<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>görülen | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/gorulen/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/gorulen</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Feb 2026 09:52:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>görülen | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/gorulen</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Akdeniz&#8217;de Görülen Mikroalgler ve Olası Sağlık Riskleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-614392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[alg]]></category>
		<category><![CDATA[balığı]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Canlıları]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kabuklu]]></category>
		<category><![CDATA[meydana]]></category>
		<category><![CDATA[mikroalgler]]></category>
		<category><![CDATA[olası]]></category>
		<category><![CDATA[riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[toksin]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirlenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ahmet Aydın, balık ve kabuklu deniz canlılarına bağlı zehirlenmelerin mide-bağırsak, sinir sistemi ve kalp üzerinde etkili olabileceğini belirterek, “Düşük bir ihtimal de olsa deniz canlılarına bağlı zehirlenme söz konusu olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-614392">Akdeniz&#8217;de Görülen Mikroalgler ve Olası Sağlık Riskleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ahmet Aydın, balık ve kabuklu deniz canlılarına bağlı zehirlenmelerin mide-bağırsak, sinir sistemi ve kalp üzerinde etkili olabileceğini belirterek, “Düşük bir ihtimal de olsa deniz canlılarına bağlı zehirlenme söz konusu olabilir. Deniz ürünleri tüketmekten vazgeçmek yerine bilinçli tüketici olmak önemli. En önemlisi deniz ürünlerinin güvenilir ve bilinen yerlerden alınmasıdır. Balığın taze olduğunun ve herhangi bir bozulma belirtisi bulunmadığının görülmesi gerekir” dedi.</p>
<p>Bilim insanları, Karayipler’de yaşayan ve “Gambierdiscus” olarak bilinen mikroalglerin, suların ısınmasıyla birlikte Akdeniz kıyılarında da görülmeye başlandığına dikkat çekerek uyarıda bulundu. Balıklarda birikerek insanlara geçen bu organizmanın özellikle nörolojik bozukluklara yol açabildiği belirtildi.</p>
<p>Deniz canlılarının tüketimine bağlı zehirlenmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın, deniz ürünlerine bağlı zehirlenmelerin farklı mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini belirterek özellikle ‘Ciguatera’ olarak bilinen sigatoksin zehirlenmesine dikkat çekti. Aydın, tropikal bölgelerde yaygın görülen bu zehirlenmenin iklim değişikliği nedeniyle farklı coğrafyalarda da ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>
<p><strong>‘Kabuklu Deniz Canlılarıyla Meydana Gelen Zehirlenmeler Olabiliyor’</strong></p>
<p>Deniz ürünleriyle meydana gelen zehirlenmelerin çok çeşitli şekillerde görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Kabuklu deniz canlılarıyla meydana gelen zehirlenmeler görülebilir. Balıkların kötü şartlarda saklanmasına bağlı olarak bakteri üremesi oluşabilir ve bu balıkların tüketilmesiyle zehirlenme vakaları ortaya çıkabilir. Kabuklu deniz canlıları bazı durumlarda toksik maddeleri bünyelerinde konsantre edebilir. Bu ürünlerin tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Ayrıca mercan resiflerinde yaşayan bazı alglerin ürettiği toksik maddelerle de zehirlenmeler görülebilir.”</p>
<p><strong>‘Mide-Bağırsak Rahatsızlıkları Görülebilir’</strong></p>
<p>Her zehirlenmenin mekanizmasının farklı olduğuna işaret eden Aydın, “Sigatera zehirlenmesi özellikle Pasifik ve Hint Okyanusu gibi tropikal bölgelerde, büyük balıklarda görülür. Bu balıklar beslendikleri algler yoluyla toksini alır. Gambierdiscus adlı alg türü toksik madde üretir. Balık bu algleri sürekli tükettiğinde vücudunda sigatoksin birikir. Bu toksini içeren balığın yenmesiyle mide-bağırsak rahatsızlıkları, bulantı ve kusma görülebilir. Sinir sistemi belirtileri ortaya çıkabilir; özellikle duyularda değişiklik meydana gelir. Kalple ilgili sorunlara da yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>‘Sıcak veya Soğuk Algısında Bozulma’</strong></p>
<p>Sigatera zehirlenmesinde en dikkat çekici bulgunun ısı algısındaki bozulma olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Aydın, “Zehirlenen kişi sıcak bir yüzeye dokunduğunda sıcaklığı doğru hissetmeyebilir ya da çok soğuk bir yüzeye dokunduğunda soğuğu farklı algılayabilir. Balıkların kötü şartlarda saklanması sonucu bakteri üremesi olabilir. Bu bakterilere bağlı olarak histamin benzeri maddeler oluşur ve bunların tüketilmesiyle zehirlenmeler meydana gelebilir. Kabuklu deniz canlıları deniz tabanında ve kontamine alanlarda bulundukları için ağır metalleri konsantre edebilir. Ayrıca mikrobiyal toksin üretimi de söz konusu olabilir. Bu toksinleri içeren kabukluların tüketilmesiyle mide-bağırsak şikayetleri, sinirsel etkilenmeler, kas ve eklem ağrıları görülebilir. Kalp çarpıntısı ve tansiyon düşüklüğü de ortaya çıkabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Bu Zehirlenmenin Panzehiri Yok’</strong></p>
<p>Son dönemde sigatera vakalarının tropikal bölgeler dışında da bildirildiğini kaydeden Ahmet Aydın, “İspanya’da bu alglerin görüldüğü ve balık tüketiminin risk oluşturabileceği bildirilmiştir. İklim değişikliği nedeniyle tropikal balıkların daha kuzeye, Akdeniz’e göç etmesi mümkündür. Ancak şu an için çok yaygın bir durum değildir. Mide bulantısı gibi belirtiler birçok gıda zehirlenmesinde görülebilir. Ancak sıcak ya da soğuğu hissedememe gibi sinir sistemi bulguları sigatera zehirlenmesini düşündürebilir. Bu zehirlenmenin bir antidotu yoktur. Spesifik bir tanı kiti de bulunmamaktadır. İleri toksikolojik analizlerle toksin tespit edilebilir” dedi.</p>
<p><strong>Balon Balığı</strong></p>
<p>Tüketicilere uyarılarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Deniz ürünleri güvenilir ve bilinen yerlerden alınmalı. Balığın taze olduğundan ve bozulma belirtisi bulunmadığından emin olunmalı. Özellikle yurt dışında deniz ürünü tüketirken daha dikkatli olunmalı. Balon Balığına da özel bir pencere açmak gerekebilir. Hatırlanacağı üzere ülkemizde de balon balığı yenilmesine bağlı zehirlenme vakaları zaman zaman görülmektedir. Yine iklim değişikliğine paralel olarak Akdeniz’de de görülmeye başlayan bu istilacı balık türünün derisinde, yumurtalarında ve iç organlarında toksin bulunmaktadır. Bu nedenle balon balığı, ancak çok profesyonel kişiler tarafından hazırlandığında tüketilebilir. Onun dışında son derece ölümcül olan zehirlenme vakaları görülmektedir. Bu risk nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı, bu istilacı türlerin avlanmasını teşvik ederek tüketilmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akdenizde-gorulen-mikroalgler-ve-olasi-saglik-riskleri-614392">Akdeniz&#8217;de Görülen Mikroalgler ve Olası Sağlık Riskleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 07:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[50]]></category>
		<category><![CDATA[basınç]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı]]></category>
		<category><![CDATA[meteorolojik]]></category>
		<category><![CDATA[metre]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[santimetre]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yılda]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613313</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir’de en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Kuvvetli lodos ve alçak basıncın birleşik etkisiyle deniz seviyesi 60 santimetre yükselirken, 1 metreye ulaşan dalgalarla birlikte kıyı hattında toplam su etkisi 1,5 metreye yaklaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313">İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Kuvvetli lodos ve alçak basıncın birleşik etkisiyle deniz seviyesi 60 santimetre yükselirken, 1 metreye ulaşan dalgalarla birlikte kıyı hattında toplam su etkisi 1,5 metreye yaklaştı. İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, “Bu tablo sıradan bir lodos kabarması değil; ön hesaplara göre yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek ölçekte dalga ve seviye koşullarına işaret ediyor. Meteorolojik kaynaklı ve geçici olsa da, kıyı şeridinde dikkatli olunmalı” değerlendirmesinde bulundu.<br /> <br />İzmir, 15 Şubat 2026 tarihinde son yılların en güçlü meteorolojik olaylarından birini yaşadı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2. Bölge Müdürlüğü verilerine göre kent genelinde ölçülen en yüksek rüzgar hızı 137,5 km/saate ulaştı. Bu değer, şehir içinde saatte 130 kilometre hızla ilerleyen bir aracın oluşturduğu rüzgar gücüne yakın bir etki anlamına geliyor. Menderes/Çileme Köyü, Çiğli Havalimanı, Dikili/Çukuralan, Güzelbahçe Feneri ve Balçova başta olmak üzere birçok noktada 100 km/saatin üzerinde fırtına değerleri kaydedildi. Körfez ve kıyı hattındaki ölçüm istasyonlarında yer yer tam fırtına şiddetinde rüzgar etkili oldu. Bu seviyedeki rüzgar; çatıların yerinden sökülmesine, ağaçların devrilmesine ve açık alanlarda yürümeyi zorlaştıracak bir etkiye neden olabilecek güçte.</p>
<p>Ancak tablo yalnızca rüzgarla sınırlı kalmadı. Bostanlı ve Pasaport istasyonlarından alınan verilere göre alçak basınç sistemi nedeniyle İzmir Körfezi’nde deniz seviyesi son 24 saatte yaklaşık 60 santimetre yükseldi. Kuvvetli lodosun oluşturduğu 90 santimetre ile 1 metre arasındaki dalgalarla birlikte kıyı hattında hissedilen toplam su etkisi yer yer 1,5 metreye ulaştı. Bu durum özellikle düşük kotlu bölgelerde deniz baskını, dalga aşması ve yağmursuyu sistemlerinde geri basma riskini artırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU ekipleri kıyı hattında ve riskli bölgelerde su tahliyesi ve kontrol çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.<br /> <br /><strong>Dr. Işıkhan Güler: Bu değerler yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek ölçekte</strong><br />İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler, yaşanan süreci teknik verilerle değerlendirerek, “İzmir’de şu an güneyli rüzgârlar zaman zaman 35–40 knot hızlara ulaşıyor. Körfez genelinde dalga yüksekliği 90 santimetre ile 1 metre arasında ölçülüyor. Uzun süredir etkili olan düşük basınç sistemi ise deniz seviyesinde yaklaşık 60 santimetrelik bir yükselmeye neden olmuş durumda. Bu iki etki birleştiğinde kıyı hattında 1,5 metreye varan bir su etkisi oluşuyor. Ön hesaplamalarımıza göre bugün gözlenen dalga koşulları istatistiksel olarak yaklaşık 50 yılda bir görülebilecek şiddette bir olaya işaret ediyor. Bu sıradan bir lodos kabarması değildir” diye konuştu.<br /> <br /><strong>Salı gününe dikkat</strong><br />Güler, Alsancak ve Karşıyaka kıyılarında gözlenen geri basmaların yapısal bir sorundan değil, eş zamanlı meteorolojik koşullardan kaynaklandığını vurgulayarak, “Düşük basınç deniz seviyesini doğal olarak yükseltir. Rüzgâr bu suyu kıyıya doğru ittiğinde dalga aşmaları görülebilir. Aynı dönemde yağışın devam etmesi, yağmursuyu sistemlerinin denize deşarjını zorlaştırarak mazgallardan geri basmaya neden olur. Bu geçici bir meteorolojik tablodur. Basınç yükselip rüzgâr zayıfladığında deniz seviyesi normale dönecektir. Salı günü öğle saatlerinde basıncın 1000 mb’nin altına düşmesinin bekleniyor.Bu nedenle deniz seviyesinde kısa süreli yeni bir artış daha yaşanabilecek” dedi.<br /> <br /><strong>Neden deniz yükseldi?</strong><br />Uzmanlara göre üç ana etken aynı anda devreye girdi:<br />•Alçak basınç: Deniz seviyesinde yaklaşık 60 cm yükselmeye neden oldu.<br />•Kuvvetli lodos (35–40 knot): Denizi kıyıya doğru iterek 90 cm–1 m dalga oluşturdu.<br />•Yağış: Suyun denize akışını zorlaştırarak geri basma riskini artırdı. Bu üçlü etki birleşince özellikle düşük kotlu alanlarda deniz baskını riski ortaya çıktı. Yetkililer, kıyı tahkimatlarının normal dalga koşullarına göre tasarlandığını; ancak çok kuvvetli rüzgâr, düşük basınç ve yükselen deniz seviyesinin aynı anda etkili olduğu ekstrem durumlarda dalga aşmalarının görülebileceğini vurguluyor. Bu durum yapısal bir yetersizlik değil, olağanüstü meteorolojik koşulların geçici sonucudur.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-50-yilda-bir-gorulen-meteorolojik-tablo-613313">İzmir&#8217;de 50 yılda bir görülen meteorolojik tablo</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 07:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Fiziksel şiddet, ruhsal yapıyı; ruhsal şiddet de fiziksel yapıyı etkiler! </strong></p>
<p>Şiddetin hem ruhsal ve hem de fiziksel olabileceğini aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İnsan ruhsal ve bedensel yapıdan oluşur. Bu iki kavram sıkı ilişki içerisindedir. Dolayısıyla bedene alınan bir şiddet, ruhsal yapıyı etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Ruhsal alınan bir şiddetin de aynı doğrultuda fiziksel yapıyı bozabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “İki kavram da insanda iç içe geçtiği için ayırmak pek kolay olmayabilir. Şiddete maruz kalan kişide ruhsal, fiziksel, psikolojik veya cinsel bir değişim olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati ve öz kontrol bozulur, suç ve şiddet eğilimi artar! </strong></p>
<p>Şiddet uygulayan kişide kendine özgü beyinsel kişilik davranış özelliği olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Âşık biri, sevdiği kişi tarafından reddediliyorsa beyin bir yas durumuna girer. Depresyon, üzüntü ve ağlama vardır ancak beynine bakıldığında büyük bir acı görürüz.” dedi.</p>
<p>Suçlu beyin özelliğinin çok boyutu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “1848’li yıllarda beyni hasar görmüş kişilerin davranışlarının değiştiği görüldü. Araştırmalar neticesinde, öz kontrolümüzün bulunduğu beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati, normlara uyma, öz kontrolün bozulduğu ve yaptığı eylemin sonucunu tahmin edememe gibi bulgular saptandı. Bunun sonucunda da suç ve şiddet eğilimi artar.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekilleniyor! </strong></p>
<p>Aileden gelen genetik bağlantıların da suça yatkınlık olasılığını artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beynin kimyasını dengeleyen bir enzim ya da beyindeki kimyasalı parçalayan bir protein vardır. Bu kısım, olası bir gen alımında şiddet özelliğinin arttığını bize göstermiştir. Diğer adı savaşçı gendir. Ama bu tek başına suçlu sayılmaz.” dedi.</p>
<p>Çevre faktörlerinin de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Beyin, anne karnından 21 yaşına kadar gelişme gösterir. O süreç içerisinde beslenmenizden soluduğunuz hava ve duygu-iletişim durumunu kazanıp kazanmama gibi faktörler de ekleniyor. Genetik kaderi kabul etmiyoruz. Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekillenir. Halk arasında psikopat dediğimiz ve sürekli suç işlemeye meyli olan insanlar da var. Bu insanlarda beyin bölgesinde empati ve öz kontrol eksikliği görülmüş. Ancak psikopat beyin de olsa toplum, kültür, aile, iyi eğitim ve destek bu insanı tamamen suç işlemeyen bir birey haline çevirebiliyor.” </p>
<p><strong>Çocuğa erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller!</strong></p>
<p>Ailenin ilk öğrenme ortamı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Eğer ailede sevgi görülmüş, dinlenilmiş, duygularını ifade eden bir birey olarak yetişmişse, baskı yapılmamışsa ve şiddetten uzaklaştırılmışsa ileride o çocuk iyi bir insan haline gelir. Çocuklar konuşmadıkları dönemlerde aynalama yaparlar. Erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller.” dedi.</p>
<p>İki kardeşin birbirinden tamamen farklı davranışlar gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Biz anne-babamızdan genleri alırken onların tüm kopyalarını almayız. Yarı anneden ve yarı babadan alıyoruz. Kendi içerisinde çaprazlaşma dediğimiz bir durum ortaya çıkıyor. Kişilik ve mizaç anne ve babamızdan otomatik olarak gelir. Karakteri ise toplum, aile ve okul gibi unsurlar şekillendirir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor! </strong></p>
<p>Dönemlere bağlı genetik olarak biyolojik çeşitlilik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Belli bir kesim daha yaratıcı, üretken olabilirken stres, baskı ve hayattaki zorluklarla daha kolay başa çıkabiliyor. Diğer bir kesimi ise yaratıcılığı az, hayatla mücadeleden kaçınan bireyler olarak görüyoruz. Çocuk, ailede şiddeti bir çözüm yolu olarak görmüşse bunu kendine modeller.” dedi.</p>
<p>Beyin açısından bakıldığında erkeklerin 24, kadınların 21 yaşında hayatla mücadele edebilecek bireylere dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini söyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor. Hücreler arası bozukluk ve duygu durum bozukluğu da ortaya çıkabiliyor. Bu insan, insanlara hem az güvenir hem de dünyayı tehdit olarak görmeye başlar. 20-30 senedir takip edilen çocuklar var. Hayvana şiddet, okuldan kaçma ve akranlarına zorbalık gibi 12 parametre dikkate alındığı zaman, ilkokul veya ortaokul döneminde görülmüşse ileride yasal ve kriminal bir dosyası oluyor. O halde bu çocuklarla ilgili tedbirler alınabilir. Hiçbir çocuk şiddeti talep etmez. Hiperaktif çocukların fazla hareketli olmasının illaki bir anlamı vardır. Onu anlayıp ona göre bir çözüm yolu bulmak gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[gürel]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk ile erken tanının önemi hakkında kıymetli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönemdir. KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, bipolar bozukluğun sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti: “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk olarak sınıflandıracağımız bu bozukluk, 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışlar gibi gelişimsel bazı özellikleri, bipolar bozukluğun hipomanik veya manik belirtisinin olabileceği gözden kaçmaktaydı. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığı ile ilgili veriler net olmasa da %1,8-3,9 arasında değişen oranlarda sıklık bildiren çalışmalar bulunuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Çocuk ve Ergenlerde Bipolar Bozukluğun Klinik Görünümü Erişkinlerden Oldukça Farklıdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise <span>kendini </span>birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hangi Durumlarda Bipolar Bozukluk İçin Şüphelenmeliyiz?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hangi durumlarda bipolar bozukluk için şüphelenilmesi gerektiğine değinen Gürel; “Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde; uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun duygu durumunda sık oynamaların olması, ailede bipolar hastalığı öyküsünün bulunması diğer önemli risk faktörleri arasındadır. Özellikle ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı, ilerleyen dönemde bipolar tansı alıyor. Özellikle kronolojik yaşına uygun olmayan aktivite ve hareketlerde bulunan ve gece boyunca 3-4 saat uyumasına rağmen ertesi gün uyku gereksinimi az olan çocuklar, bipolar manik dönem açısından değerlendirilmedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı ile Bipolar Bozukluğun Şiddeti ve Seyri Kontrol Altına Alınabilir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bipolar bozuklukta hastalığın tanınması ve tedavi başlama sürecinin, belirtilerin görülmesinden ortalama 10 yıl sonra sağlanabildiğini vurgulayan Gürel; “Çocuklarda ve ergenlerde bipolar tanısını koymak karmaşık olabiliyor. Çocuklarda duygu durum belirtilerin hızlı dalgalanması, çocuğun gelişimsel dönem özellikleri, duyguların sözlü ifadesindeki zorluklar ve eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların olması, bipolar tanısının güçleşmesine ve tablonun karmaşıklaşmasına neden oluyor.  Ne kadar erken yaşta tanı konup tedaviye başlanırsa, yetişkinlikteki bipolar bozukluğun şiddeti ve seyri o kadar hafif ve kontrol altına alınabilir boyutta oluyor” diyerek çocukluk ve ergenlik çağındaki bireylerin, bipolar bozukluk tedavisinde erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 08:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat</strong>, hastalığın özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek, anne-babaların sıkı gözlemleri sayesinde erken teşhisin mümkün olduğunu vurguluyor. Çocukluk çağı kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasının, tedavi başarısında son derece önemli rol oynadığını, bu nedenle her yıl <strong>2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası</strong> kapsamında etkinlikler yapıldığını belirten Prof. Dr. Canpolat, löseminin 5 öncü sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketimin merkezde olduğu modern yaşam, çocuk sağlığını sessiz ama güçlü biçimde tehdit ediyor. Artan hava kirliliği, hazır gıdalar, kimyasal içerikli oyuncaklar ve ekran karşısında geçirilen uzun saatler, çocukluk çağı lösemilerinin görülme oranının son yıllarda artmasına neden oluyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat </strong>bu durumun sadece genetik değil, çevresel faktörlerle de yakından ilişkisi olduğunu belirterek “Özellikle içinde bulundouğumuz modern çağda çevresel faktörlerin çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Pestisit içeren gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımındaki artış ve elektromanyetik alanlar derken çocukların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması, erken farkındalık açısından kritik rol oynuyor” diyor. </p>
<p><strong>Sinsice ilerliyor, erken tanı büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Löseminin sinsice ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerinin de genellikle yorgunluk, solunum yolu enfeksiyonları ya da kansızlık gibi durumlarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Oysa erken tanı, sadece yaşam süresini değil, tedavinin başarısını da kökten etkiliyor. Erken fark edilen her gün, çocuğun bağışıklık sisteminde önemli kazanımlar sağlıyor. Hastalığın ilk evrelerinde tespit edilmesi durumunda çocukların büyük bölümü tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak tanı geciktikçe kanserli hücreler çoğaldığından dolayı tedavi süreci uzuyor, ilaç dozları artıyor ve küçük bedenlerinin yükü ağırlaşıyor. Bu nedenle ailelerin en küçük şüphede bile vakit kaybetmeden uzmana danışmaları gerekiyor.”</p>
<p><strong>Tedavide kişiye özel yaklaşımlar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemi. Bilim dünyası çocukluk çağı lösemisinin tedavisinde son yıllarda büyük bir dönüm noktasına ulaştı. Günümüzde artık sadece kanser hücrelerini yok etmek değil, sağlıklı hücreleri koruyarak yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Geçmişte lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapiler, vücuttaki tüm hızlı bölünen hücreleri etkilerdi. Günümüzde ise hedefe yönelik ilaçlarla sadece lösemi hücrelerine yöneliyoruz. Bu sayede saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler daha az görülüyor ve çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.”</p>
<p><strong>Lösemide bu belirtileri ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin üç öncü belirtisini sıralayarak, anne babalara bu belirtileri kesinlikle dikkate almalarını vurguluyor. İşte o belirtiler;</p>
<ul>
<li><strong>Sebepsiz morluklar</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğun cildinde bir çarpma sonucu değil, sebepsiz yere oluşan morluklar erken tanıda çok büyük önem taşıyor. Anne babalar genellikle ‘çocuk bu, sürekli düşüyor’ diyerek bacakların özellikle üst kısımlarında oluşan morlukları geçiştirmemeli. Eğer morluklar sık tekrarlıyor, geç iyileşiyor ya da farklı bölgelerde nedeni belirsiz şekilde ortaya çıkıyorsa mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Burun ve diş eti kanamaları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda ara sıra burun veya diş eti kanaması normal olsa da, bu durum sıklaştığında önemli bir sinyal olabilir. Özellikle kendiliğinden başlayan, uzun süren ya da tekrarlayan burun kanamaları ve fırçalama sırasında kolayca kanayan diş etleri, kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu nedenle bu belirtileri hafife almamak, dikkatle izlemek ve zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sık tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sistemi zayıfladığı için çocuk sık sık ateşlenir, basit bir soğuk algınlığı uzun sürer veya tekrarlayan boğaz iltihapları görülür. Bu durum, vücudun savunma mekanizmasının lösemi hücreleri tarafından baskılandığını gösterebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaştığı için, aileler bu duruma karşı uyanık olmalı, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyon ve kol-bacak ağrıları olması durumunda çocuk onkoloji uzmanına başvurmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Lenf bezlerinde büyüme</strong></li>
</ul>
<p>Çocukların enfeksiyon sırasında özellikle boyun, koltuk altı ya da kasık bölgesinde lenf bezlerinin büyüyebilir. Ancak tedavi süresi sona erdiğinde lenf bezlerinde hala bir küçülme olmamışsa hatta daha da büyümüşse, üzerine dokununca hassasiyet olmuyorsa ve lenf bezi büyümesine yüksek ateş eşlik ediyorsa mutlaka Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümüne başvurulmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Bitmeyen halsizlik ve yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Eskiden enerjik olan bir çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık sık dinlenmek istemesi ve yüzünde belirgin bir solgunluk oluşması, kansızlıktan çok daha fazlasını işaret edebilir. Lösemi, kemik iliğindeki sağlıklı hücrelerin yerini kanserli hücrelerin almasıyla oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Çocuğunuzun günlük yaşamda hareketlilik seviyesini, uyku düzenini iyi takip ederek geçmeyen halsizlik, yorgunluk ve uykuya dalma güçlüğü durumunda doktora başvurun. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilge]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[önemsenmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalp çarpıntısının ihmale gelmez bir sorun olduğunu, ancak toplumumuzda çoğu kişinin, bu şikayeti çoğunlukla önemsemeyip, geçici bir durum sandığını belirterek “Bazı aritmiler zararsız olsa da, yalnızca stres ya da heyecandan kaynaklanmaz, kalpte ritim bozukluğu gibi altta yatan ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle çarpıntı şikayeti önemsenmeli, uzman bir aritmi merkezine başvurulmalıdır. Tedavi planı, kişiye özel yapılmalıdır” diyor. </p>
<p>Erken tanı ve doğru tedaviyle pek çok çarpıntının kalıcı olarak kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge, ritim bozukluklarının tedavisinde ise, kardiyoloji alanındaki modern yöntemlerden biri olan ‘ablasyon’un öne çıktığını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısına yol açan etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalbin normalden hızlı ya da düzensiz atması olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalbin hızlı, düzensiz, tekleme veya “kuş kanadı çırpması” gibi hissedilmesine neden olan kalp çarpıntısına bazı durumlarda göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, çabuk yorulma ve huzursuzluk gibi şikayetlerin de eşlik ettiğini belirterek “Acil değerlendirilmesi gereken durumların başında; şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, ani nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya felç bulguları ile gelen çarpıntı yer almaktadır” diyor. Çarpıntı sorunu yaşayan kişilerin kendi kendine teşhis koymak yerine, mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge “Erken teşhis ve doğru yöntemle hem kalp sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kalp çarpıntısını tetikleyen etkenler!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Bilge Kaya kalp çarpıntısının en sık tetikleyicilerini şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein (çay, kahve, enerji içeceği) tüketmek</li>
<li>Uykusuzluk</li>
<li>Stres, anksiyete</li>
<li>Alkol, sigara vb zararlı maddeler</li>
<li>Yoğun egzersiz </li>
<li>Kansızlık</li>
<li>Tiroid bozuklukları</li>
<li>Gebelik</li>
<li>Bazı ilaçlar ve uyarıcı haplar</li>
<li>Elektrolit dengesizlikleri (vücutta su ve tuz dengesizliği)</li>
</ul>
<p><strong>Altta kalp hastalığı mı yatıyor yoksa başka bir sorun mu?</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısına yönelik tanıda muayene ve hasta öyküsünün önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilge şöyle konuşuyor: “EKG çarpıntı esnasında yakalanırsa en değerli testtir. Ritim izleme (24-48 saatlik holder, 7-14 günlük patch kayıtları, olay kaydedici veya nadir ataklar için implant edilebilir loop kayıt cihazı ile akıllı saat/telefon uyarıları yararlı ipucu olabilir ama tek başına tanı koydurmaz), Ekokardiyografi, Kan Testleri (Tiroid, elektrolitler, kansızlık vb), Efor testi ve gerektiğinde ileri testler yapılarak aritminin tipini kanıtlanmalı, altta yatan kalp hastalığı olup olmadığı saptanmalı ve kişiye özel olarak en uygun tedavi planlanmalıdır.” </p>
<p><strong>Modern sistemler 3 Boyutlu haritalama!</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısının en yaygın nedenlerinden biri olan kalpte ritim bozukluğuna karşı ilaç tedavisinin, bazı hastalarda yeterli veya geçici çözüm olabildiğini belirten Prof. Dr. Bilge “İlaçlara rağmen çarpıntısı süren veya ilaçlara tolerans gösteremeyen hastalar başta olmak üzere bazı kişilerde ‘kalpkateter ablasyon’ denilen ablasyon tedavisinin uygulanması gerekiyor. Kateter ablasyonu, ritim bozukluğunun kaynağını kalpte hedefleyerek ısı (radyofrekans) veya soğuk (kriyoterapi) ile ortadan kaldıran girişimsel tedavidir. Birçok aritmide kalıcı çözüm sağlayabilir” diyor. Yöntemin, sedasyon altında yapıldığını yani hastanın bilincinin açık olduğunu ancak ağrı hissetmediğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge “Bu yöntemde modern sistemler ve 3 Boyutlu haritalama ile radyasyon maruziyeti oldukça düşüktür; bazı işlemler X ışını kullanmadan yapılabilir. Çoğu hasta 2–3 gün içinde işe döner ama kompleks işlemlerde süre uzayabilir. Bazı aritmilerde tekrarlama olabilir, bu durumda yeniden ablasyon veya ilaç düzenlemesi gerekebilir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 11:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonların]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “ Bu proje ile sistemik enfeksiyon şüphesi olan 1 yaş altı çocuklarda noninvazif tükürük prokalsitonin düzeylerinin çalışılması serum düzeyleri ile karşılaştırılması planlanmaktadır. Bu yöntem ile enfeksiyonun kaynağının bakteriyel veya viral kaynaklı olup olmadığı araştırılacak”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yürütücülüğünü yaptığı “Sistemik Enfeksiyon Şüphesi Olan Bir Yaş Altı Çocuklarda Tükürük Prokalsitonin (PCT) Düzeylerinin Kullanımı ve Serum PCT Düzeyleri İle Karşılaştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK  tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve  disiplinlerarası  önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Referans gösterilen araştırma üniversitemiz ekosistemi bünyesinde çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhisi ve tedavisine yönelik nitelikli bilimsel çalışma yürüten ekibimizi yürekten tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “Bakteriyel enfeksiyonlar, özellikle 1 yaş altı çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilir. Bu nedenle, enfeksiyonun erken teşhisi ve tedavisi hayati önem taşır. Geleneksel biyokimyasal belirteçler ve klinik bulgular, erken teşhiste sınırlılıklar gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, tükürükteki Prokalsitonin (PCT) düzeylerinin, 1 yaş altı çocuklarda bakteriyel enfeksiyon şüphesi durumunda kullanımını ve serum PCT düzeyleri ile karşılaştırılmasını incelemektir. Prokalsitonin, bakteriyel enfeksiyonlara spesifik bir belirteç olup, vücutta enfeksiyon varlığında artış gösterir. Çalışma, serum ve tükürük örneklerindeki PCT düzeylerini ölçen prospektif bir analiz olacaktır. Araştırmadaki hipotezimizi, tükürük PCT düzeylerinin, bakteriyel enfeksiyonun erken teşhisinde kullanılabileceği ve serum PCT düzeyleri ile yüksek oranda korelasyon göstereceği üzerine kurduk. Bunun sağlanması durumunda  özellikle invaziv olmayan bir yöntem olarak, tükürük PCT düzeyleri, bakteriyel enfeksiyonların erken teşhisinde ilk basamak test olarak potansiyel bir araç olabilecektir. Bu yaklaşım, özellikle küçük bebeklerde kan alma işleminin zorlukları göz önünde bulundurulduğunda, hastane kaynaklarının gereksiz kullanımını azaltacağı, ileri test (kan kültürü, BOS kültürü, Akciğer grafisi) taleplerini engelleyebileceği, uygunsuz antibiyotik kullanımını düşüreceği ve acil servislerden hızlı taburculuk üzerine önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz ” diye konuştu.</p>
<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yaptığı projede, Doç. Dr. Ali Yurtseven, Doç. Dr. Caner Turan, Dr. Sercan Çınarlı, Doç. Dr. Elif Azarsız, Doç. Dr. Timur Köse araştırmacı olarak yer alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Narenciye sektörü KKTC&#8217;de görülen yeşillenme hastalığının Türkiye&#8217;ye sıçramaması için topyekûn mücadele istiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/narenciye-sektoru-kktcde-gorulen-yesillenme-hastaliginin-turkiyeye-sicramamasi-icin-topyekun-mucadele-istiyor-449740</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Apr 2024 09:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığının]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[kktcde]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[narenciye]]></category>
		<category><![CDATA[sektörü]]></category>
		<category><![CDATA[sıçramaması]]></category>
		<category><![CDATA[topyekn]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyeye]]></category>
		<category><![CDATA[yeşillenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=449740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıllık 4,7 milyon tonluk üretimde dünya sekizincisi olan, 2023 yılında 1 milyar 112 milyon dolarlık ihracatla dünyaya şifa dağıtan Türk narenciye sektörü, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki narenciye bahçelerinde ve enginar tarlalarında görülen Psyllidi (Yeşillenme) hastalığının Türkiye’ye sıçramaması için kolları sıvadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/narenciye-sektoru-kktcde-gorulen-yesillenme-hastaliginin-turkiyeye-sicramamasi-icin-topyekun-mucadele-istiyor-449740">Narenciye sektörü KKTC&#8217;de görülen yeşillenme hastalığının Türkiye&#8217;ye sıçramaması için topyekûn mücadele istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllık 4,7 milyon tonluk üretimde dünya sekizincisi olan, 2023 yılında 1 milyar 112 milyon dolarlık ihracatla dünyaya şifa dağıtan Türk narenciye sektörü, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki narenciye bahçelerinde ve enginar tarlalarında görülen Psyllidi (Yeşillenme) hastalığının Türkiye’ye sıçramaması için kolları sıvadı.</p>
<p>Türk narenciye sektörü, KKTC’deki narenciye bahçelerinde yeşillenme hastalığının ortadan kaldırılması için Tarım ve Orman Bakanlığı, Turunçgil Konseyi, ziraat odaları, ihracatçı birlikleri başta olmak üzere sektörün tüm paydaşlarının katılımıyla ortak mücadele çağrısında bulundu.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, Türkiye’deki narenciye üretiminin riske edilmemesi için KKTC’deki narenciye bahçelerinde ve enginar üretim alanlarında biyolojik mücadelenin zaman geçirmeden başlatılması gerektiğini savundu.</p>
<p><strong><span>KKTC’nin ada olması avantaj ortak hareket ederek bir sezonda hastalığın kökünü kurutabiliriz</span></strong></p>
<p>Türkiye’nin yıllık 4,7 milyon ton turunçgiller üretimiyle dünyanın 8. büyük üretici ülkesi olduğunu paylaşan Uçak, “KKTC’nin narenciye üretimi 100 bin ton seviyesinde. KKTC’deki narenciye alanları da Türkiye ile kıyaslandığında, Türkiye’deki narenciye alanlarının yüzde 2’si seviyesinde. KKTC’nin ada olması mücadelenin hızlı sonuç vermesini kolaylaştıracak konumda. Tarım ve Orman Bakanlığı, ziraat odaları, ihracatçı birlikleri başta olmak üzere sektörün tüm paydaşları ortak hareket ederek KKTC’deki narenciye bahçelerinde görülen yeşillenme hastalığını bir sezonda ortadan kaldırabiliriz. Tarım ve Orman Bakanlığımızın bilgi birikimi ve teknik altyapısı bu hastalıkla mücadele için yeterli. Bu iradeyi ortaya koymazsak bu hastalık Türkiye’ye sıçrarsa o zaman Türk narenciye üreticileri ve ihracatçıları büyük darbe alır. Bu hastalık önceki yıllarda ABD’de <span>Florida ve California turunçgil üretimine büyük hasarlar vermişti. Acil aksiyon alınmalı, Amerika’daki hataya biz düşmemeliyiz” diye konuştu. </span></p>
<p><strong><span>Faydalı böcek kullanarak hastalığı taşıyan böcekle mücadele etmeliyiz</span></strong></p>
<p><span>“Hastalıktan etkilenmiş ağaçlar, sürekli meyve döküyor, geriye doğru kuruyor, bodurlaşıyor ve meyveleri yeşil renkte kalarak gerçek rengini alamıyor” bilgisini veren Uçak sözlerini şöyle sürdürdü; “</span>KKTC’de görülen yeşillenme hastalığı ile mücadele için faydalı böcek kullanılarak hastalığı taşıyan böcekle mücadele edilmesi gerekmektedir. Ülkemizde narenciye bahçelerinde görülen Akdeniz Meyve Sineği’nin önlenmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda sürdürdüğümüz biyoteknik mücadeleyi, yeşillenme hastalığı içinde yapmalıyız.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri olarak, Akdeniz Meyve Sineği’yle mücadele eylem planı çerçevesinde üreticilere biyoteknik mücadele kapsamında tuzak dağıtımı yaptıklarını hatırlatan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, “2023 yılında İzmir, Aydın ve Muğla illerinde toplam 17 bin 500 adet tuzağın üreticilere dağıtımı yaptık. Tarım ve Orman Bakanlığı İl Müdürlükleriyle çok koordineli hareket ediyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.</p>
<p><strong><span>Mandalina rekoltede ve ihracatta aslan payını alıyor</span></strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’de 2022 yılında 4,7 milyon ton turunçgiller üretimi gerçekleşti. Türkiye, bu üretim ile dünya turunçgiller üretiminde 8’inci sırada yer alıyor. Ülkemizde 2022 yılında üretilen turunçgillerin yüzde 39,6’sını mandalina, yüzde 28,1’ini portakal, yüzde 28,1’ini limon, yüzde 4,2’sini greyfurt üretimi oluşturuyor.</p>
<p><span>Türkiye’nin 2023 yılındaki narenciye ürünleri ihracatında mandalina 577 milyon dolarlık tutarla narenciye ürünleri arasında ihracat liderliğini sürdürürken, Limon ihracatımız yüzde 30’luk artışla 272 milyon dolardan 355 milyon dolara yükseldi. Portakal ihracatımız yüzde 15’lik ilerlemeyle 98 milyon dolardan 112 milyon dolara çıkarken, Greyfurt ihracatımız ise; 68 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. </span></p>
<p><strong><span>Rusya, Irak ve Ukrayna ihracatımızda ilk üç ülke</span></strong></p>
<p><span>Türkiye’nin narenciye ihracatında ilk sırada 428 milyon dolarla Rusya yer alırken, Irak’a yaptığımız narenciye ürünleri ihracatı yüzde 165’lik rekor artışla 68 milyon dolardan 181, 5 milyon dolara yükseldi ve ikinci basamağa yerleşti. Ukrayna’ya ihracatımız yüzde 20’lik artışla 84 milyon dolardan 101 milyon dolara çıktı. İlk üç ülkeyi 57 milyon dolarla Polonya, 49 milyon dolarla Romanya, 30 milyon dolarla Sırbistan, 26 milyon dolarla Bulgaristan, 19 milyon dolarla Suudi Arabistan, 15 milyon dolarla Beyaz Rusya ve 14 milyon dolarla Moldavya izledi. </span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/narenciye-sektoru-kktcde-gorulen-yesillenme-hastaliginin-turkiyeye-sicramamasi-icin-topyekun-mucadele-istiyor-449740">Narenciye sektörü KKTC&#8217;de görülen yeşillenme hastalığının Türkiye&#8217;ye sıçramaması için topyekûn mücadele istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyenler güneşte görülen leke verilerini, veri madenciliği yöntemi ile inceleyecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-guneste-gorulen-leke-verilerini-veri-madenciligi-yontemi-ile-inceleyecek-443873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2024 21:00:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenler]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[güneşte]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[inceleyecek]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[madenciliği]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[verilerini]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=443873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi akademisyenlerinin geliştirdikleri projeler ulusal ve uluslararası kurumlardan destek almaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-guneste-gorulen-leke-verilerini-veri-madenciligi-yontemi-ile-inceleyecek-443873">Egeli akademisyenler güneşte görülen leke verilerini, veri madenciliği yöntemi ile inceleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi akademisyenlerinin geliştirdikleri projeler ulusal ve uluslararası kurumlardan destek almaya devam ediyor. Bu kapsamda yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Sipahi Kılıç’ın üstlendiği “25. Güneş Leke Çevriminin ARIMA İstatistiksel Yöntemi ve Veri Madenciliği Yöntemleri ile Tahmini” başlıklı proje TÜBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Bu proje çalışması ile mevcut güneş leke verileri üzerine “ARIMA ve Veri Madenciliği” algoritma yöntemleri uygulanarak 25. Güneş çevrimine ilişkin maksimum zamanı, leke sayısı parametreleri için istatistiksel değerlendirmeler yapılacak.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>         Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak,  Prof. Dr. Esin Sipahi Kılıç ve proje ekibini makamında ağırlayarak çalışmalarından dolayı tebrik etti.  </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Esin Sipahi Kılıç, “Güneş çevrimi, Yer üzerindeki etkisi nedeniyle yüzyıllardır üzerinde çalışılan bir olgudur. 1750’li yıllardan beri, Güneş üzerindeki lekeler gözlemlenir, leke sayıları kaydedilir ve bu sayıların değişimi üzerine çalışılır. Her bir çevrim öncesinde, bilim insanları leke sayılarını farklı yöntemler kullanarak tahmin etmeye çalışmaktadır. Çünkü,  bu leke sayıları yani Güneş etkinliği yalnızca Güneş’in çalışılması için değil, yer üzerindeki elektrik, uydu, iletişim ve hatta insan sağlığını etkilediği için de özellikle incelenmektedir ve bu sektörlerde yapılan uygulamalarda Güneş etkinliğinin önceden tahmin edilmesi çok önemlidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>“Güneş rüzgârının etkisi tehlikeli olabilir”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Güneş çevrimlerindeki leke sayıları hakkında bilgi <span>veren Prof. Dr</span>. Sipahi Kılıç, “Günümüze kadar birçok yöntemle Güneş çevrimlerindeki leke sayıları tahmin edilmeye çalışılmış; maksimum leke sayısının olduğu tarihler belirlenmek istenmiştir. İçinde bulunduğumuz zamanda Güneş’in 25. çevriminin maksimum yapacağı zamana yaklaşmaktayız. Dolayısıyla, farklı yöntemlerle elde edilen ve tutarlı sonuçlar veren yöntemleri kullanmak bu konuda önem arz etmektedir. Proje kapsamında kullanacağımız istatistiksel yöntemler, farklı disiplinlerdeki çalışmalarda da en çok tercih edilen yöntemlerdir. Bu çalışmanın sonuçları ile getirilebilecek farklı bir bakış açısı ve yorum 25. çevrimin maksimum yapacağı tarihin daha büyük hassasiyetle belirlenmesini sağlayabilir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Güneş rüzgârının etkisinden de bahseden Prof. Dr. Sipahi Kılıç, “Güneş aktivitesi günümüzde yer yüzeyinde çok etkili olmaktadır. Hem hava durumunun beklenmedik değişimi hem de Güneş’in flare aktivitesinden kaynaklı kütle atımı ile yere doğru savrulan Güneş rüzgârının etkisini tüm insanlık görmektedir. Bu durum her ne kadar görsel olarak şölen gibi olsa da birçok alanda tehlike arz etmektedir. Dolayısıyla yapacağımız çalışmanın bulguları literatürde önemli bir yer teşkil edecektir. Günümüzde uzay meteorolojisi olarak da geçen uzay hava olayları, uzay ortamındaki zamana bağlı değişimlerin yer tabanlı teknolojik sistemlere ve insan yaşamına olan etkilerini inceler. Uzay meteorolojisinde en önemli etkiyi oluşturabilecek kaynak Güneş’tir ve Güneş aktivitesinin durumu, uzay çalışmalarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Güneş sürekli olarak iyonlardan oluşan parçacıkları güneş rüzgârı olarak uzaya saçmaktadır. Yüklü parçacıkların uzay araçlarının yüzeyinde oluşturduğu yüklenmeler ve daha yüksek enerjili parçacıkların araç içerisine kadar ulaşması çalışmaları olumsuz yönde etkiler. Bu sebeple Güneş leke çevriminin etkisinin önceden tahmin edilmesi önemlidir. Ayrıca Güneş leke çevrimi, sadece uzay havasını etkilemekle kalmaz; Yer üzerindeki birçok alanı etkileyebildiği gibi özelikle de insan yaşamı üzerinde de etkisi büyüktür. Bu durum, bu alanın daha fazla araştırılmasının önemini vurgulamaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Esin Sipahi Kılıç’ın üstlendiği. projede; Fen Fakültesi İstatistik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hayal Boyacıoğlu ve Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Doktora Öğrencisi Nurhan Özlem Kaya araştırmacı olarak yer alıyor</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenler-guneste-gorulen-leke-verilerini-veri-madenciligi-yontemi-ile-inceleyecek-443873">Egeli akademisyenler güneşte görülen leke verilerini, veri madenciliği yöntemi ile inceleyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 08:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştıracak]]></category>
		<category><![CDATA[artışın]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[nedenini]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[vakalarındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları, ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve disiplinlerarası önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en güncel sağlık sorunları arasında yer alan; genetik, çevresel, biyolojik, sosyokültürel ve davranışsal faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan obeziteye yönelik hazırladıkları proje dolayısıyla Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan hocamızı ve proje ekibini tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Hande Gürer- Orhan, “1975 yılından bu yana dünyada obezite oranı yaklaşık üç katına çıkarak, günümüzde ciddi bir global sağlık sorunu haline gelmiştir. Çocuklarda görülen obezite vakalarındaki dramatik artışın sadece alınan ve harcanan enerjinin dengesizliği ve genetik faktörler ile açıklanamayacağı, temas edilen kimyasalların da bu etkide rolü olabileceği düşünülmektedir. Çoğunlukla endüstriyel kimyasallar bu etki yönünden suçlanıyor olsa da araştırma grubumuz anne karnında maruz kalınan ilaçların da ileri yaşlarda obezojenik etkiler doğurabileceği hipotezini ileri sürerek araştırmaya başlamıştır. Hâlihazırda yürümekte olan TÜBİTAK 1001 projemizin verilerini destekleyici ve güçlendirici olacağına inanarak başvurduğumuz ve kabul alan bu TÜBİTAK projemiz kapsamında anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde bu ilacın obezojenik etkisinin obezojenik etkinin erken göstergesi olarak lipit profili üzerinde oluşturabileceği değişikliklerin lipidomik analizi ile araştırılması planlanmıştır. Bununla birlikte obezitenin erken evre göstergesi olacak moleküler bazı değişikliklerin araştırılması ve anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde lipit profilinde değişiklik görülmesi durumunda bu ilacın advers etkisinin ortaya konması ve “Sağlıklı Bireyler” Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefine yönelik veri elde edilmesi amaçlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Hande Gürer-Orhan’ın yürütücülüğünü yaptığı projede doktora sonrası araştırmacı olarak Dr. Bita Entezari ve araştırmacı olarak Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Suna Sabuncuoğlu da  görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 17:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[günlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439268</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268">Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Yetişkinlere göre bağışıklık sistemi çok daha zayıf olan çocuklar öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklardaki virüs ve bakteriler nedeniyle son günlerde çok sık hastalanıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel</strong> “Çocukları soğuk hava değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ediyor. Kirli ellerin yüze sürülmesi, bulunulan ortamın düzenli havalandırılmaması ve öksürüp hapşırırken havaya saçılan virüs ve enfeksiyonlar nedeniyle çocuklar sık hastalanıp okula gidemiyor, iyileştiğinde de çabucak yeniden hasta oluyor” diyor. Son günlerde çocukların en sık kapısını çalan hastalıkları; nezle, grip, akut bronşiyolit ve farenjit olarak sıralayan Dr. Elida Yüksel, bu hastalıkların belirtilerini ve korunmanın yollarını, hastalık kapıyı çaldıysa yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Nezle (Soğuk algınlığı)</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen kış hastalıklarının başında soğuk algınlığı (nezle) geliyor. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini belli eden soğuk algınlığının tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması, sağlıklı beslenme, C vitamininden zengin sebze ve meyve tüketimi, bol su içilmesi ve dinlenmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Aksi taktirde soğuk algınlığı orta kulak iltihabına, akut bakteriyel sinüzite ve alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Soğuk algınlığı viral enfeksiyon olmasından dolayı tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur. Gereksiz antibiyotik kullanımı vücutta antibiyotik direncine yol açarak fayda yerine ciddi zararlar verir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Grip</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde çok yaygın görülen influenzanın (grip) kapalı ve kalabalık ortamlarda çok kolay bulaştığını vurgulayan Dr. Yüksel, hastalığın başlıca belirtilerini yüksek ve inatçı ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, karın ağrısı, titreme, gözlerde kızarıklık, öksürük, bulantı, kusma ve ishal olarak sıralıyor. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak influenza enfeksiyonlarının öncelikle ishal, kusma ya da gözlerde kızarıklık, sulanma ve kaşıntı ile ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Yüksel, mutlaka doktora başvurulması gerektiğini, bakteriyel enfeksiyon söz konusu değilse tedavide antibiyotiklerin faydası olmayacağından gelişigüzel antibiyotikten kaçınılmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Bronşiyolit </strong></li>
</ul>
<p>Son günlerde özellikle iki yaş altındaki bebeklerde çok sık görülen, viral bir enfeksiyon kaynağı olan bronşiyolit, üst solunum yolu şikayetleri sonrasında gelişen hışıltı ve solunum sıkıntısı olarak tanımlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yüksel, kalabalık ortamlarda bulunan ve sigara dumanına maruz kalan bebeklerde öncelikle burun akıntısı ve hafif ateşle seyreden hastalığın, akciğerlere inerek solunum sıkıntısı, hızlı nefes alma ve hışıltılı solunuma yol açtığını belirterek “Bu şikayetler olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır aksi taktirde ciddi solunum sıkıntısı, solunum durması (apne), sıvı kayıpları ve kalp yetmezliği gibi çok önemli hastalıklara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.</p>
<ul>
<li><strong>Akut farenjit </strong></li>
</ul>
<p>Çok yüksek bulaş riskine sahip olan ve damlacıklar yoluyla bulaşan kış aylarının kabusu farenjit, bademciklerin iltihaplanması anlamına geliyor. Sıklıkla yüksek ateş, üşüme, titreme, yutkunmada zorlanma, boğaz ve kulak ağrısı ile başlayan farenjitte şikayetler artarak ilerliyor. Farenjitin doğru ve zamanında tedavi edilmediği takdirde bademciğe bağlı orta kulak iltihabına hatta kalp romatizmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Dr. Elida Yüksel “Akut farenjit çoğunlukla viral enfeksiyonlardan kaynaklandığı için gelişigüzel antibiyotik kullanılmamalı, bakteriyel farenjit durumunda doktor gerekli görürse antibiyotik kullanılmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocukları kış enfeksiyonlarından korumanın 10 yolu</strong></p>
<ul>
<li>Mevsim sebze ve meyveleri yedirin.</li>
<li>Gün içinde bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketimine özen gösterin. </li>
<li>Çocuğun bulunduğu ortamı düzenli havalandırın.</li>
<li>Açık havada kısa yürüyüşler yaptırın. </li>
<li>Ellerini gün içinde yüzüne götürmeme ve sabunla yıkama alışkanlığı kazandırın. </li>
<li>Kendini okula gidecek kadar iyi hissetmiyorsa evde dinlenmesini sağlayın.</li>
<li>Evde sigara içmeyin. Çocuğun olmadığı ortamda içilse de üzerinize sinen koku çocuğu rahatsız eder. </li>
<li>Çevresinde hasta bir kişi varsa kendini korumak için maske takmaya teşvik edin. </li>
<li>Toplu taşımada tutacakları, kapı kollarını vb ortak alanlarla temastan sonra ellerini yıkaması gerektiğini anlatın. </li>
<li>Avucunun içine değil, kağıt mendile ya da koluna hapşırmasını sağlayın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-son-gunlerde-yaygin-gorulen-4-hastalik-439268">Anne babalar dikkat! Son Günlerde Yaygın Görülen 4 Hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2023 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bugünlerde]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425479</guid>

					<description><![CDATA[<p>Havaların soğuduğu, nem oranının azaldığı sonbaharda mevsimsel olumsuz etkenlere, çevresel faktörler ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da eklenmesiyle cildin yapısı hızla bozuluyor, bazı sorunlarda artış yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479">Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Soğuk havada cilt sağlığını korumanın püf noktaları!</strong></p>
<p><strong>Dikkat! Bu etkenler cildi tehdit ediyor!</strong></p>
<p><strong>BUGÜNLERDE EN SIK GÖRÜLEN 5 CİLT SORUNU!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Havaların soğuduğu, nem oranının azaldığı sonbaharda mevsimsel olumsuz etkenlere, çevresel faktörler ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da eklenmesiyle cildin yapısı hızla bozuluyor, bazı sorunlarda artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur </strong>son günlerde özellikle egzama, kepeklenme, ellerde ve dudaklarda kuruma, çatlama ve kanama gibi sorunlara sıkça rastlandığını belirterek  “Alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle cilt sağlığımızı korumamız mümkün. Ancak her bir cilt sorunu, cilt tipine ve hastalığın şiddetine göre farklılık gösterebildiğinden herhangi bir cilt sorunuyla karşılaşıldığında da dermatoloğa ya da uzman bir doktora görünmeyi ihmal etmemek gerekir” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur, bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorununu anlattı, korunmaya yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Atopik Dermatit (Egzama)</strong></p>
<p> </p>
<p>Sonbaharda hızla düşen nem seviyesiyle birlikte oluşan deri sorunlarının başında atopik dermatit yani egzama geliyor. Deri kuruluğu, kaşıntı, kızarıklık ve çatlama gibi belirtilerle kendini gösteren egzama zamanla bu çatlaklardan giren mikroorganizmalar nedeniyle enfeksiyonlara yol açarken, tedavisi daha uzun sürebiliyor ve günlük yaşam konforunu olumsuz etkileyebiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Egzamadan korunmak için; cidimizdeki nemi korumanın ve cilt bariyerimizi güçlendirmenin çok önemli olduğunu belirten Dr. Ömer Gezdur “Cildinizin kuruma olan bölgelerine ekstra özen göstermek ve dermatoloğunuzun tavsiyesi ile atopik cilt tipine uygun içerikli, nemlendirici ve bariyer kremler kullanmak gerekir. Ayrıca egzamalı hastaların ev temizliği, bulaşık, bahçe işleri ya da boya vs gibi aktiviteler sırasında ellerini doğru malzeme seçimi ve eldiven kullanımı ile korumaları gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Deri Kuruluğu</strong></p>
<p> </p>
<p>Deri kuruluğu sonbaharda cilt bariyerimizin zorlanması sonucu oluşan ve bugünlerde en sık görülen sorunlar arasında yer alıyor. Soğuk hava ve azalan nemle birlikte, sıcak suyla banyo yapmak, yeterli sıvı alınmaması, bazı ilaçların yan etkileri ve deterjanlar da olumsuz etkileyerek cilt sorunlarına yol açıyor.  </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur özellikle kuru ciltli hastaların mutlaka sıcak suyla duştan kaçınması ve ılık suyla banyo yapması, nemlendiricili temizleyiciler kullanması, bol su içilmesi, sert lifler ve kurutucu içerikteki sabun ve duş jellerinden uzak durması gerektiğini vurguluyor. Kaliteli nemlendirici kremle doğal nem dengesini korumak ve doğal aromatik yağlarla cildi beslerken vücudun özellikle kuruyan bölgelerine dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Gezdur “Bu dönemde hassas peeling etkisi yapacak uygulamalar ve nem sağlayıcı maskelerle cildimizi rahatlatmak, buhar banyosu gibi bakım rutinlerine özen göstermekte fayda var. Doğru ürün kullanımının yanısıra doğru giysi seçimi de cildi korumada etkili olacaktır. Soğuk hava koşullarında vücudu korumak için atkı ve eldiven kullanarak elleri ve boynu korumak cok önemlidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Seboreik Dermatit (Kepeklenme)</strong></p>
<p> </p>
<p>Seboreik Dermatit (kepeklenme) sorunu; ciltte seboreik bölgelerde yani saçlı deri, kaşlar ve yüz bölgesinde kızarıklık, pullanma ve kaşıntıya neden oluyor. Hastalık ayrıca iç- dış ortam arası ısı farkları ve sabit olmayan nem düzeyine bağlı olarak da tetiklenebiliyor. Normal bir kepeklenmeden farklı olan seboreik dermatitte saç derisi ve ciltte beyaz ya da sarımsı kepekler, kızarıklıklar ve pullanmalar oluşurken yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Soğuk ve kuru hava bu sorunun oluşumunu tetiklediğinden mevsimsel olumsuz etkenlerden korunmak ve beslenmeye dikkat etmek gerekir. Dermatoloji uzmanının önerisiyle saç derisini arındırıp rahatlatan uygun bir şampuanı kullanabilir yine doktorunuzun önereceği çeşitli kremler veya losyonlar ile kaşıntı ve kızarıklığa karşı korunabilirsiniz.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dudak çatlaması</strong></p>
<p> </p>
<p>Dudak derisi cildin en hassas noktalarından biri olduğu için, en ufak ısı değişiminden bile etkileniyor. Estetik açıdan kişiyi rahatsız eden bir görüntüye yol açan dudak çatlaması, önlem alınmadığında oluşan yarık ve çatlaklardan enfeksiyon kapılmasına da yol açabiliyor. Ayrıca bazı hastalıklarda ve vitamin eksikliklerinde de dudak çatlaması görülebildiğinden sık tekrarlıyorsa bu durumu sadece mevsimsel olumsuz etkenlere bağlamamak ve doktora görünmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Soğuk ve rüzgarlı sonbahar günlerinde dudaklarımızın kuruyarak çatlamasını engellemek için dudak balsamları etkili olacaktır. Shea yağı, badem yağı, panthenol içerikli, dudakları nemlendiren ve besleyen balsamlarla dudaklara gün içinde bakım yapmanın yanısıra, bu dönemde bol su içmek ve kafein, alkol kullanımını azaltmak dudak kuruluğundan korur. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gül Hastalığı (Rosacea)</strong></p>
<p> </p>
<p>Halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen yüzde ani kızarıklık, yanma ve deri lezyonları ile kendini gösteren, kronik sayılabilecek bir deri hastalığı olan Rosacea, soğuk hava ve rüzgarla tetiklenebiliyor. </p>
<p><strong>Korunma yolları:</strong> Rosacea semptomlarını kontrol altına almak için güneşten ve rüzgardan, soğuktan korunmak önemli bir rol oynamaktadır. Beslenmeyi düzenlemek ve tetikleyici faktörlerden kaçınmak çok etkilidir. Baharatlı yiyecekler, sıcak içecekler ve alkol, Rosacea belirtilerini artıracağı için bunları tüketmemek ve süreçte tedavi planını düzenli uygulamak gerekir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugunlerde-en-sik-gorulen-5-cilt-sorunu-425479">Bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorunu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pirelli Münih&#8217;teki IAA Mobility Fuarı&#8217;nda Sergilenen Yeni Elektrikli Otomobillerde En Çok Görülen Marka Oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pirelli-munihteki-iaa-mobility-fuarinda-sergilenen-yeni-elektrikli-otomobillerde-en-cok-gorulen-marka-oldu-406177</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2023 14:12:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[elektrikli]]></category>
		<category><![CDATA[fuarında]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[iaa]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[mobility]]></category>
		<category><![CDATA[münihteki]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[otomobillerde]]></category>
		<category><![CDATA[pirelli]]></category>
		<category><![CDATA[sergilenen]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=406177</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milano, 18 Eylül 2023. Pirelli, Münih’teki IAA Mobility fuarında premium ve prestij elektrikli otomobil lastiklerinde dünya liderliği konumunu teyit etti</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pirelli-munihteki-iaa-mobility-fuarinda-sergilenen-yeni-elektrikli-otomobillerde-en-cok-gorulen-marka-oldu-406177">Pirelli Münih&#8217;teki IAA Mobility Fuarı&#8217;nda Sergilenen Yeni Elektrikli Otomobillerde En Çok Görülen Marka Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Milano, 18 Eylül 2023</em>. Pirelli, Münih’teki IAA Mobility fuarında premium ve prestij elektrikli otomobil lastiklerinde dünya liderliği konumunu teyit etti. Pirelli, sergilenen yeni otomobiller arasında BEV (batarya elektrikli) araçların yaklaşık %25’inin ve PHEV (şarj edilebilir hibrit) araçların %30’unun orijinal ekipmanıydı. Bu araçlarda P Zero’dan Scorpion’a kadar farklı ürün ailelerinden lastikler kullanılırken tümü, elektrikli otomobiller için özel olarak üretildiklerini gösteren Elect işareti taşıyordu.</p>
<p> </p>
<p>Elect teknolojisi 2019 yılında lanse edildiğinden bu yana, farklı modellerin ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş lastikler için alınan homologasyon sayısı 300’ü aştı. Bu ürünlere talep de olağanüstü bir hızla artıyor. 2023’ün ilk yarısında yeni homologasyonların sayısının geçen yılın aynı dönemine kıyasla iki katından hızlı (+%125) artması, Pirelli’nin elektrikli mobilite alanında nasıl öne çıktığını da vurguluyor. IAA Mobility Fuarı’ndaki tek hidrojen yakıtlı otomobil olan BMW iX5 Hydrogen’ın orijinal ekipmanı da  Pirelli oldu. Bu araçta kullanılan FSC® işaretli P Zero, dünyada Forest Stewardship Council® (Orman Yönetim Konseyi) onaylı doğal kauçuktan üretilen tek lastik konumunda bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Pirelli Araştırma-Geliştirme ve Cyber Kıdemli Başkan Yardımcısı Piero Misani </strong>şu açıklamada bulundu: “<em>Elektrikli mobilite alanında ulaştığımız liderlik pozisyonu, araştırma ve geliştirme birimimizin inovasyon gücünün altını çiziyor. Pirelli, elektrikli otomobillere yönelik teknolojilerini diğer tüm ürün serilerine de uygulayabilen tek üretici. Bu yaklaşım otomobil üreticilerine her aracın kendine has özelliklerine en uygun ‘terzi işi’ lastikleri sunabilme açısından bize daha fazla çok yönlülük sağlıyor. Özel olarak geliştirilen BEV ve PHEV lastiklerine talep yükselmeye devam ediyor. Yeni P Zero E’nin pazara sunulmasıyla Elect homologasyonlarının sayısı daha da artacak.”</em> </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>PIRELLI ELECT: ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERE ÖZEL TEKNOLOJİ</strong></p>
<p>Pirelli Elect, elektrikli ve şarj edilebilir hibrit otomobillerin kendilerine has özelliklerini iyileştirmek için geliştirilen bir teknolojiler paketidir. Daha ağır olan bu araçların, lastikleri daha da önemli hale getiren anlık tork gibi özel talepleri de oluyor. Elect lastiklerinde kullanılan konstrüksiyon ve malzemeler bu talepleri karşılarken daha yüksek reaksiyonla yanıt vererek lastiklerin daha dayanıklı hale gelmesini sağlıyor. Sessiz motorla da vurgulanan akustik konfor, kabin gürültüsünü %20’ye1 varan oranda azaltan Pirelli teknolojisiyle destekleniyor. Aynı ölçüde önemli olan batarya menzili de daha düşük dönme direncine sahip lastiklerle uzatılıyor. Pirelli tarafından gerçekleştirilen testler, tam şarjla menzilin nasıl %10’a 2 kadar artırılabileceğini de gösterdi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>PIRELLI P ZERO E: %100 ELECT ULTRA YÜKSEK PERFORMANS </strong></p>
<p>Elektrikli otomobiller için tasarlanan yüksek performanslı Pirelli P Zero E lastik, pazara sürülen en yeni ürün olurken Elect teknolojisi her ebatta standart olarak sunuluyor. Pirelli P Zero E, içeriğinde %55’ten fazla doğal ve geri dönüştürülmüş malzeme3 (Bureau Veritas tarafından bağımsız olarak doğrulanmış) kullanılarak üretilen ilk ve seri genelinde üç A puanına sahip tek UHP (ultra yüksek performans) lastik konumunda bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pirelli-munihteki-iaa-mobility-fuarinda-sergilenen-yeni-elektrikli-otomobillerde-en-cok-gorulen-marka-oldu-406177">Pirelli Münih&#8217;teki IAA Mobility Fuarı&#8217;nda Sergilenen Yeni Elektrikli Otomobillerde En Çok Görülen Marka Oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 09:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[covid]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[geçirenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs enfeksiyonunun tedavisi sonrasında farklı rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148">Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs enfeksiyonunun tedavisi sonrasında farklı rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Bu rahatsızlıklardan birini de kalça kemiğinde kanlanma bozukluğu olarak bilinen femur başı avasküler nekrozu oluşturuyor. Kalçada ağrı ile belirti veren avasküler nekrozun görülme sıklığının, özellikle Covid- 19 tedavisi sonrasında kortizol kullanımına bağlı olarak artış gösterdiği görülüyor.  Erken teşhisin önem taşıdığı bu rahatsızlıkta tedavi ise hastalığın evresine göre farklılaşabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Özsoy, kalça kemiğinde kanlanma bozukluğu ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kalça kemiğinin kanlanma bozukluğuna bağlı olarak oluşur</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozu ya da diğer adı ile femur başı aseptik nekrozu, kalça kemiğinin kanlanma bozukluğuna bağlı oluşan bir hastalıktır. Kırık ve çıkıklar gibi travma sonucu ortaya çıkabilen bu hastalığın diğer sebepleri arasında kortizon kullanımı, aşırı alkol tüketimi, bazı pıhtılaşma bozuklukları ve romatizmal hastalıklar da bulunmaktadır. Genel olarak bu hastalık erkeklerde daha sık görülmektedir. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası avasküler nekrozun görülme sıklığı arttı</strong></p>
<p>Kortizonun (steroid) Covid-19 gibi ciddi hastalıklarda hayat kurtarmakla birlikte ne yazık ki pek çok yan etkisi bulunmaktadır. Femur başı avasküler nekrozu, steroidlerin uzun süreli kullanımı sonucu görülen önemli yan etkilerden birini oluşturmaktadır. Covid-19 enfeksiyonu sebebiyle hastanede tedavi gören KOAH, astım ve akut solunum sıkıntısı yaşayan hastalara uygulanan kortizon tedavisi sebebiyle oluşan kalça kemiğinde kanlanma bozukluğunun izlenme sıklığının ise özellikle pandemi sonrası arttığı gözlemlenmektedir.  </p>
<p><strong>Covid -19 sonrası ortaya çıkan kalça ağrıları ciddiye alınmalı</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozunda uyluk kemiğinin baş kısmının dolaşımının bozulmasına bağlı olarak kemik içinde basınç artışı, ödem ve hücre ölümü görülür. Bu hastalık yavaşça gelişen kalça ağrısı ile ortaya çıkmaktadır. Hastaların çoğunlukla şikayeti yürümek ve hareketle artan kasık içinde ağrı olmaktadır. Bu ağrı uyluğun iç kısmına yayılabilir ve genellikle istirahat ile azalır. Hastalar kalçanın ileri derece hareketini gerektiren ayakkabı bağcığını bağlama, ayak tırnağını kesme gibi aktiviteleri yapmakta zorlanır. Özellikle Covid -19’dan sonra gelişen kalça ağrıları, avaskuler nekrozun gözden kaçırılmaması açısından ciddiye alınmalıdır. </p>
<p><strong>Erken teşhis tedavide önem taşır</strong></p>
<p>Muayene sırasında kalça eklem hareketinde kısıtlılık ve hareketle gelen ağrı en önde gelen bulgulardır. Erken teşhis bu hastalığın tedavisinde önemlidir. Teşhis için muayenenin yanında kalça Röntgen grafileri ve kalça MR’ı gereklidir. Özellikle MR görüntüleri femur başı içindeki ödemi, doku ölümünü (nekroz), kıkırdak altındaki kırığı ve kemik yüzeyindeki çökmeyi net olarak gösterir. Diğer yandan bazı kan testleri de (romatizmal testler, pıhtılaşma testleri, kan yağ seviyeleri)  yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Hastalığın evresi tedaviyi şekillendirir</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozu tedavisinde hastalığın evresi ve radyolojik olarak çökmenin olup olmaması tedaviyi şekillendirir.   Çökmenin olmadığı ve nekrozun (doku ölümü) az olduğu durumlarda cerrahiye ek olarak bazı tedaviler yapılabilir. Kan yağ seviyesini düzenleyen ilaçlar (statinler), bazı kemik erimesi ilaçları (bisfosfonatlar), kan sulandırıcı ilaçlar ve damar açıcı bazı ilaçlar (iloprost) kullanılabilir. Koltuk değneği kullanılarak kalçanın yükünün azaltılması önemlidir. Diğer yandan femur başındaki oksijen miktarını artırıp iyileşmeyi hızlandırıcı hiperbarik oksijen tedavisi denenebilir. Ama cerrahi tedavi erken dönemde baştaki ödemin azaltılıp kan dolaşımının artırılmasında önemli yer tutar.</p>
<p><strong>Cerrahi ile bölgede basınç azaltılırken, kanlanma artırılır </strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozunun erken döneminde yani baş kısmında çökmenin olmadığı ve nekrozun küçük olduğu durumlarda kor dekompresyon (core decompression) ya da diğer adıyla foraj denilen ameliyat yapılabilir. Burada amaç femur baş ve boyun içine delikler açarak artmış basıncın azaltılması ve kanlanmanın artırılmasıdır. Bu sırada açılan deliklerin içine kök hücre ve taze kemik parçalarının (kemik grefti) eklenmesi başarıyı artırır. Bu cerrahi yöntemin başarı oranı yüzde 60-70 civarındadır. Ameliyat sonrasında 4-6 hafta boyunca koltuk değneği kullanılarak kalça üzerine verilen yükün azaltılması gereklidir.</p>
<p><strong>İleri evre hastalara total kalça protezi takılıyor</strong></p>
<p>Hastalığın daha ileri evrelerinde yani başta radyolojik olarak çökme varsa ve nekroz alanı çok genişse, asetabulum denilen kalçanın çatı kısmında da hastalık mevcutsa total kalça protezi en uygun tedavi olmaktadır. Ameliyat sonrasında erken dönemde hasta bacağına yük verebilir ve fizik tedavi başlanabilir.</p>
<p>Bazı hastalarda çökme olmasına rağmen ağrı hastanın hayatını kısıtlayacak seviyede değilse fizik tedavi ile kalça çevresi kaslar güçlendirilip takip edilebilir. Kilo vererek kalçaya binen yükü azaltma burada önem taşımaktadır. Takipte ağrıda artma olursa total kalça protezi yapılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148">Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kazası]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor. Zira tüm yıl zamanlarının çoğunu evde geçiren çocuklar artık parklarda, deniz ve havuz kenarlarında gönüllerince oynamanın keyfini yaşayacaklar. Ancak, bu dönemde çocuklarda düşme ve çarpma sonucu oluşan kırıklar, burkulmalar ile incinmeler yaz tatiline gölge düşürebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında ortopedik kazalar konusunda farkındalık yaratmaları ve gerekli önlemleri almaları büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>,<strong> </strong>ebeveynlerin yaz aylarında gelişebilecek kazalara karşı güvenlik önlemlerini mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekerek,<strong> </strong>“Güvenlik önlemlerinin yanı sıra çocuklarımıza uygun ekipmanları kullanma alışkanlığı da kazandırmalıyız. Ayrıca, çocukların spor yapmadan önce iyi bir ısınma ve germe rutini izlemeleri de gerekiyor. Ancak alınan önlemlere rağmen istenmeyen kazalar olursa doktora zaman kaybetmeden başvurmak, ileride oluşabilecek sakatlık, fonksiyon bozukluğu ve aktivitelerde kısıtlanma gibi sorunların önlenmesi için çok önemlidir” diyor. <strong>Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>BİSİKLET ve PATEN KAZALARI</strong></p>
<p>Çocukların yaz aylarında en keyif aldıkları yaz aktivitelerinden biri olan bisiklet ve paten sürmek gerekli önlemler alınmadığında ciddi yaralanmalarla sonuçlanabiliyor. Bisikletle ya da patenle bir yere çarpma veya düşme sonrasında en sık kafa travmaları, bacak ve kollarda kırıklar ile burkulmalar görülüyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Kafa travmaları hayati önem arz edebiliyor. Özellikle kask takılmadığı zaman, kafanın yere ya da sert bir zemine çarpması sonucu beyin sarsıntısına bağlı olarak şuur-hafıza kaybı ya da beyin kanamaları ve kafatası kırıkları olabiliyor. Ayrıca düşmeler nedeniyle eklemlerde bağ zedelenmeleri ve kopmaları, uzun kemiklerde kırıklar görülebiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Bisikletin çocuğunuzun boyuna, kilosuna ve yaşına uygun olmasına özen gösterin.</li>
<li>Çocuğunuz bisiklete binmeden önce frenlerin çalışıp çalışmadığını kontrol edin. </li>
<li>Baş yaralanmasını önlemek için bisiklet kullanırken mutlaka kask takmasını sağlayın. Özellikle yeni bisiklet ya da paten kullanmaya başlayan çocuklarda dizlik ve dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanın.</li>
<li>Trafik kurallarını öğretin ve güvenli bisiklet sürme becerilerini geliştirmesine yardımcı olun.</li>
</ul>
<p><strong>SU AKTİVİTELERİ KAZALARI</strong></p>
<p>Sıcak havalarda su aktiviteleriyle ilgili yaralanmaların da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Zira yüzme havuzlarında kayarak düşme, suya hatalı dalma veya suya çarpma sonrasında omurga, boyun, kafa, kollar ile bacaklarda ciddi burkulmalar ve kırıklar gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuz suya girmeden önce derinliğini mutlaka kontrol edin. </li>
<li>Yüzme becerilerini geliştirmesi için eğitim almasını sağlayın.</li>
<li>Su aktiviteleri sırasında güvenlik kurallarına uymasının önemini anlatın. Örneğin; havuz kenarlarında kayıp düşmeyi engellemek için ıslak zeminde koşmamalı. Mümkünse terlik ya da kaymayı engelleyici çorap-patikler giymeli. </li>
</ul>
<p><strong>OYUN ALANI KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz aylarında çocuklar en sık parklarda ve oyun alanlarında zaman geçiriyorlar. Ancak güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde oyun alanları oldukça tehlikeli olabiliyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Düşmeler, kaymalar ve çarpışmalar gibi oyun alanı kazaları önemli ortopedik yaralanmalarla sonuçlanabiliyor.</p>
<p>Özellikle kol ve bacak kemiklerindeki kırıklar oyun parklarında düşme sonrası sık görülen yaralanmaları oluşturuyor ve bazıları ameliyat gerektirecek ciddiyette olabiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzu oyun alanlarında gözetim altında tutun </li>
<li>Oyun alanlarındaki oyuncakların amacına uygun kullanılmasını sağlayın. Salıncak, kaydırak gibi çarpışma riski olan yerlerde daha dikkatli olun. </li>
<li>Zemini kauçuk veya kum gibi yumuşak yüzeyden oluşan oyun parklarını tercih edin</li>
<li>Çocuğunuzun yaşına uygun oyun ekipmanlarını kullanmasını sağlayın. </li>
</ul>
<p><strong>SPOR KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz ayları, spor etkinlikleri için ideal bir zaman. Futbol, basketbol, voleybol, tenis ve jimnastik gibi sporlar çocukların her zaman ilgisini çekiyor. Ancak bu sporlar sırasında burkulmalar, incinmeler ve kırıklar gibi ortopedik yaralanmalar yaz aylarında artış gösteriyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Spor etkinliği sırasında oluşan yaralanmaları önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kural, spor ya da antreman öncesinde kas, tendon ve eklemleri spora hazırlamak için germe-esneme egzersizleri yapmaktır” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun spor sırasında uygun ekipmanları kullanmasını sağlayın. Özellikle yapılacak olan spora uygun spor ayakkabıları, koruyucu dizlikler ve dirseklikler gibi ekipmanlar yaralanma riskini azaltmaya yardımcı olabiliyor. </li>
<li>Spora hazırlamak için ısınma ve germe egzersizleri yapmasını teşvik edin.</li>
<li>Zeminin yapılacak olan spora uygun olmasına dikkat edin. Örneğin beton zemin futbolda düşme sonrasında yaralanma riskini arttıracaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 09:18:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda görülen rahatsızlıklar önemsenmediğinde veya tedavi edilmediğinde geri dönülemez sonuçlar doğabiliyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan kadınlarda en sık görülen hastalıklar ve çözümlerine dikkat çekiyor.</p>
<p>Kadınlar hayatları boyunca sık sık jinekolojik hastalıklarla karşılaşıyor. Kadınlarda görülen hastalıklarda erken dönemde yapılan teşhis, rutin kontroller, yaşam kalitesini ve süresini artırdığı için büyük önem taşır. Kadınlarda meydana gelecek büyük hastalıkları önlemenin önemine vurgu yapan Çalışkan “ Kadınların her zaman yaşadığı günlük problemler ciddi kadın hastalıklarının habercisi olabilir. Bu nedenle kadınlara düzenli jinekolojik muayene öneriyoruz.” diyor. Uzmanlar kadınların yaşamları boyunca sıkça karşılaşacakları jinekolojik hastalıkları en aza indirmek ve yaşam kalitesini artırmak için tavsiyelerde bulunuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan konu hakkında kadınlarda en sık görülen hastalıkları ve kadınların yaşamını kolaylaştıracak bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Vajinal Akıntı</strong></p>
<p>“Vajinal akıntı oldukça doğal olan her kadında görülen akıntılardır. Bu akıntılar şeffaf ve kokusuzdur. Kadınlarda en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden biri anormal vajinal akıntılardır. Vajinanın normal bakteri dengesindeki değişiklik vajinanın akıntının koku, renk veya kıvamını değiştirebilir” diye söyleyen Çalışkan bu problemleri önlemek için tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>•Vajina için kokulu ürünler kullanılmamalı,</p>
<p>•Pamuklu iç çamaşırı tercih edilmeli ve aşırı sıkı kıyafetler tercih edilmemeli,</p>
<p>•Cinsel partner sayısı azaltılmalı,</p>
<p>•Tuvalet temizliği önden arkaya doğru yapılmalı,</p>
<p>• Gereksiz antibiyotik kullanılmamalı.</p>
<p><strong>Adet Düzensizliği</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çalışkan adet düzensizliği ile ilgili, “Normal adet döngüsündeki bozulmalara adet düzensizliği denir. Adet döngüsünün 21 günden kısa veya 35 günden uzun olması, kanamanın 6 günden uzun sürmesi normal kabul edilemez. Bu durum adet düzensizliği olarak nitelendirilir. Adet düzensizliklerinin büyük bir kısmı hormonal olsa da kistler, miyomlar gibi faktörlere bağlı olarak karşımıza çıkabilir. Depresyon, stres, mevsimsel ve çevresel değişiklikler, aşırı kilo alımı, ani kilo kaybı gibi faktörlerde adet düzensizliğine neden olabilir. Çalışkan Adet düzensizliğine iyi gelen şeyler ile ilgili, “Spor ve egzersiz yapmak, uygun vücut ağırlığında olmak, yeterli gün ışığı almak ve adet düzensizliğine iyi gelebilecek Mg, D vitamini almak gelebilir” dedi.</p>
<p><strong>Polikistik Over Sendromu</strong></p>
<p>Polikistik Over Sendromunun genetik kökenli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çalışkan “Doğurganlığı olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşumuna yer hazırlayan, üreme çağındaki kadınlarda çokça görülen hormonal bozukluklardan biridir. Polikistik Over Sendromu olan kadınlarda yumurtanın olgunlaşması için gerekli hormon üretilmez ve yumurtaların hiçbiri olgunlaşıp çatlayamadığı için yumurtlama gerçekleşemez. Bu durumda adet düzensizliğine ya da hiç adet olmamaya sebep olur” dedi. Tedavi olarak önerilerde bulunan Çalışkan “Sağlıklı beslenme ve egzersiz ile ideal kiloda kalınmalıdır. Myoinositol, D vitamini desteği alınabilir. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır. Tahıllı ürünler, meyve, sebze, yağsız et tüketilmesi, kan şekerinin düşük seviyelerde tutulması için gerekli desteğin alınması gerekir “ diye ekledi.</p>
<p><strong>İdrar Kaçırma</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Eray Çalışkan “30 yaş sonrasında görülmeye başlanan ve artan idrar kaçırma; koku, hijyen gibi sebepler nedeniyle kadınların kendini sosyal yaşamdan kısıtlamasına yol açan önemli bir sorundur. İdrar kaçırma sorunu kalıtsal kolajen doku bozukluğuna bağlı olarak yaşanabilmektedir. Çok doğum yapma, sigara kullanımı, obezite, iri bebek doğurma, zor doğum hikayesi, kalça kaslarını egzersiz ile geliştirme me gibi risk faktörleri bulunmaktadır ve bu risk faktörlerinin varlığında daha erken yaşlarda görülmektedir” dedi.   Ayrıca Çalışkan, idrar kaçırmanın tedavisi olarak hastanın profilinin incelenmesi gerektiğini ve duruma göre tedavi yönteminin belirleneceğini belirtti.</p>
<p><strong>Kasık ve Bel Bölgesi Ağrıları</strong></p>
<p>Kasık ve bel ağrısı kadınlarda en önemli yakınmalardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çalışkan “Kasık ağrıları bazen kadınların günlük yaşantılarını etkileyecek derecede ağır olabilir. Kasık ve bel ağrısı üreme organlarından kaynaklanabilir, idrar yolları, sindirim veya iskelet sisteminden kaynaklanabilir. Tedavi, ağrıya göre değişebilir. Ultrason ve laparoskopi yöntemi ile ağrının sebebi teşhis edilmeye çalışılır. Nedeni saptanamayan ağrılarda ağrı kesicilere başvurulabilir. Hastalara psikolojik destek de yararlı olur” diye söyledi.</p>
<p>Bu gibi kadın hastalıkları önemsiz gibi görünse de tedavi edilmediğinde çok ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle kadınlara jinekolog kontrolünde düzenli olarak muayene olması önerilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-en-sik-gorulen-5-hastalik-ve-cozumleri-354347">Kadınlarda En Sık Görülen 5 Hastalık ve Çözümleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[kadından]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[miyomlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda oldukça sık görülen miyomlar, bir diğer adıyla halk arasında "iyi huylu tümör" olarak da adlandırılırlar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610">Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda oldukça sık görülen miyomlar, bir diğer adıyla halk arasında &#8220;iyi huylu tümör&#8221; olarak da adlandırılırlar. Miyomlar, asıl olarak kadınların doğurganlık döneminde rahim bölgesinde meydana gelen normalin dışındaki dokulara verilen isimdir. <em><strong>Şiddetli ağrı, adet düzensizlikleri, sık idrara çıkma</strong></em> gibi belirtilerle kendini gösterebilen rahim içi miyomlar, kısırlıktan rahmin alınmasına kadar farklı sonuçlara neden olabilmektedir. Kadın hastalıkları arasında en sık cerrahi operasyonlar ile tedavisi yapılan miyomlar günümüzde kapalı ameliyatlar ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden, Dr. Ört. Üyesi Kübra Bağcı ‘miyomlar hakkında merak edilenleri’ cevapladı</strong></p>
<p><strong>1.Miyom nedir?</strong></p>
<p>Miyomlar halk arasında ‘ur’ olarak bilinen rahmin kas tabakasından gelişen iyi huylu tümörlerdir. 18-45 arasındaki her dört kadından birinde görülmektedir. </p>
<p><strong>2.Miyomlar daha çok kimlerde görülür?</strong></p>
<p>Miyomlarda genetik yatkınlık mevcuttur; annesinde veya kız kardeşinde myom saptanan kadınlarda görülme ihtimali daha yüksektir. Vücut kitle indeksi yüksek kadınlarda, ilk adetini erken yaşta görenlerde ve hiç doğum yapmamış kadınlarda daha sık görülmektedir. </p>
<p><strong>3.Miyomun belirtileri nelerdir?</strong></p>
<p>Çoğu hastada herhangi bir şikayet yoktur ve rutin muayene sırasında saptanırlar.  Miyomun oluşturacağı semptom miyomun rahimdeki yerleşim yerine ve boyutlarına bağlıdır.  Sıklıkla kasık ağrısı, sık ve aşırı adet kanamaları, anemi yani kansızlıkla kendini göstermektedir. Bunun yanı sıra eğer miyom oluşturduğu bası ile komşu organları etkilemişse sık idrara çıkma, idrar kaçırma veya kabızlığa neden olabilirler. Cinsel ilişki sırasında ağrı oluşturması ise çiftlerin cinsel yaşamını önemli ölçüde etkilemektedir.</p>
<p><strong>4.Miyomlar kısırlık yapar mı?</strong></p>
<p>Rahim içinde yerleşim gösteren miyomlar, rahim iç duvarını bozarak kısırlığa, tekrarlayan düşüklere sebep olurlar. Miyomu olan bir kadın gebe kalmışsa gebelik sırasında miyom büyüyebilir, bebekte gelişim geriliği ve erken doğum riski görülebilir.</p>
<p><strong>5.Miyomlar kansere dönüşür mü?</strong></p>
<p>Miyomlar iyi huylu tümörler olsa da 1000’de 2 ile 5 arasında kansere dönüşme ihtimali vardır. Hastanın yaşı arttıkça kansere dönüşme ihtimali de artar. Ameliyat edilmeyen miyomlar 3 ile 6 ay aralıklarla yapılacak kontrollerle takibe alınmalıdır.</p>
<p><strong>6.Hangi testlerle miyom tanısı konulur?</strong></p>
<p>Muayene sırasında ultrason ile miyom tanısı konulabilmektedir. Bazen miyomun yerleşim yerini ve boyutlarını tam olarak değerlendirmek için MR görüntüleme yapılması gerekir.</p>
<p><strong>7.Miyomlar nasıl tedavi edilir? </strong></p>
<p>Miyomu besleyen damarların kapatılması, kanama, ağrı gibi semptomları hafifletilmesi veya miyom boyutlarının küçülmesini sağlayacak ilaç tedavileri olsa da miyomların en kesin tedavisi ameliyattır. </p>
<p><strong>8.Miyom ameliyatı sırasında rahmi korumak mümkün müdür?</strong></p>
<p>Miyomların tedavisi için iki tür ameliyat yapılır. Birinci seçenek rahim korunarak miyomların çıkartılması ikinci seçenek ise rahmin alınmasıdır. Hangi ameliyat türünün seçileceği hastanın yaşı, çocuk istemi veya çocuk sayısı gibi parametrelere göre değişmektedir. Hastalar, bireysel olarak değerlendirildikten sonra tedavi seçenekleri belirlenmelidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kadindan-1-inde-gorulen-miyomlar-hakkinda-merak-edilenler-347610">Her 4 Kadından 1 &#8216;inde Görülen Miyomlar Hakkında Merak Edilenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 10:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saptamak]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir  metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek. </strong></p>
<p>Dünyanın ve ülkemizin ciddi toplum sağlığı problemlerinden biri olan nadir hastalıkların önemli bölümünü kalıtsal metabolik nadir hastalıklar oluşturuyor. Kompleks klinik yapı ve genetik heterojenite gösteren farklı kalıtsal metabolik hastalıklarda ortaya çıkan klinik belirti ve bulgu spektrumu ise oldukça geniş. Bunlar, hastalığın başlangıç yaşı, mutasyon tipi, beslenme, depolanan materyalin biyokimyası ve depolamanın yer aldığı hücre tiplerine göre değişiklik gösterir. Bütün bu nedenler, bu hastalıkların tanısını konmasını da güçleştirebilir. Nadir hastalıkların tanısının konulamaması veya tanının gecikmesi ise hastalarda zeka ve gelişim geriliği başta olmak üzere geri dönüşü olmayan hasarlara sebep oluyor. Bu nedenle, bu tip hastalıkları saptayabilmek için yapılan yenidoğan taramaları hayati bir önem taşıyor. </p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği yaparak, yenidoğan taramalarında kullanılmak üzere metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamada kullanılacak tanı kiti geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu amaçla, Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma BD ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Anabilim Dalı iş birliğinde hazırlanan “Ardışık kütle spektrometrisi ile genişletilmiş yenidoğan taramasında ikinci basamak moleküler ayırıcı tanı için üçüncü yeni nesil dizileme teknolojisi kullanılarak kit geliştirme” başlıklı ortak proje, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenmeye layık görüldü. </p>
<p>İki üniversitenin iş birliği içerisinde yürüttüğü projenin sonucunda üretilecek tanı kiti, yenidoğan taramalarında kullanılarak kalıtsal metabolik nadir hastalığa neden olan genetik mutasyonu saptamakta kullanılacak. Çalışma ile birlikte; hastalıkları belirti vermeden tespit edebilmek, erken tedaviyi başlatmak, beyin hasarı başta olmak üzere organ hasarlarını ve en önemlisi de engellilik ve erken ölümleri önlemek kolaylaşacak. </p>
<p><strong>Yenidoğan taramaları nadir hastalıkların belirlenmesinde hayati önem taşıyor </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yenidoğan taraması kapsamında; Fenilketonüri, Konjenital Hipotiroidi, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Biyotinidaz Eksikliği, Kistik Fibrozis ve Spinal Müsküler Atrofi olmak üzere altı adet kalıtsal metabolik hastalığı tarıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gelişmiş ülkeler ise yenidoğan bebeklerinde 50’ye yakın farklı hastalığı tarayabilen “genişletilmiş yenidoğan taraması” programlarını yaklaşık yirmi yıldır kullanıyor. Yenidoğan taraması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ise bir ulusal tarama programı olarak henüz kullanılmıyor. </p>
<p><strong>Türk bilim insanlarının geliştireceği tanı kiti ile pek çok nadir hastalığın tanısı konulabilecek</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda DESAM Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve ekibi ile İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilecek proje ile genişletilmiş yenidoğan taraması kapsamında, çocuklarda görülen belirli kalıtsal nadir metabolik hastalıkların tanılarının moleküler yöntemle doğrulanabilmesi mümkün hale gelecek. Genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, Oxford NanoPore sistemi üzerinde geliştirilecek. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız.”</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, İstanbul Üniversitesi ile geliştirecekleri yenidoğan tarama kitinin önemli bir ihtiyacı karşılayacağını vurguladı. Daha önce Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde geliştirerek ürettikleri COVID-19 PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni, Türkiye ve KKTC Sağlık Bakanlıklarının onayı ile kullanıma sunduklarını hatırlatan Prof. Dr. Şanlıdağ, “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini de farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız” ifadesini kullandı. Geliştirecekleri tanı kitinin, sağlık alanında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki iş birliğine de önemli bir katkı sunacağını söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Türkiyemiz ve Kuzey Kıbrıs’ımızda, nadir metabolik hastalıkların erken tanısı ile doğru ve kesin tedavinin uygulanması büyük ölçüde kolaylaşacak” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay: “Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştireceğimiz yeni kit, bilimsel literatürde ve sağlık sektöründe ilk olma özelliği taşıyor.” </strong></p>
<p>Projenin yürütücülüğünü de üstlenen İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay ise Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştirecekleri yeni kitin; klinik validasyonlar sonrasında, çocuklarda metabolik hastalıkların genetik nedeninin belirlenmesinde, bilimsel literatürde ve sektörde bir ilk olma özelliği taşıdığını söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, tanı ve tedavi sürecinde geç kalınması durumda önemli zeka ve gelişim sorunlarına neden olan kalıtsal metabolik hastalıkların erken teşhisinin önemine vurgu yaparak, “Geliştirerek üreteceğimiz genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, hızlı ve kesin teşhis imkanı sağlayarak, nadir hastalıkların teşhisinde çok önemli bir ihtiyacı karşılayacak” ifadesini kullandı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
