<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>etkiliyor | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/etkiliyor/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etkiliyor</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 07:38:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>etkiliyor | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etkiliyor</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kontrolsüz Ekran Kullanımı Psikolojimizi Nasıl Etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kontrolsuz-ekran-kullanimi-psikolojimizi-nasil-etkiliyor-629254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojimizi]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=629254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, çevrimiçi oyunlar ve sanal bahis sistemleri; bilgiye erişimi, eğlenceyi ve iletişimi kolaylaştırırken, kontrolsüz kullanım durumunda ciddi psikolojik sorunlara da zemin hazırlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrolsuz-ekran-kullanimi-psikolojimizi-nasil-etkiliyor-629254">Kontrolsüz Ekran Kullanımı Psikolojimizi Nasıl Etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, çevrimiçi oyunlar ve sanal bahis sistemleri; bilgiye erişimi, eğlenceyi ve iletişimi kolaylaştırırken, kontrolsüz kullanım durumunda ciddi psikolojik sorunlara da zemin hazırlıyor. Özellikle çocuklar ve gençler bu sorundan en çok zarar gören yaş grupları. Dijital bağımlılık aslında kişisel bir zayıflık değil, beynin ödül sisteminin dijital çevre ile etkileşiminin bir sonucu. Bireyler, farkındalık geliştirmeyle, yaşamlarını yapılandırarak ve profesyonel destekle bağımlılık döngüsünü kırabiliyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Uzm. Klinik Psikolog M. Yasin Çakıroğlu,</strong> destek almanın bu süreç için kritik bir adım olduğunu söylüyor. Böylelikle bireyler erken müdahale sayesinde bağımlılıklarını kontrol altına alarak yaşam kalitelerini yeniden kazanabiliyorlar. </p>
<p><strong>Dijital Bağımlılık Duygu Durumunu Etkiliyor</strong></p>
<p>Ekran bağımlılığı; bireyin cihaz kullanımını kontrol edememesi ve bu durumun günlük yaşam işlevlerini olumsuz etkilemesiyle ortaya çıkan bir tablo. Sadece ekran süresi değil, kullanımın sınırlandırılmaması ve cihazdan uzak kalındığında hissedilen huzursuzluk, gerginlik ve boşluk duygusu da bu bağımlılığın temel göstergeleri arasında gösteriliyor. Bu durum; dikkat eksikliği, uyku sorunları, sosyal izolasyon, kaygı ve depresyon gibi sorunlarla yakından ilişkili. Çocuklarda stres, yalnızlık ve duygusal yorgunlukla başlayan ekran kullanımı, zamanla duyguları düzenlemenin temel aracı haline gelebiliyor. Özellikle sosyal medyada sürekli onay arayışı ve kıyaslama, çocukların özgüvenini düşürürken kaygılarını da artırıyor.</p>
<p><strong>Bağımlılığa Nasıl Dönüşüyor?</strong></p>
<p>Dijital bağımlılıkların temelinde yatan şey, beynimizin ödül sistemi. Çünkü insan beyni, haz veren davranışları tekrar etmeye eğilimli. Dijital oyunlar ve sanal platformlar da kullanıcıya belirsiz aralıklarla ödül sunacak şekilde tasarlandığı için bu belirsizlik, dopamin salgılamasını tetikleyerek kısa süreli bir haz sağlıyor ve davranışın tekrarını güçlendiriyor. Zamanla bu döngü, alışkanlığa ve kontrolsüz kullanıma dönüşebiliyor.</p>
<p><strong>Sanal Kumar Riski Artırıyor</strong></p>
<p>Ekran bağımlılığı, internet üzerinde tekrarlayan, kontrol dışı, zarar verici bahis ve şans oyunlarını içeren sanal kumar bağımlılığı için de önemli bir risk faktörü. Ekrana uzun süre bakmak, sanal kumar içeriklerine daha fazla maruz kalınmasına neden oluyor. Bu durum özellikle genç yetişkinlerde dürtü kontrolünü zorlaştırırken, riskli kararların daha kolay alınmasına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Bağımlıkla Mücadelede 3 Kritik Adım</strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Uzm. Klinik Psikolog M. Yasin Çakıroğlu,</strong> dijital bağımlılıkla baş etme sürecinin, atılacak 3 adımla doğru yönetilmesi gerektiğini vurguluyor:</p>
<ol>
<li><strong>Farkındalık Geliştirin: </strong>Dijital kullanımın hangi duygular ve durumlar tarafından tetiklendiğini anlamak, değişimin ilk adımıdır. </li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Günlük Yaşamı Yeniden Düzenleyin</strong>: Düzenli uyku, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi bağımlılıkla mücadelede önemli rol onar. Dijital olmayan aktiviteler, alternatif mutluluk kaynakları oluşturur.  </li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Profesyonel Destek Alın</strong>: Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ve motivasyon artıcı terapiler, dijital ve sanal kumar bağımlılığı tedavisinde etkili yöntemler arasında yer alır. Gerektiğinde ilaç tedavisi de sürece dâhil edilebilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrolsuz-ekran-kullanimi-psikolojimizi-nasil-etkiliyor-629254">Kontrolsüz Ekran Kullanımı Psikolojimizi Nasıl Etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten <strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.   Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor</strong></p>
<p>Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da ağrı ve hareket güçlüğü gibi yakınmaların kötüleşmesine neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Hastalık kontrol altına alınabiliyor! </strong></p>
<p>Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong> “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği çok önemli! </strong></p>
<p>Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise beslenmenin, özellikle beynin enerji metabolizmasını hedef alan yaklaşımların, Alzheimer tedavisinde destekleyici bir rol oynayabileceği tartışılıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer ve beslenme ilişkisini ele alan güncel bilimsel çalışmalara dikkat çekerek, ketojenik diyetin beyin enerji kullanımı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırıldığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre keton cisimlerinin beyin için alternatif bir enerji kaynağı oluşturması, Alzheimer’da görülen glukoz kullanımındaki bozulmalar açısından umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilimsel çalışmalar, ketojenik diyetin Alzheimer hastalığında beyin fonksiyonlarını ve bilişsel işlevlerin korunmasını destekleyebileceğine işaret ediyor; bu alandaki bulgular ise giderek artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişiyi etkileyen Alzheimer, demansın en yaygın nedeni olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise 700 binin üzerinde hastayı ilgilendiren bu hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar daha çok semptomların kontrol altına alınmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına odaklanıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada beslenme temelli stratejilerin, özellikle de ketojenik diyetin, destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>Ketojenik diyet, vücudu alıştığı enerji düzeninden çıkarıp farklı bir “yakıt sistemine” geçiren özel bir beslenme modeli olarak biliniyor. Yani ketojenik diyette karbonhidrat çok ciddi şekilde kısıtlanıyor, yağ oranı artırılıyor, protein ise kontrollü tutuluyor. “Burada amaç, vücudu ketozis denen metabolik duruma sokmak. Bu durumda vücut enerji için glukoz yerine yağdan üretilen ketonları kullanmaya başlıyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer hastalığında beynin enerji kullanımında ciddi bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor: “Sağlıklı bir beyinde temel enerji kaynağı glukozdur. Ancak Alzheimer hastalığında beynin glukozu kullanma kapasitesi azalır. Nöronlar adeta aç kalır. Bu noktada keton cisimcikleri, beyin için alternatif ve daha kolay kullanılabilen bir yakıt haline gelir”… </p>
<p>Araştırmalara göre ketojenik diyetin Alzheimer hastalarında tedaviye olumlu etki ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Ketojenik diyet karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan zengin bir beslenme modeli sunarak vücudu keton üretimine yönlendiriyor. Böylece beyin, glukoz yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Yani beynin aç kalan hücrelerine alternatif bir enerji kapısı açılıyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>10 Klinik Çalışma, 691 Hastada Dikkat Çeken Sonuçlar</strong></p>
<p>2024 yılında <em>The Journal of Nutrition, Health &#038; Aging</em> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, Alzheimer hastalarında ketojenik diyet ve orta zincirli trigliserit (MCT) bazlı beslenme yaklaşımlarını inceleyen 10 farklı klinik çalışmayı analiz etti. Toplam 691 Alzheimer hastasının yer aldığı bu çalışmalarda, ketojenik veya MCT yağdan zengin diyet uygulanan bireylerde bilişsel işlevlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu bulguları şöyle değerlendiriyor:</p>
<p>“Mini Mental Durum Testi (MMSE) ve ADAS-Cog gibi bilişsel değerlendirme testlerinde belirgin puan artışları görülmesi son derece önemli. Bu, diyetin yalnızca teorik değil, klinik olarak da ölçülebilir bir etki yaratabildiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ketojenik Diyet Herkese Uygun Değil </strong></p>
<p>Ketojenik diyetin Alzheimer üzerindeki etkileri yalnızca tek bir çalışmaya dayanmıyor. <em>Experimental Gerontology</em>, <em>Progress in Neurobiology</em> ve <em>Frontiers in Nutrition</em> gibi saygın dergilerde yayımlanan araştırmalar, ketonların beyin hücrelerinde enerji üretimini artırabildiğini, oksidatif stresi azaltabileceğini ve bazı hastalarda hafıza performansını destekleyebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Literatürdeki ortak noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışmaların büyük bölümü, ketojenik yaklaşımın Alzheimer’da bozulan enerji dengesini kısmen de olsa yeniden kurabildiğini söylüyor. Ancak bilim insanları bu etkiyi ‘umut verici ama sınırlı’ olarak tanımlıyor” diyor. </p>
<p>Her bilimsel bulguda olduğu gibi, ketojenik diyetin de riskleri bulunuyor. İncelenen çalışmalarda bazı katılımcılarda trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerinde artış gözlendi. Ayrıca diyetin katı yapısı nedeniyle bazı hastaların uzun süre uyum sağlayamadığı bildirildi. Ketojenik diyetin herkese uygun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Özellikle kalp-damar hastalığı, lipid metabolizma bozuklukları olan bireylerde mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde planlanmalıdır” şeklinde uyarıda bulunuyor. </p>
<p><strong>Alzheimer’da Beslenme Yaşam Kalitesini Yükseltiyor </strong></p>
<p>Mevcut çalışmaların önemli bir kısıtlılığı, sürenin genellikle 8–12 hafta ile sınırlı olması. Uzun yıllar süren bir hastalık olan Alzheimer’da, ketojenik diyetin uzun vadeli etkileri ve güvenliği henüz net değil.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada temkinli iyimserlik çağrısı yapıyor:</p>
<p>“Bugün için şunu söyleyebiliriz: Ketojenik diyet Alzheimer’da bazı ilaçların etkisini taklit edebilir, hatta destekleyebilir. Ancak ilacın yerini alacak mucizevi bir çözüm olarak görülmemelidir.”</p>
<p>Alzheimer hastalığıyla mücadelede beslenme, giderek daha güçlü bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Ketojenik diyet, beynin enerji krizine alternatif bir yol sunarak umut verici bir pencere açıyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye özel, kontrollü ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiği konusunda hemfikir.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme, Alzheimer’da tek başına bir tedavi değil; ama doğru planlandığında hastaların yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunabilecek güçlü bir araçtır. Önümüzdeki yıllarda daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla bu tablonun çok daha netleşeceğine inanıyoruz” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 11:21:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gravis]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[Kas Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[myastenia]]></category>
		<category><![CDATA[Myastenia Gravis]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598262</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülen Myastenia Gravis hastalığı toplumda çok bilinmiyor. Genç kadınlarda ve ileri yaş erkeklerde daha sık görülen Myastenia Gravis hastalığı; göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk ve kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Myastenia Gravis kas hastalığında erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleri artan bireylerin mutlaka bir nöroloji doktoruna gitmesi gerektiğini söylüyor. Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis Hasta Okulu’nu düzenleyen Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer bu rahatsızlıkla ilgili açıklamalarda bulundu. </p>
<p><strong>Bilinirlik Myastenia Gravis hastalığının tanısını kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer “Myastenia Graavis’in ciddi bir kas hastalığı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı; Myastenia Gravis göz kapağı düşüklüğü, çift görme, yorgunluk, kol-bacaktaki kas güçsüzlüğüyle kendisini belli ediyor. Tedavisi olan bir kas hastalığı, bir kür olmasa bile elimizdeki tedavilerle bugün çok iyi kontrol altına alabiliyoruz. Ancak hastalığın toplumsal bilirliğinin artırılması Myastenia Gravisin toplumda henüz çok duyulmuş bir kas hastalığı olması nedeniyle hastaların bu belirtileri ihmal etmenine neden olabiliyor. Bu nedenle toplumda hastalığın bilinirliğin artması erken tanıyı kolaylaştırarak erken tanıyla hastaların çok daha iyi tedavi imkanlarına ulaşmasını sağlamasını istiyoruz. </p>
<p><strong>Göz kapağı düşüklüğü Myastenia Gravis belirtisi olabilir</strong></p>
<p>Nadir görülen her 100 bin kişiden 20 ile 50’sinde görülebiliyor. Ancak çevresel şartlar ve otoimmün bir hastalık olması nedeniyle görünürlüğü giderek artıyor. Yaşamın her alanını etkileyebiliyor. Hastalık genç kadınları ve ileri yaş erkekleri daha çok etkileyebiliyor. Bu nedenle </p>
<ul>
<li>Tek tarafta göz kapağı düşüklüğünüz varsa</li>
<li>Konuşurken, yutma ve çiğneme sırasında yorgunluk hissediyorsanız</li>
<li>Yutarken yiyecekler boğazınıza takılıyorsa</li>
<li>Kol ve bacaklarınızda güçsüzlük ve kolay yorulma şikayetiniz varsa</li>
</ul>
<p>En önemlisi de bu belirtiler gün içinde dalgalanma gösteriyorsa, yani sabah daha iyi olup gün içinde yoruldukça şikayetleriniz belirginleşiyorsa, mutlaka bir nöroloji ekibine gidip Myastenia Gravis hastalığı araştırılması gerekiyor”</p>
<p><strong>HER 10 MYASTENİA GRAVİS HASTASINDAN BİRİ TİMUS KANSERİ RİSKİ ALTINDA</strong></p>
<p>Farkındalık çalışmalarının hastaların tedaviye ulaşma süreçlerini olumlu etkilediğini belirten Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Çağatay Saim Tezel ise “Myastenia Gravis dediğimiz sinir-kas hastalığının yaygınlaştırılması ve bilincinin arttırılmasına dair katılımı çok yüksek bir toplantı. Amaç burada hastalarımızı bilgilendirmek. Çünkü bilinçsiz hastalarda sorunlar katlanarak ve artarak devam ediyor. Bu nedenle de önceden bunları bilip hazırlığımızı yapıp, ona göre bu hastalardan tamamen kurtulmak mümkün olabilmekte. Cerrahi bunun tedavisinin büyük bir parçası. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 7 tanesinde timus bezinde büyüme saptanıyor. Her 10 Myastenia Gravis hastasının 1 tanesinde ise bu büyüme tümörle ilişkili, yani timus kanseriyle ilişkili” diye konuştu.</p>
<p><strong>ÜNLÜ SANATÇI ERDAL ÖZYAĞCILAR, MYASTENİA GRAVİS HASTALIĞINI FARKINDALIK ETKİNLİĞİ İLE TANIDIĞINI SÖYLEDİ </strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi’nde Myastenia Gravis hastalığının farkındalığını artırmak, hasta ve yakınlarını bilgilendirmek amacıyla ikincisi düzenlenen ‘Myastenia Gravis Hasta Okulu’ programına katılan ünlü sanatçı Erdal Özyağcılar, “Myastenia Gravis hastalığının bilinen bir hastalık olmadığını ve bu hastalığı hastalığı Prof. Özlem Güngör ve bu etkinliklerle tanıdım” dedi. </p>
<p>İlki Şubat 2025’te düzenlenen Myastenia Gravis Hasta Okulu’nun bu yıl gerçekleştirilen ikinci programında hastalara yönelik “Myasthenia Gravis Yaşam Derneği”nin de kurulduğu açıklandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/myastenia-gravis-hastaligi-genc-kadinlari-daha-cok-etkiliyor-598262">Myastenia Gravis Hastalığı Genç Kadınları Daha Çok Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabah rutinleri ses sağlığını etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sabah-rutinleri-ses-sagligini-etkiliyor-588797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 14:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[rutinleri]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, ses sağlığını korumanın önemi ve sabah rutinleriyle ses tellerinin nasıl doğru şekilde uyandırılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabah-rutinleri-ses-sagligini-etkiliyor-588797">Sabah rutinleri ses sağlığını etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, ses sağlığını korumanın önemi ve sabah rutinleriyle ses tellerinin nasıl doğru şekilde uyandırılabileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sesimize iyi bakmazsak, gün boyu yorgunluk ve kısıklık kaçınılmaz olur!</strong></p>
<p>Sesin, bedenin en narin enstrümanı olduğunu aktaran Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Sesimize iyi bakmazsak, gün boyu sürecek yorgunluk, kısıklık ve hatta ağrılarla karşılaşmak kaçınılmaz olur.” dedi.</p>
<p>Sabahları gerçekleştirilen küçük alışkanlıkların, sesin gün boyunca nasıl duyulacağını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Tahmincioğlu, “Ses sağlığı, sabah başlar. Güne başlarken sesinizi güçlendirmenin ve korumanın basit ama etkili adımları var.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kahve yerine güne ılık bir bardak su ile başlayın!</strong></p>
<p>Bulunulan ortamın ve sesin nemlendirilmesini öneren Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Kahve yerine güne ılık bir bardak su ile başlayın.” dedi.</p>
<p>Kış aylarında ya da klimalı ortamlarda nem oranının düştüğünü hatırlatan Tahmincioğlu, bu durumun, ses tellerinin doğal nem dengesini bozarak kurumasına yol açtığını söyledi ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Eğer sabahları boğazınızda yanma hissediyorsanız, bu sadece bir üşütme belirtisi değil, havada yeterli nem olmadığının da göstergesi olabilir. Sabah kahvesi çoğumuz için vazgeçilmez bir ritüel olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki kafein vücudu ve sesi kurutur. Bu nedenle kahvenizi günün ilerleyen saatlerine bırakmak, sabahın ilk dakikalarında ses tellerine dinlendirici bir başlangıç yapmanızı sağlar. Sabah içeceğiniz bir bardak su, sadece vücudunuzu değil, ses tellerinizi de uyandırır. Küçük bir alışkanlık değişikliğiyle sesinizi daha yumuşak ve daha dayanıklı bir hale getirebilirsiniz.”</p>
<p><strong>Doğru duruş, doğru sesi getiriyor!</strong></p>
<p>Postürün, sesin kalitesini doğrudan etkilediğini dile getiren Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Güne başlarken birkaç küçük gerinme hareketi yapmak sadece bedeninizi değil, sesinizi de özgürleştirir.” dedi.</p>
<p>Sesin nefesle başladığını ifade eden Tahmincioğlu, “Uykudan yeni uyanmışken diyaframınız biraz ‘tembel’ olabilir. Yatağınızda oturun, omuzlarınızı geriye alın ve çenenizi hizalayın, bir elinizi göğsünüze, diğer elinizi karnınıza koyun. Nefesinizi burnunuzdan alın, karnınız hafifçe şişsin, sonra yavaşça verin. Bu birkaç nefes, sesinizi gün boyu taşıyacak enerjiyi sağlar. Unutmayın, doğru duruş, doğru sesi getirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sabahları konuşmadan önce sesi ısıtmak gerekir!</strong></p>
<p>Uyanır uyanmaz yüksek sesle konuşmanın ya da şarkı söylemenin, ses tellerini ısınmadan zorlamak anlamına geldiğini aktaran Tahmincioğlu, “Sabahın ilk yarım saatinde mümkünse sessiz kalın. Bu kısa sessizlik, hem ses tellerinize hem de zihninize bir ‘ısınma molası’ verir.” dedi.</p>
<p>Koşudan önce kaslar nasıl ısıtılıyorsa, konuşmadan önce de sesi ısıtmak gerektiğini kaydeden Tahmincioğlu, “Sesi ısıtmak yoğun konuşmalı bir güne başlamadan ses tellerinize yapabileceğiniz hızlı ama etkili bir ritüeldir. Ses ısınmaları sadece şarkıcılara değil, sağlık çalışılanlarına, öğretmenlere, avukatlara, sunuculara, satış görevlilerine, çağrı merkezi çalışanlarına ve tüm profesyonel ses kullanıcılarına da fayda sağlar. Aynanın karşısına geçin, dudaklarınızı titreştirin, ‘brrrrr’ sesi çıkmalı. Ardından nazal ‘mmm’ ya da ‘nnn’ sesleriyle titreşimin hissini fark edin. Bu egzersizler ses tellerinizi nazikçe uyandırır. Yalnızca iki dakikalık bu egzersiz, sesinize bütün gün sürecek bir rahatlık kazandırır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sesinizi sabah nasıl uyandırırsanız, gün boyu öyle duyulur!</strong></p>
<p>Gece geç yemenin veya sabah kalkar kalkmaz hemen yemek yemenin, mide asidini yukarı çıkarak ses tellerine ulaşmasına neden olabileceğine vurgu yapan Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Anuş Tahmincioğlu, “Buna bağlı olarak da sabah boğazınızda yanma ve ‘boğaz temizleme’ ihtiyacı kendini gösterebilir. Rahatlamak için uygulayacağınız ‘boğaz temizleme’ hareketi de ses tellerinize zarar verir.” dedi.</p>
<p>Bu sebeple sabah kahvaltısının aceleye getirilmemesi gerektiğine işaret eden Tahmincioğlu, “Aşırı baharatlı ya da yağlı yiyeceklerden kaçının ve öğününüzü yavaş bir şekilde yiyin. Her sabah sesinizi nasıl uyandırdığınız, gün boyunca sesinizin nasıl duyulacağını da belirler. Güzel olan şu ki sesinize iyi davranmak için özel bir yeteneğe ihtiyacınız yok, sadece biraz dikkat ile ses sağlığını koruyabilirsiniz.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sabah-rutinleri-ses-sagligini-etkiliyor-588797">Sabah rutinleri ses sağlığını etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kusurları]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Okula Başlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda okula başlama döneminde yapılacak kapsamlı bir göz muayenesinin öğrenme sürecini destekleyeceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, öğrenme sürecinde göz sağlığının önemli rol oynadığını belirterek görme kusurlarının okul başarısını etkilediğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012">Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Çocuklarda okula başlama döneminde yapılacak kapsamlı bir göz muayenesinin öğrenme sürecini destekleyeceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, öğrenme sürecinde göz sağlığının önemli rol oynadığını belirterek görme kusurlarının okul başarısını etkilediğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü, Optisyenlik Ana Bilim Dalı Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, okula başlangıç sürecinde çocuklarda göz muayenesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Öğrenme sürecinde göz sağlığı önemli rol oynuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Okula başlayan her çocuğun yepyeni bir öğrenme serüvenine adım attığını belirten Altunsoy, “Bu serüvende dikkat, hafıza ve motivasyon kadar görme sağlığı da kritik bir rol oynar. Çünkü öğrenmenin büyük kısmı görsel yolla gerçekleşir. Okumak, yazmak, tahtayı takip etmek, bilgisayarı kullanmak gibi pek çok akademik beceri, ancak sağlıklı bir görme ile mümkündür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dönem başlarken göz muayenesi şart</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Okula başlamadan önce göz muayenesinin önemli olduğunu ifade eden Altunsoy, “Çocuklar görme sorunlarını her zaman fark edemez ya da dile getiremez ve aileler de çoğu zaman bu durumu gözden kaçırabilir. Oysa çocuğun yazıları deftere yamuk yazması, tahtayı görmekte zorlanması, ekrana ya da tahtaya bakarken başını bir yöne doğru eğmesi, sık sık baş ağrısı yaşaması veya okuma sırasında kelimeleri karıştırması aslında bir görme kusurunun işareti olabilir. Bu nedenle okula başlamadan önce yapılacak kapsamlı bir göz muayenesi, mevcut sorunları erkenden fark etmeyi ve çocuğun öğrenme sürecini desteklemeyi sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Göz muayenesiyle sorunlar kolayca çözülebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Görme kusurlarının okul başarısını olumsuz etkilediğini kaydeden Altunsoy, “Miyopi, hipermetropi ya da astigmat gibi düzeltilmemiş görme kusurları, çocuğun derse odaklanmasını zorlaştırır ki bu da kitaptaki harflerin bulanık görülmesine, tahtadaki yazıların seçilememesine yol açar. Bu durum ders başarısını düşürür, öğrenme isteğini azaltır ve zamanla özgüven kaybına neden olabilir. Oysa zamanında yapılan bir göz muayenesiyle bu sorunlar kolayca çözülebilir. Böylece çocuk daha rahat öğrenir, derse katılımı artar ve okul performansı yükselir. Araştırmalar da gözlük veya kontakt lens ile düzeltilen görme kusurlarının öğrencilerin hem akademik hem de sosyal hayatlarını olumlu etkilediğini ortaya koymaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Okul süresince düzenli göz kontrolü şart</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Ailelere tavsiyelerde bulunan Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Çocuğunuzu okula başlamadan önce mutlaka göz hekimine götürün. Görme kusuru varsa tedavi ve gözlük kullanımını ihmal etmeyin. Çocuğun göz sağlığını sadece okul öncesinde değil, okul süresince de düzenli olarak kontrol ettirin” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Öğrencilerin göz sağlığının korunmasında eğitimcilerin yapması gerekenlere de değinen Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Öğrencilerin sık sık gözlerini kısarak ve başını eğerek tahtaya bakması, deftere eğilerek yazması, sık hata yapması veya baş ağrısından şikâyet etmesi görme sorununun işareti olabilir. Bu durumlarda aileyle iletişim kurarak muayeneye yönlendirin” diyerek diğer tavsiyelerini şöyle sıraladı: </span></span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Harfleri karıştıran, satır atlayan veya okumaktan kaçınan çocuklarda göz sağlığı sorunu ihtimalini göz önünde bulundurun.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Okullarda düzenli göz taramaları yapılması için okul yönetimiyle iş birliği yapın.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Akıllı tahta, bilgisayar veya tablet kullanılan derslerde öğrencilerin ekrana mesafesini takip edin, gerektiğinde materyalleri daha büyük puntolarla hazırlayın.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Görme problemi yaşayan çocukların ders başarısızlığını kişisel yetersizlik gibi algılamasını önleyin, onları motive edecek geri bildirimler verin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Rehber öğretmen ve okul sağlığı birimiyle iş birliği yaparak öğrencilerin göz sağlığını yakından takip edin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Göz muayeneleri ihmal edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sağlıklı görmenin yalnızca bir sağlık konusu değil, aynı zamanda eğitim başarısının temel taşlarından biri olduğunu belirten Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Çocukların dünyayı net görmeleri, öğrenmeye açık bir zihinle okula başlamaları için göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Göz sağlığına yapılacak küçük bir yatırım, aslında onların geleceğine yapılmış en büyük yatırımlardan biridir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012">Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanseri Her 8 Erkekten Birini Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-her-8-erkekten-birini-etkiliyor-575641</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 08:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birini]]></category>
		<category><![CDATA[erkekten]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575641</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sessiz ilerleyen prostat kanserinde şikayetler genellikle, kitle büyüyüp çevre dokulara baskı yaptığında veya ileri evrede başka doku ya da organlara sıçradığında (metastaz) ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-her-8-erkekten-birini-etkiliyor-575641">Prostat Kanseri Her 8 Erkekten Birini Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sessiz ilerleyen prostat kanserinde şikayetler genellikle, kitle büyüyüp çevre dokulara baskı yaptığında veya ileri evrede başka doku ya da organlara sıçradığında (metastaz) ortaya çıkıyor. Sık görülen belirtileri arasında; geceleri sık idrara çıkma, ani ve acil idrara çıkma ihtiyacı, idrarı başlatırken ve yaparken zorlanma, idrar akışında azalma, mesaneyi tam boşaltamama hissi, idrarda veya menide kan, ilerlemiş hastalarda kemik-sırt ağrısı, kilo kaybı, bulantı, kusma ve iştahsızlık gibi şikayetler var. </p>
<p>Prostat kanserinde erken tanı için özellikle 40 yaş sonrasında her erkeğin bir üroloji uzmanına başvurması önemli. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Kumsar</strong>, prostat kanserinden korunmak için domates, brokoli ve lifli gıdaların tüketimine ağırlık verilmesi, işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Kumsar, sigara ve alkolden mümkün olduğunca uzak durmanın, haftada en az 150 dakika yürüyüş yapmanın, yüzmenin ve bisiklet kullanmanın da prostat kanserinden korunmada etkili olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>Prostat kanserinde tanı için, koldan alınan kan örneğiyle PSA seviyesi ölçülürken; ayrıca, doktor tarafından rektumdan prostatın büyüklüğü, şekli ve sertliği kontrol edilebiliyor. Ancak kesin tanı, prostattan alınan biyopsi örneklerinin patolojik incelemesiyle mümkün. Prostat kanseri tedavisinde her hasta için ayrı bir yol izleniyor. Tedavi seçimini ise; hastalığın risk düzeyi, aile öyküsü, biyopsi ve muayene sonuçları, yaşam tarzı ve kişisel tercihler, tedaviye bağlı yan etkiler gibi faktörler belirliyor. Cerrahiden radyoterapiye, kanserli hücrelerin dondurulmasından (Kriyoterapi) ses dalgalarıyla tümörün yok edilmesine (HIFU), düşük riskli tümörlerde elektrik akımıyla hücrelerin temizlenmesinden hormon tedavilerine kadar her hasta için farklı tedavi seçenekleri mevcut. Özellikle cerrahi sonrasında hastaların yaşam kalitesine yönelik egzersizler, ilaç tedavileri kalsiyum- D vitamini vb.) ve psikolojik danışmanlık gibi tedaviler de sürecin önemli bir parçası.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-her-8-erkekten-birini-etkiliyor-575641">Prostat Kanseri Her 8 Erkekten Birini Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Sep 2025 16:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[aşırılığı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[batıl]]></category>
		<category><![CDATA[Batıl İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[inançların]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575478</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, batıl inançların psikolojik, kültürel ve nörobiyolojik temelleri, sağladığı faydalar ve olası zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478">Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, batıl inançların psikolojik, kültürel ve nörobiyolojik temelleri, sağladığı faydalar ve olası zararları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Belirsizlikle başa çıkmada batıl inançlar, psikolojik bir araç olarak kullanılır!</strong></p>
<p>Batıl inançların temelinde, insan zihninin belirsizlik karşısında geliştirdiği başa çıkma mekanizmaları yattığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Psikolojik olarak insanlar, kontrol edemedikleri durumlarda anlam arayışı içerisindedir.” dedi.</p>
<p>Araştırmaların, stresli ve öngörülemez olaylarla karşılaşıldığında beynin tehdit algısını azaltmak için çeşitli bilişsel stratejiler geliştirdiğini gösterdiğini aktaran Güven, “Bu stratejilerden biri de nedensellik yanılsamasıdır. İnsan beyni, rastlantısal olayları birbirine bağlayarak sahte neden-sonuç ilişkileri kurma eğilimindedir. Örneğin, sınav öncesinde aynı kıyafeti giydiğinde başarılı olduğunu gören bir öğrenci, bu davranışın ‘şans getirdiğine’ inanabilir. Bu inanç, gerçekte bilimsel bir temele dayanmasa da kişinin kaygısını azaltır ve öznel bir kontrol hissi sağlar. Dolayısıyla batıl inançlar, psikolojik anlamda belirsizlikle baş etmenin ve zihinsel huzuru korumanın bir yolu olarak işlev görür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kaygıyı azaltıp psikolojik dayanıklılığı destekleyebilir!</strong></p>
<p>Stresli veya kriz dönemlerinde batıl inançlara yönelme eğiliminin, psikolojide ‘algılanan kontrol’ kavramıyla açıklandığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İnsan, yaşamı üzerinde kontrol sahibi olduğunu hissettiğinde kaygı düzeyi azalır.” dedi.</p>
<p>Ancak hastalık, ekonomik kriz, iş kaybı ya da duygusal travma gibi zorlayıcı dönemlerde kontrol duygusunun zayıfladığını ifade eden Güven, “Bu noktada batıl inançlar, kişiye psikolojik bir ‘sığınak’ sunar. 2008 ekonomik krizi döneminde yapılan bir araştırmada, belirsizlik yaşayan bireylerin batıl ritüellere daha sık başvurduğu saptanmış. Çünkü uğurlu objeler taşımak veya belirli ritüelleri uygulamak gibi sembolik davranışlar kişinin zihninde güvenlik algısını pekiştirir. Böylece batıl inançlar, kaygıyı düzenleyen, duygusal dayanıklılığı artıran ve belirsizlik karşısında psikolojik istikrarı destekleyen bir araç haline gelir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Batıl inançlara aşırı bağımlılık, öz yeterlilik duygusunu zayıflatıp karar verme kapasitesini azaltabilir!</strong></p>
<p>Batıl inançların, bireyin psikolojik kaynaklarını hem olumlu hem de olumsuz yönde etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bir yandan, batıl inançlar ‘psikolojik destek’ işlevi görerek özgüveni artırabilir. Uğurlu olduğuna inanılan bir nesneyi taşıyan kişi, riskli bir karar anında daha cesur davranabilir. Bu durum, plasebo etkisine benzer. İnanç, bireyin öznel deneyimini ve performansını güçlendirebilir. Ancak aşırı düzeyde batıl inançlara bağımlı olmak, öz yeterlilik duygusunu zayıflatabilir. Birey, kendi yetenekleri yerine ‘dışsal’ faktörlere güvenmeye başladığında bağımsız karar alma kapasitesi azalır. Bu, bilişsel çarpıtmaların devreye girdiği bir süreçtir. Özellikle yüksek düzeyde belirsizlik kaygısı yaşayan kişilerde, batıl inançların karar verme süreçlerini rasyonel temelden uzaklaştırarak uzun vadede psikolojik esnekliği sınırladığı görülmektedir.”</p>
<p><strong>Kültürel normlarla da derin bir ilişki içerisinde…</strong></p>
<p>Batıl inançların, yalnızca bireysel psikoloji ile değil, kültürel normlarla da derin bir ilişki içerisinde olduğuna değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Sosyal psikoloji araştırmaları, bireylerin inançlarının önemli bir bölümünün, içinde bulundukları toplumun değerleri ve ritüelleri tarafından şekillendiğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bazı toplumlarda ‘13’ sayısının uğursuzlukla ilişkilendirilirken, bazı Asya kültürlerinde ‘8’ sayısının şansı temsil ettiğini hatırlatan Güven, “Bu kültürel farklılıklar, bireylerin günlük tercihlerini, karar verme süreçlerini ve sosyal davranışlarını etkiler. Sosyal öğrenme kuramına göre, bireyler çevrelerinden model aldıkları inanç ve davranışları içselleştirirler. Bu nedenle, toplumsal düzeyde yaygın olan batıl inançlar, bireyler üzerinde sosyal baskı yoluyla daha da güçlenir. Sonuç olarak, kültürel bağlam, batıl inançların benimsenme düzeyini ve bireylerin bu inançları hangi yaşam alanlarına entegre edeceğini doğrudan belirler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Batıl inançlar nörobiyolojik temellere de sahip!</strong></p>
<p>Nörobilimsel araştırmaların, batıl inançların beynin öğrenme ve ödül mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğunu gösterdiğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Beynin dopamin sistemi, ödül beklentisi ve alışkanlık oluşumunda önemli bir rol oynar. Eğer bir kişi belirli bir davranışın ardından olumlu bir sonuç yaşarsa, beyin bu iki olayı birbirine bağlayarak davranışı pekiştirir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca, yüksek kaygı seviyelerinde beynin amigdala ve prefrontal korteks bölgeleri arasındaki iletişimin farklılaştığının belirten Güven, bu durumun da tehdit algısının artmasına ve batıl inançlara yatkınlığın yükselmesine neden olduğunu söyledi ve batıl inançların yalnızca kültürel ve psikolojik değil, aynı zamanda nörobiyolojik temellere de sahip olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Batıl inançlar aşırıya kaçtığında ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir!</strong></p>
<p>Araştırmaların, batıl inançların belirli sınırlar içerisinde psikolojik faydalar sağlayabileceğini ortaya koyduğunu da ifade eden Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu faydalar arasında stres yönetimi, motivasyonun artması ve umut duygusunun güçlenmesi sayılabilir. Örneğin, sporcuların ‘uğurlu’ ritüeller uygulaması, öz güvenlerini artırarak performanslarını dolaylı olarak destekler. Bununla birlikte, batıl inançların aşırıya kaçması psikolojik rahatsızlık riskini beraberinde getirir. Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) benzeri tekrarlayıcı ritüellerin oluşumu, bu aşırılığın bir yansımasıdır. Dolayısıyla batıl inançlar, dengeli düzeyde işlevsel bir başa çıkma stratejisi olabilirken, kontrol kaybına yol açacak boyuta ulaştığında bireyin psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/batil-inanclarin-asiriligi-ruh-sagligini-olumsuz-etkiliyor-575478">Batıl inançların aşırılığı ruh sağlığını olumsuz etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sepsis her yıl 30 milyondan fazla insanı etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sepsis-her-yil-30-milyondan-fazla-insani-etkiliyor-575307</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 16:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[milyondan]]></category>
		<category><![CDATA[sepsis]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tünel]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Yoğun Bakım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘kan zehirlenmesi’ olarak bilinen sepsis sanılanın aksine, vücudun enfeksiyona karşı aşırı tepki verip organlara zarar vermesiyle oluşan ve yoğun bakım tedavisi gerektiren acil bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sepsis-her-yil-30-milyondan-fazla-insani-etkiliyor-575307">Sepsis her yıl 30 milyondan fazla insanı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında ‘kan zehirlenmesi’ olarak bilinen sepsis sanılanın aksine, vücudun enfeksiyona karşı aşırı tepki verip organlara zarar vermesiyle oluşan ve yoğun bakım tedavisi gerektiren acil bir durum. Bağışıklık sistemimiz bakteri, virüs veya mantar kaynaklı enfeksiyonlara karşı mücadele etmeyi bırakmasıyla enfeksiyonun tüm vücuda yayılmasıyla başlayan sepsiste ilk bir saat hayat hayati öneme sahip. Bu rahatsızlığın; ateş, hızlı nefes, kalp çarpıntısı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç bulanıklığı gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı ve Genel Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Tülin Tünel, “Özellikle; bebekler, yaşlılar, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler veya yetersiz beslenenler sepsis açısından yüksek riskli gruplardır” dedi.</strong></p>
<p>Her yıl dünyada 30 milyondan fazla insanı etkileyen sepsis; doku hasarı, organ yetmezliği hatta ölüme bile sebep olabiliyor. Bu nedenle de sepsisin hızlı teşhis ve tedavi gerektiren ciddi bir tablo olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı ve Genel Yoğun Bakım Sorumlusu Dr. Tülin Tünel, “Bazen bağışıklık sistemimiz bu enfeksiyonlarla savaşmayı bırakarak kendi dokularına saldırmaya başlıyor. Bu ciddiyet nedeniyle tedavinin yoğun bakımda yapılması gerekir. Hastalar yakından takip edilir ve öncelikle enfeksiyon kaynağı tespit edilir. Tedavi her hastaya özel olarak düzenlese de genellikle hızlı antibiyotik ve sıvı verilmesini, organların çalışmasını desteklemeyi ve gerekli yoğun bakım cihazlarının kullanılmasını içerir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Belirtileri önemsemek septik şoka girmeyi önleyebilir </strong></p>
<p>Uyarı işaretlerinin erkenden tespit edilmesinin vücudun septik şoka girmesini önleyerek hayat kurtardığını dile getiren Tünel, “Sepsis tablosunda; yüksek veya düşük vücut ısısı, bütün gün hiç idrara çıkmama, aşırı titreme, hasta hissetme, şiddetli ağrı veya rahatsızlık, nefes darlığı, ciltte beneklenme ya da renk solması, konuşma zorluğu ya da kafa karışıklığı gibi semptomlar görülebilir. Bu belirtilerin varlığında sepsis şüphesinin kesinleşmesi için bazı testlerle hastanın değerleri de incelenir” dedi.</p>
<p><strong>Deneyimli ekiplerle tedavide başarı oranı çok yüksek</strong></p>
<p>Ortalama olarak ağır sepsis tanısı alanların yüzde 30’unun hayatını kaybettiğini dile getiren Tünel, “Hayatta kalanlardan yüzde 50&#8217;ye yakınının ise sepsis sonrası fiziksel ve/veya psikolojik uzun vadeli etkileri olan bir sendromdan mustarip olduğu biliniyor. Ancak uzman yoğun bakım ekipleriyle sağ kalım oranlarının yüzde 85’e çıktığını da unutmamak gerekiyor. Özellikle sepsis tanısı alan bir hastanın ilk bir saat içinde tedavisine başlanmışsa başarı oranı yüzde 85’in bile üstüne çıkabiliyor” dedi.</p>
<p>Dr. Tülin Tünel, enfeksiyon kaynaklı sepsisten korunmanın en iyi yolunun enfeksiyonlara yakalanmamak olduğunu, bunun için de en basit, etkili ve temel önlemin el yıkama olduğunu vurguladı. Tam koruma için doğru el yıkamanın püf noktalarını şöyle sıraladı:</p>
<ol>
<li>Ellerinizi en az 10-15 saniye boyunca yıkamaya devam edin.</li>
<li>Sabun yerine el antiseptiği kullanıyorsanız, parmak aralarınızı birbirine sürterek temizleyin; başparmaklarınızı ve el üstlerinizi de ihmal etmeyin.</li>
<li>Ellerinizin tamamen kuruması için temiz ve hijyenik bir havlu tercih edin.</li>
<li>Musluğa doğrudan temas etmeyin; kapatmak için kullandığınız havluyu kullanın.</li>
<li>Akan suyun altında ellerinizdeki kirleri ve artık maddeleri uzaklaştırın.</li>
<li>Ellerinizde köpük oluşturarak parmak aralarını, tırnak diplerini ve avuç içlerinizi iyice ovun.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sepsis-her-yil-30-milyondan-fazla-insani-etkiliyor-575307">Sepsis her yıl 30 milyondan fazla insanı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyada her yıl 600 milyon kişiyi etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-yil-600-milyon-kisiyi-etkiliyor-561046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 08:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[kişiyi]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561046</guid>

					<description><![CDATA[<p>Besin zehirlenmesi her yıl milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir sağlık sorunu. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor ve bu kişilerden 420 bini hayatını kaybediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-yil-600-milyon-kisiyi-etkiliyor-561046">Dünyada her yıl 600 milyon kişiyi etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Besin zehirlenmesi her yıl milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir sağlık sorunu. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünya genelinde her yıl yaklaşık 600 milyon kişi besin zehirlenmesi sorunu yaşıyor ve bu kişilerden 420 bini hayatını kaybediyor. Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı’nın kayıtları, her yıl binlerce besin zehirlenmesi tablosuyla karşılaşıldığını gösteriyor. Özellikle yaz aylarında artış gösteren besin zehirlenmesi, genellikle bakteri, virüs ile parazit gibi mikroorganizmaların veya bunların ürettikleri toksinlerin gıdalar aracılığıyla vücuda girmeleriyle oluşuyor. Gıdanın uygun şekilde saklanmaması ve hazırlanmaması, yeterince pişirilmemesi veya çapraz bulaşma gibi durumlar besin zehirlenmesine zemin hazırlıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin,</strong>   sağlık durumu iyi olan kişilerde çoğunlukla bulantı ve kusma gibi hafif belirtilerle seyretse de karşılaşılan doz ve zehirlenmeye neden olan etkenin özelliğine göre klinik tablonun ağırlaşabileceği uyarısında bulunarak, “Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler ile bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde zehirlenme hayati risk taşıyabilir. Zamanında müdahale edilmemiş ileri tablolarda vücutta aşırı su kaybı, böbrek yetmezliği, hatta ölüm gibi ciddi komplikasyonlara bile neden olabilir” diyor.</p>
<p><strong>Sıcak havada mikroplar hızla çoğalıyor</strong></p>
<p>Besin zehirlenmesi yaz aylarında daha sık görülüyor. Bunun başlıca nedeni, sıcak ve nemli havanın mikropların daha hızlı çoğalmaları için uygun bir ortam sağlaması. Piknik ve barbekü gibi dış mekan aktivitelerinde hijyen şartlarının düşük olması, suya erişim kısıtlılığı, besinlerin çevre ortamla teması ve sıcak hava maruziyeti nedeniyle besin zehirlenmesi riski artabiliyor.  Bunun yanı sıra gıdaların uzun süre oda sıcaklığında kalmaları ve soğuk zincirin bozulması, vakaların artmasında etkili rol oynuyor. Az pişmiş veya çiğ et, tavuk ve yumurta, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri, tazeliğini yitirmiş deniz ürünleri, hazırlanmaları   esnasında iyi yıkanmamış salatalar ile soğuk sandviçler, uzun süre beklemiş olan pişmiş pirinç ürünleri, saklama koşulları yetersiz olan kremalı ve mayonezli pastane ürünleri, besin zehirlenmesine yol açan etkenler arasında ön sıralarda yer alıyor.</p>
<p><strong>Karın ağrısı, bulantı ve kusmayla başlıyor</strong><br />Besin zehirlenmesinin belirtileri, zehirlenmeye neden olan mikroorganizmaya ve kişinin bağışıklık sistemine bağlı olarak değişiklik gösteriyor. İlk belirtiler genellikle karın ağrısı, bulantı ve kusma şeklinde oluyor. İlerleyen aşamalarda bazen kanlı veya mukuslu olabilen ishal, ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve genel halsizlik görülebiliyor. Tüketilen gıdadaki mikroorganizmanın türüne ve miktarına bağlı olarak belirtilerin ortaya çıkma süresi birkaç saat ile birkaç gün (genellikle 6-48 saat) arasında değişebiliyor. Bazı nadir durumlarda bu süre daha da uzayabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin, besin zehirlenmesinde erken teşhisin büyük bir önem taşıdığına işaret ederek, “Zamanında müdahale, dehidrasyon, yani vücutta aşırı su kaybı ve diğer ciddi komplikasyonların önlenmesine yardımcı olur, iyileşme sürecini hızlandırır ve bulaşıcılık ihtimali olan durumlarda, hastalığın başkalarına yayılma riskini azaltır” bilgisin veriyor.<br /> </p>
<p><strong>BESİN ZEHİRLENMESİNE KARŞI 18 ÖNEMLİ ÖNERİ! </strong></p>
<p>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin, aslında doğru gıda hijyeni ve uygulamalarıyla besin zehirlenmesinin büyük ölçüde önlenebildiğine dikkat çekiyor. Dr. Ferhat Çetin, besin zehirlenmesine karşı almamız gereken önlemleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>BESİNLERİ SATIN ALIRKEN </strong></p>
<p><strong>Ambalajı hasar görmüş ürünleri almayın</strong></p>
<p>Hasarlı ambalajlar, mikroorganizmaların gıdaya bulaşmalarına ve çoğalmalarına imkan tanıyor. Bu nedenle, ambalajı yırtılmış, ezilmiş, şişkin veya delinmiş ürünleri almaktan kaçının. Konserve kutularının şişkin olmamasına dikkat edin.</p>
<p><strong>Soğuk zincir ürünlerini taşırken, dikkat! </strong></p>
<p>Sıcaklık artışı, bakterilerin hızla çoğalmalarına neden oluyor. Soğuk zincirin kırılması, gıdaların bozulma sürecini hızlandırıyor.  Dolayısıyla, buzdolabında veya dondurucuda tutulması gereken ürünleri alışverişin sonunda alın ve eve varır varmaz buzdolabına veya dondurucuya yerleştirin. Soğuk zincir ürünlerini marketten eve taşırken buz aküsü ya da termal çanta kullanmanızda fayda var. <br /><strong>Son kullanma tarihlerini kontrol edin</strong></p>
<p>Son kullanma tarihleri gıdanın güvenli ve kaliteli olduğu süreyi belirtiyor. Tarihi geçmiş ürünler kötü görünmeyip veya kokmayıp yine de salmonella gibi zararlı bakteri içerebiliyorlar. Ürünlerin son kullanma veya tavsiye edilen tüketim tarihlerini kontrol edin ve tarihi geçmiş ürünleri almayın.</p>
<p><strong>Taze, canlı renkli ve ezilmemiş olanlarını seçin</strong></p>
<p>Görünüm, gıdanın tazeliği ve potansiyel bozulma durumu hakkında ipuçları veriyor. Dolayısıyla, sebze ile meyveleri taze, canlı renkli ve ezilmemiş olanlardan seçin. Et ile balık ürünlerinin parlak ve doğal renginde olduklarından emin olun. Bozulmuş gıdayı koku, görünüm, doku ve tadında değişimlerle fark edebilirsiniz. </p>
<p><strong>BESİNLERİ SAKLARKEN</strong></p>
<p><strong>Doğru soğuklukta saklayın</strong></p>
<p>Bakteriler 5°C ile 60°C arasındaki tehlikeli sıcaklık bölgesinde hızla çoğalıyorlar. Doğru soğutma, bu çoğalmayı yavaşlatıyor veya durduruyor. Pişmiş yiyecekleri 2 saat içinde buzdolabına kaldırın. Buzdolabı sıcaklığı 0-4°C, dondurucu sıcaklığı ise -18°C veya daha düşük olmalı.</p>
<p><strong>Çapraz bulaşmayı önleyin</strong></p>
<p>Çiğ gıdalardan sızan sıvılar, pişirilmeden tüketilecek olan diğer gıdalara bakteri bulaştırabiliyor.  Bu nedenle, çiğ kırmızı et, tavuk ve balığı, buzdolabında diğer gıdalardan ayrı, alt raflarda ve kapalı kaplarda saklayın. Sebze ile meyveleri yıkamadan buzdolabına yerleştirmeyin.</p>
<p><strong>Hava almayacak kaplarda saklayın</strong></p>
<p>Hava teması, gıdaların kurumalarına ve mikroorganizmaların üremelerine zemin hazırlıyor. Dolayısıyla, açıkta kalan veya artan yiyecekleri hava almayacak kaplarda veya streç filmle sararak saklayın.</p>
<p><strong>BESİNLERİ HAZIRLARKEN </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Ellerinizi mutlaka yıkayın</strong></p>
<p>Eller, mikropların gıdalara bulaşmalarında önemli bir taşıyıcıdır. Yemeklerin hazırlığına başlamadan önce ve çiğ gıdalara dokunduktan sonra ellerinizi en az 20 saniye sabun ve ılık suyla yıkayın. </p>
<p><strong>Etler için ayrı bir kesme tahtası ve bıçak kullanın</strong></p>
<p>Çiğ gıdalardaki bakteriler, aynı yüzey ve aletler aracılığıyla pişmiş veya çiğ tüketilecek diğer gıdalara bulaşabiliyor ve buna çapraz bulaşma deniliyor. Çiğ et, tavuk ve balık için ayrı bir kesme tahtası ile bıçak kullanın. Kesme tahtası ve bıçakları kullandıktan sonra sıcak sabunlu suyla iyice yıkayın veya dezenfekte edin.</p>
<p><strong>Yüzeyleri düzenli olarak temizleyin</strong></p>
<p>Gıda hazırlığı yapacağınız tezgah ile lavabo gibi tüm yüzeyleri düzenli olarak temizleyin ve dezenfekte edin. Yüzeylerde kalan gıda kalıntıları ve mikroplar, yeni hazırlanan gıdalara bulaşabiliyor.</p>
<p><strong>Sebze ve meyveleri bol su altında iyice yıkayın</strong></p>
<p>Yüzeylerindeki toprak, böcek ilacı kalıntıları ve mikroorganizmaların çok iyi temizlenmeleri  için tüm sebze ve meyveleri (kabuklarını soyacak olsanız bile) bol su altında iyice yıkayın.</p>
<p><strong>BESİNLERİ PİŞİRİRKEN</strong></p>
<p><strong>Et, tavuk, balık ve yumurtayı iyice pişirin</strong></p>
<p>Yüksek ısı, gıdalardaki zararlı bakterileri öldürürken, yetersiz pişirme ise bakterilerin hayatta kalmalarına neden olabiliyor. Et, tavuk, balık ve yumurtayı iç sıcaklıkları güvenli seviyeye ulaşana kadar iyice pişirin. Et termometresi kullanarak iç sıcaklıkları kontrol edin (örneğin, tavuk için en az 74°C).</p>
<p><strong>Donmuş gıdaları oda sıcaklığında çözdürmeyin</strong></p>
<p>Donmuş gıdaları oda sıcaklığında çözdürmekten kaçının. Zira, oda sıcaklığında çözdürülen gıdaların yüzeyi hızlıca tehlikeli sıcaklık bölgesine ulaşıyor ve bakteriler çoğalmaya başlıyor. Donmuş gıdaları buzdolabında, soğuk su altında veya mikrodalgada çözdürün</p>
<p><strong>Pişmiş gıdaları bir kereden fazla ısıtmayın</strong></p>
<p>Artan yemekleri tekrar ısıtırken tamamının buhar çıkana kadar iyice ısındığından emin olun ve mümkünse bir kereden fazla ısıtmaktan kaçının. Yetersiz ısıtmanın yanı sıra aynı gıdayı bir kereden fazla ısıtmak bakterilerin hayatta kalmalarına ve çoğalmalarına neden olabiliyor, yani yemek adeta bir zehre dönüşüyor. </p>
<p><strong>DIŞARIDA BESİN TÜKETİRKEN</strong><br /><strong>Güvenilir yerleri tercih edin</strong></p>
<p>Hijyen kurallarına uyulmaması besin zehirlenmesi riskini artırıyor. Bu nedenle, temizlik standartlarına dikkat eden işletmeleri tercih edin. Açıkta satılan ve kaynağı belirsiz gıdalardan kaçının. <br /><strong>Tamamen pişmiş ve sıcak olsun</strong></p>
<p>Yetersiz pişirme ve sıcak servis yapılmaması, bakterilerin hayatta kalmalarına ve çoğalmalarına olanak tanıyor. Özellikle et ve tavuk gibi riskli gıdaların tamamen pişmiş ve sıcak olarak servis edildiğinden emin olun.</p>
<p><strong>Çiğ veya az pişmiş gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>Dışarıda çiğ et, az pişmiş deniz ürünleri veya pastörize edilmemiş süt ürünleri tüketirken çok dikkatli olun veya mümkünse kaçının. Bu tür gıdalar, çiğ hallerinde yüksek bakteri yükü taşıyabiliyor.</p>
<p><strong>Açık büfelerdeki gıdalara dikkat!</strong></p>
<p>Açık büfelerde gıdaların sıcak tutulup tutulmadığını (60°C üzeri) veya soğuk servis ediliyorsa (5°C altı) uygun soğuklukta olup olmadıklarını kontrol edin. Gıdaların uzun süre dışarıda kalmış olmamalarına dikkat edin. Uzun süre &#8220;tehlikeli sıcaklık bölgesinde&#8221; kalan gıdalarda bakteri üremesi hızlanıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyada-her-yil-600-milyon-kisiyi-etkiliyor-561046">Dünyada her yıl 600 milyon kişiyi etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 09:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yılın 22 Temmuz Dünya Beyin Günü teması “Her Yaşta Beyin Sağlığı.” Çünkü beyin, yalnızca yaşlandıkça değil, hayatın her döneminde özen istiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078">Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yılın 22 Temmuz Dünya Beyin Günü teması “Her Yaşta Beyin Sağlığı.” Çünkü beyin, yalnızca yaşlandıkça değil, hayatın her döneminde özen istiyor.</p>
<p>Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından belirlenen bu tema, beyin sağlığının sadece yaşlılık dönemine özgü bir konu olmadığını; yaşamın her aşamasında dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, konuyla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin sağlığı, sadece unutkanlık başladığında düşünülmesi gereken bir konu değildir. Anne karnındaki gelişimden çocukluğa, yetişkinlikten ileri yaşlara kadar beynimiz her dönemde korunmaya ihtiyaç duyar. Çünkü beynimiz hayatımızın merkezidir: düşünür, karar verir, duygularımızı yönetir, hatırlar ve öğrenir. Onun sağlığı da yaşam kalitemizi doğrudan etkiler.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığı için En Güçlü İlaç Yaşam Tarzı!</strong></p>
<p>Küresel verilere göre, bugün dünyada her iki kişiden biri hayatının bir döneminde bir nörolojik hastalıkla karşılaşıyor. Bu hastalıklar arasında epilepsi, migren, inme, parkinson, alzheimer, dikkat eksikliği ve otizm gibi çok farklı sorunlar yer alıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar… Her yaş grubunun karşı karşıya kaldığı farklı riskler var. Beyin sağlığı dediğimiz şey, yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında devreye giren bir tedavi süreci değil; tam tersine, bu hastalıkları oluşmadan önce önleyebilme becerisidir. Ve bu beceri, günlük yaşam alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığını Korumak İçin 6 Öneri</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, sağlıklı bir beyin için şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li><strong>Beslenme: </strong>“Akdeniz tipi, doğal besinlere dayalı bir beslenme modeli, beyin dostu bir tercihtir. Renkli sebzeler, meyveler, balık, zeytinyağı, ceviz ve tam tahıllar hem bedenimizi hem zihnimizi korur.”</li>
<li><strong>Hareket: </strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık tempolu yürüyüş bile beyne giden kan akışını artırır. Bu da öğrenme, dikkat ve hafıza üzerinde olumlu etki yapar.”</li>
<li><strong>Uyku: </strong>“Beyin, uykuda kendini yeniler. Yetişkinler için ideal olan her gece 7-8 saat kesintisiz, kaliteli uykudur.”</li>
<li><strong>Stres Yönetimi: </strong>“Stres, beynin düşmanıdır. Onu tamamen hayatımızdan çıkaramayız ancak yönetmeyi öğrenebiliriz. Derin nefes almak, doğada zaman geçirmek, sevdiğiniz bir işle uğraşmak bu konuda etkili olur.”</li>
<li><strong>Zihinsel Aktivite: </strong>“Beyin kullanılmazsa körelir. Kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni bir beceri öğrenmek beynin canlı kalmasına yardımcı olur.”</li>
<li><strong>Sosyal İlişkiler: </strong>“İnsan sosyal bir varlıktır. Sevdiklerimizle vakit geçirmek, sohbet etmek, birlikte gülmek sadece ruhu değil, zihni de besler.”</li>
</ul>
<p><strong>Beyin Sağlığı Her Yaşta Farklı Şekilde Desteklenmeli!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aykut Bingöl, her yaşın beyin sağlığı açısından farklı ihtiyaçlar taşıdığına dikkat çekiyor:</p>
<p>“Bebeklikte beyin gelişimi için sağlıklı bir gebelik süreci ve güvenli bir doğum çok önemlidir. Çocukluk döneminde ise koruyucu bir çevre ve nitelikli bir eğitim sistemi beyin gelişimini destekler. Ergenlikte duygusal dengeyi sağlayacak ruhsal destek gerekirken, yetişkinlikte sağlıklı yaşam alışkanlıkları ön plana çıkar. İleri yaşlarda ise sosyal bağların güçlendirilmesi ve düzenli sağlık kontrolleri, beyin sağlığının korunmasına katkı sağlar.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığı Yaşam Önceliği Olmalı!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, beyin sağlığının önemine şu sözlerle dikkat çekti:</p>
<p>“Beyin sağlığı bir lüks değil, bir yaşam önceliğidir. Herkes, her yaşta, kendi hayatında küçük ama etkili adımlarla beynine iyi bakabilir. Bugün atacağımız adımlar, hem bugünkü hem de gelecekteki zihinsel sağlığımızı belirler. Dünya Beyin Günü vesilesiyle herkesi bu konuda düşünmeye ve harekete geçmeye davet ediyorum.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078">Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 09:43:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda bilinirliği hızla artan kavram dijital bağımlılık; bireyin telefon, tablet, bilgisayar gibi dijital cihazları ya da internet aracılığıyla sosyal medya veya çevrim içi oyunlar gibi içerikleri kontrolsüz ve aşırı şekilde kullanması anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081">Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplumda bilinirliği hızla artan kavram dijital bağımlılık; bireyin telefon, tablet, bilgisayar gibi dijital cihazları ya da internet aracılığıyla sosyal medya veya çevrim içi oyunlar gibi içerikleri <strong>kontrolsüz ve aşırı şekilde kullanması anlamına geliyor. </strong>Bu sorunun; kişinin <strong>günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini, akademik veya mesleki işlevselliğini</strong> olumsuz etkileyebilecek ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, “Sosyal medyada, video oyunları, arkadaşlık uygulamaları, çevrim içi araştırma, alışveriş, haber takibi gibi kontrollü tüketildiği zaman fayda sağlayabilecek kullanımları, bağımlılıktan korunarak sürdürmek önemli” dedi.</strong></p>
<p>Dijital bağımlılık beynin; ödül işleme, dürtü kontrolü ve duygusal düzenleme gibi temel işlevlerinden sorumlu bölgelerini etkileyen nöropsikolojik bir sorundur. Dopamin salınımının tetiklenmesiyle bağımlılığın pekiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, “Dijital içerikler beyindeki bazı bölgelerde dopamin salınımını sürekli teşvik ederek kısa vadeli haz beklentisini artırır. Bu durum zamanla odaklanma, ruh hali düzenleme ve sağlıklı ilişkiler kurma becerilerini zayıflatır. Beynin en çok etkilenen bölgelerden biri olan karar verme ve öz denetimden sorumlu prefrontal korteks, dijital bağımlılarda hem yapısal hem işlevsel olarak zayıflar. Ayrıca duygusal tepkiler açısından amigdala, dikkat ve çoklu görev becerileri noktasında da parietal lob da zarar görür. Tüm bu değişimler, dikkat süresini kısaltır ve odaklanma güçlüğüne yol açar. Bu nedenle dijital bağımlılığın erken fark edilerek önüne geçilmesinin, beyin sağlığı açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Dijital dünyaya bağımlı olanlar daha çok erteliyor </strong></p>
<p>Aşırı dijital kullanımının, bireyleri çevrim içi etkileşimlere öncelik verir hale getirebileceğine dikkat çeken Tezel, “Bu durum; aile üyeleri, arkadaşlar ve partnerlerle yüz yüze iletişimin ve birlikte geçirilen kaliteli zamanın azalmasına yol açarak ilişkilerde çatışmalara neden olabilir. Aslında teknoloji, kişiler arasındaki mesafeleri ortadan kaldırarak sosyal bağları güçlendirme imkânı yaratsa da dozu kaçırıldığı takdirde kişinin tam tersi şekilde sanal dünyaya yoğunlaşarak sosyal bağlarının zayıflamasına ve yalnız hissetmesine yol açabilir. Buna ek olarak akademik, mesleki ve kişisel alanlarda erteleme, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybı gözlemlenebilir. Bireyler dijital dünyada geçirdikleri süreyi kontrol altına alamazlarsa, odaklanma ve dikkati sürdürme becerileri zayıflamaya başlar” dedi.</p>
<p><strong>Risk altındaki grup 9-18 yaş arası </strong></p>
<p>Dijital bağımlılığın en çok çocukları ve ergenleri etkilediğini paylaşan Tezel, “Özellikle bilişsel gelişimini henüz tamamlamamış 9-18 yaş arası; dürtü kontrolü ve öz denetim becerisi yeteri kadar olgunlaşmadığı için dijital uyaranlara karşı daha hassastır. Bu yaş grubunda bulunan sosyal medya, oyun ve çevrim içi etkileşimlere yönelik yüksek ilgi, bağımlılık riskini artırır. Yetişkinlerde de dijital bağımlılık görülebilir ancak gelişmiş otokontrol becerileri sayesinde risk daha düşüktür. Özellikle 10-15 yaş arası bireylerde hafıza ve karar verme gibi aktif düşünme süreçlerinden sorumlu yürütücü kontrol ağına ait beyin bölgelerinde işlevsel bağlantıların genel olarak azaldığını ortaya koyan çalışmalar var. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalara göre hem dijital araçlara bağımlı hem de çalışan ebeveynlere sahip ergenler, daha yüksek risk taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Sanal dünyaya düşkünlük uyku düzenini de bozuyor</strong></p>
<p>Yapılan bir çalışmaya göre teknoloji bağımlılarının uyku problemi yaşama olasılığının, bağımlı olmayan bireylere kıyasla 2,2 kat daha yüksek olduğunu paylaşan Tezel, “Yine aynı araştırmaya göre, bağımlı bireylerin uyku süresinin normal bireylere göre daha sağlıksız ve kısa olduğu da göz önüne serilmiştir. Aynı zamanda sosyal medya kullanımının gençler arasındaki artışı, özellikle genç kızların öz güveni ve beden memnuniyetini de zedeliyor. Bazı araştırmalar, medya içeriklerinin beden memnuniyetsizliği ve yeme bozukluklarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor, bazı içeriklerin; kıyaslama, kendini-yaşantısını-bedenini beğenmeme, suçlama, öz değer eksiklikleri, öfke ve motivasyon düşüklüğüne sebep olabileceğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081">Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 08:20:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arasındaki]]></category>
		<category><![CDATA[babaçocuk]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[benliğini]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=544696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, Babalar Günü dolayısıyla, baba figürünün çocuğun hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696">Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, Babalar Günü dolayısıyla, baba figürünün çocuğun hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Babasıyla sağlıklı bağ kuran çocuklar başarılı bireylere dönüşüyor!</strong></p>
<p>Baba figürünün, çocuğun hem duygusal hem sosyal hem de zihinsel gelişiminde önemli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babanın güven veren, sınır koyan, anlayışlı ve tutarlı olması, çocuğun dış dünyayla kuracağı ilişkilerin yanı sıra iç dünyasında geliştireceği benlik algısının şekillenmesinde de oldukça önemli bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Babasıyla sağlıklı bağ kuran çocukların özgüveni yüksek, duygularını düzenleyebilen ve sosyal ilişkilerde daha başarılı bireyler olarak geliştiğini aktaran Ergür, bu bağın aynı zamanda ileriki yaşlarda akademik, mesleki ve duygusal alanlarda daha sağlıklı ilişkiler kurma kapasitesini desteklediğini vurguladı.</p>
<p><strong>‘İdeal baba’ nasıl olmalı?</strong></p>
<p>‘İdeal baba’ figürünün, her çocuk için farklılık gösterdiğini ancak genel olarak çocuğun hem fiziksel hem de duygusal ihtiyaçlarını gözetiyor olmasının önemli olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “İdeal olan, sevgi ve sınır arasındaki dengeyi kurabilen bir figür olabilmesidir.” dedi.</p>
<p>Babanın, çocuğun yaşına uygun olarak rehberlik etmesi gerektiğini kaydeden Ergür, “Çocuğun duygularına alan tanıması, eleştiriden uzak, anlamaya odaklı, destekleyici bir duruş sergilemesi önemlidir. Baba olmak sadece maddi olanak sağlamakla değil, çocuğun duygusal dünyasına temas edebilmekle anlam kazanır. Bu bağlamda ‘ideal baba’, güvenli bağlanmaya olanak sunan, varlığıyla destekleyen, yokluğuyla örselemeyen bir figürdür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Değişen baba-çocuk ilişkileri, çocukların ruh sağlığını olumlu etkiliyor</strong></p>
<p>Geleneksel rollerin değişmesiyle birlikte, babalık anlayışının da dönüşüm geçirdiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Eskiden daha çok otorite figürü ya da aileyi maddi olarak destekleyen kişi konumunda olan baba, artık çocuğunun bakımında, duygusal gelişiminde ve günlük yaşamında daha aktif rol alıyor.” dedi.</p>
<p>Bu değişimin, çocukların babalarıyla daha yakın, açık ve şefkatli ilişkiler kurmasını sağladığını da sözlerine ekleyen Ergür, “Artık babalar sadece ‘disiplin sağlayan’ değil, duygusal bağ kuran, oyun oynayan, birlikte düşünen bireyler olarak konumlanıyor. Bu dönüşüm, çocukların ruh sağlığını olumlu yönde etkileyen önemli bir gelişmedir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocuğun duygusunu anlamak ve yanında olduğunu hissettirmek çok kıymetli!</strong></p>
<p>Baba-çocuk ilişkilerinde tutarlılık, güven ve şefkatin temel unsurlar olarak betimlenebileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babalar, çocuklarıyla iletişimde yargılamadan dinlemeye, anlamaya çalışan bir tutum sergilemeye, açık uçlu sorular sormaya ve duyguları tanımaya önem vermelidir.” dedi.</p>
<p>Çocuğun yaşadığı bir sorunu çözmeden önce, onun duygusunu anladığını ve yanında olduğunu hissettirmenin de çok kıymetli olduğunu söyleyen Ergür, ‘ne hissediyorsun?, bu seni nasıl etkiledi?’ gibi sorularla kurulan diyalogların, çocuğun kendini ifade etme becerisini geliştireceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Çocukla geçirilen zamanın süresi değil, kalitesi önemli! </strong></p>
<p>Babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirebilmesi için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kaliteli zaman, ne kadar çok vakit geçirildiğiyle değil, içerdiği etkileşimle tanımlanır. Babalar, çocuklarıyla oyun oynamak, hikâye okumak, birlikte yemek yapmak, yürüyüşe çıkmak gibi basit ama samimi aktivitelerle bağlarını güçlendirebilir. Önemli olan, çocuğun ilgilerine duyarlılık göstermek ve birlikte geçirilen anlarda başka dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak durmaktır. Bu sebeple geçirilen kaliteli zamanda telefonların kapatılması, ekrandan uzak olunması ve de göz teması kurularak, anlamak için dinleyerek vakit geçirilmesi, çocuk için ‘önemliyim’ duygusunu pekiştirir.”</p>
<p><strong>Çocuklar sözlerden çok davranışlara inanır!</strong></p>
<p>Babalar Günü’nün çocuklarıyla ilişkilerini yeniden değerlendirmek ve bağlarını güçlendirmek için anlamlı bir fırsat olduğunu da kaydeden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Babaların çocuklarına verebileceği en kıymetli şey, koşulsuz sevgi ve tutarlı bir şekilde yanlarında olmaktır.” dedi.</p>
<p>‘Senin yanındayım, seni duyuyorum ve olduğun halinle kabul ediyorum’ mesajını içtenlikle hissettirmenin, bir çocuğun yaşam boyu taşıyacağı duygusal gücün temelini oluşturduğuna dikkat çeken Ergür, “Unutulmamalıdır ki, çocuklar sözlerden çok davranışlara inanır. Sevgi, ilgi ve şefkatle kurulan her temas, geleceğe bırakılan en kalıcı izdir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baba-cocuk-arasindaki-bag-cocugun-benligini-etkiliyor-544696">Baba-çocuk arasındaki bağ, çocuğun benliğini etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[babalar]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543392</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir milyonu aşkın öğrencinin katılacağı LGS Sınavına sayılı günler kala heyecan dorukta. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392">Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir milyonu aşkın öğrencinin katılacağı LGS Sınavına sayılı günler kala heyecan dorukta. </p>
<p>15 Haziran Pazar günü gerçekleştirilecek sınavda öğrenciler hem akademik bilgilerini hem de stres yönetimine yönelik becerilerini ortaya koyarak lisede hedefledikleri okula girmek için yarışacak! <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan</strong> “LGS sınavı, öğrencilerin akademik bilgi düzeylerini ölçmenin ötesinde, psikolojik sağlamlıklarını ve çevresel destek sistemlerini test eden önemli bir dönemdir. Bu süreçte en sık rastlanan zorluklardan biri, sınav kaygısıdır. Çocuklarda ‘Başaramazsam kimse beni önemsemeyecek’ ya da ‘Bu sınav hayatımın en önemli anı’ gibi inançlar, gerçekçi bir bakış açısı geliştirmeyi engeller. Bu düşünceler, kaygı, panik ve huzursuzluk gibi yoğun duyguları tetikler ki, bu tür olumsuz duygulara kapılmalarını önlemek için velilere büyük görev düşmektedir. Unutmayın; Çocuğunuzun başarısı sadece bir sınav kağıdıyla değil, kendine olan inancı ve sizin ona sunduğunuz duygusal alanla şekillenir” diyor. Anne babaların kendi kaygılarını ve streslerini kontrol edemeyerek bunu yansıtmalarının da çocukta baskı ve paniğe yol açarak sınav başarısını olumsuz etkileyebildiğini vurgulayan Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan, LGS Velilerine Özel 5 Kritik Öneride bulundu, önemli açıklamalar yaptı. </p>
<ul>
<li><strong>Stresinizi yönetmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Ebeveynlerin aşırı beklentili, eleştirel ya da stresli yaklaşımları çocukta “Eğer sınavda kötü yaparsam, bütün geleceğim mahvolur”, “Başarırsam mükemmelim, başaramazsam tamamen yetersizim”, “Bir soruyu yapamazsam kaybettim sayılır, diğerlerini de yapamam” gibi olumsuz düşüncelerin hakim olmasına yol açar. Bu tür düşünceler çocuğun gerçeği daha objektif bir şekilde değerlendirmesini zorlaştırır ve stresini artırır, sınavda bildiği soruyu bile yapamamasına neden olabilir. Bu nedenle stresinizi kontrol etmeye çalışın, gerekirse uzman desteği almaktan çekinmeyin.</p>
<ul>
<li><strong>Çocuğunuzun kendini güvende hissetmesini sağlayın</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğunuzun, ailesinin her koşulda arkasında olduğu bilmesi son derece önemlidir. Anlayışlı ve koşulsuz kabul içeren bir tutum, çocuğun kendisini güvende hissetmesini sağlar. Bu noktada empatik dinleme çok değerlidir. Çocuğun duygularını küçümsemek yerine, onu anlamaya çalışmak ve ona “Ne olursa olsun yanındayım” mesajını vermek, stresle başa çıkma gücünü artırır. </p>
<ul>
<li><strong>Olumsuz düşünceleleri ile baş etmesine destek olun</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan “Sınav kaygısına karşı en etkili müdahalelerden biri, çocuğun olumsuz düşüncelerini fark edip sorgulamasını desteklemektir. “Bu düşünce gerçeği yansıtıyor mu? Başka hangi kanıtlar var? Daha dengeli ve gerçekçi bir bakış açısı nasıl olurdu?” gibi sorularla çocuğun düşüncelerini yeniden çerçevelemesi sağlanabilir. Örneğin, “Sınav sonucu önemli ama tek başına tüm değerimi belirlemez” gibi daha gerçekçi ve esnek bir bakış açısı kazandırmak, kaygının şiddetini azaltır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Birlikte kaliteli zaman geçirin </strong></li>
</ul>
<p>Sınavdan hiç söz etmeden, çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmek, onu zihinsel ve duygusal olarak rahatlatacak, fiziksel aktivitelerle desteklenen ortamlar yaratmak, sanıldığı gibi çocuğu hedeften uzaklaştırmaz. Aksine bu tür sağlıklı molalar, sınav sürecine daha güçlü ve motive bir şekilde dönmesini sağlar. Bu süreçte; derin nefes egzersizleri, kas gevşetme çalışmaları ya da sınav öncesi kısa yürüyüşler, hem zihni hem de bedeni sakinleştirir. Ayrıca, deneme sınavı çözmek gibi adım adım sınava alışma ritüelleri, kaygının kontrol altına alınmasına yardımcı olur.</p>
<ul>
<li><strong>Çabalarını takdir edin </strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Oğuzhan Gürdoğan, “Çocuğun kendisini güvende hissetmesi, özgüvenin ve öz-yeterlik duygusunun gelişimini destekler. Ailelerin çocuğun sadece başarısını değil, gösterdiği çabayı ve sürece dair gayretini takdir etmesi, uzun vadede daha güçlü bir psikolojik sağlamlık oluşturur. Bu yaklaşım, çocuğun sadece sınav için değil, tüm yaşamı boyunca stresle başa çıkma becerilerini geliştirir. Sınavlar gelip geçici birer deneyimdir; ancak çocuğun bu süreçte kendisine ve çevresine dair geliştirdiği düşünceler, yaşam boyu kalıcı olur. Çocuğun düşünce ve inançlarını daha esnek, gerçekçi ve olumlu bir çerçevede şekillendirmesi, ailesinin sunduğu koşulsuz destekle birleştiğinde, sınavdan çok daha önemli bir kazanım sağlar” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-babalar-dikkat-stres-sinav-basarisini-dogrudan-etkiliyor-543392">Anne- babalar dikkat! Stres sınav başarısını doğrudan etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor! Sınav dönemlerinde çikolata, çay ve kahve daha çok tüketiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-beslenme-duzenini-de-etkiliyor-sinav-donemlerinde-cikolata-cay-ve-kahve-daha-cok-tuketiliyor-463162</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2024 09:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dönemlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[düzenini]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[stresi]]></category>
		<category><![CDATA[tüketiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=463162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sınav stresinin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden öğrencileri etkilediğini ifade eden uzmanlar, bu dönemin kimi öğrencilerde iştah azalmasına sebep olurken, kimi öğrencilerde de aşırı yeme davranışına neden olabildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-beslenme-duzenini-de-etkiliyor-sinav-donemlerinde-cikolata-cay-ve-kahve-daha-cok-tuketiliyor-463162">Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor! Sınav dönemlerinde çikolata, çay ve kahve daha çok tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeme düzeninin bozulmasının da vücutta stres düzeyini arttırabildiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Öğrenciler üzerinde yapılan klinik çalışmalarda, öğrencilerin sınav dönemlerinde çikolata, baklava gibi şekerli besinleri, çayı ve kahveyi normale göre daha çok tükettikleri görülmüştür.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sınav dönemi beslenme hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor</strong></p>
<p>Sınav stresinin fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal yönden öğrencileri etkilediğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Birçok öğrencinin sınav dönemlerinde strese bağlı beslenme düzenleri de etkileniyor. Kimi öğrencilerde bu dönem iştah azalmasına sebep olurken, kimi öğrencilerde aşırı bir yeme davranışına sebep olabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Şekerli besinler daha çok tüketiliyor</strong></p>
<p>Sınav stresinin yeme davranışlarındaki bozulmayı etkilerden, yeme düzeninin bozulmasının da vücutta stres düzeyini arttırabildiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Öğrenciler üzerinde yapılan klinik çalışmalarda, öğrencilerin sınav dönemlerinde çikolata, baklava gibi şekerli besinleri, çayı ve kahveyi normale göre daha çok tükettikleri görülmüştür.” diye konuştu. </p>
<p><strong>‘Şeker zihni açar sözü’ yanlış mı? </strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sınav dönemlerinde öğrencilerin daha rahat odaklanabilmeleri için vücudun ihtiyacı olan temel besin maddelerini almalarının oldukça önemli olduğunu ifade ederek, şunları anlattı:</p>
<p>“Birçok çalışmada, şeker tüketimi arttıkça stres düzeyinin da arttığı gösterilmiştir.  Peki yıllardır bizlere söylenen ‘Şeker zihni açar sözü’ yanlış mı? Beynin birinci enerji kaynağı glikozdur yani bir çeşit şekerdir. Ancak bu şekeri direkt rafine olarak almak yerine kuru meyvelerden, bulgur, tam buğday ekmeği, yulaf gibi tam tahıllardan almak daha doğrudur. Örneğin; bir adet kesme şeker yerine kuru üzümden alınan şeker, vücuda hem glikoz, hem de potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi mineralleri sağlayarak bilişsel aktiviteleri arttıracaktır.</p>
<p><strong>Konsantrasyonun kolay dağılmasına sebep oluyor</strong></p>
<p>Özellikle sınav dönemlerinde öğrencilerin çay, kahve gibi kafeinli besinleri de yüksek miktarda tüketildiği görülmektedir. Bu sıvıların yüksek miktarda tüketilmesi sık idrara çıkmaya, vücuttan sıvı kaybına, konsantrasyonun kolay dağılmasına sebep olabilmektedir. Özellikle sınav dönemlerinde günde 2 fincandan fazla kahve tüketimi uygun değildir.”</p>
<p><strong>Yeterli miktarda su tüketimi oldukça önemli</strong></p>
<p>Bu dönemde öğrencilerin özellikle beslenme rutininde olmayan farklı bir besini tüketmemelerinin daha uygun olduğunu da ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şu önerilerde bulundu: </p>
<p>“Öğrencilerin rutinlerini bozmayacak şekilde ancak daha sağlıklı bir şekilde beslenmeleri, stres düzeylerini azaltacaktır. Son günler motivasyon arttırmak için gidilen fast food restoranları çok uygun olmayabilir. Yüksek şekerli, yüksek yağlı hazır besinler stres düzeyini arttıracaktır. Bunların yerine az yağlı etler, organik tavuk veya hindi etleri, Omega 3 zengini balıklar, kuru baklagil yemekleri, sebze yemekleri gibi daha çok ev yapımı yemekler, çiğ kuruyemişler, çiğ kuru meyveler tercih edilmelidir. Sınav öncesi birkaç gün kuru baklagiller ve brokoli, karnabahar gibi gaz yapan yiyeceklerden uzak durulabilir. Yeterli miktarda su tüketimi oldukça önemlidir ancak; su tüketilirken gün içine yayılmalıdır. Yavaş yavaş tüketilmelidir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sinav-stresi-beslenme-duzenini-de-etkiliyor-sinav-donemlerinde-cikolata-cay-ve-kahve-daha-cok-tuketiliyor-463162">Sınav stresi beslenme düzenini de etkiliyor! Sınav dönemlerinde çikolata, çay ve kahve daha çok tüketiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çevrimiçi reklamlar çocukları nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cevrimici-reklamlar-cocuklari-nasil-etkiliyor-455179</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 May 2024 11:54:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çevrimiçi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukları]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[reklamlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüpheli içeriklerin tanıtımından güvenlik riski oluşturmaya kadar çevrimiçi reklamlar çocuklar için birçok tehlike arz ediyor. Dijital güvenlik şirketi ESET gençlerin düzenli olarak hedefli mesaj tüketmelerinin risklerini inceledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cevrimici-reklamlar-cocuklari-nasil-etkiliyor-455179">Çevrimiçi reklamlar çocukları nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şüpheli içeriklerin tanıtımından güvenlik riski oluşturmaya kadar çevrimiçi reklamlar çocuklar için birçok tehlike arz ediyor. Dijital güvenlik şirketi ESET gençlerin düzenli olarak hedefli mesaj tüketmelerinin risklerini inceledi.</strong></p>
<p>Reklam, işletmeler için güçlü bir araç olsa da genç beyinler üzerindeki etkisi genellikle hafife alınıp göz ardı ediliyor. Araştırmalar, gelişmekte olan eleştirel muhakemeleri nedeniyle gençlerin reklamlardan yetişkinlere kıyasla daha fazla etkilendiğini gösteriyor. Bir gencin ortalama olarak günde 8,5 saatten fazla zamanını ekranlara bakarak geçirdiğini düşündüğünüzde, gördükleri reklam sayısının ne kadar çok olduğu hakkında bir fikre sahip olabilirsiniz. Ancak bu durum doğru bir şekilde yönetilmediği ve konuşulmadığı takdirde birçok soruna yol açabilir. </p>
<p><strong>Uygunsuz davranışların normalleştirilmesi </strong></p>
<p>En belirgin risklerden biri, çocukların uygun olmayan içerik, ürün ve hizmetlere maruz kalmasıdır. Bu tür içeriklerin bilinçaltında bile teşvik edildiğini görmek bu davranışları normalleştirebilir ve neyin uygun olup neyin olmadığı konusunda çarpık bir algı yaratabilir.  Araştırmalar, bu tür materyallere uzun süre maruz kalmanın beynin pre-frontal korteksinin gelişimini etkileyebileceğini gösteriyor. Bu durum saldırganlığın ve engelleyici davranışların artmasına neden olabilir, bu da ömür boyu çocuklarla birlikte kalır ve ilerleyen yaşlarda başlarını belaya sokabilir.  </p>
<p><strong>Çarpıtılmış gerçeklik algıları </strong></p>
<p>Çocukların eleştirmeden kabul etme eğiliminde oldukları reklamlardan gelen mesajlar, çevrelerindeki dünyaya ilişkin algılarını şekillendirebilir. Sosyal medya fenomenlerinin ve seçilmiş çevrimiçi içeriğin yükselişiyle birlikte, reklamlar genellikle günlük yaşamın karmaşıklıklarını yansıtmayabilecek idealize edilmiş bir gerçeklik versiyonunu tasvir etmektedir. Bu çarpıtma, ulaşılamaz beklentilere, zayıf öz saygıya ve toplumsal normların çarpık bir şekilde anlaşılmasına yol açabilir. Gençlerde yeme bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk ve depresyonun artmasına neden olabilir. Ebeveynler veya sorumlu yetişkinler, çocukların medya mesajlarını eleştirel bir gözle değerlendirmelerine ve dengeli bir bakış açısı geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. </p>
<p><strong>Sağlıksız alışkanlıkların özendirilmesi </strong></p>
<p>Reklamların amacı satışları artırmak olduğundan, tanıtılan ürün veya hizmetlerin niteliği, gençlerin tüketim alışkanlıklarını nasıl etkileyebileceklerini belirlemede önemlidir.   Örneğin, gençlerin yüzde 85’inden fazlası Instagram, Facebook ve X’de  abur cubur reklamlarına maruz kalmaktadır. Endişe verici bir şekilde, araştırmalar buna maruz kalmanın artmasının tuz, şeker ve yağ oranı daha yüksek gıdaların tüketiminin artmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Sorun sadece sağlıksız gıda reklamları değildir: Çeşitli platformlarda sinsice tanıtılan alkol ve tütün ürünleri de kötü alışkanlıklara yol açabilir.      </p>
<p><strong>Uygulama içi satın alımlar ve finansal riskler </strong></p>
<p>Mobil oyunlarda yeni jetonlar, puanlar, silahlar vb. satın alma olanağı, reklamcıların çocukları hedef almaları için yeni bir yol açtı. Bu satın alımlar ilk başta zararsız gibi görünse de hızla artarak ebeveynler veya faturayı ödeyen kişi için önemli masraflara yol açabilir. Özel oyun özellikleri, modifikasyonlar ve sanal para birimleri çocukları çoğu zaman finansal sonuçlarını tam olarak anlamadan uygulamalarda gerçek para harcamaya teşvik ediyor. </p>
<p><strong>Güvenlik ve gizlilik riskleri </strong></p>
<p>Çocukların maruz kalabileceği bazı çevrimiçi reklamlar önemli güvenlik ve gizlilik riskleri oluşturabilir. Bu, siber suçlular tarafından kötü amaçlı yazılım içerecek şekilde hazırlanmış veya kimlik avı dolandırıcılığına yol açarak çocukların cihazlarını ve kişisel bilgilerini riske atan belirli bannerlar, resimler veya mikro siteler yoluyla olabilir. Bu arada saygın şirketler bile çocukların gizliliğini tehlikeye atabilecek aşırı reklam takibi yapabilir ve bu da ebeveyn izni olmadan hassas verilerin toplanmasına yol açabilir. Bu risklere karşı korunmak, sağlam siber güvenlik önlemleri ve ebeveyn gözetimi gerektirir. Ebeveyn kontrol araçları bu noktada son derece değerli olabilir ve ebeveynlere ve vasilere hangi uygulamaların indirilebileceğini ve hangi web sitelerine erişilebileceğini yönetme becerisi kazandırır.  </p>
<p><strong>Ebeveynler nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Açık diyalog ve iletişim, dijital okuryazarlık ve dayanıklılığın geliştirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır.  Reklamların potansiyel tehlikelerini tartışmak, gençleri reklamları nasıl aldıkları ve yorumladıkları konusunda bilinçli seçimler yapmaları için güçlendirebilir. Açık diyaloğa ek olarak, ebeveyn kontrol yazılımı çocukların çevrimiçi deneyimlerini yönetmede değerli bir araç olarak hizmet edebilir. ESET Parental Control for Android gibi çözümler, uygulama engelleme, web filtreleme ve ekran süresi yönetimi sunarak ebeveynlerin ve vasilerin çocukların dijital ortamını kendi özel ihtiyaçlarına ve endişelerine göre uyarlamalarına olanak tanır. Bu araçları proaktif iletişimle birlikte kullanan ebeveynler, çocukları için daha güvenli ve emniyetli bir çevrimiçi ortam yaratabilirler. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cevrimici-reklamlar-cocuklari-nasil-etkiliyor-455179">Çevrimiçi reklamlar çocukları nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp Kırıklığı Kalbi Fiziki Olarak da Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-kirikligi-kalbi-fiziki-olarak-da-etkiliyor-441622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Feb 2024 10:24:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fiziki]]></category>
		<category><![CDATA[kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=441622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Duygusal Stresin Görülmeyen Belirtisi; Kırık Kalp Sendromu Kalp Krizi ile Karışıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-kirikligi-kalbi-fiziki-olarak-da-etkiliyor-441622">Kalp Kırıklığı Kalbi Fiziki Olarak da Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Duygusal Stresin Görülmeyen Belirtisi; Kırık Kalp Sendromu Kalp Krizi ile Karışıyor</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Ani gelişen şiddetli üzüntü, hayal kırıklığı veya stres sonrası kandaki stres hormon düzeyleri dokular için hasar oluşturacak düzeylerde artıyor. Bu durumun kalbi de etkilediğini söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Buturak, hastada ani başlayan göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi ve bayılma gibi şikayetlerin ortaya çıktığını anlattı. Literatürde kırık kalp sendromu olarak tanımlanan bu durumun kalp krizi ile karıştığına dikkat çekti. </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p>Her ne kadar yoğun duygusal travmalar kalp kırıklığına yol açsa da aslında fiziki olarak da kalp üzerinde belirgin etkiler yarabiliyor. Hatta yaşanan şikayetler kalp krizi ile birebir aynı özellikleri taşıyor. İlk kez Japonya’da 1990 yılında Takatsubo Sendromu olarak tanımlanan Kırık Kalp Sendromu, ani başlayan göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi ve bayılma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr.  Ali Buturak’ın verdiği bilgiye göre ön tanısı kalp krizi olan hastaların yüzde 2-3’ünde gerçek tanının Kırık Kalp Sendromu olduğu biliniyor. Hastalık kadınlarda daha sık görüldüğü için bu oran yüzde 5-6’ya kadar çıkabiliyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>“UZUN SÜRELİ İLİŞKİ SONRASI AYRILIK, BOŞANMA TETİKLİYOR”</strong></p>
<p>Sıklıkla kişinin, eş, sevgili veya birinci derece yakını ya da çok sevdiği bir yakınını kaybetmesi, uzun süreli bir ilişki sonrası ayrılık, boşanma veya aldatılma gibi ağır duygusal durumlar veya kişiyi derinden sarsacak haberler alması (kanser hastası olduğunu öğrenmesi…vb) gibi ani psikolojik travmaların hastalığı tetiklediğini anlatan Prof. Dr. Ali Buturak, bunun yanı sıra kişinin yaşadığı boğulma tehlikesi, deprem gibi doğal afetler ve bazı fiziksel travmaların da da kırık kalp sendromuna sebep olabileceğini vurguladı. </p>
<p>Prof. Dr. Buturak, yaşanan duygusal travmaların nasıl oluyor da fiziki sonuçlar ortaya çıkardığını ise şöyle açıkladı:</p>
<p>“Kişide ani gelişen şiddetli üzüntü, hayal kırıklığı veya stres sonrası beyindeki bazı bölgelerin aşırı aktivite göstermesi sonucu kandaki stres hormon düzeyleri dokularda hasar oluşturacak şekilde artıyor. Bu hormonlar, kalp kası ve kalbin küçük kılcal damarlarına hücum ederek kalp kasında ani başlayan kasılma kusuru ve kalp damar dolaşımını bozacak şekilde küçük damarlarda fonksiyon kaybına yol açıyor. Bu durum da hastada ani başlayan göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi ve bayılma gibi şikayetlere neden oluyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>KALP KRİZİ İLE KARIŞTIRIYOR</strong></p>
<p>Bu şikayetleri olan ve özellikle son 1-5 gün içerisinde psikolojik veya fiziksel stres yaşayan tüm hastaların vakit kaybetmeden kendilerine en yakın hastanenin acil servisine başvurmaları gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Buturak, “Özellikle ani başlayan göğüs ağrısı, kalp krizi ile karıştırılmasına sebep olur. Kırık kalp sendromundan şüphe edilen hastalarda; kalp kası hasarını gösteren kan testleri, elektrokardiyografi, ekokardiyografi, telekardiyografi ve koroner anjiyografi ile tanı konuluyor.” Dedi. </p>
<p> </p>
<p><strong>OLASI KOMPLİKASYONLARI ÖNLEMEK İÇİN TEDAVİ ŞART</strong></p>
<p>Prof. Dr. Buturak, kırık kalp sendromunun çoğunlukla iyi seyirli ve kendiliğinden düzelen bir durum olduğunu ancak buna karşın tanı konulan her hastanın hastaneye yatırılarak tedavi edildiğini belirterek tedavi konusunda şunları anlattı: “Bu hastaların yapılan koroner anjiyografilerinde koroner arterler normaldir ancak problemin esasında kalp kasında kasılma kusuru oluşturan kalp kası hasarı vardır. Bu nedenle hastalar hasar oluşacak kalp yetersizliği, hayati risk oluşturacak ritim bozuklukları ve diğer komplikasyonlar açısından (bayılma, kalp içinden beyine ve diğer bölgelere pıhtı atması…vb) yakın takip edilmeli ve tedavi almadır. Hastada kalp yetersizliği bulguları varsa mutlaka ilaç tedavisi başlanmalıdır. Ritim bozukluğu veya kalp içi pıhtı oluşumu gibi durumlar gerektiği şekilde tedavi edilmeli ve hasta desteklenmelidir.”</p>
<p>Kalp kası hasarının birçok hastada geçici olduğunu ve başlangıçtan genellikle birkaç hafta sonra kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonlarının tamamen düzeldiğini söyleyen Prof. Dr. Buturak, “Ancak çok nadiren yüzde 1’den daha düşük oranda, kalıcı hasar bırakabilir. Burada en önemli nokta, hastaların tanı konar konmaz uygun tedavi ve desteği almalarıdır.” Diye konuştu. </p>
<p> </p>
<p><strong>KIRIK KALP SENDROMUNA KARŞI BU ÖNLEMLER ALINABİLİR!</strong></p>
<p>Kırık kalp sendromunu önlemeye yönelik bilinen bir tedavi bulunmadığını ancak alınabilecek bazı önlemlerin fayda sağladığını anlatan Prof. Dr. Ali Buturak konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Stres yönetimini ve problem çözme tekniklerini öğrenmek, fiziksel ve duygusal stresi sınırlamanıza yardımcı olabilir. Yoga, meditasyon, günlük tutma veya farkındalık uygulamak, sıcak banyo yapmak, kokulu mumların yakılması, uzun derin nefesler alınıp yavaşça nefes vermek gibi gevşeme tekniklerinin uygulanması faydalı olabilir. Stresinizin kaynağına bağlı olarak, stresiniz hakkında konuşmak ve başa çıkma becerilerinizi paylaşmak için bir destek grubuna katılmak veya profesyonel bir danışman da stres yönetimine yardımcı olur. Ayrıca sağlıklı alışkanlıklar edinmek, akdeniz diyeti gibi sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanmak, düzenli egzersiz yapmak (haftada en az beş kez 30 dakika), yeterli uyumak (gece 7-9 saat), sosyalleşmek, tütün ve tütün ürünlerinin kullanımından kaçınmak da duygusal ve fiziksel stresi önlemede fayda sağlayacaktır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-kirikligi-kalbi-fiziki-olarak-da-etkiliyor-441622">Kalp Kırıklığı Kalbi Fiziki Olarak da Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzik seçimi bebeğinizin ağız yapısını etkiliyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/emzik-secimi-bebeginizin-agiz-yapisini-etkiliyor-437695</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Feb 2024 12:06:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğinizin]]></category>
		<category><![CDATA[emzik]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[yapısını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=437695</guid>

					<description><![CDATA[<p>Emzikler, bebeklerin hem fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasında hem de günlük rutinler veya uyku zamanlarında sakinleştirilip, yatıştırılmalarında sıklıkla tercih edilen ürünler. Kolay geçmeyen bebeklik dönemlerinde, anneler için de çoğu zaman kurtarıcı olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzik-secimi-bebeginizin-agiz-yapisini-etkiliyor-437695">Emzik seçimi bebeğinizin ağız yapısını etkiliyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emzikler, bebeklerin hem fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasında hem de günlük rutinler veya uyku zamanlarında sakinleştirilip, yatıştırılmalarında sıklıkla tercih edilen ürünler. Kolay geçmeyen bebeklik dönemlerinde, anneler için de çoğu zaman kurtarıcı olabiliyor. Piyasada farklı özellikleri bulunan, farklı materyallerden üretilen, birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları ile öne çıkarılan pek çok emzik çeşidi bulunduğunu söyleyen <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir önemli uyarılarda bulunuyor. </strong></p>
<p>Emzik kullanımının anne memesini redde, diş çürüklerine, diş diziliminde çapraşıklıklara, çene bozukluklarına ve parmak emme alışkanlığı gibi problemlere sebep olmaması için dikkat edilmesi gereken önemli noktaların bilinmesi gerektiğini söyleyen <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir dikkat çeken konu başlıklarını 10 maddede aktarıyor.</strong></p>
<p>1-Bebek anne memesini emmeye alışana kadar, emzik kullanımına başlanmamalıdır. </p>
<p>2-Emzik anne, baba ve bakıcılar da dahil, asla bir başkasının ağzına sokulmamalıdır.</p>
<p>3-Bebeğin emziğe alışmasını sağlamak, uykuya dalmasını kolaylaştırmak veya sağlığı için faydalı olabileceği düşüncesiyle; emzik bal veya pekmeze batırılarak bebeğe verilmemelidir. Bebeğin, ağzında, şekerli bir besinle uykuya dalması ‘erken çocukluk çağı çürüğü’ denilen şiddetli çürüklerin temel sebeplerindendir.</p>
<p>4-Bebeğin meyve tüketimini arttırmak ve vitamin almasını kolay hale getirmek amacıyla; hazneli emziklerin içine koyularak bebeğe verilmesi, çürük riski yüksek olan bebeklerde erken diş kaybı riskini arttırabilir. Emzikle meyve tüketimini keyif haline getiren bebeklerde, meyvelerde bulunan şeker, çürük bakterisi bulunan ağız ortamında, kaşıkla beslenmeye oranla daha uzun süre kalarak çürük riskini arttırır. </p>
<p>5-Emzik seçimi yapılırken, kesinlikle Bisfenol-A (BPA) içermeyen emzikler tercih edilmelidir. Özellikle, üreme sağlığına olan zararlı etkilerinden dolayı bebekler için üretilen ürünlerde BPA kullanımı pek çok ülkede yasaklanmıştır. </p>
<p>6-Ağız yapısına uyumlu olarak üretilmiş ortodontik emzikler, çene gelişimini ve diş dizilimini daha az etkileyeceği iddiasıyla piyasaya sürülen, annenin meme ucunu taklit eden emziklerdir. Ebeveynler için yeni bir alternatif olarak değerlendirilebilir ancak klasik emziklerin ağız yapısında sebep olduğu bozuklukları önleyebileceğini söylemek doğru değildir. Bu emzikler, sadece önerilen kullanım süreleri dahilinde tercih edilebilir.</p>
<p>7-Ağızdan düşerek yeniden ağza alınan veya doğru şekilde ve sıklıkta temizlenmeyen emzik yüzeylerindeki bakteri, mikroorganizma tutulumu; ağızda mantar gibi lokal enfeksiyonlara, mide bağırsak sisteminde ciddi hastalıklara sebep olabilir. Emziklerin temizlenmesi için özel olarak üretilen sterilizatörler kullanılabileceği gibi; iki günde bir 5 dakika kaynatılması da yeterli olacaktır.</p>
<p>8-Lateks emzikler hem lateks alerjisi riskinden dolayı hem de bakteri tutulumu diğer materyallerden yapılan emziklere göre daha yüksek olduğu için tercih edilmemelidir. </p>
<p>9-Emziğin 12 aylık dönemi aşan kullanımı akut orta kulak iltihabı riskini arttırabilir.</p>
<p>10-Emzik kullanımına, süt köpek dişlerinin çıkmaya başladığı, bebeklerin ortalama 18 aylık dönemlerinde son verilmelidir. Uzun dönemli emzik kullanımı, çenelerin gelişiminde ve diş diziliminde ciddi bozukluklara sebep olabilir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/emzik-secimi-bebeginizin-agiz-yapisini-etkiliyor-437695">Emzik seçimi bebeğinizin ağız yapısını etkiliyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçeriden gelen siber tehditlere dikkat: Çalışan kaynaklı kötü niyetli eylemler Türkiye&#8217;deki şirketlerin %29&#8217;unu etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iceriden-gelen-siber-tehditlere-dikkat-calisan-kaynakli-kotu-niyetli-eylemler-turkiyedeki-sirketlerin-29unu-etkiliyor-435118</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:32:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[eylemler]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[içeriden]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklı]]></category>
		<category><![CDATA[kötü]]></category>
		<category><![CDATA[niyetli]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin]]></category>
		<category><![CDATA[tehditlere]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki]]></category>
		<category><![CDATA[unu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435118</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan faktörünün sebep olduğu siber olaylar genellikle çalışanların yaptığı hatalara dayanıyor. Bu konuda önemli bir detay olan personelin olası kasıtlı kötü niyetli davranışları göz ardı ediliyor. Kaspersky’nin yaptığı en son araştırmaya göre, son iki yılda Türkiye’deki kurumların %73'ünün farklı şekillerde siber olaylarla karşılaştığını ve bunların %29'unun çalışanların kasıtlı davranışlarından kaynaklandığını ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iceriden-gelen-siber-tehditlere-dikkat-calisan-kaynakli-kotu-niyetli-eylemler-turkiyedeki-sirketlerin-29unu-etkiliyor-435118">İçeriden gelen siber tehditlere dikkat: Çalışan kaynaklı kötü niyetli eylemler Türkiye&#8217;deki şirketlerin %29&#8217;unu etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan faktörünün sebep olduğu siber olaylar genellikle çalışanların yaptığı hatalara dayanıyor. Bu konuda önemli bir detay olan personelin olası kasıtlı kötü niyetli davranışları göz ardı ediliyor. Kaspersky’nin yaptığı en son araştırmaya göre, son iki yılda Türkiye’deki kurumların %73&#8217;ünün farklı şekillerde siber olaylarla karşılaştığını ve bunların %29&#8217;unun çalışanların kasıtlı davranışlarından kaynaklandığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Kurum içinde gerçekleşen tehditlerin kasıtsız ve kasıtlı olmak üzere iki ana türü kaynağı bulunuyor. Kasıtsız veya kazara meydana gelen tehditler, kimlik avı ve diğer sosyal mühendislik yöntemlerine kanmak veya hassas ve gizli bilgileri yanlış kişiye göndermek gibi çalışan hataları olarak gözleniyor. </p>
<p>Buna karşılık kasıtlı tehditler, işverenlerinin sistemlerine kasıtlı olarak giren kötü niyetli kişiler tarafından içerden gerçekleştiriliyor. Bu genellikle hassas verilerin satışından maddi kazanç elde etmek veya şirketten intikam almak için yapılıyor. Kötü niyetli içeridekiler bir kurumun düzenli iş operasyonlarını aksatmayı veya durdurmayı, BT zayıflıklarını ortaya çıkarmayı ve gizli bilgileri elde etmeyi amaçlıyor. </p>
<p>Kurum içindeki kötü niyetli kişiler ise tüm çalışanlar arasında siber olaylara neden olabilecek en tehlikeli gruplar olarak tanımlanıyor.  Bu kişilerin eylemlerinden kaynaklanan tehditler aşağıdaki faktörler nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor:</p>
<ul>
<li>Kullandığı bilgi güvenliği araçlarının detayları da dahil olmak üzere bir kuruluşun altyapısı ve süreçleri hakkında özel bilgiye sahipler.</li>
<li>Şirket ağının içindedirler ve kimlik avı, güvenlik duvarı saldırıları gibi yollarla dışarıdan şirkete nüfuz etmeleri gerekmez.</li>
<li>Kurum içinde meslektaşları ve arkadaşları vardır. Bu nedenle sosyal mühendislik tekniklerini kullanmaları çok daha kolaydır.</li>
<li>Kuruma zarar vermek adına yüksek motivasyona sahiptir.</li>
</ul>
<p><strong> </strong>İç tehditler ve işletmelerin savunma stratejileri</p>
<p>Çalışanların işverene karşı kötü niyetli eylemlerde bulunmasının ana nedenlerinden biri finansal kazanç elde etmek. Genellikle bu, hassas bilgileri üçüncü bir tarafa satmak amacıyla çalmak anlamına geliyor. Rakipler veya hatta siber suçluların işletmelere saldırmak için veri satın aldığı karanlık ağda bunları açık artırmaya koyabiliyor. </p>
<p>Çalışanlar işten çıkarıldığında da intikam amacıyla kötü niyetli davranışlar sergilenebiliyor. Bunu da diğer çalışanlarla olan bağlantıları aracılığıyla kolaylıkla gerçekleştirilebiliyor. Ancak yaşanacak en kötü senaryo, kurumun kurumsal sistemlere erişim yetkisini kaldırmamış olması nedeniyle eski çalışanın hala iş hesabına uzaktan giriş yapabilmesi durumunda gerçekleşiyor.</p>
<p>Çalışanlar, işlerinden memnun olmadıklarında veya kendilerine bekledikleri adil zammı veya hak ettikleri terfiyi vermeyen bir işverenden öç almak için de kasıtlı ve zarar verici kötü niyetli davranışlar ortaya koyabiliyor.</p>
<p>Bir diğer farklı kötü niyetli eylem türü, içerden bir veya daha fazla kişinin, organizasyonun güvenliğini veya istikrarını tehlikeye atmak amacıyla harici bir aktörle bilinçli olarak iş birliği yapması durumunda ortaya çıkıyor. Bu vakalar sıklıkla, özellikle siber suçluların, farklı türde saldırılar gerçekleştirmek üzere bir veya daha fazla içeriden kişiyi kandırma veya işe alma yoluyla anlaşmasını temel alıyor. Saldırganlar, rakip firmalar veya diğer ilgili taraflar gibi üçüncü tarafların, örgütün hassas, gizli veya kritik verilerini elde etmek, manipüle etmek veya sızdırmak için içeriden personelle gizlice işbirliği yaptığı durumlar da söz konusu olabiliyor. Bu tür eylemler, genellikle organizasyonun itibarına, finansal durumuna veya operasyonel etkinliğine ciddi zararlar vererek, uzun vadeli olumsuz sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p>Kaspersky Bilgi Güvenliği Başkanı Alexey Vovk, şunları söylüyor: <em>&#8220;Kötü niyetli aktörler, büyük işletmelerde ya da küçük işletmelerde her yerde bulunabilir. Bunu asla bilemezsiniz. İşte bu yüzden işletmeler, tehditlere karşı koruma sağlamak için güncel, dayanıklı ve şeffaf bir BT güvenlik sistemini oluşturmalı; etkili güvenlik çözümleri, akıllı güvenlik protokolleri ve hem BT personeli hem de BT olmayan personel için eğitim programlarını birleştirmelidir. Bunlara ek olarak, organizasyonun altyapısını koruyacak ürünlerin ve çözümlerin uygulanması hayati önem taşır. Örneğin Kaspersky Endpoint Detection and Response Optimum, gelişmiş anomali kontrolü içerir. Bu da şirket içindeki çalışan bir içeriden ya da organizasyon dışındaki bir saldırgan tarafından gerçekleştirilen şüpheli ve potansiyel olarak tehlikeli faaliyetleri tespit etmeye ve önlemeye yardımcı olur.&#8221; </em></p>
<p><strong>Kaspersky, kurum içinden gelen tehditlerle mücadele etmeniz için şunları öneriyor:</strong></p>
<ul>
<li>Çalışanlar arasında farkındalığı artırmak ve kasıtlı bilgi güvenliği politikası ihlallerini önlemek için siber güvenlik eğitimleri uygulayın. Çalışanların bilgi güvenliği farkındalığını artırmak için onları güvenli internet davranışlarını öğreten Kaspersky Automated Security Awareness Platform eğitim programı bu iş için idealdir.</li>
<li>BT güvenlik uzmanları için uygun eğitim programlarına yatırım yapın. Kaspersky Cybersecurity for IT Online eğitimi, BT yöneticileri için BT güvenliğiyle ilgili basit ama etkili en iyi uygulamaların ve basit olay müdahale senaryolarının oluşturulmasına yardımcı olur. Kaspersky Expert Training, bilgi güvenliği ekibinizi tehdit yönetimi ve tehditleri azaltma konusunda en son bilgi ve becerilerle donatır.</li>
<li>Kaspersky Endpoint Security for Business Advanced, Kaspersky Total Security for Business ve Kaspersky Endpoint Detection and Response Optimum tarafından sunulan gelişmiş anomali kontrolü özelliği, çalışanlar tarafından veya bir saldırganın sistemin kontrolünü ele geçirmesi durumunda potansiyel olarak tehlike ortaya koyan faaliyetlerin önlenmesine yardımcı olur.</li>
</ul>
<ul>
<li>Kişisel cihazların ve üçüncü parti uygulama ve hizmetlerin kullanımını kontrol edin ve sınırlayın. Kaspersky Endpoint Security for Business ve Kaspersky Endpoint Security Cloud, istenmeyen uygulamaların, web sitelerinin ve çevre birimlerinin kullanımını sınırlayan uygulama, web ve cihaz kontrolleri sunarak, çalışanların veri aktarmak için şirket tarafından onaylanmayan cihazları, uygulamaları veya hizmetleri kullandığı durumlarda bile bulaşma risklerini önemli ölçüde azaltır. </li>
<li>Yönetici haklarının yalnızca iş için gerekli olan seçeneklerle sınırlandırılmasına izin veren ürünler kullanın. Kaspersky Endpoint Security for Business, Kaspersky Security Center yönetim konsolu öğelerine rol tabanlı erişim sunar. Böylece tüm yöneticilerin güvenlik işlevleri üzerinde tam kontrole ihtiyacı olmaz. </li>
<li>Kaspersky Security for Internet Gateway, ağ içindeki uç noktalarda türüne, platformun koruma durumuna ve kullanıcı davranışına bakılmaksızın istenmeyen veri iletimini önlemek için içerik filtreleme özelliğine sahiptir.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iceriden-gelen-siber-tehditlere-dikkat-calisan-kaynakli-kotu-niyetli-eylemler-turkiyedeki-sirketlerin-29unu-etkiliyor-435118">İçeriden gelen siber tehditlere dikkat: Çalışan kaynaklı kötü niyetli eylemler Türkiye&#8217;deki şirketlerin %29&#8217;unu etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Renkler satın alma davranışlarımızı nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/renkler-satin-alma-davranislarimizi-nasil-etkiliyor-431582</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Dec 2023 08:54:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlarımızı]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[renkler]]></category>
		<category><![CDATA[satın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=431582</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüketiciyi satın almaya teşvik eden renkler kırmızı, mor ve mavi… Renklerin duygusal tetikleyiciler olduğunu dile getiren uzmanlar, ürün veya markaların nasıl algılandığını etkileyerek, tüketici davranışlarına etki yaptığını söylüyor. İndirimli satışlarda teşvik edici olduğu için sıklıkla kırmızı rengin görüldüğünü kaydeden Araştırma Görevlisi Kumsal Kınay, “En etkili ve tüketiciyi satın almaya teşvik eden renkler kırmızı, mor ve mavidir.” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/renkler-satin-alma-davranislarimizi-nasil-etkiliyor-431582">Renkler satın alma davranışlarımızı nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüketiciyi satın almaya teşvik eden renkler kırmızı, mor ve mavi…</strong></p>
<p><strong>Renklerin duygusal tetikleyiciler olduğunu dile getiren uzmanlar, ürün veya markaların nasıl algılandığını etkileyerek, tüketici davranışlarına etki yaptığını söylüyor. İndirimli satışlarda teşvik edici olduğu için sıklıkla kırmızı rengin görüldüğünü kaydeden Araştırma Görevlisi Kumsal Kınay,</strong> <strong>“En etkili ve tüketiciyi satın almaya teşvik eden renkler kırmızı, mor ve mavidir.” dedi. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü Araştırma Görevlisi Kumsal Kınay, renklerin satın alma kararlarına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Renkler, ürünün lüks görünüp görünmediğini belirleyebiliyor</strong></p>
<p>Araştırma Görevlisi Kumsal Kınay, renklerin duygulara etkisine ilişkin, “Renkler duygusal tetikleyicilerdir. Ürün veya markaların nasıl algılandığını etkileyerek tüketici davranışlarını da etkilerler. Kullanılan renkler, ürünün güvenilirliği, uygun fiyatlı oluşu veya lüks görünüp görünmediğini belirleyebilir. Böylelikle tüketicinin satın alma kararına da etki etmiş olur.” dedi.</p>
<p><strong>Hangi renk, hangi duyguyu tetikliyor?</strong></p>
<p>Kınay, pazarlama stratejisi bağlamında hangi rengin, hangi duyguyu tetiklediğine ilişkin ise şunları söyledi:</p>
<p>“<strong>Kırmızı; </strong>aciliyet hissi yaratır ve heyecan uyandırır. Anlık alımlar ya da indirimli satışlar için teşvik edici olabilir. Bu nedenle indirim yazılarında sıklıkla kırmızı rengi görürüz.</p>
<p><strong>Mavi; </strong>güven, sakinlik ve emniyet duygularını çağrıştırır. Tüketicileri satın alma kararlarında kendilerini güvende hissetmeleri konusunda etkileyerek, markalar tarafından güvenilirliği ve profesyonelliği iletmek için kullanılır.</p>
<p><strong>Yeşil; </strong>doğa, büyüme ve sağlıkla ilişkilidir. Genellikle çevre dostu, sağlık bilincine sahip veya çevreye duyarlı tüketicilere hitap etmek için kullanılan rahatlama ve uyum duygusunu verir.</p>
<p><strong>Sarı; </strong>iyimserliği, gençliği ve dostluğu temsil eder. Dikkat çeker, iletişimi teşvik eder ve genellikle indirim satışlarında veya indirimleri vurgulamak için kullanılan bir sıcaklık hissi yaratır.</p>
<p><strong>Turuncu; </strong>enerjiyi, coşkuyu ve yaratıcılığı sembolize eder. Dürtüsel davranışları teşvik eder ve harekete geçirici mesaj oluşturmak veya sınırlı süreli teklifleri vurgulamak için de kullanılır.</p>
<p><strong>Mor; </strong>lüksü ve yaratıcılığı temsil eder. Birinci sınıf veya üst düzey ürünler arayan tüketicileri etkileyerek zarafet ve ayrıcalık duygusunu uyandırmak için kullanılır. </p>
<p><strong>Siyah; </strong>gelişmişlik, güç ve otorite anlamını taşır. Genellikle ürün veya hizmetlerde yüksek değer algısını teşvik ederek prestij ve lüks duygusu yaratmak için kullanılır.”</p>
<p><strong>Hangi renkler hangi sektörlerde tercih ediliyor?</strong></p>
<p>Pazarlama ve reklamcılıkta renklerin; algıları, duyguları ve eylemleri etkileyerek tüketici davranışına yön verdiğini hatırlatan Kumsal Kınay, “Duyguları uyandırmak için kullanılan renkler duygusal bağ kurmak için markalar tarafından kullanılır. Renklerin tutarlı kullanımı marka tanınırlığı sağlar. Tüketiciler bir markayla ilişkilendirilen belirli renkleri tekrar tekrar gördüklerinde zihinsel bir çağrışım oluştururlar ve bu da markayı tanımayı ve hatırlamayı kolaylaştırır.” dedi.</p>
<p><strong>Canlı veya zıt renkler reklamları tıklamayı teşvik ediyor</strong></p>
<p>Renklerin harekete geçmeyi de teşvik edebileceğini kaydeden Kumsal Kınay, “Canlı veya zıt renkler dikkat çeker ve tüketicileri satın alma, bir reklama tıklama veya içerikle etkileşime geçme gibi eylemlere teşvik eder. Renkler bir markanın kimliğini tanımlamada da önemli bir rol oynar. Markanın kişiliği, değerleri ve konumlandırması hakkında mesajlar iletirler. Örneğin bir teknoloji şirketi, güvenilirliği ve yeniliği ifade etmek için maviyi kullanabilir. Farklı renkler tüketicilerin ürün algısını da etkileyebilir. Örneğin, kırmızı kullanmak bir aciliyet duygusu yaratarak tüketicileri hızlı hareket etmeye teşvik edebilir; yeşil ise çevre dostu olma veya sağlık açısından faydalar anlamına gelebilir ve belirli tüketici kesimlerine hitap edebilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sağlık sektöründe mavi ve yeşil yaygın kullanılıyor</strong></p>
<p>Reklamcılıkta renklerin stratejik kullanımının, markaların mesajlarını iletmelerine, kalabalık bir pazarda öne çıkmalarına, arzu edilen duyguları uyandırmalarına ve pazarlama hedefleriyle uyumlu olarak tüketici davranışlarını etkilemelerine yardımcı olduğunu söyleyen Kumsal Kınay, farklı sektörlerin genellikle hedef kitlelerine iletmek istedikleri duygu, değer ve mesajlara göre belirli renkleri tercih ettiklerini kaydetti.</p>
<p>Teknoloji markalarının güveni ve yeniliği temsil ettiği için maviyi kullanabileceğini ifade eden Kumsal Kınay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sağlık sektöründe de mavi ve yeşil yaygın kullanılan renklerdir. Bu renkler, sağlık sektöründe çok önemli olan hijyeni ve sakinlik duygusunu çağrıştırır. Gıda sektöründe kırmızı, sarı ve turuncuyu sıklıkla görürüz. Kırmızı, iştahı temsil eder. Sarı renk ise dikkat çekicidir. Turuncu da enerji demektir. Özellikle fast food zincirleri bu renkleri tüketiciyi çekmek için sıklıkla kullanır. Moda ve güzellik sektörlerindeki markalar genellikle siyah, beyaz ve mor renklerini kullanır. Siyah, zarafeti ve lüksü, beyaz ise sadeliği ve saflığı temsil eder.</p>
<p><strong>Altın, gümüş ve mor tonları lüks markalar tarafından tercih ediliyor</strong></p>
<p>Mor, yaratıcılık ve lüksle ilişkilendirilir ve bu da onu üst düzey moda ve güzellik markaları için uygun kılar. Yeşil, sürdürülebilirliğe, çevre dostu olmaya ve çevresel nedenlere odaklanan markalar için doğal bir seçimdir. Büyümeyi, doğayı ve çevreye olan bağlılığı sembolize eder. Altın, gümüş ve mor tonları lüks markalar tarafından sıklıkla tercih edilir. Altın zenginliği, başarıyı ve ayrıcalığı temsil ederken, gümüş gelişmişliği ifade eder. Mor, lüksü ve yaratıcılığı temsil eder.”</p>
<p>Markaların renk seçerken, iki temel renk seçmesinin önerildiğini de dile getiren Kumsal Kınay, “Bu şekilde tüketicilerin markayı anımsama ve akılda tutma oranları da artıyor. En etkili ve tüketiciyi satın almaya teşvik eden renkler kırmızı, mor ve mavidir.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/renkler-satin-alma-davranislarimizi-nasil-etkiliyor-431582">Renkler satın alma davranışlarımızı nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul çağında beslenme alışkanlıkları diş sağlığını nasıl etkiliyor ?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-caginda-beslenme-aliskanliklari-dis-sagligini-nasil-etkiliyor-430981</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 10:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çağında]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430981</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okul çağındaki çocukların yanlış beslenme alışkanlıklarının sebep olduğu problemler, beslenme yetersizliklerinin yol açtığı farklı şikayetlerle ve hastalıklarla kendini belli ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-caginda-beslenme-aliskanliklari-dis-sagligini-nasil-etkiliyor-430981">Okul çağında beslenme alışkanlıkları diş sağlığını nasıl etkiliyor ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okul çağındaki çocukların yanlış beslenme alışkanlıklarının sebep olduğu problemler, beslenme yetersizliklerinin yol açtığı farklı şikayetlerle ve hastalıklarla kendini belli ediyor. Okullarda atıştırmalık olarak tüketilen paketli gıda ve içeceklerin pek çoğunun çürük riskini arttırdığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış bir gerçek olmasına rağmen bu şikayetle gelen hasta sayılarında bir azalma olmamasına vurgu yapan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>okullardaki beslenme alışkanlıklarına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong> </strong>Çocuklarda oluşan beslenme alışkanlıklarının diş sağlığı üzerindeki etkilerine dair önemli açıklamalarda bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>“Karbonhidrat zengin beslenme alışkanlıkları, ağız hijyeni alışkanlıklarının sağlanmasındaki eksiklikler, lokal veya sistemik etkenler sebebiyle diş çürümeleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Okullarda sıklıkla tüketilen çürük yapıcı gıdalar ve şekerle tatlandırılmış içecekler de çocuklarda çürüme riskini arttıran diğer faktörlerden. Bu durum maalesef hemen hemen her gün kliniklerimizde karşılaştığımız ciddi bir problem haline geldi” dedi.</p>
<p><strong> Şekerle tatlandırılmış içecekler diş sağlığını tehlikeye sokuyor </strong></p>
<p>Meyveli sodalar, kutu meyve suları, hazır kahveler, enerji içecekleri gibi içeceklerin çocuklarda, ağızdaki çürük yapan bakteriler için önemli bir besin kaynağı olan şekeri yüksek oranda içerdiğini söyleyen <strong>Dt. Nurgül Demir</strong> “Şekerle tatlandırılmış içecekler, dişlerde çürük oluşması riskini arttırır. Çoğu ebeveynin geçmişinde süt dişi tedavisi öyküsü yoktur ancak maalesef günden güne çocuklarda giderek artan çürük görülme sıklığı, bahsettiğim durumun vahametini gözler önüne seriyor. Bunun en göze çarpan sebebi, çocukların günlük olarak aldıkları rafine şeker miktarıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Gazlı içeriklerdeki tehlike</strong></p>
<p>“Gazlı içeceklerin yapısındaki asitin ise şekerli içeceklerin ağız içinde çözünmesi ile ortaya çıkan asite göre, diş minesi üzerinde daha yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu vurgulamak gerekir” diyen Nurgül Demir “Okul çağındaki çocukların şekerle tatlandırılmış içeceklere erişim kolaylığının, içecek otomatlarının her yaştan çocuğun ulaşabileceği kadar yaygın olmasının bir sonucu olarak bu durumlar ile karşı karşıyayız. Beslenmelerini okulda yapan çocuklarda bu içeceklerin tüketimlerinde meydana gelen artış, çocukların tükettiği süt miktarının giderek azalmasına sebep olarak; vücuda kalsiyum girişini düşürüyor.  Çocuklarda çürük oluşma riskinin düşürülmesi için ağız hijyeni sağlama alışkanlıklarının yanısıra çürük yapıcı beslenme alışkanlıklarından da uzak durmak gerekiyor. Bunun akabinde ‘Antikaryojenik’ yani ‘çürük yapıcı olmayan’ gıdaları tüketmek de büyük önem taşıyor. Bu noktada evde ebeveynlerin kontrolünde idame ettirilebilen beslenme alışkanlıklarına ek olarak, okuldaki beslenme alışkanları için de mutlaka ebeveynler yönlendirici olmalı ve çocukların okulda yapılan her ara öğünden sonra ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır.</p>
<p><strong> Minikler için Beslenme çantası önerileri;</strong></p>
<ol>
<li>Elma, kereviz sapı ve havuç; gevrek yapısıyla çocukların okulda diş fırçalayamadıkları zamanlarda diş yüzeylerinin bir miktar temizlenmesini sağlayabilir.</li>
<li>Kalsiyum ve fosfor içeriği bakımından peynir ve yoğurt, diş minesinin hasar görmüş bölgelerinin onarılarak, yeniden güçlenmesine yardımcı olur. Seçilen ürünlerin ‘şeker ilavesiz’ olmasına dikkat edilmesi gerekir. Yoğurt, dilimlenmiş mevsim meyveleri ile tüketilebilir.</li>
<li>Lahana, ıspanak ve brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler, vitamin ve mineral içeriği zenginleşmiş tükürük yapımını sağlayarak; ağız içinin temizlenebilirliğini arttırır ve diş sağlığını korur.</li>
<li>Ay çekirdeği, badem ve ceviz gibi kuruyemişler içerdikleri mineraller ile dişleri korur, asit atakları ile hasar gören diş dokularının onarılmasına yardımcı olarak, güçlendirir.</li>
<li>İçecek olarak, günlük süt, ayran, taze sıkılmış ve katkısız meyve suları tercih edilebilir.</li>
</ol>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-caginda-beslenme-aliskanliklari-dis-sagligini-nasil-etkiliyor-430981">Okul çağında beslenme alışkanlıkları diş sağlığını nasıl etkiliyor ?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 12:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[benlik]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426404</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkilerin de olumsuz olarak etkilendiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404">Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkilerin de olumsuz olarak etkilendiği uyarısında bulunuyor.</strong> <strong>Gençlerin sosyal medya platformlarında fotoğraf filtreleri kullanmalarındaki asıl amacın kendilerini başkalarına karşı beğendirmeye çalışma, takdir ve övgü toplama olduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Çünkü sosyal medyada sıklıkla görülen durumlardan biri güzellik algısı ve zayıf bir vücuda sahip olmanın ideal olduğudur. Bu nedenlerden dolayı fotoğraflarını paylaşırken bedenlerinde sevmedikleri ve kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşımda bulunurlar.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, sosyal medyanın gençlerin duygusal ve psikolojik sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın aşırı kullanımı sosyal ilişkileri de olumsuz olarak etkiliyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ve yanlış kullanımının gençlerin psikolojik sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi bulunduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk, “Özellikle gençlerin karakter gelişimi ve benlik saygısını etkilemekte olup yalnızlık, sevilmeme, kaygı ve yaşam memnuniyeti üzerinde olumsuzluklara yol açabiliyor. Ayrıca sosyal medyanın aşırı kullanımı sonucunda internet bağımlılığı ortaya çıkabiliyor, buna bağlı olarak aile ilişkileri, günlük yaşam aktiviteleri ve sosyal ilişkileri de olumsuz olarak etkiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Gençler bedenlerinde kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşıyor</strong></p>
<p>Gençlerin sosyal medya platformlarında fotoğraf filtreleri kullanmalarındaki asıl amacın kendilerini başkalarına karşı beğendirmeye çalışma, takdir ve övgü toplama durumlarına aşırı önem vermelerinden kaynaklandığını anlatan Konuk, “Çünkü sosyal medyada sıklıkla görülen durumlardan biri güzellik algısı ve zayıf bir vücuda sahip olmanın ideal olduğudur. Bu nedenlerden dolayı fotoğraflarını paylaşırken bedenlerinde sevmedikleri ve kusur buldukları durumları filtreyle düzelterek paylaşımda bulunurlar. Bu sayede kendilerini farklı biri olarak tanıtmaya ve bunun mutluluk, başarı, onay getirdiğini düşünerek güzel, zayıf ve çekici görünmeye çabalarlar.” şeklinde ifade etti.</p>
<p><strong>Gençlerde yeme bozukluklarını da tetikliyor</strong></p>
<p>Aktarılan bu idealler karşısında gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyasladığını ifade eden Konuk, gençlerin bu şekilde karşılaştırma yaparak olumsuz bir beden algısına sahip olduklarını, buna bağlı olarak gelişen memnuniyetsizlik ile çeşitli kaygı ve depresif belirtiler yaşayabildiklerini hatta ideal olana ulaşma amacıyla beden üzerinde daha fazla çabalayan gençlerde yeme bozukluklarının da sıklıkla görülebildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Sanal arkadaşlıklar kurup konuşarak değil yazışarak iletişim sağlıyorlar</strong></p>
<p>Yapılan birçok araştırmanın sosyal medyanın sosyal ilişkiler üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Konuk, “Gençler zamanlarının büyük bir kısmını sosyal medyada geçirerek, sanal arkadaşlıklar kurar ve konuşarak değil yazışarak iletişim sağlarlar. Gerçek yaşamda ifade bulamayan duygularını, düşüncelerini sosyal medya aracılığıyla daha rahat bir şekilde kendilerini göstermeden ifade ederler. Bu durum onları gündelik yaşamlarındaki arkadaş ortamından ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya iter ve ilişkilerinin zayıflamasına neden olarak sosyal ilişkilerden geri çekilmeyi tetikleyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Siber zorbalığa da maruz kalabiliyorlar</strong></p>
<p>Aynı zamanda sosyal medyanın özgür bir ortam olması nedeniyle gençlerin tanımadığı kişilerle iletişim ve ilişki kurarak siber zorbalığa maruz kalabildiklerini de vurgulayan Konuk, “Kolay bir şekilde kişilik haklarına saldırılabilir, izinsiz paylaşımlar, iftira, şantaj, taciz, tehdit, alay etme, küçük düşürme gibi durumlarla karşı karşıya kalabilirler. Bunların sonucunda siber zorbalık davranışlar gençlerin depresyon, içe çekilme, kaygı ve çeşitli travmatik yaşantılar yaşamasına sebep olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Gerçek hayatın ve yaşantıların önüne geçiyorsa bağımlılığa dönüşüyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın hızlı biçimde yaygınlaşması ve kolay ulaşılabilir olmasının gençlerin zamanlarının büyük çoğunluğunu sanal ortamda geçirmesine neden olduğunu anlatan Konuk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Benzer şekilde sosyal medyanın bağımsız ve çevreden denetimin çok daha az olma özelliği, aktif bir ortam oluşturması, sosyalleşmeyi ve kendini rahat biçimde ifade etmeyi sağlaması, bir gruba ait hissetmesine alan tanıması gibi özellikler nedeniyle de gençler tarafından sıklıkla kullanılıyor ve günlük yaşamlarının merkezi haline geliyor.</p>
<p><strong>Sosyal medyanın sıklıkla kontrol edilmesi odaklanmayı engelliyor</strong></p>
<p>Eğer sosyal medya gerçek hayatın ve yaşantıların önüne geçiyorsa, sürekli olarak sosyal medyayı kontrol etme ve bir şeyler paylaşma ihtiyacı duyuluyorsa, günlük yaşam aktivitelerini yapmayı engelliyor veya kısıtlıyorsa, gerçek hayattaki arkadaşlıkların yerini sanal arkadaşlıklar alıyorsa bağımlılığa dönüşebiliyor. Bu aşırı kullanım onların hem benlik algılarını etkilerken hem de günlük yaşam aktivitelerini kesintiye uğratıyor. Aynı zamanda aşırı kullanım gençlerin zaman yönetimini bozarken sosyal medyanın sıklıkla kontrol edilmesi dikkat dağıtıcı bir unsur olarak odaklanmayı engelliyor ve akademik başarının da düşmesine neden olabiliyor.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sosyal-medya-kullanimi-benlik-algisini-olumsuz-etkiliyor-426404">Aşırı sosyal medya kullanımı benlik algısını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kasık fıtığı erkek bebekleri 5 kat daha fazla etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kasik-fitigi-erkek-bebekleri-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-421830</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 07:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebekleri]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeklerde kasık fıtığı, sinsi seyreden doğumsal bir sorun. Kasık fıtığının erkek bebeklerde görülme sıklığının, kız bebeklerde görülme sıklığına oranla 5-6 kat daha fazla olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “İkizlerde ve diğer aile bireylerinde kasık fıtığı öyküsünün olması, kasık fıtığı riskini artıran önemli bir unsur” açıklamasında bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-fitigi-erkek-bebekleri-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-421830">Kasık fıtığı erkek bebekleri 5 kat daha fazla etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Kasık fıtığı erkek bebekleri 5 kat daha fazla etkiliyor</strong></p>
<p><strong>Bebeklerde kasık fıtığı, sinsi seyreden doğumsal bir sorun. Kasık fıtığının erkek bebeklerde görülme sıklığının, kız bebeklerde görülme sıklığına oranla 5-6 kat daha fazla olduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “İkizlerde ve diğer aile bireylerinde kasık fıtığı öyküsünün olması, kasık fıtığı riskini artıran önemli bir unsur” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan biri. Erkek bebeklerin anne karnındayken kendi karınlarının içinde olan testisleri, hamilelik ilerledikçe kasık kanalı aracılığıyla karınlarından aşağı doğru iniyor ve yumurta keselerine yerleştiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “Kasık kanalı içindeki periton (karın zarı) kökenli bu kese doğumla birlikte kendiliğinden kapanıyor. Ancak kapanmadığı durumlarda iç organların bu kanala girmesi ve yaratacağı baskı nedeniyle kasık fıtığı dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Rakamlara göre kasık fıtığı olan hastaların aile bireylerinde aynı hastalığın görülme olasılığı yüzde 11,5. Açık kalan kesenin; kabızlık, ateş, öksürük veya kusma gibi karın içi basıncını artıran durumlara maruz kalması da kasık fıtığını tetikleyici faktörlerden” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kasık fıtığının ön tanısını genellikle aileler koyuyor</strong></p>
<p>Kasık veya yumurta kesesinde şişlik, huzursuzluk, bazı durumlarda kusma gibi belirtiler veren kasık fıtığının ön tanısını genellikle ailelerin koyduğunu söyleyen Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “Çocuklar kliniğe zaman zaman sağ ya da sol kasık bölgelerinde şişlik şikayetleriyle getiriliyor. Kasık fıtığı vakalarında şişlik; yüzde 60’ında sağda, yüzde 30’unda solda, yüzde 10’unda ise iki taraflı görülebiliyor. Bu şişlik; ıkınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda ortaya çıkıyor ve istirahatle genellikle kayboluyor. İlerlemiş vakalarda şişlik skrotum (torba) içini doldururken, büyük yaş çocuklarda özellikle bedensel aktivite artışıyla beraber egzersiz esnasında kasıkta ağrı şeklinde kendini belli edebiliyor. Yenidoğan bebeklerde ise emmede isteksizlik ve huzursuzluk gibi belirtiler gözlemlenebiliyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kasık fıtığı erişkinlerde daha çok 50 yaş sonrasında görülüyor</strong></p>
<p>Çocuklarda daha çok karın içi organlarının periton kökenli kese içine girmesiyle oluşan indirekt kasık fıtığı, çocukların yüzde 1’i ila yüzde 5’i arasında görülen bir durum. Bu oranın prematüre bebeklerde yüzde 30’lara kadar yükseldiğini belirten Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “Kasık fıtığı; büyük çoğunluğu 1 yaş altında olan bebeklerde, doğumdan sonraki ilk aylarda daha sık görülüyor. Erişkinlerde ise daha çok 50 yaş sonrasında ortaya çıkıyor. Genel olarak erkeklerin yaklaşık yüzde 28 ila yüzde 30&#8217;unun, kadınların ise yüzde 2 ila yüzde 3&#8217;ünün yaşamlarının bir döneminde kasık fıtığı sorunuyla karşı karşıya kaldığı biliniyor” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Vakaların yüzde 30 ila yüzde 60’ına ilk altı ayda tanı konabiliyor</strong></p>
<p>Hastanın öyküsü iyice dinlendikten sonra genital bölgeyi içeren dikkatli ve sabırlı genel bir fiziki muayene ve gerektiğinde ultrasonografik tetkikle kesin tanı rahatlıkla konabiliyor. Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “Vakaların yüzde 30-60’ına ilk altı ayda tanı konduğunu da belirtmek gerekiyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kasık fıtıkları sadece cerrahi yöntemle tedavi edilebildiğini ancak bu cerrahi işlemin çocuk cerrahisi kliniklerinin en sık uyguladığı cerrahi girişim olduğunu belirten Dr. Ahmet Nadir Tosyalı, “Ameliyatlar klasik açık veya laparoskopik yöntem kullanılarak gerçekleştiriliyor. Açık yöntemde; kasık bölgesinden yapılan minik ve yatay bir kesi sonrası, yüksekten fıtık kesesi düğümleme tekniğiyle onarım yapılıyor. Laparoskopik yöntemde ise ameliyat, karın ön duvarında tek veya 2-3 küçük kesiyle oluşturulan deliklerden içeri girilen alet ve kamerayla gerçekleştiriliyor. Hasta için yatış da gerekmiyor. Sabah ameliyat edilen bebekler akşam üstü taburcu ediliyor. 0-12 ay arası bebekler ameliyat sonrasında 3-4 saat içinde normale dönerken, daha büyük yaş gruplarındaki çocuklarda ise bu süre sadece 1-2 gün oluyor. Ameliyat sonrasında 6-8 hafta ağır yük kaldırmamak, kabızlıktan uzak olmak için bol lifli gıda tüketmek ve aşırı zorlamalardan sakınmak önemli” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>3 soru 3 cevap</strong></p>
<p><strong>Kasık fıtığı kendiliğinden geçer mi? </strong></p>
<p>Hayır, geçmez. Ayrıca oluşabilecek risk ve tehlikelerin ne zaman, nerede ortaya çıkacağı da bilinemez. Dolayısıyla kasık fıtıkları tanısı konduğunda mutlaka tedavi edilmelidir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Kasık fıtığı tekrarlar mı? </strong></p>
<p>Ameliyat sonrası fıtığın tekrarlama ihtimali her zaman vardır. Ancak çocuk yaş grubunda ameliyat sonrası tekrarlama oranı yüzde 1’den fazla değildir. Cerrahi teknikte zafiyet veya hastaya ait yapısal bir bağ dokusu rahatsızlığı gibi nedenlerle tekrar edebilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Fıtık boğulması nedir? </strong></p>
<p>İnkarserasyon (fıtık boğulması); fıtık kesesi içindeki organların karın boşluğuna kolaylıkla geri dönememesine denir. Eğer bu organların beslenmesi bozularak çürüme meydana gelmişse bu duruma da “strangülasyon” denir. Her iki durum da kasık fıtığı riskleri olarak bilinir ve acil müdahale gerektirir. </p>
<p> </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kasik-fitigi-erkek-bebekleri-5-kat-daha-fazla-etkiliyor-421830">Kasık fıtığı erkek bebekleri 5 kat daha fazla etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabet en çok gözleri etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-421391</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2023 07:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gözleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421391</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-421391">Diyabet en çok gözleri etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, Dünya Diyabet Günü ile ilgili açıklama yaptı</p>
<p><strong>Diyabet en çok gözleri etkiliyor</strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği (TOD), 14 Kasım Dünya Diyabet Günü ile ilgili yaptığı açıklamada diyabetin en çok görüldüğü Avrupa ülkesinin Türkiye olduğuna dikkat çekerek diyabetinin varlığından habersiz hastaların görme kaybı yaşama riski olduğunu açıkladı. </strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü</strong>, diyabetin en çok zarar verdiği organlardan birinin göz olup yüzyılın vebası olarak kabul edilen bu hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek, diyabet hastalarının gözlerinden şikayeti olmasa bile yılda en az bir kez göz doktoruna gitmeleri gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Diyabette Avrupa lideriyiz</strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Tıbbi Retina Birimi Başkanı Prof. Dr. Nurten Ünlü,</strong> her yıl 14 Kasım’da kutlanan ‘<strong>Dünya Diyabet Günü</strong>’ ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ünlü, Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) rakamlarına göre, Türkiye’de 20-79 yaş aralığında tespit edilen yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunduğunu, bu rakamın toplam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine denk geldiğini ve bu oranla Türkiye’nin diyabet görülme oranının <strong>en yüksek </strong>Avrupa ülkesi olduğunu ifade etti.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Kör kalma riski çok yüksek</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü, diyabetin basit gelip geçici görme değişikliklerinden, kalıcı görme kaybına kadar geniş bir yelpazede gözlerimizi etkileyeceğini belirti. Diyabetli hastalarda kataraktı daha sık görüldüğünü, onun dışında hastalarda çift görme şikayetleri olabileceğini ifade etti. Ayrıca diyabetik retinopati adı verilen durumun gelişimi sonucu retina kan damarlarında hasarlanma ve anormal yeni kan damarların oluşması ile görme kaybına neden olabildiğini söyledi. “Diyabetik makula ödemi ise diyabetik retinopatinin seyri sırasında herhangi bir zamanda zayıflayan damarlardan sızan kan ve sıvının makula adı verilen görme merkezinde birikmesidir.” bilgisini veren Ünlü şöyle devam etti: </p>
<p> </p>
<p>“Diyabetin süresi uzadıkça diyabetik retinopati nedeniyle görme kaybı riski de artar. Diyabete eşlik eden diğer risk faktörleri; yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri, obesite, böbrek hastalığı, kansızlık, uyku apnesi ve gebeliktir. Diyabetik makuler ödemin belirtileri ise bulanık görme, renkleri soluk görme, cisimlerin şekillerini ve boyutlarını farklı görme, görme alanında siyah noktalar, düz çizgileri dalgalı ya da kesik görmedir. Diyabetik hastalarda görme bozukluğu ve körlüğe neden olabilen diyabetik makuler ödem, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde bozar ve hem hastalığın kendisiyle hem de diyabetle başa çıkma olasılığını azaltır. Diyabetik makuler ödem özellikle üretken çağdaki insanlarda görüldüğünden hem bireyin kendisi hem de toplum açısından büyük bir yüke neden olmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Erken tanı hayati önem taşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nurten Ünlü hem dünyada hem de ülkemizde diyabetli hastaların yaklaşık yüzde 50’sinin tespit edilebildiğini, büyük orandaki diyabet hastalarının göz muayenesi sırasında diyabet hastası olduğunu öğrendiğini sözlerine ekleyerek, “Bu sebeple erken tanı ve erken başlanan tedavi büyük önem taşımaktadır. Erken tanı için diyabet hastalarının düzenli olarak göz muayenesine gitmesi gerekir. Tedaviye erken başlamak görme kaybının gelişimini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tedavide diyabetle ilişkili metabolik bozuklukların da düzeltilmesi önemlidir. Kan glukoz düzeylerinin, kan basıncının, serum lipidlerinin, kalp ve böbrek fonksiyonlarının mümkün olduğunca normal değerlerde tutulması amaçlanmalıdır. Bunun yanı sıra düzenli egzersiz, sigaradan uzak durma ve sağlıklı bir kiloda kalma ile pek çok risk faktörü değiştirilebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabet-en-cok-gozleri-etkiliyor-421391">Diyabet en çok gözleri etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[boyutu]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[evreyi]]></category>
		<category><![CDATA[hem]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=421186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tümör boyutunun meme kanserinin evreleri ve tedavisinde oldukça önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Ne kadar erken ve tümör ne kadar küçük boyutlarda meme kanseri tanısı konursa tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186">Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Tümör boyutunun meme kanserinin evreleri ve tedavisinde oldukça önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Ne kadar erken ve tümör ne kadar küçük boyutlarda meme kanseri tanısı konursa tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor. Erken tanı konduğunda tedavi oranı neredeyse yüzde 100’dür. Bununla birlikte günümüzde ilerleyen meme kanseri tedavi oranı da oldukça yüksektir. Organ yayılımı yapmamış lokal İleri meme kanserinde, yüzde 90’a varan tedavi mümkündür.” Dedi.</em></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Meme kanserinin dünyada her yıl bir milyon kadını etkilediğini hatırlatan Genel Cerrahi uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, dünya genelinde her platformda meme kanseri farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarıyla amacın kitle oluşmadan meme kanseri tanısını koyabilmek olduğunu hatırlattı. </p>
<p>Günümüzde hala hastaların sıklıkla kitle tespit edildikten sonra hekime başvurduğunu söyleyen Prof. Dr. Köksal, “Bu hastalarda kitle saptandıktan sonra kitlenin boyutunun tedaviyi nasıl etkilediğini öğrenmek istiyor, bu konuda bir araştırmaya giriyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>“MEME KANSERİNDE ÇOĞALMA HIZI GENELLİKLE 6 AY KADARDIR”</strong></p>
<p>Meme kanserinde tümör boyutunun hem meme kanseri evresini hem de tedavisini çok yakından etkileyen bir durum olduğunun altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Köksal, “Meme kanserinde tanı esnasındaki tümör boyutu ne kadar küçükse ve ne kadar erken tanı konmuşsa, hem tedaviden beklentimiz o kadar fazla oluyor hem de hasta normal yaşamına o kadar hızlı dönebiliyor” diye konuştu. Kanser hücrelerinin çoğalmasının normal hücre yapısından farklı olduğunu ve kanser hücrelerinin kontrolsüz olarak çoğalmaya devam ettiğini söyleyen Prof. Dr. Köksal sözlerine şöyle devam etti: “Farklı kanser türlerinde bu büyüme ve çoğalma hızları farklıdır. Bazı kanser türlerinde daha hızlı, bazılarında daha yavaş. Bu çoğalma hızını belirtmek amacıyla double time ya da ikilenme zamanı dediğimiz bir deyim kullanırız. Bundan anlaşılan bir kanserin boyutunun ikiye katlanması için geçen zamandır. Yani bir hücrenin 2 hücre olması, ya da bir santimetrelik bir tümörün iki santimetreye ulaşması için geçen zaman. Meme kanserinde büyüme hızını etkileyen çeşitli faktörler olsa da bu süre ortalama 6 ay civarındadır. Meme kanserinde tümörün yaklaşık bir santimetrelik boyuta ulaşması için geçen süre 2-5 yıl arasında değişmektedir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“MEME KANSERİNİN SEYRİNDE DE YAŞ FAKTÖRÜ ÖNEMLİ”</strong></p>
<p>Kanserin büyüme hızını etkileyen birçok faktör olduğuna değinen Prof. Dr. Neşet Köksal sözlerine şöyle devam etti:  “Bu faktörlerin başında yaş geliyor. Örneğin, 40 yaşın altında ortaya çıkan meme kanserleri daha hızlı büyüyor ve daha agresif oluyor. Yine menopoz öncesi oluşan meme kanserlerinin daha hızlı büyüdüğü biliniyor. Ailesinde meme kanseri hikayesi olan kişilerde de, menopoz sonrası hormon tedavisi gören kişilerde de büyüme daha hızlı. Tümörün patolojik değerlendirilmesinde, çoğalma hızı konusunda bizlere bilgi sağlayan bazı parametrelere de bakılmaktadır. Kanser hücrelerindeki farklılaşma ya da çoğalma indeksinin yüksek olduğu durumlarda meme kanseri daha hızlı büyümektedir.”  </p>
<p> </p>
<p>“<strong>TÜMÖR BOYUTU ARTTIKÇA BÖLGESEL LENF BEZLERİNE YAYILIMIN ARTTIĞI KABUL EDİLİR”</strong></p>
<p>Dolayısıyla meme kanserinde erken tanının hayati önemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Neşet Köksal, meme kanserinde erken evrede tedavi şansının neredeyse yüzde 100 olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Köksal, konuyla ilgili sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Tümör boyutunun 2 santimin altında olduğu meme kanserlerini koltuk altı lenf bezlerine yayılım olsa da erken evre olarak tanımlarız. Tümör boyutu 2-5 santim arasında ise koltuk altı lenf bezlerinin durumu önem kazanır. Lenf bezlerinde hastalık yoksa hastalığı yine erken evre olarak kabul ederiz. Ancak tümörün boyutu 2-5 santim arası ve lenf bezlerinde yayılım varsa, ya da tümör boyutu 5 santimin üzerinde ise lenf bezlerinin durumuna bakmadan hastalığın bir adım öteye geçtiğini anlarız ve hastalığı lokal ileri meme kanseri olarak tanımlarız. Karaciğer ya da akciğer gibi organ yayılımı varsa tümör boyutuna bakmadan artık bunu metastatik yani yayılmış meme kanseri olarak kabul ediyoruz.” </p>
<p>Tümör boyutu arttıkça bölgesel lenf bezlerine yayılımın ya da organ metastazlarının arttığı kabul edilmektedir diyen Prof. Dr. Köksal, “Yapılan bazı çalışmalarda; boyutu 1cm ve altındaki meme kanserlerinde koltuk altı lenf bezlerine yayılma ihtimali yüzde 10 civarında iken bu oran 5cm’nin üstünde olan kanserlerde yüzde 70’e kadar çıkmaktadır. Ancak tümör boyutu ile koltuk lenf bezlerindeki yayılım ilişkisi doğru oranlı olarak artmamaktadır. Bu da tümör boyutu yanında yayılımları etkileyen, moleküler özellikler gibi başka faktörlerde olduğunu göstermektedir” diye konuştu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TÜMÖRÜN BOYUTU TEDAVİYİ DE ŞEKİLLENDİRİYOR</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavisinde kullandığımız yöntemleri üç grupta toplanıyor. Cerrahi tedavi, kemoterapi, hormonoterapi ve akıllı ilaç denilen ilaç tedavileri ve ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapi.   Cerrahi tedavi ve radyoterapi hastalığın lokal kontrolünü sağlarken ilaç tedavileri ile sistemik tedavinin hedeflendiğini hatırlatan Prof. Dr. Köksal, erken evrenin tedaviyi nasıl etkilediğini şöyle anlattı: “Uygulanan her bir tedavinin yaşam konforunu bozabilecek ve istenmeyen yan etkileri olabilir. Meme kanseri ne kadar küçük boyut da ve erken aşamada saptanırsa lokal kontrolü sağlayan cerrahi tedavi ve radyoterapi yeterli olabilir. Örneğin 1cm’in altında saptanan meme kanserlerinin büyük çoğunluğunda kemoterapi gereksinimi olmayabilir ve tedavinin yan etkilerinden kurtulur. Lokal tedavilerin yanında hormon duyarlı ise hormon tedavisi, akıllı ilaçtan yarar görecek bir hasta ise akıllı ilaç tedavisi eklenir.”</p>
<p><strong>“HASTALAR UYGUNSA MEMEYİ KORUMAYI TERCİH EDİYORUZ”</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin meme kanseri tedavisinde oldukça önemli bir yer tuttuğunun altını çizen Prof. Dr. Neşet Köksal sözlerine şöyle devam etti: “Genellikle memenin cerrahi tedavisini uygularken memeyi olabildiğince korumaya çalışıyoruz. Çünkü hastalar ilk başta, meme kanseri tanısı alınca kanserli memesinin alınmasını ve bu sayede hastalıktan kurtulacağı gibi bir kanı içinde oluyorlar. Ama yapılan çalışmalarda, memenin korunduğu meme koruyucu cerrahi ile memenin alındığı mastektomi arasında nüks ya da sağ kalım açısından bir fark ortaya konmamış.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“AMACIMIZ HEM HASTANIN TEDAVİSİNİ PLANLAMAK HEM DE YAŞAM KALİTESİNİ KORUMAK”</strong></p>
<p>“Meme kanserinin cerrahi tedavisini planlarken bir taraftan kanserini tedavi ederken diğer taraftan da hastanın yaşam kalitesini korumaya çalışırız.” Diyen Prof. Dr. Köksal, sözlerine şöyle devam etti: “Memenin kadınlar için önemli bir organ olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Meme kanseri cerrahisinde uygun hastalarda memeyi koruduğumuz, tümörlü kısmı etraf meme dokusu ile birlikte çıkardığımız meme koruyucu cerrahi tedavi yöntemlerini tercih etmekteyiz. Ancak bu işlemi yaparken ortaya çıkacak kozmetik sonuçlar da kabul edilebilir olmalıdır. Meme koruyucu cerrahi için tümör boyutu kadar memenin kendi hacmi de önemlidir. Küçük bir memede 3 santimlik bir tümör için yapılacak meme koruyucu cerrahi iyi bir kozmetik sonuç vermeyebilirken, büyük bir memede 5 santimlik bir tümör için yapılacak meme koruyucu cerrahi iyi bir kozmetik sonuç verebilir. Tümör boyutu küçük olsa da bazen meme içinde birden fazla yerde tümör olabilir. Bu tür tümörlerde meme koruyucu cerrahi yerine mümkünse meme başının ve meme derisinin korunarak meme dokusunun tamamının alındığı subkutanöz mastektomi ve arkasında değişik yöntemlerle meme rekonstriksiyonunun yapılmasını tercih etmekteyiz. Günümüzde meme kanserininin cerrahi tedavisinde onkoplastik cerrahi olarak tanımladığımız, kanserin tedavisi ile birlikte hastanın yaşam konforunu bozmayacak yöntemler daha fazla kullanılmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong> “BOYUT UYGULANAN TEDAVİYİ DİREKT ETKİLER”</strong></p>
<p>Tümör boyutunun koltuk altı cerrahisini etkilediğinin altını çizen Prof. Dr. Neşet Köksal, “Gerektiğinde yapılmak zorunda olunsa da meme cerrahisi sonrası hasta konforunu en fazla bozan durum koltuk altı lenf bezlerinin temizlenmesi sonrası oluşan kol ödemidir ve bunlara çözüm bulmak da oldukça zordur. Bu nedenle meme kanseri cerrahisi esnasında olabildiğince koltuk altı lenf bezlerini korumak isteriz.  Küçük boyutlarda genellikle koltuk altı lenf bezlerindeki yayılmayı daha az görüyoruz ve bu hastalarda bekçi lenf bezi biyopsisi dediğimiz işaretlenmiş 2-3 koltuk altı lenf bezini çıkarmakla yetiniyoruz. Günümüzde meme koruyucu cerrahi yapılmış hastalarda bekçi lenf bezlerinden bir ya da ikisinde lenf bezi dışına çıkmamış yayılım olsa da bu hastalarda koltuk altı lenf bezlerinin çıkarılmasından kaçınıyoruz. Boyut arttıkça koltuk altındaki lenf bezleri tutulumu daha fazla oluyor. Bu yüzden boyut, koltuk altı lenf bezlerine uyguladığımız cerrahiyi direkt etkileyen bir faktördür” diye konuştu. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“TEDAVİNİN NASIL VE NEREDE BAŞLAYACAĞI ÇOK ÖNEMLİDİR”</strong></p>
<p>Hastalara tanı koyulduktan sonra önce bununla yüzleştiklerini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Neşet Köksal, “Hastalar için başlangıçta biraz ürkütücü ve korkunç olabiliyor. Bunu kabullendikten sonra ‘bu hastalıkla ne yapmak lazım, nasıl bir tedavi uygulamak lazım, nerede bu tedaviyi uygulamak lazım’ arayışı içine giriyorlar. Meme kanser tanısı konduktan sonra hastanın yaşı, menopoz durumu, aile hikayesi, genetik farklılıkların olup olmaması, hastalığın evresi, tümörün boyutu, tek ya da birden fazla olması, meme başı ile yakınlığı, meme yapısı ve tümörün moleküler özellikleri değerlendirildikten sonra tedavi planlaması yapılır. Bu planlama genel cerrahi uzmanı, medikal onkoloji uzmanı, radyasyon onkoloğu, radyolog, patolog dan oluşan bir konsey tarafından değerlendirildikten sonra belirlenir. Bu planlama yapılırken hasta ile konuşulur ve alınacak karara onun da dahil olması istenir. Bu şekilde tedaviye cerrahi ile mi ya da kemoterapi ya da akıllı ilaçla mı başlanacağı, cerrahi ile başlanacaksa nasıl bir cerrahi tedavi uygulanacağına, koltuk altı lenf bezleri için nasıl bir işlem yapılacağına hasta ile konuşarak birlikte karar verilmelidir. Hastanın bu konularda doğru bir şekilde bilgilendirilmesi, iyi bir merkeze ve doğru adreslere müracaat etmesi önemlidir.  Unutulmaması gereken erken tanı konmuş meme kanserinin tedavisi neredeyse yüzde 100’e yakın, lokal ilerlemiş meme kanserlerinde %85 civarındadır. Hastalar çok uzun yıllar, sorunsuz, hastalıksız bir yaşam sürüyorlar” açıklamasını yaptı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tumorun-boyutu-hem-evreyi-hem-de-tedaviyi-etkiliyor-421186">Meme Kanserinde Tümörün Boyutu Hem Evreyi Hem de Tedaviyi Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile içi problemler, çocukların okula gitme isteğini olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aile-ici-problemler-cocuklarin-okula-gitme-istegini-olumsuz-etkiliyor-403963</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 01:26:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gitme]]></category>
		<category><![CDATA[içi]]></category>
		<category><![CDATA[isteğini]]></category>
		<category><![CDATA[okula]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[problemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403963</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okul kaygısının çocuğun okula gitmeye dair aşırı endişe ve korku yaşadığı bir durum olduğunu belirten uzmanlar, okul kaygısı belirtilerinin farklı şekillerde görülebildiğini söylüyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-ici-problemler-cocuklarin-okula-gitme-istegini-olumsuz-etkiliyor-403963">Aile içi problemler, çocukların okula gitme isteğini olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okul kaygısının çocuğun okula gitmeye dair aşırı endişe ve korku yaşadığı bir durum olduğunu belirten uzmanlar, okul kaygısı belirtilerinin farklı şekillerde görülebildiğini söylüyor. Çocuğun okula gitmek istememesinin nedenlerine işaret eden Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, yeni bir okula başlama, sınıf veya öğretmen değişiklikleri, akademik zorluklar, sınavlar, sosyal ilişkilerde sorunlar gibi durumların çocuklarda okul kaygısını tetikleyebildiğine dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, okulun, çocuklar için sadece eğitim alınan bir yer değil, aynı zamanda sosyal becerilerin geliştirildiği, arkadaşlıkların kurulduğu bir ortam olduğuna işaret etti.</p>
<p>İnci Nur Ülkü, bazı çocuklar için okulun, kaygıya neden olan bir durum haline gelebildiğini söyleyerek, şöyle devam etti:</p>
<p>“Okul kaygısı, çocuğun okula gitmeye dair aşırı endişe ve korku yaşadığı bir durumdur. Bu endişe, çocuğun okulda başarısız olacağı, reddedileceği veya olumsuz bir durumla karşılaşacağı düşüncelerinden kaynaklanabilir.  Okul kaygısı birçok farklı nedenden ortaya çıkabilir. Özellikle yeni bir okula başlama, sınıf veya öğretmen değişiklikleri, akademik zorluklar, sınavlar, sosyal ilişkilerde sorunlar gibi durumlar çocuklarda kaygıyı tetikleyebilir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Okul kaygısı fiziksel belirtilerle de görülebilir</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocuklardaki okul kaygısının farklı belirtilere neden olabileceğine dikkat çekerek bu belirtileri şöyle sıraladı:</p>
<p>&#8211; Çocuğunuzun okula gitmekle ilgili karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, nefes darlığı gibi fiziksel yakınmalarının olması,</p>
<p>&#8211; Çocuğunuzun endişeli ve gergin, sinirli, mutsuz hissetmesi,</p>
<p>&#8211; Okul hakkında olumsuz duygular ifade etmesi ve okula gitmek istemediğini söylemesi, </p>
<p>&#8211; Çocuğunuzun okulda arkadaşlarıyla ilişkilerini kesmesi,</p>
<p>&#8211; Öfke nöbetleri yaşaması</p>
<p>&#8211; Okulda belirli aktivitelerden veya durumlardan kaçınma</p>
<p> </p>
<p><strong>Aile içindeki anlayış eksikliği ve iletişim sorunları okula gitmeme isteğine neden olabilir</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, çocukların okula gitmeme isteğinin altında yatan nedenleri ise şu şekilde sıraladı:</p>
<p>&#8211; Özellikle okul öncesi ve ilkokul dönemindeki çocuklar, anne-babalarından ayrı kalmaktan kaygı duyabilirler. </p>
<p>&#8211; Okul, yeni arkadaşlar edinme ve sosyal etkileşim açısından önemlidir. Ancak bazı çocuklar, özgüven eksikliği, utangaçlık ya da zorbalık gibi sebeplerden dolayı okula gitmekten kaçınabilirler.</p>
<p>&#8211; Öğrenme güçlükleri yaşayan öğrenciler, sınıfta diğerlerine yetişememe korkusuyla okula gitmek istemeyebilirler. </p>
<p>&#8211; Aile içi problemler, çocukların okula gitme isteğini etkileyebilir. Aile içindeki anlayış eksikliği, iletişim sorunları veya ayrılık gibi durumlar çocuğun okula karşı olumsuz bir tutum geliştirmesine neden olabilir.</p>
<p>&#8211; Ders yoğunluğu, sıkıcı ders içerikleri veya aşırı rekabetçi bir okul ortamı, öğrencilerin okula gitmek istememesine yol açabilir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Düzenli günlük rutin çocukların kaygısını hafifletebilir</strong></p>
<p>Ailelere, çocukların okul kaygısını anlamaları ve yardımcı olmaları için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, öncelikle çocukla açık ve anlayışlı bir iletişim kurulması gerektiğine dikkat çekti. Ülkü, “Okula gitme ile ilgili duygularını ve endişelerini paylaşmasını teşvik edin. Çocuğunuzun fiziksel ve duygusal durumunu yakından gözlemleyin. Okul hakkında konuşurken çocuğunuzun tepkilerini ve ifadelerini dikkatlice dinleyin. Arkadaşlar ve akranlarla olan ilişkilerini gözlemleyin. Destekleyici bir ortam yaratarak, kaygıyla başa çıkmalarına yardımcı olun. Okul kaygısı yaşayan çocuklar için düzenli bir günlük rutin oluşturmak, onların endişelerini hafifletebilir.” dedi.</p>
<p>Sabahları erken kalkmanın, çocuğun rahatça hazırlanmasını sağlayacağını dile getiren Ülkü, “Giyinme, çanta hazırlama gibi aktiviteler, çocuğunuzun sorumluluk hissetmesini sağlar. Okul sonrası ödev zamanı belirleyin. Çocuğunuzun ödevlerini birlikte gözden geçirebilirsiniz. Okul sonrası çocuğunuzun ilgi duyduğu aktivitelere zaman ayırmasına izin verin. <strong> </strong>Okula gitme konusunda büyük adımlar atmak yerine küçük adımlarla başlayarak çocuğunuzu rahatlatın. Örneğin, okula gitme sürecini aşama aşama planlayabilirsiniz. Okul kaygısıyla başa çıkması için verdiğiniz desteklerin yeterli gelmediğini düşünüyorsanız yardım istemekten çekinmeyin. Okulun rehberlik ve psikolojik danışmanlık biriminden ya da uzman bir psikologdan yardım alabilirsiniz.” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Öğrenciler kaygılarını öğretmenlerine anlatabilmeli </strong></p>
<p>Öğretmenlerin çocukları sınıf içinde gözlemledikleri için çocuğun yaşadığı okul kaygısını anlayabileceğine de vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog İnci Nur Ülkü, “Her öğrencinin farklı olduğunu anlayarak, öğrencilerle birebir iletişim kurmak ve ihtiyaçlarına özel destek sağlamak önemlidir. Okul kaygısı yaşadığını düşündüğünüz öğrencinizle yaşadığı kaygılar hakkında konuşabilirsiniz. Öğrencileriniz ihtiyaç duyduklarında size ulaşabileceklerini ve onlara gerekli desteği sağlayabileceğinizi bilmeliler. Keyif alacakları etkinlikler ve projeler sunmak, onların okula olan ilgisini artırabilir. Arkadaşlar arası ilişkileri güçlendiren etkinlikler düzenlemek öğrencilerinizin birbirlerine destek olmasını sağlayabilir.” diyerek sözlerinin tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aile-ici-problemler-cocuklarin-okula-gitme-istegini-olumsuz-etkiliyor-403963">Aile içi problemler, çocukların okula gitme isteğini olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Isı değişimleri, vücut direncini düşürebiliyor! Vücut ısısının artması protein ve yağ dokularını olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isi-degisimleri-vucut-direncini-dusurebiliyor-vucut-isisinin-artmasi-protein-ve-yag-dokularini-olumsuz-etkiliyor-399011</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 14:28:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artması]]></category>
		<category><![CDATA[değişimleri]]></category>
		<category><![CDATA[direncini]]></category>
		<category><![CDATA[dokularını]]></category>
		<category><![CDATA[düşürebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[ısısının]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının değişken seyretmesinin vücut direncini düşürdüğüne dikkat çeken uzmanlar bu durumun hastalıklara davetiye çıkardığını söylüyor. Ani hava değişikliklerinden etkilenip hasta olmamak için doğru beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli uyku ve egzersizin önemine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kapalı ortamların iyi havalandırılması ve uzun süreler klima önünde kalınmaması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isi-degisimleri-vucut-direncini-dusurebiliyor-vucut-isisinin-artmasi-protein-ve-yag-dokularini-olumsuz-etkiliyor-399011">Isı değişimleri, vücut direncini düşürebiliyor! Vücut ısısının artması protein ve yağ dokularını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hava sıcaklıklarının değişken seyretmesinin vücut direncini düşürdüğüne dikkat çeken uzmanlar bu durumun hastalıklara davetiye çıkardığını söylüyor. Ani hava değişikliklerinden etkilenip hasta olmamak için doğru beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli uyku ve egzersizin önemine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kapalı ortamların iyi havalandırılması ve uzun süreler klima önünde kalınmaması gerektiğini vurguluyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, hava değişimlerinin bağışıklık üzerinde nasıl bir etkisi olduğuna dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Isı değişimleri, sağlığı tehlikeye atabiliyor</strong></p>
<p>Hava sıcaklıklarının bir gün yüksek bir gün düşük olmasının bu duruma hazırlıksız yakalanan kişilerin sağlığını tehlikeye attığını belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Ani hava değişimleri, insan bünyesinin adaptasyon ve savunma mekanizmasını bozduğundan hastalıklara da davetiye çıkarıyor.” dedi.</p>
<p>Değişen ısıyla birlikte vücut direncinin düşebileceğine dikkat çeken Atamer, mevsim değişikliklerinden etkilenip hasta olmamanın yolunun bilinçli olmaktan geçtiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Doğru beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli uyku ve egzersiz önemli </strong></p>
<p>Değişken havalarda bağışıklık sistemini güçlendirmek için öncelikle doğru bir beslenme programı benimsenmesi gerektiğinin altını çizen Atamer, “Besin çeşitliliğine önem verilmeli. Beslenmemizde sebze, meyve ve  yeteri kadar protein olmalı. Bol su tüketilmeli. Özellikle sıcak yaz aylarında su tüketimi artırılmalı. Hazır meyve suları, çay, kahve ve asitli içecekler sıvı ihtiyacına cevap vermek için yeterli değildir. Sigara ve alkolden uzak durulmalı. Yaşa ve sağlık durumuna uygun egzersiz yapılmalı. Düzenli ve kaliteli uyku gün boyu zindelik verir. Sabah, öğlen ve akşam saatleri için uygun giyinmeye özen gösterilmeli. Kapalı ortamlar iyi havalandırılmalı. Klima ile serinlemek isterken dikkatli olunmalı. Saatlerce klima önünde kalınmamalı.” uyarılarını yaptı.</p>
<p><strong>Vücut ısısının artması bağışıklık sistemini etkileyebilir</strong></p>
<p>Arı poleni, beta karoten, vitamin kompleksleri ve yeşil çay gibi takviyelerin bağışıklık sistemini güçlendirmek için alınabileceğini dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Vücudumuz fonksiyonlarını düzgün yürütebilmek için belirli ısı aralığında çalışmak zorunda. Sıcak havalarda vücut  ısımız artarsa, vücudumuzdaki protein ve yağ dokuları etkilenebilir. Sonuç olarak bu olumsuz etki bağışıklık sistemimize de yansıyabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isi-degisimleri-vucut-direncini-dusurebiliyor-vucut-isisinin-artmasi-protein-ve-yag-dokularini-olumsuz-etkiliyor-399011">Isı değişimleri, vücut direncini düşürebiliyor! Vücut ısısının artması protein ve yağ dokularını olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:54:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hem]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü; halen çok yüksek değerlerde seyreden sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkilerini derledi. Aşırı sıcaklar vücudun bağışıklık sistemini zaafa uğratmakla kalmıyor ruh sağlığını da olumsuz etkileyerek saldırganlık ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123">Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü; halen çok yüksek değerlerde seyreden sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkilerini derledi. Aşırı sıcaklar vücudun bağışıklık sistemini zaafa uğratmakla kalmıyor ruh sağlığını da olumsuz etkileyerek saldırganlık ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Aşırı sıcaklar aynı zamanda beyin fonksiyonlarını sekteye uğratıyor, bellek, dikkat ve karar verme performansını düşürüyor.</strong></em></p>
<p>Yaz mevsiminin sonlarına yaklaşırken, Türkiye’nin dört bir yanında yüksek sıcaklıklar hüküm sürmeye devam ediyor. Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü de aşırı sıcakların ve iklim değişikliklerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dair kritik bilgiler derledi.</p>
<p><strong>İntihar vakalarında artışa dahi yol açabiliyor</strong></p>
<p>Belli bir seviyenin üstündeki sıcaklıklar gerek ruh gerekse beden sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Nitekim Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre, aşırı sıcağa maruz kalma, stresle başa çıkmak için alkol kullanımı tetikliyor, psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan kişilerin hastaneye başvurularının artmasına ve hatta intihar vakalarında artışa kadar bir dizi olumsuz sonucu tetikliyor. </p>
<p><strong>Susuzluk, beyin fonksiyonlarını sekteye uğratıyor</strong></p>
<p>Aşırı sıcak hava, vücudumuzun terleme yoluyla ısıyı dışarı atmasını zorlaştırır. Bu da, vücut ısımızın yükselmesine ve susuz kalmasına neden olur. Susuzluk, baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik ve depresyon gibi psikolojik belirtilere yol açabilir. Ayrıca, susuzluk beyin fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilir. Araştırmalar, susuz kalan kişilerin bellek, dikkat ve karar verme gibi bilişsel görevlerde daha kötü performans gösterdiklerini ortaya koymuştur.</p>
<p>Aşırı sıcakların aynı zamanda uyku kalitesini de olumsuz etkileyerek, uyku süresini kısaltır. Bu durum da stres, kaygı, depresyon, öfke ve duygudurum bozuklukları gibi psikolojik sorunlara neden olabilir. Uyku yetersizliği aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirir.</p>
<p><strong>Sosyal ilişkileri zayıflatıp yalnızlığa itiyor</strong></p>
<p>Aşırı sıcak hava, sosyal ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Sıcaklık insanların davranışlarını ve duygularını değiştirebilir. Araştırmalar, sıcak havalarda insanların daha saldırgan ve şiddet eğilimli olduğunu göstermiştir. Sıcak havalarda insanlar daha az sosyalleşmek ister ve evde kalmayı tercih eder. Bu da, yalnızlık, izolasyon ve sosyal destek eksikliği gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123">Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uluslararası ticaretteki gelişmeler, küresel ekonomik değişimler lojistik sektörünü nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-ticaretteki-gelismeler-kuresel-ekonomik-degisimler-lojistik-sektorunu-nasil-etkiliyor-384817</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 14:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[lojistik]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[sektörünü]]></category>
		<category><![CDATA[ticaretteki]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384817</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lojistik sektörü, küresel ticaretin en önemli destekleyicilerinden biri olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-ticaretteki-gelismeler-kuresel-ekonomik-degisimler-lojistik-sektorunu-nasil-etkiliyor-384817">Uluslararası ticaretteki gelişmeler, küresel ekonomik değişimler lojistik sektörünü nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lojistik sektörü, küresel ticaretin en önemli destekleyicilerinden biri olarak görülüyor. Son yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan değişimler ve uluslararası ticaretteki gelişmeler, lojistik sektörüne de yansıyor. Lojistik firmaları, tedarik zinciri yönetimindeki yenilikleri ve teknolojik gelişmeleri takip ederek küresel ticaretin gelişimine katkı sağlıyor. Bu süreçte, lojistik sektöründeki lider firmaların fikirleri ve stratejileri, küresel ekonomiye yön veren önemli bir kaynak haline geliyor. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Küresel ekonominin can damarı olan lojistik sektörü, dünya ticaretinin her geçen gün daha da büyümesinde önemli bir rol oynuyor. Lojistik firmaları, tedarik zinciri yönetimi, depolama, taşıma, gümrük işlemleri gibi pek çok alanda hizmet sunarak, küresel ticaretin gelişimine katkı sağlıyor. Son yıllarda yaşanan dünya ekonomisindeki değişimler ve uluslararası ticaretteki gelişmeler, lojistik sektörünü de etkiliyor. Lojistik firmaları, bu zorlu süreçte müşterilerine özel çözümler sunarak ve tedarik zincirlerini yöneterek küresel ticaretin can damarı haline geliyor. Aynı zamanda, sektör liderleri de tedarik zinciri yönetimi, teknolojik yenilikler ve dijital dönüşüm gibi konularda stratejilerini güncelleyerek, küresel ticaretin gelişimine yön veriyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin önde gelen lojistik şirketlerinden biri olan BATI Innovative Logistics Uluslararası Satış Direktörü Kaan Aydın, 2023 yılının ikinci çeyreğinde lojistik sektörünün mevcut durumunu ve geleceğini değerlendirdi. Aydın, sektördeki güncel trendleri ve zorlukları ele alarak, gelecek dönemde beklenen gelişmeler hakkında önemli bilgiler paylaşıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaan Aydın, lojistik sektörünün son yıllarda hızla büyüdüğünü ve geliştiğini belirtiyor. Küreselleşme, e-ticaretin yükselişi ve tüketici beklentilerindeki değişimler gibi faktörler, lojistik sektörünün daha da önem kazanmasına neden oluyor. Aydın, bu büyüme trendinin 2023 yılının ikinci çeyreğinde de devam ettiğini vurguluyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Aydın lojistik sektöründe ortaya çıkan bazı önemli trendleri ele alıyor. E-ticaretin hızla büyümesiyle birlikte, lojistik şirketlerin hızlı teslimat ve verimlilik konularına odaklandığını belirtiyor. Aydın, teknolojinin lojistik süreçlerindeki rolünün giderek arttığını ve yapay zekâ, otomasyon ve veri analitiği gibi alanlarda yapılan yeniliklerin sektöre büyük avantajlar sağladığını ifade ediyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Lojistik sektöründe yaşanan zorlukları da değerlendiren Aydın, artan rekabet, yüksek yakıt maliyetleri ve işgücü sorunlarının sektörün önündeki başlıca engeller olduğunu dile getiriyor. Aydın, bu zorluklarla başa çıkmak için şirketlerin inovasyona ve iş birliklerine önem vermesi gerektiğini belirtiyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Son olarak Aydın, lojistik sektörünün geleceği hakkında iyimser bir görüş dile getiriyor. E-ticaretin hızla büyümeye devam edeceğini ve bu durumun lojistik sektörünün daha da önemli hale gelmesini sağlayacağını ifade ediyor. Aydın, teknolojik gelişmelerin ve çevre dostu uygulamaların sektörün geleceğini şekillendireceğini ve şirketlerin bu alanlara yatırım yapması gerektiğini vurguluyor.</strong></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-ticaretteki-gelismeler-kuresel-ekonomik-degisimler-lojistik-sektorunu-nasil-etkiliyor-384817">Uluslararası ticaretteki gelişmeler, küresel ekonomik değişimler lojistik sektörünü nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Apr 2023 11:12:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derinden]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü yapıldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009">Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>Sabancı Üniversitesi “Toplum ve Afet Risk Yönetimi”  </u></strong><strong><u>seminer dizisinin üçüncüsü yapıldı</u></strong></p>
<p><em><strong>Sabancı Üniversitesi’nin afet risk yönetimi ve afet sonrası müdahale yöntemleri konularında başlattığı “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü “Afet Risk Yönetiminde Psikoloji Bilimi ve Uygulamaları” başlığıyla yapıldı.</strong></em></p>
<p><em><strong>Seminerde, afet risk yönetiminin omurgasının psikoloji bilimi uygulamalarına dayandığı vurgulanarak, psikolojik hazırlığın olmaması durumunda depremin toplumu çok derinden etkilediği ifade edildi.</strong></em></p>
<p>Sabancı Üniversitesi’nin afet risk yönetimi ve afet sonrası müdahale yöntemleri konularında başlattığı “Toplum ve Afet Risk Yönetimi” seminer dizisinin üçüncüsü 18 Nisan 2023, Salı günü yapıldı. </p>
<p><strong>“Afet Risk Yönetiminde Psikoloji Bilimi ve Uygulamaları” </strong>konusunun ele alındığı seminerin konukları Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi<strong> Prof. Dr. Nebi Sümer, </strong>Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Psikoloji Bölüm Başkanı<strong> Prof. Dr. Gökhan Malkoç </strong>ve TOBB ETÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Nuray Karancı </strong>oldu.<strong> </strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi<strong> Prof. Dr. Nebi Sümer, </strong>seminerde yaptığı konuşmada<strong>, </strong>“Afetlerde daha çok müdahale sırasındaki psiko-sosyal destekte psikoloji akla geliyor. Ama evrensel olarak bilinen afet yönetimi dediğimiz genel evrensel modelinin 4 aşaması vardır: Risk ve zarar azaltımı, hazırlık, müdahale ve iyileştirme. Bunun her biri psikolojiyle ilgili. Yani davranış değişimi ile risk ve zarar azaltımında uygun normlar ve anlayış olmaz, toplum depreme hazırlık yapmaz, depreme maruz kalanlara zamanında müdahale edilmez ve iyileşme çalışması takip edilmez ise toplum ayağa kalkamaz. Dolayısıyla afet risk yönetiminin omurgası psikoloji bilimi uygulamalarına dayanır.”</p>
<p><strong>KADINLARIN %60’I, ERKEKLERİN %41’İ DEPREMDEN YÜKSEK YA DA ÇOK YÜKSEK ETKİLENDİĞİNİ SÖYLÜYOR</strong></p>
<p>6 Şubat’ta yaşanan depremin yıkıcılığının çok büyük olduğunu hatırlatan <strong>Prof.  Dr. Nebi Sümer</strong>, “3-4 Mart’ta depremden bir ay sonra benim de katıldığım bir araştırma kuruluyla kapsamlı bir deprem araştırması yapıldı. Resmi rakamlara göre 51 bin ölüm var, yaralı sayısı tam bilinmiyor ama 100 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. İnanılmaz büyük bir afet yaşadık. Araştırmaya göre, Türkiye&#8217;de her 4 kişiden biri, %27’si deprem bölgesinde bir yakınımı, arkadaşımı, akrabamı, dostumu kaybettim, diyor. Bu çok büyük rakam.”</p>
<p>Depremin psikolojik etkisine de baktıklarını söyleyen <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer,</strong> şöyle devam etti: </p>
<p>“Bu tarz büyük olaylarda olayın etkisini ölçen bir psikolojik ölçek vardır. Genellikle, bizim aktif dönem dediğimiz bir ay içerisinde etki azalır. Sadece maruz kalanlarda yüksek olur. Burada durum çok daha felaket. Deprem bölgesindeki beş ilde yaşayanlarda maruz kalma ölçeğindeki maddelere göre %61’i fazla ya da çok fazla düzeyde depremden etkilenmiş. Yani düşüncesini aklından atamıyor. Bundan kaçmaya çalışıyor ya da aşırı uyarıldığı için kendisini rahatsız hissediyor. Kadınların %60’ı, erkeklerin %41’i depremden yüksek ya da çok yüksek etkilendiğini söylüyor. Bunlar inanılmaz rakamlar. Bir ay boyunca ağlamak buna yetmez. Olayın özü bu psikolojik hazırlık yoksa deprem, toplumu çok derinden etkiliyor.”</p>
<p><strong>“İNŞAAT MÜHENDİSİNİN DE HİPOKRAT YEMİNİ ETMESİ LAZIM” </strong></p>
<p>TOBB ETÜ Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Nuray Karancı </strong>ise seminerde yaptığı konuşmada,<strong> </strong>daha fazla önlem almaya teşvik edebilmesi için deprem korkusunun azalmaması gerektiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: “1995 yılında Japonya Kobe’de yaşanan deprem 1999’da yaşadığımız İstanbul depremine çok benziyor. Japonlar çok hazırlıklı denir, ancak Kobe depreminde hazırlıklı değillerdi. Yangın çıktı, çok kayıpları oldu. Japonlar bunun üzerine orada çok güzel bir müze yaptı. O travma unutulmasın ki; bizim rasyonel davranışlar gösterme, hazırlıklı olma, binaları güvenli yapma eğilimimiz devam etsin, diye. Yaşadığımız acılar, travmalar tabii ki hafifler, ancak depremin korkusu azalmamalı. Korkalım ki, bir şey yapalım. Korku kötü bir duygu değil, çünkü bizi uyarıyor: Problem var burada, ben daha sağlam yapılar yapmalıyım. İnşaat mühendisinin de Hipokrat yemini etmesi lazım aslında, yaptığı şey çok önemli; ancak süreçte mühendis de, belediye de, mal sahibi de var. Burada bir sorumluluk zinciri söz konusu.” </p>
<p>Seminere katılan Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Psikoloji Bölüm Başkanı<strong> Prof. Dr. Gökhan Malkoç </strong>da Psikologlar Derneği olarak deprem bölgesine yaşadıklarını paylaşarak, şöyle konuştu:</p>
<p>“Genelde sahaya yani bir çalışma yapmadan önce biz veri temelli müdahale programlarını önemseriz onun için de rutin bir çalışma olarak 6 kişilik bir ekiple yola çıktık. Büyük bir yıkımla karşılaştık. Depremin bir fiziksel büyüklüğü var, bir de psikolojik büyüklüğünün olduğunu gördük, psikolojik büyüklük gerçekten çok fazlaydı. Yıkım olmayan yerlerde de hayatı sormak istedik. Çok fazla yıkımın olmadığı Samandağ Vakıflı Köyü’nde yaşayan aileler çocuklarının neredeyse tamamını korkudan İstanbul’a göndermişler. Nereye girdiysek hangi şehre gittiysek orada farklı bir öykü gördük. Ama en önemlisi koordinasyon ve organizasyon problemiydi. “</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikolojik-hazirlik-yoksa-deprem-toplumu-derinden-etkiliyor-368009">Psikolojik Hazırlık Yoksa Deprem Toplumu Derinden Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teslim edilemeyen e-postalar kârlılığı önemli ölçüde etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teslim-edilemeyen-e-postalar-karliligi-onemli-olcude-etkiliyor-358790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 13:26:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[edilemeyen]]></category>
		<category><![CDATA[epostalar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[krlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[ölçüde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[teslim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=358790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pazarlama dünyasında önemini hiç kaybetmeyen e-posta pazarlama, düzgün ulaşılabilirlik oranlarıyla gerçek performansını gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teslim-edilemeyen-e-postalar-karliligi-onemli-olcude-etkiliyor-358790">Teslim edilemeyen e-postalar kârlılığı önemli ölçüde etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pazarlama dünyasında önemini hiç kaybetmeyen e-posta pazarlama, düzgün ulaşılabilirlik oranlarıyla gerçek performansını gösteriyor.  20 yıla yakın süredir e-posta pazarlama konusunda büyük kitleleri olan kurumlara hizmet veren SmartMessage’ın CEO’su Oğuz Küçükbarak: “E-posta kampanyalarında ulaşılabilirlik performansına önem gösteren markalar başarı ve kârlılık derecelerini önemli seviyede geliştiriyor” diyor.  <br /> </strong></p>
<p>Çok uzun yıllardır hayatımızın bir parçası olan e-posta, kurumlar için de çok önemli bir iletişim ve kampanya kanalını ifade ediyor. Özellikle dijital dünyanın gelişimi ile yeni kanallar kullanıcılarla buluşsa da e-posta yaygınlığı artmaya devam ediyor. Statista’ya göre e-posta kanallarının oluşturduğu global gelir seviyesi yükselmeye devam ederken, 2027 itibariyle de 17,9 milyar dolara ulaşacak. Global pazarlama profesyonellerinin yüzde 82’sinin tercih ettiği kanaldaki başarının anahtarı ise e-postaların ilgili adreslere ulaşmasından geçiyor.</p>
<p> Konuyla ilgili Oğuz Küçükbarak, “E-posta pazarlamada diğer kanallara göre kitlenizle direkt iletişime geçme gibi bir avantajınız bulunuyor. Ama bu avantajı tam anlamıyla kullanabilmek e-postaların sorunsuz olarak kullanıcılara ulaşmasından geçiyor. Burada gönderim yapan kurumların liste hijyeninden, içerik- tasarım özelliklerine ve aldıkları e-posta gönderim hizmeti kalitesine çok fazla faktör devreye giriyor. Ulaşılabilirlik konusunun e-posta kampanya başarısında düşünülenden çok daha önemli olduğunu uzun yıllara yayınlan çalışmalarımızda gözlemliyoruz” sözleriyle görüşlerini belirtiyor.</p>
<p><strong>Her altı e-posta’dan biri gelen kutusuna düşmüyor</strong><br /> E-posta ulaşılabilirliği konusunda dünyadaki önemli otoritelerden Validity’e göre her altı e-postadan biri kullanıcıların gelen kutusuna inmiyor. “Göndermek” ile “ulaştırmak” arasında kavramsal açıdan olduğu gibi teknik açıdan da farklılık olduğunun altını çizen Oğuz Küçükbarak “E-posta teslim edilebilirlik kurallarına uygun bir şekilde hareket edilmediğinde hedef kitlenin belli bir kısmına ulaşılabiliyor, haliyle bu durum kampanyalardaki getiri oranlarını düşürüyor. Çeşitli kaynaklara göre, dünyada bir dolarlık yatırımın 36 ile 40 dolarlık dönüş sağladığı bir kanalda, kullanıcıların gelen kutularına inememek potansiyel kazançları ciddi anlamda etkiliyor” diye sözlerini sürdürüyor.</p>
<p><strong>E-posta ulaşılabilirlik başarısı sürdürülebilir bir gayret gerektiriyor</strong><br />Başta banka ve sigorta kuruluşları olmak üzere e-posta pazarlama konusunda çok geniş kitlelere ve kurumlara hizmet veren SmartMessage’ın CEO’su Oğuz Küçükbarak, e-posta ulaşabilirliği konusunda performans artırıcı ipuçlarını şu şekilde özetliyor: “E-posta ulaşılabilirliği başarısını artırma yönünde öncelikle gönderim hizmeti alınan kurumun seçimi büyük önem taşıyor. Konusunda deneyimli, teknik altyapısı sağlam ve IP adresi üst seviyede olan bir tercihin yanı sıra gönderim yapan kuruma da önemli görevler düşüyor. Listelerin doğru yönetiminden, e-postaların konu bölümünün kullanımına, içerikteki görsel metin dengesinden eklenen iletilere kadar ince detaylara dikkat edilerek yüksek ulaşılabilirlik oranları sağlanabiliyor. Bu konuda özellikle sürdürülebilir takip ve düzeltmelerin de altını çizmek durumundayız. Ulaşılabilirlik başarısının temelinde tek seferlik bir hamleden ziyade süreklilik yatıyor. Konuyla ilgili metriklerin sürekli takibi ile iyileştirilecek noktalara hamleler yapılması istikrarı getiriyor. Bu konuda özellikle kaçınılması gereken başlıkları ise; izinsiz ve kaynağı belirsiz listeler kullanmak, güvenilirliği ispatlanmamış bir firmadan gönderim hizmeti almak, liste temizliğine dikkat etmemek, düzensiz gönderimler yapmak, özel kimlik doğrulama olmadan e-postaları ulaştırmak, toplu gönderimde ücretsiz domain adreslerini tercih etmek ve üyelik çıkış opsiyonunu zorlaştırmak olarak özetleyebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teslim-edilemeyen-e-postalar-karliligi-onemli-olcude-etkiliyor-358790">Teslim edilemeyen e-postalar kârlılığı önemli ölçüde etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri erkekleri daha çok etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-erkekleri-daha-cok-etkiliyor-355153</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 10:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[erkekleri]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gırtlak kanseri Türkiye’de ve dünyada çoğunlukla erkeklerde görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-erkekleri-daha-cok-etkiliyor-355153">Gırtlak kanseri erkekleri daha çok etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gırtlak kanseri Türkiye’de ve dünyada çoğunlukla erkeklerde görülüyor.</strong></p>
<p><strong>Bunun en büyük nedeninin de tütün ve tütün ürünlerini erkeklerin daha çok kullanması olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Evren Erkul, “Dil kökünün arkasından başlayıp soluk borusuna kadar uzanan alanı içeren bölgede gelişen gırtlak kanseri, ülkemizde en sık görülen baş boyun bölgesi kanseri tipi. Özellikle ileri yaşlarda görülen gırtlak kanseri, tütün ürünlerinin kullanımıyla birlikte son yıllarda artık 40&#8217;lı yaşlarda da görülüyor. Gırtlak kanserinin en önemli belirtisi ses kısıklığı. Özellikle 2-3 hafta boyunca geçmeyen ses kısıklığında mutlaka vakit kaybetmeden kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalı” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Daha ileri yaşlarda görülen gırtlak kanserinin son yıllarda Türkiye’de daha genç erişkinlerde de görülmeye başlandığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Evren Erkul, “Ancak Türkiye’de özellikle erkeklerde sık görülen gırtlak kanserinde, erken tanıyla hayatta kalma başarı oranları yüzde 90’lara kadar çıkabiliyor” dedi.</p>
<p><strong>En önemli belirti ses kısıklığı</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en tipik belirtisinin inatçı ses kısıklığı olduğunun altını çizen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Evren Erkul, “Ses kısıklığının yanı sıra seste boğukluk, nefes almada güçlük, yutma bozukluğu ve bazen de boyunda bir kitle gibi belirtiler de görülebiliyor. Ara ara yutma bozukluğunun olması, uzmanlar için tümörün boyutlarının büyüdüğünün önemli bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Ancak bazı hastalar ilk belirti olarak boyunda kitle şikayetiyle doktora başvurabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Öksürüğün, gırtlak kanserinin belirtilerinden biri olabileceğini ancak sadece öksürük şikayetinin gırtlak kanserinin habercisi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Evren Erkul, “İleri evre ve büyümüş tümörlerde öksürüğün, hastanın şikayetleri arasına girdiğini söyleyebiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi hastalığın evresine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin tedavisinde kanserin evresine göre bir yol izlendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Evren Erkul, “Erken evre tümörlerde cerrahi ya da radyoterapi kullanılırken, en uygun tedavi seçeneğinin ne olacağı konusunda hasta kapsamlı olarak bilgilendiriliyor ve hastanın da özelliklerine uygun bir seçenekle tedaviye başlanıyor. Eğer tümör ileri evredeyse, hastaya cerrahi tedavi yapılıyor ve ardından radyoterapi ya da kemoterapi eklenerek tedavi uygulanırken bazı durumlarda cerrahisiz radyoterapi veya kemoterapi seçeneği uygulanıp başarılı sonuçlar alınıyor. Bu tedavi planlamalarında da tümörün durumu, hastanın diğer yan hastalıkları, hasta tercihi göz önüne alınarak tümör kurulunda ortak bir karar verilerek tedavi seçenekleri hastaya sunulup uygulanıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düzenli kontroller ihmal edilmemeli</strong></p>
<p>Tüm kanserlerde olduğu gibi gırtlak kanserinde de erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, “Tümör erken evrede yakalanıp tedavi edildiğinde hayatta kalma oranı yüzde 90’lara çıkıyor. Bunda elbette, Türkiye’deki doktorların bu alandaki tecrübelerinin, cerrahi teknikler ve kemoterapi ile radyoterapi alanında son 15 yılda yaşanan muazzam gelişmelerin payı oldukça büyük. Gırtlak kanserinde tekrar etme riski olabiliyor. Özellikle ileri evre tümörlerde bu risk daha yüksek. Ancak tekrarlama durumunda dahi erken tanıyla yine ciddi oranlarda sağkalımın olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle hastaların kanser tekrarladığında da geç kalmamaları, düzenli takiplerini aksatmamaları hayati öneme sahip. Geçmeyen bir ses kısıklığı varsa, yutma bozukluğu, boyunda kitle, öksürük ve nefes darlığı eşlik ediyorsa, tütün kullanıyorsa ve hasta 40 yaşın üstünde ise hiç vakit kaybetmeden mutlaka bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalı” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-erkekleri-daha-cok-etkiliyor-355153">Gırtlak kanseri erkekleri daha çok etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet, uluslararası ilişkileri nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afet-uluslararasi-iliskileri-nasil-etkiliyor-351302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2023 11:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=351302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş depremlerinden hemen sonra deprem bölgesine pek çok ülkeden gelen kurtarma ekipleri, arama kurtarma çalışmalarına katılarak pek çok kişinin kurtarılmasında önemli rol oynadı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-uluslararasi-iliskileri-nasil-etkiliyor-351302">Afet, uluslararası ilişkileri nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kahramanmaraş depremlerinden hemen sonra deprem bölgesine pek çok ülkeden gelen kurtarma ekipleri, arama kurtarma çalışmalarına katılarak pek çok kişinin kurtarılmasında önemli rol oynadı. Deprem gibi doğal afetlerin uluslararası ilişkilere etkisini değerlendiren siyaset bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, bu gibi durumların ülkeler arasındaki politik eğilimleri kalıcı bir şekilde değiştirmekten öte sürtüşmelere bir süre ara verilmesi sonucunu doğurabileceğini belirtiyor. Arslan, bu gibi durumların yardımlaşma ve dayanışma havasının sağlayabileceği potansiyel işbirliği ve uluslararası barış ortamı için de fayda sağlayabileceğine dikkat çekiyor.    </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (İTBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, deprem gibi doğal afetlerin uluslararası ilişkilere etkisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>6 Şubat 2023 günü sabah saat 04:17’de 7.7 büyüklüğünde merkez üssü Kahramanmaraş Pazarcık olan ve aynı gün 13.24&#8217;te merkez üssü Kahramanmaraş Elbistan olan 7,6 büyüklüğünde iki deprem meydana geldiğini hatırlatan Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bölgenin çeşitli yerlerinde şiddetli başkaca artçı depremler bunu takip etmiştir. Çok sayıda insanımızın hayatını kaybettiği ve yaralandığı felakette çok sayıda insan da evsiz kalmış ve psikolojik travma geçirmiştir.” dedi.</p>
<p><strong>Pek çok ülkeden arama kurtarma ekipleri geldi</strong></p>
<p>Kahramanmaraş depremlerinin, ülkemizde uzun yıllardan beridir görülmeyen büyüklükte bir doğal afet olduğunu kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Binlerce binanın yıkıldığı depremler nedeniyle 4. Seviye alarm verilmiş ve pek çok ülkeden kurtarma ekipleri bölgeye intikal etmiştir.” dedi.</p>
<p>Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya, Adana, Diyarbakır, Şanlıurfa, Kilis ve Osmaniye illerinin depremde en çok zarar gören iller olduğunu ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Ahbap ve İHH gibi sivil inisiyatiflerin yardım çalışmalarında önemli roller oynadıkları bu büyük felaket sonrasında 8 Şubat 2023’ten itibaren 90 günlük OHAL ilan edildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Doğal afetlerde insani boyut öne çıkar</strong></p>
<p>Doğal afetlerin ülkelerin insani ve maddi açıdan büyük zarara uğradıkları durumlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Olağan durumlarda devletler çatışma ve iş birlikleri ile birbirlerine yer yer fayda sağlar yer yer de birbirlerinin çıkarlarını zedelerler. Ancak doğal afetler yalnızca devletler arası çıkarlar açısından değerlendirilebilecek bir durum olmanın ötesinde bir boyutu ortaya çıkarır, bu da meselenin insani boyutudur.” dedi.</p>
<p><strong>Felaket anında felaketin acısı paylaşılır</strong></p>
<p>Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan sıradan ve ruh sağlığı yerinde olan insanların bir ülkenin başına gelen bir felaket söz konusu olduğunda gösterecekleri ilk tepkinin üzüntü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Zira hangi ülkede olursa olsun sağlıklı insan herhangi bir sebep olmaksızın bir başka insanın başına olağanüstü kötü bir şey gelmesini isteyemez. Bu bakış elbette ki devletlerin ve uluslararası kuruluşların da verecekleri kararlarda kısmen ve kısa bir süreliğine de olsa etkili olur. Bu nedenle bir ülkenin başına gelen bir felaket anında neredeyse her ülke, en azından yaranın şoku atlatılana dek az ya da çok felaketin acısını paylaşma eğilimi gösterir.” dedi.</p>
<p><strong>Ülkeler arasındaki politik eğilimler kalıcı şekilde değişemez</strong></p>
<p>Bu durumun elbette toplumlar arasındaki olumlu insani duyguların hatırlanması bakımından olumlu bir netice doğurduğunu da ifade eden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Nitekim zaman zaman sürtüşme yaşadığımız Yunanistan gibi ülkelerde ve özellikle toplumlarında hâkim olan duyguların acımızı paylaşma yönünde olduğunu gözlemleyebilmekteyiz. <strong>Ancak bunların ülkeler arasındaki politik eğilimleri kalıcı bir şekilde değiştirmesini beklememek gerekir. Daha ziyade bu durum, sürtüşmelere bir süre ara verilmesi sonucunu doğurur</strong>.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Olumlu bir fırsat olarak değerlendirilmelidir</strong></p>
<p>Siyaset bilimci Prof. Dr. Havva Kök Arslan, afet öncesi krizlerin özellikle de yapısal nedenlere bağlı olmaması durumunda bu tür krizlerde ilişkilere yansıyan olumlu havanın da hem devlet düzeyinde hem de sivil toplum düzeyinde ülkelerin aralarındaki ilişkiyi olumlu yönde değiştirmek için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Yardımlaşma ve dayanışma havası, barış ortamına katkıda bulunmalıdır</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi (İTBF) Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Dünyanın ve bölgemizin içinde bulunduğu çatışma ortamlarının olduğu bu günlerde felaketin olumsuz yanlarından etkilenmekle <strong>birlikte yardımlaşma ve dayanışma havasının sağlayabileceği potansiyel iş birliği ve uluslararası barış ortamına katkıda bulunacak şekilde lehimize çevirmemiz faydalı olacaktır</strong>.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-uluslararasi-iliskileri-nasil-etkiliyor-351302">Afet, uluslararası ilişkileri nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bulaşık makinası deterjanları bağışıklık sistemimizi nasıl etkiliyor?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bulasik-makinasi-deterjanlari-bagisiklik-sistemimizi-nasil-etkiliyor-348525</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:42:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşık]]></category>
		<category><![CDATA[deterjanları]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[makinası]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[sistemimizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=348525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok hastalığın nedeninin, besinlerdeki zararlı kimyasal maddelerin bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından içeri girmesi ile ilişkili olması, gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulasik-makinasi-deterjanlari-bagisiklik-sistemimizi-nasil-etkiliyor-348525">Bulaşık makinası deterjanları bağışıklık sistemimizi nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birçok hastalığın nedeninin, besinlerdeki zararlı kimyasal maddelerin bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından içeri girmesi ile ilişkili olması, gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdi. Peki bulaşık makinesi deterjanları bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor? </strong></p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay, “</strong><strong>İsviçre’de yapılan bir araştırmada bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkileri incelendi ve parlatıcılardaki alkol etoksilatlar, eğer yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşırsa, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdi. Bu hastalıklar arasında inflamatuvar bağırsak hastalıkları, sindirim sorunları, metabolik sendrom, obezite, alerjik hastalıklar ve hatta kanser bile yer alıyor” dedi.</strong></p>
<p>Bulaşıkları temizlemek için kullandığımız bulaşık makineleri uzun yıllardan beri evlerde, yemekhanelerde, kafe ve restoranlarda sanayi ve ev tipi olmak üzere sıkça kullanılıyor ve kuşkusuz ki hayatımızı oldukça kolaylaştırıyor. Ancak bulaşık makinasında kullanılan deterjan ve parlatıcıların sağlığımıza zararlarının son dönemde sıkça gündeme gelmesi nedeniyle akıllarda oluşan soru işaretleri uzmanları da harekete geçirdi. <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Dr. Özge Atay, </strong>bağırsakların bağışıklık sistemimizdeki öneminin açıklanmasıyla birlikte birçok müzmin hastalığın bağırsaklardaki küçük çatlakların arasından giren zararlı kimyasal maddelerle ilişkili olmasının gözleri bulaşık makinası deterjanlarına çevirdiğini söyleyerek uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>“Deterjan kalıntıları, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturuyor”</strong></p>
<p>Epitel bariyer hipotezi ile bilim dünyasında büyük çığır açan Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Cezmi Akdiş ve arkadaşlarının İsviçre’de yaptıkları araştırmaya değinen Atay, bulaşık makinası deterjanlarında bulunan kimyasal maddelerin bağışıklık sistemimize olan etkilerinin incelendiğini söyledi.<strong> </strong>Parlatıcılarda bulunan alkol etoksilatların yeteri kadar durulanmadan bağırsaklara ulaşması durumunda, bağışıklık sisteminde önemli sorunlara yol açacağını gösterdiklerini ifade eden Atay,  “Deterjan ve parlatıcı kalıntılarının kuruduktan sonra tamamen çıkarılmaması halinde bulaşıkların yüzeyinde kalabileceği ve bunların insanlarda kolitis ülseroza gibi inflamatuvar bağırsak hastalıklarına, metabolik sendroma, obeziteye, alerjik hastalıklara ve hatta kanser gelişimine yol açabileceğini, en önemlisi ekosisteme zarar verebileceğini ortaya koydular.  Ayrıca deterjan veya parlatıcı kalıntılarının özellikle koruyucu bariyer görevi yapan, virüs ve bakterilerin vücuda girmesini önleyen epitel hücrelerinde hasar oluşturarak farklı sistem hastalıklarına neden olduğu da raporlandı” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Özellikle sindirim sistemini olumsuz etkiliyor”</strong></p>
<p>Bulaşık deterjanlarının zararlı etkilerinin laboratuvar koşullarında değerlendirildiğini anlatan Özge Atay, çalışmanın sonucu olarak bariyer bütünlüğünü bozan suçlu bileşenin alkol etoksilatların olduğunu ve bu maddenin deterjanlar ve özellikle parlatıcılarda yaygın olarak kullanılan iyonik olmayan bir yüzey aktif madde olduğunu söyledi. Ancak sitrik asit ve sodyum kümensülfonat gibi diğer bileşenlerin epitel hücrelerinin bariyer bütünlüğünü etkilemediğini belirten Atay, alkol etoksilat için izin verilen oranın farklı olması durumunda bu maddenin birçok gen ve protein hasarına neden olduğu, özellikle sindirim sistemini etkilediğini söyledi. </p>
<p><strong>“Kimyasallar, insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmeli”</strong></p>
<p>Parlatıcı ve deterjanların içeriğinde bulunan kimyasalların insan sağlığına uygun şekilde düzenlenmesi ve yetkili kurumlar tarafından denetlenmesinin önemli olduğunun altını çizen Atay, “Özellikle bireysel kullanımlarda, ek durulamalarla olası deterjan ve parlatıcı kalıntılarının minimuma indirilmesi, makinelerin kullanım kılavuzuna uygun kullanılması ve deterjan kalıntılarından arındırmak için makinelerin belirli aralıklarla temizlenmesi ve doğal ürünlerin tercih edilmesi faydalı olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bulasik-makinasi-deterjanlari-bagisiklik-sistemimizi-nasil-etkiliyor-348525">Bulaşık makinası deterjanları bağışıklık sistemimizi nasıl etkiliyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dil ve konuşma bozuklukları akademik başarıyı etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dil-ve-konusma-bozukluklari-akademik-basariyi-etkiliyor-347598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 11:30:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğun dil gelişimi konusunda yaşanan aksaklığın ebeveynler tarafından iyi gözlenmesi gerektiğini belirten Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, çocuğun dil gelişiminin akranlarından geri olduğunun fark edilmesi ya da çocuğun konuşmasının öğretmeni ve akranları tarafından anlaşılmaması halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dil-ve-konusma-bozukluklari-akademik-basariyi-etkiliyor-347598">Dil ve konuşma bozuklukları akademik başarıyı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuğun dil gelişimi konusunda yaşanan aksaklığın ebeveynler tarafından iyi gözlenmesi gerektiğini belirten Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, çocuğun dil gelişiminin akranlarından geri olduğunun fark edilmesi ya da çocuğun konuşmasının öğretmeni ve akranları tarafından anlaşılmaması halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Çocuğun okumayı öğrenme ve okuduğunu anlamakta güçlük yaşaması halinde bu konuda uzman dil ve konuşma terapistinden değerlendirme almanın önemine işaret eden Ayşegül Yılmaz, yoğunlaştırılmış bir terapi programına başlamak için ara tatilin iyi bir başlangıç olabileceğini söyledi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, ara tatilin dil ve konuşma bozukluklarının tespit edilmesi ve düzeltilmesi bakımından bir fırsat olduğunu söyledi.                                        </p>
<p><strong>Çocuklar iyi şekilde gözlenmeli</strong>                               </p>
<p>2022-2023 eğitim öğretim yılının ilk yarısının tamamlandığı ara tatilin ikinci yarıya hazırlık için bir fırsata çevrilebileceğini ifade eden Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, okul döneminde çocukların mutlaka iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Dil gelişiminde akranlarından geriyse dikkat!</strong></p>
<p>Dil gelişimi konusunda yaşanan herhangi bir aksaklığın düzeltilmesi için bu dönemin iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, “Okul dönemi boyunca çocuğunuzun dil gelişiminin akranlarından geri olduğunu fark ettiniz ya da öğretmenlerinden bu konuda bir geri bildirim aldıysanız, çocuğunuzun konuşması öğretmeni ve akranları tarafından anlaşılmıyorsa, çocuğunuz okumayı öğrenme ve okuduğunu anlamakta güçlük yaşıyorsa bu konuda uzman dil ve konuşma terapistinden değerlendirme almak, yoğunlaştırılmış bir terapi programına başlamak için ara tatil iyi bir başlangıç olabilir.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Nesneleri adlandırma oyunu oynanabilir</strong></p>
<p>Tatil boyunca ebeveynlerin çocuklarıyla bir yandan tatilin keyfini çıkarmaya yönelik aktiviteler yaparken bir yandan da çocuğun ihtiyaç duyduğu alanlara yönelik dil ve konuşma becerilerini destekleyecek aktivitelere yönelebileceğini ifade eden Ayşegül Yılmaz, “Örneğin halihazırda bir terapi sürecindeyseniz ve çocuğunuzun konuşma anlaşılırlığına yönelik çalışılıyorsa ev içerisinde, tatile gittiyseniz bulunduğunuz yerde ya da bir gezi esnasında etrafınızda çalıştığınız sesle ilgili nesneler bulma ve o nesneleri adlandırma oyunu oynayabilirsiniz.” diye konuştu. </p>
<p>Çocuğun sözcük dağarcığı sınırlı ve cümle uzunlukları kısaysa etkileşim içeren oyunlar oynarken de bu becerilerin desteklenebileceğini ifade eden Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, “Örneğin birlikte bir etkinlik yaparken ihtiyacınız olan malzemeleri sayma, hangi yemeğin nasıl yapılacağı, hangi malzemenin nasıl kullanılacağı hakkında sohbet edebilirsiniz. Çocuğunuzun dil gelişim düzeyine uygun olarak siz de kullandığınız dili düzenleyebilirsiniz.” dedi. </p>
<p><strong>Okul programına göre terapiler planlanabilir</strong></p>
<p>Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Ayşegül Yılmaz, sözlerini “Ara tatil sonrasında da dönem boyunca bu alanlarda ihtiyaç duyduğu desteği alabilmesi için terapistinizle görüşüp okul programına göre terapiler planlanabilir.” şeklinde tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dil-ve-konusma-bozukluklari-akademik-basariyi-etkiliyor-347598">Dil ve konuşma bozuklukları akademik başarıyı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
