlerin gelişimiyle ilgili şunları söylüyor: “Telecerrahi çözümleri, cerrahi tedavilerin evrimindeki son noktadır. Yüzyıllar boyunca açık cerrahi tek yöntemken, ardından laparoskopik, minimal invazif ve robotik cerrahi gelişti. Bugün ise bir cerrahın dünyanın herhangi bir yerinden başka bir hastayı ameliyat edebilmesini sağlayan sistemlere ulaştık. Bu sistemler sayesinde cerrahlar uzaktan ameliyatlara bağlanarak kritik anlarda yönlendirme yapabiliyor ve gerektiğinde kontrolü devralabiliyor. Bu, cerrahi başarıyı küresel ölçekte artıran bir gelişmedir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahide-yeni-bir-donem-basliyor-telecerrahi-629416">Cerrahide yeni bir dönem başlıyor: Telecerrahi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minik Kalpler Gülümsedi: Disney 23 Nisan&#8217;da Koç Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Tedavi Gören Çocuklara Neşe Dolu Anlar Yaşattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-gulumsedi-disney-23-nisanda-koc-universitesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklara-nese-dolu-anlar-yasatti-629389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[disney]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gülümsedi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalpler]]></category>
		<category><![CDATA[koç]]></category>
		<category><![CDATA[minik]]></category>
		<category><![CDATA[nisan]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629389</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Walt Disney Company Türkiye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı heyecanını Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği iş birliğiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’ne taşıdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-gulumsedi-disney-23-nisanda-koc-universitesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklara-nese-dolu-anlar-yasatti-629389">Minik Kalpler Gülümsedi: Disney 23 Nisan&#8217;da Koç Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Tedavi Gören Çocuklara Neşe Dolu Anlar Yaşattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>The Walt Disney Company Türkiye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı heyecanını Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği</strong> <strong>iş birliğiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’ne taşıdı. Disney’in küresel “Değer Katan Anlar” programı kapsamında hayata geçirilen etkinlikte, Disney VoluntEARS gönüllü ekibi Koç Üniversitesi Hastanesi’yle birlikte tedavi sürecindeki çocukların duygusal dayanıklılığını desteklemeye yönelik aktivitelerle onların keyifli anlar yaşamasını sağladı.</strong></p>
<p>Disney Türkiye, riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklara ve ailelerine en ihtiyaç duydukları anlarda moral ve destek olma hedefiyle çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Bu çalışmalarını, dünya genelinde riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklara neşe ve destek sunmayı amaçlayan küresel <strong>“Değer Katan Anlar” </strong>programının bir parçası olarak yürütüyor. Daha önce Koç Üniversitesi Hastanesi pediatri yatan hasta katının duvarlarını Disney karakterlerinin yer aldığı özel mural tasarımlarıyla renklendiren The Walt Disney Company Türkiye, bu kez 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında çocuklara umut dolu bir kutlama sundu.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi’nde Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği iş birliği ve Disney VoluntEARS gönüllü ekibinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlik, hastane koridorlarına bir kez daha Disney öykülerinin sihrini taşıdı.</p>
<p><strong>Film Gösterimi, Sihirbaz Gösterisi ve Sürpriz Aktiviteler</strong></p>
<p>23 Nisan neşesinin yaşandığı bu özel günde, The Walt Disney Company Türkiye ekibinin yanı sıra Koç Üniversitesi Hastanesi yönetimi de çocukların yanında yer aldı. Hastanenin ortak alanında Disney+ kütüphanesinden seçilen içeriklerle özel bir film gösterimi yapıldı. Sinema keyfinin ardından Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği’nin desteğiyle düzenlenen sihirbazlık gösterisiyle çocuklar, sihirli ve eğlence dolu anlar yaşadı.</p>
<p>Ortak alandaki etkinliklerin yanı sıra, Disney VoluntEARS gönüllü ekibi odalarında tedavisi devam eden çocukları ziyaret etti. Gönüllüler, çocuklarla odalarında bire bir eğitici ve eğlenceli aktiviteler gerçekleştirerek çocukların bu özel günün coşkusunu doyasıya yaşamasına destek oldu.</p>
<p><strong>Disney Değer Katan Anlar Hakkında </strong> </p>
<p>Disney’in Değer Katan Anlar programı, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukları ve ailelerini destekliyor. Disney’in sevilen hikâyeleri ve karakterleri aracılığıyla, en çok ihtiyaç duyulan anlarda neşe, teselli ve birlik duygusu sunuyor. Bu özel anların etkisi uzun süre devam ederek çocukların güçlenmesine ve duygusal dayanıklılık kazanmalarına katkı sağlıyor.  </p>
<p>Program kapsamında, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların Disney dilekleri gerçeğe dönüştürülüyor ve aileleriyle birlikte sihirli anlar paylaşmaları sağlanıyor. Aynı zamanda, sivil toplum kuruluşları ve sağlık profesyonelleriyle iş birliği yapılarak bakım alanlarındaki süreçler yeniden tasarlanıyor, mekânlar dönüştürülüyor ve böylece stres ile korku azaltılıyor. Bunun yanı sıra, hastanelerdeki çocuklara sinema deneyimi sunularak onların farklı dünyalara yolculuk etmelerine imkân tanınıyor.  </p>
<p>2020’den bu yana Avrupa, Orta Doğu ve Asya’da 550.000’den fazla Disney Değer Katan An çocuklara ulaştırıldı. Disney, önümüzdeki yıllarda daha fazla çocuğa ve aileye ulaşmayı hedefliyor. Disney’in sosyal etki programlarını ve uzun soluklu sosyal sorumluluk iş birlikleri hakkında daha fazla bilgi için <strong>www.thewaltdisneycompany.eu</strong> adresini ziyaret edebilirsiniz. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/minik-kalpler-gulumsedi-disney-23-nisanda-koc-universitesi-hastanesinde-tedavi-goren-cocuklara-nese-dolu-anlar-yasatti-629389">Minik Kalpler Gülümsedi: Disney 23 Nisan&#8217;da Koç Üniversitesi Hastanesi&#8217;nde Tedavi Gören Çocuklara Neşe Dolu Anlar Yaşattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>V-NOTES Yöntemiyle Ameliyat İzsiz, Dikişsiz, Kesisiz Yapılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-627961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikişsiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kesisiz]]></category>
		<category><![CDATA[v-notes]]></category>
		<category><![CDATA[yapılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemiyle]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, "Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-627961">V-NOTES Yöntemiyle Ameliyat İzsiz, Dikişsiz, Kesisiz Yapılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, &#8220;Tıp teknolojisindeki gelişmeler yalnızca hayat kurtarmayı değil, hastaların yaşam kalitesini korumayı da önceliklendiriyor. Halk arasında &#8216;izsiz cerrahi&#8217; olarak bilinen Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery (V-NOTES) yöntemi, vücutta hiçbir kesi ya da iz bırakmadan gerçekleştirilebilmesiyle dikkat çekiyor&#8221; dedi.</p>
<p>Büyük kesilerle yapılan ameliyatların ve laparoskopik girişimlerin ötesinde bu tekniğin sağladığı avantajları anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri&#8217;nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gizem Boz İzceyhan, &#8220;V-NOTES, cücudun sunduğu doğal açıklıklar kullanılarak, karın duvarına neşter vurmadan gerçekleştirilen kapalı bir ameliyat yöntemidir. Gelişmiş, yüksek çözünürlüklü kameralar ve cerrahi aletler karın cildinden değil, doğal yollardan içeri ilerletilir. Yani dışarıdan bakıldığında ameliyat olduğu kanıtlanacak tek bir dikiş izi bile olmaz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8216;AĞRISIZ İYİLEŞME SAĞLIYOR&#8217;</p>
<p>İzceyhan, &#8220;Ameliyat sonrası ağrının yüzde 90 sebebi karın kaslarının ve cildinin kesilmesidir. Bu yöntemde kesi olmadığı için hastalar çok daha az ağrı hissediyor. Estetik olarak vücut bütünlüğü tamamen korunuyor. Çoğu hasta ameliyatın akşamında ya da ertesi gün taburcu oluyor. Karın duvarı açılmadığı için ileride oluşabilecek &#8216;ameliyat yeri fıtığı&#8217; riski bu yöntemde tamamen ortadan kalkıyor. Hastalar bir haftayı yatakta geçirmek yerine, birkaç gün içinde normal hayatlarına, işlerine dönebiliyorlar&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8216;DAHA GÜVENLİ VE NET GÖRÜŞ SAĞLIYOR&#8217;</p>
<p>İzceyhan, &#8220;Rahim alınması (histerektomi), yumurtalık kistlerinin temizlenmesi, tüplerin bağlanması veya dış gebelik ameliyatları hatta bazı rahim sarkması operasyonlarını bu yöntemle gerçekleştirebiliyoruz. Her cerrahi yöntem her hasta için sihirli bir değnek değildir. Özellikle karın bölgesinde çok yağlanma (obezite) olan hastalarda veya daha önce geçirilmiş ameliyatlar nedeniyle karın duvarında çok fazla yapışıklık olan hastalarda V-NOTES bize çok daha güvenli ve net bir görüş alanı sağlıyor&#8221; dedi.</p>
<p>Bazı durumlarda bu yöntemin uygulanmayacağını söyleyen İzceyhan, &#8220;Rahim veya miyomlar çok devasa boyutlara ulaşmışsa veya çok ileri derecede, tüm organları birbirine yapıştırmış derin bir endometriozis (çikolata kisti) tablosu varsa, o zaman klasik kapalı veya robotik yöntemler tercih edilebiliyor. Ayrıca yöntemin doğal yollar üzerinden uygulanması nedeniyle henüz cinsel birliktelik yaşamamış hastalar için uygun değil&#8221; diye konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/v-notes-yontemiyle-ameliyat-izsiz-dikissiz-kesisiz-yapiliyor-627961">V-NOTES Yöntemiyle Ameliyat İzsiz, Dikişsiz, Kesisiz Yapılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 09:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılar]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uyguladığımız]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627715</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, geçtiğimiz günlerde çocuk immünolojisi, gen tedavisi ve aşılar alanında dünyanın en saygın isimlerinden biri olan Prof. Dr. Alain Fischer’i ağırladı. Henüz 6 aylıkken ölümcül bir bağışıklık sistemi hastalığına yakalanan bir bebeği gen tedavisiyle tedavi ederek tıp tarihinde çığır açan Prof. Dr. Alain Fischer, bugün 27 yaşında sağlıklı bir yaşam süren bu hastanın hikâyesiyle modern tıbbın ulaştığı noktayı gözler önüne seriyor…</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın ev sahipliğinde üniversitede konferans veren Prof. Dr. Alain Fischer bilim dünyasında çığır açan çalışmalarını ve tıbbın geleceğine yön veren gelişmeleri katılımcılarla paylaştı. Pediatrik immünoloji, nadir hastalıklar ve gen tedavileri alanındaki öncü çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Alain Fischer, özellikle bağışıklık sistemi hastalıklarının genetik temellerinin anlaşılması ve tedavi edilmesine yönelik araştırmalarıyla modern tıpta önemli bir dönüşümün mimarları arasında yer alıyor. Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin sunduğu umut verici gelişmelerin yanı sıra aşıların toplum sağlığı açısından vazgeçilmez rolünü güçlü mesajlarla vurguluyor… </strong></em></p>
<p><em><strong>Ziyareti kapsamında Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü laboratuvarlarını da gezen ve burada yürütülen hücresel tedavi çalışmaları hakkında bilgi alan Prof. Dr. Alain Fischer; CAR-T hücreleriyle uygulanan kanser tedavisinin, yani hastanın kendi bağışıklık hücrelerinin laboratuvarda güçlendirilip yeniden vücuda verilerek kanser hücrelerini daha etkili şekilde yok etmesini sağlayan bu yenilikçi yaklaşımın, yakın gelecekte çok daha yaygınlaşacağını ifade ediyor. Prof. Dr. Alain Fischer, aynı zamanda gen ve aşı politikaları alanında toplum sağlığına önemli katkılar sunan bir bilim insanı olarak, bu alandaki çalışmaların stratejik önemine de dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>40 yıldır genetik hastalıkların izini sürdüğünü belirten Prof. Dr. Alain Fischer, meslek hayatını büyük ölçüde bağışıklık sistemine bağlı nadir hastalıkların araştırılmasına adadığını söylüyor: “500’ün üzerinde farklı hastalıktan söz ediyoruz. Bu hastalıkların tamamı genetik bozukluklar ve mutasyonlar nedeniyle ortaya çıkıyor. 40 yılı aşkın süredir bu hastalıkların genetik nedenlerini anlamaya ve tedavi yolları geliştirmeye çalışıyorum.”</p>
<p>Genetik ve moleküler biyolojide yaşanan gelişmelerin tıpta adeta bir devrim yarattığını ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, “DNA analizleri sayesinde artık genlerdeki bozuklukları tespit edebiliyor, hastalıkların mekanizmasını daha iyi anlayabiliyor ve çok daha etkili tedavi yöntemleri geliştirebiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>6 Aylıkken Gen Tedavisi Uygulandı, Bugün 27 Yaşında Sağlıklı Bir Birey</strong></p>
<p>Bugüne kadar gen tedavisiyle sağlıklarına kavuşturduğu birçok çocuktan söz eden Prof. Dr. Alain Fischer, gen tedavilerinin somut başarısına dikkat çekerek ağır bağışıklık yetmezliği (SCID) hastalığıyla doğan bir bebeğin hikayesini paylaşıyor: </p>
<p>“SCID hastası bebekler <em>çok az veya hiç bağışıklık sistemi olmadan dünyaya gelirler. ‘</em>Balon Çocuk Hastalığı’ olarak da bilinen bu çocuklar tedavi edilmezlerse genellikle doğumdan sonra ilk yıl içinde hayatlarını kaybederler. Ancak erken teşhis ve uygun tedaviyle bu çocuklar yaşayabilir. Biz 1999 yılında, henüz 6 aylık bir bebeğe gen tedavisi uyguladık. Bugün o hasta 27 yaşında ve sağlıklı bir yaşam sürüyor. Bu, gen tedavilerinin ne kadar güçlü bir tedavi yöntemi olduğunun en çarpıcı göstergelerinden biri.”</p>
<p>Gen tedavileriyle genetik hastalıkları tedavi etmeye odaklandıklarını söyleyen Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavilerinde hedefimiz bozuk olan geni düzeltmek oldu. Yaklaşık 30 sene önce insan hücresine sağlıklı, normal bir genin kopyasını koyarak bozuk genleri tedavi etme yaklaşımını geliştirdik. Bugüne kadar da yaklaşık 60 hastayı gen tedavisiyle iyileştirdik” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Alain Fischer, bu yöntemin yalnızca bağışıklık sistemi hastalıklarında değil; karaciğer, göz ve sinir sistemi hastalıkları gibi pek çok genetik rahatsızlıkta da etkili sonuçlar verdiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>“Gen Tedavisi Tıbbın Geleceğinde Kritik Bir Yer Tutacak”</strong></p>
<p>Gen tedavilerinin mevcut tedavi yöntemlerinin yerini tamamen almayacağını ancak onları tamamlayan en önemli yaklaşımlardan biri olacağını belirten Prof. Dr. Alain Fischer, “Gen tedavileri özellikle genetik hastalıklarda en önemli tedavi seçeneklerinden biri haline gelecek. Gelecekte çok daha yaygın kullanılacağını öngörüyoruz” diyor. </p>
<p>Bilimsel gelişmelerin hız kesmeden devam ettiğini ifade eden Prof. Dr. Alain Fischer, erken tanı teknolojileri sayesinde gelecekte hastalıkların daha anne karnında tespit edilerek doğumdan hemen sonra tedavi edilebileceğini de sözlerine ekliyor: “Gelecekte özellikle nadir ve genetik hastalıklarda önemli gelişmeler olacak. Gen tedavileri pek çok hastalığa çare olacak. Ayrıca kök hücre tedavileri de ön planda olacak. Özellikle gen tedavileri ve kök hücre tedavilerinin geliştirilmesiyle günün birinde tüm genetik hastalıklara tedavi bulacağız. Bilimsel çalışmalar umut vaat ediyor. Ayrıca erken tanı yöntemleri de giderek gelişiyor. Gelecekte pek çok hastalığa anne karnında tanı koyabileceğiz. Genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde bugün artık anne karnındaki bebeğin DNA’sını, tüm genetik yapısını inceleyebiliyoruz. Çocuk doğar doğmaz tanı koyabilmemiz sayesinde çok erken bir dönemde tedaviye başlamış oluyoruz…” </p>
<p>Prof. Dr. Alain Fischer, bilimin geleceğinde yapay zeka ve genetiğin “el ele” olduğuna dikkat çekiyor. Bilimsel araştırmalarda yapay zekanın rolüne de değinen Prof. Dr. Alain Fischer, “Yapay zeka, araştırmaların kalitesini artıran çok güçlü bir araç. Genetik ve biyomedikal çalışmalarla birlikte kullanıldığında çok daha hızlı ve doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>“Aşılar Tıbbın En Büyük Başarılarından Biri”</strong></p>
<p>Fransa’nın “aşı elçisi” olarak bilinen Prof. Dr. Alain Fischer, aşıların halk sağlığı açısından kritik önemine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Alain Fischer, “20 yıl önce Fransa’da aşı oranları biraz düşmüştü. Bunun üzerine o dönemin Sağlık Bakanı, aşılanan çocuk sayısını artırmak için neler yapmamız gerektiğini benimle görüşmek istemişti. Aşılarla uzun yılardır çalışıyorum, bakanlıklara danışmanlık yapıyorum. Covid-19 salgını döneminde de bakanlıklarla toplumun aşılanması için önemli çalışmalarımız olmuştu. Aşılar, özellikle salgın hastalıkların önlenmesinde en etkili araçtır. Bir çocuk immünolojisi uzmanı olarak aşıların önemini her zaman vurguluyorum. Aşılar tıbbın en büyük başarılarından biridir” diyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine atıfta bulunan Prof. Dr. Alain Fischer, “Son 50 yılda kızamık, tetanoz ve Hepatit B gibi hastalıklara karşı yapılan aşılar sayesinde yaklaşık 150 milyon insanın hayatı kurtarıldı. Covid-19 aşıları ise tek başına yaklaşık 20 milyon insanın yaşamını kurtardı” bilgisini paylaşıyor. </p>
<p><strong>“Aşı Karşıtlığı Çok Tehlikeli, Yanlış Bilgilere İnanmayın”</strong></p>
<p>Aşı karşıtlığına da değinen Prof. Dr. Alain Fischer, bu yaklaşımın ciddi bir halk sağlığı tehdidi oluşturduğunu belirterek, “Aşıların otizm ya da kalp hastalıklarına yol açtığı yönündeki iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı yok. Bunların hepsi yalan haber. Bu yanlış bilgilere inanılması, geçmişte kontrol altına alınmış hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor” diyor.</p>
<p>Dünya genelinde özellikle 2019 yılından bu yana kızamık aşısına erişimdeki aksaklıklar ve aşı karşıtlığının artması nedeniyle çocuk ölümlerinde yeniden ciddi bir yükseliş görülüyor. Aşı yaptırılmaması nedeniyle örneğin kızamık gibi hastalıkların yeniden görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Alain Fischer, “2019’dan bu yana bazı yıllarda 100 bini aşan sayıda çocuk, kızamık nedeniyle hayatını kaybetti. Oysa aşıyla bu ölümler büyük ölçüde önlenebilir. Aşı olmamak çok ciddi ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir” şeklinde konunun ciddiyetine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gen-tedavisi-uyguladigimiz-bebek-bugun-27-yasinda-627715">&#8220;Gen Tedavisi Uyguladığımız Bebek, Bugün 27 Yaşında&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den ihtiyaç sahiplerine hayati destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ihtiyac-sahiplerine-hayati-destek-627690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[sahiplerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı vatandaşların ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik sosyal destek çalışmalarını 2026 yılının ilk üç ayında da aralıksız sürdürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ihtiyac-sahiplerine-hayati-destek-627690">Büyükşehir&#8217;den ihtiyaç sahiplerine hayati destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı vatandaşların ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik sosyal destek çalışmalarını 2026 yılının ilk üç ayında da aralıksız sürdürdü. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında ihtiyaç sahibi vatandaşlara ücretsiz hasta karyolası ve bakım ekipmanları ulaştırıldı.</p>
<p><b>SOSYAL HİZMETLERDEN KESİNTİSİZ DESTEK</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi<b> </b>Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen program doğrultusunda, yatağa bağımlı bireylerin bakım sürecini kolaylaştıran ekipmanlar vatandaşların hizmetine sunuldu. Ev ortamında daha konforlu ve güvenli bir yaşamı destekleyen bu hizmetler, hasta yakınlarının bakım yükünü hafifletirken sosyal belediyecilik anlayışını da güçlendirdi.</p>
<p><b>BÜYÜKŞEHİR KALEM KALEM AÇIKLADI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2026 yılının Ocak, Şubat ve Mart aylarını kapsayan ilk üç aylık dönemde bin 89 adet elektrikli hasta karyolası, 978 adet pike ve nevresim takımı, 122 adet hasta yemek masası, 53 adet hasta tuvaleti ve 93 adet çevirme aparatını ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırdı.<b> </b></p>
<p><b>KONFOR VE BAKIM SÜRECİNE KAPSAMLI DESTEK</b></p>
<p>Sağlanan ekipmanlar, yatağa bağımlı bireylerin günlük yaşamını kolaylaştırırken, hijyen, konfor ve bakım süreçlerinde önemli katkılar sundu. Özellikle elektrikli hasta karyolaları ve çevirme aparatları, hastaların hareket kabiliyetini destekleyerek bakım kalitesini artırdı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-ihtiyac-sahiplerine-hayati-destek-627690">Büyükşehir&#8217;den ihtiyaç sahiplerine hayati destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Sağlığında Hastalar Rakama Değil Uzmanlığa Bakıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-hastalar-rakama-degil-uzmanliga-bakiyor-627534</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bakıyor]]></category>
		<category><![CDATA[belirleyici]]></category>
		<category><![CDATA[cerrah]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[rakama]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığında]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlığa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627534</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında lazer ve akıllı lens operasyonlarına yönelik talep artarken, tüketici kararlarının merkezinde maliyet değil güven yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-hastalar-rakama-degil-uzmanliga-bakiyor-627534">Göz Sağlığında Hastalar Rakama Değil Uzmanlığa Bakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında lazer ve akıllı lens operasyonlarına yönelik talep artarken, tüketici kararlarının merkezinde maliyet değil güven yer alıyor. Dünyagöz Hastaneler Grubu’nun FutureBright Group iş birliğiyle pazar araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 89’u için göz operasyonuna karar verme aşamasında en kritik faktör cerrahın deneyimi olarak ortaya çıkıyor<strong>. </strong></p>
<p>Operasyon sürecinde tasarruf arayışı var olsa da nihai karar; cerrah deneyimi, uzmanlık, referans ve şeffaflık ekseninde şekilleniyor. Veriler, günümüzde “fiyat değil güven odaklı” bir karar mekanizmasının öne çıktığını ortaya koyuyor. Bu durum, sektördeki rekabetin artık güven ve deneyim odaklı yürüdüğüne işaret ediyor.</p>
<p><strong>Gözde bilgi kaynağı yakın çevre</strong></p>
<p>Göz sağlığında hastanın yolculuğu genellikle çevreden gelen uyarılar ve görme kalitesindeki belirgin düşüşün bariz şekilde fark edilmesi ile başlıyor. Bu noktada hastalar için en etkili yönlendiriciler; aile üyeleri, iş arkadaşları ve komşular olarak dikkat çekiyor. Hasta için yakın çevre, bilinmezlik karşısındaki endişesini azaltıcı bir filtre görevi üstleniyor.</p>
<p><strong>Branş hastaneleri tercih nedeni</strong></p>
<p>Katılımcıların %65’i, yalnızca ilgili alanda uzmanlaşmış doktor veya kuruma güvendiğini belirtiyor. Bu durum, göz gibi kritik bir organda geri dönüşü olmayan hata korkusunun karar mekanizmasında belirleyici olduğunu ortaya koyarken, branş hastaneciliğinin önemine referans veriyor.</p>
<p><strong>Cerrahide özel hastane tercih ediliyor</strong></p>
<p>Söz konusu cerrahi bir operasyon olduğunda her 10 kişiden 6’sı önemli operasyonlar için özel hastaneyi tercih edeceğini, yalnızca 2’si devlet hastanelerine yöneleceğini ifade ediyor. Yüksek maliyetler, her 10 kişiden sadece 1’i için tedaviden vazgeçme sebebi sayılıyor. Bu veriler, göz sağlığı için bütçeden tasarruf etmek yerine &#8216;en güvenli ve en doğru&#8217; sonuca odaklanıldığını kanıtlar nitelikte. Özel hastane tercihi hasta deneyimi, hız, konfor ve iletişim ekseninde yoğunlaşırken, devlet hastanesi tercihi ise maliyet olarak göze çarpıyor.</p>
<p><strong>Hastanenin fiziki yapısı güveni pekiştiriyor</strong></p>
<p>Operasyon geçirmek üzere hastaneye adım atan her 10 kişiden 4’ü, hastanenin fiziksel koşullarının ferah, aydınlık ve düzenli olmasını bekliyor. Hastanede bekleme süreci söz konusu olduğunda ise ortamın konforu belirleyici olmakla birlikte ferah alanlar, ergonomik oturma düzeni ve ikramlar beklemeyi daha kabul edilebilir kıldığı ifade ediliyor.</p>
<p>Araştırma sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulunan Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su Güçlü Batkın şunları söyledi:</p>
<p>&#8220;Bu araştırma, toplumun göz sağlığına bakışı noktasında stratejik bir önem taşıyor. Günümüzde hastaların karar mekanizmasının merkezine &#8216;fiyat&#8217; yerine &#8216;güven ve uzmanlığı&#8217; koymuş olması, branş hastaneciliğinin ve tecrübeli hekim kadrosunun hayati değerini bir kez daha kanıtlıyor. Araştırma sonuçları, onlara sunduğumuz güven odaklı hizmet standartlarını daha da yukarı taşıma noktasında bizim için kıymetli bir yol haritası oldu.”</p>
<p>FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula, araştırma sonuçları hakkında açıklamalarda bulundu:</p>
<p>“Bu araştırma bize sadece insanların neye baktığını değil, nasıl karar verdiğini de anlattı. Karar anında güçlü bir gerilim var. İnsanlar göz sağlığı için kuruma gittiklerinde sadece tedavi olmuyor, aynı zamanda ‘hasta mıyım müşteri mi?’ sorusunu da yaşıyor. Bu yüzden cerrah ya da teknoloji ne kadar belirleyici ise, sürecin ne kadar şeffaf olduğu da bir o kadar belirleyici. Asıl kırılma ise kararın kendisinde. Cerrah deneyimi deniyor ama mesele aslında ‘kime kendimi emanet ediyorum’ sorusu. Bu cerrah gerçekten bu kurumun parçası mı, teknoloji gerçekten söylendiği gibi mi, süreç bana açıkça anlatılıyor mu… Bu sorular belirleyici oluyor. Referans arayışı, ikinci görüş ihtiyacı, detaylı açıklama beklentisi. Hepsi aynı ihtiyaca çıkıyor. Bugün sağlıkta farkı yaratan, en iyi hizmeti sunan kadar, süreçler konusunda en açık ve en dürüst olan kurumlar.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-sagliginda-hastalar-rakama-degil-uzmanliga-bakiyor-627534">Göz Sağlığında Hastalar Rakama Değil Uzmanlığa Bakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[gram]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizinde]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861">Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp hastalıkları kadınlar ve erkeklerde aynı şekilde ilerlemiyor, özellikle ölüm açısından fark belirginleşiyor. 12–18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası’nda kadınlarda durumun daha kritik olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nermina Alagiç, “Erkeklerde daha sık görülse de kalp hastalıklarında ölüm oranı kadınlarda daha yüksek. Kadınlarda bu durum menopoz sonrası artıyor. Genellikle ilk kalp krizi daha ölümcül oluyor ve bunun önemli nedenlerinden biri hastaneye geç başvuru” şeklinde konuştu.</strong></p>
<p>Kalp hastalıkları hem dünyada hem de Türkiye’de en yaygın ölüm nedeni. Kalp ve damar hastalıkları; koroner kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve romatizmal kalp hastalığı gibi kalp ve kan damarlarını etkileyen bir grup rahatsızlığı kapsıyor. Bu hastalıklara bağlı ölümlerin beşte dördünden fazlası kalp krizi ve inme nedeniyle oluyor, ölümlerin üçte biri ise 70 yaşın altındaki kişilerde gerçekleşiyor. Genetik faktör olması durumunda maalesef aile üyesinin kalp damar hastalığı gelişme riski belirgin şekilde artabiliyor. Bunun yanında ilerleyen yaş, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve tütün ürünü kullanımı da tehlike çanlarını çaldırıyor. Obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve yoğun tuz kullanımı gibi alışkanlıklar ise ikincil risk faktörleri arasında bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Kalbin verebileceği sinyalleri anlamak için ona kulak verilmesi gerektiğini dile getiren Alagiç, “Kalbi bir eve benzetiyorum. Nasıl ki bir evde su tesisatı, elektrik sistemi, duvarlar ve kapılar bir bütün halinde çalışıyorsa, kalp de benzer şekilde farklı yapılardan ve sistemlerden oluşuyor. Bu sistemlerde ortaya çıkan bir sorun, kendini farklı şikayetlerle gösterir. Bu nedenle hastanın şikayetlerinin türü ve sahip olduğu risk faktörleri, hangi ‘tesisata’ odaklanmamız gerektiğini anlatır. Muayene sırasında da bu doğrultuda değerlendirme yaparak sorunun kaynağını belirleriz. Bu nedenle kalbi etkileyebilecek pek çok neden olsa da en sık karşılaşılan belirtiler; kola, çeneye veya sırta yayılabilen baskı ya da yanma tarzında göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik, mide bulantısı, kusma ve terleme şeklinde sıralanabilir. Burada önemli olan daralan damara zamanında müdahale edebilmek. Bunun için de stent takılabilir, balon işlemi veya bypass uygulanabilir. Bu operasyonlar zamanında yapıldığında kalp rahatsızlığının etkilerini büyük ölçüde azaltabiliriz. Ancak hasta belirtileri göz ardı edip sağlık merkezine geç başvurursa her türlü önleme rağmen hayatına kalp yetmezliği ile devam etmek zorunda kalabilir” dedi.</p>
<p><strong>Günlük alışkanlıklarla kalp sağlığı desteklenebilir</strong></p>
<p>Kalp sağlığı için tütün ürünlerinin kesinlikle bırakılması gerektiğinin altını çizen Alagiç, “Ayrıca özel durumu olan hastalar hariç haftanın en az 5 günü en az yarım saat egzersiz yapılmalı. Günlük tuz tüketimi Türk mutfağında bu miktar 18 grama kadar çıkabilse de 5 gramı geçmemeli. Balık tüketimi omega-3 açısından zengin somon, uskumru ve sardalya gibi türlerle haftada en az 1 olmalı, kırmızı et mümkün olduğunca azaltılmalı ve haftada en fazla 350-500 gram tüketilmeli. Günde 30 gram çiğ kuruyemiş, en az 200 gram meyve ve en az 200 gram sebze tüketimi gibi küçük değişikliklerle kalbi korumak mümkün” dedi.</p>
<p><strong>Kalp kontrollerine başlama yaşı giderek düşüyor</strong></p>
<p>Kalp sağlığının takipçisi olmak için neler yapılması gerektiğine de değinen Alagiç, “Erkeklerde 40 yaşından sonra, kadınlarda ise menopozdan 5-6 yıl sonra yıllık kontrol tetkiklerine başlamak önemli ancak günümüzde sağlıksız yaşam alışkanlıkları çok yaygın olduğu için bu yaş aralığı giderek düşüyor. Sağlık merkezine başvurulduğunda hastanın hikayesini dinleyerek skorlama yöntemiyle değerlendirme yapıyoruz, gerekli gördüğümüzde EKO, kontrastlı sanal anjiyo veya efor testi gibi görüntüleme tetkiklerine başvuruyoruz” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-kalp-krizinde-olum-riski-daha-yuksek-626861">Kadınlarda kalp krizinde ölüm riski daha yüksek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 19:12:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[masaya]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[parkinsonla]]></category>
		<category><![CDATA[seminer]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783">Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı.</p>
<p>ÖLÜMCÜL HASTALIK KATEGORİSİNDE DEĞİL<br />Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, “Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz” dedi.<br />Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, “Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor&#8221; diye konuştu.</p>
<p>ERKEN TANI ÖNEMLİ<br />Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, “Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir” dedi.<br />Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, “Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p>GÜNDE 8-10 BARDAK SU TÜKETİN<br />Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, “Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz” diye konuştu.<br />Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, “Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız” dedi.<br />Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.<br /> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-parkinsonla-yasamak-masaya-yatirildi-626783">Nilüfer&#8217;de &#8216;Parkinsonla Yaşamak&#8217; masaya yatırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 18:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[multidisipliner]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Parkinson Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626744</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi tarafından “Dünya Parkinson Günü” kapsamında düzenlenen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı branştan uzmanların bakış açılarıyla tüm yönleriyle ele alındı. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Parkinson’un iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık olduğunu söyledi.  Hastalığın teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde birçok disiplinden çok geniş bir ekibin etkili rol oynadığını belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması gerekiyor. Bu ekip çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması sürecine önemli katkılar sağlıyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Hasta ve hasta yakınlarının da katıldığı panelde, Parkinson’da erken belirtiler, tedavi ve hastalara yaklaşım, fizyoterapi desteği ve beslenmenin önemi gibi Parkinson hastalarının yaşamını ilgilendiren en temel konular hakkında uzmanları tarafından önemli bilgiler paylaşıldı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi ve Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Parkinson Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşımlar” başlıklı panelde Parkinson hastalığı farklı yönlerden ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Parkinson’un yönetimi tam bir takım işi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmasında İngiliz doktor ve eczacı James Parkinson’dan ismini alan hastalığın teşhis ve tedavi sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemli olduğunu vurguladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı yönetiminin tam bir takım işi olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Parkinson, iyi bir takım çalışmasıyla yönetilmesi gereken bir hastalık. Parkinson’un teşhis sürecinden başlayarak tedavi ve takip sürecinde nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, fizyoterapi ve rehabilitasyon, ergoterapi, dil ve konuşma terapisi ve beslenme uzmanlarından oluşan çok geniş bir ekip etkili rol oynuyor. Bu disiplinlerin iş birliği içinde çalışması, hastanın ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tedavinin kişiye özel planlanması gibi çok önemli kararların alınmasında etkili oluyor. Böylece hastalığın takibi ve hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi noktasında önemli sonuçlar elde ediliyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin pilinde doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Parkinson tedavisinde etkili olan, “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu uygulamaları ile ilgili bilgi de veren Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Beyin pili uygulaması, hastalığı tedavi etmiyor. Hastalığın oluşturduğu şikayetlerin şiddetini azaltıyor. Beyin pili uygun hastalarda uygulanan bir yöntem. Bu nedenle doğru ve uygun hasta seçimi çok önemli. Bu ameliyatlara beyin ve sinir cerrahisi olarak tek başımıza karar vermiyoruz. Parkinson hastasının önce bir hareket bozukluğu nörolojisi uzmanı tarafından muayene edilip değerlendirilmesi gerekiyor. İyi bir cerrahi planlama yapılması çok önemli. Doğru bir cerrahi teknik uygulamak gerekiyor. Ameliyat sonrasında da bataryayı çok iyi ayarlamak gerekiyor. Kısaca, bu bir takım oyunu. Parkinson böyle bir hastalık. Tek bir ekibin altından kalkacağı bir hastalık değil, çok disiplinli bir ekip işi olarak ele alınmalı” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığı farklı yönleriyle ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış konuşmasının ardından başlayan panelin ilk konuşmacısı olan Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Can İke, “Parkinson Hastalığı Nedir? Erken Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalıkla ilgili bilgi verdi, belirtilere dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Seda Bostan, “Parkinson Hastalığına Eşlik Eden Hareket Dışı Belirtiler Nelerdir?” başlıklı sunumunu yaparken Doç. Dr. Zeynep Tüfekçioğlu, “Parkinson Hastalığında Tedavi Yöntemleri ve Yaşam Hedefleri Nelerdir?” başlıklı sunumunda hastalığın tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da beyin pili tedavisi  </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ali Osman Muçuoğlu, “Beyin Pili Parkinson Hastalığında Nasıl Yardımcı Olur?” başlıklı sunumunda Derin Beyin Stimülasyonu ve tedavideki önemini anlattı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson’da psikiyatrik belirtiler ve etkiler ele alındı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Filiz Karalar, “Parkinson Hastalığında Psikiyatrik Belirtiler” ve Dr. Öğr. Üyesi Zuhal Doğan Bektaş, “DBS ve Psikiyatrik Semptomlar” hakkında bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastalığında nöropsikoloji, dil ve konuşma terapisi, fizyoterapi ve beslenme tartışıldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral, “Parkinson Hastalığında Nöropsikolojik Değerlendirmenin Önemi”; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Merve Savaş ise “Parkinson Hastalığında İletişim, Ses ve Yutma Bozukluklarının Yönetimi” konusunu ele aldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Hilal Denizoğlu Külli, “Parkinson’da Fizyoterapinin Etkileri”ni ele aldığı panel Atlas Üniversitesi Hastanesi’nden Diyetisyen Nilay Cansever’in “Parkinson Hastalığında Beslenme” sunumuyla sona erdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Parkinson hastaları tecrübelerini paylaştı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Panele katılan Parkinson hastaları da tedavi süreçlerine ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, iki çocuk annesi, öğretmen Zeliha Bozkurt (54), Burhaniye’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Zeliha Bozkurt, 2009’da Almanya’dan Türkiye’ye döndü. 5 yıl Düzce’de görev yaptıktan sonra Balıkesir Dursunbey’de köy okuluna atandığı süreçte çeşitli zorluklar yaşadı. Disiplinli ve düzeni seven biri olarak kendini tanıtan Zeliha Bozkurt’un hastalık şikayetleri o dönemlerde hareketlerde yavaşlama ile başladı. Atlas Üniversitesi Hastanesi’ne başvurduğunda donmaları ve istemsiz hareketlerinin olduğunu belirten Zeliha Bozkurt, Kasım 2025’te geçirdiği ameliyatın ardından şu anda günlük yaşam aktivitelerini rahat gerçekleştirebildiğini, kasılmalarının rahatladığını ve şikayetlerinin büyük ölçüde azaldığını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Evli, emekli turizmci Mehmet Bilgiç (59), Gebze’de yaşıyor. 10 yıldır Parkinson hastası olan Bilgiç, şikayetlerinin sağ tarafta titremeyle başladığını, titremenin bir yıl içinde sol tarafına da geçtiğini kaydetti. Ocak 2021’de ameliyat olan Mehmet Bilgiç, artık eşinden destek almadan günlük yaşamını idame ettirebildiğini, özgüveninin yerine geldiğini ve titremelerinin yok denecek kadar az düzeyde olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Titremeleri büyük ölçüde azaldı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bir devlet kuruluşunda memur olan Yusuf Binici (63), 12 yıldır Parkinson hastası. Sol tarafında titremeyle başlayan hastalığı zamanla ilerledi. Gün içinde hareket yavaşlığı ve donma yaşayan Yusuf Binici, Ocak 2022’de ameliyat oldu. Şu an aktif olarak çalışan Yusuf Binici, titremelerinin yok denecek kadar az durumda olduğunu söyledi. Yusuf Binci düzenli olarak kontrollerine geldiğini, gerekli ilaç/pil ayarlarının yapıldığını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Emekli Mesut Öztürk (64) Edirne’de yaşıyor. Hastalığı 15 yıl önce başlayan ve yaşam kalitesi düşen Mesut Öztürk, 1,5 yıl önce beyin pili ameliyatı oldu. Ameliyatın ardından yaşam kalitesinde önemli ölçüde düzelme görüldü. Havva Öztürk, eşinin ameliyat sonrası yaşam kalitesinin daha iyi olduğunu, eşinin sosyalleştiğini, markete gitmek ve yürüyüş yapmak gibi günlük ihtiyaçlarını kendisinin karşılayabildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsonda-multidisipliner-yaklasim-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-626744">Parkinson&#8217;da multidisipliner yaklaşım yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon Replasman Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozda]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz kadınlarda adet döngüsünün ve doğurganlığın sona erdiği yaşam evresi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde menopoz yaşı ortalama 50-52 iken ülkemizde kadınlar genellikle 47-49 yaşları arasında bu döneme giriyor. Kadının yaşamında doğal bir geçiş süreci olsa da beraberinde getirdiği fiziksel ve psikolojik değişimler yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Menopozda östrojen ve progesteron hormonlarının azalması; sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları ve ruh hali dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabiliyor. Uzun vadede ise kardiyovasküler hastalıklar ve kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) riski  artıyor. Bu olumsuz etkileri azaltmada öncelikle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Dr. A. Ezgi Sancaklı, </strong>menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin (HRT) uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde önemli faydalar sağladığına dikkat çekerek, “Her kadın perimenopoz ve menopoz dönemindeki bulgularını takip etmeli ve gerekli durumlarda bu tedaviden faydalanmalıdır. Tedavi uygun hastaya, uygun dozda, uygun zamanda verildiğinde, düzenli doktor takibiyle birlikte oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,</strong> hormon replasman tedavisi hakkında en  çok yöneltilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi  (HRT) nedir?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi, menopozla birlikte azalan östrojen ve progesteron hormonlarının takviye edilmesini  amaçlıyor. Tedavinin temel  hedefi; sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi menopoz belirtilerini hafifletmek, ayrıca özellikle kemik ile kalp sağlığı üzerindeki uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltmaktır. Hormon replasman tedavisi; sadece östrojen veya östrojen ile birlikte progesteron tedavisi olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Ağızdan, cilt üzerinden veya vajinal yoldan gerçekleştirilebiliyor. Bazı preparatlar enjeksiyon veya implant (cilt altı) olarak da uygulanabiliyor. Günümüzde tedavi planlamasında biyoeşdeğer hormonların tercih edildiğini belirten Dr. A. Ezgi Sancaklı, ”Biyoeşdeğer hormon tedavisi, klasik sentetik hormon tedavisinden farklı olarak, vücuttaki hormonlar ile birebir aynı kimyasal yapıdadır. Bu sayede, özellikle mikronize progesteronun kullanımı sentetik hormonlara göre yan etki risklerini azaltır. Biyoeşdeğer tedaviler kişiye özel dozlarda uygulanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Her kadın için gerekli midir? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisini her kadının kullanması zorunlu değildir. Ancak her kadında özellikle perimenopoz döneminde başlanarak yaşam tarzı düzenlemeleri öneriliyor. Kemik ve kas sağlığını artırmaya yönelik direnç egzersizleri yapmak, sigarayı bırakmak, kafein tüketimini azaltmak, sıvı tüketimini artırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli protein almak, kalsiyum ve D vitamini alımını sağlamak yapılabilecek değişikliklerin başında geliyor. Bunların yanı sıra düzenli jinekolojik muayeneler, meme kanseri taramaları, kardiyovasküler  değerlendirmeler ve kemik yoğunluğu ölçümü büyük önem taşıyor. Dr. A. Ezgi Sancaklı, yaşam tarzı değişikliklerinin ve tarama programlarının perimenopoz olarak adlandırılan menopoz öncesi dönemden itibaren önerildiğini belirterek, “Bazı kadınlarda özellikle sıcak basması ve vajinal kuruluk gibi semptomlar çok şiddetli olabilir.  Uygun olan hasta grubunun bu şikayetlerinde biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinden faydalanması son derece kıymetlidir” bilgisini veriyor.  </p>
<p><strong>Tedavi nasıl planlanıyor? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi standart bir uygulama değildir; tamamen kişiye özel planlanıyor ve düzenli doktor takibi gerekiyor. Kadının yaşı, şikayetleri, risk faktörleri, kronik hastalıkları, rahim alma ameliyatı öyküsü, menopoz süresi, kan değerleri ve pıhtılaşma riski gibi bulgular detaylı olarak değerlendiriliyor. Tüm bu veriler doğrultusunda hangi hormonun, hangi dozda, hangi yolla (ağızdan, vajinal veya cilt üzerine) ve ne kadar süreyle kullanılacağı belirleniyor.  </p>
<p><strong>Kimler hormon replasman tedavisinden faydalanamaz? </strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisi her kadın için uygun olmuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisi önerilmeyen durumları “Tanı konulmamış vajinal kanama, meme kanseri öyküsü, daha önce geçirilmiş inme, pıhtılaşma bozukluğu, yumurtalık veya rahim kanseri, aktif karaciğer hastalığı veya yüksek riskli koroner kalp hastalığı” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Tedaviye ne zaman başlamak gerekiyor?</strong></p>
<p>Hormon replasman tedavisine 60 yaşından önce veya menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanması öneriliyor. Yapılan çalışmalar, bu dönemde başlanan tedavinin kadınlarda tüm hastalıklara bağlı ölüm riskini azaltabildiğini gösteriyor. Buna karşılık, menopozdan uzun süre sonra başlanan tedaviler ise pıhtı oluşumu ve kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturabiliyor.</p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi ne kadar sürüyor? </strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı, hormon tedavisinin süresinin kişiye özel olarak belirlendiğini belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Genel yaklaşım; en düşük etkili dozun gerekli olduğu süre boyunca kullanılmasıdır. Tedavi genellikle 2-5 yıl sürmektedir. Ancak, semptomlar devam ediyorsa ve tedavinin sağladığı fayda olası risklerden daha fazlaysa tedavi süresi doktor kontrolünde uzatılabilmektedir.” </p>
<p><strong>Kalp hastalığı riskini önleyebilir mi? </strong></p>
<p>Menopoz sonrası östrojen azalması kalp &#8211; damar hastalıkları riskini artırıyor.  Yapılan çalışmalarda, menopoz sonrası erken dönemde başlanan hormon tedavisinin kadınlarda iskemik inme, venöz tromboembolizm ve kalp yetmezliği gibi kalp &#8211;  damar hastalıklarının gelişme riskini azaltabildiği gösterilmiş. Ancak, hormon replasman tedavisine sadece kalp damar hastalıklarını önlemek amacıyla başlanması önerilmiyor. </p>
<p><strong>Kemik erimesine karşı etkili oluyor mu?</strong></p>
<p>Östrojen azalması kemik kaybını hızlandırabiliyor ve osteoporoz riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavisinin osteoporozun önlenmesinde ilk tedavi seçeneği olmadığını belirten<strong> </strong>Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong> </strong>“Hormon replasman tedavisi 45-55 yaşları arasındaki kadınlarda kemik kaybı ve kırık riskini azaltmaya yardımcı olabilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Hormon replasman tedavisi güvenli bir yöntem midir? </strong></p>
<p>Güncel kılavuzlarda, biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin risk faktörü bulunmayan kadınlarda meme kanseri ve kalp krizi riskini arttırmadığı belirtiliyor. Ayrıca, doğru hasta grubunda, doğru zamanda ve doğru uygulama yoluyla kullanıldığında büyük ölçüde faydalı ve güvenli olduğu aktarılıyor. Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kadınlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranını azalttığı yapılan çalışmalarla gösterilmiş. 2025 yılında FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) hormon replasman tedavisi üzerinde bulunan “kara kutu” uyarısını resmen kaldırdığını duyurdu. Bu yenilikle biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kullanımının uygun hastalar için güvenli olduğu belirtildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. A. Ezgi Sancaklı,<strong>  </strong>ancak hormon replasman tedavisinin<strong> </strong>uygun olmayan hasta gruplarında kullanıldığında pıhtı, inme ve endometrium kanseri riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle, hormon replasman tedavisi öncesinde tüm risk faktörlerinin dikkatlice değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Bitkisel ürünler hormon replasman tedavisine alternatif olabilir mi? </strong></p>
<p>Bitkisel ürünler (fitoöstrojenler)  menopoza bağlı hafif semptomların giderilmesine yardımcı olabiliyor. Ancak, bu ürünler hormon replasman tedavisinin sağladığı vücuttaki bütüncül etkiyi yerine getiremiyor, etkinliği ve güvenilirliği hormon tedavisi kadar güçlü bilimsel verilerle desteklenmiyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozda-hormon-tedavisi-her-kadin-icin-uygun-degil-626347">Menopozda hormon tedavisi her kadın için uygun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:48:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genel]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılabiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, özel gereksinimli bireylerde ağız ve diş sağlığı, tedavi sürecinde yaşanan zorluklar ve genel anesteziyle uygulanan diş tedavilerinin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireylerde tedavi süreci, tamamen kişiye özel planlanır!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli bireylerin, fiziksel, zihinsel ya da bazı sistemik hastalıkları sebebiyle diş tedavilerinde daha özel ve farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyan bireyler olarak tanımlandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Bu hasta grubunda tedavi süreci, standart uygulamalardan farklı olarak tamamen kişiye özel planlanır.” dedi.</p>
<p>Sürecin her aşamasında bireyin ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Gerekli görüldüğü durumlarda tedaviler genel anestezi ya da sedasyon altında gerçekleştirilebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özel gereksinimli bireyler diş sağlığı açısından yüksek risk grubunda! </strong></p>
<p>Özel gereksinimi olan bireylerde ağız ve diş sağlığının çeşitli nedenlerle olumsuz etkilenebildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Tükürük akış hızındaki artış veya azalmalar, el-göz koordinasyonundaki bozukluklar, yetersiz beslenme, kas ve iskelet sistemine bağlı yetersizlikler ile zihinsel bazı kısıtlılıklar ağız bakımını zorlaştırabilir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca ağız içi dokulardaki hassasiyetlerin de bu süreci daha karmaşık hale getirebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Altop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, bu bireylerde genellikle diğer sağlık problemleri ön planda olduğundan ağız ve diş sağlığı ihmal edilebiliyor. Tüm bu etkenler, özel gereksinimli bireyleri diş sağlığı açısından yüksek risk grubuna dahil ediyor.” </p>
<p><strong>Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli! </strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığının korunabilmesi için düzenli diş hekimi kontrolleri büyük önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, “Hekim önerileri doğrultusunda bireye uygun bir beslenme planı oluşturulmalı; asitli, şekerli ve yüksek karbonhidrat içeren gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Ağız hijyeninin optimum seviyede tutulması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Altop, “Bu noktada ağız duşu ve ihtiyaç halinde elektrikli diş fırçaları gibi destekleyici ekipmanlardan faydalanılabilir. Koruyucu önlemler ihmal edilmemeli; gerekli durumlarda tedavi süreci, bireyin psikolojik etkilenmesini de en aza indirecek şekilde genel anestezi altında ve tek seansta tamamlanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Genel anestezi sayesinde tedaviler tek seansta, kontrollü şekilde tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Genel anestezi altında uygulanan diş tedavileri hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Seda Altop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Down sendromu, serebral palsi, otizm spektrum bozukluğu, zihinsel ya da fiziksel engel, psikiyatrik rahatsızlıklar ve dental fobi gibi durumlara sahip bireylerde genel anestezi güvenle uygulanabilir. Bu yöntem sayesinde tedaviler, hasta konforu sağlanarak tek seansta tamamlanabilir ve süreç hem hasta hem de hekim açısından daha kontrollü bir şekilde ilerleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-bireylerde-dis-tedavileri-genel-anestezi-altinda-yapilabiliyor-626080">Özel bireylerde diş tedavileri genel anestezi altında yapılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Geriye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>
<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakterilerle]]></category>
		<category><![CDATA[boya]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[saçan]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Antibiyotik direnci, günümüzde küresel sağlık sistemlerinin karşı karşıya olduğu en ciddi tehditlerden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 1,27 milyon insan doğrudan antibiyotik direnci nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar, etkili önlemler alınmadığı takdirde bu sayının önümüzdeki yıllarda çok daha yüksek seviyelere ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Sorunun temel nedenlerinden biri ise enfeksiyon tedavisinde çoğu zaman doğru antibiyotiğin hemen belirlenememesi ve hastalara geniş spektrumlu ilaçların deneme-yanılma yöntemiyle verilmesi. Bu yaklaşım, hem hastanın tedavisinin gecikmesine hem de bakterilerin zamanla ilaçlara karşı direnç geliştirmesine yol açabiliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bu önemli soruna çözüm olabilecek yeni bir teknoloji ise Acıbadem Üniversitesi’nde geliştirildi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanıl Kocagöz ile Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Özge Can’ın kurucusu olduğu ve Acıbadem Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Merkezi’nde yer alan Bio-T Biyoteknoloji Çözümleri ve Üretim A.Ş.’de geliştirilen “Hızlı Antibiyotik Duyarlılık Testi”, hastadaki bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu çok kısa sürede belirleyebiliyor. Testte, antibiyotiğin etkisiyle ölen bakteriler özel bir boya sayesinde ışık veriyor; böylece hangi antibiyotiğin işe yaradığı hızlı ve net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde, normalde bir gün sürebilen antibiyotik duyarlılık belirleme süreci 15-90 dakikaya indirilebiliyor. Laboratuvar çalışmaları tamamlanan testin yakın zamanda sağlık sisteminde kullanıma girmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p><strong>Antibiyotik İşe Yaradığında Işık Saçan Bakteriler </strong></p>
<p>Geliştirilen test, enfeksiyon etkeni bakterinin farklı antibiyotiklere duyarlılığını hızlı bir şekilde saptayarak hastaya hangi ilacın etkili olacağını ortaya koyuyor. Böylece hekimler, vakit kaybetmeden hastaya doğru ve etkili tedaviyi başlatabiliyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz yöntemi şu şekilde anlatıyor: “Bu yöntemde, bakterinin hücre zarından canlıyken içeri giremeyen özel bir boya kullanıyoruz. Bakteri, antibiyotiğin etkisiyle öldüğü anda hücre zarı geçirgen hale geliyor ve bu boya bakterinin içine sızıyor. İçeri giren boya, bakterinin DNA’sına bağlandığında ışık yaymaya başlıyor. Bu sayede bakterinin ölüp ölmediğini çok kısa sürede anlayabiliyoruz. Klasik testlerde ise bakterinin çoğalmasını ve besi yerinde gözle görülür bir bulanıklık oluşturmasını beklemek gerekiyordu. Bu da zaman kaybına yol açıyordu. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde ise bunu beklemeye gerek kalmıyor; bakteri öldüğü anda boya içeri giriyor ve hemen ışık sinyali veriyor.” </p>
<p>Antibiyotik direnci olduğunda ise bakterinin hiç tepki vermediğini söyleyen Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Eğer bakteri kullanılan antibiyotiğe dirençliyse ve ölmezse, boya hücre içine giremiyor ve herhangi bir ışık oluşmuyor. Bu durumda da o antibiyotiğin etkisiz olduğunu, o hastada işe yaramadığını, yani bakterinin dirençli olduğunu hızlıca saptayabiliyoruz” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Saatler İçinde Doğru Tedaviye Başlanıyor </strong></p>
<p>Özellikle hastane enfeksiyonlarının yaygın olduğu ve çoklu ilaç direncine sahip mikroorganizmaların giderek arttığı günümüzde bu tür hızlı tanı yöntemleri büyük önem taşıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ya da bağışıklık sistemi zayıf hastalarda, doğru antibiyotiğe hızlı ulaşmak, tedavinin başarısını doğrudan etkileyen kritik bir faktör olarak görülüyor.</p>
<p>Geliştirilen teknolojinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, klasik yöntemlerde antibiyotik duyarlılığını belirlemenin oldukça zaman aldığını vurgulayarak, “Bugüne kadar bir bakterinin hangi antibiyotiğe duyarlı olduğunu anlamak için en az bir gün beklemek zorunda kalıyorduk. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde bu süreyi bir buçuk saatten kısa bir süreye indiriyoruz. Bu da enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde çok önemli bir zaman kazancı anlamına geliyor” diyor.</p>
<p><strong>Gereksiz Antibiyotik Kullanımına Karşı Güçlü Adım</strong></p>
<p>Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncinin en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Hangi antibiyotiğin işe yarayacağını bilmeden tedaviye başlamak çoğu zaman kaçınılmaz olabiliyor. Ancak bu durum hem hastanın doğru tedaviye geç ulaşmasına hem de bakterilerin direnç geliştirmesine yol açabiliyor. Bizim geliştirdiğimiz test, her hastaya uygun antibiyotiğin hızlı şekilde belirlenmesini sağlayarak gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmeyi hedefliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin, kişinin enfeksiyonuna uygun antibiyotik kullanımının önünü açtığını vurgulayan Prof. Dr. Özge Can ise teknolojinin yalnızca bir tanı yöntemi değil, aynı zamanda tedavi başarısını artıran bir sistem olduğunu belirterek, “Gereksiz antibiyotik kullanımının önlenmesiyle, hem hasta için daha etkili bir tedavi sağlanıyor hem de antibiyotik direncinin yayılması engellenebiliyor” diyor.</p>
<p>Günümüzde birçok hastada test sonuçları beklenmeden geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanıldığını hatırlatan Prof. Dr. Özge Can, “Yanlış ya da gereksiz antibiyotik kullanımı yalnızca tedaviyi zorlaştırmıyor, aynı zamanda bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanmasına neden oluyor. Geliştirdiğimiz hızlı antibiyotik duyarlılık testi sayesinde her hastaya uygun, hedefe yönelik tedavi mümkün hale geliyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Testin özellikle hastane enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini de belirten Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, geliştirdikleri sistemin kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımına katkı sunduğunu ifade ediyor. Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, hastane enfeksiyonlarında en büyük sorunlardan biri, etken bakterinin hangi antibiyotiğe dirençli olduğunu hızlıca tespit edememek olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Yeni testin bir diğer önemli katkısının, antibiyotiklerin daha akılcı kullanılmasına destek olmak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tanıl Kocagöz, “Bu yöntemle artık antibiyotik seçimi tahmine dayalı olmaktan çıkıyor. Veriye dayalı, hastaya özel bir tedavi planı oluşturulabiliyor” diyor.</p>
<p><strong>Toplum Sağlığı İçin Önemli Adım </strong></p>
<p>Laboratuvar aşaması tamamlanan ve yerli bir teknoloji olarak geliştirilen hızlı antibiyotik duyarlılık testinin yaygın kullanıma girebilmesi için çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Özge Can, “Bu teknolojinin en kısa sürede hastanelerde kullanılmasını istiyoruz. Şu anda piyasaya çıkması için sağlık endüstrisiyle görüşmeler gerçekleştiriyoruz. Amacımız, geliştirdiğimiz bu yöntemin hastalara en hızlı şekilde ulaşması” diyor.</p>
<p>Uzmanlara göre enfeksiyon hastalıklarında doğru tedaviye hızlı ulaşmak yalnızca bireysel hastalar için değil, toplum sağlığı açısından da kritik önem taşıyor. Hızlı antibiyotik duyarlılık testleri, gelecekte antibiyotik direnciyle mücadelede en önemli araçlardan biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isik-sacan-bakterilerle-hizli-tani-hastaya-uygun-antibiyotik-dakikalar-icinde-saptaniyor-625929">Işık Saçan Bakterilerle Hızlı Tanı: Hastaya Uygun Antibiyotik Dakikalar İçinde Saptanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında sık görülen viral enfeksiyonlardan biri olan el ayak ve ağız hastalığı, son yıllarda yaygın görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca çocuğun yakalandığı bu enfeksiyon en sık Coxsackie virüsünden kaynaklanıyor.  Genellikle kreş ve okul öncesi dönemde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen hastalığın bu yaş grubunda yaygın olmasının temel nedeni ise bağışıklık sisteminin henüz tam gelişmemiş olması ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi. El ile ayak bölgesinde döküntüler ve ağız içinde yaralar ile kendini gösteren hastalık çoğu zaman hafif seyretmesine rağmen hızlı bulaşma özelliği nedeniyle dikkatle takip edilmeli. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Akif Atlan, </strong>genellikle 7-10 gün içinde kendiliğinden geçen el ayak ve ağız hastalığının nadiren de olsa ciddi tablolara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle, erken dönemde doktora başvurmak hem çocuğun sağlığını korur hem de hastalığın yayılmasını önler” diyor. Nadiren de olsa sinir sistemi veya kalp tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebileceği için hastalığın hafife alınmaması gerektiği uyarısında bulunan <strong>Dr. Muhammed Akif Atlan,</strong> “Çocuk yeterli sıvı alamıyorsa, yüksek ateş uzun sürüyorsa, belirgin halsizlik varsa veya çocuk genel olarak iyi görünmüyorsa mutlaka yeniden doktora başvurulmalıdır. Erken değerlendirme, özellikle sıvı kaybına bağlı komplikasyonların önlenmesi açısından çok önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>En sık neden Coxsackie virüsü</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı; genellikle Coxsackie virüsü ve halk arasında &#8216;bağırsak virüsleri&#8217; olarak bilinen enterovirüslerin neden olduğu viral bir enfeksiyondur. Hastalığın genellikle hafif ateş, halsizlik ve iştahsızlıkla başladığını vurgulayan Dr. Muhammed Akif Atlan, ilerleyen süreçte görülen belirtileri şöyle sıralıyor: “Ardından ağız içinde ağrılı yaralar gelişir. Bu yaralar çocukların yemek yemesini zorlaştırabilir. Daha sonra el içi, ayak tabanı ve bazen kalça bölgesinde döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler bazen küçük kabarcıklar şeklinde olabilir.”</p>
<p><strong>Çocuklarda hızla bulaşıyor! </strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığı hızla bulaşabilen bir viral enfeksiyon özelliği taşıyor. Virüs, hastalığı taşıyan çocuğun tükürüğü, burun akıntısı, dışkısı (özellikle bez değiştirme sırasında) ve vücut salgılarıyla temas edilmesi yoluyla kolayca bulaşabiliyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüsün özellikle çocukların bir arada bulundukları kreş ve okul gibi toplu ortamlarda hızla bulaşabildiğini vurgulayarak, “Bulaşma riskine karşı çocuğun ellerinin sık sık yıkanması, oyuncakların ve ortak kullanılan yüzeylerin temizlenmesi ve hasta çocukların mümkünse evde dinlendirilmesi son derece önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide amaç konforu artırmak</strong></p>
<p>El ayak ve ağız hastalığında döküntüler birkaç gün içinde azalırken, ağız yaraları biraz daha uzun sürebiliyor. Hastalığa özgü bir tedavi yöntemi olmadığı için çocuğun şikayetlerini azaltmaya ve konforunu sağlamaya yönelik yöntemlere başvuruluyor. Dr. Muhammed Akif Atlan, virüs kaynaklı olması nedeniyle el ayak ve ağız enfeksiyonunda antibiyotik tedavisinin etkili olmadığına işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ateş düşürücüler ve yeterli sıvı alımı tedavinin temelini oluşturmaktadır. Ağız içindeki yaraların rahatlatılması amacıyla ağız gargaraları veya ağrı kesici spreyler kullanılabilir. Hijyen kurallarına dikkat etmek, çocuğun sıvı alımını korumak ve yeterli istirahat hastalığın yönetiminde en önemli üç noktayı oluşturmaktadır.” </p>
<p><strong>Ebeveynlere 5 kritik uyarı!</strong></p>
<p>Dr. Muhammed Akif Atlan, ebeveynlerin hastalık sürecinde dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Bol sıvı almasını sağlayın.</li>
<li>Ağız yaralarını artırabilecek asidik ve sert gıdalardan kaçının. </li>
<li>Yumuşak ve ılık gıdalar tercih edin. </li>
<li>Viral bir hastalık olması nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının. </li>
<li>Yanlış tedavilere ve yan etkilere yol açabileceği için doktor önerisi dışında tedavi uygulamayın. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-riskli-grup-5-yas-altindaki-cocuklar-625667">En riskli grup 5 yaş altındaki çocuklar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilir]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[konuluyor]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[patoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[tanılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Patoloji, modern tıbbın en kritik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Hastalıkların tanısının konulması, tedavi planının belirlenmesi, ameliyatların yönlendirilmesi ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi gibi birçok aşamada belirleyici rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658">Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Patoloji, modern tıbbın en kritik alanlarından biri olarak kabul ediliyor. Hastalıkların tanısının konulması, tedavi planının belirlenmesi, ameliyatların yönlendirilmesi ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesi gibi birçok aşamada belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle patolojide hız, doğruluk ve hasta güvenliği büyük önem taşıyor. Memorial Patoloji Kurucu Hekimi ve Koordinatörü Prof. Dr. İlknur Türkmen, dijital patoloji ve tam dijital iş akışının bu alanda rolü hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Patoloji laboratuvarı kuruluş aşamasında planlandı</strong></p>
<p>Patoloji dünyada hala büyük ölçüde lamlar, mikroskopların olduğu analog sistemlerle yürütülmektedir. Ancak bu klasik yapı, hız ve güvenilirlik açısından önemli sınırlılıklar taşımaktadır. Memorial Sağlık Grubu Patoloji Laboratuvarı bu akışı değiştirerek bugün örnek gösterilen bir noktaya gelmenin gururunu yaşamaktadır. Patoloji’nin dijital dönüşüm hikayesi, merkezin kuruluşundan önce başlamıştır. Kurumun temel hedefi; hastalara zaman ve mekandan bağımsız, standart ve güvenilir hizmet verecek bir referans merkezi oluşturmaktı ve planlama bu doğrultuda yapıldı. Patoloji, doğrudan hasta başvurusu olan bir branş olmasa da, sağlık hizmetinin neredeyse tüm alanlarını besleyen kritik bir yapıdır. Bu nedenle patoloji hizmetini kurum bünyesinde ve tamamen dijital bir altyapıyla kurma kararı alındı. Böylece Türkiye’de ilk kez, tüm laboratuvar adımlarının dijital olarak takip edildiği, tam dijital iş akışına sahip bir patoloji laboratuvarı oluşturulmuş oldu.</p>
<p><strong>Hata payını azaltan sistem</strong></p>
<p>Patoloji süreci; hastadan alınan doku örneğinin işlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanmasına kadar uzanan çok aşamalı bir yapıdan oluşur. Geleneksel yöntemlerde bu süreçte insan kaynaklı hata riski ortaya çıkabilir. Memorial Patoloji’de ise dijital takip sistemi sayesinde tüm laboratuvar adımları anlık olarak izlenebilir, geçmişe dönük kayıtlar incelenebilir ve her işlem güvenli biçimde kayıt altına alınarak; </p>
<ul>
<li>Numunelerin takibi eksiksiz yapılır</li>
<li>Hata riski en aza indirilir</li>
<li>İş süreçleri hızlanır</li>
<li>Hasta güvenliği önemli ölçüde artar</li>
</ul>
<p><strong>Dijitalleşmenin arkasında güçlü bir ekip var</strong></p>
<p>Memorial’daki dönüşüm yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı kalmadı. Dijital sistemin hayata geçirilmesi için çalışanların yeni bir kültürü benimsemesi gerekti. Üst yönetimden laboratuvar çalışanlarına, bilgi işlemden satın alma ekiplerine kadar tüm birimler aynı hedef etrafında bir araya geldi. Sürecin her aşaması ayrıntılı şekilde planlandı ve dijitalleşme kararlılıkla uygulandı. Bu başarıda değişim yönetimi kritik rol oynadı. Yeni bir sistem kurmak cihaz satın almaktan ibaret değil. Asıl önemli olan, ekiplerin bu vizyonu sahiplenmesi ve aynı hedef doğrultusunda hareket etmesidir. </p>
<p> <strong>Güçlü kadro tanıyı güvenilir kılıyor</strong></p>
<p>Uzmanlaşmış hekim kadrosu merkezin diğer bir güçlü özelliğidir. Bilgi çağında tek bir hekimin tüm alt branşlara aynı ölçüde hakim olmasının mümkün olmamaktadır. Bu nedenle branşlaşmış ekip modeli daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Gerektiğinde farklı uzmanların birlikte değerlendirme yapması, dijital altyapı sayesinde daha kolay mümkün olabilmekte ve sıkça yapılabilmektedir. Böylece hastaların doğru ve güvenilir tanıya ulaşması sağlanmaktadır. </p>
<p><strong>Yapay zeka tanıya destek veriyor</strong></p>
<p>Dijital dönüşümün en dikkat çekici başlıklarından biri de yapay zeka uygulamalarıdır. Memorial Patoloji’de CE-IVD onaylı yapay zeka algoritmaları; meme, prostat ve akciğer PD-L1 vakalarında rutin olarak kullanılmaktadır. Ayrıca Ki-67 ve CMV gibi biyobelirteçlerin değerlendirilmesinde de yapay zeka desteği aktif rol oynamaktadır. Bu sistem  kişiselleştirilmiş tedavi planlarının daha güvenli biçimde oluşturulmasına da katkı sağlamaktadır. Yapay zeka sayesinde; </p>
<ul>
<li>Hücre sayımı gibi tekrarlayan işlemler otomatik yapılmaktadır</li>
<li>Patologlar daha karmaşık ve kritik alanlara odaklanabilmektedir</li>
<li>Tanıda doğruluk ve standardizasyon artmaktadır</li>
<li>Hastalara daha hızlı sonuç ulaştırılmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Yenilikler Dünya’da referans merkezi olacak şekilde planlanıyor</strong></p>
<p>Memorial Patoloji bugün Türkiye’de tam dijital patoloji laboratuvar altyapısını hayata geçiren ilk laboratuvar olma unvanını taşımaktadır. Ancak kurumun hedefi bununla sınırlı değildir. Önümüzdeki dönemde Ar-Ge çalışmaları, üniversitelerle yapılacak iş birlikleri ve yeni yapay zekâ algoritmalarının geliştirilmesiyle Memorial Patoloji’nin uluslararası düzeyde bir referans merkezine dönüşmesi amaçlanmaktadır. Memorial Patoloji’nin hikayesi, yalnızca bir laboratuvarın dijitalleşmesini değil; hasta güvenliği, hız, doğruluk ve ekip ruhu üzerine kurulan güçlü bir vizyonu temsil etmektedir. Beş yıl önce atılan bu adım, bugün Türkiye’de sağlıkta dijital dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterilmektedir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-patolojide-tanilar-tam-dijital-laboratuvarda-konuluyor-625658">Memorial Patoloji&#8217;de Tanılar Tam Dijital Laboratuvarda Konuluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerine]]></category>
		<category><![CDATA[kaspersky]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[verilerin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625634</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Günü kapsamında Kaspersky, sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi ve teletıp uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan risklere karşı uyarıda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634">Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Günü kapsamında Kaspersky, sağlık hizmetlerinin dijitalleşmesi ve teletıp uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan risklere karşı uyarıda bulunuyor. Son dönemde yaşanan olaylar, tıbbi hizmet altyapılarının ihlal edilebildiğini; bu durumun asta kayıtlarının sızdırılarak dark web’de alınıp satılabildiğini gösteriyor. Ayrıca bu tür ihlaller, sağlık hizmetlerinin operasyonel sürekliliğini de sekteye uğratabiliyor. Bir diğer önemli risk alanı ise sağlık platformlarının kullanıcı verilerini üçüncü taraflarla paylaşması ve bu verilerin sorumsuz şekilde işlenmesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Teletıp, artık yalnızca bir kolaylık unsuru olmaktan çıkarak sağlık hizmet sunumunun temel bileşenlerinden biri haline geldi. Ancak bu hızlı benimsenme, güvenlik modellerinin aynı hızda gelişmesini sağlayamadı ve ortaya çıkan riskler teorik olmaktan çok uzak. Nitekim yakın geçmişte yaşanan olaylar bu risklerin ne kadar somut olduğunu ortaya koyuyor. 2023 yılında, özellikle ruh sağlığı hizmetlerine odaklanan büyük bir teletıp sağlayıcısı olan Cerebral’ın; ruh sağlığı değerlendirmeleri, hasta kabul bilgileri ve kişisel tanımlayıcı veriler dahil olmak üzere hassas hasta verilerini sosyal medya ve reklam ağları gibi üçüncü taraf platformlarla paylaştığı ortaya çıktı. Bu durumdan milyonlarca kullanıcının yıllar boyunca etkilendiği bildirildi.</p>
<p>Daha geniş çerçevede ise 2025 yılında yaşanan olaylar, farklı ancak aynı derecede kritik bir riske işaret ediyor: dijital sağlık altyapılarında büyük ölçekli kesintiler. ManageMyHealth hasta portalına yönelik veri ihlali, 120 binden fazla hastanın hassas tıbbi verilerinin açığa çıkmasına neden olurken; SimonMed Imaging’e yönelik saldırı bir milyondan fazla kaydın tehlikeye girmesine ve fidye yazılımı taleplerine yol açtı. Bu vakalar, hem teletıp platformlarının hem de daha geniş dijital sağlık ekosisteminin siber saldırganlar için giderek daha cazip hedefler haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p>Buna paralel olarak, sağlık temalı dolandırıcılık kampanyaları da giderek daha sofistike hale geliyor. Kullanıcılar, kontrol randevusu veya takip muayenesi daveti gibi görünen içeriklerle hedef alınıyor. Bu tür sahte “sağlık hizmeti” sitelerinin alan adlarının çoğu yalnızca birkaç hafta önce oluşturulmuş oluyor; sayfalardaki sosyal medya bağlantıları çalışmıyor ve Kullanım Koşulları ile Gizlilik Politikası gibi temel içerikler bulunmuyor. Buna karşın bu siteler, telefon numarası, adres, sigorta bilgileri, kullanılan ilaçlar, semptom açıklamaları ve hatta ilgili vücut bölgelerine ait fotoğraflar gibi son derece hassas bilgileri talep ediyor. Sahte marka unsurları, uydurma doktor profilleri ve aciliyet hissi yaratan çağrılarla kullanıcılar ikna edilmeye çalışılıyor. Bu tür durumlarda paylaşılan veriler, dark web’de satılabiliyor, kimlik hırsızlığında kullanılabiliyor ya da ilerleyen süreçte daha hedefli ve gelişmiş saldırılar için istismar edilebiliyor. Hassas verilerin korunması için, kötü amaçlı bağlantılara tıklanmasını engelleyen yapay zekâ destekli kimlik avı (anti-phishing) özelliklerine sahip güvenlik çözümlerinin kullanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><strong>Kaspersky Web İçeriği ve Gizlilik Analizi Uzmanı Anna Larkina</strong> konuyla ilgili olarak şunları belirtiyor: “<em>Dijital sağlık deneyimi, sağlık hizmetlerine erişimi dönüştürürken, birçok kullanıcının farkında olmadığından daha geniş bir saldırı yüzeyi de yaratıyor. Tıbbi veriler son derece değerli ve dark web’de aktif olarak alınıp satılıyor; bu da hastaları dolandırıcılık ve hedefli kimlik avı saldırıları için öncelikli hedef haline getiriyor. Aynı zamanda sağlık temalı dolandırıcılıklar, aciliyet ve güven duygusunu istismar ederek sahte danışmanlıklar veya indirimli teklifler üzerinden kullanıcıları hassas bilgilerini paylaşmaya yönlendiriyor. Kullanıcıların dijital sağlık hizmetlerine, finansal hizmetlerde olduğu gibi temkinli yaklaşması; hizmet sağlayıcıları doğrulaması, istenmeyen bağlantılardan kaçınması ve verilerinin nasıl kullanıldığını anlaması gerekiyor. Güvenlik ve gizlilik, dijital sağlık deneyiminin ayrılmaz bir parçası haline gelmeli</em>.”</p>
<p>Kaspersky, kullanıcıların güvende kalabilmesi için şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li>Özellikle aciliyet hissi yaratan veya hassas bilgi talep eden sağlık danışmanlığı kampanyalarına şüpheyle yaklaşın.</li>
<li>Randevu oluştururken yalnızca resmi web sitelerini ve uygulamaları kullanın.</li>
<li>Sağlık hizmeti sağlayıcılarını doğrulayın; e-posta veya mesajlaşma uygulamaları üzerinden gelen rastgele bağlantılar aracılığıyla hizmetlere erişmekten kaçının.</li>
<li>Cihazlarınızda dolandırıcılık girişimlerine karşı sizi uyaracak güvenilir bir güvenlik çözümü kullanın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaspersky-dunya-saglik-gununde-dijital-saglik-hizmetlerine-iliskin-risklere-dikkat-cekiyor-625634">Kaspersky, Dünya Sağlık Günü&#8217;nde dijital sağlık hizmetlerine ilişkin risklere dikkat çekiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[düşündüğünüzden]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[kıvılcım]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı Tıbbı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625381</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş birliği Grubu'nun analizine göre, kadınlarda yeni meme kanseri vakaları dünyada üçte bir oranında arttı ve 2050 yılında vaka sayısının 3,5 milyonu aşacağına dikkat çekiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381">Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küresel Hastalık Yükü Çalışması Meme Kanseri İş birliği Grubu&#8217;nun analizine göre, kadınlarda yeni meme kanseri vakaları dünyada üçte bir oranında arttı ve 2050 yılında vaka sayısının 3,5 milyonu aşacağına dikkat çekiliyor. Yeni araştırmanın sonuçları ise, bu tabloyu değiştirebileceğimizi gösteren güçlü bir hatırlatma niteliğinde. Elde edilen verilere göre; sigara içmemek, yeterli düzeyde fiziksel aktivite yapmak ve kırmızı et tüketimini azaltmak gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmek, meme kanseri hastalarında hem kaybedilen sağlıklı yaşam yıllarının dörtte birinden fazlasını geri getiriyor hem de erken yaşam kayıplarını önleyebiliyor. </p>
<p><strong>TEDAVİ, MUTFAKTA VE GÜNLÜK RUTİNLERDE BAŞLIYOR </strong></p>
<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Taner Kıvılcım, araştırmanın sonuçlarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarının artan önemine dair açıklamalarda bulundu. “<em>Bizim için bu rakamlar, meme kanseri tedavisinin sadece hastanede değil, mutfakta ve günlük rutinlerde başladığının bilimsel belgesidir</em>. <em>Bu oran, aslında meme kanserinin kader olmadığını, her 4 kadından birinin hayat kalitesini tamamen kendi seçimleriyle koruyabileceğini gösteriyor. Özellikle 20-54 yaş arası kadınlarda vaka oranlarının %29 artması, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve kötü beslenmenin bedelini genç kuşakların ödediğinin de bir kanıtı</em>.”  </p>
<p>Sağlıklı yaşamanın değeri kuşkusuz tartışılmaz. Bu konuda kanıta dayalı olmayı sağlayan önemli bir bilim alanı var; yaşam tarzımızın genlerimizi nasıl etkilediğini inceleyen epigenetik çalışmalar. Sağlıksız bir yaşam şekli epigenetik yapımızı bozarak kansere ve kronik hastalıklara olan yatkınlığımızı artırabiliyor. Bununla beraber güzel haber şu ki; tıp dünyası bize, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ile bu epigenetik değişimlerin geri dönüşümlü olabileceğini de gösteriyor.</p>
<p><strong>MODERN TIBBIN YENİ BİLİMİ: YAŞAM TARZI TIBBI</strong></p>
<p>Son yıllarda fonksiyonel tıp, longevity ya da wellness gibi kavramları sıkça duyuyoruz. Hepsinin temelinde yaşam tarzı değişiklikleri var. Ancak Dr. Kıvılcım, kanıta dayalı yaşam tarzı tıbbı adı altında ticari bakış açısıyla bazen bilim dışı uygulamaların da sürece dahil edildiğini, bu nedenle bilinçli olmak gerektiğini söylüyor. Yaşam tarzı tıbbı, her hastanın bireysel değerlendirmesini gerektirirken; bir yandan ailenin, çevrenin, toplumun ve hatta gezegenimizin sağlığına kavuşması gerekliliğine odaklanan çatı bir kavram. “Yaşam tarzı tıbbı, sağlıklı yaşamı bir lüks olarak görmüyor” diyen Dr. Kıvılcım, her kronik hastalıkta olduğu gibi meme kanserinde de yaşam tarzının, artık reçete edilmesi gereken bir ana tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor. Dolayısyla klasik tıp protokollerini tamamlayan ve etkisini artıran bir disiplin ve hastanın bu süreci yönetebilmesi için en az cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi kadar gerekli. </p>
<p>Beslenme, egzersiz, uyku, bağımlılıklardan kaçınma, stres yönetimi ve sosyal ilişkiler, bugün kanıta dayalı olan yaşam tarzı tıbbının ilgilendiği 6 önemli başlık. Her bir başlık üzerine saatlerce konuşulabilecek bilimsel bir altyapı var. Bu konuda eğitim alan hekimlerin diğer branşlarla da iş birliği içinde yapacakları düzenli hasta takipleri, kalıcı bir kültür oluşturulması açısından önemli. Dr. Kıvılcım, konuya bir bütüncül ve sistematik şekilde bakılmadığında yarım bilgilerle yol alınamadığını vurguluyor ve ekliyor: “<em>Biz sadece ‘sağlıklı beslenin’ demiyoruz; uyku kalitesinden stres yönetimine kadar 6 temel başlığı, hastanın biyokimyasını iyileştirecek birer ‘ilaç’ gibi planlıyoruz.”</em></p>
<p> </p>
<p><strong>VAKALARIN YÜZDE 40’A YAKINI ÖNLENEBİLİR </strong></p>
<p>2023&#8217;te 2,3 milyon olan meme kanseri vaka sayısının 2050&#8217;de 3,5 milyonu aşması bekleniyor. Bu yükü sadece bireysel çabayla göğüslemenin kolay görünmediğini belirten Dr. Kıvılcım, <em>“Sağlıklı yaşam merkezleri kurulup etkinlikleri artırılmalı, hekimler için yaşam tarzı tıbbı eğitimi teşvik edilmelidir. Kanser Research UK&#8217;nin de açıkladığı gibi, vakaların %40&#8217;ı önlenebilir” diyor. </em></p>
<p><strong>MEME KANSERİ RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN EN ETKİLİ 3 DEĞİŞİKLİK! </strong></p>
<p>Araştırma sonuçlarının da vurguladığı gibi, yaşam tarzımızda 3 temel değişiklikle riskleri azaltmak, yarınları değiştirmek mümkün: </p>
<p><strong>Minimize edin.</strong> Tabağınızdaki kırmızı eti mümkün olduğunca azaltın ve yerine bitkisel proteinler tercih edin. </p>
<p><strong>Yanınıza dahi yaklaştırmayın.</strong> Pasif içicilik dahil tütünden tamamen uzaklaşın. </p>
<p><strong>Her gün aksatmadan uygulayın.</strong> Unutmayın, her gün yapılan düzenli, orta tempolu yürüyüşler epigenetik yapımızı hızlıca onarmaya başlar.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-korunmada-yasam-tarzi-dusundugunuzden-cok-daha-guclu-625381">Kanserden Korunmada Yaşam Tarzı, Düşündüğünüzden Çok Daha Güçlü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisine]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Özellikle mevsimsel alerjik konjonktivit sorunu yaşayan bireyler, bu dönemde gözlerde kaşıntı, yanma, kızarıklık ve lensle uyumsuzluk gibi problemlerle karşı karşıya kalıyor. Bu mevsimsel sıkıntıların lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırdığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu “Lens kullanan hastalarımızdan bahar aylarında şikayetler belirgin şekilde artıyor. Gözde kuruluk, batma ve alerjik reaksiyonlar nedeniyle lens takmak neredeyse işkence haline gelebiliyor. Bu da birçok kişiyi kalıcı bir çözüm sunan lazer cerrahisine yöneltiyor. Teknolojik gelişmelerden en hızlı etkilenen alanların başında kuşkusuz tıp dünyası geliyor. 30 yılı aşkın bir süredir güvenle uygulanan göz lazer tedavileri, günümüzde minimal işlem süreleri ile gözlük ve lenslere veda imkânı sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Kaygılar Ortadan Kaldırıyor</strong></p>
<p>Göz cerrahisinde yıllardır uygulanan SMILE yönteminin, robotik cerrahinin gücüyle birleşerek SMILE Pro’ya dönüştüğünü belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, bu değişimi şu sözlerle özetliyor:</p>
<p>&#8220;Aslında temel yaklaşım aynı olsa da sistemin içine robotik cerrahinin dahil olması her şeyi değiştirdi. Eskiden dakikalar süren işlemler, artık inanılmaz bir hızla yapılabiliyor. Öyle ki, SMILE Pro ile tedavinin lazer aşaması sadece 9 saniye sürüyor. Bu süre hem biz hekimler hem de hastalar için büyüleyici bir hız.”</p>
<p>SMILE Pro teknolojisi, cerrahi süreci teknik bir müdahale olmanın ötesine taşıyarak hasta için üst düzey bir konfor deneyimine dönüştürüyor. Op. Dr. Hacıağaoğlu, bu teknolojik ferahlığın psikolojik etkilerini şu şekilde detaylandırıyor:</p>
<p>&#8220;SMILE Pro’da hastayı çevreleyen ve görüşü kısıtlayan tünel tipi yapılar tamamen devre dışı bırakılmıştır. Operasyon süresince sedyede uzanırken önünüzün tamamen açık olması, klostrofobik endişelere son vererek cerrahi kaygıyı minimize eder. Sadece lokal anestezi sağlayan damlalar eşliğinde, robotik kolun milimetrik bir hassasiyetle yaklaşarak işlemi 9 saniye gibi rekor bir sürede tamamlaması, hastanın operasyon boyunca kendisini güvende ve ferah bir ortamda hissetmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Günlük Hayata Hızlı Dönüş Sağlıyor</strong></p>
<p>Yöntemin sunduğu en kritik klinik avantaj, cerrahi müdahalenin mikro düzeyde tutulması olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu şunları söylüyor:</p>
<p>“Operasyon sırasında gözde sadece 2 mm’lik mini bir kesi yapılıyor. Bu, doku bütünlüğünün maksimum seviyede korunması demek. Dokuya gösterilen bu hassasiyet, aslında hastanın ertesi güne kısıtlama olmadan taptaze bir bakışla uyanması demek. Hasta net bir görüşe kavuşurken, gözün o doğal ve güçlü yapısını da en üst düzeyde korumuş oluyoruz. Geleneksel yöntemlerde sıkça görülen göz kuruluğu riski bu yöntemde minimuma iniyor. Bu da özellikle ekran başında çok vakit geçiren profesyoneller için SMILE Pro’yu ilk tercih haline getiriyor.”</p>
<p><strong>Lazer Cerrahisi Kimler İçin Uygun?</strong></p>
<p>Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, lazer tedavileri için uzman bir hekimin detaylı muayenesi şart. Dr. Hacıağaoğlu, her vakanın titizlikle incelenmesi gerektiğinin altını çizerek uygunluk konusunda şöyle konuşuyor:</p>
<p>“18-40 yaş arası 8 dereceye kadar miyop, 6 dereceye kadar hipermetrop ve astigmat olan hasta grubunda lazer tedavisi ilk seçenek olarak kabul edilir. </p>
<p>Hastanın göz yapısı ve uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda ilk tercih SMILE Pro’dur. SMILE Pro yöntemine uygun olmayan göz yapısına sahip kişilere iLASIK yöntemi uygulanabilir. Korneası daha ince olan hastalarda ise yüzeye uygulanan lazer yöntemleri (PRK, LASEK, Trans-PRK) tercih edilebilir. 40-45 yaş üzerindeki, yakın görme probleminin (presbiyopi) başladığı hastalarda ise hem uzağı hem yakını düzelten göz içi lens uygulamaları daha ideal bir çözüm olmaktadır. Bu yöntemle, aynı zamanda katarakt sorunu da tek seansta ortadan kaldırılabilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:08:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde yürütülen proje, Organoid alanındaki çalışmalarıyla tanınan İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Baş Araştırmacısı ve bir organoid firması kurucusu Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastaya-ozel-tumor-kopyasiyla-laboratuvarda-en-etkili-ilac-belirleniyor-624357">Hastaya Özel Tümör Kopyasıyla Laboratuvarda En Etkili İlaç Belirleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 11:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarlarına]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kıkırdak]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[prp]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmeyle birlikte spor yapan bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Düzenli spor genel sağlık açısından pek çok fayda sağlarken, ani yön değişiklikleri ve ani duruşlar gibi hatalı hareketler ise bazı diz problemlerine  yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker, </strong>dizlerin vücudun en fazla yük taşıyan ve en aktif kullanılan eklemlerinden biri olması nedeniyle spor sırasında travma ile zorlanmalara açık olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, özellikle koşu, futbol, basketbol ve benzeri yüksek tempolu sporlarla ilgilenen bireylerde diz yaralanmalarına daha sık rastlanmaktadır. Diz bölgesinde en sık menisküs, bağ yaralanmaları ve kıkırdak hasarları gelişmektedir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker,</strong> son yıllarda ortopedi alanında yaşanan gelişmeler sayesinde diz problemlerinde enjeksiyon tedavilerinin yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Bu kapsamda en sık başvurulan uygulamalar arasında PRP (Platelet Rich Plasma) ve hyaluronik asit enjeksiyonları yer almaktadır. Bunların yanı sıra son yıllarda sıkça gündeme gelen kök hücre uygulamaları da klinik pratikte yerini almaya başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmeler doğrultusunda yakın gelecekte bu tür enjeksiyon tedavilerinin, özellikle de kök hücre uygulamalarının klinik kullanımının daha da yaygınlaşması beklenmektedir” diyor. Bu tür enjeksiyon yöntemlerinin uygulanmasında doğru hasta seçiminin tedavinin başarısı açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker,  “Her hastanın klinik durumu, yaşı, aktivite düzeyi ve dizdeki hasarın derecesi, tedavi planının belirlenmesinde dikkate alınması gereken faktörler arasında yer almaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>PRP (PLATELET RICH PLASMA)</strong></p>
<p>Platelet Rich Plasma (PRP) yöntemi, hastanın kendi kanından elde edilen ve trombositten zengin plazmanın problemli bölgeye enjekte edilmesi esasına dayanıyor. Bu yöntemde vücudun doğal iyileşme sürecinin biyolojik olarak uyarılması hedefleniyor. Doç. Dr. Berkin Toker, PRP yönteminin ‘yeniden yapılandırma’ tedavisi olduğunu belirterek, “Yöntemde amacımız vücuttaki iltihabi süreci azaltmak, dokusal iyileşmeyi hızlandırmak ve ağrıyı hafifletmektir” diyor.  </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor? </strong>PRP yöntemi<strong> </strong>en sık erken dönem kıkırdak hasarlarında, patellofemoral ağrı sendromunda, hafif ve orta dereceli diz osteoartritinde ve tendon problemlerinde (özellikle patellar tendinopati) tercih ediliyor.  Yöntemin özellikle yüklenmeye bağlı kronik diz ağrılarında ameliyatsız seçenek olarak öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Berkin Toker, “Ancak yöntem ileri derecede mekanik deformite veya tam kat kıkırdak kaybında tek başına mucize değildir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Muayene sonrası alınan kan santrifüj edilerek ayrıştırılıyor ve elde edilen materyal eklem içine veya problemli dokuya enjekte ediliyor. Genellikle 1–3 seans yeterli geliyor. İşlem 10–15 dakika sürüyor ve hastanede yatış gerektirmiyor. Hastaların aynı gün çoğunlukla hastaneden yürüyerek çıktıklarını anlatan Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>“Hastalarımız genelde bir hafta sonra spor yapmaya başlayabilmektedirler” diyor. </p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Klinik etki 2–4 hafta içinde başlıyor ve maksimum fayda 6–8 hafta arasında görülüyor. Etki süresi kişiye ve patolojiye göre değişmekle birlikte ortalama 6–12 ay sürüyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>KÖK HÜCRE TEDAVİSİ </strong></p>
<p>Diz sorunlarında kök hücre tedavileri çoğunlukla kemik iliği veya yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücreleri içeriyor. Tedavide amaç; hasarlı kıkırdak veya yumuşak dokularda biyolojik onarımı desteklemek, inflamasyonu baskılamak ve hücrelerin onarım sürecini tetiklemek. Doç. Dr. Berkin Toker,<strong> </strong>bu yöntemin<strong> </strong>PRP’den daha kompleks ve daha ileri biyolojik bir yaklaşım olduğunu söyleyerek, “Yöntem PRP ve hyaluronik asit enjeksiyonlarına oranla daha uzun süreli koruma sağlamaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hangi sorunlarda başvuruluyor?</strong> Fokal kıkırdak defektleri, erken ve orta evre kıkırdak dejenerasyonu ve bazı menisküs yaralanmalarında destekleyici tedavi olarak kullanılabiliyor. Özellikle spor yapan ve aktif bir yaşam süren genç erişkinlerde cerrahiye alternatif veya destek olarak planlanabiliyor. Ancak ileri evre kemik deformitesi bulunan artrozda tek başına yeterli olmuyor. </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hastadan alınan kemik iliği aspiratı veya yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek konsantre ediliyor. Ardından, genellikle ameliyathane şartlarında eklem içine veya lezyon bölgesine enjekte ediliyor. İşlem 30 – 45 dakikada<strong> </strong>tamamlanıyor. </p>
<p><strong>Etki süresi: </strong>Kök hücre tedavisinin<strong> </strong>etkisi PRP yöntemine göre daha geç başlıyor ve genellikle 4–8 hafta içinde hissediliyor. Maksimum biyolojik etki 3–6 ayda ortaya çıkıyor ve uygun hasta grubunda 1–2 yıl sürüyor. Sıklıkla 2–3 hafta içinde spora dönüş mümkün olabiliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>HYALURONİK ASİT </strong></p>
<p>Hyaluronik asit, diz eklem sıvısının doğal bir bileşenidir. Osteoartrit ve yoğun yüklenmeye bağlı durumlarda bu sıvının kalitesi ve kayganlık özelliği<strong> </strong>azalıyor. Eklem içine uygulanan hyaluronik asit, adeta “eklem yağı” görevi görerek kayganlığı artırıyor ve mekanik sürtünmeyi azaltıyor.  Bu yöntemde ağrının azaltılması, eklem hareketinin artırılması ve performans kapasitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor.  </p>
<p><strong>Nasıl uygulanıyor?</strong> Hyaluronik asit poliklinik şartlarında eklem içine enjeksiyon şeklinde uygulanıyor. Tek doz veya 3 dozluk kürler halinde planlanabiliyor. Uygun hastalarda PRP enjeksiyonuyla birlikte veya ek enjeksiyon olarak da yapılabiliyor. İşlem genellikle 15 dakika sürüyor ve hastalar aynı gün normal yaşamlarına dönebiliyor. Çoğu hasta 2–3 gün içinde spor hayatına başlayabiliyor. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda başvuruluyor? </strong>Özellikle hafif, orta ve ileri dereceli diz kireçlenmesi, kondromalazi patella ve yüklenmeye bağlı eklem ağrılarında tercih ediliyor. Mekanik sürtünmenin ön planda olduğu durumlarda ağrının hafiflemesi konusunda oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak ileri evre kıkırdak kaybında sınırlı etki gösteriyor.</p>
<p><strong>Etki süresi:</strong> Bu yöntemin etkisi 1–3 hafta içinde hissediliyor ve ortalama 6–9 ay sürebiliyor. Bazı hastalarda yıllık tekrar enjeksiyonları planlanabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sporda-yanlis-hareket-diz-hasarlarina-neden-olabiliyor-624111">Sporda yanlış hareket diz hasarlarına neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[süreklilik]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623876</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar bozukluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, doğru tedavi ve düzenli takiple hastaların tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebildiğini söyledi. Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken 6 kritik nokta olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ensari, bu önemli noktaları şöyle sıraladı: “İlaç tedavisine kesintisiz devam edilmeli, uyku düzeni korunmalı, alkol ve madde kullanımından kaçınılmalı, erken uyarı işaretleri tanınmalı, düzenli doktor kontrolü aksatılmamalı ve stres yönetimi ile yaşam düzenine özen gösterilmeli.”<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Bipolar bozukluğun duygulanımın mani ve depresyon atakları dediğimiz iki uç arasında gidip gelmesiyle karakterize olan, arada tam düzelmeyle giden eski adıyla &#8220;manik-depresif hastalık&#8221; olarak bilinen bir duygulanım hastalığı olduğunu ifade etti.<br />Hastalığın iki temel kutbu bulunuyor<br />Hastalığın iki temel kutbu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, şunları söyledi:<br />“Manik dönem, kişide uyku ihtiyacının belirgin azalması, enerjide olağanüstü artış, hızlı ve durdurulamaz konuşma, grandiyöz düşünceler (kendini olağanüstü yetenekli veya güçlü hissetme), dürtüsel ve riskli davranışlar (aşırı harcama, düşünmeden verilen kararlar), dikkat dağınıklığı ve irritabilitenin görüldüğü duygu, düşünce ve davranışlarda artış ile karakterize bir dönemdir. Manik dönemde hasta kendisini dünyanın en güçlü, en zeki insanı gibi hissedebilir, çevresindeki insanlar bu değişimi açıkça fark eder. Ağır manik dönemlerde, gerçeklikle bağdaşmayan inançlar (sanrılar) veya var olmayan şeyleri duyma (varsanılar) şeklinde psikotik belirtiler tabloya eklenebilir. Depresif dönemde ise tablonun tersine döndüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Derin çökkünlük, hiçbir şeyden zevk alamama, enerji kaybı, uyku ve iştah bozuklukları, değersizlik ve suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü ve ağır durumlarda intihar düşünceleri ortaya çıkabilir.  Bu dönemde de bu kez duygu, düşünce ve davranışlarda yavaşlama ve azalma belirgindir.” <br />Hipomani, tanıyı geciktirebiliyor <br />Hastalığın iki ana tipi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bipolar I bozuklukta en az bir tam manik dönem bulunurken, Bipolar II bozuklukta mani yerine daha hafif bir yükselme olan hipomani dönemleri ve tekrarlayan depresyon atakları görülür. Hipomanide kişi enerjik ve üretken hisseder ancak işlevsellikte ciddi bir bozulma olmaz ve psikotik belirtiler bulunmaz. Bu nedenle hipomani çoğu zaman &#8220;hastalık&#8221; olarak algılanmaz ve tanı gecikir” uyarısında bulundu.<br />Bipolar 18-25 yaşları arasında başlıyor<br />Bipolar bozukluğun genellikle genç erişkinlik döneminde, ortalama 18-25 yaşları arasında başladığını belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hastalık, kadın ve erkeklerde yaklaşık eşit sıklıkta görülür. Ancak kadınlarda depresif dönemler daha ağırlıklıyken, erkeklerde manik dönemler daha belirgin olma eğilimindedir. Kadınlarda doğum sonrası dönem özellikle depresyon için riskli bir zaman dilimidir” dedi.<br />Çevresel etkiler hastalığın tetiklenmesinde etkili olabiliyor<br />Bipolar bozukluğun güçlü bir genetik yatkınlık taşıdığını kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Birinci derece akrabalarında bipolar bozukluk olan bireylerde hastalık riski genel popülasyona göre 8-10 kat artmaktadır. Ancak genetik yatkınlık tek başına yeterli değildir; stresli yaşam olayları, uyku düzensizlikleri ve madde kullanımı gibi çevresel etkenler hastalığın tetiklenmesinde önemli rol oynar. Bipolar Bozukluğun etiyolojisinin çok sayıda genetik, nörokimyasal ve çevresel faktör arasındaki etkileşimi içerdiğine inanılmaktadır. İlk belirtilerden doğru tanıya ulaşma süresi ne yazık ki ortalama 5-10 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır” diye konuştu.<br />Doğru ve düzenli tedavi ile üretken bir yaşam sürdürülebilir<br />Bipolar bozukluğun kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Doğru ve düzenli tedavi ile hastalar son derece üretken ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir. 30 Mart Dünya Bipolar Günü&#8217;nün, bipolar bozuklukla yaşamış olan ünlü besteci Vincent Van Gogh&#8217;un doğum gününe denk gelmesi tesadüf değildir; tarih boyunca pek çok sanatçı, bilim insanı ve lider bu hastalıkla birlikte olağanüstü başarılara imza atmıştır.<br />İlaç tedavisi ve psikoterapi uygulanıyor<br />Tedavinin iki temel ayağını ilaç tedavisi ve psikoterapinin oluşturduğunu  söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, şu bilgileri verdi:<br />Farmakoterapi (İlaç Tedavisi): Tedavinin temel taşı duygudurum dengeleyicilerdir. Lityum, bipolar bozukluk tedavisinde altın standart olmaya devam etmektedir. Lityumun yanı sıra valproat, karbamazepin ve lamotrigin gibi antiepileptik ilaçlar da duygudurum dengeleyicisi olarak kullanılmaktadır. Atipik antipsikotikler (ketiapin, olanzapin, risperidon ,aripiprazol vb) özellikle akut manik dönemlerde ve idame tedavide kullanılır.<br />Psikoterapi: İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.  Bilişsel davranışçı terapi ile hasta erken uyarı işaretlerini tanımayı, düşünce kalıplarını fark etmeyi ve başa çıkma becerilerini geliştirmeyi öğrenir. Kişilerarası ve sosyal ritim terapisi uyku-uyanma döngüsü ve günlük rutinlerin düzenlenmesine odaklanır; çünkü ritim bozulmaları atakları tetikleyebilir. Psikoeğitim ise hem hastanın hem ailesinin hastalığı anlamasını, tedavi uyumunu artırmayı ve nüksü önlemeyi hedefler.  Aile eğitimi, özellikle çok önemli olup; ailede hastalığın anlaşılmaması hem hastanın hem ailenin yaşam kalitesini olumsuz etkiler.”<br />TRSM’lerden destek alınabiliyor<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, bugün artık Türkiye’de hemen hemen her ilde mevcut Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) bipolar bozukluk tanısı bulunan bireylerin kendi ikamet adreslerine en yakın bulunan TRSM’den hizmet alabildiğini söyledi. Prof. Dr. Hülya Ensari, “Burada psikiyatrist liderliğinde psikolog, sosyal çalışmacı, psikiyatri hemşiresi,ergoterapist, iş uğraşı terapisti, diyetisyen gibi multidisipliner ekip eşliğinde bipolar tanısı alan bireylerin bireysel bakım planları doğrultusunda psikolojik, tıbbi, sosyal, ekonomik, barınma ve iş alanlarındaki ihtiyaçları tespit edilmektedir. Bireye özgü düzenli takip, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri takip edilmekte, gerektiğinde gezici ekip ev ziyaretleri ve kurumlararası iş birliği ile bipolar bozukluk tanısı alan bireylerin mevcut ihtiyaçları giderilerek ve güçlendirilerek toplumla bütünleşmeleri sağlanmaktadır” diye konuştu.<br />Bipolar tedavisinde dikkat edilmesi gereken kritik noktalar<br />Bipolar bozuklukta tedavinin başarısının büyük ölçüde süreklilik ve uyum ile doğrudan ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, tedavide dikkat edilmesi gereken kritik noktaları şöyle sıraladı:<br />İlaç tedavisine kesintisiz devam: Bipolar bozuklukta en sık karşılaşılan ve en tehlikeli sorun, hastanın kendini iyi hissettiği dönemlerde ilaçlarını bırakmasıdır. İlaç kesildiğinde nüks riski çok yüksektir ve her yeni atak hastalığın kronikleşmesine katkıda bulunur.<br />Uyku düzeninin korunması: Uyku düzensizliği hem manik hem depresif atakların en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Düzenli uyku-uyanma saatleri, uyku hijyeni kurallarına uyum ve uyku değişikliklerinin erken fark edilmesi tedavinin kritik bileşenleridir.<br />Alkol ve madde kullanımından kaçınma: Alkol ve madde kullanımı, bipolar bozuklukta hem atakların tetiklenmesine hem de tedavi yanıtının belirgin ölçüde azalmasına neden olur. Özellikle alkol, depresif dönemleri derinleştirir; uyarıcı maddeler ise manik ataklara zemin hazırlar.<br />Erken uyarı işaretlerinin tanınması: Her hastanın kendine özgü nüks habercileri vardır. Uyku ihtiyacının azalması, harcamalarda artış, konuşma hızında değişim veya sosyal geri çekilme gibi belirtiler hastanın ve ailesinin birlikte tanıması gereken bireysel uyarı işaretleridir. Bu işaretlerin erken fark edilmesi ile atak önlenebilir veya hafif atlatılabilir.<br />Düzenli hekim kontrolü: Lityum, valproik asit gibi duygudurum dengeleyicileri düzenli kan düzeyi takibi, tiroid ve böbrek fonksiyon testlerinin takibini gerektirir. Tedavi izlemi kesintisiz sürdürülmelidir.<br />Stres yönetimi ve yaşam düzeni: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sosyal destek ağının güçlendirilmesi ve stres yönetimi teknikleri tedavinin destekleyici bileşenleridir.<br />Duygudurum değişikliği belirtilerini fark ettiğinizde uzmana başvurun<br />Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı: “Son olarak, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle şunu vurgulamak gerekir ki, bipolar bozukluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. Doğru tedavi ve düzenli takiple hastalar tam verimli ve anlamlı bir yaşam sürdürebilir. Hastalığa ilişkin toplumsal damgalanmanın azaltılması, erken tanının teşvik edilmesi ve tedaviye erişimin kolaylaştırılması hepimizin ortak sorumluluğudur. Ruh sağlığı herkesin meselesidir. Ruh sağlığı olmadan sağlıktan söz edilemez. Lütfen yukarda söz ettiğimiz depresyon veya manik atak gibi duygudurum değişikliği belirtilerini yaşadığınızı fark ettiğinizde erkenden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurunuz.”</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bipolar-bozuklukta-tedavi-basarisi-icin-sureklilik-ve-uyum-onemli-623876">Bipolar bozuklukta tedavi başarısı için süreklilik ve uyum önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 14:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[Bütüncül Yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623669</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi. Sağlık profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden yaklaşık 500 kişinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.</strong></p>
<p><strong>İBB’nin bugüne kadar pansumandan psikolojik desteğe, fizyoterapiden hasta nakline kadar geniş yelpazede sunduğu evde sağlık hizmeti sayısı ise 1 milyon 302 bin 646’ya ulaştı.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı”nı düzenledi. Yaklaşık 500 sağlık profesyoneli, hasta ve yaşlı bakım çalışanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin yalnızca tıbbi bir vaka olarak değil; fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal boyutlarıyla bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiği vurgulandı.</p>
<p><strong>DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖNDER YÜKSEL ERYİĞİT : “YEREL YÖNETİMLERDE BİR İLK”</strong></p>
<p>Konferansın açılışında konuşan İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, sağlık hizmetlerinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Evde sağlık hizmetlerinin özellikle yaşlı, kronik hastalar ve hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler için kritik olduğunu belirten Eryiğit, “Bugün burada, sağlık profesyonellerinin, kamuoyunun, hasta yakınlarının ve tüm ilgili paydaşların bu konudaki düşüncelerini, deneyimlerini ve önerilerini paylaşmalarını hedefliyoruz; çünkü İstanbul’umuzda yaşayan evde bakım hizmeti alan tüm hastalarımızın hızla sağlıklarına kavuşmaları için canla başla çalışmaktayız. Bütüncül yaklaşım da hastaların iyileşme süreçlerinde olumlu bir etki yaratır, tedaviyi hızlandırır. Evde sağlık hizmetlerinde, hastalarımızın yalnızca bedenlerine değil, ruhsal hallerine, sosyal çevrelerine ve yaşam kalitelerine de odaklanmalıyız. Bu sebeple bütüncül yaklaşıma önem veriyor ve yerel yönetimlerde bir ilk olarak bu konferansı gerçekleştiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>PROF. DR. DOĞAÇ NİYAZİ ÖZÜÇELİK: HASTANELERDEKİ YOĞUNLUK ÖNLENEBİLİR</strong></p>
<p>Konferansın ilk oturumunda Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik, “Yaş Almış Bireylerde Karşılaşılan Acil Durumlar” başlıklı bir sunum yaptı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Özüçelik, doğru planlanmış evde bakım ve aile hekimliği sayesinde hastane acilleri, poliklinikler ve yoğun bakımlardaki yoğunluğun önlenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>PROF. DR. TANER ARTAN: “DÜNYADA İKİ ÜLKEDE YALNIZLIK BAKANLIĞI VAR”</strong></p>
<p>İkinci oturumda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Taner Artan, “Yaş Almış Bireylerde Psikososyal Yaklaşım” konusunu ele aldı. “Yaşlanmak sorun değil, aktif yaşlanmayı becerememek sorundur” diyen Artan, İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu hatırlattı. Evde sağlık hizmetlerinde güven kurmanın, özerkliğe saygı göstermenin ve bireyle birlikte karar almanın önemini vurguladı.</p>
<p><strong>1 MİLYON 302 BİN 646 KEZ EVDE SAĞLIK HİZMETİ</strong></p>
<p>İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, yara bakımı, pansuman, psikolojik destek, fizyoterapi, doktor değerlendirmesi, diyetisyen hizmeti, hasta nakli ve hane temizliği gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bugüne kadar 65 yaş üstü 99 bin 429 evde bakım hastasına toplam 1 milyon 302 bin 646 kez hizmet ulaştırıldı.</p>
<p><strong>KONUŞMACILARA TEŞEKKÜR BELGESİ</strong></p>
<p>Konferansın sonunda İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Hakan Yılmaztürk, Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik ve Prof. Dr. Taner Artan’a katkılarından dolayı plaket takdim etti. Etkinlik, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 13:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserine]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[ligi]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623351</guid>

					<description><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1-31 Mart Kemik İliği Kanseri (Multiple Miyelom) Farkındalık Ayı kapsamında, Kanser Savaşçıları Derneği ile International Myeloma Foundation iş birliğinde düzenlenen farkındalık etkinliği, Üsküdar Belediyesi’nin ev sahipliğinde İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirildi. Valide Sultan Vapuru ile yapılan Boğaz turu sırasında vapurun kırmızı ışıkla aydınlatılmasıyla hastalığa dikkat çekildi.</p>
<p>Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik yaptığı konuşmada, hastalık farkındalığında tüm paydaşların sorumluluğu bulunduğunu belirterek dayanışma içinde hareket etmenin önemine dikkat çekti ve etkinliğe katkı sunan tüm katılımcılara teşekkür etti.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Kanser Savaşçıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Belma Kurdoğlu Akgün, derneğin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Farkındalık projelerinin toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Akgün, erken teşhis ve doğru bilgilendirmenin hayati rol oynadığını ifade etti.</p>
<p>Program kapsamında söz alan Dernek Kurucu Başkanı, İç Hastalıkları ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner ise derneğin kuruluş sürecini ve Uluslararası Miyelom Vakfı ile yürütülen iş birliklerini anlattı. Çetiner, kemik iliği kanseri hakkında katılımcılara kapsamlı bilgilendirme yaptı.</p>
<p>Etkinliğe çok sayıda kemik iliği kanseri hastası ve hasta yakını da katıldı. Kanser Savaşçıları Derneği Miyelom Hasta Koordinatörü Ayşegül Turcan, kendi hastalık sürecini paylaşarak katılımcılara umut ve motivasyon verdi.</p>
<p>Uluslararası Miyelom Vakfı (IMF) Bölge Direktörü temsilcisi Serdar Ortakmaç da video konferans yoluyla programa katılarak uluslararası farkındalık çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Etkinlikte ayrıca İç Hastalıkları ve Hematoloji uzmanları Prof. Dr. Mustafa Çetiner, Prof. Dr. Yıldız Aydın ve Prof. Dr. Sinem Civriz Bozdağ, hasta ve hasta yakınlarının sorularını yanıtladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uskudar-belediyesinden-kemik-iligi-kanserine-dikkat-ceken-etkinlik-623351">Üsküdar Belediyesi&#8217;nden Kemik İliği Kanserine Dikkat Çeken Etkinlik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozulduğu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[rutinin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyebiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622905</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde epilepsinin doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu belirten Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, epilepside ilaçların düzenli kullanılmasının ve doktor kontrollerinin aksatılmamasının önemli olduğunu söyledi. Nöbeti tetikleyebilecek durumların mümkün olduğunca azaltılması gerektiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres gibi rutinin bozulduğu durumlar ile yüksek ses ve yanıp sönen parlak ışıklar gibi yoğun uyaranların nöbetleri tetikleyebileceğini ve bunlardan kaçınılması gerektiği uyarısında bulundu.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Seda Bostan, 26 Mart Epilepsi Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi farkındalığının önemine işaret ederek epilepsi hastalarının dikkat etmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktiriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalığında etiketlemenin hastalığın özellikle teşhisi geciktirebildiğini belirten Dr. Seda Bostan, “Epilepsi, oldukça sık görülen bir hastalık olmasına rağmen, bu hastalıkla ilgili gereksiz korku ve yaftalama hastaneye başvuruları geciktirmektedir. Ayrıca toplumda epilepsinin çoğunlukla sadece ‘jeneralize tonik klonik nöbet’ olarak adlandırdığımız yani tüm vücudun kasıldığı ‘sara nöbeti’ olarak bilinmesi, farklı tipte nöbetleri olan hastaların tanı ve tedavisinde gecikmelere yol açmaktadır. Bu nedenle epilepsinin korkulacak bir durum değil, tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmek ve epilepsi hastalarına yönelik önyargıları azaltmak açısından epilepsi farkındalığı oldukça önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Etiketlenme ile mücadele için doğru bilgi paylaşımı önemli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Geçmişte epilepsi nöbetlerinden korkulduğunu ve bu nedenle hastaların etiketlendiğini kaydeden Dr. Seda Bostan, “Ancak günümüzde epilepsi, doğru tedavi ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır; korkulacak ya da utanılacak bir durum değildir. Etiketlenme ile mücadele için hasta ve hasta yakınları, doğru bilgiyi yakın çevreleriyle paylaşarak bu konudaki yanlış inanışları azaltabilir. Okulda, işte, aile içinde, sosyal çevrelerinde nöbet sırasında ne yapılacağını anlatmaları da nöbet anında yaşanacak korkuyu azaltacaktır. Hasta açısından ise gerekli olduğunda destek grupları ve psikolojik destek almak bu açıdan faydalı olacaktır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibine dikkat</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken noktalara değinen Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının en çok dikkat etmesi gereken konu; ilaçlarını düzenli kullanmak, takiplerini aksatmamak ve nöbeti tetikleyebilecek durumları mümkün olduğunca azaltmaktır. Rutin düzenin bozulduğu durumların (uyku düzeni değişikliği, açlık-susuzluk, yoğun stres); yoğun uyaranların olduğu durumların (yüksek ses, yanıp sönen parlak ışıklar gibi) veya enfeksiyon, ameliyat gibi durumların nöbetleri tetikleyebileceği bilinmeli ve bunlardan kaçınılmalıdır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İlaç dozlarının ayarlanması gerekebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epilepsi hastaları için belirli aralıklarla kontrolün önemini vurgulayan Dr. Seda Bostan, “Epilepsi hastalarının tedavi altında nöbetsiz olsalar bile belirli aralıklarla kontrole gitmeleri gerekir. Çünkü fark edilmeden farklı tipte ya da ‘küçük’ nöbetler olabilir, ilaç dozlarının ayarlanması gerekebilir ve tedavi sürecinde ilaç düzeyi ile böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının takibi gerekli olabilir. Ayrıca yüzme, araç kullanma ve yüksekte çalışma gibi durumlarda mutlaka doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu kararların sağlıklı verilebilmesi için düzenli takipler büyük önem taşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-rutinin-bozuldugu-durumlar-nobetleri-tetikleyebiliyor-622905">Epilepside rutinin bozulduğu durumlar nöbetleri tetikleyebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatını]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaştırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü kapsamında epilepsi hastalarının yaşam kalitesini artırmak için dikkat etmeleri gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Epilepsi, nöronların aşırı ve senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkan nöbetlerle karakterize!</strong></p>
<p>Epilepsinin, beyindeki anormal elektriksel aktiviteye bağlı olarak tekrarlayan nöbetlerle karakterize nörolojik bir bozukluk olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nöbetler, beyin hücrelerinin (nöronlar) aşırı ve birlikte aynı zamanda/senkronize aktivitesi sonucu ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Epilepsinin, genetik yatkınlık, beyin travması, enfeksiyonlar, inme, tümörler veya gelişimsel bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı sürecinin hastanın klinik öyküsü, nöbetlerin özellikleri ve nörolojik muayene ile başladığını, tanıyı doğrulamak için ise Elektroensefalografi (EEG), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve kan testleri gibi bazı testler kullanıldığını söyledi.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür!</strong></p>
<p>Bazı faktörlerin epilepsi ataklarını tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “Yetersiz uyku, nöbet eşiğini düşürür. Psikolojik stres, nöbet riskini artırabilir. Özellikle alkol yoksunluğu nöbetlere yol açabilir. Bazı bireylerde yanıp sönen ışıklar nöbetleri tetikleyebilir. Antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı nöbet riskini artırır. Bazı ilaçların kendileri nöbetleri tetikleyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu faktörlerden kaçınmanın mümkün olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, düzenli uyku, stres yönetimi, alkolden kaçınma, ilaçların düzenli kullanımı ve fotosensitivitesi/ışığa hassasiyeti olan bireylerin yanıp sönen ışıklardan uzak durmasının özellikle önerildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir!</strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamda dikkat etmesi gereken faktörlere değinen Dr. Celal Şalçini, şunları söyledi:</p>
<p>“Antiepileptik ilaçların düzenli ve doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerekir. Uyku düzeni ve stres yönetimine önem verilmeli, tetikleyici faktörlerden uzak durulmalı. Nöbet sırasında yaralanmayı önlemek bulunulan odanın veya banyonun kapısı kilitlenmemeli, keskin eşyalar açıkta bırakılmamalı ve yüzme gibi aktiviteler sırasında hasta yalnız olmamalı. Nöbetlerin sıklığı, süresi ve tetikleyicileri kaydedilmeli. Aile üyeleri ve yakın çevre nöbet sırasında nasıl müdahale edeceğini öğrenmeli.”</p>
<p><strong>Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir!</strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının toplumda karşılaştığı yaygın yanlış inanışlar olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Epilepsinin bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünenler bile var.” dedi.</p>
<p>Epilepsi hastalarının normal bir yaşam süremeyeceği inanışının da yanlış olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, “Doğru tedavi ve yönetimle epilepsi hastaları aktif bir yaşam sürdürebilir. Bir diğer yanlış bilinen konu ise ‘nöbet sırasında hastanın dilini tutmak gerekir’ bilgisi. Bu, hastaya zarar verebilir. Bunun yerine, hastayı güvenli bir pozisyona almak ve nöbetin bitmesini beklemek gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Dr. Celal Şalçini epilepsi hakkındaki farkındalığı artırmak için ise; toplumda eğitim programları düzenlemek, medya ve sosyal platformlarda doğru bilgiler paylaşmak, okullarda ve iş yerlerinde epilepsi hakkında bilinçlendirme seminerleri yapmak, epilepsi dernekleri ve hasta grupları aracılığıyla destek sağlamak gibi adımlar atılabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Epilepsi hastaları, gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkabilir! </strong></p>
<p>Epilepsi ile yaşayan bireylerin sosyal hayatlarını daha verimli sürdürebilmesi için önerilerde bulunan Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Epilepsi dernekleri veya hasta gruplarına katılarak benzer deneyimler paylaşılabilir. İş yerinde, okulda veya sosyal çevrede epilepsi hakkında açık iletişim kurulması kişiye iyi gelebilir. Doktor onayıyla düzenli egzersiz yapmak, stresi azaltır ve genel sağlığı iyileştirir. Epilepsi hastaları, uygun tedavi ve destekle eğitimlerini tamamlayabilir ve iş hayatında başarılı olabilir. Gerektiğinde psikolojik danışmanlık alarak duygusal zorluklarla başa çıkmak için adım atılabilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-dogru-yaklasim-hastalarin-hayatini-kolaylastiriyor-622890">Epilepside doğru yaklaşım, hastaların hayatını kolaylaştırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 13:03:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[övünç]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yarattı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622857</guid>

					<description><![CDATA[<p>Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, göreve başladığı ilk günden itibaren başlattığı hizmet seferberliği ile sağlık alanında ilçeye büyük katkılar sunmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857">Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Torbalı Belediye Başkanı Övünç Demir, göreve başladığı ilk günden itibaren başlattığı hizmet seferberliği ile sağlık alanında ilçeye büyük katkılar sunmaya devam ediyor. Sosyal belediyecilik anlayışını ilçenin dört bir yanına taşıyan Başkan Demir, ekip ve ekipman yatırımlarını güçlendirerek vatandaşların her an yanında oluyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>SAĞLIKTA REKOR RAKAMLAR</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Torbalı Belediyesi ekipleri, Başkan Demir’in talimatıyla ilçede kapsamlı bir çalışma yürütüyor:</span></span></span></p>
<p><span><span><span>38.579 kez evde bakım hizmeti (pansuman, tansiyon ve şeker takibi) gerçekleştirildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>8.295 hasta, İzmir genelindeki 29 farklı hastaneye nakledildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>1.400 haneye hasta bezi ve medikal malzeme desteği sağlandı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>295 hastaya motorlu hasta yatağı, 106 yatalak hastaya havalı yatak teslim edildi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>270 ihtiyaç sahibine tekerlekli sandalye verilirken, 1.321 yaşlıya evde berber hizmeti sunuldu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>YENİ HİZMET: EVDE TEMİZLİK VE KİŞİSEL BAKIM</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Geçtiğimiz hafta başlatılan “Evde Temizlik ve Kişisel Bakım Hizmeti” şimdiden 14 haneye ulaştı. Bu hizmet kapsamında yalnız yaşayan yatalak hastalar ve yaşlı vatandaşların evleri belediye ekipleri tarafından titizlikle temizleniyor, kişisel bakımları özenle yapılıyor.</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>Başkan Övünç Demir: “Biz Sizin İçin Buradayız”</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Başkan Demir, hizmetlere dair şu ifadeleri kullandı: </span></span></span></p>
<p><span><span><span>“Göreve geldiğimiz ilk gün &#8216;Torbalı’da kimse sahipsiz kalmayacak&#8217; demiştik. Bugün geldiğimiz noktada binlerce hemşehrimizin hayır duasını almanın gururunu yaşıyoruz. Sağlık hizmetlerimizi sadece bir görev değil, gönül işi olarak görüyoruz. Evde bakımından nakil hizmetine, medikal destekten temizlik hizmetine kadar her alanda vatandaşımızın yanındayız. Her bir hemşehrimiz bizim için çok kıymetli. Siz evlerinizde huzurla nefes alın diye 7/24 görevimizin başındayız.”</span></span></span></p>
<p><span><span><span><b>7/24 Kesintisiz Destek</b></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Torbalı Belediyesi, tüm sağlık ve bakım hizmetlerini haftanın 7 günü düzenli olarak sürdürüyor. Destek almak isteyen vatandaşlar, 0232 856 66 66 numaralı hattı arayarak 24 saat boyunca bilgi ve hizmet talebinde bulunabiliyor.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-ovunc-demir-saglik-hizmetlerinde-fark-yaratti-622857">Başkan Övünç Demir Sağlık Hizmetlerinde Fark Yarattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Araz]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622851</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı.</p>
<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen “Türkiye 2030’da yüzde 50” projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı.</p>
<p><strong>Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, </strong>Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, “En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar; kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor” dedi.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, “Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, “Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün” dedi.</p>
<p>&#8220;2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50&#8221;</p>
<p>2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve “Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den %50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> &#8220;Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni&#8221;</p>
<p><strong>Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene</strong> ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi.</p>
<p>Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, “Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor” dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş sonrası risk hızla artıyor&#8221;</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, “50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de yaşam süresi daha kısa&#8221;</p>
<p>Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, “Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı&#8221;</p>
<p>Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.</p>
<p>&#8220;Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor&#8221;</p>
<p>Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, “Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük.” dedi.</p>
<p>&#8220;Tuz tüketiminin azaltılması önemli&#8221;</p>
<p>Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>&#8220;70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70&#8221;</p>
<p>İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, “30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı %30 iken, 40 yaşındaki bireylerde %40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oranı %70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var” dedi. </p>
<p> &#8220;Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor&#8221;</p>
<p>Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, “Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün” diye konuştu.</p>
<p>“Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır.”</p>
<p><strong>Tiyatro sanatçısı Mert Öner</strong> ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaptığını söyledi: “27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor; bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var.   Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden…  Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır.” diye konuştu.</p>
<p>“Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi”</p>
<p>Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar Euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.  </p>
<p>Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da %50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir.  Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda %22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını %50’ye çıkartmaktır.</p>
<p>“14 dernek ortak amaç için birleşti”</p>
<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030&#8217;a kadar en az yüzde 50&#8217;ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[annelik]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hayallerine]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde genç yaşlarda da görülme sıklığı artan meme kanserinde, son yıllarda geliştirilen akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yaklaşımları, hastalar için umut veriyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, doğru zamanda başlanan tedaviyle hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini belirterek “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor. Prof. Dr. Özge Gümüşay, meme kanseri tedavisinde yeni dönemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Meme kanseri dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. Her yıl milyonlarca kadın bu tanıyı alırken, teknoloji ve tıptaki gelişmeler sayesinde tedavi seçeneklerinin güçlenmesi ise umutları artırıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay</strong>, hastaların bu sayede yaşam sürelerinin uzadığını ve günlük yaşamlarının kaliteli bir şekilde devam edebildiğini belirterek “Özel bir teknolojiyle geliştirilen antikor-ilaç konjugatlarının meme kanseri tedavisinde kullanıma girmesiyle çok iyi sonuçlar elde edildi. Bu teknoloji sayesinde antikora bağlı olarak taşınan kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine ulaştırılarak sağlıklı dokulara verilen zarar önemli ölçüde azaltılabilmektedir. Tüm hasta grubunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan HER2 pozitif meme kanserinde, damardan başlanan akıllı ilaçlar sayesinde hastaların tüm lezyonları gerileyerek hastalık kontrolü sağlanarak uzun süre yaşamını devam ettirebilmekteler. Tüm vakaların yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan östrojen duyarlı metastatik meme kanserli hastalar bazen sadece evde ağızdan aldıkları akıllı ilaçlar ve endokrin tablet sayesinde kansersiz bir şekilde yıllarca normal yaşantılarını sürdürebilmekteler” diyor. </p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi modeli</strong></p>
<p>Son yıllarda hedefe yönelik ajanlar, antikor-ilaç konjugatları ve immünoterapi gibi yenilikçi tedavilerle meme kanseri tedavisinde önemli bir dönüşüm yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay sözlerine şöyle devam ediyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir. Bu alanda devam eden bilimsel çalışmaların sonuçlarını hem hastalarımız hem de biz onkologlar heyecanla takip ediyoruz. Tedavi seçeneklerinin her geçen gün artması, meme kanseriyle mücadelede hem hastalarımıza hem bizlere umut vermeye devam ediyor.”</p>
<p><strong>Anne olmaya engel değil!</strong></p>
<p>Meme kanserinin erken yaşlarda da görülebilen bir hastalık haline gelmesi ve son yıllarda genç yaşlarda hızla yaygınlaşması, meme kanseri tedavisi gören kadınları, anne olmalarını engelleyebileceği düşüncesiyle endişelendiriyor. Prof. Dr. Gümüşay bu konuda endişeleri gideren bilimsel gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.” </p>
<p>Öte yandan meme kanseri olan hastaların, aldıkları endokrin tedaviye bağlı yan etkiler yaşayabildiklerini, bunlardan en önemlisinin de sıcak basması olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüşay “Yapılan çalışmada görüldü ki, sıcak basması gibi yaşam kalitesini bozan yan etkiye karşı geliştirilen ilaç sayesinde sorunun şiddeti azaldı. FDA onay sürecinin tamamlanmasının ardından ilacın günlük pratiğe girmesi beklenmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Üçlü negatif meme kanserinde artık sonuçlar daha iyi </strong></p>
<p>Özellikle genç kadınlarda ve BRCA gen mutasyonu bulunan kadınlarda daha sık görülen üçlü negatif meme kanseri, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, bu alt tipin geçmişte daha agresif seyreden bir hastalık olarak değerlendirildiğini belirtiyor. </p>
<p>Önceden sadece kemoterapi ile yönetilen bu alt tipte, immünoterapi ve yeni nesil antikor-ilaç konjugatları sayesinde tedavi başarısının önemli ölçüde iyileştiğini vurgulayan Prof. Dr. Gümüşay, şu bilgileri veriyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır” </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini artıran destek tedaviler</strong></p>
<p>Tedavideki gelişmelerin yalnızca kanseri hedeflemekle sınırlı kalmayıp, hastaların yaşam kalitesini korumayı da amaçladığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay, şöyle konuşuyor: “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-annelik-hayallerine-engel-degil-622254">Meme kanseri annelik hayallerine engel değil</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağ]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kopyalanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvarda]]></category>
		<category><![CDATA[model]]></category>
		<category><![CDATA[Organoid]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde “deneme-yanılma” dönemi yavaş yavaş kapanıyor. Şu sıralar özellikle kolon kanserinde yapılan araştırmalar umut vaat ediyor. Kolon kanserinde hastadan alınan tümör dokusu laboratuvarda kopyalanarak üç boyutlu bir “organoid” modeli oluşturuluyor ve hedefe yönelik ilaçlar bu model üzerinde deneniyor. Böylece her hastaya özel en etkili tedavi seçeneği, tedaviye başlanmadan önce belirlenebiliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni yaklaşım, hem dünyada hem Türkiye’de öncü ve ilk olma özelliği taşıyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Bilişimi ve Biyoistatistik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Sezerman liderliğinde İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden Baş Araştırmacı Prof. Dr. Esra Erdal iş birliğiyle yürütülen proje, kolon kanserinde kişiye özel tedaviyi somut bir laboratuvar modeline taşıyor. Proje kapsamında geliştirilen sistemle, yaklaşık 6 hafta gibi kısa bir sürede hastanın tümörüne en etkili ilacın belirlenmesi hedefleniyor.</strong></em></p>
<p>Bioinformatik alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Uğur Sezerman, kanserde artık çok katmanlı veri analizinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Tümörün dijital ve biyolojik haritasını çıkardıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Bioinformatik; tıbbi verileri bilgisayar tabanlı yaklaşımlarla analiz ederek tanı ve tedavide kullanılacak yöntemler geliştiren bir alan. Günümüzde DNA dizileme teknolojileri sayesinde elimizde çok büyük miktarda veri var. Özellikle kanserde, tümör dokusunu ve kandan elde edilen DNA’yı dizileyerek tümöre özgü somatik varyasyonları tespit edebiliyoruz” diyor.</p>
<p>Bu analizler sayesinde tümörün hangi genetik değişimlerle tetiklendiği, hangi sinyal mekanizmaları üzerinden büyüdüğü ortaya konuyor. Ancak tümör tek tip bir yapı değil. Heterojen, yani farklı klonlardan oluşan karmaşık bir yapı. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümör içindeki farklı klonları ve her birinin ‘driver’ dediğimiz tetikleyici mekanizmalarını belirleyebiliyoruz. Böylece tümördeki çeşitliliği yakalamış oluyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>Sadece DNA Yetmiyor: Çok Katmanlı “Omik” Analiz</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürüttükleri proje yalnızca DNA dizilemesiyle sınırlı değil. Transkriptom analizleriyle hangi genin ne kadar üretildiği ölçülüyor; sağlıklı ve tümör dokusu karşılaştırılıyor. Epigenetik mekanizmalar da incelenerek hangi genlerin aktif, hangilerinin baskılanmış olduğu ortaya konuyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Tümörün genetik yapısından hücre içinde üretilen proteinlere ve metabolik ürünlere kadar çok sayıda biyolojik veriyi, yani ‘omik veri’yi bir araya getirerek hastanın tümörünün detaylı bir modelini oluşturuyoruz. Bu kadar büyük ve karmaşık veriyi insanın tek başına analiz etmesi mümkün olmadığı için yapay zekâdan yararlanıyoruz. Bu analizlerin ardından geliştirdiğimiz PANACEA yöntemi devreye giriyor. Ağ temelli algoritmalarla tümörün tetikleyici genleri ve ilaçlarla hedef alınan genler haritalanıyor. Amaç; tüm tetikleyici mekanizmaları aynı anda susturabilecek en uygun ilaç ya da ilaç kombinasyonunu belirlemek” diyor. </p>
<p><b>Laboratuvarda “Mini Organlar” Oluşturuluyor</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman laboratuvar ortamında üretilen organoidlerin çok önemli olduğunu vurguluyor: “Hastadan alınan dokudan laboratuvar ortamında üretilen, üç boyutlu ve gerçek organa biyolojik olarak oldukça benzeyen mini doku modellerine ‘organoid’ diyoruz. Bu yapılar, tümörün hücresel mimarisini ve biyolojik davranışını büyük ölçüde taklit eder. Bu sayede ilaçlar, doğrudan hastanın tümörünün kopyası üzerinde denenebilir. Böylece hayvan deneylerine de ihtiyaç kalmaz”…</p>
<p><b>Kolon Kanseri Çalışması Dünyada ve Türkiye’de Bir İlk</b></p>
<p>Kolon kanseriyle ilgili yürütülen yeni projede, kolon kanseri hastasından alınan dokudan kişiye özel bir organoid oluşturulacak. Önce yapay zekâ ile tümörün tetikleyici mekanizmaları belirlenecek, ardından bu mekanizmaları hedefleyen ilaç adayları seçilecek. Bu ilaçlar, kök hücre ve organoid teknolojileri laboratuvarında üretilecek organoid modelleri üzerinde test edilecek.</p>
<p>Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoidler özellikle kolon kanserinde kanseri mimik edecek şekilde başarıyla üretilebiliyor; ancak bizim farkımız, kişinin kanser mekanizmasını aydınlatıp doğrudan hedefe yönelik ilaçların bu model üzerinde denenmesini sağlamak. Yüzlerce ilaç denemektense, birkaç deneyle hızlı bir şekilde organoid tümör üzerinde hastaya uygun tedaviyi belirlemenin mümkün olduğu bu yöntem dünyada da bir ilk. Omik verilerden hastanın dirençli olduğu ilaçları da, geliştirdiğimiz yapay zeka yöntemleri ile belirliyoruz. Böylece hastanın yanıt verebileceği ilaçlar ile deneme yapılmasını sağlayarak hem ekonomik yükü hafifletiyor hem de denemelerin hızlanması açısından sürece önemli katkıda bulunuyoruz” diyor.  </p>
<p>Bu çalışma sayesinde yaklaşık 6 hafta içinde hangi ilacın etkili olduğu belirlenecek ve sonuç doğrudan klinisyene bildirilecek. Sonrasında da hekim, en etkili tedaviyi hastaya uygulayacak. Bu tedavilerin rutine girebilmesi için tabii ki uluslararası kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olacak.</p>
<p><b>İlk Aşamada Son Evre Hastalarda Uygulanacak</b></p>
<p>Organoidlerin ilaç denemelerinde kullanımı FDA tarafından da onaylanmış durumda. Bu yaklaşım, deney hayvanı kullanımını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de taşıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Organoid üzerinde deneyeceğimiz ve çalışan tedavinin, gerçek tümörde de çalışmasını hedefliyoruz. Bu model sayesinde hayvan deneylerine ihtiyaç büyük ölçüde ortadan kalkabilir” diyor.</p>
<p>Çalışma ilk etapta, mevcut tüm tedavileri almış ve yanıt alınamamış son evre kolon kanseri hastalarında uygulanacak. Ancak hedef çok daha büyük. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Yöntemler geliştikçe bunu son aşamadaki hastalarda değil, hastaya ilk tanı konduğu anda uygulayabileceğiz. Böylece hasta zaman kaybetmeyecek; gereksiz ve etkisiz tedavilerle maddi ve biyolojik yük altına girmeyecek. Kolon kanserinin tüm alt türlerinde uygulanabilecek olan bu yöntem, tamamen kişiye özel bir yaklaşım sunuyor” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><b>2 Yılda 30 Hasta, 5 Yılda Klinik Rutine Girebilir</b></p>
<p>TEYDEB onayı alan proje kapsamında iki yıl içinde 30 hasta üzerinde uygulama tamamlanacak. Ardından yöntemin diğer kanser türlerinde, özellikle meme kanserinde uygulanması planlanıyor. Prof. Dr. Uğur Sezerman, “Kanser ciddi bir yara. Gereksiz ve etkisiz tedaviler hastanın en değerli şeyi olan zamanını alıyor. Artık tıbbın özüne gidip, hastalık yoktur hasta vardır yaklaşımıyla hastalığın tetikleyici mekanizmasını bulup onu hedefleyen çözümler üretmek zorundayız. Tıpta bu yaklaşımın 5 yıl içinde çok daha yaygın hale geleceğine inanıyorum. Kanserde yeni dönem artık çok net: Tümörü tam olarak anlamadan tedaviye başlanmamalı. İlaç hastaya verilmeden önce, laboratuvarda oluşturulan tümörün kopyasında denenmeli<strong>”</strong> diyor.</p>
<p>Kolon kanseriyle başlayan bu çalışma; gelecekte diğer kanserlerde olduğu gibi ülseratif kolit, irritabl bağırsak sendromu gibi hastalıklarda da organoid modelleri üzerinden kişiye özel tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabilir… </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yeni-cag-tumor-laboratuvarda-kopyalaniyor-en-etkili-ilac-kopya-uzerinde-denenerek-hastaya-veriliyor-620984">&#8220;Kolon Kanserinde Yeni Çağ: Tümör Laboratuvarda Kopyalanıyor, En Etkili İlaç Kopya Üzerinde Denenerek Hastaya Veriliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Pehlivan&#8217;dan öğretmen ve sağlık çalışanlarına vefa</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivandan-ogretmen-ve-saglik-calisanlarina-vefa-620699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanlarına]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[Menemen Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler]]></category>
		<category><![CDATA[pehlivan]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[vefa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menemen Belediyesi tarafından Ramazan boyunca düzenlenen iftar programlarında vefa, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhu en üst düzeyde yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivandan-ogretmen-ve-saglik-calisanlarina-vefa-620699">Başkan Pehlivan&#8217;dan öğretmen ve sağlık çalışanlarına vefa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>Menemen Belediyesi tarafından Ramazan boyunca düzenlenen iftar programlarında vefa, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhu en üst düzeyde yaşanıyor. Öğretmenler ve sağlık çalışanları için düzenlenen iftar programlarında konuşan Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Geleceğimizi ve sağlığımızı emanet ettiğimiz iki kutsal meslek neferlerinin başımızın üstünde yeri var.&#8221; dedi.</i></b></p>
<p>Menemen Belediyesi, şehit aileleri ve gazilere yönelik iftar programıyla başlayan Ramazan boyunca iftar maratonunda sona yaklaşırken, öğretmen ve sağlık çalışanlarını da aynı sofrada buluşturdu. Tepe Sosyal Tesisleri&#8217;nde düzenlenen iftar programlarına katılım yoğun olurken, her iki programda tasavvuf dinletisi, semah ve dualarla, Ramazan&#8217;ın ruhuna uygun bir manevi beraberliğe sahne oldu.</p>
<p><b>&#8220;Bir şehrin gerçek yatırımı eğitimdir&#8221;</b></p>
<p>Öğretmenlere yönelik düzenlenen iftara Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan ile birlikte Menemen Kaymakamı Vedat Yılmaz, İzmir İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, Menemen İlçe Milli Eğitim Müdürü Sibel Ağaoğlu Özer, Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, siyasi parti, kamu kurum ve kuruluşları ile STK temsilcileri ve öğretmenler katıldı. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan, &#8220;Tahtaya yazılan her harfin arkasında sizin emeğiniz var. Bir öğrencinin başarısında sizin sabrınız var. Bir okulun ruhunda sizin yüreğiniz var. Sizler sadece ders anlatmıyorsunuz, bir nesil yetiştiriyorsunuz. İşte bu yüzden sizlere minnettarız. Eğitime dokunan, öğrencimize güç veren, öğretmenimizin yükünü hafifleten çalışmalar yaptık. Okullarımızın fiziki ihtiyaçlarında yanınızda olduk. Bakım, onarım ve çevre düzenlemeleriyle eğitim ortamlarını iyileştirdik. Öğrencilerimizin daha iyi şartlarda eğitim alabilmesi için<br />desteklerimizi artırdık. 8 ve 12. sınıf öğrencilerimize son 3 yılda 30 bin dijital eğitim paketi dağıttık. Sosyal ve kültürel projelerle çocuklarımızın sadece akademik değil, sosyal yönden de gelişmesini sağladık. Okulda aldıkları eğitimin yanında tamamen ücretsiz sanat ve spor kurslarıyla, gelişimlerini pekiştirdik. Bilim, sanat ve spor alanında düzenlediğimiz organizasyonlarla gençlerimizin yeteneklerini keşfetmelerine imkân sunduk. Kütüphanelerimiz, etüt merkezlerimiz, gençlik ve eğitim projelerimizle onların yanında olduk. Eğitim yolculuğunda fırsat eşitliğini büyütmek için ihtiyaç sahibi öğrencilerimize destekler verdik.&#8221; dedi.</p>
<p><b>Şehit öğretmenler unutulmadı</b></p>
<p>Konuşmasında Neşe Alten&#8217;den Aybüke Yalçın&#8217;a kadar şehit edilen öğretmenler ve son olarak okulunda katledilen Fatmanur Çelik öğretmene de yer veren Başkan Pehlivan, &#8220;Geçtiğimiz günlerde ne yazık ki menfur bir saldırıyla hayatını kaybeden Fatmanur Çelik öğretmenimizi derin bir acıyla anıyorum. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten, Neşe Alten’e; Necmettin Yılmaz’dan, gönlümüzde gülümsemesiyle yaşayacak olan Aybüke Yalçın’a kadar, bu milletin evlatlarına bir harf öğretmek uğruna ömrünü adayan, şehit olan, yüreğini bu millete adamış tüm öğretmenlerimize minnet duygularımı sunuyor, aziz hatıralarını rahmetle anıyorum.&#8221; dedi.</p>
<p><b>14 Mart Tıp Bayramı, iftar sofrasında kutlandı</b></p>
<p>Menemen&#8217;de gönül sofralarının bir diğeri 14 Mart Tıp Bayramı&#8217;nda kuruldu. Menemen Belediye Başkanı Aydın Pehlivan&#8217;ın ev sahipliğinde düzenlenen iftara Menemen Kaymakamı Vedat Yılmaz, Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar, Menemen İlçe Sağlık Müdürü Burak Çetin, Menemen Devlet Hastanesi Başhekimi İrfan Okudur, Menemen Diş Hastanesi Başhekimi Nursel Adar ve çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.</p>
<p><b>&#8220;Sağlık, bir şehrin vicdanıdır&#8221;</b></p>
<p>İftar programında sözlerine &#8220;Bir hastanın gözündeki umut ışığında sizin emeğiniz var” diyerek başlayan Pehlivan, “Bir iyileşme hikâyesinde sizin sabrınız var. Bu şehrin huzurunda sizin alın teriniz var. Rabbim şifa dağıtan ellerinize güç versin. Bizler de Menemen’de belediyeciliği sadece yol, kaldırım, bina yapmak olarak görmedik. İnsanı merkeze alan bir şehir kurmaya gayret ettik. Sağlık kuruluşlarımızın ihtiyaçlarında yanınızda olduk. Fiziki iyileştirmelerle, çevre düzenlemeleriyle, destek hizmetleriyle katkı sunduk. Evde bakım hizmetlerimizle yalnız olmadığını hissettirdiğimiz büyüklerimiz oldu. Hasta nakil hizmetlerimizle çaresizliğin önüne geçtik. Sosyal desteklerimizle tedavi sürecindeki vatandaşlarımızın yükünü hafiflettik. Sağlık taramalarıyla erken teşhise vesile olduk. Farkındalık projeleriyle hayat kurtardık. Engelli vatandaşlarımız için hayatı kolaylaştıran uygulamalarla sadece bireylere değil, ailelere nefes olduk. Hiçbir yerde olmayan evde fizyoterapi hizmetini hayata geçirdik. Çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz: Sağlık, sadece hastanede verilen bir hizmet değildir. Sağlık, bir şehrin vicdanıdır. Bu duygu ve düşüncelerle 14 Mart Tıp Bayramı&#8217;nı gönülden kutluyorum.&#8221; dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-pehlivandan-ogretmen-ve-saglik-calisanlarina-vefa-620699">Başkan Pehlivan&#8217;dan öğretmen ve sağlık çalışanlarına vefa</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[mesafede]]></category>
		<category><![CDATA[net]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620684</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığı alanında yaşanan teknolojik gelişmeler görme kusurlarının tedavisinde önemli kolaylıklar sağlıyor. Bunların başında ise halk arasında “akıllı mercek” olarak bilinen “premium göz içi lensleri” geliyor.  Tek odaklı lensler sadece bir mesafeye netlik sağlarken, akıllı mercekler; yakın, orta ve uzak mesafelerin tamamında net görüş imkanı sunabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, </strong> bu sayede gözlük ihtiyacının büyük ölçüde azaldığını belirterek, “Premium göz içi lensi teknolojisi son yıllarda optik tasarım ve materyal teknolojisi gibi önemli gelişmeler kaydetmiş ve bu sayede hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmıştır” diyor. <strong>Doç.</strong> <strong>Dr. Özge Begüm Comba, </strong>ancak bu teknolojinin başarısının,  doğru hasta seçimi, detaylı preoperatif değerlendirme ve gerçekçi beklenti yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayarak, “Her hastanın oküler yapısı, görsel ihtiyaçları ve adaptasyon kapasitesi farklıdır. Bu nedenle, ameliyat öncesi oftalmoloğunuzla detaylı görüşmeniz, tüm olası sonuçları değerlendirmeniz ve size en uygun tedavi planını birlikte belirlemeniz önem taşımaktadır” diyor. <strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba,</strong> akıllı mercek hakkında en sık yöneltilen 10 soruyu anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Akıllı merceklere hangi durumlarda başvuruluyor?</strong></p>
<p>Gözümüzün doğal lensinin yerine yerleştirilen ve birden fazla odak noktasına sahip olan göz içi lensi “akıllı mercek” olarak adlandırılıyor. Akıllı mercekler, ağırlıklı olarak  40 yaş üzerindeki hastalarda gözlük bağımlılığını azaltmak amacıyla tercih ediliyor. Katarakt, refraksiyon (kırma) kusuru ve presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme kusuru) şikayeti olan kişiler bu uygulamadan en fazla fayda gören grubu oluşturuyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı lenslerin özellikle hem uzak hem yakın görüş problemini birlikte çözmek isteyen kişiler için ideal bir tedavi seçeneği olduğunu ifade ediyor. </p>
<p><strong>Her hasta için uygun mudur? </strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, akıllı merceklerin her hasta için uygun olmadığını belirterek, “Öncelikle gözün anatomik olarak bu lenslere uygun olması gerekir; ön kamara derinliğinin yeterli olması, göz bebeği çapının ideal aralıkta bulunması ve kornea endotel hücre sayısının normal sınırlarda olması şarttır. Ayrıca, retina hastalıkları gibi progresif oküler bir hastalığa sahip olan kişiler de bu lenslerden tam verim alamayabilir, çünkü göz sağlıklı olmalı ki lens performansını gösterebilsin” diyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, özellikle profesyonel sürücüler, hassas el işi gerektiren mesleklerde çalışanlar veya yüksek kontrast gerektiren işlerde aktif olarak görev yapan kişiler için özel değerlendirme yapıldığını vurgulayarak, “Detaylı oftalmolojik muayene, biyometrik ölçümler ve hasta beklentilerinin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi başarılı sonuç için son derece önemlidir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercek ameliyatı nasıl gerçekleştiriliyor? </strong></p>
<p>Operasyon topikal anestezi altında gerçekleştiriliyor. Göze 2-3 mm&#8217;lik minimal bir giriş yapılıyor ve ultrasonik titreşimler yardımıyla doğal lens küçük parçalara ayrılıp, dışarı alınıyor. Ardından yerine katlanabilir akıllı mercek yerleştiriliyor. Operasyonun ortalama 15-20 dakika sürdüğünü söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Hastalarımız ertesi gün hafif aktivitelerine başlayabilirler. Ancak ilk bir hafta ağır fiziksel aktivitelerden ve kontakt sporlardan kaçınmalarını öneriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında net görüş ne zaman sağlanabiliyor?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasındaki ilk günlerde hafif bulanıklık normaldir. Net görüş genellikle 1-2 hafta içinde başlıyor, ancak tam nöroadaptasyon, yani beynin farklı odak noktalarından gelen görüntülere uyum sağlama süreci 2-3 ay sürebiliyor. Bu süreçte beyin farklı odak noktalarından gelen görüntüleri işlemeyi öğrenir.</p>
<p><strong>Ameliyatın ardından gece ışık saçılması görülür mü?</strong></p>
<p>Özellikle erken postoperatif, yani ameliyat sonrasındaki ilk haftalarda<strong> </strong> haleler görülmesi, gece araç farlarında ışık saçılması ve kontrast hassasiyetinde azalma yaşanabiliyor. Bu sorunlar zamanla azalıyor ve çoğu hasta birkaç hafta ile birkaç ay arasında geçen nöroadaptasyon sürecinde (Multifokal optik sistemlerden kaynaklanan çoklu retinal görüntülerin santral siniri sistemi tarafından işlenerek fonksiyonel görmeye adapte edilmesi süreci)  bu duruma alışıyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba,<strong> </strong>“Mesleği gereği yoğun gece sürüşü yapan hastalarımızı ameliyat öncesi bu konuda mutlaka bilgilendiriyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyatın riskleri var mıdır?</strong></p>
<p>Her göz içi cerrahisinde olduğu gibi bu prosedürün de riskleri bulunuyor. Endoftalmi (göz içi enfeksiyon) kanama ve retina dekolmanı gibi ciddi komplikasyonlar nadiren görülüyor. Doç. Dr. Özge Begüm Comba, “Lensin yerinden hafifçe kayması, lens kapsülünün zamanla bulanıklaşması veya ameliyat sonrası geçici göz tansiyonu yükselmesi daha sık karşılaşılan durumlardır. Deneyimli bir cerrah ve uygun hasta seçimi bu riskleri minimize eder” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akıllı mercekler gözlükten tamamen kurtulmayı sağlar mı?  </strong></p>
<p>Akıllı mercek sonrasında hastaların yaklaşık yüzde 80-90&#8217;ı günlük aktivitelerini gözlüksüz sürdürebiliyor. Ancak bazı durumlarda, özellikle çok küçük punto okumalarında veya uzun süreli bilgisayar kullanımında düşük numaralı gözlük ihtiyacı olabiliyor. </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası elde edilen net görüş kalıcı mıdır?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Özge Begüm Comba, implante edilen merceğin ömür boyu kalıcı olduğunu ve materyalinin bozulmadığını ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bazı hastalarda ameliyattan aylar veya yıllar sonra arka kapsül opasifikasyonu, yani halk arasında ‘ikincil katarakt’   olarak  bilinen durum gelişebilir. Bu tablo Nd:YAG lazer yöntemiyle basit ve etkili şekilde tedavi edilebilir.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında nelere dikkat edilmeli?</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında ilk hafta hafif aktiviteler ve ev içi işleri sorun oluşturmuyor.  Ancak, aşağıda yer alan kurallara dikkat etmeniz önem taşıyor. </p>
<ul>
<li>Gözlerinize travmadan kaçının </li>
<li>Havuz ve deniz gibi enfeksiyon riski taşıyan ortamlardan uzak durun</li>
<li>Reçete edilen topikal ilaçları düzenli kullanın</li>
<li>Makyaj ve kozmetik ürünleri 2 hafta, kontakt sporları en az bir ay erteleyin</li>
<li>UV koruyucu gözlük kullanın </li>
</ul>
<p><strong>Ne zaman lazer, ne zaman akıllı mercek?</strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Begüm Comba, 40 yaş altı ve düşük-orta dereceli kırma kusurları için lazer cerrahilerin (LASIK, PRK) ilk tercih edilen yöntemler olduğunu vurguluyor. 40 yaş üzeri presbiyopik (yaşa bağlı yakın görme kusuru) tablosunda, yüksek hipermetropide veya katarakt varlığında ise premium göz içi lensleri (akıllı mercek) öncelikli olarak değerlendiriliyor. Her hastanın korneal topografisi, ön segment anatomisi ve yaşam tarzı karar sürecinde belirleyici oluyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tek-ameliyatla-uc-mesafede-net-gorus-620684">Tek ameliyatla üç mesafede net görüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2026 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu, kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinliklerini düzenledi. İlk kez gerçekleştirilen çalışma kapsamında, farklı şehirlerdeki hastanelerinde eş zamanlı farkındalık buluşmaları yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458">Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Memorial Sağlık Grubu, kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinliklerini düzenledi. İlk kez gerçekleştirilen çalışma kapsamında, farklı şehirlerdeki hastanelerinde eş zamanlı farkındalık buluşmaları yapıldı.</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Ankara, Antalya, Bodrum, Diyarbakır ve Kayseri’deki hastanelerinde kolon kanseri farkındalığına dikkat çekmek amacıyla “Kolon Kanseri İçin Mavi Gün” etkinlikleri düzenledi. Farklı şehirlerde eş zamanlı gerçekleştirilen etkinliklerde hastalar, hekimler ve sağlık çalışanları bir araya geldi.</p>
<p>Mavi konseptli alanlar, farkındalık stantları, bilgilendirme etkinlikleri ve hasta hikâyeleri ile kolon kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Gün boyunca hastane alanlarında kurulan bilgilendirme noktalarında ziyaretçilere kolon kanseri hakkında bilgi verilirken, farkındalık dövizleri ve mavi temalı etkinliklerle konuya dikkat çekildi. Katılımcılar doktorlarla bir araya gelerek kolon kanserine ilişkin merak ettikleri sorulara yanıt bulma fırsatı da yakaladı.</p>
<p>Etkinlikler kapsamında sanat ve medya dünyasından isimler de farkındalık çalışmalarına destek verdi. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ndeki etkinliğe katılan Ece Vahapoğlu, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kolon kanseri farkındalığının önemine dikkat çekti. Memorial Bahçelievler Hastanesi’ne Ece Vahapoğlu’nun yanı sıra Şebnem Özinal, Memorial Şişli Hastanesi için ise Selin Türkmen, Memorial Göztepe Hastanesi’ndeki etkinliğe Seren Fosforoğlu, Müge Ulusoy ve Ayşen İnci, Memorial Ataşehir Hastanesi’ndeki etkinliğe ise Şahika Ercümen ve Demirhan Demircioğlu katıldı.</p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu Genel Müdürü Bora Uludüz, </strong>“Mavi Gün” etkinlikleriyle kolon kanseri konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı hedeflediklerini belirterek şunları söyledi:<strong> </strong></p>
<p>“Kolon kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biri. Bu nedenle toplumda farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor. Memorial olarak bu bilinçle ‘Kolon Kanseri İçin Mavi Gün’ etkinliklerini hastanelerimizde ilk kez hayata geçiriyoruz. Hekimlerimiz, sağlık çalışanlarımız ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren bu tür çalışmalarla kolon kanseri konusunda farkındalığı güçlendirmeyi ve erken teşhisin önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak toplum sağlığını destekleyen farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarımızı önümüzdeki dönemde de sürdürmeye devam edeceğiz.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-hastanelerinde-kolon-kanseri-farkindaligi-icin-mavi-gun-620458">Memorial Hastanelerinde Kolon Kanseri Farkındalığı İçin &#8220;Mavi Gün&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kronik Böbrek Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[nefroloji]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620298</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik böbrek hastalığı son yıllarda tüm dünyada artış gösteren ciddi hastalıklar arasında yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298">Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kronik böbrek hastalığı son yıllarda tüm dünyada artış gösteren ciddi hastalıklar arasında yer alıyor. Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişinin kronik böbrek hastalığıyla yaşadığı tahmin ediliyor. [1] Türkiye’de ise kronik böbrek hastalığı prevalansı yaklaşık %15,7 olarak hesaplanıyor. Bu oran, Türkiye’de yaklaşık her 6–7 yetişkinden birinin kronik böbrek hastası olduğunu ortaya koyuyor.[2] </p>
<p>Kronik böbrek hastalığı yalnızca önemli bir sağlık sorunu oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok ciddi hastalığın gelişimine de zemin hazırlayabiliyor[3]. Hastalığın ortaya çıkmasında hipertansiyon, diyabet, ileri yaş, ailede böbrek hastalığı öyküsü, sık idrar yolu enfeksiyonları ve böbrek taşı gibi faktörler önemli rol oynarken; hipertansiyon hastalarında kan basıncının ve diyabet hastalarında kan şekerinin kontrol altında tutulmaması da hastalığın ilerlemesine neden olabiliyor.[4]</p>
<p>Türk Nefroloji Derneği, Dünya Böbrek Günü kapsamında düzenlediği basın toplantısında, dünyada ve Türkiye’de görülme sıklığı giderek artan kronik böbrek hastalığında erken teşhisin önemine ve kardiyovasküler, renal (böbrek) ve metabolik hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekti.</p>
<p>“Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al” temasıyla gerçekleştirilen basın toplantısı; Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve derneğin yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla düzenlendi. Toplantıda kronik böbrek hastalığına ilişkin toplumsal farkındalığın artırılması, hastalığa yol açan risk faktörleri ve erken tanının böbrek fonksiyonlarını korumadaki kritik rolü hakkında bilgiler paylaşıldı.</p>
<p>Toplantıda ayrıca Türk Nefroloji Derneği’nin destekleyici olduğu Boehringer Ingelheim Türkiye tarafından gerçekleştirilen <strong>KRM United</strong> projesine de start verildi. Futbolun takım ruhundan ilham alan KRM United kardiyovasküler, renal (böbrek) ve metabolik hastalıklar arasındaki güçlü ilişkiye vurgu yaparak bu sistemlerden birinde ortaya çıkan sorunun diğerlerini de etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Proje kapsamında sağlık profesyonelleri, kurumlar ve toplum arasında farkındalık yaratmaya yönelik iletişim ve bilgilendirme çalışmaları yürütülmesi planlanıyor. </p>
<p><strong>Kronik Böbrek Hastalığı Önemli Bir Halk Sağlığı Sorunudur</strong></p>
<p><strong> </strong>Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek yetmezliğinin ileri evrelerinde en etkili tedavi yönteminin böbrek nakli olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“İleri evre böbrek yetersizliğinde en ideal tedavi yöntemi böbrek naklidir. Böbrek transplantasyonu diyalize kıyasla hem daha uzun yaşam süresi hem de daha iyi bir yaşam kalitesi sunar. Ancak ülkemizde her yıl 10 binden fazla hasta diyalize başlarken yılda yaklaşık 3.500–4.000 civarında böbrek nakli yapılabiliyor. Organ bağışı bilincinin artırılması hem hastalarımız hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.” </p>
<p>Türkmen ayrıca Türkiye’de gerçekleştirilen böbrek nakillerinin %80’den fazlasının canlı donörlerden yapıldığını, kadavradan organ bağışının artırılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. </p>
<p><strong>Obezite, Diyabet ve Kalp Hastalıkları Böbrek Sağlığını Etkiliyor</strong></p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Saymanı Prof. Dr. Elif Arı Bakır</strong>, kronik böbrek hastalığının küresel ölçekte artışına dikkat çekerek; “Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası bulunuyor ve bu hastaların önemli bir kısmında diyabet kaynaklı kronik böbrek hastalığı görülüyor. Diyabetin giderek yaygınlaşması kronik böbrek hastalığını daha görünür bir sağlık sorunu haline getiriyor. Son yıllarda geliştirilen yeni tedavi seçenekleri sayesinde böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu tedavilerin yaygınlaştırılması ve erken tanı ile kronik böbrek hastalığının hem bireyler hem de sağlık sistemi üzerindeki yükünü azaltabileceğimize inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu</p>
<p>Kardiyovasküler, böbrek ve metabolik hastalıkların birbirini tetikleyen bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan <strong>Türk Nefroloji Derneği İstanbul Şube Başkanı Prof. Dr. Savaş Öztürk</strong> ise; “Kronik böbrek hastalığı tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu. Obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları böbrek hastalığının en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle obezitenin artışı diyabet ve hipertansiyon sıklığını artırarak böbrek hastalıklarının görülme oranını da yükseltiyor. Böbrek hastalığı ile kalp-damar hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki bulunuyor. Bu nedenle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması, düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı böbrek fonksiyonlarının korunmasında kritik rol oynuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Nefroloji Alanında Uzman İhtiyacı Artıyor</strong></p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Özkan Güngör</strong> ise nefroloji alanının sağlık sistemi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekti:</p>
<p>“Diyabet, hipertansiyon ve obezitenin giderek artması böbrek hastalıklarının görülme sıklığını da artırıyor ve bu durum nefrolojiyi sağlık sistemi açısından kritik bir branş haline getiriyor. Ancak nefroloji uzmanı sayımız mevcut ihtiyacın oldukça altında. Ülkemizde yaklaşık 500 erişkin nefroloji uzmanı bulunuyor ve bu oran Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça düşük. Artan hasta yükü ve azalan uzman sayısı önümüzdeki yıllarda ciddi bir sağlık hizmeti sorunu yaratabilir. Bu nedenle nefroloji branşının güçlendirilmesi ve uzmanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi büyük önem taşıyor.”</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ulusoy </strong>ise; “ Kronik böbrek hastalığı sinsi bir hastalıktır ve birçok kişi yıllarca herhangi bir belirti hissetmeden yaşamına devam edebilir. Oysa böbrekler yalnızca vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlamaz; sıvı ve elektrolit dengesinin korunmasından kan basıncının düzenlenmesine, kemik sağlığından kan yapımına kadar yaşam için hayati pek çok görevi üstlenir. Bu nedenle kronik böbrek hastalığı yalnızca böbrekleri değil, kalp-damar sağlığını, kemik yapısını, yaşam kalitesini ve hatta yaşam süresini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Ancak sevindirici olan şu ki hastalık erken dönemde basit kan ve idrar testleriyle saptanabilir. Erken tanı sayesinde tansiyon ve diyabet kontrolü, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve uygun tedavi yaklaşımlarıyla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir, komplikasyonlar azaltılabilir ve hastaların yaşam kalitesi korunabilir. Biz nefrologlar sadece böbrek yetmezliğini tedavi etmek istemiyoruz; böbrek hastalığını erken fark etmek, ilerlemesini önlemek ve toplumda böbrek sağlığı bilincini güçlendirmek istiyoruz. Dünya Böbrek Günü’nün bu açıdan çok önemli bir farkındalık fırsatı olduğuna inanıyoruz. Çünkü böbrek hastalığı sessiz ilerleyebilir; ama toplumun, hekimlerin ve sağlık sisteminin bu konuda sessiz kalmaması gerekir.”  </p>
<p><strong>Kalp, Böbrek ve Metabolizma Bir Takım Gibi Çalışıyor</strong></p>
<p><strong>Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü ve İnsan Sağlığı Direktörü Okan Güner </strong>ise,<strong> </strong>dünya çapında yaklaşık 850 milyon kronik böbrek hastası, 589 milyon diyabet hastası[5] ve 64 milyon kalp yetersizliği[6] hastasının bulunduğunu ancak FIFA verilerine göre, dünyanın en yaygın takip edilen sporu olan futbolun, yaklaşık 5 milyar kişi tarafından ilgiyle takip edildiğini söyledi. Bu içgörüden hareketle <strong>KRM United projesini başlattıklarını vurgulayan Güner şunları söyledi: </strong></p>
<p>“Kardiyovasküler, renal ve metabolik sistemler arasındaki ilişki, aslında bir takım oyunu gibidir. Tıpkı sahadaki bir futbol takımında olduğu gibi, diyabet, kalp yetersizliği ya da kronik böbrek hastalığı gibi sorunlar yalnızca tek bir organı değil, tüm sistemi ve dolayısıyla tüm vücudu etkileyebilir. KRM United projesiyle bu bağlantıyı odağımıza alıyor, Türk Nefroloji Derneği gibi değerli paydaşlarımızla iş birliği yaparak, bu hastalıklarda erken teşhisin önemine dair farkındalık oluşturmak istiyoruz. Bugün yeni tedavi seçenekleri sayesinde bazı hastalarda diyalize gidişin 10–15 yıla kadar geciktirilebildiğini görüyoruz. Bu gelişme, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde artırırken aynı zamanda sağlık sisteminin üzerindeki yükün de ciddi oranda azalmasına katkı sağlıyor. Çünkü Boehringer Ingelheim olarak sadece ilaç geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığa katkı sunmayı da faaliyetlerimizin önemli bir parçası olarak görüyoruz.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-nefroloji-derneginden-dunya-bobrek-gununde-uyari-hayatta-uzatmalar-yok-simdi-onlemini-al-620298">Türk Nefroloji Derneği&#8217;nden Dünya Böbrek Günü&#8217;nde Uyarı: &#8220;Hayatta Uzatmalar Yok, Şimdi Önlemini Al&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[eviniz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[merkeziniz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Böbrek Günü, bu yıl Türkiye'de güçlü bir farkındalık dalgasıyla kutlandı. Türk Nefroloji Derneği (TND), Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğiyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi'nde gerçekleştirilen Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı'nda kronik böbrek hastalığı tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179">Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Böbrek Günü, bu yıl Türkiye&#8217;de güçlü bir farkındalık dalgasıyla kutlandı. Türk Nefroloji Derneği (TND), Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğiyle Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleştirilen Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı&#8217;nda kronik böbrek hastalığı tüm boyutlarıyla masaya yatırıldı. Global böbrek sağlığı şirketi Vantive, etkinliğin ana çözüm ortağı olarak evde diyaliz teknolojileri ve hasta odaklı yaklaşımıyla dikkat çekti.</p>
<p>Etkinlik öncesinde Türk Nefroloji Derneği yönetim kurulu, Anıtkabir&#8217;i ziyaret ederek Atatürk&#8217;ün huzurunda saygı duruşunda bulundu ve çelenk koydu. Böbrek sağlığı mücadelesini milli bir dava olarak benimseyen dernek, bu anlamlı duruşuyla toplumsal farkındalık çalışmalarına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><b>TÜRKİYE EVDE DİYALİZDE DÜNYA LİDERİ KONUMUNA YÜKSELİYOR</b></p>
<p>Türkiye, ev hemodiyalizi uygulamasında Avrupa&#8217;da 2&#8217;nci, dünyada 5&#8217;inci sıraya yerleşmiş durumda. Ancak rakamlar daha büyük bir potansiyele işaret ediyor: Türkiye&#8217;de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunurken bunların yalnızca 3 bini periton diyalizi tedavisiyle yaşamını sürdürüyor. Uzmanlar, uygun şartları taşıyan hasta sayısının çok daha yüksek olduğunu ve evde diyalizin önünün açılması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Veriler de bu dönüşümün ne denli kritik olduğunu gözler önüne seriyor: Ev hemodiyalizi uygulanan hastalarda ölüm riskinde yüzde 40 azalma saptanmış, ilaç kullanım ihtiyacı yüzde 51 ila 87 oranında gerilemiş; üstelik Türkiye&#8217;deki ev hemodiyalizi hastalarının yüzde 48&#8217;i aktif olarak çalışmaya devam edebiliyor.</p>
<p><b>VANTİVE: TEDAVİYİ HASTANIN AYAĞINA GÖTÜRMEK</b></p>
<p>Vantive Türkiye Ülke Müdürü Fuat Çukadar, evde diyalizin yalnızca bir tedavi yöntemi değil, bir yaşam biçimi olduğunu vurguladı: <em>&#8220;Bugün pek çok hastamız diyaliz için haftanın belirli günlerini hastanelerde geçirmek zorunda olduğunu düşünüyor. Oysaki Vantive olarak sunduğumuz global inovasyonlar sayesinde, en ileri teknolojiye sahip evde diyaliz tedavi seçeneklerini hastalarımızın yaşam alanlarına taşıyoruz.&#8221;</em></p>
<p>Vantive&#8217;in periton diyalizi başta olmak üzere sunduğu evde diyaliz ekosistemi; akıllı cihazlar, uzaktan hasta takip sistemleri ve kapsamlı eğitim programlarından oluşuyor. Şirketin bağlantılı sağlık platformu sayesinde evde uygulanan her diyaliz seansı anlık olarak klinik ekipler tarafından izlenebiliyor; kan basıncı ve sıvı dengesindeki sapmalar otomatik uyarı sistemiyle anında ilgili uzmana iletiliyor.</p>
<p><b> HER 7 KİŞİDEN BİRİ RİSK ALTINDA</b></p>
<p>Etkinliğin bir diğer çarpıcı mesajı erken tanıya ilişkindi. Dünya genelinde her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunurken Türkiye&#8217;de her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Uzmanlar, hastalığın yıllarca sessiz ilerlediğini ve basit bir kan ile idrar testiyle erken evrede yakalanabileceğini bir kez daha hatırlattı. Diyabet ve hipertansiyon hastalarının öncelikli risk grubunda yer aldığı da özellikle vurgulandı.</p>
<p>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, toplumsal bilinç oluşturmanın aciliyetine dikkat çekerek şunları söyledi: <em>&#8220;Ülkemizde her yıl 10 binden fazla hasta diyaliz tedavisine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duyuyoruz.&#8221;</em></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eviniz-artik-diyaliz-merkeziniz-620179">Eviniz Artık Diyaliz Merkeziniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Nefroloji Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı'nın güncel verilerine göre Türkiye'de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Böbrek hastalıkları konusunda, Türkiye genelindeki çeşitli bilimsel çalışmalar ve farkındalık projeleri ile bilinen Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, önemli bir bilinçlendirme programına imza attı. Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen ve yoğun ilgi gören programda, Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı ile kronik böbrek hastalıkları konusu kapsamlı bir şekilde ele alındı.</b></p>
<p><strong> </strong>Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın güncel verilerine göre Türkiye&#8217;de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Bu verilere göre, Türkiye&#8217;de yaklaşık 10 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla (KBH) karşı karşıya olmakla birlikte, hastaların yüzde 94’ü hastalığa yakalandığından habersiz şekilde yaşamlarını sürdürmekte. Bu alanda, kamuoyunu bilinçlendirmeyi misyon edinen <strong>Türk Nefroloji Derneği</strong>, sağlık hizmetleri konusundaki önemli global markalar arasında yer alan <strong>Vantive Türkiye </strong>sponsorluğu ve <strong>T.C. Sağlık Bakanlığı </strong>iş birliği ile <strong>12 Mart Dünya Böbrek Gün</strong>ü’nde anlamlı bir farkındalık programına imza attı.</p>
<p>   “Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlıyor”</p>
<p>Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi&#8217;nde gerçekleşen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren <strong>Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, “Türk Nefroloji Derneği </strong>olarak halkımızın bilinçlenmesi, meslektaşlarımızın en yüksek düzeyde bilimsel bilgilerle donanması ve bunu sağlık hizmetine yansıtmalarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Ülkemizde her yıl 10.000’den fazla hasta diyaliz tedavilerine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Ülke olarak, bu konuda özellikle de toplumsal bilinç oluşturmak için kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duymaktayız” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Sağlık Bakanlığı Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Daire Başkanlığı’ndan Olgun Şener, Vantive Pazar Erişim ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Volkan Doğan, T.C. Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Daire Başkanı Prof. Dr. Erkan Ölçücüoğlu</strong>’nun katılımı ile gerçekleşen Sağlık Politikaları Zirvesi’nde, böbrek sağlığı konusu tüm boyutları ile ele alınırken, Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı’nda ise böbrek sağlığına yönelik olarak, önleyici ve koruyucu hekim hizmetleri noktasında çok önemli bilgilere yer verildi.</p>
<p>TND Yönetim Kurulu üyelerinden <strong>Prof.Dr. Aydın Türkmen</strong>, böbrek nakline verilen önemin arttırılması, <strong>Prof.Dr.Ercan Ok</strong>, tuz tüketimine dikkat edilmesi, <strong>Prof.Dr. Özkan Güngör</strong>, ülkemizde nefrolog sayısının giderek azalması ve bunun nedenleri, <strong>Prof.Dr. Galip Güz</strong>, obezite, diyabet ve KBH ilişkisi, <strong>Prof.Dr. Şükrü Ulusoy</strong>, hipertansiyon kontrolü, <strong>Prof.Dr. İsmail Koçyiğit</strong>, periton diyalizi, <strong>Prof.Dr. Elif Arı Bakır</strong>, diyabetik böbrek hastalığı açıklamalarda bulundu. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden <strong>Prof.Dr.Şehsuvar Ertürk</strong>’de KBH’nin erken teşhisine vurgu yaptı.</p>
<p>&#8220;Hastaları Hastaneye Değil, Tedaviyi Evlere Taşıyoruz&#8221;<em><strong> </strong></em></p>
<p>Konuşmasında, böbrek sağlığının iyileştirilmesine yönelik <strong>Vantive</strong>’in çözüm ve bilinçlendirme yaklaşımlarına vurgu yapan <strong>Vantive Ülke Müdürü Fuat Çukadar </strong>ise “Türkiye’de diyaliz tedavisine başlayan her hastanın zihninde aynı korku belirir: ‘Artık haftamın üç günü hastanede geçecek.’ Bu inanış, maalesef pek çok hastamızın tedaviden uzak durmasına ya da yaşam kalitesinden ciddi ödünler vermesine yol açıyor. Oysa bugün bu tablo köklü biçimde değişti. Evde diyaliz; bir hayal değil, binlerce hastamızın her gün yaşadığı somut ve erişilebilir bir gerçektir. <strong>Vantive </strong>olarak geliştirdiğimiz ileri teknoloji sayesinde hastalarımız çocuklarını okula uğurlayabilir, seyahat edebilir, çalışmaya devam edebilir; kısacası yaşamlarının kontrolünü yeniden ellerine alabilir. Böbrek hastalığı, bir insanın hayatını durma noktasına getirmek zorunda değil. Periton diyalizi başta olmak üzere sunduğumuz evde tedavi seçenekleri, hastalarımıza yalnızca bir tedavi yöntemi değil, özgürlüklerini geri veriyor. Misyonumuz açık ve nettir: Tedaviyi hastanın hayatına entegre etmek; hastanın hayatını tedavinin etrafında şekillendirmek zorunda bırakmamak.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-kisiden-biri-bobrek-hastasi-619849">Türkiye&#8217;de Her 7 Kişiden Biri Böbrek Hastası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[attı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[hekimlik]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi 2025-2026 Akademik Yılı 1. sınıf öğrencileri, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törenle hekimlik mesleğinin simgesi olan beyaz önlüklerini giydi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümlerine yeni başlayan geleceğin hekimleri, kutsal mesleklerine ilk adımı atmanın gururunu yaşadı.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirilen &#8220;14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni&#8221;, akademi dünyasını ve geleceğin doktorlarını bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “İyi hekim olmanın yolu önce iyi insan olmaktan geçer”</strong></p>
<p>Ailelerin de ilgi gösterdiği törende konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, hekimlik mesleğinin yalnızca bilimsel bilgiye dayalı bir alan olmadığını, aynı zamanda etik değerler, insanlık ve iletişim becerileriyle şekillenen bir meslek olduğunu vurguladı.</p>
<p>Beyaz önlük giyme töreninin hekim adaylarının hayatında unutulmaz bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan hayatında unutulmayacak bazı günler vardır. Beyaz önlük giyme töreni de bu açıdan çok önemli bir gün. Öğrencilerimizin meslek hayatları boyunca hatırlayacakları anlamlı bir başlangıçtır.” dedi.</p>
<p>Hekimliğin hem bir bilim hem de bir sanat olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hekimlik sadece bir meslek değildir; aynı zamanda bir sanattır ve bilimle birlikte yürür. Bu nedenle iyi hekim olmadan önce iyi insan olmak gerekir. İyi insan olmayı başaramayan bir kişinin iyi hekim olması mümkün değildir.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimliğin dünyada etik kuralları en erken gelişmiş mesleklerden biri olduğunu belirterek, meslek hayatında etik ilkelere bağlı kalmanın önemine dikkat çekti ve “Meslek hayatında sizi en güçlü şekilde koruyacak kalkan etik ilkelerdir. Küçük bir yanlış ya da küçük bir yalan zamanla büyük hatalara dönüşebilir. Büyük kötülükler çoğu zaman küçük bir hatayla başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Bilimsel merakınızı kaybetmeyin”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tıp alanında bilginin hızla değiştiğini belirterek genç hekim adaylarının sürekli öğrenmeye açık olması gerektiğini ifade ederek, “Bilginin yarı ömrü eskiden 30 yıldı, bugün 3 yıla kadar düştü. Bu nedenle bilimsel merakınızı kaybetmemek çok önemli. Hastaya zarar vermenin yollarından biri de onu tedavisiz bırakmaktır. Yeni bilgileri takip etmek, literatürü sürekli güncel tutmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Tevazu ve eleştiriye açıklık hekimi geliştirir”</strong></p>
<p>Başarılı bir hekim olmanın önemli özelliklerinden birinin tevazu olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Tevazu, insana ‘Ben hata yapabilirim’ duygusunu verir. Bu duygu eleştiriye açık olmayı sağlar. Araştırmalar tevazu sahibi kişilerin daha az hata yaptığını ve karar mekanizmalarını daha sağlıklı kullandığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>“İletişim, bazen ilaçtan daha etkilidir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekim-hasta ilişkisinde iletişimin önemine dikkat çekerek, “İlaçtan daha etkili bir yöntem vardır; iletişim. Hastayla kurulan güven ilişkisi tedavinin başarısını doğrudan etkiler.” diye konuştu.</p>
<p>Plasebo etkisinin de bu güven ilişkisini gösteren bilimsel bir örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hastanın hekime güvenmesi durumunda tedavi sürecinin daha olumlu ilerleyebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Hastayı vaka değil insan olarak görmek gerekir”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, hekimlikte yapılan en büyük hatalardan birinin hastayı yalnızca bir “vaka” olarak görmek olduğunu dile getirerek, “Hastayı vaka olarak değil insan olarak görmek gerekir. Hastayı dinlemek, onun duygularını anlamak tanı koymada ve tedavide büyük fark yaratır.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p>Konuşmasında İbn-i Sina’nın hekimlik anlayışına da değinen Tarhan, “İbn-i Sina’nın dediği gibi; ‘Hekim bazen tedavi eder, çoğu zaman teselli eder.’ Hekimin görevi sadece tedavi etmek değil, aynı zamanda hastaya umut ve güven verebilmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, konuşmasının sonunda hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan çok özel bir meslek olduğunu belirterek, “Hekimin eli kutsaldır denirken aslında insanın varoluşuna ve hayatına dokunabilen bir meslekten söz edilir. Bu mesleğin size sunduğu fırsatı etik değerler ve insan sevgisiyle değerlendirmenizi diliyorum.” dedi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Hikmet Koçak: “Hekimlik bir meslek değil, bir yaşam tarzıdır”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen beyaz önlük giyme töreninde konuşan Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı olduğunu vurgulayarak tıp öğrencilerini tebrik etti ve “İnsan hayatında önemli aşamalar vardır. Bunlardan biri de liseden sonra meslek seçme dönemidir. Belki bazılarınız kendi isteğiyle, bazılarınız da ailelerinin yönlendirmesiyle bu yolu seçti. Ancak sonuçta en kıymetli mesleklerden biri olan hekimliği tercih ettiniz. Hepinizi tebrik ediyorum, hayırlı olsun.” dedi.</p>
<p><strong>“Beyaz önlük güven ve sorumluluğun sembolüdür”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Koçak, beyaz önlüğün hekimlik mesleğinde önemli bir sembol olduğunu belirterek, “Beyaz önlüğü giydiğinizde karşınızdaki hastaya aslında şu mesajı veriyorsunuz: ‘Bana güvenebilirsiniz. Ben sizin dertlerinize çare bulmak için kendimi bu mesleğe adadım.’ Aynı zamanda hekimlik, hastanın sırlarını korumayı da gerektirir. Çünkü hekim ile hasta arasında güçlü bir güven ilişkisi vardır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Steteskop sadece bir araç değil, emeğin sembolüdür”</strong></p>
<p>Hekimliğin bir diğer önemli simgesinin steteskop olduğunu ifade eden Prof. Dr. Koçak, “Steteskop sadece bir kalbi dinlemek için kullanılan bir araç değildir. Gençliğinizi, hayallerinizi ve emeğinizi temsil eden bir semboldür. Beyaz önlük ve steteskop bir araya geldiğinde karşınızdaki insana güven veren bir hekim kimliği ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p><strong>“Tıp geçmişten gelen bir birikimin devamıdır”</strong></p>
<p>Konuşmasında tıp tarihine de değinen Prof. Dr. Koçak, hekimliğin geçmişten bugüne birikerek gelen bir bilgi ve deneyim alanı olduğunu vurguladı. Bu kapsamda Hikmet Boran’ın Kurtuluş Savaşı dönemindeki rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Koçak, ayrıca Osmanlı döneminde radyoloji alanında öncü çalışmalar yapan hekimleri de anarak, Esad Feyzi’nin Türkiye’de ilk röntgen ışınlarını getiren hekimlerden biri olduğunu, İbrahim Vasıf Çınar’ın ise röntgen uygulamalarında öncü çalışmalarıyla tanındığını ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Koçak, “Hekim, geçmişten bugüne kadar oluşan bütün birikimi üzerinde taşıyan kişidir. Bugün burada aldığınız eğitim, geçmişte bu mesleğe emek vermiş insanların katkıları sayesinde mümkün olmuştur.” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasının sonunda sağlığın insan hayatındaki değerine değinen Prof. Dr. Koçak, Kanuni Sultan Süleyman’ın “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” ünlü dizelerini hatırlattı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Haydar Sur: “Beyaz önlük törenleri hekimlik yolculuğunun unutulmaz anlarıdır”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, törende yaptığı konuşmada, hekimlik mesleğinin değerlerinin kuşaktan kuşağa aktarılan bir emanet olduğunu vurguladı ve “Törenler aslında çok önemlidir; çünkü hayatımızın ilkelerinin görünür hale geldiği anları yaşarız. Öğrencilerimizin bugün yaşayacağı bu beyaz önlük giyme töreni, onların meslek hayatları boyunca unutamayacakları anlardan biri olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>“Hekimlik değerleri bir emanettir”</strong></p>
<p>Akademisyenlerin öğrencileri yetiştirme sorumluluğunu büyük bir onurla taşıdıklarını ifade eden Prof. Dr. Sur, hekimlik mesleğinin temel ilkelerinin geçmişten bugüne aktarıldığını söyledi ve “Bizler burada akademik önlüklerimizle, öğrencilerimizi yetiştirmek için şerefle karşınızdayız. Bu ilkeler bize gökten inmedi; bizden önceki hocalarımızın bize bıraktığı emanetlerdi. Biz de bu emaneti kendi öğrencilerimize devrediyoruz. Eminim ki öğrencilerimiz bu emaneti bizden daha iyi sahiplenip bir sonraki kuşaklara aktaracaklar. Böylece bilim ilerleyecek, insanlığa daha iyi hizmet sunulacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Öğrencilerimizi gördükçe umutlanıyoruz”</strong></p>
<p>Konuşmasında dünyada yaşanan savaşlar ve haksızlıklara da değinen Prof. Dr. Sur, bu durumların kendisini derinden üzdüğünü ifade etti ve “Dünyadaki savaşlar, haksızlıklar ve mazlumların yaşadığı acılar karşısında içim kan ağlıyor. Dünya hüzün içinde olabilir; ancak öğrencilerimizi gördüğümüz zaman içimiz umutla doluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Yusuf Alpay: “Hekimlik yalnızca bir meslek değil, ömür boyu süren bir öğrenme yolculuğu”</strong></p>
<p>Tıp Fakültesi Türkçe 1. Sınıf Temsilcisi Yusuf Alpay, hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek, tıp eğitiminin yalnızca bilgi değil aynı zamanda insan hayatına dokunma sorumluluğu taşıdığını vurguladı ve “Tıp ailesinin en genç üyeleri olarak yıllarca hayalini kurduğumuz hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını attığımız bu dönemde böylesine köklü ve onurlu bir ailenin parçası olmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>Beyaz önlük sadece bir kıyafet değil</strong></p>
<p>Tıp fakültesine başlamanın yalnızca akademik bir süreç olmadığını vurgulayan Alpay, “O bembeyaz önlükleri omuzlarımıza geçirirken aslında sadece bir önlük giymediğimizi çok iyi biliyorduk. O önlük şifayı, umudu, merhameti ve insan hayatına duyulan derin saygıyı temsil ediyordu. Steteskoplarımız şimdilik çoğu zaman kendi heyecanlı kalp atışlarımızı dinliyor. Hücrenin, dokunun ve insan bedeninin o muazzam düzenini yeni yeni keşfediyoruz. Ancak biliyoruz ki bugün bu sıralarda öğrendiğimiz her bilgi, yarın bir insanın hayatına dokunacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>14 Mart aynı zamanda bir direnişin sembolü</strong></p>
<p>Alpay, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını belirterek, “1919 yılında İstanbul işgal altındayken Tıbbiyeli öğrenciler okulun iki kulesi arasına devasa bir Türk bayrağı asarak bağımsızlık ateşini yakmışlardı. Tıbbiyeli Hikmet Boran ve arkadaşlarının ortaya koyduğu cesaret yalnızca bir bayrak asma eylemi değil; bilimin, özgürlüğün ve vatan sevgisinin güçlü bir sembolüdür.” dedi.</p>
<p><strong>Tıp öğrencisi Emre Aydın: “Beyaz önlük yalnızca bir kumaş değil, büyük bir sorumluluğun simgesidir”</strong></p>
<p>14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen törende konuşan İngilizce Tıp 1. sınıf öğrenci temsilcisi Emre Aydın da hekimlik yolculuğunun ilk adımlarını atmanın gururunu yaşadıklarını belirterek beyaz önlüğün sadece bir sembol değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğun ifadesi olduğunu vurguladı.</p>
<p>Aydın, öğrencilerin bu noktaya büyük fedakârlıklarla geldiğini ifade ederek, “Bugün giyeceğimiz bu beyaz önlüğün her bir parçasında geçmişteki uykusuz gecelerimizin, verdiğimiz emeklerin ve döktüğümüz alın terinin izleri var. Kimimiz uykusundan, kimimiz sosyal hayatından, kimimiz de gençliğinin en güzel anlarından feragat ederek bu noktaya geldi.” dedi.</p>
<p>Konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe verdiği öneme de değinen Aydın, “Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürümeye söz veriyoruz. ‘Bütün ümidim gençliktedir’ sözüne layık bireyler olarak aklın, vicdanın ve bilimin rehberliğinde mesleğimizi icra edeceğiz.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Önlükler giyildi, heyecan doruğa çıktı</strong></p>
<p>Konuşmaların ardından törenin en çok beklenen duygu dolu anlarına geçildi. Tıp Fakültesi Türkçe ve İngilizce bölümü 1. sınıf öğrencileri, gruplar halinde alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Üniversitenin saygıdeğer akademisyenleri ve hocalarının ellerinden beyaz önlüklerini giyen öğrenciler, kutsal hekimlik mesleğine resmi olarak ilk adımlarını atmış oldular. 2025-2026 Akademik Yılı 14 Mart Tıp Bayramı ve Beyaz Önlük Giyme Töreni, hocalar ve önlüklerini giyen öğrencilerin sahnede bir araya gelerek günün anısına dev bir aile fotoğrafı çektirmesiyle coşku içinde sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-hekimleri-ilk-adimi-atti-619664">Geleceğin hekimleri ilk adımı attı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Böbrek Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619643</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE 10 MİLYON KİŞİ RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı %16 seviyesine ulaşmıştır. Bu istatistik, yaklaşık 10 milyon vatandaşımızın böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Hastalığın sinsi ve ilerleyici (progresif) karakterine değinen Türkmen, erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini belirterek vatandaşları düzenli kontrol yaptırmaya davet etti. Hastalık böbrek fonksiyonlarının %15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında, hastalar için hayati seçeneklerin diyaliz veya organ nakli olduğunu belirten Türkmen, şu verileri paylaştı: &#8220;Türkiye’de her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyaliz sistemine eklenirken, yıllık nakil sayısı 3.500 civarında kalmaktadır. Organ nakli, hastaya sadece yüksek bir yaşam kalitesi sunmakla kalmaz, aynı zamanda diyalize oranla yaşam süresini de anlamlı ölçüde uzatır.&#8221;</p>
<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA KADAVRA EKSİKLİĞİ VE BATI İLE UÇURUM</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin organ nakli cerrahisindeki başarısına rağmen bağış oranlarında istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Türkmen, kadavra bağışının yetersizliğine dikkat çekti. Batı ülkelerinde nakillerin %90&#8217;ı kadavradan (beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden) yapılırken, Türkiye&#8217;de bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin %90&#8217;ının canlı donörlerden sağlandığını belirtti. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye&#8217;de 5 iken, ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olması, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Donör sıkıntısını aşmak için &#8220;Çapraz Nakil&#8221; (Takas Nakli) sisteminin önemine değinen Prof. Dr. Türkmen, doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının nakil sayılarını en az %10 artıracağını ifade etti. Ayrıca, yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir adım olduğunu, ancak toplumsal kabulün de eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini ekledi.</p>
<p><strong>BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: NAKİLLİ ANNELER</strong></p>
<p>Organ naklinin sadece bir tedavi değil, hayata yeniden dönüş olduğunu belirten Türkmen, diyaliz aşamasında anne olma şansı biyolojik olarak çok düşük olan kadın hastaların, başarılı bir nakil sonrası sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini müjdeledi. Türkmen, klinik bünyesinde takip edilen ve nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu, bu durumun organ bağışının toplumsal en somut meyvesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sonuç olarak; erken tanı, bağış bilinci, nakil sonrası titiz takip ve merkezlerin &#8220;sağ kalım oranları&#8221; üzerinden sıkı denetlenmesi, Türkiye’nin böbrek sağlığı politikasının temel taşlarını oluşturmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-2-619643">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de 500 Binden Fazla Glokom Hastası Tehlikede</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-500-binden-fazla-glokom-hastasi-tehlikede-619625</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[binden]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[glokom]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikede]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619625</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ve halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomla ilgili araştırmalara göre dünya genelinde 80 milyonun üzerinde insan bu hastalıktan muzdarip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-500-binden-fazla-glokom-hastasi-tehlikede-619625">Türkiye&#8217;de 500 Binden Fazla Glokom Hastası Tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ve halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokomla ilgili araştırmalara göre dünya genelinde 80 milyonun üzerinde insan bu hastalıktan muzdarip. Türkiye’de ise yaklaşık 500 bin kişi glokomlu hasta var ancak belirti vermemesinden kaynaklı bu sayının yaklaşık 4 katı hasta olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Dünya genelinde kalıcı görme kaybı nedenleri arasında ikinci sırada yer alan glokom hastalığı hakkında, geç tanı konulduğunda geri dönüşün olamayacağını belirten Prof. Dr. Aykan, hastalığın belirtileri konusunda toplumun dikkat etmesi gerekenleri şu şekilde sıralıyor:</p>
<p>“Sabahları belirginleşen baş ağrıları, ışıkların etrafında halkalar görme ve ani bulanık görme gibi belirtiler yaşanabilir. 40 yaş üstü bireyler, ailesinde glokom öyküsü olanlar ve diyabet hastaları glokom açısından riskli gruptadır. Bu gruptakilerin çok daha dikkatli olması, rutin muayeneleri ihmal etmemesi gerekiyor.”</p>
<p><strong>FLIGHT Teknolojisi Yakında Türkiye’de</strong></p>
<p>Mevcut tedavilerde kullanılan damlaların uyum sorunları ve geleneksel cerrahilerin taşıdığı riskler, bilim dünyasını daha az invaziv (minimal müdahaleli) yöntemlere yöneltti. 2025 yılında Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Derneği’nin düzenlediği kongrede ilk kez dünyaya tanıtılan ve büyük heyecan uyandıran FLIGHT (Görüntü Kılavuzlu Trabekülotomi Tekniği) tekniği, bu arayışın en gelişmiş sonucu olarak kabul ediliyor. Prof. Dr. Aykan, bu yeni teknolojinin dünya ile eş zamanlı olarak yakın bir tarihte ülkemizde de uygulanacağının müjdesini vererek, Türkiye’nin oftalmoloji alanındaki gelişmiş rolüne vurgu yaptı.</p>
<p><strong> Yüksek hasta konforu</strong></p>
<p>“FLIGHT yönteminin klinik sonuçları son derece umut vericidir. Geleneksel yöntemlere göre en büyük farkı herhangi bir implant kullanmadan göz içi basıncını düşürebilmemizdir. Aynı şekilde kesi gerektirmemesi ve cerrahi travmanın minimumda tutulması, komplikasyon risklerini ciddi oranda düşürmektedir. Tedavinin, diğer bir avantajı ise sunduğu yüksek hasta konforudur. İşlem sonrası hastalar, günlük aktivitelerine hızla dönebilmektedir. Bu teknolojiyle glokom tedavisinde kesisiz, ağrısız ve yüksek hassasiyetli yeni bir dönemin kapılarını aralıyoruz.&#8221;</p>
<p><strong>10 Saniyede Hızlı ve Güvenli İşlem</strong></p>
<p>FLIGHT teknolojisinin oldukça hızlı ve güvenli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aykan, “Damla anestezi altında yapılan işlem süresi sadece 10-15 saniye sürmektedir. Görüntüleme sisteminin yüksek çözünürlüğü sayesinde tedavi edilecek alan mikron düzeyde hassasiyet ile belirlenebiliyor. Bu ileri teknolojik altyapı, müdahalenin hem güvenliğini hem de başarısını en üst seviyeye taşıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-500-binden-fazla-glokom-hastasi-tehlikede-619625">Türkiye&#8217;de 500 Binden Fazla Glokom Hastası Tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düzenli ve yeterli diyaliz tedavisi, yaşam kalitesini iyileştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duzenli-ve-yeterli-diyaliz-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-619550</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz Hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619550</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyalizin hastanın yaşamını sürdürebilmesi için hayati öneme sahip olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Diyaliz Program Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, düzenli ve yeterli diyaliz tedavisinin; halsizlik, ödem, nefes darlığı gibi belirtilerin azalmasını sağladığını ve yaşam süresini uzattığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-ve-yeterli-diyaliz-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-619550">Düzenli ve yeterli diyaliz tedavisi, yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyalizin hastanın yaşamını sürdürebilmesi için hayati öneme sahip olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Diyaliz Program Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, düzenli ve yeterli diyaliz tedavisinin; halsizlik, ödem, nefes darlığı gibi belirtilerin azalmasını sağladığını ve yaşam süresini uzattığını söyledi. Diyaliz hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara değinen Karasoy, “Diyaliz hastaları sıvı tüketimini doktor ve diyetisyen önerilerine göre düzenlemelidir. Tuz, potasyum ve fosfor içeriği yüksek gıdalardan kaçınmalıdır. Diyabet ve hipertansiyon kontrolü sağlanması önemlidir. Seanslara düzenli katılım göstermelidir” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Diyaliz Program Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, 12 Mart Dünya Böbrek Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, diyaliz tedavisine ilişkin bilgi verdi ve diyaliz hastalarının dikkat etmesi gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kronik böbrek hastalığı sessiz ilerliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, kronik böbrek hastalığının, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen, erken dönemde belirti vermediği için “sessiz ilerleyen” önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyaliz kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda uygulanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyalizin en sık olarak son dönem kronik böbrek yetmezliği olan hastalara uygulandığını belirten Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, “Bunun yanında bazı akut böbrek yetmezliği durumlarında da geçici olarak diyaliz gerekebilir. Diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve genetik böbrek hastalıkları, kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Böbrek fonksiyonları azaldığında diyaliz tedavisi uygulanıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyalizin “böbreklerin süzme görevini yeterli düzeyde yerine getiremediği durumlarda, kandaki zararlı atık maddelerin ve fazla sıvının vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan bir tedavi yöntemi” olduğunu belirten Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, “Böbrekler normalde kandaki toksinleri temizler, sıvı-elektrolit dengesini sağlar ve asit-baz dengesini düzenler. Böbrek fonksiyonları ciddi düzeyde azaldığında ise diyaliz tedavisi devreye girer” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyaliz yaşam kalitesini artırıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyalizin hastanın yaşamını sürdürebilmesi için hayati öneme sahip olduğunu belirten Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, “Düzenli ve yeterli diyaliz tedavisi; halsizlik, ödem, nefes darlığı gibi belirtilerin azalmasını sağlar ve yaşam süresini uzatır. Ancak tedavi haftada birkaç gün düzenli seans gerektirdiği için hastanın sosyal yaşamını, çalışma hayatını ve psikolojik durumunu etkileyebilir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşım, hasta eğitimi ve aile desteği büyük önem taşır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Diyaliz hastaları bu noktalara dikkat etmeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Diyaliz hastalarının dikkat etmesi gereken noktalara da işaret eden Öğr. Gör. Zeynep Karasoy,bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Sıvı tüketimini doktor ve diyetisyen önerilerine göre düzenlemelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Tuz, potasyum ve fosfor içeriği yüksek gıdalardan kaçınmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Diyabet ve hipertansiyon kontrolünü sağlamalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Seanslara düzenli katılım göstermelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Fistül veya kateter bakımına özen göstermelidir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>•          Düzenli hekim kontrollerini aksatmamalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Böbrek sağlığını korumanın önemine işaret eden Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, böbrek sağlığını korumak için sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi, kan basıncının kontrolü, düzenli egzersiz tavsiyesinde bulundu ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Toplumsal farkındalık çağrısında bulundu</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Öğr. Gör. Zeynep Karasoy, her yıl mart ayının ikinci perşembe günü kutlanan Dünya Böbrek Günü’nde böbrek sağlığı konusunda bilinçli olma çağrısında bulunarak şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Erken tanı hayat kurtarır. Basit kan ve idrar testleri ile böbrek hastalıkları erken dönemde tespit edilebilir. Diyabet, hipertansiyon hastaları, ailesinde böbrek hastalığı olanlar gibi risk grubundaki bireylerin düzenli kontrol yaptırmaları önerilmektedir. 12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle toplumumuzu böbrek sağlığı konusunda bilinçli olmaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet ediyoruz.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duzenli-ve-yeterli-diyaliz-tedavisi-yasam-kalitesini-iyilestiriyor-619550">Düzenli ve yeterli diyaliz tedavisi, yaşam kalitesini iyileştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Fonksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gülüş]]></category>
		<category><![CDATA[Gülüş Tasarımı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[Tasarımında]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, gülüş tasarımı ve süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547">Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, gülüş tasarımı ve süreçleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Gülüş tasarımı, yüz, karakter ve fonksiyonla uyumlu kapsamlı bir tedavi!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının, yalnızca dişlerin görünümünü değiştiren bir uygulama olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Hastanın yüz yapısı, karakteri ve fonksiyonel ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak şekilde planlanan kapsamlı bir estetik ve fonksiyonel tedavi sürecidir. Bu süreçte doğru analiz, planlama ve uygulama adımları büyük önem taşır.” dedi.</p>
<p>Gülüş tasarımında ilk adımın, hastanın detaylı kayıtlarının alınması olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Didinen, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu aşamada ölçüler, dijital taramalar, fotoğraflar ve gerekirse videolar kaydedilir. Bu kayıtlar sayesinde hastanın mevcut ağız yapısı ve gülüş dinamikleri ayrıntılı biçimde analiz edilir. İkinci adımda hastanın yüz yapısı değerlendirilir. Yüzün şekli, uzunluğu, genişliği ve genel simetrisi incelenerek hastaya en uygun diş formu planlanır. Gülüş tasarımının başarılı olabilmesi için dişlerin yüzle uyumlu olması büyük önem taşır. Üçüncü adım, ‘pembe estetik’ olarak adlandırılan diş eti değerlendirmesidir. Diş etlerinin formu, rengi ve dişlerle olan uyumu estetik sonuç açısından belirleyici rol oynar. Eğer diş etlerinde estetik ya da sağlık açısından sorunlar varsa, tasarım aşamasından önce gerekli tedaviler uygulanır.</p>
<p>Dördüncü adımda hastanın karakterine ve yüz tipine uygun diş formu belirlenir. Bu aşamada seçilen diş formları uygun materyallerle birleştirilerek tasarım oluşturulur. Son adım ise uygulama aşamasıdır. Bu süreçte yapılan tasarımın hastanın çiğneme fonksiyonlarına ve günlük kullanımına uygun olup olmadığı kontrol edilir. Böylece hem estetik hem de fonksiyonel açıdan dengeli bir sonuç elde edilir.”</p>
<p><strong>Amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını düzeltmek!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının çoğu zaman dişlerin renginin değiştirilmesiyle ilişkilendirildiğini ancak uygulamanın kapsamının bununla sınırlı olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Renk değişimi tedavinin önemli hedeflerinden biri olabilir ancak asıl amaç, dişlerdeki şekil ve form bozukluklarını da düzeltmektir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede dişleri çok kısa, çok uzun, kırık ya da çapraşık olan hastalarda estetik açıdan daha dengeli bir görünüm elde edilebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Didinen, gülüş tasarımıyla hastanın yüz yapısına uygun yeni diş formları oluşturulabileceği ve kişinin memnun olmadığı estetik problemlerin giderilebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>Kişinin genel karakteri diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının uygulanma yönteminin genel olarak benzer olsa da elde edilen sonuçların her hastada farklı olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Çünkü yüzün şekli, uzunluğu, yuvarlaklığı veya köşeli yapısı tasarım sürecini doğrudan etkiler.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle hastanın yüz tipi doğru şekilde analiz edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Tasarım buna göre planlanmalıdır. Ayrıca kişinin genel karakteri de diş formunun belirlenmesinde etkili olabilir. Amaç, hem yüz yapısıyla hem de kişinin genel görünümüyle uyumlu doğal bir gülüş elde etmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Estetik gülüşte diş eti sağlığı da dişler kadar önemli!</strong></p>
<p>Estetik bir gülüşün yalnızca dişlerin görünümüyle sınırlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Diş etlerinin sağlığı ve estetik durumu da en az dişler kadar önemli.” dedi.</p>
<p>Diş etleri ve çevresindeki kemik dokusunun dişlerin sağlamlığını destekleyen önemli yapılar olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Didinen, “Bunun yanı sıra diş etlerinin rengi, formu, seviyesinin dengesi ve şişkinliği gibi faktörler de gülüş estetiğini doğrudan etkiler. Bu nedenle gülüş tasarımında diş eti sağlığı mutlaka değerlendirilir ve gerekirse tedavi edilir. Gülüş tasarımından sonra elde edilen estetik ve fonksiyonel sonuçların uzun süre korunabilmesi için düzenli bakım gerekir. Bu bakım iki şekilde gerçekleştirilir: bireysel bakım ve profesyonel bakım. Bireysel bakım, hastanın hekimin önerdiği ağız bakım rutinlerini düzenli şekilde uygulamasını kapsar. Profesyonel bakım ise hastanın belirli aralıklarla diş hekimi kontrolüne gelmesi ve yapılan restorasyonların durumunun değerlendirilmesiyle sağlanır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Başarılı gülüş tasarımı, yüzle uyumlu diş planlaması gerektirir!</strong></p>
<p>Gülüş tasarımının önemli avantajlarından birinin, tedavi başlamadan önce hastaya olası sonucun gösterebilmesi olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, “Bu amaçla ‘mock-up’ olarak adlandırılan geçici uygulamalar yapılabilir. Bu yöntem sayesinde hastaya herhangi bir kalıcı işlem yapılmadan önce tasarlanan gülüş geçici protezlerle gösterilir. Hasta bu görünümü belirli bir süre deneyimleyebilir ve tedaviye devam edip etmeye bu aşamada karar verebilir. Böylece ‘tedavi sonunda dişlerim nasıl görünecek?’ kaygısı büyük ölçüde ortadan kalkar.” dedi.</p>
<p>Gülüş tasarımında yalnızca dişlerin değil, yüzün tamamının değerlendirildiğini yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Turhan Didinen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dudak yapısı, yüz hatları ve mimikler gülüşün estetik algısını doğrudan etkiler. Bu nedenle yüz yapısıyla uyumlu olmayan bir diş formu, tek başına ne kadar estetik olursa olsun doğal bir görünüm oluşturmayabilir. Başarılı bir gülüş tasarımında yüzün tüm ölçümleri dikkatle analiz edilmeli ve hastaya en uygun diş karakterizasyonu planlanmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gulus-tasariminda-amac-estetik-ve-fonksiyon-619547">Gülüş tasarımında amaç estetik ve fonksiyon!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:39:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[demeyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkatsizliğinden]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “tavuk karası” olarak bilinen Retinitis Pigmentosa hastalığında, gece görme zorluğu ve karanlığa uyum süresinin uzaması en erken belirtileri oluşturuyor. Sinsice ilerleyen hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk ve ergenlik döneminde ortaya çıktığını belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, ebeveynlere mutlaka çocuklarının görme yetisini karanlık bir ortamda test etmeleri gerektiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kahraman, erken tanının kritik önem taşıdığı, henüz kesin bir tedavisi olmamakla birlikte, günümüzde bazı önlemlerle ilerleme seyrini yavaşlatmanın mümkün olabildiği Retinitis Pigmentosa (tavuk karası, gece körlüğü) hastalığını anlattı, anne-babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p>Tavukların gece iyi görememesinden dolayı, benzer bulgular ile seyreden Retinitis Pigmentosa hastalığı halk arasında ‘tavuk karası’ ve ‘gece körlüğü’ olarak biliniyor. Zamanla kişide görme alanında yanlardan daralma başlayıp, ilerleyen evrelerde ise gündüz ve merkezi görmeleri de etkileniyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman</strong>, bugüne dek 80’den fazla genin tavuk karası hastalığı ile ilişkilendirilmiş durumda olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Retinitis pigmentosa, ışığı algılayan hücrelerimizin yer aldığı gözün iç kısmını bir duvar kağıdı gibi kaplayan retina tabakasının genetik bir hastalığıdır. Hastalıkta ilk olarak loş ışıkta görmeyi sağlayan hücreler bozulur. Bu nedenle hastalarda önce gece görme zorluğu ve karanlık adaptasyonunda güçlük gözlenir. Retina hastalıklarında 300, retinitis pigmentosadaysa 80’i aşkın gen tanımlanmıştır. Genetik bir hastalık olmasına rağmen; stres, düzensiz beslenme, sigara-alkol kullanımı, yetersiz uyku gibi faktörler hastalığın ilerleme hızını etkileyebilir. Bu nedenle sağlıkl ıyaşam alışkanlıkları büyük önem taşımaktadır.” </p>
<p><strong>Genetik test çok önemli! </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalara göre; tavuk karasının dünya genelinde yaklaşık 4 bin kişide bir görüldüğünü belirten Doç. Dr. Kahraman “Ancak ülkemizde akraba evliliklerinin görece yüksek olması nedeniyle çekinik geçişli formların (anne ve babadan gizli olarak taşınması) daha sık görülebileceği belirtiliyor” diyor. Hastalığın doğuştan başlayabildiği gibi, çoğunlukla çocukluk döneminde ortaya çıktığını, ergenlik döneminde ilerlemesinin hızlandığını belirten Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman, erken tanı ve genetik testin hastalığın yönetiminde kritik rol oynadığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Genetik test yalnızca tanıyı doğrulamakla kalmıyor; hastalığın kalıtım türünü, diğer aile bireylerinin risk durumunu ve gelecek nesillere aktarım ihtimalini ortaya koyuyor. Ayrıca gebelik planlamasında yol gösterici oluyor. Bazı genetik tiplerde göz dışı sistemler de etkilenebildiğinen dolayı, genetik test bu açıdan da kritik rol oynuyor.”</p>
<p><strong>Anne-babalar dikkat! Çocuğunuzu karanlıkta test edin!</strong></p>
<p>Gece görüşündeki bozulma hastanın kendisi tarafından fark edilmeyebiliyor ve hastalık sinsice ilerliyor. Sokak aydınlatmalarının yeterli olması ya da kişinin -herkesin gece kendisi gibi gördüğünü düşünmesi- tanıyı geciktirebiliyor. Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hastanın uzun süre bunu fark edemediğini belirten Doç. Dr. Kahraman anne-babalara şu tavsiyelerde bulunuyor: ”Görme alanı kaybı yanlardan başladığı için hasta tarafından algılanması zordur. Gece görme sorunu yaşayan, sık sık eşyalara çarpma ve takılma şikayeti olması durumunda bunu sakarlık ya da dikkatsizlik olarak görmeyip, hele de ailesinde benzer öykü varsa gecikmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmak kritik önem taşıyor.  Çünkü hastalık ilerledikçe çevre görüşü daralır ve ‘hasta tünel’ görüşü dediğimiz sadece merkezden görmeye başlar. Bu nedenle ailelerin bu sinsi hastalığa karşı tetikte olmaları, çocuklarına ara sıra karanlıkta görme denemeleri yapmaları çok faydalıdır. Örneğin; elin bazı parmaklarını gösterip kaç parmak olduğunu söyletmek, odanın içerisinde bir eşyayı işaret edip adını sormak vb sorunun erken fark edilmesini sağlayabilir.”</p>
<p><strong> xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong> Tanıda İleri Teknoloji Kullanılıyor</strong></p>
<p>Tanı sürecinde damlalı göz muayenesi ile retina değerlendirmesi yapılırken; retina fotoğrafları ve optik koherens tomografi (OCT) ile retina katmanları ayrıntılı olarak inceleniyor. Erken dönemde bulgular belirgin değilse elektroretinografi (ERG) testi ile retina hücre yanıtları ölçülerek tanı konulabiliyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kök Hücre ve Gen Tedavileri umut vaadediyor </strong></p>
<p>Retinitis Pigmentosa için hastalığı tamamen tedavi eden, onaylanmış bir yöntem yok ancak kök hücre tedavisi bir umut olarak öne çıkıyor. Doç. Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Kök hücreye yönelik mevcut araştırmalar daha çok kalan hücrelerin korunmasına ve hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılmasına odaklanıyor” diyor.  Dünyada gen tedavilerinde de son yıllarda önemli adımlar atıldığını belirten Doç. Dr. Kahraman şöyle konuşuyor: “2017 yılında FDA onayı alan ilk gen tedavisi ürünü olan Luxturna bu alandaki en önemli adımlardan biri olarak kabul ediliyor. Farklı genlere yönelik klinik çalışmalar ise devam ediyor. Bu nedenle doğru tanı ve genetik test, hastaların kendi genlerine yönelik gelişmeleri takip edebilmesi açısından büyük önem taşıyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-bu-sorunlar-varsa-dikkatsizliginden-demeyin-619081">Çocuğunuzda bu sorunlar varsa &#8216;dikkatsizliğinden&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Böbrek Günü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 15:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618991</guid>

					<description><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart Dünya Böbrek Günü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’deki kronik böbrek hastalığı tablosunun ciddiyetine dikkat çekerek organ bağışı ve erken tanının hayati önemini vurguladı. </p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE 10 MİLYON KİŞİ RİSK ALTINDA</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı %16 seviyesine ulaşmıştır. Bu istatistik, yaklaşık 10 milyon vatandaşımızın böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Hastalığın sinsi ve ilerleyici (progresif) karakterine değinen Türkmen, erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini belirterek vatandaşları düzenli kontrol yaptırmaya davet etti. Hastalık böbrek fonksiyonlarının %15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında, hastalar için hayati seçeneklerin diyaliz veya organ nakli olduğunu belirten Türkmen, şu verileri paylaştı: &#8220;Türkiye’de her yıl yaklaşık 13 bin yeni hasta diyaliz sistemine eklenirken, yıllık nakil sayısı 3.500 civarında kalmaktadır. Organ nakli, hastaya sadece yüksek bir yaşam kalitesi sunmakla kalmaz, aynı zamanda diyalize oranla yaşam süresini de anlamlı ölçüde uzatır.&#8221;</p>
<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA KADAVRA EKSİKLİĞİ VE BATI İLE UÇURUM</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin organ nakli cerrahisindeki başarısına rağmen bağış oranlarında istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Türkmen, kadavra bağışının yetersizliğine dikkat çekti. Batı ülkelerinde nakillerin %90&#8217;ı kadavradan (beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden) yapılırken, Türkiye&#8217;de bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin %90&#8217;ının canlı donörlerden sağlandığını belirtti. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye&#8217;de 5 iken, ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olması, toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p>Donör sıkıntısını aşmak için &#8220;Çapraz Nakil&#8221; (Takas Nakli) sisteminin önemine değinen Prof. Dr. Türkmen, doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının nakil sayılarını en az %10 artıracağını ifade etti. Ayrıca, yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir adım olduğunu, ancak toplumsal kabulün de eş zamanlı geliştirilmesi gerektiğini ekledi.</p>
<p><strong>BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: NAKİLLİ ANNELER</strong></p>
<p>Organ naklinin sadece bir tedavi değil, hayata yeniden dönüş olduğunu belirten Türkmen, diyaliz aşamasında anne olma şansı biyolojik olarak çok düşük olan kadın hastaların, başarılı bir nakil sonrası sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini müjdeledi. Türkmen, klinik bünyesinde takip edilen ve nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu, bu durumun organ bağışının toplumsal en somut meyvesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Sonuç olarak; erken tanı, bağış bilinci, nakil sonrası titiz takip ve merkezlerin &#8220;sağ kalım oranları&#8221; üzerinden sıkı denetlenmesi, Türkiye’nin böbrek sağlığı politikasının temel taşlarını oluşturmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-bobrek-gunu-618991">Dünya Böbrek Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[salgını]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618832</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalabalık şehirler, yoğun bir hayat temposu, hiç susmayan telefonlar… Ancak günün sonunda milyonlarca insan, kimseye anlatamadığı bir duyguyla baş başa kalıyor: Yalnızlık…</p>
<p>Uzmanlara göre bu tablo artık bireysel bir ruh haliyle açıklanamaz durumda. Dünya, bilimsel literatürde “Yalnızlık Salgını” <em>(Loneliness Epidemic)</em> olarak tanımlanan, sessiz ama etkisi çok derin bir salgınla karşı karşıya.</p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yayımlanan uluslararası araştırmalar, yalnızlığın kişisel bir mesele olmaktan çıkıp küresel bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bugün dünya genelinde her altı kişiden biri kronik yalnızlık yaşıyor.</p>
<p>Uzmanlar, yalnızlığın sigara kullanımı, obezite ve hareketsizlik kadar ciddi bir ölüm riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli raporuna göre yalnızlık ve sosyal izolasyon, dünya genelinde yılda yaklaşık 871 bin ölüme katkıda bulunuyor. Bu da saatte ortalama 100 ölümün, doğrudan ya da dolaylı olarak yalnızlıkla ilişkili olduğu anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Yalnızlık Sadece Ruhu Değil, Bedeni de Hasta Ediyor</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın klinik etkilerinin artık görmezden gelinemeyecek düzeyde olduğunu vurguluyor:</p>
<p>“Son iki yılda yayımlanan geniş kapsamlı bilimsel araştırmalar, yalnızlığın yalnızca ruhsal bir durum olmadığını açıkça gösteriyor. Kalp hastalıkları, diyabet, demans ve erken ölüm riskini ciddi biçimde artırıyor. Yalnızlık beyinde sürekli bir tehdit algısı yaratıyor; kortizol yükseliyor, bağışıklık sistemi baskılanıyor ve vücut uzun süreli bir stres hali içinde kalıyor.”</p>
<p>2025–2026 döneminde yayımlanan bilimsel araştırmalara göre yalnız bireylerde demans riski yaklaşık yüzde 50, kalp hastalığı riski yüzde 29, inme riski yüzde 32 oranında artıyor. Erken ölüm riski de yalnız yaşayan ve kendini yalnız hisseden bireylerde belirgin biçimde yükseliyor.</p>
<p><strong>Gençler Kalabalıklar İçinde Yalnız</strong></p>
<p>Yalnızlık denince akla genellikle yaşlılar gelse de, son veriler asıl risk grubunun gençler olduğunu gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat, bu tabloyu “Modern Yalnızlık Paradoksu” olarak tanımlıyor:</p>
<p>“Gençler sürekli çevrim içi, sürekli bağlantıda. Ama bu bağlantılar derinlik taşımıyor. Araştırmalar, 18–25 yaş grubunda yalnızlık oranlarının bazı ülkelerde yüzde 60’a ulaştığını gösteriyor. Bu, ‘kimsem yok’ yalnızlığı değil; kalabalıklar içinde hissedilen anlaşılamama ve duygusal güvencesizlik.”</p>
<p>Sosyal medyanın yoğun kullanımı ve yüz yüze temasın azalması gibi nedenler, bu duygunun gençler arasında daha da derinleşmesine yol açıyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de Tablo Farklı Değil</strong></p>
<p>TÜİK’in 2026 verilerine göre, tek kişilik hane sayısı 5,5 milyonu aşmış durumda. Son on yılda yalnız yaşayanların sayısındaki artış yüzde 60’ın üzerinde. En yüksek oranlar İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde görülüyor.</p>
<p>Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu’na göre bu artış, toplumsal dönüşümün kaçınılmaz bir sonucu:</p>
<p>“Bireyselleşme sosyal bağları zayıflatıyor. Yalnızlık artık istisna değil, gündelik hayatın bir parçası haline geliyor.”</p>
<p><strong>Yapay Zeka ve Sosyal Medyanın Etkisi</strong></p>
<p>2025 ve 2026 yıllarında yalnızlıkla mücadelede yapay zeka destekli sohbet uygulamaları ve dijital yoldaşlar hızla yaygınlaştı. Bazı çalışmalar bu araçların kısa vadede yalnızlık hissini azalttığını gösterse de, uzmanlar temkinli.</p>
<p>Doç. Dr. Berke Kırıkkanat bu noktada uyarıyor: “Yapay zeka kişiye ‘duyulma’ hissi verebiliyor. Ancak bu, gerçek ilişkilerin yerini tutmuyor. Aşırı kullanımda sosyal beceriler körelebiliyor ve kişi gerçek hayattan daha da kopabiliyor. Sosyal medya ise insanları birbirine bağlamak yerine çoğu zaman karşılaştırma, yetersizlik ve dışlanmışlık duygusunu besliyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık Duygusu Kişisel Zayıflık Değil</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü ve OECD raporları, yalnızlıkla mücadelenin yalnızca bireysel terapi ya da kişisel çabayla çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Uzmanlara göre sorun, bireylerin değil, modern yaşamın yapısında yatıyor. Bu nedenle çözümün sağlık sistemlerinden şehir planlamasına, eğitim politikalarından sosyal yaşama kadar geniş bir toplumsal çerçevede ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Son yıllarda bazı ülkelerde hayata geçirilen “sosyal reçeteleme” modelleri bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu modeller, bireyleri topluluk etkinliklerine ve sosyal alanlara yönlendirerek yalnızlık hissini azaltmayı hedefliyor. İlk sonuçlar umut verici olsa da, bu adımların kalıcı ve yaygın hale getirilmesinin kritik olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları ABD Başkanı Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, yalnızlığın yapısal boyutuna dikkat çekiyor: “Yalnızlık bir karakter kusuru değil, modern yaşamın ürettiği yapısal bir sorun.”</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Berke Kırıkkanat ise çözümün yönünü şu sözlerle özetliyor: “Toplum olarak daha fazla bağlantıya değil, daha fazla anlamlı bağa ihtiyacımız var.”</p>
<p>Özetle araştırmalar şunu gösteriyor: Bireylerin yalnızlık duygusu görmezden gelindiğinde, en kalabalık toplumlar bile zamanla içten içe yalnızlaşıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-yalnizlik-salgini-ile-karsi-karsiya-618832">Dünya YALNIZLIK SALGINI ile Karşı Karşıya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 10:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserde]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[Onkolojik Rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyonla]]></category>
		<category><![CDATA[süresi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli bir değişim yaşanıyor. Artık hedef yalnızca tümörü küçültmek ya da hastalığı kontrol altına almak değil; aynı zamanda hastanın fiziksel gücünü, bağımsızlığını, yaşam kalitesini korumak ve artırmak. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kanser tanısı alırken, erken tanı ve gelişmiş tedaviler sayesinde sağ kalım oranları giderek artış gösteriyor. Ancak tedavi sürecinin bedende bıraktığı izler, çoğu zaman en az hastalığın kendisi kadar yıpratıcı olabiliyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi müdahaleler; kas kaybı, denge sorunları, hareket kısıtlılığı, lenfödem ve kronik yorgunluk gibi ciddi problemlere yol açabiliyor ve uzmanlara göre her üç hastadan ikisinde belirgin kas gücü kaybı ortaya çıkıyor. İşte bu noktada onkolojik rehabilitasyon, tedavinin tamamlayıcısı değil, ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkıyor. Onkolojik rehabilitasyonun önemine dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, süreci bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Kanser tedavisinde tümörü küçültmek ya da ortadan kaldırmak kadar, hastanın kas gücünü ve dayanıklılığını korumak, günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak da büyük önem taşıyor” diyor. Özellikle kemoterapi sürecinde ortaya çıkan kas kütlesindeki azalmanın tedaviye toleransı azalttığını da belirten Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Ciddi kas kaybı yaşayan hastalarda komplikasyon oranlarının daha yüksek olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte erken dönemde başlanan kişiye özel egzersiz programları kas kaybını önemli ölçüde azaltabiliyor” ifadelerini kullanıyor… </strong></em></p>
<p>Onkolojik rehabilitasyonun yararlarından söz eden Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon; meme kanseri cerrahisi sonrası her beş hastadan birinde görülen lenfödem riskinin azaltılmasında büyük fayda sağlıyor. Erken dönemde başlanan koruyucu egzersiz ve manuel terapi uygulamaları ile bu risk önemli ölçüde azaltılabiliyor. Onkolojik rehabilitasyon ayrıca akciğer kanseri sonrasında solunum kapasitesinin korunmasında, kolon ve rektum kanseri ameliyatlarından sonra karın kaslarının güçlendirilmesinde, prostat kanseri sonrası pelvik taban fonksiyonlarının desteklenmesinde ve beyin tümörü cerrahileri sonrasında denge ve koordinasyonun yeniden kazandırılmasında büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç Sadece Hayatta Kalmak Değil, Kaliteli Yaşamak </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalar, düzenli rehabilitasyon programına katılan kanser hastalarında hastanede yatış süresinin kısaldığını, tedaviye uyumun arttığını ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığın güçlendiğini gösteriyor. Ayrıca depresyon ve anksiyete oranlarında azalma, denge ve koordinasyon kaybında iyileşme ve kas gücünde artış gözlemleniyor.</p>
<p>Örneğin <em>Journal of Clinical Oncology</em>’de yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analiz, kanser hastalarında uygulanan yapılandırılmış egzersiz programlarının kanser ile ilişkili yorgunluğu anlamlı düzeyde azalttığını ve fiziksel fonksiyonları belirgin şekilde iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Benzer şekilde <em>The Lancet Oncology</em>’de yayımlanan bir başka çalışma, tedavi sürecinde uygulanan egzersiz ve rehabilitasyon programlarının yaşam kalitesini artırdığını ve psikolojik iyilik halini güçlendirdiğini bildiriyor. Uzmanlara göre bu veriler, onkolojik rehabilitasyonun destekleyici bir uygulama değil, kanser tedavisinin bilimsel temele dayanan tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Onkolojik rehabilitasyon hastanın yalnızca fiziksel değil, psikolojik dayanıklılığını da artırır. Amaç yalnızca hayatta kalmak değil, kaliteli yaşamak olmalıdır” diyerek rehabilitasyonun yaşam kalitesine olan katkısını da vurguluyor.</p>
<p><strong>Evde Yapılabilecek Basit Ama Etkili Egzersizler </strong></p>
<p>Uzman kontrolünde planlanmak kaydıyla, hastaların evde sürdürebileceği bazı temel egzersizler tedavi sürecine önemli katkı sağlıyor. Günlük 20–30 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dayanıklılığı artırarak kas kaybını azaltmaya yardımcı olurken; derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise özellikle akciğer kapasitesinin korunmasında etkili oluyor. Meme kanseri cerrahisi sonrası omuz eklem hareket açıklığını korumak ve artırmak amacıyla üst ekstremiteye, şiddeti ve süresi hastalığın evresine göre değişen kuvvetlendirme ve germe hareketleri öneriliyor. Bu şekilde hem eklem hareket açıklığının sağlanmasına hem de kas kuvveti kaybının önlenmesine katkı sağlanıyor. Sandalyeden kontrollü şekilde oturup kalkma egzersizi, alt ekstremite kas gücünü destekliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Egzersiz ilaç gibidir; doğru dozda ve kişiye özel uygulanmalıdır. Her hasta için program farklı planlanmalı ve mutlaka uzman kontrolünde ilerlenmelidir” diyor.</p>
<p><strong>Kanser Hastalarında Egzersiz Kronik Yorgunluğu Azaltıyor </strong></p>
<p>Kanser hastalarının yüzde 70 ila 80’i tedavi sürecinde, özellikle dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk yaşıyor. Bu tablo, hastaların günlük yaşam aktivitelerini ciddi şekilde kısıtlayabiliyor ve psikolojik olarak da yıpratıcı olabiliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Paradoks gibi görünse de kontrollü egzersiz yorgunluğu azaltıyor. Haftada birkaç gün yapılan hafif ve orta şiddette aerobik ve dirençli egzersizlerin, yorgunluğu belirgin biçimde azalttığını gösteren güçlü bilimsel veriler var” diyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre özellikle düşük yoğunluklu, sürdürülebilir egzersizler bu süreçte büyük önem taşıyor. Örneğin günde 15–20 dakikalık hafif tempolu yürüyüş, dolaşımı artırarak enerji düzeyini yükseltebiliyor. Aynı şekilde sandalyede oturur pozisyonda yapılan kalça ve diz eklemine yönelik basit egzersizler ve kontrollü otur-kalk egzersizleri, kas gücünü desteklerken aşırı efor gerektirmiyor. Derin nefes alıp kontrollü verme şeklinde uygulanan solunum egzersizleri ise hem akciğer kapasitesini korumaya yardımcı oluyor hem de gevşeme sağlayarak stres düzeyini azaltabiliyor.</p>
<p>Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu, “Burada önemli olan yoğunluk değil, egzersizlerin düzenli yapılmasıdır. Hastalar kendilerini tüketmeden, kontrollü ve planlı şekilde hareket etmeli. Egzersiz, doğru uygulandığında yorgunluğu artırmaz; tam tersine azaltır” ifadelerini kullanıyor. Onkolojik rehabilitasyon, kanser tedavisini yalnızca hastalığı kontrol altına alan bir süreç olmaktan çıkarıp, hastayı yeniden hayatın içine kazandırmayı hedefliyor. Doç. Dr. Özlem Feyzioğlu’na göre doğru zamanda başlanan ve düzenli sürdürülen rehabilitasyon programları, kanserle mücadelede hem fiziksel hem de ruhsal gücü artırarak hastalara daha kaliteli bir yaşam sunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserde-yeni-donem-yasam-suresi-artiyor-rehabilitasyonla-yasam-kalitesi-yukseliyor-617769">Kanserde Yeni Dönem: Yaşam Süresi Artıyor, Rehabilitasyonla Yaşam Kalitesi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[faktörüne]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolorektal Kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler dünyada ve ülkemizde de sık görülen kanser türleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Genetik faktörler, obezite, düzensiz beslenme alışkanlıkları, sigara kullanımı gibi faktörler kolorektal kanserlere zemin hazırlayabiliyor. 45 yaş üzerinde, her iki cinsiyette de daha sık görülmeye başlayan bu kanserler, kalın bağırsağın iç yüzeyinde gelişen poliplerin zamanla kanserleşmesi ile ortaya çıkıyor. Kolonoskopisi ile erken teşhis edilebilen kolon kanseri ilk 5 yıllık süreçte sağ kalımı % 90 oranında artırabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Erdem Akbal, 1-31 Mart Kolon Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında kolon kanserinin nedenleri, erken teşhisin önemi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Kolon (kalın bağırsak) kanseri, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hem erkeklerde hem kadınlarda en sık görülen kanserler arasında üçüncü sırada, kansere bağlı ölümler açısından ise ikinci sarıda gelmektedir. Kolon kanserinin dünyada görülme sıklığı incelendiğinde tüm dünyada  artış eğiliminde olduğu belirlenmiştir. Ancak bununla birlikte erken tanı ve tarama programlarının yaygınlaştırılması da hastalığın tedavisinde önemli oranda artış olduğu ortaya çıkmıştır. Kolorektal kanserlerin büyük çoğunluğu adenomatöz poliplerden gelişmektedir. Adenom–karsinom sekansı olarak tanımlanan bu süreç genellikle 5–10 yıllık bir zaman dilimini kapsar. Bu biyolojik süreç, hastalığın tarama programları ile erken evrede saptanmasına ve hatta premalign lezyon aşamasında önlenmesine olanak tanımaktadır.</p>
<p><strong>Tarama 45 yaş sonrası olarak güncellendi</strong></p>
<p>Kalın bağırsak ve rektum kanserleri ailesel, genetik geçişli ve rastlantısal olarak üç sebeple ortaya çıkmaktadır. Kromozom bozukluğu, genetik yapıdaki yapısal ve kimyasal değişimler de kanser sürecinin sebepleri arasında yer almaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda kolon kanserinin görülme yaşının giderek daha erken yaş gruplarına kaydığını ortaya koymuştur. Bu nedenle birçok uluslararası kılavuz, ortalama riskli bireylerde tarama başlangıç yaşını 45 olarak güncellemiştir. Bu yaklaşım, erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarındaki artışa karşı koruyucu bir strateji olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Ailenizde kalın bağırsak kanseri varsa…</strong></p>
<p>Kolon kanseri gelişiminde genetik ve çevresel faktörler birlikte rol oynamaktadır. Ailesinde birden fazla kalın bağırsak kanseri olan, kolonoskopide 1 cm’den büyük, yüksek derecede farklılaşma gösteren polip bulunanların diğer aile bireylerinde de kanser riskinin arttığı göstermektedir. Kolorektal kanserini artıran başlıca sebepler şunlardır;</p>
<ol>
<li>45 yaş ve üzeri olmak</li>
<li>Ailede kolorektal kanser öyküsü</li>
<li>Obezite ve metabolik sendrom</li>
<li>Sedanter yaşam tarzı</li>
<li>Liften fakir, kırmızı ve işlenmiş etten zengin beslenme</li>
<li>Sigara ve aşırı alkol tüketimi</li>
<li>İnflamatuvar bağırsak hastalıkları</li>
</ol>
<p><strong>Kolorektal kanserler belirti vermeden ilerliyor</strong></p>
<p>Kolorektal kanserler çoğu zaman erken evrede hiçbir belirti vermeden seyretmektedir. Semptomlar genellikle hastalık ilerlediğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tarama programlarının semptomdan bağımsız olarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. İleri evredeki kolorektal kanserin belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Dışkılama alışkanlığında değişiklik</li>
<li>Rektal kanama</li>
<li>Demir eksikliği anemisi</li>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Açıklanamayan kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Kolonoskopi teşhis ve tedavide önemli kolaylık sağlıyor</strong></p>
<p>Kolonoskopi, kolorektal kanser taramasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Kononoskopi, tanının yanı sıra tedavi ve iyileşmede de hasta için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Çünkü aynı işlem sırasında poliplerin çıkarılabilmesi, kolon kanserini önleyici etkisinin temelini oluşturmaktadır. Normal bir kolonoskopi sonrası ortalama riskli bireylerde genellikle 10 yıl arayla tekrar önerilmektedir. Ancak bu süre, bireysel risk faktörlerine ve saptanan lezyonların özelliklerine göre değişiklik de gösterebilmektedir.</p>
<p><strong>Belirti yoksa da taramalarınızı yaptırın</strong></p>
<p>Erken evrede saptanan kolorektal kanserlerinde 5 yıllık sağ kalım oranları %90’ın üzerindeyken, ileri evrede saptanan ve tedavisine başlanan hastalıkta bu oran %15’lere kadar düşebilmektedir. Bu nedenle tarama programları ve toplum farkındalığı hayati önem taşımaktadır. Çünkü bilinirlik ile kolon kanserini önlenebilir ve erken tanı ile yüksek oranda tedavi edilebilir bir hastalık olduğu bilinmesi gerekir. Ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin hiçbir belirti beklemeden, hekim önerisi doğrultusunda kolonoskopi yaptırması, 45 yaşını dolduran her bireyin ise tarama programına katılması yaşam kurtarıcıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-7-risk-faktorune-dikkat-616897">Kolon Kanserinde 7 Risk Faktörüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Nadir Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[novaseq]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık alanındaki teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek hastalarına daha hızlı ve daha doğru sağlık hizmeti sunmayı hedefleyen Dokuz Eylül Üniversitesi, genetik analizlerde kullanılan yüksek kapasiteli DNA dizileme cihazı NovaSeq 6000’i bünyesine kazandırdı. DEÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinde kullanılmaya başlanan cihaz, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde ileri genomik analiz imkânı sunuyor.</p>
<p>Söz konusu cihaz, mevcut bilgiler doğrultusunda üniversite hastaneleri arasında yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi bünyesinde bulunma özelliği taşıyor. Bu yeni teknoloji, hem klinik hizmetlerde tanı hızını artırıyor hem de bilimsel araştırmalara önemli katkılar sağlıyor.</p>
<p><b>“NADİR HASTALIKLARIN YÜZDE 80’İ GENETİK KÖKENLİ”</b></p>
<p>28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ahmet Okay Çağlayan, nadir hastalıkların küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Çağlayan, nadir hastalıkların tanımının ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte Türkiye’de yaklaşık her 2 bin kişiden birinde görüldüğünü belirterek, “Nadir hastalıkların toplamda yaklaşık 8 bin farklı türü bulunmaktadır. Bu hastalıklar dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 6’sını etkilemekte olup, dünya genelinde 400 milyondan fazla birey nadir hastalıklarla yaşamaktadır. Avrupa’da yaklaşık 30 milyon, ülkemizde ise 5 ila 7 milyon arasında nadir hastalığa sahip birey olduğu tahmin edilmektedir. Nadir hastalıkların oluşumunda genetik faktörler yüzde 80 oranında rol oynamaktadır. Bu hastalıkların yüzde 70’i çocukluk döneminde ortaya çıkmakta ve ülkemizde hastaların yaklaşık üçte birinde yaşam kaybına neden olabilmektedir,” dedi.</p>
<p><b>“ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ARASINDA SADECE DEÜ’DE VAR”</b></p>
<p>NovaSeq 6000 cihazının sağladığı ileri teknoloji sayesinde tanı süreçlerinde önemli bir hız ve doğruluk artışı sağlandığını ifade eden Prof. Dr. Çağlayan, şunları kaydetti:</p>
<p>“DEÜ bünyesine kazandırılan bu ileri teknoloji sayesinde hastalarımıza daha hızlı ve doğru tanı koyabiliyoruz. Aynı zamanda yürüttüğümüz bilimsel araştırmalarla bölgesel ve ulusal düzeyde önemli katkılar sunuyoruz. Üniversite hastaneleri arasında NovaSeq 6000 cihazının yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesinde bulunması, nadir hastalıkların teşhis, tedavi ve izlem süreçlerinde güçlü bir translasyonel genomik altyapıya sahip olduğumuzu göstermektedir.”</p>
<p><b>YILDA 10 BİN HASTA TEDAVİ GÖRÜYOR</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezinin T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış bir merkez olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlayan, merkezde tanı, araştırma ve genetik danışmanlık hizmetlerinin bütüncül bir yaklaşımla sunulduğunu ifade etti.</p>
<p>Genetik hastalıkların yalnızca bireyi değil tüm aileyi etkileyen sağlık sorunları olduğuna dikkat çeken Çağlayan, “Merkezimizde genetik tanı, risk değerlendirmesi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bugüne kadar yaklaşık 10 bin hastaya klinik değerlendirme yapılmış, 5 bin genetik test gerçekleştirilmiştir. Ayrıca İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile yürüttüğümüz multidisipliner çalışmalar sayesinde nadir hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde bilimsel ve klinik kapasitemizi sürekli geliştirmekteyiz,” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE HASTA HİZMETLERİNDE GÜÇLÜ ALTYAPI</b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesinin sağlık alanındaki ileri teknoloji yatırımları hem hasta hizmetlerinin kalitesini artırıyor hem de nadir hastalıklar başta olmak üzere genetik temelli hastalıkların anlaşılması ve tedavisine yönelik bilimsel araştırmalara güçlü bir zemin hazırlıyor. Üniversite, sahip olduğu ileri genomik teknolojiler ve uzman akademik kadrosuyla ulusal ve uluslararası düzeyde sağlık bilimlerine katkı sunmayı sürdürüyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-hastaneleri-arasinda-bir-ilk-novaseq-6000-deude-616621">Üniversite Hastaneleri Arasında Bir İlk: NovaSeq 6000 DEÜ&#8217;de</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 09:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[Hipoglisemi]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Oruç Tutma]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor. Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1️. Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>
<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>
<p><strong>2️. Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>
<p><strong>3️. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>
<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>4️. Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>
<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>
<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>
<p><strong>5️. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>
<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-616411">Diyabet Hastalarına 5 Kritik Oruç Uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gastrektomi]]></category>
		<category><![CDATA[günleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sleeve]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanları]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616246</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri (7) “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246">Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri (7) “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi. </span></b><b><span>Sleeve gastrektominin, obezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri olduğunu belirten </span></b><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, </span></b><b><span>sempozyumun alanında uzman cerrahları bir araya getirerek hem bilimsel gelişmelerin pratiğe aktarılmasına hem de hasta güvenliği ve yaşam kalitesini artıracak yenilikçi çözümlerin değerlendirilmesine önemli bir platform sunduğunu söyledi. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşen İstanbul Cerrahi Günleri (7), “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu”, Türkiye’nin farklı üniversitelerinden alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Doç. Dr. Emine Yıldırım: “O</span></b><b><span>bezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, açılış konuşmasında s</span><span>leeve gastrektominin, obezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri olduğunu belirterek teknik ayrıntılar ve komplikasyon yönetiminin başarıyı doğrudan etkilediğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bilimsel gelişmeler pratiğe aktarılıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>S</span><span>empozyumun alanında uzman cerrahları bir araya getirerek hem bilimsel gelişmelerin pratiğe aktarılmasına hem de hasta güvenliği ve yaşam kalitesini artıracak yenilikçi çözümlerin değerlendirilmesine önemli bir platform sunduğunu kaydeden Doç. Dr. Emine Yıldırım</span><span>, “</span><span>Sempozyumun amacı, sleeve gastrektomi alanında güncel yenilikçi teknikleri ve cerrahi sonuçları iyileştirmeye yönelik yeni yaklaşımları tartışmak, farklı merkezlerden deneyim paylaşımını sağlamak ve özellikle reflü, analjezi ve perioperatif yönetim gibi kritik başlıklarda ortak bir bilgi zemini oluşturmaktır. Bu kapsamda, cerrahi pratiğe doğrudan katkı sağlayacak güncel uygulamaların ele alınması hedeflenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Prof. Dr. Servet Karagül: “Komplikasyonların azaltılmasına yönelik stratejiler paylaşıldı”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Karagül</span><span>, sempozyumun çıktıları arasında, sleeve gastrektomide komplikasyonların azaltılmasına yönelik stratejilerin paylaşılması, reflü yönetiminde farklı tekniklerin karşılaştırılmasının yer aldığını söyledi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akademik iş birlikleri ile standartların yükseltilmesi hedefleniyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sempozyumda hasta konforunu artıran uygulamaların yaygınlaştırılması ve farklı merkezler arasında akademik iş birliğinin güçlendirilmesinin amaçladığını belirten </span><span>Prof. Dr. Servet Karagül, b</span><span>öylece hem klinik uygulamalara yön verecek öneriler geliştirilmesinin hem de obezite cerrahisinde standartların ilerletilmesinn hedeflendiğini ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>S</span></b><b><span>leeve gastrektomi yöntemi, farklı yönleriyle ele alındı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>S</span><span>empozyum moderatörlüğünü Prof. Dr. Günay Gürleyik ve Prof. Dr. Cüneyt Kayaalp üstlenirken p</span><span>rogramda sleeve gastrektomi sonrası reflüye yönelik antireflü cerrahi yaklaşımlar (falsiformopeksi, fundoplikasyon, krurorafi kombinasyonları), ağrı kontrolünde modern analjezi teknikleri (perigastrik uygulamalar, TAP blok, rejyonal anestezi) ve cerrahi teknik yenilikleri (tek port, bantlı sleeve, bikini sleeve, uzun stapler kartuşu kullanımı) gibi güncel ve pratik açıdan değerli konular kapsamlı biçimde ele alındı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Türkiye ve dünyadan uzmanlar bir araya geldi</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Düzce Üniversitesi: Dr. Mehmet Emin Gönüllü, Sleeve gastrektomide reflü için high resolution manometri kullanımı</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kocaeli, Konak Hastanesi: Dr. Fatih Kul, Sleeve gastrektomide reflü için falsiformopeksi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yalova, Özel Atakent Hastanesi: Dr. İmad Salih, Sleeve gastrektomide reflü için kısa falsiform ile falsiformopeksi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Özel muayenehane: Dr. Ozan Şen, Sleeve gastrektomide reflü için Nissen fundoplikasyon</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Özel Muayenehane: Dr. Ahmet Türkçapar, Sleeve gastrektomide reflü için Toupet fundoplikasyon</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Fatih Sultan Mehmet EA Hastanesi: Dr. Mehmet Mahir Fersahoğlu, Sleeve gastrektomide reflü için krurorafi ve gastropeksi kombinasyonu</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Biruni Üniversitesi: Dr Mehmet Kağan Katar, Sleeve gastrektomide perigastrik analjezik uygulaması</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Gedik Üniversitesi: Dr. Abdullah Şişik, Sleeve gastrektomide perigastrik analjezik etkinliğinin sınırları </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzmir, İzmir Şehir Hastanesi: Dr Gökalp Okut, Sleeve gastrektomide transversus abdominus plain blok </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Atlas Üniversitesi: Dr Burak Kalakoğlu, Uzun stapler kartuşu (75 mm) ile sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Amman (Ürdün) Özel muayenehane: Dr. Hamzeh Halawani, Rejional anestezi ile sleeve gastrektomi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya, Özel Muayenehane: Dr. Burhan Mayır, Tek porttan sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağdat (Irak), Özel muayenehane: Dr Haider Al-Ramahi, Bantlı sleeve gastrektomi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Adana, Medikal Park Hastanesi: Dr Cihan Gökler, Bikini sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzmir, Bazekol Hastanes: Dr Ogün Erşen, Modifiye bikini sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gaziantep, Anka Hastanesi: Dr. Mehmet Ali Yağcı, Sleeve gastrektomide stapler bekleme süresi. Samsun, Samsun Şehir Hastanesi: Dr. Mehmet Gökhan Taflan, Sleeve gastrektomide steroid kullanımı faydalı mı? </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya, Anatolia Hospital: Dr. Mehmet Nuri Koşar, Sleeve gastrektomide Buscopan kullanımı faydalı mı? </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Medeniyet Üniversitesi: Dr. Medeni Şermet, Sleeve gastrektomide Transamin kullanımı faydalı mı?</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246">Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden sağlıkta güçlü destek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-saglikta-guclu-destek-616140</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:42:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal belediyecilik anlayışını merkeze alan Karşıyaka Belediyesi, Evde Sağlık Destek Merkezi (ESDEM) ile yalnız yaşayan, hasta, engelli ve bakıma ihtiyaç duyan vatandaşların yaşamına dokunmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-saglikta-guclu-destek-616140">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden sağlıkta güçlü destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sosyal belediyecilik anlayışını merkeze alan Karşıyaka Belediyesi, Evde Sağlık Destek Merkezi (ESDEM) ile yalnız yaşayan, hasta, engelli ve bakıma ihtiyaç duyan vatandaşların yaşamına dokunmaya devam ediyor. Evlere taşınan sağlık ve psikososyal destek hizmetlerinden her yıl yüzlerce kişi yararlanıyor. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Yaşam kalitesini önceleyen sosyal destek hizmetlerimizle, kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir kent için çalışıyoruz” dedi.</b></p>
<p>Karşıyaka Belediyesi Evde Sağlık Destek Merkezi (ESDEM), uzman kadrosuyla ihtiyaç sahibi vatandaşların evlerine şifa taşıyor. 4 sağlık personeli, 2 psikolog, 2 sekreter, 1 şoför ve 1 yardımcı hasta bakım elemanından oluşan ekip, başvuruda bulunan vatandaşların evlerine giderek ihtiyaçları doğrultusunda gerekli destekleri sunuyor. Bu kapsamda, kronik hastalığı bulunan kişilere eğitim ve danışmanlık hizmeti veriliyor. Görüşmeler sırasında Alzheimer hastalığı tespit edilen bireyler ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirilirken, İzmir’de sağlık alanında hizmet veren önemli iletişim numaraları da vatandaşlarla paylaşılıyor. Merkezde görev yapan psikologlar, hem telefonla hem de yüz yüze görüşmelerle destek sağlamayı sürdürüyor. Özellikle yalnız yaşayan vatandaşlar için bu hizmet önemli bir sosyal dayanışma örneği oluşturuyor.</p>
<p><b>TEMİZLİK HİZMETİ YENİDEN BAŞLIYOR</b></p>
<p>Öte yandan ESDEM kapsamında sunulan evde temizlik hizmetleri Mart ayı itibarıyla yeniden başlayacak. Böylece ihtiyaç sahibi vatandaşların yaşam alanlarının daha sağlıklı ve güvenli hale getirilmesi hedefleniyor. Evde Sağlık Destek Merkezi hizmetlerinden yararlanmak isteyen vatandaşlar 366 21 89 ve 369 27 30 numaralı telefonlardan, Karşıyaka Belediyesi Halkla İlişkiler Birimi’nden veya mahalle muhtarları aracılığıyla başvuru yapabiliyor.</p>
<p><b>“KİMSEYİ YALNIZ BIRAKMIYORUZ”</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Evde sağlık ve psikososyal destek hizmetlerimizle kapıları çalıyor; yalnız yaşayan, bakıma muhtaç ve kronik hastalığı olan vatandaşlarımızın yanında oluyoruz. Amacımız sadece bakım desteği sağlamak değil, güven veren, umut aşılayan ve yaşam kalitesini artıran bir anlayışı her evde hissettirmektir. ESDEM ile Karşıyaka’da toplum sağlığına katkı sunuyor, sosyal belediyeciliğin gerçek anlamını hayata geçiriyoruz. Kimsenin kendini yalnız hissetmediği, dayanışmanın daha da büyüdüğü bir kent için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyaka-belediyesinden-saglikta-guclu-destek-616140">Karşıyaka Belediyesi&#8217;nden sağlıkta güçlü destek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konak&#8217;ın hasta nakil hizmeti yüzleri güldürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konakin-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor-616087</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 08:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[güldürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[konak]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yüzleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616087</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Hasta Nakil Ambulansı, iki yılda 2209 Konaklıya hizmet verdi. Kısıtlı imkanlar nedeniyle hastane randevularına gidemeyen Konaklıların yüzü, dayanışmanın gücüyle güldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakin-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor-616087">Konak&#8217;ın hasta nakil hizmeti yüzleri güldürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Hasta Nakil Ambulansı, iki yılda 2209 Konaklıya hizmet verdi. Kısıtlı imkanlar nedeniyle hastane randevularına gidemeyen Konaklıların yüzü, dayanışmanın gücüyle güldü.</b></p>
<p>Konak Belediyesi’nin ücretsiz sağlık hizmetleri arasında önemli bir yer tutan Hasta Nakil Ambulansı, kısıtlı imkanlar nedeniyle hastane randevularına gidemeyenlerin yardımına koşuyor. Deneyimli personel ve tam teçhizatlı aracıyla Konaklıların yanında olan Konak Hasta Nakil Ambulansı hizmetinden son iki yılda yararlanan Konaklı sayısı 2209’a ulaştı. Sağlık İşleri Müdürlüğüne bağlı hizmet kapsamında, hastane randevusu olan ve çeşitli nedenlerle ulaşımda güçlük yaşayan hastalar, evlerinden alınarak hastaneye götürülüyor; hastanedeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından yine ambulansla evlerine bırakılıyor. Hasta ve hasta yakınlarının oldukça memnun kaldığı güvenli ve planlı ulaşım desteği için başvurular 444 35 66 numaralı hat üzerinden kolaylıkla yapılabiliyor.</p>
<p><b>“Hastalıkta da sağlıkta da beraberiz”</b></p>
<p>Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, her zaman Konaklı komşularının yanlarında yer aldıklarını vurgulayarak, “Konak’ta kimsenin kendisini yalnız hissetmemesi için çıktığımız yolda, zor zamanlarında da hep komşularımızın yanında olacağımızı söylemiştik. İhtiyaç duyulan her an, var gücümüzle onların yanında olmaya devam ediyoruz. Hasta Nakil Ambulansımız da bu anlayışın bir ürünü. Hastalıkta da sağlıkta da beraberiz, Konaklı komşularımızın her zaman yanındayız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“İyi ki varsınız”</b></p>
<p>Hizmetten faydalanan 88 yaşındaki Erel Şarman, “Bir İzmirli olarak Konak Belediyesi’ne ve Başkan Nilüfer Çınarlı Mutlu’ya teşekkür borçluyum. Çok güzel, takdir edilecek hizmetleri var. Evime gelip beni elleriyle ambulansa bindirdiler ve hastaneye taşıdılar. Çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız” diyerek memnuniyetini dile getirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konakin-hasta-nakil-hizmeti-yuzleri-gulduruyor-616087">Konak&#8217;ın hasta nakil hizmeti yüzleri güldürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemer Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te 7 Bin 938 vatandaşa sağlık desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kemer-belediyesinden-2025te-7-bin-938-vatandasa-saglik-destegi-615569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[kemer]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşa]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, 2025 yılı içerisinde vatandaşa yönelik ücretsiz hizmetlerin sayısal verilerini paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemer-belediyesinden-2025te-7-bin-938-vatandasa-saglik-destegi-615569">Kemer Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te 7 Bin 938 vatandaşa sağlık desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, 2025 yılı içerisinde vatandaşa yönelik ücretsiz hizmetlerin sayısal verilerini paylaştı. Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 2025 yılı içerisinde 2725 vatandaşın minibüsle, 275 vatandaşı da otomobille hastanelere ulaşımını sağladı.</p>
<p>Toplam 98 vatandaşın da ambulansla hastaneye ücretsiz ulaşımını sağlayan belediye ekipleri, evde bakım hizmetleri kapsamında 571 vatandaşı evinde tıraş ederken, 471 vatandaşa pansuman ve enjeksiyon uyguladı. Bakıma muhtaç vatandaşların yanında olan ve olmaya devam eden Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 65 vatandaşa hasta yatağı, 49 vatandaşa da tekerlekli sandalye temin etti.</p>
<p>1071 vatandaşa ücretsiz psikolojik destek hizmeti veren Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 2025 yılı Kasım ve Aralık aylarında 201 vatandaşa diyetisyen hizmeti sundu.</p>
<p>Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’nun sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan Mola Evi ise açıldığı günden bu yana vatandaşlardan tam not almaya devam ediyor. Engelli bireylere ve ailelerine yönelik ücretsiz hizmet veren Mola Evi’ni 2025 Aralık ayında toplam 50 engelli birey ziyaret etti.</p>
<p>Her yıl geleneksel olarak sünnet şöleni de düzenleyen Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 68 çocuğun erkekliğe ilk adımı atmasını sağladı.</p>
<p>Ramazan ayı dolayısıyla ihtiyaç sahibi vatandaşların da yanında olan Kemer Belediyesi 2 bin 115 vatandaşa ramazan kartı teslim edilirken, 179 vatandaşa da maddi yardım sağladı.</p>
<p>Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top yaptığı açıklamada, “2025 yılında sağlık işleri müdürlüğümüz sağlık konusunda bizden destek ve yardım isteyen tüm vatandaşlarımızın yanında oldu. Evde bakım hizmetlerimizin yanı sıra hastalarımızın hastanelere ulaşımları, maddi yardımlar, psikolog ile diyetisyen desteklerimiz ve diğer hizmetlerimizle her zaman sahada yer aldık. Geçen sene toplam sağlık konusunda 7938 vatandaşımızın yanında yer aldık. Bu yılda aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kemer-belediyesinden-2025te-7-bin-938-vatandasa-saglik-destegi-615569">Kemer Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te 7 Bin 938 vatandaşa sağlık desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastane bahçeleri Büyükşehir&#8217;le daha güzel</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastane-bahceleri-buyuksehirle-daha-guzel-615436</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 14:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bahçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615436</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde sürdürdüğü çevre düzenleme ve bakım çalışmalarına aralıksız devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastane-bahceleri-buyuksehirle-daha-guzel-615436">Hastane bahçeleri Büyükşehir&#8217;le daha güzel</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde sürdürdüğü çevre düzenleme ve bakım çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Ekipler, vatandaşların daha sağlıklı ve güvenli ortamlarda hizmet alabilmesi için hastane bahçelerinde budama ve temizlik çalışmaları gerçekleştiriyor.</p>
<p><b>ÇİM ALANLARDA BAKIM VE TEMİZLİK ÇALIŞMASI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı’na bağlı ekipler, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi yerleşkesinde kapsamlı budama ve çevre temizliği çalışması gerçekleştirdi. Hastane bahçesinde bulunan ağaç ve çalılarda mevsimsel budama işlemleri yapılırken, kuru ve tehlike arz eden dallar kontrollü şekilde kaldırıldı. Çim alanlarda bakım ve temizlik çalışmaları da titizlikle tamamlandı.</p>
<p><b>BİTKİ SAĞLIĞI DESTEKLENİYOR</b></p>
<p>Yeşil alanların korunması ve uzun ömürlü olması açısından büyük önem taşıyan budama çalışmaları sayesinde hem bitki sağlığı destekleniyor hem de olası risklerin önüne geçiliyor. Ayrıca periyodik olarak gerçekleştirilen temizlik ve düzenleme çalışmalarıyla hastane çevresinin görsel kalitesi artırılıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, hasta ve hasta yakınlarının yoğun olarak kullandığı sağlık tesislerinde çevre düzeni ve güvenliğini ön planda tutarak, çalışmalarına program dahilinde devam edecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastane-bahceleri-buyuksehirle-daha-guzel-615436">Hastane bahçeleri Büyükşehir&#8217;le daha güzel</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimle]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[verilmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! </strong></p>
<p>Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı!</strong></p>
<p>Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi.</p>
<p>Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;in Hasta Nakil Hizmet Filosu Büyüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-hasta-nakil-hizmet-filosu-buyuyor-615171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 16:09:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[büyüyor]]></category>
		<category><![CDATA[filosu]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, acil müdahale gerektirmeyen hastalar için sunduğu ücretsiz hasta nakil ambulansı hizmetini, hayırseverlerin desteğiyle güçlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-hasta-nakil-hizmet-filosu-buyuyor-615171">Büyükşehir&#8217;in Hasta Nakil Hizmet Filosu Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, acil müdahale gerektirmeyen hastalar için sunduğu ücretsiz hasta nakil ambulansı hizmetini, hayırseverlerin desteğiyle güçlendiriyor. Yeni hibe edilen araçlarla filosunu 3’e çıkaran Büyükşehir, 2026 yılında 17 ilçede daha hızlı ve nitelikli hizmet vermeyi hedefliyor.</p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanındaki yatırımlarına devam ediyor. Özellikle hareket kabiliyeti kısıtlı vatandaşların evden hastaneye, hastaneden eve güvenli bir şekilde taşınmasını sağlayan hasta nakil ambulansı hizmeti, yeni araçların katılımıyla daha geniş bir kitleye ulaşıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’nun öncülüğünde yürütülen çalışmalar, 17 ilçede vatandaşların yaşamını kolaylaştıran örnek bir model sergiliyor.</p>
<p><b>“Büyük Bir Kolaylık Sağlandı”</b></p>
<p>Hizmetten yararlanan hasta yakını Dilber Yücel, sağlanan desteğin kendileri için hayati önem taşıdığını belirterek şunları söyledi: “Eskiden hastamızı sandalyesiyle indirip bindirmekte çok zorlanıyor, dışarıdan yardım bekliyorduk. Şimdi ekipler gelip odasından alıyor, hastaneye götürüp tekrar eve bırakıyorlar. Bu hizmetten çok memnunuz; Allah razı olsun. Besim Başkanımıza çok teşekkür ederiz.”</p>
<p><b>2026 Hedefi: Daha Hızlı ve Kapsamlı Hizmet</b></p>
<p>Hizmetin kapsamı hakkında bilgi veren Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Ahmet Müştak Aydın, 2025 yılında tek bir ambulansla 1.280 nakil gerçekleştirdiklerini vurguladı. Aydın, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Hayırsever vatandaşlarımızın bağışlarıyla araç sayımızı 3’e çıkardık. Başkanımız Besim Dutlulu’nun vizyonuyla 2026 yılında genişleyen filomuz sayesinde hizmet kapasitemizi ve kalitemizi çok daha yukarı taşıyacağız. Vatandaşlarımızdan aldığımız geri dönüşler bizleri mutlu ediyor. Hasta nakil ambulansımıza 444 99 45 Çözüm Merkezi ya da manisa.bel.tr üzerinden bize ulaşıp, talepte bulunabilirler. 17 ilçemizde hizmet veriyoruz.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirin-hasta-nakil-hizmet-filosu-buyuyor-615171">Büyükşehir&#8217;in Hasta Nakil Hizmet Filosu Büyüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 08:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kalın]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti (burun estetiği) hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993">Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti (burun estetiği) hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p>Burun estetiğinde en önemli temel ilke yaş ilkesi olarak belirtiliyor. Bireyin burun estetiği ameliyatı olma konusunda yaş kriteri 18 yaş olarak ifade ediliyor. Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr Sinan Uluyol, rinoplasti ameliyatı olacak kişilerin kanuni olarak kemik yüz yapısının gelişiminin tamamlandığı yaş sınırını geçmiş olması kriterinin önemine işaret ediyor.  Bu sınırın da 18 yaş olduğunu söyleyen Uluyol, burun estetiği ameliyatları konusunda önemli bilgiler verdi. <br /> <br />Burun Estetiği Sonrası Şişlik ve Morluklar Normal Mi?<br /> <br />Burun estetiği ameliyatlarından sonra göz çevresinde ve yüzde ağrı, şişlik, morluklar olması normal mi? sorusu en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor.  Op. Dr. Uluyol, rinoplasti sonrasındaki ilk iki-üç gün özellikle göz çevresinde kırmızı, yeşil, sarı, mor renk değişiklikleri olabileceğini, bu durumlarda iyi bir buz uygulaması yapılırsa, uygun ilaç tedavisi verilirse ve başı yüksekte tutarak uyuma gerçekleştirilirse bu durumların daha hızlı bir sürede düzeleceğini söyledi. <br /> <br />Rinoplasti Sonrası Ağrıları Hakkında <br /> <br />Rinoplasti ameliyatından sonra yedinci günün sonunda bu bölgede sadece ufak sarı lekeler kalacağını onların da kısa sürede kaybolacağını ifade eden Sinan Uluyol, “Yüzün tam orta kısmında zonklama tarzında bir ağrı hissedilir. Burun estetiği dokuya minimal hasar verildiği takdirde ağrı sızı duyma olasılığı da azalmış olur. Burun estetiği ameliyatları çok ağrılı ameliyatlar değildir. Iyi bir estetik ve fonskiyonel sonuç alınması hedeflenen operasyonlar da bu bahsettiğimiz durumlar çekilmesi muhtemel ufak ağrılardır” dedi. <br /> <br />Kalın Ciltlerde Rinoplasti Yapılmasının Avantaj ve Dezavantajları<br /> <br />Kalın ciltlerde burun estetiği mümkün müdür? konusunda bilgi veren Uluyol, “Kalın ciltlerde rinoplasti ameliyatı olmak hem bir avantajdır hem de dezavantajdır.  Önce dezavantajlarını sıralamam gerekirse; kalın ciltlerde burun ucunu çok ince yapamayabiliyoruz. Cilt burnu bir yorgan gibi örttüğü için yapıları kapatıyor. Aynı zamanda kalın cilde sahip hastalarda burun ucu çok ağır olur. İyi bir teknik uygulanmaz ise burun ucunun düşme ihtimali, ince cilde göre daha fazla olabilir.  Bunun yanında kalın cilde sahip hastalar ameliyat yapıldıktan sonra 3 aylık periyotta burun ucunda normalden daha fazla şişlik yaşarlar. Demoralize olurlar”diye konuştu. “Bu kadar dezavantajı var ama avantajı var mı? diye soranlara da şunu söyleyebilirim” diyerek devam eden Op. Dr. Uluyol, “Burun estetiği ameliyatlarında, biz deyimi yerindeyse sular çekildikten sonra asıl sonucu net bir şekilde görürüz. Bu da bir, bir buçuk yıl içinde olur. Kalın ciltli hastalar biraz sabrederse sonları selamet oluyor” vurgusunda bulundu.  <br /> <br /> Rinoplasti Uygulanan Hastada Burun Ucu Düşer Mi?<br /> <br />Burun estetiğinden sonra burun ucu düşmesi konusuna da açıklık getiren KBB Uzmanı Op. Dr. Uluyol şunları söyledi: “Burun ucu, altında kemik yapı olmadığı için oynar bir yapıdır. Yaşla beraber bağ ve destek dokusu azalır. Zaten aslında kişiler ameliyat olmasa da yaş ilerledikçe, yaşamın gereği olarak burun ucu aşağı doğru yer değiştirir.” <br /> <br />Rinoplasti operasyonlarında cerrahi ekibin, burun ucunu doğru yere oturtması, uygun teknikler kullanmasının burun ucunun düşmemesini sağlayabileceğini belirten Uluyol, “Bu noktada burun estetiği düşünen hastaların hekim seçiminde dikkatli olması önem arz ediyor.  Özellikle uzun dönem ameliyat sonuçlarını gördükleri, ameliyat sonuçlarının video görsellerini gördükleri ve inandıkları hekimleri seçmelerini tavsiye ediyorum” diye konuştu. <br /> <br />Burun Şekli Tercihlerinde Neye Dikkat Edilmeli?<br /> <br />“Burun estetiğinde iki önemli nokta var” diyen Uluyol şöyle devam etti: “Her burnun ayrı bir hikayesi vardır. Bunu cerrahi ekip ameliyat sırasında anlar ve hastanın isteği doğrultusunda yapabileceği en yakın şekli verir. Fotoğraf getirip de ameliyat olmak isteyen hastalarımız var. Kişi burnunun şeklinden memnun değilse ve kendisine yakışacağını düşündüğü burun şeklini belirlemiş ise bunu öncelikle iyi araştırdığı ve önceki çalışmalarını gözlemleyebildiği bir hekime danışmalıdır. Önemli olan hekimin hastasının isteği doğrultusunda götürebileceği noktadır. Ve uzun dönem sonuçlarını göremediğiniz bir hekim ve ekibine yönelmek yanlış bir tercih olabilir. Hekim seçiminde kişilerin beğendikleri burunları ortaya çıkartan hekimleri tercih etmeleri çok önemlidir. Bir diğer unsur ise yüzyüze görüşmedir. Bir diğer tavsiyem de, ameliyat düşünenlerin en az iki tane deneyimli ekip ile görüşülme yapmaları olacaktır. Bu yöntem hastayı doğru yola ulaştırır.”<br /> <br />Amaç Sadece Burnu İyi Şekillendirmek Olmamalıdır!<br /> <br />Burun estetiğinde hedeflenenin sadece istenilen şeklin verilmesi olmadığının, burun sağlığının da öneminin altını çizen Op. Dr. Sinan Uluyol, “Daha iyi nefes alan daha güçlü bir burun hedeflenmelidir. Burun estetiği sırasında burun orta bölgesinde var olan devüasyon gibi durumları da çözebiliyoruz. Hemen hemen her hastada bu durumlar vardır. Örneğin, yanlarda burun eti denilen noktalara da radyo frekans uygulanır. Bunlar rutin yapılan işlemlerdir. Estetikle aynı zamanda hastada polip, sinüzit gibi durumlar varsa bunlar da operasyon sırasında giderilebilen sorunlardır” dedi.<br /> <br />Rinoplasti Ameliyatı Teknikleri Nelerdir? <br /> <br />Rinoplasti ameliyatlarının açık ya da kapalı olması konusunda hastalardan çokça soru aldıklarını söyleyen Uluyol, “Bir hasta ameliyat olurken güzel şekilli bir burnu olsun, bunu uzun süre kullansın ve bu yeni burnu ile de güzel bir şekilde nefes alabilsin ister. Burada tekniğin teorik olarak hiçbir önemi yok burada önemli olan güvenilir bir cerrahi ekiptir. Düzgün uygulanan teknikte her türlü şişlik, morluk gibi unsurlar minimal düzeyde olur.” vurgusunda bulundu.  <br /> <br /> Kıkırdak Eğriliği Olan Hastalara Hatırlatma!<br /> <br />KBB Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol son olarak bir gün burun estetiği ameliyatı olması muhtemel, bu ameliyatı olmayı aklına koymu olan kişilere yönelik önemli bir hatırlatmada bulundu. <br /> <br />Uluyol, “Biz kıkırdak eğriliği söz konusu olup, burun estetiği ameliyatı olmayı aklına koymuş hastaların, gidip septoplasti ameliyatı olmalarını asla istemeyiz. Burun kıkırdağında eğrilikler olan kişiler septoplasti ile bu eğrilikleri düzelttiriyorlar. Septoplasti ameliyatı olan bir hasta bir süre sonra burun estetiği (rinoplasti) ameliyatı da olmak isterse yeterli kıkırdak doku bulunamayacaktır. Biz burun estetiğinde kıkırdağa ihtiyaç duyarız. Kıkırdak yoksa bu yapı kulaktan ya da kaburgadan alınmak zorunda kalınacaktır. Bu alış tekniklerinin de bazı yan etkileri vardır ve bazen burundaki kıkırdak kaynağına uyumlu olmayabilirler. Bu nedenle, eğer burun estetiği olma ihtimali aklınızdan geçiyorsa lütfen burun ortasından kıkırdak ameliyatı olmayınız. İşinizi zorlaştırmayınız” uyarısında bulundu.<br /> <br /> <br /> <br /> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993">Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlatıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tutmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614668</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668">Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’ın gelmesiyle birlikte oruç tutmak isteyen pek çok kalp hastası sağlık durumlarının oruç tutmaya elverişli olup olmadığını araştırıyor. Kimileri de “Yaz aylarında bile tuttum, olumsuz bir şey olmadı, kışın daha rahat” diyerek, doktoruna danışmaya gerek görmüyor. Ancak dikkat! <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut</strong> “Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutması ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle mutlaka hekimleri ile görüşüp karar vermelidirler. Özellikle diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol ilacı kullanan kişiler ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, orucun hangi kalp hastalıklarında tutulabileceğini, kimler için riskli olabileceğini anlattı, oruç tutmak isteyen kalp hastalarına önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p>Kış aylarında oruç tutmak yaz mevsimine göre daha rahat olsa da, kalp ve damar hastalığı olan kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi ve birlikte karar verilmesi gerekiyor. Oruç tutmanın hem beden hem de ruh sağlığımızı olumlu yönde etkilediğini, vücudu tetikte tutan uyarıcı etkiye sahip sempatik sinir sisteminin baskılanması sonucu kalp hızında ve özellikle büyük tansiyonda azalma gözlemlendiğini belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut</strong>, “Kalp hastalıklarında sıklıkla gelişen psikolojik bozukluk ve depresyon durumu da oruçla birlikte düzelir. Hasta ‘kalp hastası oldum, yarım adam oldum’ psikolojisinden çıkar. Kalp hızındaki azalma ve tansiyonda oluşacak düşme ile hastalarda göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetler azalacaktır. Diyabet (şeker) ve kolesterol kontrolü kolaylaşacak ve damar sağlığında iyileşme olacaktır” diyor. Ancak hemen ardından uyarıyor!</p>
<p><strong>Hangi kalp hastaları oruç tutmamalı?</strong></p>
<p>Kardiyovasküler açıdan riskli olan bir hastanın doktoruna danışmadan oruç tutmasının ciddi sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Karabulut “Oruç sadece sağlıklı kişilere farz kılınmıştır. Bu nedenle kronik hastalığı olanların mutlaka hekimlerinden onay almaları gerekir.  Özellikle diyabet, tansiyon ve kolesterol ilacı kullananlar ilaçlara Ramazan’da da devam etmelidir. Kontrolsüz diyabet (şeker), tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklardır” derken, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ciddi kalp yetersizliği, tedavi edilmemiş damar darlığı, ilerlemiş kapak hastalığı, yüksek tansiyonu olanlara, ilaç kullanması şart olup buna karşın ilaç saatleri iftar ve sahura göre ayarlanamayan hastalara, kalp ameliyatı ya da balon stent işleminin üzerinden 3 ay geçmemiş kişilere oruç tutmaları önerilmez.” </p>
<p><strong>Bu hastalar oruç tutabilir ama önce… </strong></p>
<p>Oruç tutabilecek durumda olan kalp hastalarının da bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğini belirten Prof. Dr. Karabulut bu kişileri şöyle açıklıyor: “Tansiyonu kontrol altına alınmış olanlar, damar sertliği olsa da herhangi bir şikayete yol açmayanlar, hafif düzeydeki kalp kapak hastalıkları, iyi huylu ritim bozukluğu, hafif düzeyde kalp yetersizliği, ılımlı seyreden diyabeti olanların, doktor kontrolünde de bir risk görülmediyse oruç tutmasında sakınca yoktur. Ancak özellikle iftar sofrasında bazı kurallara mutlaka dikkat etmeleri gerekir.”</p>
<p><strong>Oruç tutacak kalp hastaları bu 10 öneriye dikkat!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, ağır iftar sofralarında aşırı tüketimin kalp krizi riskini artırdığını belirtirken, 10 önemli öneride bulunuyor; </p>
<ul>
<li>Özellikle iftarda mideye bir anda yüklenilmesi; tansiyonu yükseltir, çarpıntıya yol açar, kalp krizi riskini artırır! Yemeği yavaş yiyin ve midenizi zorlamayın.</li>
<li>İlaç kullanımı sıklıkla aksatılıyor. Doktorunuzla birlikte ilaçlarınızın saatlerini belirleyip mutlaka düzenli kullanın. Kontrolsüz şeker, tansiyon ve kolesterol kalp krizini tetikleyen temel hastalıklar olduğundan, özellikle bu ilaçlarınızı kesinlikle aksatmayın. </li>
<li>İftarı sigara ile açmak gibi bir hataya düşmeyin. İftarı suyla açın, bu ayı sigarayı bırakmak için fırsat olarak değerlendirin.</li>
<li>Sık yapılan hatalardan biri de; pideyi abartmak. Beyaz un kalbin en büyük düşmanlarından biridir. Bu nedenle Ramazan pidesini küçük bir dilimle sınırlayın, tam tahıllı ekmek tercih edin.  </li>
<li>Kızartma ve yağlı yiyeceklerden uzak durun, iftariyelik yerine salata ve ana yemek tüketin. Şerbetli tatlıdan uzak durun, sütlü tatlı tercih edin ama aşırıya kaçmayın. </li>
<li>Ramazan’da tuz tüketimi artıyor ancak unutmayın ki; aşırı tuz tansiyon ve kalp krizi riskini artırıyor! Bu nedenle sofraya tuz koymayın. </li>
<li>Ramazan’da şerbetli içeceklerin tüketimi artıyor, azalan su tüketimi damarlarda pıhtıya yol açabiliyor. Şerbet ve gazlı içecek yerine su için. İftar ile sahur arası mutlaka 1,5 litre su tüketin.</li>
<li>Sahura ya bilinçli kalkılmıyor ya da kaçırılabiliyor. Ancak sahur yemeğini atlamak tansiyon ataklarına yol açarken, kalp krizi riskini artırabiliyor. Bu nedenle mutlaka sahura kalkın. Sahurda bir çay tabağı ceviz/badem veya fındık tüketmek damar sağlığını korur. Çay ve kahve yerine mutlaka su için. Sahura kalkamayan kalp hastaları oruç tutmada ısrarcı olmamalıdır. </li>
<li>Uykusuzluk kalp sağlığını olumsuz etkiler. Sahur ile bölünecek uyku, akşam yatağa daha erken gidilerek telafi edilebilir. Gündüz saatlerinde uyumak isterseniz bir saati aşmayın çünkü daha fazla uyku, gece uykusunu bozar ve kalbi olumsuz etkileyebilir. </li>
<li>İftar sonrası hemen uzanmak kalbi de olumsuz etkileyebileceğinden dolayı mutlaka kısa süreli de olsa yürüyüş yapın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oruc-tutmak-kalbi-ve-tansiyonu-rahatlatiyor-ama-614668">Oruç tutmak kalbi ve tansiyonu rahatlatıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hapşu&#8221;ya karşı 5 Süper Güç! Okul ve Kreşlerde Enfeksiyonlardan Nasıl Korunmalı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hapsuya-karsi-5-super-guc-okul-ve-kreslerde-enfeksiyonlardan-nasil-korunmali-614250</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlardan]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[hapşu]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kreşlerde]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[süper]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614250</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda influenza, RSV, adenovirüs ve halk arasında “beta mikrobu” olarak bilinen streptokok enfeksiyonları özellikle son dönemlerde en sık karşılaşılan hastalıklar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hapsuya-karsi-5-super-guc-okul-ve-kreslerde-enfeksiyonlardan-nasil-korunmali-614250">&#8220;Hapşu&#8221;ya karşı 5 Süper Güç! Okul ve Kreşlerde Enfeksiyonlardan Nasıl Korunmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda influenza, RSV, adenovirüs ve halk arasında “beta mikrobu” olarak bilinen streptokok enfeksiyonları özellikle son dönemlerde en sık karşılaşılan hastalıklar. Okul ya da kreş gibi kapalı alanlar, virüs ve bakterilerin daha hızlı yayıldığı ortamlar olduğu için sadece üst solunum yolu enfeksiyonları değil, bronşit ve zatürre gibi alt solunum yolu enfeksiyonları için de risk yaratıyor. Solunum yolu enfeksiyonları en sık; konuşma, öksürme ve hapşırma sırasında havaya yayılan damlacıklar ve enfekte yüzeylerle temas sonucu bulaşıyor. </p>
<p>Kronik hastalığı bulunan çocuklarda ve 2 yaş altı bebeklerde; yüksek ve düşmeyen ateş, beslenme bozukluğu, hızlı solunum, genel durumda belirgin bir zayıflık ile yoğun kusma ve ishal gibi belirtilerin görülmesi halinde gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serkan Atıcı, </strong>çocukların sadece hastalandıklarında değil, sağlıklıyken de düzenli kontroller için doktora götürülmesi gerektiğini söylüyor. Bu kontrollerle büyüme gelişmesi, aşı, vitamin ya da demir gibi mineral eksikliklerinin gözden geçirilip gerekli önlemlerin alınması sağlanabiliyor. </p>
<p><strong>Doç. Dr. Atıcı, </strong>soğuk havalarda enfeksiyonlardan korumak için çocukların hayatında bir alışkanlığa dönmesi gereken önerilerini de paylaştı. </p>
<p><strong>1- El Hijyeni: Mis Kokan Eller!</strong></p>
<p>Okul saatlerinde çocukların, kalabalık bir sınıfta mikrobik yükün çok olduğu ortak kullanım alanlarına dokunmaları elbette kaçınılmaz. Ancak bu gibi durumlarda elleri mümkün olduğunca ağız ve buruna temas ettirmemek, teneffüs aralarında elleri yıkamak ya da el dezenfektanı kullanmak hastalıklardan korunmak için son derece önemli. Çocuklarımıza mutlaka doğru el yıkamayı öğretmeli ve el yıkama alışkanlıklarını geliştirmeliyiz.</p>
<p><strong>2- Kağıt Mendil: Biri Çantada, Biri Cepte </strong></p>
<p>Kış aylarında çocuklarınızın kağıt mendil kullanma alışkanlığı edinmelerine yardımcı olun. Montlarının cebinde mutlaka bir adet, çantalarında da bir yedek bulundurun. Hapşırma ya da öksürme gibi durumlarda sadece kağıt mendil kullanmaları ve kullandıktan sonra çöpe atmaları gerektiğini öğretin. </p>
<p><strong>3- Yakın Temas: Sarılıp Öpmelere Bir Süre Ara </strong></p>
<p>Özellikle hasta kişilerin, solunum sekresyonu ile mikrobu yaymasını önlemek için yakın temastan kaçınmaları gerekir. Çünkü solunum yolu enfeksiyonları en çok yakın temas sonucu ağızdan çıkan damlacıklar yoluyla bulaşır.</p>
<p><strong>4- Güçlü Bağışıklık: Sağlıklı Beslen, Mikroplar Zayıflasın </strong></p>
<p>Güçlü bir bağışıklık için sağlıklı beslenme, çocuklar için de önemli bir kural. Bu noktada anne ve babalara 3 büyük görev düşüyor; özellikle kış aylarında çocuklara, kış meyve ve sebzelerini sevdirmek, besin öğelerini dengeli şekilde tüketmelerine destek olmak ve abur cubur gıdalardan uzak durmalarını sağlamak. </p>
<p><strong>5- Burundan Nefes: Sağlıklı Solunumun Tek Yolu  </strong></p>
<p>Burnumuz, soluduğumuz havayı nemlendirerek akciğerlerimize daha temiz bir hava girmesini sağlayıcı filtre görevi görür. Burunda tıkanıklık olduğunda ise, solunum bu kez ağız yoluyla yapılır ve bu da mikrop içeren havanın akciğerlere inmesine neden olur. Unutmayalım ki, kış enfeksiyonları için de burundan nefes almak, güçlü bir koruyucu bariyerdir. Çocuklarınızda gün içinde ağız yoluyla nefes alma alışkanlığı varsa, bunun farklı sebepleri olabileceği için en kısa sürede bir uzmana başvurmayı ihmal etmeyin. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hapsuya-karsi-5-super-guc-okul-ve-kreslerde-enfeksiyonlardan-nasil-korunmali-614250">&#8220;Hapşu&#8221;ya karşı 5 Süper Güç! Okul ve Kreşlerde Enfeksiyonlardan Nasıl Korunmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Az]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün öne çıkan başlıklarından biri karın bölgesinde kesi yapılmadan gerçekleştirilen vNOTES izsiz cerrahi uygulamaları oluyor. Minimal invaziv cerrahinin geldiği bu noktada, vajinal doğal açıklıklarının kullanıldığı bu yöntem kadınlara hem konforlu hem de estetik bir tedavi süreci sunabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Günkaya, jinekolojk hastalıkların tedavisinde uygulanabilen “izsiz cerrahi vNOTES” hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Doğal açıklıktan yapılan cerrahi yaklaşım</strong></p>
<p>vNOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery), cerrahi aletlerin ve kamera sisteminin vajinal doğal açıklıktan yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen endoskopik bir yöntem olarak tanımlanır. Operasyon boyunca karın bölgesinde kesi ya da delik açılmaz. Bu özelliğiyle klasik açık cerrahi ve laparoskopik yöntemlerden ayrılan vNOTES, vücuda daha az travma oluşturan bir yaklaşım sunar. Karın bölgesinde iz bırakmaması nedeniyle “izsiz cerrahi” olarak anılan bu yöntem, ameliyat sonrası iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırır.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası konfor ön planda</strong></p>
<p>vNOTES tekniğinde cerrahi işlemler doğrudan görüş altında gerçekleştirilir. Bu durum, kanama kontrolünü kolaylaştırırken komplikasyon oranlarının da düşük olmasına katkı sağlar. Karın bölgesinde kesi bulunmaması, ameliyat sonrası ağrının klasik yöntemler ve laparoskopiye göre çok az olmasından dolayı ile hastaların büyük bölümünde ağrı kesici ihtiyacı minimum düzeyde kalır. Ayrıca görünür bir yara olmadığı için pansuman ya da özel yara bakımı gerekmez. Bu sayede hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına daha kısa sürede dönebilirler. Özellikle obez hastalarda karın bölgesinden yapılan cerrahilerde yaşanabilen teknik zorluklar, vNOTES yönteminde büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu yönüyle vNOTES, farklı hasta gruplarında güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>Geniş bir uygulama alanına sahip</strong></p>
<p>vNOTES yöntemi günümüze birçok jinekolojik cerrahide kullanılmaktadır. Rahmin alınması ve rahim sarkması ameliyatları bu uygulamaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra korunma amacıyla tüplerin bağlanması, tüplerin alınması, tüplerin açıklığının değerlendirilmesi, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların alınması, dış gebelik ve uygun yerleşimli miyom ameliyatları da bu yöntemle gerçekleştirilebilir. Geniş kullanım alanıyla vNOTES yöntemi kadın hastalıkları cerrahisinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>Hasta seçimi ve cerrahi planlama önem taşıyor</strong></p>
<p>vNOTES, çoğu kadında uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte bazı özel durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Derin endometriozis, tubaovaryan apse ya da pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda cerrahi planlama titizlikle yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda farklı cerrahi yaklaşımlar da gündeme gelebilir. Ayrıca vNOTES, özel eğitim ve deneyim gerektiren bir teknik olarak dikkat çeker. Endoskopik görüntüleme sistemlerinin ve cerrahi aletlerin hassas kullanımı, yöntemin başarısında belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>Kadın hastalıklarında izsiz cerrahi uygulamaları yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde vNOTES, jinekolojik ameliyatlarda giderek daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. Karından delikler açılarak yapılan laparoskopik cerrahinin, vajinal yoldan ve hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir alternatifi olarak değerlendirilir. Daha az ağrı, hızlı toparlanma, erken taburculuk ve iz bırakmaması gibi özellikleriyle vNOTES, kadın hastalıklarında cerrahi yaklaşımın geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Hasta konforunu önceleyen bu yöntem, modern jinekolojik cerrahinin önemli uygulamalarından biri olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>vNOTES tekniğinin öne çıkan 7 avantajı </strong></p>
<ol>
<li><strong>Daha az kanama ve komplikasyon riski:</strong> Operasyonun tamamı vajinal yoldan ve direkt görüş altında gerçekleştirildiği için olası bir kanama durumunda müdahale daha kolay sağlanır ve komplikasyon oranları düşüktür.</li>
<li><strong>Obez hastalarda teknik zorlukların azalması:</strong> Karın bölgesinden giriş yapılmadığı için obez hastalarda karşılaşılan fiziki zorluklar bu yöntemde yaşanmaz ve vNOTES bu hasta grubunda önemli bir tercih sebebi olur.</li>
<li><strong>Karın bölgesinde kesi veya delik olmaması:</strong> Ameliyat sırasında karın bölgesinde herhangi bir kesi ya da delik açılmadığı için vücutta görünür cerrahi iz oluşmaz.</li>
<li><strong>Ameliyat sonrası daha az ağrı:</strong> Hastalar ameliyatın konforunu ilk dakikalardan itibaren hisseder, açık cerrahi ve laparoskopiye kıyasla daha az ağrı duyar.</li>
<li><strong>Ağrı kesici ihtiyacının azalması</strong>: Ameliyat sonrası dönemde birçok hastada ağrı kesici kullanımına ihtiyaç duyulmaz.</li>
<li><strong>Günlük yaşama daha hızlı dönüş:</strong> Daha az ağrı ve kesi olmaması sebebiyle hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına çok daha kısa sürede geri dönebilir.</li>
<li><strong>Daha iyi kozmetik sonuç ve pansuman gerektirmemesi:</strong> Karnında hiçbir iz olmaması iyi kozmetik sonuçlar sunar. Görünürde kesi veya delik olmadığı için yara bakımı ve pansuman ihtiyacı da ortadan kalkar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Corendon Airlines, 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı&#8217;na ana sponsor olarak destek verdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/corendon-airlines-3-alz-londra-uluslararasi-saglik-turizmi-fuarina-ana-sponsor-olarak-destek-verdi-613641</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[corendon]]></category>
		<category><![CDATA[Corendon Airlines]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[londra]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[turizmi]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613641</guid>

					<description><![CDATA[<p>Corendon Airlines, sağlık turizmi alanındaki ulaşım ağı ve operasyonel gücüyle; bu alandaki uluslararası buluşmalardan biri olan 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı’nda yer aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/corendon-airlines-3-alz-londra-uluslararasi-saglik-turizmi-fuarina-ana-sponsor-olarak-destek-verdi-613641">Corendon Airlines, 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı&#8217;na ana sponsor olarak destek verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Corendon Airlines, sağlık turizmi alanındaki ulaşım ağı ve operasyonel gücüyle; bu alandaki uluslararası buluşmalardan biri olan 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı’nda yer aldı. 14-15 Şubat 2026 tarihlerinde Londra Westminster’daki Queen Elizabeth II Centre’da gerçekleştirilen fuar; 10’dan fazla ülkeden 80’in üzerinde hastane ve kliniği binlerce ziyaretçiyle bir araya getirdi. Etkinliğin ana sponsorluğunu üstlenen Corendon Airlines ve Corendon Turizm Grubu; havacılık, konaklama ve seyahat hizmetlerini kapsayan entegre yapısıyla sağlık turizmine yönelik çözümlerini ziyaretçilerle paylaştı.</strong></p>
<p>Sağlık turizmi alanında önemli etkinler arasında yer alan 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı, 14-15 Şubat 2026 tarihlerinde Londra’nın etkinlik merkezlerinden Queen Elizabeth II Centre’da gerçekleşti. Türkiye’nin ve Avrupa’nın öncü hava yolu markası Corendon Airlines’ın ana sponsorunda yapılan fuar, farklı ülkelerden sağlık kuruluşları ile uluslararası ziyaretçileri aynı çatı altında buluşturdu.</p>
<p>İki gün süren organizasyonda 10’dan fazla ülkeden 80’in üzerinde hastane ve klinik yer aldı. Katılımcıların önemli bir bölümünü, uluslararası hasta sayısındaki artışla dikkat çeken Türkiye’den sağlık kuruluşları oluşturdu. Etkinlik boyunca 4 bini aşkın ziyaretçi ağırlandı; sağlık profesyonelleri, hasta yönlendirme kuruluşları ve sektör temsilcileri birbirleriyle doğrudan temas kurma fırsatı yakaladı.</p>
<p><strong>Açılışta sağlık turizmi ve ulaşım vurgusu</strong></p>
<p>Fuarın ilk gününde, açılışı etkinliği ve konferans programı gerçekleştirildi. Açılışta; ALZ Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihat Alagöz, Corendon Airlines Birleşik Krallık Bölge Müdürü Matthew Carpenter, TÜRSAB Disiplin Kurulu Üyesi Mehtap Aram, Hizmet İhracatçıları Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Üzeyir Işık, DEİK Sağlık İş Konseyi Başkanı Dr. Mehmet Altuğ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi ve Kırşehir Milletvekili Necmettin Erkan ile T.C. Londra Büyükelçisi Koray Ertaş konuşmalarıyla yer aldı.</p>
<p>Corendon Airlines Birleşik Krallık Bölge Müdürü Matthew Carpenter açılış konuşmasında, Corendon Airlines’ın özellikle Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa’daki farklı noktalardan Türkiye’nin önemli destinasyonlarına gerçekleştirdiği direkt uçuşlarla sağlık turizmine erişimi kolaylaştırdığını vurguladı. Carpenter, sağlık hizmeti almak üzere seyahat eden yolcular için güvenilir, konforlu ve doğrudan ulaşımın tedavi sürecinin önemli bir parçası olduğuna dikkat çekerek, havayolu bağlantılarının uluslararası hasta hareketliliğini destekleyen stratejik bir unsur haline geldiğini ifade etti. </p>
<p><strong>Entegre turizm gücü</strong></p>
<p>Ana sponsor olarak fuarda lounge alanıyla yer alan Corendon Airlines ve Corendon Turizm Grubu; havacılık, konaklama ve seyahat hizmetlerini kapsayan entegre yapısıyla sağlık turizmine yönelik çözümlerini ziyaretçilerle paylaştı. Grup bünyesinde yer alan Corendon Airlines, Birleşik Krallık’taki çeşitli bölgesel havalimanlarından Türkiye’nin önemli tatil destinasyonlarına ve Avrupa’daki farklı noktalara direkt uçuşlar gerçekleştirirken, Corendon Hotels &#038; Resorts; Antalya, Curaçao ve Amsterdam gibi destinasyonlarda resort ve şehir otelleriyle hizmet veriyor. Bu dikey entegre yapı, sağlık turizmi kapsamında seyahat eden misafirler için uçuş ve konaklamanın bir bütün olarak planlanabilmesine olanak tanıyor.</p>
<p>Fuarın ikinci günü olan 15 Şubat Pazar günü ise B2B ikili iş görüşmeleri programı gerçekleştirildi. Birleşik Krallık başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Kanada’dan gelen hasta yönlendirme acenteleri ile sağlık hizmeti sunucuları önceden planlanmış toplantılarda bir araya geldi.</p>
<p>T.C. Ticaret Bakanlığı’nın destekleriyle; TOBB, DEİK, Hizmet İhracatçıları Birliği, TÜRSAB ve Global Healthcare Accreditation iş birliğinde düzenlenen fuar, Türkiye’nin sağlık turizmindeki konumunu uluslararası platformda güçlendirmeye katkı sundu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/corendon-airlines-3-alz-londra-uluslararasi-saglik-turizmi-fuarina-ana-sponsor-olarak-destek-verdi-613641">Corendon Airlines, 3. ALZ Londra Uluslararası Sağlık Turizmi Fuarı&#8217;na ana sponsor olarak destek verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Çerçioğlu: Çocuklarımız İçin Çalışmaya Devam Edeceğiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-cocuklarimiz-icin-calismaya-devam-edecegiz-612960</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 15:12:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaya]]></category>
		<category><![CDATA[çerçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarımız]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[edeceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Aydın Şehir Hastanesi bünyesinde Çocuk Kütüphanesi hizmete sunuldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-cocuklarimiz-icin-calismaya-devam-edecegiz-612960">Başkan Çerçioğlu: Çocuklarımız İçin Çalışmaya Devam Edeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından Aydın Şehir Hastanesi bünyesinde Çocuk Kütüphanesi hizmete sunuldu. Minik hastaların ve hasta yakınlarının tedavi süreçlerini daha keyifli geçirmelerine katkı sağlamak, moral desteği sunmak amacıyla hayata geçirilen kütüphane, çocuklara kitaplarla ve kutu oyunlarıyla buluşabilecekleri sıcak bir alan kazandırdı.</p>
<p>Her yaş grubuna hitap eden kitapların ve oyunların yer aldığı Çocuk Kütüphanesi’nde, çocukların rahatça vakit geçirebileceği okuma ve oyun alanları oluşturuldu. Renkli ve eğitici içeriklerle donatılan kütüphane, çocukların hayal dünyasını geliştirmelerine ve öğrenme süreçlerine destek olacak şekilde tasarlandı.</p>
<p>Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, çocuklara yönelik projelere önem verdiklerini belirterek, <b>“Şehir Hastanemizde tedavi gören çocuklarımızın, hasta yakınlarının moral bulabilecekleri ve keyifle vakit geçirebilecekleri bir alan oluşturduk. Çocuklarımız için çalışmaya, kentimizin her noktasında sosyal ve kültürel projelerimizi hayata geçirmeye devam edeceğiz”</b> ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-cercioglu-cocuklarimiz-icin-calismaya-devam-edecegiz-612960">Başkan Çerçioğlu: Çocuklarımız İçin Çalışmaya Devam Edeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayıp]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Pnömotoraks]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor. Oysa şikâyetler, hayati risk taşıyan pnömotoraksın, toplumdaki bilinen adıyla “akciğer sönmesinin”  ilk habercisi olabiliyor. Yaygın inanışın aksine, akciğer sönmesi ileri yaştaki kişileri değil; genellikle 15 – 30 yaş grubundaki genç yaş grubunu, özellikle de erkekleri hedef alıyor. Belirtiler çoğunlukla hafif başlasa da tablo dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!  <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> akciğer sönmesinin çok sık görülen bir hastalık olmamakla birlikte, acil servis başvurularında önemli bir yer oluşturduğunu belirterek, “Akciğer zarlarında gelişen küçük yırtılmalar bazen hafif seyredebilir; ancak tedavide gecikildiğinde tablo hızla ilerleyebilir. Bunun sonucunda nefes darlığı artabilir ve kandaki oksijen düzeyi düşebilir. Ayrıca nadir, ancak son derece kritik bir durum olan ‘tansiyon pnömotoraks’ gelişebilir. Bu tabloda kaçan hava tek yönlü bir mekanizmayla birikir, göğüs içindeki basınç hızla yükselir ve kalbe dönen kan miktarı azalır. Buna bağlı olarak şok gelişebilir ve hayati risk oluşabilir” diyor. Hastalığın en tehlikeli yönlerinden birinin belirtilerin özellikle genç erişkinler tarafından hafife alınması olduğunu vurgulayan <strong>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> “Pnömotoraks acil bir durumdur; dakikalar büyük önem taşır. Bu nedenle, ‘kas ağrısıdır’ düşüncesiyle hekime başvurmakta gecikilmemelidir. Tek taraflı, batıcı tarzda göğüs ağrısı aniden başladıysa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak yaşamsal önem taşımaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa, geç kalmayın! </strong></p>
<p>Akciğerin etrafını saran ve “plevra” olarak adlandırılan zar yapıları arasına hava kaçması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu “pnömotoraks” olarak tanımlanıyor.  Normalde akciğer ile göğüs duvarı arasında hava bulunmuyor. Akciğerin yüzeyinden herhangi bir nedenle bu aralığa hava geçmeye başlarsa,   her nefes almamızla burada biriken  hava akciğere baskı yaparak, kısmen veya tamamen sönmesine neden oluyor. Akciğer sönmesinde en tipik başlangıç, ani başlayan ve  tek taraflı göğüs ağrısı ile nefes darlığı oluyor. Bunların yanı sıra hızlı nefes alma, çarpıntı hissi, omuz veya sırt bölgesine vuran ağrı ve öksürük de eşlik edebiliyor. İlerleyen ve ağır tabloda ise ciddi nefes darlığı, morarma ile tansiyon düşüklüğü görülebiliyor. </p>
<p><strong>Genellikle 15 – 30 yaş grubundaki erkeklerde görülüyor! </strong></p>
<p>Pnömotaraks, KOAH, astım ve akciğer enfeksiyonları gibi hastalıkların yanı sıra göğüs bölgesine gelen darbe veya yaralanma sonucu gelişebiliyor.  Yüksek basınç değişikliklerine maruz kalmak ve akciğer biyopsisi gibi yapılan bazı cerrahi girişimler de akciğerin sönmesine neden olabiliyor. Hastalığın en sık görülen şekli ise  bilinen bir akciğer hastalığı olmadan, genellikle akciğerin tepe kısmında bulunan küçük hava keseciklerinin yırtılmasıyla oluşan akciğer sönmesi oluyor. Bu tür akciğer sönmesi “klasik” hasta profili olan,  15–30 yaş grubundaki  erkeklerde görülüyor. Özellikle ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle göğüs kafesi daha basıktan daha uzun bir şekle dönüşüyor ama akciğerler bu şekil değişikliğine adapte olamıyor. Sonuç olarak, akciğerlerin üst kısımlarında hava keseleri oluşmaya başlıyor. Bu keseciklerin patlamaları da pnömotoraksa  yol açıyor. Ayrıca, sigara kullanımına başlanması da akciğer sönmesinin genç yaş grubunda daha sık rastlanmasının bir diğer önemli sebebini oluşturuyor. </p>
<p><strong>Risk altında olabilirsiniz! </strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>akciğer sönmesinde<strong> </strong>risk altında olan kişileri şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Genç, uzun boylu, zayıf erkekler:</strong> Göğüs kafesi yapısı ve akciğer tepesindeki “gerilim” nedeniyle hava kesecikleri oluşumunun ve yırtılmanın daha olası olduğu düşünülüyor.</p>
<p><strong>Sigara içenler: </strong>Sigara, akciğer dokusunda inflamasyon ve yapısal değişiklikleri artırarak akciğerde hava kesecikleri gelişimini ve akciğerin sönme riskini yükseltiyor. Ayrıca nüks riskini de artırıyor. Elektronik sigara ve nargile kullanımı da benzer şekilde etki ediyor. </p>
<p><strong>Akciğer hastalığı olanlar:</strong> Mevcut KOAH, amfizem ve akciğer fibrozisi gibi akciğer hastalığı olanlar da risk altında. Bu hastalıklarda akciğer “rezervi” zaten sınırlı olduğundan pnömotoraks hem daha kolay gelişebiliyor hem de daha ağır seyrediyor.</p>
<p><strong>Travma geçirenler:</strong> Trafik kazaları, düşmeler veya darbe sonrası oluşan göğüs travmaları da akciğer sönmesine yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Hafif tabloda oksijen, ileri durumda göğüs tüpü</strong></p>
<p>Pnömotoraks tanısı; muayene bulguları, akciğer grafisi veya bazı durumlarda tomografi ile konuluyor. Tedavide  amaç, göğüs boşluğu içinde biriken havanın boşaltılarak akciğerlerin yeniden şişmelerini sağlamak. Prof. Dr. Erdal Okur, tedavinin akciğerin ne kadar çöktüğüne ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Belirgin bir şikayetin olmadığı hafif pnömotoraks tablosunda hastalar oksijen tedavisiyle takibe alınır. Ancak, uygulanan tedaviye rağmen düzelme sağlanamıyor veya tablo kötüleşiyorsa, göğüs tüpü yöntemine başvurulur. Ayrıca, akciğerin sönme oranı fazlaysa, hastaya doğrudan göğüs tüpü uygulanır. Yaklaşık bir kalem kalınlığında olan ve ‘dren’ olarak adlandırılan yarı esnek bir tüp, göğüs kafesinin yan tarafından göğüs boşluğuna, akciğer zarları arasına yerleştirilir. Bu cerrahi girişimle, akciğer zarları arasında biriken havanın boşaltılması ve akciğer yüzeyindeki hava kaçağının zamanla kesilmesi hedeflenir.” </p>
<p><strong>Hava kaçağı ameliyatla kapatılıyor</strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur, göğüs tüpü tedavisine rağmen akciğerdeki hava kaçağı devam ederse,  endoskopik cerrahiyle bu kaçağın kapatıldığını belirtiyor. Ayrıca, pnömotoraks tekrarlıyorsa veya iki akciğerde  gelişmişe,  yine cerrahi yönteme başvurulduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>“Ameliyat sırasında hem havanın kaçtığı bölge tamir edilir hem de potansiyel patlama riski taşıyan akciğer yüzeyindeki hava kesecikleri tıraşlanır. Bunun yanı sıra akciğer zarları yapıştırılarak, akciğerin tekrar sönmesi önlenir” diye konuşuyor.  Tedavi sonrasında pnömotoraksın tekrarlama riskini azaltmak için sigara ve elektronik sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erdal Okur,  ayrıca, tüplü dalışın kesinlikle yapılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi, gençleri sosyal yaşamdan uzaklaştırabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-gencleri-sosyal-yasamdan-uzaklastirabiliyor-612370</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 09:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[uzaklaştırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamdan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, gençlik çağı epilepsinin belirtileri, psikososyal etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-gencleri-sosyal-yasamdan-uzaklastirabiliyor-612370">Epilepsi, gençleri sosyal yaşamdan uzaklaştırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, gençlik çağı epilepsinin belirtileri, psikososyal etkileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Belirtiler her zaman şiddetli kasılmalar şeklinde olmayabilir!</strong></p>
<p>Halk arasında ‘sara’ olarak da bilinen epilepsiyi, beyindeki elektrik sisteminin kısa süreli bir ‘kısa devre’ ya da ‘aşırı yükleme’ yapması gibi olarak tanımlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Gençlik çağı epilepsisi dediğimizde, genellikle 10&#8217;lu yaşların başından 20&#8217;li yaşların başına kadar olan dönemi kastediyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu dönemde belirtilerin her zaman filmlerde gördüğümüz o şiddetli kasılmalar şeklinde olmayabileceğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Bazen gencin elindekini aniden düşürmesi, birkaç saniye boşluğa dalıp gitmesi veya sabahları ellerinde oluşan ani sıçramalar (sanki elektrik çarpmış gibi) en yaygın belirtilerdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gençlere ‘hasta’ gibi değil, yönetilmesi gereken durumu olan bir ‘genç’ gibi davranılmalı!</strong></p>
<p>Gençliğin, arkadaşların ve sosyal kabulün önemli bir dönem olduğunu hatırlatan Dr. Celal Şalçini, “Bu nedenle bir genç için ‘nöbet geçirme korkusu’ bazen hastalığın kendisinden daha yorucu olabilir.” dedi.</p>
<p>Nöbetler veya kullanılan ilaçların getirdiği hafif uyku halinin okulda bazen konsantrasyonu düşürebileceğini aktaran Dr. Şalçini, “Gençler dışlanma korkusuyla kendilerini sosyal hayattan uzaklaştırabilir, eve kapatabilirler. Ailelere tavsiyem; onlara ‘hasta’ gibi değil, sadece yönetilmesi gereken durumu olan bir ‘genç’ gibi davranın. Aşırı korumacı olmak yerine, öğretmeni ve arkadaş çevresini bilgilendirerek gencin güvenli bir sosyal alanda kalmasını sağlayın.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Amaç, genci günlük hayatından koparmadan nöbetleri sıfırlamak!</strong></p>
<p>Günümüzde epilepsinin, doğru tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir durum olduğuna vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “İlaç tedavisi en yaygın yöntemdir. Modern ilaçlar artık çok daha az yan etkiye sahip. Amacımız, genci günlük hayatından koparmadan nöbetleri sıfırlamaktır.” dedi.</p>
<p>Düzenli uyku ve stresten uzak durmak gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin de bu yaş grubu için en az ilaç kadar etkili olduğunun altını çizen Dr. Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazı ilaçlar hafif sersemlik veya iştah değişikliği gibi yan etkilere neden olabilir ancak bunlar genellikle vücut alıştıkça geçer veya doktor kontrolünde doz ayarıyla çözülür.</p>
<p>Türkiye&#8217;de epilepsi konusunda çok aktif çalışan dernekler ve benzeri  kurumlar var. Ayrıca bazı hastanelerin nöroloji bölümlerindeki hasta destek grupları, benzer süreçlerden geçen diğer ailelerle tanışmak için harika bir yerdir. Sosyal medyada sadece uzmanların yer aldığı güvenilir platformları takip etmek, kulaktan dolma yanlış bilgilerden korunmanıza yardımcı olur.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-gencleri-sosyal-yasamdan-uzaklastirabiliyor-612370">Epilepsi, gençleri sosyal yaşamdan uzaklaştırabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nden ücretsiz &#8216;Evde Sağlık Hizmeti&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ucretsiz-evde-saglik-hizmeti-612195</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 15:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612195</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, “Evde Sağlık” hizmeti ekipleri, tedavileri evde devam eden vatandaşlara, alanında uzman personelden oluşan ekipleriyle sağlık hizmeti sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ucretsiz-evde-saglik-hizmeti-612195">Maltepe Belediyesi&#8217;nden ücretsiz &#8216;Evde Sağlık Hizmeti&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi, “Evde Sağlık” hizmeti ekipleri, tedavileri evde devam eden vatandaşlara, alanında uzman personelden oluşan ekipleriyle sağlık hizmeti sağlıyor.</p>
<p>Maltepe Belediyesi’nin hastanelere gitmeye sağlık durumu elverişli olmayan hastalar için sunduğu “Evde Sağlık” hizmetleri devam ediyor. Ücretsiz yapılan çalışmalar kapsamında destek talebini ileten hastalara, enjeksiyon, serum, kan alma ve pansuman gibi sağlık hizmetleri sunuluyor. Evlere yapılan ziyaretler kapsamında ayrıca sağlık konusunda vatandaşlara bilgiler de veriliyor.</p>
<p><b>“MALTEPE BELEDİYESİ OLARAK VATANDAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ”</b></p>
<p>Maltepe Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü Evde Sağlık ve Ambulans Birimi Sorumlusu Osman Kalyon, Evde Sağlık hizmetiyle Maltepe’de ikamet eden ihtiyaç sahibi vatandaşlara hizmet verdiklerini belirtti. Kalyon, “4 tane hasta nakil aracı, 3 tane özel gereksinimli servis aracı ve 2 tane evde sağlık aracı olmak üzere toplam 9 araçla yılda 15 bin vatandaşa hizmet sağlıyoruz. Çalışmalarımız kapsamında hastanın enjeksiyon, serum ve pansumanlarını yapıyoruz. Maltepe Belediyesi olarak vatandaşlarımızın bu zor günlerinde yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p><b>GÜNDOĞDU: ‘ÇOK İYİ BİR HİZMET’</b></p>
<p>Evde sağlık hizmetinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Adem Muzaffer Gündoğdu “Hastaneden taburcu olduğum zaman Maltepe Belediyesi’ni arayarak talebimi oluşturdum. Üç gün sonra da bu hizmeti almaya başladım. Çok takdir ettim. Çok iyi bir hizmet. Bu süreçte bana yardımcı olan tüm çalışanlara ve emeği geçenlere teşekkür ederim” diye konuştu.</p>
<p>“Evde Sağlık” hizmetlerinden yararlanmak isteyen vatandaşlar, 444 1 706 numaralı telefonu arayarak program dâhilinde hizmet alabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinden-ucretsiz-evde-saglik-hizmeti-612195">Maltepe Belediyesi&#8217;nden ücretsiz &#8216;Evde Sağlık Hizmeti&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Araçlar Hizmete Alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeni-araclar-hizmete-alindi-612168</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 13:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araçlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612168</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, hizmet kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında iki yeni aracı daha hizmete aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-araclar-hizmete-alindi-612168">Yeni Araçlar Hizmete Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, hizmet kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında iki yeni aracı daha hizmete aldı. Et Satış Noktası için temin edilen et nakil aracı ile sosyal hizmetler kapsamında kullanılacak hasta nakil aracı vatandaşların hizmetine sunuldu.</p>
<p>Yeni araçlarla birlikte, Et Satış Noktası’nın lojistik süreçlerinin daha etkin yürütülmesi ve sosyal hizmetler alanında hasta nakil hizmetinin daha hızlı ve düzenli sağlanması hedefleniyor.</p>
<p>Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta, “Et Satış Noktamız için hizmete aldığımız et nakil aracımız ve sosyal hizmetlerimiz bünyesinde faaliyet gösterecek hasta nakil aracımız ilçemize ve hemşerilerimize hayırlı olsun. Sosyal belediyecilik anlayışımızın temelinde insan ve sağlık yer alıyor. Özellikle kanser hastalarımızın ve sürekli tedavi gören vatandaşlarımızın hastanelere ulaşım sürecinde yaşadığı zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla bu hizmeti sürdürüyoruz. Geçtiğimiz yıl, 2025 yılı içerisinde 5 bin hasta nakil hizmeti gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine güvenli ve düzenli şekilde ulaşmasını sağlamak bizim önceliğimizdir. Vatandaşlarımıza daha güçlü hizmet sunmak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeni-araclar-hizmete-alindi-612168">Yeni Araçlar Hizmete Alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldular]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, modern anlamda Derin Beyin Stimülasyonu’nun 30 yılı aşkın süredir çeşitli nörolojik hareket bozukluklarının </span></span></b><b><span>ve psikiyatrik rahatsızlıkların <span>tedavisinde kullanıldığını belirterek derin beyin stimülasyonun bilimsel olarak kanıtlanmış ve güvenilir bir yöntem olduğunu söyledi. Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastası Erkan Yavuz ile Ömer Faruk Haşil, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi’nde hizmet verecek olan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcıları ve akademisyenleri, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi ekibi, Atlas Üniversitesi Hastanesi başhekimi, doktor ve personeli, Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ile Parkinson şikayetiyle DBS tedavisi gören hastaların da bulunduğu davetliler katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dr. Yusuf Elgörmüş: “Uluslararası iş birlikleri üzerinde duruyoruz”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, açılış konuşmasında en büyük hayallerinden birinin 2018’de kurdukları Atlas Üniversitesi ile gerçekleştiğini belirterek “Bu hayalim, sevdam ve heyecanım, bu merkez ve programları gördükçe her geçen gün artıyor. Bizim üniversite olarak en çok üzerinde durduğumuz konu uluslararası ilişkiler ve yurt dışı üniversitelerle iş birliği yapmak. Yurt dışı üniversitelerle yaptığımız iş birliklerini sadece kâğıt üzerinde değil, iş birliği yaptığımız üniversitelerin özellikleri ile kendi özelliklerimizi bir araya getirerek yürütmeye çalışıyoruz. Maastricht Üniversitesi ile Nöromodülasyon Merkezi iş birliğimiz yeniden hayırlı olsun” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var” </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak açılış konuşmasında “Bu merkezde hem eğitim öğretim faaliyetleri oldu hem de rutin ve bazı özel hastalıkların tedavisi gerçekleştirildi. Bazı hastalıklar var ki tek bir hekimin tedavi etmesi mümkün değil. O yüzden ortak aklın bir araya geldiği, multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var. ‘’diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmalarının ardından “Nöromodülasyon ve DBS ” başlıklı bir konferans verdi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Nöromodülasyon: Çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve zamanla kullanım alanı genişleyen DBS’nin obsesif kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve epilepsi gibi psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların yanı sıra bağımlılık, majör depresyon, Alzheimer demansı, otizm ve tinnitus gibi alanlarda da umut verici klinik ve deneysel sonuçlar ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, son yıllarda MR görüntüleme ve DBS sistemlerindeki teknolojik gelişmeler, hasta seçimi, ameliyat sonrası takip ve programlama süreçlerinin daha güvenli ve etkin hale gelmesini sağlayarak nöromodülasyonu çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri konumuna taşıdığını kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DBS’nin kullanıldığı alanlara da değinen Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında kurulan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin nöromodülasyonun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunmayı hedeflediğini söyledi. Merkezde; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, beslenme ve diyetetik, fizyoterapi, dil ve konuşma terapisi, nörofizyoloji, anestezi, radyoloji ve ilgili diğer branşlardan uzmanların iş birliğiyle hasta odaklı tanı ve tedavi süreçleri yürütüleceğini aktardı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu alanında uzun yıllara dayanan klinik ve cerrahi deneyim üzerine inşa edilen merkezin bilimsel yetkinlik, etik değerler ve hasta güvenliğini temel alan bir anlayışla hizmet verdiğini kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Dünyanın en ileri teknolojileri, deneyimli ve multidisipliner bir ekip eşliğinde uygulanarak, her hastaya kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır. Başta Derin Beyin Stimülasyonu alanında ileri tanı ve tedavi olanakları sunan merkezde nöromodülasyonla ilgili diğer invaziv ve non-invaziv yöntemler, multidisipliner bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Merkezin temel amaçları arasında; Derin Beyin Stimülasyonu ve diğer nöromodülasyon uygulamalarının bilimsel içeriğini, eğitimini, klinik pratiğini ve erişilebilirliğini artırmak, bu alandaki güncel bilgi ve deneyimi yaygınlaştırmak yer almaktadır. Bu kapsamda, DBS ve nöromodülasyona ilgi duyan sağlık profesyonellerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitim programları, vaka temelli öğrenme olanakları ve multidisipliner bilimsel paylaşımlar planlanmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>DBS Fellowship Programı yürütülmektedir</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin ayrıca akademik ve klinik Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarını bütüncül bir yaklaşımla ele alarak Prof. Dr. Yasin Temel’in akademik liderliği ve bilimsel danışmanlığında Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) ile iş birliği içinde Nörolojik ve Psikiyatrik Bozukluklarda DBS Fellowship Programını yürüttüğünü sözlerine ekledi. Prof. Dr. Kocabıçak, “Bu program kapsamında katılımcılar, hem Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi hem de Atlas Üniversitesi Hastanesi’nin DBS programlarında aktif olarak yer alarak ileri düzey teorik bilgi, klinik gözlem ve cerrahi uygulama deneyimi kazanma fırsatı bulmaktadır. Akademik niteliği ve bilimsel üretkenliğiyle öne çıkan merkezde görev yapan DBS ekibi, 15 yılı aşkın klinik ve cerrahi deneyime sahip olup, ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda bilimsel yayına imza atmıştır. Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi, yalnızca güncel bilimsel verilerin aktarılmasını değil; aynı zamanda ortak bir bilimsel dilin ve sürdürülebilir akademik iş birliklerinin güçlendirilmesini amaçlayarak nöromodülasyon alanında ulusal ve uluslararası düzeyde referans bir merkez olmayı hedeflemektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den “Beyin: Görünmez Pusula” Konferansı</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel ise “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı konferansında 1999 yılından bu yana uyguladıkları DBS ile ilgili yürüttükleri çalışmalardan örnekler sundu. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi kurdele kesimiyle açıldı.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları DBS ile sağlığına kavuştu</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastaları, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. 2022’de Parkinson teşhisi konulan 55 yaşındaki Erkan Yavuz, DBS ameliyatından sonra sağlığına kavuştuğunu belirterek “Şikayetlerim minimize edildi.  Yaşam konforum iyileşti” dedi. Parkinson hastası Ömer Faruk Haşil de 9 yıl önce teşhis konulduğunu, DBS operasyonu sonrasında şikayetlerinin büyük ölçüde geçtiğini kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları için sosyal destek önemli </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ise Parkinson olan eşinin hastalığı nedeniyle 12 yıl önce kurduğu derneğin Parkinson hastaları ve ailelerine özellikle sosyal anlamda destek verdiğini söyledi. Parkinson hastalarında beyin pili tedavisinin yaşam konforunu artırmada etkili olduğunu belirten Gülnur Uğurlu Kelçe, Parkinson hastalığında sosyal desteğin önemini de vurguladı.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[epilepside]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçların]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[parçası]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611188</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi tedavisinde kullanılan antiepileptik ilaçların çoğunun hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azalttığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir” dedi. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımının tedavinin en kritik parçası olduğunu vurgulayan Bilgin Topçuoğlu, ilaçların doğru şekilde alınmasının nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağladığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 9 Şubat Uluslararası Epilepsi Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada epilepsi hastalarında düzenli kontrol ve ilaç kullanımının önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiyor</p>
<p>Epilepsi hastalığında düzenli doktor kontrolünün önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Epilepsi hastalarında düzenli doktor kontrolü, nöbetlerin kontrol altında tutulması, ilaçların etkinliğinin ve yan etkilerinin izlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması açısından kritik öneme sahiptir. Tedavi süreci kişiye özel olduğu için düzenli takip, hastalığın seyrini doğrudan etkiler. Epilepsi hastalarında doktor kontrolü için tek bir standart süre yoktur çünkü bu hastalığın seyri kişiden kişiye değişir” diye konuştu. </p>
<p>Kontrol dönemleri her hasta için farklılık gösterebilir</p>
<p>Doktor kontrolünün hastalığın tanı ve tedavi süreçlerine göre farklılık gösterebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, bu dönemleri şöyle sıraladı: </p>
<p>Tanı ve tedavi başlangıcı: İlaç başlandıktan sonra genellikle ilk birkaç ay içinde sık kontroller yapılır. Bu dönemde ilacın etkinliği ve yan etkileri yakından izlenir.</p>
<p>Tedavi oturduktan sonra: Nöbetler kontrol altına alındığında kontroller 3–6 ayda bir yapılabilir.</p>
<p>İlaç değişikliği veya yeni şikâyetler olduğunda: Daha sık kontroller gerekebilir.</p>
<p>Çocuk ve genç hastalarda: Gelişim ve öğrenme süreci izlendiği için kontroller daha düzenli ve sık yapılır.</p>
<p>İlaç tedavisiyle nöbetlerin sıklığı ve şiddeti azalır</p>
<p>Epilepsi tedavisinde en temel yöntemin antiepileptik ilaçlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ilaçlar nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da çoğu hastada nöbetlerin sıklığını ve şiddetini azaltır. Düzenli ve doğru dozda kullanıldığında hastaların yaklaşık yüzde 70–80’inde nöbetler kontrol altına alınabilir. İlaçların aksatılması nöbetlerin yeniden başlamasına, şiddetlenmesine ve ciddi sağlık risklerine yol açabilir. Epilepsi hastalarında ilaç kullanımı, tedavinin en kritik parçasıdır. İlaçların doğru şekilde alınması nöbetlerin kontrol altına alınmasını sağlar ve yaşam kalitesini yükseltir” diye konuştu.</p>
<p>İlaç kullanımında 6 önemli nokta!</p>
<p>İlaç kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli noktalara değinen Bilgin Topçuoğlu, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>1. Düzenli ve zamanında kullanım: İlaçlar doktorun belirttiği saatlerde alınmalıdır. Doz atlamak veya ilacı geç almak, nöbet riskini artırır.</p>
<p>2. İlacı kendi kendine bırakmamak: Antiepileptik ilaçlar ani şekilde kesilmemelidir. Doktor kontrolü olmadan ilaç bırakmak, nöbetlerin şiddetlenmesine ve “status epileptikus” gibi hayati risklere yol açabilir.</p>
<p>3. Yan etkileri takip etmek: Baş dönmesi, yorgunluk, kilo değişiklikleri gibi yan etkiler görülebilir. Şiddetli yan etkilerde mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>4. Düzenli doktor kontrolü: İlaçların kan düzeyleri ve organ fonksiyonları (karaciğer, böbrek) düzenli testlerle izlenmelidir. Doktor, gerektiğinde doz ayarlaması veya ilaç değişikliği yapar.</p>
<p>5. İlaç etkileşimlerine dikkat: Bazı ilaçlar (antibiyotikler, doğum kontrol hapları vb.) antiepileptik ilaçlarla etkileşebilir. Yeni bir ilaç başlanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.</p>
<p>6. Yaşam tarzı ile desteklemek: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi ilaçların etkinliğini artırır. Alkol ve uyarıcı maddelerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>İlaçların aksatılması ya da bırakılması önemli riskler oluşturabilir</p>
<p>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, doktor önerisi olmadan ilacın bırakılması ya da ilaç dozlarının düzensiz kullanımının olumsuz pek çok etkiye yol açabileceği uyarısında da bulunarak “Antiepileptik ilaçlar, beynin elektriksel aktivitesini dengelemeye çalışır; bu denge bozulduğunda nöbetler yeniden ortaya çıkabilir veya şiddetlenebilir. Olası etkiler arasında nöbetlerin tekrarı ve şiddetlenmesi, tedaviye direnç gelişmesi, yan etkilerin artması ve günlük yaşamı etkileyecek önemli riskler oluşabilir” uyarısında bulundu. </p>
<p>Oruç tutmak isteyen, mutlaka doktoruna danışmalı</p>
<p>Ramazan ayında oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Açlık ve susuzluk, kan şekeri düşüklüğü ve ilaçların kandaki seviyesinin değişmesi, nöbet riskini artırır ve uyku düzensizliği, nöbetleri tetikleyebileceği için oruç tutmak isteyen epilepsi hastalarının mutlaka nöroloji uzmanına danışmaları gerekir. Epilepsi hastaları için oruç tutmak kişisel sağlık durumuna bağlıdır. Uzun süredir nöbet geçirmeyen ve doktor onayı alan bazı hastalar oruç tutabilir ancak ilaçların düzenli kullanımı, uyku ve beslenme düzeni mutlaka korunmalıdır.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepside-duzenli-ilac-kullanimi-tedavinin-en-kritik-parcasi-611188">Epilepside düzenli ilaç kullanımı tedavinin en kritik parçası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı<strong> </strong>şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebec</strong>i “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci</strong>, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.” </p>
<p><strong>Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse!</strong></p>
<p>Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, </strong>kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein tüketimi </li>
<li>Sigara ve alkol </li>
<li>Düzensiz uyku saatleri</li>
<li>Uzun süre ekran karşısında kalma</li>
<li>Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)</li>
<li>Hareketsiz yaşam</li>
<li>Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete</li>
<li>Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;den Hatay&#8217;a uzanan dayanışma hikâyesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeliden-hataya-uzanan-dayanisma-hikayesi-610873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[barınma]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[uzanan]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarın, tüm Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıl dönümü. 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından seferberlik ilan eden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, başta Hatay’ın Defne ilçesi olmak üzere afet bölgesine tüm imkânlarıyla intikal etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeliden-hataya-uzanan-dayanisma-hikayesi-610873">Kocaeli&#8217;den Hatay&#8217;a uzanan dayanışma hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın, tüm Türkiye’yi yasa boğan Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıl dönümü. 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından seferberlik ilan eden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, başta Hatay’ın Defne ilçesi olmak üzere afet bölgesine tüm imkânlarıyla intikal etti. Arama kurtarmadan sağlığa, barınmadan sıcak yemeğe, psikososyal destekten kalıcı okul yapımına kadar uzanan çalışmalar, yardımın ötesine geçerek bir şehri yeniden ayağa kaldırma sürecine dönüştü.</p>
<p><b>ASRIN FELAKETİNİN 3. YILDÖNÜMÜ</b><br />6 Şubat 2023 günü saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,7; aynı gün saat 13.24’te Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde iki büyük deprem meydana geldi. 21 ilde hissedilen, 11 ilde ağır yıkıma ve binlerce can kaybına yol açan depremler sonrası Türkiye Afet Müdahale Planı kapsamında afet seviyesi 4 olarak ilan edildi ve uluslararası yardım çağrısı yapıldı. Bu süreçte Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Hatay’ın Defne ilçesinde koordinasyon amacıyla görevlendirildi.</p>
<p><b>KOCAELİ TÜM BİRİMLERİYLE SAHADAYDI</b><br />Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, depremin ilk saatlerinden itibaren başta Hatay Defne olmak üzere afet bölgesinde 12 ayrı afet çalışma grubunda aktif görev aldı. Arama kurtarma, beslenme, barınma, sağlık, altyapı, enerji, haberleşme, psikososyal destek ve enkaz kaldırma çalışmaları eş zamanlı olarak yürütüldü.</p>
<p><b> ENKAZDAN 82 CAN HAYATA TUTUNDU</b><br />Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, 17 araç ve 108 kişilik arama kurtarma personeliyle çok sayıda enkazda görev yaptı. Özellikle ilk 72 saatte yürütülen yoğun çalışmalar sonucunda 82 vatandaş enkazdan sağ kurtarıldı, yüzlerce yaralıya ulaşıldı. Ardından cenaze çıkarma ve enkaz kaldırma süreçlerine de destek verildi.</p>
<p><b>ANTİKKAPI’DAN GÜNDE ON BİNLERCE SICAK YEMEK</b><br />Beslenme çalışmalarında Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Antikkapı A.Ş. ekipleri kritik rol üstlendi. Mobil afet mutfaklarıyla günde 15 bin kişilik üç öğün yemek, 30 bin kişilik çorba ve 15 bin ekmek üretildi. Daha sonra kurulan 575 metrekarelik sabit mutfakta ise her gün 10 bin kap sıcak yemek ve 5 bin adet kahvaltı dağıtıldı. Bu hizmetler şubat ayından haziran ayına kadar aralıksız sürdü.</p>
<p><b>ÇADIR KENTTEN KONTEYNER KENTE</b><br />Barınma alanında da Büyükşehir Belediyesi sahada kalıcı çözümler üretti. Bölgede 2 bin kişilik çadır kentin yanı sıra WC, duş, çamaşırhane, çocuk oyun alanları ve spor sahaları da oluşturuldu. Üç etap halinde 300 konteynerden oluşan konteyner kent tamamlanarak yaklaşık 1200 kişinin barınması sağlandı. Antakya Belediyesi personeli için 40 prefabrik konut kuruldu. Hataylı esnaflar için 555 prefabrik dükkândan oluşan prefabrik çarşılar hayata geçirildi. AFAD koordinasyonuyla Kocaeli’ye getirilen 250 afetzede, Büyükşehir’e ait tesislerde misafir edildi.</p>
<p><b>DEFNE’DE KOCAELİ HASTANESİ KURULDU</b><br />Sağlık alanında atılan en önemli adımlardan biri Defne Kocaeli Büyükşehir Hastanesi oldu. 54 yataklı ve yıllık 250 bin hasta kapasiteli hastanede ameliyathane, röntgen ve diş üniteleri yer aldı. Hastanede 12’si doktor olmak üzere 57 sağlık personeli görev yaptı. Bunun yanı sıra eczacılık hizmetleri, dezenfeksiyon çalışmaları ve salgın hastalıkları önleme faaliyetleri yürütüldü. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi bünyesinde açılan Kocaeli Kadınları Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi de depremzedelere hizmet verdi.</p>
<p><b>PSİKOSOSYAL DESTEK VE ÇOCUKLARA MORAL</b><br />Afetin ilk anlarından itibaren iki ay boyunca psikolog, PDR uzmanı ve sosyologlardan oluşan ekipler afetzedelere psikososyal destek sundu. Çocuklara yönelik etkinlikler, oyun alanları ve 23 Nisan organizasyonlarıyla normalleşme sürecine katkı sağlandı.</p>
<p><b>ALTYAPI, ENKAZ VE KALICI ÇÖZÜMLER</b><br />Büyükşehir ve İSU ekipleri aylar boyunca altyapı çalışmalarını sürdürdü. Binlerce metre içme suyu ve kanalizasyon hattı yapıldı, tankerlerle su temini sağlandı. 48 iş makinesiyle yürütülen çalışmalar sonucunda iki ayda 200’ün üzerinde enkaz kaldırıldı. Eğitim alanında ise Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve STK iş birliğiyle 12 derslikli kalıcı okul yapımına başlandı. Proje, afet sonrası güvenli ve dirençli yapı anlayışıyla planlandı.</p>
<p><b>BİR YARDIM DEĞİL, BİR DAYANIŞMA HİKÂYESİ</b><br />Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin 6 Şubat depremleri sonrası yürüttüğü çalışmalar, yalnızca afetin ilk günleriyle sınırlı kalmadı; aylar süren bir iyileşme ve yeniden inşa sürecine dönüştü. Arama kurtarmadan sağlığa, barınmadan eğitime uzanan bu kapsamlı seferberlik, asrın felaketinde Kocaeli’nin sahadaki güçlü varlığını ortaya koydu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeliden-hataya-uzanan-dayanisma-hikayesi-610873">Kocaeli&#8217;den Hatay&#8217;a uzanan dayanışma hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nipah virüsü enfeksiyonuna karşı uzman uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-enfeksiyonuna-karsi-uzman-uyarisi-610858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 10:05:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonuna]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kontamine]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nipah]]></category>
		<category><![CDATA[Nipah Virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Selim Badur]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son olarak Hindistan’da görülen iki vaka ile gündeme gelen Nipah virüsünün yol açacağı olası pandemi riski konuşuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-enfeksiyonuna-karsi-uzman-uyarisi-610858">Nipah virüsü enfeksiyonuna karşı uzman uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son olarak Hindistan’da görülen iki vaka ile gündeme gelen Nipah virüsünün yol açacağı olası pandemi riski konuşuluyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “ender görülen ciddi bir enfeksiyon” şeklinde tanımlanan Nipah virüsünün pandemiye yol açabileceği şeklindeki iddiaların abartılı bir yaklaşım olduğunu söyledi. Güney Asya ve Uzakdoğu’ya seyahat edenlerin kontamine olma olasılığı bulunan meyve suyu ya da diğer besinlerden uzak durmasını öneren Prof. Dr. Selim Badur, insanlar arası bulaşı önlemek için ise el hijyeni başta olmak üzere standart önlemlere uyulmasının önemli olduğunu söyledi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, son günlerde konuşulan Nipah virüsüne ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Nipah virüsü, ilk kez 1999’da saptandı<br />Son yıllarda adından çok söz edilen Nipah virüsünün 30 yıla yakın bir süredir konuşulduğunu belirten Prof. Dr. Selim Badur, “İlk kez 1999 yılında Malezya’da domuz çiftlikleri çalışanlarında saptanan Nipah virüsü enfeksiyonu, insan ve hayvanlarda ciddi hastalıklara neden olabilen, yüksek ölüm oranına sahip bir enfeksiyon hastalığıdır. Hastalıkta mortalite oranı yüzde 40-75 arasında değişmektedir. Nipah virüsü, özellikle Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde (Malezya, Bangladeş, Hindistan ve Filipinler) görülmektedir” diye konuştu.<br />Hayvanlardan insana bulaşıyor<br />Nipah virüsünün hayvanlardan insana bulaşan bir virüs olduğunu kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Paramyxoviridae ailesinden bir RNA etkeni olan Nipah virüsü hayvanlardan insana bulaşan zoonotik bir virüstür. Meyve yarasaları ve ‘Uçan tilkiler’ denilen Pteropus türü yarasalar virüsün doğal konakçılarıdır. İnsanlar, enfekte olmuş hayvanlarla, özellikle yarasalar (Uçan tilki yarasaları gibi) ve domuzlarla doğrudan temas yoluyla veya bu hayvanların kontamine olmuş dokuları ve salgılarıyla temas ederek virüsü kapabilirler” dedi. <br />Kontamine olan sebze-meyve tüketimi enfeksiyona neden olabilir<br />Nipah virüsünün enfeksiyona yol açmasında kontamine olan sebze-meyve tüketiminin de etkili olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Selim Badur, “Söz konusu hayvanların tükürük, idrar ve dışkıları ile kontamine ettikleri sebze-meyve gibi besinleri tüketmek de enfeksiyona neden olabilir. Örneğin 2025 yılı Eylül ayında Bangladeş’te gözlenen olgular, meyve yarasaları ile kontamine olmuş çiğ hurma suyuyla ilişkilendirilmiştir. Yarasa dışında domuz, köpek, kedi, keçi, at ve koyun gibi hayvanlar ile bulaşma olasıdır” diye konuştu.<br />Yakın temasla bulaşma riski olabilir<br />Virüsün insanlara bulaşması halinde, bu kişilerin yakın temas ile başka insanlara da etkeni bulaştırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Selim Badur, “Enfekte bireylerin aile üyelerinde ya da bakımlarını yapan sağlık çalışanlarında bulaş bildirilmiş ise de bu tip gelişmeler çok kısıtlı sayıdadır. Nitekim Hindistan’da son olarak saptanan iki olgu, 13 Ocak 2026 tarihinde Pune Ulusal Viroloji Enstitüsü tarafından doğrulanmış olup 26 Ocak 2026 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) bildirilmiştir. Her iki vaka da hastanede görev yapan sağlık çalışanlarıdır” diye konuştu. </p>
<p>Enfeksiyon farklı tablolara yol açabilir<br />Nipah virüsünün yol açtığı enfeksiyonun farklı biçimlerde seyredeceğini ifade eden Prof. Dr. Selim Badur, “Nipah virüsü belirtisiz (asemptomatik) enfeksiyondan, akut solunum güçlüğü ya da ensefalit tablosu ile karakterize ve 24-48 saat içinde enfekte bireyin komaya girmesine neden olacak şekilde ağır tablolara kadar değişebilen hastalıklara yol açar. Enfekte bireylerde öncelikle ateş, baş ve kas ağrıları, kusma ve boğaz ağrısı gibi, birçok viral enfeksiyonda gözlenen belirtiler ortaya çıkar. Enkübasyon süresi 4-14 gün arasında değişir, ancak bu süre 45 güne dek uzayabilir. İyileşenlerde gündüz uyku hali ve yorgunluk hissi sıklıkla görülmektedir” dedi.<br />Nipah virüsü için bir aşı var mı?<br />Şu an için Nipah virüsü enfeksiyonlarına karşı özel bir ilaç ya da aşı bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, “Şiddetli solunum ya da sinir sistemi komplikasyonlarının tedavisinde yoğun destekleyici bakım önerilmektedir. Ribavirin kullanımının mortaliteyi azalttığını bildiren çalışmalar vardır; ayrıca Remdesivir, Favipiravir, Balapiravir ve füzyon inhibitörleri ile çalışmalar yapılmış ve kısmen olumlu sonuçlar alınmıştır” diye konuştu.<br />mRNA aşı çalışmaları devam ediyor<br />Prof. Dr. Selim Badur, son yıllarda mRNA aşısı çalışmalarının (mRNA-1215) sürdürüldüğünü; ayrıca vektör aşıları, subunit-peptid aşıları ile çalışmaların deneysel aşamada olduğunu söyledi. Prof. Dr. Selim Badur, “Henipavirüs glikoproteine karşı oluşturulan bir rekombinant insan monoklonal antikoru (m102.4), Nipah virüsü ile enfekte olan hayvanları hastalıktan korur; insanlar için uygulaması ise araştırma aşamasındadır” dedi.<br />Kontamine olasılığı bulunan meyve suyu ve diğer besinlerden uzak durulmalı<br />Prof. Dr. Selim Badur, Uzakdoğu’ya seyahat edenler için bu virüsün bir tehdit olup olmayacağı ve seyahat edenlerin alması gereken önlemlere ilişkin olarak da şunları söyledi:<br />“2026 yılı Ocak ayının son haftasında Hindistan’ın Batı Bengal bölgesinde Nipah virüsü salgınının bildirilmesinden sonra Asya ülkeleri havalimanları alarma geçmiş; riskli bölgelerden gelen yolcular sağlık taramalarına tabi tutulmuşlardır. Nipah virüsü olguları, Güney Asya bölgesinde hemen her yıl görülmesine rağmen, küresel çapta farkındalık düşüktür. Halk sağlığı çalışmaları, risk faktörleri ile ilintili olarak farkındalık yaratıp bilgilendirmeye, virüs ile temas olasılığını azaltacak önleyici tedbirlerin öğretilmesine ve erken olgu saptama konularına odaklanmaktadır. Kısaca kontamine olma olasılığı bulunan meyve suyu ya da diğer besinlerden uzak durulması; insanlar arası bulaşı önlemek için ise el hijyeni başta olmak üzere, standart önlemlere uyulması önemlidir.” <br />DSÖ’nün önerileri<br />DSÖ’nün sağlık çalışanlarının enfeksiyonların önlenmesi ve kontrolü için tüm hastalarda, her zaman standart önlemlerin uygulanmasını önerdiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, bu önerileri de şöyle açıkladı: “Şüpheli veya doğrulanmış Nipah virüsü enfeksiyonu vakaları tek kişilik odalara yerleştirilmelidir. DSÖ hasta bakımı sırasında; tıbbi maske, koruyucu gözlük, sıvı geçirmez önlük ve muayene eldiveni kullanımını içeren temas ve damlacık bulaşma önlemlerinin uygulanmasını önermektedir. Aerosol oluşturan işlemler sırasında ise hava yoluyla bulaşmaya yönelik önlemler alınmalı; hasta hava yolu izolasyon odasına yerleştirilmeli ve tıbbi maske yerine N95/FFP2 maske kullanılmalıdır” <br />“Pandemilere yol açacağı” söylemi abartılı bir yaklaşımdır<br />Prof. Dr. Selim Badur, sözlerini şöyle tamamladı: “Her ne kadar çeşitli yayınlarda ve özellikle yazılı basında Nipah virüsü “salgınlarından” bahsedilse de bulaş yolları dikkate alındığında, bu virüsün geniş çaplı salgınlara hatta pandemilere neden olabileceğini söylemek abartılı bir yaklaşımdır. Nipah virüsü enfeksiyonları ile ilgili en doğru tanım, ‘ender görülen ciddi bir enfeksiyon’ şeklindeki DSÖ söylevidir.” </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-enfeksiyonuna-karsi-uzman-uyarisi-610858">Nipah virüsü enfeksiyonuna karşı uzman uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşama]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[Çevirir]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönüş]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL HASTANESİ Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, bağımlılık tedavisinde hastane sürecinden sonra başlayan gündelik hayata uyum aşamasında, nüks riskleri, aile tutumu ve psikoterapinin rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası hayata uyum, bağımlılık tedavisinin en kritik evresi!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinin en zorlu ve aynı zamanda en kritik evrelerinden birinin, kişinin tedavi sonrasında gündelik hayata yeniden uyum sağlaması olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu süreç, hem hasta hem de hekim açısından çeşitli güçlükler barındırmakla birlikte, tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü bu aşamada bazı durumlar öngörülebilirken, bazıları beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.” dedi.</p>
<p>Kişinin davranış örüntüleri, kişilik özellikleri ve hastalık farkındalığının bu sürecin seyrini belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığını ifade eden Çevirir, “Yataklı servislerde bağımlılık tedavisi genel olarak üç aşamada ele alınır: akut dönem, idame dönem ve kontrol dönemi. Akut dönem, bağımlılığın en alevli olduğu, kişinin mesleki, sosyal ve ailesel işlevselliğinin ciddi biçimde bozulduğu süreci kapsar. Yoğun kullanım döngüsünün, yoksunluk belirtilerinin ve isteğin zirvede olduğu bu evrede, kişinin yataklı serviste tedavi altına alınması çoğu zaman kaçınılmazdır. Bu karar bazen hastanın isteğiyle, bazen de hastalık bilincinin yeterince gelişmemiş olması nedeniyle hastanın isteği dışında alınabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünüyor! </strong></p>
<p>Bağımlılığın doğası gereği, her hastanın ‘tedavi olmalıyım’ farkındalığına sahip olmayabileceğine değinen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kişi tedaviyi erteledikçe, zihinsel olarak hastalıktan kaçtığını düşünür ve bu durum kısa vadede kendisine avantajlıymış gibi gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu noktada hastalık bilinci, içgörü ve farkındalığın çoğu zaman sınırlı olduğuna işaret eden Çevirir, “Sosyal ilişkilerde yaşanan bozulmalar, evlilik sorunları, mesleki kayıplar ya fark edilmez ya da ertelenir. Oysa tüm bu unsurlar, bağımlılığın kişinin hayatında yarattığı çok yönlü tahribatın göstergesidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Hastane süreci antrenman, gündelik hayat asıl sınav! </strong></p>
<p>Akut dönemde temel müdahalelerin ilaç tedavisi, psikoterapi ve sosyal destek olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku ve iştah bozuklukları, duygu durum sorunları ve algısal bozulmalar bu dönemde sıklıkla görülür.” dedi.</p>
<p>İlaçların yalnızca yoksunluk belirtilerini yönetmek için değil, beynin nörokimyasal dengesini yeniden düzenlemek ve bilişsel işlevleri koruyabilmek için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Çevirir, şunları söyledi:</p>
<p>“Psikoterapi ise hastalık bilincinin gelişmesi ve kişinin yaşadıklarını anlamlandırabilmesi açısından vazgeçilmezdir. Ancak akut dönemde belirtiler yatışsa bile, hastalığın tamamen kontrol altına alındığından hiçbir zaman emin olunamaz. Altta kalan risk, uygun koşullarda yeniden alevlenebilir. Bu nedenle taburculuk sonrası ayakta tedaviye geçiş, tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Hastanede yürütülen süreç bir anlamda antrenman, asıl sınav ise kişinin gündelik hayata döndüğü dönemdir.”</p>
<p><strong>Hastanede sağlanan izolasyon, ev ortamında da sürdürülmeli! </strong></p>
<p>Ayakta tedavi sürecinde ilaçların düzenli kullanımının, genellikle en az altı ay süreyle devam ettirildiğini kaydeden Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “İlaçların beyindeki etkileri zamanla ortaya çıkar. Bu süreç, kırık bir kolun alçıya alınmasına benzetilebilir; alçı iyileştirmez, iyileşme için uygun ortamı sağlar.” dedi.</p>
<p>Hastanede sağlanan izolasyon ortamının, mümkün olduğunca ev ortamında da sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken Çevirir, “Aksi hâlde dış tetikleyiciler hızla devreye girebilir. Özellikle sanal kumar, madde ya da alkol bağımlılığında telefon, sosyal medya ve eski sosyal çevre ciddi risk unsurlarıdır.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Erken sorumluluk, bağımlılıktan uzak kalmayı güçlendiriyor!  </strong></p>
<p>Taburculuk sonrası kişinin günlük yaşamında belli bir rutin oluşturmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Uyku düzeni, beslenme, sorumluluk alma ve disiplinin korunması tedavinin temel yapı taşlarıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin ‘hasta’ kimliğine sığınıp sorumluluklardan kaçmasının iyileşmeyi geciktirdiğini aktaran Çevirir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kişi ne kadar erken sorumluluk alır ve hayata adapte olursa, bağımlılıktan uzak kalma ihtimali o kadar artar. Psikoterapinin sürdürülmesi bu noktada kritik bir rol oynar. Çünkü bağımlılığı besleyen temel unsurlar; içsel çatışmalar, duygusal boşluklar, stresle baş etme güçlükleri ve dürtüselliktir. Kişi çoğu zaman acıdan kaçmak için hazza yönelir. Terapide amaç, bu döngüyü fark etmek, isteği yönetebilmek ve kişinin içgörüsünü güçlendirmektir.” </p>
<p><strong>Sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından önemli! </strong></p>
<p>Bağımlılıkta sık karşılaşılan durumlardan birinin de kayma olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Kayma, kişinin bir süre madde veya davranıştan uzak kaldıktan sonra yeniden kullanıma yönelmesidir.” dedi.</p>
<p>Bu sürecin genellikle ani olmadığını açıklayan Çevirir, “Öncesinde rüyalar, tetikleyici düşünceler, çevresel uyaranlar ve duygusal dalgalanmalar görülür. Yağmurdan önce havanın kapatması gibi, kaymanın da öncü işaretleri vardır. Bu sinyallerin erken fark edilmesi, nüksün önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailenin ve sosyal çevrenin tutumu, tedavinin seyrini doğrudan etkiler. Aşırı kontrolcü, suçlayıcı veya baskılayıcı yaklaşımlar tedaviye direnci artırabilir. Aynı şekilde ‘iyi polis–kötü polis’ tutumları da sağlıklı değildir. Önemli olan, hastayı sürekli sorgulamak yerine, kullanım davranışına zemin hazırlayan nedenler üzerinde durmaktır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağımlılıkta en çok zarar gören ve en geç onarılan alan: Güven! </strong></p>
<p>Bağımlı bireylerin geçmişte yaşadıkları yoğun haz deneyimlerini özlemle anımsamalarının doğal olduğunu aktaran Klinik Psikolog Çağrı Akyol Çevirir, “Bu durum, bir tür yas süreci olarak da değerlendirilebilir. Kişi, artık eskisi kadar yoğun haz alamadığını fark ettiğinde hayal kırıklığı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>İyileşme süresinin kişiden kişiye değiştiğini hatırlatan Çevirir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu süreç kişinin hastalık farkındalığına, sosyal desteğine, beynin maruz kaldığı hasara ve bağımlılığın kronikleşme düzeyine bağlıdır. Bu nedenle bağımlılık için kesin bir iyileşme süresi tanımlamak mümkün değildir. Ailelerin bu süreçte sevgi, şefkat ve sabır göstermesi; ancak aynı zamanda sağlıklı sınırlar koyabilmesi gerekir. Aşırı kaygı bulaşıcıdır ve kişiyi baskı altında hissettirebilir. Güven, bağımlılık sürecinde en çok zarar gören alanlardan biridir ve yeniden inşası zaman alır. Güvenememek anlaşılabilir bir durumdur; ancak güvensizliği sürekli hastaya yansıtmak, iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bir adım geriden, dikkatli ama sakin bir izleme daha sağlıklı bir yaklaşımdır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagimlilik-tedavisinde-en-kritik-asama-eve-donus-610828">Bağımlılık tedavisinde en kritik aşama, eve dönüş!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlattı]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelesini]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[şadi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610813</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813">Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı. “Vaktim yok” diyerek kontrollerini aksattığını belirten Başkan Şadi Özdemir, “En büyük hatam buymuş. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor” dedi.</b></p>
<p>Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi, kanserle mücadelede duygusal dayanıklılığın ve farkındalığın konuşulduğu bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen “Kanser’de Duygularımızı Tanıyoruz” başlıklı söyleşide, uzman hekimler, kanseri yenenler ve hasta yakınları tecrübelerini paylaştı. Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş’in moderatörlüğünü yaptığı panelde Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de kendi sağlık sürecine ilişkin samimi açıklamalarda bulundu.</p>
<p><b>“SÜREKLİ KONTROL ETTİRMEK LAZIM”</b></p>
<p>Kendisinin de zorlu bir kanser süreci geçirdiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, hastalığı öğrenme ve tedavi sürecini katılımcılarla paylaştı. CHP Bursa İl Başkanlığı dönemindeki yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerini aksattığını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, “O zamanlar hiçbir şeye ayıracak vaktim yoktu. Kendimce gidip kontrol ettirmiyordum. En büyük hatam buymuş. En sağlıklı zamanlarda bile kontrol ettirmek lazım” dedi.</p>
<p>Kalp kontrolü için gittiği hastanede şeker değerlerinin yüksek çıkması üzerine yapılan tetkiklerde pankreasında 4,5 santimlik tümör tespit edildiğini aktaran Başkan Şadi Özdemir, doktorunun kendisine “Çok şanslısın, 2 ay sonra gelseydin ameliyat edemezdim” dediğini söyledi.</p>
<p>Ameliyatın ardından kemoterapi ve ışın tedavisi gördüğünü belirten Başkan Şadi Özdemir, eşi Nuray Özdemir’in bu süreçte en büyük destekçisi olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, “Doktorlarım veya biz biraz daha ihmal etsek bugün sizin karşınızda konuşuyor olmayacaktım” diye konuştu.</p>
<p>Hastalık sürecinin bakış açışını değiştirdiğini dile getiren Başkan Şadi Özdemir, “Artık o zaman kafama taktığım birçok şeyi şimdi takmıyorum. Önceliğimiz kendimiz olmalı. Mutlaka hekimle birlikte hareket etmek ve belli periyotlarla kontrol edilmek lazım. Erken teşhis hayat kurtarır” dedi.</p>
<p><b>“KANSER TOPLUMSAL BİR SAĞLIK SORUNUDUR”</b></p>
<p>Etkinliğin açılışında konuşan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan da kanserin sadece tıbbi değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Akan, “Kanserin birçok çeşidi başlangıçta önlenebilir ve tedavi edilebilir. Toplum olarak ne kadar bilinçlenirsek, kanseri yenmek konusunda da o kadar başarılı oluruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“YAN YANA OLMANIN GÜCÜNE İNANDIK”</b></p>
<p>Açılış konuşmalarının ardından söyleşi kısmına geçildi. Söyleşide konuşan Başkan Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir ise o günleri anlatırken duygusal anlar yaşadı. Eşinin tedavi sürecinde yaşadıklarını dile getiren Nuray Özdemir, “En çok zorlandığım an, hastaneden çıkıp eve döneceğimiz zamandı. Ancak tedavi sürecinde yan yana olmanın gücüne inandık” ifadelerini kullandı. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer aldığını paylaşan Nuray Özdemir, sivil toplum kuruluşlarının bu konuda farkındalık oluşturmadaki rolüne dikkat çekti.</p>
<p>Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı da hasta-hekim ilişkisinin ve sosyal desteğin önemine değindi. Hastaya teşhis konulduğu andan itibaren psikolojik desteğin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Avcı, sivil toplum kuruluşlarının ve aile desteğinin tedavi başarısını artırdığını vurguladı.</p>
<p><b>HASTA VE HASTA YAKINLARININ GÖZÜNDEN SÜREÇ</b></p>
<p>Kanseri yenen Sevgi Uyumaztürk, hastalığı ilk öğrendiğinde yaşadığı “ölüm korkusu”nu ve kabullenme sürecini anlatırken, hekimine duyduğu güvenin iyileşme sürecindeki etkisine dikkat çekti. Hasta yakını olarak panelde yer alan Ersin Demirel ise genç yaşta babasının hastalığıyla başlayan ve annesiyle devam eden süreçte bir hasta yakını olarak üstlendiği sorumlulukları ve yaşadığı duygusal yolculuğu katılımcılarla paylaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-sadi-ozdemir-kanserle-mucadelesini-anlatti-610813">Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vatandaşlardan evde bakım hizmetleri için teşekkür</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vatandaslardan-evde-bakim-hizmetleri-icin-tesekkur-610672</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[Evde Bakım Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kemer Belediye Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Kemer Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Necati Topaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlardan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610672</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemer’de yaşayan hasta ve bakıma muhtaç vatandaşlar, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu öncülüğünde Sağlık İşleri Müdürlüğü tarafından yürütülen evde bakım hizmetleri için teşekkür etti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vatandaslardan-evde-bakim-hizmetleri-icin-tesekkur-610672">Vatandaşlardan evde bakım hizmetleri için teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemer’de yaşayan hasta ve bakıma muhtaç vatandaşlar, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu öncülüğünde Sağlık İşleri Müdürlüğü tarafından yürütülen evde bakım hizmetleri için teşekkür etti. </p>
<p>Her şeyin başı sağlık sözüyle hareket eden ve Kemer’deki hasta ve bakıma muhtaç vatandaşların her zaman yanında olmaya devam eden Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, evde bakım hizmetleri kapsamında hastaları ziyaret ederek pansumanlarını ve tedavilerini yapıyor. </p>
<p>Haftanın belirli günlerinde rutin olarak hastaları ziyaret eden belediye sağlık ekipleri, hastaların pansumanlarını yaptıktan sonra onlarla sohbet ediyor ve bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor. </p>
<p>Vatandaşlardan Kemer Belediyesi’ne teşekkür </p>
<p>Evde bakım hizmetlerini memnuniyetle karşılayan vatandaşlar, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu ve Sağlık İşleri Müdürlüğü ekiplerine teşekkür etti. </p>
<p>Vatandaşlardan 86 yaşındaki Maksude Ülker, yaptığı açıklamada, Kemer Belediyesi’nin sağlık hizmetlerinden çok memnun olduğunu belirterek, Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’na teşekkür ettiğini söyledi. </p>
<p>Maksude Ülker’in 62 yaşındaki kızı Ruhat Ülker ise “Kemer Belediyesi’nin evde bakım hizmetini biz önce bilmiyorduk. Hastaneye bile çok zor gidip geliyorduk. Belediyemizin bu hizmetini öğrendik ve çok memnunuz. Dışarıya adım atmadan her şeyimizle ilgileniliyor. Başkanımıza bu hizmetleri sağladığı için çok teşekkür ediyorum. Vaatlerini de hep yaptı ve yapamaya devam ediyor.” dedi. </p>
<p>Vatandaşlardan 60 yaşındaki Bekir Tunçel de “Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nün evde bakım hizmetleri çok iyi. Allah herkesten razı olsun. Kemer Belediye Başkanımız Necati Topaloğlu çok saygıdeğer bir insan. Bize sağladığı hizmetler çok güzel. Her gün geliyor ve pansumanımı yapıyorlar. Bu hizmetlere karşı mahcup oluyorum. Kemer Belediyesi’ne minnet borçluyum.” diye konuştu. </p>
<p>Kemer Belediyesi’nin evde bakım hizmetlerini çok beğendiğini dile getiren 55 yaşındaki Hasan Taşdemir de “Kemer Belediyesi’nin evde sağlık hizmeti çok güzel. Her iki günde bir evime gelerek pansumanımı yapıyorlar. Yatağımı da Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü temin etti. Evde saç ve sakal tıraşımı da yapıyorlar. Kemer Belediye Başkanımız Necati Topaloğlu’ndan Allah razı olsun. Tüm belediye çalışanlarına teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vatandaslardan-evde-bakim-hizmetleri-icin-tesekkur-610672">Vatandaşlardan evde bakım hizmetleri için teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[derya]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[henüz]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, hastalıkların tanı konulduğu anda başlamadığını, bu sürecin  çok daha önce  başladığını belirtti. Fonksiyonel tıbbın, sağlıktan hastalığa giden yolda kök nedenleri ortaya koymayı hedef aldığını vurgulayan Güneş, insülin direncinin birçok kronik hastalık ve kanserin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. </p>
<p>“Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz?”</p>
<p>Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli Dahiliye ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Derya Güneş, koruyucu hekimlik anlayışıyla doğru beslenme, stres yönetimi ve bağırsak sağlığının hayati önemde olduğunu ifade etti. “Herhangi bir hastalık tanısı konmadığında sağlıklı olduğumuzu düşünmek büyük bir yanılgı” diyen Dr. Güneş, “Hastalık tanısı konduğunda o dakikada hasta olmuyorsun. Bu aşamanın bir öncesi var. Sağlıktan hastalığa doğru yürünülen yolda geri dönüş yapabilir miyiz? Gerçek  sağlığımız için neler yapabiliriz? Koruyucu hekimlik kısmında ‘fonksiyonel tıp’ çok önemlidir. Kronik hastalığı olan kişilerde hastalık için kullanılan bazı ilaçların yan etkileri oluyor. Bu ilaçlar organik ilaçlar olmadığı için vücutta yarattığı bazı hasarlar ve sorunlar olabiliyor ve ayrıca bu ilaçlar sadece belirti vs bulguları ortadan kaldırıyor gerçek nedeni onarmıyor ” dedi. </p>
<p>Kronik hastalıklarda düzenli doktor kontrolünün önemi </p>
<p>Kronik hastalığı olan kişilerin düzenli hekim kontrolünde olmalarının önemine dikkat çeken Dr. Güneş, “Kronik hastalığı olan insanlar düzenli doktor kontrolüne gitmeli. Bu süreçte verilen ilaçlar işe yarıyor mu, ilaçlar herhangi bir yan etki, vücudun başka bir yerinde soruna yol açmış mı kontrol edilir. ‘İlacı ver bırak. Hasta kullanmaya devam etsin’ kısmında değiliz. Verilen ilaçlar karaciğer ve böbrekler üzerinde metabolize edilip atılıyor. Sürekli alınan ilaçlar, bu organların fonksiyonlarını bozabilir. Fonksiyonel tıp; bir hipertansiyon hastası ilacını kullanırken, aynı zamanda hipertansiyona neden olan kök nedenleri bulup onları da onarmaya çalışır. Bu sırada kullanılan vitaminler, mineraller ve gıda takviyeleri tamamen doğaldır” diye konuştu. </p>
<p>“İnsülin direnci birçok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur”</p>
<p>Besinlerin içindeki vitamin ve minerallerin azaldığına dikkat çeken Uzm.Dr. Derya Güneş, “Besinler eskisi gibi değerli değil. Besinlerden almamız gereken faydayı alamıyoruz. Besinlerin içeriğinde ‘pestisit’ ve ‘herbisit’ gibi maddeler olması nedeniyle vücudun kimyasal yükü artıyor. Kimyasal yükün üzerine binen stres de vücudu olumsuz etkiliyor. Stres ile birlikte kortizol aksınız, devamında ise metabolizma bozuluyor. İlk etapta  ‘insülin direnci’ ortaya çıkıyor. Toplumda ‘İnsülin direnci var henüz şeker hastası olmamış’ gibi yanlış bir düşünce ve algı var. ‘İnsülin direnci’ sağlığımız açısından büyük bir sorundur. Çünkü ‘insülin direnci’ bir çok kronik hastalığın ve kanserin altyapısını oluşturan bir sağlık sorunudur. Bu sorun düzeltildiğinde birçok hastalığın önüne geçilmiş olur, ortaya çıkmış olan hastalığa yönelik başlanan kimyasal ilaçlar zaman içinde kesilebilir. Yani artık ilaca gerek kalmaz. Tüm bunlar için hastayı detaylı değerlendirmek gerekir” diye konuştu. </p>
<p>Bu şikayetler varsa DİKKAT </p>
<p>‘Yemek sonrası karın bölgesinde oluşan şişkinlik’ , ‘düzensiz gece uykusu’ gibi sorunların bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Güneş, şu bilgileri verdi, “Yemek sonrası şişkinlik  bağırsak duvarında bir yangı sürecinin başlamış olduğunun sinyalini verir. Tüm kronik hastalıkların başlangıç noktası aslında bu bağırsak duvarındaki yangı sürecidir. Dolayısıyla bağırsaktaki yangıyı azaltmak için öncelikle diyet uygulanması gerekir. Gece uykusu çok değerli. Bir kişi yattığında uyuyor mu? 7-8 saatlik uyku süreniz var mı? Gece kendiliğinden uyanıyor musunuz? Gece idrara kalkıyor musunuz? Tüm bunlar kişinin kortizol aksı ile ilgili fikir verir. Bir kişi yattığında kortizol minimaldir, gözümüzü sabah açtığımızda kortizol en yüksek seviyededir. Kortizol aksı bozulduğunda gece uyku sırasında kortizol yeterince düşük olmadığı için sizi uyandırır. Kortizol aksı bozulduğunda eğer siz bunu düzeltmezseniz uzun vadede kronik hastalıklar ve kanser oluşumu hızlanır. Kortizol yüksek ise insülin de yükselmeye başlar. Bu ‘emosyonel yeme’ dediğimiz sorunun altında yatan konu. Kortizol yüksek olduğu için insanlar stresli ve mutsuz olduğu için daha fazla yemek yiyor” </p>
<p>Mikrobiyatadaki dengesizlikler hastalıklara neden olabilir</p>
<p>Dr. Güneş şu bilgileri aktardı, ““Gün içinde kas ağrıları oluyor mu? Ağrı varsa bu şikayet bir inflamasyon ( yangı) göstergesi olabilir. İnflamasyon bazı besinlere duyarlılıktan, stresten, sedanter yaşamdan dolayı oluşabilir. Ayrıca oksidatif stres dediğimiz enerji üretimi sırasında ortaya çıkan zararlı maddelerin temizlenmemesi de yangı başlatır. İnflamasyon dediğimiz yangı, bedende yolunda gitmeyen durumları düzeltmeye çalışan mekanizmaların ortamda yarattığı karışıklık durumudur. Üçüncüsü dolaşım çok önemlidir. Hücreye yeterince besin ve oksijen giderse hücre yeterli enerjiyi üretir  ve işini yapar. Dördüncü olarak mikrobiyota çok değerlidir. Bağışıklık sistemimizin yüzde 80&#8217;i kalın bağırsaktaki mikroorganizmalardan oluşuyor. Hissettiğimiz serotonin, endorfin kısmında nörotransmitterlerin yüzde 70’nin  de mikrobiyotadan geldiğini biliyoruz. Dolayısıyla mikrobiyotadaki dengesizlikler de hastalığa yol açabilir. Kortizol düzgün salınmıyonrsa, stresli, sürekli kaygıda, kafası sürekli dolu biriyseniz hasta olmanız daha muhtemeldir. Artık tüm bunları doğru yöntemlerle düzeltmek mümkün.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-derya-gunes-uyardi-henuz-tani-yoksa-saglikliyim-sanmayin-2-610573">Dr. Derya Güneş Uyardı, &#8220;Henüz Tanı Yoksa Sağlıklıyım Sanmayın&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-niv-ile-ilgili-merak-edilenler-610537</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nipah]]></category>
		<category><![CDATA[Nipah Virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[niv]]></category>
		<category><![CDATA[Vaka]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[virüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610537</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-niv-ile-ilgili-merak-edilenler-610537">Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor. Hindistan’da tespit edilen yeni Nipah virüsü vakaları, Asya’da da yakından izleniyor. Virüsün yayılım riskine karşı Tayland, Malezya ve Singapur gibi ülkeler, havalimanları ve sınır kapılarında tarama ve test uygulamalarını sıkılaştırdı. Bu durum yeni bir pandemi yaşanır mı sorularını akıllara getirdi. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.</p>
<p><strong>“200’e yakın temaslının izlendiği bildirildi”</strong></p>
<p>“Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan, hayvanlarda ve insanlarda asemptomatik enfeksiyondan akut solunum yolu enfeksiyonuna ve ölümcül ensefalite kadar çeşitli klinik tablolara neden olan <em>Paramyxoviridae</em> ailesine ait bir RNA virüsüdür” diyen Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın,</p>
<p>“Nipah virüsü ilk olarak 1999 yılında Malezya&#8217;daki domuz çiftçileri arasında bir salgın olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra hastalık 2001 yılında Bangladeş&#8217;te de tespit edilmiş olup halen her yıl belli sayıda olgu saptanmaktadır. Hastalık ayrıca Doğu Hindistan&#8217;da da periyodik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yıl da Hindistan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre iki vakanın doğrulandığı ve yaklaşık 200’e yakın temaslının izlendiği bildirilmiştir. Pteropodidae familyasına ait meyve yarasaları (uçan tilki) özellikle de Pteropus cinsine ait türler Nipah virüsünün doğal konakçılarıdır. Meyve yarasalarında belirgin bir hastalık belirtisi yoktur. Virüslerin Afrika&#8217;daki Pteropodidae yarasalarının coğrafi dağılım alanında mevcut olabileceği biliniyor.”</p>
<p><strong>“Hasta insanlar salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabilir”</strong></p>
<p>Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceğini belirten Fışgın, şunları söyledi:</p>
<p>“Nipah virusunun domuzlarda ve at, keçi, koyun, kedi ve köpek gibi diğer evcil hayvanlarda görülen salgınları ilk olarak 1999&#8217;daki Malezya salgını sırasında bildirilmiştir. Malezya&#8217;da ve Singapur&#8217;da da görülen ilk salgında, insan enfeksiyonlarının çoğu hasta domuzlarla veya onların kontamine olmuş dokularıyla doğrudan temas sonucu meydana geldiği görülmüştür.  Daha sonra Bangladeş ve Hindistan&#8217;da meydana gelen salgınlarda, enfekte meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kirlenmiş meyvelerin veya meyve ürünlerinin, örneğin çiğ hurma suyu tüketimi, enfeksiyonun en olası kaynağı olarak saptanmıştır. Ayrıca virüsün insandan insana bulaştığı özellikle de enfekte hastaların aile üyeleri ve bakıcıları arasında saptandığı bildirilmiştir. Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceği ve insandan insana bulaşta bunun önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle de sağlık çalışanları da hasta takibi açısından risk altındadır.”</p>
<p><strong>“Semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor”</strong></p>
<p>Nipah virüsünün ilk belirtileriyle ilgili de bilgi veren Fışgın, şöyle konuştu:</p>
<p>“İnsanlarda görülen hastalık; asemptomatik enfeksiyonlardan, hafif veya şiddetli seyreden akut solunum yolu enfeksiyonlarına ve ölümcül olabilen ensefalite kadar değişmektedir. Virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişmektedir. Bazı hastalarda bu sürenin 45 güne kadar uzadığı bildirilmiştir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler sayılabilir. Daha sonra hastalarda baş dönmesi, uyuşukluk, bilinç değişikliği ve nörolojik bulgular saptanabilmektedir. Hastaların bazılarında solunum yolu enfeksiyonu gelişmekte ve bu pnömoni bulguları ilerleyerek ciddi solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Şiddetli vakalarda ölümcül olarak tanımlanan ensefalit ve durdurulamayan nöbetler görülmekte ve hastada 24-48 saat içinde koma ortaya çıkmaktadır. Vaka ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Nipah virus enfeksiyonunun ilk belirti ve bulguları spesifik olmadığı için genellikle başlangıçta bu hastalıktan şüphe edilmez. Burada özellikle hastalığın bulunduğu bölgeye seyahat etmek önemli bir epidemiyolojik veridir.  Tanıda kullanılan başlıca testler, vücut sıvılarından gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) yoluyla antikor tespitidir. Ayrıca hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu da tanıda kullanılmaktadır.”</p>
<p><strong>Virüse karşı alınması gereken önlemler</strong></p>
<p>Şu anda Nipah virusuna karşı herhangi bir ilaç veya aşının bulunmadığını belirten Prof. Dr. Fışgın, “Şiddetli solunum ve nörolojik komplikasyonların tedavisi için yoğun destekleyici tedavi önerilmektedir” dedi. Nipah virusuna karşı herhangi bir aşı bulunmadığı için koruyucu önlemlerin ön plana çıktığını belirten Fışgın, bu virüse karşı alınması gereken önlemlerle ilgili ise şunları sıraladı:</p>
<ul>
<li>Bu kapsamda, 1999 yılında domuz çiftliklerinde yaşanan Nipah virus salgını sırasında edinilen deneyime dayanarak, domuz çiftliklerinin uygun deterjanlarla düzenli ve kapsamlı bir şekilde temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi enfeksiyonu önlemede etkili olabilir.</li>
<li>Ayrıca bir salgın şüphesi varsa, hayvan barınağı derhal karantinaya alınmalıdır. İnsanlara bulaşma riskini azaltmak için enfekte hayvanların itlaf edilmesi ve cesetlerin gömülmesi veya yakılması yakından denetlenmelidir. Enfekte çiftliklerden diğer bölgelere hayvan hareketinin kısıtlanması veya yasaklanması, hastalığın yayılmasını azaltabilir.</li>
<li>İnsanlardaki bulaş ve enfeksiyonu azaltmak için toplumu bu konuda bilgilendirmek gerekmektedir. Risk faktörlerinin, bulaş yollarının ve hasta ile temasta alınması gereken önlemlerin anlatılması önem arz etmektedir. Hasta kişilerle yakın ve korunmasız fiziksel temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilere bakım verdikten veya onları ziyaret ettikten sonra düzenli olarak eller yıkanmalıdır.</li>
<li>Seyahat edilecek bölgelerdeki riskli durumlar tanımlanmalıdır.  Özellikle bulaşmada önemli olan ve engellenmesi gereken durum yarasaların hurma özsuyuna ve diğer taze gıda ürünlerine erişimini azaltmaya odaklanmalıdır. Yeni toplanan hurma suyu kaynatılmalı ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı ve mümkünse soyularak tüketilmelidir. </li>
<li>Şüpheli veya doğrulanmış enfeksiyonu olan hastalara bakım veren sağlık çalışanları, her zaman standart enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamalıdır. Özellikle sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşma vakaları bildirildiğinden, standart önlemlere ek olarak temas ve damlacık önlemleri de alınmalıdır.</li>
<li>Son olarak ülkemizde bulunan yarasa türleri, virüsü taşıyan &#8220;Pteropus&#8221; (meyve yarasası) türünden farklıdır. Bu nedenle, virüsün ülkemizdeki yaban hayatında doğal bir döngü oluşturma ihtimali düşüktür. Şu ana kadar ülkemizde doğrulanmış bir Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak küresel seyahat hareketliliği nedeniyle &#8220;ithal vakalara&#8221; karşı hazırlıklı olunması önemlidir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nipah-virusu-niv-ile-ilgili-merak-edilenler-610537">Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artık]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Oranlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yönetilebilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu, kanserle mücadelede tarihi bir eşiğin aşıldığını ortaya koyuyor. Rapora göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanserin artık mutlak bir son olarak görülmediğini gösterirken; erken tanı, modern tedavi yöntemleri ve önleyici sağlık adımlarının önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, “4 Şubat Dünya Kanser Günü” nedeniyle güncel veriler ışığında kanserde gelinen noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Kanserde yüzde 70’lik sağkalım eşiği aşıldı</strong></p>
<p>2026 Kanser İstatistikleri Raporu’nda yer alan verilere göre, tüm kanser türleri ve evreleri birlikte değerlendirildiğinde beş yıllık göreceli sağkalım oranının yüzde 70 seviyesine ulaştığı görülmektedir. Bu oran, bireysel hastalar için kesin bir sonuç anlamı taşımamakta; modern onkolojinin genel başarısını yansıtan bir ortalamayı ifade etmektedir. Elde edilen bu sonuç, “kanser kesin ölüm demektir” anlayışının geçerliliğini yitirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Kanser istatistikleri, genellikle tanıdan sonra birkaç yıllık takip sürecinin tamamlanmasıyla hesaplanmaktadır. Bu nedenle 2026 raporunda yer alan sağkalım oranları, büyük ölçüde 2015-2020 yılları arasında tanı alan hastaların sonuçlarını yansıtmaktadır. Günümüzde klinik uygulamalarda giderek daha fazla yer bulan immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin etkisinin, önümüzdeki yılların verilerine daha güçlü biçimde yansıyacağı öngörülmektedir.</p>
<p><strong>Son 30 yılda kansere bağlı ölümler yüzde 35 azaldı</strong></p>
<p>Güncel kanser istatistikleri, 1991 yılından bu yana kansere bağlı ölüm oranlarının yüzde 35 oranında azaldığını ortaya koymaktadır. Bu düşüş, yalnızca ABD’de yaklaşık 6 milyon insanın hayatının kurtulması anlamına gelmektedir. Elde edilen bu başarı, tek bir gelişmeye değil; erken teşhis programlarının yaygınlaştırılmasına, sistemik tedavilerin hedefe yönelik ve akıllı ilaçlarla güçlendirilmesine ve immünoterapilerintedavi süreçlerine entegre edilmesine dayanmaktadır. Tarama yöntemleriyle tümörlerin daha erken evrede saptanması, kişiselleştirilmiş ilaç tedavileri ve bağışıklık sistemini harekete geçiren yaklaşımların birlikte kullanılması sayesinde kanser tedavisinde kalıcı ve güçlü sonuçlar elde edilmektedir. Bu gelişmeler, kanserin artık önceden yazılmış bir kader olmadığını ve bilimsel ilerlemelerle yönetilebilir bir hastalık haline geldiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Üç temel alan tedavi başarısını belirgin şekilde artırıyor</strong></p>
<p>Kanserle mücadelede sağlanan ilerlemelerin temelinde üç ana başlık yer almaktadır. Tarama programları sayesinde tümörler daha erken evrede saptanmakta, bu durum cerrahi ve ilaç tedavilerinin başarısını artırmaktadır. Klasik kemoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlarla birlikte kullanılarak daha etkili ve kişiselleştirilmiş tedaviler uygulanmaktadır. İmmünoterapiler ise bağışıklık sistemini kansere karşı aktive ederek cerrahi ve radyoterapiyle birlikte güçlü sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Vaka sayılarındaki artış önleyici yaklaşımları gündeme taşıyor</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere rağmen, 2026 yılında ABD’de beklenen yeni kanser vakası sayısının 2.1 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Daha fazla hastanın hayatta kalmasıyla birlikte, daha fazla kişiye kanser tanısı konulması dikkat çekmektedir. Bu durum; obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, çevresel maruziyetlerve yaşlanan nüfus gibi risk faktörlerinin önemini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>En büyük düşman hala aynı: Sigara</strong></p>
<p>Tüm bilimsel ve teknolojik ilerlemelere rağmen, akciğer kanseri günümüzde hala en ölümcül kanser türü olma özelliğini sürdürmekte. 2026 yılı için ABD’de akciğer kanserine bağlı beklenen yaşam kaybı sayısının yaklaşık 124 bin 990 olduğu öngörülmektedir. Oysa düşük doz akciğer tomografisi ile erken tarama, bu alanda en etkili korunma ve erken tanı yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın taramaya uygun bireylerin yalnızca yüzde 18’i bu testi yaptırmakta. Bu tablo, bilimsel bilgi ve teknolojik imkanların mevcut olmasına rağmen, bireysel farkındalık ve davranış değişikliğinin kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Kanserde tür ve evre hayati öneme sahip</strong></p>
<p>Genel sağkalım oranları yükselmiş olsa da kanser türleri arasında belirgin farklılıklar devam etmektedir. Tiroid, prostat ve testis kanserlerinde sağkalım oranları oldukça yüksek seyrederken; akciğer ve pankreas kanserlerinde bu oranlar daha düşük düzeylerde kalmaktadır. Bu tablo, kanserde erken tanının ve hastalığın hangi evrede yakalandığının belirleyici rolünü açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kanser yönetilebilir bir hastalık</strong></p>
<p>Güncel veriler, kanserin birçok hasta için kronik bir hastalık haline geldiğini göstermektedir. Tedavi sonrası yaşam kalitesinin korunması, uzun dönem yan etkilerin izlenmesi ve psikososyal desteğin sağlanması giderek daha fazla önem kazanmaktadır. HPV aşısı gibi önleyici uygulamaların ise bazı kanser türlerinde hastalığın ortaya çıkmasını engelleme potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Bu gelişmeler, kanserde asıl başarının yalnızca tedavide değil, önlemede de sağlanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-artik-yonetilebilir-bir-hastaliga-donusuyor-610516">Kanser Artık Yönetilebilir Bir Hastalığa Dönüşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şifaya giden yol, vatandaştan tam not aldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sifaya-giden-yol-vatandastan-tam-not-aldi-610257</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[giden]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[Kocaeli Şehir Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[not]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[şifaya]]></category>
		<category><![CDATA[tam]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaştan]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Hat]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaeli Şehir Hastanesi için 12 ilçeden hizmete aldığı aktarmasız 14 yeni otobüs hattı, vatandaşların ulaşım konforunu artırarak kısa sürede büyük memnuniyet sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sifaya-giden-yol-vatandastan-tam-not-aldi-610257">Şifaya giden yol, vatandaştan tam not aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaeli Şehir Hastanesi için 12 ilçeden hizmete aldığı aktarmasız 14 yeni otobüs hattı, vatandaşların ulaşım konforunu artırarak kısa sürede büyük memnuniyet sağladı.</p>
<p><b>ŞEHİR HASTANESİ’NE AKTARMASIZ ULAŞIM KOLAYLIĞI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Kocaeli Şehir Hastanesi’ne ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla hayata geçirdiği direkt otobüs hatları kısa sürede vatandaşların takdirini kazandı. Ulaşım Dairesi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen yeni düzenleme ile 14 yeni hat, 26 Ocak Pazartesi günü itibariyle hizmete başlamıştı. İlk günden itibaren vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği yeni hatlar, kentin 12 ilçesinden Kocaeli Şehir Hastanesi’ne aktarmasız ulaşım imkânı sunarak önemli bir ihtiyaca cevap verdi.</p>
<p><b>VATANDAŞLARDAN YENİ HATLARA TAM NOT</b></p>
<p>Toplu taşıma altyapısını güçlendiren Büyükşehir, çevreci ve teknolojik otobüs filosu ile ulaşımda konforu sağlarken, hayata geçirdiği yeni hatlarla ise kent genelinde erişilebilirliği üst seviyeye taşıdı. Kocaeli Şehir Hastanesi için ulaşım ağına dahil edilen 14 yeni hat ise özellikle yaşlılar, hasta yakınları ve sağlık çalışanları tarafından memnuniyetle karşılandı. Vatandaşlar, yeni hatlar sayesinde hastaneye giderken aktarma yapmak zorunda kalmadıklarını ifade etti.</p>
<p><b>“OTOBÜS DEĞİŞTİRMEK İLE UĞRAŞMIYORUZ”</b></p>
<p>Kandıra’dan SH16 hattı ile Kocaeli Şehir Hastanesi’ne 30 dakikada ulaştığını ifade eden Aysen Çevik, aktarmasız ve hızlı bir şekilde sağlanan ulaşımdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Hastanede yatan kızını ziyaret etmek için Çayırova’dan gelen 72 yaşındaki Fahrettin Demirkol ise, “Büyükşehir Belediyemizden Allah razı olsun. Erken saatte otobüs değiştirmek ile uğraşmıyoruz. Evimizden bindik, hastanede indik” ifadelerinde bulundu. Darıca’dan hastaneye gelirken yolun gözünde büyüdüğünü söyleyen 18 yaşındaki Ravza Topal, yolculuğunun konforlu geçtiğini söyledi.</p>
<p><b>“KENDİ ÖZEL ARACIMIZ GİBİ”</b></p>
<p>Gebze’den muayene olmak için Şehir Hastanesi’ne gelen Hasan Türdü, “Daha önce otogara gelerek aktarma yapıyorduk, yol gözümüzde büyüyordu. Önemli bir ihtiyacın karşılanmasından çok memnun kaldık” dedi. Darıca’dan gelirken çok rahat bir yolculuk geçirdiklerini söyleyen Rabia İşvarlar, “Eskiden gelirken çok perişan oluyorduk. Umuttepe otobüsü ile geliyorduk ve çok yoğun oluyordu. Şimdi kendi özel aracımız gibi konforlu ve hızlı şekilde ulaştık” diyerek Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti.</p>
<p><b>“10 NUMARA BİR HİZMET OLMUŞ”</b></p>
<p>SH9 hattı ile eşini doktor randevusuna getiren 65 yaşındaki Nahit Akbaba, “Çok konforlu bir yolculuk geçirdik, otobüs çok rahattı” dedi. Akbaba, çift olarak Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin hizmetlerinden çok memnun olduklarını vurguladı. Dilovası’ndan 40 dakikalık bir yolculuk ile hastaneye direkt ulaşım sağlamanın mutluluğunu yaşadığını ifade eden Cevat Kalay, “10 numara bir hizmet olmuş. Otobüs değiştirmemize gerek kalmadı. Bu kadar rahat olacağını tahmin etmiyorduk. Dilovası’ndan çok hızlı bir şekilde ulaştık” dedi.</p>
<p><b>20 HAT İLE KESİNTİSİZ ULAŞIM SAĞLANIYOR</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Şehir Hastanesi’ne ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla mevcut direkt ulaşım ağını genişletti. İzmit’ten SH1, SH2, SH5, SH6 ve SH7, Derince’den ise SH8 hattı ile sağlanan direkt ulaşım ağına 14 yeni hat daha eklendi. Bu kapsamda Karamürsel’den SH9, Gölcük’ten SH10 ve SH11, Başiskele’den SH12 ve SH13, Kartepe’den SH14 ve SH15, Kandıra’dan SH16, Körfez’den SH17 ve SH18, Dilovası’ndan SH19, Gebze’den SH20, Darıca’dan SH21 ve Çayırova’dan SH22 hatları hizmete alınarak, kentin 12 ilçesinden Kocaeli Şehir Hastanesi’ne aktarmasız ve kesintisiz ulaşım sağlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sifaya-giden-yol-vatandastan-tam-not-aldi-610257">Şifaya giden yol, vatandaştan tam not aldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 07:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çıkma]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[hücrelerine]]></category>
		<category><![CDATA[kalmış]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Mrd]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[vücutta]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanser tedavisi gören pek çok hasta için en rahatlatıcı cümle şudur: “Bütün tetkikleriniz normal.” Ancak modern tıbbın geldiği noktada, bu cümle her zaman sürecin tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebiliyor. MR, PET ve rutin kan testlerinin normal olması, vücutta hastalığa ait hiçbir hücre kalmadığını kesin olarak göstermeyebiliyor. Çünkü bazı kanser hücreleri, görüntüleme yöntemlerinin ve klasik testlerin algılayamayacağı kadar küçük ve sessiz bir şekilde dolaşımda varlığını sürdürebiliyor.</p>
<p>İşte bu noktada moleküler analizler devreye giriyor; Minimal Rezidüel Hastalık (MRD) olarak adlandırılan bu görünmez risk, yalnızca bir tüp kan üzerinden tespit edilebiliyor. Özellikle yüksek riskli kanser türlerinde ve tedavi sonrası takip sürecinde MRD, hastalığın yeniden ortaya çıkma ihtimalini önceden öngörmeye imkân tanıyan son derece önemli bir gösterge haline geliyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Serkan Keskin, 4 Şubat Dünya Kanser Günü öncesi kanser takibinde MRD testi ile ilgili bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Görüntüleme ve klasik testler her zaman yeterli mi?</strong></p>
<p>Kanser şüphesi olan ya da kanser tanısı almış hastaların takip sürecinde Manyetik Rezonans (MR), Bilgisayarlı Tomografi (BT), PET-CT ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri sıklıkla kullanılmaktadır. Buna ek olarak bazı kan testleri ve tümör belirteçleri ile hastalığın varlığı ya da yokluğu değerlendirilmektedir. Bu yöntemler modern tıbbın vazgeçilmez araçlarıdır ve çoğu zaman doğru yönlendirme sağlamaktadır.</p>
<p>Ancak klinik pratiğin ortaya koyduğu önemli bir gerçek vardır: Tüm bu tetkikler normal olsa bile, hastalık moleküler düzeyde tamamen ortadan kalkmamış olabilir. Tedavilerini tamamlamış, ameliyat olmuş ve “tam yanıt” aldığı düşünülen bazı hastalarda yıllar sonra nüks görülmesi, bu durumun en somut göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>MRD testi gizli kalmış kanser hücrelerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Minimal Rezidüel Hastalık, tedavi sonrasında vücutta kalmış olabilecek çok küçük sayıdaki tümör hücrelerini ifade etmektedir. Bu hücreler klasik görüntüleme yöntemleriyle ya da rutin kan testleriyle saptanamamaktadır. Ancak genetik ve moleküler düzeyde yapılan ileri analizler sayesinde kandan tespit edilebilmektedir.</p>
<p>MRD değerlendirmesi için yalnızca bir tüp kan alınmakta ve bu örnek genetik laboratuvarlara gönderilmektedir. Kanda dolaşan tümör DNA’sı veya tümör hücreleri, belirli eşik (cut-off) değerlerine göre analiz edilmektedir. Bu eşik değerin üzerinde saptanan sonuçlar, hastalığın ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu göstermektedir. </p>
<p><strong>Nüks riski önceden görülebilir mi?</strong></p>
<p>Güncel bilimsel veriler, MRD pozitifliği saptanan hastalarda ilerleyen dönemlerde hastalığın nüks etme olasılığının yüzde 90’lara kadar çıkabildiğini göstermektedir. Bu bilgi, hem hekim hem de hasta açısından son derece kıymetlidir. Çünkü hastalığın geri dönmesini beklemek yerine, risk daha oluşmadan önlem almak mümkün hale gelmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, kolon kanseri, akciğer kanseri ve böbrek kanseri gibi birçok solid tümörde MRD testleri giderek daha yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ameliyatını olmuş, kemoterapi ve diğer onkolojik tedavilerini tamamlamış bir hastada “Bu hastalık gerçekten bitti mi?” sorusunun yanıtı artık yalnızca filmlerle değil, moleküler verilerle de değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Hastalar yakından izleniyor ve tedavi planı şekillendiriliyor</strong></p>
<p>MRD’nin pozitif saptanması durumunda izlenen yol, klasik takip yaklaşımlarından farklılaşmaktadır. Bu hastalar daha yakından izlenmekte, kontroller sıklaştırılmakta ve gerekirse daha güçlü ya da farklı tedavi seçenekleri devreye sokulmaktadır. Amaç, olası bir nüksü klinik olarak ortaya çıkmadan yakalamak ve hastayı yeniden tam şifaya ulaştırmaktır.</p>
<p>Günümüz onkolojisi artık yalnızca organ düzeyinde değil, gen ve molekül düzeyinde ilerlemektedir. Hangi hastanın daha yüksek risk taşıdığı, hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği giderek daha net biçimde ortaya konabilmektedir. Bu yaklaşım, gereksiz tedavilerin önüne geçerken doğru hastaya doğru zamanda doğru tedavinin verilmesini sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Nüksü engellemek çok önemli </strong></p>
<p>Kanser tedavisinde başarı artık yalnızca tümörü ortadan kaldırmakla sınırlı değildir. Asıl başarı, hastalığın geri dönmesini engellemekte yatmaktadır. MRD testleri, bu hedefe giden yolda hekimlerin elini güçlendiren, hastalara ise umut veren önemli bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Moleküler düzeyde yapılan bu değerlendirmeler sayesinde kanserle mücadelede daha bilinçli, daha güçlü ve daha erken adımlar atılabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vucutta-gizli-kalmis-kanser-hucrelerine-dikkat-610221">Vücutta Gizli Kalmış Kanser Hücrelerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azaltan]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609939</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde, çağın korkutan hastalığı kanserde çok olumlu ilerlemeler sağlanıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> “Kanser, günümüzde bilimsel gelişmeler sayesinde giderek sadece tedavi edilen değil, daha iyi kontrol edilebilen ve yönetilebilen bir hastalık haline gelmiştir. Her yeni yıl, kanserle yaşayan hastalar için daha fazla umut veren gelişmeleri tedavi protokolüne sokmaktadır. Tıbbi Onkolog gözüyle baktığımızda gelinen noktada; hastalığı değil hastayı merkeze alan anlayışla ilerlenmekte; erken tanı ve multidisipliner yaklaşımla, doğru zamanda, doğru merkezde ve doğru tedaviyle hastalar için çok büyük kazanımlar elde edilmektedir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, <strong>4 Şubat Dünya Kanser Günü </strong>kapsamında yaptığı açıklamada, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi ve kanser tedavisinde en yeni 4 çarpıcı gelişmeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kişiye özel tedavi etkinliği artırıyor, yan etkileri azaltıyor</strong></li>
</ul>
<p>Geçmişte kanser tedavisi büyük ölçüde cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi ile sınırlıydı.<br /> Son 10–15 yılda ise kanser biyolojisinin daha iyi anlaşılmasıyla birlikte tedavi yaklaşımının köklü şekilde değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Ölmez şöyle konuşuyor: “Artık her hastaya aynı tedaviyi uygulamak yerine, hastanın tümörünün genetik ve moleküler özelliklerine göre, kişiye özel tedavi planları oluşturuyoruz. Bu yaklaşım hem tedavi etkinliğini artırmakta hem de gereksiz yan etkileri azaltmaktadır.”</p>
<ul>
<li><strong>‘Uzun yaşam’ kavramı gerçekçi bir hedef haline geliyor</strong></li>
</ul>
<p>Kanser tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden birinin immünoterapiler olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez “Oyun değiştiren yaklaşım olarak adlandırabileceğimiz immünoterapi tedavileri; doğrudan kanser hücresini hedef almak yerine, bağışıklık sisteminin kanseri tanımasını ve yok etmesini sağlamaktadır. Akciğer kanseri, melanom, böbrek kanseri, mesane kanseri ve bazı meme kanseri alt tiplerinde; uzun süreli hastalık kontrolü hatta bazı hastalarda yıllarca süren tam yanıtlar elde edilebilmektedir. Bu durum, kanser tedavisinde ‘uzun yaşam’ kavramını gerçekçi bir hedef haline getirmiştir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğdu</strong></li>
</ul>
<p>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ölmez, bilimin son yıllarda hızlı ilerlemesiyle; hedefe yönelik ve akıllı tedavilerin zor vakalar için yeni tedavi seçenekleri doğmasını sağladığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Hedefe yönelik tedaviler; tüm vücudu etkilemek yerine, yalnızca kanser hücresindeki bozuk sinyal yollarını hedefliyor. Antikor-ilaç konjugatları yani ‘Akıllı ilaçlar’ ise; ilacı doğrudan kanser hücresine taşıyarak, sağlıklı dokuların olumsuz etkilenmesini önlüyor, etkinliği artırıp yan etkileri azaltmayı amaçlıyor. Bu tedaviler sayesinde, daha önce tedavi seçeneği sınırlı olan birçok hasta için yeni kapılar açılmış; meme, akciğer, mide ve jinekolojik kanserlerde sağkalım ve yaşam kalitesinde anlamlı artışlar sağlanmıştır.” </p>
<ul>
<li><strong>Kanserde hedefe yönelik bağışıklık tedavileri çığır açıyor</strong></li>
</ul>
<p>Hedefe yönelik bağışıklık tedavilerinin (bispesifik ankitorlar) son 10 yıla damga vuran en yenilikçi tedavilerden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ölmez sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu ilaçlar aynı anda iki farklı hedefe bağlanarak; bağışıklık hücrelerini doğrudan kanser hücresine yönlendirir, tümör ile bağışıklık sistemi arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır, dirençli ve tedavi seçenekleri sınırlı hastalarda dahi etkili yanıtlar sağlayabilir. Özellikle hematolojik kanserlerde ve seçilmiş solid (katı doku) tümörlerde yeni bir umut alanı oluşturmuştur.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Kanser riskini azaltan 7 etkili önlem!</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez</strong> kanserlerin önemli bir bölümünün çevresel faktörler ve sağlıksız yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu belirterek, “Bu risklerin azaltılması, kanser görülme sıklığında belirgin düşüş sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Ölmez, kanser riskini azaltan 7 etkili önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Alkol, elektronik sigara, tütün ve tütün mamülleri kullanımından kaçının</li>
<li>Hava kirliliği, sigara dumanı, toksik gazlar, tiner, boya çözücü vb maruz kalmayın</li>
<li>İnşaat ve sanayi ortamlarında koruyucu maske takın, çıplak elle temas etmeyin</li>
<li>Zararlı güneş ışınlarından korunun  </li>
<li>İşlenmiş gıdalardan uzak durun, meyvelerin kabuğunu soyun, sebzelerdeki pestisitleri olabildiğince arındırın</li>
<li>Kimyasal maddelere (deterjanlar vb) çıplak elle temas etmeyin, kokusuna maruz kalmayın</li>
<li>Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku, stres yönetimi gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanın</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-riskini-azaltan-etkili-onlemler-609939">Kanser riskini azaltan etkili önlemler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayaktaki]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikelerin]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[Yara Bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[yaralar]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamın koşuşturması içinde vücudumuzu ayakta tutan ayaklarımızın sağlığını ihmal ederek çoğu zaman gerekli özeni göstermiyoruz. Oysa ayaklarımız bizi hayata bağlayan, tüm vücut ağırlığımızı taşıyan, bizi istediğimiz yere götüren en önemli organlarımızın başında geliyor. Belirli bir yaştan sonra ya da diyabet, damar hastalıkları, nöropati gibi rahatsızlıkları olanlar için ayak sağlığı, sadece bir konfor meselesi olmaktan çıkıyor. Ayak yaralarının erken teşhisi ve uygun yönetimi, amputasyon (uzuv kaybı) riskini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için kritik önem taşıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Tahir Öztürk, ayak yaraları ve bakımı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ayaklarınızda oluşan yaralar bir hastalık belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Ayaklarda oluşan yaralar çoğu zaman basit bir sürtünme ya da küçük bir kesik gibi başlayabilmektedir. Ancak özellikle geç iyileşen, tekrarlayan ya da ağrısız seyreden yaralar, altta yatan ciddi bir sağlık sorununun ilk işareti olabilmektedir. Diyabet, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlar ayak yaralarının en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Zamanında fark edilip uygun şekilde tedavi edilmeyen yaralar ilerleyerek kronikleşebilir ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle ayaklarda oluşan her yara dikkatle izlenmeli ve önemsenmelidir. Kronik ayak yaraları, yalnızca ciltte oluşan bir sorun değil; çoğu zaman sistemik hastalıklar, dolaşım bozuklukları ve enfeksiyonlarla iç içe geçmiş karmaşık bir tablodur. Bu nedenle tek bir branşın yaklaşımı çoğu zaman yeterli olmayabilir. Farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalıştığı multidisipliner yaklaşım, bu sürecin en etkili ve güvenli şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bu yaklaşımda, hastanın genel sağlık durumu titizlikle değerlendirilmelidir. Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi yara iyileşmesini doğrudan etkileyen hastalıkların kontrol altına alınması, tedavinin temel taşlarından biridir. Aynı zamanda ayağın yapısal sorunları ele alınmalı; basınç noktaları azaltılmalı, yara bakımı en uygun şekilde sürdürülmelidir. Yara bölgesinin enfekte olup olmadığı dikkatle değerlendirilmeli ve varsa enfeksiyonlar hedefe yönelik tedavilerle kontrol altına alınmalıdır. Bununla birlikte dolaşım problemleri olan hastalarda ise kan akışını artırmaya yönelik modern ve minimal invaziv yöntemler devreye girmelidir. </p>
<p><strong>Yara bakımında multidisipliner yaklaşım önemli</strong></p>
<p>Ayak yaralarının tedavisi ve bakımı ile ilgili tüm süreçlerin bir ekip anlayışıyla yürütülmesi hem yara iyileşmesini hızlandırmakta hem de uzuv kaybı gibi ciddi sonuçların önüne geçilmesine yardımcı olmaktadır. Ayak yara bakımında uygulanan bu yöntemlerle olumlu sonuçlar alınabilmektedir;</p>
<ul>
<li><strong>Kapsamlı Değerlendirme:</strong> Hasta, multidisipliner ekip tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmelidir. Bu değerlendirme, yaranın nedenini, büyüklüğünü, derinliğini, enfeksiyon durumunu ve hastanın genel sağlık durumunu kapsamalıdır.</li>
<li><strong>Bireyselleştirilmiş tedavi planı:</strong> Değerlendirme sonuçlarına göre, her hasta için özel bir tedavi planı oluşturulmalıdır. Bu plan, yaranın nedenine yönelik tedavileri, yara bakımını, basıncı azaltma yöntemlerini ve sistemik hastalıkların kontrolünü içermelidir.</li>
<li><strong>Düzenli takip ve iletişim:</strong> Multidisipliner ekip, hastayı düzenli olarak takip etmeli ve tedavi sürecindeki gelişmeleri değerlendirmelidir. Ekip üyeleri arasında sürekli iletişim halinde olunmalı ve tedavi planı gerektiğinde güncellenmelidir.</li>
<li><strong>Hasta eğitimi:</strong> Hasta ve yakınları; yara bakımı, risk faktörleri, önleme stratejileri ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li><strong>Psikolojik destek:</strong> Kronik ayak yaraları, hastaların psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Düzenli ayak kontrolleri ve ayakkabı seçimi kronik ayak yaralarının önüne geçebilir</strong></p>
<p>Ayak yaraları, özellikle diyabet ve vasküler yani damar hastalıkları olan bireylerde ciddi sakatlık ve hayati riske yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. Ayak yaralarını önlemek için hasta eğitimi, düzenli ayak muayeneleri, uygun ayakkabı seçimi, hijyen ve risk faktörlerinin kontrol altına alınması büyük önem taşımaktadır.  Ayaklarımızla yüzleşmek, aslında kendimizle yüzleşmek demektir. Onlara gösterdiğimiz özen, kendimize verdiğimiz değerin bir yansımasıdır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayaktaki-kucuk-yaralar-buyuk-tehlikelerin-habercisi-olabilir-609158">Ayaktaki Küçük Yaralar Büyük Tehlikelerin Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajları]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014">Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<p>Ameliyat sonrası daha az ağrıAynı gün veya ertesi gün taburculukGünlük yaşama hızlı dönüşDüşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</p>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<p>Daha az doku hasarıDüşük kronik ağrı riskiKısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüşHer iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014">Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608978</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşam boyu ağız ve diş sağlığına bakışını doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısının, çocuklarda diş hekimi korkusunun en önemli nedenleri arasında yer aldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-2-608978">Çocuk Diş Hekimliğinde Teknolojik Çözümler ‘Korkusuz’ Tedaviyi Mümkün Kılıyor! </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemini]]></category>
		<category><![CDATA[bitti]]></category>
		<category><![CDATA[devri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaya]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kanserle mücadelede dengeleri değiştiren yeni bir dönem yaşanıyor. Bilim insanları artık kanseri yalnızca dışarıdan verilen ilaçlarla değil, vücudun doğuştan gelen savunma gücü olan bağışıklık sistemini kullanarak yenmeyi hedefliyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tanı alırken, 10 milyona yakın insan da kanser yüzünden yaşamını kaybediyor. Türkiye’de ise yılda 240 bini aşkın yeni vaka bildiriliyor. Bu tabloya rağmen umut veren gelişmeler hız kazanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili savaşçıları arasında yer alan NK (Natural Killer &#8211; Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, kanser tedavisinde ezberleri bozuyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü, bu alandaki çalışmalarıyla, “kanseri kendi hücrelerimizle yok etme” fikrini bilimsel gerçekliğe dönüştürmeyi amaçlıyor.</strong></em></p>
<p>NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı tepki veren hücreleri olarak tanımlanıyor. NK hücrelerinin kanserle savaşta önemli rol oynadıklarını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, “NK hücreleri, vücutta anormalleşmiş ya da kanserleşmiş hücreleri önceden eğitilmeye gerek duymadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu özellikleri sayesinde NK hücreleri, özellikle kanserin erken yayılımını ve nüksleri önlemede büyük potansiyel taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Kanserde “Her Hastaya Aynı İlaç” Dönemi Kapandı </strong></p>
<p>Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerini giderek daha fazla immünoterapiler alıyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser<strong> </strong>hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan tedavilerin genel adı olarak tanımlanıyor. Bu yöntemde, doğrudan kanser hücresini hedefleyecek ilaçlar kullanmak yerine, vücudun kendi savunma mekanizmaları yeniden devreye sokuluyor. Bağışıklık sisteminin hedefe yönelik tepki verebilme özelliği sayesinde sağlıklı hücreler mümkün olduğunca korunurken, kanser hücreleri hedef alınabiliyor. Günümüzde en sıklıkla kullanılan klinik uygulamalar, bağışıklık sistemini harekete geçirecek antikor veya sitokin gibi moleküllerin hastaya verilmesine dayansa da, immünoterapi alanındaki en çarpıcı gelişmeler, bağışıklık hücrelerinin bizzat tedavinin kendisi haline geldiği hücresel immünoterapiler olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Bu yaklaşımın, kanser tedavisini tamamen kişiye özel hale getirebildiğine de dikkat çeken Dr. Tolga Sütlü, “Artık bağışıklık sistemini sadece uyarmıyoruz, onu doğrudan yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK hücrelerini veya T hücrelerini alıyoruz, genetik olarak kanseri hedefleyebilecek şekilde yeniden programlıyoruz ve tekrar hastaya veriyoruz. Bu hücreler de doğrudan kanser hücrelerini hedef alarak onları yok ediyorlar. Bu, her hasta için özel olarak tasarlanabilen bir tedavi” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>NK hücre temelli tedavilerde süreç, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler özel GMP laboratuvarlarında çoğaltılıyor ve kanser hücrelerini daha etkili tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘her hastaya aynı ilaç’ döneminin kapandığının en somut göstergesi olarak kabul ediliyor.</p>
<p><strong>NK Hücreleri Uzun Yıllar Vücutta Kansere Karşı Savaşıyor</strong></p>
<p>Antikor bazlı tedaviler belirli bir süre sonra vücuttan temizlenirken, hücresel tedaviler çok daha kalıcı etkiler gösterebiliyor. “Antikorlar birkaç hafta içinde etkisini kaybeder ve tekrar tekrar uygulanması gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanser hücrelerini aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı ömür boyu savaşacak şekilde programlanıyor. Bugün dünyada, 10–20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalığı kontrol altında olan hastalar var” diyen Dr. Tolga Sütlü, hücresel tedavilerin uzun vadeli koruma potansiyeline dikkat çekiyor.</p>
<p>Peki NK hücre temelli hücresel immünoterapiler özellikle hangi kanserlerde etkili? Bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma, multiple miyelom gibi hematolojik kanserlerde yüksek başarı oranları gösterdiğini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Ancak gelişmeler bununla sınırlı değil. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle ilgili yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavileri göreceğiz” şeklinde solid tümörler için de umutlu konuşuyor.</p>
<p><strong>Yapay Zeka ile NK Hücreleri Daha Akıllı Hale Geliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle hücresel immünoterapi alanında çalışma yapan, sınırlı sayıda merkez bulunuyor. Acıbadem Üniversitesi’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalarla öne çıktığını vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, malign melanom (deri kanseri), lösemi, lenfoma başta olmak üzere birçok kanser türünde NK hücrelerini merkeze alan yenilikçi tedaviler üzerinde çalıştıklarına dikkat çekiyor. </p>
<p>Ayrıca gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme yöntemleri sayesinde, NK hücrelerinin hangi hastada daha etkili olacağı artık daha doğru öngörülebiliyor. “Yapay zeka, kişiye özel hücresel tedavilerin geliştirilmesini hızlandırıyor. Artık kanser olan herkese aynı yaklaşımı uygulamıyoruz”<br /> diyen Dr. Tolga Sütlü, geleceğin onkolojisinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine kurulacağını vurguluyor. Dr. Tolga Sütlü’ye göre NK hücreleriyle yürütülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-hastaya-ayni-ilac-devri-bitti-kanserle-mucadelede-savasci-hucreler-donemi-608796">Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti: Kanserle Mücadelede Savaşçı Hücreler Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor. Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<ul>
<li>Ameliyat sonrası daha az ağrı</li>
<li>Aynı gün veya ertesi gün taburculuk</li>
<li>Günlük yaşama hızlı dönüş</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</li>
</ul>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<ul>
<li>Daha az doku hasarı</li>
<li>Düşük kronik ağrı riski</li>
<li>Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüş</li>
<li>Her iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 09:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Antibiyotikler]]></category>
		<category><![CDATA[çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Dirençli Bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608334</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotiklerin yanlış ve gereksiz kullanımı, bu ilaçlara dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına yol açarak enfeksiyonların tedavisini zorlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334">Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antibiyotiklerin yanlış ve gereksiz kullanımı, bu ilaçlara dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına yol açarak enfeksiyonların tedavisini zorlaştırıyor. Bu durum hastalık sürelerinin uzamasına, hastanede yatışların ve ölüm riskinin artmasına neden olabiliyor. Hekimlerin böyle tablolarla karşılaştığında daha güçlü, daha pahalı ve daha fazla yan etkiye sahip ilaçlara yönelmek zorunda kaldığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Antibiyotikler ateş düşürücü ya da ağrı kesici değildir, bu nedenle her enfeksiyonda işe yaramaz. Gereksiz kullanımlar bugün fayda sağlamadığı gibi, yarın gelişen direnç nedeniyle daha ciddi bir hastalıkta kişinin tedavisiz kalmasına da yol açabilir” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Antibiyotik direnci, bakterilerin bu ilaçlara karşı etkisiz hale gelmesiyle ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunu. Bu durumun “sessiz pandemi” olarak adlandırıldığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Bu sessiz pandemi, COVID-19 gibi ani salgınlar kadar görünür olmasa da etkileri yavaş, sinsi ve süreklidir. Direnç kazanmış bu bakteriler seyahat, gıda ve çevre yoluyla tüm dünyaya yayılır. Dirençli enfeksiyonlar ise daha uzun hastane yatışlarına, daha maliyetli tedavilere ve artan ölüm riskine yol açar” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Evde kalan antibiyotikler hastalığı ağırlaştırabilir</strong></p>
<p>Her enfeksiyonda hastalığa neden olan bakterinin aynı olmadığını ve her antibiyotiğin tüm bakterilere aynı oranda etki edemeyeceğini belirten Çetinkaya, “Özellikle evde kalan bir antibiyotiğin aynı hasta tarafından tekrar kullanılması ya da bir yakınına tavsiye etmesi, hastalığın uzamasına ve daha ağır enfeksiyonlara yol açabilir. Üstelik bu ilaçlar çoğu zaman son kullanma tarihi geçmiş haldedir ve bu nedenle beklenen etkiyi göstermez. Özetle, antibiyotiklerin mutlaka hekim önerisiyle doğru şekilde kullanılması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Bağışıklığı zayıf kişiler için tehlike daha büyük</strong></p>
<p>Antibiyotiklere dirençli bakterilerin herkes için önemli bir risk oluşturduğunu söyleyen Çetinkaya, “Sık ve gereksiz antibiyotik kullanan kişiler farkında olmadan kendi vücutlarında dirençli bakterilerin gelişmesine zemin hazırlarlar. Bu dirençli bakteriler temas, eller, gıdalar ve yakın çevre yoluyla başkalarına da geçebilir. Başta kendi yakınları olmak üzere bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, dirençli enfeksiyonlara karşı daha savunmasızdır. Özellikle dikkat edilmesi gereken bireylere; yaşlılar, bebekler, kanser tedavisi görenler ve kronik hastalığı olanlar örnek verilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, vücutta antibiyotik direnci gelişmesine yol açabilecek altı hatalı alışkanlığı sıraladı:</p>
<ol>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanmak: Soğuk algınlığı, grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak, direnç gelişimine doğrudan katkı sağlar.</li>
<li>Antibiyotik tedavisini erken kesmek: Kullanılan ilaç keyfi olarak bırakıldığında en dirençli bakteriler hayatta kalır ve tekrar çoğalırlar.</li>
<li>Yanlış doz veya düzensiz antibiyotik kullanmak: Düşük dozlar bakterileri öldürmez, onları daha dirençli hale getirir.</li>
<li>Reçetesiz antibiyotik kullanmak: Doktor kontrolü olmadan kullanılan antibiyotikler çoğu zaman gereksizdir veya hastanın durumunu daha da kötüleştirir.</li>
<li>Başkasına yazılan antibiyotiği kullanmak: Her enfeksiyon için aynı antibiyotik etkili değildir, yanlış ilacı kullanmak direnci artırır. </li>
<li>Hayvancılık ve tarım sektöründe bilinçsiz antibiyotik kullanımı: Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı sonucu gelişen dirençli bakteriler, gıdalar yoluyla toplu şekilde insanlara geçebilir.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-pandemi-antibiyotik-direnci-608334">Sessiz pandemi: antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde Yapay Zekâ Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-dis-hekimligi-fakultesinde-yapay-zeka-donemi-608268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[fakültesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, sağlık hizmetlerinde dijital dönüşüme öncülük edecek bir yeniliğe imza atarak yapay zekâ destekli hasta arama sistemini hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-dis-hekimligi-fakultesinde-yapay-zeka-donemi-608268">Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde Yapay Zekâ Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, sağlık hizmetlerinde dijital dönüşüme öncülük edecek bir yeniliğe imza atarak yapay zekâ destekli hasta arama sistemini hayata geçirdi. Yeni uygulama sayesinde hastalarla iletişim daha hızlı, düzenli ve etkin bir şekilde yürütülürken, hem sağlık çalışanlarının iş yükü azalıyor hem de randevu süreçlerinde yaşanan aksaklıklar minimuma indiriliyor.</p>
<p>Yapay zeka destekli yeni sistem hakkında bilgi veren Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Arzu Aykut Yetkiner, “Yapay zekâ tabanlı iletişim çözümleri alanında faaliyet gösteren Sonexa firmasının geliştirdiği sistem, fakültemizde kullanılmaya başlandı. Bu teknoloji, hasta veri tabanı ile entegre çalışarak randevu hatırlatmalarını otomatik olarak gerçekleştiriyor. Hastaların randevu hakkındaki isteklerini dikkate alan sistem, tıbbi sekreterler ile iletişim kurup bu istekleri iletiyor. Böylece son dakika randevu iptalleri ve gelmeyen hasta oranlarında bir düşüş hedefleniyor. Bu adımın bir teknolojik yeniliğin ötesinde hasta memnuniyetini artırmaya yönelik katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Sistemin yapay zekâ destekli arama altyapısı sayesinde telefon mesajlarına kıyasla hastalara daha kişiselleştirilmiş bir iletişim sunulurken yoğun klinik temposu içinde çalışan akademik ve idari personelin zaman yönetimi de kolaylaşıyor. Hasta iletişiminde yapay zekâdan yararlanılması, sağlık hizmetlerinde teknoloji destekli bir yaklaşımın potansiyelini bir kez daha ortaya koyuyor. Uygulamanın hayata geçirilmesinde Fakültemize desteklerinden ötürü Rektörümüz Prof. Dr. Musa Alcı’ya teşekkür ediyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-dis-hekimligi-fakultesinde-yapay-zeka-donemi-608268">Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde Yapay Zekâ Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:03:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[balçova]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Balçova Belediyesi, ilçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye ulaşımını düzenli olarak sağlayarak hem hastalara hem de ailelerine önemli bir destek sunuyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, mahallelerindeki Mahalle Yaşam Alanlarına başvurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229">Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balçova Belediyesi, ilçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye ulaşımını düzenli olarak sağlayarak hem hastalara hem de ailelerine önemli bir destek sunuyor. Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşlar, mahallelerindeki Mahalle Yaşam Alanlarına başvurabiliyor.</p>
<p>Balçova Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla sağlık alanındaki desteklerini sürdürüyor. İlçede yaşayan fizik tedavi ve onkoloji hastalarının hastaneye gidiş ve dönüşleri, belediye tarafından organize edilen ulaşım hizmetiyle güvenli ve düzenli bir şekilde sağlanıyor.</p>
<p>Hayata geçirilen uygulama sayesinde, tedavi süreci devam eden vatandaşların ulaşım kaynaklı yaşadığı zorlukların azaltılması hedeflenirken, hasta yakınlarının da yükü hafifletiliyor. Belediye, bu hizmetle özellikle uzun soluklu tedavi gören hastaların yalnız olmadığını hissettirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Hizmetten yararlanmak isteyen vatandaşların, ikamet ettikleri mahallede bulunan Mahalle Yaşam Alanlarına başvurarak detaylı bilgi alabilecekleri belirtildi.</p>
<p>Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Balçova’da kimsenin kendini yalnız hissetmesine izin vermiyoruz. Özellikle fizik tedavi ve onkoloji süreci yaşayan komşularımızın yanında olmak, bizim en temel sorumluluğumuz. Bu desteği bir hizmetten öte, bir dayanışma meselesi olarak görüyoruz.”</p>
<p>Başkan Yiğit, Balçova’da dayanışmanın her alanda sürdürüleceğini vurgulayarak, “İhtiyaç duyulan her anda yurttaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/balcova-belediyesinden-fizik-tedavi-ve-onkoloji-hastalarina-ulasim-destegi-608229">Balçova Belediyesi&#8217;nden Fizik Tedavi ve Onkoloji Hastalarına Ulaşım Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz destek hayat kurtardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-destek-hayat-kurtardi-607850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Jan 2026 12:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[durumu]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[İşaret Dili Tercümanı]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[kurtardı]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman]]></category>
		<category><![CDATA[Tetkik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607850</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmirli Nuran Şerife Kültem, sağır olduğu için hastanede doktorlarla iletişim problemi yaşayınca hayati risk taşıyan rahatsızlığı da teşhis edilemedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-destek-hayat-kurtardi-607850">Sessiz destek hayat kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmirli Nuran Şerife Kültem, sağır olduğu için hastanede doktorlarla iletişim problemi yaşayınca hayati risk taşıyan rahatsızlığı da teşhis edilemedi. Sonunda Eşrefpaşa Hastanesi’ne başvuran Kültem, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Sessiz Destek Çözüm Merkezi sayesinde yaşama tutundu. İşaret dili tercümanının, doktor ve hasta arasında kurduğu iletişim hayat kurtardı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geçen yıl kurulan Türk İşaret Dili Birimi Sessiz Destek Çözüm Merkezi, işitme engelli ve sağır yurttaşlar için sunduğu tercümanlık hizmetleriyle hayati bir kamu hizmeti yürütüyor. İzmir’de yaşayan sağır yurttaş Nuran Şerife Kültem’in yaşadığı olay, Türk İşaret Dili tercümanlığının yalnızca bir iletişim desteği değil, doğrudan yaşam kurtaran bir hizmet olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. </p>
<p><strong>Akciğerindeki sıvı birikmesi tercüman desteğiyle teşhis edildi</strong></p>
<p>Nuran Şerife Kültem, öksürük şikâyetiyle başvurduğu iki hastanede işaret dili tercümanı bulunmadığı için hastalığının ciddiyetini anlayamadı. Grip olduğunu zanneden Kültem, sağlık durumu ağırlaşınca İzmir Büyükşehir Belediyesi Türk İşaret Dili Birimi Sessiz Destek Çözüm Merkezi’ne ulaştı. İşaret dili tercümanı Gamze Albayrak ile iletişime geçen ve Eşrefpaşa Hastanesi’nde randevu oluşturan Kültem, ardından işaret dili tercümanı Zeki Can Yunar ile hastaneye giderek muayene oldu. Akciğerinde sıvı birikmesi olduğu anlaşılan hasta hemen ileri basamak bir hastaneye sevk edildi.</p>
<p>Sessiz Destek Çözüm Merkezi tarafından sunulan tercümanlık hizmeti ileri basamak hastaneye yatış süreci boyunca da kesintisiz şekilde devam etti. Nuran Şerife Kültem ve eşi Bayram Yaşar Kültem, verilen hizmetin hayat kurtardığını belirterek İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. </p>
<p><strong>“Grip olduğunu zannettik”</strong></p>
<p>Nuran Şerife Kültem gibi sağır olan eşi Bayram Yaşar Kültem, “Eşimin grip olduğunu zannettik, öksürüyordu. Hastaneye başvurduk ama tercüman yoktu. Bize bir reçete yazıldı ve eşim ilaçlara başladı. Sonra işyerinde fenalaşmış ve nefes alamamış. İşyerindeki tercümanla başka hastaneye gitmişler. Orada da durumu Türk İşaret Dili ile doğru ve yeterli biçimde aktarılamadığı için eksik iletişim kurabilmiş” dedi. İkinci hastanede de dil bariyeri ortadan kalkamadığı için Sessiz Destek Çözüm Merkezi’ni aradıklarını belirten Bayram, “Birlikte randevu aldık. Tercümanlar bize refakat ettiler ve çok memnun kaldık” diye konuştu. Bayram, işaret dili tercümanı ile birlikte Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aylin Çelikhisar’ı da ziyaret ederek emeklerinden ötürü teşekkür etti. </p>
<p><strong>“Tercüman sayesinde çok güzel bir iletişim kurduk”</strong></p>
<p>İşaret dili tercümanı sayesinde hastasıyla doğru iletişim kurduğunu kaydeden Eşrefpaşa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aylin Çelikhisar, “Hastanın İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin profesyonel tercümanlarıyla bize başvurması, hastanın şikâyetlerini daha iyi anlamamı ve tetkiklerini ayrıntılı değerlendirmemi sağladı. Hastaya daha önceki hastanelerde tetkikler yapılmış ancak hasta büyük ihtimalle dil bariyerinden dolayı tetkik sonuçlarını anlayamamış. Ben, tercümanla birlikte muayeneye geldiği için hastanın durumunun ciddiyetini fark ettim. Bunu da tercüman vasıtasıyla hastaya anlattım. Hastanın sağ akciğerinde su toplanması vardı ve ileri tetkikle nedeninin araştırılması gerekiyordu. Hastamız bu durumu anlayamamıştı. Tercümanımız durumu aktarınca hasta da rahatsızlığının boyutunu anladı. İleri tetkik için hastayı ileri basamak başka bir hastaneye sevk ettik. Kendisinin yatışı yapıldı. Bu, hem hasta için hem de benim için sevindirici bir durum. Tercüman sayesinde çok güzel bir iletişim kurduk ve hastanın tedavisi yapılıyor” dedi. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-destek-hayat-kurtardi-607850">Sessiz destek hayat kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[kongrede]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[zemine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi. Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde halk arasında beyin pili olarak bilinen DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunulduğunu söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yeni Rotalar, Yeni Ufuklar” temasıyla düzenlenen kongrede, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamaları; Parkinson hastalığı başta olmak üzere hareket bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar ekseninde, multidisipliner bir yaklaşımla ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongrede; yurt içinden alanında uzman hekimler ve sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Uluslararası Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdelhamid Benazzouz, Derin Beyin Stimülasyonu Dergisi Editörü ve Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, Dernek Yönetim Kurulu Üyesi ve Avrupa Nöroloji Akademisi Başkanı Prof .Dr. Elena Moro ve Prof. Dr. Adriana Lopez yer aldı. Bu katılımla, DBS alanında ulusal ve uluslararası düzeyde güçlü bir bilimsel paylaşım ortamı oluşturuldu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Derin beyin stimülasyonunun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren kongrede; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri ve ilgili branşlardan uzmanlar, vaka sunumları, klinik deneyimler ve güncel bilimsel araştırmalar üzerinden görüş alışverişinde bulundu. Akademik oturumlarda, yalnızca güncel verilerin aktarılması değil, aynı zamanda ortak bir bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesi hedeflendi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “DBS alanında ortak bilimsel zemin oluşmasına katkı sunuldu”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongreye ilişkin değerlendirmede bulunan Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, şu ifadeleri kullandı:<br />“Derin beyin stimülasyonu alanında çalışan farklı disiplinlerden meslektaşlarımızı bir araya getiren bu kongrede, bilimsel gelişmeler ve teknolojik yenilikler ışığında verimli tartışmalar gerçekleştirdik. Özellikle psikiyatrik hastalıklarda DBS uygulamalarına ve non-invazif nöromodülasyon yöntemlerine yer vererek, alana dair yeni perspektifler sunmayı amaçladık.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ayrıca Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi olarak büyük bir ekiple kongrede yer aldıklarını ve paylaşdıkları vaka deneyimleriyle bilimsel programa aktif katkı sunduklarını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde, DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunan nitelikli bir kongre geride bırakıldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, başta düzenleme komitesi başkanı Prof. Dr. Tanju Uçar olmak üzere kongrenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen tüm bilim insanlarına, paydaşlara ve katılımcılara teşekkür ederek, Derin Beyin Stimülasyonu Derneği’nin nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla mücadelede yenilikçi çözümler geliştirmek ve hasta yaşam kalitesini artırmaya yönelik bilimsel çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Disney, Çocuklar için Hastaneleri Umut Dolu bir Dünyaya Dönüştürüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/disney-cocuklar-icin-hastaneleri-umut-dolu-bir-dunyaya-donusturuyor-607471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[disney]]></category>
		<category><![CDATA[dolu]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya]]></category>
		<category><![CDATA[duvar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607471</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Walt Disney Company Türkiye (TWDC), Make-A-Wish Türkiye/Bir Dilek Tut Derneği iş birliğiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’nde anlamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/disney-cocuklar-icin-hastaneleri-umut-dolu-bir-dunyaya-donusturuyor-607471">Disney, Çocuklar için Hastaneleri Umut Dolu bir Dünyaya Dönüştürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>The Walt Disney Company Türkiye (TWDC), Make-A-Wish Türkiye/Bir Dilek Tut Derneği iş birliğiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’nde anlamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdi.</strong></p>
<p><strong>Bu kapsamda Koç Üniversitesi Hastanesi pediatri yatan hasta katı duvarları Disney karakterlerinin yer aldığı özel mural tasarımlarıyla renklendirildi. Projeyle hastane ortamının daha sıcak, keyifli ve umut dolu bir hale gelmesi amaçlandı. Açılışta tedavisi süren çocuklar, hastaneye sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren Mickey Mouse ve Disney gönüllüleri ile bir araya gelerek keyifli anlar yaşadılar.</strong></p>
<p>Disney Türkiye, riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklara ve ailelerine en ihtiyaç duydukları anlarda umut ve destek olmayı amaçlayan etkinlikler dizisine bir yenisini daha ekledi. Daha önce Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören Hastane Mural Projesi, Koç Üniversitesi Hastanesi’nde devam etti. Proje kapsamında, tıbbi uzmanların rehberliğinde Disney’in sevilen karakterlerinden ilham alınarak mural (duvar resmi) tasarımları hazırlandı.  </p>
<p>Klinik girişinde minik ziyaretçileri ‘Aslan Kral’ ve ‘Yukarı Bak’ filmlerinden unutulmaz sahneler karşılarken, hastanenin diğer bölümlerinde bu sihirli dünya genişleyerek devam etti. Çocukların bağ kurduğu Disney karakterlerinin yer aldığı özenle tasarlanan duvar resimleri, hastane koridorlarını çocuklar için ilham ve motivasyon veren bir dünyaya dönüştürdü. </p>
<p><strong>Mickey Mouse çocuklarla buluştu </strong> </p>
<p>Projenin açılış törenine, The Walt Disney Company Türkiye ekibinin yanı sıra Make-A-Wish Türkiye üst yönetimi ve Koç Üniversitesi Hastanesi yönetimi katıldı. Günün sürprizi ise Disney’in tüm dünyada çok sevilen karakteri Mickey Mouse idi. Mickey Mouse hastaneyi ziyaret ederek çocuklarla bir araya geldi, onlarla fotoğraf çekildi ve birlikte keyifli anlar yaşandı. </p>
<p>Açılışta ayrıca Disney VoluntEARS gönüllü ekibi de odalarda çocuklarla buluşarak çeşitli eğlenceli ve eğitici etkinlikler gerçekleştirdiler.  </p>
<p><strong>“Çocukların iyileşme yolculuklarına pozitif duygular katmayı hedefliyoruz”</strong> </p>
<p>Bu anlamlı projeyi Make-A-Wish Türkiye iş birliğiyle Koç Üniversitesi Hastanesi’nde sürdürmekten dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren <strong>The Walt Disney Company Türkiye Ülke Müdürü</strong> <strong>Cenk Soner</strong> şöyle dedi:</p>
<p>“Hastane Mural Projemiz, çocukların ve ailelerin hastane ortamında geçirdikleri zamana pozitif duygular katmayı, ‘Değer Katan Anlar’ yaratmayı ve çocukların duygusal dirençlerini güçlendirmeyi hedefliyor. Disney olarak, uzman hikâye anlatıcıları, pedagoglar ve kreatif sanatçıların titiz çalışmalarıyla hazırlanan duvar resimlerinin çocuklara en zorlu anlarında bile güvenli ve ilham verici bir görsel sığınak sunacağına inanıyor, onların iyileşme yolculuklarına destek olmasını umut ediyoruz.”  </p>
<p><strong>Make-A-Wish® Türkiye/Bir Dilek Tut Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eda Sevaioğlu Tan </strong>ise, “Riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklar için hayal kurmanın ve umudun iyileştirici gücüne tüm kalbimizle inanıyoruz. Bu renkli duvarların, çocuklarımızın hayal dünyalarını genişleterek onlara riskli hastalıklarla mücadelelerinde ihtiyaç duydukları moral ve motivasyonu sağlayacağına eminiz.” dedi.</p>
<p><strong>Koç Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Devrim Öztemel </strong>ise<strong> </strong>“Tedavi süreçlerinde çocukların sadece fiziksel sağlıklarına değil, psikolojik iyilik hallerine de odaklanan bütüncül bir yaklaşımı benimsiyoruz. Disney karakterleriyle renklenen koridorlarımızın, minik misafirlerimizin hayal güçlerini harekete geçirerek tedavilerine olumlu katkı sunacağını düşünüyoruz.” diyerek projenin önemini vurguladı. </p>
<p><strong>Araştırmalar Disney karakterlerinin güçlendirici etkisini gösteriyor</strong> </p>
<p>İlk olarak Nisan 2019’da Texas Çocuk Hastanesi’nde hayata geçirilen ve yarattığı etki üzerine dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanmaya devam eden proje kapsamında özenle tasarlanan duvar resimleri, hastane koridorlarını ve odalarını çocuklar için renkli, sıcak ve ilham veren bir dünyaya dönüştürüyor. Disney’in sosyal sorumluluk alanındaki bu çalışması, markanın yürüttüğü Değişim Teorisi Araştırması sonuçlarına dayanılarak geliştirildi. Araştırma bulguları, Disney’in sevilen karakterlerinin çocuklara konfor ve güven sunduğunu; kaygı uyandıran durumlarda korkuyu hafifleterek onları cesaretlendirdiğini ortaya koyuyor. </p>
<p>Disney’in dünya genelindeki çocuk hastanelerine yönelik uzun soluklu desteğinin bir parçası olan bu proje; 45 ülkede 1.500’ü aşkın merkeze ulaşan 100 milyon dolarlık dev taahhüdün bir devamı niteliğindedir. Bu kapsamda çocuklara; özel duvar resmi uygulamalarından temalı hastane kıyafetlerine ve ücretsiz Disney+ erişimine kadar pek çok sihirli dokunuş sunulmaktadır.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/disney-cocuklar-icin-hastaneleri-umut-dolu-bir-dunyaya-donusturuyor-607471">Disney, Çocuklar için Hastaneleri Umut Dolu bir Dünyaya Dönüştürüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Parkinson hastalığı titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertleşme ve denge sorunları gibi belirtilerle seyreder. Son yıllarda yapılan gözlemler, tanısı genellikle <strong>50–55 yaş civarında</strong> konulan hastalığın daha genç yaşlarda da ortaya çıktığını göstermektedir” diyor. Sevindirici olan gelişmenin ise; tıp teknolojisindeki hızlı gelişmelerle hastalığın cerrahi tedavisinde daha esnek yaklaşımlar uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kertmen, ileri teknoloji döneminin getirdiği yenilikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Beyinde hücre yıkımıyla ilerleyen ve Alzheimer’dan sonra görülme sıklığında ikinci sırada yer alan Parkinson hastalığı günümüzde artık genç yaşlarda da kapıyı çalabiliyor. Bu durumun ‘erken başlangıçlı Parkinson hastalığı’ olarak tanımlandığını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Günümüzde Parkinson hastalarının yaklaşık yüzde <strong>5–10’unda hastalık 40 yaşından önce</strong> başladığı görülmektedir. Erken yaşta Parkinson hastalığında genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca <strong>bazı tarım ilaçları, ağır metallere maruz kalma ve hava kirliliği gibi çevresel etkenler</strong> de hastalığın daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Günümüzde daha erken tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda tıp teknolojisinin gelişmesi ve toplumsal farkındalığın artmasıyla hastalığa daha erken ve daha doğru tanı konulabildiğini <strong>söyleyen Prof. Dr. Kertmen “</strong>Parkinson’un ilk ve en önemli tedavisi <strong>ilaç tedavisidir</strong>. Hastalığın ilk yıllarında özellikle dopamin içeren ilaçlar, genellikle çok iyi sonuç verdiği için halk arasında <strong>“balayı dönemi”</strong> olarak adlandırılır. Ancak zamanla ilaçların etki süresi kısalır; gün içinde daha sık ilaç alma ihtiyacı doğar. Bazı hastalarda ilaçlara bağlı istem dışı aşırı hareketler ortaya çıkabilir, doz sonu kötüleşmeleri yaşanabilir ve yaşam kalitesi belirgin şekilde bozulur. Bu durumlarda, titremesi kontrol altına alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir” diyor. </p>
<p><strong>Temel hedef, başkalarına bağımlılığı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin (beyin pili) her hastaya, hemen uygulanan bir yöntem olmadığını, uygun hastalarda cerrahinin daha erken dönemde uygulanmasının ise çok büyük faydalar sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Kertmen şöyle konuşuyor: “Böylece hastanın başkalarına bağımlılığı azalır ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. Hastaların büyük bölümünde ilaç ihtiyacı azalırken, bazılarında hiç gerek kalmaz. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre yeniden düzenlenir. Cerrahi sonrası düzenli kontroller, pil ayarlarının yapılması ve egzersiz ile fizik tedavinin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi durumunda ise hastanın kendi yemeğini yiyebilmesi, düğmesini ilikleyebilmesi ve daha güvenli yürüyebilmesi gibi becerilerin kazanımıyla bağımsız bir yaşam sürmesi mümkün olabilmektedir.”</p>
<p><strong>Beyin pili için artık uzun yıllar beklemek gerekmiyor</strong></p>
<p>Eskiden geçerli olan “beyin pili için mutlaka yıllarca beklemek gerekir” anlayışının günümüzde yerini hastaya özel ve bilimsel verilere dayanan daha esnek bir yaklaşıma bıraktığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Tanının net konulması ve ilaçlardan sağlanan faydanın azalması durumunda, uygun hastalarda beyin pili ameliyatı için artık yıllarca beklemek gerekmiyor. Ancak ameliyat kararı; nöroloji ve beyin cerrahisi başta olmak üzere deneyimli bir ekip tarafından, hastanın genel durumu, zihinsel ve psikolojik özellikleri de göz önünde bulundurularak verilmelidir. Buradaki temel amaç; acele etmek değil, hastaya en fazla faydayı sağlayacak doğru zamanı yakalamaktır” diyor.</p>
<p><strong>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde son yıllarda önemli teknolojik ilerlemeler sayesinde, özellikle beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu) uygulamalarının, geçmişe kıyasla hem daha hassas hem de hastaya özel çözümler sunabilir hale geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kertmen 5 önemli yeniliği şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Günümüzde kullanılan yönlendirilebilir elektrotlar sayesinde, tedavi etkinliği artarken, konuşma bozukluğu vb yan etkiler azalmaktadır. </li>
<li>Akıllı (adaptif) beyin pili sistemleri sayesinde tedavi daha dengeli, daha kişiselleştirilmiş ve daha etkili olabilmektedir. </li>
<li>Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, ameliyat esnasında artık çoğu hastanın uyanık kalma zorunluluğu yoktur. </li>
<li>Gelişmiş görüntüleme yöntemleri kullanılarak elektrotlar, hasta genel anestezi altındayken milimetrik doğrulukla hedef bölgeye yerleştirilebilmekte, bu da ameliyat sürecini hasta açısından daha konforlu hale getirmektedir. </li>
<li>Yeni nesil şarj edilebilir ve uzun ömürlü pil sistemleri ile pil değişim sıklığı önemli ölçüde azalmıştır. Kablosuz olarak şarj edilebilen bu piller, 10–15 yıla kadar kullanılabilmekte ve hastaların tekrar ameliyat olma ihtiyacını büyük ölçüde azaltmaktadır</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 09:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bulunan]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[İnegöl Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[negöl]]></category>
		<category><![CDATA[servisi]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606977</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2025 yılında 302 sefer düzenledi, 5400 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977">İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve hastalıkları süreklilik arz eden vatandaşlar için Bursa’daki hastanelere ulaşımı kolaylaştırmak adına “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulaması kapsamında 2025 yılında 302 sefer düzenledi, 5400 hastanın ücretsiz transferini sağladı.</span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi, kronik hastalığı bulunan ve tedavileri kapsamında Bursa’daki hastanelere düzenli olarak gitmek zorunda olan vatandaşlara yönelik önemli bir sosyal destek hizmeti olan “Ücretsiz Hastane Servisi” uygulamasını sürdürüyor. Tedavisi süreklilik arz eden vatandaşların ulaşım sorununu ortadan kaldıran uygulama kapsamında 2025 yılında 302 ayrı sefer düzenlendiği ve toplamda 5400 vatandaşın ücretsiz transferinin sağlandığı duyuruldu.</span></span></p>
<p><span><span><b>HAFTA İÇİ HER GÜN ÜCRETSİZ ULAŞIM İMKANI</b></span></span></p>
<p><span><span>İnegöl Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sunduğu bu hizmetten hafta içi her gün faydalanmak mümkün. Servisler, belirlenen gün ve saatlerde İnegöl’den Bursa’daki hastanelere ücretsiz olarak ulaşım sağlıyor. Uygulama kapsamında; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri saat 07.00’de Ziraat Bankası önünden hareket eden servisler Bursa Şehir Hastanesi ile Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ulaşım sağlıyor. Salı ve Perşembe günleri ise saat 08.00’de yine Ziraat Bankası önünden kalkan servisler Bursa Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne hasta taşımacılığı gerçekleştiriyor.</span></span></p>
<p><span><span><b>BİR GÜN ÖNCESİNDEN TELEFONLA KAYIT YAPTIRMAK YETERLİ</b></span></span></p>
<p><span><span>Ücretsiz hastane servisi hizmeti, kronik hastalığı bulunan veya tedavisi süreklilik gerektiren vatandaşlara yönelik olarak sunuluyor. İnegöl Belediyesi’ne ait araçlarla gerçekleştirilen ulaşım hizmeti sayesinde vatandaşlar hem maddi yükten kurtuluyor hem de güvenli ve konforlu bir şekilde sağlık kuruluşlarına ulaşıyor. Bu uygulamadan faydalanmak isteyenlerin bir gün öncesinden 153 Çözüm Merkezini arayıp kayıt oluşturması yeterli.</span></span></p>
<p><span><span><b>“ÖNCELİĞİMİZ HEMŞERİLERİMİZİN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAK”</b></span></span></p>
<p><span><span>Uygulamaya ilişkin açıklamalarda bulunan İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, insan odaklı hizmet anlayışıyla hareket ettiklerini ve özellikle sağlık alanında vatandaşların hayatını kolaylaştırmanın önemine dikkat çekti. İnegöl Belediyesi’nin ücretsiz hastane servisi uygulamasının vatandaşlar tarafından da memnuniyetle karşılandığını kaydeden Başkan Taban “İnegöl Belediyesi olarak en büyük önceliğimiz, hemşerilerimizin hayatını kolaylaştırmak ve her koşulda onların yanında olmaktır. Özellikle sağlık gibi hayati bir konuda, kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızın tedavi süreçlerinde yaşadığı ulaşım sıkıntılarını biliyoruz. Bu nedenle, onlara ücretsiz hastane servisi desteği sunarak, sadece bir ulaşım hizmeti değil; aynı zamanda gönüllere dokunan, güven veren bir destek sağlamayı amaçlıyoruz. Bizler için her vatandaşımız çok değerli. Hastalıkla mücadele eden hemşerilerimizin yanında olmak, onların yükünü biraz olsun hafifletmek, sorumluluğumuzun ve insanlık görevimizin gereğidir. Onların sağlıklarına kavuşmaları için gereken desteği sağlamak, bizlerin en büyük mutluluğudur. İnegöl Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışımızla, her zaman vatandaşımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Zor zamanlarda destek olmak, dayanışmanın ve gerçek hizmetin en güzel örneğidir. Bu hizmetimizin, kronik hastalarımıza ve ailelerine biraz olsun rahatlık getirmesini temenni ediyorum” dedi.</span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inegol-belediyesinden-ucretsiz-hastane-servisi-606977">İnegöl Belediyesi&#8217;nden Ücretsiz Hastane Servisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 20:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[C Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olunca]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[takviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk algınlığı, grip ya da halsizlik belirtileri başladığında birçok kişi ilk refleks olarak C vitamini takviyelerine yöneliyor. Bazı kişiler de hastalık sürecinde yüksek doz C vitamini almanın iyileşmeyi hızlandıracağını düşünüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890">Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler</strong></p>
<p>C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir.</p>
<p>Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir.</p>
<p><strong>Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz</strong></p>
<p>Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez.</p>
<p><strong>C Vitamini Ne Zaman Alınmalı?</strong></p>
<p>C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden &#8220;bir defada çok almak&#8221; yerine &#8220;her gün yeteri kadar almak&#8221; asıl stratejimiz olmalıdır.</p>
<p>  </p>
<p><strong>Koruyucu Kalkan Olarak:</strong> C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir.</p>
<p><strong>Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: </strong>Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir.<br />  <strong>Demir Eksikliği Varsa:</strong> C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir.</p>
<p>Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır</p>
<p>Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır.</p>
<p>Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. </p>
<p><strong>Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri</strong></p>
<p><strong>Güne Yayarak Tüketin: </strong>Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın.<br />  <strong>Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: </strong>Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır.<br />  <strong>Doktorunuza Danışın:</strong> Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, &#8220;nasıl olsa vitamin&#8221; diyerek takviyeye başlamayın.</p>
<p>Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin.</p>
<p>Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor:</p>
<p>“Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hasta-olunca-c-vitamini-takviyesi-almak-dogru-mu-605890">Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziemir Belediyesi&#8217;nden vatandaşların hayatına dokunan hizmet: 1056 kişiye Evde Kuaför Hizmeti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinden-vatandaslarin-hayatina-dokunan-hizmet-1056-kisiye-evde-kuafor-hizmeti-605642</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[gaziemir]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayatına]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşların]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605642</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi’nin engelli, yaşlı, hasta ve dezavantajlı bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla evlerinde sunduğu Evde Kuaför Hizmeti’nden, 2025 yılında 1056 kişi yararlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinden-vatandaslarin-hayatina-dokunan-hizmet-1056-kisiye-evde-kuafor-hizmeti-605642">Gaziemir Belediyesi&#8217;nden vatandaşların hayatına dokunan hizmet: 1056 kişiye Evde Kuaför Hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir Belediyesi’nin engelli, yaşlı, hasta ve dezavantajlı bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla evlerinde sunduğu Evde Kuaför Hizmeti’nden, 2025 yılında 1056 kişi yararlandı.</p>
<p>Evde Hasta ve Yaşlı Bakım Hizmeti ile tedavi sürecinde yurttaşlara evlerinde sağlık hizmeti veren Gaziemir Belediyesi, sağlık hizmetlerinin yanı sıra kişisel bakım desteği de sunuyor. Evde Kuaför Hizmeti kapsamında engelli, yaşlı, hasta ve dezavantajlı bireyler evlerinde ziyaret edilerek, kişisel bakımları uzman ekipler tarafından özenle yapılıyor. Vatandaşların saç kesimi, sakal tıraşı, tırnak kesimi ve diğer kişisel bakım ihtiyaçları, uzman ekipler tarafından özenle yerine getiriliyor. 2025 yılında 1056 kişiye kişisel bakım hizmeti veren belediye, bu hizmetle yaşlı, engelli ve hasta bireylerin hayatlarını kolaylaştırıyor ve yaşam kalitelerinin artmasına katkı sağlıyor. Evde Kuaför Hizmeti’nden faydalanmak isteyen vatandaşlar, 0232 999 2 112 numaralı telefonu arayarak randevu oluşturabiliyor.</p>
<p>Fiziki hizmetlerin yanı sıra sosyal projelerle yurttaşların yanlarında olduklarını ifade eden Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık, “Evden çıkmakta zorlanan yaşlı, engelli ve hasta komşularımızın kişisel bakım ihtiyaçlarına erişimini, kamusal bir sorumluluk olarak görüyoruz. Evde Kuaför Hizmeti ile yalnızca bir bakım hizmeti sunmuyor, aynı zamanda yurttaşlarımızın kendilerini değerli, güvende ve yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlıyoruz. Sosyal adaleti esas alan, eşitliği büyüten ve dayanışmayı merkeze alan anlayışla, halkçı belediyecilik uygulamalarımızı artırarak sürdüreceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaziemir-belediyesinden-vatandaslarin-hayatina-dokunan-hizmet-1056-kisiye-evde-kuafor-hizmeti-605642">Gaziemir Belediyesi&#8217;nden vatandaşların hayatına dokunan hizmet: 1056 kişiye Evde Kuaför Hizmeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydoğan]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerde Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor. Toplumumuzda ‘erkeklerde meme kanseri olmaz’ gibi yanlış bir algı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 25 bin kadında, 200-250 erkekte meme kanseri teşhis ediliyor. Erkeklerde kadınlardan daha ileri dönemde 65-70 yaşlarında görülmektedir. En sık yapılan hataların başında; meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık sanılması, gelişen kitlelerin önemsenmemesi ve doktora geç başvurulması gelmektedir. Bilimsel araştırmalar; erkeklerde meme kanserinin çoğunlukla geç fark edildiğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Genetik yatkınlık ve ailede meme kanseri öyküsü olmasının riski artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydoğan buna karşın bazı yanlış yaşam alışkanlıklarının da meme kanserine zemin hazırlayabildiğini vurguluyor. <strong>Onkoloji Cerrahisi</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong>, erkeklerde meme kanserine neden olan 7 etkeni sıraladı, erkeklerde meme kanserine yönelik uluslararası dergide yayınlanan bilimsel çalışmalarında ortaya çıkan çarpıcı sonucu paylaştı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Aşırı alkol kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Alkol, karaciğer fonksiyonlarını bozarak hormon dengesini etkileyebilir. Karaciğerin düzgün çalışmaması, vücutta östrojenin artmasına yol açar. Bu durum meme dokusunu olumsuz etkileyerek kanser riskini artırabilir. Düzenli ve aşırı alkol tüketimi, erkeklerde meme kanseriyle ilişkilendirilmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Fazla kilo ve obezite</strong></li>
</ul>
<p><strong>Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Fazla kilo, erkeklerde meme kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Yağ dokusu arttıkça vücutta kadınlık hormonu olarak bilinen östrojenin düzeyi yükselir. Bu hormon artışı meme dokusunu olumsuz etkileyebilir. Obezite aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücuttaki iltihabi durumu artırır. Bu nedenle kilo kontrolü büyük önem taşır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz yaşam</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli fiziksel aktivitenin olmaması, meme kanseri riskini artıran faktörler arasındadır. Hareketsiz yaşam kilo alımına, hormon dengesinin bozulmasına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş, egzersiz ve aktif yaşam tarzı hem kilo kontrolünü sağlar hem de kanser riskini azaltır. Özellikle masa başı çalışan erkeklerde bu risk daha belirgindir.</p>
<ul>
<li><strong>Aile öyküsü ve genetik yatkınlık</strong></li>
</ul>
<p>Ailede meme kanseri öyküsü olan erkeklerde risk artar. Özellikle anne, kız kardeş ve erkek akrabalarda meme kanseri bulunması önemlidir. Bazı erkekler doğuştan meme kanseri riskini artıran genetik değişiklikler taşıyabilir. En bilineni BRCA2 genidir. Ancak ailede kanser öyküsü olmayan erkeklerde de meme kanseri görülebilir. </p>
<ul>
<li><strong>İleri yaş</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkek meme kanseri en sık ileri yaşlarda görülür. Özellikle 60 yaşından sonra risk belirgin şekilde artar. Yaş ilerledikçe vücutta hormon dengesi değişir ve hücrelerde birikmiş hasar artar. Bu durum kanser gelişimine zemin hazırlayabilir. Erkeklerde meme kanserinin kadınlara göre daha geç yaşlarda ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri budur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Göğüs bölgesine radyasyon maruziyeti</strong></li>
</ul>
<p>Daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış erkeklerde meme kanseri riski artabilir. Özellikle genç yaşta alınan radyasyonun etkisi daha fazladır. Lenfoma gibi hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyasyon alan kişilerde bu risk yıllar sonra ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Hormon dengesizliği ve bazı hastalıklar </strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkeklerde hormon dengesini bozan bazı durumlar meme kanseri riskini artırabilir. Karaciğer hastalıkları, testosteron düşüklüğü ve bazı endokrin sorunlar buna örnektir. Ayrıca Klinefelter sendromu gibi doğuştan gelen bazı durumlarda meme kanseri riski belirgin şekilde yükselir” diyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bilimsel araştırmada çarpıcı gerçek! </strong></p>
<p><strong>Duygusal ve sosyal destek tıbbi tedavi kadar hayati rol oynuyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Fatih Aydoğan’ın da yer aldığı ekibin, uluslararası dergide yayınlanan çalışması, meme kanserinde çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Prof. Dr. Aydoğan şöyle konuşuyor: “Özellikle meme kanseri olan erkeklerde, toplumdaki önyargılar ve yanlış algılar nedeniyle yalnızlık sık görülebiliyor. Kanser tedavisinde ilaç kadar önemli olan bir şey varsa, o da moral ve paylaşım duygusudur. Yaptığımız bilimsel araştırmanın sonuçları; duygusal ve sosyal desteğin tıbbi tedavi kadar hayati olduğunu gösteriyor. Tedavi sürecinde hastanın yanında onu anlayan ve motive eden biri ya da birilerinin varlığı -ki bu aile bireyleri, arkadaş, komşu, hekim ekibi hatta hasta destek grupları olabilir- sağkalımı doğrudan etkileyebiliyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten <strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.   Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor</strong></p>
<p>Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da ağrı ve hareket güçlüğü gibi yakınmaların kötüleşmesine neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Hastalık kontrol altına alınabiliyor! </strong></p>
<p>Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong> “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği çok önemli! </strong></p>
<p>Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:35:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaca]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitiminin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[simülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[Tıp Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604973</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıp eğitimi; bilimsel ilerlemeler, teknolojik devrimler ve evrilen toplumsal beklentiler ışığında köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973">Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Tıp eğitimi; bilimsel ilerlemeler, teknolojik devrimler ve evrilen toplumsal beklentiler ışığında köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Günümüzde bu süreç, geleneksel bilgi aktarımının ötesine geçerek; öğrenciyi eğitimin ana öznesi kılan, bireysel yetkinlikleri ve kişisel gelişimi odağa alan öğrenci merkezli bir ekosistem inşa etme fırsatını bizlere sunuyor…</strong></em></p>
<p><em><strong>İleri düzey simülasyon teknolojileri ve zengin araştırma altyapılarıyla desteklenen modern eğitim modelleri; hekim adaylarına, henüz klinik ortama adım atmadan mesleki becerilerini en üst seviyede pekiştirme ve deneyimleme imkanı tanıyor. Artık temel öncelik; geleceğin hekimlerini bu ayrıcalıklı olanaklarla buluşturarak; onları yalnızca tıbbi bilgiyle değil, aynı zamanda yüksek teknolojik okuryazarlık, güçlü empati duygusu ve sarsılmaz etik değerlerle donanmış lider profesyoneller olarak topluma kazandırmak olmalı&#8230;</strong></em></p>
<p><strong>Tıp Eğitiminin Geleceği Uluslararası Bir Vizyonla Ele Alındı</strong></p>
<p>Tıp eğitiminin ulaştığı bu yeni aşama; alanında dünyaca ünlü otoritelerin katılımıyla, Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen XV. Ulusal ve I. Uluslararası Tıp Eğitimi Kongresi’nde tüm boyutlarıyla değerlendirildi. Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Alimoğlu ve Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadi Bakırcı eş başkanlığında gerçekleştirilen kongre; Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda tıp eğitimi uzmanı ve yöneticisi ile geleceğin hekimleri olan öğrencileri bir araya getirdi. Kongrede, tıp eğitiminin bugünü ve geleceği; uluslararası saygınlığa sahip isimlerin değerli katkılarıyla tartışmaya açıldı…</p>
<p>Dr. Dara O’Keeffe, İrlanda Royal College of Surgeons’ta Cerrahi Eğitimde Simülasyon Programları Başkanı olarak, cerrahide simülasyonun eğitim süreçlerine nasıl yön verdiğini ve bu alandaki öncü yaklaşımları paylaştı. Lizbon Üniversitesi öğretim üyesi ve BEME (The Best Evidence Medical Education) eski Başkanı Prof. Dr. Madalena Patricio, kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya genelinde kabul gören standartlarını aktarırken; Maastricht Üniversitesi öğretim üyesi ve <em>Perspectives on Medical Education</em> dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Erik Driessen ise tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların taşıdığı kritik öneme dikkat çekti.</p>
<p>Duayen akademisyenlerin deneyimleriyle zenginleşen bu platformda; Türkiye’nin tıp eğitimindeki güçlü konumu, dünyada kabul gören yenilikçi eğitim modelleri ve geleceğin hekimlerinde bulunması gereken nitelikler kapsamlı bir şekilde analiz edildi.</p>
<p><strong>Türkiye, Tıp Eğitiminde Güçlü ve Kabul Gören Bir Merkez</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türkiye’nin tıp eğitimindeki konumuna dikkat çekerek, uluslararası katılımlı bu kongrenin önemini şu sözlerle değerlendiriyor: “Kongremizi TEGED (Tıp Eğitimini Geliştirme Derneği), TEPDAD (Tıp Eğitimi Programları ve Akreditasyon Derneği) ve TTED’in (Türk Tıp Eğitimi Derneği) katkılarıyla gerçekleştirdik. Bu toplantı uzun yıllardır düzenleniyor ancak ilk kez uluslararası düzeyde gerçekleşiyor. Tıp eğitimi akademisyenlerini üniversitemizde ağırlamak bizim için son derece değerli. Kongreye, Türkiye Tıp Dekanlar Konseyi adına 70’in üzerinde dekan ve dekan yardımcısı başta olmak üzere 300’ün üzerinde katılım oldu.”</p>
<p>Türkiye’nin tıp eğitimi alanında güçlü bir altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Levent Altıntaş, Türk hekimlerinin dünya genelinde kabul gördüklerine dikkat çekerek, “Türkiye’de verilen tıp eğitimi, mezunlarımızın dünyanın pek çok ülkesinde çalışabilmesine olanak tanıyor. Uluslararası denklik sınavlarında elde edilen başarılar da bunun somut bir göstergesi” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Levent Altıntaş’a göre tıp eğitimi, dünyada en hızlı değişen eğitim alanlarından biri. “Tıp eğitimi artık öğrenci merkezli, aktif öğrenmeyi teşvik eden ve bireyselleştirilmiş bir yapıya doğru evriliyor. Kendi kendine öğrenebilen, eleştirel düşünebilen, etik değerleri güçlü ve topluma duyarlı hekimler yetiştirmeyi hedefliyoruz” diyen Prof. Dr. Levent Altıntaş, eğitimde, insan odaklı yaklaşımın altını çiziyor.</p>
<p><strong>Simülasyon Merkezleri Tıp Eğitiminde Oyunu Değiştiriyor</strong></p>
<p>Kongrenin dikkat çeken konuşmacılarından biri olan Dr. Dara O’Keeffe, cerrahi tıp eğitiminde simülasyonun önemini çarpıcı örneklerle anlatıyor. İrlanda Royal College of Surgeons’ta simülasyon eğitiminin lider isimlerinden olan Dr. Dara O’Keeffe, simülasyon merkezlerinin güvenli öğrenme ortamı sunduğunu vurguluyor: “Yirmi yıl önce simülasyon tek bir odadaydı. Bugün üç katlı, ileri teknolojilerle donatılmış sanal hastanelerden söz ediyoruz”…</p>
<p>Dr. Dara O’Keeffe’ye göre klinik ortamda vaka sayısının sınırlı olması, simülasyonu vazgeçilmez kılıyor. “Öğrenciler ve asistanlar her şeyi hasta üzerinde öğrenemez. Hata yapma lüksleri yoktur. Oysa simülasyon merkezleri, tekrar tekrar deneme yapma ve hata yaparak öğrenme imkânı sunuyor. Acıbadem Üniversitesi bünyesinde bulunan, dünyanın önde gelen merkezlerinden CASE – İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi ise çok kıymetli” diyen Dr. Dara O’Keeffe, yeni nesil cerrahların özgüven eksikliği yaşadığına yönelik eleştirilere de katılmadığını belirtiyor: “Yeni jenerasyon daha temkinli. Odak noktası artık cerrah değil, hasta. Daha az risk almak, daha güvenli kararlar vermek hasta güvenliği açısından çok daha doğru”…</p>
<p>Peki “geleceğin hekimleri” nasıl olacak? Teknolojinin, tıp eğitiminin artık çok önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Dr. Dara O’Keeffe, “Geleceğin hekimleri, teknolojiden bağımsız düşünülemez; ileri görüntüleme sistemleri ve robotik cerrahi gibi hızla gelişen uygulamalara hâkim, bu dönüşüme hazır ve teknolojiyi mesleğinin doğal bir parçası olarak kullanan profesyoneller olmak zorunda. Tıp eğitimi, uzun ve yıpratıcı süreçlerden uzaklaşarak zamanı verimli kullanan, öğrenciyi hastayla karşılaştırmadan önce simülasyon merkezlerinde neredeyse her açıdan hazırlayan, hızlı öğrenmeyi ve özgüveni önceleyen bir yapıya doğru evriliyor. Artık tıp eğitimi yıllarca sürmeyecek. Haftada 120 saat çalışamayız, 20 yıl eğitim de veremeyiz. Zamanı verimli kullanmalıyız” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Kanıta Dayalı Tıp Eğitimi ve İnsan Odaklı Yaklaşım</strong></p>
<p>Kanıta dayalı tıp eğitiminin dünya çapındaki duayenlerinden Prof. Dr. Madalena Patricio, insan odaklı ve kanıta dayalı eğitimin önemini vurguluyor. Tıp eğitiminde 40 yılı aşkın deneyime sahip olan Prof. Dr. Madalena Patricio, iyi bir hekimin sadece bilgiyle değil, değerlerle de donanmış olması gerektiğini söylüyor: “İyi bir doktor öncelikle şefkatli olmalı. Hastayı sadece bir klinik vaka olarak değil, bir insan olarak görmeli”…</p>
<p>Tıp öğrencilerinin toplumdan kopuk yetişmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Madalena Patricio, “Öğrencileri tıp eğitimi kapsamında hapishanelere, huzurevlerine, mülteci kamplarına gönderiyoruz. Sadece dinlemeyi, empati kurmayı öğrensinler diye. İyi bir doktor toplumdan izole olamaz” diyor. </p>
<p>Alternatif tıbba yönelimin artmasının nedenlerinden birinin iletişim eksikliği olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Madalena Patricio, “Hastalar dinlenmediklerini hissettiklerinde alternatif yollar arıyor” diyerek iletişimin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>Bilimsel Araştırma, Ekip Çalışması ve Eleştirel Düşünce</strong></p>
<p>Maastricht Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erik Driessen, tıp eğitiminde bilimsel araştırmaların ve ekip çalışmasının vazgeçilmez olduğunu belirtiyor: “İyi bir doktor, işini iyi bilen ve iyi iletişim kurabilen kişidir. Hekimlik ayrıca bireysel değil, ekip işidir. Ekip ruhu ve takım çalışmasına yatkınlık ise çocuklukta, özellikle basketbol, futbol gibi takım sporlarıyla gelişir; sonradan öğrenilebilir olsa da iyi bir hekimlik için bu becerilerin erken yaşta kazanılması büyük avantaj sağlar” diyor.</p>
<p>Prof. Dr. Erik Driessen, modern tıp eğitiminin ezbere dayalı olmaktan uzaklaştığını vurgulayarak, öğrencilerin aktif rol aldığı, araştıran ve sorgulayan bir eğitim modelinin önemine dikkat çekiyor. Yapay zekanın tıp dünyasında giderek daha fazla yer aldığını belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Ancak empati ve iletişimin yerini hiçbir teknoloji alamaz” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Kanıta dayalı tıbbın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erik Driessen “Kanıta dayalı tıp, bilimsel olarak etkinliği gösterilmiş yöntemlerin kullanılmasını güvence altına alıyor. Alternatif tıp veya bilimselliği kanıtlanmamış uygulamalara yönelimi azaltmanın yolu ise, bilim insanlarının yalnızca akademide değil, basın ve halkla doğrudan iletişim kurarak bilgiyi herkesin anlayabileceği bir dille anlatmasından geçiyor” diyor. </p>
<p>Öğrencinin başarılı olması için yalnızca ders anlatan bir hocaya değil, yol gösteren bir mentöre ve soru sorup uygulayarak aktif biçimde öğrenebileceği bir eğitim ortamına ihtiyacı olduğunu da belirten Prof. Dr. Erik Driessen, “Araştırmalar mentörleri olan öğrencilerin daha başarılı olduğunu ve daha fazla iş imkanlarına sahip olduklarını gösteriyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tip-egitiminin-dunyaca-unlu-akademisyenleri-acibadem-universitesinde-bulustu-604973">Tıp Eğitiminin Dünyaca Ünlü Akademisyenleri Acıbadem Üniversitesi&#8217;nde Buluştu…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-2-604346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 19:20:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[detaylı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gücüyle]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü ve Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bozkurt Şener, göz sağlığı taramalarında erken tanının, ilerleyici hastalıkların zamanında fark edilmesi ve görme kaybının önlenmesi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-2-604346">Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu vizyonla Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz sağlığındaki bir yeniliği sağlık hizmetine kazandırıldığını anlattı.</strong></p>
<p>Göz sağlığında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz muayenesinin daha da detaylı bir şekilde yapılabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Bozkurt Şener, “Günümüzde göz hastalıklarının büyük bir kısmı, hasta farkına varmadan ilerleyebiliyor. Bu nedenle düzenli ve detaylı göz kontrolleri, görme kayıplarının önlenmesinde en etkili yaklaşım haline geliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni nesil muayene cihazları sayesinde artık hastalarımıza çok hızlı ölçümler yaparak çok daha fazla veri sunarak detaylı göz muayenesi yapabiliyoruz. Yapay zeka destekli göz muayene cihazının bu verileri ölçüp sunabilmesi için yaklaşık 6-7 dakikada yeterli olabiliyor. Bu veriler ışığında göz doktorunun kişiye özel tedavi uygulayabilmesi için kapsamlı bir değerlendirme yapmasına imkan doğuyor” dedi.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ ile Hızlı, Kapsamlı ve Objektif Değerlendirme</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının çalışma prensibini anlatan Prof. Dr. Şener, sistemin tek bir platformda çok sayıda ölçümü bir araya getirdiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Bu teknoloji, gözün optik ve anatomik yapısına ait 100’ün üzerinde parametreyi birkaç dakika içinde ölçüyor. 120’nin üzerinde göz rahatsızlığını; semptomlar, risk faktörleri, görsel testler ile tespit ediyor. 30 yapay zeka algoritması tarafından elde edilen veriler yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek detaylı ve görsel bir rapora dönüştürülüyor. Bu sayede hekimin değerlendirmesi çok daha objektif, hızlı ve güvenilir hale geliyor.”</p>
<p><strong>Kişiye Özel Göz Sağlığı Verileri Sunuluyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının sunduğu kapsamlı veri setine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayenesi ile yaklaşık 6-7 dakika içerisinde; kornea, retina ve göz tansiyonu alanlarında:</p>
<p>Kornea topografisi ve kornea kalınlığı,Retinada görme siniri ve sarı nokta değerlendirmesi,Göz tansiyonunun gerçek değeri,Gözün ön ve arka yapısına ilişkin detaylı ölçümler,Gözün refraksiyon kusurlarına dair bilgiler vermektedir.</p>
<p>Bu kapsamlı ölçümlerin, göz sağlığının mevcut durumunu net biçimde ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Şener, erken tanının ötesine geçen bir avantaj sağladığını ifade etti:</p>
<p>“Aynı zamanda bu veriler, hastanın lazer göz cerrahisine ve premium lens (akıllı lens) cerrahisine uygun olup olmadığı konusunda da bize çok değerli bilgiler sunuyor. Hastanın göz yapısı, kornea kalınlığı ve diğer biyometrik parametreler yapay zekâ ile analiz edilerek, cerrahiye uygunluk objektif şekilde değerlendirilebiliyor. Bu da hem hasta güvenliğini artırıyor hem de doğru hasta doğru tedavi yaklaşımını güçlendiriyor.”</p>
<p>Göz hastalıklarının ciddi bir bölümünün belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, erken tanının önemini şu sözlerle vurguladı:</p>
<p>“Göz sağlığında erken tanı, tedavi başarısını artırmanın yanı sıra geri dönüşü olmayan görme kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. Yapay zekâ destekli muayene ile tespit edilen risklere göre hastalar, tüm göz branşlarındaki uzman hekimlere yönlendirilerek değerlendirilir. Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde her hasta, ihtiyacına özel bir tedavi sürecine dahil edilir. Risklerin doğru branşlarda ele alınması hem hasta güvenliği hem de sonuç başarısı açısından son derece büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>Donanımlı Merkezlerde Muayene Büyük Avantaj Sağlıyor</strong></p>
<p>Gelişmiş teknolojinin, uzman hekim kadrosuyla birlikte anlam kazandığını belirten Prof. Dr. Şener sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu tür ileri teknolojiye sahip muayene sistemlerinin, tam donanımlı merkezlerde kullanılması son derece önemlidir. Yapay zekâ destekli bu teknoloji, hastalara hızlı, güvenilir ve kapsamlı bir göz sağlığı hizmeti sunarken, aynı zamanda dünyadaki ileri teknolojilerin deneyimlenmesine de imkân tanıyor. Yapay zekâ geliştikçe hekimlerin daha fazla bilgiye ulaşması, öğrenmesi ve kendini geliştirmesi mümkün oluyor. Bu bilgiler, doğru değerlendirildiğinde cerrahide ve medikal tedavi planlamalarda başarıyı ve güveni artırıyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-2-604346">Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 15:29:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[laç]]></category>
		<category><![CDATA[sorup]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604296</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıkla ilgili bilgiye ulaşmak her zamankinden daha kolay hale gelirken yanlış ve eksik yönlendirmeler de ciddi riskleri beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde hekimlerin en sık karşılaştığı sorunlardan biri hastaların yalnızca şikâyetlerini veya kan tahlili sonuçlarını yapay zekaya sorarak tedavi kararı almaya çalışması oluyor.</p>
<p>Birçok kişi “Kan değerlerim sınırda, ilaç başlamalı mıyım?” gibi sorularla yapay zekaya başvuruyor. Ancak İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu yaklaşımın yanıltıcı olabileceğini ve yanlış ilaç kullanımına yol açabileceğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Kan Tahlilleri Tek Başına Yeterli Olmuyor</strong></p>
<p>Bir tedaviye başlanıp başlanmayacağına yalnızca kan tahlilindeki sayılara bakılarak karar verilmediğini vurgulayan Uzm. Dr. Mamedova, bazı değerler normal sınırlarda olsa bile kişinin yaşı, aile öyküsü, eşlik eden hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve risk profilinin tedavi sürecini doğrudan etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle benzer kan değerlerine sahip iki hastaya farklı tedaviler uygulanabiliyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Mamedova bu noktada hastaların işaretli laboratuvar sonuçlarını internetten araştırarak ciddi hastalıklar düşünmesinin sık karşılaşılan bir durum olduğunu ifade ediyor. “Kan tahlilinde işaretli değerler görüldüğünde hastalar çoğu zaman tek bir sonuca odaklanarak endişeye kapılabiliyor” diyen Uzm. Dr. Mamedova doğru değerlendirme yapılmadan ulaşılan bilgilerin yanıltıcı olabileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Yanlış Yorum Yanlış İlaca Götürebilir</strong></p>
<p>İnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerin yanlış yorumlanması en sık olarak hatalı ilaç kullanımına neden oluyor. Yanlış ilaca başlanması hem mevcut şikâyetlerin artmasına hem de ilaçlara bağlı yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Özellikle viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımının gereksiz olduğu sıkça vurgulanıyor.</p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova bu konuda “Yanlış değerlendirmeyle başlanan ilaçlar şikâyetleri azaltmak yerine artırabilir ve bazı durumlarda ciddi yan etkilere neden olabilir” diyerek bilinçsiz ilaç kullanımının risklerine dikkat çekiyor. Ayrıca hastaların kullandıkları diğer ilaçları eksik bildirmesinin aynı etken maddeli ilaçların birlikte kullanılmasına ve doz aşımına yol açabildiği belirtiyor.</p>
<p><strong>Tıpta Temel Yaklaşım Bütüncüldür</strong></p>
<p>Hasta değerlendirmesinde temel yaklaşımın bütüncül olduğunu belirten Uzm. Dr. Mamedova yalnızca şikâyetler ve kan tahlillerinin değil fizik muayene, vital bulgular, ayrıntılı öykü, özgeçmiş, soy geçmiş ve gerekli görülen tetkiklerin birlikte ele alındığını söylüyor. Bu nedenle tıpta temel prensibin hastalık değil hasta tedavisi olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanında tamamen dışlanmadığını ifade eden Uzm. Dr. Mamedova doğru kullanıldığında hekimler için destekleyici bir araç olabileceğini ancak sağlık çalışanı olmayan kişiler için doğrudan tedavi önerisi almanın riskli olduğunu dile getiriyor.</p>
<p><strong>Uzmandan Net Uyarılar</strong></p>
<p>Uzm. Dr. Giunel Mamedova internet ve yapay zeka üzerinden alınan sağlık bilgilerinin nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin şu uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>Kan tahlili sonuçları tek başına tedavi kararı için yeterli değildirİnternetten veya yapay zekadan alınan bilgilerle ilaca başlanmamalıdırŞikâyetler devam ediyor veya giderek artıyorsa tıbbi değerlendirme gerekirKullanılan tüm ilaçlar ve takviyeler hekime eksiksiz şekilde bildirilmelidir</p>
<p><strong>Tedavi Sürecinde Muayene ve Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Çamlıca Erdem Hastanesi’nden İç Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Giunel Mamedova ani başlayan ya da zaman içinde kötüleşme eğilimi gösteren şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek “İnternetten ya da yapay zekadan alınan bilgilerle ilaç kullanmak yerine mutlaka hekime başvurulmalı. Erken ve doğru değerlendirme pek çok ciddi sağlık sorununun önüne geçebilir” mesajını veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekaya-sorup-ilac-alanlar-dikkat-604296">Yapay Zekaya Sorup İlaç Alanlar Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 10:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nan]]></category>
		<category><![CDATA[uyardı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057">Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Uzm. Dr. İnan Mutlu, radyolojik görüntüleme hizmetlerinde son dönemde uygulamaya konulan yöntemlerin hem hasta güvenliğini hem de hekim emeğini tehdit ettiğini belirterek, yetkili kurumlara denetim ve düzenleme çağrısında bulundu.</span></p>
<p><b><strong>Bu Bir Suçlama Değil, Açık Bir Denetim ve Düzenleme Çağrısıdır</strong></b></p>
<p><span>Devlet kurumlarında radyolojik görüntüleme hizmetlerinin yaygın biçimde hizmet alımı yoluyla yürütülmesinin ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade eden Mutlu, tanı ve tedavide hayati öneme sahip raporların kimler tarafından, hangi koşullarda ve hangi denetim mekanizmalarıyla hazırlandığının şeffaf biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguladı. Sınırlı sayıda hekim ismiyle çok yüksek sayıda tetkikin raporlanmış görünmesinin hasta güvenliği açısından araştırılması gereken bir durum olduğunu belirten Mutlu, “Bu bir suçlama değil, açık bir denetim ve düzenleme çağrısıdır” dedi.</span></p>
<p><b><strong>Yüksek malpraktis tazminatlarının bedelini toplum sağlığı da öder ! </strong></b></p>
<p><span>Malpraktis davalarında verilen yüksek ve orantısız tazminat kararlarının da hekimleri zor durumda bıraktığını dile getiren Mutlu, bu yüklerin hekimlerin gelirleri ve sigorta limitleri ile bağdaşmadığını söyledi. Mutlu, bu durumun uzun vadede defansif tıbba yönelme, riskli vakalardan kaçınmaya ve kapasite altında çalışmaya yol açabileceği uyarısında bulunarak, “Bunun bedelini yalnızca hekimler değil, toplum sağlığı da öder” ifadelerini kullandı.</span></p>
<figure><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/01/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-0-Z52BbOyG.jpeg"/>izmir tabip odası</figure>
<p><b><strong>MHRS Randevu Sistemi ile Poliklinik İş Yükü Sürdürülemez Halde</strong></b></p>
<p><span>MHRS randevu sisteminde yapılan son düzenlemelerin poliklinik iş yükünü sürdürülemez seviyelere taşıdığını kaydeden Mutlu, aynı anda iki hasta randevusu tanımlı olmasına rağmen kontrol ve sonuç hastalarının da sisteme eklenmesinin hata riskini artırdığını ve hizmet niteliğini düşürdüğünü söyledi. Maaş artışlarının enflasyon karşısında hızla eridiğini de hatırlatan Mutlu, ağırlaşan çalışma koşullarının hekimlerin mesleki motivasyonunu olumsuz etkilediğini belirtti. Radyoloji alanında raporlama süreçlerinin hekim emeğinin sömürülmesi riskini de beraberinde getirdiğine dikkat çeken Mutlu, tek bir hekimin çok yüksek sayıda raporu nitelikli biçimde değerlendirmesinin mümkün olmadığını, bu durumun rapor kalitesini tartışmalı hale getirdiğini ifade etti. Uzm. Dr. İnan Mutlu, radyoloji hizmetlerinde denetim eksikliği, orantısız malpraktik tazminatları, artan iş yükü ve enflasyon karşısında eriyen ücretlerin hekimlerin gündemindeki en yakıcı sorunlar olduğunu belirterek, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm kurumları bu sorunları şeffaf biçimde ele almaya ve gerekli düzenlemeleri yapmaya davet etti. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-inan-mutlu-uyardi-hasta-guvenligi-ve-hekim-emegi-risk-altinda-604057">Dr. İnan Mutlu Uyardı, “Hasta güvenliği ve hekim emeği risk altında”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 08:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşıları]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeği]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğinizi]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlardan]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[koruyabilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[koza]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[stratejisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni doğan bebekler ve küçük çocuklar, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için bulaşıcı hastalıklara karşı en savunmasız gruplar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964">Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğan bebekler ve küçük çocuklar, bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmediği için bulaşıcı hastalıklara karşı en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Havaların da soğumasıyla birlikte duyarlı oldukları bu süreçte boğmaca, grip(influenza), RSV (respiratuar sinsityal virüs) ve benzeri solunum yolu enfeksiyonlarında da artış gözlemleniyor. Bebekler ve henüz aşıları tamamlanmayan küçük çocuklarda bu hastalıklar daha ağır seyrederek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklardaki bu riskler, ebeveynler ve diğer aile bireylerinin de aktif rol oynadığı “Koza Stratejisi” olarak tanımlanan koruyucu yaklaşımla en aza indirilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Utkucan Uçkun, çocuk ve bebeklerdeki bulaşıcı hastalıkları önleme yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Tüm aile fertleri ve yakınlara önemli görevler düşüyor</strong></p>
<p>Koza stratejisi; ebeveynlerin, kardeşlerin, büyükanne, büyükbaba ve bakıcıların yeni doğan bir bebek için güvenli bir ortam oluşturmasının bir yoludur. Bu korunaklı alanda herkes mikropları bebekten uzak tutmaya çalışır. Akrabaların aşıları günceldir ve el yıkama başta olmak üzere önemli hijyen kurallarına dikkat ederler. Küçük çocuklara, özellikle öksürüyorlarsa veya hasta hissediyorlarsa bebeği öpmemeleri veya çok yaklaşmamaları öğütlenir. Ebeveynlerin, yeni doğan bebeğin kardeşlerinin gittiği kreş veya okullardaki hastalık belirtilerini takip etmesi de gereklidir. Koza stratejisi, yeni doğan bebeği boğmaca, grip (Influenza) ve respiratuar sinsityal virüs (RSV) gibi hastalıklardan korumaya yardımcı olur. Bu enfeksiyonlar solunum problemleri, zatürre, nöbet ve/ya beyin dokusu hasarı gibi ciddi hastalıklara ve/ya komplikasyonlara neden olabilmektedir. Yeni doğmuş bir bebeği kozaladığınızda, onu hasta edebilecek bakteri ve virüslere maruz kalma olasılığını dolaylı olarak azaltabilirsiniz. </p>
<p><strong>Yeni doğan bebekler virüslere karşı daha çok risk altındadır</strong></p>
<p>Yenidoğanların virüs ve bakteri kaynaklı hastalık geliştirme olasılığı, büyük çocuklara ve yetişkinlere göre daha yüksektir. Bağışıklık sistemleri henüz çoğu enfeksiyona nasıl direneceğini öğrenmemiştir. Aşı desteğine ihtiyaçları vardır, ancak bazılarını yaptırmak için henüz çok küçüktürler. Bebekler, boğmacaya karşı koruma sağlayan aşının ilk dozunu 2 aylık olana kadar, grip (Influenza) aşısının ilk dozunu ise 6 aylık olana kadar alamazlar. Aşılarını olmaya başlamadan önceki bu süreçte, yenidoğanlar boğmaca, grip ve/ya RSV gibi hastalıklara maruz kalabilir. Gebeliğin üçüncü üç aylık döneminde (üçüncü trimester) gebenin bu enfeksiyonlara karşı aşılanması, bebeği doğumdan sonra bir süre koruyabilse de; bebeğin kendi bağışıklığını sağlayabilmesi için kendisinin aşılanması gerekir. Dolayısıyla, bu süre zarfında aile bireyleri, bakım verenler veya yenidoğanla sıkı temasta olacak kişilerin, aşılarını güncel tutmaları ve hijyen kurallarına uymaları gerekmektedir. </p>
<p><strong>Arkadaşlarınız ve aileniz için bir mesaj: Bu süreçte hep birlikteyiz</strong></p>
<p>Bir bebeği dünyaya getirmiş olmak, aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşmak isteyeceğiniz bir süreçtir. İlk gülümsemelerini ve sevimli esnemelerini görmelerini istersiniz. Ayrıca, gece uyanmalarına ve beslenmelerine uyum sağlarken aile ve arkadaşlarınızın desteğini almak önemlidir. Onları bu sürece dahil etmek ama bir yandan da bebeğinizi enfeksiyonlardan uzak tutmak istersiniz. Önemli olan, desteklerinin bebeğinizi nasıl sağlıklı tuttuğunu görmelerine yardımcı olmaktır. ‘Koza Stratejisi’ne bağlı kalmalarının şu anda alabileceğiniz en iyi destek olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yapabilirsiniz; </p>
<ol>
<li>Yenidoğanların mikroplarla temas ettiklerinde hastalık geliştirmeleri daha kolaydır ve bazı hastalıklar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. </li>
<li>Yenidoğanın bağışıklık sisteminin zararlı mikropları nasıl tanıyacağını öğrenmesi gerekir. Aşılar bu amaçla kullanılır ve ciddi hastalıkları önlemede yardımcıdırlar.</li>
<li>Aşıların etki etmesi zaman alır, bu nedenle bu süreçte aile ve arkadaşlarınızın desteğini görmek oldukça önemlidir.</li>
<li>Önerilen aşıları yaptıran aile bireyleri, arkadaşlar ve bakıcıların enfekte olma, bulaştırma ve dolayısıyla bebeği hasta etme olasılığı daha düşüktür.</li>
<li>El yıkama gibi hijyen önlemleri enfeksiyonu önlemeye yardımcı olur. Ancak bu tek başına bebeğinizi enfeksiyondan korumak için yeterli değildir. Kardeşler, büyükanne, büyükbabalar ve bakıcılar gibi ev halkının aşılarının güncel olduğundan emin olmak ek bir koruma katmanıdır. Yenidoğan bebeğinizi RSV, grip ve boğmacaya karşı korumada sadece ebeveyn olarak sizlerin önerilen aşıları yaptırmasından daha etkili bir yöntemdir.</li>
</ol>
<p><strong>‘Koza Stratejisi’ ve yenidoğan bebekte aşılama birlikte yürütülmelidir</strong></p>
<p>Aşılar, milyonlarca çocuğu bir zamanlar yaygın olarak görülen çok sayıda tehlikeli hastalıktan uzak tutarak, güçlü ve sağlıklı bir şekilde büyümelerine yardımcı olmuştur. Boğmaca, hapşırma ve öksürme yoluyla yayılır. Çoğu yenidoğan, bu mikrobu sıkı temas halinde olduğu insanlardan kapar. Boğmaca, yenidoğanlar için ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Ancak etraflarındaki herkes aşılarını güncel tutar ve ‘Koza Stratejisi’ne bağlı kalırsa, bebeklerin hastalanma olasılığı oldukça düşüktür. Anneler ve bebekleri genellikle birlikte hastalanırlar. Bu nedenle bebek doğmadan önce ve sonrasında hem annenin hem de bebeğin mümkün olduğunca sağlıklı olmalarını isteriz. Anne adaylarının grip (Influenza), Respiratuar Sinsityal Virüs (RSV) ve Boğmaca (Tdap) aşılarını güncelleme amaçlı kendi doktorlarına danışmaları önemlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bebeginizi-koza-stratejisi-ile-enfeksiyonlardan-koruyabilirsiniz-603964">Bebeğinizi &#8220;Koza Stratejisi&#8221; İle Enfeksiyonlardan Koruyabilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-603913</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 07:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[detaylı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gücüyle]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[muayene]]></category>
		<category><![CDATA[muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göz sağlığında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz muayenesinin daha da detaylı bir şekilde yapılabildiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-603913">Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göz sağlığında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Direktörü Prof. Dr. Bozkurt Şener, Türkiye’de kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli göz muayene cihazları ile göz muayenesinin daha da detaylı bir şekilde yapılabildiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Bozkurt Şener, “Günümüzde göz hastalıklarının büyük bir kısmı, hasta farkına varmadan ilerleyebiliyor. Bu nedenle düzenli ve detaylı göz kontrolleri, görme kayıplarının önlenmesinde en etkili yaklaşım haline geliyor. Yapay zekâ destekli bu yeni nesil muayene cihazları sayesinde artık hastalarımıza çok hızlı ölçümler yaparak çok daha fazla veri sunarak detaylı göz muayenesi yapabiliyoruz. Yapay zeka destekli göz muayene cihazının bu verileri ölçüp sunabilmesi için yaklaşık 6-7 dakikada yeterli olabiliyor. Bu veriler ışığında göz doktorunun kişiye özel tedavi uygulayabilmesi için kapsamlı bir değerlendirme yapmasına imkan doğuyor” dedi.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ ile Hızlı, Kapsamlı ve Objektif Değerlendirme</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının çalışma prensibini anlatan Prof. Dr. Şener, sistemin tek bir platformda çok sayıda ölçümü bir araya getirdiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Bu teknoloji, gözün optik ve anatomik yapısına ait 100’ün üzerinde parametreyi birkaç dakika içinde ölçüyor. 120’nin üzerinde göz rahatsızlığını; semptomlar, risk faktörleri, görsel testler ile tespit ediyor. 30 yapay zeka algoritması tarafından elde edilen veriler yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek detaylı ve görsel bir rapora dönüştürülüyor. Bu sayede hekimin değerlendirmesi çok daha objektif, hızlı ve güvenilir hale geliyor.”</p>
<p><strong>Kişiye Özel Göz Sağlığı Verileri Sunuluyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayene cihazının sunduğu kapsamlı veri setine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>Yapay zekâ destekli göz muayenesi ile yaklaşık 6-7 dakika içerisinde; kornea, retina ve göz tansiyonu alanlarında:</p>
<ul>
<li>Kornea topografisi ve kornea kalınlığı,</li>
<li>Retinada görme siniri ve sarı nokta değerlendirmesi,</li>
<li>Göz tansiyonunun gerçek değeri,</li>
<li>Gözün ön ve arka yapısına ilişkin detaylı ölçümler,</li>
<li>Gözün refraksiyon kusurlarına dair bilgiler vermektedir.</li>
</ul>
<p>Bu kapsamlı ölçümlerin, göz sağlığının mevcut durumunu net biçimde ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Şener, erken tanının ötesine geçen bir avantaj sağladığını ifade etti:</p>
<p>“Aynı zamanda bu veriler, hastanın lazer göz cerrahisine ve premium lens (akıllı lens) cerrahisine uygun olup olmadığı konusunda da bize çok değerli bilgiler sunuyor. Hastanın göz yapısı, kornea kalınlığı ve diğer biyometrik parametreler yapay zekâ ile analiz edilerek, cerrahiye uygunluk objektif şekilde değerlendirilebiliyor. Bu da hem hasta güvenliğini artırıyor hem de doğru hasta doğru tedavi yaklaşımını güçlendiriyor.”</p>
<p>Göz hastalıklarının ciddi bir bölümünün belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Prof. Dr. Bozkurt Şener, erken tanının önemini şu sözlerle vurguladı:</p>
<p>“Göz sağlığında erken tanı, tedavi başarısını artırmanın yanı sıra geri dönüşü olmayan görme kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. Yapay zekâ destekli muayene ile tespit edilen risklere göre hastalar, tüm göz branşlarındaki uzman hekimlere yönlendirilerek değerlendirilir. Bu bütünleşik yaklaşım sayesinde her hasta, ihtiyacına özel bir tedavi sürecine dahil edilir. Risklerin doğru branşlarda ele alınması hem hasta güvenliği hem de sonuç başarısı açısından son derece büyük önem taşır.”</p>
<p><strong>Donanımlı Merkezlerde Muayene Büyük Avantaj Sağlıyor</strong></p>
<p>Gelişmiş teknolojinin, uzman hekim kadrosuyla birlikte anlam kazandığını belirten Prof. Dr. Şener sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu tür ileri teknolojiye sahip muayene sistemlerinin, tam donanımlı merkezlerde kullanılması son derece önemlidir. Yapay zekâ destekli bu teknoloji, hastalara hızlı, güvenilir ve kapsamlı bir göz sağlığı hizmeti sunarken, aynı zamanda dünyadaki ileri teknolojilerin deneyimlenmesine de imkân tanıyor. Yapay zekâ geliştikçe hekimlerin daha fazla bilgiye ulaşması, öğrenmesi ve kendini geliştirmesi mümkün oluyor. Bu bilgiler, doğru değerlendirildiğinde cerrahide ve medikal tedavi planlamalarda başarıyı ve güveni artırıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-gucuyle-detayli-goz-muayenesi-603913">Yapay Zekâ Gücüyle Detaylı Göz Muayenesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025&#8217;te 4 bin vatandaşa hasta karyolası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/2025te-4-bin-vatandasa-hasta-karyolasi-603895</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 07:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karyolası]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı vatandaşların ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik sosyal destek çalışmalarını 2025 yılında da aralıksız sürdürdü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2025te-4-bin-vatandasa-hasta-karyolasi-603895">2025&#8217;te 4 bin vatandaşa hasta karyolası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı vatandaşların ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmaya yönelik sosyal destek çalışmalarını 2025 yılında da aralıksız sürdürdü. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında ihtiyaç sahibi 4 bin vatandaşa ücretsiz hasta karyolası ve bakım ekipmanları ulaştırıldı.</p>
<p><b>KAPSAMLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR DESTEK</b></p>
<p>Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü tarafından yürütülen destek programı çerçevesinde, yatağa bağımlı bireylerin bakım sürecini kolaylaştıran hasta karyolalarının yanı sıra günlük yaşamda ihtiyaç duyulan çeşitli yardımcı ekipmanlar da ücretsiz olarak temin edildi. Sağlanan bu destekler, hastaların ev ortamında daha konforlu bir yaşam sürmesine katkı sunarken, bakım veren aile bireylerinin yükünü de önemli ölçüde hafifletti.</p>
<p><b>4 BİN ADET HASTA KARYOLASI</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 2025 yılı içerisinde toplam 4 bin adet hasta karyolasını ihtiyaç sahibi vatandaşlara teslim etti. Bunun yanı sıra, hastaların yatak içinde hareketini kolaylaştıran ve beslenme sürecine destek olan 182 adet yemek masası ile hijyen ve kullanım kolaylığı sağlayan 129 adet taşınabilir tuvalet aparatı da vatandaşlara ulaştırıldı.</p>
<p><b>KONFOR VE HİJYENİ ÖNCELEYEN EKİPMAN DESTEĞİ</b></p>
<p>Yatağa bağımlı bireylerin yatak konforunu artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 2 bin 850 adet pike ve nevresim takımı dağıtıldı. 2022 yılından bu yana düzenli olarak sürdürülen bu destek, artan talepler doğrultusunda her geçen yıl daha da genişletildi. Ev içinde hareket kabiliyeti kısıtlı bireyler için temin edilen taşınabilir tuvalet aparatları ise hijyen ve mahremiyet açısından önemli bir kolaylık sağladı.</p>
<p><b>SOSYAL BELEDİYECİLİKTE GÜÇLÜ DAYANIŞMA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin yatağa bağımlı vatandaşlara yönelik yürüttüğü bu kapsamlı destek programı, 2025 yılı boyunca binlerce haneye dokunarak sosyal belediyecilik anlayışının güçlü bir örneğini ortaya koydu. Hasta karyolası ve bakım ekipmanlarıyla sağlanan destekler, hem hastaların hem de yakınlarının yaşamını kolaylaştırırken, Büyükşehir ihtiyaç sahibi vatandaşların yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğini bir kez daha ortaya koydu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2025te-4-bin-vatandasa-hasta-karyolasi-603895">2025&#8217;te 4 bin vatandaşa hasta karyolası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemenin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[serviks]]></category>
		<category><![CDATA[Serviks Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor. En önemli nedeni HPV virüsü olan serviks kanseri, rahmin alt kısmındaki rahim ağzında gelişen tümörlerden kaynaklanıyor. Çoğu zaman yavaş ilerleyen serviks kanseri, erken teşhis ve kişiye özel uygulanan doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Öz,<strong> “</strong>1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle serviks kanseri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>30-50 yaş arasındaki kadınlarda daha çok risk altında </strong></p>
<p>Serviks kanseri, en sık 30–50 yaş arasındaki kadınlarda görülmektedir. Ancak yaş dağılımında iki dönemde zirve yapar. Biri 43, diğeri 61 yaş olmak üzere iki dönemde pik yaptığını görmekteyiz. Bu yaş dağılımının en önemli nedeni HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaşlar olan 20’li ve 40’lı yaşlardan 15-20 yıl sonrasına denk gelmesidir. Bu nedenle cinsel yaşam başladıktan sonra her yaşta risk vardır ve düzenli tarama büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>HPV virüsü serviks kanseri riskini kat kat artırıyor  </strong></p>
<p>Serviks kanserinin en önemli ve temel nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18 tipleri, serviks kanserlerinin büyük bölümünden sorumludur. Serviks kanseri riskini artıran diğer nedenler de şunlardır;<strong> </strong></p>
<ol>
<li>Erken yaşta cinsel ilişki</li>
<li>Birden fazla cinsel partner</li>
<li>Sigara kullanımı</li>
<li>Bağışıklık sisteminin zayıf olması (özellikle böbrek ve karaciğer nakilli hastalar ve HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini baskılayan durumlar)</li>
<li>Düzenli taramaların yapılmaması </li>
</ol>
<p><strong>HPV aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<ol>
<li>Düzenli smear ve HPV testleri, kanser oluşmadan önceki hücre değişikliklerini saptayarak hastalığı önlemekte çok etkindir.</li>
<li>Serviks kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu olduğu için HPV aşısı, serviks kanserine neden olan HPV tiplerine karşı güçlü koruma sağlar ve hayat kurtarıcıdır.</li>
<li>HPV aşısı için ideal yaş aralığı henüz HPV ile karşılaşılmamış ve bağışıklığın güçlü olduğu 9-14 yaş arasıdır. Bu yaş grubundaki hem kız hem de erkek çocuklarına 2 doz şeklinde HPV aşısı yapılması önerilmektedir. </li>
<li>Daha büyük bireylerde de eğer HPV aşısı yapılmadıysa 3 doz aşılama yapılması önerilmektedir. Aşı yapılması için üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Her yaştaki bireyler HPV aşılamasından fayda görmektedir. </li>
<li>HPV ile karşılaşmış, hatta HPV’ye bağlı kanser öncülü lezyonları bulunan ve tedavi edilen bireylerde aşılama yapılması kanser öncülü lezyonların tekrar etme riskini önemli oranda azaltmaktadır. </li>
<li>Aşı ve tarama birlikte uygulandığında serviks kanseri büyük ölçüde engellenebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Hiçbir belirti vermeden sessizce ilerliyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri erken evrede genellikle belirti vermez. Bu nedenle “sessiz” bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Erken evrede tanı koyulan serviks kanseri genellikle tarama testleri sonucunda tanı almaktadır. Görülen ilk belirti ise cinsel ilişki sonrası kanama ve lekelenmelerdir. Bu şikâyetlerden biri varsa mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviaks kanserinin ileri evrelerde görülebilecek belirtiler ise şunlardır; </p>
<ul>
<li>Cinsel ilişki sonrası kanama</li>
<li>Adet dışı veya düzensiz kanamalar</li>
<li>Menopoz sonrası kanama</li>
<li>Kötü kokulu vajinal akıntı</li>
<li>Kasık veya bel ağrısı</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis ve tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri tanısı biyopsi ile konulabilmektedir. Tarama testlerinde (Pap- smear ve HPV DNA testleri) çıkan anormal sonuçlar doktorunuz tarafından değerlendirildikten sonra biyopsi kararı verildiğinde alınan biyopsi materyali patolojik olarak incelendikten sonra serviks kanseri tanısı konulabilmektedir. Tanı konulduktan sonra doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için doktorunuzun ek testler ve görüntüleme yöntemlerine başvurması gerekmektedir. </p>
<p>İyi bir fiziki muayene yapılması şarttır. Daha sonra hastalığın bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için MR görüntüleme, uzak yayılımının değerlendirilmesi için de genellikle PET-BT görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bütün sonuçların değerlendirilmesinin ardından hasta için en uygun tedavi yöntemine karar verilmektedir. Tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve çocuk isteğine göre planlanmaktadır. Erken evrede çoğu zaman cerrahi yeterli olurken, ileri evrelerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi kombine tedaviler uygulanmaktadır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayvalık Belediyesi&#8217;nden Sağlıkta Örnek Hizmet: 2 Bin 500 Hastaya Umut Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayvalik-belediyesinden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu-603316</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 07:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayvalık]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603316</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayvalık Belediyesi Sosyal Hizmet Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Evde Sağlık ve Hasta Nakil Hizmetleri Birimi, sunduğu kapsamlı hizmetlerle bir yıl içerisinde 2 bin 500 hastaya umut oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayvalik-belediyesinden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu-603316">Ayvalık Belediyesi&#8217;nden Sağlıkta Örnek Hizmet: 2 Bin 500 Hastaya Umut Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span>Ayvalık Belediyesi Sosyal Hizmet Müdürlüğü bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Evde Sağlık ve Hasta Nakil Hizmetleri Birimi, sunduğu kapsamlı hizmetlerle bir yıl içerisinde 2 bin 500 hastaya umut oldu. Özellikle yaşlı, engelli ve yatağa bağımlı vatandaşların yaşamını kolaylaştıran hizmetler, sosyal belediyecilik anlayışının Ayvalık’taki en güçlü örneklerinden biri oldu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>2025 yılı boyunca ilçede yaşayan 673 hasta ve engelli vatandaş, belediyeye ait tam donanımlı ambulans ve hasta nakil araçlarıyla sağlık kuruluşlarına güvenli bir şekilde ulaştırıldı. Bu nakillerin 275’i şehir dışına gerçekleştirilirken, ekipler yıl boyunca yaklaşık 150 bin kilometre yol kat ederek önemli bir özveri ortaya koydu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Hasta nakil hizmetlerinin yanı sıra Evde Sağlık Hizmetleri kapsamında yürütülen çalışmalar da dikkat çekti. Alanında uzman sağlık personeli tarafından; pansuman, enjeksiyon, sonda takımı, yara bakımı gibi pek çok sağlık hizmeti, hastaların kendi ev ortamlarında ve en hijyenik koşullarda sunuldu. Periyodik aralıklarla sürdürülen bu hizmetlerden 1.438 Ayvalıklı vatandaş yararlandı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, Evde Sağlık ve Hasta Nakil Hizmetleri’nin özellikle dezavantajlı gruplar için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, “Ayvalık’ta kimseyi yalnız bırakmayan, insana dokunan bir belediyecilik anlayışıyla çalışıyoruz. Sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayan hemşehrilerimizin her zaman yanındayız. Sosyal Hizmet Müdürlüğümüz bünyesindeki ekiplerimiz, büyük bir özveriyle görev yapıyor. Bu hizmetleri daha da geliştirerek sürdürmeye kararlıyız” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayvalik-belediyesinden-saglikta-ornek-hizmet-2-bin-500-hastaya-umut-oldu-603316">Ayvalık Belediyesi&#8217;nden Sağlıkta Örnek Hizmet: 2 Bin 500 Hastaya Umut Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eder]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[takıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602805</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805">Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, Anoreksiya Nervoza’nın estetik bir tercih değil, erken müdahale edilmezse hayati risk taşıyan ciddi bir psikiyatrik hastalık olduğu konusunda detaylı açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Takıntılı kilo verme davranışına sahip kişiler vakit kaybetmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmalı!</strong></p>
<p>Günümüzde herkesin ‘daha zayıf olmalıyım’ düşüncesine sahip olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Her mahallede, her sokakta, küçük şehirlerde bile spor salonları var.” dedi.</p>
<p>Buraya gidenlerin zayıflamak için gittiğini, ‘spor yapayım kalori kaybedeyim’ düşüncesinde olduklarını kaydeden Prof. Dr. Erkmen, “Böyle bir durumda olan birisi varsa, çok fazla vakit geçirmeden bir psikiyatri uzmanına başvurmaları uygun olur. Basit işlerde bile başlangıçta işi bitirmek çok daha kolayken zaman geçtikçe daha zor olur. Atalarımız söylemiş; ağaç yaşken eğilir. Bir fidanı herkes eğebilir, büyük ağaç olduğu zaman kimse eğemez. Bunun için çok vakit kaybetmemek önemli. Aklınıza gelen her türlü tıbbi olayda vakit kaybetmemek, bir an evvel doktora başvurmak gerekir.” uyarısında bulundu. </p>
<p><strong>Anoreksik zayıflık, beyindeki aksamalardan kaynaklanan ciddi bir psikiyatrik hastalık! </strong></p>
<p>Anoreksiyanın genellikle huzursuz aile ortamında büyüyen kişilerde daha fazla göründüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Anoreksiyaya sahip kişilerin kendilerini güzel bulmalarının temelinde psikiyatrik sorunlar olabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı kadınların kalçalarını ve göğüslerini yok ederek kadınlık yönlerini reddetmeye çalıştıklarını, bazılarının da ‘ne kadar zayıf o kadar iyi’ algısını ön plana taşıdıklarını belirten Prof. Dr. Erkmen, “Sonuç olarak bu beyindeki bir takım aksamalardan ortaya çıkan bir zayıflamadır. Basitçe, bir insanın diyet yapıp kilo vermesinden çok daha ileri bir şeydir. Her kilo verdiğinde anoreksik olduğunu zannetmemek demektir. Hatta bazen aşırı kusmaya bağlı olarak bir sebeple diş hekimine giderse, diş hekimleri dişlerinin arka kısımlarının aşınmış olduğunu fark ederler. Kusarken çıkarılan asit dişleri tahrip eder ve bir süre sonra dişler dökülmeye başlar. Kesinlikle bir güzellik ortaya çıkmaz. Aksine olabildiğince çirkin bir tablo ortaya çıkar. İyi beslenemedikleri için saçlar dökülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>30 kilonun altı hastane yatışı gerektiren ciddi bir durum! </strong></p>
<p>Anoreksiya Nervoza’da zayıflama hızının başlangıçta yavaş olduğuna ve giderek arttığına değinen Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, bunun nedeninin de hiçbir şekilde gıda almayıp, aldıklarında da kusarak çıkarma, ishalle çıkarma veya aşırı spor yapma gibi eylemler olduğunu söyledi. </p>
<p>“Bu hastaların çok ilginç olan tarafı da her türlü gıdanın ne kadar kalori vereceği hakkında çok ciddi bilgileri vardır.” diyen Erkmen, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Onlar bir ekmek, bir tabak et kaç kalori bilirler. Dolayısıyla da ona dikkat ederek yemek yemeye başlarlar. Başlangıçta diyet gibi görünebilir ama ne yazık ki sonu çok tatsız bir şekilde gelir. İşin kötü olan tarafı da herkes bunun kötü bir zayıflık olduğunu fark eder. Hastalar ise ‘daha şişmanım biraz daha kilo vermem gerekiyor’ gibi kendilerinin daha şişman olduğunu iddia ediyor olabilirler. Ancak ne yazık ki iş kötüye gidiyor manasına gelir. Özellikle 30 kilonun altına düşerse ciddi tehlike vardır. Hastaneye yatırmak gerekir. Belki zorla besleme metotları uygulanabilir.” </p>
<p><strong>Tedavide başarıyı sağlamak için kişinin hastalığı kabul etmesi gerekir! </strong></p>
<p>Tedavi süresi ve başarı oranının hastadan hastaya değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Hüsnü Erkmen, “Çok kötü hastalığa tutulmuş bir insan ameliyat olur, bir bakarsın bir şey olmadan güzel bir şekilde yaşar ya da çok basit bir hastalıktan dolayı da ölebilir.” dedi.</p>
<p>Anoreksiyada da benzer bir durum söz konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkmen sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dereceleri vardır. Mantıklı miktarda zayıfladıktan sonra ‘bu işin tadı kaçtı ben burada durayım’ diyenler de var, sonuna kadar gidenler de var. Otuz kilonun altına düşmüş, çocuk ağırlığında neredeyse ama hala yemek yememeye, kusmaya veya başka şeyler yapmaya çalışabilir. Yaşamı kısaltan bir hastalıktır. Belli bir tanıyı geçtikten sonra bir ölüm olmasa bile vücut her türlü hastalığa açık hale gelir. Başka türlü bir hastalığa tutulabilir.</p>
<p>Tedavide başarıyı sağlamak içinse kişinin hastalığı kabul etmesi ve tedavi için erken başvurması gerekir. 1-2 senedir devam eden bir şey halinde gelinirse ve hasta iyi uyum sağlarsa tedaviye iyileşir. Ancak eğer ilaçlarını kullanmaz ve kilo vermek için aynı davranışlarına devam ederse bu iş kötüye doğru gider ne yazık ki.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anoreksiya-zayiflik-takintisi-hayati-tehdit-ediyor-602805">Anoreksiya: Zayıflık takıntısı hayatı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 11:51:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonoskopi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602635</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635">45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve<strong> </strong>Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! </strong></p>
<p>Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi.</p>
<p>Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! </strong></p>
<p>Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi.</p>
<p>Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar.</p>
<p>Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/45-yas-uzerine-kolonoskopi-uyarisi-602635">45 yaş üzerine kolonoskopi uyarısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2026 09:21:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[nefesi]]></category>
		<category><![CDATA[özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ton]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602508</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Perfüzyon Kulübü tarafından “Etkili Konuşma, Hitabet ve Kendini Dinletme” başlıklı etkinlik düzenledi. Düzenlenen etkinliğe İletişim Uzmanı Şaban Özdemir konuk oldu. Sağlık alanında iletişimin yalnızca bir “yumuşak beceri” değil; insanı merkeze alan, iyileştirici ve koruyucu bir güç olduğuna dikkat çekildi.</p>
<p>Sağlık alanında öğrencilerin ilgi gösterdiği söyleşide Özdemir, özellikle sağlık çalışanlarının hasta ile kurduğu ilişkinin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini dile getirerek, güçlü iletişimin hastada güven duygusunu artırdığını, bunun da plasebo etkisini tetikleyen önemli bir unsur olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Hastalar şefkat dolu bir ifade bekliyor…</strong></p>
<p>Sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmının iletişim kazalarından kaynaklandığını dile getiren Özdemir, hastaların çoğu zaman tıbbi bilgiden önce şefkatli bir ses, sakin bir ton ve anlaşılma hissi aradığını söyledi.</p>
<p>Özdemir, “Bugün sağlık alanında yaşanan şiddet olaylarının önemli bir kısmı iletişim kazalarından kaynaklı yaşanıyor. Elbette sistemsel aksaklıklar da söz konusu onları bir kenara bırakırsak özellikle sizler sağlıkçı olduğunuz için bunu vurgulamak istiyorum. Sağlıkta güçlü iletişimin plasebo etkisi olduğunu düşünüyorum. Hastalar sağlık personelinin dudakları arasından çıkacak bir sese, şefkat dolu ve güven veren bir ifade bekleyişi içinde. Sağlıkta hastalar sadece vaka olarak görülmemeli. Son teknolojik aletlere sahip olabilirsiniz, donanımlı sağlık komplekslerinde çalışıyor olabilirsiniz ancak sadece reçete etmek bir kimyasal, ilaç vermekten öteye gidemeyecektir. Sağlık alanında iletişimi tedavinin bir parçası olarak görüyorum. Hastalarımızı, danışanlarımızı ve bizlere ihtiyaç duyan kişileri bundan mahrum bırakmamalıyız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Nefes, en büyük cephanemiz!</strong></p>
<p>İletişimin büyük bölümünün kelimelerle değil; beden dili, ses tonu ve tonlama ile kurulduğuna dikkat çeken Özdemir, iletişimin yaklaşık yüzde 90’ının sözcüklerin ötesinde gerçekleştiğini söyledi.</p>
<p>“En doğru tonlama, kelimeye anlamsal olarak hakkını verebilmektir” diyen Özdemir, bir kelimenin ancak doğru ses, ton ve vurgu ile duygusunun verilebileceğini ifade etti.</p>
<p>Özdemir, “Nefes en büyük cephanemiz. Nefesi doğru, ekonomik ve tasarruflu kullanmak zorundayız. Aldığınız nefesi boğazdan geçirip, ses tellerindeki titreşimi maske bölgesine taşıyıp tınlatacaksınız. Sesi buraya taşıdığınızda hacimsel olarak daha geniş bir alanda yayılıyor sesiniz daha güzel tınlıyor ve ses tellerinize fazla yük binmiyor, zorlanmadan, yorulmadan kolay ve uzun süre konuşabiliyorsunuz. Birçok öğretmenin ses tellerinde nodül gibi sorunlar yaşamasının nedeni de aslında diyafram nefesini doğru alamamaları ve nefesi düzgün kullanmayıp ses tellerine yüklenmeleridir. Spikerler, sunucular ve sesiyle sürekli çalışan kişiler ses tellerini çok fazla yormazlar. Çünkü sesi maske bölgesine taşırlar ve doğru tonlamayı orada yaparlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Pozitif yaklaşım iletişimi güçlendiriyor</strong></p>
<p>İletişimde samimiyetin önemini vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İnsanların dilleri gibi beyinleri de konuşuyor. Prof. Dr. Nevzat Tarhan hocamızın da vurguladığı gibi beyinde ayna nöronlar var. Eğer iletişimde samimiyet varsa, beyinler de etkileşime giriyor. Birbirimizi anladıkça, tanıdıkça ve güvendikçe, belki iddialı olacak ama gerçekten bir olmaya, tek olabilmeye başlıyorsunuz. Bu da karşımdaki kişinin bana verebileceği reaksiyonu önceden sezebilmemi sağlıyor, kişi güvendiği için kendisini size açıyor. Benzeşiyorsunuz… İletişim samimi bir şekilde akıyor. İletişim bir manada niyetlerin değiş tokuşu bu bağlamda da. Niyet açık ve samimi olunca ortaya enerji çıkıyor, iki kişinin enerjisi sinerjiye dönüşüyor. Kişilik olarak pozitif biriyim, pozitif olmayı çok seviyorum. Pozitif olmak iletişimin seyrini de belirliyor, iletişimin gücünü artırıyor. Benim en büyük yakıtım pozitif olmak, pozitif enerji. Bu da iletişim hayatının temel kurallarından biri aslında. Pozitif kalabilme ve pozitif olabilme gayreti…”</p>
<p><strong>Heyecan doğru yönetilmeli…</strong></p>
<p>Programda sahne korkusu ve heyecan konusuna da değinen Özdemir, heyecanın bastırılması gereken bir duygu değil, doğru yönlendirildiğinde başarıyı besleyen bir enerji olduğunu, heyecanın ses, beden dili ve mimiklere doğru şekilde aktarılmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Kalemle konuşma egzersizi ve nefesin gücü</strong></p>
<p>Şaban Özdemir, artikülasyon ve diksiyon çalışmaları için kullandığı “kalem tekniği” ni kendi yaşamından örneklerle aktarırken; doğru nefesin sesi koruyan ve güçlendiren en temel unsur olduğunu vurguladı. Özdemir, diyafram nefesi ve sesi maske bölgesine taşımanın, özellikle sağlık çalışanları ve eğitimciler için sağlıklı ve etkili iletişimde hayati öneme sahip olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Öğrenciler yoğun ilgi gösterdi</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen etkinliğin moderatörlüğünü Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik üstlendi.</p>
<p>Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği program, soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde tamamlandı.</p>
<p>Programın sonunda Özdemir’e teşekkür belgesi takdim edildi…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-iletisim-bir-tedavi-yontemi-602508">Sağlıkta iletişim bir tedavi yöntemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 10:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırır]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Organ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602020</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi. Durmaz, “Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz” dedi.</strong></p>
<p>Gelişen teknoloji tıp alanına da katkı sağlamaya devam ediyor. Organ nakli bekleyenlerin gözü ise geliştirilen yapay organlarda. İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Bu durum yapay organ çalışmalarının önemini bir kez daha gösteriyor. Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, yapay organların, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’ yaratacağını belirtti.</p>
<p><strong>“Doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı”</strong></p>
<p>Yapay organ teknolojilerinin bugün ulaştığı seviye hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün ‘yapay organ’ deyince aslında iki ana gruptan söz ediyoruz: tamamen mekanik/biyonik cihazlar ve hücre/doku temelli biyo-yapay organlar. En ileri olduğumuz alan, ventrikül destek cihazları dediğimiz yapay kalp pompaları (LVAD) ve bütüncül yapay kalpler; FDA onaylı sistemler yıllardır kalp nakline köprü amaçlı kullanılıyor ve Manyetik olarak askıda tutulan döner bileşenlere sahip, valfsiz ve düşük komplikasyon risklerine sahip yeni nesil total yapay kalp sistemleri, günümüzde klinik araştırma sürecinde. Bunların dışında biyo-yapay böbrek projeleri, karaciğer için yapay/destek cihazları ve kornea, deri, kıkırdak gibi daha çok sayıda doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı.”</p>
<p><strong>“2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapıldı”</strong></p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de yapay organ kullanım seviyesiyle ilgili bilgi veren Durmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dünya genelinde milyonlarca hasta aslında halihazırda ‘yapay böbrek’ kullanıyor; diyaliz cihazlarını bu anlamda en yaygın yapay organ olarak düşünebiliriz. Kalp tarafında binlerce hastada kalp destek ürünleri ve sınırlı sayıda total yapay kalp cihazı kullanılıyor; bunlar çoğunlukla nakle köprü veya son basamak tedavi olarak konumlanıyor. Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Doku anlamında ise uzun yıllardır kornea, kulak kıkırdağı, nefes borusu, kafatası kemikleri gibi sentetik olarak üretilen ürünlerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta.”</p>
<p><strong>3D biyoyazıcıların yapay organ üretimindeki rolü</strong></p>
<p>“3D biyoyazıcıların en büyük avantajı, hastaya özel geometriyle hücreleri istenen üç boyutlu mimaride, mikron ölçekli hassasiyetle yerleştirebilmemiz ve karmaşık dokuları tekrarlanabilir biçimde üretebilmemiz” diyen Durmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak damarlaşma (vaskülarizasyon) hâlâ en kritik teknik sınır; kalın dokularda hücreler, iyi organize olmuş bir damar ağı olmadan uzun süre yaşayamadığı için, 1 cm’den daha kalın, canlı ve fonksiyonel organ kütlelerini uzun süre yaşatmak zorlaşıyor. Ayrıca baskı çözünürlüğü, baskı süresi, hücre canlılığı, uygun biyonik formülasyonları ve baskılanan dokunun mekanik dayanımı da şu anda üzerine yoğun çalışılan diğer mühendislik engelleri. Şu anda biyomedikal alanında en yoğun çalışılan konuların başında geliyor.”</p>
<p><strong>“Organ destek ve organ onarım çözümlerinin daha hızlı olgunlaşacak”</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl yapay organ teknolojisinde olabilecek atılımlarla ilgili de bilgi veren Durmaz, “Önümüzdeki 10 yılda, tam organ yerine ‘organ destek ve organ onarım’ çözümlerinin daha hızlı olgunlaşmasını bekliyorum. Özellikle implante edilebilir bioyapay böbrek projeleri, gelişmiş böbrek destek cihazları ve karaciğer için hücre/doku destekli cihazların klinik kullanıma daha yakın olduğuna dair güçlü işaretler var. Buna ek olarak, 3D biyoyazıcılarla üretilen, damarlaşmış kalp kası yamaları ve karaciğer dokusu benzeri doku parçalarının, tam organ naklinden önce ‘köprü tedavi’ olarak kullanılması önemli bir atılım hattı olacak gibi görünüyor” dedi. Bu alandaki bir diğer yenilikçi yaklaşım ise, dokuyu taklit etmek yerine yeniden oluşumunu sağlayan üçüncü nesil biyomateryal tabanlı bioscaffold teknolojileridir. Yerli bir start-up olan BlooCell bunun dünyadaki en öncü örnekleri arasında yer almaktadır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Biyomedikal mühendisliğini dönüştürecek</strong></p>
<p>Yapay organların yaygınlaşmasıyla biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini belirten Durmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapay organların yaygınlaşmasıyla, biyomedikal mühendisliği klasik ‘cihaz bakım ve tasarım’ rolünün ötesinde, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrilecek. Biyomedikal mühendisler sadece cihaz tasarlayan değil, aynı zamanda hücre kaynaklarını yöneten, biyoreaktör süreçlerini optimize eden ve klinik veriyi analiz ederek kişiye özel yapay organ konfigürasyonlarını belirleyen profesyonellere dönüşecek. Ayrıca, etik, veri güvenliği ve sağlık ekonomisi alanlarında da söz sahibi olmaları gerekecek; çünkü yapay organlar sağlık sisteminin maliyet ve erişilebilirlik dinamiklerini kökten değiştirecek.”</p>
<p><strong>“Organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz”</strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi’nde bu konuda yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi veren Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Genel olarak bizim gibi araştırma odaklı biyomedikal mühendisliği bölümlerinde, yapay organların doğrudan kendisinden çok, o organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz: biyomalzemeler, sensör ve aktüatör tasarımı, görüntüleme sistemleri, sinyal işleme ve yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri gibi. İstinye Üniversitesi’nde yürütülen projeler arasında; implant edilebilir/ giyilebilir sensör sistemleri, yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme, doku mühendisliği ve biyomalzeme odaklı çalışmalar ile medikal IoT ve veri yönetimi projeleri, gelecekteki biyo-yapay organ platformlarının önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu sayede öğrenciler hem cihaz tarafını hem de biyolojik ve dijital altyapıyı birlikte düşünmeyi öğreniyor. Konu ile ilgili odaklı çalışmalarımızda özellikle yapay organların malzeme geliştirilmesi ve mekanik/mekatronik tabanlı çeşitleri ile ilgili çok sayıda projemiz mevcut.”</p>
<p><strong>“Bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil”</strong></p>
<p>Yapay organların bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ olmadığına dikkat çeken Durmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belki şunu vurgulamak önemli: Yapay organlar, organ bağışı sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil; en azından kısa ve orta vadede, organ nakli, organ destek cihazları ve rejeneratif tıp birlikte ilerleyecek. Önümüzdeki dönemde asıl kritik nokta, bu teknolojilerin sadece teknik olarak mümkün olması değil, aynı zamanda etik açıdan kabul edilebilir, ekonomik olarak sürdürülebilir ve tüm hastalar için erişilebilir olacak şekilde tasarlanması. Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600984</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada ilk kez infertilite tedavisinde A’dan Z’ye yol haritasının belirlendiği bir rehber hazırladı. “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi”nin hazırlık sürecine Türkiye’den Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük davet edildi. Rehberin; farklı ülkelerden 30 uzmandan oluşan çalışma gruplarının çalışmalarıyla oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, 5 yıl süren yoğun bir hazırlık süreci yaşandığını söyledi. </em></p>
<p>“İstenmesine rağmen çocuk sahibi olamama” durumu olarak tanımlanan infertilite, artık dünyanın en görünmez fakat en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Üreme çağındaki her 6 kişiden biri bu sorunu yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, infertilitenin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, tüm dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirtiyor. Bu görüşün yansıdığı “İnfertilitenin Önlenmesi, Tanısı ve Tedavisi Rehberi” Dünya Sağlık Örgütü’nün infertilite alanında dünyada ilk kez yayınladığı ve en kapsamlı rehber olma niteliği taşıyor. Rehber, infetilite alanında çalışan bilim insanları için bilimsel bir başvuru kaynağı. WHO’un hazırlanması için farklı ülkelerden 30 uzman arasında, Türkiye’yi temsil eden <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük’</strong>ten rehber hakkında bilgi aldık. </p>
<p><strong>Tanı ve tedavide standartlar yeniden tanımlandı</strong></p>
<p>Rehberde<strong> </strong>bilimsel kanıtlar titizlikle değerlendirildi, tanı ve tedavi standartları yeniden tanımlandı. Tüm dünyaya, eş zamanlı olarak düzenlenen geniş katılımlı bir webinarla duyuruldu. Sağlık bakanlıklarının, sivil toplum kuruluşlarının, hekimlerin ve hasta topluluklarının takip ettiği bu küresel toplantıda, infertilite alanında ülkelerin erişilebilir, maliyet-etkin ve hasta odaklı politikalar geliştirmesine yönelik çağrılar da yapıldı. Prof. Dr. Küçük, özellikle tanıda gereksiz testlerin azaltılması, çiftlerin psikososyal destek ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesi ve tedavilerde bilimsel temeli olmayan “mucize” uygulamalardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan bölümlerde aktif rol aldı. </p>
<p><strong>İnfertilite tedavisinin gri alanı: Açıklanamayan İnfertilite</strong></p>
<p>İnfertilite tedavisinde en tartışmalı alanlardan birinin açıklanamayan infertilite olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bilimsel kanıtı olmayan “mucize tedavi” yaklaşımlarının çiftlere zaman ve para kaybettirdiğini vurgulayarak, bu grupta sorun tespit etme arzusunun anlaşılır olduğunu ancak gereksiz ve deneysel girişimlerin çoğu zaman hiçbir fayda sağlamadığını  belirterek sözlerine şöyle devam etti: <strong>“Açıklanamayan infertilitede ilk basamak çoğu zaman ‘bekle–gör’ yaklaşımıdır. Bu dönem, çiftleri pahalı ve etkisi kanıtlanmamış uygulamalara yönlendirmek için bir boşluk değil, doğru yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gereksiz testler, ‘mucize’ diye sunulan deneysel tedaviler ya da bilimsel desteği olmayan müdahaleler hem zaman kaybı yaratır hem de çiftleri ekonomik olarak zorlar. Üreme seçenekleri kadar, sigaranın bırakılması, kilo yönetimi, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme gibi yaşam tarzı düzenlemeleri de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.”</strong></p>
<p><strong>Peki, rehber ne diyor? </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü(WHO)’nün hazırladığı bu rehber, infertilite hizmetlerinin bir “ayrıcalık” değil temel bir sağlık hakkı olarak görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çiftlere yaşa bağlı doğurganlık azalması, kilo durumu, sigara ve yaşam alışkanlıkları gibi risk faktörleri konusunda açık ve düşük maliyetli bilgilendirme yapılması; tanının mümkün olan en basit ve ulaşılabilir yöntemlerle konulması; tedavi başarı oranlarının, olası risklerin ve maliyetlerin şeffaf biçimde paylaşılması rehberin temel başlıklarını oluşturuyor. Günümüzde çiftlerin önemli ekonomik yüklerle karşılaştığını ifade eden Prof. Dr. Tansu Küçük; “ WHO rehberi ise ülkelerin üreme sağlığı programlarına infertilite hizmetlerini entegre etmesi, erişilebilirliği artırması ve veri temelli politikalar üretmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yaklaşım, ülkelere hem hizmet kalitesinin standartlaşması hem de çiftlerin daha eşit bir sağlık hizmetine ulaşması için kritik bir fırsat sunuyor” değerlendirmelerinde bulundu. </p>
<p><strong>“İnfertilite bir hastalık olarak kabul edilmeli!”</strong></p>
<p> İnfertilitenin çoğu ülkede, hatta Türkiye’de de bir “hastalık” olarak dahi tanımlanmadığından milyonlarca kişinin gerekli tedavilere erişemediğini belirten Prof. Dr. Tansu Küçük; “Özel sağlık sigortalarının büyük bölümünde yer almıyor. İnfertilite tedavileri devlet geri ödeme sistemlerinde sınırlı destek görüyor. Bu nedenle maddi imkanı olmayan çiftler için çoğu zaman ulaşılamaz hale geliyor. Bu durum yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal sonuçlar doğuruyor: infertilite yaşayan çiftlerde kadınların yüzde 36’sının bu nedenle partner şiddetine maruz kaldığı, kaygı, depresyon ve ilişki sorunlarının ise sık rastlanan eşlikçiler olduğu belirtiliyor” diye konuştu. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı rehberde infertilitenin hem kadın hem de erkek kaynaklı olabileceği ancak kadınların çoğu zaman haksız yere suçlandığı ve erkek faktörünün göz ardı edildiği de özellikle vurgulanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-saglik-orgutu-infertilite-tedavisinde-ilk-kez-rehber-hazirladi-600984">Dünya Sağlık Örgütü, infertilite tedavisinde ilk kez rehber hazırladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bireyler]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[korunmada]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Sipahi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının gelmesiyle birlikte Türkiye genelinde grip vakalarında artış yaşanıyor. Grip vakaları, özellikle risk grubunda olan bireyler için tehlike arz ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, grip enfeksiyonlarının mevcut durumunu, risk gruplarını ve alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Grip ve soğuk algınlığının toplumda sık sık karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Sipahi, “Grip, influenza virüsünün neden olduğu ani başlayan, yüksek ateş ve şiddetli halsizlikle seyreden bir hastalıktır. Soğuk algınlığı ise farklı virüslerin yol açtığı, daha hafif ve yavaş gelişen bir tablodur. Gripte yüksek ateş, kas-eklem ağrısı ve belirgin bitkinlik daha sık görülür, soğuk algınlığı ise burun akıntısı ve boğaz ağrısı ile öne çıkar. Risk grubunda olan 65 yaş üstü bireyler, 5 yaş altı çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklığı baskılanmış kişiler için grip daha ağır seyredebilir.  Ayrıca, üniversite kampüslerinin kalabalık ortamı, yurt yaşamı ve toplu taşıma kullanımı, öğrencileri bulaş açısından riskli gruplar arasına sokuyor” dedi.</p>
<p><b>“Erken tanı ve aşılama hayat kurtarıyor”</b></p>
<p>Gripten korunmada en etkili yöntemin yıllık aşı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sipahi, “Özellikle öğrenciler, öğretim üyeleri ve sık seyahat edenlerin grip aşısı yaptırması önemlidir. Aşı, hastalığa yakalanma riskini azaltmanın yanı sıra ağır seyir ve hastaneye yatış ihtimalini ciddi oranda düşürüyor. Temel önlemleri almak önemlidir. Ellerin sık sık yıkanması, hasta hissettiğinde toplu alanlardan uzak durulması, toplu taşıma ve kalabalık ortamlarda maske kullanımı, kapalı alanların havalandırılması, öksürürken dirsek içine öksürme, ağır belirtiler varsa tıbbi değerlendirmeye başvurulması gibi önlemlerle daha sağlıklı ortamlar oluşturulabilir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, günlerce süren yüksek ateş ve bilinç değişikliği gibi bulgular gripte ağır seyri düşündürür ve mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kronik hastalığı olan bireylerde durum hızla kötüleşebiliyor, hastaneye erken başvurmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Sipahi, “Grip, uygun bağışıklığı olmayan veya risk grubu bireylerde daha ağır seyredebilir. Özellikle nefes darlığı, göğüs ağrısı, 3-4 günden uzun süren 38°C üzeri yüksek ateş, bilinç değişikliği, aşırı halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve kronik hastalıkların hızla kötüleşmesi gibi belirtiler ciddiyet göstergesidir ve tıbbi değerlendirme gerektirir. Gribin ağır seyretmesi durumunda zatürre (pnömoni), akut solunum yetmezliği, kalp kası ve/veya kalp zarı iltihabı, sinüzit, orta kulak iltihabı ve nörolojik komplikasyonlar (ensefalit gibi) gelişebilir. Bu gibi durumlarda hastanelere başvurulması gerekmektedir. Grip sonrası öksürük ve halsizlik haftalarca sürebilir, bağışıklık sistemi baskılanmış veya kronik hastalığı olan bireylerde kalp ve beyin fonksiyonlarında kalıcı bozukluklar görülebilmektedir” dedi.</p>
<p><b>“Mevsim geçişlerinde girip salgını artıyor”</b></p>
<p>Mevsim geçişlerinde girip salgınının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, “Polikliniklerde kesin tanılı influenza vakaları görülmeye başlandı ancak yoğun bakımlarda henüz influenza tanılı hastaya rastlamadık. Önümüzdeki 2–2,5 aylık süreçte, özellikle yılbaşı döneminin etkisiyle grip vakalarında ciddi bir artış bekliyoruz. Toplumun, hem bireysel hem de toplumsal olarak alınacak önlemlere dikkat etmesi gerekiyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-sipahi-gripten-korunmada-en-etkili-yontem-asidir-600957">Prof. Dr. Sipahi, &#8220;Gripten korunmada en etkili yöntem aşıdır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geyve Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te Gönüllere Dokunan Sağlık Hizmetleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/geyve-belediyesinden-2025te-gonullere-dokunan-saglik-hizmetleri-600632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 11:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[geyve]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllere]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[nden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yılı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geyve Belediyesi, 2025 yılı boyunca sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda yürüttüğü palyatif bakım, evde sağlık ve hasta destek hizmetleriyle binlerce vatandaşa umut oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/geyve-belediyesinden-2025te-gonullere-dokunan-saglik-hizmetleri-600632">Geyve Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te Gönüllere Dokunan Sağlık Hizmetleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geyve Belediyesi, 2025 yılı boyunca sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda yürüttüğü palyatif bakım, evde sağlık ve hasta destek hizmetleriyle binlerce vatandaşa umut oldu.</p>
<p>Yıl boyunca özellikle yaşlı, yatağa bağımlı ve sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayan vatandaşlara yönelik önemli çalışmalar gerçekleştirildi. Palyatif bakım hizmetleri kapsamında 1.271 kişiye pansuman ve kişisel bakım hizmeti sunularak hastaların yaşam kalitesinin artırılması hedeflendi.</p>
<p>Evde sağlık hizmetleri uygulamaları çerçevesinde ise 982 vatandaşa serum, sonda, enjeksiyon ve pansuman hizmetleri ulaştırıldı. Bu hizmetlerle hastaların hastaneye gitmeden, kendi ev ortamlarında sağlık hizmeti almaları sağlandı.</p>
<p>Geyve Belediyesi, yatağa bağımlı bireylerin ihtiyaçlarını da göz ardı etmedi. Hasta yatağı ihtiyacı bulunan 127 vatandaşa hasta yatağı teslim edilerek bakım süreçlerine önemli katkı sağlandı.</p>
<p>Ayrıca, sağlık kuruluşlarına ulaşımda güçlük çeken vatandaşlar için hizmet veren Hasta Nakil Birimi, 2025 yılı içerisinde 348 kişiye nakil hizmeti sundu.</p>
<p>Belediye Başkanı Selçuk Yıldız yaptığı açıklamada;</p>
<p>“Sosyal belediyecilik anlayışımızın merkezinde insan var. 2025 yılı boyunca özellikle yaşlı, hasta ve yatağa bağımlı vatandaşlarımızın yanında olmaya büyük önem verdik. Palyatif bakım ve evde sağlık hizmetlerimizle hem hastalarımızın yaşam kalitesini artırdık hem de ailelerine destek olduk. Evden çıkmakta zorlanan vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak bizim için bir tercih değil, bir sorumluluktur.</p>
<p>2026 yılında da sağlık ve sosyal destek hizmetlerimizi geliştirerek sürdürecek, ihtiyaç sahibi her vatandaşımızın kapısını çalmaya devam edeceğiz. Çünkü biz, belediyeciliği sadece hizmet üretmek değil, gönüllere dokunmak olarak görüyoruz.” Dedi.</p>
<p>Belediye yetkilileri, insan odaklı hizmet anlayışıyla sağlık ve sosyal destek çalışmalarının artarak devam edeceğini belirtirken, vatandaşların hayatını kolaylaştıran bu hizmetlerin 2026 yılında da genişletilmesinin hedeflendiğini ifade etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/geyve-belediyesinden-2025te-gonullere-dokunan-saglik-hizmetleri-600632">Geyve Belediyesi&#8217;nden 2025&#8217;te Gönüllere Dokunan Sağlık Hizmetleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karşıyaka&#8217;da hedef sağlıklı ve bilinçli toplum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-hedef-saglikli-ve-bilincli-toplum-600022</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 18:17:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[karşıyaka]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600022</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karşıyaka Belediyesi, daha sağlıklı ve güçlü bir toplum hedefiyle hayata geçirdiği uygulamalarla son 1 yılda yaklaşık 10 bin vatandaşa hizmet verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-hedef-saglikli-ve-bilincli-toplum-600022">Karşıyaka&#8217;da hedef sağlıklı ve bilinçli toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Karşıyaka Belediyesi, daha sağlıklı ve güçlü bir toplum hedefiyle hayata geçirdiği uygulamalarla son 1 yılda yaklaşık 10 bin vatandaşa hizmet verdi. Evde Sağlık Destek Merkezi’nden bilinçlendirici eğitimlere, hasta nakil desteğinden</b><b> psikolojik danışmanlığa kadar pek çok örnek hizmetle, halk sağlığının korunmasına katkı sunuldu. Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Karşıyaka’da hiçbir vatandaşımızı yalnız bırakmıyor, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için dayanışmamızı büyütmeye devam ediyoruz” dedi.</b></p>
<p>Sosyal belediyecilik anlayışıyla insan odaklı çalışmalarını sürdüren Karşıyaka Belediyesi, her yaştan vatandaşa çok yönlü sağlık hizmetleri sunuyor. Belediye Sağlık İşleri Müdürlüğü tarafından yürütülen uygulamalar 2025 yılında da yoğun bir programla devam ederken, bir yıl boyunca hizmetlerden yararlanan vatandaşların sayısı 10 bine yaklaştı.</p>
<p>Ücretsiz olarak verilen hizmetler kapsamında; Evde Sağlık Destek Merkezi (ESDEM) tarafından, talepte bulunan vatandaşlara evlerinde sağlık danışmanlığı ve hasta bakım eğitimleri veriliyor. Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde, 6-13 yaş arasına yönelik koruyucu hekimlik ve eğitim hizmetleri sunuluyor. İki diş hekiminin görev yaptığı merkez, Karşıyaka Belediyesi’nin kreş ve anaokullarında ağız ve diş sağlığı taraması da gerçekleştiriyor.</p>
<p><b>HER ALANDA ERİŞİLEBİLİR HİZMET</b></p>
<p>Randevulu olarak çalışan hasta nakil ambulansıyla, ev ile hastane arasında ulaşım gereksinimi olan Karşıyakalılara destek sağlanıyor. İhtiyaç duyan vatandaşlara psikolojik danışmanlık imkanı sunuluyor. Düzenli olarak açılan sertifikalı temel ilk yardım ve temel yaşam desteği eğitimlerinin yanı sıra hastalıklardan korunma ve başa çıkma yollarına ilişkin seminerler düzenleniyor. Tüm bu ve benzeri uygulamalarıyla son bir yılda yaklaşık 10 bin yurttaşa hizmet veren Karşıyaka Belediyesi, çalışmalarını yoğun şekilde sürdürüyor.</p>
<p><b>İNSAN ODAKLI BELEDİYECİLİK</b></p>
<p>Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal “Belediyeciliği yalnızca altyapı ve fiziki hizmetlerle sınırlı görmüyoruz. İnsan sağlığına dokunan her çalışma, bizim için kentin geleceğine yapılan bir yatırımdır. Bu anlayışla Karşıyaka’da, geniş bir yelpazede sunduğumuz hizmetlerle, daha sağlıklı ve güçlü bir toplum hedefine adım adım ilerliyoruz. Büyüklerimizden çocuklarımıza kadar, her yaştan ve her kesimden vatandaşlarımıza destek sağlıyoruz. Eşit, erişilebilir ve koruyucu hizmet anlayışımızı daha da güçlendirerek sürdürmeye kararlıyız” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karsiyakada-hedef-saglikli-ve-bilincli-toplum-600022">Karşıyaka&#8217;da hedef sağlıklı ve bilinçli toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağını]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İznik Devlet Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599856</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p>İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta ve AK Parti İlçe Başkanı İnanç Şahin, İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu sık sık bir araya gelerek hastanenin eksik ve ihtiyaçları konusunda görüşme gerçekleştiriyor. Görüşmeler neticesinde ortaya çıkan talepler gerek Milletvekilleri ve gerekse de devletin ilgili makamlarına iletiliyor.</p>
<p>Hastane bünyesinde görev yapan 31 uzman hekim ve 21 pratisyen hekim olmak üzere toplam 52 hekim, 340 sağlık personeliyle birlikte kesintisiz hizmet veriyor. Acil, poliklinik, yataklı servisler ve destek birimleriyle İznik Devlet Hastanesi, bölgenin sağlık ihtiyacını karşılayan önemli merkezler arasında yer alıyor. Hastanede yer alan 14 yataklı Palyatif Bakım Ünitesi, evde bakımı mümkün olmayan hastalara yönelik hizmet sunarken, son 10 yılda binlerce hastanın tedavisi gerçekleştirildi. Hasta memnuniyetinin üst seviyelerde olduğu bu birim, özellikle kronik ve ileri evre hastalar için büyük önem taşıyor.2. basamak 10 yataklı Yoğun Bakım Ünitesi ise ileri düzey tedavi olanaklarıyla kritik hastalara hizmet veriyor.</p>
<p>Tanı ve görüntüleme alanında da tam kapasite çalışan İznik Devlet Hastanesi’nde Bilgisayarlı Tomografi (BT) ünitesi 24 saat kesintisiz hizmet veriyor ve acil vakaların raporları kısa sürede sonuçlandırılıyor. Tam zamanlı ultrason hekimi tarafından her gün ortalama 60 hastaya ultrason çekimi yapılıyor.</p>
<p>Fizik Tedavi Ünitesi, uzman hekim ve fizyoterapistler eşliğinde yatarak ve ayaktan olmak üzere günde yaklaşık 100 hastaya hizmet sunuyor. Evde Sağlık Hizmetleri Birimi ise hastaneye ulaşamayan yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç hastalar için doktorlu ekiplerle ayda yaklaşık 300 hastaya ev ziyareti ve tedavi hizmeti gerçekleştiriyor.</p>
<p>Hastane bünyesindeki Diyaliz Ünitesi, 8 diyaliz cihazıyla haftanın 6 günü aralıksız hizmet verirken, 34 diyaliz hastasının evlerinden alınıp tedavi sonrası evlerine bırakılması da hastane tarafından sağlanıyor.</p>
<p>24 saat esasına göre çalışan ameliyathanelerde; ortopedi, genel cerrahi, kulak burun boğaz, göz ve kadın hastalıkları branşlarında çok sayıda nitelikli ameliyat başarıyla gerçekleştiriliyor. Kalça ve diz protezleri, acil kırık ameliyatları, kapalı safra kesesi ve fıtık ameliyatları, apandisit, guatr ve meme cerrahisi, geniz eti, burun estetiği, göz kapağı ve gözyaşı kanalı ameliyatları ile sezaryen ve normal doğumlar hastanede yapılabiliyor.</p>
<p>Vatandaşlar, 8 farklı branşta aynı gün ya da birkaç gün içinde MHRS randevusu oluşturabiliyor. Bunun yanı sıra hastanede; Beslenme ve Diyetetik Polikliniği, Gebe Okulu, olog Polikliniği, Yenidoğan İşitme Tarama ve Odyometri Hizmetleri, Sosyal Hizmetler, Diyabet Eğitim Birimi, 7/24 aktif Kan Transfüzyon Ünitesi ve Laboratuvar Hizmetleri de kesintisiz olarak sunuluyor.</p>
<p>İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu “tüm birimleriyle tam kapasite çalışarak, modern ve nitelikli sağlık hizmetini İznik halkına en hızlı ve güvenilir şekilde ulaştırmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 13:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tps]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir” dedi. Yapılan çalışmalarda, TPS sonrası hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler gözlendiğini aktaran Prof. Dr. Metin, uygun hastalarda TPS’nin ciddi bir yan etkisinin bulunmadığını ifade etti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığında uygulanan TPS (Transkraniyal Puls Stimülasyon) tedavisinin etki mekanizmasını, uygulama şeklini, güvenliğini ve ilaç tedavisine ek olarak sağladığı potansiyel faydaları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlaç tedavisine rağmen ilerleyen Alzheimer’da TPS’den fayda sağlanabilir!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının kronik ve ilerleyici bir durum olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Hastaların bilişsel fonksiyonları giderek azalır” dedi.</p>
<p>İlaç tedavilerinin sınırlı bir tedavi seçeneği sunduğunu aktaran Prof. Dr. Metin, “Güncel ilaç tedavileriyle hastalığın ilerlemesi tamamen durdurulamıyor, yalnızca bir miktar yavaşlatabiliyoruz. İlaç tedavisi almasına rağmen hastalığı ilerlemeye devam eden ve belirtileri artan hastalarda TPS tedavisi uygulanabilir ve bu tedavinin faydasından istifade edilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>TPS derin beyin bölgelerini uyararak beyin aktivitesini değiştirebiliyor </strong></p>
<p>Kısaca TPS denilen Transkraniyal Puls Stimülasyon cihazı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Barış Metin, “TPS, beyne çok kısa ultrasonik dalgaların verilmesi sonucu beyin aktivitesinin değiştirilmesi prensibiyle çalışan bir cihaz. Bu yönüyle TPS, nöromodülasyon tedavileri olarak adlandırılan tedavi grubu içerisinde yer alır” dedi.</p>
<p>Transkraniyal manyetik stimülasyon, yani TMU ya da TMS denilen yöntemin nöromodülasyon tedavilerine örnek olarak verilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“TPS yöntemi, beynin içerisine çok kısa ultrasonik uyarılar gönderir. Bu sayede diğer nöromodülasyon yöntemlerinin ulaşamadığı çok daha derin beyin bölgelerine ulaşabilir. Böylece, diğer nöromodülasyon yöntemlerine kıyasla beynin daha derin bölgelerini uyararak beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabilir. TPS yöntemi uygulamasında hasta, kendisini rahatsız etmeyen rahat bir koltukta oturur ve TPS’nin uyarı veren başlığı aracılığıyla, hastanın kafasının çeşitli bölgelerine uyarılar gönderilir. TPS tedavisi farklı hastalıklarda da uygulanabilir. Ancak en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir.”</p>
<p><strong>TPS yönteminde, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler görüldü! </strong></p>
<p>Tedavinin genellikle haftada üç seanstan iki hafta boyunca toplam 6 seans uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Tedavi, gerekli eğitimleri almış, güvenli uygulama testlerini geçmiş personel tarafından gerçekleştirilir. Hastanın MR görüntüleri eşliğinde, beyinde uygulanacak bölgeler belirlenerek bu bölgelerin üzerine uyarılar eğitimli personel tarafından uygulanır. Bir seansta toplam 6 bin atım yapılır” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle ilgili yapılan çalışmalarda, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler saptandığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Hastalar ve hasta yakınları tarafından sıkça bu tedavinin bir yan etkisi olup olmadığı soruluyor. Genellikle hastalarda herhangi bir yan etki tariflenmemekte ve güvenlik açısından bir risk oluşturmamaktadır” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TPS, Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntem! </strong></p>
<p>TMU ile karşılaştırıldığında, TPS yönteminde daha az seans uygulandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, “TMU’dan farklı olarak Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntemdir” dedi.</p>
<p>Risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde, çok yakın zamanda beyin kanaması ya da inme geçirmiş hastalara bu tedavinin uygulanmaması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kafa içinde beyin pili ya da işitme implantı bulunan hastalar dışında, TPS birçok hastaya uygulanabilir. Yakın zamanda inme ya da beyin kanaması geçirmemiş hastalarda da, bu tedavi yine güvenle uygulanabilir. TPS tedavisinin temel uygulama alanı Alzheimer hastalığıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıkta sürdürülebilirliğin anahtarı iyi yönetim!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikta-surdurulebilirligin-anahtari-iyi-yonetim-599796</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 12:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kurum]]></category>
		<category><![CDATA[mezun]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirliğin]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599796</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü öğretim üyesi, VERİMER (Veri Uygulama ve Araştırma Merkezi) Müdürü Prof. Dr. Tuğba Altıntaş, 18 Aralık Sağlık İdarecileri Günü dolayısıyla sağlık kurumları işletmeciliği ve sağlık yönetimi alanının önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-surdurulebilirligin-anahtari-iyi-yonetim-599796">Sağlıkta sürdürülebilirliğin anahtarı iyi yönetim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü öğretim üyesi, VERİMER (Veri Uygulama ve Araştırma Merkezi) Müdürü Prof. Dr. Tuğba Altıntaş, 18 Aralık Sağlık İdarecileri Günü dolayısıyla sağlık kurumları işletmeciliği ve sağlık yönetimi alanının önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sağlık hizmetlerinin yönetimsel boyutunu kapsayan stratejik bir alan</strong></p>
<p>Sağlık Kurumları İşletmeciliği veya Sağlık Yönetimi sağlık hizmetlerinin yalnızca tıbbi boyutuyla değil; yönetim, planlama ve sürdürülebilirlik ekseninde de ele alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tuğba Altıntaş, “Sağlık Kurumları İşletmeciliği ve Sağlık Yönetimi, sağlık hizmetlerinin sadece tıbbi değil; aynı zamanda yönetimsel, ekonomik ve organizasyonel boyutunu kapsayan stratejik bir alandır. Bu programlardan mezun olanlar, sağlık kurumlarının etkin, verimli ve hasta odaklı şekilde yönetilmesinde aktif rol üstlenmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Mezunlar çok yönlü bir yönetim becerisi kazanıyor</strong></p>
<p>Programın mezunlara kazandırdığı temel yetkinliklere değinen Prof. Dr. Altıntaş, “Mezunlarımız; yönetim ve organizasyon, finansal planlama ve bütçe yönetimi, insan kaynakları, kalite ve akreditasyon süreçleri, sağlık mevzuatı ile hasta memnuniyeti ve hizmet kalitesi gibi alanlarda donanım kazanıyor. En önemli kazanım ise sağlık hizmetlerini hem hasta hem kurum hem de çalışan perspektifinden değerlendirebilmeleridir. En önemli kazanımlardan biri, mezunların sağlık hizmetlerini hem hasta hem kurum hem de çalışan perspektifinden değerlendirebilme yeteneği elde etmeleridir. Böylece sağlık hizmetlerinin daha düzenli ve sürdürülebilir sunulmasına katkı sağlarlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İstihdam alanı oldukça geniş</strong></p>
<p>Sağlık Kurumları İşletmeciliği mezunlarının Türkiye’de çok geniş bir yelpazede görev alabildiğini belirten Prof. Dr. Altıntaş, “Mezunlarımız; kamu ve özel hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, tıp merkezleri, aile sağlığı merkezleri, özel sağlık şirketleri, ilaç ve medikal firmalar, sağlık sigortası ve özel emeklilik şirketleri ile sağlık turizmi firmalarında istihdam edilebilmektedir. Mezunlar genellikle idari kadrolarda; hasta hizmetleri, kalite birimleri, insan kaynakları, satın alma ve planlama gibi bölümlerde görev alırlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Uluslararası alanda da geçerliliği olan bir meslek</strong></p>
<p>Sağlık yönetiminin küresel ölçekte geçerli bir alan olduğunun altını çizen Prof. Dr. Altıntaş, “Yabancı dil yeterliliğini geliştiren mezunlar, yurt dışındaki hastanelerde, sağlık turizmi firmalarında, uluslararası sağlık kuruluşlarında ve sağlık danışmanlığı ile proje yönetimi alanlarında çalışma imkânı bulabilmektedir. Özellikle sağlık turizmi ve uluslararası hasta yönetimi alanları, mezunlar için önemli fırsatlar sunmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Özel sektör daha hızlı fırsatlar sunuyor</strong></p>
<p>Kamu ve özel sektör karşılaştırmasına da değinen Prof. Dr. Altıntaş, “Mezunların istihdamında özel sektör daha hızlı ve esnek fırsatlar sunmaktadır. Özel hastaneler, sağlık grupları ve sağlık şirketleri bu mezunlara yoğun talep göstermektedir. Kamu sektöründe ise Sağlık Bakanlığı ve bağlı kurumlarda görev alma imkânı bulunmaktadır; ancak bu alanda atamalar daha sınırlı ve rekabetçidir. Bu nedenle mezunların büyük bir kısmı kariyerine özel sektörde başlamayı tercih etmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Dijitalleşme ve veri temelli yönetim öne çıkacak</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda sağlık yönetimi alanında öne çıkacak trendlere de değinen Prof. Dr. Altıntaş, “Dijitalleşme, sağlık bilişim sistemleri, yapay zekâ destekli karar mekanizmaları, veriye dayalı yönetim, hasta deneyimi ve memnuniyeti odaklı yaklaşımlar ile kalite ve hasta güvenliği uygulamaları önümüzdeki dönemin belirleyici başlıkları olacak. Bu gelişmeler, sağlık kurumları işletmeciliği mezunlarının önemini her geçen gün artırmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlık yöneticileri sistemin görünmeyen kahramanları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tuğba Altıntaş, sağlık yöneticilerinin sistemdeki hayati rolüne dikkat çekerek, “Sağlık Kurumları İşletmeciliği, sağlık sisteminin arka planda ama hayati rol üstlenen bir alanıdır. İyi yönetilen sağlık kurumları hem sağlık çalışanlarının yükünü azaltır hem de hastalara daha kaliteli hizmet sunar.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikta-surdurulebilirligin-anahtari-iyi-yonetim-599796">Sağlıkta sürdürülebilirliğin anahtarı iyi yönetim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599689</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanındaki desteklerini yıl boyunca sürdürerek ilçede önemli bir ihtiyaca çözüm sundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689">İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda sağlık alanındaki desteklerini yıl boyunca sürdürerek ilçede önemli bir ihtiyaca çözüm sundu. Belediye tarafından yıl içerisinde <strong>5.000 hasta nakil hizmeti</strong> gerçekleştirilirken, özellikle <strong>kanser hastaları ve sürekli tedavi gerektiren vatandaşlar</strong> bu hizmetten faydalandı.</p>
<p>İznik Belediyesi’nin belirli hasta gruplarına yönelik olarak yürüttüğü hasta nakil hizmeti kapsamında, ilçeden <strong>Bursa&#8217;daki sağlık kuruluşlarına</strong> ulaşım sağlanıyor. Tedavi süreci devam eden, kendi imkânlarıyla ulaşımda zorluk yaşayan vatandaşlar için planlanan nakiller, randevu saatlerine uygun şekilde titizlikle gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Hasta nakil araçları ile sürdürülen hizmet sayesinde; <strong>kanser tedavisi gören hastalar başta olmak üzere</strong>, diyaliz, fizik tedavi ve benzeri düzenli tedavi gerektiren vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırılıyor.</p>
<p>Konuya ilişkin açıklamada bulunan <strong>İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta</strong>, şu ifadelere yer verdi:</p>
<p>“Sosyal belediyecilik anlayışımızın temelinde insan ve sağlık yer alıyor. Özellikle kanser hastalarımızın ve sürekli tedavi gören vatandaşlarımızın hastanelere ulaşım sürecinde yaşadığı zorlukları ortadan kaldırmak amacıyla bu hizmeti sürdürüyoruz. 2025 yılı içerisinde 5 bin hasta nakil hizmeti gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine güvenli ve düzenli şekilde ulaşmasını sağlamak bizim önceliğimizdir.”</p>
<p>İznik Belediyesi, toplumun her kesimine dokunan sosyal destek hizmetleri kapsamında sağlık alanındaki çalışmalarını önümüzdeki süreçte de sürdürmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-belediyesi-2025-yilinda-5-bin-hasta-nakil-hizmeti-gerceklestirdi-599689">İznik Belediyesi 2025 Yılında 5 Bin Hasta Nakil Hizmeti Gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle son yıllarda daha çok gündeme gelen “Balon sinoplasti” yönteminin, hiçbir dokuyu kesmeden uygulanması sayesinde önemli bir seçenek haline geldiğini söyleyen KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata “Bu sayede güvenli ve komplikasyon riskini belirgin şekilde azaltan bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca kesisiz olması nedeniyle kanama bozukluğu yaşayan hastalarda da kullanılabiliyor” dedi </em></p>
<p><strong>SİNÜZİT GİDEREK ARTIYOR; ALERJİLER VE KALABALIK YAŞAM ETKİLİ </strong></p>
<p>Giderek kalabalıklaşan dünya, yaşam alanlarımızın yapaylaşması hem alerjilerde artışa hem de daha sık enfeksiyonlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini ve özellikle bu iki durumun da etkisiyle sinüzitin kronikleştiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini şu cümlelerle aktardı: “Sürekli yüz bölgesinde dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat standardımızı ve mutluluğumuzu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Beraberinde sürekli ilaç kullanımı gerekliliği de ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.” </p>
<p>Riski düşük olmakla birlikte tedavi edilmediği taktirde sinüzitin kulağa yayılıp orta kulak iltihabına neden olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Pata, “Hatta, göze doğru yayılıp görme kaybına hatta ve hatta beyne ilerleyip menenjit gelişmesine, beyin absesi oluşumuna bile neden olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“BALON SİNOPLASTİ DOKULARA ZARAR VERMEDEN KANAMASIZ UYGULANABİLİYOR” </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisinde kullanılan ve özellikle son yıllarda öne çıkan balon sinoplasti yönteminin kanamasız şekilde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Elimizde bıçak, makas gibi kesici bir alet olmadan çalışıyoruz. Hiçbir dokuyu zedelemiyor, çevre yapılara herhangi bir temasla zarar vermiyoruz. Böylece kanama riski en aza iniyor ve cerrahi süreç çok daha kontrollü ilerliyor” dedi. Balon sinoplastinin dokuları koruyan ve iyileşme sürecini hızlandıran bir yöntem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pata, 2005’te Amerika’da geliştirilen, Türkiye’de ise 2006’dan bu yana uygulanan bu tekniğin klasik ameliyatlarla aynı tedavi başarısına sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Pata, sözlerine şöyle devam etti: “Balon sinoplasti ameliyatında dokulara hiçbir zarar vermeden sinüs ağızlarını açıyoruz. Klasik cerrahilerle karşılaştırıldığında elde edilen sonuçların birbirine denk olduğunu görüyoruz. Ancak bu yöntemde doku bütünlüğü korunuyor ve kanama riski ortadan kalkıyor. Dolayısıyla sinüzit hastalıklarının cerrahi tedavisinde önemli bir alternatif olarak kullanılmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>DOĞRU HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ </strong></p>
<p>Balon sinoplastinin genellikle genel anestezi altında uygulandığını aktaran Prof. Dr. Pata, süreçle ilgili şu bilgileri aktardı: “Hastamız genel anestezi altında uyurken sinüs kanalının ağzını bulup balonu ilerletiyoruz. Balon tam sinüsün ağzına geldiğinde şişiriyoruz. Balon şiştiğinde o bölgedeki daralmış sinüs kanalı genişliyor ve sinüsün havalanması sağlanıyor. Sinüsün içine hava girince de kronik sinüzit haftalar içerisinde yavaş yavaş düzeliyor ve hastalık tamamen geçiyor.” </p>
<p>Her sinüzit hastasının bu yönteme uygun olmadığının altını çizen Prof. Dr. Pata, “Nadiren nazal polip dediğimiz oluşumlar olabilir; polipli kronik sinüzitli hastalarda balon sinoplasti tek başına sonuç vermez ama endoskopik sinüs cerrahisiyle birlikte kombine şekilde kullanılırsa sonuçlar çok daha iyi olur. Bunun dışındaki birçok hastada balon sinoplasti uygulanabilir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>‘KANAMA RİSKİ OLAN HASTALARDA KULLANILABİLİYOR” </strong></p>
<p>“Balon sinoplastinin önemli kazanımlarından biri kanamasız bir yöntem olması” diyen Prof. Dr. Pata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı hastalarda, kanaması zor duran ya da kanama hastalığı olan durumlar olabilir. Klasik ameliyatlarda bu hastaları takip etmek zordur cümlesi yerine bu hastaları standart cerrahi yöntemler ile ameliyat etmek zordur. Balon sinoplasti ise hiçbir yeri kesmediğimiz ve dokulara zarar vermediğimiz için kanamasız bir yöntemdir. Bu nedenle kanama riski olan hastalarda çok önemli kazanım sağlar.” </p>
<p><strong>“GÜNLÜK YAŞAMA HIZLI DÖNÜŞ SAĞLANABİLİYOR” </strong></p>
<p>İşlemin hasta konforu açısından önemli kazanımları olduğunu belirten Prof. Dr. Pata, “Kesme, kanatma, travma oluşturma gibi bir durum olmadığı için hastalar aynı gün taburcu oluyor. Çoğu kişi 3–5 saat içinde günlük aktivitelerine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“AYLARCA SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINI BASİT NEZLE SANMAYIN” </strong></p>
<p>Uzun süreli tıkanıklığın farklı patolojilere işaret edebileceğini belirten Prof. Dr. Pata, “Burun kemiği eğriliği, alerji, sinüzit, polip hatta nadiren tümör gibi nedenler olabilir” dedi. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Pata şöyle devam etti: “Hem kalabalık ortamlarda yaşamamız nedeniyle daha sık enfeksiyon geçiriyoruz hem de yaşam alanlarımız yapaylaştıkça alerjiler artıyor. Her iki durum da üst solunum yolları enfeksiyonu sıklığını artırıp sinüzit olmamıza ve zaman içerisinde sinüzitin kronikleşmesine yol açabilir. Sürekli dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat konforunu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Sürekli ilaç kullanımı da ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.”</p>
<p><strong>‘GÜNCEL TEDAVİLERLE YÜZDE YÜZE YAKIN BAŞARI SAĞLANIYOR’ </strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemlerinin oldukça etkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Eskiden sinüzit ameliyat ile tedavi edilmez, edilemez yine tekrarlar diye bilinir ve kabul edilirdi. Günümüzde ise modern teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılarak birçok hastalık gibi kronik sinüzitlerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Sinüzit ameliyatları iyi bir cerrah tarafından doğru yöntemler kullanılarak yapılır ise başarı oranı oldukça yüksektir. Doğru tanı ve doğru yöntemle sinüzit bir daha tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 10:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimliği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimler]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[röntgen]]></category>
		<category><![CDATA[sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zekâ hayatın pek çok alanında olduğu gibi diş tedavisinde de kullanılıyor. İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emir Yüzbaşıoğlu, yapay zekânın diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ettiğini, hekime bulguları hızlıca sunduğunu ve muayene süresini kısalttığını belirtiyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492">Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Yapay zekâ hayatın pek çok alanında olduğu gibi diş tedavisinde de kullanılıyor. İstinye Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emir Yüzbaşıoğlu, yapay zekânın diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ettiğini, hekime bulguları hızlıca sunduğunu ve muayene süresini kısalttığını belirtiyor.  Yapay zekâ sayesinde bulguların doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hüseyin Emir Yüzbaşıoğlu, şunları söylüyor:</p>
<p>“Diş hekimliğinde en fazla teşhis ve röntgen görüntüleme alanlarında yapay zekâ yazılımları kullanılıyor. Hastalarımızdan aldığımız diş röntgenlerini bu sistemler tarafından incelenerek hekimin gözünden kaçabilecek çürükler, kök ucu lezyonları vb. hastalıkları çok hızlı şekilde doğru ve güvenilir şekilde tespit edilebiliyor. Yapay zekâ destekli sistemler avantaj da sağlıyor. İnsan faktöründen kaynaklanan yorgunluk, dikkat dağınıklığı gibi etkenlerle hata payı oluşabilir. Her bir röntgenin dikkatlice incelenmesi zaman alır. Yapay zekâ, diş röntgenlerini saniyeler içinde analiz ediyor ve hekime bulguları hızlıca sunuyor, bu da muayene süresini kısaltıyor. Özellikle diş röntgenlerinde, insan gözünün zor seçtiği erken aşamadaki lezyonları, çürükleri ve kemik kayıplarını saniyeler içinde tespit edebilir. Teşhiste en büyük farkı burada yaratıyor.”</p>
<p><strong>“İdeal yolu ve süreyi hesaplıyor”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı kullanan yazılımlarla çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, “Fakültemizde Bilgisayar Destekli Tasarım/Bilgisayar Destekli Üretim sistemlerimizde, yapay zekâyı kullanan yazılımlar kullanıyoruz. Bu yazılımlar, ağız içinden taradığımız diş ölçülerine göre kron, köprü veya inley/onley dolguların tasarımını otomatikleştirerek hassasiyeti artırıyor. Ortodonti kliniğimizde, hastamızın çene ve diş yapılarını analiz eden yapay zekâ yazılımı, hastaların dişlerinin nasıl hareket edeceğini, ideal yolu ve süreyi hesaplayarak tedavi planlamasında hekime destek oluyor” diyor.</p>
<p><strong>“Öğrenciler dijital çağın gerektirdiği yeteneklerle hazırlanıyorlar</strong></p>
<p>“Yapay zekâ geleceğin diş hekimlerini yetiştirme şeklini kökten değiştiriyor. Yapay zekâ kullanan diş hekimleri kullanmayanlara göre birkaç adım önde olacaklar” diyen Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, şöyle devam ediyor: </p>
<p>“Öğrenciler artık sadece teorik bilgi değil, dijital planlama yazılımlarını ve yapay zekâ destekli teşhis araçlarını kullanmayı öğrenerek kliniğe daha donanımlı ve dijital çağın gerektirdiği yeteneklerle hazırlanıyorlar.”</p>
<p><strong>“Yüze ve gülüşe en uyumlu diş şekillerini öneriyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin dijital diş hekimliğine entegrasyonu hakkında da konuşan Yüzbaşıoğlu, “Dijital diş hekimliğinde ağız içi tarayıcılar, CAD/CAM vb. teknolojiler zaten veriye yani bilgiye dayalıydı. Yapay zekanın entegrasyonu ise bu süreçleri hız, hassasiyet ve öngörü açısından üst seviyeye taşıdık” diyerek bunun hasta memnuniyetine etkilerini ise şöyle özetledi:</p>
<p>“Bu entegrasyon tasarım ve üretim sürelerinin kısalttı. Yapay zekanın hassasiyeti sayesinde kron veya protezlerin ağza tam oturma oranı da artmış oldu. Ayrıca yapay zekâ estetik parametreleri analiz ederek yüze ve gülüşe en uyumlu diş şekillerini öneriyor. Bu da hasta memnuniyetini doğrudan artırıyor. Ayrıca şunu da belirtmeliyim, bizim temel yaklaşımımız, hasta mahremiyetini en üst düzeyde korumaktır. Bu tür sistemleri kullanırken, verilerin ulusal ve uluslararası veri güvenliği standartlarına ve yerel mevzuatlar uygunluğunu kesinlikle uyuyoruz.”</p>
<p><strong>“Yapay zekâ diş hekimliğini dönüştürecek”</strong></p>
<p>Yapay zekânın diş hekimliğini dönüştüreceğini de belirten Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, şu bilgileri veriyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 5–10 yılda yapay zekâ, diş hekimliğini geri dönüşümsüz bir şekilde kökten dönüştürecek. Günümüzde hekimin eski hastalarından elde ettiği tecrübelerini hastalarına uyguladığı ancak tedavi sonuçlarının öngörülebilirliğinin net olmadığı bir dönemden, daha öngörülebilir tedavi sonuçları alacağımız zamanlara geçiyoruz. Hekimler yapay zekâ teknolojilerinin yardımıyla daha tedavi başlangıcında tedavi süreçlerinde nelerle karşılaşabileceğini, ne gibi işlemler yapabileceğini ve nihai sonucu hastası ile tedaviye başlamadan görebilecek, tartışabilecektir. Hekim sadece teşhis koyan, dolgu yapan, diş çeken veya protez yapan değil, yapay zekanın kendisine verdiği analizleri değerlendiren, kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturan ve en önemlisi hasta iletişimi ve etik kararlar veren bir yöneticiye dönüşecek. Hekim, yapay zekanın asistanı değil, yapay zekâ hekimin süper asistanı olacak.”</p>
<p><strong> “Yapay zekâ dersleri çağın gerekliliği olarak verilmeli”</strong></p>
<p>Hekimlerin yapay zekâya güvenmesi ve bu teknolojileri benimsemesi konusundaki engellere de değinen Profesör, “Hekimler, yapay zekanın karar verme süreçlerini tam olarak anlamadıklarında veya sistemin sunduğu verilerin tıbbi ve hukuki sorumluluğunu kimin alacağı net olmadığında güvenmekte zorlanabilirler. Ayrıca genç hekimler veya küçük klinik sahipleri için ileri yapay zekâ sistemlerine yatırım yapmak caydırıcı olabilir” diyor.</p>
<p>Eğitim müfredatlarının da yenilenmesi gerektiğinin altını çizen Yüzbaşıoğlu, “Fakültelerimiz öğrencilerine ‘Dijital Diş Hekimliği’ ve ‘Yapay Zekâ Uygulamaları’ derslerini bir seçenek olarak değil çağın gerekliliği olarak vermelidir” diyor.</p>
<p><strong>“Yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılmalı”</strong></p>
<p>Yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılması gerektiğini belirten Yüzbaşıoğlu, şunları söylüyor:</p>
<p>“Yerli yapay zekâ çözümlerimiz ülkemizde bulunuyor. Ancak yeni yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yatırım yapılmalı ve bu sistemlerin kliniklerle entegrasyonu sağlanmalı. Hekimlere üniversiteler veya Diş Hekimleri Odaları tarafından organize edilen eğitimler ve bu tür sistemlerin kiralama seçenekleri sunulmalı. Bunun için üniversitelerimiz sektörle ortak AR-GE projeleri yürütmeli.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-dis-hekimliginde-devrim-yaratiyor-598492">Yapay Zekâ Diş Hekimliğinde Devrim Yaratıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 11:21:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gravis]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[Kas Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[myastenia]]></category>
		<category><![CDATA[Myastenia Gravis]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor. Genç kadınlarda ve ileri yaş erkeklerde daha sık görülen Myastenia Gravis hastalığı; göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk ve kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Myastenia Gravis kas hastalığında erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleri artan bireylerin mutlaka bir nöroloji doktoruna gitmesi gerektiğini söylüyor. Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis Hasta Okulu’nu düzenleyen Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer bu rahatsızlıkla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Bilinirlik Myastenia Gravis hastalığının tanısını kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer “Myastenia Graavis’in ciddi bir kas hastalığı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı; Myastenia Gravis göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk, kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Tedavisi olan bir kas hastalığı, bir kür olmasa bile elimizdeki tedavilerle bugün çok iyi kontrol altına alabiliyoruz. Ancak hastalığın toplumsal bilirliğinin artırılması Myastenia Gravisin toplumda henüz çok duyulmuş bir kas hastalığı olması nedeniyle hastaların bu belirtileri ihmal etmenine neden olabiliyor. Bu nedenle toplumda hastalığın bilinirliğin artması erken tanıyı kolaylaştırarak erken tanıyla hastaların çok daha iyi tedavi imkanlarına ulaşmasını sağlamasını istiyoruz. </p>
<p><strong>Göz kapağı düşüklüğü Myastenia Gravis belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Nadir görülen her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülebiliyor. Ancak çevresel şartlar ve otoimmün bir hastalık olması nedeniyle görünürlüğü giderek artıyor. Yaşamın her alanını etkileyebiliyor. Hastalık genç kadınları ve ileri yaş erkekleri daha çok etkileyebiliyor. Bu nedenle </p>
<ul>
<li>Tek tarafta göz kapağı düşüklüğünüz varsa</li>
<li>Konuşurken, yutma ve çiğneme sırasında yorgunluk hissediyorsanız</li>
<li>Yutarken yiyecekler boğazınıza takılıyorsa</li>
<li>Kol ve bacaklarınızda güçsüzlük ve kolay yorulma şikayetiniz varsa</li>
</ul>
<p>En önemlisi de bu belirtiler gün içinde dalgalanma gösteriyorsa, yani sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleriniz belirginleşiyorsa, mutlaka bir nöroloji ekibine gidip Myastenia Gravis hastalığı araştırılması gerekiyor”</p>
<p><strong>HER 10 MYASTENİA GRAVİS HASTASINDAN BİRİ TİMUS KANSERİ RİSKİ ALTINDA</strong></p>
<p>Farkındalık çalışmalarının hastaların tedaviye ulaşma süreçlerini olumlu etkilediğini belirten Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel ise “Myastenia Gravis dediğimiz sinir-kas hastalığının yaygınlaştırılması ve bilincinin arttırılmasına dair katılımı çok yüksek bir toplantı. Amaç burada hastalarımızı bilgilendirmek. Çünkü bilinçsiz hastalarda sorunlar katlanarak ve artarak devam ediyor. Bu nedenle de önceden bunları bilip hazırlığımızı yapıp, ona göre bu hastalardan tamamen kurtulmak mümkün olabilmekte. Cerrahi bunun tedavisinin büyük bir parçası. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 7 tanesinde timus bezinde büyüme saptanıyor. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 1 tanesinde ise bu büyüme tümörle ilişkili, yani timus kanseriyle ilişkili” diye konuştu.</p>
<p><strong>ÜNLÜ SANATÇI ERDAL ÖZYAĞCILAR, MYASTENİA GRAVİS HASTALIĞINI FARKINDALIK ETKİNLİĞİ İLE TANIDIĞINI SÖYLEDİ </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis hastalığının farkındalığını artırmak, hasta ve yakınlarını bilgilendirmek amacıyla ikincisi düzenlenen ‘Myastenia Gravis Hasta Okulu’ programına katılan ünlü sanatçı Erdal Özyağcılar, “Myastenia Gravis hastalığının bilinen bir hastalık olmadığını ve bu hastalığı hastalığı Prof. Özlem Güngör ve bu etkinliklerle tanıdım” dedi. </p>
<p>İlki Şubat 2025’te düzenlenen Myastenia Gravis Hasta Okulu’nun bu yıl gerçekleştirilen ikinci programında hastalara yönelik “Myasthenia Gravis Yaşam Derneği”nin de kurulduğu açıklandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Tugay Zonguldak&#8217;ta düzenlenen sağlık zirvesine katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-zonguldakta-duzenlenen-saglik-zirvesine-katildi-597554</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlenen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesine]]></category>
		<category><![CDATA[zonguldak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597554</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zonguldak’ta düzenlenen “Yerel Yönetimler, Sağlık ve Medya” panelinde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, koruyucu hekimliği, çevre ve toplum sağlığını önceleyerek sağlık alanına daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-zonguldakta-duzenlenen-saglik-zirvesine-katildi-597554">Başkan Tugay Zonguldak&#8217;ta düzenlenen sağlık zirvesine katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zonguldak’ta düzenlenen “Yerel Yönetimler, Sağlık ve Medya” panelinde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, koruyucu hekimliği, çevre ve toplum sağlığını önceleyerek sağlık alanına daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini söyledi. Başkan Tugay, bu noktada yerel yönetimlere, belediyelere daha çok yetki ve sorumluluk verilmesi gerektiğini hatırlattı.</p>
<p>Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanlığı görevini yürüten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Zonguldak’ta, Zonguldak Tabip Odası ve Çağdaş Gazeteciler Derneği iş birliği ile düzenlenen  “Yerel Yönetimler, Sağlık ve Medya” paneline katıldı. Zonguldak Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Eksal Kargı ve Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Önder Okay’ın da konuşmacı olarak yer aldığı programda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Dr. Cemil Tugay, Zonguldak’a ilk kez geldiğini ve kenti çok güzel bulduğunu belirtti. Konuşmasında koruyucu hekimliğin önemine değinen Başkan Tugay, “İnsanlar hastalığa yakalanmadan önce koruyucu hekimlik devreye girmeli. İnsanları hasta eden nedir? Bunu düşünmemiz lazım. Bu kadar çok hasta olduğumuza göre insanlarımızı koruyamıyoruz demek. Sağlık konusundaki okuryazarlığımız da düşük. Bir çocuğun 18 yaşına kadar düzenli bir aşılama programı var. Aşılamaya harcayacağınız para 175 dolar. O kadar komik bir rakam ki. Bir enfeksiyon tedavisi bile bundan daha fazla. Asıl maharet insanları tedavi etmek değil hasta olmamalarını sağlamaktır. İnsanın hasta olmasına neden olan faktörleri mutlaka gözlemlememiz ve onlara karşı önlem almamız gerekiyor. Tedavi edici sağlık hizmetlerine harcanan para yerine korumak daha akıllıca bir yatırım olmaz mı?” dedi.</p>
<p><strong>Obezite, şeker ve tansiyon hastalıklarına dikkat çekti</strong></p>
<p>Ülke genelinde sessiz pandemi olarak nitelendirdiği tansiyon, şeker ve obeziteye dikkat çeken Başkan Tugay, “Dünyada hiçbir ülkede bizim kadar tansiyon, şeker hastası ve obez insan yok. Türkiye Avrupa ile kıyaslandığında depresyon artış hızında da en yüksek düzeyde. Gençlerde kaygı bozukluğu iki kat artmış durumda. Madde bağımlılığı var. Sağlık çalışanları çalışma şartlarından ve şiddet olaylarından dolayı tükenmişlik sendromu yaşıyor. İklim krizi insan sağlığını bugün ve gelecekte en fazla tehdit eden küresel risk konumunda. Bunun doğrudan ya da dolaylı etkilerini de mutlaka düşünmemiz lazım” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“Hava kirliliği de sessiz pandemi gibi”</strong></p>
<p>Hava kirliliğine de değinen Başkan Tugay, “Havadaki kirlilik her yıl 35 binden fazla insanın ölümüne neden oluyor. Büyük depremler yaşadık, kaybettiğimiz insan sayısını düşünün bir de sessiz sedasız hava kirliliğinden dolayı ölen insanları düşünün. Büyük şehirlerin hepsinde hava kirli. Bin yıl önce de Zonguldak vardı, 500 yıl sonra da olacak. Biz geleceğe nasıl bir şehir bırakmış olacağız? Sürdürülebilir bir çevre sağlığı için bir şeyler yapmamız gerektiğini idrak etmemiz gerekiyor. Koruyucu hekimliği, çevre ve toplum sağlığını önceleyerek sağlık alanına daha fazla kaynak ayırmalıyız. Bu noktada yerel yönetimlere, belediyelere daha çok yetki ve sorumluluk verilmesi gerektiğini savunuyoruz. Dünyanın her yerinde sağlık hizmetlerinde yerel yönetimler çok daha fazla sorumluluk sahibi” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>“Türkiye için ilham kaynağı”</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kentte yürütülen sağlık hizmetlerinden örnekler veren ve Türkiye’nin ilk ve en köklü belediye hastanesi Eşrefpaşa Hastanesi’nin çalışmalarını aktaran Başkan Tugay, “Polikliniklerimizle ve evde bakım hizmetlerimizle sağlık alanında Eşrefpaşa Hastanesi’nin Türkiye için bir ilham kaynağı olacağını düşünüyoruz. Yakında diyabet merkezleri de açmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Erdem: Tugay’ın görüşleri yol gösterici olacak</strong></p>
<p>Panelde konuşan Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem de kent sağlığından şehir planlamasına, çevre politikalarından medya iş birliğine kadar birçok başlıkta önemli açıklamalarda bulundu. Erdem, sürdürülebilir şehir yaklaşımının belediyenin tüm çalışmalarında temel alındığını vurgulayarak, karbon ayak izinin azaltılmasının önemine dikkat çekti. Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem panelin konuşmacılarına da teşekkür ederek: “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın görüşleri bizim için değerli bir yol gösterici olacaktır. Tabip Odamızın Başkanı Prof. Dr. Ekrem Kargı’nın kent özelindeki değerlendirmeleri ve TTB Merkez Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Önder Okay’ın katkıları bu panelin ne kadar güçlü bir zemine oturduğunu göstermektedir” dedi.</p>
<p><strong>Başkan Tugay’dan ziyaret programı</strong></p>
<p>Başkan Tugay, panel öncesi şehrin endüstriyel mirasını yansıtan Maden Müzesi’ni gezdi. Tarihçi Ekrem Murat Zaman Başkan Tugay’a taş kömürünün tarihi ve üretim aşamaları aktardı. Müzeye ilk kez geldiğini belirten Başkan Tugay, kentin muhteşem bir endüstriye sahip olduğunu ve doğanın insanı çok etkilediğini söyledi. Müze ziyaretinin ardından CHP Zonguldak İl Başkanlığı’nı ziyaret eden Başkan Tugay, İl Başkanı Devrim Dural, il yöneticileri ve ilçe başkanları ile bir araya geldi. Başkan Tugay’a  Zonguldak Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Eksal Kargı,  Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Genel Sekreteri Prof. Dr. Önder Okay ve Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ali Ayaroğlu da eşlik etti. İl Başkanı Dural, Tugay’ın ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Enerjinin ve emeğin başkentine hoş geldiniz. İktidar yolculuğumuzda en büyük dayanağımız yerel yönetimlerimizdir” diye konuştu. İzmir’in selamını getirdiğini aktaran Başkan Tugay ise “Zonguldak bize uzak ama zihnimizde çok özel yeri olan bir kent. Türkiye’de sanayinin gelişmesinde lokomotif kentlerden birisi. Bülent Ecevit’in şehri aynı zamanda. Emeğin şehri. Bu anlamda bizim için çok değerli. Türkiye’nin her yerinde ve İzmir’de de Zonguldak hep özel bir yer olarak bilinir” dedi. “CHP ailesi olarak büyük bir aileyiz” diyen Başkan Tugay, “İl ve ilçe örgütlerimizin çalışmalarını biliyorum. Genel Başkanımız Özgür Özel çok güzel bir tanımlama yaptı, ‘buralar bizim baba ocağımız’ dedi. Bir yere gittiğimizde önce baba ocağını ziyaret edip sonra programımıza başlıyoruz. Burada olmaktan çok mutluyum” dedi.</p>
<p><strong>Heykel ve baston hediyesi</strong></p>
<p>Başkan Tugay CHP İl Başkanlığı’nın ardından Zonguldak Belediyesi’ni de ziyaret etti. Ev sahibi Belediye Başkanı Tahsin Erdem makamında Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay’a isminin yazılı olduğu madenci heykeli ve Devrek bastonu hediye etti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-tugay-zonguldakta-duzenlenen-saglik-zirvesine-katildi-597554">Başkan Tugay Zonguldak&#8217;ta düzenlenen sağlık zirvesine katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[divertikülit]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor. Genellikle hiçbir belirti vermeyen bu kesecikler; hafif karın kramplarına, şişkinliğe ve gaz ya da dışkılama alışkanlıklarında değişikliklere (kabızlık veya ishal) yol açabiliyor. Ancak kesecikler iltihaplandığında (Divertikülit) tablo ciddileşerek; şiddetli karın ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve iştah kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.   Özellikle şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması hayati öneme sahip. </p>
<p>Lif yönünden fakir beslenmeye bağlı sürekli kabızlığın oluşması ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığa davetiye çıkardığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, aynı zamanda genetik faktörlerin ve yaşa bağlı olarak bağırsak duvarlarının zayıflaması sebebiyle de 60 yaş üstü bireylerde bu durumla sıklıkla karşılaşıldığının altını çiziyor. </p>
<p><strong>Divertikülit Tedavisinde Cerrahi Yöntemler </strong></p>
<p>Divertiküller genellikle başka bir sebeple yapılan taramalarda tesadüfen bulunurken, tanı için kolonoskopi ve bilgisayarlı tomografiden (BT) faydalanılıyor. Tedavi şekli ise hastalığın evresine göre değişmekte. Keseciklerin olduğu sessiz evrede (Divertikülozis), ilaç tedavisine gerek yokken, bu evrede yaşam tarzı değişikliği (bol lifli diyet, su tüketimi) yeterli oluyor. Hafif atakların başladığı evrede istirahat, sıvı ağırlıklı beslenme ve uzman doktorun reçete edeceği antibiyotikler kullanılıyor. Şiddetli ataklarda hastaneye yatış, damardan antibiyotik tedavisi ve bağırsağın dinlendirilmesi gerekebiliyor. Nadiren bağırsak delinmesi, iki defadan fazla tekrarlayan divertikülit atağı, sık tekrarlayan kanama gibi komplikasyonların gelişmesi gibi durumlarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Cerrahi yöntemler, hastalıklı (divertiküllü ve iltihaplı) bağırsak bölümünün çıkarılmasına ve kalan sağlıklı uçların birbirine dikilmesine dayanıyor. Ancak bu işlemin nasıl yapılacağı hastanın durumuna göre değişiyor. Cerrahlar, mümkün olan her durumda hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlayan kapalı yöntemleri tercih ederken, bazı durumlarda açık cerrahiye de başvurulabiliyor. Karın bölgesine 3-4 adet çok küçük kesi açılarak yapılan laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem); daha az ağrı, daha küçük ameliyat izi ve daha kısa hastanede yatış süresiyle hastaların normal hayatlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, cerrahi süreçte hastaların en büyük korkusunun, bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıyla dışkının bir torbaya (stoma) dolması olduğunu söylüyor. Oysa laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlarda genellikle torba takılmıyor. Hastalıklı kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar birbirine dikilebiliyor. Acil ameliyatlarda ise, eğer karın içi çok iltihaplıysa, dikişlerin tutmama riski yüksek olduğu için, hasta güvenliğini sağlamak amacıyla geçici olarak bağırsağın karın cildine ağızlaştırılması söz konusu olabiliyor. Ancak enfeksiyon temizlenip hasta iyileştikten yaklaşık 3-6 ay sonra ikinci bir küçük ameliyatla bağırsak içeri alınıyor ve torba iptal ediliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Senin İçin Buradayız: Büyükşehir&#8217;den Medikal Malzeme Desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/senin-icin-buradayiz-buyuksehirden-medikal-malzeme-destegi-597244</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2025 13:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[buradayız]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetler]]></category>
		<category><![CDATA[malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[manisa]]></category>
		<category><![CDATA[medikal]]></category>
		<category><![CDATA[Medikal Malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[senin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Tekerlekli Sandalye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597244</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmetlerine devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/senin-icin-buradayiz-buyuksehirden-medikal-malzeme-destegi-597244">Senin İçin Buradayız: Büyükşehir&#8217;den Medikal Malzeme Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmetlerine devam ediyor. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü, engelli bireylere yönelik hasta yatağı, akülü tekerlekli sandalye, manuel tekerlekli sandalye, hasta bezi, havalı yatak, beyaz baston ve yürüteç desteği ile vatandaşların hayatlarını kolaylaştırmayı sürdürüyor.    </p>
<p>Manisa Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü sosyal belediyecilik anlayışıyla ihtiyaç sahibi vatandaşlara medikal malzeme desteğinde bulunarak, hayatlarına dokunuyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından engelli vatandaşlara hasta yatağı, akülü tekerlekli sandalye, manuel tekerlekli sandalye, hasta bezi, havalı yatak, beyaz baston ve yürüteç gibi medikal malzeme desteği veriliyor. Desteklerden yararlanmak isteyen engelli bireyler, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin ‘manisa.bel.tr’ resmi internet sitesi üzerinden ‘Senin İçin Buradayız’ linkine tıklayarak başvuruda bulunabiliyor.</p>
<p><b>“Gelen Başvurulara İstinaden Medikal Malzeme Yardımında Bulunuyoruz”</b></p>
<p>Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü personeli Ozan Tekdemir, engelli bireylerin hayatını kolaylaştırmak için Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu öncülüğünde çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “Vatandaşlarımızın ihtiyaçları doğrultusunda gelen başvurulara istinaden medikal malzeme yardımında bulunuyoruz. Hasta yatağı, akülü tekerlekli sandalye, manuel tekerlekli sandalye, hasta bezi, havalı yatak, beyaz baston ve yürüteç dağıtıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>Büyükşehir’in Resmi İnternet Sitesinden Başvuruda Bulunulabiliyor</b></p>
<p>Vatandaşların online olarak başvuru yapabileceklerini söyleyen Tekdemir, “Online başvuru sistemiyle Manisa Büyükşehir Belediyesinin 17 ilçesine ulaşıyoruz. Vatandaşlarımız, manisa.bel.tr internet adresine girdikten sonra ‘Senin İçin Buradayız’ sosyal destek başvuru sekmesine tıklayıp, destek al sekmesini açıyor. Açılan ekranda engelli medikal malzeme desteği al sekmesine tıklayıp, kişisel formları doldurup, hangi medikal malzemeye ihtiyaçları varsa onu seçiyorlar” dedi.</p>
<p><b>“Besim Başkanımızın öncülüğünde sevgiyle engelsiz yarınlara hep birlikte”</b></p>
<p>Malzeme dağıtımlarının da Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından yapıldığını belirten Tekdemir, “Başvuru noktasından sonra süreç şu şekilde ilerliyor: ‘Alanında uzman arkadaşlarımız, başvuru yapıldıktan sonra haneleri ziyaret ediyorlar. Ziyaret sonucunda başvuru uygunsa adreslere teslimatı kendimiz gerçekleştiriyoruz. Besim Başkanımız engelli medikal malzeme desteğine çok önem veriyor. Bizde çalışmalarımızı titizlikle yürütüyoruz. Gelen başvurulara ivedi bir şekilde cevap verip, vatandaşlarımızın mağduriyetini en kısa sürede gidermek için azimle, kararlılıkla çalışıyoruz. Besim Başkanımızın öncülüğünde sevgiyle engelsiz yarınlara hep birlikte” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/senin-icin-buradayiz-buyuksehirden-medikal-malzeme-destegi-597244">Senin İçin Buradayız: Büyükşehir&#8217;den Medikal Malzeme Desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 09:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Durumlarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ihbarlarla]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[paramedikler]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Hizmetleri]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[yükü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596920</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, 1–7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası dolayısıyla yaptığı değerlendirmede acil sağlık hizmetlerinin önemine ve paramediklerin sahadaki kritik rolüne dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920">Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, 1–7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası dolayısıyla yaptığı değerlendirmede acil sağlık hizmetlerinin önemine ve paramediklerin sahadaki kritik rolüne dikkat çekti.</p>
<p><strong>Acil sağlık hizmetlerinde nitelikli insan gücü hedefleniyor</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, İlk ve Acil Yardım Programı’nın amacını anlatırken, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“İlk ve Acil Yardım Programı; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin etkin bir şekilde verilmesini sağlamak amacıyla eğitim veren bir ön lisans programıdır. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı olarak amacımız; hastalık ve kaza sırasında hasta ve yaralılara temel ve ileri yaşam desteği yapabilen, her türlü travma ve acil yaklaşım gerektirecek durumlarda acil tıbbi müdahaleleri uygulayabilen, hasta ve yaralıların güvenli bir şekilde hastaneye transferini sağlayabilen, acil durumlarda diğer sağlık personelleri ve ilgili kişilerle etkili iletişim kurabilen, takım çalışmasına uyumlu, alanıyla ilgili sorunları tanımlayan ve çözüm önerileri geliştirebilen, çağdaş, insan odaklı, etik ilkelere öncelik veren, bilim ve teknolojik gelişmeleri takip eden, bilgili ve donanımlı sağlık personelleri yetiştirmektir.”</p>
<p><strong>Acil sağlık personelinde olmazsa olmaz yeterlilikler</strong></p>
<p>Mezunlardan beklenen yetkinlikleri sıralayan Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, “Hayatı tehdit eden durumları erkenden tanıyabilme, gerekli ilk ve acil müdahaleyi uygun şekilde yapabilme, hastayı stabilize ederek güvenli bir şekilde transferini sağlayabilme, acil ekipmanları ve teknolojiyi etkin kullanabilme, hızlı karar verebilme, sakin ve profesyonel davranabilme ve etkili iletişim kurabilme mezunlardan beklenen yetkinliklerdir.” dedi.</p>
<p><strong>Acil durumlarda paramediklerin rolü vazgeçilmez…</strong></p>
<p>Paramediklerin giderek artan rolünü değerlendiren Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, şunları söyledi:</p>
<p>“Acil sağlık hizmetleri sunumunda aktif olarak görev yapan paramediklerin rolü gün geçtikçe daha kritik ve vazgeçilmez hale gelmektedir. Artan nüfus ve şehirleşme ile artan acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç bu nedenlerin başında gelmektedir. Acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç tek bir hasta veya olay üzerinden olabileceği gibi, toplu olaylar ve afetler gibi durumlardan kaynaklı da olabilmektedir. Sağlık alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerden dolayı sağlık hizmetlerinden beklentiler de artmaktadır. Acil durumlarda hızlı müdahale ve altın saatlerin öneminden ötürü paramedikler vazgeçilmez roldedirler.”</p>
<p><strong>Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor</strong></p>
<p>Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, sektörde paramediklerin karşılaştığı zorluklara da dikkat çekerek, “Paramediklerin karşılaştığı sorunlar; iş yükü, uzun çalışma saatleri, şiddet olayları ve güvenlik problemleri, fiziksel ve psikolojik yıpranma, bulaş riski, yanlış ihbarlar, ambulansın olay yerine veya hastaneye erişim sorunları, atanma ve iş bulma sorunlarıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yapay zeka acil sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olacak</strong></p>
<p>Acil sağlık hizmetlerinin geleceğine ilişkin öngörülerini paylaşan Öğr. Gör. Ayşe Bağlı, “Gelişen bilişim sisteminin acil sağlık hizmetlerinin yürütülmesine katkı sağlaması, yapay zeka ve teknolojinin acil bakımın standart bir parçası olması” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/paramedikler-yogun-is-yuku-siddet-ve-yanlis-ihbarlarla-mucadele-ediyor-596920">Paramedikler yoğun iş yükü, şiddet ve yanlış ihbarlarla mücadele ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nodüller]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor. Özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda yaygın olan bu oluşumların, gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara, hem de yüksek riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırladığını söyleyen Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı nodüllerin kanserle hiçbir ilişkisi olmadığını vurgulayarak, en kritik hatanın bu yapılara biyopsi yapılması olduğunu belirtti. </em></p>
<p>Tiroit hastalıkları toplumda çok sık karşılaşılan bir sorun olmasına karşın birçok kişi “yalancı nodül” tanımını bilmiyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, tiroit nodülleri konusunda toplumda ve hatta bazı hekimlerde bile sıkça karıştırılan kritik bir yanlış anlaşılmaya dikkat çekti. Bu oluşumlara özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık rastlandığını belirten Prof. Ayşan, yalancı nodüllerin gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara hem de riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırlaması açısından ciddiye alınması gereken bir nokta olduğunu anlattı. </p>
<p><strong>GERÇEK NODÜL İLE YALANCI NODÜL ARASINDAKİ KRİTİK FARK</strong></p>
<p>Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı ve gerçek nodülleri birbirinden ayıran noktayı şöyle ifade etti: “Gerçek nodül, tiroit bezinin içinde sınırları belirgin, tiroit dokusundan net şekilde ayırt edilen yapılardır. Yalancı nodül ise kapsülü olmayan, gerçek sınırları belirgin olmayan, ultrason sırasında nodül görüntüsü veren ama aslında gerçek nodül olmayan oluşumlardır.” </p>
<p><strong>EN SIK 40 YAŞ ÜZERİ KADINLARDA GÖRÜLÜYOR</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin yaygınlığının tiroit hastalıklarıyla, özellikle de tiroit iltihaplarıyla yakın ilişkili olduğunu belirten Prof. Ayşan, “Bu yapıları en sık 40 yaş üzerindeki kadınlarda görüyoruz. Kadın cinsiyeti ve 40 yaş üzeri grup, yalancı nodüllerin en yaygın olduğu yaş ve cinsiyet grubudur” diye konuştu. </p>
<p>Bu oluşumların ortaya çıkmasındaki en büyük etkenin Haşimoto hastalığı olduğunu belirtin Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Haşimoto tiroit bezinin iltihabıdır ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda çok sık görülür. İltihap hücreleri bir bölgede kümelenerek bir kitlesel yapı oluşturuyorlar ve bu yapılar ultrasonda yalancı nodül imajının oluşmasına neden oluyor. İşte Haşimoto gibi iltihabi hastalıklarda yalancı nodüllerin sık görülmesinin nedeni de budur.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BELİRTİ VERMEZ, ÇOĞU ULTRASON SIRASINDA TESADÜFEN BULUNUR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin tıpkı gerçek nodüller gibi çoğu zaman hiçbir belirti vermediğini vurgulayan Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Hiçbir bulgu vermedikleri için sıklıkla rastlantısal olarak tespit edilirler. Haşimoto sebebiyle ya da diğer tiroid bezi hastalıklarında yapılan ultrasonlarda tesadüfen yalancı nodülleri tespit ediyoruz. “</p>
<p>Bu nodüllerin hormon işlevi üzerinde de bir etkisi olmadığına değinen Prof. Ayşan, “Yalancı nodüllerle tiroid hormon salgısı arasında herhangi bir ilişki bulunmuyor. Tiroit bezindeki yalancı nodül sayısının az ya da çok olması da bu sonucu etkilemiyor. Ancak, tiroid bezindeki iltihap yani altta yatan sebep hormon salgısını bozabilir” dedi.</p>
<p><strong>“GERÇEK NODÜLE DÖNÜŞMEZ, KANSER RİSKİ TAŞIMAZ”</strong></p>
<p>En çok merak edilen konulardan biri olan yalancı nodüllerin gerçek nodüle dönüşmesi ya da kanser riski taşımasıyla ilgili olarak Prof. Ayşan şu açıklamayı yaptı: “Yalancı nodüllerin zaman içinde gerçek nodüle dönüşmediğinin altını çizmemiz gerek. Tiroid bezindeki iltihabın şiddetine bağlı olarak şekil ve boyut değiştirebilirler, büyüyüp küçülebilirler ancak gerçek nodüle dönüşme riskleri yoktur.  Yalancı nodüllerin kanser gelişmesiyle de hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten bu oluşumlarla ilgili olarak yaşadığımız en önemli sorun da bu. Konuyu bilmeyen ya da konudan uzak olan meslektaşlarımız bunları gerçek nodül gibi algılayabiliyor ve boyutları arttığında kanser olduğunu düşünebiliyorlar.”</p>
<p><strong>“KANSER ZANNEDİLİP BİYOPSİ YAPILIP AMELİYATA GİDİLEBİLİYOR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüller konusunda en kritik noktanın gereksiz biyopsiler olduğunu vurgulayan Prof. Ayşan, tabloyu şöyle özetledi.  “Yalancı nodüllere kesinlikle biyopsi yapılmaz. Bakın ‘biyopsiye gerek yoktur’ demiyorum ‘kesinlikle biyopsi yapılmamalıdır’ diyorum. Burası çok önemli! Çünkü biyopsi yapıldığında iltihap hücreleri mikroskop altında tümör hücrelerine çok benzediği için patolog bunu kanser riskli olarak yorumlayabiliyor. İşte sorun tam da bu noktada başlıyor. Bu raporu alan klinisyen hastaya ‘kanser riskiniz var, mutlaka ameliyat olmalısınız’ diyor. İşte yapılmaması gereken bir biyopsi hastayı ameliyathane kapısına kadar getirebiliyor, ne yazık ki. Dolayısıyla yalancı nodüllerin doğru teşhisi kritik düzeyde önemli bir konu.”</p>
<p>Yanlış tanıyla birlikte gerçekleştirilen ameliyatın da hasta açısından yüksek risk barındırdığına işaret eden Prof. Ayşan, “Tiroit bezi iltihaplı olduğu için bu ameliyatlarda komplikasyon riski yüksektir. Çünkü iltihap cerrahın çalışma planlarını bozar, görüş alanını kısıtlar, kanama riskini arttırır. Bu durumda paratiroid bezleri ve ses siniri gibi çok önemli organ ve yapılar hasar görebilir. Üstelik bunlar kalıcı olabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ NODÜLÜN KENDİSİNE DEĞİL, HAŞİMATOYA YÖNELİK OLMALI”</strong></p>
<p>“Şu nokta çok önemli; yalancı nodülü olan bir hastada amaç yalancı nodülü tedavi etmek değildir. Amaç, buna sebep olan altta yatan hastalığı yani tiroit iltihabını tedavi etmek olmalıdır” diyen Prof. Dr. Erhan Ayşan “Hekim Haşimoto hastalığına odaklanmalı. Ancak şu da var ki, Haşimoto kronik ve tedavisi zor hatta birçok zaman imkansız olan bir hastalıktır; iyileşmeyebilir ama yönetilebilir” şeklinde konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Erhan Ayşan sözlerini şu uyarıyla tamamladı: “Altını çizmek istediğim ana mesajım şu: Yalancı nodülleri ultrasonda doğru tanımak ilk ve en önemli noktadır. İkinci önemli nokta bu oluşumlara kesinlikle biyopsi yapılmaması gerektiğidir. Aksi halde patoloji uzmanından gelecek yanıltıcı raporla hastalar gereksiz yere ameliyat edilebilirler. Tiroid bezlerini gereksiz yere kaybettikleri gibi ameliyata bağlı komplikasyonlarla da uğraşmak zorunda kalabilirler.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 08:25:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gastrointestinal]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[katıldı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Rektum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyuma]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, uluslararası tıp camiasındaki yerini coğrafi konumunun sunduğu olanakları da değerlendirerek düzenlediği eğitim ve sempozyumla güçlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938">12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye, uluslararası tıp camiasındaki yerini coğrafi konumunun sunduğu olanakları da değerlendirerek düzenlediği eğitim ve sempozyumla güçlendiriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde Türkiye’den katılımcıların yanı sıra 12 ülkeden 34 hekimin yer aldığı <strong>“Erken ve Lokal İleri Gastrointestinal Kanser Cerrahisi: Multidisipliner Bir Yaklaşım”</strong> sempozyumunda tanı ve tedavi yöntemlerindeki güncel yaklaşımlar ele alındı.</em></p>
<p>Gastrointestinal kanserler; tüm sindirim sistemini kapsayan tıbbi bir alan. Ağızdan başlayarak yemek borusu, mide, ince bağırsak, kolon ve rektumun yanı sıra, pankreas ve safra yolları gibi sindirim sistemine bağlı olan organlardaki kanseri kapsıyor. Bu hastalıkların mide ve kolon kanseri gibi sık görülmesi, hayat kaybı gibi ciddi sonuçları olması, bilim dünyasının dikkatini de bu kanser türlerine çekiyor. Tedavisinin multidisipliner şekilde olması ise, başarıyı artırıyor. Bu başarıda hekimlerin yeni bilgileri ve gelişmeleri paylaşması, çok önemli bir rol oynuyor.  Acıbadem Üniversitesi desteği ile Acıbadem Sağlık Grubu’nun<strong> </strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde gerçekleştirilen <strong>“Erken ve Lokal İleri Gastrointestinal Kanser Cerrahisi: Multidisipliner Bir Yaklaşım”</strong> sempozyumu, bu alandaki yeni gelişmelerin hekimlere aktarıldığı bir sempozyum oldu. Moldova, Romanya, Arnavutluk, Kosova, Hırvatistan, Rusya, Tacikistan, Gürcistan ve Burkina Faso’dan gelen 34 katılımcı, gastrointestinal onkoloji alanındaki güncel cerrahi ve tedavi yaklaşımlarla ilgili yeni bilgiler edindiler.</p>
<p><strong>“Karşılıklı öğrenme ortamı oluşuyor”</strong></p>
<p>Sempozyumun Bilimsel Başkanı Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişmeleri hızla takip ettiğini ve bu bilgisini çevre ülkelere aktarmakta öncü bir rol oynadığını vurguladı: “Türkiye hem bir Avrupa ülkesi hem bir Orta Doğu ülkesi. Bu nedenle Avrupa ve Amerika’da uygulanan tıbbi kılavuzları çok yakından takip ediyoruz. Orta Doğu ülkelerinde ve Asya’da hekimler öğrenmeye çok açık, cesur ve yeniliklere hızlı adapte olabiliyorlar. Türkiye bu özellikleriyle bölgesinde önemli bir konuma sahip. Biz Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Üniversitesi olarak yurt dışındaki meslektaşlarımızla sürekli etkileşim hâlindeyiz. Bu sempozyumu düzenleyerek Amerika’da ve Avrupa’da yapılan tedavilerin inceliklerini, ayrıntılarını ve bizim tedavi yöntemlerimizi paylaşmak istedik. Sempozyum kapsamında üst gastrointestinal sistem (mide ve özefagus) ve alt gastrointestinal sistem (kolon ve rektum) kanserlerini iki bölümde ele aldık. Başka bölgelere yayılmamış olan tümörleri inceledik.”</p>
<p>Sempozyumda konuşmalar, paneller ve gerçek hasta vakaları üzerinden tartışmalarla yoğun bilgi paylaşımı yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Baca, “Yurt dışından gelen meslektaşlarımız karşılaştıkları zorlukları bizimle paylaşıyor, biz de deneyimlerimizi aktarıyoruz. Böylece karşılıklı bir öğrenme ortamı oluşuyor. Bu toplantıda ben özellikle özofagus (yemek borusu) ve rektum kanserlerinde minimal invaziv ve robotik cerrahi yöntemlerini anlattım. Bu teknikler, hem hastanın yaşam kalitesini korumak hem de kanser cerrahisini en iyi şekilde uygulamak açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu. Türkiye’deki hekimlerin Avrupa ve Amerika’daki gelişmeleri yakından izlediğini belirten Prof. Dr. Baca,“Amerikan Kolorektal Cerrahi Derneği ve Avrupa Medikal Onkoloji Derneği gibi uluslararası kurumların yayınladığı yeni tedaviler, Türkiye’de eşzamanlı uygulanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yenilikçi yaklaşımları konuştular</strong></p>
<p>Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, tıp dünyasında “eğitim almanın ve eğitim vermenin” birbirinden ayrılmayacak bir süreç olduğunu vurguladı. Etkinlikte özofagus ve gastroözofajial bileşke tümörleri ile lokal ileri rektum kanserlerinde total neoadjuvan tedavi protokolleri üzerine konuşma yapan Prof. Dr. Dane, tedavi yaklaşımları konusundaki yenilikler ve uygulamalara ilişkin şunları söyledi: “Lokal ileri rektum kanserlerinin tedavisinde eskiden düşük doz kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, şimdi çok daha güçlü kemoterapiler kullanıyoruz. Yeni uluslararası çalışmalar, bu tedavilere immünoterapi eklenmesinin başarıyı artırdığını gösteriyor. Biz de bu yaklaşımları uygulamaya başladık. Ayrıca rektum kanserinde cerrahisiz veya radyoterapisiz tedavi olasılıkları da tartışılıyor. Bazı hastalarda yalnızca immünoterapi vererek tümörün tamamen tedavi edilebildiği artık kanıtlandı. Diğer gruplarda kemoterapiyle radyoterapiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Amacımız hastayı gereksiz tedavilerden uzak tutmak, komplikasyonları azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmek. Bu multidisipliner bir yaklaşımla mümkün oluyor.”</p>
<p><strong>Deneyim paylaşımı önemli</strong></p>
<p>Teorik bilginin her kaynakta bulunabileceğini ancak deneyim paylaşımının çok daha etkili olduğunu ifade eden Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, “Bu tür toplantılar, bire bir deneyim paylaşmanın, karşılıklı öğrenmenin ve uluslararası iş birliğinin sağlam zeminini oluşturuyor” dedi. Türkiye’de tıp eğitiminin her zaman Avrupa ve Amerika düzeyinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, “Bu tür etkinliklerle farklı pratikleri birbirimize aktarma fırsatı buluyoruz. Hastaya uygulanan tedaviden yaklaşım tarzına, güncel tedavi paylaşımlarına kadar çeşitli konularda deneyim paylaşıyoruz.  Burada kişisel network sağlamak da önemli” diye devam etti. Sempozyumda mide kanseri tanısı alan hastalarda önce cerrahi yapılması yerine, uygun hastalarda tedaviye önce kemoterapi ile başlanıp sonra cerrahi ile devam edilmesi şeklindeki yeni yaklaşımları anlatan Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, ayrıca tedaviye  immünoterapi eklenmesinin  önemi üzerinde de durdu.</p>
<p><strong>Katılımcı doktorlar ne dedi?</strong></p>
<p>Doçentlik eğitimini 1993-1997 yılları arasında Türkiye’de tamamlayan Moldova IMSP Devlet Hastanesi Gastrointeroloji Endoskopi ve Minimal İnvaziv Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alexandr Danci, “Bu sempozyuma katılmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye tıp eğitiminde çok başarılı ve tedavilerde son güncel teknolojileri, yöntemleri kullanıyor. Burada bir kısmıyla daha önce tanıştığımız bazılarıyla ilk kez karşılaştığımız meslektaşlarımızla bilgi paylaşımında bulunmak bizim için çok önemli” dedi. </p>
<p>Sempozyuma Burkina Faso’dan katılan Genel Cerrahi Hastanesi Notre Dame de La Paix Polikliniği uzmanlarından Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Fidèle Sawadogo, “Türkiye’deki bu sempozyuma davet edilmekten, burada olmaktan mutluyuz. Gastrointestinal sistem kanserlerinin tedavisine yönelik bilgilerin ve yeni yaklaşımların paylaşıldığı sempozyum bizim açımızdan çok verimli geçiyor. Bizim ülkemizde kanser vakaları çok fazla ve tedavide yeni teknikleri, bilgileri öğrenmek büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Gürcistan’daki Kafkas Tıp Merkezi Onkoloji Bölümü’nden Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Irine Khubua, gastroinsetestinal kanser türlerinine yaklaşım ve tedavi konusunda yeniliklerin ele alındığı, vaka tartışmalarının yapıldığı etkinliğin çok verimli geçtiğini belirterek “Biz de hastalarımızı multidisipliner konseylerde değerlendiriyoruz. Buradaki toplantıda günlük pratiklerimizde kullanabileceğimiz bilgileri paylaşmak çok önemli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938">12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 11:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[empati]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[onları]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[tanrıdağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımda]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595746</guid>

					<description><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sadece bilişsel işlevleri değil, aynı zamanda kişinin algılarını ve davranışlarını da derinden etkilediğini belirterek, hasta yakınları ve bakıcıları için önemli iletişim stratejileri paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746">Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının sadece bilişsel işlevleri değil, aynı zamanda kişinin algılarını ve davranışlarını da derinden etkilediğini belirterek, hasta yakınları ve bakıcıları için önemli iletişim stratejileri paylaştı.</p>
<p><strong>Hastalığın çok yönlü etkileri</strong></p>
<p>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının bellek, dikkat ve dil gibi işlevlerde bozulmaya yol açarken, kişinin kendisiyle ve çevresiyle ilgili algısını da değiştirdiğini vurguladı.</p>
<p>Bu durumun, hastada davranış bozukluklarına zemin hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Hasta yaşananları aklında tutamaz, kendisine söylenilenlere dikkat edemez ve derdini tam anlatamaz. Diğer yandan da sosyal norm ve kurallardan uzaklaşabilir ve kendi davranışlarını değerlendiremez ve denetleyemez. Çoğu zaman da onları normal kabul eder. Bu bakımlardan Alzheimer hastası yakınının ya da hasta bakıcısının hastalarıyla iletişim kurarken bilmesi gereken hususlar vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Empati, sabır ve anlayış esas</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, hastalarla iletişimde temel alınması gereken ilkeleri şöyle sıralıyor:</p>
<p>“Empati kurun. Her şeyden önce kendinize şu soruyu sormalısınız; ‘Eğer Alzheimer hastası o değil de ben olsaydım nasıl bir ilgi beklerdim? Sevgiyle, anlayışla ve sabırla mı karşılanmak isterdim yoksa ilgisizlik ve kabalık mı görmek isterdim?’. Sabırlı olun. Hastanız anlattıklarınız ya da ondan istedikleriniz konusunda kolaylıkla karmaşaya girebilir. Eğer bu tür bir sıkıntı hissediyorsanız isteklerinizi farklı yöntemlerle anlatmaya çalışmalısınız. Bunları yaparken asla fiziksel bir zorlama içine girmeyin. Bunu yaparken iyi niyetli olsanız bile onun tarafından kendisini zorlama olarak algılanabilir.”</p>
<p><strong>Tartışmayın!</strong></p>
<p>Hastalarla iletişimde anlayışlı olmak ve tartışmamak gerektiğini de dile getiren Prof. Dr. Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hastanız 1958 yılında olduğunu ya da sizin onun annesi olduğunu ileri sürebilir. Siz ona 2025 yılında olduğumuzu ve annesinin de uzun bir süre önce öldüğünü söylemeye kalktığınızda, o önce şaşıracak, ilerlemiş bir hasta değilse yanlış söylediğini anlayarak üzülecek ya da ilerlemiş bir hastaysa söylediklerinde ısrarcı olacak ve sizin neden ona böyle söylediğinizi anlamayarak belki de kızacaktır. Her iki durumda da hastayla iletişiminiz başarısız olacaktır. Alzheimer hastalığında kayıt zorluğu olduğundan siz ona doğruları söylemiş olsanız da o bunları aklında tutamayacaktır. Bu bakımdan hastanın yanlışlarının düzeltilmesinin ve bunlar üzerinden hastayla tartışmanın bir yararı yoktur. Hastanızla zaman ve mekan kavramlarını gündeme getirmeden rahatlıkla konuşmaya çalışın. Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün. Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın. Zaman zaman espriler yapın.”</p>
<p><strong>Yapılmaması gerekenler…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalarıyla iletişimde kaçınılması gereken bazı durumları da şöyle sıraladı:</p>
<p>“Zorlamaktan kaçının. Hastanızı onun yapmaktan hoşlanmadığı şeyler konusunda zorlamayın. Çoğu hasta yakını bulmaca çözmenin yararlı olacağını düşünerek hastalarını saatler boyu bulmaca çözmeleri için zorlamaktadır. Bulmaca çözmenin ispatlanmış bir yararı ve mantıksal bir dayanağı yoktur. Bu bakımdan bu zamanın dışarıda ya da evin içinde müzik dinlemek ya da ilgi çekici şeyler seyretmek amacıyla geçirilmesi hasta için daha uyarıcı olacaktır.</p>
<p><strong>İlaçlarını kendileri almasın</strong></p>
<p>Hastanızın ilaçlarını kendi başına almasına izin vermeyin. Hafif-orta evrede bulunan çoğu hasta ilaçlarını düzenli alabileceği iddiasında bulunabilir. Hatta bu iddia bir kısmı için doğru da olabilir. Ancak genel bir prensip olarak unutkanlık ve dikkat azlığı yakınmaları olan hastaların kendi ilaçlarını kendilerinin alması sakıncalıdır. Bunun dışında bazı hastalar ilaçlarını aldıklarını söyleyerek onları halıların altına saklar ya da çöpe atarlar.</p>
<p><strong>Huzurevinden söz etmeyin</strong></p>
<p>Hastalarınızın yanında huzurevi ihtimalinden söz etmeyin. Alzheimer hastalığı sırasında yaşanan kayıplar hastaları önceden olduğundan daha fazla duygusal ve alıngan yapar. Bu nedenle onların geleceğiyle ilgili tahminleri ve bir seçenek olarak huzurevi ihtimalini onların yanında dile getirmeyin. Bu sözleri duyan hastalardan en azından bir bölümü sizin onların ölümünü istediğinizi ya da kendilerinden kurtulma planları yaptığınızı sanabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-hastalarina-yaklasimda-empati-ve-sabir-onemli-595746">Alzheimer hastalarına yaklaşımda empati ve sabır önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[önal]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[travmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezliği]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595698</guid>

					<description><![CDATA[<p>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor. Tıpkı 41 yaşındaki aksiyon sahneleri yönetmeni Onur Ozan Önal’ın yaşadıkları gibi… Altı yıl önce geçirdiği trafik kazası ve akabinde yaşadığı düşme sonrasında böbrek fonksiyonlarını kaybeden Önal, bir yıl boyunca diyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürdü. Önal, böbreklerini hiç düşünmeden bağışlayan ablası Nalan Önal sayesinde yeniden hayata tutundu. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen başarılı nakil operasyonunun ardından sağlığına kavuşan Onur, “Hayatın gerçek anlamını, sevdiklerim sayesinde yeniden öğrendim” dedi. </em></p>
<p>İstanbul’da yaşayan evli ve iki çocuk babası 41 yaşındaki Onur Ozan Önal’ın şikayetleri 2019 yılında yaşadığı trafik kazası sonrasında gelişmeye başladı. Ancak onu böbrek yetmezliğine götüren sebep yüksekten düştüğü o kaza oldu. Bu olay sonrasında böbrek fonksiyonlarını tamamen kaybeden Önal bir yıl boyunca diyaliz tedavisi gördü. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen nakil ameliyatı drensiz şekilde tamamlanan Onur ameliyatın üçüncü, ablası Nalan ise ikinci gününde taburcu edildi.</p>
<p><strong>‘BÜYÜK TRAVMALAR VE BAZI İLAÇ TEDAVİLERİ DE BÖBREK HASARINA NEDEN OLABİLİYOR’</strong></p>
<p>Trafik kazaları, ağır travmalar veya kas ezilmeleri gibi durumlar böbreklerde ciddi hasara yol açabiliyor. Bu tür travmalar sonrası gelişen böbrek yetmezliğinin çoğu zaman geç fark edildiğine işaret eden Doç. Dr. Veysel Umman, bu nedenle travma, halsizlik veya ödem gibi belirtiler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerektiğini vurguları. Türkiye’de her yıl binlerce kişi böbrek yetmezliğiyle mücadele ederken, Onur’un hikayesinin bir kez daha organ bağışının ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu hatırlattı. </p>
<p><strong>“BÖBREK FONKSİYONLARIMI TAMAMEN KAYBETTİM”</strong></p>
<p>Hastalığını ilk kez 2019 yılında trafik kazası sonrasında öğrendiğini söyleyen Onur Ozan Önal, yaşadığı süreci şöyle anlattı: “Kaza sonrasında halsizlik ve bitkinlik hissetmeye başladım. Yapılan muayenelerde ödemler nedeniyle nefrolojiye yönlendirildim. Tetkikler sonucunda vücudumda protein kaçağı olduğu, yani nefrotik sendrom teşhisi konuldu. Yaklaşık beş yıl boyunca tedaviler devam etti. Ancak çalışırken yaşadığım yüksekten düşme travması nedeniyle böbrek fonksiyonlarımı tamamen kaybettim ve diyaliz tedavisine başlamak zorunda kaldım. Diyaliz süreci oldukça zorluydu çünkü dört saat boyunca makineye bağlı kalıyorsunuz. Sürekli hareket halinde olmam gereken bir işim var, ancak bu süreç işime devam etmemi güçleştirdi. Bazen diyalize beş kilo fazla gidiyordum ve bayılacak kadar halsiz düşüyordum. Bu durum hem iş hem aile yaşamımı olumsuz etkiledi.”</p>
<p><strong> “BÜYÜK TRAVMALAR BÖBREKLERİ SUSTURABİLİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Veysel Umman, kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda genellikle enerji düşüklüğü, halsizlik, bitkinlik ve iştah kaybı görüldüğünü belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Hastamız da benzer şekilde yorgunluk ve enerji düşüklüğü şikayetleriyle başvurdu. Günlük yaşamına devam edebiliyordu ancak sürekli bir halsizlik hali vardı. Vericisi kız kardeşiydi. Kardeşler arasında genetik uyum genellikle daha yüksektir. Bu hastada da üç bölü altı uyum dediğimiz, risk açısından avantajlı bir eşleşme vardı.”</p>
<p>Doç. Dr. Umman, Önal’ın altı yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından hastanede tedavi gördüğünü, o dönemde ödem ve benzeri şikayetlerin başladığını belirtti. “Uzun dönem takiplerinde kronik böbrek yetmezliği teşhisi konulmuş. Böbrek fonksiyonları zamanla azalmış ve son bir yıldır diyaliz tedavisi alıyordu. Bu hasta özelinde, trafik kazası sonrasında ortaya çıkan bir böbrek yetmezliği söz konusu. Ancak genel olarak, büyük travmalar, deprem gibi kas ezilmesine yol açan durumlar veya bazı ilaç tedavileri de böbrek hasarına neden olabiliyor. Bu nedenle halsizlik, ödem, şişlik gibi belirtiler yaşayan kişilerin mutlaka böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“KAS DOKUSU PARÇALANDIĞINDA BÖBREK SÜZME FONKSİYONUNU YİTİRİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, Onur Ozan Önal’ın yüksekten düşme travmasının da tabloyu ağırlaştırdığını belirterek, “Olay sonrasında yapılan tetkiklerde böbrek enzimlerinin çok yüksek olduğu ve böbreklerin artık çalışmadığı tespit edilerek diyaliz tedavisine başlanmış. Bu tablo, deprem gibi kas hasarı ve dokusal yıkıma neden olan durumlarda görülen böbrek hasarıyla benzerlik gösteriyor. Kas dokusu parçalandığında böbrek süzme fonksiyonunu yitiriyor ve tıkanma meydana geliyor” dedi.</p>
<p><strong>AMELİYAT ÖNCESİNDE 10 KİLO VERDİ</strong></p>
<p>Hastanın aynı zamanda obeziteyle de mücadele ettiğini belirten Umman, “Kilo fazlalığı nedeniyle operasyon öncesi yaklaşık üç buçuk aylık bir hazırlık süreci planladık. Hastamız bu süreçte 10 kilo vererek ameliyata hazır hale geldi. Obez hastalarda karın bölgesindeki yağlanma, böbreğin yerleştirileceği alana ulaşmayı ve damar bağlantılarını yapmayı zorlaştırabiliyor. Ayrıca kilo vermek diyabet riski açısından da büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“TAM KAPALI BÖBREK NAKLİ İYİLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, başarılı geçen operasyonun ardından alıcı ve vericinin kısa sürede taburcu olduğunu belirterek şunları söyledi: “Her iki hastamız da şu anda iyi durumda, böbrek fonksiyonları sağlıklı şekilde çalışıyor. Böbrek nakillerinde iyileşmeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri kapalı ameliyat yöntemidir. Bu yöntem sayesinde vericide ağrı çok daha az görülür, yara iyileşmesi hızlı olur ve kişiler kısa sürede işine ve günlük yaşamına dönebilir. Bu hastamızda da benzer şekilde sorunsuz bir iyileşme süreci yaşandı. Organ yetmezlikleri ister böbrek ister karaciğer olsun, ülkemizde giderek artıyor. Bu nedenle organ bağışı bilincinin yaygınlaşması çok önemli. Canlı vericiler dışında kadavradan yapılan organ bağışlarının da artması, bu hastalar için hayat kurtarıcı olacaktır.”</p>
<p><strong>‘NAKİLDEN SONRA DAHA ÇOK AİLEME VE KENDİME YÖNELDİM’</strong></p>
<p>Geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Önal bu süreçle birlikte hayata bakışının tamamen değiştiğini söyleyerek,  şunları anlattı: “Nakil sonrasında ise hayatım tamamen değişti. Nakilden önce daha çok iş ve dış dünya odaklıydım; nakilden sonra ise daha çok aileme ve kendime yöneldim. Bu süreçte elimden geldiğince bedensel olarak da daha sağlıklı, daha formda bir yapıya kavuşmaya çalıştım. Beslenmeme dikkat ediyorum, hareket ediyorum.”</p>
<p><strong>“HAYAT, SEVDİKLERİMİZLE BİRLİKTEYKEN GÜZEL”</strong></p>
<p>Kardeşine böbreğini bağışlayan Nalan Önal ise, “Kazadan sonra Onur aynı gün diyalize bağlandı. O an kardeşimi makineye bağlı görünce kararımı verdim. Çünkü hayat, sevdiklerimizle birlikteyken güzel. Diyalizin ne kadar yıpratıcı olduğunu biliyordum. Daha önce çevremde böbrek nakli olmuş kişiler vardı, bu nedenle ilk günden itibaren böbreğimi vermeye kararlıydım. Ameliyattan iki gün sonra taburcu oldum, kısa sürede normal hayatıma döndüm. İnsanlar korkmasın, bu süreç sanıldığı kadar zor değil. Zaten birçok kişi farkında olmadan tek böbrekle hayatına devam ediyor. Benim de hayatımda hiçbir değişiklik olmadı; yeme içmem, yürüyüşüm, iş performansım aynı şekilde sürüyor. En önemlisi, artık sevdiklerimle daha sağlıklı ve uzun bir ömür geçireceğim” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:21:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testi]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[yaptırmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595680</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olan prostat kanseri ilk evrelerde belirti vermeden sessizce ilerlediği için genellikle geç fark ediliyor. Oysa, erken yakalandığında tedavinin başarı oranları belirgin şekilde yükseliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,</strong>   düzenli yapılan testlerin erken tanıda son derece önemli bir rol üstlendiğine dikkat çekerek, “Basit bir kan testi ve ürolojik muayene, pek çok erkeğin yaşamını değiştirecek kadar kritik bir önem taşımaktadır.  Hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artması amaçlanmaktadır. Erken tanı için özellikle 50 yaş üstü erkeklerin, ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanların ve risk grubunda olanların taramaları aksatmamaları hayat kurtarıcı bir adım olmaktadır. Özellikle risk grubundaki hastaların yakın takibi ve taranmaları hastalığın ilerlemeden saptanmasını ve tedavi edilmesini olanaklı kılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada!   </strong></p>
<p>Prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz ve hızlı bir şekilde büyümesiyle ortaya çıkan prostat kanseri, güncel araştırmalara göre, her 100 bin erkekten yaklaşık 35’inde görülüyor. Avrupa’da erkeklerde en sık rastlanan kanser olan prostat kanseri, kanserle ilişkili ölümler arasında 3’üncü sırada yer alıyor. Görülme sıklığı ise yaşlanmaya bağlı olarak artış gösteriyor. Genellikle 50 yaş üstü erkeklerde rastlanan prostat kanseri riski yaş ilerledikçe belirgin şekilde artıyor ve 65 yaş üstü erkeklerde daha yaygın görülüyor. Klinik bir çalışmaya göre; 30 yaş altındaki erkeklerde görülme sıklığı yüzde 5 iken, bu oran yaşla birlikte artarak 79 yaş üstünde yüzde 59’a yükseliyor. </p>
<p><strong>Aile öyküsünde risk 2 kattan daha fazla artıyor! </strong></p>
<p>Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin daha dikkatli olmaları gerekiyor. Çünkü, babasında prostat kanseri hikayesinin olması riski iki kattan daha fazla artırıyor. Prostat kanseri öyküsü olan bir erkek kardeş ise riski babası hasta olan erkeklerden daha fazla yükseltiyor. İlerleyen yaş ve aile öyküsünün dışında çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları da prostat kanserinin riskleri arasında yer alıyor. Örneğin, aşırı kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimi, düşük sebze-meyve alımı, fiziksel aktivite eksikliği ve fazla kilo hormonal dengesizliklere yol açarak riski yükseltiyor. </p>
<p><strong>Başlangıçta genellikle sinsice ilerliyor</strong></p>
<p>Erken evre prostat kanseri genellikle sinsi şekilde seyrediyor. Kansere bağlı semptomların sıklıkla hastalığın doğal seyri içinde geç dönemlerde ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, şunları söylüyor: “Erken evre prostat kanseri belirtileri ve semptomları; idrarda kan görülmesi, idrarın pembe, kırmızı veya kahverenginde olması, menide kan görülmesi, daha sık idrara çıkma ihtiyacı, idrarı başlatmada güçlük, geceleri daha sık idrara çıkma ihtiyacıdır. İleri evrede ise hastaların yakınmaları farklılık gösterir. İdrar kaçırma, sırt ve kemik ağrısı, sertleşme sorunları, yorgunluk hissi, istem dışı kilo vermek, kollarda veya bacaklarda güçsüzlük bu evredeki bulgu ve belirtilerin başında gelmektedir.” </p>
<p><strong>Henüz belirti vermediği dönemde saptanabiliyor!</strong></p>
<p>Kanser erken evrede fark edildiğinde tedavi seçenekleri ve tedavi edilebilirlik oranı önemli ölçüde artıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman erken tanı için 50 yaş ve üzeri tüm erkekler ile ailesinde prostat kanseri öyküsü olan 45 yaş ve üzeri erkeklere yılda bir kez PSA kan testi ile prostat muayenesinin önerildiğini  vurgulayarak, “Bu programla hastalığın henüz belirti vermediği erken dönemde saptanması ve bu sayede tedavinin başarısının artırılması amaçlanmaktadır” bilgisini veriyor. Prostat kanserinin genellikle kandaki prostat spesifik antijen (PSA)  testi ile erken teşhis edilebildiğini anlatan Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Prostat kanserini tespit etmenin bir diğer yolu olan dijital rektal muayenede ise doktor prostat bezini muayene etmektedir. PSA ölçümünde veya muayenede şüphe varsa multiparametrik prostat MR planlanmaktadır. MR bulgularına göre şüpheli alanların varlığında MR füzyon biyopsi ile tanı konulabilmektedir. Son yıllarda multiparametrik prostat MR ile birlikte özellikle metastazı saptamakta kullanılan PSMA PET sintigrafi yöntemleri de güncel görüntüleme yöntemleri arasında yer almaktadır.”</p>
<p><strong>Robotik cerrahi güncel tedavi yöntemleri arasında</strong></p>
<p>Prostat kanseri tedavisindeki başarılı sonuçlardan da bahseden Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ramazan Yavuz Akman, “Aktif gözetimin yanı sıra, robotik veya açık radikal prostatektomi, radyoterapi, minimal invaziv tedavi yöntemleri, hormon tedavisi ve kemoterapi de dahil olmak üzere prostat kanseri için çok çeşitli tedaviler mevcuttur” sözleriyle hastanın sağlık durumuna göre uygulanabilecek tedavi yöntemlerini sıralıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/50-yas-ustu-her-erkek-bu-testi-yaptirmali-595680">50 yaş üstü her erkek bu testi yaptırmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor. 50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri ciddiye alın!</strong></p>
<p>Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; </p>
<ul>
<li>İdrarda kan </li>
<li>Ayaklardaki şişlik</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur</strong></p>
<p>Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor</strong></p>
<p>Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem   tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır </strong></p>
<p>Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır.</p>
<p><strong>Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı</strong></p>
<ol>
<li>Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.</li>
<li>Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.</li>
<li>Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.</li>
<li>Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.</li>
<li>Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 07:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşma]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Grip, ani ateş ve şiddetli kas-eklem ağrıları ile başlar!</strong></p>
<p>Grip hastalığının, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, bir enfeksiyon hastalığı olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlar.” dedi.</p>
<p>Sonrasında hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtilerin eklendiğini ifade eden Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Ateşin 39°C’nin üzerinde olması, şiddetli kas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmek zorlaşır ve hastaların 3 ila 7 gün yatarak dinlenmesi gerekebilir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolur ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da 2 haftaya kadar devam edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ciddi sonuçlara neden olabilen grip, soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hatta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip hastalığının halk arasında sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırıldığına işaret eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmez ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalı. Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlar. Orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sözü edilen bu kadar özelliğin üstüne hastalığın spesifik tedavisinin olmadığını da eklersek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılabilir.” </p>
<p><strong>Grip, çok kolay bulaşan ve önlemesi zor bir hastalık!</strong></p>
<p>Grip hastalığına neden olan Influenza virüsünün çok kolay ve hızlı bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile taşınması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile temas başlıca bulaşma yollarıdır.” dedi.</p>
<p>Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olmasının bulaşıcılığı daha da arttırdığını dile getiren Dr. Mamçu, “Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokar. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşıma araçlarında çok kolay bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış kişilerde yani hastalığın kuluçka süresince de bulaştırma mümkündür. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu aşılanma!</strong></p>
<p>Grip hastalığına yakalandıktan sonra kullanılan ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve antigribal ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabildiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu  ‘aşılanma’dır.” dedi. </p>
<p>Dünyanın önde gelen sağlık otoritelerinin paylaştığı, kimlerin hangi durumlarda aşılanması gerektiğine dair bilgilere değinen Dr. Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bronşiyal astım hastaları, kalp ve damar sistemi hastalıkları olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, 65 yaşından büyük kişiler, bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler, grip mevsimi sırasında gebeliklerinin ikinci yada üçüncü 3 aylık dönemi içerisinde bulunacak olan gebeler, huzurevleri veya kışlalar toplu halde yaşanılan yerlerde kalanlar, sağlık personeli ve hastane görevlileri ile yüksek risk altındaki kişilere virüsü bulaştırabilecek kişilerin mutlaka aşılanması öneriliyor. Ayrıca toplum hizmetinde çalışanlar, okul ve kreş gibi virüsün kolaylıkla bulaşabildiği kalabalık ortamlarda bulunanlar, sık seyahat edenler, gribin yol açacağı iş gücü kaybını engellemek isteyenler ile grip olmak istemeyen herkesin grip aşısı olması tavsiye ediliyor. </p>
<p>Grip aşısı  tüm kış sezonu boyunca uygulanabilir. Ancak aşıdan tam yarar sağlanması açısından grip salgınlarının başlamasından önce aşının uygulanması gerekir. Bu nedenle en uygun zaman sonbahar aylarıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 21:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595030</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akciğer kanserinin en çarpıcı yönlerinden biri, büyük ölçüde önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişmesidir. Riskleri ve nedenleri çok net olan akciğer kanserinin önlenebilirlik oranı da çok yüksektir. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı, Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, hastalığın büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ve erken tanının hayat kurtardığını vurguladı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Hastaların Yarısı İleri Evrede Tanı Alıyor”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,5 milyon kişinin akciğer kanseri tanısı aldığını ve 1,8 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Balcı; “Rakamlar, akciğer kanserini hem en sık görülen hem de en ölümcül kanser türü konumuna getiriyor. Türkiye’de yıllık 31 bin yeni vaka ve 25 bin ölüm ile yaygın ve yüksek ölümcüllüğü olan bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Akciğer kanserinin, erkeklerde görülme olasılığı yüz binde 55,9, kadınlarda yüz binde 11,2 olarak bildiriliyor. Türkiye’de akciğer kanseri vakalarının yaklaşık %25-30’u yakın lenf nodlarına yayılım olduğunda, %50-55’i ise uzak organlara yayılım olduğunda tanılanabiliyor. Yani, ortalama %80-85’i ileri evrede tanılanan akciğer kanseri vakalarında erken teşhis oranları oldukça düşük. Bu da tedavinin başarısını ve sağ kalımı büyük ölçüde azaltıyor. Bu nedenle koruyucu önlemler, risk gruplarına yönelik bilinçlendirme ve tarama programlarının geliştirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Türkiye’de, Erkek Hastalarda Görülen Akciğer Kanserinin Büyük Çoğunluğu Tütün ile İlişkili”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin risk ve nedenlerine değinen Balcı; “Sigara ve tütün ürünleri en büyük tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Akciğer kanserinin %85–90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Türkiye’de, erkeklerde görülen vakaların büyük çoğunluğunun tütünle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Elektronik sigara, nargile, puro ve pipo da aynı derecede risk taşıyor. Görünmeyen risk olarak karşımıza çıkan pasif içicilik durumunda ise ev, iş yeri veya kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini ciddi biçimde artırıyor. Çocuklar ve kadınlar bu riskten daha fazla etkileniyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Büyük şehirlerde artan hava kirliliği, akciğer dokusuna zarar vererek kanser gelişimine zemin hazırlıyor. Asbest, radon, dizel egzozu, ağır metaller ve kimyasal dumanlara mesleki maruziyet; madenciler, sanayi işçileri ve inşaat çalışanları başta olmak üzere birçok meslek grubunda hastalık riskini artırıyor. KOAH gibi hastalıklar ve ailede akciğer kanseri öyküsü de risk oluşturuyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akciğer Kanseri Riskini Azaltmanın Püf Noktaları</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Dr. Balcı, akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilen ve erken tanı ile hasta hayatının kurtarılabilir olduğunu dile getirerek alınması gereken önlemleri şu şekilde sıraladı; “Sigaranın bırakılması en etkili koruyucu yöntemdir. Sigara bırakıldıktan sonra ilk yılda risk belirgin şekilde azalır, 10–15 yıl içinde risk, hiç sigara içmemiş kişiye yakın seviyeye düşebilir. Bu konuda ülkemizde Ulusal Sigara Bırakma Poliklinikleri ücretsiz destek sunuyor. Pasif içicilikten korunulması, ev ve iş yerlerinde tamamen dumansız alan oluşturulması, çocukların ve hassas grupların korunması açısından kritik önem taşıyor. Hava kalitesi uyarılarının takip edilmesi, gerekli günlerde maske kullanımı, kentsel temizlik ve çevre politikalarının desteklenmesi riskleri azaltıyor. Yüksek riskli sektörlerde çalışanların koruyucu ekipman kullanması, ortam havalandırmasının iyileştirilmesi ve düzenli sağlık taramaları hayati önem taşıyor.  Özellikle uzun süre sigara içmiş 50 yaş üzeri yüksek riskli bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi ile tarama öneriliyor. Nitekim, erken evrede yakalanılan akciğer kanserinde, 5 yıllık sağ kalım oranı %60’ın üzerine çıkabiliyor. Düzenli egzersiz, sebze-meyve ağırlıklı beslenme ve hava kalitesine dikkat etmek, riski azaltan diğer önemli faktörlerdir.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı, Hayat Kurtarır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akciğer kanserinin dünyada ve Türkiye’de en ölümcül kanser türü olmaya devam ettiğine değinen Balcı; “Hastalığın nedenlerinin büyük bir kısmının önlenebildiği gibi erken tanı tedavi şansını önemli düzeyde artırıyor. Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında atılacak adımlardan olan sigarayı bırakma, riskli bireylerin taranması, toplumların bilinçlendirilmesi faaliyetleri ile binlerce kişinin kaderi değiştirilebilir” diyerek erken tanının, yaşam süresini uzatmanın ve tedavinin başarısını artırmanın en önemli adımı olduğuna dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akciger-kanseri-buyuk-olcude-onlenebilir-ve-erken-tani-hayat-kurtarir-595030">Akciğer Kanseri Büyük Ölçüde Önlenebilir ve Erken Tanı Hayat Kurtarır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 21:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[konforlu]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594581</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor. Bu durum da kan basıncını yükseltebiliyor ve son dönemde böbrek yetmezliği gelişebiliyor. İşlev görme yeteneklerinin %90&#8217;ını kaybeden böbrek vücuda fayda sağlayamadığı için de böbrek nakil ihtiyacı doğabiliyor. Böbrek nakli sonrasında yaşam kalitesi ve süresi artıyor, hastalar günlük hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ümit Çakmak, böbrek nakli ve nakil sonrasında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çalışmayan böbrekler alınmıyor</strong></p>
<p>“Son dönem böbrek yetmezliği”, böbreklerin görevini yapamadığı ve bu durumun en az üç ay süreyle devam ettiği durumlar olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle Glomerüler Filtrasyon Hızı (GFH)≤ 15 ml/dk, dakikada böbrek süzme hızının 15ml’nin altında olduğu durumlar olarak ifade edilir. Bu durumda böbrek nakline başvurulur. Nakil, son dönem böbrek yetmezliği tanısı kesinleştikten sonra canlı vericinden veya kadavradan yapılır. Canlı vericilerden yapılan böbrek nakillerinde hasta ve vericiler ayrıntılı olarak değerlendirilip hazırlanır ve nakil en uygun şartlarda yapılır. Nakil ameliyatı öncesinde çoğu zaman hastanın kendi böbrekleri yerinde bırakılır ve yeni böbrek kasığın hemen üzerinde sağ ve sol tarafa yerleştirilir. Özetle böbrek nakilli hastada kendine ait çalışmayan 2 böbrek ve nakledilmiş 1 böbrek olmak üzere üç böbrek bulunur. </p>
<p><strong>Nakil sonrası ilaç kullanımına dikkat!</strong></p>
<p>Böbrek nakli ameliyatından sonra her şeyin normal geliştiği koşullarda hastanede kalma süresi 1-2 haftadır. Ameliyatın üzerinden yaklaşık 3 ay geçtikten sonra ise hasta iş ve sosyal yaşantısına dönebilir. Nakil ameliyatından sonra uzun süreli genellikle ömür boyu hastalar bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaktadırlar. Bu ilaçlar nakil olan böbreğin reddedilmesini engelleyici ilaçlardır ve hastaların ilaçlarını doktorlarının söylediği şekilde ve aynı saatlerde alması önerilmektedir. Kendi kendilerine ilaç dozunu ve miktarını değiştirmemeleri ve doktorunun bilgisi dışında hiçbir ilaç almamaları önemle vurgulanmalıdır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası bu şikayetleri önemseyin</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında nakledilmiş böbreğin çalışmasını ve genel sağlık durumunu gözden geçirmek üzere düzenli aralıklarla poliklinik kontrollerine gidilmesi gerekmektedir. Poliklinik kontrolleri birinci yılın sonuna kadar sıklıkla yapılırken sonrasında sıklık azalmaktadır. Ancak hastada yüksek ateş, nefes darlığı, öksürük, balgam, bulantı, kusma, ishal, idrar yaparken yanma ve sızlama, idrar miktarında azalma, bacaklarda ödem, kilo alma, idrarın kanlı gelmesi gibi belirtiler görülmesi durumunda doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Dengeli beslenme ve spor ile sağlıklı bir yaşama adım atın</strong></p>
<p>Nakil sonrası dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de beslenmedir. Böbrek nakli sonrasında sağlığın geri gelmesi, kullanılan ilaçlardan biri olan kortizonun su ve tuz tutucu etkisi ve iştahı artırması gibi nedenlerle kilo artışı sık görülür. Yemeklerin az tuzlu olmasına ve mümkün olduğu kadar iştahı azaltacak öğünler hazırlamaya ve basitçe kalori hesabı yapmaya özen gösterilmelidir.</p>
<p>Böbrek nakilli hastalar için ilk dönemde hareketli bir yaşam önemlidir. Bunun için yürüyüş en iyi ve güvenilir egzersizdir. Haftada en az 3 kez 30-40 dakikalık tempolu yürüyüşlerle hastalar kalp, kemik ve psikolojik sağlıkları üzerinde faydalı olur. Böbrek naklinin üzerinden 3 ay geçtikten sonra tenis, bisiklete binmek ve yüzmek gibi sporlara başlanabilir. Vücuda ani darbeler getirebilecek veya düşmeye sebep olabilecek futbol, voleybol, basketbol ve judo benzeri sporlardan ve ağırlık kaldırmalı egzersizlerden kaçınmaları uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası böbreğin reddetmesi sizi korkutmasın</strong></p>
<p>Böbrek nakilli hastalarda gözlemlenen ve hastalar için endişe kaynağı olan bir diğer durum da nakledilen böbreğin reddidir. Ancak uygulanan yeni tedavi yöntemleri ile ret atakları daha nadir gelişmekte ve ortaya çıktığı anda da etkin olarak tedavi edilebilmektedir. Ret geliştiği için tekrar diyaliz tedavisine dönen hastalarda da ikinci, üçüncü veya daha fazla böbrek nakilleri yapılabilmektedir. Son dönem böbrek yetersizliği farklı tedavi yöntemleri ile artık hayatı tehdit eden bir problem olmaktan çıkmıştır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 14:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisindeki]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı<strong> “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var”</strong> başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. <strong>Sunucu </strong>Leyla Yıldırım’ın moderatörlüğünde söyleşiye katılan<em> <strong>Genel Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan ve Prof. Dr. Mert Erkan, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar ile Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çolak,</strong></em><strong> bilim alanındaki yeni gelişmeleri anlatırken, </strong>hastalar da şaşırtıcı ve umut dolu hikayelerini paylaştılar.. </p>
<p>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla, Türkiye’de de yaklaşık 8 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuluyor. Üstelik<em> </em>görülme sıklığı giderek artan pankreas kanserinin 2030 yılında ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sıradan 2. sıraya yükseleceği belirtiliyor. Buna karşın pankreas kanserine yönelik toplumsal farkındalık hala çok düşük. Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında <strong>Acıbadem Maslak  Hastanesi’nde</strong> düzenlenen söyleşide, pankreas kanseri hakkında genel bilgilerin yanı sıra hastanın yaşam kalitesini ve süresini artıran yenilikçi tedavi yöntemleri de anlatıldı. </p>
<p><em><strong>“5 yıllık sağkalım yüzde 54’lere ulaştı”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan</strong>, pankreas kanserinin teşhis ve tedavisinde son yıllarda çok önemli ilerlemeler sağlandığını belirterek, bu sayede kanserden sağkalım oranlarının da çok ciddi oranda arttığını vurguladı. Prof. Dr. Ceyhan sözlerine şöyle devam ett: “Sağ kalım oranları çok ciddi oranda arttı. Ben bilimsel olarak çalışmaya başladığım zaman, 25 sene önce ameliyat ettiğimiz hastaların sağ kalımı (5 yıl sağkalımdan hep hesaplarız) yüzde 12’lerdeydi şimdi 10 sene önce biz bunu yüzde 35, yüzde 40’a çıkartabildik. En son çalışmalardan sonra yüzde 54’e kadar bile arttı. Bu bir şekilde pankreas kanserinin şu an ön tedavilerle iyi bir şekilde kontrol edilip bu 5 yıllık sağ kalımları sağlayabilmemizi gösteriyor. Onkolojik tedavi, cerrahi tedavi iyi bir şekilde birleştiği zaman bu sonuçları artık hastalarımız için elde edebiliyoruz. Belki siz bana bu 5 yıl sağkalımı 10 yıl sonra sorarsanız, belki ben size yüzde 75 bile diyebileceğim.” </em></p>
<p><em><strong>“Kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydediliyor”</strong></em></p>
<p><em>Özellikle damar tutulumunun olduğu lokal ileri pankreas kanserlerinde ya da sınırlı sayıda metastaz bulunan hastalarda da, uygulanan kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydettiklerini belirten Prof. Dr. Ceyhan “Bu tedavi ile hastaları, sanki erken evre pankreas kanseriymiş gibi değerlendirme ve ameliyat şansı sunma imkanı oluyor. Bu bizim için çok değerli bir gelişme çünkü geçmişte bu hastaların çoğunu tedavi açısından kaybedilmiş kabul ediyorduk. Şimdi ise doğru tedaviyle bu hastalara da umut verebiliyor ve başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz” dedi.   </em></p>
<p><strong>“Son 6 ayda diyabet tanısı aldınızsa…”</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mert Erkan da konuşmasında; </strong>pankreas kanserinin toplumda nadir görülmesine rağmen ciddiyeti ve hızla ilerleyen yapısı nedeniyle çok daha dikkat gerektiren bir noktada olduğunu vurguladı. Toplumda görülme oranı normalde 10 binde 1 düzeyindeyken, 50 yaşın üzerinde bireylerde son 6 ay içinde yeni diyabet tanısı konulması ve buna kilo kaybının eşlik etmesi durumunda riskin 150’de 1’e yükseldiğini belirten Prof. Dr. Erkan sözlerine şöyle devam etti: “Bu grupta yaklaşık 70 katlık bir yoğunlaşma var. Pankreas kanseri aslında en sık 60’lı 70’li yaşlarda gözüküyor. Ama baktığımızda pankreas kanseri yüzünden ameliyat 18’li 20’li yaşlara kadar hastalar geliyor. Çocukluk çağı tümörü olarak bile, 3-4 yaşında bile görebildiğimiz özel formları var.”</p>
<p><strong> “Erken tanı mümkün olmaya başladı”</strong></p>
<p>Kanserin tüm zorluklarına rağmen artık giderek daha kontrol edilebilir bir hastalık haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkan şöyle konuştu: “Pankreas kanserinde erken tanı artık mümkün olmaya başladı. Bir takım risk gruplarını tanımlayabiliyoruz. Pankreasında kisti olan hastalarımızı daha yakın takip ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki o kistler belli bir aşamada, tümü değil ama bir grubu kansere dönüşebiliyor. Yeni tanı diyabet bizim için çok önemli. Son 6 ay içinde diyabet tanısı konulmuş 50 yaşın üzerindeyse bu bireyler araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Geçen bir 1,5 yıl içinde ortaya çıkan yeni pankreas kanseri aşıları var. Yani pankreas kanseri bu bugün için hani dünden çok daha iyi durumda ama yarından hala daha kötü bir hastalık.”</p>
<p><strong>34 yaşında ileri evre pankreas kanseri teşhisi aldı</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan <strong>Hasan Karaduman</strong> tanı ve tedavi sürecinde yaşadıklarını katılımcılarla paylaşırken gözyaşlarını tutamadı. 34 yaşında ileri evre pankreas kanseri ve karaciğerinde iki metastaz olduğunu öğrendiğinde şok olduğunu belirtti. O süreçte 6 yaşında bir oğlu ve aynı zamanda 4 aylık hamile olan eşiyle yeni bir bebek heyecanı yaşadığı günlere denk gelen tanı şokundan sonra neler yaşadığını ise şöyle anlattı:  </p>
<p> “Karın ağrısı şikayetiyle acile başvurduğumda yapılan tetkikler sonucunda pankreas kanseri olduğumu öğrendim. Oradaki hekim bu haberi bana vermedi eşime verdi. Eşime verdiği için de eşimden öğrendim ben bunu. Ondan sonra kemoterapi sürecim başladı. Üç aylık kemoterapi sürecimi güzel değerlendirdim. Ameliyat olma durumum oldu, cerrah araştırması içerisine girdik. Güralp hocayı internet araştırmasında bulduk. İyi ki de bulmuşum. Hocayla ilk görüşmemde online üzerinden görüştüğümde ben bu tanıyı 34 yaşında aldığım için ‘babam için mi’ aradığımı sormuştu. Kendim için aradığımı söyleyince çok şaşırmıştı. Ameliyatım güzel geçti, 12 saat sürdü. Ameliyat sonrası kemoterapi sürecim tekrar oldu. Bu süreçte eşim doğum yaptı. Ameliyatım ve kemoterapim iyi geçtiği ve kızım olduğu için kızımın adını Melek koydum. Hayatıma umut dolu Meleğim olsun diye Melek ismini koydum”</p>
<p><strong>“Ameliyat edilemez” denmişti, ancak…  </strong></p>
<p>76 yaşındaki Fazilet Molla da 2017 yılında halsizlik, iştahsızlık, çok şiddetli kaşıntı, karında ağrı ve göz aklarında yoğun sarılık nedeniyle hastaneye başvurduğunu, pankreas başı ve safra kanalını tıkayan kanserli tümör tespit edildiğini ve kanseri ileri evrede olduğu için ‘ameliyat edilemez’ denildiğini anlatan Mollaoğlu çarpıcı hikayesini şöyle özetledi: “Önce umutsuz hasta olduğum, katiyen iyileşmeyeceğim söylendi çocuklara. Benim haberim yoktu. Ondan sonra ‘15 gün ya da 3 ay yaşar götürün, hiçbir şey yapmayın’ dendi. Ondan sonra Mert Hoca&#8217;yı bulduk. Ameliyat oldum. Ben 76 yaşındayım. 9 senedir yaşıyorum ve Mert&#8217;in sayesinde kahraman gibi yaşıyorum. Her işimi yapıyorum, geziyorum, torunuma gidip yemek yapıyorum”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor. 2050 yılında 5-19 yaş arasındaki çocuklarda obezite rakamlarının dünyada 746 milyona, ülkemizde ise en az 3.39 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Önlenebilen ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sırada yer alan obezitenin kalıcı tedavisi, multidisipliner yaklaşımlarla gerçekleştiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesi ve tedavi süreci ile ilgili önemli detaylar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler obeziteyi tetikliyor</strong></p>
<p>Dünyada 5–19 yaş arası çocuklarda obezite prevalansı 1975 yılında %4 iken, 2022 yılında bu oran %20’ye ulaşmıştır. Obez çocuk sayısı 1975 yılında yaklaşık 11 milyon iken, 2022’de 65 milyon kız ve 94 milyon erkek olmak üzere toplam yaklaşık 159 milyona yükselmiştir. 2050 yılında dünya genelinde 746 milyon çocuk ve gencin aşırı kilolu/obez olacağı öngörülmektedir. Çocukluk çağı obezitesinde; çocukların akademik hayatta başarılı olma kaygısı, yaşanılan çevrenin güvenli olmaması, çocukların evde daha çok ekran karşısında vakit geçirmelerine ve fiziksel aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır. Diyetteki artmış yağ oranı, fazla karbonhidrat tüketimi ve şekerli içeceklerden zengin beslenme obeziteye yol açmaktadır. Bu şekilde beslenen çocukların çeşitli vitamin ve mineral yetersizlikleri açısından da risk altında oldukları bilinmelidir. Düzenli ve dengeli beslenme obezite gelişimini engelleyici bir faktördür. Öğün atlanmasının, özellikle de çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının doğrudan obeziteye yatkınlığa yol açtığı çalışmalar ile gösterilmiştir. Ebeveynlerin her ikisi de obez ise çocukta şişmanlık riskinin belirgin olarak arttığı da kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Çocuklarda obezite yatkınlığı, erişkinlerden farklı hesaplanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda obezite tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksleri hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Yine bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>Çocukların obeziteden korunması için aktif yaşam şart!</strong></p>
<p>Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği nadir genetik hastalıklar da mevcuttur. Bu genetik hastalıkların ya da hormonal bozuklukların şüphe edildiği çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve ekran (bilgisayar, televizyon, akıllı telefonlar vb.) başında geçirilen sürenin azaltılması önerilen yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir, ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu yöntem gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuk, bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Birçok sağlık profesyoneli bu takımın bir parçası</strong></p>
<p>Birçok faktörün etkilediği bir problemi ortadan kaldırmanın yolu probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetine sahip olmaktan geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin kalıcı tedavisi ancak multidisipliner bir yaklaşımla mümkündür. Multidisipliner yaklaşım derken obeziteye neden olan faktörleri irdeleyen bilim dalları ile kollektif bir çalışma kastedilmektedir. Obezitenin tedavisinde ekipte yer alması gereken kişiler; obezite cerrahisi (genel cerrah), endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme ve diyet, psikoloji, fizyoterapi gibi alanlarda uzmanlar olarak sayılabilmektedir. Ayrıca ihtiyaç doğrultusunda diğer branşlar hasta bazlı olarak ekibe dahil olabilmektedir. Bu branşların hepsi ayrı ayrı hastayı değerlendirmekle birlikte, haftalık toplantılarla bir araya gelerek hasta için bütüncül bir yaklaşım ile en uygun tedavi şemasını belirlemektedir. Böylece hastaya özgü ve sağlık durumuna ve mevcut hastalıklarına göre uygun tedavi protokolü belirlenmiş olur. Bu şekilde izlenen hastalarda ömür boyu korunan tedavi başarısı şansı oldukça yüksektir.</p>
<p>Multidisipliner ekip ile tedavi edilemeyen ve kontrollerine uymayan hastalarda eski yaşam tarzına dönüşler ve geri kilo alımları çok sık gözlenmektedir. Öyle ki geri kilo alımı 10 yılda neredeyse yarı yarıya gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır. Geri kilo alımı demek aynı zamanda kronik hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da kötüleşmesi demektir. Bu minvalde değerlendirerek obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabullenip, multidisipliner tedavinin önemini anlayarak tedaviye başlamak kilolardan şikayetçi her bireyin başlangıç noktası olmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
