<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>giderek | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/giderek/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/giderek</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>giderek | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/giderek</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor. Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… </strong></p>
<p>Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor.</p>
<p><strong>Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor?</strong></p>
<p>Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p>Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor.</p>
<p><strong>Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı </strong></p>
<p>Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor.</p>
<p>Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün </strong></p>
<p>Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek</strong></p>
<p>Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor.</p>
<p>Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Öfke Kontrol Edilebilir </strong></p>
<p>Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muratpaşa’da Kadınların Üretim Gücü Giderek Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/muratpasada-kadinlarin-uretim-gucu-giderek-artiyor-551814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 09:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[gücü]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[muratpaşada]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Muratpaşa Belediyesi’nin, kadın kooperatiflerinin el emeği ürünlerini doğrudan tüketiciyle buluşturmak için açtığı Kadın Kooperatifleri Ürün Satış Mağazası, 2025’in ilk yarısında 9 bin 704 ürün satarak kadın kooperatiflerine 1 milyon 581 bin 390 TL gelir kazandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muratpasada-kadinlarin-uretim-gucu-giderek-artiyor-551814">Muratpaşa’da Kadınların Üretim Gücü Giderek Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların üretime katılımını desteklemek, el emeği ürünlerini ekonomik değere dönüştürmek amacıyla Muratpaşa Belediyesi, Kadın Kooperatifleri Ürün Satış Mağazası’nı Prof. Dr. Erdal İnönü Kent Parkı’nda Eylül 2022’de açtı.</p>
<p>İlk etapta 20 kooperatifle yola çıkan mağaza, bugün 36 kadın kooperatifinin ürünlerini tüketiciyle buluşturuyor. Ocak &ndash; Haziran döneminde satılan 9 bin 704 ürünle kadın kooperatifleri toplam 1 milyon 581 bin 390 TL kazanç elde etti. En çok tercih edilen ürünler arasında gıda ürünleri öne çıktı.</p>
<p>Mağazada konsinye satış modeli uygulanıyor. Her kooperatife ayrı raf tahsis ediliyor ve ürünler doğrudan üretici kooperatifin belirlediği fiyatlarla tüketiciyle buluşuyor. Erişteden reçele, pekmezden sirkeye, tarhanadan coğrafi işaretli Tavşan Yüreği zeytine kadar birçok doğal ürünün yanı sıra, el emeği hediyelik eşyalar da raflarda yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muratpasada-kadinlarin-uretim-gucu-giderek-artiyor-551814">Muratpaşa’da Kadınların Üretim Gücü Giderek Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 07:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117">Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… Tüm bunlar ve daha pek çok etken nedeniyle bel bölgesinin omurları arasında yer alan diskler kayma veya yırtılma sonucu, sinirler ile omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştiriyorlar. Bel fıtığı olarak adlandırılan bu tabloda disklerin sinire baskı yapmaları sebebiyle gelişen bel ağrısı, bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk ve kas zayıflığı gibi sorunlar, hastaların günlük aktivitelerini ciddi boyutlarda kısıtlayabiliyor. Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiği belirtiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,  </strong>üstelik bel fıtığının son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre;  15 yaş ve üzeri kişilerde son 12 ay içinde bel bölgesi sorunlarının görülme oranı yüzde 29,7 olarak belirlenmiş.  Ülkemizde, 15-49 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada da; bel ağrısı nedeniyle tanı alanların yüzde 67,5’ine bel fıtığı teşhisi konulduğu bildirilmiş.  Bu veriler, Türkiye’de her yıl bel fıtığı tanısının ne kadar yüksek oranda olduğunu ve görülme yaşının ne kadar düştüğünü göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Az hareket etmekten hatalı teknikle ağırlık kaldırmaya… </strong></p>
<p>Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor.  Fizik Tedavi ve  Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,  <strong>  </strong>gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirterek, “Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunuyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret ederek,  “Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” bilgisini veriyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, çağımızın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlıyorsa, dikkat! </strong></p>
<p><strong> </strong>Bel bölgesindeki omurlar arasında yer alan diskler, omurganın esnekliğine ve vücut dengesine yardımcı oluyorlar. Bu disklerin yaşlanma, aşırı zorlanma veya ani hareketler nedeniyle zarar görmeleri durumunda fıtık gelişebiliyor ve sinirlere baskı yapabiliyor. Bunun sonucunda, hastada yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyuta ulaşabilen çeşitli yakınmalar gelişebiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturmaktadır” diye konuşuyor.   </p>
<p><strong> Tedaviyle ağrı kontrol altına alınıyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Bel fıtığının tedavisinde temel hedef;  omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan   kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak oluyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm bel fıtığı hastalarının sadece  yüzde 5-10’u ameliyat gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,<strong> </strong>sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek,  şunları söylüyor: “Bel fıtığında erken teşhis, iyiliğin korunmasında ve hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle düzenli yapılan egzersizlerle kaslar güçlenmekte,  omurga daha iyi desteklenmekte ve sinir baskısı azalmaktadır.   Bu etkiler  sayesinde ağrı uzun süreli olarak önemli ölçüde hafiflemekte hatta bazı hastalarda geçmektedir.”  Ancak hasta hatalı duruş, hareketsizlik ve ağır kaldırma gibi istenmeyen hataları yapmaya devam ederse ağrının tekrar başlayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ferda Özdemir,   “Düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat  etmek, omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörlerdir” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117">Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Feb 2024 21:05:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[emojilerle]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[nbr]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<category><![CDATA[ortam]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tmm]]></category>
		<category><![CDATA[tsk]]></category>
		<category><![CDATA[türkçenin]]></category>
		<category><![CDATA[yazışması]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşmasına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444008</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dilin sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğunu ifade eden uzmanlar, sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörlerin dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008">Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dilin sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık olduğunu ifade eden uzmanlar, sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörlerin dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturduğunu söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalara göre yazı dilinde kullanılan kısaltma, argo ve jargonun özellikle yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerinin zayıflamasına kapı açabildiğini dile getiren ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Ne var ki gençlerimizin yazılı ve sözlü anlatımlarında hatalı yazım ve anlatım bozukluğu gibi dil deformasyonlarını biz eğitimciler olarak gözlemliyoruz.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÜSTÖMER) Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, yeni neslin dil kullanımı ve dilin deformasyonu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>“Dil sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlık”</strong></p>
<p>Dilin değişimi konusunda “Dil sürekli değişime açık ve yaşayan bir varlıktır. Sosyo-kültürel, coğrafi, mali ve teknolojik faktörler dildeki değişimlerin temel nedenlerini oluşturur.” diyen Öğr. Gör. Selçuk Duman, özellikle 2000’li yılların başından itibaren sosyal medya ve dijital iletişim kanallarının gelişmesiyle birlikte dünya toplumlarının temaslarının yoğunlaştığını ve bu durumun kültürümüzde ve bunun en önemli taşıyıcısı olan dilimizde de birtakım değişimlerin ortaya çıkmasını beraberinde getirdiğini anlattı.</p>
<p>Özellikle genç nüfusun resmi olmayan yazışmalarında ünlü harflerin terkiyle ‘’tmm’’, ‘’nbr’’, ‘’tşk’’ gibi çok sayıda kullanımının yaygınlaşması, yabancı kökenli kelimelere sıkça yer vermesi ve emoji figürlerine başvurmalarının artarak devam ettiğini de dile getiren Duman, “Sanal ortam Türkçemizin yozlaşmasına müsait bir alan açmıştır.” dedi.</p>
<p><strong>Kısaltma, argo ve jargon yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerini zayıflatıyor… </strong></p>
<p>Argo, jargon ve özellikle kısaltma kullanımının iletişimde amaca giden en kısa yolu kullanmak ve meramı etkileyici bir biçimde ifade etmek için hız çağı olan zamanımızın gençleri tarafından başvurulan bir yöntem olarak görüldüğü dile getiren Öğr. Gör. Selçuk Duman, “Bunu elbette kültürel etkileşimlerin sonucu olarak tezahür eden bir ifade şekli olarak görebiliriz. Kısaltmalar ve internet argosu çevrimiçi iletişimi bizler için daha uygun hale getirebilir. Fakat bu gibi ifade şekillerinin dildeki yansımaları özellikle uzun vadede olumsuz etkiler bırakabilir. Araştırmalara göre yazı dilinde kullanılan kısaltmalar, argo ve jargon özellikle yeni kuşakların okuma ve yazma becerilerinin zayıflamasına kapı açabiliyor. Ne var ki gençlerimizin yazılı ve sözlü anlatımlarında hatalı yazım ve anlatım bozukluğu gibi dil deformasyonlarını biz eğitimciler olarak gözlemliyoruz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Günlük dilin üslubu daha samimi ve sıcaktır”</strong></p>
<p>Akademik ve günlük dil kullanımının farklı niteliklere sahip dil kullanım şekilleri olduğunu kaydeden ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, şöyle devam etti:</p>
<p>“Akademik dil, bilimsel, teknik, hukuki ve edebi metinlerde kullanılır. Bu dilde günlük yaşamda yaygın olarak kullanılmayan bilimsel ve teknik terimler kullanılır. Daha nesnel ve objektiftir. Bu dildeki cümle yapıları daha karmaşık ve daha uzundur. Üslup resmidir. Günlük dil ise günlük hayatımızda kullandığımız konuşma dilidir. Günlük dilin cümle yapıları daha kısadır. Daha öznel ve kişisel bir dildir. Kullanımı yaygın olup bu dilde basit kelimeler kullanılır. Üslup daha samimi ve sıcaktır. Eğitim dili sürekli ve hızlı bir gelişim içindedir. Eğitim ve bilim geliştikçe dilimizde yeni kavramlara karşılık gelen kelimelere yenileri eklenir. Günlük iletişim dilinin gelişimi daha sınırlıdır ve bu gelişim toplumun kapasitesiyle orantılı olarak seyreder.”</p>
<p><strong>“Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ifadesiyle ‘ses bayrağımız Türkçe’yi gelecek kuşaklara hakkıyla teslim etmeliyiz”</strong></p>
<p>ÜSTÖMER Müdürü Öğr. Gör. Selçuk Duman, dildeki değişim ve gelişimin dilin doğası gereği kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Öncelikle her birey, devraldığı bu dil mirasını, şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ifadesiyle ‘ses bayrağımız Türkçe’yi bir bayrak yarışı gibi gelecek kuşaklara hakkıyla teslim etme bilinciyle yetiştirilmelidir. Bu, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir devlet politikası olmalıdır. </p>
<p>Dildeki yozlaşmaya karşı birtakım yasaklamalarla mücadele etmek yerine yeni neslin tercihlerine uygun seçeneklerin farkındalığını sağlamak isabetli olacaktır. Bu da edebiyat ve fikir dünyamızın zenginliklerini keşfetmelerini sağlayacak okumalar ve bu okumaların iz sürümleri olan söyleşileri takip etmelerini sağlamakla olacaktır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sanal-ortam-turkcenin-yozlasmasina-neden-oldu-genclerin-tmm-nbr-tsk-ve-emojilerle-yazismasi-giderek-artiyor-444008">Sanal ortam Türkçe&#8217;nin yozlaşmasına neden oldu! Gençlerin &#8216;tmm&#8217;, &#8216;nbr&#8217;, &#8216;tşk&#8217; ve emojilerle yazışması giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ara eleman istihdam eğilimi giderek önem kazanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ara-eleman-istihdam-egilimi-giderek-onem-kazaniyor-391239</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2023 08:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ara]]></category>
		<category><![CDATA[eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[eleman]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[kazanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zaman zaman gündeme taşınan Türkiye’de ara eleman ihtiyacı sorunu devam ediyor. Şirket CEO’ları ise zaman zaman nitelikli ara eleman bulamamaktan yakınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ara-eleman-istihdam-egilimi-giderek-onem-kazaniyor-391239">Ara eleman istihdam eğilimi giderek önem kazanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zaman zaman gündeme taşınan Türkiye’de ara eleman ihtiyacı sorunu devam ediyor. Şirket CEO’ları ise zaman zaman nitelikli ara eleman bulamamaktan yakınıyor. Ara eleman ihtiyacının karşılanamaması ekonomik açıdan sorunlara yol açtığını belirten İstinye Üniversitesi (İSÜ) Meslek Yüksekokulu (MYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hilal Çakar Özcan, “Geleceğin ara elemanı olarak yetişecek olan bireylerin üniversitelerde alacakları nitelikli eğitim sektörde nitelikli personel arayışında olan işverenler için büyük bir avantaj olacaktır” diyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de lisans mezunlarının sayısı artarken, şirket CEO’ları ise zaman zaman kalifiye ara eleman bulamamaktan yakınıyor. Günümüzde pek çok alanda olduğu gibi iş dünyasında da bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler iş gücü piyasasından beklentileri de aynı oranda değiştiriyor. Değişim ve dönüşümün kaçınılmaz olduğunun bilincinde olan iş gücü piyasasında nitelikli ara elemana olan ihtiyaçta giderek artmaya devam ediyor. İŞKUR’un “Türkiye İşgücü piyasasında En Çok Açık İşi Olan 10 Meslek” sıralaması raporunda yer alan garson, makineci (dikiş), satış danışmanı, dokuma konfeksiyon, temizlik görevlisi, gazaltı (mig-mac) kaynakçısı, perakende satış elemanı (gıda), ön muhasebeci, şoför yük taşıma, paketleme işçisi gibi mesleklerin pek çoğunun ön lisans programlarından mezun olan “ara eleman” olarak adlandırabileceğimiz meslekler arasında olduğu görülüyor. Aynı zamanda İŞKUR’un “İşgücü Piyasasında Temininde Güçlük Çekilen Meslekler” raporunda yer alan, makineci (dikiş), garson (servis elemanı), dokuma konfeksiyon makineci, satış danışmanı, inşaat işçisi, kaynakçı (oksijen ve elektrik), soğuk demirci, temizlik görevlisi, konfeksiyon işçisi, düz dikiş makineci gibi mesleklerin nitelikli ara eleman temini ile çözüme kavuşacak meslekler olduğunu ortaya koyuyor. İş gücü piyasasında yaşanan teknoloji kökenli değişimlerin ara eleman ihtiyacının önemini bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren İstinye Üniversitesi (İSÜ) Meslek Yüksekokulu (MYO) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hilal Çakar Özcan, ön lisans programlarının sektörde günceli yakalayacak ve bu dijital dönüşüme ayak uyduracak nitelikte ara eleman yetiştirmeyi ilke edinmesi gerektiğini ve eğitim faaliyetlerini bu misyon çerçevesinde sürdürmesi gerektiğini ifade ediyor. </p>
<p><strong>“Ara eleman ihtiyacının karşılanamaması ekonomik açıdan sorunlara yol açıyor”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Özcan, üniversitelerin ön lisans programlarına tüm bu açığı kapatmak ve piyasa beklentilerini karşılamak adına mesleğin gereklerini yerine getirecek, çağın beklentilerine cevap verecek nitelikle elemanı yetiştirme noktasında büyük görev düştüğünü vurguluyor. Özcan, şöyle konuşuyor:</p>
<p>“Dijitalleşme beraberinde iş hayatında pek çok köklü değişimi zorunlu kıldı. Öyle ki endüstri 4.0 kavramının hayatımızda giderek daha fazla yer bulduğu günümüz iş dünyasında iş yapma şekilleri kadar çalışanlardan beklenilen yetkinliklerde aynı ölçüde değişmeye başladı. Tüm bu değişim içerisinde nitelikli iş gücü ihtiyacı giderek daha fazla artmaya başladı. Yine bu süreçte ara elemana olan ihtiyaçta, beklentilerde aynı paralellikte artmaya devam ediyor. İŞKUR’un “Açık İşlerde Aranan Beceriler” sıralaması da burada önemli bir referans oluyor. İŞKUR’dan elde edilen veriye göre; yeterli mesleki teknik bilgi, iş tecrübesi, takım çalışması, iletişim ve ifade yeteneği, fiziki ve bedensel yeterlilik, sorun çözme ve inisiyatif alabilme, analitik düşünebilme, ikna kabiliyeti ve pazarlama, bilgisayar kullanımı, yabancı dil becerileri aranan önemli beceriler arasında yer alıyor. Bu rapor bize gösteriyor ki çağa uyum sağlarken, ara eleman olarak ifade edilen iş gücünün beklentileri karşılayacak nitelikle bir eğitim alması giderek daha fazla önem kazanıyor. Çünkü beklenilen nitelik ve yetkinlikte ara eleman ihtiyacının karşılanamaması uzun vadede ekonomik açıdan makro sorunlara yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Üniversiteler sektör beklentilerini takip etmeli”</strong></p>
<p>Üniversitelerin sektör beklentilerini takip etmeleri gerektiğinin altınızı çizen Özcan, “İŞKUR’un bir diğer önemli raporu bize “Yeterli Mesleki/Teknik Bilgi ve Tecrübe Becerisinin Önde Olduğu Sektörlerin”, imalat, toptan ve perakende ticaret, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri, inşaat, ulaştırma ve depolama, idari ve destek hizmeti faaliyetleri, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler, diğer hizmet faaliyetleri, bilgi ve iletişim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri gibi sektörler olduğu bilgisini veriyor. Bu raporlar öncelik ve ihtiyaçların tespit edilmesi ve bu doğrultuda eğitim planlaması yapılmasının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Özellikle üniversitelerin ön lisans programlarının, sektörel beklentileri iyi tespit edip bu beklentileri karşılayacak ölçüde ve düzeyde eğitim faaliyetlerini sürdürmeleri gerekiyor. Özellikle üniversiteler ön lisans kontenjanlarını bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimi ve bu doğrultuda sektörün beklentilerini göz önünde bulundurarak belirlemeli. Uzun vadede karşılanamaz hale gelen nitelikli ara eleman ihtiyacı üretim ve hizmet kalitesinde önlenemez düşüşlere sebep olacaktır. Aynı zamanda ekonomik olarak yaşanabilecek sorunlar beraberinde bireysel sorunları ve neticede büyük ölçüde toplumsal sorunları beraberinde getirecektir” diyor.</p>
<p><strong>“Verimin ve kalitenin öncülü nitelikli iş gücüdür”</strong></p>
<p>İSÜ olarak bu doğrultuda çalışmalarına devam ettiklerini belirten Özcan, şöyle konuşuyor:</p>
<p>“Sonuç olarak geleceğin ara elemanı olarak yetişecek olan bireylerin üniversitelerde alacakları nitelikli eğitim sektörde nitelikli personel arayışında olan işverenler için büyük bir avantaj olacaktır.  Bu bakış açısı ile İSÜ Meslek Yüksekokulu olarak günceli takip ederek ihtiyaçları göz önünde bulundurarak planlamalarımızı bu doğrultuda yapıyoruz. Aynı zamanda eğitim öğretim faaliyetlerimizi mezunlarımızın ve iş hayatının beklentileri ile uyumlu olacak bir misyon ve vizyon ile sürdürüyoruz. Çünkü biliyoruz ki verimin ve kalitenin öncülü nitelikli iş gücüdür. Nitelikli iş gücü ise güçlü bir ekonomiyi beraberinde getiriyor. İSÜ Meslek Yüksekokulu olarak Adalet, Aşçılık, Bilgisayar Destekli Tasarım ve Animasyon, Bilişim Güvenliği Teknolojisi, Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar Teknolojisi, E-Ticaret ve Pazarlama Gıda Teknolojisi, Otomotiv Teknolojisi, Sivil Havacılık Kabin Hizmetleri, Uçak Teknolojisi programlarımız ile yine sektörü takip ederek bünyemize yeni kattığımız Dış Ticaret ve Elektronik Teknolojisi programlarımız ile yolumuza başarılı ile devam ediyoruz.  Her geçen gün değişmeye ve gelişmeye devam eden iş dünyası bizim için en önemli referans kaynağı olmaya devam ediyor.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ara-eleman-istihdam-egilimi-giderek-onem-kazaniyor-391239">Ara eleman istihdam eğilimi giderek önem kazanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cilt kanseri sıklığı giderek artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cilt-kanseri-sikligi-giderek-artiyor-390865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 08:24:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=390865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cilt kanseri, günümüzde en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alıyor. Yaz aylarında uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak ise cilt kanserinin en önemli risk faktörünü oluşturuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilt-kanseri-sikligi-giderek-artiyor-390865">Cilt kanseri sıklığı giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cilt kanseri, günümüzde en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alıyor. Yaz aylarında uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak ise cilt kanserinin en önemli risk faktörünü oluşturuyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya</strong>,<strong> </strong>bu nedenle cilt kanseri oluşumunu önlemek için güneşten korunma yöntemlerinin mutlaka doğru uygulanması gerektiğine dikkat çekerek, “Güneş koruyucu ürünlerin etkinliği ispatlanmış olsa da cilt kanserine karşı en iyi korunma güneşin zararlı ultraviyole ışınlarına maruz kalmamaktır. Bu nedenle mümkünse öğle saatlerinde dışarıya çıkmamalıyız. Eğer mecbursak güneş koruyucu ürünümüzü mutlaka kullanmalı, deniz ve havuza girmek için sabah veya akşam saatlerini tercih etmeliyiz” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya</strong>, yaz aylarında cilt kanserinden korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu saatler arasında güneşe çıkmayın</strong></p>
<p>Güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 10:00- 14:00 saatleri arasında, cildimize koruyucu ürün sürmüş olsak bile güneş altında kaldığımızda cilt kanserinin gelişme riski artıyor. Dolayısıyla mümkünse bu saatlerde dışarıya çıkmayın.</p>
<p> </p>
<p><strong>Güneş koruyucunuzu mutlaka kullanın!</strong></p>
<p>Güneşe çıkmanız gerekiyorsa almanız gereken en önemli önlemlerden biri, cildinize uygun güneş koruyucu ürünü yeterli miktarda ve sıklıkta kullanmak olmalı. Güneş koruyucu ürünün etkili olabilmesi için hem UVB hem de UVA ışınlarından koruyan özellikte ve SPF değerinin 50 veya üzerinde olması gerekiyor. Deniz kenarındaysanız güneş altında kalmak yerine, gölge yerlerde zaman geçirmeye dikkat edin. Ayrıca gölgede bulunduğunuz süre boyunca güneş koruyucu ürünü cildinize sürmeyi ihmal etmeyin.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dışarıya çıkmadan 30 dakika önce uygulayın</strong></p>
<p>Güneş koruyucu ürünleri genellikle sokağa çıkmadan hemen önce veya plajda kullanmak gibi önemli bir hataya düşüyoruz. Oysa bu ürünlerin ciltten emilmeleri ve koruyucu özelliklerinin başlaması belirli bir zaman alıyor. Dolayısıyla güneşten koruyucunuzu dışarıya çıkmadan 30 dakika önce sürmeyi alışkanlık edinmelisiniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>Her iki saatte bir tekrarlayın, ancak…</strong></p>
<p>Güneş koruyucunuzu her iki saatte bir tekrarlamanız çok önemli. Ancak yüzme ve terleme sonrasında bu süreyi beklemeden ürünü cildinize yeniden uygulamanız gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>2 yemek kaşığından az olmasın!  </strong></p>
<p>Güneş koruyucular cilde yeterli miktarlarda uygulanmadıklarında gereken etkiyi sağlayamıyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, bu nedenle ürünleri cildinize ideal miktarda sürmenin koruyucu etkisi açısından büyük önem taşıdığını belirterek, şöyle devam ediyor: “Vücudumuza santimetrekare başına iki mg koruyucu sürmemiz gerekiyor. Tüm vücut için düşündüğümüzde bu miktar 2 yemek kaşığına denk geliyor. Yüzümüz için de yaklaşık 1/3 çay kaşığı öneriliyor. İşaret parmağı ve orta parmağınıza çizgi halinde sıktığınız güneş koruyucuyu yüz ve boynunuza uyguladığınızda, yüzünüz için ideal miktar ürünü kullanmış oluyorsunuz.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Solaryumdan uzak durun</strong></p>
<p>Sadece güneşin ultraviyole ışınları değil yapay ışık kaynakları da cilt kanserine yol açabiliyor. 2009 yılında, Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından ‘solaryumlar’ kanser sebebi olarak tanımlandı. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, bilinen zararlarına rağmen solaryumun günümüzde kullanılmaya devam ettiğini vurgulayarak, “Solaryum sadece cilt kanseri değil, ciltte erken yaşlanma, leke, damarlanma artışı ve cilt yapısının bozulması gibi pek çok soruna yol açabiliyor. Cildimiz üzerinde ciddi tehdit oluşturan solaryum kullanımından mutlaka kaçınmalıyız.” diye konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kıyafetleriniz UV korumalı olsun</strong></p>
<p>Cilt kanserinden korunmak için uzun kollu, beyazlatılmamış özelliğe sahip sık dokulu ve UV absorbsiyonu ile koruma özelliği daha fazla olduğu için koyu renk kıyafetler giymelisiniz. Deniz kenarında veya açık alanda durmanız gerekiyorsa, UV korumalı kıyafetleri tercih etmenizde fayda var. Geniş tenteli şapkalar, UVA ile UVB filtresi olan geniş güneş gözlükleri takmayı da alışkanlık edinin.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bulutlu havalarda da korunmak şart!</strong></p>
<p>Pencereden, araba camlarından, balkondan ve bilgisayar ekranlarında gelen ışıklar da cildimizi olumsuz etkileyebiliyorlar. Bunların yanı sıra bulutlu havalarda da cildimizi korumamız çok önemli! Dolayısıyla bulutlu günlerde, evde veya araçta olduğunuzda SPF 15 veya üzeri koruma faktörü içeren güneş koruyucunuzu ihmal etmeyin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Benlerinizi ayna karşısında kontrol edin!</strong></p>
<ul>
<li>Cilt kanseri melanom ve melanom dışı olmak üzere iki gruba ayırılıyor. Bazal hücreli veya skuamöz hücreli olarak iki gruptan oluşan melanom dışı cilt kanserleri tüm dünyada oldukça sık görülüyor. Melanom daha nadir görülmekle birlikte erken tanı konulmazsa ölümcül olabiliyor.</li>
<li>Cilt kanseri kırmızı pullanan bir lezyon şeklinde görülebileceği gibi, deriden kabarık bir lezyon, iyileşmeyen bir yara veya asimetri, sınırları düzensiz, çoklu renge sahip, çapı büyüyen bir ben olarak da ortaya çıkabiliyor.  </li>
<li>Cilt kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilir kanser türleri arasında yer alıyor. Erken teşhis için ayna karşısında cildinizi 3 ayda bir muayene etmeniz büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, “Kendinizi muayene ederken değişen bir ben, iyileşmeyen bir yara, yeni ortaya çıkmış ve büyüyen bir lezyon fark ettiğinizde dermatoloji uzmanına başvurmanız erken teşhis için oldukça önemlidir. Ayrıca hiçbir yakınmanız olmasa bile yıllık dermatolojik muayenenizi ihmal etmeyin.” diyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cilt-kanseri-sikligi-giderek-artiyor-390865">Cilt kanseri sıklığı giderek artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü, &#8216;Dünyada manuel terapiye ilgi giderek artıyor&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fizyoterapist-ridvan-yuzuguldu-dunyada-manuel-terapiye-ilgi-giderek-artiyor-360467</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2023 11:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[ilgi]]></category>
		<category><![CDATA[manuel]]></category>
		<category><![CDATA[rıdvan]]></category>
		<category><![CDATA[terapiye]]></category>
		<category><![CDATA[yüzügüldü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360467</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyal medyada yer alan kayropraktik manuel terapi videolarının ardından popülerliği hızla artan uygulamalarla ilgili Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü çeşitli bilgiler verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fizyoterapist-ridvan-yuzuguldu-dunyada-manuel-terapiye-ilgi-giderek-artiyor-360467">Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü, &#8216;Dünyada manuel terapiye ilgi giderek artıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyal medyada yer alan kayropraktik manuel terapi videolarının ardından popülerliği hızla artan uygulamalarla ilgili Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü çeşitli bilgiler verdi.  Yüzügüldü, dünyada manuel terapinin hızla yaygınlaştığını söyledi. Herkesin bu uygulamalara uygun olmadığını hamileliğin belli dönemlerinde, kemik erimesi olan hastalarda manuel terapi uygulamalarının yapılamayacağını anlattı.<br /> <br />Yüzügüldü, “Manuel terapiyi kısaca anlatmak gerekirse kişideki bulunan eklemlerde ve omurgadaki bozuklukların elle düzeltilmesine dayalı bir tedavi yöntemidir. Bu manuel terapi eğitim almış fizyoterapistler ve eğitim almış hekimler tarafından uygulanmaktadır.Anatomi altyapısı olmayan kişiler tarafından uygulanmamalıdır. Tamamen anatomi temeline dayalı modern tıp yöntemlerinden biridir. Bazı meslektaşlarımızın sosyal medyada ve televizyonlarda aktif olarak manuel terapi ile ilgili içerikler paylaşması ile birlikte popülerliği giderek artmıştır. Ayrıca tedavilerde hızlı sonuçlar vermesi ve ekonomik olması gibi sebeplerle ön plana çıkmıştır.”</p>
<p><strong>MANUEL TERAPİ SADECE KÜTLETMEDEN İBARET DEĞİL</strong></p>
<p>“Biz fizyoterapistiz. Fizyoterapi uygulamalarını merkezilerimizde kullanıyoruz. Bu uygulamalar kendi aralarında dallara ayrılıyor. Manuel terapi de fizyoterapinin bir parçasıdır. Fizyoterapinin içerisine ortopedik rehabilitasyon, nörolojik rehabilitasyon, pediatrik, yaşlılık, işitme engelliler gibi birçok alanda çalışan meslektaşlarımız var. Manuel terapi; eklem problemlerine, bel-boyun fıtıklarına, boyun düzleşmelerine, duruş problemlerine yoğunlaşılan bir alan. Manuel terapi dediğimizde sadece kütletme uygulamalarından bahsetmiyoruz. Biz fizyoterapi uygulamaları ile birlikte manuel terapi uyguluyoruz. Böyle olunca başarı oranımız çok daha artmış oluyor. Graston terapi, trigerpoint terapi, kupa terapi, kişiye özel egzersizler yer alıyor. Tüm gevşemeler sağlandıktan sonra tespit ettiğimiz açılaşma bozukluklarına yapacağımız ani müdahalelerle eklemdeki açılaşmayı düzeltip kişiyi sağlığına kavuşturmayı hedefliyoruz.” </p>
<p><strong>KAYROPRAKTİK DÜNYADA POPÜLER</strong></p>
<p>“Dünyada da bu uygulamalar popüler durumda. Dünyada fizyoterapistlerin dışında kayropraktikler de var. Tamamen bunun üzerine eğitim alıp bu uygulamaları yapıyorlar. Türkiye’de fizyoterapist olduktan sonra alınan eğitimlerle manuel terapist ünvanı alıyoruz. Özellikle Avrupa’da yoğun bir ilgi ve gelişme var. Amerika’da, Yeni Zelanda’da bu alan genişlemeye devam ediyor.” </p>
<p><strong>GENEL TESTLER YAPILMADAN MANUEL TERAPİ YAPILMAMALI</strong></p>
<p>“Bana manuel terapi yap diyerek direk uygulama yapılmamalı. Kişinin genel testlerinin yapılması gerekiyor. Ayrıntılı değerlendirmelerin yapılması lazım. Manipülasyona uygun olmayan bazı gruplar var. Kişinin mesela vücudu esnektir. Orada yapılacak olan manipülasyon zarar verir. Hamilelerde belli bir dönemden sonra yapılmamalıdır. Yaşlılarda ya da  kemik erimesi olan hastalarda vücuda ciddi zararlar verilebilir.” <br />Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü, çeşitli sağlık kuruluşlarında çalıştı. Yurtiçi ve yurtdışında aldığı kayropraktik ve manuel terapi eğitimlerinin ardından 2018 yılından itibaren manuel terapi ve fizyoterapi hizmetlerini verdiği Salihli ve Alsancak’taki iki merkezini açtı. Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü, “3 kliniğimizde manuel terapi ve fizyoterapi üzerine hizmetler veriyoruz.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fizyoterapist-ridvan-yuzuguldu-dunyada-manuel-terapiye-ilgi-giderek-artiyor-360467">Fizyoterapist Rıdvan Yüzügüldü, &#8216;Dünyada manuel terapiye ilgi giderek artıyor&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Nurdağı ve Kahramanmaraş&#8217;a giderek oradaki vatandaşlar ile bir araya geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beydag-belediye-baskani-feridun-yilmazlar-nurdagi-ve-kahramanmarasa-giderek-oradaki-vatandaslar-ile-bir-araya-geldi-350175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2023 11:57:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[beydağ]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[feridun]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraşa]]></category>
		<category><![CDATA[nurdağı]]></category>
		<category><![CDATA[oradaki]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yılmazlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=350175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizi yasa boğan felaket sonrası deprem bölgesine giden Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Gaziantep Nurdağı ve Kahramanmaraş’ta depremzedelerin yanında oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-belediye-baskani-feridun-yilmazlar-nurdagi-ve-kahramanmarasa-giderek-oradaki-vatandaslar-ile-bir-araya-geldi-350175">Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Nurdağı ve Kahramanmaraş&#8217;a giderek oradaki vatandaşlar ile bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizi yasa boğan felaket sonrası deprem bölgesine giden Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Gaziantep Nurdağı ve Kahramanmaraş’ta depremzedelerin yanında oldu.</p>
<p>Vatandaşların gerçek ihtiyaçlarını tespit etmeye çalıştıklarını belirten Yılmazlar, Beydağ halkının yardımlarını bölgeye getirdiklerini belirtti. </p>
<p>Bölgede yardımın ulaşmadığı bölgeler olduğunu belirten Yılmazlar, şunları söyledi: “Karmaşık duygular içindeyiz. 8 kişilik ekibimizle geldik, Beydağlı hemşehrilerimizin yardımlarını kardeşlerimize ulaştırdık. Özellikle Nurdağı ilçesinde hasar görmeyen yapı yok gibi. Gerçekten çok büyük bir felakete tanıklık ettik. Nurdağı’ndan sonra Kahramanmaraş’a geçtik. Çok ihtiyaç var burada. Tüm bu ihtiyaçların giderilmesi gerekiyor, biz de elimizden geleni yapacağız.”</p>
<p><strong>BEYDAĞ’DAN GÖNÜLDEN DAYANIŞMA ÖRNEĞİ </strong></p>
<p>Deprem sonrası Beydağ halkı, çok önemli bir dayanışma örneği sergiledi. Belediyenin belirlediği alanlara tonlarca yardım iletildi. Şu ana kadar afet bölgesine gönderilmek üzere İzfaş’ın Fuar İzmir’deki toplama alanına 3 kamyon ve 2 kamyonet yardım malzemesi iletildi. Belediye Başkanı ve beraberindekiler de bugün 2 kamyonet malzemeyi afet bölgesine getirdi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beydag-belediye-baskani-feridun-yilmazlar-nurdagi-ve-kahramanmarasa-giderek-oradaki-vatandaslar-ile-bir-araya-geldi-350175">Beydağ Belediye Başkanı Feridun Yılmazlar, Nurdağı ve Kahramanmaraş&#8217;a giderek oradaki vatandaşlar ile bir araya geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
