<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>duygular | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/duygular/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/duygular</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>duygular | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/duygular</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:28:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırmak]]></category>
		<category><![CDATA[aydın]]></category>
		<category><![CDATA[dayanıklılığı]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tepkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!</strong></p>
<p>Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.</p>
<p>En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!</strong></p>
<p>Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!</strong></p>
<p>Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor. </p>
<p>Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”</p>
<p><strong>Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!</strong></p>
<p>Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!</strong></p>
<p>Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.</p>
<p>Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.</p>
<p>Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-surecinde-psikolojik-dayanikliligi-artirmak-mumkun-624041">Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor. Kilo yönetimi sürecinin yalnızca fiziksel ölçütlere göre planlanmaması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Zayıflama ilaçları ve cerrahi yöntemler kilo kaybı sağlamada etkili olabilir ancak kişi psikolojik olarak hazır değilse ve yeni bir yaşam düzenini benimsemezse bu yöntemlerden kalıcı sonuç almak zorlaşır” dedi.</strong></p>
<p>Kişinin yeme alışkanlıkları, duygularıyla baş etme biçimi ve değişime ne kadar hazır olduğu bu sürecin sonucunu belirler. Duygusal yeme ve gerçekçi olmayan beklentilerin hem ilaç hem de cerrahi sonrası uyumu zorlaştırabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Hızlı kilo kaybı sadece bedeni değil, zihni de etkiler. Birçok kişi yeni bedenine uyum sağlamakta zorlanabilir. Aynadaki görüntü ile kişinin kendini algılayışı her zaman aynı olmayabilir. Uzun yıllar kilolu kimliğiyle yaşamış bireylerde kilo kaybı benlik algısında boşluk hissi yaratabilir. Çevreden gelen ilgi bazı kişilerde öz güveni artırırken bazılarında kaygı ve kontrol ihtiyacını artırabilir. Bu nedenle herkes bu değişime aynı şekilde uyum sağlayamaz” dedi.</p>
<p><strong>Yeme davranışı sadece açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Yeme davranışının çoğu zaman duygusal ihtiyaçlara da hizmet ettiğini belirten Unutmaz, “Kaygı, yalnızlık, öfke ya da boşluk gibi duygular yemek yoluyla bastırılabilir. Kilo verme sürecinde bu alışkanlık kısıtlandığında, daha önce geri planda kalan duygular daha görünür hale gelir. Bu nedenle yeme davranışını yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değil, geçmişte işe yarayan bir baş etme yolu olarak değerlendirmek gerekir. Sağlıklı kilo yönetimi, duyguları düzenlemek için yeni yollar geliştirmeyi gerektirir. Kilo kaybı bedeni değiştirir ama zihni de dönüştürür. Bu nedenle kalıcı sonuç için kişinin zihinsel hazırlığı, yeme alışkanlıkları ve beden algısı mutlaka birlikte ele alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>Kilo kaybı her sorunu çözmez</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde en sık yapılan hatanın, zayıflamanın psikolojik iyileşmenin şartı olarak görülmesi olduğunu belirten Unutmaz, “Birçok kişi beden değiştiğinde öz güveninin ve yaşam doyumunun kendiliğinden artacağını düşünür. Oysa zihinsel altyapı değişmeden gerçekleşen kilo kaybı kalıcı bir iyilik hali sağlamayabilir. Kaygı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirebilir, kontrol ihtiyacı artabilir ve bu da sürecin devamını zorlaştırabilir. Kilo yönetimi sadece bedeni değil, kişinin benlik algısını, duygularını yönetme biçimini ve yaşamla kurduğu ilişkiyi de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ruh sağlığı yaşamın temeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-yasamin-temeli-613475</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığın]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[temeli]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613475</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 17 Şubat Dünya İnsan Ruhu Günü kapsamında ruh bakımının genel sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-yasamin-temeli-613475">Ruh sağlığı yaşamın temeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 17 Şubat Dünya İnsan Ruhu Günü kapsamında ruh bakımının genel sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Ruh bakımına özen göstermek genel sağlığın temel taşlarından biri!</strong></p>
<p>Ruh bakımının kişinin duygularını fark etmesi, düzenleyebilmesi, ihtiyaçlarını tanıyabilmesi ve zorlayıcı yaşam olaylarıyla sağlıklı baş etme yolları geliştirebilmesi olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yani sadece ‘iyi hissetmek’ değil, zor hislerle de temas edebilme ve onları taşıyabilme becerisidir.” dedi.</p>
<p>Ruhsal iyi oluşun, beden sağlığından bağımsız olmadığına vurgu yapan Tunçel, “Uzun süreli stres, bastırılmış duygular ve çözümlenmemiş ruhsal yükler; bağışıklık sistemi sorunlarından uyku bozukluklarına, kronik ağrılardan kalp-damar hastalıklarına kadar birçok alanda etkisini gösterebilir. Ruh bakımına özen gösteren bireylerde stres düzeyi azalır, uyku ve enerji dengesi iyileşir, yaşam doyumu artar. Bu da genel sağlığın temel taşlarından biridir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Duygularını fark eden ve ifade edebilenler, stres karşısında daha dayanıklı oluyor!</strong></p>
<p>“Ruh sağlığını korumak için büyük değişimler şart değildir.” diyen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, küçük ama sürdürülebilir alışkanlıkların oldukça etkili olduğunu aktardı.</p>
<p>Küçük değişimlere örnekler veren Tunçel şunları söyledi:</p>
<p>“Günde birkaç dakika durup ‘şu an ne hissediyorum?’ diye kendine sormak, düzenli uyku ve beslenme, gün ışığı almak ve bedeni hareket ettirmek, duyguları yazmak ya da güvendiği biriyle paylaşmak gibi alışkanlıklar, kişinin kendisiyle bağını güçlendirir. Duygularını fark eden ve ifade edebilen bireyler, stres karşısında daha dayanıklı olur ve duygusal yük birikmeden boşalabilir.”</p>
<p><strong>Kişinin kendisi gibi olabildiği ilişkiler, ruhsal iyilik hâlini destekliyor!</strong></p>
<p>İnsanın doğası gereği sosyal bir varlık olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Anlaşıldığını, kabul edildiğini ve desteklendiğini hissetmek ruh sağlığı için temel bir ihtiyaçtır.” dedi.</p>
<p>Güvenli sosyal ilişkilerin stres hormonlarını azalttığını, yalnızlık hissini hafiflettiğini ve kişinin kendilik değerini güçlendirdiğini ifade eden Tunçel, “Burada önemli olan ilişki sayısından çok ilişkilerin niteliğidir. Kişinin kendisi gibi olabildiği, sınırlarını koruyabildiği ve duygularını yargılanmadan paylaşabildiği ilişkiler, ruhsal iyilik hâlini belirgin şekilde destekler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Ruh bakımını gözeten kişisel gelişim, şefkatli ve sürdürülebilir olandır!</strong></p>
<p>Kişisel gelişimin, çoğu zaman ‘daha iyi olmak’ hedefiyle ele alındığına dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak ruh bakımıyla birleştiğinde bu yaklaşım ‘kendini olduğu hâliyle tanımak ve kabul etmek’ noktasına evrilir. Kişi güçlü ve zayıf yönlerini fark ettiğinde, sınırlarını tanıdığında ve gerçekçi hedefler koyduğunda gelişim sağlıklıdır. Aksi hâlde sürekli kendini zorlayan, yetersizlik hissini besleyen bir sürece dönüşebilir. Ruh bakımını gözeten kişisel gelişim, şefkatli ve sürdürülebilir olandır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı bir lüks değil, yaşam kalitesinin temeli!</strong></p>
<p>Günlük hayatta farkında olmadan ruh sağlığını zorlayan bazı alışkanlıklar olduğunu aktaran Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Duyguları sürekli bastırmak veya görmezden gelmek, aşırı ekran ve sosyal medya kullanımı, kendini başkalarıyla sürekli kıyaslamak, dinlenmeyi ‘zaman kaybı’ olarak görmek, yardım istemeyi zayıflık olarak algılamak bu alışkanlıklar arasında sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Bu alışkanlıkların zamanla duygusal tükenmişliğe ve içsel kopukluğa yol açabileceğinin altını çizen Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ruh bakımı, tam da bu noktada yavaşlamaya, fark etmeye ve destek almaya izin vermeyi içerir. 17 Şubat Dünya İnsan Ruhu Günü vesilesiyle şunu hatırlatmak isterim: Ruh sağlığı bir lüks değil, yaşam kalitesinin temelidir. Ona iyi bakmak, kendimize gösterebileceğimiz en insani özenlerden biridir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ruh-sagligi-yasamin-temeli-613475">Ruh sağlığı yaşamın temeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[defalarca]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor… Günümüzde pek çok kişinin ortak şikâyeti aynı: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünce trafiğiyle açıklanmıyor; duygusal sıkışmışlık, stresin artması ve bedenin sessiz tepkileri zihni daha da yoruyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, zihinsel ve bedensel yükün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak ruh sağlığını korumak için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİN HIZINA DUYGULAR YETİŞEMİYOR</strong></p>
<p>Günlük hayatta pek çok kişiden aynı cümleyi duyarız: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Düşüncelerin durmaması çoğu zaman fazla düşünmekten çok daha derin bir sürecin işaretidir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>’ ye göre zihnin hızlanması, kişinin duygularına yaklaşmakta zorlandığı ya da içsel bir sıkışmışlık yaşadığı dönemlerde belirginleşiyor. “Zihin, duygulara temas etmekte güçlük çektiğinde devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen <strong>Gözeri</strong>, bu durumun stres sisteminin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor. Tehdit algısı yükseldiğinde zihnin fark edilmez bir tempo artışına girdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog</strong> <strong>Gözeri</strong>, “Bu nedenle aynı düşüncenin defalarca tekrarlanması, detaylarda kaybolma ya da durmak bilmeyen iç konuşmalar çoğu zaman zihnin yardım çağrısı niteliğinde. İnsan bir çıkış yolu bulamadığında düşünceler hızlanır; içteki gürültü dış dünyanın sesini bastırmaya başlar” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ÇOK DÜŞÜNMEK ZİHNİNİZİ YORMUYOR; </strong></p>
<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca “çok düşünmekle” açıklanmadığını, kişinin içten içe sıkıştığında, duygularına yaklaşmakta zorlandığında ya da stres yükü arttığında zihnindeki trafiğin hızlandığını ifade eden <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihin yorulduğunda beden sessizce devreye girer. Stres sistemi sık aktive olduğunda yalnızca kafa karışmaz; uyku düzeni bozulur, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Yani zihin ve beden birbirinden bağımsız değildir, biri zorlandığında diğeri mutlaka bir yerden sinyal verir” diyor. </p>
<p><strong>ZİHNİNİZ YARDIM ÇIĞLIĞINI UYKUSUZLUK, KALP, MİDE SORUNLARIYLA YANSITABİLİR</strong></p>
<p>Kişinin çıkış yolu bulamadığında düşüncelerinin hızlandığını ve içteki gürültünün dış dünyanın sesini bastırmaya başladığını belirten Gözeri; “Bu dönemde stres yavaş yavaş birikir ve biriken bu yük sonunda kendini bedende gösterir: baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, omuz–boyun gerginliği, uykuya dalma güçlüğü… Bunların her biri zihinsel yorgunluğun bedensel yankılarıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>BEDENİNİZ DUYGULARI İŞARET EDİYOR</strong></p>
<p>Her insanın taşıyabileceği yükün farklı olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>; “Üstelik bu yük çoğu zaman fark ettirmeden, sessizce artar. Bu tablonun merkezinde duygular yer alır. <strong>Pek çok kişi duygusunu söylemediğinde sorunun çözüldüğünü sanır; oysa bastırılan duygu kaybolmaz, yalnızca başka bir yerden geri döner. B</strong>u psikolojide <em>duygusal bastırma</em> olarak tanımlanır. Bilimsel araştırmalar da bu durumu doğruluyor: Bastırılan duygular, bedenin stres tepkisini artırarak <strong>kortizol seviyelerini yükseltiyor</strong>. Yani kişi o duyguyu kelimelere dökmese bile, <strong>beden o yükü taşımayı sürdürüyor</strong> ve bir noktada farklı belirtiler üzerinden sinyal vermeye başlıyor” diyor. </p>
<p><strong>STRES DÜŞÜNCELERİ, DÜŞÜNCELER DUYGULARI BESLİYOR</strong></p>
<p>Stres, düşünceler ve duyguların birbirini sürekli besleyen üç halka olduğunu söyleyen <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>; “Kişi içsel olarak sıkıştığında, en basit günlük işler bile gözünde büyüyebilir; zihinsel gürültü, normalde kolaylıkla yönetilebilecek işleri zorlaştırır. Bu noktada duyguları bastırmak yerine onları tanımaya çalışmak, gün içinde kendimize kısa nefes molaları ya da birkaç dakikalık zihinsel ara yaratmak bu yükü hafifletebilir. Uzun süren, kişiyi sosyal hayattan koparan ve günlük hayat akışını engelleyen süreçlerde ise mutlaka uzmana başvurmak, yardım almaktan çekinmemek gerekir ” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, iyileşme sürecindeki en kritik adımın farkındalık olduğunu belirtiyor: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an, değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü, dönüşümün kapısını aralar.” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 10:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[dürüst]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[gizlenen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kendine]]></category>
		<category><![CDATA[olmakla]]></category>
		<category><![CDATA[sadakat]]></category>
		<category><![CDATA[tuncel]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588448</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın tanımı, nedenleri, birey ve ilişki üzerindeki etkileri ile aldatma sonrası duygusal iyileşme ve başa çıkma yollarını anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448">Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, aldatmanın tanımı, nedenleri, birey ve ilişki üzerindeki etkileri ile aldatma sonrası duygusal iyileşme ve başa çıkma yollarını anlattı. </p>
<p><strong>Bir iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyorsa bu bir aldatmadır!</strong></p>
<p>Aldatmanın, en yalın haliyle, bir ilişkinin tarafları arasında karşılıklı olarak belirlenen sınırların ihlali olarak tanımlanabileceğini aktaran Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Başka bir ifadeyle, taraflardan birinin ilişki dışı bir bağ kurması, verilen güvenin ve sadakatin zedelenmesi anlamına gelir. Çoğu zaman aldatma denildiğinde akla yalnızca cinsel eylemler gelse de aslında aldatma sadece fiziksel değil; duygusal ve sosyal (sanal) boyutlarıyla da karşımıza çıkar.” dedi.</p>
<p>Fiziksel aldatmanın, ilişki dışı cinsel eylemleri içerirken; duygusal aldatmanın, romantik paylaşımların, flörtleşmenin veya duygusal yakınlıkların kurulduğu durumlar olduğunu ifade eden Tunçel, “Sosyal ya da sanal aldatma ise dijital iletişim araçları üzerinden gelişen bağları kapsar. ‘Sadece mesajlaştık, bu aldatma mıdır?’ sorusu sıkça duyulur; ancak yanıt nettir. Eğer bu iletişimin partner tarafından görülmesi istenmiyor, gizleniyorsa, bu bir sınır ihlalidir ve dolayısıyla aldatmadır.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Aldatmak tek bir nedene indirgenemez! </strong></p>
<p>Bir ilişkide aldatmanın yaşanmaması için üç temel yapı taşının; güven, sadakat ve duygusal bağlılığın korunması gerektiğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatmayı tek bir nedene indirgemek mümkün değil. Bu davranışın altında bireysel, ilişkisel ve çevresel faktörler yatabilir.” dedi.</p>
<p>Bu faktörlere açıklık getiren Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle kaçıngan veya güvensiz bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, ilişkilerinde yakınlık kurmakta zorlanabilir ve bu durum sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir.<strong> </strong>Kendilik değerinin düşük olması, bireyi dışarıdan onay arayışına yöneltebilir.<strong> </strong>Narsistik özellikler taşıyan bireylerde sadakatsizlik daha sık görülür.<strong> ‘</strong>Ben kimim?’ sorusuna yanıt arayan ya da hayatında heyecan arayan bireyler de aldatma davranışı gösterebilir.<strong> </strong>Travmalar, madde ya da davranışsal bağımlılıklar da sağlıklı karar verme süreçlerini zayıflatabilir.</p>
<p>İlişkide yaşanan iletişim kopuklukları, duygusal veya cinsel tatminsizlik, ihmal edilme, anlaşılmadığını hissetme gibi durumlar aldatmayı tetikleyebilir. Uzun süredir süregelen çatışmaların çözümlenememesi, bastırılmış öfke veya intikam duygusu da sadakatsizliğe zemin hazırlayabilir. Toplumsal normlar, kültürel değişim, sosyal medyanın etkisi ve sadakatsizliğin normalleştirilmesi de önemli etkenlerdir. Günümüzde tüketim kültürünün ilişkiler üzerindeki etkisiyle birlikte ‘yenisi her zaman daha iyidir’ anlayışı, sadakat kavramını zayıflatır.” </p>
<p><strong>Aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir!</strong></p>
<p>Aldatmanın, hem birey hem de ilişki açısından derin duygusal etkiler bıraktığına değinen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Aldatılan kişi, ilk etapta bir şok yaşar; durumu inkâr eder, ardından öfke, suçluluk, kıyaslama ve özgüven kaybı gibi duygularla baş etmeye çalışır. Bu süreç, travma sonrası stres bozukluğuna benzer belirtiler gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Aldatan kişinin ise çoğu zaman ambivalan (ikircikli) duygular içinde olduğunu ifade eden Tunçel, “Suçluluk ve pişmanlık hissederken, kimi zaman da savunmaya geçer, davranışını rasyonelleştirir. Bazı bireyler hatasını kabul edip sorumluluk alırken, bazıları karşı tarafı suçlama eğilimindedir. İlişki açısından bakıldığında ise güven kaybı en yıkıcı sonuçlardan biridir. Bu güvenin yeniden inşası, ancak açık iletişim, doğru sınırlar ve profesyonel destekle mümkün olabilir. Aksi halde aldatmanın kendisinden çok, sonraki süreç daha travmatik hale gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Duygusal iyileşme doğru yaklaşımla mümkün!</strong></p>
<p>Aldatmanın, kişisel bir kriz olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak doğru yaklaşımla iyileşmek mümkün. Bu süreç hem bireysel hem de ilişkisel düzeyde ele alınmalı.” dedi.</p>
<p>Bireysel düzeyde duygulara alan açmanın, sosyal desteğin, kendine şefkat göstermenin ve profesyonel desteğin önemli olduğunu açıklayan Tunçel, “Öfke, üzüntü, kafa karışıklığı gibi duygular bastırılmamalı. Bu duyguların yaşanması iyileşmenin doğal bir parçası. Güvendiğiniz bir dost ya da aile üyesiyle paylaşım yapmak duygusal yükü hafifletir. ‘Ben ne hissediyorum, ne istiyorum?’ sorularını samimiyetle sormak ve kendine acımasız davranmamak önemli. Uzman eşliğinde özdeğerin yeniden yapılandırılması ve travma çalışması sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Aldatmak ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle ilişkili!</strong></p>
<p>Eğer taraflar ilişkiyi sürdürmek istiyorsa, bunu iki tarafın da içtenlikle istemesi gerektiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Güven yeniden inşa edilmeli. Duygular bastırılmamalı, açıkça ifade edilmeli. Geçmiş tekrar tekrar gündeme getirilmemeli; odak, suçlamadan ziyade duyguların paylaşımında olmalı. Çift terapisiyle rollerin yeniden yapılandırılması ve sınırların belirlenmesi süreci desteklenmeli.” dedi.</p>
<p>Hemen affetmek ya da görmezden gelmenin, iyileşmeyi engellediğine dikkat çeken Tunçel, “Karşı tarafın sorumluluğunu alması, hatanın bedelini anlaması gerekir. Aynı şekilde, sürekli suçlamak da süreci tıkar. Bilimsel çalışmalar, çift terapisine başvuran çiftlerin yaklaşık yüzde 30’unun ilişkisini kurtarabildiğini gösteriyor. Ayrıca araştırmalar, aldatmanın ilişki memnuniyetiyle değil, algılanan adalet ve duygusal iletişim düzeyiyle daha yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.” bilgisini paylaştı.</p>
<p><strong>Sadakat, kişinin kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı da dürüst olabilmesidir!</strong></p>
<p>Aldatmanın bir ilişkiyi bitirebileceği uyarısını yapan Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak kimi zaman bir dönüm noktasına da dönüşebilir. Burada önemli olan ilişkinin devam edip etmemesi değil, kişinin kendini nasıl iyileştirdiği ve bu süreçten nasıl güçlenerek çıktığıdır.” dedi.</p>
<p>Aldatılmanın, bireyin yetersizliği değil, karşı tarafın sınırlarını koruyamamasının bir sonucu olduğunu dile getiren Tunçel, “Bu nedenle süreci kişiselleştirmemek, acele kararlar vermemek ve zamana yayarak değerlendirmek gerekir. Unutmamak gerekir ki sadakat, yalnızca bir başkasına değil, kendine ve kendi ihtiyaçlarına karşı dürüst olabilmektir. İyileşmek mümkündür; sabırla, kendine dürüst kalarak ve gerektiğinde profesyonel destek alarak.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sadakat-kendine-durust-olmakla-basliyor-gizlenen-iletisim-sinir-ihlali-ve-aldatmadir-588448">Sadakat kendine dürüst olmakla başlıyor! Gizlenen iletişim, sınır ihlali ve aldatmadır!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Duygusal destek arayışında &#8220;yapay zekâ&#8221; dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/duygusal-destek-arayisinda-yapay-zeka-donemi-571712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 17:03:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacı]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde farklı alanlarda yararlanılan yapay zekâ, duygusal ilişkilerle ilgili soru işaretlerini yanıtlamak için de kullanılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duygusal-destek-arayisinda-yapay-zeka-donemi-571712">Duygusal destek arayışında &#8220;yapay zekâ&#8221; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Günümüzde farklı alanlarda yararlanılan yapay zekâ, duygusal ilişkilerle ilgili soru işaretlerini yanıtlamak için de kullanılıyor.  </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, </b><b>duygusal konularda yapay zekâya danışılmasının insanların “güven, anlaşılma, yargısız dinlenme, belirsizlikten kurtulma ve destek alma” gibi temel psikolojik ihtiyaçlarının bir yansıması olduğunu söyledi. </b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, yapay zekânın duygusal destek arayışındaki rolünü değerlendirdi.</p>
<p><b>Yapay </b><b>zekâ</b><b>ya en çok sorulan 10 soru…</b></p>
<p>Günümüzde pek çok alanda kullanılan yapay zekânın artık duygusal destek arayışında da kullanıldığını belirtenDr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, insanların duygusal ilişkilerle ilgili yapay zekâya en çok sorduğu ilk 10 sorunun sorulma sıklığına göre sıralamasının şu şekilde olduğunu söyledi:</p>
<ol>
<li>&#8220;Beni gerçekten seviyor mu?&#8221;</li>
<li>&#8220;Onunla devam etmeli miyim yoksa ayrılmalı mıyım?&#8221;</li>
<li>&#8220;Aldatıyor olabilir mi?&#8221; / &#8220;Sadık mı?&#8221;</li>
<li>&#8220;Beni neden aramıyor / yazmıyor?&#8221;</li>
<li>&#8220;İlişkimiz uzun vadede evliliğe gider mi?&#8221;</li>
<li>&#8220;Neden uzaklaştı?&#8221;</li>
<li>&#8220;Onu nasıl geri kazanabilirim?&#8221;</li>
<li>&#8220;Doğru kişi o mu?&#8221;</li>
<li>&#8220;İlişkimde nasıl mutlu olabilirim?&#8221;</li>
<li>&#8220;Benden hoşlanıyor mu?&#8221;</li>
</ol>
<p><b>Yakın çevrenin yerini yapay zekâ alıyor</b></p>
<p>İlişkilerin insan yaşamının en önemli duygusal bağlamlarından biri olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Bu sorulardan da anlaşılacağı üzere belirsizlik, kaygı ve güven sorunları ilişkilerde sık görülen psikolojik yükler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorular geleneksel olarak yakın çevreyle paylaşılırken, günümüzde birçok birey bu soruları yapay zekâ sistemlerine yöneltmektedir.  Yukarıda örnekleri görülen ve yapay zekaya yöneltilme sıklığı giderek artan duygusal ve ilişki odaklı sorular yalnızca bilgi arayışını değil, aynı zamanda duygusal regülasyon ihtiyacını da ortaya koymaktadır” dedi.</p>
<p><b>Belirsizliği azaltma ihtiyacı, en başta yer alıyor</b></p>
<p>İnsanların yapay zekâya ilişkiyle ilgili duygusal sorular yöneltmesinin aslında birkaç temel psikolojik ihtiyaca işaret ettiğini belirten Ömerbaşoğlu, “Bunların en başta geleni, ‘belirsizliği azaltma ihtiyacı’dır. İlişkilerdeki en zorlayıcı durumlardan biri olan belirsizlik, başta kaygı olmak üzere üzüntü, öfke, çaresizlik, yetersizlik gibibaş edilmesi güç duygular ortaya çıkarmaktadır. ‘Beni seviyor mu, uzaklaşır mı, aldatıyor mu?’ gibi sorulara cevap aramak, belirsizliği netleştirme çabasının bir göstergesidir. Bu noktada yapay zekâ, kesinlik veremese de düzenli ve mantıklı bir çerçeve ya da çeşitli davranışsal stratejiler sunarak kişinin düşüncelerini ve davranışlarının düzenlemesine, zor duygularla başa çıkabilmesine katkıda bulunabilmektedir” diye konuştu.</p>
<p><b>Duyguları netleştirme ve düzenleme ihtiyacı da önemli</b></p>
<p>Yapay zekaya yöneltilen soruların altında yatan bir başka temel ihtiyacın ise “duyguları netleştirme ve düzenleme ihtiyacı”olduğunu belirten Ömerbaşoğlu, “İnsanlar aslında cevabı çoğu zaman içten içe bilse de emin olmak için dışarıdan bir sese ihtiyaç duyabilmektedir. Çünkü, ilişkilerde yaşanan belirsizlik, yoğun kaygı ve çelişkili duygular bireyde ne hissettiği konusunda bir karmaşa yaratabilir. Yapay zekâya soru sormak, kişinin kendi duygularını yansıtma ve düzenleme biçimi olarak işlev görebilmektedir. Yapay zekâ, sunduğu yansıtıcı cevaplarla bireyin duygularını söze dökmesine ve kendi düşünce örüntülerini fark etmesine yardımcı olabilmektedir. Bu durum kişinin duygularını düzenli bir dile aktarmasına imkân tanıyarak bir çeşit öz-farkındalık geliştirmesine katkı sunabilmektedir.</p>
<p><b>Yapay zekâ, güvenli alan duygusu yaratıyor</b></p>
<p>İnsanı duygusal ilişkilerle ilgili yapay zekada cevap aramaya iten bir diğer ihtiyacın da <b>“</b>tarafsız ve yargısız dinlenme” ihtiyacı olduğunu kaydeden Ömerbaşoğlu, “İnsanlar, bir sorunu ya da durumu yakın çevreleriyle paylaşma söz konusu olduğunda yargılanmaktan, eleştirilmekten veya dedikodudan çekinebilmektedir. Özellikle utanç veya kırılganlık hislerinin yoğun olduğu konularda yapay zekânın eleştirmeyen, önyargısız şekilde cevap vermesi “güvenli alan” duygusu yaratabilmektedir” dedi.</p>
<p><b>Onaylanma ve anlaşılma ihtiyacı karşılanıyor</b></p>
<p>“Onaylanma ve anlaşılma ihtiyacı”nın da bir başka önemli nokta olduğunu kaydeden Ömerbaşoğlu<b>, “</b>Bireyler çoğu zaman bir sorunu ya da durumu paylaşırken çözüm ya da öneri ihtiyacıyla değil, paylaşmak ihtiyacıyla anlatsa da genellikle çözüm önerileri duymaktadır. Yapay zekâalgoritmalarının empatik dille verdiği yanıtlar, kişilerin bu en temel iki ihtiyacını karşılamasına katkı sağlayarak yalnızlık duygusunu azaltabilmektedir” dedi.</p>
<p><b>Hızlı ve kolay erişilebilir destek…</b></p>
<p>Son olarak “hızlı ve kolay erişilebilir destek” arayışının da bireyleri yapay zekâya yönlendiren ihtiyaçlardan biri olduğunu ifade eden Ömerbaşoğlu, “Birçok kişi ilişkide yaşadığı kaygıyı hemen paylaşmak istemekte ama herkese açılamamaktadır. Arkadaşa açılmak yüksek duygusal yatırım gerektirirken, psikoloğa gitmek hem duygusal hem maddi yatırım gerektirmektedir. Bu noktada yapay zekâ daha erişilebilir, düşük riskli ve düşük maliyetli bir seçenek olarak görülmektedir. Tüm bu noktalardan hareketle, yapay zekâya sorulan ilişki sorularının aslında insanların güven, anlaşılma, yargısız dinlenme, belirsizlikten kurtulma ve destek alma ihtiyaçlarının bir yansıması olduğu söylenebilir” dedi.</p>
<p><b>Yapay zekanın önerileri doğru değerlendirilmeli</b></p>
<p>Yapay zeka tarafından sunulan önerilerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Özünde yapay zekadan fikir alınmasında bir sakınca olmamakla birlikte bireyin, yapay zekâ tarafından sunulan önerilerin kendi varoluşuna uygunluğunu değerlendirebilme becerisinin düzeyi kritik önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p><b>Uzmana başvurulmalı ve destek alınmalı</b></p>
<p>İkili ilişkilerde yaşanan sorunların çözümünde kişinin kendini, eşini ya da partnerini tanımasının önemli olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, yapay zekadan alınan önerilerin kısa vadeli destek, bir ilkyardım olarak değerlendirilebileceğini yaşanan sorunlara yönelik kalıcı ve uzun vadeli çözümler oluşturmak için çift terapisi konusunda uzmanlaşmış psikolog ya da psikiyatristlerden destek alınması gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/duygusal-destek-arayisinda-yapay-zeka-donemi-571712">Duygusal destek arayışında &#8220;yapay zekâ&#8221; dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İletişim sanal, duygular gerçek! Birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iletisim-sanal-duygular-gercek-birilerine-hadlerini-bildirmek-icin-tetikte-bekleyen-binlerce-insan-var-460141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2024 08:38:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bekleyen]]></category>
		<category><![CDATA[bildirmek]]></category>
		<category><![CDATA[binlerce]]></category>
		<category><![CDATA[birilerine]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[hadlerini]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[tetikte]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmaların sanal iletişim sırasında ortaya çıkan öfke, nefret, imrenme hatta aşk duygularının son derece gerçek olduğunu gösterdiğini kaydeden uzmanlar, gerçek hayatta hiç yan yana gelmemiş insanların sanal ortamda sarf edilen iki sözle öfkelenebildiğini hatta hiç tanımadığı biri yüzünden hapse bile düşebildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iletisim-sanal-duygular-gercek-birilerine-hadlerini-bildirmek-icin-tetikte-bekleyen-binlerce-insan-var-460141">İletişim sanal, duygular gerçek! Birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pek çok kişi, değerlerini ve bu değerleri ile bağlantılı pozisyonunu koruma içgüdüsüyle hareket ederek, ‘karşı mahalleye’ haddinin bildirilmesi gerektiğine inandığını kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl,</strong> “<strong>Maalesef birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, sosyal medyada hiç tanımadığı bir insana, birkaç dakika içerisinde ağır hakaretler ederek, aşağılama ve had bildirme psikolojisine girilmesinin nedenlerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sanal iletişim sırasında ortaya çıkan duygular da gerçek!</strong></p>
<p>Gerçek ilişkilerin ve duyguların, sadece gerçek insanlarla kurulabileceğine inanıldığını ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Fakat araştırmalar gösteriyor ki sanal iletişim sırasında ortaya çıkan öfke, nefret, imrenme hatta aşk duyguları da son derece gerçek. Gerçek hayatta hiç yan yana gelmemiş olsanız bile<em> </em>sanal ortamda iletişime geçtiğiniz insanları sarf edeceğiniz iki sözle öfkelendirebilir, hatta hiç tanımadığınız bir insan yüzünden hapse bile düşebilirsiniz” dedi.</p>
<p><strong>Dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi Türkiye</strong></p>
<p>Toplumda birçok kişinin patlamaya hazır bomba gibi dolaştığına işaret eden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Yakın zamanda yapılmış uluslararası bir araştırmaya göre, dünyanın en öfkeli ikinci ülkesi Türkiye. Bu durumun pek çok toplumsal, kültürel, ekonomik sebepleri var tabii ki. Fakat netice olarak okullarda, marketlerde, mecliste, sokakta herkes birbirlerine had bildirmenin telaşında ve maalesef bu durum sosyal medyaya da yansıyor. Üstelik ses tonu, jest ve mimiklerin eksikliğinden dolayı, sosyal mecrada gerçekleşen iletişimin birkaç mesajlaşmadan sonra karşılıklı aşağılama ve hakaretlere evrilme olasılığı daha yüksek.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Pek çok kişi “karşı mahalleye” haddinin bildirilmesi gerektiğine inanıyor</strong></p>
<p>Birkaç dakika içerisinde ağır hakaretler ederek, aşağılama ve had bildirme psikolojisine girilmesinin pek çok sebebi olduğunu kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Pek çok kişi, değerlerini ve bu değerleri ile bağlantılı pozisyonunu koruma içgüdüsüyle hareket ederek, ‘karşı mahalleye’ haddinin bildirilmesi gerektiğine inanıyor. Bu bağlamda, karşı tarafın en küçük bir yanlışı, hatası, dil sürçmesi asla affedilmez, gerekli tepki en kısa sürede ve en yüksek tondan gösterilir. Hatta bazıları için bu bir görevdir, kişi, birilerine haddini bildirdiğinde, kendini görevini yerine getirmiş bir asker gibi hisseder.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsanlar ve toplumlar, çoğu zaman farklılıkları kabullenmekte zorlanıyor </strong></p>
<p>Toplum ve bireyin, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan, kendisi gibi giyinmeyen ve yaşamayan kişiyi hemen yargılayarak ve yadırgayarak değersizleştirmeye çalıştığını ve bunu içgüdüsel olarak yaptığını da anlatan Dr. Mert Sinan Bingöl, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu sayede kendisini daha değerli hisseder, böylece kendi fikirleri ve yaşantısı daha anlamlı olmaya başlar. Yani kendini yükseltebilmek için, ‘öteki’ni aşağıya çekmeye çalışır. İnsanlar ve toplumlar, çoğu zaman farklılıkları kabullenmekte zorlanır. Bu nedenle farklı kesimleri kendi değerine, kendi ideolojisine, kendi yaşantısına benzetmek için çabalar, bu çaba karşı mahalleye hemen hemen her zaman baskı aracı olarak yansır. Had bildirme, çoğu zaman bu altyapıyla gerçekleştirilir. Maalesef birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var.”</p>
<p><strong>Sürekli etrafındaki insanlara ve dünyaya kafa tutarak ‘katarsis’ yaşıyor gibiler</strong></p>
<p>Dr. Mert Sinan Bingöl, kendi zihninin derinliklerinde var olan savaşı (iyiler-kötüler, haklılar-haksızlar gibi), farkında olmayarak sosyal medya platformlarına taşıyan pek çok kişinin var olduğunu da anlayarak, “Bu savaş psikolojisi özellikle X platformunda belirgin. Bu kişiler, sanki sürekli savaş meydanında gibiler, sanki tüm dünya onlara savaş açmış! Sürekli etrafındaki insanların kusurlu yanlarını veya eksiklerini dile getirerek, birilerini eleştirerek, paylaştıkları özlü sözler ile insanlığa çürümüşlüğe dair mesajlar vererek, bir anlamda dünyaya kafa tutarak bir çeşit ruhsal boşalım (katarsis) yaşıyor gibiler ve belki de bu sayede kendi karanlık veya eksik yanlarını gündemlerinden uzak tutmuş oluyorlar.” dedi.</p>
<p>Duygusal zekanın kendi duygularını tanımlayabilme, başka insanların duygularını fark edebilme, duygusal süreçleri yönetebilme ve empati kurabilmeyle ilişkili olan ve son yıllarda önemi artan bir kavram olduğunu da vurgulayan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Had bildirme potansiyeli yüksek olan kişilerin, duygusal zekanın alt başlıklarından olan başkalarının duygularını anlayabilme ve empati kurabilme becerilerinin zayıf olduğu düşünülüyor.” dedi.</p>
<p><strong>“Birbirimize olan saygıyı, anlayışı, hoşgörüyü gerçek hayatta da sanal ortamda da yitirmemeliyiz”</strong></p>
<p>Sanal dünyanın, aslında gerçek manada ‘en sosyal mekan’ olduğunu, çünkü toplumsal ve kamusal anlamda farklı statüde bulunan pek çok insanı bir araya getirdiğini kaydeden Dr. Mert Sinan Bingöl, “Sosyal mecralar; patronla işçinin, zenginle fakirin, öğretmenle öğrencinin, doktorla hastanın, siyasetçiyle halkın bir araya gelerek kendisini ifade edebileceği ortak bir platform sağlıyor. Tüm bu farklı toplumsal statüdeki insanlar, sosyal mecralarda aynı paylaşımın altında benzer duygularla yorumlar yapabiliyor, birbirlerine kızabiliyor veya gülebiliyor. Karşıt fikirler ve statüler, günlük hayatta olamayacak kadar birbirlerine yakınlaşmış oluyor. Gerçek hayatta konuşan genellikle patron, sanatçı, siyasetçi, öğretmen, doktor veya baskın ideoloji olurken, sosyal medya ise ast-üst ilişkisi olmadan, azınlıklarda dahil, herkesin fikrini, değerlerini ve yaşantısını yansıtabildiği ortak bir zemin hazırlıyor. Belki de bu nedenle günlük hayatta daha seviyeli, anlayışlı ve barışçıl görünen birçok kişi, karakterlerinin baskıladıkları yanlarını sanal ortamda sergilemekten hiç kaçınmıyor.” diye konuştu. </p>
<p>Had bildirme psikolojisinden kurtulmak için önerilerde de bulunan Dr. Mert Sinan Bingöl, “Öncelikle kendi kutsallarımızı ve değerlerimizi savunma hakkımız olduğu gibi, başkalarının da kendi kutsalları ve değerleri olduğunu unutmamamız gerekir. Birbirimize olan saygıyı, anlayışı, hoşgörüyü gerçek hayatta da sanal ortamda da yitirmemeliyiz. Herkes öncelikle kendisini daha iyi tanımayı ve öteki bireyleri daha iyi anlamayı hedeflemelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iletisim-sanal-duygular-gercek-birilerine-hadlerini-bildirmek-icin-tetikte-bekleyen-binlerce-insan-var-460141">İletişim sanal, duygular gerçek! Birilerine hadlerini bildirmek için tetikte bekleyen binlerce insan var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Aug 2023 09:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[buzdolabında]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[hissedildiğinde]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<category><![CDATA[özgenur]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=399240</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten uzmanlar bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörlerin çeşitli beslenme sorunlarına yol açtığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten uzmanlar bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörlerin çeşitli beslenme sorunlarına yol açtığını söylüyor. Bunlar arasında en sık olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen duygusal yeme sorunuyla karşılaşıldığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke, hüzün gibi duygu yoğunluklarının duygusal yemeyi tetiklediğini söylüyor. Olumsuz duygular yaşanırken sorunun çözümünün buzdolabı olmadığının altını çizen Taşkın, duyguları ele almanın daha sağlıklı yollarının bulunabileceğine vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, duygusal yeme davranışının altındaki sebeplere dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Duygusal yeme, olumsuz duygularla bağlantılı</strong></p>
<p>Sağlıklı olabilmenin ön koşullarından birinin yeterli ve dengeli beslenmek olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Bu kontrolü, bazı metabolik, psikolojik ya da sosyolojik faktörler nedeniyle kaybettiğimizde, çeşitli beslenme sorunları yaşamaya başlıyoruz. Bunlar arasında en sık karşımıza çıkansa duygusal yeme.” dedi. </p>
<p>Duygusal yemenin aslında olumsuz duygulara karşılık olarak gelişen aşırı yeme eğilimini ifade eden bir davranış bozukluğu olduğuna vurgu yapan Taşkın, “Ruh halinde gelişen olumsuzlukları kontrol etme dürtüsüyle ortaya çıkan bu yeme davranışında normalden çok daha fazla yemek yemek, gerekenden daha yağlı, daha tuzlu veya daha şekerli yemek davranışlar gözlemlenir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygusu duygusal yemeyi tetikliyor</strong></p>
<p>Bilim insanlarının, farklı duygu durumlarının yemek yeme sürecinde bireylerin yeme davranışını nasıl etkilediğini araştırdıklarını aktaran Taşkın, bunun sonucunda da duygusal yemenin, özellikle ‘olumsuz emosyonlar’ denilen yoğun stres, anksiyete, depresyon, kızgınlık, öfke, hüzün gibi duygu yoğunlukları yaşandığında tetiklendiğinin görüldüğünü aktardı.</p>
<p>Duygusal yemenin düşük benlik saygısı ve yetersizlik duygularıyla da ilişkili olduğunun saptandığını dile getiren Taşkın, “Kişilerin hayatlarında yaşadıkları olumsuzluklar yeme alışkanlıklarını ciddi anlamda etkiliyor. Ayrılıklar, aldatılmalar, kayıplar, işsizlik gibi yaşanan olumsuzluklar kişide ciddi anlamda bir boşluk yaratıyor. Yalnızlık duygusuyla baş edememe başlıyor. Aidiyet duygusunu yitiriyorlar ve işte tam bu noktada boşluğu bir şeyler yiyip içmekle doldurmaya çalışıyorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yemek bittiğinde olumsuz duygular yok olmaz</strong></p>
<p>“Üzgün, öfkeli, yalnız, bitkin ya da sıkılmış olduğumuzda sorunun çözümünü bulacağımız adres buzdolabı değil.” diyen Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, bilinmesi gereken en önemli noktanın duygusal açlığın yiyeceklerle doyurulamayacağı olduğunu söyledi. </p>
<p>İnsanın yediği anda kendini iyi hissedebileceğini ama yemek bittiğinde duyguların gitmeyeceğini vurgulayan Taşkın sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Üstelik o kötü duyguların üstüne bir de fazladan alınan kalori eklenir. Duygularınızı ele almanın daha sağlıklı yollarını bulabilir, bilinçsizce yemek yerine bilinçli yemeyi öğrenebilir, kilonuzu kontrol altına alıp duygusal gıda tüketimine son verebilirsiniz. Eğer siz de duygusal yeme noktasında kendinizi durduramıyorsanız, mutlaka psikolojik destek almalısınız.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzman-klinik-psikolog-ozgenur-taskin-olumsuz-duygular-hissedildiginde-cozum-buzdolabinda-degil-399240">Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın: Olumsuz duygular hissedildiğinde çözüm buzdolabında değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güçlü Yorum, Derin Duygular: Irmak Turan&#8217;ın &#8220;Affetmek Yok&#8221; Şarkısı Sosyal Medyayı Sallıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guclu-yorum-derin-duygular-irmak-turanin-affetmek-yok-sarkisi-sosyal-medyayi-salliyor-391100</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2023 14:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[affetmek]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[irmak]]></category>
		<category><![CDATA[medyayı]]></category>
		<category><![CDATA[sallıyor]]></category>
		<category><![CDATA[şarkısı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[turanın]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk müzik dünyasının yükselen yıldızlarından Irmak Turan, son dönemdeki çalışmalarıyla geniş bir hayran kitlesi kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclu-yorum-derin-duygular-irmak-turanin-affetmek-yok-sarkisi-sosyal-medyayi-salliyor-391100">Güçlü Yorum, Derin Duygular: Irmak Turan&#8217;ın &#8220;Affetmek Yok&#8221; Şarkısı Sosyal Medyayı Sallıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk müzik dünyasının yükselen yıldızlarından Irmak Turan, son dönemdeki çalışmalarıyla geniş bir hayran kitlesi kazandı. Genç sanatçı, yeni şarkısı &#8220;Affetmek Yok&#8221; ile müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Wien Productions etiketiyle yayınlanan bu özel eser, şarkının söz ve müziği yine aynı zamanda düzenlemesini üstlenen başarılı isim Mustafa Arapoğlu&#8217;na ait.</p>
<p>Irmak Turan yaptığı açıklamada &#8220;Affetmek Yok&#8221; adlı şarkısının, dinleyicilere duygu dolu bir yolculuk vaat ettiği ve kalbini yansıtan samimi sözleriyle dikkat çekeceğini vurguladı. Irmak Turan&#8217;ın kendine has vokal tonu ve yorumuyla birleşen eser, Türk pop müziğinin güçlü isimlerinden biri olmaya aday olduğunun sinyallerini veriyor.</p>
<p>&#8220;Affetmek Yok&#8221; adlı şarkının düzenlemesini yine başarılı prodüktör Mustafa Arapoğlu ve Mili B üstlenirken, klibin yönetmen koltuğunda ise Ferit Çetinkaya oturdu. Görsel anlamda da iddialı bir çalışma olan klip için makyaj ekibinde ise usta isim İrem Çetinkaya yer aldı.</p>
<p>Irmak Turan, yeni projesi &#8220;Affetmek Yok&#8221; hakkında şu sözlere de yer verdi: &#8220;Bu şarkı, içimde uzun süredir taşıdığım duyguların bir yansıması. “Affetmek Yok” benim müziğimde sakladığım derin hislerin en büyülü serenatı, dinleyenleri ruhumun en kuytulu köşelerine davet ediyor.”</p>
<p>Irmak Turan&#8217;ın &#8220;Affetmek Yok&#8221; şarkısı, tüm dijital platformlarda ve video klibiyle de Wien Productions youtube kanalında dinleyicilerle buluştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guclu-yorum-derin-duygular-irmak-turanin-affetmek-yok-sarkisi-sosyal-medyayi-salliyor-391100">Güçlü Yorum, Derin Duygular: Irmak Turan&#8217;ın &#8220;Affetmek Yok&#8221; Şarkısı Sosyal Medyayı Sallıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
