<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>etkiler | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/etkiler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etkiler</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>etkiler | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/etkiler</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Çayla]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Öğretim Üyesi]]></category>
		<category><![CDATA[ekrandaki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topluma]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşatıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, dijital medyada artan savaş ve çatışma içeriklerinin toplum üzerinde görünenden çok daha derin psikolojik etkiler yarattığını söylüyor.</p>
<p>Savaşın artık yalnızca coğrafi bir gerçeklik olmadığını vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Bugün insanlar savaşın kendisini yaşamıyor olabilir ama onun görüntülerini, hikâyelerini ve duygusal yükünü her gün yeniden deneyimliyor. Bu durum savaşı fiziksel bir olay olmaktan çıkarıp gündelik hayatın içine sızan sürekli bir psikolojik deneyime dönüştürüyor” diyor.</p>
<p>Sürekli maruz kalınan içeriklerin bireyleri, zihinsel olarak çatışma atmosferinin içine çektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, bu durumu şöyle tanımlıyor:</p>
<p>“Literatürde bunu ‘uzaktan travma’ ya da ‘ikincil travma’ olarak adlandırıyoruz. Kişi savaşın içinde değil ama zihni sürekli oraya taşınıyor. Sosyal medyanın algoritmik yapısı da kriz ve şiddet içeriklerini öne çıkararak bu etkiyi daha yoğun ve sürekli hale getiriyor.”</p>
<p><strong>“En tehlikeli sonuçlardan biri: duyarsızlaşma”</strong></p>
<p>Türkiye’de özellikle gençlerin ve kentli nüfusun bu etkilenmeyi daha yoğun yaşadığına dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Çayla, şunları söylüyor: “Gün içinde defalarca savaş görüntülerine maruz kalmak, fark edilmeden süreklilik kazanan bir huzursuzluk yaratıyor. Bu zamanla kaygıya, odaklanma sorunlarına ve geleceğe dair güvensizlik hissine dönüşüyor. Zihinsel yorgunluk, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı bu sürecin en yaygın sonuçları.”</p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla’ya göre bu yoğun maruziyetin en kritik etkilerinden biri de duygusal körelme: “Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalan bir zihin, bir süre sonra bu durumu olağanlaştırmaya başlıyor. İlk başta sarsıcı olan görüntüler zamanla sıradanlaşıyor. Bu da empati kapasitesinin zayıflamasına ve toplumsal duyarlılığın aşınmasına yol açıyor.”</p>
<p><strong>“Çocuklar bu tablo içinde çok daha savunmasız”</strong></p>
<p>Çocukların bu süreçten çok daha derin etkilendiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Çayla, “Görsel içerikleri yetişkinler gibi filtreleyememeleri, savaş haberlerinin onlar üzerinde daha derin bir korku ve güvensizlik duygusu yaratmasına neden oluyor. Dünya algısının erken yaşta ‘tehlikeli ve belirsiz’ bir çerçevede şekillenmesi, uzun vadeli psikolojik etkiler açısından ciddi riskler barındırıyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>“Artık bu bir ruh sağlığı meselesi”</strong></p>
<p>Dr. Öğretim Üyesi Çayla savaşın etkilerinin yalnızca politik ya da askeri alanla sınırlı kalmadığını vurgularken, “Medya aracılığıyla hayatımıza giren savaş, artık doğrudan bir ruh sağlığı meselesi. Türkiye’de artan medya tüketimiyle birlikte bu etkiler daha görünür hale gelirken, bireysel farkındalık kadar medya kullanım alışkanlıklarının da yeniden düşünülmesi gerekiyor. Çünkü savaş artık sadece uzakta yaşanan bir gerçeklik değil; ekranlar üzerinden herkesin hayatına dokunan sessiz ama güçlü bir deneyim” tespitini yapıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ekrandaki-savas-topluma-uzaktan-travma-yasatiyor-624532">Ekrandaki savaş, topluma &#8220;uzaktan travma&#8221; yaşatıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Donma mı, hipotermi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[hipotermi]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Isısı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Hipotermi nedir?</strong></p>
<p>Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor</strong></p>
<p>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti:</p>
<p>“Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.”</p>
<p><strong>Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor</strong></p>
<p>Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor</strong></p>
<p>Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor</strong></p>
<p>Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli</strong></p>
<p>Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? </strong></p>
<p>Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor</strong></p>
<p>Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor</strong></p>
<p>Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>“Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.”</p>
<p>Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.”</p>
<p><strong>Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor</strong></p>
<p>Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-2-597623</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:54:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Boyutunun]]></category>
		<category><![CDATA[çakop]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[iv]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597623</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çocuk ve Aile Koruma Platformu (Dünya ÇAKOP), dijital dönüşümün aile kurumu üzerinde oluşturduğu etkileri çok boyutlu biçimde ele almak üzere uluslararası ölçekli bir sempozyum düzenliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-2-597623">IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Çocuk ve Aile Koruma Platformu (Dünya ÇAKOP), dijital dönüşümün aile kurumu üzerinde oluşturduğu etkileri çok boyutlu biçimde ele almak üzere uluslararası ölçekli bir sempozyum düzenliyor.</p>
<p> <strong>IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</strong>, “<strong>Yapay Zekâ Çağında Aile: Tehditler ve Fırsatlar</strong>” temasıyla <strong>13 Aralık 2025 </strong>tarihinde <strong>İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi BaşhekimlikBinası Z Katı Konferans Salonu’nda </strong>gerçekleştirilecektir. Sempozyum; 65 sivil toplum kuruluşu, 42 bilim kurulu üyesi, sekiz paydaş üniversite, Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülmektedir. Paydaş üniversiteler arasında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi yer almaktadır. Bu kapsamlı yapı, akademik derinliği toplumsal deneyimle birleştiren güçlü bir platform oluşturmaktadır.</p>
<p>Sempozyumun merkezinde şu temel soru yer alıyor: <strong>Teknolojinin sunduğu imkânlar, insanın özünü ve aile bağlarını ne ölçüde muhafaza edebiliyor? </strong>Bu yılki programda özellikle <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>başlığına özel bir ağırlık verilmekte; yapay zekânın aile yaşamını dönüştüren görünür-görünmez tüm etkileri bilimsel veriler ışığında kapsamlı bir çerçevede değerlendirilmektedir.</p>
<p><b>Dijital Çağın Aile Yapısına Etkileri Bilimsel Bir Meta-Analizle Tartışılıyor</b></p>
<p>Dijital dönüşüm; ebeveynlik pratiklerinden çocukların kimlik gelişimine, aile içi iletişimden mahremiyetalanına kadar geniş bir yelpazede köklü değişiklikler meydana getiriyor. Yapay zekâ artık yalnızca veri işleyen bir araç değil; karar mekanizmalarımıza, duygusal süreçlerimize ve aile bireyleri arasındaki ilişkilere dokunan aktif bir unsur hâline geliyor.</p>
<p>Bu nedenle sempozyumda aile kurumu üzerindeki sosyal, psikolojik ve teknolojik etkiler geniş kapsamlı birbakışla ele alınacak; özellikle <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>bölümü çerçevesinde risk alanları, firsatlar, toplumsal etkiler ve uygulanabilir çözüm modelleri disiplinlerarası bir yöntemle sunulacaktır.</p>
<p><b>Tematik Oturumlar ve Meta-Analiz Odaklı Panel</b></p>
<p>Sempozyum programı açılış konuşmalarının ardından üç ana bölümden oluşmaktadır.</p>
<p>Oturumlarda ele alınacak başlıca konular: Yapay zekânın aile bağlarını sessizce dönüştürmesi, çocuklarda zihinsel ve ruhsal işgal alanları, sanal ebeveynlik ve ebeveyn rollerinin yapay</p>
<p>zekâya devri, dijital mahremiyet ve ev içi güvenlik, bağımlılık tasarımları ve algoritmik yönlendirme, yapayzekâ okuryazarlığının aile içindeki rolü, ChatGPT, Gemini, Claude gibi modellerin toplumsal etkileri, <strong>yapayzekânın teknolojik ve toplumsal boyutunun meta-analizi: Bulgular, risk haritaları ve uygulanabilir öneriler.</strong></p>
<p>Günün sonunda gerçekleştirilecek panel, <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>ekseninde çözüm odaklı bir çerçeve sunacaktır.</p>
<p><b>Aileyi Merkeze Alan Bir Teknoloji Perspektifi</b></p>
<p>Dünya ÇAKOP, bu sempozyum aracılığıyla teknolojiyi amaç değil, <strong>insana ve aileye hizmet eden bir araç</strong>hâline getirmeyi hedefleyen değer temelli bir bakış açısı sunmaktadır. “Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” bölümü, aileyi koruyan somut ve uygulanabilir politikaları şekillendirmeye yönelik bilimsel bir referans niteliği taşıyacaktır.</p>
<p><b>Katılım Ücretsiz – YouTube Üzerinden Canlı Yayın</b></p>
<p>Etkinlik yüz yüze gerçekleştirilecek olup, fiziksel olarak katılamayanlar için tüm oturumlar</p>
<p><strong>Dünya ÇAKOP YouTube kanalından </strong>tek oturum hâlinde canlı yayınlanacaktır.</p>
<p><b>Katılım Başvuru Formu:</b></p>
<p>https://www.dunyacakop.com/4-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-basvuru-formu/</p>
<p><b>Sempozyum Web Sayfası:</b></p>
<p>https://www.dunyacakop.com/etkinlikler/dunya-cakop-4-uluslararasi-sempozyumu/</p>
<p><b>YouTube Kanalı:</b></p>
<p>https://www.youtube.com/@dunyacakop</p>
<p><b>Instagram:</b></p>
<p>https://www.instagram.com/dunyacakop/ Katılım tüm halk için <strong>ücretsizdir</strong>.</p>
<p><b>Facebook:</b></p>
<p>https://www.facebook.com/dunyacakop <strong>Sempozyum Canlı Yayın Bağlantısı </strong>https://www.youtube.com/live/GwIwLsWRnx0</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-2-597623">IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-597470</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 13:37:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çakop]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[iv]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597470</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çocuk ve Aile Koruma Platformu (Dünya ÇAKOP), dijital dönüşümün aile kurumu üzerinde oluşturduğu etkileri çok boyutlu biçimde ele almak üzere uluslararası ölçekli bir sempozyum düzenliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-597470">IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Çocuk ve Aile Koruma Platformu (Dünya ÇAKOP), dijital dönüşümün aile kurumu üzerinde oluşturduğu etkileri çok boyutlu biçimde ele almak üzere uluslararası ölçekli bir sempozyum düzenliyor. <strong>IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</strong>, “<strong>Yapay Zekâ Çağında Aile: Tehditler ve Fırsatlar</strong>” temasıyla <strong>13 Aralık 2025 </strong>tarihinde <strong>İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Başhekimlik Binası ZKatı Konferans Salonu’nda </strong>gerçekleştirilecektir. Sempozyum; 65 sivil toplum kuruluşu, 42 bilim kurulu üyesi, sekiz paydaş üniversite, Başakşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülmektedir. Paydaş üniversiteler arasında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi yer almaktadır. Bu kapsamlı yapı, akademik derinliği toplumsal deneyimle birleştiren güçlü bir platform oluşturmaktadır.</p>
<p>Sempozyumun merkezinde şu temel soru yer alıyor: <strong>Teknolojinin sunduğu imkânlar, insanın özünü ve aile bağlarını ne ölçüde muhafaza edebiliyor? </strong>Bu yılki programda özellikle <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>başlığına özel bir ağırlık verilmekte; yapay zekânın aile yaşamını dönüştüren görünür-görünmez tüm etkileri bilimsel veriler ışığında kapsamlı bir çerçevede değerlendirilmektedir.</p>
<p><b>Dijital Çağın Aile Yapısına Etkileri Bilimsel Bir Meta-Analizle Tartışılıyor</b></p>
<p>Dijital dönüşüm; ebeveynlik pratiklerinden çocukların kimlik gelişimine, aile içi iletişimden mahremiyetalanına kadar geniş bir yelpazede köklü değişiklikler meydana getiriyor. Yapay zekâ artık yalnızca veri işleyen bir araç değil; karar mekanizmalarımıza, duygusal süreçlerimize ve aile bireyleri arasındaki ilişkilere dokunan aktif bir unsur hâline geliyor.</p>
<p>Bu nedenle sempozyumda aile kurumu üzerindeki sosyal, psikolojik ve teknolojik etkiler geniş kapsamlı birbakışla ele alınacak; özellikle <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>bölümü çerçevesinde risk alanları, firsatlar, toplumsal etkiler ve uygulanabilir çözüm modelleri disiplinlerarası bir yöntemle sunulacaktır.</p>
<p><b>Tematik Oturumlar ve Meta-Analiz Odaklı Panel</b></p>
<p>Sempozyum programı açılış konuşmalarının ardından üç ana bölümden oluşmaktadır.</p>
<p>Oturumlarda ele alınacak başlıca konular: Yapay zekânın aile bağlarını sessizce dönüştürmesi, çocuklarda zihinsel ve ruhsal işgal alanları, sanal ebeveynlik ve ebeveyn rollerinin yapay</p>
<p>zekâya devri, dijital mahremiyet ve ev içi güvenlik, bağımlılık tasarımları ve algoritmik yönlendirme, yapayzekâ okuryazarlığının aile içindeki rolü, ChatGPT, Gemini, Claude gibi modellerin toplumsal etkileri, <strong>yapayzekânın teknolojik ve toplumsal boyutunun meta-analizi: Bulgular, risk haritaları ve uygulanabilir öneriler.</strong></p>
<p>Günün sonunda gerçekleştirilecek panel, <strong>“Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” </strong>ekseninde çözüm odaklı bir çerçeve sunacaktır.</p>
<p><b>Aileyi Merkeze Alan Bir Teknoloji Perspektifi</b></p>
<p>Dünya ÇAKOP, bu sempozyum aracılığıyla teknolojiyi amaç değil, <strong>insana ve aileye hizmet eden bir araç</strong>hâline getirmeyi hedefleyen değer temelli bir bakış açısı sunmaktadır. “Yapay Zekânın Teknolojik ve Toplumsal Boyutunun Meta-Analizi ve Öneriler” bölümü, aileyi koruyan somut ve uygulanabilir politikaları şekillendirmeye yönelik bilimsel bir referans niteliği taşıyacaktır.</p>
<p><b>Katılım Ücretsiz – YouTube Üzerinden Canlı Yayın</b></p>
<p>Etkinlik yüz yüze gerçekleştirilecek olup, fiziksel olarak katılamayanlar için tüm oturumlar</p>
<p><strong>Dünya ÇAKOP YouTube kanalından </strong>tek oturum hâlinde canlı yayınlanacaktır.</p>
<p><b>Katılım Başvuru Formu:</b></p>
<p>https://www.dunyacakop.com/4-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-basvuru-formu/</p>
<p><b>Sempozyum Web Sayfası:</b></p>
<p>https://www.dunyacakop.com/etkinlikler/dunya-cakop-4-uluslararasi-sempozyumu/</p>
<p><b>YouTube Kanalı:</b></p>
<p>https://www.youtube.com/@dunyacakop</p>
<p><b>Instagram:</b></p>
<p>https://www.instagram.com/dunyacakop/ Katılım tüm halk için <strong>ücretsizdir</strong>.</p>
<p><b>Facebook:</b></p>
<p>https://www.facebook.com/dunyacakop <strong>Sempozyum Canlı Yayın Bağlantısı </strong>https://www.youtube.com/live/GwIwLsWRnx0</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iv-uluslararasi-dunya-cakop-sempozyumu-597470">IV. Uluslararası Dünya ÇAKOP Sempozyumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Oct 2025 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kafein]]></category>
		<category><![CDATA[kafeinin]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580955</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada sıklıkla tüketilen çay ve kahve, içerdikleri kafein sebebiyle kalp sağlığını hem olumlu hem de olumsuz etkileyebiliyor. Kafeinin, merkezi sinir sistemini uyararak enerji seviyesini artırırken odaklanmayı da kolaylaştırdığını açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kahve çekirdekleri, çay yaprakları ve kakao gibi bitkilerde bulunan kafeinin kısa vadeli faydaları arasında dikkat artışı, daha iyi odaklanma ve fiziksel performansta iyileşme olsa da, özellikle kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri konusunda hala pek çok soru işareti bulunuyor” dedi</strong></p>
<p>Kafein, tüketilen miktara ve kişisel farklılıklara bağlı olarak kalp atış hızı, tansiyon ve kan damarları üzerinde çeşitli etkiler gösterebilir. Kafeine duyarlı kişilerde, fazla tüketim sonrası çarpıntı görülebileceğini belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Ancak bu durum genellikle geçicidir ve düşük miktarlarda kafein tüketimiyle kontrol altına alınabilir. Hipertansiyon hastası değilseniz ya da kalp atışı düzensizliği probleminiz yoksa ideal kabul edilen günlük maksimum 400 mg sınırını aşmamak, kafeinin olumsuz etkilerinden çok, faydalarından yararlanmanızı sağlayabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>2-3 fincan kahve kalp hastalığı riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Kahvenin, hücre hasarını önlemeye ve kalp hastalığına yol açan iltihaplanmaları azaltmaya yardımcı güçlü antioksidanlar içerdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Koylan, “Bu nedenle düzenli fakat ölçülü kahve tüketiminin kalp-damar sağlığını koruyabileceği düşünülüyor. Bazı araştırmalar düzenli kahve tüketiminin, kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörü olan tip 2 diyabet ihtimalini azalttığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla, diyabet riskinin azalması kalp sağlığını da dolaylı olarak olumlu etkileyebilir. Ayrıca orta derecede kahve tüketiminin, kalp hastalıkları tehlikesini direkt olarak azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. Örneğin, günde 2-3 fincan kahve içen bireylerde, bu miktardan daha az kahve içenlere göre daha düşük kalp hastalığı riski bulunduğu gözler önüne serildi” dedi.</p>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Dikkat ve odaklanmayı artırarak stresi dolaylı olarak azaltabilir.</li>
<li>Güçlü antioksidan içeriğiyle damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterebilir.</li>
<li>Düzenli ve ölçülü tüketimle, tip 2 diyabet riskini azaltarak kalp hastalığı riskini düşürebilir.</li>
<li>Orta düzey kahve tüketimi (günde 2-3 fincan), kalp-damar hastalığı riskini azaltabilir.</li>
<li>Egzersiz performansını artırarak kalp sağlığını destekleyen fiziksel aktiviteye katkıda bulunabilir.</li>
</ol>
<p><strong>Kafeinin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri</strong></p>
<ol>
<li>Yüksek miktarda alındığında çarpıntı ve kalp atış hızında artışa yol açabilir.</li>
<li>Tansiyonu geçici olarak yükseltebilir, özellikle hipertansiyon hastalarını tehlikeye sokar.</li>
<li>Kan damarlarında daralmaya neden olabilir.</li>
<li>Kalp ritim bozukluğu olan kişilerde düzensiz atımları tetikleyebilir.</li>
<li>Fazla tüketimle anksiyete ve uyku bozukluğu yaparak kalbi dolaylı şekilde zorlayabilir.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kafeinin-kalp-sagligi-uzerinde-etkileri-580955">Kafeinin kalp sağlığı üzerinde etkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[kendisini]]></category>
		<category><![CDATA[medyada]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanırken]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Beğenilme ve onay alma isteği insan doğasının temel özelliklerinden biri. Sosyal canlılar olarak varlığımızı sürdürebilmemiz için başkalarıyla ilişki kurmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız. Ancak günümüzde sosyal medya, bu doğal eğilimi farklı bir boyuta taşıyarak bireylerin psikolojisi ve toplumsal ilişkileri üzerinde yeni etkiler yaratıyor. Özellikle “like” kültürü, beğeninin karşılığını anında ve geniş kitlelerden alabilme imkânı sunduğundan, bireylerde kısa vadede dopamin salınımını tetikliyor; fakat uzun vadede bağımlılık, kıskançlık ve tüketim baskısı gibi olumsuz sonuçlara yol açıyor. Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın bireyler ve toplum üzerindeki etkilerini değerlendirerek, “Beğenilme ve onay alma isteği doğamızda var, ama sosyal medya bunu başka bir boyuta taşıyarak insan psikolojisi için zararlı bir hale getiriyor” diyor.</strong></em></p>
<p>Günümüzde adeta bir “beğeni bağımlılığı” yaşandığını dile getiren Doç. Dr. Alper Bilgili, sosyal medyanın sıradan insan ilişkilerinde olmayan bir imkân sunduğuna dikkat çekiyor: “Beğeninin karşılığını hemen ‘like’larla alıyoruz. Üstelik çok daha büyük bir kitleye, hatta tanımadığımız insanlara bile kendimizi beğendirebiliyoruz. Bu kısa vadede dopamin olarak bize dönse de, uzun vadede psikolojimiz ve toplumsal ilişkilerimiz üzerinde olumsuz etkiler yaratıyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre bu olumsuz etkilerden en dikkat çekeni ise “kıyaslama”. Kullanıcıların, başkalarının abartılı hatta aldatıcı paylaşımlarını gerçek sandıklarına dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Örneğin Utah Valley Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre Facebook kullanıcılarının ciddi bir bölümü diğer insanların kendilerinden daha mutlu bir hayat yaşadığına inanıyor. Missouri Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırmaya göreyse sosyal medya kıskançlık hissini artırıyor. Zaten düşünüldüğünde iki sonucun birbirinden bağımsız olmadığı görülür” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Sosyal Medya Bağımlılık Yaratıyor </strong></p>
<p>Sosyal medyanın bağımlılık yarattığına dair geniş bir literatür bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Alper Bilgili, “Gallup araştırmasına göre kullanıcıların %41’i saatte birkaç kez, %11’i birkaç dakikada bir bildirimlerini kontrol ediyor. Bu bağımlılık tesadüf değil; sosyal medya insan psikolojisinin zaaflarına göre bilinçli olarak tasarlanıyor” diyor. </p>
<p>Doç. Dr. Alper Bilgili’ye göre sosyal medya, tüketim alışkanlıklarını yönlendiriyor. Orada gördüğümüz paylaşımların, tüketim kültürünü sürekli olumlayan bir etki yarattığını vurgulayan Doç. Dr. Alper Bilgili, “İhtiyacımız olmasa da oradakiler gibi tüketmek istiyoruz. Sosyal medya sadece tüketimi özendirmiyor, kolaylaştırıyor da. Geçen sene ‘Kara Cuma’ diye bilinen dönemde TikTok, ‘TikTok Shop’ isimli kendi uygulaması üzerinden günde 100 milyon dolarlık satış yapmayı başardı. Bunun yanında sponsorlu içerikler ve influencer’ların paylaşımları belirli ürünlerin karşımıza çıkmasına neden oluyor. Reklam verenlerin ilgi alanlarımıza erişmesi, uygulama üzerinden bizi tanıyor olması bu sosyal medya uygulamalarını ana akım medyadan çok daha etkili kılıyor. Çünkü firmalar alıcı kitlesini belirleyip bu tür reklamları gerçek muhataplarına ulaştırabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Minimalizm de Gösterişe Dönüştü </strong></p>
<p>Sosyal medyada minimalist yaşam tarzına yönelik akımlar da popüler. Ancak Doç. Dr. Alper Bilgili, bu akımların samimiyetini sorguluyor: “Minimalizm, tüketim kültürüne karşı bir duruş gibi görünüyor. Ama sosyal medyada minimalist yaşamakla övünmek, yeni bir statü aracı haline geldi. Bazıları sahip olduklarını azaltmak yerine, minimalist yaşam videolarında gördüklerini edinmeye başladı. Amaç yine beğeni almak oldu.”</p>
<p>Sosyal medya platformlarının da kendi dinamikleri olduğuna işaret eden Doç. Dr. Alper Bilgili, “Bu platformlarda aşırı tüketimle veya gösterişçi tüketimle ilgili bir farkındalık uyandırmak teoride mümkün. Ancak platformların beğeni üzerine kurulu olması, bu platformlardaki algoritmaların temelde kâr amacı gütmeleri, bu iyi niyetli eylemlerin kolaylıkla amacından sapmasına neden olabilir. Tabii detaya inildiğinde sosyal medya platformlarının kullandıkları farklı algoritmalar nedeniyle tüketimle ilgili farkındalık oluşturma potansiyelleri arasında da ayrıma gitmek gerektiği söylenebilir. Örneğin Reddit ile Instagram’ı bu anlamda aynı kefeye koymamak gerekir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Doğru Kullanılırsa Faydaları da Var </strong></p>
<p>Sosyal medyanın olumsuz yanlarının yanında bazı faydaları da olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Alper Bilgili, “Doğru kullanılırsa iyi bir network ve bilgi kaynağı olarak işlev görebiliyor. Özellikle konvansiyonel medyayla kıyaslandığında sesini duyurmak için etkili bir mecra. Memnuniyetsizlik halinde etkili bir ceza aracı olarak da kullanılabiliyor. Ancak tüm bunlar doğru kullanılma şartına bağlı” diyor. </p>
<p>Peki olumsuz etkilerden korunmak için ne yapılabilir? Doç. Dr. Alper Bilgili şu önerilerde bulunuyor: “Öncelikle sosyal medyayı neden kullandığımızı sorgulamalıyız. Kullanım sınırlarını aktifleştirmek, bazı günleri ‘Dijital Şabat’ ilan etmek faydalı olabilir. Kendimize sosyal medyanın gerçeği temsil etmediğini hatırlatmamız gerekiyor. Bu platformların bizi esir etme stratejileri, kumarhane taktiklerinden davranışsal psikolojiye kadar pek çok araçtan faydalanıyor. Bunlara ilaveten sosyal medyada ne paylaşacağımızı veya kime ne cevap vereceğimizi düşünürken hayatla olan temasımızı yitirdiğimizi hatırlamak gerekir. Aksi takdirde paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz. Özetle sosyal medyanın olumsuz etkilerinden kaçınmak sadece ciddi bir irade değil, aynı zamanda zamanımızı, enerjimizi ve dikkatimizi paraya çevirmek için tasarlanmış platformlara karşı bilinçli bir farkındalık gerektiriyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-medyada-paylasmaya-odaklanirken-yasamin-kendisini-kaciriyoruz-579442">Sosyal medyada paylaşmaya odaklanırken, yaşamın kendisini kaçırıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğun kontrolsüz yaz tatili geçirmesi gelişimini olumsuz etkiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugun-kontrolsuz-yaz-tatili-gecirmesi-gelisimini-olumsuz-etkiler-386117</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 12:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimini]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolsüz]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[tatili]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların yaz tatili dönemlerini planlarken, yaş dönemlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, planlamanın yaş gruplarına göre yapılması gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugun-kontrolsuz-yaz-tatili-gecirmesi-gelisimini-olumsuz-etkiler-386117">Çocuğun kontrolsüz yaz tatili geçirmesi gelişimini olumsuz etkiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların yaz tatili dönemlerini planlarken, yaş dönemlerine dikkat edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, planlamanın yaş gruplarına göre yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Okul öncesi eğitimi alan çocukların aynı düzeni devam ettirmelerinin gelişimleri için önemli olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, 11 yaş sonrası çocuklarınsa yaz kamplarına katılmalarının daha uygun olacağını söylüyor. Aydoğdu, 0-6 yaş grubu çocuklar için ise ailelerinden uzun süre uzak kalacak planlamalar yapılmaması gerektiğine dikkat çekiyor.</strong></p>
<p>Okullar kapandı. Çocuklar için aileler tarafından program yapılması gereken günler başladı. Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, çocukların yaz tatilini nasıl daha verimli değerlendirebileceği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Yaz tatilinden maksimum verim alınabilmesi için yaşa uygun planlama yapılmalı</strong></p>
<p>Çocukların yaz tatili dönemlerini belirlerken, yaş dönemlerine dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek sözlerine başlayan Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Farklı yaş dönemleri için farklı stratejiler belirlenmeli ve farklı düzenlemeler yapılmalı. Böylece çocukların yaz tatilinden maksimum verim almalarını sağlanabilir. Özellikle okul öncesi eğitimi alan çocukların, okul dönemindeki düzenlerine devam ediyor olmaları gerekir. Hem akran ilişkileri hem sosyal öğrenme hem de fiziksel gelişimleri için dikkat edilmesi gereken bir nokta. Bilişsel gelişimlerin de bunlara eşlik edebilmesi için yaz okulu gibi uygulamalara devam edilmesi oldukça önemli.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuklar ailelerinden uzun süre uzak kalmamalı</strong></p>
<p>Okul öncesi eğitimi alan çocukları olan ve çalışan anne-babaların çocukların gelişimi için geniş aile bireylerinden destek almasının sık görülen bir durum olduğuna değinen Aydoğdu, “Ancak 0-6 yaş dönemindeki çocukların anne-babadan uzun süre ayrı kalarak uzak mesafede olması, onların gelişimi açısından çok olumlu ve sağlıklı karşılanmamaktadır. Bu yüzden mümkün oldukça evlerine yakında hatta evleri içerisinde bakım alabileceği şekilde düzenleme yapılması gerekir. Yaşanılan ilin dışında planlanan tatillerin de annenin veya babanın eşlik edebileceği zaman dilimlerinde yapılması daha uygundur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Okul döneminde olduğu gibi belli bir düzen içerisinde olmalılar</strong></p>
<p>11 yaş sonrası çocuklar için yaz kampı gibi uygulamaların daha önemli olabileceğini belirten Aydoğdu, “Ön ergenlik dönemi içerisinde olan çocukların daha sık akranlarıyla birlikte olması, sosyal medya kullanımının kontrol altında tutulması ve yoğun fiziksel hareket içeren aktiviteler yapması, bütün gelişim basamakları için önerilen, yönlendirilen ve destek alınması gereken alanlar içerisinde yer alır. Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, çocukların okul döneminde olduğu gibi belli bir program ve düzen içerisinde olması oldukça önemli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuğa, esnek ama kuralların da olduğu tatil için alan açmak gerekir</strong></p>
<p>Tüm bu düzenlemeleri yaparken çocuğun ne istediğinin göz önünde tutulması gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Seda Aydoğdu, “Çocuğun yerine sadece aileler karar vermemeli. Seçenekler arasından çocukla birlikte karar vermek, çocuğun gideceği kurs hakkında söz sahibi olması önemli. Mümkünse süreci arkadaşlarıyla beraber karar verebileceği bir hale getirmek, onun da karar mekanizması içerisinde olması çocuğun öz güvenini de geliştiren bir durum.” dedi.</p>
<p>Çocuğun kontrolsüz bir şekilde bütün yaz tatili boyunca tek başına evde olmasının gelişim basamakları için olumsuz etkilere sahip olacağına vurgu yapan Aydoğdu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Böyle bir durumda çocukta geceyle gündüz karışır, sosyal medya kullanımında sınırlar ve kurallar kalkmış olur. Tabii ki okul döneminde olduğu gibi çocuğu çok fazla sıkmak ve yönlendirmek de doğru bir yaklaşım değil. Çocuğa nispeten biraz daha esnek ama kuralların da olduğu bir yaz tatili geçirebileceği alan açmak, zaman yaratmak gerekir. Özellikle çocuğun kış döneminde, okul döneminde yapmak istediği ama okul şartları ya da hava şartlarından dolayı yapamadığı etkinler, dâhil olamadığı aktiviteler varsa bunlara katılması için teşvik edilmesi ve yönlendirilmesi oldukça önem arz eder.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugun-kontrolsuz-yaz-tatili-gecirmesi-gelisimini-olumsuz-etkiler-386117">Çocuğun kontrolsüz yaz tatili geçirmesi gelişimini olumsuz etkiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
