<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ergenlikte | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ergenlikte/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ergenlikte</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 04 Mar 2026 09:00:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ergenlikte | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ergenlikte</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 09:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklere]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Hülya Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617509</guid>

					<description><![CDATA[<p>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış gibi belirtilerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. İçe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi gibi fiziksel belirtilerin de önemli bir işaret olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına danışılmalıdır” dedi.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, Yeşilay Haftası kapsamında madde ve alkol bağımlılığı, tedavi yöntemleri ve bağımlılıkla mücadele konusunda bilgiler verdi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Madde bağımlılığı, ruhsal bir bozukluktur</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanımının bir ruhsal bozukluk olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “En son uluslararası kabul edilen Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabına göre (DSM-5), “kötüye kullanım” ve “bağımlılık” ayrımı kaldırılmış; bunlar tek bir başlık altında, hafif, orta ve ağır düzey olarak sınıflandırılmıştır. Madde kullanım bozukluğu, klinik olarak belirgin bozulmaya veya sıkıntıya yol açan, sorunlu bir madde kullanım örüntüsü ile karakterize bir ruhsal bozukluktur. Bu bozukluk; bilişsel, davranışsal ve fizyolojik belirtilerle seyreder ve kişinin madde kullanımını kontrol etme kapasitesinde azalma ile tanımlanır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılığın kriterleri var</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Halk arasındaki bilinir haliyle madde (uyuşturucu) bağımlılığı diyebilmek için bazı kriterlerin bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da uzun süreli kullanımı, maddeyi bırakma veya azaltma girişimlerine rağmen başarısız olunması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması tanı kriterlerinin başında gelmektedir. Madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamaya neden olması ve yaşanılan sosyal sorunlara rağmen kullanımı sürdürme çabasının olması tanı konulmasında önemli kriterler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Son bir yıl içinde en az ikisi varsa bağımlılık tanısı konulabilir</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığı tanı kriterleri arasında her geçen gün daha fazla madde alımına ihtiyaç göstermek yani tolerans gelişimi olması ve maddenin alınmadığı zamanlarda maddeye özel yoksunluk belirtileri yaşanmasının da yer aldığını belirterek “Son bir yıl içinde tüm bu sayılanlardan en az ikisi bile bulunuyorsa madde bağımlılığı tanısı için yeterli olmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Hülya Ensari, tanı koyarken de belirtilerin şiddetine göre hafif, orta ve ağır düzeyde bağımlılık şeklinde sınıflandırma yapıldığını söyledi.     </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir hastalık</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağımlılığın yalnızca davranışsal değil, nörobiyolojik değişimlerle seyreden bir beyin hastalığı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bağımlılıkta özellikle mezolimbik dopamin sistemi etkilenmekte, tekrar eden kullanım nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntüsüne yol açmaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılık yapıcı maddeler</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Prof. Dr. Hülya Ensari, DSM-5’e göre madde kullanım bozukluklarının farklı farmakolojik gruplar altında sınıflandırıldığını belirterek bunları şöyle sıraladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>1. Tütün (Nikotin</span></b><span>): Yüksek bağımlılık potansiyeline sahiptir. Dopamin salınımını artırır ve yoksunluk belirtileri belirgindir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>2. Alkol:</span></b><span> GABAerjik sistemi güçlendirir, glutamaterjik sistemi baskılar. Tolerans ve yoksunluk gelişir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>3. Opiyatlar (Opioidler):</span></b><span> Morfin, eroin, kodein, metadon vb. µ-opioid reseptör agonistleridir. Yüksek bağımlılık ve ciddi yoksunluk riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>4. Uyarıcılar (Stimülanlar</span></b><span>): Amfetamin, kokain, MDMA; dopamin ve noradrenalin artışı yapar. Psikotik belirtiler gelişebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>5. Sedatif-Hipnotikler</span></b><span>: Barbitüratlar, benzodiazepinler; GABA üzerinden etki eder. Ani kesilme nöbet riski oluşturabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>6. Halüsinojenler</span></b><span>: LSD, psilosibin vb.; serotonerjik sistem üzerinden algı değişikliklerine yol açar. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>7. Uçucu Maddeler</span></b><span>: Tiner, benzen, yapıştırıcılar; özellikle ergenlerde nörotoksisite riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>8. Kannabis:</span></b><span> THC içeriği ile algı ve bilişsel işlevleri etkiler; yatkın bireylerde psikoz riskini artırabilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>9. Diğer Maddeler</span></b><span>: PCP, ketamin, GHB, anabolik steroidler ve nitritler farklı mekanizmalarla bağımlılık riski taşır. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Alkol kullanım bozukluğu, ruhsal hastalıklarla eş zamanlı seyredebiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Alkol kullanım bozukluğunun DSM-5’e göre; alkolün problemli bir kullanım örüntüsü ile klinik olarak belirgin bozulma ya da sıkıntıya yol açması durumu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tanı ölçütleri madde kullanım bozukluğu ile paraleldir ve yine son 12 aylık dönem esas alınır. Alkol kullanım bozukluğunda genetik yatkınlık, erken yaşta başlama, erkek cinsiyet (epidemiyolojik olarak daha yüksek oran), eşlik eden psikiyatrik bozukluklar, travma öyküsü, yüksek stres düzeyi risk faktörleri arasında sayılabilir. Alkol kullanım bozukluğu, sıklıkla depresyon ve anksiyete bozuklukları ile eş zamanlı seyretmektedir” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Aileler madde bağımlılığında bu belirtilere dikkat etmeli      </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun çoğu zaman davranış değişiklikleriyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Ani arkadaş çevresi değişikliği, akademik performansta düşüş, uyku ve iştah düzensizliği, aşırı para harcama veya ihtiyacında artış, son zamanlarda içe kapanma veya irritabilite (çabuk sinirlenme) artışı, göz kızarıklığı, kilo değişimi vb. fiziksel belirtiler görülmesi halinde ailelerin aklına madde kullanımı ihtimali gelmelidir. Aileler özellikle ergenlik döneminde başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat etmelidir. Ancak kesin tanı klinik değerlendirme ile ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından konur. Suçlayıcı değil destekleyici bir iletişim yaklaşımı erken müdahale açısından kritik öneme sahiptir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli yaklaşım gerektiriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde kullanım bozukluğunun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Tedavi multidisipliner yaklaşım ile toplum temelli bir yaklaşım gerektirir. Tıbbi değerlendirme ve detoksifikasyon, farmakolojik tedaviler (maddeye özgü), bilişsel davranışçı terapiler, motivasyonel görüşmeler, aile terapileri, grup terapileri, rehabilitasyon ve relaps önleme programları ile bireyin ihtiyacına özgü tıbbi ve psikolojik takip, tedavi ve rehabilitasyon planlanır. Yine bireyin ihtiyacına özel sosyal, ekonomik, barınma ve iş desteği kurumlararası iş birliği ile sağlanarak madde kullanım bozukluğu olan bireyin damgalanmadan, toplumla bütünleşmesi hedef alınır. Nüks görülebilir; bu durum tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın kronik doğasının bir parçası olduğunu kabul edip; tedavi ve rehabilitasyon sürecine devam edilir” diye konuştu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Madde bağımlılığının önlenmesinde ailelere önemli görevler düştüğünü ifade eden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Öncelikle aile içinde açık ve güvenli iletişimin temelleri atılmalıdır. Çocuğun/gencin kendisini ifade etmesine imkân sağlanmalıdır. ‘Hayır’ diyebilme becerisinin geliştirilmesi önemlidir. Bunların yanı sıra stres yönetimi, stresle sağlıklı baş etme yöntemi olarak spor, sanat ve güvenli sosyal etkinliklere yönlendirme etkili yöntemler arasında yer almaktadır” dedi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yaşam becerileri erken yaşlardan itibaren kazandırılmalıdır</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Erken yaşta yaşam becerileri eğitiminin kazandırılmasının da madde bağımlılığının önlenmesinde etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Özellikle ergenlik döneminde yargılayıcı, eleştirici yaklaşımdan uzak; aşırı koruyucu kollayıcı da olmadan, ilişkilerde sınır koymasını bilen, arkadaş seçimine özen gösteren, özgüvenli, aile bağları güçlü bireyler yetiştirmek ailelerin birincil görevi olmalıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Aileden başlayarak topluma da önemli görevlerin düştüğünü belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak iyi birer rol model olma sorumluluğunu üstlenmemiz gerekiyor. Evde önce aile, sonra okulda öğretmenler bu rolü üstlenirken; artık sosyal medya kullanıcısı olarak hepimiz ve özellikle de medya iletişim kanallarında bağımlılık yapıcı maddeleri özendirici reklam, tutum ve davranışlardan uzak olmak gerekiyor. Madde ve alkol kullanım bozuklukları; biyolojik, psikolojik ve sosyal etmenlerin etkileşimi ile ortaya çıkan kronik beyin hastalıklarıdır. Erken tanı, damgalamanın azaltılması, önleyici toplum temelli programlar ve erişilebilir ruh sağlığı hizmetleri bağımlılıkla mücadelede temel stratejilerdir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bağımlılıkla topyekûn mücadele gerekiyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uyuşturucu madde ve alkol kullanım bozukluğu ile mücadelede toplumsal desteğin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>“Koruyucu önlemlerden sonra erken müdahale için damgalama ile mücadele, bağımlılığın irade sorunu olmaktan çıkıp; kronik bir beyin hastalığı olduğu bilincinin topluma yayılması son derece önemlidir. Bağımlılığın her türlüsünün tedavi edilebilir bir durum olduğu bilinci ile topyekûn mücadele yapılmalıdır. Bunun için Alo 191 Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı, aile hekimlikleri, sağlıklı yaşam merkezleri, en yakın devlet hastanesindeki ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı poliklinikleri, AMATEM, ÇEMATEM, YEDAM (Yeşilay Danışmanlık Merkezi)’ne başvurabilir; danışmanlık ve destek alabilirsiniz.”</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-ani-ve-belirgin-degisikliklere-dikkat-617509">Ergenlikte başlayan ani ve belirgin değişikliklere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Eğer]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Madde Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi. Akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Yurtsever sunum gerçekleştirdi. Etkinlikte, ergenlik döneminde artan madde bağımlılığı riskine karşı erken teşhis ve düzenli taramanın önemi vurgulanırken, sürecin yönetiminde ailelerin yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sergilemesinin gerekliliğine dikkat çekildi.</p>
<p>         Ergenlerde madde kullanımını anlatan Çocuk Acil Uzmanı Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Hepimizin bildiği gibi ergenlik, insan hayatının en özel, en hassas ancak bir o kadar da kritik dönemlerinden biridir. Gençlerimiz bu süreçte çok ciddi sosyal ve psikolojik değişimler yaşıyorlar. Ne yazık ki bu değişim süreci, onları riskli davranışlara yönelmeye ve zararlı alışkanlıklar edinmeye daha meyilli hale getiriyor. Burada en belirleyici faktörlerden biri sosyal çevredir. Ergenler, çevrelerinden çok kolay etkilenebiliyorlar. Eğer sosyal çevrelerinde madde kullanımı varsa, gençlerimiz ciddi bir risk altında demektir. Unutmamalıyız ki madde kullanımı, gelişmekte olan ergen beynini doğrudan ve olumsuz etkiliyor. Bu durum sadece geçici bir heves olarak kalmıyor; bilişsel bozukluklara, psikozlara ve hatta ne yazık ki intihara kadar varabilen çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim. Eğer madde kullanımına bu dönemde başlanırsa, bu durum ileride çok ağır bağımlılıklara yol açabilir. Erken teşhis edilmezse, sürecin engellenmesi çok zorlaşır. Profesyonel destek olmadan bu sorunun kendiliğinden çözülmesini beklemek hatadır; destek verilmezse madde kullanımı erişkinlik döneminde de devam eder. Dünyadaki tabloya, özellikle gelişmiş batı toplumlarına baktığımızda durum gerçekten endişe verici. Avrupa ve Amerika’da ergenlerin yaklaşık yarısı en az bir kez yasa dışı madde kullanmış durumda. Bu inanılmaz bir rakam. Özellikle alkol ile birlikte yasa dışı madde kullanımının yaygınlığına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi</p>
<p><b>“Testlerin amacı risk altındaki gençleri tespit etmek”</b></p>
<p>Yapılması gerekenleri anlatan Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Ergenlerin düzenli olarak değerlendirilmesi şart. Gençlerin yılda en az bir kez, sadece toksikolojik testlerle değil, genel bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Özellikle riskli gruplara bu taramayı mutlaka uygulamalıyız. Biz bu noktada CRAFFT tarama ölçeğini kullanıyoruz. Bu tarama ölçeğindeki soruların amacı, gencin risk altında olup olmadığını anlamaktır. Örneğin gence şunu soruyoruz. ‘Daha önce alkol veya madde kullandıktan sonra araç kullandın mı ya da kullanmış birinin sürdüğü araca bindin mi?’ Buradaki temel amacımız, çevresinde bu tür insanların olup olmadığını görmektir. Eğer varsa, o gençte de kullanım ihtimali artıyor demektir. Bunun yanı sıra şu soruların cevaplarını arıyoruz. ‘Rahatlamak için alkol veya madde kullanıyor musun?’ ‘Yalnızken kullandığın oldu mu?’ ‘Kullandıktan sonra yaptıklarını hatırlamadığın oldu mu?’ ‘Ailen veya arkadaşların sana azaltmalısın dedi mi?’ ‘Bu kullanım yüzünden başın hiç belaya girdi mi?’ Bu taramada iki veya daha fazla soruya ‘evet’ yanıtı verilmesi durumunda, riskli madde kullanım bozukluğu açısından detaylı bir değerlendirme yapılması gerekir. Unutmayın, bu bir tanı testi değil, bir tarama aracıdır; ancak bize yol gösterir” diye konuştu.</p>
<p><b>“En büyük görevlerden biri ailelere düşüyor”</b></p>
<p> Ailelerin ergenlerle iletişiminin önemli rol üstlendiğini söyleyen Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Annette Akgür, “Bu noktada en büyük görevlerden biri de ailelere düşüyor. Madde bağımlılığının engellenmesinin ilk aşaması aslında ailede başlar. Ailelerin çocukları üzerinde daha gözlemci ve dikkatli olması gerekiyor. Eğer çocuğunuzla ilgili bir şüphe duyuyorsanız, takınacağınız tavır her şeyi belirleyecektir. Böyle bir durumda suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil kullanmak yerine, uzlaşmacı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemelisiniz. Eğer sert ve dışlayıcı davranırsanız, ergen ailesinden uzaklaşır. Bu kopuş ise, ergenlikte başlayan bağımlılığın yetişkinlik döneminde de devam etmesine zemin hazırlar. İletişim kapılarını açık tutmak, tedavinin en önemli adımıdır” dedi</p>
<p>Konferansın sonunda Prof. Dr. Serap Annette Akgür, Doç. Dr. Ali Yurtsever’e hediye taktim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlayan]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, kişilik bozukluklarının tanı kriterleri, tedavi yöntemleri ve türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119">Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Emine Yağmur Zorbozan, kişilik bozukluklarının tanı kriterleri, tedavi yöntemleri ve türleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kişilik bozukluğu tanısı için ciddi tanı kriterleri gerekir!</strong></p>
<p>Her bireyin kişiliğinde bir takım zorlayıcı yönler bulunabildiğini aktaran Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Ancak kişiye, kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için çok ciddi birtakım tanı kriterler gerekir.” dedi. </p>
<p>Kişilik bozukluğunun bir ruhsal hastalık olduğunu ve uzun dönem tedavilerle tedavi edilebildiğini dile getiren Zorbozan, “Kişilik bozukluğu tanı kriterleri arasında ergenlik döneminde başlayan, günümüze kadar kalıcı olarak devam eden yeni problemler, süreğen problemler olması gerekiyor. Diğer taraftan da kişinin bilişsel, duygusal, dürtüsel ve kişiler arası ilişkilerinde birtakım kendini tekrarlayan sürekli problemler yaşaması gerekir. Bunlar aynı zamanda kişinin toplumsal, akademik, mesleki ve ailesel işlevselliğini bozar, başka herhangi psikiyatrik rahatsızlıklarla açıklanamaz. O zaman kişilik bozukluğu söz konusu olabilir. Kişilik bozukluğu tanısını psikiyatri uzmanı koyabilir ancak onun dışında hiç kimse bu tanıyı koyamaz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ömür boyu psikoterapi gerekebilir!</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarının kombine terapilerle tedavi edildiğine değinen Dr. Emine Yağmur Zorbozan, “Uzun süreli psikoterapiler lazımdır, belki ömür boyu devam eden psikoterapi süreçleri gerekebilir.” dedi.</p>
<p>Aynı zamanda duygulanımın çok bozulduğu, dürtüselliğin arttığı, intihar fikirlerinin geliştiği durumlarda da muhakkak ilaç kullanımından yardım almak gerektiğini vurgulayan Zorbozan, “Gerekiyorsa hastane yatışları yapılabilir. Düşük doz duygu durumunu kontrol eden ilaçlardan başlanabilir. Muhakkak bir psikiyatri uzmanı eşliğinde uzun süreli tedaviler gerekir. Eğer bunlar sağlanırsa, kişiler arası ilişkilerin normale döndüğü, sosyal işlevselliğin korunduğu bir hayat söz konusu olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişilik bozuklukları üç kümede inceleniyor…</strong></p>
<p>Kişilik bozukluklarının çeşitleri hakkında da bilgi veren Dr. Emine Yağmur Zorbozan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günümüzde kişilik bozukluklarını A küme, B küme ve C küme olarak üç kümede inceliyoruz. A kümesi kişilik bozukluklarında, şizoid kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu ve paranoid kişilik bozukluğu bulunur. B kümesi kişilik bozukluklarında ise borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, narsistik kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu bulunur. C kümesi kişilik bozukluklarında ise obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bağımlı kişilik bozukluğu ve çekingen kişilik bozukluğu bulunur.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenlikte-baslayan-sorunlar-ileri-yaslarda-devam-ediyorsa-dikkat-563119">Ergenlikte başlayan sorunlar ileri yaşlarda devam ediyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal fobiler ergenlikte zirve yapıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sosyal-fobiler-ergenlikte-zirve-yapiyor-553825</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 09:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[fobiler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyor]]></category>
		<category><![CDATA[zirve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553825</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal fobi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-fobiler-ergenlikte-zirve-yapiyor-553825">Sosyal fobiler ergenlikte zirve yapıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal fobi konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal kaygı ve sosyal fobi farklı kavramlar</strong></p>
<p>Sosyal fobik kişilerin çekingenliği ve utangaçlığı daha yoğun ve şiddetli yaşadıklarını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bu durum, kişinin meslek hayatını ve günlük yaşantısını olumsuz etkiler, gelişimini engeller. Sosyal fobi, kişinin tüm performansını etkiler ve zekasını, yeteneğini kullanmasını engeller. Bu nedenle sosyal kaygı ve sosyal fobi farklı kavramlardır. Kültürümüzde, özellikle Doğu kültüründe ve Anadolu&#8217;da utangaçlık yüceltilir. Bu durum, sosyal kaygı olarak görülebilir. Bu nedenle kişiler çekingen durur, fazla risk almaz ve sessiz kalırlar. Bu davranışları sosyal fobi olarak değerlendirmemek gerekir. Çünkü bunlar öğrenilmiş davranışlardır. Ancak sosyal fobisi olan bir öğrenci için derste tahtaya kalkmak bir eziyet haline gelir. Sözlü sınavda tutulur, hiçbir şey yapamaz, eli ayağı titrer, nefes alamaz, kıpkırmızı olur ve konuşamaz. Bildiklerini bile anlatamaz. Bu durum, sosyal kaygı yaşayan kişilerin tüm başarısını ve performansını olumsuz etkiler.” dedi.</p>
<p><strong>Çekingen kişiler istemedikleri halde yalnız kalırlar</strong></p>
<p>Bir de çekingen kişilik olduğunu ve literatürde &#8220;avoidant kişilik&#8221; olarak geçtiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler istemedikleri halde yalnız kalırlar. Yalnız kalmak istememelerine rağmen farkında olmadan kendilerini yalnızlığa sürüklemişlerdir. Bu kişiler içe kapanıktırlar. Şizoid kişiler de içe kapanıktır, ancak onlar yalnız kalmaktan rahatsız olmazlar, aksine hoşlarına gider. Oysa kaçıngan çekingen kişilikler, istemedikleri halde yalnız kalırlar. Sosyal çekingenliğin üzerine bir türlü gidemezler. Bir nevi sosyal felç geçirirler, ilerleyemez ve adım atamazlar. Kalabalık bir ortama girdiğinde herkesin ona baktığını hisseder. Sürekli olarak başkalarının dikkatinin üzerinde olduğunu düşünür. Bir topluluğa girdiğinde herkesin onu izlediğini zannedebilir ve hemen sessizce bir köşeye çekilip oturmayı tercih edebilir. Bu tür kişilerde kaçınma davranışı sık görülür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>16-29 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 36’sında sosyal kaygı görülüyor</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre, dünya genelinde 16-29 yaş aralığındaki bireylerin yüzde 36’sında sosyal kaygı görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu oldukça yüksek bir oran. Genel olarak ise dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 8’i hayatlarının bir döneminde sosyal fobi yaşayabiliyor. İlginç olan ise sosyal kaygının gelişmiş toplumlarda daha yaygın olması, gelişmemiş toplumlarda ise daha az görülmesi. Gelişmekte olan toplumlarda, özellikle küresel kapitalist sistem rekabeti teşvik ettiği için sosyal kaygı daha fazla hissedilebiliyor. Atılgan olan, risk alan ve özgüveni yüksek bireyler başarıya ulaşırken, bunu yapamayan kişiler kendilerini yetersiz hissediyor. ‘Yapmam gerekiyor ama yapamıyorum’ düşüncesi, sosyal kaygıyı daha da artırıyor. Komşusunun kızıyla evlenen, babasının işini devralan ya da köy ortamında kalan bir bireyin sosyal beklentileri de daha sınırlı oluyor. Bu nedenle, sosyal kaygı bu toplumlarda daha düşük seviyede görülüyor. Ayrıca, sosyal kaygısı olan bireyler sürekli olarak güvenlik arayışında oluyor. ‘Güvende miyim, hata yapar mıyım?’ gibi düşüncelerle hareket ediyorlar. En büyük korkuları hata yapmak, mahcup olmak ve rezil olmaktır. Bu korkular, kaçınma davranışlarını daha da besliyor. Çoğunlukla bu kişiler mükemmeliyetçi bir yapıya sahiptir. Her şeyin dört dörtlük olmasını isterler ama ‘Bunu kusursuz yapamam’ düşüncesiyle hiçbir şey yapamaz hale gelirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal fobisi olanlar, kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda bu kaygıyı fazla hissetmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan<strong>, </strong>bazı çocukların, evde kendilerini güçlü hissederken, dışarıda tam tersi bir tavır sergileyebildiklerini kaydederek, “Evde anne ve babasına karşı agresif davranan bir çocuk, dışarıda sessiz ve uyumlu olabilir. Sosyal fobisi olan bireyler, kendilerini güvende hissettikleri ortamlarda bu kaygıyı fazla hissetmezken, dış dünyada tam tersine suskun, içine kapanık ve kaygılı olurlar. Otorite figürleri karşısında çekingen davranırlar ve kalabalık içinde konuşmakta zorluk çekerler.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal fobisi olan bireylerin mizahı kullanması, kaygıyı azaltır</strong></p>
<p>Sosyal fobisi olan bireylerin mizahı kullanması, kaygıyı azaltıcı bir teknik olarak oldukça etkili olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bunun yanı sıra, kaygıya karşı tolerans geliştirmek de önemlidir. Terapilerde de bu konuya özellikle odaklanılır. Sosyal kaygıya sahip bireylerde, olay öncesi yaşanan ‘beklenti anksiyetesi’ yaygındır. Kişi, olacakları düşünerek büyük bir korku yaşar ve bu yüzden sürekli kaçınma davranışı gösterir. Kalabalığa karışmaz, topluma girmekten çekinir, otorite figürlerinin yanına gitmek istemez. Böyle bir durumda, el ve ayak titremesi, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilir. Bazı insanlar duygu ifade etmeyen, asık suratlı otorite figürleri karşısında daha da kaygılı hale gelirler. Sosyal kaygısı olan bireyler, kendilerini rahatlatmayan bu tür insanlardan uzak durma eğilimindedir. Bu noktada liderlik anlayışı da büyük önem taşır. Gerçek liderlik, parmak sallayan, sert ve otoriter bir tavır yerine, karşısındaki kişinin duygularını okuyarak güven ilişkisi kuran ve ona uygun şekilde rehberlik eden bir yaklaşımı gerektirir. Korkuyla yönetilen sistemlerde sosyal kaygıları gidermek pek mümkün olmaz. Ancak güven esasına dayalı yönetim anlayışında, liderin birkaç tebessümü veya olumlu geri bildirimi bile bireyin rahatlamasına yardımcı olabilir.”</p>
<p><strong>Sosyal fobi ergenlikte zirve yapıyor</strong></p>
<p>Sosyal fobinin genellikle çocukluk döneminde başladığını ve ergenlikte zirve yaptığını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Zeki çocukların ergenlik döneminde akademik başarılarının düşmesinin en yaygın sebeplerinden biri de sosyal kaygı bozukluğudur. Sosyal fobisi olan bireylerin genellikle hatalı otomatik düşünceleri vardır. Terapilerde, bu tür hatalı düşünceler detaylı bir şekilde ele alınır ve analiz edilir. Kişi, bu düşüncelerini fark ettiğinde ve onların gerçekçi olmadığını anladığında, olumsuz düşüncelerini daha kolay yönetebilir. Sosyal kaygıya sahip bir kişi ‘sevgiyi hak etmiyorum, kötü bir insanım, berbat biriyim, yeterince iyi değilim, kendime güvenemem, güçsüzüm, zayıfım, başarısızım’ der. Bu kişiler genellikle kendilerini sürekli olumsuz bir şekilde algılarlar. Her insanın bir benlik algısı vardır. Eğer kişi, benliğini olduğundan daha büyük görüyorsa narsistik kişilik özellikleri sergileyebilir. Ancak sosyal fobisi olan bireyler, tam tersine, kendilerini olduğundan daha değersiz algılarlar. Bu da özgüven eksikliğine, korkaklığa ve depresyona yatkınlığa neden olur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bazı kişiler alkol kullanarak bu kaygıyı bastırmaya çalışıyor</strong></p>
<p>Bazı kişileri sosyal kaygıyı gizlemek için farklı başa çıkma yöntemleri geliştirebildiklerini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bazı kişiler alkol kullanarak bu kaygıyı bastırmaya çalışır. Alkol, kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede bağımlılığa yol açabilir. Sosyal fobisi olan bazı bireyler, sahneye çıkmak veya kalabalık içinde konuşmak gibi durumlarla başa çıkabilmek için alkol almaya başlar ve zamanla bu alışkanlık bağımlılığa dönüşebilir. Bu nedenle, sosyal fobi, alkol bağımlılığının arka planındaki önemli faktörlerden biri olabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sosyal fobi ile yaşayanlar standart işlerini sürdürebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan<strong>,</strong> bu durum psikoz seviyesine ulaşmadığı sürece sosyal fobi ile yaşayan bireylerin günlük temel ihtiyaçlarını karşılayabildiğini ve standart işlerini sürdürebildiğini kaydederek, “Genellikle çalışkan, sevilir ve fedakâr insanlardır. Ancak, kariyerlerinde yükseldiklerinde sosyal fobi belirgin hale gelebilir. Bir kişi iş yerinde terfi aldığında, daha fazla insanla iletişim kurması, toplantılar yönetmesi ve ekibini yönlendirmesi gerektiğini fark eder. Bu durumda, ‘Eyvah, artık daha çok konuşmam, insanları bir araya getirip onlarla iş birliği yapmam gerekiyor’ gibi düşünceler ortaya çıkar ve panik yapabilir. İşte bu noktada, birçok kişi terapist ya da uzmana başvurur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal fobide ne tür tedaviler uygulanıyor?</strong></p>
<p>Sosyal fobi tedavisinde, öncelikle kişiye uygulanan çeşitli ölçeklerle sosyal fobinin şiddetinin belirlendiğini ve daha sonra, kişinin otomatik düşünceleri ve hatalı inanışları belirlendiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Tedavide çekirdek problemlere odaklanıldığında, sosyal fobiye dair birçok belirti de çözüme ulaşabilir. Günümüzde sıkça kullanılan yöntemlerden biri de VR (Virtual Reality &#8211; Sanal Gerçeklik) gözlükleridir. Bu gözlükler, üç boyutlu bir ortam sunduğu için kişi kendini gerçek bir toplantı salonunda gibi hisseder. Kendi sosyal kaygısının yoğun olduğu alana göre; kalabalık önünde konuşma, sunum yapma ya da insanlarla etkileşime girme gibi görevler verilir. Aynı zamanda, nörofeedback cihazları kullanılarak kişinin beyin dalgaları takip edilir. Kaygı seviyesi yükseldiğinde; Beta dalgaları artar, cilt sıcaklığı yükselir, terleme ve cilt iletkenliği artar. Bu fizyolojik tepkiler, cihazlar sayesinde anlık olarak izlenir. Geri bildirim terapisi uygulanarak, kişi bu durumlarla baş etmeyi öğrenir. Zamanla, maruz kalma terapisi ile duyarsızlaşma sağlanır. Kişi, denemeler ve uzman yardımıyla bu korkularını aşarak sosyal ortamlara daha rahat girmeye başlar.” diye konuştu.  </p>
<p>Sosyal kaygısı olan bireylerin kadercilikten vazgeçmeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Eğer ‘Bu benim kaderim’ diyerek durumu kabullenirlerse, bu bir seçim olur ve sorumluluk tamamen kendilerine ait hale gelir. Oysaki gelişmek için hesaplanabilir riskler almak gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Kültürel olarak sosyal fobiyi destekleyen bir yapıya sahip bir toplumuz</strong></p>
<p>Bizim toplumumuzun, kültürel olarak sosyal fobiyi destekleyen bir yapıya sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Çocuklara ‘Sus küçüğün, söz büyüğün’ veya ‘Büyüklere cevap verilmez’ gibi ifadelerle büyümeleri öğütleniyor. Bu tür söylemler, sorgulamayı engelleyen, duyguların bastırılmasını teşvik eden ve utangaçlığı yücelten bir anlayışı beraberinde getiriyor. Geçmişte bu yaklaşım, gençlerin hata yapmasını önleyerek toplum içindeki uyumu artırıyordu. Ancak günümüz artık bir iletişim çağı ve küresel rekabetin son derece yoğun olduğu bir dönem. Bu ortamda başarılı olabilmek için barışçıl rekabet içinde yer almamız gerekiyor. Bu yüzden çocuklarımızın gelişimi için, onları koruyup her hatadan uzak tutmak yerine, hesaplanabilir riskler almayı öğrenmeleri gerekiyor. Özellikle sosyal kaygısı olan bireylerin, çaba sarf edebilecekleri, uğrunda mücadele edecekleri bir hedefleri olmalı. Eğer bir insanın ulaşmak istediği bir ego ideali varsa, bu hedefe giderken karşısına çıkan engelleri de aşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anne babalar çocuklarına hata yapma hakkı tanımalı</strong></p>
<p>Gençlere &#8220;En büyük zafer, insanın kendisine karşı kazandığı zaferdir&#8221; mesajını da veren Prof. Dr. Tarhan, “Bu zafer; içimizdeki tembelliğe, korkulara, geçici heveslere, arzulara ve zevk tuzaklarına karşı verilen mücadeleyi kapsar. Gençler, bu mücadelenin başarı olduğunu bilmeli ve hata yapmaktan korkmamalıdır. Anne babalar da bu süreçte çocuklarına hata yapma hakkı tanımalıdır. Hata yaptığında, sadece hatalarına odaklanmak yerine, ‘Bak, şunları çok güzel yaptın, bunu da düzeltebilirsin’ diyerek destek olmalılar.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medya sosyal fobiyi destekliyor</strong></p>
<p>Sosyal medyanın sosyal fobiyi desteklediğini de anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde çocuklar sürekli bir şeyler seyrederek büyüyor. Ancak sürekli seyreden bir çocuk, ileride de hayatı seyretmeye başlıyor ve pasif, sosyal kaçınma içinde bir bireye dönüşüyor. Ellerinden düşmeyen tabletler, onların sosyal becerilerinin gelişmesini engelleyerek kaçıngan bir kişilik yapısına yol açıyor. Belki sosyal fobik gibi görünmüyorlar ama tembelleşiyorlar, yetenekleri köreliyor. Bu yüzden seyreden değil, sorgulayan ve üreten bireyler yetiştirmek istiyorsak, çocuklara hata yapma hakkı tanımalı ve ekran süresini sınırlandırmalıyız. Günümüzde pek çok ülke, çocukların ekran sürelerine kısıtlama getirdi. Bizde de bu konu tartışılıyor ve yakın zamanda özellikle 13 yaş altı çocuklar için bir düzenleme çıkması bekleniyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sosyal-fobiler-ergenlikte-zirve-yapiyor-553825">Sosyal fobiler ergenlikte zirve yapıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
