<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>eksikliği | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/eksikligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/eksikligi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Mar 2026 07:33:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>eksikliği | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/eksikligi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Siber Güvenlik Uzmanı Eksikliği, Tedarik Zinciri Risklerini Önlemedeki En Büyük Engellerden Biri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-uzmani-eksikligi-tedarik-zinciri-risklerini-onlemedeki-en-buyuk-engellerden-biri-622245</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[katılımcılar]]></category>
		<category><![CDATA[riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[risklerini]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[Siber Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[tedarik]]></category>
		<category><![CDATA[Tedarik Zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[zinciri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622245</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaspersky tarafından gerçekleştirilen yeni bir küresel araştırma, nitelikli BT güvenliği çalışanı eksikliğinin ve küresel organizasyonların tedarik zinciri ile güven ilişkisine dayalı saldırı risklerini azaltmak için çeşitli güvenlik görevlerine öncelik verme ihtiyacının altını çiziyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-uzmani-eksikligi-tedarik-zinciri-risklerini-onlemedeki-en-buyuk-engellerden-biri-622245">Siber Güvenlik Uzmanı Eksikliği, Tedarik Zinciri Risklerini Önlemedeki En Büyük Engellerden Biri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaspersky tarafından gerçekleştirilen yeni bir küresel araştırma, nitelikli BT güvenliği çalışanı eksikliğinin ve küresel organizasyonların tedarik zinciri ile güven ilişkisine dayalı saldırı risklerini azaltmak için çeşitli güvenlik görevlerine öncelik verme ihtiyacının altını çiziyor. Türkiye&#8217;deki katılımcıların %44&#8217;ü her iki faktörü de temel engeller arasında gösteriyor.</strong></p>
<p>Kaspersky’nin tedarik zinciri ve güven ilişkisi risklerine odaklanan son araştırmasına* göre, tedarik zinciri saldırıları şirketler için en kritik tehditlerden biri haline gelmiş durumda. Son bir yıl içinde her üç kurumdan biri bu tür bir saldırıya maruz kaldığını belirtiyor. Söz konusu saldırıların artan sıklığı ve etkisi, şirketlerin bu riskleri etkin şekilde yönetmesini zorlaştıran temel nedenlerin anlaşılmasını zorunlu kılıyor. </p>
<p>Anket sonuçlarına göre, tedarik zinciri ve güven ilişkisinden kaynaklanan risklerin azaltılmasının önündeki en büyük engellerden biri uzman iş gücü eksikliği. Bu yetersizlik, organizasyonların kendi ekosistemlerindeki potansiyel üçüncü taraf zafiyetlerini düzenli olarak tespit etme ve izleme kapasitesini kısıtlıyor. Katılımcıların belirttiği bir diğer kritik engel ise birden fazla siber güvenlik önceliği arasında denge kurma zorunluluğu. Bu durum, güvenlik ekiplerinin aynı anda çok fazla görevle ilgilenmek zorunda kaldığını ve bunun sonucunda tedarik zinciri tehditlerinin gözden kaçabildiğini gösteriyor.</p>
<p>Kaynak kısıtlılığının ötesinde, katılımcılar yapısal sorunlara da dikkat çekiyor: Türkiye&#8217;deki işletmelerin %46’sı, yüklenicilerle yapılan sözleşmelerde net BT güvenliği yükümlülüklerinin bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca katılımcıların %35&#8217;i, BT dışı güvenlik personelinin bu riskleri tam olarak kavramadığını dile getiriyor.</p>
<p>Araştırmaya göre Türkiye&#8217;deki işletmelerin %93 gibi ezici bir çoğunluğu, tedarik zinciri ve güven ilişkisi risklerine karşı koruma önlemlerini yükseltmeleri gerektiğini kabul ederken; mevcut güvenlik önlemlerini yeterli bulanların oranı yalnızca %7’de kalıyor.</p>
<p>Aynı zamanda araştırma sonuçları, üçüncü taraf risklerine yönelik mevcut risk yönetimi uygulamaları parçalı kaldığını ve hiçbir koruma yönteminin kullanıcılar arasında %42&#8217;den fazla bir benimsenme oranına ulaşamadığını gösteriyor. En yaygın koruyucu önlem olan iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) bile Türkiye de’ki katılımcıların yalnızca %26&#8217;sı tarafından kullanılıyor. Ayrıca, kuruluşların sadece %42&#8217;si yüklenicilerin siber güvenlik duruşlarını düzenli olarak gözden geçiriyor. Sonuç olarak, işletmelerin yaklaşık üçte ikisi iş ortaklarının güvenliği konusunda sürekli görünürlük sağlayamıyor; bu da onları ekosistemlerindeki gelişen zafiyetlere karşı savunmasız bırakıyor.</p>
<p>Küresel ölçekte dikkat çekici bulgular ise, halihazırda tedarik zinciri ve güven ilişkisine dayalı saldırılara maruz kalmış şirketlerin daha güçlü güvenlik alışkanlıkları edinme eğiliminde olmasıdır. Tedarik zinciri olaylarından etkilenen şirketlerin sızma testi sonuçlarını talep etme olasılığı daha yüksekken (%56); güven ilişkisi ihlali mağdurları endüstri standartlarına uyumluluk kontrollerine (%56) ve yüklenicilerin kendi tedarik zinciri politikalarına (%53) öncelik veriyor.</p>
<p><em><strong>Kaspersky Güvenlik Operasyonları Merkezi (SOC) Başkanı Sergey Soldatov</strong> konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: &#8220;Güvenlik ekipleri kapasitelerinin üzerinde çalıştığında, personel eksikliği yaşandığında ve uzun vadeli dayanıklılık stratejileri yerine acil görevlere öncelik vermek zorunda kaldığında; organizasyonlar, tedarikçi ekosistemi içinde sessizce ilerleyebilen tehditlere karşı korumasız kalıyor. Bu döngüyü kırmak için endüstrinin; standartlaştırılmış yüklenici değerlendirmelerinden ekipler arası farkındalığın artırılmasına kadar daha bütünleşik ve tutarlı hafifletme stratejilerini benimsemesi gerekiyor. Tedarik zinciri güvenliği, tüm iş ağı genelinde paylaşılan ve hesap verebilir bir sorumluluk haline gelmelidir.&#8221;</em></p>
<p>Şirketlerin tedarik zinciri risklerini azaltabilmesi ve iş sürekliliğini güvence altına alabilmesi, ancak organizasyon genelinde önleyici tedbirlerin uygulanması ve tedarikçi–yüklenici ilişkilerinin stratejik bir bakış açısıyla ele alınmasıyla mümkün.</p>
<p>Kaspersky, bu riskleri azaltmak için şu adımları öneriyor:</p>
<ul>
<li><strong>Yönetilen güvenlik hizmetlerinden yararlanın:</strong> Siber güvenlik kaynakları sınırlı olan kurumlar için dış kaynak kullanımı kritik önem taşır. Kaspersky Managed Detection and Response (MDR) ve  Incident Response gibi çözümler, tehdit tespitinden müdahaleye ve sürekli korumaya kadar tüm olay yönetimi sürecini kapsar. </li>
<li><strong>Siber güvenlik eğitimlerine yatırım yapın:</strong> Çalışanların bilgi seviyesini artırmak için uygulamaya dönük, kendi kendine ilerlemeli veya Kaspersky Siber Güvenlik Eğitimleri tercih edilmelidir. Bu sayede güvenlik ekiplerinin teknik yetkinlikleri gelişir ve şirketler daha karmaşık saldırılara karşı korunur. </li>
<li><strong>Tedarikçileri anlaşma öncesinde kapsamlı şekilde değerlendirin:</strong> Siber güvenlik politikaları, geçmiş olay kayıtları ve sektör standartlarına uyum gibi kriterler mutlaka incelenmelidir. Yazılım ve bulut hizmetleri için ayrıca zafiyet verileri ve penetrasyon test sonuçları değerlendirilmelidir. </li>
<li><strong>Sözleşmelere güvenlik gerekliliklerini dahil edin:</strong> Tedarikçi sözleşmeleri; düzenli güvenlik denetimleri, kurum politikalarına uyum ve olay bildirim süreçleri gibi açık bilgi güvenliği yükümlülüklerini içermelidir. </li>
<li><strong>Tedarikçilerle güvenlik konusunda iş birliği yapın:</strong> Koruma seviyesini her iki taraf için de güçlendirmek ve güvenliği ortak bir öncelik haline getirmek kritik önem taşır.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siber-guvenlik-uzmani-eksikligi-tedarik-zinciri-risklerini-onlemedeki-en-buyuk-engellerden-biri-622245">Siber Güvenlik Uzmanı Eksikliği, Tedarik Zinciri Risklerini Önlemedeki En Büyük Engellerden Biri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değişen]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621287</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik, bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden Arş. Gör. Ekin Çevik,<strong> </strong>bir ay süren oruç ibadetinin ardından Ramazan Bayramı’nda artan tatlı tüketimini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Görkemli bayram sofraları biyolojik bir sınav</strong></p>
<p>Ramazan Bayramı’nın, toplumumuzda &#8220;Şeker Bayramı&#8221; olarak da anılmasıyla daha en başından zihnimizde tatlı ve şekerleme çağrışımları uyandırdığını dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ancak bir ay süren oruç ibadetinin ardından kurulan o görkemli bayram sofraları, sadece kültürel bir gelenek değil, aynı zamanda vücudumuz için biyolojik bir sınav niteliği taşıyor. Yapılan araştırmalar, Ramazan ayı boyunca beslenme düzenindeki değişimlerin bayram sabahı kapımızı farklı bir hormonal tabloyla çaldığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Biyolojik olarak daha aç hissediyoruz</strong></p>
<p>Pek çok kişinin bayramda iştahına hakim olamamaktan şikayet etse de bilimin, bu durumun sadece iradeyle ilgili olmadığını kanıtladığını söyleyen Arş. Gör. Ekin Çevik, “Ramazan sonunda, vücudumuzda ‘açlık hormonu’ olarak bilinen ghrelin seviyelerinde belirgin bir artış yaşanırken; tokluk hissi veren leptin hormonunda ise hafif bir düşüş gözleniyor. Yani biyolojik olarak hem daha aç hissediyoruz hem de doyma sinyali beynimize normalden daha geç ulaşıyor. Vücudumuz adeta ‘depoları doldur’ komutu verirken, insülin dengesi de bu ani şeker yüklemesiyle sarsılmaya açık hale geliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı tatlı isteği değişen hormonların doğal bir sonucu</strong></p>
<p>Bayramda aşırı tatlı tüketme isteğinin aslında değişen hormonların doğal bir sonucu olduğunu kaydeden Arş. Gör. Ekin Çevik, bu biyolojik iştah dalgasını yönetme ve farkındalıkla yemenin ise bayramı sağlıklı atlatmanın anahtarı olduğunu söyledi.</p>
<p>Ramazan ayı boyunca vücudun, bazal metabolizma hızını ve enerji kullanımını düşük bir tempoya göre kalibre ettiğini dile getiren Arş. Gör. Ekin Çevik, “Bayramla birlikte başlayan ani ve yüksek glisemik indeksli tatlı tüketimi, pankreasın üzerinde ciddi bir akut stres yaratır. Kan şekeri hızla yükselirken, vücut bu durumu dengelemek için hiper-insülinemi (aşırı insülin salgılanması) tepkisi verir. Bu ani dalgalanma, sadece enerji düşüklüğüne değil, damar endotel yapısında (damar iç zarı) mikroskobik hasarlara ve oksidatif strese yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Diyabet ve kalp hastaları için &#8216;kırmızı çizgiler&#8217;</strong></p>
<p>Özellikle diyabet, insülin direnci ve kalp hastaları için bayramın &#8220;tadımlık&#8221; ile &#8220;doyumluk&#8221; arasındaki ince çizginin hayati önem taşıdığı bir dönem olduğunun altını çizen Arş. Gör. Ekin Çevik, “En büyük kırmızı çizgi, tatlıyı tek başına ve aç karnına tüketmektir. Tatlı mutlaka ana yemeğin ardından, lifli gıdalar (sebze) ve proteinlerle birlikte tüketilmelidir. Bu, şekerin kana karışma hızını yavaşlatır. Şerbetli ve hamurlu tatlılar yerine sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Ancak ‘şeker ilavesiz’ olsa dahi meyve şekerinin de insülini yükselttiği unutulmamalıdır. Tatlının yanında içilen asitli/şekerli içecekler glisemik yükü ikiye katlar. Yanında sadece su, sade maden suyu veya ayran tercih edilmelidir. Hazır tatlılar ve hamur işleri sadece şeker değil, gizli sodyum ve trans yağ da içerir. Bu durum kan basıncını (tansiyonu) aniden yükselterek kalbe binen yükü artırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Porsiyonu elinizle ölçün!</strong></p>
<p>Şerbetli tatlıların basit karbonhidrat ve yüksek fruktoz içeriğiyle &#8220;boş enerji&#8221; sınıfında olduğunu, sütlü tatlıların ise protein ve kalsiyum sayesinde kan şekerini daha yavaş yükselttiğini söyleyen Ekin Çevik, şöyle devam etti:</p>
<p>“Puding, muhallebi veya meyve salatası gibi kaseyle yenen tatlılar için ideal porsiyon küçük bir kaseye denk gelen bir avuç içi kadardır. Taze meyveler veya hafif meyve bazlı tatlılar için bir yumruk büyüklüğü idealdir. Baklava, kadayıf gibi enerji yoğunluğu çok yüksek şerbetli tatlılarda ise ölçü, birleştirilmiş iki parmağınız (işaret ve orta parmak) genişliğinde ve uzunluğunda olmalıdır. Bu ölçü, yaklaşık 40-50 gramlık (165-170 kalori) bir porsiyona denk gelir ve karşılığı olan 1-2 adet orta boy baklava dilimi genellikle yeterli bir porsiyondur. Şerbetli tatlılar yüksek oranda yağ içerdiği için porsiyonun kalınlığı başparmağınızın boğumunu geçmemelidir. Eğer tatlı daha kalınsa (örneğin havuç dilimi baklava), boyutu küçültmek gerekir. Bir dilim kekin porsiyonu, avucunuzun ayası (parmaklar hariç orta kısım) büyüklüğünde ve yaklaşık bir parmak kalınlığında olmalıdır.”</p>
<p><strong>Bayram ziyaretlerinde &#8220;seçici denge&#8221; stratejisi</strong></p>
<p>Sosyal baskıyı ve yoğun ikramları yönetmek için kültürel ikramları tamamen reddetmek yerine &#8216;seçici denge&#8217; stratejisi uygulanmasını tavsiye eden Ekin Çevik, “Günlük toplam ilave şeker alımı, toplam kalori ihtiyacının %5-10’unu geçmemelidir. Bu da yetişkin bir birey için günde ortalama 2 dilim baklava veya muadili bir tatlıya tekabül eder. Birden fazla ziyaret yapılacaksa, ikramlar ‘paylaşılarak’ tüketilmelidir (örneğin; bir evde yarım dilim baklava, diğerinde küçük bir kase sütlü tatlı gibi). Vücudunuzun şeker dengesini sarsmamak için kendinize bir &#8220;tatlı seçim hiyerarşisi&#8221; oluşturabilirsiniz. Birinci tercih; meyveli veya sütlü tatlılar (güllaç, sütlaç, kazandibi gibi hafif seçenekler). İkinci tercih; şeker ilavesiz, kuru meyvelerle (incir dolması gibi) hazırlanmış doğal tatlılar. Sınırlı tercih; şerbetli ve hamurlu tatlılar (baklava, kadayıf).” dedi.</p>
<p><strong>Aşırı şeker tüketimi ‘yemek sonrası çöküşü’ denilen ağır uyku haline yol açıyor</strong></p>
<p>Aşırı şeker tüketiminin klinik etkileri hakkında çarpıcı detaylar veren Ekin Çevik, “Kısa vadede,<strong> </strong>yoğun şeker alımı sonrası insülin tavan yapar. Bu aşırı tepki, kan şekerinin normalin altına düşmesine neden olarak; titreme, soğuk terleme, baş dönmesi ve ani acıkma hissini tetikleyebilir. Kan şekerindeki sert dalgalanmalar, nöronal aktiviteyi etkileyerek konsantrasyon güçlüğü ve ‘yemek sonrası çöküşü’ dediğimiz ağır uyku haline yol açabilir. Şeker molekülleri, fiziksel yapıları gereği suyu kendilerine çekme özelliğine sahiptir ve bu nedenle bağırsaklara sıvı çekilir. Bu da bayramda sıkça rastlanan şişkinlik, gaz ve diyare (ishal) şikayetlerine neden olabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Şeker karaciğeri yağlandırıyor</strong></p>
<p> Uzun vadede ise sürekli tekrarlanan yüksek şeker döngüsünün; visseral (iç organ) yağlanmayı artırdığını, leptin direncini tetikleyerek obeziteye zemin hazırladığını kaydeden Ekin Çevik, “Buna bağlı olarak hiperinsülinemi dediğimiz kanda insülin seviyelerinin sürekli yüksek olması durumu, hücrelerin bu hormona duyarsızlaşmasına neden olur. Bu nedenle, pankreas yorulur ve şeker hastalığı kronikleşmiş olur. Fazla fruktoz sadece karaciğerde işlenir. Kapasite aşıldığında karaciğer bu şekeri yağa dönüştürür; bu da alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasına (NAFLD) yol açar. Yüksek şeker, LDL (kötü kolesterol) parçacıklarını küçülterek damar duvarına yapışmasını kolaylaştırır ve trigliseridleri yükseltir. Bu durum, damar sertliği (ateroskleroz) riskini doğrudan artırır. Kandaki ani glikoz artışı, sitokin adı verilen iltihap yapıcı maddelerin salınımını tetikleyerek eklem ağrılarını veya mevcut ödemleri artırabilir. Şeker molekülleri proteinlere bağlanarak ‘Gelişmiş Glikasyon Son Ürünleri’ oluşturur. Bu süreç cildin kolajen yapısını bozar (erken kırışıklık) ve damar esnekliğini kaybettirir.” ifadelerinde bulundu.</p>
<p><strong>Şekerin panzehiri bol su ve yürüyüş</strong></p>
<p>Tatlı tüketiminin neden olduğu metabolik yükü hafifletmenin iki temel yolunun &#8216;su tüketimi&#8217; ve &#8216;fiziksel aktivite&#8217; olduğunu belirten Arş. Gör. Ekin Çevik, “Yoğun şeker ve karbonhidrat alımı, vücutta ‘ozmotik yük’ yaratarak hücrelerin su dengesini bozar ve böbreklerin fazla glikozu süzmek için normalden fazla çalışmasına neden olur. Bu süreçte yeterli su tüketmek, sadece susuzluğu gidermekle kalmaz; kandaki şeker konsantrasyonunu seyrelterek böbreklerin yükünü hafifletir ve şekerin idrar yoluyla atımını destekler. Ayrıca, tatlı tüketimiyle birlikte vücudun tuttuğu ödemin atılması ve bağırsaklarda şeker kaynaklı oluşabilecek şişkinlik, gaz gibi sindirim şikayetlerinin minimize edilmesi için su, en doğal ve etkili çözümdür. Gün boyu küçük yudumlarla yaygın bir şekilde içilen 2,5-3 litre su, bayram sonrası oluşabilecek ‘metabolik yorgunluğun’ önüne geçmek için temel şarttır.” dedi.</p>
<p><strong>‘Tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırmak için yürüyüş şart</strong></p>
<p>Tatlı bir ikramın ardından yapılan hafif tempolu bir yürüyüşün, vücudun insülin hormonuna olan ihtiyacı azaltan sihirli bir mekanizmayı devreye soktuğunu kaydeden Ekin Çevik, “Kaslar hareket halindeyken, kandaki glikozu insülinin rehberliğine ihtiyaç duymadan doğrudan yakıt olarak kullanmaya başlar; bu da kan şekerindeki ani ve keskin yükselişlerin önüne geçer. Yemeklerden yaklaşık 15-20 dakika sonra yapılacak kısa bir yürüyüş hem pankreasın üzerindeki baskıyı azaltır hem de bayramın getirdiği enerji fazlasının yağ olarak depolanmasını engeller. Hareket etmek, sadece ‘kalori’ yakmak değil, uzun süreli açlık döneminden çıkan ve ‘tasarruf moduna’ giren metabolizmayı yeniden canlandırarak enerji seviyenizi gün boyu dengede tutmaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-irade-eksikligi-degil-degisen-hormonlar-621287">Nedeni irade eksikliği değil, değişen hormonlar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 08:39:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339">Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy</strong> “Yapılan araştırmalara göre özellikle 6 ay-2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde çok daha fazla görülen demir eksikliği erken dönemde fark edilmezse, kalıcı öğrenme ve davranış problemlerine yol açabilir” diyor. Dr. Ceren çocuklarda demir eksikliğinin 10 belirtisini sıraladı, alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en yaygın sağlık sorunlarından biri olan demir eksikliği, kanın vücuda oksijen taşıma yeteneğini azaltıyor. Uzun süre fark edilmediğinde ise hem fiziksel hem de nörolojik sistemde olumsuz etkilere yol açıyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda yetersiz demir alımının, gelişim geriliğinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirterek “Yapılan çalışmalarda; yaşamın ilk yıllarında gelişen demir eksikliğinin, ömür boyu bilişsel gerilemeye neden olduğu raporlanmıştır. Süt çocuklarında gelişim basamaklarında gerileme görülür, yürüyebilen bir çocuk yürüyemez olur. Bağışıklık sisteminde zayıflamaya, yutma güçlüğüne, konsantrasyon bozukluğuna, kalıcı öğrenme ve davranış problemleri ile okul başarısında düşmeye yol açar. Yapılan son çalışmalarda; demir eksikliğinin astımlı çocuklarda atak sıklığını artırdığı görülmüştür” diyor. </p>
<p><strong>Demir eksikliğine yol açan hatalar!</strong></p>
<p>Demir eksikliğine; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, özellikle ergenlik döneminde rejim yapma, akut ve kronik kan kayıpları, kronik enfeksiyonlar, ishal, çölyak, laktoz intoleransı gibi emilim bozukluğu ile giden hastalıklar ve bağırsak parazitleri neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Toplumda bazı yanlış davranışlar da demir eksikliğine yol açabiliyor. Örneğin; 6. aydan sonra hızlı büyüme ile birlikte diyete demir içeren gıdaların yeterince eklenmemesi ve yemeklerden hemen sonra çay tüketilmesi toplumumuzda sık yapılan yanlışlardan” diyor. </p>
<p><strong>Pekmez yetmez, süt içirmeyi abartmayın!</strong></p>
<p>Demir eksikliği tanısı alıp ilaç başlanmış çocuklarda pekmez ile tedavi sağlanacağını düşünüp ilacı kesmenin de sık yapılan yanlışlardan olduğunu vurgulayan Dr. Ulusoy “Pekmez güzel bir destek ancak içeriğindeki demirin biyoyararlanımı azdır, tedavi yerine kullanılması uygun değildir” uyarısında bulunuyor. Dr. Ceren Ulusoy, pekmezin yanında süt içilmesi ya da demir içeren besinlerin ardından çay içilmesinin de demirin emilimini önemli ölçüde azalttığını belirtirken “Sık yapılan yanlışlardan biri de; çocuğa kemikleri gelişsin diye günde 2 su bardağından fazla inek sütü içirilmesidir. Aşırı süt tüketimi hem demir emilimini hem de tokluk hissi yaratarak çocuğun diğer gıdaları tüketmesini engeller” diyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa!</strong></p>
<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde demir eksikliği bulunduğunu, bu sorunun özellikle 6 ay – 2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde daha da fazla görüldüğünü belirten Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda demir eksikliğinin önemli belirtilerini şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Soluk cilt rengi</li>
<li>Halsizlik ve çabuk yorulma</li>
<li>Ağız içinde yaralar</li>
<li>Baş ağrısı</li>
<li>Baş dönmesi</li>
<li>İştahsızlık,</li>
<li>Toprak, buz, kireç yeme</li>
<li>Algılama güçlüğü</li>
<li>Sinirlilik, hırçınlık</li>
<li>Tırnaklarda kırılma</li>
</ul>
<p><strong>Demir yapan besinler yedirin</strong></p>
<p>Çocukların her gün demirden zengin iki-üç farklı besin tüketmeleri gerektiğini belirten Dr. Ulusoy “Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri sadece fazla miktarda et yedirerek demir eksikliğinin engelleneceğinin düşünülmesi. Oysa önemli olan; sebze, bakliyat ve etten zengin, çeşitli ve emilimi destekleyen bir beslenme modelinin oluşturulmasıdır” diyor. Kırmızı et, dana ciğeri, tavuk, balık, yumurta sarısı ve aşırıya kaçmamak şartıyla sakatat ürünleri ile ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, badem ve antep fıstığının zengin demir kaynakları olduğunu söyleyen Dr. Ceren Ulusoy, bu besinlerin C vitamini (portakal, mandalina, domates vb) ile tüketilmesinin demir emilimini artıracağına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Gelişigüzel demir takviyesi karaciğeri vuruyor!</strong></p>
<p>Demir eksikliği tanısı konulduktan sonra doktor önerisiyle demir şurubuna başlanacağını ve tedavinin genellikle 3-6 ay süreceğini belirten Dr. Ulusoy “Tedavinin birinci ayında kan testi alarak hemoglobin değerinin yükseldiğini görmek gerekir. Tedavi sürecinde ailelerin önerilen doza sadık kalması çok önemlidir. Aşırı demir yüklenmesi ve rastgele demir takviyesi karaciğer hasarı gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339">Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyot Eksikliği Yaşayanlar Brokoli ve Ispanak Tüketmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-410261</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 08:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[brokoli]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ispanak]]></category>
		<category><![CDATA[iyot]]></category>
		<category><![CDATA[tüketmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşayanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=410261</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyot, tiroid bezinin büyüme, beyin gelişimi ve enerji metabolizmasının hızından sorumlu tiroid hormonlarını üretebilmesi için gerekli bir mineraldir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-410261">İyot Eksikliği Yaşayanlar Brokoli ve Ispanak Tüketmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İyot, tiroid bezinin büyüme, beyin gelişimi ve enerji metabolizmasının hızından sorumlu tiroid hormonlarını üretebilmesi için gerekli bir mineraldir. İyotun vücutta eksik olmasının tiroid hormonu seviyelerinin düşmesine neden olarak çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “İyot eksikliği yaşayan kişiler brokoli, ıspanak, kara lahana, karnabahar, soya fasulyesi, şalgam ve turp gibi besinleri tüketmemeli. Bu besinler iyotun tiroid bezinde tutulmasını zorlaştırır ve guatr hastalığının oluşmasına neden olabilir” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Yetişkin bir insanın günde 150 mcg iyot tüketmesi önerilir. Hamilelerde bu miktar 220 mcg, emziren annelerde ise 290 mcg’dir. İyot eksikliği yaşamamak ya da varsa mevcut eksikliği gidermek için iyot açısından zengin besinlerin diyete dahil edilmesinin ilk adım olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “Toplumda görülen iyot eksikliğini gidermek adına normal tuz içerikleri iyotlu tuza çevrilmiştir. İyot eksikliğinin kontrol altına alınmasında iyotlu tuz kullanmak gerekli. Ancak iyotlu tuz ısı, nem ve ışıktan etkilenir. Bu nedenle kapaklı bir kapta, dolapta ve kuru bir ortamda muhafaza edilmeli. Ayrıca yemeklere piştikten sonra ya da sofrada tuz eklenmeli. Bunun yanında deniz yosunları, Morina balığı, ton balığı ve karides gibi iyot içeren deniz ürünleri, süt, yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri ve yumurta da iyot bakımından zengin ürünler arasında yer alıyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyot eksikliği depresyon ve enerjisizlik olarak belirti gösterebilir</strong></p>
<p>Düşük iyot alımı, hamilelik, sigara, florür ve klorlu su ve Brassica ailesinden (karnabahar, brokoli, kale, lahana, Brüksel lahanası) sebzelerin çiğ olarak tüketilmesinin iyot eksikliğinin başlıca nedenleri arasında olduğunu paylaşan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, “İyot eksikliğinin belirtileri arasında baş dönmesi, bayılma, ciltte kuruluk, depresyon, enerjisizlik, kabızlık, kilo alma, kolesterol yüksekliği, saç dökülmesi, unutkanlık, üşüme, yorgunluk, el ve ayakların soğuk olması, tekrarlayan enfeksiyonlar, kabızlık, kas güçlüğü, eklem katılığı ve böbrek işlevlerinde azalma sayılabilir” dedi.</p>
<p>Dr. Eyyüp Kenan Özok, vücutta iyot eksikliği belirtilerinin kısa sürede kontrol altına alınmazsa kişide tiroid kanseri, erken doğum veya düşük, kadınlarda kısırlık, sinir sistemi rahatsızlıkları, büyümede gerilik, zihinsel bozukluklar, yumurtalık kanseri, tiroide bağlı otoimmün hastalıklar, prostat kanseri, kalpte büyüme, meme kanseri, kalp yetmezliği gibi rahatsızlıkların görülebildiğini veya varolan hastalıkların kötüleşebildiğini de vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Fazla iyot da sağlığa zararlı</strong></p>
<p>Günde 2.000 miligramın üzerindeki aşırı iyot dozlarının özellikle verem veya böbrek hastalığı gibi durumlarda tehlikeli olabileceğinin de altını çizen Dr. Eyyüp Kenan Özok, “İyot fazlalığı tiroidin papiler kanserine ve hipertiroidiye neden olabilir. Hamile kadınlar ve emziren anneler de belirtilen dozların üzerinde iyot kullanmamalı. Sonuç olarak farklı kimselerin vücutları farklı doz miktarlarına tepki verdiğinden iyot kullanımında mutlaka doktora danışılmalı ve dikkatli olunmalı. Özellikle Hashimoto tiroiditi veya hipotiroidizm olgularında iyot alımı mutlaka doktora danışılmalı. İdrarda iyot atılımı testi yapılması vücudun iyot eksikliği hakkında fikir veren bir laboratuvar testidir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>İyotun 6 yararı</strong></p>
<p><strong>1. Metabolizma hızının kontrolü – optimal enerji düzeyi:</strong> İyot tiroid bezlerinin çalışmasını etkilediği için, vücudun bazal metabolik hızının kontrolünden doğrudan sorumludur. </p>
<p><strong>2. Kanserden korunma – meme kanserinin önlenmesi:</strong> İyot, kanserli hücrelerin kendi kendini öldürmesi demek olan apoptozu (planlı hücre ölümü) teşvik eder. Mutasyona uğramış hücrelerin yok edilmesine yardımcı olurken sağlıklı hücrelere zarar vermez. İyottan zengin gıdaların meme tümörü gelişmesini baskıladığını gösteren kanıtlar vardır. <br /> </p>
<p><strong>3. Detoks özelliği:</strong> İyot vücuttan kurşun, cıva gibi ağır metallerin ve başka biyolojik toksinlerin atılmasını sağlayabilir. İyodun meme bezlerinin sağlığı, midede yerleşen gastrit ve mide kanseri nedeni Helicobacter pylori bakterisine karşı antibakteriyel etki göstermesi, antioksidan etkileri gibi tiroid dışı birçok yararı vardır.</p>
<p><strong>4. Bağışıklık: </strong>İyot bağışıklığı destekler. Serbest hidroksil radikallerini yakalar. Antioksidan aktiviteyi uyararak ve artırarak kanser ve kalp hastalığı gibi kronik hastalıklara karşı korunmayı sağlar. </p>
<p><strong>5. Cilt, saç ve diş sağlığı:</strong> Kuru, tahriş olmuş, pullanan ve enflamasyonlu bir cilt yapısı iyot eksikliğinin sık rastlanan bir belirtisidir. İyot parlak bir cilt, canlı saçlar ve sağlıklı dişler için önem taşıyan bir eser mineraldir. İyot eksikliği saç dökülmesi nedenidir. </p>
<p><strong>6. Büyüme ve gelişme:</strong> Bebeklikte ve büyüme çağında yeterli iyot alınmaması veya hamilelerdeki iyot eksikliği önemli bir büyüme-gelişme geriliği nedenidir. İyot eksikliğinin aşırı olması kretinizm denen ağır bir gerilik tablosuna neden olur. Bu noksanlıkların önlenmesi için hamilelerde ve büyüme çağında iyot desteği önemli bir konudur. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyot-eksikligi-yasayanlar-brokoli-ve-ispanak-tuketmemeli-410261">İyot Eksikliği Yaşayanlar Brokoli ve Ispanak Tüketmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki Çalışanların %25&#8217;sı Dijital Beceri Eksikliği Nedeniyle İşini Kaybetmekten Korkuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyedeki-calisanlarin-25si-dijital-beceri-eksikligi-nedeniyle-isini-kaybetmekten-korkuyor-404805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 10:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[işini]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmekten]]></category>
		<category><![CDATA[korkuyor]]></category>
		<category><![CDATA[nedeniyle]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404805</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'deki çalışanların %25'sı dijital beceri eksikliği nedeniyle işini kaybetmekten korkuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyedeki-calisanlarin-25si-dijital-beceri-eksikligi-nedeniyle-isini-kaybetmekten-korkuyor-404805">Türkiye&#8217;deki Çalışanların %25&#8217;sı Dijital Beceri Eksikliği Nedeniyle İşini Kaybetmekten Korkuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir Kaspersky anketine göre[1], Orta Doğu, Türkiye ve Afrika&#8217;daki çalışanların %66&#8217;sı bilgisayar ve diğer dijital ekipmanlarla çalışırken dijital becerilerin eksikliğini hissediyor. Türkiye&#8217;de çalışanların %25&#8217;i BT yetkinliklerinin eksikliği nedeniyle işlerini kaybetmekten korkuyor. Bazıları bunun önümüzdeki 5 yıl içinde gerçekleşebileceğine inanırken (%15), diğerleri bunun daha uzun sürede gerçekleşebileceğini düşünüyor (%10). Türkiye’deki katılımcıların sadece %24&#8217;ü yetersiz BT bilgisi nedeniyle işini kaybetme riski altında olmadığından emin olduğunu söylüyor.</p>
<p>Önümüzdeki 5 yıl içinde dijital beceri eksikliği nedeniyle işini kaybetme olasılığının en yüksek olduğunu düşünenler arasında bölüm başkanları ve üst düzey yöneticiler yer alıyor. Sürekli kendini eğitme ve trendlerin bir adım önünde olma ihtiyacı konusunda en temkinli olanlar da yine bu grup.</p>
<p> </p>
<p>Dijital becerilerin eksikliği sadece çalışanların kariyerini engellemekle kalmıyor, aynı zamanda çalışanın istihdam edildiği kurumun siber güvenliği için de ciddi riskler oluşturuyor. &#8216;İnsan güvenlik duvarı&#8217;, siber olaylara karşı en önemli savunmalardan birini oluşturuyor. Son araştırmalar, siber güvenlik tehditlerinin %95&#8217;inin bir şekilde insan hatasından kaynaklandığını gösteriyor. Örneğin çalışanlar bir kimlik avı bağlantısını açabilir, şirket cihazına fidye yazılımı indirebilir ve şirket için maliyet ve itibar kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle üst düzey yöneticilerden stajyerlere kadar her seviyedeki çalışanın uygun siber güvenlik eğitimi alması gerekir.</p>
<p><strong>Kaspersky Türkiye Genel Müdürü İlkem Özar</strong> konuyla ilgili şunları söylüyor: <em>&#8220;Yapay zeka ve makine öğrenimi çözümlerinin hızla ilerlemesi nedeniyle pek çok kişi işini kaybetmekten korkuyor. Bazı bireyler ve kuruluşlar otomasyona karşı temkinli davranıp bu yöndeki çözümleri kullanmaktan kaçınırken, diğerleri süreçlerini en yeni teknolojilerden en büyük faydayı sağlayacak şekilde uyarlıyor. Çalışanlar tercih edilmeye devam etmek istiyorlarsa siber bilince sahip olmalı ve şirketler de dijital zorlukların üstesinden gelmelerine ve siber güvenlik becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Kaspersky, her seviyedeki çalışanın eğitimine ve becerilerini geliştirmesine katkıda bulunmak için Otomatik Güvenlik Farkındalığı Platformunu sunuyor. Platform, yıl boyunca çalışanlar için güçlü, pratik siber hijyen becerileri geliştiren çevrimiçi bir araç. Platformu başlatmak ve yönetmek özel kaynaklar veya düzenlemeler gerektirmiyor ve kuruluşa güvenli bir kurumsal siber ortama doğru yapacakları yolculuğun her adımında yerleşik yardım sağlıyor.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky uzmanları, çalışanlarınızın dijital becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmanız için şunları öneriyor:</p>
<ul>
<li>İş için en çok hangi dijital becerilere ihtiyaç duyulduğunu anlamak ve çalışanlarını eğitmek için düzenli kontroller yapın.</li>
<li>Çalışanların becerilerini geliştirebilmeleri için dijital okuryazarlık kursları ve eğitimleri düzenleyin. Çalışanları siber güvenlikle ilgili konularda eğitmeye yardımcı olacak çevrimiçi bir öğrenme aracı olan Kaspersky Otomatik Güvenlik Farkındalık Platformunu kullanın.</li>
<li>Çalışanların kimlik avı, dolandırıcılık, fidye yazılımı saldırıları gibi yaygın siber tehditleri ve bunları nasıl tanıyıp önleyeceklerini bildiklerinden emin olun.</li>
</ul>
<p><strong>Kaspersky hakkında</strong></p>
<p>Kaspersky, 1997 yılında kurulmuş küresel bir siber güvenlik ve dijital gizlilik şirketidir. Kaspersky&#8217;nin derin tehdit istihbaratı ve güvenlik uzmanlığı, dünya genelinde işletmeleri, kritik altyapıları, hükümetleri ve tüketicileri korumak için sürekli olarak yenilikçi çözümlere ve hizmetlere dönüşmektedir. Şirketin kapsamlı güvenlik portföyü, gelişmiş ve gelişen dijital tehditlerle mücadele etmek için önde gelen uç nokta koruması, özel güvenlik ürünleri ve hizmetleri ile Siber Bağışıklık çözümlerini içeriyor. 400 milyondan fazla kullanıcı Kaspersky teknolojileri tarafından korunmaktadır ve şirket 220.000&#8217;den fazla kurumsal müşterinin kendileri için en önemli olanı korumalarına yardımcı oluyor. kaspersky.com adresinden daha fazla bilgi edinin.</p>
<p>[1] <em>Ağustos 2023&#8217;te Orta Doğu, Türkiye ve Afrika bölgesinde KOBİ&#8217;ler ve işletmelerden 2.000 çalışanla yapılan anket.</em></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyedeki-calisanlarin-25si-dijital-beceri-eksikligi-nedeniyle-isini-kaybetmekten-korkuyor-404805">Türkiye&#8217;deki Çalışanların %25&#8217;sı Dijital Beceri Eksikliği Nedeniyle İşini Kaybetmekten Korkuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2023 08:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347802</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan vücudunda en çok bulunan hayati öneme sahip dördüncü mikro element olan magnezyum, 300’den fazla enzimin çalışması için önemli bir role sahip. </strong></p>
<p><strong>Magnezyumun hem hücreler arası hem de hücreler içi sinyaller ilettiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Magnezyumun DNA sentezi, protein sentezi, kas kasılması, insülin mekanizması, kan basıncı, üreme gibi birçok mekanizmaya etkisi vardır. Bu element, kas ve sinir uyarılarına karşı duyarlılığı düzenler. Bu sayede fiziksel ve zihinsel olarak sakinleştirir. Magnezyum eksikliği hareket kabiliyetini bozarak fiziksel performansı düşürür” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Vücuttaki magnezyum düzeyinin düşmesinin nedenlerini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Toprağın magnezyum içeriğinin düşmesiyle sebze ve meyvelerin yetersiz magnezyum içermesi, günlük beslenmede yeterli sebze ve meyve tüketilmemesi, rafine karbonhidrat tüketiminin artması, aşırı kahve tüketimi, bağırsak hastalıkları sebebiyle emilim yetersizliği, gazlı içecekler ve işlenmiş etlerde bulunan fosfatın magnezyum emilimini engellemesi, D vitamini eksikliği, ishal ve aşırı terle vücutta sıvı kaybının fazla olması magnezyum eksikliğinin önemli sebepleridir” dedi.</p>
<p><strong>Magnezyum eksikliği yorgunluk, stres ve migren sebebi</strong></p>
<p>Magnezyum eksikliğinin kronik yorgunluk, kramplar, stres ve anksiyete, migren, diyabet, osteoporoz, konsantrasyon bozukluğu, fibromiyalji, kalp ritminde bozulmalar gibi önemli sorunlara sebep olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Vücudumuzda magnezyum seviyesi yeterli olduğunda kendimizi daha enerjik hissederiz. Kan şekeri dengelenir, uyku kalitesi yükselir, kan basıncı düzenlenir, migren ataklarında azalmalar görülür, depresyona iyi gelir ve adet öncesi sendromları azaltır” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong><u>Magnezyum kaynağı 9 besin: </u></strong></p>
<p>Kabak çekirdeği</p>
<p>Pazı</p>
<p>Avokado</p>
<p>Ispanak</p>
<p>Badem</p>
<p>Muz</p>
<p>İncir</p>
<p>Tam tahıllar</p>
<p>Mineralli sular </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-yorgunluk-magnezyum-eksikligi-belirtisi-347802">Kronik yorgunluk magnezyum eksikliği belirtisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
