<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>görünmeyen | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/gorunmeyen/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/gorunmeyen</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2026 07:53:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>görünmeyen | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/gorunmeyen</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Görünmeyen Engellilik&#8221; karikatür yarışması başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-engellilik-karikatur-yarismasi-basliyor-621609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 07:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[engellilik]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[karikatür]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>
		<category><![CDATA[yarışması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621609</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Senin çizgin, onların sesi olsun” sloganıyla ödüllü karikatür yarışmasını başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-engellilik-karikatur-yarismasi-basliyor-621609">&#8220;Görünmeyen Engellilik&#8221; karikatür yarışması başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Senin çizgin, onların sesi olsun” sloganıyla ödüllü karikatür yarışmasını başlattı. 10 Nisan’a kadar başvuruların kabul edileceği yarışmada, görünmeyen engelliliklere dikkat çeken eserler yarışacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Senin çizgin, onların sesi olsun” sloganıyla “Görünmeyen Engellilik” karikatür yarışması düzenledi. Epilepsi, MS, kronik ağrı ve ruhsal sağlık sorunları gibi görünmeyen engelliliklere karşı önyargıları görünür kılmayı amaçlayan yarışmanın son başvuru tarihi 10 Nisan olarak belirlendi. Uluslararası katılımlı yarışmaya 18 yaş üstü herkes katılabilecek ve en fazla beş eserle başvuru yapılabilecek.</p>
<p><strong>Para ödülü verilecek</strong></p>
<p>Başvurular, [email protected] adresine gönderilecek. Yapay zekâ ile üretilen eserler kabul edilmeyecek. Yarışma 24 Nisan’da sonuçlanacak. Birinciye 60 bin TL, ikinciye 45 bin TL, üçüncüye 30 bin TL ödül verilecek; ayrıca üç mansiyon ödülü 20 bin TL olacak.</p>
<p><strong>Jüri üyeleri</strong></p>
<p>Yarışmanın asil jüri üyeleri, karikatüristler Eray Özbek, Cemalettin Güzeloğlu, Ömer Çam ve Kutay Bilgihan Atabay ile KEDİ Otizm Derneği Başkanı Serap Dikmen ve sosyolog Buse Yücel Kaba’dan oluşuyor. Yedek jüri üyesi el sanatları öğretmeni Zeynep Dalmış olacak. Yarışmanın raportörlüğünü ise İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü’nden Tolga Uçar üstlenecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-engellilik-karikatur-yarismasi-basliyor-621609">&#8220;Görünmeyen Engellilik&#8221; karikatür yarışması başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 08:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[Dominant]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[polikistik]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[yükler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618068</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Karakan, 8 Mart’ın kadınların görünmeyen sağlık yüklerini konuşmak için önemli bir fırsat olduğunu belirterek değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “8 Mart, kadınların yaşamın her alanındaki varlığını ve mücadelesini hatırladığımız çok kıymetli bir gün. Ben bugün, kadınların hem bedenleri hem de ruhlarıyla taşıdıkları bir yük olan genetik hastalıklara dikkat çekmek istiyorum. Çünkü genetik hastalıklar yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda derin bir psikososyal boyuta da sahiptir.”</p>
<p><strong>Her 10 Diyaliz Hastasından 1’i Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı Nedeniyle Böbrek Yetmezliği Yaşıyor</strong></p>
<p>Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı; böbreklerde çok sayıda kistin ilerleyici biçimde büyümesiyle seyreden, zamanla böbrek yetmezliğine yol açabilen ve toplumda en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biridir. Prof. Dr. Karakan hastalık ve tedavi ile ilgili şunların altını çizdi: “Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığının günümüzde artık tedavisi mümkün. Uygun evrede tanı alan hastaların ilaç tedavisi ile hastalık sürecini yavaşlatabiliyoruz. Buna rağmen bilgi eksikliği ile diyaliz tedavisi alan her 10 hastadan biri bu hastalık nedeniyle böbrek yetmezliği tanısı almakta.”</p>
<p>Hastalığın otozomal dominant kalıtım göstermesi nedeniyle, hastalığı taşıyan bir ebeveynin çocuğuna hastalığı aktarma riski yüzde 50’dir. Prof. Dr. Karakan, bu bilginin özellikle anneler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Kadınlar bir yandan kendi sağlık süreçlerini; hipertansiyon, kronik ağrı ve böbrek fonksiyon kaybı gibi sorunları yönetmeye çalışırken, diğer yandan çocuklarına hastalığı aktarma ihtimaliyle yüzleşiyor. Araştırmalar, hastaların yüzde 62’sinin bu nedenle yoğun bir suçluluk duygusu yaşadığını gösteriyor. Bu suçluluk duygusu, bazı kadınların anne olma kararını dahi yeniden gözden geçirmesine yol açabiliyor.”</p>
<p><strong>Genetik Hastalıklarda Toplumsal Baskı Özellikle Kadınlara Yöneliyor </strong></p>
<p>Genetik hastalıklar hem anneden hem babadan aktarılabilmesine rağmen, toplumsal baskının çoğu zaman kadına yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Karakan, kadınların evlilik ve annelik kararları üzerinden sorgulanabildiğini belirtti.</p>
<p>Genetik hastalığı olan bir çocuğun bakım sorumluluğunu üstlenen kadınların iş yaşamından uzaklaşabildiğini, sosyal olarak yalnızlaşabildiğini ve tükenmişlik yaşayabildiğini söyleyen Karakan, kronik hastalıkla yaşamanın depresyon ve anksiyete riskini de artırdığına dikkat çekti: “Kadınlar çoğu zaman hem kendi hastalıklarıyla hem de ailelerinin kaygısıyla aynı anda mücadele ediyor” dedi.</p>
<p> <strong>Çözüm: Multidisipliner Destek ve Toplumsal Farkındalık</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şebnem Karakan, bu yükün hafifletilebilmesi için şu adımların atılması gerektiğini vurguladı:</p>
<ul>
<li>Genetik danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması</li>
<li>Gebelik öncesi ve sonrası multidisipliner destek sağlanması</li>
<li>Psikososyal destek mekanizmalarının standart hale getirilmesi</li>
<li>Eşlerin ve aile bireylerinin sürece aktif katılımının teşvik edilmesi</li>
<li>Toplumsal farkındalık kampanyaları ile doğru bilginin yaygınlaştırılması</li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Karakan sözlerine şöyle devam etti: “Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı yalnızca böbrekleri etkileyen bir hastalık değildir. Kadının bedenini, ruhunu, annelik kimliğini ve sosyal yaşamını da etkileyen çok boyutlu bir durumdur” diyen Karakan, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: “Genetik hastalıklar biyolojik bir gerçektir; ancak kadınlara yüklenen sosyal ve psikolojik baskı değiştirilebilir bir toplumsal tutumdur. Kadını suçlayan değil destekleyen, yalnız bırakan değil güçlendiren, korku üreten değil bilgi sunan bir yaklaşımı benimsemek zorundayız. Kadınların güçlü varlığını yalnızca 8 Mart’ta değil, yılın her günü desteklemek hepimizin sorumluluğudur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polikistik-bobrek-hastaliginda-kadin-olmak-gorunmeyen-yukler-sessiz-mucadeleler-618068">Polikistik Böbrek Hastalığında Kadın Olmak: Görünmeyen Yükler, Sessiz Mücadeleler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[içerik]]></category>
		<category><![CDATA[lerin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[selfie]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların bugün yaşadığı hayat, 20 hatta 40 yıl öncesine göre çok farklı. Bu farkın ana nedeni ise teknoloji. İyi ya da kötü, akıllı telefonların ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, çocukların birbirleriyle ve çevrelerindeki dünyayla etkileşim kurma şeklini kökten değiştirdi. Siber güvenlik şirketi ESET, çocukların mutlu bir dijital yaşam sürmelerini sağlarken potansiyel risklerin nasıl yönetebileceğini inceledi, önerilerini paylaştı. </strong></p>
<p>Farklı düşünceler olsa da  sosyal medya doğası gereği kötü değildir. Bazı yönlerden, gençlere kendini ifade edebilecekleri güvenli bir alan veya hikâyelerini paylaşabilecekleri, arkadaşlık kurabilecekleri benzer düşünen insanlardan oluşan bir topluluk sağlayarak fayda bile sağlayabilir. Bazı çocuklar, ebeveynlerine soramadıkları konular ile ilgili  sosyal medya hesapları aracılığıyla resmî kaynaklardan bilgi edinebilir; destek bile isteyebilirler. Ancak bağlam her şeydir. Önemli bir açıklama, çocuklarınızın sosyal medyayı esas olarak iletişim kanalı olarak mı, fotoğraf ve videolara yorum yapmak için mi yoksa içerik paylaşmak için mi kullandıklarıdır. Ya da kendilerinin videolarını ve selfie&#8217;lerini çokça paylaşıyorlar mı? Profilleri kilitli ve sık sık kontrol edilmedikçe bu durum bazı sorunlara yol açabilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler nasıl risk oluşturabilir?</strong></p>
<p>Bir selfie sosyal medya sitesine yayımlanır yayımlanmaz, çocuğunuz onun üzerinde belirli bir kontrolünü kaybeder. Silse bile çocuğunuz görüntünün arkadaşları ve takipçileri tarafından yeniden paylaşıldığını ve yayıldığını görebilir.  Bu &#8220;dijital kalıcılık&#8221; fikri, gençler çevrimiçi paylaşım yaparken akıllarına gelmeyebilir. Ancak yapay zekâ botlarının büyük dil modellerini eğitmek için sosyal medya içeriğini taradığı bir çağda, bu konu her zamankinden daha önemli hâle geldi. Bu durum, özel içeriğin kamuya açık alana sızma riskini artırmaktadır. </p>
<p>Ebeveynler için daha da endişe verici olan, bir selfie&#8217;nin aşağıdaki riskleri doğurabileceğidir: </p>
<p>·       Avlarını arayan avcıları çekebilir.</p>
<p>·       Müstehcen içerik oluşturmak için yapay zekâ &#8220;nudifier&#8221; araçlarını besleyecek görüntüler arayan avcıları ve şantajcıları çekebilir. Bu içerik çevrimiçi olarak paylaşılabilir veya kurbana şantaj yapmak için kullanılabilir.</p>
<p>·    Doğum tarihi veya okul adı gibi kişisel bilgileri içerebilir ve bu bilgiler diğer bilgilerle birleştirilerek kimlik hırsızlığı için kullanılabilir.</p>
<p>·    Siber zorbalar ve troller tarafından çocuğunuzu çevrimiçi olarak mağdur etmek için kullanılabilir.</p>
<p>·     Gelecek yıllarda işverenler veya ileri eğitim kurumları tarafından görülebilecek utanç verici veya uygunsuz ayrıntılar içerebilir.</p>
<p><strong>Selfie&#8217;ler ruh sağlığını etkiler mi?</strong></p>
<p>Ayrıca selfie paylaşmak da dâhil olmak üzere sosyal medya kullanımının psikolojik zarara yol açabileceğini gösteren kanıtlar da giderek artıyor. 2017 yılında 8. ve 12. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırma, 2010-2015 yılları arasında depresif belirtilerin yüzde 33 arttığını ortaya koydu. Aynı dönemde bu yaş grubundaki kızların intihar oranı yüzde 65 artmıştı.</p>
<p>Burada doğrudan bir nedensel bağlantı yoktur. Ancak korelasyon açık çünkü Batı&#8217;da akıllı telefon ve sosyal medyanın yaygınlaşmasının arttığı döneme denk geliyor. Uzmanlar ayrıca sosyal medyanın gençlerin özgüvenini, fiziksel sağlığını ve uyku kalitesini etkileyebileceğini iddia ediyor. Yapay zekâ filtrelerinin selfie&#8217;lerle birlikte kullanılması, teorik olarak, duygusal ve psikolojik olarak savunmasız olduğumuz bir dönemde, görünüşe karşı sağlıksız bir takıntıya yol açabilir. Bu, 2023 yılında ABD Sağlık Bakanı&#8217;nın Sosyal Medya ve Gençlerin Ruh Sağlığı hakkında bir tavsiye yayımlamasının nedenlerinden biridir.</p>
<p><strong>Ebeveyn rehberliği zamanı</strong></p>
<p>Ebeveynlerin sınırlar belirlemek, en iyi uygulamaları öğretmek, çocuklara duygusal ve psikolojik destek sağlamak konusunda benzersiz ve önemli bir rolü var.  Kışkırtıcı görüntüler veya adres ve kimlik bilgilerini içeren her türlü içerik gibi, hangi tür selfie&#8217;lerin yasak olması gerektiği konusunda net kurallar belirleyin. Ancak bunu, çocuklarınıza profilini kısıtlama, coğrafi konumunu kapatma ve başkalarının fotoğraflarında onları etiketlemesi için manuel onay gerektirme gibi gizlilik ayarlarını öğreterek dengeleyin. Onlara, kimlerin kendilerini takip etmesine izin verecekleri konusunda neden seçici olmaları gerektiğini (yani, sadece gerçek hayatta arkadaş oldukları kişiler) öğretin. Neden birkaç ayda bir “dijital bahar temizliği” yapıp belirli takipçileri ve diğer kişileri silmenin yararlı olabileceğini anlatın.</p>
<p>Özellikle çocuğunuz siber zorbalık veya cinsel şantaj gibi rahatsız edici veya utanç verici bir konu hakkında sizinle konuşmak istediğinde dürüstlüğü teşvik etmek için yargılayıcı olmayan, saygılı bir ortam yaratmak önemlidir. Ancak bu güvenin bozulduğunu düşünüyorsanız ekran süresini ve belirli içeriklere ve uygulamalara erişimi sınırlamak için ebeveyn denetim araçlarını kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çocuklar teknolojiyle daha iyi bir ilişki kurmalı</strong></p>
<p>Önemli olan çocuğunuzun selfie paylaşmasını yasaklamak değil  onlara çevrimiçi olarak ne paylaşacaklarına dair rasyonel, riske dayalı kararlar alabilmeleri için bilgi vermektir. Bu, onları avcılar, zorbalar ve dolandırıcılardan korumayı da içeriyor. Aynı zamanda aşırı sosyal medya kullanımının potansiyel zihinsel sağlık üzerindeki etkilerine dair uyarıları da kapsıyor. Bu nedenle, evde ekran süresini en aza indirmek, masada telefon kullanımını yasaklamak ve hafta sonu bir veya iki saatinizi aile etkinliklerine ayırmak gibi önlemleri mutlaka deneyin. Ancak aynı zamanda örnek de olmalısınız. 2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, ebeveynlerin yüzde 75&#8217;i çocuklarının fotoğraflarını, videolarını ve diğer içeriklerini adresinde paylaşıyor. Çocuklarınızın çevrimiçi ortamda selfie paylaşmasının artıları ve eksileri hakkında bir konuşma başlatmadan önce kendi &#8220;paylaşım&#8221; davranışınızı kontrol altına almayı unutmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selfielerin-gorunmeyen-yuzu-616317">Selfie&#8217;lerin görünmeyen yüzü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Görünmeyen sessiz salgın: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sağlığı tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-sessiz-salgin-toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-sagligi-tehdit-ediyor-612273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizliği]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612273</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Sağlık Yönetimi doktora programı mezunu Dr. Elif Akdemirel’in“Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Sağlık Sonuçları ile İlişkisi” başlıklı araştırması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca bir hak ihlali değil, aynı zamanda küresel ölçekte etkili bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-sessiz-salgin-toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-sagligi-tehdit-ediyor-612273">Görünmeyen sessiz salgın: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sağlığı tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Sağlık Yönetimi doktora programı mezunu Dr. Elif Akdemirel’in“Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Sağlık Sonuçları ile İlişkisi” başlıklı araştırması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnızca bir hak ihlali değil, aynı zamanda küresel ölçekte etkili bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Akdemirel, eşitsizliğin yaygınlığı, sürekliliği ve önlenebilir sağlık sonuçlarına yol açması nedeniyle “görünmeyen, sessiz bir salgın” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Araştırmaya göre, kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları ayrımcılık, sağlıklarını hem doğrudan hem de dolaylı biçimde olumsuz etkiliyor. Sağlık bilgisine ve hizmetlerine erişimdeki engeller, düşük eğitim ve gelir düzeyi, karar alma mekanizmalarından dışlanma gibi faktörler; istenmeyen gebelikler, anne ölümleri, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve şiddet gibi riskleri artırıyor. Birleşmiş Milletler verileri, her beş kız çocuğundan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğini ve dünya genelinde 230 milyon kız çocuğu ve kadının kadın sünnetine maruz kaldığını ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Toplumsal cinsiyet eşitsizliği erkekleri de etkiliyor</strong></p>
<p>Toplumsal cinsiyet eşitsizliği yalnızca kadınları değil, erkekleri de etkiliyor. Akdemirel’e göre erkeklere yüklenen riskli davranış kalıpları; sigara, alkol ve madde kullanımını artırırken, sağlık hizmetlerinden yararlanma isteksizliği erken ölümlere yol açabiliyor. Bu durum, önlenebilir hastalıklar nedeniyle yaşam süresinin kısalmasına neden oluyor.</p>
<p>Araştırma, eşitsizliğin kuşaklar arası sağlık sorunlarını da derinleştirdiğini gösteriyor. Anne eğitiminin düşüklüğü, yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerine erişimdeki sorunlar; düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesine ve bebek-çocuk ölümlerinin artmasına yol açıyor. Akdemirel, bu tablonun çocuk ölümlerinin yalnızca yoksullukla değil, eğitim, sağlık ve gelir gibi temel kaynakların adaletsiz dağılımıyla ilişkili olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>Bütüncül politikalar gerekiyor</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2025 raporuna göre, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkeler arasında Yemen, Nijerya, Somali, Çad ve Afganistan yer alıyor. Bu ülkelerde anne ölüm oranları ve adölesan doğurganlık hızları son derece yüksekken, Danimarka ve Norveç gibi eşitlikte iyi performans gösteren ülkelerde hem yaşam süresi daha uzun hem de anne ve çocuk ölümleri çok daha düşük seviyelerde.</p>
<p>Akdemirel, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasının kısa vadede anne ölümleri ve adölesan gebeliklerde, uzun vadede ise kuşaklar arası sağlık eşitsizliklerinde belirgin iyileşmeler yaratacağını belirtiyor. Ancak bunun yalnızca sağlık politikalarıyla değil; eğitim, istihdam, sosyal güvence ve karar alma süreçlerinde eşitliği hedefleyen bütüncül politikalarla mümkün olabileceğinin altını çiziyor.</p>
<p>Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğumda beklenen yaşam süresini kısaltması. Bu sonuç, “eşitsizlik öldürür” ifadesinin bilimsel karşılığını ortaya koyarken, politika yapıcılara da net bir uyarı sunuyor: Sağlıkta kalıcı ve sürdürülebilir iyileşme, ancak toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan önleyici ve sektörler arası politikalarla mümkün.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gorunmeyen-sessiz-salgin-toplumsal-cinsiyet-esitsizligi-sagligi-tehdit-ediyor-612273">Görünmeyen sessiz salgın: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği sağlığı tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığının]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık davranışlarının önemli bir bölümünün çocukların ev ortamında maruz kaldığı iletişim dili ve ebeveyn tutumlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyeni ve Karatay Çocuk Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği “üstünlük” algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak görülüyor. Çocukların, kendilerine söylenenlerden çok, günlük yaşamda gözlemledikleri davranışları model aldığını belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu şunları kaydetti; “Evde sorunların bağırarak çözüldüğü, öfkenin bastırıldığı ya da bireylerin etiketlendiği bir iletişim dili, fark edilmeden çocukların akran ilişkilerine taşınıyor. Bu durum, okul bahçelerinde görülen itme, alay etme, dışlama ve lakap takma gibi davranışların temelini oluşturabiliyor. Araştırmalar, sert, tutarsız ya da aşırı kontrolcü ebeveynlik tutumlarıyla büyüyen çocukların, akran ilişkilerinde daha fazla saldırganlık ve zorbalık davranışı sergileyebildiğini gösteriyor. Ev ortamında sınırların tehdit, korku ya da utandırma yoluyla çizilmesi, çocuğun sınır kavramından ziyade güç ilişkisini öğrenmesine neden oluyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Akran Zorbalığı Her Zaman Fiziksel Değildir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği üstünlük algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek; “Özellikle fiziksel cezaya ya da sert otoriteye maruz kalan çocuklarda empati becerileri daha zayıf gelişiyor ve başkalarının duygularını fark etmede güçlük yaşıyorlar.  Zorbalık, fiziksel şiddetle sınırlı değildir. Dışlama, alay etme, bilinçli yok sayma ve lakap takma gibi davranışlar da zorbalık kapsamında değerlendirilmelidir. Zorbalık dendiğinde çoğu ebeveyn kendini otomatik olarak geri çeker. ‘Benim çocuğum öyle bir çocuk değil.’ Oysa zorbalık her zaman yumruk atmak değildir. Bazı ebeveyn tutumları, istemeden de olsa bu davranışları besleyebilir. Çocuğu sürekli başkalarıyla kıyaslamak, sen daha iyisin vurgusunu abartmak, başarıyı insan değerinin önüne koymak, çocuğun hatalarını başkalarının önünde küçümsemek gibi davranışlar, çocuğun kulağına yüksek sesle değil, fısıltıyla yerleşir. Zamanla çocuk, kendi değerini başkalarıyla karşılaştırarak tanımlamaya başlar. Bu durum, ilişkilerde sağlıksız güç arayışlarını ve zorbalık davranışlarını tetikleyebilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Duyguların İlk Öğretildiği Yer: Ev”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde aile ortamının belirleyici rol oynadığını ifade eden Yüzbaşıoğlu; “Ağlamanın abartı, öfkenin ayıp, korkunun ise saçma olarak görüldüğü evlerde çocuk, duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğrenemiyor. Bastırılan duygular ise okul ortamında saldırgan davranışlar olarak ortaya çıkıyor. Konuşulamayan öfke fiziksel davranışlara, ifade edilemeyen hayal kırıklığı alaya, görülmeyen korku ise güç gösterisine dönüşebilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Davranışla Verilen Eğitim, Sözcüklerden Daha Etkilidir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığıyla mücadelede en etkili yöntemin, çocuklara uzun öğütler vermekten çok, yetişkinlerin davranışlarında gizli olduğunu vurgulayan Yüzbaşıoğlu; “Hata yaptığında özür dileyebilen, öfkesini yönetebilen, gücünü baskı kurmaktan çok adil ve tutarlı davranarak gösteren ebeveynler, çocuklara kalıcı mesajlar verir. Başkalarının sınırlarına saygı duyan, haklı olmak yerine adil olmayı seçen bir yetişkinle büyüyen çocuk, ilişkilerde gücün nereden geldiğini öğrenir. Bu derste ceza yoktur, nutuk yoktur ama etkisi uzun yıllar süren bir öğrenme vardır” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu; “Akran zorbalığı yalnızca okulun, öğretmenin ya da öteki çocukların sorunu değildir. Bu mesele çoğu zaman akşam sofralarında kurulan cümlelerde, evde yükselen ses tonlarında, çocuğun duygularına verilen tepkilerde sessizce filizlenir. Zorbalığı konuşurken gözlerimizi çocukların davranışlarına çevirmek kolaydır. Asıl zor olan, ebeveynlerin günlük hayatta verdikleri küçük ama sürekli mesajları fark edebilmektir. Çünkü bazı davranışlar okul bahçesinde görünür hâle gelir ancak onların dili, sınırları ve tonu çok daha önce evin içinde öğrenilmiştir. Okul, çoğu zaman sadece bu öğrenmenin sahnesidir. Senaryo ise çoktan evde yazılmıştır” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 13:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasının]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Matematik, yalnızca sayılarla değil; doğayı, teknolojiyi ve insan yaratıcılığını anlamanın dili. Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bu evrensel dili hem eğitimde hem de teknolojide nasıl kullandığımızı anlatıyor.</p>
<p>“Matematik, doğayı anlamanın ve geleceği inşa etmenin en güçlü dilidir,” diyor Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak ve ekliyor:</p>
<p>“Farkında olmadan bebeklikten itibaren matematikle yaşamaya başlarız. Bir yiyeceğin çokluğunu anlamak için sayar, adımlarımızı atarken bile geometrik bir hesap yaparız. Ben öğrencilerime matematiği, ‘karşılaştığımız sorunları tanımlayıp çözme sanatı’ olarak anlatıyorum. Çünkü matematik, evreni anlamamız için bize verilmiş en güçlü araçtır.”</p>
<p><strong>“Matematik, Korkulacak Değil, Keşfedilecek Bir Alan”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, bazı öğrencilerin matematiğe karşı erken yaşta önyargı geliştirebildiğini söylüyor ve ekliyor:</p>
<p>“Çocuklara sadece ders olarak değil, bir keşif alanı olarak matematik sunulmalı. Onların merak etmelerini, sorular sormalarını sağlamalıyız. ‘Bu benim ne işime yarayacak?’ yerine ‘Yeni bir yol keşfetmeliyim’ diyebilen gençler yetiştirmeliyiz.</p>
<p>Matematik yalnızca sınıfta değil, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor. Mühendislikte, teknolojide, ekonomide ve hatta sanatta bile matematik var. Öğrenciler, bu bağlantıları gerçek hayat uygulamalarıyla gördüğünde matematik anlam kazanıyor.”</p>
<p><strong>“Matematik, Yaratıcılığın ve Eleştirel Düşünmenin Anahtarı”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik yalnızca bir çözüm aracı değil; aynı zamanda yaratıcılığın ve eleştirel düşünmenin okulu.</p>
<p>“Bir problemi çözmenin tek bir yolu yoktur. Matematik bize farklı yollarla düşünmeyi öğretir. Bu da gençlerin hem hayal gücünü hem de mantıksal düşünme becerisini geliştirir.</p>
<p>Şehirde binlerce telefonun aynı anda baz istasyonlarına bağlandığı karmaşık bir durumu düşünün. Bu büyük karmaşayı anlamak için matematiksel modeller kurarız. Yani karmaşık bir tabloyu sadeleştirmek aslında hem akıl yürütmeyi hem de hayal gücünü birlikte çalıştırmaktır.”</p>
<p>Bu örnekle, matematiğin yalnızca defterlerde değil, her gün elimizdeki telefondan, şehirlerin işleyişine kadar her yerde yaşadığını hatırlatıyor.</p>
<p><strong>“Matematik, 5G VE 6G’nin Görünmeyen Omurgası”</strong></p>
<p>Geleceğin teknolojilerinde matematiğin belirleyici rol oynayacağını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, özellikle yapay zeka, veri bilimi, haberleşme teknolojileri ve biyoinformatik alanlarında büyük bir devrimin başladığını söylüyor.</p>
<p>“5G ve 6G sadece daha hızlı internet demek değil,” diyor. “Nesnelerin interneti, akıllı şehirler, sürücüsüz araçlar ve uzaktan yapılan cerrahi operasyonların altyapısı demek. Bu sistemlerin güvenli ve verimli çalışması tamamen matematiksel modellere dayanıyor. Kısacası geleceğin akıllı dünyasını inşa eden görünmeyen güç, matematiktir.”</p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak akademik çalışmalarından da örnek veriyor:</p>
<p>“Örneğin, telefonların ve internetin daha hızlı, daha güvenli çalışması için kullanılan ağ sistemleri üzerinde çalışıyoruz. Normalde bu ağların performansını ölçmek uzun zaman alıyor. Biz geliştirdiğimiz özel bir matematiksel modelle bu süreci çok daha kısa sürede ve doğru biçimde analiz edebiliyoruz. Böylece bağlantı kalitesini artıracak sistemleri önceden öngörmek mümkün olabiliyor.”</p>
<p>Bu örnek, matematiğin sadece teoride değil, günlük hayatı yöneten görünmeyen altyapılarda nasıl rol oynadığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Matematik Laboratuvardan Hayata Taşınıyor</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak, öğrencilerini yalnızca sınıfta değil, gerçek araştırma süreçlerinde de aktif rol almaya teşvik ediyor.</p>
<p>“İnsansız Hava Aracı (İHA) projelerinde rota planlamasından görüntü işlemeye kadar her adımda matematik var. Sensörlerden gelen verilerin işlenmesi, rotaların belirlenmesi, görüntülerin analiz edilmesi… Tüm bu işlemleri, verileri anlamlandıran, rotaları en kısa yoldan çizen ve görüntüleri netleştiren gelişmiş matematiksel yöntemlerle yapıyoruz.</p>
<p>Bu çalışmalar sayesinde öğrenciler, tahtadaki denklemlerin gerçek dünyada nasıl hayat bulduğunu deneyimliyor. Onlar için en büyük farkındalık şu oluyor: Matematik sadece bir ders değil; gökyüzünde uçan bir aracın, bir hastanede çalışan yapay zekanın ya da bir şehirdeki trafik sisteminin temelidir.”</p>
<p><strong>Geleceğin Matematik Eğitimi: Kodlama, Veri Analizi ve Modelleme</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak’a göre matematik eğitimi ezberden uzak, uygulamalı ve disiplinler arası olmak zorunda.</p>
<p>“Artık karmaşık hesaplamaları bilgisayarlar yapıyor. Bizim görevimiz, öğrencilere doğru soruları sormayı, bir dünya problemini matematiksel dile çevirmeyi ve bunu çözmek için uygun teknolojik araçları kullanmayı öğretmek.”</p>
<p>Geleceğin sınıflarında MATLAB, Python, R gibi programlama dilleri, yapay zeka destekli öğrenme ortamları<strong> </strong>ve<strong> </strong>sanal laboratuvarlar yer alacak. Amacımız, teknolojiyi bir enstrüman gibi kullanarak karmaşık sistemleri anlayabilen ve tasarlayabilen matematiksel düşünürler yetiştirmek.</p>
<p>Bu yaklaşım, geleceğin öğrencilerini yalnızca matematik bilen değil, veriyi yorumlayan, sistem kurabilen ve çözüm üreten bireylere dönüştürecek.”</p>
<p><strong>“Matematik, Geleceği Şekillendiren Sessiz Kahraman!”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Matematik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çoksak sözlerini şu cümleyle özetliyor:</p>
<p>“Matematik korkulacak bir alan değil; evrenin düzenini, teknolojinin ilerleyişini ve insan aklının yaratıcılığını anlamanın en estetik yoludur. Geleceği şekillendiren sessiz kahraman, matematiktir.”</p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecegin-akilli-dunyasinin-gorunmeyen-dili-matematik-587858">Geleceğin Akıllı Dünyasının Görünmeyen Dili: Matematik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kentsel dönüşümde görünmeyen tehlike yıkım tozları!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusumde-gorunmeyen-tehlike-yikim-tozlari-583281</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[asbest]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümde]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel]]></category>
		<category><![CDATA[metaller]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[toz]]></category>
		<category><![CDATA[tozları]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583281</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi AR-GE ve Yenilikçi Politikaları Direktörü ve İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, kentsel dönüşüm projelerinde bina yıkımlarının çevre ve halk sağlığı üzerindeki potansiyel ciddi etkileri hakkında önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusumde-gorunmeyen-tehlike-yikim-tozlari-583281">Kentsel dönüşümde görünmeyen tehlike yıkım tozları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi AR-GE ve Yenilikçi Politikaları Direktörü ve İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Müge Ensari Özay, kentsel dönüşüm projelerinde bina yıkımlarının çevre ve halk sağlığı üzerindeki potansiyel ciddi etkileri hakkında önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Bina yıkım tozları asbest ve ağır metaller içerebiliyor</strong></p>
<p>Kentsel dönüşümün, şehirlerin dirençliliğini artırma ve modern altyapılar oluşturma hedefiyle yürütülen bir süreç olduğunu kaydeden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Ancak bu dönüşümün en önemli aşamalarından biri olan bina yıkımları, bilimsel metodoloji ve titizlikle ele alınmadığı takdirde, halk sağlığı ve çevre için ciddi riskler içermektedir. Yıkım faaliyetleri, binanın yapısına bağlı olarak çeşitli tehlikeli maddelerin atmosfere karışmasına neden olabilir. Bu tehlikeler, özellikle eski yapılarda yaygın olarak kullanılan malzemelerden kaynaklanmaktadır. Yıkım tozları, organik ve inorganik maddelerin bir karışımını içerir. Bu kapsamda asbest, ağır metaller, kristalin silika ve radyasyon başlıca tehlikelerdir.” dedi.</p>
<p><strong>1980&#8217;lerden önce inşa edilen binalarda asbest tehlikesi!</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Ensari Özay, yıkımlar sırasında ortaya çıkabilecek tehlikeli maddeleri ve sağlık üzerindeki etkilerini detaylandırarak, şunları kaydetti:</p>
<p><strong>“Asbest:</strong> 1980&#8217;lerden önce inşa edilen binalarda yalıtım, çatı kaplama ve boru malzemelerinde yaygın olarak kullanılan lifli bir mineraldir. Havaya karışan asbest lifleri, solunduğunda akciğer kanseri, mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) ve asbestoz gibi ölümcül hastalıklara yol açabilen Grup 1 kanserojen olarak sınıflandırılmıştır.</p>
<p><strong>Ağır Metaller:</strong> Eski boyalarda, borularda ve endüstriyel ekipmanlarda bulunan kurşun ve kadmiyum gibi ağır metaller, yıkım sırasında toz partikülleriyle birlikte serbest kalabilir. Bu metaller sinir sistemi, böbrekler ve diğer organlar üzerinde toksik etkilere neden olur.</p>
<p><strong>Kristalin Silika (SiO2):</strong> Beton, tuğla ve taş gibi yapı malzemelerinin parçalanmasıyla ortaya çıkan tozun önemli bir bileşenidir. Yeterli önlem alınmadığında silika tozuna maruziyet, silikoz gibi kalıcı ve tedavisi olmayan akciğer hastalıklarına neden olur.</p>
<p><strong>Radyasyon:</strong> Bazı eski binalarda kullanılan malzemelerde doğal olarak oluşan radyoaktif elementler (örneğin uranyum) veya özel tıbbi ya da endüstriyel tesislerdeki radyasyon kaynakları, yıkım sırasında risk oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Kahramanmaraş depremi sonrası kritik tespit: &#8220;Solunabilir toz sınır değerin 2 katı üstünde!&#8221;</strong></p>
<p>Bu tehlikeli maddelerin açığa çıkmasının hem yıkım işçileri hem de çevrede yaşayan halk için akut ve kronik sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Yıkım bölgelerinde yapılan ölçümler, özellikle solunabilir toz konsantrasyonlarının çok yüksek seviyelere ulaştığını göstermektedir. Örneğin, Kahramanmaraş deprem sonrası Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü olarak gerçekleştirdiğimiz TÜBİTAK projesi araştırmasında enkaz kaldırma çalışmalarında, solunabilir tozun ortalama konsantrasyonu sınır değerin 2 katının üstünde olduğu tespit edilmiştir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İşçilerde akciğer kanseri gibi ölümcül hastalıklara yol açabilir</strong></p>
<p>İşçilerin tehlikeli maddelere doğrudan ve en yoğun maruz kalan grup olduğunu belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Akut maruziyet, solunum yolu tahrişleri, alerjik reaksiyonlar ve cilt problemleri gibi sorunlara neden olurken, kronik ve yüksek seviyeli maruziyet; asbestoz, silikoz, akciğer kanseri ve mezotelyoma gibi uzun vadede gelişen, ölümcül meslek hastalıklarına yol açabilir. Hastalığın ilerleme hızı, tozlu ortamda geçirilen süre, partikül büyüklüğü ve ortamın kapalı veya açık olması gibi faktörlere göre değişmektedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireylere dikkat</strong></p>
<p>Rüzgarla yayılan toz ve toksik maddelerin, yıkım alanına yakın bölgelerde yaşayan halk için de ciddi riskler oluşturduğunu ifade eden Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Çevrede yaşayan halk için risklere bakıldığında, rüzgarla yayılan toz ve toksik maddeler, yıkım alanına yakın bölgelerde yaşayan halk için de ciddi riskler oluşturur. Partikül büyüklüğü azaldıkça, tozun havada asılı kalma süresi artar ve daha uzun mesafelere taşınabilir. Bu durum, solunum yolu hastalıklarını (astım ve bronşit), alerjileri ve genel toksik maruziyeti tetikleyebilir. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler bu risklere karşı daha hassastır.” dedi.</p>
<p><strong>Riskleri en aza indirmenin yolları neler?</strong></p>
<p>Doç. Dr. Müge Ensari Özay, bu riskleri en aza indirmek için bilimsel ve yasal standartlara uygun bir yaklaşımın şart olduğunu dile getirerek, alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“Ön analiz yapılmalı. Yıkım öncesinde, binada potansiyel tehlikeli maddelerin (asbest, kurşun vb.) varlığı uzmanlar tarafından belirlenmelidir. Tehlikeli maddelerin sökümü, deneyimli ve sertifikalı ekipler tarafından, toz yayılımını engelleyecek şekilde, özel ekipmanlar kullanılarak yapılmalıdır. Toz kontrolü için yıkım alanında su püskürtme ve nemlendirme gibi toz bastırma yöntemlerinin sürekli olarak uygulanması, partiküllerin havaya karışmasını önlemede kritik bir öneme sahiptir.</p>
<p>İşçiler, maske (filtreli), koruyucu tulum, eldiven ve gözlük gibi uygun (Kişisel Koruyucu Ekipman) KKD&#8217;leri mutlaka kullanmalıdır. Yıkım çalışmalarında uygulanan çevre ve iş sağlığı denetimleri, ulusal ve uluslararası mevzuatlara uygun olarak gerçekleştirilmelidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kentsel-donusumde-gorunmeyen-tehlike-yikim-tozlari-583281">Kentsel dönüşümde görünmeyen tehlike yıkım tozları!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı beslenmenin görünmeyen tehdidi: Pestisit</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-530097</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 10:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmenin]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[pestisit]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tehdidi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=530097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, özellikle sebze ve meyvelerdeki pestisit tehdidi hakkında bilgi verdi ve sebze - meyve tüketiminden önce dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-530097">Sağlıklı beslenmenin görünmeyen tehdidi: Pestisit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, özellikle sebze ve meyvelerdeki pestisit tehdidi hakkında bilgi verdi ve sebze &#8211; meyve tüketiminden önce dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.</p>
<p><strong>Sebze ve meyve tüketirken bu tehlike göz ardı edilmemeli!</strong></p>
<p>Sağlıklı beslenme denildiğinde akla gelen ilk şeyin bol sebze ve meyve tüketmek olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak bu öneri, göz ardı edilmemesi gereken bir konuyu da beraberinde getiriyor; pestisitler…” dedi.</p>
<p>Tarımda kullanılan bu kimyasal maddelerin, ürünleri zararlılardan koruma amacıyla kullanıldığını, fakat insan sağlığına etkilerinin önemli olduğunu vurgulayan Yiğit, “2025 yılının başlarında, Türkiye&#8217;den Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen bazı tarım ürünleri, özellikle kuru incir ve asma yaprağı, pestisit ve aflatoksin kalıntıları nedeniyle gümrüklerden geri çevrildi. Bu gelişmeler, pestisit konusunun sadece ihracatı değil, sofralarımıza gelen ürünleri de ilgilendiren önemli bir mesele olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Pestisit maruziyeti çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve davranışsal bozukluk riskini artırabiliyor</strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne göre, pestisit maruziyetinin hormonal bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları ve bazı kanser türleriyle ilişkilendirildiğini hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler, gelişim süreçlerinde oldukları için bu tür kimyasallara karşı daha duyarlıdır. Araştırmalar, pestisit maruziyetinin çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği ve davranışsal bozukluk riskini artırabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bu durumda ‘sebze meyve yemeyelim mi?’ diye sormanın doğal olduğunu aktaran Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Tam tersine, bu besinler sağlıklı yaşamın olmazsa olmazıdır. Ancak dikkatli ve bilinçli tüketimle bu riskleri azaltmak mümkün. Sebze ve meyveleri önce karbonatlı suda bekletin, ardından durulayıp sirkeli suyla ayrı ayrı yıkayın. Bu işlemi birleştirmeyin, çünkü bazı pestisitler asidik ortamda çözünüp gıdanın içine geçebilir. Mümkünse organik ürünleri veya mevsiminde ve yerel ürünleri tercih edin. Pazardan ya da marketten alınan ürünleri yıkamadan buzdolabına koymayın. Yüzeydeki kalıntılar temasla diğer besinlere   de geçebilir. Alışveriş yaparken güvenilir, gıda güvenliği belgeleri olan kaynakları tercih edin. Sertifikalı üreticiler ve denetlenmiş pazarlar öncelikli olmalı.”</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenme, tabağa konulan yiyeceğin nasıl üretildiğiyle de doğrudan ilişkili </strong></p>
<p>Pestisit kalıntılarının en çok hangi ürünlerde görüldüğünün her yıl bağımsız kuruluşlar tarafından kamuoyuyla paylaşıldığına işaret eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “ABD merkezli bağımsız bir çevre sağlığı kuruluşu olan Çevresel Çalışma Grubu (EWG), her yıl en fazla ve en az pestisit içeren ürünleri sıralar.” dedi.</p>
<p>Bu verilere değinen Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“EWG’nin 2024 verilerine göre, en çok pestisit kalıntısı içeren ürünler arasında çilek, ıspanak, kara lahana, üzüm, şeftali, armut, elma, kiraz, biber (tatlı ve acı), yaban mersini, nektarin ve yeşil fasulye yer aldı. En temiz olarak kabul edilen ürünler ise avokado, tatlı mısır, ananas, soğan, papaya, donmuş bezelye, kuşkonmaz, kavun, kivi, lahana, karpuz, mantar, mango, tatlı patates ve havuç oldu. Bu liste, her ne kadar ABD kaynaklı olsa da, dünya genelinde tarımsal üretim ve pestisit kalıntılarına dair önemli bir referans niteliğindedir. Özellikle çocuklar ve ergenler gibi hassas gruplar için bu tür bilgiler, daha bilinçli tercihler yapılmasına katkı sağlar. Unutmayalım; gerçekten sağlıklı beslenme, yalnızca tabağımıza ne koyduğumuzla değil, o yiyeceğin nasıl üretildiği ve nasıl işlendiğiyle de doğrudan ilişkilidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenmenin-gorunmeyen-tehdidi-pestisit-530097">Sağlıklı beslenmenin görünmeyen tehdidi: Pestisit</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
