<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genellikle | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/genellikle/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/genellikle</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 12:28:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>Genellikle | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/genellikle</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 12:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[kepçe]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulakta]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Üstündağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yenidoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kepçe kulak, özellikle çocukluk ve gençlik döneminde dış görünümü etkileyen estetik bir durum olarak dikkat çeker.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197">Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kepçe kulak, özellikle çocukluk ve gençlik döneminde dış görünümü etkileyen estetik bir durum olarak dikkat çeker. Kulakların baş ile normalden daha fazla dışa doğru durmasıyla tanımlanan kepçe kulağın tıbbi adının otapostaz olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Bebeklik döneminde, yenidoğan döneminde (özellikle ilk 1-2 ay) özel bant veya kalıplarla düzeltilebilen, ilerleyen yaşlarda ise ameliyat ile kalıcı olarak giderilebilen kepçe kulak genellikle sağlık açısından herhangi bir sorun teşkil etmez. Ancak estetik kaygılar nedeniyle problem yaratabilir ve özellikle çocukluk döneminde sosyal etkileriyle öne çıkabilir” dedi.</strong></p>
<p>Akran zorbalığına ve özgüven sorunlarına yol açabilen bu görünüm, bu nedenle aileler tarafından erken dönemde fark edilip değerlendirilmek istenebiliyor. Özellikle erkeklerde kısa saç kullanımı nedeniyle daha belirgin hale geldiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden KBB Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Emre Üstündağ, “Yenidoğan döneminde yapılan müdahaleler etkili olabiliyor. Bu dönemde kulak kıkırdağının daha yumuşak olması sayesinde ameliyatsız yöntemler uygulanabilirken, ilerleyen yaşlarda kalıcı çözüm için cerrahi seçenekler masaya yatırılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</strong></p>
<p>Tedavi seçeneklerini değerlendiren Üstündağ, “Bebeklerde ilk aylarda özel bant veya kalıplarla düzeltme yapılabilirken, çocuk ve yetişkinlerde kepçe kulak görünümü otoplasti denilen kulak estetiği ameliyatı ile kalıcı olarak düzeltilebilir. Kulak gelişiminin yaklaşık yüzde 90’ı tamamlanmış olacağı için en ideal dönem 5–6 yaş sonrasıdır. Yetişkinlerde ise her yaşta uygulanabilir. Genellikle 5–6 yaşından sonra yapılan bu işlem, kulakların başa daha yatık ve doğal görünmesini sağlamak amacıyla uygulanır. Ameliyat sırasında kulak arkasından küçük bir kesi yapılır, kulak kıkırdağı yeniden şekillendirilir (antiheliks plasti) ve kulağın baş ile arasındaki açı azaltılır. Gerekirse kıkırdağın bir kısmı inceltilir veya dikişlerle yeni şekil verilir. Kesi, kulak arkasında kaldığı için iz genellikle görünmez. Ortalama 45 dakika ile 2 saat süren bu operasyon çoğu zaman günübirliktir ve hasta aynı gün evine dönebilir” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyattan bir hafta sonra normale dönüş</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasına da değinen Üstündağ, “Operasyon sonrası kulaklara bandaj veya tenisçi bandı gibi bir bant takılır. İlk bandaj genellikle 3–7 gün kalır. Sonrasında birkaç hafta gece bandı önerilebilir. Çoğu kişi 1 hafta içinde normal hayatına döner. Genellikle güvenli bir ameliyat olsa da nadiren; enfeksiyon, kanama, dikişlerin açılması ve kulakta hafif asimetri gibi durumlar görülebilir. Ancak bu nadir yan etkilerin yanında işlemin başarı oranının yüzde 90’dan fazla olduğunu bilmek gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Kulak ile kafa arasındaki açı normalde 20-30 derece olmalı</strong></p>
<p>Kepçe kulağın nedenlerinin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Üstündağ, “Kulak kıvrımlarının yeterince oluşmaması, kulakta olması gereken kıvrımların tam gelişmemesi, kulak kepçesinin büyük olması veya açısının fazla olması değerlendirilir.  Kulak ile kafa arasındaki açı normalde yaklaşık 20–30 derece civarında olmalıdır. Ancak bu açının artmasıyla kulağın dışa doğru görünmesi (kepçeleşmesi), genetik nedenler nedeniyle ailede varsa çocuklarda görülme ihtimalinin daha yüksek olması ve kulak kıkırdağının yapısal farklılığı (yani daha gevşek ya da farklı şekillenmiş olması) kepçe kulağa yol açabilen etkenler arasında yer alır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kepce-kulakta-yenidogan-doneminde-ameliyatsiz-tedavi-mumkun-627197">Kepçe kulakta yenidoğan döneminde ameliyatsız tedavi mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 07:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklansa]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oran]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Apnesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun gece boyunca yeterince nefes alamadığını haber veren bir alarm sistemi olan horlama, sosyal bir sorun olmasının dışında, kişinin kendi sağlığı için de ciddi bir risk göstergesi olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> bu nedenle alarmı susturmak değil, neden çaldığını araştırmak gerektiğini belirterek, “Horlama normal bir durum değildir. Her horlayan kişide ciddi bir hastalık olmayabilir; ancak hayati risk taşıyan her uyku apnesi hastalığı önce horlama ile başlar. Dolayısıyla, horlamayı basit bir ses problemi olarak görmek yerine, bir sağlık sinyali olarak değerlendirmek gerekmektedir” diyor.  Eskiden  daha çok orta yaş ve üzeri bireylerde görülen horlamaya artık 20’li yaş grubunda da sık rastlandığına işaret eden <strong>Doç. Dr. Zerrin Boyacı,</strong> gençlerde artış gösteren obezitenin bu durumun en önemli nedenleri arasında yer aldığını vurgulayarak,  “Bilgisayar başında uzun süreli oturma, düzensiz uyku alışkanlıkları, fast food ve şeker içeren yiyeceklerle beslenme ve buna bağlı kilo artışı gençlerde horlama riskini artırmaktadır. Özellikle boyun çevresindeki yağ dokusu arttıkça üst solunum yolu daralmakta ve horlama ortaya çıkmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Modern yaşamla birlikte giderek artıyor </strong></p>
<p>Horlama; uyku sırasında üst solunum yolundaki dokuların daralma veya gevşeme nedeniyle titreşmeleri sonucu ortaya çıkan ses olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 30–40’ında zaman zaman horlama görülürken, düzenli ve kronik horlama oranı yüzde 20 civarında seyrediyor. Horlamanın görülme sıklığı ileri yaşlarda giderek artıyor. Öyle ki 30 yaş altı erkeklerde yüzde 10 oranında rastlanırken, 60 yaş üzerinde bu oran yüzde 60’a yükseliyor. Erkeklerde daha sık görülmekle birlikte, menopoz sonrası kadınlarda oran belirgin şekilde artıyor. Türkiye’de de benzer rakamlar söz konusu. Ayrıca, son yıllarda hem dünyada hem ülkemizde horlama sıklığında artış gözlendiği belirtiliyor. Bu yükselmenin en önemli nedenleri arasında; obezite, hareketsiz yaşam tarzı, uyku düzensizliği, stres, alerjik hastalıklar ve sigara kullanımındaki artış gösteriliyor.</p>
<p><strong>Horlamanın önemli nedenleri</strong></p>
<p>Doç. Dr. Zerrin Boyacı, kişinin aile ve sosyal hayatında önemli sorunlar oluşturabilen horlamaya yol açan etkenleri şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Obezite:</strong> İdeal kilonun yüzde 15 daha fazlasına sahip olan kişilerde horlama riski artmaktadır. Bunun nedeni ise boyun çevresindeki yağlanmanın üst solunum yolunu daraltması. Kadınlarda boyun çevresinin 38,10 cm’nin ve  erkeklerde 43,18 cm’nin üzerinde olması kritik değer olarak hesaplanmış.</p>
<p><strong>Burun tıkanıklığı:</strong> Septum deviasyonu, konka hipertrofisi, burun çatısının darlığı gibi statik bozukluklar ile alerjik rinit, sinüzit ve polip gibi enflamatuar bozukluklar önemli sebeplerini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>Büyük geniz eti ve bademcikler:</strong> Özellikle gençlerde hava yolunu daraltabilmektedir.</p>
<p><strong>Alkol ve sigara kullanımı:</strong> Kas gevşemesi ve mukozal ödem artışına sebep olmaktadır. </p>
<p><strong>Sırtüstü uyuma: </strong>Dil kökünün geriye düşmesine yol açabilmektedir. </p>
<p><strong>Uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!</strong></p>
<p>Horlama ile beraber görülen ve gece ani ölümlere sebep olabilen uyku apnesi üst solunum yolunun tamamen kapanması sonucu oluşuyor.<strong>  </strong>Horlama genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da yaşamsal risk taşıyan uyku apnesinin ilk sinyali olabiliyor!<strong> </strong>Özellikle gece nefes durmaları, sabahları yorgun uyanma, baş ağrısından yakınma, gün içinde uyku hali, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu gibi sorunlardan biri bile horlamaya eşlik ediyorsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmak yaşamsal önem taşıyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesi ani ölüme bile yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Uyku apnesinde erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor. Bunun nedeni ise uyku apnesinin; hipertansiyon, kalp ritim bozuklukları, kalp krizi, inme ve diyabet gibi ciddi sağlık sorunlarına, hatta gece ani ölüme bile  yol açabilmesi. Ayrıca, insülin direnci ve kilo artışıyla kısır döngü oluşabiliyor. Tedavi edilmemiş uyku apnesi olan bireylerde trafik kazası riski de 2–7 kat artıyor. Uzun süreli uyku apnesi aynı zamanda beyinde hasara neden olarak; hafıza problemleri ve erken bilişsel gerileme riskini de artırabiliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, erken değerlendirmenin olası ciddi komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynadığını aktarıyor. </p>
<p><strong>Etkili ve kalıcı çözüm mümkün! </strong></p>
<p>Erken teşhis, doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle horlamanın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zerrin Boyacı, “Horlama kader değildir. Doğru değerlendirmeyle çoğu hastada etkili ve kalıcı çözümler mümkündür. Önemli olan, geceleri bu sesi duymazdan gelmemektir” diye konuşuyor. Tedavinin kişiye özel planlandığını ve altta yatan nedene göre şekillendirildiğini vurgulayan Doç. Dr. Zerrin Boyacı, &#8220;Basit işlemler arasında yer alan radyofrekans uygulamaları, lazer destekli işlemler ve kişiye özel burun ile ağız içi apareyler, yaygın olarak başvurulan yöntemlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Uyku apnesinde altın standart: CPAP maskesi!</strong></p>
<p>Horlamaya uyku apnesi eşlik ediyorsa, tedavide altın standart yöntemin CPAP maskesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Zerrin Boyacı, bu tedavinin uyku sırasında hava yolunun açık kalmasını sağlayarak, solunum durmalarını önlediğini ve hastanın gece boyunca yeterli oksijen almasına yardımcı olduğunu belirtiyor.  </p>
<p><strong>Cerrahi yöntem gündeme gelebiliyor</strong></p>
<p>Özellikle ileri düzey ve yapısal sorunların eşlik ettiği tablolarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Doç. Dr. Zerrin Boyacı, uyku apnesi olanlarda maske kullanmak istemeyenler için maksillofasyal ilerletme operasyonuna, yani çenenin öne alınması ameliyatına başvurulduğunu söyleyerek, şu bilgileri paylaşıyor: “Bu ameliyatın başarı oranı yüzde 97’ye kadar ulaşmaktadır. Bunun yanı sıra dil ve dil köküne yönelik cerrahiler ile yumuşak damağa yönelik cerrahi girişimler de horlamanın ve üst solunum yolu daralmasının giderilmesinde tercih edilen yöntemler arasında bulunmaktadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-masum-nedenlerden-kaynaklansa-da-616609">Genellikle masum nedenlerden kaynaklansa da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 10:37:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[emekçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeğin]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişkilerde duygusal emeğin tek taraflı biçimde kadınların üzerine yıkılmasının kadınların psikolojisi ve ilişki üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253">Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, ilişkilerde duygusal emeğin tek taraflı biçimde kadınların üzerine yıkılmasının kadınların psikolojisi ve ilişki üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Erkeğin duygusal kabızlığı, zamanla tükenmişliğe yol açabiliyor!</strong></p>
<p>‘Man-keeping’ yani ‘erkek dadılığı’ kavramının, bir kadının, partneri olan erkeğin olgunlaşmamış duygularının sorumluluğunu üstlenmesi ve iyileştirmeye çalışması olduğunu dile getiren Dr. Mert Sinan Bingöl, “Bir kadının, partneri olan erkeğin hem annesi, hem terapisti, hem kriz yöneticisi, hem sosyal sekreteri olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Bu durumun ‘duygusal emekçi’ gibi isimlerle de anıldığını aktaran Dr. Bingöl, “Yapılan araştırmalara göre; sürekli erkeğin moralini, enerjisini, özgüvenini yüksek tutmaya çalışmak, kişisel ve duygusal gelişimini desteklemek, sürekli erkeğin duygularını analiz etmek, onun adına düşünmek, onun adına affetmek veya öfkelenmek, sosyalleşmesi ve arkadaş edinmesi yönünde teşvik etmek, akrabaları ve arkadaşlarıyla olan duygusal ilişkilerine aracılık etmek, aile ve iş sorunlarını çözmesine destek olmak ve benzeri tüm duygusal süreçler bir yerden sonra kadına büyük bir yük oluyor. Erkeğin bu duygusal kabızlığı, başlangıçta kadına, kontrol duygusu ve hakimiyet hissi verse de zamanla tükenmişlik, değersizlik ve cinsel isteksizlik gibi sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü birisine ebeveynlik yaptığınızda, o kişiye karşı romantik veya cinsel çekim hissetmeniz giderek zorlaşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erkeklerin duygusal eksiklikleri, kadınların üzerine orantısız bir duygusal yük bindiriyor!</strong></p>
<p>Erkeklerin, kadınlara kıyasla daha az duygusal paylaşımlar yaptığını ve daha az yakın ilişkiler kurduğunu hatırlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Erkeklerin sosyal ağlarındaki bu duygusal eksiklikler, zamanla kadınların erkekler adına bu sorumlulukları üstlenmesine yol açıyor ve bu kadın aleyhine orantısız bir yük haline geliyor.” dedi.</p>
<p>Toplumsal cinsiyet kalıplarının etkisine de değinen Dr. Bingöl, “Sosyokültürel açıdan ‘aslan oğlum, erkek oğlum’ anlayışıyla yetiştirilmek ve ‘yuvayı dişi kuş yapar’ dayatması, erkeğin duygusal açıdan zayıf görülmemesine yol açar. Erkeklerin duygularını daha az ifade edecek şekilde yetiştirilmeleri ve duygusallığın daha çok kadınlara yüklenmesi gibi faktörler, kadınların duygusal açıdan daha fazla sorumluluk alma gereği hissetmesine neden olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun, duygusal işçiliğin ‘tek taraflı’ olması! </strong></p>
<p>‘Man-keeping’ sorununu aşmak için ilk olarak, kadınların kendisine ‘gerçekten bir ilişki mi arıyorum, yoksa bir çocuk mu büyütmek istiyorum?’ sorusunu sorması gerektiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Çünkü kadınlar bir ilişki yaşadığını zannederken, çoğu zaman kendilerini birine duygusal ebeveynlik yaparak büyütmeye çalışırken bulurlar.” dedi.</p>
<p>İlişkilerde doğal olarak duygusal emeğin harcanmasının beklendiğini vurgulayan Dr. Bingöl, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak olağan şartlarda bu emeğe her iki tarafın da ortak olması beklenir. Eğer sadece bir taraf duygusal yükü üzerine alırsa, problem buradan kaynaklanır. Yani sorun, duygusal işçiliğin ‘tek taraflı’ olmasıdır. Bu nedenle sorunun çözümü açısından erkekler, duygusal sorumluklarını üzerlerine almalı. Çevresiyle daha derin bağlar kurarak, daha fazla sosyalleşerek, gerekirse terapiste giderek ilişkinin duygusal sorumluluklarını üstlenmeleri önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-kadinlar-iliskinin-duygusal-emekcisi-oluyor-599253">Genellikle kadınlar ilişkinin duygusal emekçisi oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:51:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Dalgalanmalar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[düzenli]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sürebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<category><![CDATA[yıllarca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597353</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların doğal yaşam döngüsünde biyolojik bir evre olan menopoza geçiş dönemi, diğer bir deyişle perimenopoz, son yıllarda artan farkındalık çalışmalarıyla daha görünür hale geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353">Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların doğal yaşam döngüsünde biyolojik bir evre olan menopoza geçiş dönemi, diğer bir deyişle perimenopoz, son yıllarda artan farkındalık çalışmalarıyla daha görünür hale geliyor. Genellikle 40’lı yaşlarda başlayan bu dönem, kadından kadına değişen belirtilerle kendini gösteriyor ve ortalama 5 ila 8 yıl sürüyor. Perimenopoz döneminde yaşanan hormon seviyelerindeki dalgalanmalar en sık sıcak basmaları, gece terlemeleri, uyku sorunları, eklem ağrıları, duygu durum bozuklukları ve cinsel istekte azalma gibi belirtiler ile kendini gösteriyor.  Yaşanan bu sorunlar kadınların aile, iş ve sosyal ilişkilerinde gerginliğe neden olabilirken, cinsel yaşamlarını da olumsuz etkileyebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı</strong> <strong>Dr. Deniz Genç, </strong>perimenopozun  bu etkileriyle sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir geçiş süreci olduğuna dikkat çekerek, “Kadınların yaşam kalitelerini artırmaları için  bu dönemde tıbbi ve duygusal destek almaları son derece önemlidir. Ayrıca, sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve düzenli fiziksel aktiviteyi içeren bir yaşam tarzı perimenopoz döneminde hormon dalgalanmalarının olumsuz etkilerini azaltırken, enerji seviyesini  dengede tutmaya yardımcı olmaktadır. Bunların yanı sıra ruh hali ve genel yaşam kalitesi üzerinde de olumlu etkiler sağlamaktadır” diyor.  </p>
<p><strong>Akdeniz tipi diyetle beslenin</strong></p>
<p>Perimenopoz döneminde Akdeniz tipi diyetle beslenmeye özen gösterin. Çünkü, doymamış yağ içeriğinin zeytinyağı ve avokado gibi bitkisel yağlardan; karbonhidrat içeriğinin meyve, tam taneli tahıllar ve baklagillerden; protein içeriğinin de balık, kümes hayvanları ve süt ürünlerinden karşılandığı Akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme programları hormon dalgalanmalarını dengelemeye yardımcı oluyor. Ayrıca, yapılan çalışmalar; keten tohumu, soya fasulyesi, susam, sarımsak, nar, orman meyveleri, brokoli, badem ve ceviz gibi fitoöstrojenden zengin besinlerin sıcak basmaları ve terlemelerin hafiflemesinde, kan basıncının düzenlenmesinde, kemik sağlığının korunmasında ve cinsel işlev   sorunlarının iyileştirilmesinde etkili oldukları gösterilmiş.  </p>
<p><strong>Kahve, şeker ve baharatı sınırlayın</strong></p>
<p>Kafein, alkol, şeker ve baharat içeren gıdalar ile içecekler sıcak basmalarının yanı sıra duygu durum dalgalanmalarını da artırabiliyor. Dolayısıyla, bu tür gıda ve içeceklerin tüketimini sınırlandırmaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Sigarayı bırakın ve pasif içicilikten kaçının</strong></p>
<p>Sigara etkilediği mekanizmalarla hipoöstrojenemi tablosuna, yani östrojen düzeylerinin daha hızlı ve belirgin düşmesine yol açarak perimenopozal yakınmaların şiddetini arttırıyor. Ayrıca, cilt yaşlanmasını hızlandırırken kemik ve kardiyovasküler sağlığı da olumsuz etkiliyor. Sigara içiyorsanız bırakmanız ve pasif içicilikten kaçınmanız sağlığınız için büyük bir önem taşıyor.</p>
<p><strong>Düzenli olarak egzersiz yapın</strong></p>
<p>Tempolu yürüyüş ve ağırlık egzersizleri gibi düzenli fiziksel aktiviteler hayat kalitesinin artmasını, ideal vücut ağırlığının korunmasını ve sağlıklı ruh halini destekliyor. Bunların yanı sıra kalp damar sağlığının sürdürülmesine ve osteoporoz riskinin azalmasına destek oluyor. Pelvik taban egzersizleri, özellikle kegel egzersizleri de ürolojik, genital ve cinsel şikayetleri azaltıyor.</p>
<p><strong>Yatak odanız serin ve karanlık olsun</strong></p>
<p>Düzenli uyku rutini oluşturmak hormon dalgalanmalarının etkisini azaltmaya destek oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Deniz Genç,  ancak perimenopoz döneminde özellikle gece oluşan sıcak basmalarının ve gece terlemelerinin uyku kalitesini olumsuz yönde etkilediklerini vurgulayarak, “Serin, karanlık ve iyi havalandırılmış bir yatak odası uyku kalitesini artırmaktadır. Ayrıca, melatonin ve magnezyumdan zengin besinler de uyku kalitesini desteklemektedir. Uykusuzluğa neden olabileceği için kafein içeren kahve tüketiminden ise özellikle geç saatlerde kaçınılması gerekmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırın </strong></p>
<p>Perimenopoz döneminde düzenli sağlık kontrollerinizi yaptırmanız ve sağlığınızı destekleyen medikal tedavilerden faydalanmanız son derece önem taşıyor. “Örneğin, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla düzenli görüşmek hem hormon düzeylerinin hem de sorunların takibini kolaylaştırmaktadır”   bilgisini veren Dr. Deniz Genç,<strong> </strong> sözlerine şöyle devam ediyor: “Kemik ve kalp sağlığı risklerini azaltmak için D vitamini, kalsiyum, tiroit ve kolesterol gibi değerlerin düzenli kontrolü önemlidir. Vajinal kuruluk, sıcak basması ve uyku sorunları gibi yakınmalarda; hayat tarzı değişiklikleri, hormonal veya hormonal olmayan tedaviler, bitkisel takviyeler ve lazer tedavileriyle büyük rahatlama sağlanılabilmektedir.&#8221;</p>
<p><strong>Stresinizi yönetin ve duygusal destek alın</strong></p>
<p>Perimenopozda stres hormonları daha hassas hale geliyor. Nefes egzersizleri, meditasyon, tai-chi, yoga, pilates ve hobi aktiviteleri gibi yöntemler stresle başa çıkma becerilerini geliştiriyor, duygusal dalgalanmaları azaltıyor ve vücuda esneklik ile güç kazandırıyor.  Gerekirse bir uzmanla (kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, psikolog, endokrinoloji uzmanı) görüşmek ve destek almak süreci kolaylaştırıyor. Sosyal destek almanın yanı sıra arkadaşlar, aile veya benzer dönemden geçen kadınlarla konuşmak da duygusal yükü hafifletiyor. </p>
<p><strong>Cilt ve saç bakımınıza özen gösterin</strong></p>
<p>Perimenopoz sürecinde azalan östrojen seviyesi ciltte kuruluk ve kırışıklık gibi sorunların yanı sıra saçlarda incelme ile dökülmeye yol açabiliyor. Besleyici ve nemlendirici ürünler cilt ile saç bakımı için önem taşırken, aşırı ısı ve kimyasal işlemler ise hassas doğal yapıyı daha da yıpratarak kuruluk, elastikiyet kaybı gibi sorunları arttırabiliyor. Cilt ile saç sağlığınızı desteklemek için dengeli ve omega3, B vitaminleri, çinko ile demir açısından zengin beslenmeye özen gösterin. Cildinizin ve saçlarınızın nem dengesini korumak amacıyla her gün yeterli su içmeyi de ihmal etmeyin. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-40li-yaslarda-basliyor-ve-yillarca-surebiliyor-597353">Genellikle 40&#8217;lı yaşlarda başlıyor ve yıllarca sürebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 11:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tesadüfen]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  Öyle ki vücudumuzun enerji üretiminden kan basıncının düzenlenmesine, kalp-damar sağlığından stres yönetimine kadar pek çok kritik göreve sahip hormonları salgılıyorlar. Dolayısıyla, bu bezlerde oluşan kitlelerin bazı türleri, zamanında teşhis ve tedavi edilmediğinde vücutta ciddi  sağlık sorunlarına neden olabiliyor.  <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, </strong>böbreküstü bezinde gelişen kitlelerin çoğunun belirti vermediğine ve genellikle başka bir sebeple başvurulan görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen bulunduğuna dikkat çekerek, “Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle tehlikeli değildir. Ancak, özellikle pheochromocytoma ve kortizol ile aldosteron hormonu salgılayan kitleler ciddi kardiyovasküler, metabolik ve elektrolit sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca, büyük olan veya sürekli büyüyen kitlelerde de kanser riski artmaktadır. Bunların yanı sıra bu kitleler özellikle akciğer, meme veya böbrek kanserlerinin yayılmaları sonucu da gelişebilmektedir. Dolayısıyla, bazı kitleler ciddi ve acil müdahale gerektirebilmektedir” diyor.<strong> Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,</strong> bu nedenle böbrek üstü bezinde oluşan her kitlenin mutlaka uygun tanı yöntemleriyle değerlendirilmesinin ve ihtiyaç halinde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri tetikleyebiliyor!</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezinde oluşan kitleler büyük oranda sebepsiz olarak ortaya çıkıyor. Ancak, bazı risk faktörleri kitle gelişimini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Melih Kara,<strong> </strong>ileri yaşın risk faktörlerinden biri olduğunu belirtirken, “Ayrıca, önceden kötü huylu tümör varlığının, genetik sendromların (MEN2, von Hippel-Lindau, SDH mutasyonları gibi) ve sürekli kullanılan bazı ilaçların riski artırdığı bilinmektedir. Bu bulgular, böbrek üstü bezi kitlelerinde çok çeşitli faktörlerin rol oynadığını ve tanı ile tedavi süreçlerinde kişiye özel değerlendirmelerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Çoğunlukla iyi huylu oluyor, ancak…</strong></p>
<p>Vücudumuzun sağlıklı çalışmasında kritik bir rol üstlenen kortizol, aldosteron, androjen, adrenalin ile noradrenalin  gibi hormonların üretimini ve salgılanmasını sağlayan böbrek üstü bezlerinde kitleler oluşabiliyor. Adrenal tümörler olarak adlandırılan bu kitleler, temelde hormon üreten ve üretmeyen olarak iki gruba ayrılıyor.  En sık görülen tipi olan adrenokortikal adenom genellikle iyi huylu oluyor ve hormon üretmiyor. Ancak, çoğu sorun oluşturmasa da böbrek üstü bezinde oluşan kitlelerin bazı türleri ise vücutta önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, böbrek üstü bezinde oluşan ve hormon salgılayan kitlelerin yol açabildikleri problemleri şöyle sıralıyor: </p>
<p>“Aşırı kortizol üreten kitleler Cushing sendromuna neden olabilmektedir. Bunun sonucunda; obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz ve ciltte kolay morarma gibi sorunlar gelişebilir. Aşırı aldosteron üreten kitlelerde  ise dirençli hipertansiyon veya hipokalemi nedeniyle kas krampları ile halsizlik gibi şikayetler oluşabilir. Pheochromocytoma hormonu üretiyorsa; dirençli hipertansiyon, taşikardi, tekrarlayan baş ağrısı, geçici yüksek tansiyon atakları görülebilir.” </p>
<p><strong>Sıklıkla belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle herhangi bir belirti vermedikleri için hastalar tarafından fark edilmiyor. Günümüzde BT ve MR gibi ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması sayesinde, farklı nedenlerle yapılan taramalarda böbrek üstü bezi kitleleri daha sık tespit ediliyor. Ancak, eğer hormon etkisi varsa hipertansiyon ve metabolik bozukluklar<strong> </strong>sık görülen ilk belirtilerini oluşturuyor. İlerleyen aşamalarda hormon fazlalığına bağlı olarak sistemik komplikasyonlar da gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyat genellikle tedavinin temelini oluşturuyor</strong></p>
<p>Tedavi planı, böbrek üstü bezi kitlesinin türüne, büyüklüğüne, hormon salgılayıp salgılamadığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre düzenleniyor. Küçük, iyi huylu ve hormon salgılamayan kitlelerde BT veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle yapılan düzenli takip yeterli gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, cerrahi müdahalenin genellikle tedavinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Özellikle belirgin olarak fazla hormon salgılayan tümörlerde, kanser şüphesi taşıyan veya büyük boyutlu (>4 cm) tümörlerde cerrahi yönteme başvurmak gerekmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Minimal yaklaşımlar tercih ediliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, cerrahi yöntemlerde, sağladıkları pek çok avantaj nedeniyle minimal invaziv (laparoskopi / retroperitoneal / robotik)  yaklaşımlar tercih ediliyor. Daha küçük portlar, tek port uygulamaları, gelişmiş görüntüleme teknikleri ve  yapay zeka destekli alet tanıma gibi teknolojik yeniliklerin uygulandığı minimal invaziv yöntemler hem cerrahların hem hastaların yüzünü güldürüyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Bu teknolojilerle gerçekleştirilen ameliyatlar hastaların daha kısa sürede taburcu olmalarını sağlamakta, iyileşme sürecini hızlandırmakta ve estetik açıdan daha iyi sonuçlar sunmaktadır. Bu etkileri sayesinde de hastaların yaşam kaliteleri artmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Laparoskopik yöntem altın standart olarak görülüyor</strong></p>
<p>Laparoskopik adrenalektomi (Transperitoneal lateral yaklaşım) uzun süredir böbreküstü bezi tümörü ameliyatlarının altın standardı olarak kabul ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Tercih ettiğimiz ilk seçenek olan ve cerraha iyi görünür bir alan sağlayan bu yöntem  geleneksel açık cerrahiye göre daha iyi sonuçlar, hastalarda daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi ve daha hızlı iyileşme sunmaktadır” diyor. Özellikle küçük tümörlerde ve obezite hastalarında başvurulan posterior retroperitoneal (PR) laparoskopik yöntemin de doğrudan sırt bölgesinden böbreküstü bezine ulaşılmasını sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Melih Kara,  “Bu sayede karın boşluğu açılmadığı için ameliyat süresi kısalmakta ve ağrı şikayeti azalırken, günlük yaşama dönüş daha hızlı olmaktadır. Robotik adrenalektomi yöntemi ise 3 boyutlu görüntüleme ve daha esnek aletler sayesinde zorlu anatomilerde ve büyük veya derin yerde yer alan tümörlerde kolaylık sunmaktadır. Bazı çalışmalarda, bu etkisiyle daha az kan kaybı ve kısa yatış süresiyle sonuçlandığı bildirilmektedir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2025 12:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dışarıda]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemek yemenin uzun vadeli sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122">Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemek yemenin uzun vadeli sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sürekli dışarıda yemek yemek, sağlığı olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Dışarıda sürekli yemek yemenin, genellikle yüksek tuz, şeker ve yağ içeriği nedeniyle sağlığı olumsuz etkilediğine işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Restoranlar, yemekleri daha lezzetli hale getirmek için bu malzemeleri daha fazla kullanır ve bu durum kalori alımını arttırır. Uzun vadede aşırı tuz ve yağ tüketimi, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet ve obezite gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca dışarıda hazırlanan yemeklerin içeriğine bağlı olarak besin değerleri daha düşük olabilir. Bu nedenle sürekli dışarıda yemek yemek, vücutta vitamin ve mineral eksikliklerine de sebep olabilmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı besin seçimleri yaparak dışarıdan yemek yemenin zararı yok</strong></p>
<p>Ancak sağlıklı besin seçimleri yaparak dışarıdan yemek yemenin sağlıklı bir beslenmeye olumlu yönde etki edebileceğini de söyleyen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Doğru restoran seçimi, porsiyon kontrolü, işlenmiş, aşırı tuz ve şeker içeren besinlerden kaçınarak dışarıda da sağlıklı bir beslenme sürdürülebilir. Böylece kişi hem iştah kontrolünü yapacak hem de sosyal açıdan kendisini iyi hissedecektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Evde hazırlanan yemeklerin sağlık açısından sağladığı avantajlar neler?</strong></p>
<p>Evde hazırlanan yemeklerin, sağlıklı beslenme açısından önemli avantajlar sunduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk olarak, tencere yemekleri genellikle taze ve işlenmemiş malzemelerle hazırlanır. Bu durum, yemeklerin besin değerlerini korumasına yardımcı olur. Sebzeler, etler ve tam tahıllar, evde hazırlanan yemeklerin temel bileşenleridir ve bunlar vücuda gerekli vitamin, mineral ve posayı sağlar. Böylece sindirim sistemi düzgün çalışır, bağışıklık sistemi güçlenir ve genel sağlık iyileşir.”</p>
<p><strong>Evde pişen yemeklerde yağ ve tuz kontrolü mümkün</strong></p>
<p>Ayrıca, evde yemek yapmanın en büyük avantajlarından birinin, içeriklerin tamamen kontrol edilebilmesi olduğunu da dile getiren Hatunoğlu, “Mutfakta kullanılan tuz, yağ ve şeker miktarları ayarlanabilir bu da özellikle hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların yönetilmesinde önemli bir rol oynar. Örneğin, evde pişirilen yemeklerde yağ miktarını azaltmak, tuz yerine doğal baharatlar kullanmak mümkündür. Bu da yemeklerin daha sağlıklı hale gelmesini sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Evde yemek yaparak porsiyon kontrolü de sağlanıyor</strong></p>
<p>Evde yemek hazırlamanın, porsiyon kontrolü açısından da büyük fayda sağladığını ifade eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Restoranlarda ya da dışarıda yemeklerde porsiyonlar genellikle büyük olur ve yüksek kalori alımına yol açabilir. Oysa evde yemek yaparken porsiyonlar kişisel ihtiyaca göre ayarlanabilir ve dengeli bir beslenme sağlamaya yardımcı olabilir. Ayrıca çoğunlukla evde yemek hazırlamak ekonomik açıdan da daha avantajlıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Ev yemekleri daha az katkı maddesi içeriyor</strong></p>
<p>Ev yemeklerini dışarıda hazırlananlardan ayıran en temel farkın tazelik, doğallık ve besin değeri olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Ev yemekleri, genellikle daha az katkı maddesi içerir ve daha fazla taze sebze, meyve, et ve tam tahıl kullanılır. Bu da yemeklerin besin değerini artırır ve vücuda faydalı olan vitamin ve minerallerin kaybolmamasını sağlar. Dışarıda satılan yemeklerde ise genellikle hazır soslar, konservantlar ve katkı maddeleri kullanılır, bu da yemeklerin besin değerini düşürür ve vücudun ihtiyacı olan doğal gıdalardan uzaklaşılmasına neden olabilir. Ayrıca evde yemekler, porsiyon kontrolüne olanak tanır; bu da aşırı kalori alımını engeller.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vitamin ve posa açısından da zengin…</strong></p>
<p>Ev yemeklerinin tazeliği, doğal içerikleri ve besin dengesinin, dışarıdaki yemeklerden önemli ölçüde ayrıştığına da işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Evde yemek hazırlarken kullanılan malzemeler genellikle taze ve mevsimsel olarak seçilir ve yemeğin besin değerlerini korumasını sağlar. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve doğal protein kaynakları kullanılarak yapılan yemekler, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve posa açısından zengindir. Evde pişirilen yemeklerde katkı maddeleri, koruyucular ve hazır soslar nadiren bulunduğu için yemekler daha temiz ve sağlıklı olur. Dışarıda ise genellikle hazır malzemeler, işlenmiş besinler ve yoğun katkı maddeleri kullanılarak yemekler hızlıca hazırlanır. Bu durum, besin değerlerinin kaybolmasına ve vücuda zararlı bileşenlerin girmesine neden olabilir. Ev yemekleri, doğru pişirme teknikleriyle (örneğin haşlama, buğulama) daha sağlıklı hale getirilebilir ve daha besleyici olabilir.”</p>
<p><strong>Dengeli beslenme için doğru seçimler yapılmalı</strong></p>
<p>Dengeli bir beslenme için dışarıda yemek tüketimini evde tencere yemekleri ile dengelemenin önemine vurgu yapan Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Haftanın 1-2 günü doğru seçimler yaparak ve porsiyon kontrolüne dikkat ederek dışarıdan yemek yemek, sağlıklı bir yaşam tarzı için sorun oluşturmaz. Hatta sürdürülebilir sağlıklı beslenme için olumlu bir etkisi olacaktır. Evde ise dengeli bir beslenme için sebze, protein ve kompleks karbonhidrat içeren yemekler hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122">Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 07:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Dikleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların vücut imajı ve kendine güveni üzerinde önemli etkileri olan meme estetiği operasyonları, teknolojik gelişmeler ve cerrahi tecrübe ile artık çok daha güvenli ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988">Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların vücut imajı ve kendine güveni üzerinde önemli etkileri olan meme estetiği operasyonları, teknolojik gelişmeler ve cerrahi tecrübe ile artık çok daha güvenli ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda meme büyütme ve meme dikleştirme ameliyatları, plastik cerrahinin en sık yaptığı kozmetik işlemlerdendir. Meme estetiği olmak isteyenlerin bu konuda bilinçli hareket etmesi ve doğru uzman seçimi yapması önemlidir. Memorial Ankara Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ümit Naci Karaçal, meme büyütme ve dikleştirme operasyonları hakkında merak edilenleri anlattı.</p>
<p>Meme büyütme, genellikle silikon implantlar kullanılarak memenin hacmini artırmayı amaçlayan cerrahi bir işlemdir. Meme dikleştirme ise zamanla sarkan memelerin, fazla derinin çıkarılması ve meme dokusunun yeniden şekillendirilmesi yoluyla daha dik ve genç bir görünüme kavuşturulmasıdır. Bu iki işlem, aynı seansta kombine şekilde uygulanabilmekte ve estetik açıdan dengeli, doğal bir sonuç sağlamaktadır. Bu ameliyatların gerçekleştirilmesi aşağıdaki durumlarda uygun görülmektedir;</p>
<ul>
<li>Memelerin doğum ve emzirme sonrası hacmini ve formunu kaybetmesi</li>
<li>Yaşlanma veya kilo değişimleri sonucu oluşan meme sarkmaları</li>
<li>Genetik olarak küçük ve sarkık meme yapısı olması</li>
<li>Daha dolgun, dik ve simetrik bir meme görünümü istenmesi</li>
</ul>
<p><strong>Hastaların vücut yapısına göre iz kalma ihtimali çok az </strong></p>
<p>Meme büyütme ve dikleştirme işlemleri genellikle genel anestezi altında, hastanın vücut yapısına ve taleplerine göre özel planlanarak uygulanmaktadır. Operasyon ortalama 2-3 saat sürmektedir. Kullanılan implant türü ve dikleştirme tekniği, detaylı bir hekim değerlendirmesi sonrası belirlenmektedir. Kullanılacak olan implant türü yuvarlak veya anatomik olabilirken, genellikle hekimin tecrübeleri ile en iyi sonucu aldığı tip belirleyici olmaktadır. İmplantlar meme altına birkaç yerden konulabilirken; şu anda genel hakim olan yöntem, meme alt katlantısından yapılan 4-5 cm’lik bir kesi ile implantın yerleştirilmesidir. Bu ameliyat sonrasında kişiden kişiye değişmekle birlikte çok minimal bir iz kalmaktadır. Yine implantın memede konulduğu plan da hastadan hastaya değişmektedir ve her tekniğin birbirine karşı üstünlükleri vardır. Meme cilt kalınlığı yeterli olan hastalarda genellikle göğüs kası zarı altına konulması güzel ve doğal bir sonuç doğururken, oluşabilecek olası komplikasyonların da nispeten daha az olması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Birkaç gün içerisinde günlük hayata dönülebiliyor</strong></p>
<p>Hastanın ameliyat sonrasında bir gece hastanede kalması planlanmaktadır. Hastalar genellikle ameliyattan sonraki 2. gün yürüyüş yapıp, kollarını aşırı hareket ettirmeyecek işlerini yapabilmektedirler. Ameliyattan sonraki 3. gün banyo yapabilir, 2. hafta ise suya girebilirler ancak aktif yüzme ve diğer vücut hareketlerini gerektiren sporlar için 6. haftayı beklemeleri önerilmektedir. Şişlik ve morluklar birkaç hafta içinde azalmakta, sonuçlar ise birkaç ay içinde tamamen oturmaktadır.</p>
<p><strong>Meme implantları ömürlük müdür? </strong></p>
<p>Meme implantları hastadan hastaya değişmekle birlikte genellikle ömür boyu kullanılmaktadır. Ancak deri kalitesi kötü ve çok kilo alıp-verme öyküsü olan hastalarda konulan implantların zaman içinde gözden geçirilmesi gerekebilmektedir.</p>
<p>Meme büyütme ve dikleştirme operasyonları, kadınların hem dış görünümlerine hem de kendilerine olan güvenlerine olumlu katkı sağlayan, hasta memnuniyeti oldukça yüksek ameliyatlar olmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988">Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
