<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>durum | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/durum/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/durum</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>durum | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/durum</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:53:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlerin]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[riske]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, 10 Nisan Uluslararası Kardeşler Günü kapsamında boşanma veya ayrılık durumunda kardeşlerin ayrı büyümesinin çocukların duygusal güvenliği, psikolojik dayanıklılığı ve sosyal gelişimi üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kardeşlerin ayrılması, duygusal güvenliklerini zedeliyor!</strong></p>
<p>Boşanma sürecinin çocuk için önemli bir kayıp ve yeniden uyum gerektiren bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Bu süreçte kardeşlerin de birbirinden ayrılması, çocuğun ‘güvenli alanlarından’ birinin daha kaybı anlamına gelir.” dedi.</p>
<p>Kardeşlerin çoğu zaman çocuk için yalnızca bir aile üyesi değil, aynı zamanda bir duygusal destek kaynağı olduğunu aktaran Tunçel, “Bu bağın kopması; yalnızlık, terk edilme hissi, kaygı ve öfke gibi duyguların yoğunlaşmasına neden olabilir. Uzun vadede bu durum, çocuğun ilişkilerde süreklilik ve güven algısını zedeleyebilir. Özellikle erken yaşlarda yaşanan bu tür ayrılıklar, bağlanma örüntülerini etkileyerek daha kaygılı veya kaçıngan bağlanma stillerinin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Çocuk, ‘yakın olduğum insanlar bir gün gider’ şeklinde bir inanç geliştirebilir. Bu da ileriki yaşlarda arkadaşlık ve romantik ilişkilerde mesafe koyma ya da aşırı bağımlı olma gibi uç davranışlara yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör!</strong></p>
<p>Kardeş ilişkisinin, çocuğun sosyal ve duygusal gelişimi için benzersiz bir alan olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Çocuklar kardeşleriyle birlikteyken paylaşmayı, çatışma çözmeyi, empati kurmayı ve duygularını düzenlemeyi öğrenirler. Aynı zamanda kardeşler, özellikle zor zamanlarda birbirleri için ‘tanıdık ve güvenli bir liman’ işlevi görür.” dedi.</p>
<p>Birlikte büyüyen kardeşler arasında oluşan ortak anıların, kimlik gelişimini desteklediğini ve aidiyet duygusunu güçlendirdiğini kaydeden Tunçel, “Bu bağ, çocukların stresle başa çıkma becerilerini artırır ve yalnızlık hissini azaltır. Dolayısıyla kardeşlerin birlikte kalabilmesi, çocuğun psikolojik dayanıklılığı açısından koruyucu bir faktör olarak değerlendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Temas eksikliği, kardeşler arasında duygusal mesafeyi artırır! </strong></p>
<p>Ayrı büyüyen kardeşler arasında zamanla duygusal uzaklaşma veya yabancılaşma görülebildiğine değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Düzenli temas ve ortak yaşantı eksikliği, kardeşler arasında zamanla duygusal mesafenin artmasına neden olabilir. Özellikle küçük yaşlarda ayrılan kardeşler, birbirlerini yeterince tanıyamayabilir ve ilişki yüzeysel kalabilir.” dedi.</p>
<p>Bunu önlemek için ebeveynlerin bilinçli bir çaba göstermesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Tunçel, “Düzenli görüşmeler, ortak etkinlikler, tatiller ve mümkünse rutin bir iletişim planı oluşturulmalı. Günümüzde dijital iletişim araçları da bu bağı desteklemek için kullanılabilir. Ancak burada önemli olan sadece temas sıklığı değil, temasın niteliğidir yani çocukların birlikte kaliteli zaman geçirebilmesi gerekir. Ayrıca ebeveynlerin kardeş ilişkisini destekleyici bir dil kullanması ve taraf tutmaktan kaçınması da kritik rol oynar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kardeşler birlikte kalmalı veya bağlarının desteklenmesine önem verilmeli!</strong></p>
<p>Ayrılığın etkisinin çocuğun bireysel özelliklerine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, şunları söyledi:</p>
<p>“Küçük çocuklar ayrılığı daha somut bir kayıp olarak yaşarken, ergenler bunu daha karmaşık duygularla (öfke, suçluluk, sadakat çatışması) deneyimleyebilir. Erken çocukluk döneminde yaşanan ayrılıklar, bağlanma üzerinde daha derin etkiler bırakabilir.</p>
<p>Cinsiyet tek başına belirleyici değildir; ancak toplumsal roller nedeniyle bazı çocuklar duygularını ifade etmekte daha zorlanabilir veya daha fazla içselleştirebilir.</p>
<p>Daha hassas, içe dönük veya kaygıya yatkın çocuklar ayrılıktan daha fazla etkilenebilir. Daha esnek ve sosyal çocuklar ise destekleyici çevre varsa daha kolay uyum sağlayabilir.</p>
<p>Sonuç olarak, kardeşlerin ayrılması her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz; ancak genel olarak bu durum, çocuğun duygusal güvenliği üzerinde risk oluşturur. Bu nedenle mümkün olan durumlarda kardeşlerin birlikte kalması, mümkün değilse de bağlarının aktif şekilde desteklenmesi büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardeslerin-ayrilmasi-duygusal-guvenligi-riske-atiyor-625778">Kardeşlerin ayrılması duygusal güvenliği riske atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalara]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kaygılı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeli]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624818</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde “her zaman mutlu olma” baskısı giderek artarken, öfke çoğu zaman yanlış anlaşılan ve bastırılması gereken bir duygu olarak görülüyor. Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… </strong></p>
<p>Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor.</p>
<p><strong>Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor?</strong></p>
<p>Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor.</p>
<p>Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor.</p>
<p><strong>Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı </strong></p>
<p>Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor.</p>
<p>Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün </strong></p>
<p>Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor.</p>
<p><strong>Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek</strong></p>
<p>Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor.</p>
<p>Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>Öfke Kontrol Edilebilir </strong></p>
<p>Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. </p>
<p>Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arastirmalara-gore-dunya-giderek-daha-ofkeli-degil-kaygili-ve-uzgun-hale-geliyor-624818">Araştırmalara göre dünya giderek daha &#8216;öfkeli&#8217; değil, &#8216;kaygılı&#8217; ve &#8216;üzgün&#8217; hale geliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital mirasınıza sahip çıkın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkın]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Miras]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplarını]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[mirasınıza]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[Sevdiklerini]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624797</guid>

					<description><![CDATA[<p> İnsan hayatı sona erdiği zaman geride kalan aile üyeleri, yakın arkadaşlar tarafından duygusal olarak zor ama yasal olarak yapılması gereken işlemler bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797">Dijital mirasınıza sahip çıkın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> İnsan hayatı sona erdiği zaman geride kalan aile üyeleri, yakın arkadaşlar tarafından duygusal olarak zor ama yasal olarak yapılması gereken işlemler bulunuyor. Sosyal medyanın yoğun kullanıldığı bu dönemde bir vefat sonrasında dijital varlıklarının yönetiminin nasıl olacağı da önemli bir konu. Ayrıca dolandırıcılar genellikle ölen kişilerin veya yas tutan yakınlarının hesaplarını hedef alıyorlar.</strong></p>
<p><strong>Dijital mirasınızı nasıl hazırlayıp koruyacağınızı ve sevdiklerinizin duygusal ve fiziksel yükünü azaltmak için önceden başka neler yapabileceğinizi tam olarak bilmek önemli. Siber güvenlik alanında dünya lideri olan ESET, dijital miras dolandırıcılarına karşı alınabilecek önlemler konusunda bilgi paylaşımında bulundu. </strong></p>
<p>Bir hayat sona erdiğinde geride bırakılanları hayal edebiliyor musunuz? Aile yadigârları, mülkler ve  diğer maddi varlıklar…  Şimdi de sevdiklerinize yönetmeleri için bırakacağınız tüm dijital varlıkları bir düşünün. E-posta hesapları, paylaşılan fotoğraflar, parolalar, çalma listeleri, sosyal medya profilleri ve akıllı cihazlar. Aradaki fark, siz öldükten sonra bunlara tamamen erişilemez hâle gelmesi ve bu durumun, arkadaşlarınız ve aileniz için zaten travmatik olan süreci daha da karmaşık hâle getirmesidir. Daha da kötüsü, dijital mirasınız kötü niyetli kişilerin hedefi bile olabilir. Dijital mirasınızı nasıl hazırlayıp koruyacağınızı ve sevdiklerinizin duygusal ve fiziksel yükünü azaltmak için önceden başka neler yapabileceğinizi tam olarak bilmek önemlidir. Ayrıca aniden aynı duruma düşerseniz ne olacağını da bilmelisiniz.</p>
<p><strong>Dijital miras bırakılabilir mi?</strong></p>
<p>En büyük zorluklardan biri sosyal medya ve parola yönetimiyle ilgilidir. OpenID Foundation&#8217;a göre, bankalar, vergi daireleri ve kart şirketleri ölüm sonrası hesapların kapatılmasıyla ilgili iyi prova edilmiş süreçlere sahipken birçok dijital odaklı şirket hâlâ ölümü &#8220;olağan dışı bir durum&#8221; olarak ele alıyor. Yasal açıdan bakıldığında, miras yasaları genellikle dijital varlıkları kapsamamakta, çevrimiçi politikalar &#8220;belirsiz&#8221; ve araçlar dağınık olabilmektedir.</p>
<p><strong>Riskler nelerdir?</strong></p>
<p>Sevdiklerini kaybeden arkadaşlar ve aile üyeleri için ölen kişinin dijital değerlerini geri alamamaları durumunda, sevdiklerini kaybetmenin duygusal darbesinin acısı artabilir. Sosyal medya algoritmaları, doğum günü bildirimleri veya etiketlenmiş fotoğraflar şeklinde istenmeyen anıları gündeme getirirse bu durum kötü hissettirebilir. Ayrıca size devredilmesi gereken kripto paralar ve diğer varlıklara erişememenizin mali bir etkisi de vardır.</p>
<p>Dolandırıcılar da para kazanma fırsatı yakalama peşinde. İlk olarak, ölüm ilanlarını ve sosyal medya gönderilerini tarayarak, ölen kişinin kimliğine bürünmek için kullanabilecekleri kişisel bilgileri arıyorlar. Sonrasında kredi kartı şirketlerini aldatarak yeni kredi limitleri açtırmaya bile çalışıyorlar.  Bankalar ve devlet kurumları için zorluk, kurban hesaplarını aktif olarak takip etmediğinde, bu tür dolandırıcılıkların normalde olacağından çok daha uzun süre devam edebilmesi oluyor. Dolandırıcılar yakın zamanda vefat eden bir kişinin ailesini de hedef alabilir. Örneğin, web&#8217;den onların görüntülerini toplayarak, akrabalarından para veya bilgi talep eden ölüm sonrası deepfake videolar oluşturabilirler. Ya da aynı şeyi yapmak için merhumun sosyal medya hesaplarını ele geçirebilirler. Hatta bir sigorta şirketi gibi davranarak, hayat sigortası fonlarını serbest bırakmak için bir ücret talep edebilirler. Ya da sevdiklerinizin dijital varlıklarına ücret karşılığında erişebileceklerini iddia eden hayali bir &#8220;hesap kurtarma&#8221; hizmet sağlayıcısı olabilirler.</p>
<p><strong>Dijital miras riskini yönetmek için yapabilecekleriniz</strong></p>
<p>Yapmanız gereken ilk şey, sizin veya sevdiğiniz birinin dijital mirasını oturup birlikte düzenlemektir. Giriş bilgileri de dâhil olmak üzere tüm önemli hesapların, cihazların ve varlıkların dijital bir envanterini çıkarın. Parolaları saklamak için parola anahtarları veya dijital cüzdanlar kullanıyorsanız bu işlem karmaşık olabilir. </p>
<p>Çoğu büyük teknoloji şirketi, erişimi bir &#8220;miras irtibat kişisine&#8221; devretme olanağı sunsa da vefat etmeden önce bu olanağı kullanmazsanız muhtemelen hiç kimse hesaplarınıza erişemeyecektir. Başlıca hizmetler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Facebook/Instagram Miras Kişisi</li>
<li>Google Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi</li>
<li>Apple Dijital Miras</li>
<li>1Password, LastPass ve Keeper gibi bazı parola yönetimi hizmetleri de &#8220;acil durum erişimi&#8221; veya benzer özellikler sunar</li>
</ul>
<p>Ancak yukarıdakiler için izinlerin kısıtlı olabileceğini ve bunun da içeri girdikten sonra erişebileceğiniz ve yapabileceğiniz şeyleri sınırlayabileceğini de bilmelisiniz. Ancak en azından bunları güvence altına almak veya tamamen kapatmak mümkün olmalıdır. Bu, tek kullanımlık şifreleri almak için bunlara ihtiyacınız olmadığı varsayımıyla geçerlidir. Ardından, merhum ile ilgili kamu ve özel kurumlara bilgilendirmede  bulunulması gerekiyor. Olağan dışı faaliyetleri izleyerek finansal dolandırıcılığı önleyebilirsiniz. Ehliyetini iptal edin ve banka ve kredi kartı hesaplarını dondurun, güvenli olduğunda bunları silin. Bulduğunuz tüm devam eden abonelikleri iptal edin. Dolandırıcılar izliyor olabileceğinden, ölüm ilanında çok fazla bilgi paylaşmaktan kaçının. Ayrıca tüm arkadaşların ve aile üyelerinin olası dolandırıcılık girişimlerine karşı uyanık olmalarını sağlayın.</p>
<p>Yukarıdakiler, özellikle kendi yasınızla ve sevdiğiniz birinin vefatının ardından yapılması gereken çok sayıda işle meşgulseniz söylendiği kadar kolay olmayabilir. Bu nedenle, büyük teknoloji platformlarına miras irtibat bilgileri vererek mümkün olduğunca önceden plan yapmak önemlidir. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-mirasiniza-sahip-cikin-624797">Dijital mirasınıza sahip çıkın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler 3 haftada yüzde 71 arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akaryakit-istasyonlarina-yonelik-sikayetler-3-haftada-yuzde-71-artti-624153</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 14:42:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[71]]></category>
		<category><![CDATA[akaryakıt]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fiyat]]></category>
		<category><![CDATA[haftada]]></category>
		<category><![CDATA[İstasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[istasyonlarına]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şikayetvar, akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetlerin son 3 haftada yüzde 71 arttığını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akaryakit-istasyonlarina-yonelik-sikayetler-3-haftada-yuzde-71-artti-624153">Akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler 3 haftada yüzde 71 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şikayetvar, akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetlerin son 3 haftada yüzde 71 arttığını açıkladı. Platformda en çok şikayet edilen başlıkların zam öncesi satışın durdurulması, ani fiyat değişimleri ve istasyonlar arası farkların olduğu kaydedildi.</strong></p>
<p>Çözüm platformu Şikayetvar verilerine göre, akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler aylık bazda yüzde 26 artarken, son üç haftada artış oranı yüzde 71’e ulaştı. Yıllık artış ise yüzde 8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>En çok şikayet edilen konular neler?</strong></p>
<p><strong>Zam beklentisiyle satış yapılmaması: </strong>İstasyonların fiyat artışı öncesinde yakıt satışını durdurduğu veya müşterileri beklettiği, satışın ise zamlı tarifeden yapıldığı ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Fiyat dalgalanmaları ve istasyonlar arası farklar: </strong>Aynı gün ve aynı bölgede dahi litre fiyatlarında ciddi farklılıklar görülmesi, tüketicilerde güven sorununa yol açıyor.</p>
<p><strong>Ani ve sık fiyat değişimleri:</strong> Fiyatların gün içinde hızlı ve öngörülemez şekilde değişmesi, kullanıcıların planlama yapmasını zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Yakıt olmasına rağmen satış yapılmaması: </strong>Bazı istasyonlarda depoda yakıt bulunmasına rağmen satış yapılmadığı yönünde şikayetler öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Yakıt bulunamaması ve bilgilendirme eksikliği:</strong> İstasyona giden kullanıcıların yakıt olmadığı gerekçesiyle geri çevrildiği ve bu durumun önceden bildirilmemesi mağduriyet yaratıyor.</p>
<p><strong>Şeffaflık eksikliği:</strong> Fiyatlandırma politikalarının açık olmaması ve fiyat değişimlerinin gerekçesinin paylaşılmaması tüketici memnuniyetini olumsuz etkiliyor.</p>
<p><strong>Hizmet kalitesinde düşüş:</strong> Yoğunluk, operasyonel sorunlar veya personel kaynaklı nedenlerle hizmet kalitesinde dalgalanmalar yaşanıyor.</p>
<p> <strong>Konuyla ilgili platforma yansıyan şikayetlerden bazıları ise şöyle sıralandı:</strong></p>
<p><strong> </strong>“Ankara Yenimahalle’deki benzin istasyonunda yakıt almak için durduğumda, pompa görevlisi aracımı önce 200 TL’lik yakıtla doldurdu, ardından aracımın yakıt pompasının arızalı olduğunu söyleyerek devamında yakıt vermeyi reddetti. Daha sonra aynı istasyonda, 28.03.2026 gecesi mazota gelecek 6 TL’lik zam nedeniyle yakıt verilmediğini ve ‘pompa arızalı’ bahanesinin bu gerekçeyle öne sürüldüğünü öğrendim. Bu durumun hem müşteriyi yanıltıcı hem de keyfi bir uygulama olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>“09.03 tarihinde Kocaeli Körfez’de bir akaryakıt istasyonunda yakıt almak istediğimde, saat 23.45 sonrası görevliler zam beklendiğini söyleyerek beni araçta bekletti. Zamlı fiyat yürürlüğe girdikten sonra yakıt verildi ve bu nedenle daha yüksek fiyattan işlem yapıldı. 00.06’da yaklaşık 4 bin 400 TL tutarında motorin aldım. Hesaplamama göre yaklaşık 325 TL fazladan ödeme yaptım. Müşterinin bilinçli şekilde bekletilerek fiyat artışına maruz bırakılmasının haksız ve etik dışı olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>“08 Mart 2026’da Gaziantep Şahinbey’de bir akaryakıt istasyonunda LPG almak istedim. Görevli, depoda LPG olmasına rağmen maliyetler nedeniyle satış yapmadıklarını söyleyerek beni geri çevirdi. Yakıt bulunmasına rağmen satış yapılmaması nedeniyle başka istasyona gitmek zorunda kaldım; bu durum zaman kaybına yol açtı ve ailemle birlikte mağduriyet yaşamama neden oldu.”</p>
<p>“27.03.2026 akşamı saat 19.49’da bir akaryakıt istasyonundan aracımı 69,98 TL/L fiyatla motorin ile doldurdum. Aynı gün başka bir istasyonda aynı ürünün 68,47 TL/L’den satıldığını öğrenince durumu sorguladım. Müşteri hizmetlerinden, bayilerin serbest piyasa koşullarında farklı fiyat belirleyebildiği bilgisi verildi. Ancak aynı ürün için bu kadar fiyat farkı olması güven sarsıcı ve tüketici açısından rahatsız edici bir durum. Bu fiyat farklılıklarının nedenine dair kamuoyunun bilgilendirilmesini ve müşterileri mağdur etmeyecek daha şeffaf bir fiyat politikası uygulanmasını talep ediyorum.”</p>
<p>“29.03.2026 saat 22.20 civarında bir akaryakıt istasyonuna motosikletimle yakıt almak için gittim. Yolda benzinin bitmesi nedeniyle yaklaşık 2 km motoru iterek ulaştım ancak istasyonda benzin olmadığı söylenerek yakıt verilmedi. Yakıt bulunmaması ve önceden herhangi bir bilgilendirme yapılmaması nedeniyle mağdur oldum. Bu istasyona güvenerek güzergâhımı planlamışken yakıt bulamamak ciddi bir sorun yarattı.”</p>
<p>“27 Mart gecesi 23.45 civarında Manisa Salihli’de bir akaryakıt istasyonunda mazot almak istedim. Görevli, zam beklendiğini söyleyerek yaklaşık 20 dakika beklemem gerektiğini belirtti ve yakıt satışı yapılmadı. İstasyondan ayrıldıktan sonra yakın bir başka istasyondan kısa sürede sorunsuz şekilde mazot alabildim. Zam beklentisiyle müşteriye yakıt verilmemesinin kabul edilemez olduğunu ve mağduriyet yarattığını düşünüyorum.”</p>
<p>“24 Mart akşamı saat 23:30 civarında Ankara bir akaryakıt istasyonunda motorin almak istedim. Zam beklentisi nedeniyle yakıt satışı durduruldu ve benimle birlikte birçok kişi mağdur edildi. Görevliler önce nöbet değişimini gerekçe gösterdi, ardından talimat gereği motorinin sadece saat 00.00’dan sonra verileceğini ifade etti. Ödeme yöntemi fark etmeksizin yakıt almak istememe rağmen satış yapılmadı. Zam gerekçesiyle satış yapılmamasının kabul edilemez olduğunu düşünüyor, konunun incelenmesini ve benzer mağduriyetlerin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyorum.”</p>
<p>“22 Mart gecesi 23.50 civarında İstanbul Sancaktepe’de bir akaryakıt istasyonuna benzin almak için gittim ancak ‘gün sonu’ gerekçesiyle satış yapılmayacağı, 00.05’te başlanacağı söylenerek yakıt alamadım. Gece saatlerinde acil ihtiyaca rağmen satış yapılmaması mağduriyete neden oldu. Bu uygulamanın standart bir prosedür mü yoksa istasyona özel bir durum mu olduğunun açıklanmasını istiyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akaryakit-istasyonlarina-yonelik-sikayetler-3-haftada-yuzde-71-artti-624153">Akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler 3 haftada yüzde 71 arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 08:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[ddüşürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[Sperm]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde infertilite yani kısırlık uzun yıllar boyunca genetik sorunlar ya da hormon bozukluklarıyla açıklanıyordu. Ancak yapılan araştırmalar erkeklerdeki kısırlığın daha karmaşık nedenlerden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Artık sadece genler değil, genlerin nasıl çalıştığı da büyük önem taşıyor. Sperm hücreleri yalnızca DNA taşımıyor aynı zamanda yaşam tarzı, çevre ve erkek yaşının etkilerini de içinde barındırıyor. Bu durum hem çocuk sahibi olma ihtimalini hem de gelecekte doğacak çocukların sağlığını da etkileyebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji ve Androloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tümay İpekçi, erkek üreme sistemi hakkında önemli bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Sperm; karmaşık ve fizyolojik bir süreç sonrası oluşuyor</strong></p>
<p>Erkeklerdeki üremenin temelini oluşturan sperm üretimi ve olgunlaşması, oldukça hassas ve karmaşık fizyolojik bir süreç sonrası gerçekleşmektedir. Bu süreç; testislerde başlayarak hem lokal mekanizmaların hem de beyinle testisler arasında işleyen nöroendokrin sistemin kontrolü altında sürmektedir. Bu potansiyelin olumsuz etkilenmesi durumunda ise “infertilite” yani kısırlık söz konusu olmaktadır. Sigara kullanımı, fazla kilo, sağlıksız beslenme, hava kirliliği ve zararlı kimyasallara maruz kalmak da sperm kalitesini olumsuz etkilemekte ve kısırlığa yol açabilmektedir. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte spermler üzerinde olumsuz etkiler görülebilmekte ve babalık şansı azalabilmektedir. </p>
<p><strong>Sperm hücresinin genetik yapısı incelenebiliyor</strong></p>
<p>Çocuk sahibi olma hayaliyle yola çıkan evli çiftlerin korunmasız ilişkilerine rağmen uzun süre bebek sahibi olamaması durumunda çiftler toplumsal baskılara da maruz kalabilmektedir. Kısırlık bazı durumlarda kadına, bazen de erkeğe ait faktörler nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Günümüzde erkek fertilitesi genellikle sperm sayısı, hareketliliği ve şekline bakılarak değerlendirilmektedir. Ancak bilim dünyası artık sperm hücresinin genetik yapısının nasıl çalıştığını da incelemeye başlamış durumdadır. Bu yeni yöntemlerin gelecekte kısırlık tanısında önemli bir rol alacağı öngörülmektedir. Erkeklerdeki bu sürecin tamamen kader olmaktan çıkacağı ve bazı olumsuz etkilerin geri döndürülebileceği düşünülmektedir. Çalışmalar bu yönde hızla devam etmektedir.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişiklikleri sperm kalitesini artırabiliyor</strong></p>
<p>Sperm kalitesini artırmak için özellikle vitamin ve mineral açısından zengin bir beslenme (B12, çinko, omega-3 gibi) çok önemlidir. Bu yöntemlerle sperm sağlığı ve kalitesi artırılabilmektedir: </p>
<ul>
<li>Dengeli beslenmek</li>
<li>Düzenli egzersiz yapmak</li>
<li>Sigara ve alkolü bırakmak</li>
<li>Kilo kontrolü sağlamak</li>
<li>Stresten uzak durmak</li>
</ul>
<p><strong>Erkeklerin yaşam biçimi gelecek nesilleri de etkileyebilir</strong></p>
<p>Erkeklerin yaşam tarzı sadece kendilerini değil, doğacak çocuklarını da etkilemektedir. Ancak bu konuda kesin sonuçlar için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Erkek kısırlığı artık sadece genetik bir sorun olarak görülmemektedir. Günlük yaşam alışkanlıkları, çevresel faktörler ve yaş, sperm sağlığında büyük rol oynamaktadır. Yani bugün yaptığımız seçimler, yarının sağlıklı nesillerini şekillendirebilmektedir. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunluk-aliskanliklar-baba-olma-sansini-ddusurebilir-622753">Günlük Alışkanlıklar Baba Olma Şansını Ddüşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[oranının]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yükselmesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622583</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi.</p>
<p><strong>Mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerekli</strong></p>
<p>Türkiye’nin uzun yıllardır gerek yerel gerekse uluslararası araştırmalarda orta düzeyde mutlu olarak görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Bu araştırmadaki sonuçlar şaşırtıcı değildir. Yalnız mutlulukta bir yükseliş trendinin görülmesi önemlidir. Çünkü özellikle pandemi, yaşadığımız deprem ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, insanımızın mutluluk düzeylerinde düşüşe neden olmuştu. Bu bakımdan söz konusu artış olumlu olarak değerlendirilse de istenen düzeyde olduğu söylenemez. Şahsen mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerektiği kanısındayım. Bunun için de hem bireysel hem toplumsal hem de yönetim açısından yapılması gereken çok şey var. Bireysel anlamda daha sağlıklı beslenmek, kişilerarası ilişkilerimizi geliştirmek, yaşamda bir anlam ve amaç bulmak gibi yapabileceğimiz şeyler var. Toplumsal olarak ise dayanışmayı artırmak, sosyal-duygusal destek vermek ve dürüstlüğü artırarak daha güvenilir olmak gibi yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır. Bazı konularda ise devletin ve yöneticilerin inisiyatif alması gerekmektedir. Ekonominin iyileştirilmesi, şehirlerde yeşil alan oranının artırılması, şehirlerimizi insan dostu şehirlere dönüştürme ve toplumsal adaleti ve güvenliği sağlama gibi konular, mutluluğu artırmak için devletimizin yapabileceği şeylerdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Evli bireyler bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu</strong></p>
<p>Araştırmada evli bireylerin daha mutlu olduğunun ortaya çıkmasının aile kurumunun önemine işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Doğan, şunları söyledi:</p>
<p>“Mutlulukla ilgili neredeyse tüm araştırmalarda, evli bireylerin bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Evli bireylerin yalnızlık duygusunu daha az yaşamaları, daha iyi beslenmeleri, ekonomik durumlarının daha iyi olması ve düzenli cinsel yaşamlarının olması gibi etkenler daha mutlu olmalarına katkı sağlamaktadır. Bunun dışında aile, çoluk-çocuk sahibi olmak insanların hayatına önemli düzeyde anlam katmaktadır. Yani aile en güçlü anlam kaynaklarından biridir. Tüm bunlar bir araya gelince de evli bireylerin mutluluk düzeyleri artmaktadır. Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir. Bununla birlikte daha bilinçli anne-baba ve eş olabilmeleri için bireyler eğitilmeli, bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır.”</p>
<p><strong>Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj</strong></p>
<p>Araştırmada mutluluğun en önemli kaynağı olarak yüzde 69 oranıyla aile gösterilmesini değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Biz kolektif kültürün hâkim olduğu, sıcakkanlı insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu durum toplumda ihtiyaç duyan insanlara önemli düzeyde sosyal-duygusal destek verilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanlar bu sayede kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yalnız ve değersiz hissetmemektedirler. Oysaki bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda çok ciddi anlamda bir yalnızlık ve anlam krizi yaşanmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu olmak sağlıklı olmaktır</strong></p>
<p>Araştırmada sağlığın mutluluk kaynakları arasında ilk sırada yer almasını da değerlendiren Prof. Dr. Doğan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Sağlık, mutluluğun en üst düzey formu olarak nitelendirilebilir. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır. Filozof Arthur Schopenhauer, ‘sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Ahmaklıkların en büyüğü, iş, eğitim, şöhret, terfi, şehvet ya da anlık zevkler olmak üzere her ne için olursa olsun, sağlığını feda etmektir’ der. Sağlık iyi olduktan sonra mutluluğun önündeki diğer sorunlar bir şekilde halledilebilir. Günümüzde daha fazla insan sağlık konusunda bilinçli davranmaya çalışmaktadır. İnsanlar eskiye göre daha sağlıklı beslenmekte, egzersiz yapanların sayısı geçmişe göre artmakta ve insanlar sağlık kontrollerine daha sık gitmektedir. Bununla birlikte, maalesef ülkemizde sigara kullanımı, paketli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve hareketsizlik oldukça yaygındır. Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak sağlık davranışlarını sergileyenlerin, sağlıksız yaşayanlara göre oldukça küçük bir azınlığı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de bu konuda umutluyum. Giderek daha fazla insanımız sağlıklı yaşama yönelmektedir.”</p>
<p><strong>Mutluluk ve para ilişkisi</strong></p>
<p>Araştırmada hayat pahalılığının en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Mutluluk ve para ilişkisi en çok merak edilen konulardan biridir. Para ve ekonomik durumun iyi olması mutluluk açısından önemli bir avantajdır. Ekonomik durumunuz iyi olduğunda, pek çok açıdan kendinizi güvende hissedersiniz, daha iyi beslenirsiniz, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanırsınız, başarılı olduğunuz duygusunu yaşarsınız ve yoksulluğun sebep olabileceği stres ve sıkıntılardan kurtulursunuz. Tüm bunlar mutluluk açısından büyük avantajdır. Zaten araştırmalar da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireylerin daha mutlu olduklarını gösteriyor. Ancak finansal durumu oldukça iyi olmasına rağmen pek çok mutsuz insan da var. Bu neden böyledir? Birincisi para tek belirleyicisi değildir. İkincisi, insanlar zengin olmaya da alışabiliyorlar. Bir süre sonra parasal anlamda iyi durumda olmak onların mutluluğuna bir katkı sağlayamayabiliyor. Buna hedonik adaptasyon adını veriyoruz. Yani başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra bu etkilerini kaybetmeleri durumudur. Üçüncüsü sonradan para sahibi olan kişiler parayla ne yapacaklarını da bilemeyebiliyorlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Paranın nasıl harcandığı da önemli</strong></p>
<p>Paranın nasıl harcanacağının da mutluluk açısından önemli göründüğünü kaydeden Prof. Dr. Doğan, “Parayla zaman satın alıyor ve bazı sıkıcı işleri yapmaktan kurtuluyorsanız, paranızı diğer insanlarla paylaşıyorsanız (yardımseverlik) ve paranızı nesnelerden çok eylemlere harcıyorsanız sizi daha mutlu edebilir. Bugün almış olduğunuz bir kazak ya da telefonun on yıl sonra bir önemi kalmayacaktır. Geçmişe dönüp bunları hatırladığınızda da muhtemelen mutlu hissetmeyeceksiniz. Ancak paranızı eylemlere harcadığınızda durum farklı olacaktır. Yaşadığınız güzel anılar, bir seyahat, arkadaşlarınızla ya da sevdiğiniz kişilerle gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik hafızanıza kazınacaktır ve yıllar sonra bile hatırladığınızda sizi mutlu edecektir. Zaten bir bakıma mutluluk güzel anılar biriktirmektir. Geçmişe ilişkin olumlu anılarınız ne kadar çoksa o kadar mutlusunuz demektir.” dedi.</p>
<p><strong>Para mutluluk açısından önemli ama her şey değil</strong></p>
<p>Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gelir durumunuz mutluluk açısından önemlidir ancak para her şey değildir. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra, bireysel gelişime ve kendini gerçekleştirmeye önem vermeliyiz. Bu da ‘sahip olma’ anlayışından çıkarak ‘olma’ anlayışına geçmekle mümkündür. Ancak bu yolla, dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen daha kalıcı ve gerçek bir mutluluk elde edilebilir. Olma anlayışı içerisinde sürekli olarak kendimizi geliştirmeli, içsel kalemizi güçlendirmeli ve daha umutlu, affedici, iyimser, özgüven sahibi, öz-değeri yüksek, sevgi dolu, anlamlı ve amaçlı yaşayan ve derin, doyurucu, sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olmak için çabalamalıyız.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-mutluluk-oraninin-yukselmesinde-aile-cok-onemli-622583">Türkiye&#8217;de mutluluk oranının yükselmesinde aile çok önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaoğlu&#8217;dan Başkan Tugay&#8217;a Meslek Fabrikası desteği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaogludan-baskan-tugaya-meslek-fabrikasi-destegi-622382</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[desteği]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kocaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Fabrikası]]></category>
		<category><![CDATA[tugay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622382</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Aziz Kocaoğlu, Meslek Fabrikası binasına el koyulmasına yönelik girişimler nedeniyle nöbet başlatan Başkan Cemil Tugay’a destek ziyaretinde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaogludan-baskan-tugaya-meslek-fabrikasi-destegi-622382">Kocaoğlu&#8217;dan Başkan Tugay&#8217;a Meslek Fabrikası desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Aziz Kocaoğlu, Meslek Fabrikası binasına el koyulmasına yönelik girişimler nedeniyle nöbet başlatan Başkan Cemil Tugay’a destek ziyaretinde bulundu. Binanın belediyenin elinden alınmaya çalışılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Kocaoğlu, “Bütün siyasilerin, herkesin İzmir’le barışması, İzmir’in potansiyelini büyüterek ülkeye katkı sağlaması için destek olması gerektiğine inanıyorum” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Meslek Fabrikası binasının boşaltılması için gönderilen tebligat nedeniyle mesaisini tarihi binada sürdürmeye devam ediyor. Başkan Tugay’a bir destek de İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Aziz Kocaoğlu’dan geldi. Tarihi binada Başkan Tugay’la görüşen Kocaoğlu, burada basın mensuplarına açıklama yaptı.</p>
<p><strong>“Kabul edilemez bir durum”</strong></p>
<p>Binanın tarihine değinen Kocaoğlu, kendi döneminde gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları ve Meslek Fabrikası projesinin hayata geçirilmesi sürecini de anlattı. Meslek Fabrikası’nın eğitim konusundaki çalışmalarını hatırlatan Kocaoğlu, “İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetiminde burada eğitim yuvası oluşturduk. Herkes katkıda bulundu ve burada gençlerimizi meslek sahibi yaparak İzmir’in iş alemine katkıda bulunmaya çalıştık. Bu Türkiye’deki ilk örneklerdendir. Yıllardır İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde olan Meslek Fabrikası, Egemenlik binası diye bilinen İzmir’in ilk belediye binası ve gasilhanenin Vakıf senediyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınmaya kalkılması son derece kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Bu durumdan dönün”</strong></p>
<p>Bu tip kamu mallarının milletin malı olduğunu vurgulayan Kocaoğlu, “Kimin ihtiyacı varsa ilgili birimlerden hiyerarşi içinde talep eder ve tahsisini alıp kullanır. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’nin en saygın kurumlarındandır ve İzmir için, Türkiye için olmazsa olmaz bir kurumdur. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden herhangi bir gerekçeyle malı almaya çalışmak hiçbir mantığı olmayan bir tartışmadır. Velev ki gayrimenkul devlete geçecek, gayrimenkul devlete geçer; devlet döner bunu İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis eder. Kullanımına sunar. Devletle belediye arasındaki ilişki budur. Devletten devlete malın intikalinin hiçbir yasal olmayan gerekçesi yoktur. İzmir’de 15 yıl İzmirli hemşehrilerimizle birlikte bu kenti yönetmiş bir kardeşiniz olarak bu duruş ve durumdan bütün siyasilerin bir an önce dönmesinde İzmir için de memleket için de çok büyük fayda olduğuna inanıyorum ve bunu yüksek sesle paylaşıyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İzmir bunu hak etmiyor”</strong></p>
<p>“İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden bu binaları aldığınızda İzmir ne olacak? İzmir başka bir yere mi gidecek?” diye soran Kocaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir gibi 1980’den beri hor görülen, verdiğinden çok az alan bir kentten bahsediyoruz. Bunun yanında belediyeleri, iş adamları, vatandaşları, çiftçilerinin kendi göbeklerini kendileri kestiği, hem devlete bir numaralı vergiyi verip hem kendi gücüyle kalkınmayı sağlayıp hem de kendi ihtiyaçlarını karşıladığı bir kentten bahsediyoruz” diye konuştu. Yaşanan durumun ülkede kimsenin kabul edebileceği bir durum olmadığını ifade eden Kocaoğlu, “Bütün siyasilerin, herkesin İzmir’le barışması, İzmir’in potansiyelini büyüterek ülkeye katkı sağlamak için destek olması gerektiğine inanıyorum. İzmir bunu hak etmiyor, İzmirli hemşehrilerimiz bunu hak etmiyor. Biz hep birlikte kalkınacağız. Birlik beraberliğe, kenetlenmeye ihtiyacımız var. Böyle bir dönemde İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bunun yapılmasının ne anlama geldiğini hem İzmirli hemşehrilerimizin hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının düşünmesine, değerlendirmesine sunuyorum.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaogludan-baskan-tugaya-meslek-fabrikasi-destegi-622382">Kocaoğlu&#8217;dan Başkan Tugay&#8217;a Meslek Fabrikası desteği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[desteklemenin]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromlu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimini]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<category><![CDATA[takibi]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor. Tüm vücudu etkileyen bir farklılık olan Down sendromunda; kalp, tiroid, sindirim sistemi gibi birçok organın düzenli olarak kontrolünün ve nörolojik takibin de yapılması gerekiyor. Down sendromlu çocuklarda beyin gelişiminde de bazı farklılıklar görülebiliyor. Bu farklılıkların “zaten Down sendromlu” diye geçiştirilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılan fizyoterapi, konuşma terapisi ve özel eğitim desteği çocukların potansiyelini belirgin şekilde artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Down sendromlu bireylerde nörolojik takibin önemi hakkında detaylı bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Down sendromunda erken tanı, çocukların gelişimi için önemli</strong></p>
<p>Down sendromlu çocukların beyin gelişimi farklı bir seyir izler. Bu durum kas gevşekliği (hipotoni), motor gelişimde gecikme (geç oturma, geç yürüme), konuşmanın daha geç başlaması, dikkat ve öğrenme güçlükleri şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle Down sendromlu çocukların çocuk nörolojisi uzmanı tarafından takibi ve düzenli testlerinin yapılması önemlidir. Çocuğun ihtiyacına göre önerilen fizik tedavi, konuşma terapisi ve özel eğitimler; Down sendromlu çocukların potansiyellerini görünür şekilde artırmaktadır. </p>
<p>Down sendromlu bir çocukta düzenli kontrol edilmesi gerekenler testler şunlardır;</p>
<p>            •           Kalp kontrolleri</p>
<p>            •           Tiroid testleri</p>
<p>            •           İşitme ve görme muayeneleri</p>
<p>            •           Kan sayımı</p>
<p>            •           Çölyak taraması</p>
<p>            •           Ortopedik değerlendirme</p>
<p>            •           Nörolojik gelişim takibi</p>
<p><strong>Yaşam boyu düzenli kontrol, olası hastalıkların takibi için şart!</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülme riski olan bazı hastalıklar vardır. Yapılan düzenli kontroller ve doktor muayenesi çocukların gelişimi ve özellikle Down sendromlu çocuklarda daha sık görülebilecek hastalık risklerinin fark edilmesi açısından önemlidir. </p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülebilecek hastalıklar şunlardır;</p>
<p><strong>1-Sara (Epilepsi) Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda sara hastalığı toplum ortalamasından daha sık görülür. Özellikle bebeklik döneminde bazı özel nöbet tipleri ortaya çıkabilir. Bunlardan biri West sendromu olarak bilinen bebeklik çağı spazmlarıdır. Erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<p>            •           Ani irkilme şeklinde tekrarlayan hareketler</p>
<p>            •           Dalgınlık atakları</p>
<p>           •           Daha önce kazandığı becerilerde gerileme</p>
<p><strong>2-Boyun Bölgesi ve Omurilik Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde bağ dokusu daha gevşek olabilir. Bu nedenle boyun omurları arasında gevşeklik görülebilir. Nadiren omuriliğe baskı yapabilecek bir durum gelişebilir.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler ciddiye alınmalıdır:</p>
<p>            •           Yürümede belirgin bozulma</p>
<p>            •           Kollarda güçsüzlük</p>
<p>            •           Denge kaybı</p>
<p>            •           İdrar kontrolünde değişiklik</p>
<p>Bu tür durumlarda mutlaka bir nörolojik değerlendirme gerekir.</p>
<p><strong>3-Uyku Problemleri ve Öğrenme</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda horlama ve uyku apnesi daha sık görülür. Gece boyunca kaliteli uyuyamayan bir çocukta aşağıdaki sorunlar gelişebilir;</p>
<p>            •           Dikkat sorunları</p>
<p>            •           Huzursuzluk</p>
<p>            •           Öğrenmede zorlanma</p>
<p>Bazen “davranış problemi” sanılan durumun altında uyku bozukluğu olabilir.</p>
<p><strong>4-Ergenlikte Görülebilen Gerileme</strong></p>
<p>Bazı Down sendromlu gençlerde ergenlik döneminde ani içine kapanma, konuşmada azalma veya hareketlerde yavaşlama görülebilir. Bu durum her zaman “ergenlik dönemi” diye açıklanamaz. Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>
<p><strong>5-Alzheimer</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle nörolojik takip çocuklukta başlar ama yaşam boyu sürer.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih&#8217;teki Arama Kurtarma Çalışmalarında Son Durum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fatihteki-arama-kurtarma-calismalarinda-son-durum-622230</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[arama]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmalarında]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[teki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622230</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fatih Ayvansaray Mahallesi Ebe Sokak’ta meydana gelen bina çökmesi ihbarı üzerine İstanbul İtfaiyesi ekiplerimiz başta olmak üzere ilgili tüm birimler hızla olay yerine sevk edilmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fatihteki-arama-kurtarma-calismalarinda-son-durum-622230">Fatih&#8217;teki Arama Kurtarma Çalışmalarında Son Durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih Ayvansaray Mahallesi Ebe Sokak’ta meydana gelen bina çökmesi ihbarı üzerine İstanbul İtfaiyesi ekiplerimiz başta olmak üzere ilgili tüm birimler hızla olay yerine sevk edilmiştir.</p>
<p>Olay yerinde yapılan ilk tespitlerde 2 binada tamamen, 1 binada ise kısmi çökme meydana geldiği belirlenmiş; arama kurtarma çalışmaları çok sayıda ekip ve koordinasyon içinde yürütülmüştür. <strong>Toplam 70 araç ve 194 personelin görev aldığı müdahalede ekiplerimiz yoğun ve titiz bir çalışma gerçekleştirmiştir.</strong></p>
<p>Yürütülen çalışmalar neticesinde 1’i ağır 10 vatandaşımız yaralı olarak kurtarılarak sağlık ekiplerine teslim edilmiş, 1 vatandaşımız ise ne yazık ki hayatını kaybetmiş olarak enkazdan çıkarılmıştır.</p>
<p>Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına başsağlığı; yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.</p>
<p>Olayın nedenine ilişkin inceleme ve soruşturma ilgili birimler tarafından titizlikle sürdürülmektedir.</p>
<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fatihteki-arama-kurtarma-calismalarinda-son-durum-622230">Fatih&#8217;teki Arama Kurtarma Çalışmalarında Son Durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezindeki]]></category>
		<category><![CDATA[dengesi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[izlenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[nodüller]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[Tiroit Bezi]]></category>
		<category><![CDATA[yakından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroit bezi vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli organlardan biri. Bazen bezin büyümesi, hormon üretimindeki değişimler ya da oluşan nodüller farklı sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330">Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tiroit bezi vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli organlardan biri. Bazen bezin büyümesi, hormon üretimindeki değişimler ya da oluşan nodüller farklı sorunlara yol açabiliyor. Tiroit bezindeki bu değişimlerin takip edilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Tiroit bezi bazen gereğinden fazla hormon üretir bazen de yeterli hormon üretemez. Bunun yanında bezde nodül oluşumu da görülebilir. Bu durumların her biri farklı şekilde değerlendirilir ve gerekli tedavi planı buna göre yapılır” dedi. </strong></p>
<p>Tiroit bezinde hem hormon üretimiyle ilgili sorunlar hem de nodül oluşumu görülebileceğini ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Tiroit bezi fazla hormon ürettiğinde hipertiroidi dediğimiz durum ortaya çıkar. Halk arasında zehirli guatr olarak da bilinen bu rahatsızlıkta kişi daha sinirli olabilir, ellerde titreme, terleme ve saç dökülmesi gibi şikâyetler görülebilir. Bunun nedeni metabolizmanın hızlanmasıdır. Bazen de tiroit bezi gerekli hormonu yeterince üretemez ve hipotiroidi dediğimiz tablo ortaya çıkar. Bu durumda metabolizma yavaşlayabilir ve dışarıdan verilen tiroit hormonu ile vücudun ihtiyacı karşılanarak denge yeniden sağlanabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tiroit nodülleri düzenli takip gerektirir</strong></p>
<p>Tiroit bezinde görülen nodüllerin de sık karşılaşılan durumlardan biri olduğunu açıklayan Raşa, “Ultrason gibi görüntüleme yöntemleriyle tiroit bezinde nodül tespit edildiğinde radyologlar bu nodülleri belirli kriterlere göre değerlendirir. Kanser açısından şüpheli görünmeyen nodüller genellikle takip edilir. Şüpheli bir durum varsa biyopsi yaparak nodülün yapısını inceleriz. Biyopsi sonucuna göre uygun tedavi planını belirleriz, iyi huylu nodüllerde ise düzenli kontrollerle hastayı izlemeye devam ederiz” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tiroit-bezindeki-hormon-dengesi-ve-noduller-yakindan-izlenmeli-621330">Tiroit bezindeki hormon dengesi ve nodüller yakından izlenmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uykusuzluğun]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi ve Nöroloji Uzmanı Meltem Can İke, uykusuzlukta ilaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmenin mümkün olduğunu söyledi. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Her az uyunan gecenin insomni olmadığını vurgulayan Meltem Can İke, bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edilmesi için haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması, sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması ve kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerektiğini ifade etti.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Nöroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, Dünya Uyku Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada uykusuzluk, uykusuzluk tedavisi ve uyku hijyeni ile ilgili değerlendirmede bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Dünya Uyku Cemiyeti tarafından her yıl düzenlenen Dünya Uyku Günü vesilesiyle, toplumumuzun büyük bir kesimini etkileyen ancak çoğu zaman &#8220;yapısal bir özellik&#8221; sanılarak ihmal edilen uykusuzluk yani insomni konusuna dikkat çekmek istiyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk bir hastalıktır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun sadece bir belirti değil, başlı başına bir hastalık olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Tıbbi literatürde &#8220;İnsomni&#8221; olarak adlandırılan bu durum; uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme zorluğu veya sabah çok erken uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterir. Bu durum kişinin gün içindeki konsantrasyonunu, duygu durumunu ve genel sağlık kalitesini bozuyorsa klinik bir tablo olarak değerlendirilmelidir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aşırı derecede odaklanma görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şöyle devam etti:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yakınması olan kişilerde (özellikle geceleri) uyku sorunlarına aşırı derecede odaklanma ve uykusuzluğun olumsuz sonuçları hakkında kaygı duyma vardır.  Yetersiz uyku süresi ve kalitesi, ileri derecede sıkıntıya veya günlük aktivitelerde eksilmeye neden olur.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kadınlarda daha fazla görülüyor </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kadınlarda bir miktar daha fazla görülen bu durumun yaşla arttığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Yaş ilerledikçe derin (yavaş) uyku miktarında azalma, dolayısıyla uykunun çok yüzeysel ve kırılgan hale gelmesine neden olur. Ayrıca sirkadiyen ritimdeki değişikliklere (uyku fazının erkene kayması), yaşlı bireylerde özellikle gecenin ikinci yarısında uykunun çok sık bölünmesine ve sabah çok erken saatlerde uyanma ile sonuçlanır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Haftada en az 3 gece uykusuzluk yaşanıyorsa dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluk tanı kriterlerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu bilgileri verdi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Her az uyunan gece, insomni değildir. Bir kişide uykusuzluk hastalığından söz edebilmemiz için:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Haftada en az 3 gece bu sorunun yaşanması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Sorunun en az 3 aydır devam ediyor olması,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kişinin uyumak için uygun ortam ve zamana sahip olmasına rağmen uyuyamaması gerekir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun üç temel nedeni var </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun çok faktörlü bir sorun olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, başlıca nedenleri şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>1. Psikolojik Faktörler: Kaygı bozuklukları, stres ve depresyon.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>2. Tıbbi Durumlar: Kronik ağrılar, nefes darlığı, huzursuz bacaklar sendromu ve uyku apnesi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>3. Yaşam Tarzı: Düzensiz çalışma saatleri (vardiyalı sistem), aşırı kafein tüketimi ve hareketsizlik.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluk genetik bir miras mıdır?</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun genetik bir boyutu olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke. “Araştırmalar, ailesinde uykusuzluk öyküsü olan bireylerin bu soruna daha yatkın olduğunu göstermektedir. Ancak bu durum sadece genlerle açıklanamaz; aile içindeki uyku alışkanlıkları ve çevresel faktörler de bu mirası tetikler” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Modern çağın kabusu: Mavi ışık ve sosyal medya</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde uyku düzenini bozan en büyük düşman yatağa bizimle birlikte giren akıllı telefonlardır” diyen Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke teknoloji kullanımının olumsuz etkilerini şöyle sıraladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Melatonin Baskılanması: Ekranlardan yayılan mavi ışık, beynimize &#8220;hala gündüz&#8221; sinyali göndererek uyku hormonu olan melatoninin salgılanmasını engeller.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Duygusal Uyarılma: Sosyal medyada karşılaşılan içerikler beyni tetkikte tutar ve uykuya geçiş için gereken gevşemeyi imkansız kılar.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uyku hijyeni için altın kurallar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzlukla mücadelede ilk adımın uyku hijyeninin sağlanması olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, şu önerilerde bulundu:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Rutin Oluşturun: Her gün (hafta sonu dahil) aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Yatağı Sadece Uyku İçin Kullanın: Yatakta yemek yemeyin, çalışmayın veya sosyal medyada vakit geçirmeyin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Işık ve Isı Kontrolü: Yatak odanız zifiri karanlık, sessiz ve serin olmalıdır.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Kafeine Sınır Koyun: Öğleden sonra saat 14:00’ten sonra çay ve kahve tüketimini kesin.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Uykusuzluğun sağlık açısından riskleri nelerdir? </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, bu sorunları kardiyovasküler hastalıklar (HT, MI, kronik kalp yetmezliği), Tip 2 diyabet, obezite, nörolojik hastalıklar (kortikal atrofi, demans) ve psikiyatrik hastalıklar (depresyon, suicidal düşünceler) olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yaşam kalitesini etkiliyorsa uzmana danışılmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Uykusuzluğun kişinin yaşam kalitesini önemli derecede etkilemesi halinde mutlaka bir uzmana danışılması gerektiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, “Eğer uykusuzluk probleminiz;</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Gün içinde iş performansınızı düşürüyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Unutkanlık ve konsantrasyon güçlüğüne neden oluyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* Araç kullanırken veya çalışırken uyuklamalara yol açıyorsa,</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>* İlişkilerinizde tahammülsüzlük ve gerginlik yaratıyorsa vakit kaybetmeden bir Nöroloji Uzmanına başvurmalısınız” tavsiyesinde bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarı </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Öğretim Üyesi Meltem Can İke, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Unutmayın: Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaç tedavilerinin yanı sıra Bilişsel Davranışçı Terapilerle de kalıcı çözümler üretmek mümkündür. İyi bir uyku, iyi bir hayatın anahtarıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuzluk-tedavi-edilebilir-bir-hastalik-620696">Uykusuzluk tedavi edilebilir bir hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe Belediyesi&#8217;nin öğretmenlerine &#8220;yangın müdahale eğitimi&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinin-ogretmenlerine-yangin-mudahale-egitimi-619544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 11:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlerine]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nde görevli öğretmenlere olası afet ve acil durumlara karşı bilinçlenmek amacıyla yangın müdahale eğitimi verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinin-ogretmenlerine-yangin-mudahale-egitimi-619544">Maltepe Belediyesi&#8217;nin öğretmenlerine &#8220;yangın müdahale eğitimi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe Belediyesi’nde görevli öğretmenlere olası afet ve acil durumlara karşı bilinçlenmek amacıyla yangın müdahale eğitimi verildi. Teorik bilginin yanı sıra uygulamanın da gerçekleştirildiği eğitimde; yangın tüpünün doğru kullanımı ve yangına nasıl müdahale edilmesi gerektiği konusunda da uygulamalar yaptırıldı.</p>
<p>Maltepe Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’nde görevli öğretmen ve personeller, olası afet ve acil durumlara karşı bilinçlenmek amacıyla yangın müdahale eğitimi aldı. Belediyenin Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen eğitimleri Acil Durum ve Afet Yönetimi Teknikeri Oğuz Faytoncu ve AGET Müdahale Görevlisi Murat Arı verdi. Hizmet içi eğitim programı kapsamında düzenlenen eğitimde katılımcılara; yangının oluşma nedenleri, yangın türleri, yangın anında doğru davranış biçimleri ve ilk müdahale yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda ayrıca yangın söndürme cihazlarının kullanımı, acil durum tahliye prosedürleri ve ekip koordinasyonunun önemi de ele alındı.</p>
<p><b>TEORİ SONRASI UYGULAMA</b></p>
<p>Teorik anlatımların ardından gerçekleştirilen uygulamalı bölümde personel, kontrollü şekilde oluşturulan yangına müdahale ederek yangın söndürme tüplerinin doğru kullanımını deneyimleme fırsatı buldu. Tatbikat sayesinde katılımcılar, olası bir yangın durumunda hızlı ve etkili müdahale konusunda pratik bilgi edindi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepe-belediyesinin-ogretmenlerine-yangin-mudahale-egitimi-619544">Maltepe Belediyesi&#8217;nin öğretmenlerine &#8220;yangın müdahale eğitimi&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 saat açık sanal tehlike!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:33:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[açık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[Kumar Oynama]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sanal]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Bahruz Shukurov, kumar ve sanal kumar bağımlılığının psikolojik, nörolojik ve sosyal boyutlarını, risklerini, motivasyon mekanizmalarını ve tedavi yaklaşımlarını açıkladı.</p>
<p><strong>Sanal kumarın erişilebilirliği arttıkça bağımlılık riski de yükseliyor!</strong></p>
<p>Kumarın hem fiziksel ortamlarda hem de dijital platformlarda oynanabildiğini ifade eden Dr. Bahruz Shukurov, “Ancak teknolojinin gelişmesiyle birlikte sanal kumarın erişilebilirliği ve yaygınlığı ciddi şekilde arttı. Bu durum bağımlılık riskini de önemli ölçüde yükseltmekte.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığının en temel özelliklerinden birinin, kişinin kumar oynama davranışı üzerinde kontrolünü kaybetmesi olduğunu aktaran Dr. Shukurov, “Kişi zamanla kazandığından çok daha fazla para harcamaya başlar ve gününün önemli bir bölümünü kumar oynayarak geçirir. Bu süreç ilerledikçe iş hayatı, aile ilişkileri ve sosyal sorumluluklar ihmal edilmeye başlanır. Maddi kayıplar büyür, borçlar oluşur ve kişi giderek daha zor bir ekonomik tabloyla karşı karşıya kalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister! </strong></p>
<p>Yalan söyleme davranışının kumar bağımlılığının önemli tanı ölçütleri arasında yer aldığına işaret eden Dr. Bahruz Shukurov, “Bağımlı birey, kumar oynayabilmek için para bulmak amacıyla yakınlarına veya çevresine yalan söyleyebilir. Bunun temel nedeni, kumar oynayamadığında yaşayacağı yoğun sıkıntı ve huzursuzluğun, yalan söylemenin yaratacağı vicdani rahatsızlıktan daha ağır gelmesidir. Zaman içinde bu davranış giderek kolaylaşır ve kişinin kişilik yapısında belirgin değişimlere yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Kumar bağımlılığında motivasyonun iki yönlü çalıştığına değinen Dr. Shukurov, şunları söyledi:</p>
<p>“Kişi kazandığında da kaybettiğinde de kumar oynamak ister. Kazandığında aldığı ödül ve haz duygusu yeni bir motivasyon oluşturur. Kaybettiğinde ise kaybını telafi etme isteği devreye girer. Bağımlı bireyler sıklıkla ‘keyif için oynamıyorum, sadece kaybımı telafi etmek istiyorum’ şeklinde açıklamalar yapar. Ancak bu düşünce çoğu zaman bağımlılık döngüsünü sürdürür ve kişi yeniden kumar oynamaya devam eder.”</p>
<p><strong>Kumar, keyif yerine kötü hisleri geçici olarak azaltan bir araca dönüşür! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının çoğu zaman ilk başlarda yaşanan bir yüksek kazanç veya güçlü heyecan deneyimi ile başlayabileceğine dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Özellikle erken yaşlarda elde edilen büyük bir kazanç, kişinin beyninde güçlü bir iz bırakır. Bu deneyim beynin ödül sisteminde normalin üzerinde bir haz oluşturur ve kişi zamanla bu duyguyu tekrar yaşamak için kumar oynamaya devam eder.” dedi.</p>
<p>Ancak süreç ilerledikçe kişinin bu yüksek heyecanı daha az yaşamaya başladığını, kayıpların arttığını ve kişinin normal duygu durumunun daha düşük bir seviyeye gerilediğini ifade eden Dr. Shukurov, “Sonuç olarak kumar, artık keyif veren bir aktiviteden çok, kişinin kendini kötü hissetmesini geçici olarak azaltan bir araca dönüşür. Bağımlılığın ilerleyen dönemlerinde yalnızca kumar oynamak değil, kumarla ilişkili uyaranlar da tetikleyici hâle gelir. Bahis sesleri, oyun bildirimleri, maç izlemek veya kumarla ilgili reklamlar bile kişide güçlü bir kumar oynama isteği yaratabilir. Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tetikleyici unsurlardan mümkün olduğunca uzak kalmak büyük önem taşır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin kısa vadeli ödülleri tercih eder, bu da bağımlılığı güçlendirir! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının ciddi maddi kayıplara yol açabileceğini vurgulayan Dr. Bahruz Shukurov, “Kimi zaman kayıplar kişinin aylık gelirinin onlarca hatta yüzlerce katına ulaşabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bankalara veya farklı kaynaklara borçlanmaya kadar ilerleyebileceğini aktaran Dr. Shukurov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çoğu zaman aile bireyleri devreye girerek bu sorunları çözmeye çalışır. Ancak profesyonel destek alınmadan yapılan müdahaleler genellikle geçici bir rahatlama sağlar ve kişi bir süre sonra yeniden kumar oynamaya başlayabilir.</p>
<p>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Bu kadar kayba rağmen kişi neden kumar oynamaya devam eder? Bunun iki önemli nedeni vardır. Birincisi, bağımlı kişinin yaşadığı sorunların çoğu zaman çevresi tarafından telafi edilmesidir. Eğer kişi yaşadığı sonuçlarla doğrudan yüzleşmezse davranış değişimi zorlaşır. İkinci neden ise kumarın kısa vadede sağladığı heyecanın, uzun vadeli zararların önüne geçmesidir. İnsan beyni çoğu zaman kısa vadeli ödülleri tercih eder ve bu durum bağımlılık davranışını güçlendirir.”</p>
<p><strong>Sanal kumarın en büyük riski 24 saat erişilebilir olması! </strong></p>
<p>Sanal kumarın, geleneksel kumara göre bazı açılardan daha riskli olduğunu dile getiren Dr. Bahruz Shukurov, bu riskleri şöyle açıkladı:</p>
<p>“En önemli farklardan biri 24 saat erişilebilir olmasıdır. Kişi günün her saatinde, bulunduğu her yerde kumar oynayabilir. Ayrıca dijital ortamda para çoğu zaman sadece sayısal bir değer gibi algılanır. Bu nedenle kişiler gerçek para kaybettiklerini daha az hissedebilir ve daha büyük riskler alabilir.</p>
<p>Sanal kumar platformları aynı zamanda yoğun reklam ve teşvik mekanizmaları kullanır. Bonus teklifleri, mesajlar ve sürekli gönderilen bildirimler kişiyi tekrar oyuna çekmek için tasarlanır. İlk aşamada bazı kullanıcıların kazanç elde etmesi de bu sistemin bir parçası olabilir. Böylece kişi erken dönemde güçlü bir ödül deneyimi yaşayarak kumara daha fazla bağlanabilir.”</p>
<p><strong>Bağımlılıklarda ‘tam iyileşme’ yerine ‘kontrol altına alma’ daha gerçekçi bir yaklaşım! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığının, beynin ödül sistemi ile yakından ilişkili olduğuna dikkat çeken Dr. Bahruz Shukurov, “Ventral tegmental alan, nükleus akumbens ve insula gibi bölgeler bu süreçte rol oynar. Kumar davranışı tekrarlandıkça bu sinir yolları güçlenir.” dedi.</p>
<p>Başlangıçta küçük bir iz gibi olan bu yolakların zamanla adeta bir otoyola dönüştüğünü ve kişinin düşünce dünyasında kumarın merkezi bir yer edindiğini kaydeden Dr. Shukurov, kumar bağımlılığının tedavisinin mümkün olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Dr. Shukurov bu sürecin genellikle çok yönlü bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi ve devam etti:</p>
<p>“Tedavi yalnızca bireyi değil, aileyi de kapsayan bir iş birliği içinde yürütülmeli. Psikiyatrist, psikolog, hasta ve aile üyelerinin birlikte çalışması başarı şansını artırır. Profesyonel destek olmadan yalnızca söz vermek, yemin etmek veya kendi kendine bırakmaya çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.</p>
<p>Bağımlılıklar için ‘tam iyileşme’ kavramından ziyade ‘kontrol altına alma’ veya ‘düzelme’ kavramı daha gerçekçidir. Bu durum bazı kronik hastalıklara benzetilebilir. Kişi tetikleyicilerden uzak durur, tedavi planına uyar ve gerekli önlemleri alırsa uzun süre kumar oynamadan sağlıklı bir yaşam sürdürebilir. Ancak tamamen iyileştiğini düşünerek tüm önlemleri kaldırmak tekrar risk oluşturabilir.”</p>
<p><strong>Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusu! </strong></p>
<p>Kumar bağımlılığında çoğu zaman kişinin parayı mı yoksa heyecanı mı sevdiği sorusunun sorulduğunu aktaran Dr. Bahruz Shukurov, “Çoğu durumda belirleyici olan heyecan ve adrenalin duygusudur. Kazanma ihtimalinin eşiğinde olmak, risk almak ve o anki yoğun duygu durumunu yaşamak bağımlılığı besleyen önemli faktörlerdir.” dedi.</p>
<p>Bağımlılık ilerledikçe kişinin yalnızca kumar ve kumarla ilişkili konulara karşı yüksek motivasyon gösterdiğinin altını çizen Dr. Bahruz Shukurov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Günlük sorumluluklara karşı isteksizlik ve enerji düşüklüğü görülebilir. Bu nedenle tedavi sürecinde yalnızca kumar davranışı değil, kişinin düşünce yapısı, motivasyonu ve yaşam düzeni de ele alınmalıdır. Kumar oynayan bir yakına sahip olan aile bireyleri için de destek almak önemlidir. Aileler hem bağımlı bireyle birlikte tedavi sürecine katılabilir hem de ayrı olarak danışmanlık alabilirler. Erken müdahale, sorunun büyümesini ve daha büyük kayıpların oluşmasını önleyebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/24-saat-acik-sanal-tehlike-619234">24 saat açık sanal tehlike!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vodafone&#8217;dan Araç Güvenliği ve Acil Durum İletişimi İçin Kritik Hizmet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-arac-guvenligi-ve-acil-durum-iletisimi-icin-kritik-hizmet-618783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[hizmeti]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[letişimi]]></category>
		<category><![CDATA[vodafone]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, tamamen 4.5G/VoLTE altyapısı üzerinde çalışan Yeni Nesil eCall (NG-eCall) hizmetini ülke genelinde devreye aldı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-arac-guvenligi-ve-acil-durum-iletisimi-icin-kritik-hizmet-618783">Vodafone&#8217;dan Araç Güvenliği ve Acil Durum İletişimi İçin Kritik Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin dijitalleşmesine liderlik etme vizyonuyla faaliyet gösteren Vodafone, tamamen 4.5G/VoLTE altyapısı üzerinde çalışan Yeni Nesil eCall (NG-eCall) hizmetini ülke genelinde devreye aldı. Araç güvenliği ve acil durum iletişiminde önem taşıyan Yeni Nesil eCall (S.O.S araç içi acil çağrı hizmeti) araç içi acil çağrıyı eski 2G/3G teknolojilerinin ötesine taşıyarak, gelecekteki 5G yetenekleriyle uyumlu, yüksek kaliteli ve güvenilir araç içi acil çağrı hizmeti sunuyor. Daha net ses iletişimi, daha hızlı çağrı kurulumu ve geliştirilmiş stabil bağlantı sağlayan bu hizmet, temel araç ve konum verilerinin sesli aramalarla birlikte iletilmesini mümkün kılarak, acil durum merkezlerinin olayları daha hızlı değerlendirmesine ve ihtiyaç duyulan yardımı daha etkin koordine etmesine olanak tanıyor. </p>
<p><strong>Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Yago Lopez</strong>, şunları söyledi:</p>
<p>“Vodafone Türkiye olarak, ülke genelinde Yeni Nesil eCall hizmeti başlatmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu hizmete geçiş, şirketimizin hizmet sürekliliği, kapsama ve kalite konusundaki kararlılığını yansıtıyor. Geniş 4.5G şebekemiz, kesintisiz bir geçişin sağlanmasında kritik rol oynayarak sürücü ve yolcuların daha güvenilir ve gelişmiş bir acil çağrı deneyiminden faydalanmasını sağlayacak. Yeni Nesil eCall hizmetini tamamen ülke genelindeki 4.5G altyapımız üzerinden sunarak sadece bugünkü acil durum yanıtını iyileştirmekle kalmıyor, aynı zamanda 5G dönemi için de yeni nesil mobilite hizmetlerine stratejik bir köprü kuruyoruz. Nihai hedefimiz, herkes için daha güvenli yolculuk imkânı sunmak.”</p>
<p><strong>Daha etkili acil müdahale imkânı sağlıyor</strong></p>
<p>eCall sistemi, 2018’de tanıtılmasından bu yana, Avrupa’da tüm yeni onaylanan araç modelleri için zorunlu bir güvenlik özelliği oldu. Eski eCall sistemi yolculuk güvenliğinde önemli bir adımı temsil etse de, iletişim teknolojilerindeki değişim daha gelişmiş ve sürdürülebilir bir çözüm ihtiyacını doğurdu. Yeni Nesil eCall, bu ihtiyacı karşılayarak, geleneksel sesli aramaların ötesine geçen, veri açısından zengin, tamamen IP tabanlı bir acil iletişim platformu sunuyor. Bu hizmet sayesinde, kullanıcı onayıyla, tıbbi detaylar veya araç içi sistemlerden gerçek zamanlı veriler dahil kritik ek bilgiler güvenli bir şekilde acil durum merkezlerine iletilebiliyor. Bu genişletilmiş yetkinlik, olay değerlendirmesinin daha doğru yapılmasını ve daha etkili acil müdahaleyi mümkün kılıyor.</p>
<p><strong>Yeni nesil acil iletişim standartlarına geçiş hızlanıyor</strong></p>
<p> Yeni Nesil eCall’a geçiş süreci, düzenleyici kurum tarafından açıkça tanımlanmış bir yol haritasıyla destekleniyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla, Avrupa pazarına giren tüm yeni binek araçların tip onayı için NG-eCall uyumluluğu zorunlu oldu. Ocak 2027’ye kadar bu gereklilik tüm yeni üretilen araçlara uygulanacak. Böylece, eski sistemlerin kullanım dışı bırakılması hızlanacak ve yeni nesil acil iletişim standartlarının yaygın kullanımı desteklenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vodafonedan-arac-guvenligi-ve-acil-durum-iletisimi-icin-kritik-hizmet-618783">Vodafone&#8217;dan Araç Güvenliği ve Acil Durum İletişimi İçin Kritik Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 12:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[çatlama]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[İç]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kopuş]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, işlevselliğin sürdürülebilmesine rağmen işe ve ortama duygusal olarak bağlanılamamasıyla ilerleyen ve fark edilmesi zor olan ‘sessiz çatlama’ süreci hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dışarıdan her şey normal görünse de, kişi işine duygusal olarak bağlanamaz! </strong></p>
<p>Günümüzde gittikçe yaygın kullanılmaya başlanan ‘sessiz çatlama’ teriminin, kişinin işlevselliğini sürdürmesine rağmen iş hayatında; anlam, aidiyet ve duygusal bağlarını yitirmesiyle gelişen bir süreç olduğunu ifade eden Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu durum ani bir kırılma ya da açık bir tükenme haliyle değil, daha çok fark edilmeden ilerleyen bir iç kopuş şeklinde yaşanır.” dedi.</p>
<p>Kişinin işine devam ettiğini ve sorumluluklarını yerine getirdiğini aktaran Erol, “Hatta çoğu zaman dışarıdan bakıldığında herhangi bir sorun varmış gibi görünmez. Ancak iç dünyada, yapılan işle kurulan duygusal bağ zayıflamış, anlam duygusu aşınmış ve kişinin kendisini işe ait hissetme hali belirgin biçimde azalmıştır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür! </strong></p>
<p>Bu yönüyle sessiz çatlamanın, klasik tükenmişlikten ayrıldığına işaret eden Klinik Psikolog İpek Erol, şunları söyledi:</p>
<p>“Tükenmişlikte duygusal bitkinlik, enerji kaybı ve işlevsellikte gözle görülür bir düşüş daha erken dönemde ortaya çıkar. Sessiz istifada ise kişi bilinçli olarak geri çekilir ve minimum çabayla çalışmayı tercih eder. Sessiz çatlamada durum daha belirsizdir; kişi ne işi bırakmayı ne de açıkça geri çekilmeyi düşünür. Sorun davranıştan çok, kişinin yaptığı işle ve bulunduğu ortamla kurduğu içsel bağın giderek kopmasıdır.”</p>
<p><strong>Sessiz çatlamanın temelinde uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlar var! </strong></p>
<p>Bu süreci yaşayan kişilerde sıklıkla tarif edilmesi zor bir huzursuzluk hali görüldüğünü dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, “İçsel boşluk, anlamsızlık hissi, duygusal donukluk ya da bastırılmış öfke eşlik edebilir.” dedi.</p>
<p>Zihinsel olarak sürekli ‘idare etme’ modunda olmak, otomatikleşmiş bir şekilde çalışmak ve yapılan işten eskisi kadar tatmin olmamak durumlarının yaygın olduğunu kaydeden Erol, “Kişi çoğu zaman neyin yanlış gittiğini tam olarak adlandıramaz; çünkü yaşanan durum tek bir olaydan değil, uzun süre göz ardı edilen psikolojik ihtiyaçlardan beslenir. Sessiz çatlamanın dışarıdan fark edilmesinin zor olmasının temel nedeni budur. Bu kişiler genellikle sorumluluklarını aksatmaz, şikâyet etmez ve beklentileri karşılamaya devam eder. Duygularını ifade etmekte zorlanan ya da yük olmamayı öğrenmiş bireylerde süreç daha da görünmez hâle gelir. Bu nedenle çevre tarafından ‘her şey yolunda’ algısı oluşurken, iç dünyada ciddi bir kopuş yaşanıyor olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon ve performans düşer! </strong></p>
<p>Performans açısından bakıldığında, sessiz çatlamanın her zaman doğrudan bir düşüşle ilerlemediğine dikkat çeken Erol, “Çoğu zaman önce içsel bağ zayıflar, ardından motivasyon azalır ve ancak daha ileri aşamalarda performans etkilenmeye başlar.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte asıl kaybın, kişinin işe kattığı duygusal yatırım, yaratıcılık ve aidiyet hissi olduğuna değinen Erol, “Bu kayıp sayısal verilerle ölçülmediği için uzun süre gözden kaçabilir. Sessiz çatlamayı tetikleyen etkenler hem bireysel hem de örgütsel düzeyde ele alınabilir. Bireysel düzeyde sınır koyamama, sürekli sorumluluk alma, onaylanma ihtiyacının yüksek olması ve duyguları bastırma eğilimi öne çıkar. Örgütsel düzeyde ise işverenler tarafından görülmeme hissi, takdir eksikliği, belirsiz beklentiler, psikolojik güvenliğin zayıf olması ve yapılan işin anlam boyutunun göz ardı edilmesi bu süreci besleyebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sessiz çatlamayı kişisel yetersizlik değil, bir uyarı sinyali olarak görmek gerekir! </strong></p>
<p>Sessiz çatlamayla başa çıkabilmek için önerilerde bulunan Klinik Psikolog İpek Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk adım, yaşanan durumu kişisel bir yetersizlik olarak değil, bir uyarı sinyali olarak ele almaktır. Bu noktada; kişi kendi duygusal durumunu fark etmeye ve adlandırmaya çalışmalı, yaptığı işle kendi değerleri arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirmeli, iş ve özel yaşam sınırlarını daha net hâle getirmeli, duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmalı ve gerekli durumlarda psikolojik destek almaktan kaçınmamalı. </p>
<p>Sessiz çatlama çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmeyen, hatta kişinin kendisinin bile tam olarak fark edemediği bir süreçtir. Ancak görmezden gelindikçe derinleşir. Bu nedenle erken fark edilmesi, hem bireyin ruhsal sağlığı hem de uzun vadeli işlevselliği açısından belirleyici bir öneme sahiptir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-bir-ic-kopus-sessiz-catlama-618428">Fark edilmeyen bir iç kopuş: Sessiz çatlama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travmatik olaylardan kaçınmak doğal, ancak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travmatik-olaylardan-kacinmak-dogal-ancak-617025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 12:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaçınma]]></category>
		<category><![CDATA[kaçınmak]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[olay]]></category>
		<category><![CDATA[olaylardan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[travmatik]]></category>
		<category><![CDATA[Travmatik Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[uluğ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile ortaya çıkabilen kaçınma davranışlarının nedenleri, türleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmatik-olaylardan-kacinmak-dogal-ancak-617025">Travmatik olaylardan kaçınmak doğal, ancak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile ortaya çıkabilen kaçınma davranışlarının nedenleri, türleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile kaçınma gerçekleşebilir! </strong></p>
<p>Kaçınma davranışının; bir kişinin bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olarak, sıkıntı verici veya rahatsız edici bir olay yahut bir durum sonrası, hızlı ve geçici bir şekilde rahatlama ihtiyacı doğrultusunda reddetmeye-inkâr etmeye yönelik bir kaçış tepkisi olarak tanımlanabileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kaçınma bilişsel (belirli konular üzerine düşünmekten kaçınmak), duygusal (belirli duygu veya hisleri yaşamaktan kaçınmak) veya bağlamsal (olaylardan durumlardan kaçınmak) olarak sınıflandırılabilir.” dedi.</p>
<p>Travmatik olaylardan kaçınma davranışlarının, empati, korku, geçmiş deneyimler ve kontrol ihtiyacı gibi bir dizi psikolojik faktörün bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini kaydeden Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir. Savaşlar, depremler ve doğal afetler gibi travmatik olaylar, insanlığın tarihi boyunca deneyimlediği acı verici olaylar arasında yer alır. Ancak bazı kişiler, bu tür olaylara doğrudan maruz kalmamış olsalar bile, kaçınma davranışları sergileyebilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir! </strong></p>
<p>Bu durumun nedenleri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Birçok kişi, haberlerde veya medyada bu tür travmatik olayları gördüğünde, empati ve duyarlılık gösterme eğilimindedir. Duygusal olarak etkilenen bu kişiler, olaylardan kaçınma eğilimine girebilirler. Empati, başkalarının acılarına karşı duyarlı olma yetisini yansıtır ve bu nedenle kişiler bu tür haberleri izlememek veya konuşmaktan kaçınmak isteyebilirler. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir.</p>
<p>Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, bu korkular daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle, kişiler bu tür haberlerden ve olaylardan uzak durmayı tercih edebilirler. Geçmişte benzer bir travmatik olaya doğrudan maruz kalan veya böyle bir olayı yaşayan kişiler, bu tür olaylardan kaçınma davranışlarını daha belirgin bir şekilde sergileyebilirler.”</p>
<p><strong>Kaçınma, kişinin kontrol ve güven arayışının bir yansıması olabilir! </strong></p>
<p>Bu durumun, geçmiş deneyimlerin travmatik olayların hatırlanması ve tekrar yaşanması korkusundan kaynaklanabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin kendilerini daha güvensiz hissetmelerine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumlarda, kaçınma davranışlarının, kişinin olaylar üzerinde bir miktar kontrol sahibi olma çabasının bir yansıması olabileceğine değinen Beyaz, bilgi edinmeden uzaklaşarak, kişinin kendisini güvende hissetmeye çalışabileceğine işaret etti.</p>
<p><strong>Kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar! </strong></p>
<p>Kaçınma davranışlarının nedenine atıfta bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Kaçınma davranışları, kişinin kendini koruma mekanizmalarının bir yansıması olarak başlar. Özellikle travmatik olaylardan kaçınmak, kişinin duygusal dengeyi koruma amacını taşır. Bu tür olaylardan kaçınma, kişinin anksiyete ve stres seviyelerini kontrol etmeye ve duygusal zararlardan kaçınmaya çalıştığını gösterir. Kısacası, kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar.”</p>
<p><strong>Kaçınma başlangıçta korur, ama uzun vadede sorunları derinleştirebilir! </strong></p>
<p>Ancak, bu kaçınma davranışlarının uzun vadede sorunları daha da derinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, “Özellikle kişi olayları sürekli olarak görmezden gelirse bu, olayların etkilerini ele almak ve duygusal olarak iyileşmek için gerekli olan adımları atmamak anlamına gelebilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, travmatik olayların kişinin zihinsel sağlığına daha fazla zarar vermesine yol açabileceğini vurgulayan Beyaz, “Kaçınma davranışları, kişinin olayların etkileriyle yüzleşmek ve gerektiğinde destek aramak yerine sorunları ertelemesine neden olabilir. Özetle, kaçınma davranışları, başlangıçta kişinin kendini korumasını temsil edebilir, ancak uzun vadede bu davranışlar sorunları daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, travmatik olaylarla başa çıkmak için sağlıklı bir yol, olayların etkileriyle yüzleşmek, duygusal destek aramak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktır. Bu, kişinin duygusal iyileşme sürecini başlatmasına yardımcı olabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Denge önemli! </strong></p>
<p>Kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermelerinin doğal bir tepki olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruh sağlığı açısından bazı durumlarda gereklidir. Ancak bu, kişinin savaş veya diğer travmatik olaylarla hiç maruz kalmaması gerektiği anlamına gelmez. Ruh sağlığı açısından denge sağlamak önemlidir ve bu denge kişiden kişiye değişebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ruh sağlığında denge, kişinin duygusal sınırlarını tanımasıyla ilgili! </strong></p>
<p>Travmatik olaylardan tamamen kaçınmanın olumsuz etkilerinin de olabileceğinin altını çizen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişilerin belli bir oranda bu tür olaylarla karşılaşmaları ve bu olaylara dair bilgi sahibi olmaları, dünya olayları hakkında bilinçli ve bilgili olmalarına yardımcı olabilir. Bu, empati geliştirme, bilinçlenme ve hatta yardım sağlama isteğini destekleyebilir. Ruh sağlığı açısından denge, kişinin duygusal ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımakla ilgilidir. Bazen bu, travmatik olaylardan bir süre uzak durmayı içerebilirken, diğer zamanlarda bilinçli bir şekilde olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirebilir. Her kişinin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle denge kişisel bir tercihe dayalıdır.</p>
<p>Sonuç olarak, kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermeleri doğru bir tepki olabilir, ancak bu kaçınma, ruh sağlığı açısından dengeli bir yaklaşımla bir arada kullanılmalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travmatik-olaylardan-kacinmak-dogal-ancak-617025">Travmatik olaylardan kaçınmak doğal, ancak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimle]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[verilmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! </strong></p>
<p>Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı!</strong></p>
<p>Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi.</p>
<p>Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 10:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Kardeş Kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613098</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk – Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve bu süreçte ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098">Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk – Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Lale Allahyarova, kardeş kıskançlığı ve bu süreçte ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kıskançlık çevresel faktörlerle, çocuğun kendisiyle, mizacıyla ya da yaş aralığıyla ilgili olabilir! </strong></p>
<p>Kardeş kıskançlığının, neredeyse her görüşmede ailelerle gündeme alınan bir konu olduğunu ifade eden Dr. Lale Allahyarova, “Çünkü psikiyatrik bir rahatsızlık olmasa bile, farklı belirtilerle neredeyse her ailede görülebilecek bir durum.” dedi.</p>
<p>Kardeş kıskançlığını hayatın doğal akışında olması gereken bir süreç olarak tanımlayan Dr. Allahyarova, “Kardeşi doğana kadar ebeveynin sevgisini ve ilgisini tek başına alan çocuk, bunu birisiyle paylaşmak durumunda kalır. Çocuklar her zaman aynı tepkiyi vermez; kardeş geldiğinde ne tepki vereceğini belirleyen birçok faktör vardır. Bu faktörler çevresel olabilir, çocuğun kendisiyle, mizacıyla ya da yaş aralığıyla ilgili olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>1,5–3,5 yaş aralığındaki çocuklarda kardeş kıskançlığı daha sık görülüyor! </strong></p>
<p>Özellikle 1,5–3,5 yaş aralığındaki bir çocuğun, kardeşi doğduktan sonra kardeş kıskançlığı hissetme ihtimalinin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Dr. Lale Allahyarova, “Bunun öncelikli sebebi, çocuklarda kalıcı hafızanın iki yaştan sonra oluşmaya başlamasıdır. Kardeşi olan bir çocuk, kendisine hiç bakım verilmemiş ve yeni doğan çocuğa hep bakım veriliyormuş gibi bir algıya sahip olabilir.” dedi.</p>
<p>Bu yaş aralığındaki bir çocuğun hâlâ ebeveynine bağımlı bir ilişki sürdürdüğünü ve ilgi, güvenlik, beslenme gibi ihtiyaçlarının ebeveyn tarafından karşılanmasına muhtaç olduğunu hatırlatan Dr. Allahyarova sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu ihtiyaçları daha fazla gereksinimi olan bir bebekle paylaşmak çocuk için zorlayıcıdır. Altı yaş ve üzeri yaş farkının olması da kardeş kıskançlığı için bir risk faktörüdür. Uzun zamandır tek başına sevgi ve ilgi alan bir çocuk, bunu uzun bir aradan sonra biriyle paylaşmakta zorlanabilir. Kardeş kıskançlığının daha az yoğun görülebileceği yaş aralığı ise iki kardeş arasındaki 4–5 yaş farkıdır. Ancak bu kesin bir belirteç değildir; ebeveyn tutumu ve çocuğun mizacı gibi birçok faktör süreci etkiler.”</p>
<p><strong>Kardeş kıskançlığı doğal bir durum; önemli olan sağlıklı yönetilmesi! </strong></p>
<p>Kardeş kıskançlığı yaşayan çocukların tepkilerinin farklı olabileceğini dile getiren Dr. Lale Allahyarova, “Bazı çocuklar kardeşini görmezden gelerek, sanki yokmuş gibi davranabilir. Bu, hiçbir tepki olmadığı anlamına gelmez; duygularını ifade edemeyen bir çocukla karşı karşıya olabiliriz.” dedi.</p>
<p>Bazı çocukların kardeşine fiziksel şiddet uygulayarak, bazılarının ise ‘keşke gelmeseydin’ ya da ‘keşke kardeşim olmasaydı’ gibi sözlerle duygularını ifade edebildiklerine işaret eden Dr. Allahyarova, “Bu süreci yönetmek oldukça önemlidir. Kardeş doğmadan önce ve sonrasında ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Kardeş kıskançlığı doğal bir durumdur; ancak çocuğun bu duyguyu sağlıklı bir şekilde işleyebilmeyi öğrenmesi gerekir. Aksi halde benzer rekabet durumlarını okulda ya da ileriki yaşamında da yaşayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kıskançlığı yönetme sürecinde gerçekçi olunması gerekir!</strong></p>
<p>“Kardeş doğmadan önce, tek çocukken çocuğu aşırı şımartmamak ve her istediğini yerine getirmemek önemlidir.” uyarısını yapan Dr. Allahyarova, gebelik planı varsa ya da gebelik mevcutsa, çocuğa bu durum hakkında bilgi verilmesinin ve çocuğu hazırlamanın önemli olduğunu aktardı.</p>
<p>Bu süreçte gerçekçi olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Allahyarova, şunları söyledi:</p>
<p>“Çocuğa, ‘sana bir oyun arkadaşı gelecek, birlikte oynayacaksınız’ gibi ifadeler yerine, ‘sen küçükken seni böyle besliyorduk, bezliyorduk; o da öyle olacak’ gibi somut ve gerçekçi açıklamalar yapılmalı. Kardeş doğduktan sonra büyük çocuğu kıskançlıkla etiketlemek doğru değildir. Çocuk ‘keşke olmasaydı’ ya da ‘nefret ediyorum’ dediğinde ayıplamak ya da suçlamak yerine dinlemek, anlamak ve ‘bazen ben de yoruluyorum, bazen ben de sinirleniyorum; bu sevmiyoruz anlamına gelmez’ mesajını vermek gerekir. Çocuğa, aynı kişiye karşı hem sevgi hem kızgınlık hissedilebileceği anlatılmalı.</p>
<p>Kıyaslamaktan kaçınmak çok önemli. ‘Sen büyüksün’ ya da ‘sen küçüksün’ gibi ifadelerle sorumluluk yüklemek doğru değil. Ebeveynler bile bu süreci yönetmekte zorlanırken, çocuğun bunu tek başına yönetmesini beklemek gerçekçi olmaz.”</p>
<p><strong>Dengeyi korumak önemli! </strong></p>
<p>Çocuklar arasında kavga olduğunda ebeveynin cezalandırıcı ya da taraf tutan bir rolde olmaması gerektiğini kaydeden Dr. Lale Allahyarova, “Taraf tutmadan, ‘bu konuda anlaşmalısınız; ya birlikte oynayacaksınız ya da sırayla oynayacaksınız’ gibi yönlendirmeler yapılabilir. Gerekirse her iki çocuğa da eşit şekilde sınır konulabilir. Burada önemli olan dengeyi korumaktır.” dedi.</p>
<p>Bazen tüm doğru tutumlara rağmen sürecin zor ilerleyebileceğini de dile getiren Dr. Allahyarova, “Ebeveynler her şeyi doğru yapsa da her zaman istenen sonuç alınmayabilir. Ancak destek almak mümkündür. Kardeş kıskançlığı yaşayan bir çocuk için destek gerekip gerekmediği bazı durumlara bağlıdır. Çocuk duygularını bastırıyorsa ya da kardeş doğumundan sonra gerileme (regresyon) gösteriyorsa destek almak önemlidir. Örneğin tuvalet eğitimini tamamlamış bir çocuk altına kaçırmaya başlayabilir, tekrar bezlenmek isteyebilir, kendi başına yemek yemeyi bırakabilir ya da emzik isteyebilir. Bu durumlar çocuğun daha fazla ilgi alabilmek için geliştirdiği bir baş etme mekanizmasıdır. Aynı şekilde kardeşe yönelik şiddet davranışları da profesyonel destek gerektirebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Amaç kıskançlığı bitirmek değil, çocuğa rekabetle sağlıklı baş etmeyi öğretmek! </strong></p>
<p>Bu süreçte ebeveynin küçük çocuğu büyükten koruyan ya da büyük çocuğu dışlayan bir tutum sergilememesi gerektiğinin altını çizen Dr. Lale Allahyarova, “Çocukların ilişkisi ebeveyn gözetiminde sürdürülmeli; ancak büyük çocuğa da sorumluluk verilerek ailenin bir parçası olduğu hissettirilmelidir. Örneğin bebeğin bezini getirmesini istemek ya da beslenme sırasında küçük görevler vermek bu açıdan faydalı olabilir.” dedi.</p>
<p>Psikiyatrik destek sürecinde ebeveyn tutumları üzerine çalışıldığı ve çocuk için oyun terapisi önerilebildiği bilgisini paylaşan Dr. Allahyarova, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Oyun, çocuğun dilidir. Çocuk ifade edemediği duyguları oyun aracılığıyla yansıtır. Bastırılan duyguların oyunda ortaya çıkması ve kabul görmesi, çocuğun gerçek hayatta da bu duygularla daha sağlıklı baş etmesini sağlar.</p>
<p>Burada amaç kardeş kıskançlığını tamamen ortadan kaldırmak değildir. Rekabet her zaman olacaktır. Önemli olan, bu rekabeti baş edilebilir düzeyde tutmak ve çocuğa ileriki yaşamında karşılaşacağı rekabet durumlarıyla baş etmeyi öğretmektir. Evdeki kardeşle yaşanan rekabet, aslında çocuğu hayata hazırlayan bir deneyimdir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardes-kiskancligi-dogal-bir-surec-613098">Kardeş kıskançlığı doğal bir süreç!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya Büyükşehir ve TİKA&#8217;dan Arakanlı Mültecilere Afet Eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-ve-tikadan-arakanli-multecilere-afet-egitimi-612858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[arakanlı]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ka]]></category>
		<category><![CDATA[kamp]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[mültecilere]]></category>
		<category><![CDATA[ti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612858</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediyesi ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ortaklığında yürütülen Acil Durum ve Afet Müdahale Eğitimleri Programı kapsamında, Bangladeş’teki Arakanlı Müslümanların yaşadığı mülteci kamplarında Afet Farkındalığı ve Yangın Güvenliği, İlkyardım ile İlkyardım Eğitici eğitimleri verildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-ve-tikadan-arakanli-multecilere-afet-egitimi-612858">Konya Büyükşehir ve TİKA&#8217;dan Arakanlı Mültecilere Afet Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediyesi ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ortaklığında yürütülen Acil Durum ve Afet Müdahale Eğitimleri Programı kapsamında, Bangladeş’teki Arakanlı Müslümanların yaşadığı mülteci kamplarında Afet Farkındalığı ve Yangın Güvenliği, İlkyardım ile İlkyardım Eğitici eğitimleri verildi.</strong></p>
<hr/>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından Bangladeş’teki Arakanlı Müslüman mültecilere afetlere hazırlık konusunda eğitim verildi.</p>
<p>Acil Durum ve Afet Müdahale Eğitimleri Programı (ADAMEP) kapsamında dünyanın en büyük mülteci yerleşim alanlarından biri olan Cox’s Bazar’daki kamplarda; Afet Farkındalığı ve Yangın Güvenliği, İlkyardım ile İlkyardım Eğitici eğitimleri verildi.</p>
<p>Arakan İnsani Yardım Derneği koordinasyonunda düzenlenen eğitim programıyla, kamp sakinlerinin güvenli yaşam bilincinin güçlendirilmesi, afet ve acil durumlara karşı bilinçli yaklaşımın yaygınlaştırılması ve yerel kapasitenin artırılması hedeflendi.</p>
<p>Eğitimlerle kamp içerisinde meydana gelebilecek yangın, sel baskını ve benzeri afet durumlarında doğru ve kontrollü müdahale anlayışının geliştirilmesi; yaralanma ve hastalık gibi acil sağlık durumlarında ilk müdahalenin bilinçli şekilde yapılabilmesi amaçlandı.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi ile TİKA iş birliğiyle yürütülen bu çalışma ile hem sahadaki afet risklerinin azaltılmasına katkı sağlanması hem de yerel personel ve gönüllülerin daha hazırlıklı ve organize şekilde hareket edebilmesi yönünde önemli bir adım atılmış oldu. </p>
<p>Program, Türkiye’nin insani yardım yaklaşımını teknik eğitim ve kurumsal tecrübe ile sahaya yansıtan güçlü bir kapasite geliştirme faaliyeti olarak öne çıktı.</p>
<p>Dünyanın en büyük mülteci yerleşim alanlarından biri olan Bangladeş Cox’s Bazar’daki kamplarda; yoğun nüfus, bambu ve brandadan oluşan geçici barınaklar ile sınırlı altyapı imkânları nedeniyle yangın, sel ve diğer afet riskleri ciddi tehdit oluşturuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-ve-tikadan-arakanli-multecilere-afet-egitimi-612858">Konya Büyükşehir ve TİKA&#8217;dan Arakanlı Mültecilere Afet Eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Estetik ve sağlık bir arada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arada]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[dolgu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyet]]></category>
		<category><![CDATA[kompozit]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612569</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, hem gülüş estetiğinde hem de diş hassasiyeti ve dolgu tercihleri konusunda merak edilen bazı uygulamalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569">Estetik ve sağlık bir arada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Restoratif Diş Tedavisi Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, hem gülüş estetiğinde hem de diş hassasiyeti ve dolgu tercihleri konusunda merak edilen bazı uygulamalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kompozit bonding, gülüş estetiğinde sık kullanılan bir yöntem!</strong></p>
<p>Ağız ve diş sağlığı uygulamalarının yalnızca estetik beklentilere değil, aynı zamanda fonksiyon ve konforun korunmasına da hizmet ettiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Gülüş estetiğinde en sık kullanılan yöntemlerden biri kompozit estetik dolgular, bir diğer adıyla kompozit bonding uygulamalarıdır.” dedi.</p>
<p>Bu işlemin, diş yüzeyine kompozit dolgu materyalinin tabaka tabaka yerleştirilip şekillendirilmesiyle gerçekleştirildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Turan, “Çoğu zaman dişte aşındırma yapılmaz ya da minimal düzeyde aşındırma yeterli olur. Kompozit bonding dişler arasındaki boşlukların kapatılmasında, kırık ve çatlak dişlerin düzeltilmesinde, gülüşte simetri sağlanmasında ve özellikle ön dişlerdeki şekil bozukluklarının giderilmesinde kullanılabilir. Genellikle tek seansta tamamlanır ve 1–2 saat içinde sonuç alınabilir. Ağrısız bir işlem olarak bilinir. Ayrıca en önemli avantajlarından biri, istenmediği takdirde uzaklaştırılabilmesi ya da yenilenebilmesidir. Bu özelliği sayesinde hem estetik hem de geri dönüşümlü bir seçenek sunar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her diş hassasiyeti çürük belirtisi değil!</strong></p>
<p>Estetik uygulamaların yanı sıra, hastaların en sık başvuru nedenlerinden birinin de diş hassasiyeti olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Ancak her diş hassasiyeti çürük belirtisi değildir. Öncelikle hassasiyetin nedeninin değerlendirilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p>“Diş eti çekilmesi sonucu kök yüzeyi açığa çıkabilir. Kök yüzeyi, mineyle kaplı olmadığı için soğuğa ve sıcağa karşı daha duyarlı hâle gelir ve hassasiyet gelişebilir.” Örneğini veren Dr. Öğr. Üyesi Turan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir diğer neden bruksizm, yani diş sıkma ve gıcırdatmadır. Bu durum dişlerde aşınmaya yol açarak hassasiyete sebep olabilir. Aynı şekilde sert fırçalama alışkanlığı ve asitli içecek tüketimi de diş yüzeyinde aşınmaya neden olarak hassasiyet oluşturabilir. Eğer hassasiyet özellikle tatlı tüketimi sırasında artıyor ve belirli bir bölgede lokalize hissediliyorsa, bu durumda çürükten şüphelenilebilir. Böyle bir durumda mutlaka bir diş hekimine başvurulması önerilir.”</p>
<p><strong>Amalgam dolgular, özel durumlar dışında risk oluşturmaz!</strong></p>
<p>Diş hassasiyeti ve estetik kaygılar söz konusu olduğunda, mevcut dolguların da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ayşenur Turan, “Özellikle gri dolgular olarak bilinen amalgam dolgular hakkında birçok soru soruluyor.” dedi.</p>
<p>Amalgam dolguların uzun zamandır kullanılan ve son derece dayanıklı malzemeler olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Turan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İçerdikleri cıva, diğer metallerle stabil bir yapıdadır ve ağızda bulunduğu sürece cıva salınımı yapmaz. Ancak dolgunun sökümü sırasında, ısı ve sürtünme etkisiyle cıva buharı açığa çıkabilir. Bu nedenle söküm işlemi uygun izolasyon yöntemleri ve gerekli koşullar sağlanarak yapılmalı. Amalgam dolgular; altında çürük oluşması, dolgunun kırılması ya da estetik nedenlerle tercih edilmemesi gibi durumlarda uzaklaştırılabilir. Bunun dışında ağızda sağlam şekilde durduğu sürece cıva salınımı söz konusu değildir. Günümüzde ise daha biyouyumlu ve estetik olan kompozit dolgular, amalgamın yerine daha sık tercih edilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/estetik-ve-saglik-bir-arada-612569">Estetik ve sağlık bir arada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 09:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[günleriniz]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[İşlevsel Donma]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[pilotta]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, işlevsel donmanın ne olduğu, kronik stres ve sinir sistemi ile ilişkisi ile belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dış işlevsellik korunurken içsel regülasyon bozuluyor!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, bireyin dış dünyadaki sorumluluklarını sürdürebilmesine rağmen içsel denge ve regülasyonunun bozulduğu; zihin, duygu ve beden arasındaki entegrasyonun zayıfladığı, iyilik hâlinin askıya alındığı bir durum olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu hâl, travmatik bir deneyimle ilişkili olabileceği gibi travma dışı, kronik stres temelli de gelişebilir. Kişi günlük işlevselliğini korur ancak içsel olarak donukluk, kopukluk ve otomatik pilotta yaşama hissi yaşar.” dedi.</p>
<p>Stresin, bireyin bedensel ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden uyaranlar karşısında ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve davranışsal tepkilerin bütünü olduğunu hatırlatan Aytop, “Hans Selye’ye göre stres, bedenin değişim talebidir; stresörü izleyen bu tepkiler uyum sağlamaya yöneliktir. Bedenin stresle başa çıkma kapasitesi allostaz olarak tanımlanır. Ancak stres kronikleştiğinde allostatik yük birikir ve bu durum fiziksel ve psikolojik yıpranmaya yol açar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar! </strong></p>
<p>Akut stres durumlarında beyin ve beden alarm sisteminin devreye girdiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kortizol, adrenalin ve noradrenalin salınımı artar ve ‘savaş, kaç, donma ya da ödün verme’ tepkileri ortaya çıkar. Donma tepkisi, başlangıçtaki yüksek uyarılmanın ardından sinir sisteminin aktivasyonu belirgin biçimde azaltmasıyla oluşur. Hareket, duygu ve düşünce yavaşlar; dikkat dağılır, bedende ağırlık ve uyuşma hissi ön plana çıkar.” dedi.</p>
<p>Polyvagal teoriye göre bu tepkinin, parasempatik sinir sisteminin dorsal vagal yoluyla ilişkili olduğunu dile getiren Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Evrimsel olarak en ilkel savunma yanıtlarından biridir. İşlevsel donma, akut ve geçici bir donma tepkisinden farklı olarak süreğen bir hâli tanımlar. Kişi iş, okul ve sosyal yaşamını sürdürebilir; ancak içsel olarak kopuk, donuk ve regülasyonu bozulmuş hisseder. Günler otomatik pilotta geçiyormuş gibi yaşanır; başlanmış işleri sürdürmek görece kolayken yeni başlangıçlar zorlayıcıdır.</p>
<p>Zihinsel olarak dikkat ve karar verme zorlaşır; duygulara erişim azalır. Bedensel olarak yorgunluk ve ağırlık hissi görülür. Bu durum çoğu zaman dışarıdan fark edilmez ve kişi de yaşadığı kopukluğu net biçimde tanımlayamayabilir. Uzun vadede yaşam kalitesi, ilişkiler ve kişisel gelişim olumsuz etkilenir.”</p>
<p><strong>Bazı bireylerde alarm sistemi kapanmaz ve işlevsel donma gelişebilir!</strong></p>
<p>Travmanın gerçek ya da tehdit edilen ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete maruz kalma durumlarını kapsadığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Travmatik yaşantılar tek seferlik, kronik veya karmaşık biçimde ortaya çıkabilir. Travma sonrası belirtiler, olayın kendisinden çok beynin ve bedenin verdiği stres yanıtlarıyla ilişkilidir.” dedi.</p>
<p>Bazı bireylerde bu alarm sisteminin tehdit ortadan kalksa bile kapanmadığına; stresin kronikleştiğine ve işlevsel donmanın bu süreçte ortaya çıkabilen durumlardan biri hâline geldiğine işaret eden Aytop, bu tablonun depresyon ve travma ile ilişkili bozukluklarla birlikte ya da bağımsız olarak görülebildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Modern yaşam koşulları, beyin ve bedeni işlevsel donma moduna itebilir!</strong></p>
<p>İşlevsel donmanın, erken dönem ihmal ve istismar, güvensiz bağlanma, kronik stres, tekil ya da karmaşık travmalar, yetersiz psikolojik dayanıklılık ve öz-değer gibi faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Modern yaşam koşulları da bu durumu tetikleyebilir. Dijital yük, sürekli ekran ve haber maruziyeti, yoğun iş temposu, belirsizlik, ekonomik kaygılar ve yüksek beklentiler beynin ve bedenin kendini koruma amacıyla işlevsel donma moduna geçmesine zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donmanın, depresyon ve tükenmişlik sendromu ile benzer belirtiler gösterebileceğini vurgulayan Aytop, “Ancak temel fark işlevsellik düzeyidir. Depresyon ve tükenmişlikte işlevsellik belirgin biçimde azalırken, işlevsel donmada kişi dışarıdan ‘iyi işleyen’ biri gibi görünebilir. Bu nedenle tanınması daha zordur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sorun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması!</strong></p>
<p>İşlevsel donmada sorunun motivasyon eksikliği değil, sinir sisteminin aşırı yük altında olması olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Daha fazla çabalamak, zaten yorgun olan sistemi zorlayarak donma hâlini derinleştirebilir ve ek psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>İşlevsel donma fark edildiğinde, daha çok zorlamak yerine regülasyonu yeniden inşa etmek gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Topraklama, farkındalık, nazik fiziksel aktivite, ekran ve stres yükünü azaltma, sosyal destek ve gerektiğinde profesyonel yardım, sinir sisteminin güvenliğe yeniden dönmesini destekler.</p>
<p>Psikolojik destek, bireyin içsel kaynaklarını güçlendirmesine, regülasyon becerilerini geliştirmesine ve travmatik ya da kronik stres deneyimlerini güvenli bir bağlamda işlemesine olanak tanır. Bu süreç yalnızca belirtileri hafifletmekle kalmaz; kişinin kendisiyle, ilişkileriyle ve yaşamıyla yeniden temas kurmasını sağlayarak travma sonrası büyümeyi mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunleriniz-otomatik-pilotta-gibi-geciyorsa-dikkat-612099">Günleriniz otomatik pilotta gibi geçiyorsa dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesinin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezi Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezleri]]></category>
		<category><![CDATA[şaretlerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir. Lenf bezleri bağışıklık sisteminin doğal bir parçasıdır ve çocukluk çağında sık olarak büyüyebilir. Çoğu zaman bu durum basit enfeksiyonlara bağlıdır ve kendiliğinden düzelir. Ancak bazı durumlarda lenf bezi büyümeleri ciddi hastalıkların habercisi olabilir ve daha dikkatli değerlendirme gerektirebilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir, çocuklarda lenf bezi büyümelerinin nedenleri ve hangi durumlara dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu. </p>
<p><strong>Lenf bezleri neden büyür?</strong></p>
<p>Lenf bezleri, bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Vücutta çok sayıda lenf nodu bulunur ve bu yapılar lenfatik damarlar aracılığıyla birbirine bağlıdır. Lenfadenopati, lenf düğümlerinin normalden büyük hale gelmesi olarak tanımlanır. Çocuklarda lenf bezi büyümesi sık görülür ve çoğu zaman iyi huyludur. Enfeksiyonlardan bağışıklık sistemi hastalıklarına, ilaçlara ve nadiren kansere kadar çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Yalnızca tek bir bölgede sınırlı olabileceği gibi, vücudun farklı bölgelerinde yaygın olarak da görülebilir. Tek bir lenf nodunun ya da aynı bölgedeki birkaç lenf nodunun büyümesi bölgesel lenfadenopati, komşu olmayan ikiden fazla bölgede lenf nodu büyümesi ise yaygın lenfadenopati olarak tanımlanır.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlar</strong></p>
<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlardır. Viral enfeksiyonlar (Epstein-Barr virüsü gibi), bakteriyel enfeksiyonlar (streptokok ve stafilokok enfeksiyonları), mikobakteriyel enfeksiyonlar (tüberküloz gibi) ve fungal enfeksiyonlar lenf bezi büyümesine yol açabilir. Enfeksiyona bağlı lenf bezi büyümelerinde genellikle lenf bezlerinde ağrı, kızarıklık ve ısı artışı görülür. Buna ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi enfeksiyona ait belirtiler eşlik edebilir. Tüberküloz lenfadenitlerinde ise çoğunlukla tek taraflı ve ağrısız lenf bezi büyümesi dikkat çekerken, tifo gibi bazı enfeksiyonlarda yaygın lenfadenopati ortaya çıkabilir.</p>
<p>Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları boyun ve çene altındaki lenf bezlerinde büyümeye neden olabilir. Saçlı deri enfeksiyonlarında kafa derisinde, göz ve kulak enfeksiyonlarında kulak çevresinde, üst solunum yolu enfeksiyonlarında boyunda, kedi tırmığı hastalığında koltuk altında, küçük bebeklerde bez bölgesi enfeksiyonlarında ise kasık lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Mide ve bağırsak enfeksiyonları ile apandisit gibi durumlarda karın içi lenf bezleri de etkilenebilir.</p>
<p><strong>Ne zaman kanserden şüphelenilmeli?</strong></p>
<p>Daha nadir olmakla birlikte, çocukluk çağı kanserlerinde lenf bezi büyümesi görülebilir. Lösemi (kan kanseri) ve lenfomalar (lenf bezi kanserleri) başta olmak üzere bazı kanser türlerinde lenf bezi büyümesine aşağıdaki belirtiler eşlik edebilir:</p>
<ul>
<li>Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Halsizlik ve iştahsızlık</li>
<li>Gece terlemeleri</li>
<li>Vücutta morluk ve kanama</li>
</ul>
<p>Kanserle ilişkili lenf bezi büyümelerinde lenf nodları genellikle sert, hareketsiz ve ağrısızdır. Kızarıklık ve ısı artışı gibi enfeksiyon bulguları çoğunlukla görülmez. Lösemi şüphesinde kan sayımı ve periferik yayma önemli ipuçları verirken, kesin tanı için kemik iliği aspirasyonu ve/veya biyopsi gerekebilir.</p>
<p><strong>İlaçlar ve aşılar da lenf bezi büyümesine yol olabilir</strong></p>
<p>Bazı ilaçlar, aşılar ve bağışıklık sistemi bozuklukları da lenf bezi büyümesine neden olabili. Özellikle BCG(tüberküloza karşı) aşısı sonrası koltuk altı lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Bu durum çoğunlukla geçicidir, ancak mutlaka takip edilmelidir.</p>
<p><strong>Bu 4 işaret varsa hemen doktora başvurmalı!</strong></p>
<p>Lenf bezi şişliğinin süresi, zaman içinde büyüyüp büyümediği ve uygulanan tedavilere yanıt verip vermediği büyük önem taşır. Bölgesel lenf bezi büyümelerinde ilgili bölgede enfeksiyon bulguları değerlendirilmelidir. Bu durumlarda mutlaka hekime başvurulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Lenf bezinin hızla büyümesi</li>
<li>6 haftadan uzun süren lenfe bezinde şişlik</li>
<li>Ateş, kilo kaybı ve gece terlemesinin eşlik etmesi</li>
<li>Yorgunluk, eklem ağrısı veya döküntü görülmesi</li>
</ol>
<p>Seyahat öyküsü, hayvan teması, böcek ısırıkları, beslenme alışkanlıkları, ilaç kullanımı, aşı öyküsü ve kronik hastalık varlığı ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır. Ergen çocuklarda ise cinsel öykü ve madde kullanımı da değerlendirmeye dahil edilmelidir.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinde tanı süreci</strong></p>
<p>Öncelikle lenf bezlerinin yeri, boyutu, kıvamı, hareketliliği, hassasiyeti ve büyüme hızı değerlendirilir. Çocuklarda boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde küçük lenf nodlarının hissedilmesi normal kabul edilebilir. Ancak genellikle 2,5 cm’nin üzerindeki lenf bezleri anormal olarak değerlendirilir. Enfeksiyona bağlı lenfadenopatiler çoğunlukla 4-6 hafta içinde kendiliğinden ya da uygun tedaviyle geriler. Özellikle 6 haftadan uzun süren, sert, hareketsiz ve ağrısız lenf bezleri ise kanser açısından araştırılmalıdır.</p>
<p>Tanısal testler klinik bulgulara göre planlanır. Kan sayımı ve periferik yayma ilk değerlendirmede önemlidir. Gerekli durumlarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve biyopsi gibi ileri tetkiklere başvurulabilir. Kanser veya atipik enfeksiyon şüphesinde lenf nodunun çıkarılarak incelenmesi gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaçıranlar için: Azeroth Durum Raporu&#8217;nu ve 2026&#8217;da gelecek yenilikleri keşfedin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaciranlar-icin-azeroth-durum-raporunu-ve-2026da-gelecek-yenilikleri-kesfedin-609185</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[2026]]></category>
		<category><![CDATA[Azeroth]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[kaçıranlar]]></category>
		<category><![CDATA[nü]]></category>
		<category><![CDATA[raporu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609185</guid>

					<description><![CDATA[<p>World of Warcraft ekibi, günün erken vakitlerinde Warcraft Youtube ve Twitch kanallarından Azeroth Durum Raporu isimli özel bir yayın yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaciranlar-icin-azeroth-durum-raporunu-ve-2026da-gelecek-yenilikleri-kesfedin-609185">Kaçıranlar için: Azeroth Durum Raporu&#8217;nu ve 2026&#8217;da gelecek yenilikleri keşfedin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>World of Warcraft</em> ekibi, günün erken vakitlerinde Warcraft Youtube ve Twitch kanallarından Azeroth Durum Raporu isimli özel bir yayın yaptı. Bu yayında Baş Yapımcı Holly Longdale ve Kıdemli Oyun Yönetmeni Ion Hazzikostas WoW&#8217;a yeni gelen özelliklerden bahsetti ve hem modern hem de klasik WoW oyuncularını bekleyen 2026 yol haritasını paylaştı. </p>
<p>Kaçırdıysanız videoyu WoW YouTube kanalından izleyebilirsiniz. </p>
<p>Holly ve Ion, <strong>2 Mart&#8217;ta dünya çapında çıktıktan sonra</strong> Midnight&#8217;a gelecek oyun yeniliklerini, içerik döngüsünü, 2026 yol haritasını ve hem eğlenceli hem de heyecan verici özelliklerin ön izlemesini konuşuyor. </p>
<p>Ek olarak ekip ayrıca savaşlarla dolu uzun bir günün ardından eve gelince yaşanan macera, eğlence ve mutluluğu yansıtan yeni bir sinematik de yayınladı. Bunu da WoW YouTube kanalından izleyebilirsiniz. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaciranlar-icin-azeroth-durum-raporunu-ve-2026da-gelecek-yenilikleri-kesfedin-609185">Kaçıranlar için: Azeroth Durum Raporu&#8217;nu ve 2026&#8217;da gelecek yenilikleri keşfedin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düşürebilir]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplastikler]]></category>
		<category><![CDATA[olma]]></category>
		<category><![CDATA[sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[şansını]]></category>
		<category><![CDATA[Üreme Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamımızın her alanında yer alan mikroplastikler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da ciddi oranda etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814">Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamımızın her alanında yer alan mikroplastikler yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını da ciddi oranda etkiliyor. Mikroplastikler hastalıklara davetiye çıkarmakla kalmayıp, aynı zamanda üreme sağlığını da tehdit edebiliyor ve bu durumun ilerleyen dönemlerde bebek sahibi olmanın önündeki engellerden biri olabileceği düşünülüyor. Bu konuda kişisel ve toplumsal önlemlerin alınması büyük önem taşırken, kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin vakit kaybetmeden uzman yardımı alması öneriliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Prof. Dr. Ebru Çöğendez, mikroplastiklerin üreme sağlığına etkisi hakkında bilgi verdi ve bebek sahibi olmak isteyen çiftlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>İçtiğimiz su ve tükettiğimiz gıdalar mikroplastik tehlikesi altında</strong></p>
<p>Mikroplastikler, 5 milimetreden küçük plastik parçacıklar olarak tanımlanmaktadır. Büyük plastik atıkların zamanla ufalanması ya da kozmetik ürünler, tekstil lifleri, gıda ambalajları gibi yaygın kullanımlardan kaynaklanan bu parçacıklar, yaşamımızın her alanına sızmayı başarmış durumdadır. Çevresel bir sorun olarak yıllardır tartışılan mikroplastiklerin etkisi, insan sağlığına yönelik taşıdığı büyük risklerle artık yalnızca bir çevre meselesi olmaktan çıkmıştır.  </p>
<p>Bilimsel çalışmalar, tükettiğimiz yiyeceklerden soluduğumuz havaya kadar her ortamdan mikroplastik alabileceğimizi göstermektedir. Bu parçacıklar, kan dolaşımına karışarak karaciğer, böbrek, beyin ve özellikle hormon dengesi açısından hassas dokularda birikme eğilimi gösterir. Bu durum, üreme sistemi üzerinde ciddi tehditler oluşturabilmektedir. Her ne kadar mikroplastiklerin uzun vadeli etkileri üzerine yapılan araştırmalar henüz başlangıç aşamasında olsa da bilim insanları maruziyet arttıkça riskin de büyüdüğü konusunda hemfikir durumdadır. </p>
<p><strong>Düşük yumurta kalitesi ve doğurganlık sorunları sık görülüyor</strong></p>
<p>Mikroplastiklerin kadın üreme sağlığı üzerindeki olası etkileri giderek daha dikkat çekici hâle gelmektedir. Yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin hormonal dengesizliğe yol açabileceğini saptamıştır. Bu durum adet düzensizlikleri, düşük yumurta kalitesi ve doğurganlık sorunları gibi ciddi sonuçlara neden olabilmektedir. Üstelik mikroplastiklerin taşıdığı toksik kimyasallar, östrojeni taklit ederek hormonal sistemde daha büyük tahribatlara sebep olabilmektedir.   </p>
<p><strong>Erkeklerde sperm kalitesi de olumsuz etkilenebilir</strong></p>
<p>Mikroplastik maruziyetinin erkek üreme sağlığına olan zararları da olabilmektedir. Sperm sayısı ve hareketliliği üzerinde olumsuz etkileri bulunan mikroplastiklerin, testis dokusunda birikerek Sperm DNA&#8217;sında hasar ve erkek kaynaklı kısırlık oranlarında artış gibi sonuçlara yol açabileceği düşünülmektedir. Erkek üreme sağlığının geri dönüşü olmayan zararlarla karşı karşıya kalma riski, mikroplastiklerin göz ardı edilemeyecek bir tehdit olduğunu açıkça göstermektedir.  </p>
<p><strong>Tüp bebek tedavisine başlarken yaşam tarzınızı da düzenleyin</strong></p>
<p>Mikroplastiklerin üreme sağlığı üzerindeki negatif etkileri, tüp bebek tedavilerinin önemini daha da artırmış durumdadır. Mikroplastiklerin yumurta ve sperm kalitesini düşürmesi riski, çocuk sahibi olmak isteyen birçok çiftin yardımcı üreme tedavilerine başvurmasına yol açmaktadır. Uzmanlar, tüp bebek tedavisinden önce çevresel toksinlerden kaçınılmasının başarı oranını artırabileceğinin altını çizmektedir. Bu nedenle mikroplastiklere karşı alınabilecek koruyucu önlemler, üreme sağlığı üzerinde olumlu bir etki yapabilir.  </p>
<p>Mikroplastiklere maruz kalmayı tamamen engellemek mümkün olmasa da; zararlı plastiklerin kullanımından kaçınmak, doğal içerikli ürünler tercih etmek, sağlıklı beslenmeye özen göstermek bizi hem daha sağlıklı bir birey olma yolunda destekleyecek hem de gelecek nesillerin güvenli bir dünyada yaşama şansını artıracaktır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikroplastikler-bebek-sahibi-olma-sansini-dusurebilir-608814">Mikroplastikler Bebek Sahibi Olma Şansını Düşürebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku, insan sağlığının en temel yapı taşlarından biri olmasına rağmen modern yaşamın temposu içinde giderek ihmal ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274">Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uyku, insan sağlığının en temel yapı taşlarından biri olmasına rağmen modern yaşamın temposu içinde giderek ihmal ediliyor. Günlük koşuşturma, artan stres, ekran kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıkları uyku kalitesini bozuyor. Oysa uyku; yalnızca dinlenmek değil, bedensel ve ruhsal yenilenmenin sürdürülebilmesi için vazgeçilmez bir süreç olarak ifade ediliyor. Günümüzde giderek daha fazla kişiyi etkileyen uykusuzluk, bireysel bir yakınmanın ötesinde toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Ulviye Baghirova Nas, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunlarından biri olan uykusuzluk hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uykusuzluk ciddiye alınması gereken bir sorun</strong></p>
<p>Uykusuzluk, modern çağın göz ardı edilen ama yaygın sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bu durum; uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah erken saatlerde uyanıp tekrar uyuyamama şeklinde kendini gösterebilir. Özellikle orta yaş ve üzeri bireylerde, vardiyalı çalışanlarda, kadınlarda ve eşlik eden tıbbi ya da psikiyatrik rahatsızlığı olan kişilerde daha sık görülür. Dünya genelinde yapılan çalışmalar, uykusuzluğun ülkeler arasında farklı oranlarda görülse de küresel ölçekte yaygın bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, uykunun yalnızca bireysel bir konfor alanı değil, halk sağlığı açısından ele alınması gereken bir başlık olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Kalitesiz uyku gündüz yaşamını doğrudan etkiliyor</strong></p>
<p>Zaman zaman yaşanan uykusuz geceler normal kabul edilebilir. Ancak uyku sorunları haftalar boyunca devam ediyorsa ve gündüzleri yorgunluk, dikkat dağınıklığı, sinirlilik ya da isteksizlik yaratıyorsa, bu durum artık klinik olarak ele alınmalıdır. Amerikan Uyku Tıbbı Akademisi’nin klinik kılavuzları, uykusuzluğun yalnızca geceyle sınırlı olmadığını; iş verimliliği, zihinsel performans ve duygusal denge üzerinde belirgin etkileri olduğunu vurgulamaktadır.</p>
<p><strong>Uykuya dalma ve uykuyu sürdürme birlikte değerlendirilmeli</strong></p>
<p>Kaliteli uyku yalnızca uykuya hızlı dalmak anlamına gelmez. Gecenin bölünmeden, yeterli derinlikte ve süreklilik içinde geçirilmesi de en az uykuya dalmak kadar önemlidir. Sık bölünen uyku, sabahları dinlenmeden uyanmaya ve gün boyu süren yorgunluğa neden olur. Bu durum zamanla hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı olumsuz etkiler.</p>
<p><strong>Kronik uykusuzluk yaşam kalitesini düşürüyor</strong></p>
<p>Uzun süreli uykusuzluk; depresyon, anksiyete, hafıza sorunları ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkilidir. Uyku bozukluğu yaşayan bireylerde iş kazaları artabilir, sosyal ilişkiler zayıflayabilir ve stresle baş etme kapasitesi azalabilir. uykusuzluğun basit bir alışkanlık sorunu değil, tedavi edilmesi gereken bir sağlık durumu olduğu göz ardı edilmemesi gerekir.</p>
<p><strong>Daha kaliteli bir uyku için 5 adım</strong></p>
<ol>
<li><strong>Düzenli bir uyku ritmi oluşturun:</strong> Her gün aynı saatlerde yatıp kalkmak, biyolojik saatin dengelenmesine yardımcı olur.</li>
<li><strong>Uyku öncesi zihinsel yükü azaltın:</strong> Yatmadan önce ekran kullanımını sınırlamak, ışıkları azaltmak ve gevşeme egzersizleri yapmak uykuya geçişi kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Uyku ortamını optimize edin:</strong> Sessiz, karanlık ve serin bir oda uyku kalitesini artırır.</li>
<li><strong>Uyarıcı maddeleri sınırlandırın:</strong> Akşam saatlerinde kafein, enerji içecekleri ve alkol tüketimi uyku düzenini bozabilir.</li>
<li><strong>Yatağı uyku ile ilişkilendirin:</strong> Yatağı telefonla vakit geçirmek ya da çalışmak için kullanmamak, beynin uykuya geçişini kolaylaştırır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kaliteli-uyku-ve-daha-saglikli-bir-yasam-icin-5-adim-608274">Kaliteli Uyku ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam İçin 5 Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Donma mı, hipotermi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[hipotermi]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Isısı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Hipotermi nedir?</strong></p>
<p>Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor</strong></p>
<p>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti:</p>
<p>“Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.”</p>
<p><strong>Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor</strong></p>
<p>Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor</strong></p>
<p>Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor</strong></p>
<p>Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli</strong></p>
<p>Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? </strong></p>
<p>Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor</strong></p>
<p>Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor</strong></p>
<p>Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>“Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.”</p>
<p>Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.”</p>
<p><strong>Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor</strong></p>
<p>Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maltepe&#8217;de barınma alanı toplantısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/maltepede-barinma-alani-toplantisi-607378</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 13:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alanı]]></category>
		<category><![CDATA[barınma]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maltepe’de yer alan General Nurettin Baransel Kışlası’na doğal afetler için halkın barınma ve diğer ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla konteyner barınma alanı kurulması planlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-barinma-alani-toplantisi-607378">Maltepe&#8217;de barınma alanı toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maltepe’de yer alan General Nurettin Baransel Kışlası’na doğal afetler için halkın barınma ve diğer ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla konteyner barınma alanı kurulması planlanıyor. Bu kapsamda İstanbul Valiliği ve İBB başta olmak üzere Karayolları, İller Bankası gibi kurumların da yer alacağı çalışmayla ilgili Maltepe Belediyesi’nde bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, “Eğer bir protokol ile çalışmanın yasal dayanakları belirlenir, kurumların nerede ne yapacaklarıyla ilgili bir çalışma ve organizasyon şeması çizilirse, ileride ciddi bir yaşam alanına dönüşecek bu alanla ilgili üzerimize düşecek çalışmaları yapmaya hazırız.” dedi.</p>
<p>İstanbul’da yaşanacak olası bir deprem ve diğer genel afet durumlarıyla ilgili halkın barınma ihtiyacını anlık olarak çözebilecek konteyner barınma alanlarının kurulması için planlama çalışmalarına başlandı. İstanbul Valiliği’nin talimatıyla birçok ilçede sürdürülen çalışmalar kapsamında Maltepe’de de, kamuya ait 11.5 milyon metrekarelik General Nurettin Baransel Kışlası’nda konteyner barınma alanlarıyla ilgili işlemlerin başlatılması düşünülüyor. İstanbul Valiliği ile 52. Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında, Mehmetçik Afet Destek Üssü Projesi (MADÜ) çerçevesinde gerçekleştirilecek altyapı ve üstyapı hazırlıklarının değerlendirilmesi amacıyla, Maltepe Belediyesi Ana Hizmet Binası’nda değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıya İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) yanı sıra Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), Anadolu Yakası Yol Bakım ve Onarım Şube Müdürlüğü, İller Bankası Anonim Şirketi İstanbul Bölge Müdürlüğü, Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ve Ayedaş gibi kurumlar katıldı.</p>
<p><b>TÜM KURUMLAR BİR ARAYA GELECEK</b></p>
<p>Toplantıya katılarak İstanbul Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, Barınma ve Yapım İşleri Şube Müdürü Suat Şaşmaz ile genel bir değerlendirme yapan Maltepe Belediye Başkanı Mimar Esin Köymen, afet öncesi kadar sonrasında da yapılacak çalışmaların önemine dikkat çekerek, “Şu an üzerinde çalıştığımız konu oldukça zor bir konu. Genelde biz afetlere hazırlık, müdahale ve sonrasındaki iyileştirme çalışmalarına baktığımızda yeterli bulmadığımız çalışmaları görüyoruz. Uzun yıllar afetlere karşı kentlerin hazırlıklı olması ile ilgili çalışan birisiyim. Bu anlamda, Baransel Kışlası içerisindeki alanda şimdiden bir hazırlığın yapılmasının önemli olduğunu ama bunu sadece bir yerel yönetimin çalışma alanı olarak hayata geçirmenin de mümkün olmadığını ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum” dedi.</p>
<p><b>BAŞKAN KÖYMEN’DEN İKİ TEMEL UYARI</b></p>
<p>6 Şubat depremleri ve öncesindeki 1999 depreminde afetlere ülkece hazırlıklı olmadığımızın altını çizen Başkan Esin Köymen, “Bireyler olarak da hazırlıklı olmadığımızı görüyoruz. Bir taraftan eskiyen yapı stokları üzerinden, sadece binaların güçlendirilmesi üzerinden, riskli yapı analizleri ve yasaklarla kentlerimizi güvenilir hale getirdiğimizi düşünüyoruz ama en nihayetinde bir yaşam alanı olarak kentlerimizi tasarlamıyoruz. Psikolojik olarak da bir depremden sonra ne kadar sağlam olduğunu bilsek bile yeni binalarda bile vakit geçirme konusunda bir miktar tedirginlik yaşıyoruz. Dolayısıyla genelde vaktimizi de açık alanlarda geçirmeyi daha güvenlikli bir alan olarak tercih ediyoruz. Bu anlamda da kamusal alanlarda özelleştirme yapılmadan, bu şekildeki hizmetler için bir çalışmanın yönetilmesi takdir edilecek bir durum. Burada iki önemli durum var. Birincisi yerel yönetimler olarak böylesi büyük bir çalışmanın altından tek başına kalkamayız. İkincisi de, 1999 depreminden sonra da görmüştük, bu konteyner kentler terkedildikten sonra talan edilmiş ve sonrasında işlevsiz hale gelmişti. Bu güvenlik zafiyetlerini de düşünmemiz gerekiyor. Ayrıca bu alanlarda ciddi bir altyapının da kurulması lazım. Çadır kentlerde bu sorunları yaşamıştık. Yapılacak bu alanın, bu eksiklikleri de görerek ileride de kullanılması ve uzun ömürlü olabilmesi için alanın fonksiyonlarını ve yapabileceklerimizi iyi tariflememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><b>KÖYMEN’DEN PROTOKOL VE YASAL DAYANAK VURGUSU</b></p>
<p>Alanın mülkiyet durumu, kurumların hangi noktada ne tür konularda işbirliği yapacakları gibi çalışma esnasında yaşanabilecek olası sorunlara da değinen Köymen, sözlerini şöyle noktaladı: “Öncelikle koordinasyonun netleşmesi lazım. Bir protokol ile olacaksa Valilik ve Bakanlıklar bu işin tam olarak neresinde? Vaziyet planlarının da çıkarılması gerekiyor. Ayrıca bu alandan Anadolu yakasındaki ilçeler yararlanacaksa İBB ve diğer belediyelerin de bu çalışmaya katılması gerekiyor. Yine alanda büyük ölçekli çalışma yapabilmemiz için belki ihale açmamız gerekecek. Bunun yasal altlığının olması gerekiyor. Kamu bütçesinden geçecek en ufak harcamanın nereden harcandığının ortaya çıkması gerekiyor. Bu işin alfabesi bu ve hızlıca şekilde çözülmesi önemli. Dolayısıyla bütün bunlarla dair olmak üzere bunları hep birlikte konuşup bir yol kalitesi çizmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Ben tekrar hepinize katıldığınız için teşekkür ediyorum.”</p>
<p>Paydaş kurumların da önerilerini belirttiği değerlendirme toplantısı sonrasında öneriler, eleştiriler ve katkılar not alınarak ilgili kurumlara iletilmesi ve yol haritası çizilmesi konusunda görüş birliğine varıldı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/maltepede-barinma-alani-toplantisi-607378">Maltepe&#8217;de barınma alanı toplantısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anormal]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmeden]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[uyanıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, uyku bozuklukları tanısında kullanılan testler ve tedavi edilmediğinde ortaya çıkabilecek ciddi sağlık riskleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Uyku bozukluklarında tanının temeli polisomnografidir (PSG)!</strong></p>
<p>Uyku bozukluklarının tanısında, hastanın şikayetlerinin ayrıntılı sorgulanması ve objektif uyku testlerinin birlikte değerlendirilmesinin esas olduğunu aktaran Prof. Dr. Barış Metin, “Obstrüktif uyku apnesi şüphesinde altın standart yöntem, gece boyunca beyin dalgaları, solunum akımı, oksijen satürasyonu, kas aktivitesi, göz hareketleri ve kalp ritminin eş zamanlı izlendiği polisomnografidir (PSG).” dedi.</p>
<p>Bu testin apne-hipopne indeksinin (saatte solunum durma sayısı) belirlenmesini ve hastalığın şiddet sınıflamasını sağladığını ifade eden Prof. Dr. Metin, “Narkolepsi  gibi aşırı uyuma durumlarının ayırıcı tanısında ise PSG’yi takip eden gün, tekrarlanan kısa uyku denemeleriyle ortalama uykuya dalma süresini ve REM’e girişin anormal derecede erken olup olmadığını ölçen Çoklu Uyku Gecikme Testi kullanılır. Narkolepside uyku başlangıç süresinin kısalması ve REM ile başlayan uyku dönemlerinin (SOREM) saptanması tanı açısından kritik bulgulardır. Başka bir deyişle narloeptik birey  gündüz uyku için yattığında uykuya hemen REM evresi ile başlar. Bunlara ek olarak tüm gece video EEG tetkiki de epilepsi şüphesi varlığında kullanılan bir testtir. Tüm gece video EEG testinde hastanın sabaha kadar video kaydı ve çok kanallı EEG kayıtları alınır ve ortaya çıkan anormal hareketlerin epilepsi kaynaklı olup olmadığı araştırılır.” açıklamasını yaptı. </p>
<p><strong>Kullanılan ekipmanlar uyku bozukluklarının kapsamlı ve doğru şekilde tanınmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Uyku laboratuvarında PSG testi için kullanılan yöntemlere değinen Prof. Dr. Barış Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG beyin aktivitesini gösterir. EEG’ye bakarak hekim gece uyanıklıkları ve uyku evrelerini anlayabilir. Ayrıca epilepsi şüphesi varlığında EEG tanısal değer taşır. Kas aktivite kaydı (EMG), uykuda görülen hareketler ve anormal kas kasılmalarının anlaşılmasını sağlar. Solunum sensörleri, soluk alıp vermelerin kaydını yapar ve uykuda solunum durmalarının kaydedilmesini sağlar. Göğüs ve karın hareket sensörleri, solunum eforunun yeterli olup olmadığını anlamamızı sağlar. Horlama sensörü, horlamanın kaydedilmesini sağlar. EKG, kalp ritmini tüm gece ölçer ve anormal durumlar kaydedilir. Oksijen satürasyonu, kan oksijen miktarının yeterli olup olmadığını ölçer. Tüm gece ortaya çıkan anormal hareketlerin değerlendirilebilmesi için video kaydı alınır. Cpap/Bipap cihazları, yardımcı solunum cihazına ihtiyaç duyan hastalara uygun basınç ve cihaz tipinin belirlenmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Dinlenmiş uyanmamak bile tek başına bir uyku problemine işaret ediyor!</strong></p>
<p>Uyku bozukluğu yaşayan bireylerin genel sağlıklarını korumak için önerilerde bulunan Prof. Dr. Barış Metin, “Öncelikle gece şiddetli horlama ve nefes durması yaşayan bireylerin hemen uyku hastalalıkları uzmanına başvurması gerekir.” dedi.</p>
<p>Uyku apnesinin, tedavi edilmezse birçok ciddi hastalığa neden olan sinsi bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin, “Hem dikkat, konsantrasyon gibi temel yaşam fonksiyonlarını bozar hem de kalp krizi ve felç gibi tehlikeli durumların olasılığını artırır. Gündüz aşırı uyuma da ciddiye alınması gereken bir durumdur. Uyku apnesine bağlı olabileceği gibi narkolepsi gibi hastalıkların da temel belirtisi engellenemeyen uyku ataklarıdır. Uyku yaşamımız için hayati bir fonksiyondur. Sağlıklı ve  başarılı bir iş, aile, akademik ve sosyal yaşama sahip olmak için kaliteli uyku uyumalıyız. Sabah uyandığınızda kendinizi dinç ve dinlenmiş hissetmiyorsanız bu durum bile tek başına bir uyku probleminiz olduğunu gösterir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenmeden-uyaniyorsaniz-dikkat-605331">Dinlenmeden uyanıyorsanız dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VR terapiyle korkular aşılabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vr-terapiyle-korkular-asilabiliyor-603430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 09:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araç]]></category>
		<category><![CDATA[aşılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Danışanın]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[Dişçi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[korkular]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<category><![CDATA[terapiyle]]></category>
		<category><![CDATA[vr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Can Karpat, VR terapinin psikoterapide kaygı ve fobilerle baş etmede geleneksel yaklaşımları nasıl güçlendirdiği, güvenli ve kontrollü bir araç olarak nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vr-terapiyle-korkular-asilabiliyor-603430">VR terapiyle korkular aşılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Can Karpat, VR terapinin psikoterapide kaygı ve fobilerle baş etmede geleneksel yaklaşımları nasıl güçlendirdiği, güvenli ve kontrollü bir araç olarak nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>VR terapisi, bir terapi ekolü değil; kanıta dayalı yaklaşımları güçlendiren bir araç!</strong></p>
<p>Psikoterapinin, her zaman danışanın iç dünyasına açılan bir kapı olduğunu aktaran Klinik Psikolog Can Karpat, “Ancak bazı kapılar vardır ki, sadece konuşarak aralanmaz.” dedi.</p>
<p>Sanal gerçeklik (VR) terapisinin tam da bu noktada, modern psikoterapinin dikkat çeken araçlarından biri olarak karşımıza çıktığını vurgulayan Karpat, “VR terapisi, bir terapi ekolü değil; mevcut, kanıta dayalı yaklaşımların etkisini artıran bir araçtır. Özellikle kaygı bozuklukları ve fobilerde, danışanın gerçek hayatta kaçındığı durumlarla güvenli bir ortamda yüzleşmesini sağlar. Seans odasında yaratılması mümkün olmayan deneyimler, VR sayesinde kontrollü ve yapılandırılmış bir şekilde terapötik sürece dâhil edilir. Böylece VR, danışanı gerçek yaşama hazırlayan güçlü bir köprü işlevi görür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>VR terapide korku anlatılmaz, yaşanır! </strong></p>
<p>VR terapiyi geleneksel terapilerden ayıran temel özelliklere değinen Klinik Psikolog Can Karpat, “Geleneksel terapilerde danışan, korktuğu durumları ya anlatır ya da hayal eder. VR terapide ise bu durum ‘yaşanır’. Sanal gerçeklik, danışanın görsel ve işitsel olarak deneyimin içine girmesini sağlar. Terapist, ortamın yoğunluğunu, süresini ve içeriğini anlık olarak kontrol edebilir. Bu da terapötik süreci daha ölçülebilir, tekrarlanabilir ve güvenli hâle getirir. En önemli farklardan biri de kaçınma davranışının azalmasıdır; çünkü danışan, gerçek hayatta yüzleşmeye hazır olmadığı durumları önce sanal ortamda deneyimler. Bu, terapi sürecini hem hızlandırır hem de derinleştirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>VR terapi, korkuyla baş etme deneyimini adım adım kazandırıyor! </strong></p>
<p>Dişçi korkusu gibi spesifik fobilerde de VR terapisi uygulandığını ifade eden Klinik Psikolog Can Karpat, “Dişçi korkusu, çoğu zaman sadece ağrı korkusundan ibaret değildir. Kontrol kaybı, çaresizlik, geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler bu korkunun temelini oluşturur.” dedi.</p>
<p>VR terapide, bu korkunun aşamalı olarak ele alındığını kaydeden Karpat, şunları söyledi:</p>
<p>“Danışan önce bir bekleme salonunda bulunur, sonra dişçi koltuğuna oturur, alet seslerini duyar ve en son müdahaleye yaklaşır. Senaryolar, danışanın korku düzeyine ve geçmiş deneyimlerine göre özel olarak hazırlanır. Amaç, danışanı bir anda korkunun içine atmak değil; korkuyla baş edebileceğini adım adım deneyimlemesini sağlamaktır. </p>
<p>VR terapinin en dikkat çekici yönlerinden biri, etkisinin görece kısa sürede gözlemlenebilmesidir. Hafif ve orta düzey dişçi fobilerinde birkaç seans içinde kaygı düzeyinde belirgin bir düşüş görülür. Daha derin, travmatik geçmişi olan vakalarda ise süreç biraz daha uzayabilir. Ancak çoğu danışan, VR terapi sonrasında ilk kez gerçek bir dişçi randevusuna gitmeyi mümkün görmeye başlar. Bu, terapi açısından son derece kritik bir eşiktir.”</p>
<p><strong>VR terapi, doğru yapılandırıldığında kişinin kendine olan güvenini dönüştürür!</strong></p>
<p>Her güçlü araç gibi VR terapinin de dikkatli kullanılması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Can Karpat, “En büyük risklerden biri, danışanın henüz hazır olmadığı bir düzeyde maruz bırakılmasıdır. Ayrıca bazı danışanlar VR’ı bir oyun gibi algılayabilir ya da teknolojiye karşı direnç gösterebilir.” dedi.</p>
<p>Zaman zaman baş dönmesi veya mide bulantısı gibi fiziksel yan etkiler görülebildiğini de ifade eden Karpat, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu nedenle VR terapisi, klinik deneyim ve etik duyarlılık gerektirir; tek başına bir çözüm olarak sunulmamalıdır.</p>
<p>VR terapinin en değerli kazanımı, danışanın ‘başa çıkabilirim’ duygusunu içselleştirmesidir. Seanslar sonrasında kaçınma davranışları azalır, bedensel kaygı tepkileri hafifler. Uzun vadede ise bu kazanımlar yalnızca dişçi korkusuyla sınırlı kalmaz. Danışan, diğer tıbbi işlemler ve stresli durumlar karşısında da daha dayanıklı hâle gelir. VR terapi, doğru yapılandırıldığında, sadece bir korkuyu değil; kişinin kendine olan güvenini de dönüştürür.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vr-terapiyle-korkular-asilabiliyor-603430">VR terapiyle korkular aşılabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir İtfaiyesi her an hazır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-her-an-hazir-601908</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[an]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[buca]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<category><![CDATA[tatbikat]]></category>
		<category><![CDATA[tfaiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601908</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ve BUCAKUT ekipleri Buca Belediyesi hizmet binasında olası yangın ve acil durumlara hazırlık amacıyla yangın, kurtarma ve tahliye tatbikatı gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-her-an-hazir-601908">İzmir İtfaiyesi her an hazır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ve BUCAKUT ekipleri Buca Belediyesi hizmet binasında olası yangın ve acil durumlara hazırlık amacıyla yangın, kurtarma ve tahliye tatbikatı gerçekleştirdi. Senaryo gereği mahsur kalan dört çalışan başarılı bir şekilde kurtarıldı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri, kent genelinde olası yangın ve acil durumlara hazırlık çalışmalarını tatbikatlarla güçlendiriyor. Son olarak Buca Belediyesi Arama Kurtarma Birimi (BUCAKUT) iş birliği ile Buca Belediyesi hizmet binasında yangın, kurtarma ve tahliye tatbikatı düzenlendi. Tatbikat, gerçeği aratmayan senaryosu ve ekiplerin koordineli müdahalesiyle dikkat çekti.</p>
<p><strong>Acil durum senaryosu adım adım uygulandı</strong><br />Tatbikat senaryosu kapsamında, 8 katlı belediye binasının zemin katında elektrik panosunda meydana gelen arıza sonucu yangın çıktı. Dumanların kısa sürede binaya yayılması üzerine yangın alarmı devreye sokularak, durum 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirildi. Alarmın çalışmasıyla birlikte bina içerisinde bulunan çalışanlar, görevli personel tarafından acil durum tahliye planı uygulanarak binadan tahliye edildi.</p>
<p><strong>Mahsur kalanlar kurtarıldı</strong></p>
<p>İhbar üzerine kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, binanın çeşitli katlarında dört çalışanın mahsur kaldığını belirledi. Yangın, itfaiye ekipleri tarafından kısa sürede kontrol altına alınırken, eşzamanlı olarak kurtarma ve tahliye çalışmaları başlatıldı. Binanın altıncı ve zemin katlarında mahsur kalan dört bina çalışanı, itfaiye ve BUCAKUT ekipleri tarafından güvenli şekilde kurtarıldı. Dumandan etkilendiği belirlenen üç kişinin olay yerinde AKS ekiplerince ilk müdahalesi yapılırken, bir kişi hastaneye sevk edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-itfaiyesi-her-an-hazir-601908">İzmir İtfaiyesi her an hazır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 09:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenle]]></category>
		<category><![CDATA[Sistemik]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, diş kaybının nedenleri, ağız ve genel sağlık üzerindeki etkileri, güncel protetik tedavi seçenekleri ve diş kaybını önlemede erken teşhisin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Diş kaybı, fonksiyonel ve sistemik etkileri olan önemli bir sağlık problemi!</strong></p>
<p>Diş kaybının, günümüzde toplumda oldukça yaygın görülen önemli bir sağlık problemi olduğunu ifade eden Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun olarak algılansa da diş kaybının çiğneme, konuşma, beslenme fonksiyonları ve genel yaşam kalitesi üzerinde ciddi etkileri bulunur. Bu nedenle diş kaybı yalnızca görsel açıdan değil, fonksiyonel ve sistemik etkileriyle de değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Diş kaybının en yaygın nedenleri arasında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının yer aldığına dikkat çeken Öğr. Gör. Halmedov, “Bunun yanı sıra travmalar, ağız ve diş bakımının ihmal edilmesi, sigara kullanımı, bazı sistemik hastalıklar ve yaş faktörü de diş kaybı riskini artıran etkenler arasında sayılır. Özellikle diş eti hastalıkları sinsi bir seyir izleyerek çoğu zaman fark edilmeden ilerleyebilir ve ciddi diş kayıplarına yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Diş boşlukları birçok probleme yol açabilir!</strong></p>
<p>Eksik dişlerin, çiğneme fonksiyonunun azalmasına ve ağız içi dengenin bozulmasına neden olduğunu vurgulayan Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Diş boşlukları oluştuğunda, komşu dişler bu boşluğa doğru kayabilir, karşı çenedeki dişler ise boşluğa doğru uzama eğilimi gösterebilir. Bu durum zamanla kapanış bozukluklarına ve buna bağlı olarak sindirim sistemi problemlerine yol açabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunuyor…</strong></p>
<p>Günümüzde diş kaybının tedavisine yönelik birçok etkili protetik uygulama bulunduğunu aktaran Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Tek diş kaybı vakalarında öncelikli olarak implant üstü protezler tercih edilir ve hastalara önerilir. Ancak kemik yetersizliği bulunması ya da hastanın çeşitli nedenlerle implant tedavisine uygun olmaması durumunda, komşu dişlerden destek alınarak köprü protez uygulaması yapılabilir.” dedi.</p>
<p>Çoklu diş kaybı bulunan vakalarda da implant üstü protezlerin ilk tercih olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Halmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Bununla birlikte kemik yetersizliği, sistemik hastalıklar veya hastanın maddi durumu gibi nedenlerle implant uygulamasının mümkün olmadığı durumlarda hareketli bölümlü protezler uygulanabilir. Bu protezler, hastanın mevcut dişlerinden destek alan ve doku yüzeyine oturan, halk arasında ‘kancalı protez’ olarak bilinen protezlerdir.</p>
<p>Tam dişsizlik durumlarında ise All-on-X olarak adlandırılan tedavi yöntemi uygulanabilir. Bu yöntemde hastanın alt ve üst çenesine 4, 6 ya da 8 adet implant yerleştirilerek sabit protezler yapılır. Ancak yeterli kemik seviyesinin bulunmaması, sistemik rahatsızlıklar veya implant uygulamasını engelleyen diğer durumlarda, damak protezi olarak da bilinen total protezler tercih edilebilir. Total protezler, damağın yüzeyini kaplayan ve hastanın takıp çıkarabildiği protezlerdir.”</p>
<p><strong>Diş kaybını önlemenin temel anahtarı, erken teşhis!</strong></p>
<p>Diş kaybını önlemenin mümkün olduğunu ve bunun en etkili yolunun düzenli ağız ve diş bakımı olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Yaren Dilci Halmedov, “Günde en az iki kez, sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişlerin fırçalanması önerilir.” dedi.</p>
<p>Bunun yanı sıra diş ipi ve ara yüz fırçası gibi yardımcı ağız bakım ürünlerinden de destek alınmasının büyük önem taşıdığının altını çizen Öğr. Gör. Halmedov, “Düzenli diş hekimi kontrolleri de diş kaybının önlenmesinde kritik bir rol oynar. Erken teşhis edilen çürükler ve diş eti problemleri, henüz ilerlemeden tedavi edilebilir ve diş çekimine gerek kalmadan dişler ağızda tutulabilir. Bu nedenle erken teşhis, diş kaybını önlemenin temel anahtarlarından biridir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-kaybi-yalnizca-estetik-bir-sorun-degil-601346">Diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menemen İZBAN İstasyonu&#8217;nda deprem ve kaza tatbikatı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menemen-izban-istasyonunda-deprem-ve-kaza-tatbikati-600903</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[menemen]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[stasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tatbikatı]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[yolcu]]></category>
		<category><![CDATA[zban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olası bir deprem anında raylı sistemlerde yaşanabilecek acil durumlara hazırlık amacıyla Menemen İZBAN İstasyonu’nda  arama ve kurtarma tatbikatı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemen-izban-istasyonunda-deprem-ve-kaza-tatbikati-600903">Menemen İZBAN İstasyonu&#8217;nda deprem ve kaza tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olası bir deprem anında raylı sistemlerde yaşanabilecek acil durumlara hazırlık amacıyla Menemen İZBAN İstasyonu’nda  arama ve kurtarma tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikatta, trenin raydan çıkarak devrilmesi senaryosu eş zamanlı müdahalelerle sahada uygulandı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, TCDD, AFAD, İZBAN, UMKE ve MAKUR iş birliğiyle Menemen İZBAN İstasyonu’nda olası bir deprem anında meydana gelebilecek acil durumlara hazırlık düzeyini artırmak amacıyla kapsamlı bir arama ve kurtarma tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikat sırasında sahadaki uygulama ve müdahaleler gerçeğini aratmayan görüntüler oluşturdu.</p>
<p><strong>Deprem senaryosu başarıyla uygulandı</strong><br />Senaryo kapsamında, Çiğli’den hareket eden bir yolcu treni Menemen İZBAN İstasyonu’na giriş yaptığı sırada deprem meydana geldi. Şiddetli sarsıntı nedeniyle trenin son vagonu raydan çıkarak devrildi. Trende 40 yolcu bulunduğu ve 7’sinin yaralandığı bilgisi makinist tarafından operasyon kontrol merkezine bildirildi. Durum vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ne iletilirken, ihbar üzerine bölgeye itfaiye, sağlık ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi. Ekipler olay yerine ulaşana kadar tren personeli tarafından yaralı yolculara ilk yardım uygulamaları yapıldı. Ardından tahliye çalışmalarının güvenli bir şekilde yürütülmesi için öncelikle demiryolu hattının elektrik enerjisi kesildi ve olay yeri emniyete alındı. Ardından ekipler, vagon içerisinde mahsur kalan yolculara ulaşarak durum tespiti yaptı. Sağlıklı yolcular, belirlenen tahliye planı uygulanarak güvenli toplanma alanına alındı. Tekerlekli sandalyede olduğu belirlenen bir yolcu ilk kontrollerinin ardından güvenli alana sevk edilirken; durumu ağır olan iki yolcu sedye ile tahliye edildi. Yaralıların tamamı olay yerindeki ilk tıbbi müdahalelerin ardından ambulanslarla sağlık kuruluşlarına sevk edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menemen-izban-istasyonunda-deprem-ve-kaza-tatbikati-600903">Menemen İZBAN İstasyonu&#8217;nda deprem ve kaza tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Düztaban]]></category>
		<category><![CDATA[düztabanlığın]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bebekler doğuştan düztabandır</strong></p>
<p>Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Ayak kemeri gelişmezse</strong></p>
<p>Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur.  Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Düztabanlığın 2 çeşidi var</strong></p>
<p>Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. </p>
<p><strong>Esnek düztabanlık</strong>: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet yaratmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir.</p>
<p><strong>Sert düztabanlık:</strong> İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır.</p>
<p>Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir;</p>
<ol>
<li>Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde</li>
<li>Hareketle artan ayak ağrısı</li>
<li>Ayak bileği şişmesi</li>
<li>Sıkı topuk bağları</li>
</ol>
<p><strong>Riski artıran nedenlere dikkat!</strong></p>
<p>Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır;</p>
<ul>
<li>Obezite</li>
<li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Romatizmal eklem iltihabı</li>
<li>Ayak veya ayak bileği yaralanmaları</li>
<li>Yaşlanmanın etkisi</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis önemli</strong></p>
<p>Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır.  Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.v</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Kurtaracak Eğitimler İBB Gençlik Ofislerinde Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaracak-egitimler-ibb-genclik-ofislerinde-basliyor-599778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 12:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimler]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerin]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaracak]]></category>
		<category><![CDATA[ofislerinde]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçekleştirdiği eğitim programları ve uygulamalarla gençlerin gelişimine ve istihdamlarına katkı sağlayan İBB, ilk yardım ve güvenlik becerilerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaracak-egitimler-ibb-genclik-ofislerinde-basliyor-599778">Hayat Kurtaracak Eğitimler İBB Gençlik Ofislerinde Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gerçekleştirdiği eğitim programları ve uygulamalarla gençlerin gelişimine ve istihdamlarına katkı sağlayan İBB, ilk yardım ve güvenlik becerilerini arttırmaya yönelik çalışmalar yapıyor. İBB, Filenin Sultanları Gençlik Merkezi’nde 15 – 29 yaş arası gençlerin katılımına yönelik sertifikalı ve katılım belgeli ilk yardım eğitimleri başlatıyor.</strong> <strong>Programda</strong> <strong>yangınla ilgili temel bilgiler, güvenlik önlemleri, söndürme ekipmanları ve bu ekipmanların kullanımına yönelik eğitimler verilecek.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), farkındalık yaratan eğitimlerine devam ediyor.<strong> Gençlerin katılımına yönelik sertifikalı ve katılım belgeli ilk yardım eğitimleri başlatıyor.</strong> İlk yardım eğitim programları Küçükçekmece’de bulunan Filenin Sultanları Gençlik Merkezi’nde ve üç farklı kurs formatında düzenlenecek. Üç haftaya yayılacak olan ve her hafta farklı bir içeriğe sahip olacak eğitimler <strong>19 Aralık’ta</strong> “Yangın Eğitimi Programı” ile başlayacak. Alanında uzman ve yetkin isimler tarafından gerçekleştirilecek olan eğitim, yangınla ilgili temel bilgileri, güvenlik önlemlerini, söndürme ekipmanları ve bu ekipmanların kullanımını kapsayacak. Katılımcı gençler teorik bilgilerin yanı sıra yangına ilk müdahalenin nasıl olması gerektiğini ve yangın sırasında neler yapılması gerektiği gibi konuları da uygulamalarla öğrenme imkanı bulacak. Eğitimin sonunda gençlere sertifika verilecek. </p>
<p><strong>AFET VE İLK YARDIM EĞİTİMLERİ DE VERİLECEK</strong></p>
<p>27 Aralık’ta başlayacak olan Afet Farkındalığı ve Acil Durum Becerileri Eğitiminde ise, deprem başta olmak üzere afet türlerine yönelik gençlerin temel farkındalık kazanması; acil durum çantası hazırlanması, afet sırasında doğru davranış yöntemlerini benimsemeleri ve afet sonrasında iletişim yöntemleri gibi konularda bilgi edinme fırsatı yakalayacak. </p>
<p>Temel İlk Yardım Bilgileri Seminerinde ise; ilk yardımın temelleri, bilinç, solunum ve tıkanıklık müdahaleleri; kanamalar, yaralanmalar ve kırıklar ile yanıklar, zehirlenmeler ve diğer durumlara ilişkin eğitimler yapılacak. 30 Aralık’ta başlayacak olan seminerde gençlerin acil durumlarda profesyonel yardım gelene kadar doğru ve güvenli müdahaleyi yapabilmeleri adına ilk yardımın prensipleri anlatılacak. </p>
<p><strong>BAŞVURULAR BAŞLADI</strong></p>
<p>Afet Farkındalığı ve Acil Durum Becerileri Eğitimi’nin ve Temel İlk Yardım Bilgileri Semineri’nin sonunda gençlere katılım belgesi verilecek. Gençler bu <strong>eğitimlerin tamamına ya da istedikleri herhangi bir eğitim programına</strong> http://link.ibb.gov.tr/kSl7k3 adresi üzerinden başvurabiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hayat-kurtaracak-egitimler-ibb-genclik-ofislerinde-basliyor-599778">Hayat Kurtaracak Eğitimler İBB Gençlik Ofislerinde Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimsel Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun oluşumunda en güçlü teori, gün ışığı miktarındaki azalmanın beyin kimyasını etkilemesidir. Güneş ışığının azalması, beyinde duygu durumu, uyku ve iştahı düzenleyen serotonin ve melatonin gibi hormonların dengesini bozar” dedi. Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, halk arasında kış depresyonu olarak da bilinen mevsimsel depresyona ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Gün ışığının azalması, beyin kimyasını etkiliyor<br />Mevsimsel depresyonun, “klinik olarak mevsimsel döngülerle ilişkili depresyon” olarak adlandırılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun temel özelliği, depresyon belirtilerinin yılın belirli mevsimlerinde, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlaması, diğer mevsimlerde ise semptomların ya tamamen geçmesi ya da bozukluk şiddetine erişmeyecek düzeye gerilemesidir. Bu doğal gidiş, sürecin güneş ışığı ile doğrudan ilişkili olduğuna en büyük delalettir. Bu durum, sadece ‘kendini kötü hissetme’ ile tanımlanmaz, günlük işlevselliği bozacak düzeyde bir klinik tablo ile seyreder” dedi. <br />Kış depresyonu, mevsimsel depresyonun alt türü<br />Mevsimsel depresyon ile kış depresyonunun tamamen aynı olmadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, halk arasında daha çok ‘kış depresyonu’ veya ‘kış hüznü’ olarak bilinir çünkü vakaların büyük çoğunluğu sonbahar-kış aylarında görülür. Ancak mevsimsel depresyonun nadir de olsa ‘yaz tipi’ de bulunmaktadır. Yaz tipinde belirtiler genellikle ilkbahar-yaz aylarında başlar ve uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve kaygı daha ön planda olabilir. Kış tipi ise daha yaygındır ve aşırı uyku isteği, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar kaşı aşırı yönelme, iştah artışı ve kilo alma gibi ‘tipik olmayan depresyon’ belirtileriyle karakterizedir. Dolayısıyla ‘mevsimsel depresyon’ daha kapsayıcı bir terimken, ‘kış depresyonu’ onun en sık görülen alt türü olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.<br />Kış hüznü, normal ve geçici bir durumdur<br />Kış aylarında depresif duyguların ortaya çıkmasının normal olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Kış aylarında havanın erken kararması, soğuk, kapalı hava ve sosyal aktivitelerin azalması nedeniyle bir miktar hüzün, enerji düşüklüğü ve içe kapanma eğilimi birçok insan için normal ve geçici bir durumdur. Buna bazen ‘kış hüznü’ denir. Ancak bu duygular, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmuyorsa ve haftalar boyunca süren derin bir çökkünlük haline dönüşmüyorsa, patolojik bir depresyondan farklıdır. Güneşin bol olduğu zamanlarda insanların çoğunluğu, kendilerini daha neşeli ve huzurlu hissederler. Kış aylarında görülen depresyonun çeşitli nedenleri vardır. Bunun nedenleri; en başta ışık eksikliği dile getirilebilir. Güneş ışığındaki azalma, serotonin üretimini düşürür ve melatonin üretimini artırır. Melatonin uykunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu dengesizlik, enerji kaybı, uyku düzensizliği ve çökkün duygu duruma yol açar. Ayrıca soğuk hava nedeniyle sosyalleşme çabaları, fiziksel aktivite ve dışarı çıkma eğilimi azalır. Bu durumlar psikobiyolojik etkileri ile depresyona girmeye zemin hazırlayabilir. Kasvetli duygulanım ve karanlık hava, olumsuz düşünce kalıplarını ve karamsarlığı tetikleyebilir. Mevsimsel özellikli depresyonların güneş ışığının yıl boyunca az olduğu ülkelerde daha yaygın olması bu etmene bağlanabilir” şeklinde konuştu.<br />Çökkün duygu durum tablosuna dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun belirtilerinin klasik depresyon belirtileriyle büyük oranda örtüştüğünü ancak bazılarının mevsime özgü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Sıklıkla çökkün duygu durum tabloya hakimdir. Bu durum sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve düşünceleri ve değersizlik deneyimleri ile tanımlanabilir. Ayrıca daha önce keyif alınan uğraşlara karşı ilgisizlik görülür.  Bu ilgisizlik çeşitli hobileri, sosyal faaliyetleri kapsayabilir. Aşırı yorgunluk, enerji kaybı, fazla uyumaya meyilli olma, aşırı karbonhidratlı gıda tüketme, kilo alımı, dikkati toparlayamama, sosyal çekilme, kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi, huzursuzluk ya da zihinsel yavaşlama diğer önemli bulgulardır” dedi.<br />Mevsimsel depresyon 4-5 ay sürebilir<br />Mevsimsel depresyonun sonbaharda başlayarak ilkbahara kadar sürebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, genelde bir döngüseldir ve tanımlanan zaman aralıklarında, mevsimsel değişikliklerle ilişkilidir. Belirtiler genellikle sonbahar aylarında başlar, kış boyunca en şiddetli halini alır ve ilkbahar aylarında güneş ışığının artmasıyla birlikte hafifleyerek ya da tamamen ortadan kalkarak düzelir. Bu, ortalama 4-5 aylık bir süreyi kapsar. Ancak bu süre kişiden kişiye, yaşanılan coğrafyanın enlemine ve o yılın hava koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda, depresyon hali iyi tedavi edilmezse her döngüde semptomlar tekrarlayabilir” uyarısında bulundu. <br />Ne zaman uzmana başvurmak gerekir?<br />&#8220;Kış hüznü&#8221; ile klinik düzeydeki &#8220;mevsimsel depresyon&#8221; arasındaki en kritik ayrımın, işlevselliğin bozulması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Bazı durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: Belirtiler her gün, günün büyük bölümünde hissediliyorsa, işe ya da okula gitmek, ev işlerini yapmak, sosyal ilişkileri sürdürmek büyük ölçüde zorlaştıysa veya imkânsız hale geldiyse mutlaka uzmana danışılmalıdır. Uyku ve iştah düzensizlikleri yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyorsa, umutsuzluk, çaresizlik düşünceleri yoğunsa, ölüm veya intihar düşünceleri varsa vakit kaybedilmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. İntihar düşüncelerinin olması vakanın oldukça şiddetli olduğunu ve aciliyet arz ettiğini gösterir. Kısacası ‘Biraz keyifsizim’ değil de ‘Artık hiçbir şey yapamıyorum, hayat çekilmez geliyor’ noktasına gelindiğinde profesyonel destek alınması hayati önem taşır” uyarısında bulundu.<br />Tedavi edilmezse kronikleşebilir<br />Mevsimsel depresyona zamanında müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon tedavi edilmezse, sadece birkaç aylık bir sorun olmaktan çıkıp kronikleşebilir ve kişinin hayatında ciddi yeti yitimlerine sebep olabilir. Öncelikle iş, okul performansında düşme ve sosyal ilişkilerde geri çekilmeye sebep olabilir. Diğer depresyon tiplerinde olduğu gibi alkol ve diğer kötüye kullanılan maddelere yönelimi artırabilir. Mevsimsel depresyon sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres nedeniyle başka tıbbi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Depresyonun şiddetli biçimlerinde intihar riski, azımsanmayacak düzeyde yüksektir” uyarısında bulundu.<br />Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalı<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Öncelikle biyolojik nedenselliği zayıflatmak için güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Gündüz saatlerinde bu imkân daha olanaklı hale gelir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Eğer imkân varsa açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Egzersizin kendisi tüm depresyon biçimlerinde fayda sağlayabilir. Bununla birlikte dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Ayrıca sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir” dedi.<br />Uyku düzenine dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesinde bir diğer önemli hususun da uyku düzeni olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir. Stres yönetimine de dikkat etmek gerekir. Stresli uğraşlardan uzak durmaya çalışmak koruyucu olabilir. Eğer birey geçmiş yıllarda da benzeri sorunlar yaşamışsa ve bu sorunlar şiddetli arazlara sebep olmuşsa depresyonun hemen başlangıcında profesyonel yardım arayışı son derece önemlidir” uyarısında bulundu.<br />Mevsimsel depresyon ihmal edilmemeli<br />Mevsimsel depresyonun ihmal edilmemesi gereken bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Bu doğal bir ‘tembellik’ veya ‘mizaç ve karakter’ özelliği değil, biyolojik temelli bir gerçekliktir. Farkındalık ve erken müdahale son derece önemlidir. Birey kendinde ya da bir yakınında belirtiler fark ettiğinde erken müdahale olanaklarını araştırmalıdır” dedi. <br />Mevsimsel depresyon tedavi edilebilir<br />Mevsimsel depresyonun oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hasan Belli, tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:<br />Fototerapi (Işık Tedavisi): En spesifik ve etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Özel bir cihazdan sabahları 30 dakika kadar parlak beyaz ışığa maruz kalmak, güneş ışığının eksikliğini telafi ederek beyin kimyasını düzenler. Etkisi genellikle birkaç gün ila iki hafta içinde görülmeye başlar.<br />Psikoterapi: Çeşitli psikoterapi biçimleri tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapiler olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye, davranışları aktiviteyle yeniden düzenlemeye ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayacak beceriler geliştirmeye odaklanır. Bunlara ilaveten bazı terapi ekolleri olumsuz duygulanımlara odaklanarak bunlarla baş edebilme kapasitesini artırırlar. <br />İlaç Tedavisi: Şiddetli vakalarda, çeşitli antidepresan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılabilir. Daha önce de benzeri karakterde depresyon döngüleri deneyimlemiş kişilerde, belirtiler başlamadan önce koruyucu amaçlı olarak antidepresan tedavi başlanıp, mevsim geçince kademeli olarak kesilebilir.<br />D Vitamini Takviyesi: Kışın güneş ışınlarının az olması nedeniyle düşen D vitamini seviyeleri depresyonu şiddetlendirebilir. Doktor önerisiyle takviye alınabilir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 08:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Eğer]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlikte]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[Madde Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[semineri]]></category>
		<category><![CDATA[tarama]]></category>
		<category><![CDATA[Toksikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı tarafından “Ergenlikte Madde Kullanımı” başlıklı hibrit konferans düzenlendi. Akademisyenler ve öğrencilerin katıldığı etkinlikte, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Yurtsever sunum gerçekleştirdi. Etkinlikte, ergenlik döneminde artan madde bağımlılığı riskine karşı erken teşhis ve düzenli taramanın önemi vurgulanırken, sürecin yönetiminde ailelerin yargılayıcı değil destekleyici bir yaklaşım sergilemesinin gerekliliğine dikkat çekildi.</p>
<p>         Ergenlerde madde kullanımını anlatan Çocuk Acil Uzmanı Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Hepimizin bildiği gibi ergenlik, insan hayatının en özel, en hassas ancak bir o kadar da kritik dönemlerinden biridir. Gençlerimiz bu süreçte çok ciddi sosyal ve psikolojik değişimler yaşıyorlar. Ne yazık ki bu değişim süreci, onları riskli davranışlara yönelmeye ve zararlı alışkanlıklar edinmeye daha meyilli hale getiriyor. Burada en belirleyici faktörlerden biri sosyal çevredir. Ergenler, çevrelerinden çok kolay etkilenebiliyorlar. Eğer sosyal çevrelerinde madde kullanımı varsa, gençlerimiz ciddi bir risk altında demektir. Unutmamalıyız ki madde kullanımı, gelişmekte olan ergen beynini doğrudan ve olumsuz etkiliyor. Bu durum sadece geçici bir heves olarak kalmıyor; bilişsel bozukluklara, psikozlara ve hatta ne yazık ki intihara kadar varabilen çok ağır sonuçlar doğurabiliyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim. Eğer madde kullanımına bu dönemde başlanırsa, bu durum ileride çok ağır bağımlılıklara yol açabilir. Erken teşhis edilmezse, sürecin engellenmesi çok zorlaşır. Profesyonel destek olmadan bu sorunun kendiliğinden çözülmesini beklemek hatadır; destek verilmezse madde kullanımı erişkinlik döneminde de devam eder. Dünyadaki tabloya, özellikle gelişmiş batı toplumlarına baktığımızda durum gerçekten endişe verici. Avrupa ve Amerika’da ergenlerin yaklaşık yarısı en az bir kez yasa dışı madde kullanmış durumda. Bu inanılmaz bir rakam. Özellikle alkol ile birlikte yasa dışı madde kullanımının yaygınlığına dikkat etmemiz gerekiyor” dedi</p>
<p><b>“Testlerin amacı risk altındaki gençleri tespit etmek”</b></p>
<p>Yapılması gerekenleri anlatan Doç. Dr. Ali Yurtsever, “Ergenlerin düzenli olarak değerlendirilmesi şart. Gençlerin yılda en az bir kez, sadece toksikolojik testlerle değil, genel bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Özellikle riskli gruplara bu taramayı mutlaka uygulamalıyız. Biz bu noktada CRAFFT tarama ölçeğini kullanıyoruz. Bu tarama ölçeğindeki soruların amacı, gencin risk altında olup olmadığını anlamaktır. Örneğin gence şunu soruyoruz. ‘Daha önce alkol veya madde kullandıktan sonra araç kullandın mı ya da kullanmış birinin sürdüğü araca bindin mi?’ Buradaki temel amacımız, çevresinde bu tür insanların olup olmadığını görmektir. Eğer varsa, o gençte de kullanım ihtimali artıyor demektir. Bunun yanı sıra şu soruların cevaplarını arıyoruz. ‘Rahatlamak için alkol veya madde kullanıyor musun?’ ‘Yalnızken kullandığın oldu mu?’ ‘Kullandıktan sonra yaptıklarını hatırlamadığın oldu mu?’ ‘Ailen veya arkadaşların sana azaltmalısın dedi mi?’ ‘Bu kullanım yüzünden başın hiç belaya girdi mi?’ Bu taramada iki veya daha fazla soruya ‘evet’ yanıtı verilmesi durumunda, riskli madde kullanım bozukluğu açısından detaylı bir değerlendirme yapılması gerekir. Unutmayın, bu bir tanı testi değil, bir tarama aracıdır; ancak bize yol gösterir” diye konuştu.</p>
<p><b>“En büyük görevlerden biri ailelere düşüyor”</b></p>
<p> Ailelerin ergenlerle iletişiminin önemli rol üstlendiğini söyleyen Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Annette Akgür, “Bu noktada en büyük görevlerden biri de ailelere düşüyor. Madde bağımlılığının engellenmesinin ilk aşaması aslında ailede başlar. Ailelerin çocukları üzerinde daha gözlemci ve dikkatli olması gerekiyor. Eğer çocuğunuzla ilgili bir şüphe duyuyorsanız, takınacağınız tavır her şeyi belirleyecektir. Böyle bir durumda suçlayıcı ve yargılayıcı bir dil kullanmak yerine, uzlaşmacı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemelisiniz. Eğer sert ve dışlayıcı davranırsanız, ergen ailesinden uzaklaşır. Bu kopuş ise, ergenlikte başlayan bağımlılığın yetişkinlik döneminde de devam etmesine zemin hazırlar. İletişim kapılarını açık tutmak, tedavinin en önemli adımıdır” dedi</p>
<p>Konferansın sonunda Prof. Dr. Serap Annette Akgür, Doç. Dr. Ali Yurtsever’e hediye taktim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesinde-ergenlikte-madde-kullanimi-semineri-599151">Ege Üniversitesinde &#8220;Ergenlikte Madde Kullanımı&#8221; Semineri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor. Günümüzde her 36 çocuktan biri otizm tanısı alıyor. Otizmde erken teşhis çocukların gelişimi için büyük önem taşıyor. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların %50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabiliyor. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali %60’ın üzerine kadar çıkabiliyor. Ancak terapilerin 5 yaşında başlaması durumunda bu oran %5’in altına düşebiliyor. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim, otizmli bir çocuğun geleceğini tamamen değiştirebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Sağlık Bakanlığı’nın “Otizm Eylem Planı” kapsamında yer alan “16-23 Aralık Otizm Farkındalık Haftası” nedeniyle, otizm hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p><strong>Otizmi yönetmek bir ekip işidir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durumdur. Son yıllarda tanı alma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin!</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12–24 ayında gözlemlenebilir. Aşağıdaki sorulardan 2 veya daha fazlasına “hayır” diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir.</p>
<ol>
<li>Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu?</li>
<li>İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu?</li>
<li>Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu?</li>
<li>18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu?</li>
<li>Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu?</li>
<li>Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapileri, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olur. Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 09:05:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğrudan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[içerikler]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfkeyi]]></category>
		<category><![CDATA[rage]]></category>
		<category><![CDATA[Rage Bait]]></category>
		<category><![CDATA[tetikleyen]]></category>
		<category><![CDATA[tuzak]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598220</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, ‘rage bait’ adı verilen öfke tetikleyici dijital içeriklerin bireysel psikoloji, duygu düzenleme, davranışlar ve toplumsal kutuplaşma üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Öfke uyandıran içerikler, daha dürtüsel davranmaya yol açıyor!</strong></p>
<p>Öfkenin diğer temel duygularımıza kıyasla yüksek uyarılmanın daha belirgin olduğu bir duygu olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Öfke hissettirebilecek bir duruma karşı zihnimiz; ‘bir sorun ya da tehlike var, eyleme geç’ şeklinde sinyal verir.” dedi.</p>
<p>Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilen ‘rage bait’in, çevrimiçi etkileşimi artırmak için öfkeyi tetikleyen, kışkırtıcı veya incitici paylaşımlar anlamına geldiğini aktaran Beyaz, “Rage bait bu öfke halini direkt tetikleyebilecek bir boyutta karşımıza çıkıyor. Bu konuyla ilgili yapılan çeşitli çalışmalardan çıkabileceğimiz sonuçların rage bait ile birtakım davranışların değişebileceğini bize gösteriyor. Örneğin, öfke uyandırabilecek bir içeriğin duygusal beyini tetiklemesi nedeniyle, daha akılcı veya sağlıklı düşünmek ve davranmak yerine, daha dürtüsel yani sonuçların düşünülmeden harekete geçilmesi söz konusu olabilir. Bunun yanı sıra öfkeyi tetikleyen yahut şok edici içeriklere maruziyet, normal içerikler karşısında dikkat sürelerini kısaltıp olumsuz yönde etki edebiliyor. Ayrıca öfke karşısında savaş modunun açılmasıyla sosyal medya tüketimi artabiliyorken, gündelik hayatta da empati göstermede güçlük ve beraberinde de daha tartışmacı bir kimliğe bürünme söz konusu olabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Rage bait’e yoğun maruz kalmak, duygu düzenleme becerisini zayıflatabilir! </strong></p>
<p>Rage bait içeriklere maruz kalmanın duygu düzenleme becerisinde zedeleyici denilebilecek bir etkisi bulunduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Rage bait’e yoğun maruz kalan ya da bu tür içerikleri tercih eden bireylerin beynindeki prefrontal korteks (yani düşünme, karar verme ve idari görevler gibi bilişsel becerilerde rol oynayan kısım) aktivitesinde azalmalar görülebilir. Bu durum öfke ve şok uyandırması sebebiyle limbik sistemi (duygusal beyin) daha aktive edici şekilde çalıştırmakta. Bu da duygu düzenleme kasının zayıflamasına etki eder. Sürekli bir ‘savaş ya da kaç’ modunun aktif olması strese dayanma hacmini azaltır. Gündelik hayatta daha tahammülsüz olmayı ve öfke kontrol güçlüğü yaşamayı artırabilir veya rage bait’e devamlı maruziyet kişiyi gerçek üzücü ve öfke hissettirici durumlara karşı hissizleştirip duyarsız hale de getirebilir.”</p>
<p><strong>Rage bait içeriklerini haftada 2 saatten fazla tüketenlerde depresyon riski yüzde 37 artıyor!</strong></p>
<p>‘Rage bait’in en tehlikeli sonuçlarından birinin toplumsal kutuplaşmayı derinleştirebilme potansiyeli olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bir meseleyi iki zıt kutbun varlığı üzerinden değerlendirenler kendilerini otomatik olarak bir tarafa yerleştirebiliyor. Bu durum, ortak alanın boşalmasına ve uç görüşlerin daha da belirginleşmesine yol açabiliyor.” dedi.</p>
<p>Yani bu tür içeriklerin, bu ayrımdaki kişilerin kendi görüşlerine olan inancını daha da pekiştirmesine neden olabildiğine işaret eden Beyaz, “Kişiler daha radikal bir hale bürünebiliyor. Zihinsel gettolaşmalara hizmet edebiliyor. Rage bait içeriklerin bireysel psikolojik sağlık üzerindeki potansiyel zararları açısından birçok şeyden bahsetmek mümkün. 2023’te yapılan bir meta analize göre, hafta da 2 ve daha fazla saat rage bait tarzı içerik tüketen bireylerde depresif belirti riski yüzde 37 artabiliyor. Bu etkileşime girme, bireylerde stres hormonunun salgılanmasına ve beraberinde de anksiyete, tükenme ve umutsuzluk hali uyandırabilmekte.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Rage bait’in amacını fark etmek, bu içeriklerin üzerimizdeki etkisini azaltır!</strong></p>
<p>Özellikle çocuk ve ergenlerde bu durumun ciddi bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Özellikle prefrontal korteks gelişiminin 25 yaş civarına kadar devam ettiğini göz önünde bulundurursak, rage bait çocuk ve gençler için daha vahim bir noktada karşımıza çıkıyor.” dedi.</p>
<p>‘Rage bait’ düşük empati, agresyon ve dürtü kontrol güçlüğüne sebebiyet verebildiği için, çocuk ve ergenlerde bu sorunların daha kökleşmeye gitme potansiyeli taşıdığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çatışma ve saldırganlığın normal olduğu bir çarpık dünya algısı şekillenmekte ve nezaketin, zayıflık olarak görülmesine sebebiyet vermekte. İlaveten rage bait tarzı yüksek duygusal uyarana maruziyet, gündelik yaşamın olağan akışındaki düşük uyarılma etkenlerine odaklanmakta zorlanmayı artırabilmektedir.</p>
<p>Öfke bizleri kolaylıkla güdüleyen bir duygu. Ancak tutum ve davranışlarımıza yön vermesi sonucunda pişmanlık yaşatabilen bir bedeli de var. Bu nedenle öfke veya şok uyandırabilecek içeriklerden, iletişimlerden hatta kişilerden mümkün olduğunca uzaklaşabilmeli ve bir mesafe oluşturabilmeliyiz. Zaten özü itibariyle ‘rage bait’in maksadının farkındalığına erişmek onun içeriğinin gücünün azalmasını sağlayacaktır. İçeriklere bu bilişsel filtreyle yaklaşmak duygusal bir mesafe için makul bir opsiyon.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ofkeyi-dogrudan-tetikleyen-yeni-dijital-tuzak-rage-bait-598220">Öfkeyi doğrudan tetikleyen yeni dijital tuzak: Rage Bait</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her şey afetlere hazır bir İzmir için</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-sey-afetlere-hazir-bir-izmir-icin-598094</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 07:51:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[afetlere]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ekiplerin]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[personel]]></category>
		<category><![CDATA[şey]]></category>
		<category><![CDATA[tesis]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598094</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir İtfaiyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Buz Sporları Salonu ve ESHOT’un Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde deprem ve yangın tatbikatı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-sey-afetlere-hazir-bir-izmir-icin-598094">Her şey afetlere hazır bir İzmir için</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir İtfaiyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Buz Sporları Salonu ve ESHOT’un Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde deprem ve yangın tatbikatı yaptı. Afet İşleri Dairesi Başkanlığı’nın da destek verdiği tatbikatta deprem sonrası senaryo gereği yangın çıktı. Ekiplerin tahliye, kurtarma ve yangın söndürme çalışmaları gerçeği aratmadı.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı ve İtfaiye Dairesi Başkanlığı olası afetlere karşı hazırlıklı olmak amacıyla Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’ndaki Buz Sporları Salonu ile ESHOT Genel Müdürlüğü’nün Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde deprem ve yangın tatbikatı yaptı. Senaryoya göre İzmir’de 6.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Buz Sporları Salonu’nda bulunan personel “çök-kapan-tutun” yöntemiyle kendilerini koruyarak raflardan düşen malzemelere karşı önlem aldı. Sarsıntının sona ermesinin ardından, acil durum ekiplerinin yönlendirmesiyle yurttaşlar bina dışına çıkarıldı. Tahliye sırasında binada bulunan çay ocağının elektrik aksamından yangın çıktığı belirlendi. Yangın alarmı çalıştırılarak, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunuldu. Acil durum ekipleri yangına ilk müdahaleyi yaptı. Toplanma alanında yapılan sayımda iki personelin eksik olduğu belirlendi. Eksik personelden biri, acil durum ekipleri tarafından yaralı şekilde çay ocağından kurtarılarak ilk yardım ekibine teslim edildi. Ancak diğer personel binanın ikinci katında mahsur kaldı. Olay yerine kısa sürede ulaşan itfaiye ekipleri, alevlerin hızla yükseldiği çay ocağındaki yangını kısa sürede kontrol altına aldı ve mahsur kalan personeli merdivenli araç ile güvenli bir şekilde kurtararak sağlık ekiplerine teslim etti.</p>
<p><strong>ESHOT tesislerinde deprem sonrası yangın çıktı</strong></p>
<p>ESHOT Genel Müdürlüğü Gediz Ağır Bakım Tesisleri’nde ise 6.4 büyüklüğündeki deprem sonrası merkez ambarın elektrik sisteminden kaynaklı yangın çıktı. Alevler hızla büyürken ambar şube müdürü tarafından yangın alarmı çalıştırıldı ve durum 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirildi. Yangına ilk müdahale, tesiste görevli acil durum ekipleri tarafından yapıldı ancak alevler kontrol altına alınamadı. Olay yerine hızla gelen itfaiye ekiplerinin yoğun müdahalesiyle yangın kısa sürede kontrol altına alındı. Tesis içerisinde mahsur kalan ve yangından etkilenen bir personel ise itfaiye ekiplerinin gerçekleştirdiği arama kurtarma çalışması sonucu bulunduğu yerden kurtarıldı. AKS ekiplerine teslim edilerek ilk müdahalesi yapılan yaralı personel ardından hastaneye sevk edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-sey-afetlere-hazir-bir-izmir-icin-598094">Her şey afetlere hazır bir İzmir için</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yağışlı havalar trafikte riskleri artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yagisli-havalar-trafikte-riskleri-artiriyor-597915</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:52:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[havalar]]></category>
		<category><![CDATA[Kayma]]></category>
		<category><![CDATA[riskleri]]></category>
		<category><![CDATA[trafikte]]></category>
		<category><![CDATA[yağışlı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, yağışlı havalarda sürücülerin karşılaşabileceği tehlikeleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagisli-havalar-trafikte-riskleri-artiriyor-597915">Yağışlı havalar trafikte riskleri artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, yağışlı havalarda sürücülerin karşılaşabileceği tehlikeleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Zeminin ıslanmasıyla lastiklerinin yol ile teması kesilebiliyor</strong></p>
<p>Trafikte yağışlardan kaynaklı pek çok tehlikeyle karşı karşıya kalınabildiğini dile getiren Özgür Şener, “Aracın durma mesafesinin artması, görüş mesafesinin azalması, yaya hareketliliği gibi sebepleri bu duruma örnek olarak sıralayabiliriz. Aşırı yağışlar, peyzaj sulaması gibi faktörlerden dolayı yol zemininde su birikintileriyle karşı karşıya kalabiliriz. Böyle durumlarda araç lastiklerinin yol ile teması kesilebilir. Sonucunda kaymalar, kızaklamalar meydana gelebilir.” dedi.</p>
<p><strong>“Aquaplaning” tehlikesi artıyor</strong></p>
<p>Lastiklerin, yol üzerinde biriken su üzerinde dönme hareketi yerine kayma hareketi yapmasına aquaplaning (su kızaklaması) denildiğini ve bu riskin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, “Lastikler su üzerinde dönme yerine kayma hareketi yaptığında sürücü aracın kontrolünü kaybedebilir. Bu durum özellikle hız yüksekse ciddi kazalara neden olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Sürüş öncesi kontrol hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Yağışlı havalarda trafiğe çıkmadan önce mutlaka araç kontrolü yapılmasını öneren Şener, lastik basınçlarının uygun seviyede tutulması ve diş derinliğinin minimum 3 mm olması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Özgür Şener, hava durumunun takip edilmesi, ayrıca silecekler, farlar, klima ve buğu çözücü sistemlerin çalışır durumda olmasının güvenli sürüş için kritik olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Sürüş sırasında hız ve takip mesafesi ayarlanmalı</strong></p>
<p>Özellikle yağmurun ilk damlalarının yola düşmesiyle birlikte kayganlığın arttığını kaydeden Özgür Şener, sürücülere şu uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Hız mutlaka düşürülmeli, zemin ve hava koşullarına göre uyarlanmalı.</p>
<p>Takip mesafesi artırılmalı; öndeki aracın geçtiği bir noktaya en az 4 saniye sonra ulaşılması öneriliyor.</p>
<p>Ayna kontrolleri sıklaştırılmalı.</p>
<p>Yağmurdan kaçan yayaların ani hareketlerine karşı dikkatli olunmalı.</p>
<p>Görüşün azaldığı gün doğumu ve gün batımı saatlerinde farların açık ve temiz olması sağlanmalı.</p>
<p>Direksiyon hakimiyetini bozabilecek ani fren, ani hızlanma veya ani vites değişimlerinden kaçınılmalı.”</p>
<p><strong>Araç kaymaya başlarsa ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Özgür Şener, aracın kaymaya başlaması durumunda sürücülerin doğru tepkiyi vermesinin önemine değinerek, “Acil durum freni uygulanmalı, fren pedalına güçlü bir şekilde basılmalı. Manuel araçlarda aynı anda debriyaja basılması gerekir” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yagisli-havalar-trafikte-riskleri-artiriyor-597915">Yağışlı havalar trafikte riskleri artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[akut]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresyondan ‘acil çıkış’, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklenti!</strong></p>
<p>Depresyonun, modern yaşamın en yaygın ve zorlayıcı ruh sağlığı sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle kriz anlarında veya belirtilerin aniden şiddetlendiği akut dönemlerde, bireyler doğal olarak ‘hemen bir çözüm’ veya ‘acil çıkış’ arayışına girerler.” dedi. </p>
<p>‘Depresyondan acil çıkış’ ifadesinin klinik olarak mümkün olup olmadığını değerlendiren Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından bakıldığında, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Depresyon, beyindeki nörotransmiter dengesizlikler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal döngülerle karakterize karmaşık bir hastalıktır. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır. Ancak, bu karamsar olmak gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi olan, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamaktır. Bu, ‘acil çıkış’ değil, ‘acil durum yönetimi’ olarak adlandırılabilir. Burada amaç duygusal çöküşün derinleşmesini durdurmak ve kişiyi güvenli bir zemine çekmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamak!</strong></p>
<p>Bireyleri en çok ‘hemen bir çözüm’ arayışına iten akut depresyon belirtilerinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hayattan zevk alamama halinin dayanılmaz bir boyuta ulaşması, sanki fizikselmiş gibi hissedilen yoğun bir iç sıkıntısı ve ruhsal acı, aniden ve zorlayıcı bir şekilde ortaya çıkan intihar düşünceleri ile saatlerce süren uykusuzluk veya tam tersi, yataktan çıkamama hali en acil çözüm arayışının tetikleyicileridir.” dedi.</p>
<p>Ani bir depresif çöküş yaşayan kişinin ilk 24 saat içinde uygulayabileceği, bilimsel olarak desteklenen ve Davranışsal Aktivasyon (Behavioral Activation) ile Duygusal Düzenleme (Emotion Regulation) ilkelerine dayanan adımlar olduğunu aktaran Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk adım acil güvenlik önlemi alınmasıdır. Profesyonel yardım aranmalı, intihar düşüncesi varsa, 112 veya bir kriz hattı aranmalı ya da acil servise başvurulmalı. En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamaktır. Bu, hayat kurtarıcı ilk adımdır. İkinci adım ‘5 dakika kuralı’dır. O anki görevi (yataktan çıkmak, duş almak, bir bardak su içmek) sadece 5 dakika boyunca yapmayı hedefleyin. Bu davranışsal aktivasyon ilkesidir. Depresyon, hareketsizlikle beslenir. Küçük bir başarı bile beynin ödül sistemini hafifçe tetikleyebilir. Üçüncü adım biyolojik düzenleme yapılmasıdır. Vagus siniri aktivasyonu yardımcı olabilir. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya ensenize soğuk bir kompres uygulayın. Vagus siniri uyarımı, vücudun ‘savaş ya da kaç’ tepkisini yavaşlatarak, sakinleşme tepkisini hızlandırır. Bu, akut anksiyete ve panik durumunda etkilidir. Nefes egzersizlerinden özellikle kare nefes (4 saniye al, 4 saniye tut, 4 saniye ver, 4 saniye tut) tekniği, vücudun otonom sinir sistemini bilinçli olarak kontrol etmenin ve kalp atış hızını yavaşlatmanın en hızlı yoludur.”</p>
<p><strong>Bu teknikler belirtileri azaltır ama depresyonun nedenini çözmez! </strong></p>
<p>Dördüncü adım olarak ortam değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Evdeyseniz odanızı değiştirin, mümkünse 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın. Beyin, bulunduğu ortamla güçlü bir şekilde ilişki kurar. Fiziksel ortamı değiştirmek, beynin düşünce döngüsünü kırmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Dikkat dağıtma tekniklerinin de etkili olabileceğini ifade eden Demir, “5-4-3-2-1 Topraklama Tekniğini (5 gördüğün, 4 dokunduğun, 3 duyduğun, 2 kokladığın, 1 tattığın şeyi söyleme) deneyin. Bu teknik, zihni yıkıcı düşünce döngüsünden o anki gerçekliğe odaklanmaya zorlar. Kısa vadede hızlı etki gösteren müdahaleler, ‘acil çıkış’ sağlamasa da, çöküş anının şiddetini azaltmada oldukça etkilidir. Bu teknikler belirtileri yönetmede son derece etkilidir, ancak depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmazlar. Bir ağrı kesici gibidirler; ağrıyı dindirir ama kırığı tedavi etmezler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu belirtiler acil müdahale gerektiriyor!</strong></p>
<p>Depresyonun acil müdahale gerektirdiği durumlar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişinin aktif olarak kendini yaralama veya intihar planları yapması, başkalarına zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması, gerçeklikle bağın koptuğu sanrılar veya halüsinasyonlar görmeye başlaması, günlerce banyo yapmamak, yemek yememek veya su içmemek gibi belirtilerde kişi vakit kaybetmeden acil yardım veya bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalı.” dedi.</p>
<p>Demir ayrıca, bu durumların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve sosyal bir acil durum olduğunun ve hastane yatışını gerektirebileceğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda sıkça duyulan ‘moralini yükselt, düşünme, kafanı dağıt’ gibi önerilerin, depresyon yaşayan bir kişi için yetersiz ve hatta zararlı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığıdır. Kişinin ‘moralini yükseltme’ gücü, hastalığın kendisi tarafından bloke edilmiştir. Bu tür öneriler, kişiye ‘yeterince çabalamıyorsun’ mesajını verir. Bu da var olan suçluluk ve değersizlik duygularını pekiştirir, kişiyi daha da izole eder.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Depresyondaki kişiye acil durumlarda nasıl destek olunması gerektiği konusunda önerilerde bulunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doğrulama ve empati önemli. ‘Şu an ne kadar acı çektiğini anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin’ gibi ifadelerle duygularını doğrulayın. ‘Kafanı dağıt’ yerine, ‘sana su getireyim mi?’ veya ‘hastaneyi birlikte arayalım mı?’ gibi somut ve basit görevler teklif edin. İntihar riski varsa, kişiyi yalnız bırakmayın ve profesyonel yardım almasını sağlayın. Unutmayın, bu teknikler tedavi değil, akut kriz anını atlatma becerileridir. Depresyon bir maratondur, sprint değil. ‘Acil çıkış’ yerine, ‘güvenli yönetim’ ve profesyonel yardım arayışı en bilimsel ve gerçekçi yaklaşımdır. Kriz anında atılacak her bilinçli küçük adım, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bipolar]]></category>
		<category><![CDATA[Bipolar Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[gürel]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Bipolar bozukluk sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görülüyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, çocukluk ve ergenlik çağında bipolar bozukluk ile erken tanının önemi hakkında kıymetli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Ergenlik yılları, duyguların hızla değiştiği, kimliğin şekillendiği ve ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir dönemdir. KTO Karatay Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yusuf Gürel, bipolar bozukluğun sadece erişkinlerde rastlanan bir psikopatoloji olarak bilinse de çocuk ve ergenlerde de görüldüğünü söyleyerek şunları kaydetti: “Erken başlangıçlı bipolar bozukluk olarak sınıflandıracağımız bu bozukluk, 10-15 yıl öncesine kadar çok fazla üzerinde çalışılmayan bir konuydu. Ergenlik döneminin coşkulu ve kontrolsüz davranışlar gibi gelişimsel bazı özellikleri, bipolar bozukluğun hipomanik veya manik belirtisinin olabileceği gözden kaçmaktaydı. Çocukluk çağı bipolar bozukluk sıklığı ile ilgili veriler net olmasa da %1,8-3,9 arasında değişen oranlarda sıklık bildiren çalışmalar bulunuyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Çocuk ve Ergenlerde Bipolar Bozukluğun Klinik Görünümü Erişkinlerden Oldukça Farklıdır”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Çocuk ve ergenlerde görülen bipolar bozukluğun klinik görünümünün erişkinlerden oldukça farklı olabileceğinin altını çizen Gürel; “Küçük yaşta bir çocuğun mani döneminde, diğer insanlara uygunsuzca dokunması, hiç yapmadığı şekilde yüksek yerlere tırmanması, tehlikeli ve riskli oyunlar oynaması gibi durumlar gözlenir. Daha büyük yaş grubunda ise <span>kendini </span>birçok yönden üstün sanması yerine, iç veya dış ortamdan gelen uyarana karşı gösterdiği orantısız, abartılı veya kolay tetiklenebilen aşırı duyarlılık hali daha fazla gözlenebiliyor” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hangi Durumlarda Bipolar Bozukluk İçin Şüphelenmeliyiz?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Hangi durumlarda bipolar bozukluk için şüphelenilmesi gerektiğine değinen Gürel; “Bipolar bozukluk tanısı alan kişilerin çocukluk öykülerinde; uyku ve kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve davranım bozukluğu tanılarının çok daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Çocuğun duygu durumunda sık oynamaların olması, ailede bipolar hastalığı öyküsünün bulunması diğer önemli risk faktörleri arasındadır. Özellikle ergenlik döneminde depresyon tanısı alan çocukların %25-40’ı, ilerleyen dönemde bipolar tansı alıyor. Özellikle kronolojik yaşına uygun olmayan aktivite ve hareketlerde bulunan ve gece boyunca 3-4 saat uyumasına rağmen ertesi gün uyku gereksinimi az olan çocuklar, bipolar manik dönem açısından değerlendirilmedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Erken Tanı ile Bipolar Bozukluğun Şiddeti ve Seyri Kontrol Altına Alınabilir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bipolar bozuklukta hastalığın tanınması ve tedavi başlama sürecinin, belirtilerin görülmesinden ortalama 10 yıl sonra sağlanabildiğini vurgulayan Gürel; “Çocuklarda ve ergenlerde bipolar tanısını koymak karmaşık olabiliyor. Çocuklarda duygu durum belirtilerin hızlı dalgalanması, çocuğun gelişimsel dönem özellikleri, duyguların sözlü ifadesindeki zorluklar ve eşlik eden başka psikiyatrik bozuklukların olması, bipolar tanısının güçleşmesine ve tablonun karmaşıklaşmasına neden oluyor.  Ne kadar erken yaşta tanı konup tedaviye başlanırsa, yetişkinlikteki bipolar bozukluğun şiddeti ve seyri o kadar hafif ve kontrol altına alınabilir boyutta oluyor” diyerek çocukluk ve ergenlik çağındaki bireylerin, bipolar bozukluk tedavisinde erken tanının önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yusuf-gurel-cocuk-ve-ergenlerde-gorulen-bipolar-bozukluk-icin-erken-tani-cok-onemli-596466">Dr. Yusuf Gürel: &#8220;Çocuk ve Ergenlerde Görülen Bipolar Bozukluk İçin Erken Tanı Çok Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 12:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etlerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[yanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş etlerindeki ağrı, yanma ve aft gibi sorunların nedenleri ve bu sorunlarla ilişkili olabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273">Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş etlerindeki ağrı, yanma ve aft gibi sorunların nedenleri ve bu sorunlarla ilişkili olabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Düşük bağışıklık sistemi veya stres diş etlerini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Diş etlerinde birçok nedenden dolayı ağrı veya yanma hissi oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu sorunların altında düşük bağışıklık sistemi veya içinde bulunulan stresli bir dönem yatıyor olabilir.” dedi. </p>
<p>Böyle zamanlarda diş etlerinde aft denilen beyaz renkli yaralar çıkabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Bunlar genelde bağışıklık sisteminin düştüğü zaman ağız içerisinde gördüğümüz yaralardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oral hijyen eksikliğinde yanma hissi, ağrılar ve aft yaraları tekrarlayabilir!</strong></p>
<p>Ayrıca oral hijyen eksikliği olması durumunda da yanma hissi, ağrılar ve aft yaralarının tekrarlayabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu sorunlar sık sık tekrarlanıyorsa, bunun nedeni B12 vitamini veya Demir eksikliği olabilir.” dedi.</p>
<p>Kadınlarda adet dönemlerine yakın veya adet dönemlerinde ya da menopoz dönemlerine yakın diş etlerinde yanma, kızarıklık ve ağrı gibi sorunlar gözükebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Bahar, bu durumun normal olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Herhangi bir ağrı durumunda diş hekimine görünmekte fayda var!</strong></p>
<p>Diş dolgularına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Eğer dolgularınızın arasında veya dişlerinizin arasında doğru bir temas yok ise ve taşkın dolgular yapılmışsa orada ‘food impaction’ dediğimiz gıda sıkışması oluşabiliyor. Gıda sıkışmasından dolayı da diş etlerimizde zonklayıcı tarzda bir ağrı oluşabilir. Bu da enflamasyona sebep olabilir.” dedi.</p>
<p>Diş etlerine iyi bir bakım sağlanmadığı durumlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diş eti bakımını yapmıyorsanız, diş taşlarınız doğru ve düzenli şekilde temizlenmiyorsa, diş taşları diş etinizin altına kadar inebilir. Bu durum kemik kayıplarına sebep olabilir ve yine enflamasyon oluşabilir. Tabi bu da tekrarlayan ağrı ve yanma hissine yol açar. Diş taşı temizliğinin mutlaka düzenli olarak yapılması gerekiyor. Hatta bazı durumlarda küretaj dediğimiz derin temizlik yapılması gerekebiliyor. Bunların dışında herhangi bir ağrınız varsa mutlaka diş hekiminize görünmenizde fayda var.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273">Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğal alanı bozulan kemirgenler, yerleşim yerlerine yöneliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogal-alani-bozulan-kemirgenler-yerlesim-yerlerine-yoneliyor-595367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 07:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[açısından]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alanı]]></category>
		<category><![CDATA[bozulan]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[haşere]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[kemirgen]]></category>
		<category><![CDATA[kemirgenler]]></category>
		<category><![CDATA[Popülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[yerlerine]]></category>
		<category><![CDATA[yerleşim]]></category>
		<category><![CDATA[yöneliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, İstanbul Valiliği’nin kamusal alanlarda köpeklerin kontrolsüz beslenmelerini yasaklayan genelgesini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogal-alani-bozulan-kemirgenler-yerlesim-yerlerine-yoneliyor-595367">Doğal alanı bozulan kemirgenler, yerleşim yerlerine yöneliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, İstanbul Valiliği’nin kamusal alanlarda köpeklerin kontrolsüz beslenmelerini yasaklayan genelgesini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Tek yönlü bir yasaklama yerine, bütüncül bir yaklaşım gerekiyor</strong></p>
<p>Sokak hayvanlarına yönelik besleme yasaklarının, toplum sağlığı, hayvan refahı ve kentsel ekoloji açısından çok boyutlu sonuçlar doğuran düzenlemeler olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bu nedenle tek yönlü bir yasaklama yerine, bilimsel verilere dayanan bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir. Bilimsel araştırmalar, düzenli beslenemeyen hayvanlarda stres hormonlarının yükseldiğini, agresyonun arttığını<strong> </strong>ve<strong> </strong>hastalık riskinin çoğaldığını göstermektedir. Bu durum, toplum açısından daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Besleme yasağı popülasyonu azaltmaz</strong></p>
<p>Sokak hayvanlarının bulundukları alanı koruma ve bu alanı dış tehditlere karşı savunma eğiliminde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Sokak köpeklerinde bu davranış, alan düzeninin korunması, yabancı sürülerin girişinin engellenmesi ve ekolojik dengenin sürdürülmesi açısından önemli bir rol oynar. Popülasyonun ani şekilde aç bırakılıp alandan uzaklaştırılması; yeni grupların alana girmesine (boş alan etkisi), popülasyon döngüsünün kontrolsüz şekilde devam etmesine<br /> yol açar. Bu nedenle besleme yasağı popülasyonu azaltmaz, aksine dengesiz ve öngörülemez hale getirir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sokak köpekleri yeni besin kaynakları arayacak</strong></p>
<p>Besleme noktalarının tamamen yasaklanmasının, hayvanların yeni besin kaynakları aramak için çöp konteynerlerine yönelmesine<strong>, </strong>trafik riskinin artmasına<strong>,</strong> insanlarla kontrolsüz karşılaşmaların çoğalmasına<strong> </strong>neden olacağını da ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bu da sokak hayvanı–insan temasını azaltmak yerine artırarak, halk sağlığı açısından etkili bir çözüm sunmamaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kemirgen ve haşerelerin artmasının nedenleri neler?</strong></p>
<p>Sokaklarda kemirgen (fare, sıçan)<strong> </strong>ve<strong> </strong>haşere (hamam böceği, sinek, kene vb.) popülasyonunun artmasının, şehir ekolojisi ve halk sağlığı açısından çok iyi bilinen ve bilimsel olarak açıklanmış bir durum olduğunu da söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Artışın temel nedenleri arasında yaşam alanlarının bozulması, inşaat faaliyetleri, altyapı kazıları, ağaçlık ve yeşil alanların azalması bulunmaktadır. Doğal alanı bozulan kemirgen ve böcekler, besin ve barınak bulmak için yerleşim alanlarına yönelir. Düzensiz ilaçlama, yanlış kimyasal kullanımı, sadece bazı bölgelerin ilaçlanması, açıkta bırakılan çöpler, düzenli toplanmayan organik atıklar ve kapaksız veya kırık çöp kutuları haşere popülasyonunun kontrolsüz şekilde bir bölgede azalırken diğer bölgede artmasına neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Popülasyonu yok etmek değil, sağlıklı şekilde yönetmek gerekir</strong></p>
<p>Besleme yasakları sonucu sokak hayvanı sayısında azalma olacağının öngörüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum gerçekleştiğinde ortaya çıkabilecek durumlardan birisi zoonotik hastalık riskinin artması diğeri ise ekolojik boşluk etkisinin ortaya çıkmasıdır. Şehirlerde kedilerin popülasyonunun azalması kemirgen ve haşere sayısını katlanarak artırır. Bu da zoonotik hastalıkların yayılma riskini ciddi şekilde artırır. Sokak köpekleri kemirgenlerle rekabet eder, çöplük ve açık alanlarda fare popülasyonunu baskılar. Bu durum; Leptospiroz, hantavirüs gibi kemirgen kaynaklı zoonozları azaltabilir. Köpeklerin tamamen ortadan kaldırılması fare ve çöpteki haşerelerin artırmasına neden olur (ekolojik boşluk etkisi). Popülasyonu yok etmek değil, sağlıklı şekilde yönetmek çevresel riskleri minimize eder.”</p>
<p><strong>Bütün hayvanlar eşit doğar!</strong></p>
<p>Toplumun her bireyinin, hayvanların korunmasına ilişkin kanuni yükümlülüklere uygun davranmakla yükümlü olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bütün hayvanlar eşit doğar ve yaşamak herkes kadar onların da hakkıdır. Bu hak kanunla korunur, vicdanla güçlenir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogal-alani-bozulan-kemirgenler-yerlesim-yerlerine-yoneliyor-595367">Doğal alanı bozulan kemirgenler, yerleşim yerlerine yöneliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 21:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[konforlu]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[nakli]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594581</guid>

					<description><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar üreterek kandaki atıklar, mineraller ve sıvıyı filtreleyip vücuttan uzaklaştıran böbrekler bu filtreleme yeteneğini kaybettiğinde, vücutta zararlı seviyelerde sıvı ve atık birikebiliyor. Bu durum da kan basıncını yükseltebiliyor ve son dönemde böbrek yetmezliği gelişebiliyor. İşlev görme yeteneklerinin %90&#8217;ını kaybeden böbrek vücuda fayda sağlayamadığı için de böbrek nakil ihtiyacı doğabiliyor. Böbrek nakli sonrasında yaşam kalitesi ve süresi artıyor, hastalar günlük hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Ümit Çakmak, böbrek nakli ve nakil sonrasında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çalışmayan böbrekler alınmıyor</strong></p>
<p>“Son dönem böbrek yetmezliği”, böbreklerin görevini yapamadığı ve bu durumun en az üç ay süreyle devam ettiği durumlar olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle Glomerüler Filtrasyon Hızı (GFH)≤ 15 ml/dk, dakikada böbrek süzme hızının 15ml’nin altında olduğu durumlar olarak ifade edilir. Bu durumda böbrek nakline başvurulur. Nakil, son dönem böbrek yetmezliği tanısı kesinleştikten sonra canlı vericinden veya kadavradan yapılır. Canlı vericilerden yapılan böbrek nakillerinde hasta ve vericiler ayrıntılı olarak değerlendirilip hazırlanır ve nakil en uygun şartlarda yapılır. Nakil ameliyatı öncesinde çoğu zaman hastanın kendi böbrekleri yerinde bırakılır ve yeni böbrek kasığın hemen üzerinde sağ ve sol tarafa yerleştirilir. Özetle böbrek nakilli hastada kendine ait çalışmayan 2 böbrek ve nakledilmiş 1 böbrek olmak üzere üç böbrek bulunur. </p>
<p><strong>Nakil sonrası ilaç kullanımına dikkat!</strong></p>
<p>Böbrek nakli ameliyatından sonra her şeyin normal geliştiği koşullarda hastanede kalma süresi 1-2 haftadır. Ameliyatın üzerinden yaklaşık 3 ay geçtikten sonra ise hasta iş ve sosyal yaşantısına dönebilir. Nakil ameliyatından sonra uzun süreli genellikle ömür boyu hastalar bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaktadırlar. Bu ilaçlar nakil olan böbreğin reddedilmesini engelleyici ilaçlardır ve hastaların ilaçlarını doktorlarının söylediği şekilde ve aynı saatlerde alması önerilmektedir. Kendi kendilerine ilaç dozunu ve miktarını değiştirmemeleri ve doktorunun bilgisi dışında hiçbir ilaç almamaları önemle vurgulanmalıdır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası bu şikayetleri önemseyin</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında nakledilmiş böbreğin çalışmasını ve genel sağlık durumunu gözden geçirmek üzere düzenli aralıklarla poliklinik kontrollerine gidilmesi gerekmektedir. Poliklinik kontrolleri birinci yılın sonuna kadar sıklıkla yapılırken sonrasında sıklık azalmaktadır. Ancak hastada yüksek ateş, nefes darlığı, öksürük, balgam, bulantı, kusma, ishal, idrar yaparken yanma ve sızlama, idrar miktarında azalma, bacaklarda ödem, kilo alma, idrarın kanlı gelmesi gibi belirtiler görülmesi durumunda doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Dengeli beslenme ve spor ile sağlıklı bir yaşama adım atın</strong></p>
<p>Nakil sonrası dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de beslenmedir. Böbrek nakli sonrasında sağlığın geri gelmesi, kullanılan ilaçlardan biri olan kortizonun su ve tuz tutucu etkisi ve iştahı artırması gibi nedenlerle kilo artışı sık görülür. Yemeklerin az tuzlu olmasına ve mümkün olduğu kadar iştahı azaltacak öğünler hazırlamaya ve basitçe kalori hesabı yapmaya özen gösterilmelidir.</p>
<p>Böbrek nakilli hastalar için ilk dönemde hareketli bir yaşam önemlidir. Bunun için yürüyüş en iyi ve güvenilir egzersizdir. Haftada en az 3 kez 30-40 dakikalık tempolu yürüyüşlerle hastalar kalp, kemik ve psikolojik sağlıkları üzerinde faydalı olur. Böbrek naklinin üzerinden 3 ay geçtikten sonra tenis, bisiklete binmek ve yüzmek gibi sporlara başlanabilir. Vücuda ani darbeler getirebilecek veya düşmeye sebep olabilecek futbol, voleybol, basketbol ve judo benzeri sporlardan ve ağırlık kaldırmalı egzersizlerden kaçınmaları uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Nakil sonrası böbreğin reddetmesi sizi korkutmasın</strong></p>
<p>Böbrek nakilli hastalarda gözlemlenen ve hastalar için endişe kaynağı olan bir diğer durum da nakledilen böbreğin reddidir. Ancak uygulanan yeni tedavi yöntemleri ile ret atakları daha nadir gelişmekte ve ortaya çıktığı anda da etkin olarak tedavi edilebilmektedir. Ret geliştiği için tekrar diyaliz tedavisine dönen hastalarda da ikinci, üçüncü veya daha fazla böbrek nakilleri yapılabilmektedir. Son dönem böbrek yetersizliği farklı tedavi yöntemleri ile artık hayatı tehdit eden bir problem olmaktan çıkmıştır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-nakli-sonrasi-konforlu-bir-yasam-mumkun-594581">Böbrek Nakli Sonrası Konforlu Bir Yaşam Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[kaymasının]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir!</strong></p>
<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. </p>
<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni!</strong></p>
<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum!</strong></p>
<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler.</p>
<p>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Doğal Yaşam Parkı&#8217;nda acil durum tatbikatı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-dogal-yasam-parkinda-acil-durum-tatbikati-593548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Nov 2025 07:48:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Acil Durum]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanların]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[parkı]]></category>
		<category><![CDATA[tahliye]]></category>
		<category><![CDATA[tatbikat]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güvenli bir kent hedefine yönelik çalışmaların yanı sıra kurum personelini de afetler konusunda bilinçlendiren İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kez yüzlerce hayvanın barındığı Doğal Yaşam Parkı’nda tatbikat yaptı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-dogal-yasam-parkinda-acil-durum-tatbikati-593548">İzmir Doğal Yaşam Parkı&#8217;nda acil durum tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenli bir kent hedefine yönelik çalışmaların yanı sıra kurum personelini de afetler konusunda bilinçlendiren İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kez yüzlerce hayvanın barındığı Doğal Yaşam Parkı’nda tatbikat yaptı. Yangın, deprem ve sel gibi acil durumlara yönelik tatbikat düzenleyen Afet İşleri Dairesi Başkanlığı, parkta bulunan hayvanların tahliyesini gerçekleştirdi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı, İtfaiye Dairesi Başkanlığı, Eşrefpaşa Hastanesi ile Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı, yüzlerce hayvanın barındığı Doğal Yaşam Parkı’nda yangın, deprem ve sel gibi acil durumlara yönelik tatbikat yaptı. Senaryo gereği önce deprem meydana geldi. Ardından idari binada yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye hemen itfaiye ekipleri ile sağlık personeli yönlendirildi. İtfaiye ekipleri yangına müdahale ederek binada bulunan iki yaralıyı kurtardı ve sağlık ekiplerine teslim etti. Ekipler, diğer taraftan da hayvanların tahliyesi için harekete geçti. Senaryo gereği park sakinleri, görevliler tarafından güvenli bölgeye alındı. Tatbikat, başarıyla tamamlandı. </p>
<p><strong>“Afet yaşanmadan tahliye senaryosu oluşturmak istedik”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı Afete Hazırlık Şube Müdürü Özlem Özant, “Dirençli kent, afete hazırlıklı kent dediğimiz zaman insanlar kadar hayatı paylaştığımız canlılar da oldukça kıymetli oluyor. Onlar için de afete hazırlık konusunda bazı önlemler almamız gerekiyor. Bu nedenle Doğal Yaşam Parkı’nda bazı hayvanların tahliyesini yaptık. Amacımız herhangi bir afet yaşanmadan önce bir senaryo oluşturmak. Yol haritamızı belirlemek için böyle bir tatbikat yaptık. Böylece hem birimler arası koordinasyonu sağlamak istedik hem de acil durum ekiplerimiz, bir afet anında nasıl bir müdahalede bulunacaklarının provasını yaptı” dedi. </p>
<p><strong>“Acil durumlarda hayvanlar da tahliye edilmeli”</strong><br />İlk kez hayvanların tahliyesine yönelik bir tatbikat düzenlendiğini ifade eden Özlem Özant, “Yaşanacak bir afet anında, acil durumda aslında insanlar kadar hayvanların da kurtarılması gerektiğini biliyoruz. Mevzuat gereği yılda bir kez tatbikat düzenlemek zorundayız. Afet bilincine dönük eğitimlerimiz var. Acil durum ekiplerimize de düzenli eğitimler veriliyor” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-dogal-yasam-parkinda-acil-durum-tatbikati-593548">İzmir Doğal Yaşam Parkı&#8217;nda acil durum tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı dişlerin temelini ebeveynler atıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-dislerin-temelini-ebeveynler-atiyor-591247</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[atıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerin]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[koçan]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[temelini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuklarda diş sağlığının korunmasında ebeveyn sorumluluğu, doğru beslenme, düzenli diş fırçalama ve kontrollerin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-dislerin-temelini-ebeveynler-atiyor-591247">Sağlıklı dişlerin temelini ebeveynler atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, çocuklarda diş sağlığının korunmasında ebeveyn sorumluluğu, doğru beslenme, düzenli diş fırçalama ve kontrollerin önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Süt dişlerinin korunması, genel ve kalıcı diş sağlığı için önemli!</strong></p>
<p>Çocuklarda diş bakımı konusunda ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getiren Çocuk Diş Hekimi Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuklar henüz kendi ağız ve diş bakımını yapabilecek düzeyde değillerdir.” dedi.</p>
<p>Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde süt dişlerinin beslenme kadar önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, “Çocukların konuşmayı öğrendikleri dönemde özellikle ön dişler bazı seslerin çıkartılmasında önemlidir. Bu dişlerin korunması çocukların genel sağlığı açısından ve daimi dişlerin korunması için de gereklidir. Daimi dişler doğal yer tutucu işlevi görürler ve süt dişlerinin erken kaybedildiği durumlarda daimi dişlerin sürmesinde bir takım problemler ortaya çıkabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ebeveynler istikrarlı olursa çocuklar uyum sağlar!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarına günde 2 kez diş fırçalanması gerektiğini anlatmalarının önemli olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çocuğun yaş aralığına göre diş fırçası ve macun seçimi önemli. Ancak diş fırçalamanın düzenli bir şekilde yapılması daha da önemli bir husus. Çocuklar başlangıçta diş fırçalatmak istemeyip bu durumdan kaçabilir. Ebeveynlerin bu konuda istikrarlı olması durumunda her çocuk bu sürece uyum sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulmalı!</strong></p>
<p>Beslenmenin diş çürüklerindeki etkisinin oldukça büyük olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şebnem N. Koçan, “Çikolata, şekerleme, cips, kraker ve diğer karbonhidrat ve şeker içeriği yüksek yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor. Bu tür yiyeceklerin çürük oluşturma ihtimali yüksek. Bu nedenle bu tip yiyeceklerin olabildiğince sınırlandırılması çocuğun diş sağlığı açısından önemli.” dedi</p>
<p>Beslenmenin dışında ise düzenli diş kontrollerin yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Koçan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çürükler ilk zamanlarda çok anlaşılamayabilir ve bir ebeveyn bu durumu anlayamayabilir. Ağrı ortaya çıkması ve çürüğün görünür hale gelmesinden sonra tedavinin biraz daha zorlaşacağı söylenebilir. Özellikle küçük çocuklar için bu durum daha da zorlaşabilir, fakat tedavi etmek mümkündür.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-dislerin-temelini-ebeveynler-atiyor-591247">Sağlıklı dişlerin temelini ebeveynler atıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılığını]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalıkla]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[maddi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yenmek]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590598</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, alışveriş bağımlılığının belirtileri, bilinçli farkındalıkla nasıl yönetilebileceği ve sağlıklı alışveriş alışkanlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598">Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, alışveriş bağımlılığının belirtileri, bilinçli farkındalıkla nasıl yönetilebileceği ve sağlıklı alışveriş alışkanlıkları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bilinçli farkındalık oluşturmadan alışveriş yapmak, tüketim tuzağına düşmek demek!</strong></p>
<p>Sağlıklı bir alışverişin nasıl olması gerektiğinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sağlıklı alışverişte kendimize üç tane soru sorabiliriz.” dedi.</p>
<p>‘Benim bu alışverişe ihtiyacım var mı?’, ‘Bu alışveriş benim maddi durumumu zorlayacak mı?’ ve ‘Bu alışverişi yaptığımda gerçekten gerekli, maddi durumumu zorlamamış ve aynı zamanda hedeflerimi engellemeyecek, gittiğim yolu, ilerlediğim yolu engellemeyecek bir alışveriş yapmış olmuyor muyum?’ sorularının değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Taşkın, “Çünkü bazen alışveriş kaynaklı kişiler maddi anlamda o kadar çok açılıyor ki, normalde hayatına, yaşam gereçlerini, o hiyerarşi listesindeki birinci basamakta olan yeme, içme, barınma listesindeki gereklilikleri yerine getiremeyecek kadar ilerlemiş oluyor. Haliyle bu üç soruya bakmadan yani bilinçli farkındalık oluşturmadan alışveriş yapmak tüketim tuzağına düşmek demektir.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Alışveriş bağımlısı kişiyi suçlamak, o kişiye yapılabilecek en büyük kötülük! </strong></p>
<p>Alışveriş bağımlılarına yapılabilecek en büyük kötülüğün onları eleştirmek olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Kesinlikle eleştirilmemeli. Sadece ne hissettiği, ne istediği ve neden bu alışverişe ihtiyaç duyduğu sorulmalı.” dedi.</p>
<p>Bu durumun aile bütçesini sarması halinde gerekçeleriyle beraber anlatılması gerektiğine vurgu yapan Taşkın, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Aile bütçesinde böyle bir maddi imkana ihtiyaç olduğu ama alışveriş kaynaklı bu maddi imkanın sağlanamadığı açık açık anlatılmalı, sebepler belirtilmeli. Burada kişiyi suçlamak, kişiye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Eğer suçlayacaksak bu iletişime hiç girmemek daha mantıklı. Ama suçlamayıp bilinçli farkındalık boyutuna kişiyi ulaştıracaksak zaten işlevsel olacaktır. İşlevsel olamadığı durumlarda da artık burada demek ki biz yakınlarımıza yardımcı olamıyoruz anlamına gelir. Bu durum da bir psikolog ya da psikiyatrist desteğine, bir bağımlılık desteğine ihtiyaç duyduğunu gösterir.” </p>
<p><strong>Kişinin zor duruma düşmesine neden olacak kadar alışveriş yapması bir bağımlılık…  </strong></p>
<p>Alışveriş bağımlılığı gerçekten bir bağımlılık olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Çünkü kişi alışveriş yaptıkça dopamin salgılanır, bu da ödül sistemini oluşturur.” dedi.</p>
<p>Beynin bu durumu ödül olarak algıladığını aktaran Taşkın, “Hatta bazı kişiler, ‘kendimi bugün ödüllendirdim, kendim için alışveriş yaptım’ derler. Ancak o mutluluğun anlık olduğunu hissederler. ‘Bir sürü şey aldım ama aslında gereksizdi, çok da gerek yoktu. Bir anda heyecanlandım ve aldım. İyi de hissettim ama şu anda ben bunları ne yapacağım, zaten kullanamayacağım’ noktasına kadar gidebilirler. Bağımlılık dediğimiz durum, kişinin zor duruma düşmesine neden olacak kadar alışveriş yapmasıdır. Acil ihtiyaçları varken ya da birikim yapması gerekirken bu durumu göz ardı edip, sadece duygusal bir boşlukta hissettiği için ya da dopamin ihtiyacından kaynaklanan bir dürtüyle alışveriş yapmasıdır. Eğer bu durum kişinin hayatını ciddi anlamda etkiliyorsa, buna bağımlılık diyebiliriz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>‘Ne hissediyorum ve neden alışveriş yapıyorum?’ sorusu tatmini erteler!</strong></p>
<p>Anlık tatmin duygusunun nasıl kırılabileceği konusunda bilgi veren Uzman Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Anlık tatmin duygusunu farkındalıkla değil, bilinçli farkındalıkla kırabiliriz.” dedi.</p>
<p>Konuya açıklık getiren Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yani bu şu demek oluyor; farkındalığımız, bize o alışverişi yapmamamız gerektiğini, maddi imkânımızın olmadığını söyleyebilir. Ancak bilinçli farkındalık, ‘bu alışverişi yaptıktan sonra başına bunlar gelecek, zorlanacaksın, sıkıntıya düşeceksin, depresif hissedeceksin’ gibi maddeleri de açar. Orada duyguyu bastırmak yerine ‘ben şu anda ne hissediyorum ve neden bu alışverişi yapıyorum?’ sorusunu sormak, sizi üç saniyeliğine de olsa alışverişten uzaklaştırır. Ardından nefes teknikleriyle beraber, alışveriş yapma arzusu geldiğinde veya haz tetiklendiğinde kendimizi rahatlatabiliriz. Yani alışveriş yapmaya gittik, baktık, beğendik, alacağız ama buna uygun bir bütçemiz yok. O zaman o alışveriş ortamından biraz uzaklaşmak, belki bir kahve molası vermek, biraz düşünmek, maddi süreci ve bunu nasıl karşılayacağımızı değerlendirmek gerekir. Hâlâ o ihtiyacımızın devam ettiğini düşünüyorsak, bilinçli farkındalıkla bir bütçe planı yapıp alışveriş yapmak doğru bir örnektir.</p>
<p>Özetle; hazzı erteliyoruz. Hazzı ertelediğimizde, o haz hâlâ bir ihtiyaç hâlindeyse, bu durumda onun için doğru ve uygun yolları bulmaya çalışıyoruz.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alisveris-bagimliligini-bilincli-farkindalikla-yenmek-mumkun-590598">Alışveriş bağımlılığını bilinçli farkındalıkla yenmek mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,</strong>  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal</strong></p>
<p>Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz,<strong> </strong>ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor. <strong> </strong>Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Yürürken topuğunu içe basıyorsa</li>
<li>Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa</li>
<li>Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa</li>
</ul>
<ul>
<li>Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı </strong></p>
<p>Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat nadiren gündeme geliyor</strong></p>
<p>Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir ile Japonya arasında Körfez temizliği için iş birliği</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmir-ile-japonya-arasinda-korfez-temizligi-icin-is-birligi-589323</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[izmir]]></category>
		<category><![CDATA[japon]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Kirli]]></category>
		<category><![CDATA[kıyı]]></category>
		<category><![CDATA[körfez]]></category>
		<category><![CDATA[temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589323</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kıyı temizliği ile mavi yolculuk alanlarında uzmanlaşan Japon turizm delegasyonunu makamında ağırladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ile-japonya-arasinda-korfez-temizligi-icin-is-birligi-589323">İzmir ile Japonya arasında Körfez temizliği için iş birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kıyı temizliği ile mavi yolculuk alanlarında uzmanlaşan Japon turizm delegasyonunu makamında ağırladı. Toplantının odak noktasını Körfez temizliği konusunda yapılabilecek ortak çalışmalar oluşturdu. Başkan Tugay, “Şubat ya da mart ayında, alg patlamaları ve çözümü konusunda dünyanın en büyük toplantılarından birini İzmir’de yapmayı planlıyoruz. Bu konuda Japonya’daki uzman kişi ve kurumlarla iş birliği yapmaktan memnuniyet duyarız” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı ziyaret eden Japon turizm delegasyonunun önderliğini, önceki yıllarda İzmir’e gelerek, İzmir Büyükşehir Belediyesi, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile İnciraltı’nda kıyı temizliği konusunda Guiness Dünya Rekoru denemesi yapan  Japon Smart Hotel Solutions Başkanı ve CEO’su Hirotaka Takashiho üstlendi. Ziyarette ayrıca, Smart Hotel Solutions Sekreteri Kentaro Miyauchi, Tokyo Kıyı ve Liman İşletmeleri Ofisi Hükümet Yetkilisi Nozomu Uehara, LandBrains Girişim Temsilcisi Chikashi Saito, İzmir Ekonomi Üniversitesi, Ekotam Tasarım Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü, Endüstriyel Tasarım Bölüm Başkanı Dr. A. Can Özcan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları yer aldı. Japonya Kara, Altyapı, Ulaştırma ve Turizm Bakanlığı, Japonya Turizm Ajansı, Uluslararası Turizm Bölümü, Kıdemli Yetkili Hajime Ohno ve Japonya İstanbul Başkonsolosluğu, Ekonomi Konsolosu Yutaka Machida da internet bağlantısı üzerinden görüşmeye katıldı.</p>
<p><strong>Tugay: Denizler bütün dünyanın ortak mirası</strong></p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, konuşmasına Körfez temizliği konusuna değinerek başladı. Başkan Tugay, şu ifadeleri kullandı: “Denizlerin temizliği, iklim değişikliğiyle birlikte, sürdürülebilirlik açısından insanlığın en önemli meselelerinden biri. Herkesin farkında olması gereken temel gerçek şu: Denizler, tüm dünyanın ortak mirası. İçinde bulunduğumuz yüzyılda -özellikle 2025 yılı itibarıyla- insanların, yaşamlarını çevreye zarar vermeden sürdürmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Bu durum, hem kıyı bölgeleri hem de iç kesimler için geçerli. Ancak, deniz kıyısında yaşayan toplumların sorumluluğu çok daha fazla. Kenarında yoğun yerleşimin bulunduğu körfezler ve koylar, ciddi bir çevresel tehdit altında. İzmir’de, binlerce yıl boyunca Körfez’e dökülen 33 dere ve çevresinde yaşayan insanların yarattığı kirlilik, bugün önemli bir birikmiş çevre sorunu oluşturmuş durumda. İzmir’in toplam nüfusu 4,5 milyon civarında ve bunun yaklaşık 3 milyonu Körfez kıyısında yaşıyor. Bu durum, doğal olarak çevresel risklerin artmasına yol açıyor. Bizim önümüzde iki temel görev var; birincisi, mevcut kirliliği ortadan kaldırmak; ikincisi ise yeni kirliliğin oluşmasını önleyecek kalıcı tedbirleri hayata geçirmek.”</p>
<p><strong>“Dünyanın en büyük toplantılarından birini İzmir’de düzenlemeyi planlıyoruz”</strong></p>
<p>Başkan Tugay kendisini ziyarete gelen Japon heyete ayrıca, Körfez’de yaşanan alg patlaması ve önümüzdeki yıl deniz temizliği alanında İzmir’de gerçekleştirilecek olan toplantı konusunda da bilgi verdi. Başkan Tugay;  “İzmir Körfezi’nin tabanında uzun yıllardır birikmiş kirli atıklar bulunuyor. Bu durum, metrelerce kalınlığa ulaşan ciddi bir kirlilik tabakası oluşturmuş durumda. Benzer sorunlar, Türkiye’de ve dünyadaki birçok kıyı bölgesinde de yaşanıyor. Bu kirliliğin temel nedenlerinden biri, havanın aşırı ısınması ve su sıcaklıklarının artması. Ortaya çıkan durum biyolojik bir sorun ve mutlaka bilimsel yöntemlerle çözülmesi gerekiyor. Şubat veya mart ayında, alg konusuna odaklanan dünyanın en önemli toplantılarından birini İzmir’de düzenlemeyi planlıyoruz ve bu doğrultuda hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Bu alanda bize katkı sağlayabilecek Japon bilim insanlarıyla da iletişime geçmek ve onları davet etmek isteriz” dedi.</p>
<p><strong>Japonya’dan Körfez temizliği için destek</strong></p>
<p>Japon turizm delegasyonu yetkilileri, Körfez temizliği için İzmir ile iş birliğine açık olduklarını ve şubat ya da mart ayında yapılması planlanan toplantıya destek verebileceklerini kaydetti. Japon yetkililer, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve beraberinde bulunan İzmir heyetine kıyı temizliği, turizm ve mavi yolculuk konularında sunum yaptı. Japon temsilciler, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, üniversitelerin ve STK’ların İnciraltı kıyı temizliği Guinness Dünya Rekoru girişimi sırasında büyük destek gösterdiklerini belirterek teşekkürlerini iletti. Ayrıca deniz turizmi için Japonya kıyılarında yapılması hedeflenen mavi turlar da gündeme geldi. Başkan Tugay görüşme kapsamında, gastronomi konusunda da Japonya ile karşılıklı ilişki kurmayı değerli gördüklerini belirtti.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmir-ile-japonya-arasinda-korfez-temizligi-icin-is-birligi-589323">İzmir ile Japonya arasında Körfez temizliği için iş birliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 08:26:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çağının]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat</strong>, hastalığın özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü belirterek, anne-babaların sıkı gözlemleri sayesinde erken teşhisin mümkün olduğunu vurguluyor. Çocukluk çağı kanserlerine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasının, tedavi başarısında son derece önemli rol oynadığını, bu nedenle her yıl <strong>2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası</strong> kapsamında etkinlikler yapıldığını belirten Prof. Dr. Canpolat, löseminin 5 öncü sinyalini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketimin merkezde olduğu modern yaşam, çocuk sağlığını sessiz ama güçlü biçimde tehdit ediyor. Artan hava kirliliği, hazır gıdalar, kimyasal içerikli oyuncaklar ve ekran karşısında geçirilen uzun saatler, çocukluk çağı lösemilerinin görülme oranının son yıllarda artmasına neden oluyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat </strong>bu durumun sadece genetik değil, çevresel faktörlerle de yakından ilişkisi olduğunu belirterek “Özellikle içinde bulundouğumuz modern çağda çevresel faktörlerin çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Pestisit içeren gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımındaki artış ve elektromanyetik alanlar derken çocukların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması, erken farkındalık açısından kritik rol oynuyor” diyor. </p>
<p><strong>Sinsice ilerliyor, erken tanı büyük önem taşıyor</strong></p>
<p>Löseminin sinsice ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerinin de genellikle yorgunluk, solunum yolu enfeksiyonları ya da kansızlık gibi durumlarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Oysa erken tanı, sadece yaşam süresini değil, tedavinin başarısını da kökten etkiliyor. Erken fark edilen her gün, çocuğun bağışıklık sisteminde önemli kazanımlar sağlıyor. Hastalığın ilk evrelerinde tespit edilmesi durumunda çocukların büyük bölümü tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak tanı geciktikçe kanserli hücreler çoğaldığından dolayı tedavi süreci uzuyor, ilaç dozları artıyor ve küçük bedenlerinin yükü ağırlaşıyor. Bu nedenle ailelerin en küçük şüphede bile vakit kaybetmeden uzmana danışmaları gerekiyor.”</p>
<p><strong>Tedavide kişiye özel yaklaşımlar öne çıkıyor</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemi. Bilim dünyası çocukluk çağı lösemisinin tedavisinde son yıllarda büyük bir dönüm noktasına ulaştı. Günümüzde artık sadece kanser hücrelerini yok etmek değil, sağlıklı hücreleri koruyarak yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Geçmişte lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapiler, vücuttaki tüm hızlı bölünen hücreleri etkilerdi. Günümüzde ise hedefe yönelik ilaçlarla sadece lösemi hücrelerine yöneliyoruz. Bu sayede saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler daha az görülüyor ve çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.”</p>
<p><strong>Lösemide bu belirtileri ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin üç öncü belirtisini sıralayarak, anne babalara bu belirtileri kesinlikle dikkate almalarını vurguluyor. İşte o belirtiler;</p>
<ul>
<li><strong>Sebepsiz morluklar</strong></li>
</ul>
<p>Çocuğun cildinde bir çarpma sonucu değil, sebepsiz yere oluşan morluklar erken tanıda çok büyük önem taşıyor. Anne babalar genellikle ‘çocuk bu, sürekli düşüyor’ diyerek bacakların özellikle üst kısımlarında oluşan morlukları geçiştirmemeli. Eğer morluklar sık tekrarlıyor, geç iyileşiyor ya da farklı bölgelerde nedeni belirsiz şekilde ortaya çıkıyorsa mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Burun ve diş eti kanamaları</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda ara sıra burun veya diş eti kanaması normal olsa da, bu durum sıklaştığında önemli bir sinyal olabilir. Özellikle kendiliğinden başlayan, uzun süren ya da tekrarlayan burun kanamaları ve fırçalama sırasında kolayca kanayan diş etleri, kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu nedenle bu belirtileri hafife almamak, dikkatle izlemek ve zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sık tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Bağışıklık sistemi zayıfladığı için çocuk sık sık ateşlenir, basit bir soğuk algınlığı uzun sürer veya tekrarlayan boğaz iltihapları görülür. Bu durum, vücudun savunma mekanizmasının lösemi hücreleri tarafından baskılandığını gösterebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaştığı için, aileler bu duruma karşı uyanık olmalı, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyon ve kol-bacak ağrıları olması durumunda çocuk onkoloji uzmanına başvurmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Lenf bezlerinde büyüme</strong></li>
</ul>
<p>Çocukların enfeksiyon sırasında özellikle boyun, koltuk altı ya da kasık bölgesinde lenf bezlerinin büyüyebilir. Ancak tedavi süresi sona erdiğinde lenf bezlerinde hala bir küçülme olmamışsa hatta daha da büyümüşse, üzerine dokununca hassasiyet olmuyorsa ve lenf bezi büyümesine yüksek ateş eşlik ediyorsa mutlaka Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümüne başvurulmalıdır.  </p>
<ul>
<li><strong>Bitmeyen halsizlik ve yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Eskiden enerjik olan bir çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık sık dinlenmek istemesi ve yüzünde belirgin bir solgunluk oluşması, kansızlıktan çok daha fazlasını işaret edebilir. Lösemi, kemik iliğindeki sağlıklı hücrelerin yerini kanserli hücrelerin almasıyla oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Çocuğunuzun günlük yaşamda hareketlilik seviyesini, uyku düzenini iyi takip ederek geçmeyen halsizlik, yorgunluk ve uykuya dalma güçlüğü durumunda doktora başvurun. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-caginin-en-cok-gorulen-kanseri-yayginlasiyor-587720">Çocukluk çağının en çok görülen kanseri yaygınlaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 12:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586012</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlk yardım, doğru ve etkin yapıldığında kişinin hayatta kalmasını sağlarken, yanlış uygulandığında ise ikinci bir yaralanmaya veya kalıcı sakatlıklara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012">Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk yardım, doğru ve etkin yapıldığında kişinin hayatta kalmasını sağlarken, yanlış uygulandığında ise ikinci bir yaralanmaya veya kalıcı sakatlıklara neden olabiliyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Evre Yılmaz, ilk yardımın mutlaka eğitim almış kişiler tarafından uygulanması gerektiğini belirterek önemli bilgiler aktardı.<br />“Isı ile Yanmış Bölgeye Tereyağı, Diş Macunu ve Yoğurt Sürülmemelidir”<br />İlk yardımın, acil durumlarda insan hayatını koruyacak basit ama etkili girişimlerle hızlı biçimde uygulanması gerektiğini belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Evre Yılmaz, “İlk yardım becerisi, acil durumlarda insan hayatını koruyacak basit ama etkili girişimlerin hızlı şekilde uygulanmasını gerektiriyor. Halk arasında yaygın olarak kabul gören, bilimsel temeli zayıf veya yanıltıcı olan bazı uygulamalar, yardımda bulunulan insanlara hem zarar verebiliyor hem de zaman kaybına neden olabiliyor. <br />Örneğin; birçok kişi yanık bölgesine tereyağı, yağ ya da evde hazırlanan merhemler sürmenin yararlı olacağını düşünüyor. Oysaki bu uygulama, yanığın iç ısısını hapsederek cilde zarar veriyor ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Aynı şekilde yoğurt ve diş macunu gibi steril olmayan maddeler yara bölgesine ek mikrop taşıyabiliyor. Doğru yaklaşım, yanan bölgeyi 10–20 dakika boyunca soğuk su ile soğutmak, ardından temiz ve nemli bir bez ile kapatmaktır. Derin yanıklarda ise zaman kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmak gerekiyor” şeklinde konuştu.<br />“Nöbet Geçiren Kişilere Keskin Kokular Koklatılmamalı ve Ağzı Zorla Açmak İçin Kuvvet Uygulanmamalı”<br />Nöbet geçiren birinin ağzını açmaya çalışmanın, ayılması için soğan gibi keskin kokular koklatmanın ya da ellerini açmaya çalışmanın en sık yapılan hatalardan biri olduğunu söyleyen Yılmaz; “Nöbet geçiren birinin ağzını açmaya çalışmak, ayılması için soğan gibi keskin kokular koklatmak ya da ellerini açmaya çalışmak en sık yapılan hatalardan biridir. Bir kişi nöbet geçiriyorsa, bu tür davranışlardan uzak durmak gerekiyor. Bunun yerine, kişinin baş bölgesi korunarak kendine zarar vermesi önlenmeli, kasılmaların bitmesi beklenmeli ve vakit kaybetmeden ambulans çağrılmalıdır” dedi.<br />“Zehirlenme Durumunda Hastayı Kusturmak Kesinlikle Yanlış Bir Uygulamadır”<br />Zehirlenme durumunda zehrin kesinlikle ağız yoluyla çıkarılmaması gerektiğine dikkat çeken Yılmaz; “Zehirlenme vakalarında halk arasındaki en yaygın inanış, etken maddenin ağız yoluyla çıkarılmasıdır. Zehirli maddenin ele temas etmesi durumunda eller bol sabunlu su ile yıkanmalı ve zehirlenen kişi kesinlikle kusturulmaya çalışılmamalıdır. Özellikle yakıcı maddelerin alındığı durumlarda hasta asla kusturulmamalıdır. Bu durum özofagus ve solunum yollarında ek yaralanmalara neden olabilir.  Zehirlenme durumunda da acil tıbbi yardım istenmelidir” ifadelerine yer verdi.<br />“Yılan ve Böcek Sokmalarında Kanın Emilesi Enfeksiyona Sebep Oluyor”<br />Yılmaz; &#8220;Yılan soktuğunda yarayı kesip emmek kesinlikle yanlıştır. Bu uygulama, bulaşıcı hastalık riski de taşır. Böcek ya da yılan sokmalarında, sokulan bölgenin kesilerek kanatılması veya kanın emilip tükürülmesi, işlemi yapan kişiye enfeksiyon bulaşmasına neden olabilir. Bu nedenle, böcek sokmalarında etkilenen bölgenin su ve sabunla temizlenmesi gerekir. Kaşıntı ve ağrının azaltılması için de buz ile soğuk uygulama yapılabilir” dedi.<br />“İlk Yardım Eğitimleri Yaygınlaştırılmalı”<br />İlk yardımın, kritik ve doğru kararların verilmesi ile anlamlı hale geldiğinin altını çizen Yılmaz; “İlk yardım uygulamalarında halk arasında yaygın biçimde kabul görmüş pek çok inanış, bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen yanıltıcı bir yaklaşımlardır. İlk yardım, kritik ve doğru kararların verilmesi ile anlamlı hale gelir. Bilinen bu yanlışlar, sağlımız için büyük risk oluşturur ve durumun daha da kötüye gitmesine neden olur. Bu sebeple, toplumda ilk yardım eğitimlerinin yaygınlaştırılması, daha doğru ilk yardımın sağlanabilmesi için gerekli bir yaklaşımdır” diyerek ilk yardımın mutlaka eğitim almış kişilerce uygulanması gerektiğini hatırlattı.</p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-evre-yilmaz-bilimsel-olmayan-ilk-yardim-uygulamalari-hayati-risk-tasiyor-586012">Dr. Evre Yılmaz: &#8220;Bilimsel Olmayan İlk Yardım Uygulamaları, Hayati Risk Taşıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelişen implant teknolojisi yeniden güldürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelisen-implant-teknolojisi-yeniden-gulduruyor-585841</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 12:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[güldürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[implant]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585841</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, diş kaybı yaşayan kişiler için implant ve protez teknolojilerinin gelişimi, estetik ve fonksiyonel avantajları ile doğru protez planlamasının öneminden bahsetti. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelisen-implant-teknolojisi-yeniden-gulduruyor-585841">Gelişen implant teknolojisi yeniden güldürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, diş kaybı yaşayan kişiler için implant ve protez teknolojilerinin gelişimi, estetik ve fonksiyonel avantajları ile doğru protez planlamasının öneminden bahsetti. </p>
<p><strong>Diş protezinin amacı estetik, fonksiyon, konuşma ve dokuların sağlığının korunması!</strong></p>
<p>Kaplamalar, çıkarılabilen protezler ve yapılan bütün suni yapıların protez olarak adlandırıldığını aktaran Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Diş protezi kullanımında amaç estetik, fonksiyon, konuşma ve dokuların sağlığının korunmasıdır.” dedi.</p>
<p>Teşhis doğru yapıldığı takdirde sorunun düzeltilebileceğini aktaran Prof. Dr. Bellaz, “Fakat teşhis yanlış yapıldıysa hatayı düzeltmek mümkün olamayabilir. O nedenle doğru bilgi ve imkânlarla teşhisin doğru konulması çok önemlidir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Protez yapılacak her dişin, yüz ile uyumlu olması gerekir!</strong></p>
<p>Hareketli protezler de dahil, yapılacak protezlerde gülüş tasarımının çok önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Doğduğumuzda 7-12 yaş arasında dişlerimiz çıkar, bu dişler 20 yaşından sonra yavaş yavaş aşınmaya başlar ve gitgide boyları kısalır, formu değişir, kasların ve dudakların yapıları değişir, vücut formu değişir.” dedi.</p>
<p>Dolayısıyla protez yapılacak her dişin, özellikle ağızın bütünü ele alınıyorsa, yüz ile uyumlu olması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Bellaz, “Bu da sadece göz kararı ile yapılmaz. Hastanın fotoğrafları alınır, profesyonel programlar üzerinde değerlendirilir ve protezin hastanın yüzü ile uyumlu olması için yapılacaklar gözden geçirilir. Bu sürece ‘gülüş tasarımı’ denir. Hastaya herhangi bir müdahale edilmeden öncesinde gülüş tasarımı yapılır ve hastanın onayı alınır. Böylelikle hasta, işlemler daha başlamadan sonucun ne olacağı hakkında bilgi sahibi olmuş olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Metal destek yerine metal olmayan malzemelerle doğal görünüm yakalanabiliyor!</strong></p>
<p>Porselenin çok eski tarihlerden bu yana kullanılmasına rağmen çok kırılgan olduğunu ve destek yapı gerektirdiğini hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Bu yapı siyah renkte bir metal olduğundan dişteki şeffaflığı sağlamak zorlaşır, doğallık elde edilemez. Fakat gelişen teknoloji çeşitli altyapıların gelişimine de katkı sağladı. Artık metal destek yerine metal olmayan malzemeler kullanılmaya başlandı. Bu malzemeler ışık geçirgenliği sağlıyor. Yaprak krom denilen uygulamalar da bunun bir parçası.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Kemik kaybı arka bölgelere implant koymayı zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>Uzun süreli diş kaybının, çene kemiğinde sorunlara neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“İmplantı yerleştirebilmek için bir temele ihtiyaç var. Kemik kaybedilmişse, hasta çok uzun yıllar damak protez kullanmışsa veya diş eti problemi yaşamışsa, arka bölgelere implant koymak bazen mümkün olmayabiliyor. Bu gibi durumlarda dört adet implantı özel pozisyonlarda yerleştirip hastaya bir sabit köprü yapılabiliyor. Hatta bu işlem o kadar hızlı yapılıyor ki, sabahtan tedavisine başlanan hasta öğleden sonra geçici dişini takmış olarak evine dönüp, akşam da yemek yiyebilir hale geliyor. Bu geçici dişler üç ay sonra porselen dişlerle değiştiriliyor. Hasta hiçbir sıkıntı yaşamadan takıldığı andan itibaren sabit protezini kullanabiliyor.”</p>
<p><strong>İmplantlar kemiğin olduğu yere yapılır!</strong></p>
<p>Hekimler için en önemli olan şeyin ağızdaki dokuların korunması olduğunu kaydeden Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, “Hastanın geçmişte yaşadığı diş problemleri ve travmatik çekimler gibi nedenlerle dokularda kayıplar olabiliyor.” dedi. </p>
<p>Damaklar erirken üst çenenin içeri, alt çenenin ise dışarı doğru eridiğini aktaran Prof. Dr. Bellaz, “İmplantlar da yapılırken kemiğin olduğu yere yapılır yani implant doğal dişin olduğu yerden daha içeride olmuş olur. Bu gibi durumlarda sabit köprü yapıldığında estetik olarak başarı ihtimali azalır. Bunun yerine hareketli protez daha uygundur. Fakat hasta, haklı olarak hareketli protez istemeyebilir. Bu durumda hibrit protezler kullanılır. İmplantlar arka taraflara sabit köprü şeklinde yerleştirilir, ön tarafta bir çubuk olur ve çubuğun üzerine takılıp çıkarılabilen bir protez kısmı yapılır. Böylece hasta yemek yerken ve günlük hayatında, sabit implant nasılsa öyle fonksiyon gösterir. Ön taraf ise takılıp çıkarılabilen protez olduğundan dudağı destekleyebilecek şekilde yapılabilir. Tek dezavantajı gece yatarken ön tarafların çıkarılma ihtiyacıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Diş olmayan yere implantlarla her durumda sabit köprü yapılabiliyor!</strong></p>
<p>“İmplant teknolojisinin gelişmesinden önce, imkânlar, sağlık durumu ve maddi durum ne olursa olsun insanlar takılıp çıkarılan protezleri kullanmaya mecburdu.” diyen Prof. Dr. İbrahim Berk Bellaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İmplanttan sonra sabit köprü imkânı herkes için mümkün hale geldi. Köprü yapabilmek için iki tane destek gerekir. Eğer bu mümkün değilse hareketli protez uygulanır. Fakat günümüzde diş olmayan yere implantlar yerleştirilerek her durumda sabit köprü yapılabiliyor. Sabit köprü, implant ile yapıldığı takdirde doğal diş gibi çiğneyebilir. Ancak hareketli protez doğal dişin dörtte biri kadar çiğneyebilir. İmplant üstü protezlerle kişi, vefat edinceye kadar gençlikteki diş kalitesi konforunu yaşama imkânına sahip oluyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelisen-implant-teknolojisi-yeniden-gulduruyor-585841">Gelişen implant teknolojisi yeniden güldürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Evden çıkmamak, hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneği…</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan irili ufaklı depremlerin binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Fiziki, sosyal ve maddi yıkımların yanı sıra sarsılan psikolojik dengeler de uzun yıllar toplum üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Son günlerde medyada yer yer deprem sonrası evden çıkamayan, sosyal hayata dönemeyen, kendini odasına kapatan gençlerin hikayelerine rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Nurmedov, “Bu durum basit bir isteksizlik ve ilgi azalmasından ziyade buzdağının görünen kısmı misali, ciddi bir ruhsal sorunun yalnızca görünen yüzü olabilir. Deprem gibi ağır bir travmadan sonra bazı insanlar dış dünyayı tehlikeli olarak algılar. Ev, onlar için tek güvenli alan haline gelir. Bu sebeple evden çıkmamak bir tercih değil, beynin hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneğidir. Bu duruma psikolojide kaçınma davranışı (avoidance) denir ve çoğu zaman Akut Stres Reaksiyonu ve/veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilişkilidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Uzun süre evden çıkmamak ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Uzun süre evden çıkmamanın her zaman için ruhsal bir bozukluğun belirtisi olmayabileceğini fakat bu durumun, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Uzun süre dışarı çıkmamak, okula ya da işe gitmemek, insanlarla görüşmeyi bırakmak; depresyon, kaygı bozukluğu, agorafobi veya sosyal fobi gibi ruhsal sorunların habercisi olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nurmedov, bunlara ek olarak ‘hayat anlamsız’ ya da ‘artık hiçbir şey yapmak istemiyorum’ gibi umutsuzluk da eşlik ediyorsa artık bu durumun ciddiye alınması gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Aileler ya da kişinin yakın çevresi ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olmalı! </strong></p>
<p>Normal şartlarda bile dijital dünyaya olan eğilimin artmasına ek olarak travma sonrası bazı gençlerin gerçek hayattan iyice çekilip dijital dünyaya sığındıklarını kaydeden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Saatlerce telefonla oynamak, oyunlara bağımlı hale gelmek aslında duygusal acıdan kaçma yöntemidir. Zamanla bu durum gerçeklikten kopma, sosyal becerilerin körelmesi, yalnızlaşmanın artması gibi ciddi sonuçlar doğurur ve Hikikomori benzeri sosyal izolasyon sürecine evrilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumla karşılaşan ailelerin ya da kişinin yakın çevresinin ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Nurmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Zorlamak direnci arttırır ve kişi daha çok içine kapanır. Öte yandan ‘bırakalım kendisi toparlasın’ yaklaşımı da sürecin uzamasına ve sorunun büyümesine vesile olur. Bu bağlamda aileler ya da kişinin yakın çevresi yargılamadan dinleyebilmeli, his ve duygularını önemsemeli, birlikte günlük küçük hedeflerle hayata dönüş planları yapmalı, uzman desteği için teşvik etmeliler. Öte yandan azarlamak, suçlamak, kıyaslamak ya da zorla dışarıya çıkarmaya çalışmak asla yapılmaması gereken davranışlardır.” </p>
<p><strong>Kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmışsa durum ciddidir!</strong></p>
<p>Uzun süre evde kalmanın ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler bıraktığına işaret eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süreçte uyku düzeni bozulabilir, kişi geç kalkmaya ya da uykuya dalamamaya başlayabilir. Yeme alışkanlıkları değişir, iştahsızlık ya da tam tersi aşırı yeme davranışı sonucu kilo artışı ya da kaybı görülebilir. Zaman içinde kaygı ve depresyon belirtileri derinleşir, kişi özgüveninin kaybedebilir ve umutsuzluk gelişebilir. Tüm bunların sonucunda kişi sosyal hayattan tamamen koparak daha derin bir izolasyon sürecine sürüklenebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür vakalarda gecikmeden müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurmedov, “Aksi halde süreç kronikleşerek tedavi sürecini güçleştirir. Bu süreçte bazı belirtiler ciddi bir riskin habercisi olabilir ve acil uzman desteği gerektirir. Eğer kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmış, günlük yaşam işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelip okuldan ya da işten uzaklaşmışsa, sosyal ilişkilerini tamamen kesmişse ya da gerçeklikten kopuşu çağrıştıran ifadeler kullanmaya başlamışsa durum ciddidir. Hele sosyal medya hesaplarını kapatmaya başlamışsa bir genç, durum çok daha ciddidir. Böyle durumlarda günler değil, saatler içerisinde önlem almak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evine kapanan biri travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyor olabilir! </strong></p>
<p>Benzer bir durum yaşayan kişilere doğru yaklaşım ve destekle içinde bulundukları sürecin tamamen aşılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nurmedov, “İlk adım genellikle ruhsal durum muayenesidir. Kişinin ruhsal durumu, travmanın etkileri ve işlevsellik düzeyi açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ile yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif belirtilerin de kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma odaklı psikoterapiler travmaya bağlı duygusal yükün işlenmesinde etkili yöntemlerdir. Kişinin günlük hayata yeniden katılımını desteklemek için kademeli sosyal aktivasyon planı uygulanabilir. Bu süreçte aile desteğinin doğru şekilde organize edilmesi önemlidir. Bu amaçla aileye psikoeğitim verilerek hem kişinin zorlandığı noktalar hem de ona nasıl destek olunacağı öğretilir. </p>
<p>Sonuç olarak evine kapanan bir insan sadece tembel, sorumsuz ya da isteksiz olmayabilir. O kişi aslında travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyordur. Görmezden gelmek değil, anlamak ve destek olmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağlı]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kısıklığına]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[Ses Kısıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Dil ve Konuşma Terapisti Prof. Dr. Ahmet Konrot, travmalar ve yanlış ses kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilen dil, konuşma ve ses bozuklukları ile ilgili bilgi verdi ve erken teşhisin öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Dil ve konuşma bozuklukları her zaman ortaya çıkabilir!</strong></p>
<p>Dil ve konuşma bozukluklarının iletişim, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarını kapsadığını aktaran Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Beşikten mezara kadar uzanan süreç içerisinde insanın yaşamı boyunca karşımıza çıkar. Doğaldır ki bunun içerisinde bazen travmalar da olabilir.” dedi.</p>
<p>Bir trafik kazasının ardından beyin travması geçirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, “Buna bağlı olarak travmanın olduğu yerle ilgili beyinde birtakım sonuçlar ortaya çıkabilir. Kimi durumlarda herhangi bir gözle görülür sorun olmayabilir ama sonrasında ortaya çıkabilir. Mesela lise çağında bir genç hastam olmuştu. Yıllar önce bir kavgayı ayırayım derken kafatasına bir bıçak darbesi almış ve sol tarafı örselenmişti. Dil yetisini yitirmişti. Dolayısıyla ‘TVI’ dediğimiz travmaya bağlı iletişim, dil ve konuşma bozuklukları her zaman için mümkündür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozuklukları aniden düzelmez! </strong></p>
<p>Psikolojik travmanın biraz daha tartışmalı bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Fiziksel, anatomik, nörolojik bir boyuttan söz ediyorsak o bambaşka bir konudur. Dolayısıyla, travmaya bağlı iletişimde, konuşma bozuklukları ve ses bozuklukları olabilir.” dedi.</p>
<p>Sesi düzgün kullanmamanın da bazen fonksiyonel bozukluklar içerisinde yer alabildiğini ifade eden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Mesela maça gittiniz, bağırdınız, ses telleriniz üzerinde travma oluşturuyorsunuz. Ses tellerinizi kötü kullanıyorsunuz. Dolayısıyla sesiniz çatlar, sesiniz kısılır. En basit örneğinden olaya yaklaşacak olursak, evet, travmaya bağlı da pek çok durum karşımıza çıkıyor. İşin magazinsel ya da Yeşilçam’a özgü yönüne değinecek olursak, bazı kişilerde ‘travmanın tersine çevrilip eski sağlığa kavuşma’ beklentisi oluşabiliyor. Bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde sıkça rastlanan bir senaryoda, kişi düşer, kafasının görme alanıyla ilgili bir bölgeye, ense kısmına darbe alır ve bu darbenin ardından görme yetisini kaybeder. Daha sonra benzer bir travma sonucu, birdenbire yeniden görmeye başlar.</p>
<p>Ancak bu tür mucizevi iyileşmeler, konuşma ve dil fonksiyonları açısından gerçeği yansıtmaz. Beyin travmalarına bağlı gelişen dil ve konuşma bozukluklarının bu şekilde aniden düzelmesi bilimsel olarak mümkün değil. Eğer travma, beynin konuşma merkezlerini bir şekilde etkilemişse, bu noktadan sonra dil ve konuşma becerilerinin ne kadar geri kazanılabileceği ancak zamanla ve tedavi süreçleriyle belli olur.”</p>
<p><strong>Başka hastalıkların habercisi olabileceği için ses kısıklığı her zaman dikkate alınmalı!</strong></p>
<p>Ses bozukluklarının ise başlı başına ele alınması gereken önemli bir sağlık konusu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu alanda her yıl çok sayıda bilimsel sempozyum düzenleniyor ve konu multidisipliner bir yaklaşımla ele alınıyor.”</p>
<p>Ses kısıklığı ya da sesle ilgili diğer bozuklukların, yalnızca ses tellerinin yanlış veya aşırı kullanımıyla değil; doğuştan gelen ya da sonradan ortaya çıkan çeşitli hastalıklar ve ciddi sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Konrot, “Örneğin, gırtlak kanseri gibi önemli hastalıklar kendini ses kısıklığıyla gösterebilir. Ses kısıklığı, her zaman için dikkate alınması gereken bir durumdur çünkü başka hastalıkların habercisi olabilir. Genel tıbbi yaklaşım, ses kısıklığının bir hafta ila on günü aşmasına rağmen iyileşme göstermemesi durumunda bir uzmana başvurulması yönündedir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken müdahale, altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar… </strong></p>
<p>Uzun süren ses bozukluklarının, kalıcı hale gelebilecek daha ciddi sorunların işareti olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Bu tür durumlarda sesin çatlaması, kısılması veya kulağı tırmalayan bir ses tonunun oluşması önemli bir uyarı niteliği taşır.” dedi.</p>
<p>Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde öncelikle bir kulak burun boğaz hekimine başvurulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Konrot, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gerekli görülürse, ses terapisi alanında uzman bir dil ve konuşma terapistinden de destek alınmalı. Ses sağlığı, yalnızca mesleki olarak sesini kullanan kişiler için değil, herkes için hayati öneme sahip. ‘Grip oldum, sesim kısıldı, nasıl olsa geçer’ diyerek bu durumu hafife almak, ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir. Erken müdahale, hem altta yatan olası hastalıkların erken teşhisini sağlar hem de ses sağlığının korunmasına katkıda bulunur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligina-dikkat-583826">Uzun süren ses kısıklığına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den 1084 personele acil durum eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-1084-personele-acil-durum-egitimi-578933</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 16:04:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[personele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578933</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, iş sağlığı ve güvenliği alanında örnek bir çalışmaya daha imza attı. Eğitim programı, İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Şube Müdürlüğü koordinasyonunda yürütüldü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-1084-personele-acil-durum-egitimi-578933">Büyükşehir&#8217;den 1084 personele acil durum eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, iş sağlığı ve güvenliği alanında örnek bir çalışmaya daha imza attı. Eğitim programı, İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Şube Müdürlüğü koordinasyonunda yürütüldü.</p>
<p><b>UYGULAMALI OLARAK ÖĞRENDİLER</b></p>
<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan 1084 personele acil durum eğitimi verildi. Eğitimler, İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nın uzman eğitmenleri tarafından gerçekleştirildi. Katılımcılara; koruma, söndürme ve kurtarma başlıklarında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Ayrıca çalışanlar, olası bir acil durumda hızlı ve doğru müdahale için gerekli bilgi ve becerileri uygulamalı olarak öğrendi.</p>
<p><b>GÜVENLİK, ÖNCELİKLİ KONULAR ARASINDA</b></p>
<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürlüğü, bu eğitimlerin yalnızca yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda kurum içinde güvenlik kültürünü güçlendiren hayati bir adım olduğunu vurguladı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yönetimi, çalışanların güvenliğini en öncelikli konular arasında değerlendirmekte ve bu alandaki yatırımlarına kararlılıkla devam etmekte. Büyükşehir Belediyesi, önümüzdeki dönemde de iş sağlığı ve güvenliği alanındaki eğitim programlarını artırarak sürdürmeyi, tüm personelin bilinçlenmesini sağlamayı ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin daha güvenli bir ortamda gerçekleşmesini hedeflemekte.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-1084-personele-acil-durum-egitimi-578933">Büyükşehir&#8217;den 1084 personele acil durum eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor. Çünkü depresyon, benzer belirtiler gösteren farklı hastalıklarla da karıştırılabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre her 20 kişiden 1’i yanlış depresyon tanısı alıyor olabilir. Anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi durumların depresyonla karıştırılabildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ‘Her mutsuzluk depresyon değildir; hem bedeni hem zihni birlikte değerlendirmek tedavi başarısında kritik rol oynar’ diyor.”</p>
<p><strong>SADECE DEPRESYONDA GÖRÜNMEYEN BELİRTİLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapında yetişkinlerin yaklaşık %5’i depresyondan etkileniyor ve kadınlarda bu oran daha yüksek. Depresyonun uzun süreli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişimleri, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Depresyon, çoğu zaman psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak depresyonun tanısını zorlaştıran faktörlerde mevcut. O da başka sağlık sorunlarının da benzer semptomlar göstermesi” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYON, ANEMİDEN MENOPOZA PEK ÇOK PROBLEMLE KARIŞTIRILABİLİR </strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre depresyon tanısı alan her 20 yetişkinden 1’inin teşhisi yanlış olabilir. Bunun da en önemli etkeni başka hastalıkların depresyon belirtileri ile benzer semptomlar göstermesi. Anemi, vitamin eksiklikleri (B12, folat, D vitamini), tiroid bozuklukları, hormonal dengesizlikler, kan şekeri düzensizlikleri ve menopoz gibi durumların tıpkı depresyonda olduğu gibi yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları ve duygu durum değişiklikleriyle kendini gösterebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aneminin dünya çapında özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu ve tedavi edilmediğinde ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurgular. Benzer şekilde, vitamin B12 ve folat eksiklikleri de yorgunluk, konsantrasyon sorunları, unutkanlık ve motivasyon kaybı gibi depresyonla örtüşen belirtiler yaratır. D vitamini eksikliği, kas zayıflığı, enerji düşüklüğü ve duygu durum değişimleriyle yine depresyonu taklit edebilir. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları da hem sürekli ağrı hem de uyku bozuklukları yoluyla depresif bir tablo çizebilir. Tiroid bozuklukları, özellikle hipotiroidi, enerji azalması, kilo artışı, depresif ruh hali ve zihinsel yavaşlama gibi belirtilerle kolayca depresyonla karıştırılabilir. Kan şekeri düzensizlikleri ve diyabet, yorgunluk, kilo değişimi, sinirlilik ve motivasyon kaybıyla benzerlik gösterirken, hormonal dengesizlikler —özellikle doğum sonrası depresyonla karıştırılabilecek postpartum tiroidit gibi durumlar— da ayırıcı tanıyı güçleştirir. Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin azalmasıyla ortaya çıkan uyku problemleri, duygusal dalgalanmalar ve odaklanma zorlukları ise yine depresyon tanısını düşündürebilir. Tüm bu sağlık sorunlarının ortak noktası, depresyonu andıran ama altta farklı biyolojik nedenlere dayanan semptomlar üretmeleri ve bu nedenle doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasının riskler taşımasıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYONDA DOĞRU TANI İÇİN </strong></p>
<p>Günümüzde basit laboratuvar testleri ile anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi depresyonu taklit eden durumların hızla tespit edilebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Depresif belirtiler görüldüğünde kan tahlilleri, vitamin düzeyleri ve tiroid fonksiyon testleri gibi biyolojik kontrollerin yapılması, hem doğru tanı hem de etkili tedavi için kritik önem taşıyor. Unutmayın, her mutsuzluk depresyon değildir; zihni ve bedeni birlikte değerlendirmek, hayatın geri kalanını değiştirecek en değerli adımdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Hayat Kurtaran Sistem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-hayat-kurtaran-sistem-576251</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Sep 2025 07:13:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[haberleşme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaran]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[zmir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576251</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ilk kez bir belediye doğal afet ve krizlerde olaylara anında müdahale etmek amacıyla bir “Sayısal Trunk Telsiz Sistemi” kurdu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2011 yılında 13 noktada kurulan sistem yenilendi, güçlendirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-hayat-kurtaran-sistem-576251">İzmir’de Hayat Kurtaran Sistem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yangın, deprem, sel gibi afet ve kriz durumlarında tüm haberleşme hatları çökse bile iletişimi sağlayabilecek sistem şuan kent genelinde 30 ilçede 28 noktada hizmet veriyor.</p>
<p>Yapılan protokollerle ilçe belediyeleri de birbiriyle iletişim kurabiliyor. Yaz aylarında sıkça yaşanan yangınlarda kullanılan Sayısal Trunk Telsiz Sistemi’yle iletişim sıkıntılarının önüne geçildi. Büyükşehir, geçtiğimiz ay afetlerde hem saha çalışanlarının hem de yurttaşların iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için üç Acil Durum Haberleşme Römorku’nu da kente kazandırmıştı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/09/izmirde-hayat-kurtaran-sistem-0-Mu3fCSC1.jpeg"></p>
<p><strong>“HEDEFİMİZ YÜZDE 100’E TAMAMLAMAK”</strong></p>
<p>“Sayısal Trunk Telsiz Sistemi’nin deprem yangın gibi kriz durumlarında kamu kurumları, acil durum kurumlarının İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerle haberleşmesini sağlayan bir sistem olduğun belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı Bilgi Ağları Şube Müdürü İbrahim Karahan, “Tüm operatörlerin sustuğu durumlarda bile telsiz sistemimiz devamlı çalışıyor. Kentin yüzde 90’lık alanında 28 istasyonumuz bulunuyor. Önümüzdeki yıl hedefimiz yüzde 100’e tamamlamak. Kendi kaynaklarımızla inşa ettiğimiz bir sistem” dedi. Afetlerde iletişimin kesilmemesi adına çalıştıklarını belirten Karahan, “İzmir büyük bir yangın yaşadı. Bu yangında maalesef orman içindeki canlılarımız yok oldu ama kendi itfaiye ekiplerimizde koordinasyon ve iletişim sağlandığı için sıkıntı yaşanmadı. Telsiz haberleşmesinin kesilmemesi can güvenliğimiz için en önemli kriter” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>HABERLEŞME RÖMORKU DA ALINDI</strong></p>
<p>İzmir’i afetlere karşı dayanıklı ve dirençli hale getirme hedefiyle çalışan İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir çalışmayı da geçtiğimiz aylarda hayata geçirdi. Afetlerde hem saha çalışanlarının hem de yurttaşların iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için üç Acil Durum Haberleşme Römorku kente kazandırıldı. Acil Durum Haberleşme Römorku; internetten mobil şarj istasyonlarına, anons ve aydınlatma sistemlerinden kamera ve jeneratörlere kadar pek çok bileşeni bünyesinde barındırıyor. Sistem, 24 saat kesintisiz hizmet sunuyor ve uzaktan kontrol edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-hayat-kurtaran-sistem-576251">İzmir’de Hayat Kurtaran Sistem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu sistem hayat kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-sistem-hayat-kurtariyor-576000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 08:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[haberleşme]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kesintisiz]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[telsiz]]></category>
		<category><![CDATA[yangın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576000</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi doğal afet anında tüm haberleşme hatları çökse bile iletişimi sağlayabilecek “Sayısal Trunk Telsiz Sistemi”ni güçlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-sistem-hayat-kurtariyor-576000">Bu sistem hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi doğal afet anında tüm haberleşme hatları çökse bile iletişimi sağlayabilecek “Sayısal Trunk Telsiz Sistemi”ni güçlendirdi.  Büyükşehir birimleri ile kurumlar arasında hızlı ve sağlıklı iletişimin kurulmasını sağlayan sistem yaz aylarında yaşanan yangınların söndürülmesinde etkili oldu.  </p>
<p>Türkiye’de ilk kez bir belediye doğal afet ve krizlerde olaylara anında müdahale etmek amacıyla bir “Sayısal Trunk Telsiz Sistemi” kurdu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 2011 yılında 13 noktada kurulan sistem yenilendi, güçlendirildi. Yangın, deprem, sel gibi afet ve kriz durumlarında tüm haberleşme hatları çökse bile iletişimi sağlayabilecek sistem şuan kent genelinde 30 ilçede 28 noktada hizmet veriyor. Yapılan protokollerle ilçe belediyeleri de birbiriyle iletişim kurabiliyor. Yaz aylarında sıkça yaşanan yangınlarda kullanılan Sayısal Trunk Telsiz Sistemi’yle iletişim sıkıntılarının önüne geçildi. Büyükşehir, geçtiğimiz ay afetlerde hem saha çalışanlarının hem de yurttaşların iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için üç Acil Durum Haberleşme Römorku’nu da kente kazandırmıştı.</p>
<p><strong>“Hedefimiz yüzde 100’e tamamlamak”</strong><br /> “Sayısal Trunk Telsiz Sistemi’nin deprem yangın gibi kriz durumlarında kamu kurumları, acil durum kurumlarının İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerle haberleşmesini sağlayan bir sistem olduğun belirten İzmir Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı Bilgi Ağları Şube Müdürü İbrahim Karahan, “Tüm operatörlerin sustuğu durumlarda bile telsiz sistemimiz devamlı çalışıyor. Kentin yüzde 90’lık alanında 28 istasyonumuz bulunuyor.  Önümüzdeki yıl hedefimiz yüzde 100’e tamamlamak. Kendi kaynaklarımızla inşa ettiğimiz bir sistem” dedi.</p>
<p><strong>“Telsiz haberleşmesi can güvenliğimiz için en önemli kriter”</strong><br />Afetlerde iletişimin kesilmemesi adına çalıştıklarını belirten Karahan, “İzmir büyük bir yangın yaşadı. Bu yangında maalesef orman içindeki canlılarımız yok oldu ama kendi itfaiye ekiplerimizde koordinasyon ve iletişim sağlandığı için sıkıntı yaşanmadı. Telsiz haberleşmesinin kesilmemesi can güvenliğimiz için en önemli kriter” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Kesintisiz 7/24 haberleşme ihtiyacını karşılıyor</strong><br />Sayısal Trunk Telsiz Sistemi; deprem, yangın, sel gibi afet ve kriz durumlarında kamu güvenliği ve acil yardım kurumları ile İzmir Büyükşehir Belediyesi, ESHOT, İZSU başta olmak üzere belediye birimleri ve ilçe belediyelerinin koordinasyonunu sağlayarak kesintisiz 7/24 haberleşme ihtiyacını karşılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde toplam 5 bin 100 el ve araç telsizi sistemde aktif kullanılıyor. Yapılan protokollerle telsiz sistemini Ayrıca İzmir Emniyet Müdürlüğü ile yapılan protokol kapsamında Büyükşehir’e ait 11 telsiz kulesi ortak kullanılıyor. Banliyö ve metro hatlarında 4 telsiz röle istasyonu ile de kesintisiz haberleşme sağlanıyor. Telsiz röle istasyonlarında enerji altyapısı yedekli olduğu için İzmir il sınırlarında yaşanacak elektrik kesintilerinde dahi jeneratör ve yakıt tankı ile 15 gün kesintisiz çalışamaya devam ediyor. </p>
<p><strong>Haberleşme römorku da alındı</strong><br />İzmir’i afetlere karşı dayanıklı ve dirençli hale getirme hedefiyle çalışan İzmir Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir çalışmayı da geçtiğimiz aylarda hayata geçirdi. Afetlerde hem saha çalışanlarının hem de yurttaşların iletişim ihtiyaçlarını karşılamak için üç Acil Durum Haberleşme Römorku kente kazandırıldı. Acil Durum Haberleşme Römorku; internetten mobil şarj istasyonlarına, anons ve aydınlatma sistemlerinden kamera ve jeneratörlere kadar pek çok bileşeni bünyesinde barındırıyor. Sistem, 24 saat kesintisiz hizmet sunuyor ve uzaktan kontrol edilebiliyor. Türkiye’de bu özelliklere sahip entegre bir sistemi hayata geçiren ilk yerel yönetim olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, afet yönetimi konusunda örnek bir belediyecilik anlayışı sergiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-sistem-hayat-kurtariyor-576000">Bu sistem hayat kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 19:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kazaların]]></category>
		<category><![CDATA[kazalarına]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[önlemlere]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için ciddi risk oluşturan ev kazalarına karşı alınacak önlemler hayati önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344">Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için ciddi risk oluşturan ev kazalarına karşı alınacak önlemler hayati önem taşıyor. En sık karşılaşılan ev kazalarını yanık, düşme, kesik, zehirlenme ve elektrik çarpması olarak sıralayan İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, elektrik prizlerinin koruyucularla kapatılmasını, kesici-delici aletler, temizlik malzemesi ve ilaçların çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Her yıl Eylül ayının ikinci Cumartesi günü “Dünya İlk Yardım Günü” olarak anılıyor. 2003 yılından bu yana 188 ülkede aynı anda kutlanan Dünya İlk Yardım Günü’nde ilk yardımla ilgili farkındalık oluşturulması hedefleniyor.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, ilk yardımda dikkat edilmesi gereken temel noktalar ve ev kazalarına karşı alınabilecek önlemleri değerlendirdi.</p>
<p>Doğru ilk yardım hayat kurtarıyor</p>
<p>İlk yardımın “herhangi bir kaza, yaralanma ya da ani hastalık durumunda, profesyonel sağlık ekipleri olay yerine ulaşana kadar yapılan hayat kurtarıcı uygulamalar” olarak tanımlandığını belirten Duygu Deniz, “Doğru yapılan ilk yardım sayesinde, kişinin yaşam şansı artar, sakatlıkların önüne geçilebilir ve tedavi süreci kolaylaşır. Araştırmalar, acil durumlarda geçen ilk birkaç dakikanın kritik olduğunu ve bu sürede yapılacak doğru müdahalelerin hayat ile ölüm arasındaki farkı belirleyebileceğini göstermektedir. Bu nedenle her bireyin temel ilk yardım bilgisine sahip olması toplumsal bir sorumluluk olarak görülmelidir” dedi.</p>
<p>Her birey, bir hayat kurtarabilir</p>
<p>İlk yardım bilgisinin sadece acil bir durumda yapılacak uygulamalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç ve sorumluluğun da bir göstergesi olduğunu kaydeden Duygu Deniz, “Bu nedenle ilk yardım eğitiminin okullarda zorunlu ders olarak verilmesi, iş yerlerinde periyodik eğitimlerin yapılması ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi büyük önem taşır. ‘Her birey bir hayat kurtarabilir’ düşüncesiyle hareket edildiğinde, kazaların ve ani sağlık sorunlarının yol açtığı kayıplar en aza indirilebilir” dedi.</p>
<p>İlk yardımda dikkat edilmesi gereken noktalar</p>
<p>İlk yardım uygulamalarında temel amacın hayatı korumak, durumun kötüleşmesini engellemek ve iyileşmeyi kolaylaştırmak olduğunu ifade eden Duygu Deniz, bunun için dikkat edilmesi gereken temel noktaları şöyle sıraladı:</p>
<p>Olay yeri güvenliği: Önce ortamın güvenliğinden emin olunmalı, hem ilk yardımcı hem de yaralı için tehlike ortadan kaldırılmalıdır.</p>
<p>112 Acil Çağrı Merkezi’nin aranması: Profesyonel yardım çağırmak, ilk yardımın ilk adımlarından biridir. Konum, olayın niteliği ve yaralı sayısı net olarak bildirilmelidir.</p>
<p>Panikten kaçınmak: İlk yardımcı sakin davranmalı, çevresindekileri de organize ederek süreci yönetmelidir.</p>
<p>Kanama kontrolü ve yaraların korunması: Kanamalar basınç uygulanarak durdurulmalı, açık yaralar steril malzemelerle kapatılmalıdır.</p>
<p>Omurga ve kırık şüphesi: Yaralı gereksiz yere hareket ettirilmemeli, profesyonel yardım gelene kadar sabit pozisyonda tutulmalıdır.</p>
<p>Temel yaşam desteği: Bilinç kontrolü, solunum ve dolaşım değerlendirmesi yapılmalı, gerekiyorsa kalp masajı ve suni solunum uygulanmalıdır.</p>
<p>Evde alınabilecek tedbirlerle kazalar önlenebilir</p>
<p>Evde yaşanan kazalarda ilk yardımın önemli olduğunu belirten Duygu Demir, “Ev kazaları, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan bireyler için ciddi risk oluşturmaktadır. Yanıklar, düşmeler, kesikler, zehirlenmeler ve elektrik çarpmaları en sık görülen ev kazalarıdır” dedi. Duygu Deniz, ev kazalarını önlemede etkili olacak tedbirleri şöyle sıraladı:</p>
<p>• Elektrik prizlerine çocuk koruyucuları takılmalı, kablolar açıkta bırakılmamalıdır.</p>
<p>• Kesici-delici aletler, temizlik maddeleri ve ilaçlar kilitli dolaplarda, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmalıdır.</p>
<p>• Banyo ve mutfakta kaymaz paspaslar kullanılmalı, merdivenlere tutunma barları yerleştirilmelidir.</p>
<p>• Sıcak sıvılar çocuklardan uzak tutulmalı, tencere ve tava sapları içe dönük yerleştirilmelidir.</p>
<p>• Balkonda ve pencerelerde güvenlik önlemleri alınmalı, yüksek mobilyalar çocukların tırmanamayacağı şekilde yerleştirilmelidir.</p>
<p>• İlaçlar orijinal kutularında saklanmalı, asla başka şişelere aktarılmamalıdır.</p>
<p>İlk yardım çantası düzenli kontrol edilmeli</p>
<p>İlk yardımda kullanılacak malzemelerin mutlaka hazır bulundurulması ve düzenli kontrol edilmesi gerektiğini söyleyen Duygu Deniz, “Her evde, iş yerinde ve araçta ulaşılabilir bir ilk yardım çantası bulunmalıdır. Çanta düzenli aralıklarla kontrol edilmeli ve son kullanma tarihi geçmiş ürünler yenilenmelidir” uyarısında bulundu.</p>
<p>Öğretim Görevlisi Duygu Deniz, ilk yardım çantasında bulunması gereken temel malzemeleri şöyle sıraladı:</p>
<p>• Steril gazlı bezler, sargı bezi, pamuk</p>
<p>• Elastik bandaj, turnike malzemesi veya üçgen sargı bezi</p>
<p>• Çeşitli boylarda yara bandı, flaster</p>
<p>• Antiseptik solüsyon ve yanık örtüsü</p>
<p>• Makas, cımbız, çengelli iğne</p>
<p>• Tek kullanımlık eldiven, maske</p>
<p>• Termometre</p>
<p>• Suni solunum maskesi</p>
<p>• Tıbbi atık poşeti</p>
<p>• Soğuk kompres</p>
<p>• Acil durum telefon listesi ve küçük bir el feneri</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ev-kazalarina-karsi-bu-onlemlere-dikkat-575344">Ev kazalarına karşı bu önlemlere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzda Boy Kısalığını Anlamak İçin 4 İpucu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-boy-kisaligini-anlamak-icin-4-ipucu-574485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 09:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[Boy Kısalığı]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[kısalığını]]></category>
		<category><![CDATA[pucu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda boy uzaması ve büyüme-gelişme süreci ebeveynlerin en çok dikkat ettiği noktaların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-boy-kisaligini-anlamak-icin-4-ipucu-574485">Çocuğunuzda Boy Kısalığını Anlamak İçin 4 İpucu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda boy uzaması ve büyüme-gelişme süreci ebeveynlerin en çok dikkat ettiği noktaların başında geliyor. Bazen aileler “Çocuğum yaşıtlarına göre kısa ama birden boy atacak” diye düşünebiliyor ancak durum her zaman umulduğu şekilde ilerlemiyor. Çocukların büyüme ve gelişme oranlarında; beslenme, hormonal nedenler, diyabet ve astım gibi rahatsızlıklar ile çevresel faktörler önemli rol oynuyor. Boyları cinsiyet ve yaş popülasyon ortalamasının altında kalan çocukların boy kısalığı konusunda erken teşhis ve tedavisi büyük önem taşıyor. Boy kısalığının nedenlerine göre kişiye özel uygulanan tedaviler sayesinde çocuklar normal boy potansiyeline ulaşabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü’nden Uz. Dr. Jamala Mammadova, boy kısalığı hakkında bilinmesi gerekenler hakkında bilgi verdi ve ebeveynlere önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Okul çağı çocuklarında yılda 5–6 cm uzama önemlidir</strong></p>
<p>Boy kısalığı, bir çocuğun boyunun yaş ve cinsiyetine uygun standart büyüme eğrilerinin altında olması durumudur. Çocuk endokrinoloji uzmanları, büyüme eğrilerini kullanarak çocuğun boyunu değerlendirir. Bu eğriler, sağlıklı çocuk popülasyonuna göre hazırlanmış standartları temsil eder. Çocuklarda her yaşa göre beklenen yıllık büyüme hızı farklıdır: İlk bir yılda yaklaşık 20–25 cm, ikinci yılda 10–12 cm, okul öncesi dönemde 6–8 cm, okul çağında 5–6 cm, ergenlik döneminde ise 8–12 cm civarındadır. Eğer bir çocuğun boyu, yaşıtlarının %3’lük diliminin altındaysa veya büyüme hızı kendi yaşına göre beklenenden düşükse, bu durum boy kısalığı olarak değerlendirilir</p>
<p> <strong>Boy kısalığını anlamak için şu işaretlere dikkat!</strong></p>
<p>Ebeveynler, çocuklarının boyunu düzenli olarak ölçtürmeli, bir çocuk doktoru veya endokrinoloji uzmanıyla büyüme takibi yapmalıdır. Erken teşhis, altta yatan nedenlerin belirlenmesi ve uygun tedavinin başlatılması için hayati önem taşır.</p>
<ol>
<li><strong>Yaşıtlara göre kısa boy:</strong> Çocuğun boyunun, aynı yaş ve cinsiyetteki çocuklara kıyasla belirgin şekilde kısa olması</li>
<li><strong>Yavaş büyüme hızı:</strong> Çocuğun boy artışının, düzenli ölçümlerde beklenenden az olması</li>
<li><strong>Fiziksel orantısızlık:</strong> Kol, bacak veya gövde arasındaki orantısızlıklar, altta yatan bir sağlık sorununa işaret edebilir</li>
<li><strong>Gelişimsel işaretler:</strong> Ergenlikte gecikme, diş çıkmasında veya motor becerilerde gerilik gibi belirtiler boy kısalığını da işaret edebilir </li>
</ol>
<p><strong>Boy kısalığının nedeninin belirlenmeli</strong></p>
<p>Boy kısalığının birden fazla sebebi olabilir ve her biri farklı bir yaklaşım gerektirir.</p>
<p>Başlıca nedenler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Ailevi kısa boy:</strong> Ebeveynlerin boyu kısa ise çocuk da genetik olarak kısa boylu olabilir. Bu, genellikle sağlıklı bir durumdur.</li>
<li><strong>Hormonal sorunlar:</strong> Büyüme hormonu eksikliği, tiroid bezi yetersizliği veya kortizol fazlalığı büyüme geriliğine yol açabilir.</li>
<li><strong>Kronik sağlık sorunları:</strong> Astım, çölyak hastalığı, diyabet veya böbrek yetmezliği gibi durumlar büyümeyi etkileyebilir.</li>
<li><strong>Beslenme eksiklikleri:</strong> Yetersiz kalori, protein, vitamin (özellikle D vitamini) veya mineral (çinko, demir) alımı büyüme hızını yavaşlatabilir.</li>
<li><strong>Genetik veya iskelet bozuklukları:</strong> Akondroplazi veya Turner sendromu gibi durumlar boy kısalığına neden olabilir.</li>
<li><strong>İdiopatik kısa boy:</strong> Bazen altta yatan bir neden bulunamaz ve çocuk genetik potansiyeline uygun olarak kısa boylu kalır. </li>
</ul>
<p><strong>Boy kısalığı tespit edilen çocuk uzayabilir</strong></p>
<p>Boy kısalığı olan çocuğunun boyunun uzaması durumu boy kısalığının nedenine bağlıdır. Erken teşhis ve uygun tedaviyle birçok çocuk genetik potansiyeline uygun boya ulaşabilir. Tedavi, altta yatan nedene göre şekillenir ve çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından bireyselleştirilir. Tedavi sürecinde düzenli takip şarttır. Çocuğun büyüme hızı, hormon düzeyleri ve genel sağlık durumu izlenerek tedavi planı güncellenir. En yaygın tedavi yöntemleri arasında büyüme hormonu ve tiroid tedavisi, beslenmenin düzenlenmesi ve kronik hastalıkların kontrolü yer alır. Nadir durumlarda, iskelet bozuklukları için ortopedik veya cerrahi tedaviler gerekebilir. </p>
<p><strong>Çocuklarının sağlıklı büyümesi için; </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğun boyu ve kilosu düzenli ölçülmeli, büyüme eğrileri bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.</li>
<li>Dengeli beslenme, yeterli uyku ve düzenli fiziksel aktivite büyüme için vazgeçilmezdir.</li>
<li>Büyüme hormonu, özellikle derin uyku sırasında salgılanır. Çocukların yaşına uygun uyku saatlerine uyulmalıdır.</li>
<li>Erken veya geç ergenlik, büyüme potansiyelini etkileyebilir. Bu durumda bir uzmana başvurulmalıdır.</li>
<li>Kısa boy, çocuğun özgüvenini etkileyebilir. Aileler, çocuklarını cesaretlendirmeli ve gerektiğinde psikolojik destek almalıdır. </li>
</ul>
<p><strong>Boy uzamasında beslenmenin önemi büyük</strong></p>
<p>Beslenme, büyüme ve gelişme için temel bir yapı taşıdır. Yetersiz beslenme, özellikle protein, kalsiyum, D vitamini, çinko ve demir eksiklikleri, büyüme geriliğine yol açabilir. Ancak dengeli ve çeşitli bir diyetle bu risk azaltılabilir. Ancak beslenme, boy kısalığını önlemede tek başına yeterli olmayabilir. Eğer boy kısalığı hormonal, genetik veya kronik bir hastalıktan kaynaklanıyorsa, sadece beslenmeyle sorun çözülemez. Bu nedenle, boy kısalığı şüphesinde bir çocuk endokrinoloji uzmanına başvurulmalıdır. </p>
<p><strong>Çocukların diyetinde dikkat edilmesi gerekenler</strong></p>
<ul>
<li>Protein kaynakları: Tavuk, balık, yumurta, süt ürünleri ve baklagiller büyüme için kritik öneme sahiptir.</li>
<li>Kalsiyum ve D vitamini: Süt, yoğurt, peynir ve yeşil yapraklı sebzeler kemik sağlığını destekler. D vitamini için güneş ışığına maruz kalmak veya takviye almak gerekebilir.</li>
<li>Çinko ve demir: Kırmızı et, tam tahıllar ve kuruyemişler bu mineraller açısından zengindir.</li>
<li>Dengeli kalori: Çocuğun yaşına ve aktivite düzeyine uygun kalori alımı sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzda-boy-kisaligini-anlamak-icin-4-ipucu-574485">Çocuğunuzda Boy Kısalığını Anlamak İçin 4 İpucu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 20:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[durumdur]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[ntihar]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilen]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574328</guid>

					<description><![CDATA[<p>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.   İntihar riskinin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, kişinin intiharı çağrıştıran söylemlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada intiharın tedavi ile önlenebilen bir durum olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon hafife alınmamalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ruhsal hastalıkların tedavisinin ve takibinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Depresyon toplumda en sık görülen, tedavi edilebilir bir ruhsal hastalık olmasına rağmen; tedavi edilmediği takdirde intiharla sonuçlanabilen hastalıkların başında gelir. Dolayısıyla depresyonu hafife almamak, erkenden ruh sağlığı uzmanlarından destek almak çok önemlidir. Yine şizofreni, kişilik bozuklukları ile alkol madde kullanım bozuklukları intihara sıklıkla eşlik eden durumlardır. Önemli olan altta yatan bu ruhsal sorunları hemen fark etmek ve zamanında tedavi etmektir. Yani intihar aslında tedavi ile önlenebilir bir durumdur” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntihar riskini gösteren belirtilere dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar riskinin anlaşılabileceğini ve bu riskin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Altta yatan depresyon ve şizofreni gibi bir ruhsal hastalık tablosunun olması, kişide kişilik bozukluğunun varlığı, alkol ve madde kullanım bozukluğu olması, ailede intihar öyküsü varlığı ve kişinin daha önce intihar girişiminde bulunmuş olması önemli risk faktörleri arasında sayılabilir. Kişinin intihar düşüncesinden söz ediyor olması bir diğer önemli risktir. Kişinin çevresel faktörlerden ve sosyal destekten yoksun olması da intihar riskini arttıran başlıca durumlardır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon belirtilerini iyi tanımak önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihara en sık eşlik eden tablonun depresyon olması nedeni ile depresyonun belirtilerini tanımanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Moral bozukluğu, üzüntü, sıkıntı hali, isteksizlik, yaşamdan tat alamama; halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, iştahsızlık veya aşırı iştah açılması eşlik ediyorsa; enerjide azalma, dikkat dağınıklığı, hareketlerde konuşmada yavaşlama, ağlama eşlik ediyorsa, yine düşünce içeriğinde umutsuzluk, karamsarlık veya intihar düşüncesi eşlik ediyorsa biz bu durumda depresyondan söz edebiliriz. Bu belirtilerin en az ikisi olmak kaydı ile 15 günden fazla tam gün sürüyorsa mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurmak ve destek almak gerekir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Belirtilerin şiddeti artmadan uzmana başvurulmalı…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu belirtilerin hepsinin bir arada olması gerekmediğini kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bu belirtilerin hepsi bir arada olduğunda zaten tablo ağırlaşmış ve hastalığın şiddeti ile beraber intihar riski de artmış demektir. O yüzden belirtilerin şiddeti ve süresi uzamadan yardım almak yani erken tedavi başvurusu çok önemlidir. Sonuç olarak depresyon, tedavi edilebilir bir hastalık; intihar da önlenebilir bir durumdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon tedavisinde yeni tedavi yöntemler kullanılıyor…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde depresyon tedavisindeki yöntemlerin değiştiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bugün artık depresyon tedavisinde uygulanan psikofarmakolojk tedavilerin yan etkileri oldukça az olup günlük hayatı ve çalışmayı aksatmayacak niteliktedir. Yine depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların, doktor kontrolünde kullanılmak kaydıyla bağımlılık yapıcı özelliği yoktur. Bugün depresyon tedavisinde en kabul gören yöntem, psikoterapi ile birlikte psikofarmakolojik tedavinin bir arada yürütülmesidir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın erken fark edilmesi önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.    </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharı çağrıştıran söylemler ciddiye alınmalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar eğilimi olan kişilere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken güvene dayalı iletişim kurmak esastır. Yine ortamın intihara erişimi kolaylaştıran araç ve gereçlerden arındırılmış olması gerekir. İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken mümkün olduğu kadar empatik bir yaklaşımla, kişiyi eleştirmeden, yargılamadan anlamaya yönelik etkin bir dinleme ile yorum yapmadan, umut aşılamak gerekir. Görüşme esnasında intihar düşüncesinin tespiti halinde, kişiyi ruh sağlığı uzmanından destek almaya yönlendirmek, ikna etmek çok önemlidir. Acil durumlarda aile yakınları durumdan haberdar edilip; mümkünse kişi yalnız bırakılmayıp; gerektiğinde 112 haberdar edilerek; sağlık kuruluşuna kadar eşlik edilmelidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sosyal destek, koruyucu bir faktördür…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın önlenmesinde sosyal desteğin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak zaten kültürümüzde var olan dayanışmayı güçlendirmek, yalnızlık ve çaresizlik duygusunu azaltır. Sosyal bağların güçlenmesine yardımcı olur. Sosyal destek her zaman intihar için koruyucu bir faktördür. Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve damgalama ile mücadelenin güçlendirilmesi, intiharı önleme çalışmalarında çok önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Umut her zaman, hepimiz için vardır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü için bu yılın temasının “Umutla Bağlanmak” vurgusunu taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hepimiz, küçük de olsa bir adımla, bir kişinin hayatında kelebek etkisi ile fark yaratabiliriz. Gelin ruhsal sıkıntılarınızı paylaşmaktan, destek almaktan çekinmeyin. Umut her zaman hepimiz için her zaman var, unutmayalım” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebeveynlerin en büyük endişesi siber taciz ve zorbalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-en-buyuk-endisesi-siber-taciz-ve-zorbalik-570593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[çevrim]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[zor]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital dünya birçok yönden fiziksel dünyaya benziyor. Bu durum çevrim dışı ortamda sıklıkla gördüğümüz kötü davranışların dijital ortamda da ortaya çıkmasına ve hatta daha da kötüleşmesine neden oluyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-en-buyuk-endisesi-siber-taciz-ve-zorbalik-570593">Ebeveynlerin en büyük endişesi siber taciz ve zorbalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dijital dünya birçok yönden fiziksel dünyaya benziyor. Bu durum çevrim dışı ortamda sıklıkla gördüğümüz kötü davranışların dijital ortamda da ortaya çıkmasına ve hatta daha da kötüleşmesine neden oluyor. </strong></p>
<p><strong>17 ülkeyi kapsayan 2023 Microsoft araştırmasına göre</strong><strong>,</strong><strong> &#8220;siber zorbalık ve taciz&#8221; dünya çapında ebeveynlerin en büyük endişesi ve ankete katılanların ortalama yüzde 39&#8217;unu meşgul ediyor. Bu durumun devam etmesine izin verilirse çocukların ruh sağlığı ve hatta fiziksel sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Bu nedenle, yeni dönemin kabul edilemez çevrimiçi davranışlarda yeni bir dalgalanmaya yol açmamasını sağlamak herkesin görevi. Siber güvenlik şirketi ESET siber zorbalık ile nasıl başa çıkabileceğini irdeledi; bu konu ile ilgili önerilerini paylaştı. </strong></p>
<p>Microsoft tarafından yapılan araştırma, ebeveynlerin çocukların cinsel istismarı, dezenformasyon ve fiziksel şiddet tehditlerinden biraz daha fazla siber zorbalık konusunda endişeli olduğunu gösteriyor. Bu, Pew Research Center&#8217;ın ABD&#8217;deki gençlerin yaklaşık yarısının çevrimiçi tacize maruz kaldığını ve yaşça daha büyük kızların bu tacize daha fazla maruz kaldığını iddia eden araştırmasıyla da örtüşüyor. Bu taciz, isim takma ve yalan haber yaymaktan müstehcen görüntülerin  paylaşılmasına ve fiziksel tehditlere kadar birçok şekilde ortaya çıkabilir. Bu tür faaliyetler, zorbaların akranları üzerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı, yeni grupların oluştuğu ve akademik baskının yeni endişeler yarattığı Eylül ayında, yeni okul yılının başında daha da kötüleşebilir. Hem ebeveynler hem de okullar, dönem başında başka konulara odaklanabilir, bu da potansiyel olarak ciddi sorunların gözden kaçmasına neden olabilir. Bu bağlamda, işler kontrolden çıkmadan önce siber zorbalığın uyarı işaretlerini fark edebilmeniz çok önemlidir.</p>
<p><strong>Çocuğumun siber zorbalığa maruz kaldığını nasıl anlarım?</strong></p>
<p>Çocuğunuzun yaşadıklarını size anlatmasını sağlamak, siber zorbalıkla mücadele etmenin ilk ve genellikle en zor kısmıdır. Size anlatmaktan utanabilir veya durumun daha da kötüye gideceğinden korkabilirler. Bu nedenle, bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteren ani davranış değişikliklerine dikkat edin. Bunlar arasında olağan dışı ruh hâli değişiklikleri, düşük özgüven, hobilerine ilgisizlik, ekran başında geçirdiği sürenin önemli ölçüde artması veya azalması, okuldan veya sosyal etkinliklerden kaçınma ve notlarının düşmesi sayılabilir. Yorgun görünebilir ve yeme alışkanlıklarında değişiklikler olabilir. Bu konuyu konuşmaya çalıştığınızda savunmaya geçebilirler.</p>
<p><strong>Siber zorbalık ile başa çıkmak için en iyi uygulamalar</strong></p>
<p>Söylemesi kolay, yapması zor olabilir ancak bu tür durumlarda iletişim kanallarını açık tutmaya çalışmak, şüphesiz yapabileceğiniz en olumlu şeydir. Anksiyete ve endişe, hayatımızın sessiz köşelerinde beslenir. Çocuklarınızın, yargılanma veya misilleme korkusu olmadan, karşılaştıkları her türlü sorunu size anlatabileceklerini bilmeleri önemlidir. Aynı nedenle, ciddi bir durum olduğuna inanmadığınız sürece, onların kişisel hayatlarına fazla karışmamak genellikle daha iyidir. &#8220;Her şey yolunda mı?&#8221; gibi açık uçlu sorular sormak, &#8220;Zorbalığa uğruyor musun?&#8221; gibi sorular sormaktan daha iyi olabilir. Ayrıca başkalarının duyamayacağı bir zaman ve yer seçmeye çalışın. Utanç, gençler arasında güçlü bir duygudur ve dürüst konuşmaların önündeki en büyük engeldir.</p>
<p><strong>Çocuklarınızla iletişim kanallarınız açık olsun</strong></p>
<p>Siber zorbalığın riskini azaltmak için yapabileceğiniz daha proaktif şeyler de vardır. Çocuklarınızla çevrimiçi gizlilik ve güvenlik hakkında konuşun. Hangi uygulamaları kullandıklarını anlamak için zaman ayırın ve ayarların yaşlarına uygun ve gizlilik açısından gelişmiş olduğundan emin olun. Sosyal medya sitelerinde ve oyun platformlarında vakit geçirmenin risklerini ve cinsel şantaj ve deepfake çıplak fotoğraflar gibi tehditleri bildiklerinden emin olun. Çevrimiçi etkileşimde bulundukları herkese, özellikle de yüz yüze tanışmadıkları kişilere karşı sağlıklı bir şüphecilik geliştirmeleri gerekir. Yabancılardan gelen istenmeyen arkadaşlık istekleri hemen reddedilmelidir. Bunun bir parçası olarak, çocuklarınızın çevrimiçi ve çevrim dışı arkadaşlarının kim olduğunu tam olarak anlamak yardımcı olabilir.Çocuklarınızın akıllı telefon ayarlarını belirli içeriğe erişimi ve ekran süresini sınırlayacak şekilde ayarlamak veya ebeveyn izleme yazılımı yüklemek olabilir. Bunu yapmak istiyorsanız önce çocuğunuza neden bunu yaptığınızı açıklayın. Onların desteğini alamazsanız kararlı bir gencin elinde planlarınız suya düşebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzun çevrimiçi zorbalığa maruz kaldığını fark ederseniz panik yapmayın</strong>.</p>
<p>Böyle bir durumu fark ettiğinizde sakin  bir şekilde konuşun, tam olarak ne olduğunu ve çocuğunuzun nasıl hissettiğini öğrenin. Aşırı tepki vermeyin. Yapmanız gereken, çocuğunuza zorbalığı engellemeyi gösterin, ardından ekran görüntüsü alın ve tüm kanıtları saklayın. Olayı ilgili çevrimiçi platformlara bildirin. Gerekirse okulunuzla bir görüşme ayarlayın. Zorbalık ne yazık ki birçok çocuğun hayatının bir parçasıdır. Mobil cihazlara erişim sayesinde zorbalar, eskiden hiç olmadığı kadar evinize girebiliyor. Ebeveynlerin de elinde bazı güçlü araçlar var; empati, sabır, teknoloji bilgisi ve sevgi.  Dikkatli olun. Çocuklarınızın yaşadıklarına dikkat edin. Onlara alan ve destek verin. Teknolojiyi doğru şekilde kullanmayı ve yapılandırmayı öğretin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-en-buyuk-endisesi-siber-taciz-ve-zorbalik-570593">Ebeveynlerin en büyük endişesi siber taciz ve zorbalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil sonrası sendromuyla başa çıkmak için öneriler…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-sendromuyla-basa-cikmak-icin-oneriler-568131</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 13:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanan]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568131</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tatilin bitişiyle birlikte ortaya çıkan isteksizlik, keyifsizlik, stres, kaygı, huzursuzluk ve motivasyon kaybı gibi duyguların bir araya geldiği psikolojik durum, “tatil sonrası sendromu” olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-sendromuyla-basa-cikmak-icin-oneriler-568131">Tatil sonrası sendromuyla başa çıkmak için öneriler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tatilin bitişiyle birlikte ortaya çıkan isteksizlik, keyifsizlik, stres, kaygı, huzursuzluk ve motivasyon kaybı gibi duyguların bir araya geldiği psikolojik durum, “tatil sonrası sendromu” olarak tanımlanıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, tatil sonrası yaşanan psikolojik dalgalanmaları “yeniden uyumlanma dönemi” olarak görmenin başa çıkma sürecini kolaylaştıracağını söyledi.</p>
<p>Tatil dönüşünde işe ya da akademik yaşama ani bir geçiş yapmak yerine 1–2 günlük bir boşluk bırakmanın zihinsel ve bedensel adaptasyonu kolaylaştırabileceğini söyleyen Ömerbaşoğlu, tatil süresince edinilen huzur verici alışkanlıkların küçük versiyonlarını günlük yaşama taşımanın bireyin ruh halini dengede tutmasına katkı sağlayacağını belirtti. Hafif düzeydeki uyum zorluklarının genellikle birkaç gün içinde azalırken, orta şiddette dalgalanmaların bir-iki hafta sürebileceğini kaydeden Ömerbaşoğlu, ancak belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi durumunda uzmana başvurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, tatil dönüşü psikolojisine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Tatil sonrası sendromuna dikkat</p>
<p>Tatil sonrası dönemde çeşitli psikolojik belirtiler gözlemlenebildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “’Tatil sonrası sendromu’ olarak da adlandırılan ‘tatil sonrası psikolojisi’, tatilin bitişiyle birlikte ortaya çıkan isteksizlik, keyifsizlik, stres, kaygı, huzursuzluk ve motivasyon kaybı gibi duyguların bir araya geldiği psikolojik durumdur.” dedi.</p>
<p>Tatil dönüşünde çeşitli semptomlar ortaya çıkabilir</p>
<p>Tatil dönüşü gözlemlenen bu belirtilerin duygusal, bilişsel, davranışsal ve fiziksel düzeylerde kendini gösterebileceğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Duygusal olarak bireylerde keyifsizlik, huzursuzluk, boşluk hissi ve hüzün gibi duygudurum değişiklikleri görülebilirken; bilişsel düzeyde konsantrasyon güçlüğü, kararsızlık ve dikkat dağınıklığı gibi zihinsel süreçlerde bozulmalar yaşanabilir. Davranışsal olarak ise bireylerin iş veya okula gitme isteğinde azalma, günlük görevleri erteleme ve sosyal etkileşimlerden kaçınma gibi tepkiler ortaya çıkabilir. Fiziksel düzeyde ise halsizlik, sürekli yorgunluk, uyku problemleri ve mide-bağırsak sistemiyle ilgili rahatsızlıklar sıkça bildirilen şikâyetler arasındadır. Bu semptomlar, genellikle tatilin sona ermesiyle birlikte yeniden adapte olma sürecine bağlı olarak geçici bir nitelik taşır; ancak bireyin tolere edebileceği düzeyi aşarsa bireyin günlük işlevselliğini olumsuz yönde etkileyebilir” diye konuştu.</p>
<p>Stres düzeyi yüksek meslektekiler daha yoğun etkileniyor</p>
<p>Tatil sonrası psikolojik etkilerin her bireyde gözlemlenebilmekle birlikte, bazı gruplarda bu etkilerin daha yoğun, belirgin ve uzun süreli olduğunun görüldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Özellikle stres düzeyi yüksek meslek gruplarında (örneğin öğretmenler, sağlık çalışanları, beyaz yakalılar, çağrı merkezi personelleri ve yöneticilerde) tatilde yaşanan geçici rahatlık, iş yaşamına dönüşle birlikte daha keskin bir stres algısına yol açabilmektedir. Benzer şekilde, sınav yılı gibi akademik baskının yüksek olduğu dönemlerde bulunan öğrenciler (özellikle de ergenlik dönemindekiler), okul temposuna uyum sağlamakta zorlanarak artan kaygı düzeyiyle başa çıkmakta güçlük yaşayabilirler” dedi.</p>
<p>Mevcut koşullarla yüzleşmek zorlayıcı olabilir</p>
<p>Kaygıya yatkın (nevrotik yapıdaki) bireylerin ise belirsizlik ve sorumluluklara karşı daha hassas olduklarından, tatilin bitişiyle birlikte “yüklerin yeniden başlaması” hissiyle yoğun duygusal tepkiler verebileceğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Tatili bir ‘kaçış’ biçiminde değerlendiren bireylerde de benzer bir kırılganlık gözlemlenebilir. Özellikle iş, ev ya da şehir yaşamından memnun olmayan bireyler için tatil dönüşünde mevcut yaşam koşullarıyla yüzleşmek zorlayıcı olabilir” dedi.</p>
<p>Küçük çocuklar da etkilenebiliyor</p>
<p>Küçük yaştaki çocukların da rutin değişimlerine duyarlı olduklarından tatil sonrası huzursuzluk, uyku problemleri ve oyun isteğinde azalma gibi belirtiler gösterebileceği uyarısında bulunan Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Bunun yanı sıra yoğun aile sorumluluğu taşıyan bireylerde (örneğin çocuk bakımı, yaşlı bakımı veya ev işleriyle yükümlü olanlar) tatil sonrası ‘mental yük’ün yeniden devreye girmesi psikolojik zorlanmaları artırabilir. Bu bağlamda, tatil sonrası psikolojik etkilerin şiddeti; bireyin mesleki stresi, duygusal kırılganlığı, tatil süresinin niteliği ve dönüş sürecine psikolojik hazırlık durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Psikolojik dayanıklılığı yüksek olan bireylerde ise bu etkilerin daha hafif düzeyde seyretmesi daha olasıdır” dedi.</p>
<p>“Yeniden uyumlanma dönemi” olarak görülmeli</p>
<p>Tatil sonrası yaşanan psikolojik dalgalanmalarla başa çıkabilmek için bireyin bu süreci bir &#8220;yeniden uyumlanma dönemi&#8221; olarak görmesinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>-Öncelikle, tatil dönüşünde işe ya da akademik yaşama ani bir geçiş yapmak yerine, 1–2 günlük bir boşluk bırakmak zihinsel ve bedensel adaptasyonu kolaylaştırabilir. Bu geçiş sürecinde ev işleri, uyku düzeni ve hafif fiziksel aktivitelerle toparlanmaya odaklanmak faydalıdır.</p>
<p>-Tatil süresince edinilen huzur verici alışkanlıkların küçük versiyonlarını günlük yaşama taşımak (örneğin sabah kahvesi, kısa yürüyüşler, kitap okuma vb.) bireyin ruh halini dengede tutmasına katkı sağlar.</p>
<p>-Tatilin sadece geçici bir kaçış değil, zihinsel tazelenme süreci olduğunu hatırlamak önemlidir.</p>
<p>-Dönüş sonrası büyük beklentilerle kendini zorlamak yerine örneğin sadece e-postaları gözden geçirmek ya da yalnızca öncelikli işlere odaklanmak gibi küçük, ulaşılabilir hedefler koymak bireyin öz yeterlik algısını güçlendirir. Ayrıca yeni bir hafta sonu kaçamağı ya da kültürel etkinlik planlamak dopamin düzeylerini artırarak moral yükselmesine katkı sağlar.</p>
<p>-Bu dönemde düzenli uyku ve dengeli beslenme zihinsel berraklık ve duygusal denge açısından kritik öneme sahiptir.</p>
<p>-Tatili mükemmel ve geri dönülmesi imkânsız bir süreç gibi görmektense, &#8220;yaşanmış güzel bir deneyimi şimdi hayatıma nasıl entegre edebilirim?&#8221; düşüncesiyle yaklaşmak geçişi yumuşatır. Aynı şekilde, yaşanan isteksizlik ya da motivasyon düşüklüğü karşısında kendini suçlamak yerine bu duygulara izin vermek, farkındalığı ve duygusal dayanıklılığı artırır.</p>
<p>-Eğer her tatil sonrası benzer bir çöküş yaşanıyorsa, bu durum bireyin genel yaşam yapısında yeniden değerlendirme yapması gerektiğine işaret edebilir; böyle durumlarda bir uzmandan destek almak yerinde olacaktır. Nefes egzersizleri, mindfulness uygulamaları, günlük tutmak ve düzenli egzersiz gibi tamamlayıcı stratejiler de bu süreci destekleyici araçlar arasında yer alır. Sonuç olarak tatil sonrası yaşanan psikolojik dalgalanmalar geçicidir ve bireyin küçük ama bilinçli adımlarla bu süreci yönetmesi çoğu zaman yeterli olmaktadır.</p>
<p>1-2 haftaya kadar uzayabilir</p>
<p>Tatil sonrası psikolojisinin genellikle kısa süreli ve geçici bir ruhsal dalgalanma olarak değerlendirildiğini ancak bu sürecin süresinin, bireysel özelliklere ve çevresel koşullara bağlı olarak değişiklik gösterebildiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Suna Ömerbaşoğlu, “Çoğu birey için bu adaptasyon süreci 1 ila 3 gün içerisinde hafifleyerek sona ererken, bazı durumlarda etkiler 1-2 haftaya kadar uzayabilir. Tatilden dönüşte yaşanan stres seviyesi, bireyin psikolojik dayanıklılığı, tatilin süresi ve niteliği, sosyal destek düzeyi ve mevcut yaşam stresörleri bu sürecin uzunluğunu belirleyen başlıca faktörler arasındadır. Örneğin, iş veya okul yükü fazlaysa, kişi kişisel yaşamında başka stres kaynaklarıyla da mücadele ediyorsa veya tatil çok keyifli ve dinlendirici geçmişse, dönüşte yaşanan psikolojik dalgalanmanın daha uzun ve yoğun olması olasıdır. Buna karşın, psikolojik esnekliği yüksek ve sosyal desteği güçlü bireyler bu süreci daha kısa sürede ve daha hafif etkilerle atlatabilir” dedi.</p>
<p>Hafif düzeydeki uyum zorluklarının genellikle birkaç gün içinde azalırken, orta şiddette dalgalanmaların bir-iki hafta sürebileceğini kaydeden Ömerbaşoğlu, ancak belirtilerin iki haftadan uzun sürmesi durumunda uzmana başvurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-sonrasi-sendromuyla-basa-cikmak-icin-oneriler-568131">Tatil sonrası sendromuyla başa çıkmak için öneriler…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırameşeler&#8217;e Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kuruldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirameselere-afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-kuruldu-567254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2025 11:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle]]></category>
		<category><![CDATA[osmangazi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Soğanlı Mahallesi’nin ardından Sırameşeler Mahallesi’ne de Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kurdu. Güneş enerjisiyle çalışan konteynerde, olası bir afette ihtiyaç duyulan tüm malzemeler yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirameselere-afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-kuruldu-567254">Sırameşeler&#8217;e Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Soğanlı Mahallesi’nin ardından Sırameşeler Mahallesi’ne de Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kurdu. Güneş enerjisiyle çalışan konteynerde, olası bir afette ihtiyaç duyulan tüm malzemeler yer alıyor.</p>
<p>Osmangazi Belediyesi, deprem ve afetlere hazırlık kapsamında örnek projelerinden biri olan Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’nun ikincisini Sırameşeler Mahallesi’nde hizmete açtı. Samanlı Dinlenme ve Çocuk Parkı’na kurulan istasyon, olası bir deprem veya afette vatandaşların ilk saatlerde ihtiyaç duyabileceği hayati ekipmanları barındırıyor.</p>
<p>Sırameşeler Spor Tesisi’nin yanında yer alan istasyonu; Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Sırameşeler Mahalle Muhtarı Hatice Gündüz ve Osmangazi Belediyesi Afet İşleri Müdürü Olcay Önol birlikte inceledi.</p>
<p><b>“HER MAHALLEYE KURMAYI HEDEFLİYORUZ”</b></p>
<p>Başkan Erkan Aydın, afetlere karşı hazırlık çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, “Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’nun ikincisini Sırameşeler Mahallesi’ne kurduk. Sırayla tüm mahallelerimize bu konteynerleri yerleştirmeyi hedefliyoruz. Bulunduğumuz alan aynı zamanda ilçemizdeki 439 acil toplanma noktasından bir tanesi. Afet anında ihtiyaç duyulabilecek güneş enerji sistemi, kamera, lavabo ve tuvalet gibi donanımlara sahip konteynerleri Osmangazi’nin her mahallesine kazandıracağız” dedi.</p>
<p>Bursa’nın deprem gerçeğine dikkat çeken Başkan Aydın, “17 Ağustos’u geçtiğimiz günlerde andık. O büyük felakette hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Deprem gerçeğini unutmadan hazırlıklarımızı sürdürmek zorundayız. Umuyoruz ki bir afeti yaşamadan bu çalışmaları tamamlar, olası bir afete hazır şekilde karşılarız” diye konuştu.</p>
<p>Sırameşeler Mahalle Muhtarı Hatice Gündüz ise istasyonun mahalleye kazandırılmasından dolayı Başkan Aydın’a teşekkür ederek, “İstasyonun içindeki malzemeleri, acil bir durumda, mahalle afet gönüllülerimiz aracılığıyla vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız” dedi.</p>
<p><b>“EN GELİŞMİŞ KAPASİTEYE SAHİP”</b></p>
<p>Osmangazi Belediyesi Afet İşleri Müdürü Olcay Önol da konteynerin teknik özellikleri hakkında bilgi verdi: “Burası aynı zamanda afet toplanma alanı. Projemizde 15 ve 30 metrekarelik iki farklı versiyon var. Alan sıkıntısı olan bölgelerde 15 metrekarelik, uygun bölgelerde ise 30 metrekarelik konteynerler kullanıyoruz. Sırameşeler’e 15 metrekarelik versiyon yerleştirdik. İçinde hilti, jeneratör, çadır, battaniye, engelli bireyler için özel ihtiyaç malzemeleri ve tekerlekli sandalye gibi çok sayıda ekipman mevcut” diye konuştu.</p>
<p>Önol, istasyonun hem afet müdahalesine hem de afetzedelere insani yardım sağlamaya yönelik donanıma sahip olduğunu belirterek, “Güneş enerjisiyle kendi elektriğini üreten, duş ve tuvalet imkânı sunan bu konteyner, kapasite olarak en gelişmiş örneklerden biri” dedi.</p>
<p>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, mahalledeki Afet ve Acil Durum Toplanma Alanı’nda da incelemelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirameselere-afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-kuruldu-567254">Sırameşeler&#8217;e Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kuruldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın yorgunlarıyız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk" konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk&#8221; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanıcıları nüfusun yüzde 70’ine yaklaştı</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanımının artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik bu yalnızca gençlere özgü bir alışkanlık değil. Her yaş grubundan milyonlarca insan, günün ciddi bir bölümünü dijital ekranlara bakarak geçiriyor. Sosyal medya kullanıcılarının oranı nüfusun yaklaşık yüzde 70’ine yaklaşmış durumda. Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi 3 saate yakın, internet kullanım süresi ise 7 saatten fazla ve her iki rakam da dünya ortalamasının üzerinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıyoruz</strong></p>
<p>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik yalnızca içerik tüketmekle kalmıyor, sürekli bir şeyler üretme, paylaşma ve sosyal bağlantılar kurma çabası içerisindeyiz. En yakın ilişkilerde dahi sosyal medyanın etkisi günden güne artıyor. Aile üyelerimizi sosyal medyadan gözetliyor, dostla muhabbeti düşmana nispeti sosyal medyadan yapıyoruz. İş için sosyal medya, aşk için sosyal medya, görülmek için sosyal medya, gizlenmek için sosyal medya, eğlenmek ve de öğrenmek için de yine sosyal medyadayız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor</strong></p>
<p>Dijital dünyanın görünmeyen yüklerinden birinin “dijital yorgunluk” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor, sosyal medya ve mobil mesajlaşma uygulamaları yakamızı bırakmıyor ve her kaydırmada güncellenen içeriklerle fark etmeden yavaş yavaş tükeniyoruz. Yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil bu; duygusal olarak da yıpranıyor, çevremizde olan biteni algılayamamaya başlıyoruz.</p>
<p>Psikoloji terminolojisinde bu durum için ‘Dijital tükenmişlik’ ifadesi kullanılıyor.  Dijital tükenmişliğin başlıca belirtileri, kayıtsızlık, ilgisizlik ya da zihinsel tükenmişlik olarak belirtiliyor. Dijital çağda aşırı bilgiye maruz kalıyoruz. Bilgi toplumu, bilgi çağı gibi ifadeler genellikle bu gerçeği yüceltmek için kullanılsa da zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli olarak karşılaşması sanıldığı gibi olumlu etkilere neden olmuyor.”</p>
<p><strong>Yoğun bilgi yükü hasta ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stres, uykumuzu bozarak, konsantrasyonumuzu sabote ederek ve bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hasta edebiliyor. Sonuçta Bilgi Yorgunluğu Sendromundan mustarip toplumlara dönüşüyoruz. Bu durumun nasıl ortaya çıktığını ortaya koymak için ‘Bilişsel Yük Kuramı’nı hatırlamak gerekiyor. Bilişsel yük kuramı çok fazla bilgiyle karşılaştığımızda zorlanmaya başladığımızı ve problem yaşadığımızı, çünkü çalışma belleğimizin bu bilgiyi işlemek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor. Bilgi fazlalığı, yorgunluk ve bireyin bulunduğu durumdan kaçma isteğine yol açıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ekran başında saatler geçirmek tükenmişliğe itiyor</strong></p>
<p>Durduk yere mesaj gelmiş gibi hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Sürekli telefondan ses geliyormuş gibi kulak kabartıyoruz. Dijital teknolojilerle kesintisiz şekilde ve aşırı uyarılmak, ekran başında saatler geçirmek bizi tükenmişliğe itiyor. Bu sorun yalnızca bireyi değil, ailesini, sosyal çevresini de ilgilendiren, insani ilişkileri sekteye uğratan bir boyuta taşındı. Her sabah gözümüzü açar açmaz yüzümüzü yıkamadan, sevdiklerimize günaydın demeden parmaklarımız otomatik pilota bağlı gibi telefona uzanıyor. Bildirim var mı, mesaj gelmiş mi, ‘beğeni’ almış mıyım? Bir bakıp çıkacağız sanıyoruz, olmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aile ve çiftler arasında sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Sosyotelizmin (phubbing), sosyal ortamlarda yanındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli olarak akıllı telefona bakmak, sosyal medyada gezinmek uğruna yanı başımızdaki kişileri ihmal etmek anlamında kullanıldığını ve aile, arkadaşlık ilişkilerinde, çiftler arasında sorunlara neden olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gözlerimizi ekrana her çevirdiğimizde sosyal ilişkilerimizden, çevremizden hatta kendimizden biraz daha soyutlanıyoruz. Aile içi sohbetlerin yerini sessizlik alıyor; çünkü aynı odada olsak, hatta aynı masa etrafında toplanmış olsak da herkes kendi dijital evreninde geziniyor. Dijital yorgunluk bu soyutlanmayı artırıyor, soyutlandıkça ise daha çok yoruluyor, tükeniyoruz. İşin bir de fiziksel yanı var. Dijital teknolojilerin bizi sürüklediği hareketsizlik, hatalı beden duruşları ve uykusuzluk sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz</strong></p>
<p>Bu durumun sadece bireysel bir irade eksikliği olmadığını, sistemin kendisinin buna göre tasarlandığını vurgulayan Prof. Dr. Atalay, algoritmaların rolünü şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Sosyal medya mecralarının çok fazla zamanımızı alması elbette yalnızca biz kullanıcıların tercih ve alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Hepsinin tabanında kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun şekilde platformda tutmaya programlanmış algoritmalar var. Bu algoritmalar bizim tüm dijital davranışlarımızı gözlemliyor, işliyor ve bizi her gün biraz daha iyi tanıyor. Böylece önümüze ne çıkarırsa gözümüzü ayıramayacağımızı kestirebilmeye başlıyor. Sonunda sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İşin ironik yanı, bu konuda yapılan araştırmalar sosyal medya yorgunluğunun zaman içerisinde kullanıcıların sosyal medya aktivitelerinden bunalmasına ve kullanımdan geri çekilmelerine de neden olmaya başladığını gösteriyor. Yani sosyal medya platformlarının hep toplumun iyilik durumu hem de kendi süreklilikleri için algoritma politikalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”</p>
<p><strong>Dijital minimalizm akımı yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Kullanıcıların bu konudaki hassasiyetleri arttıkça dijital minimalizm akımının da yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital minimalizme başlama adımlarını da şöyle sıraladı:</p>
<p>“-Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardaki kullanmadığımız uygulamaları silmek,</p>
<p>-Telefonu elimize aldığımızda Ne yapmak için kullanacağım? sorusunu sormak ve gereksiz dolaşmaları azaltmak,</p>
<p>– Sosyal medya ve eğlence amaçlı uygulamaların bildirimlerini kapatmak,</p>
<p>– Ekran süresi belirlemek,</p>
<p>-Haftada bir gün ya da günde belirli saatleri sosyal medyadan uzak geçirilecek zamanlar olarak belirlemek,</p>
<p>– Dijital ekranların yerine kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler koymak,</p>
<p>Tüm bunlar ilk başta kolay gelmeyebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 13:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[cihazların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan </b><b>Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor. </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, </b><b>sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini söyledi. Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir” uyarısında bulundu. Önleyici tedbirlerin hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynadığını kaydeden Kaya, teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılmasının sendromun önlenmesinde etkili olduğunu söyledi.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya teknolojik cihazların kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromuna ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><b>Kas-iskelet sistemi sorunları ve omurga eğriliklerine yol açabilir</b></p>
<p>Günümüzde dijital cihazların yoğun kullanımıyla birlikte ortaya çıkan Text Neck Sendromunun, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına neden olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Kaya, “Bu sendrom, özellikle telefon, tablet veya bilgisayar ekranına uzun süre boyunca başın öne eğilerek bakılmasıyla gelişir. Normalde omurgamız, başın ağırlığını taşımaya uygun şekilde hizalanmıştır. Ancak başın öne eğik pozisyonda tutulması durumunda, boyun omurları ve çevresindeki kaslar üzerine normalden çok yüksek bir yük biner. Bu durum, uzun vadede kas-iskelet sistemi sorunlarına, omurga eğriliklerine ve kronik ağrılara yol açabilir” dedi.</p>
<p><b>Teknoloji bağımlılığında risk yükseliyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun temel nedenleri arasında kötü duruş alışkanlıkları, uzun süre sabit bir pozisyonda kalma ve cihazların ergonomik olmayan şekilde kullanılmasının yer aldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu sendromun belirtileri yalnızca boyun ve omuz ağrısı ile sınırlı kalmaz; sırt sertliği, baş ağrıları, hareket kısıtlılığı, hatta ileri vakalarda ellerde uyuşma ve karıncalanma gibi nörolojik etkiler de görülebilir. Özellikle iş ortamında sürekli bilgisayar başında çalışan bireylerde ve teknolojik cihaz bağımlılığı olan kişilerde risk daha yüksektir” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Gençler ve çocuklar arasında yaygın hale geliyor</b></p>
<p>Her yaş grubunda görülebilmesine rağmen sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini kaydeden Kaya, bunun başlıca nedenlerinin bu yaş gruplarının dijital cihazları yoğun ve bilinçsiz şekilde kullanması olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir. Eğitim sürecinde ekran başında geçen sürelerin artması, dijital oyunlar ve sosyal medya kullanımındaki yoğunluk, bu yaş grubunu sendroma daha yatkın hale getirmektedir. Araştırmalar, 8-18 yaş arasındaki bireylerin günde ortalama 7 saatten fazla dijital ekran karşısında vakit geçirdiğini ve bunun Text Neck Sendromu gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir” dedi.</p>
<p><b>Toplum sağlığını tehdit ediyor</b></p>
<p>Yetişkinlerde ise ofis ortamında uzun süre bilgisayar kullanımı, cihazların ergonomik olmayan şekilde yerleştirilmesi ve mola verilmeden çalışılmasının sendromun yaygın nedenleri arasında yer aldığını belirten Kaya, “Ayrıca, pandemi döneminde evden çalışma sistemine geçişle birlikte bu sendromun görülme oranında artış olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan bir çalışmaya göre, boyun ağrısı şikayetleri ile doktora başvuran bireylerin yüzde 58’i dijital cihaz kullanımıyla ilişkili problemlerden muzdarip olduğunu bildirmiştir. Bu durum, Text Neck Sendromunun toplum sağlığı açısından ciddi bir sorun haline geldiğini ortaya koymaktadır” dedi.</p>
<p><b>Postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili oluyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun genellikle konservatif yöntemlerle yani ameliyata başvurmadan tedavi edilebilen bir durum olduğunu ifade eden Kaya, “Bu durum erken dönemde fark edilirse, postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci kişinin durumuna, semptomların şiddetine ve semptomların ne kadar süredir devam ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Tedavi sürecinde fizyoterapi ve rehabilitasyon önemli bir yer tutar. Boyun, omuz ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler özellikle duruş bozukluklarını düzeltir. Ayrıca mobil cihaz kullanımı sırasında ergonomik önlemlerin alınması ve düzenli aralıklarla mola verilmesi de tedaviyi destekleyen önemli adımlardır” dedi.</p>
<p><b>Ellerde karıncalanma ve kronik ağrılarda cerrahi müdahale gerekebilir</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda cerrahi müdahalenin nadiren gerekli olduğunu belirten Kaya, “Genellikle konservatif tedavi yöntemleriyle semptomlar kontrol altına alınabilir. Ancak hastalık ilerlemişse ve omurga üzerinde ciddi hasar ya da sinir sıkışması oluşmuşsa, cerrahi müdahale bir seçenek olabilir. Bu tür durumlarda genellikle, sinir üzerindeki baskıyı azaltmak veya omurgadaki deformasyonu düzeltmek amacıyla cerrahi tedavi uygulanır. Özellikle, ellerde karıncalanma, güç kaybı veya omurga deformasyonlarına bağlı kronik ağrı gibi ileri semptomlar gelişmişse, cerrahi müdahale tedavi seçeneklerinden biri olarak düşünülmektedir. Ancak bu tür vakalar oldukça nadir görülür ve çoğu hasta yaşam tarzı değişiklikleri ve fizyoterapi ve rehabilitasyon ile sağlığına kavuşur” dedi</p>
<p><b>Tedavide başarının anahtarı: Erken müdahale ve önleme</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda tedavi sürecinin erken müdahaleyle çok daha etkili hale geldiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu nedenle boyun ve sırt ağrıları yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurması önemlidir. Bununla birlikte, önleyici tedbirler, hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynar. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılması durumun önlenmesinde etkili yöntemlerdir. Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, bilinçli bir yaşam tarzı ve ergonomik alışkanlıklarla önlenebilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kredi kartı borcu yapılandırmasında son durum: Ne zaman başlayacak?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kredi-karti-borcu-yapilandirmasinda-son-durum-ne-zaman-baslayacak-554992</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 07:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[başlayacak]]></category>
		<category><![CDATA[borcu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kartı]]></category>
		<category><![CDATA[kredi]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[yapılandırmasında]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554992</guid>

					<description><![CDATA[<p>BDDK’nın kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve ek hesap borçlarını kapsayan yapılandırma düzenlemesi yürürlükte. Başvurular 10 Ekim 2025'e kadar sürecek. Faiz oranları ve limitlerle ilgili detaylar netleşirken, bankalar uygulamaya kademeli olarak başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kredi-karti-borcu-yapilandirmasinda-son-durum-ne-zaman-baslayacak-554992">Kredi kartı borcu yapılandırmasında son durum: Ne zaman başlayacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Borç yükü altındaki vatandaşlar için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), geçtiğimiz hafta önemli bir adım attı. <strong>Kredi kartı, ihtiyaç kredisi ve ek hesap (KMH) borçlarını </strong>kapsayan <strong>yeni yapılandırma</strong> düzenlemesi açıklandı. Bireysel borçların 48 aya kadar yeniden yapılandırılması planlanırken, önceki düzenlemelere göre kapsam da genişletildi. Yapılandırma için son başvuru tarihi ise 10 Ekim 2025 olarak belirlendi.</p>
</div>
<div>
<p>Bu günlerde herkes yapılandırmanın başlayıp başlamadığını merak ediyor. Sabah&#8217;ın haberine göre dün bankacılarla yapılan görüşmelerde bu konuya netlik kazandırılmaya çalışıldı. Önceki gün BDDK ile Bankalar Birliği arasında yapılan toplantıda, bankacılar gri alanları aydınlatmaya çalıştı. Tartışılan konulardan biri, borcunun sadece asgarisini ödeyen kart sahibinin limitinin düşürülüp düşürülmeyeceği oldu.</p>
</div>
<div>
<p>BDDK&#8217;nın tavsiye kararında, <strong>kredi kartı yapılandırmasında borcun yarısı ödenmeden ilgili banka tarafından kart limitinin artırılmaması</strong>, ihtiyaç kredisi yapılandırmalarında ise <strong>mevcut borç bakiyesini aşacak yeni kredi verilmemesi</strong> gerektiği belirtildi. Ancak burada bankalar kendi inisiyatiflerini kullanacak. Kimi bankalar, sorunlu müşterilere limit artışı yapmama kararı alırken, bazıları geçmişte ödemelerini düzenli yapmış ancak son dönemde asgarisini ödeyemeyen müşterilere esneklik tanımayı düşünüyor.</p>
</div>
<div>
<p>Kart sahiplerinin en çok merak ettiği konulardan biri de faiz oranları. Kredi kartı borçları için yapılandırma faizi yüzde 3.11 olacak. 60 ay vadeli yapılandırmalarda bu oran yüzde 3.5 ile 3.75 arasında değişiyordu. Bireysel kredilerde ise faiz oranını bankalar belirleyecek. Şu anda birçok bankada bu oranlar <strong>yüzde 3.79 ile 3.89 </strong>arasında değişiyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Peki yapılandırma fiilen başladı mı?</b></p>
</div>
<div>
<p>Bazı bankalar karar çıkar çıkmaz uygulamaya geçti. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, 14-16 Temmuz tarihlerinde 682 adet, 157 milyon TL’lik kredi yapılandırıldığını açıkladı. Kredi kartı tarafında ise sadece son üç günde 8.606 dosyada yaklaşık 2 milyar TL’lik borç yeniden yapılandırıldı. </p>
</div>
<div>
<p>Ziraat Bankası Genel Müdürü Alparslan Çakar da bölge müdürleriyle toplantılar yaparak sorunlu müşterilere tek tek ulaştıklarını ve detayları anlattıklarını ifade etti.</p>
</div>
<div>
<p>Ancak bazı bankalar hâlâ altyapı hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyor. Birçok banka, kredi kartı ve bireysel kredi yapılandırmalarına gelecek hafta pazartesi (21 Temmuz) itibarıyla başlamayı planlıyor. Yapılandırma süreci haftaya başlasa bile, düzenleme <strong>10 Temmuz</strong> itibarıyla geçerli kabul edilecek.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kredi-karti-borcu-yapilandirmasinda-son-durum-ne-zaman-baslayacak-554992">Kredi kartı borcu yapılandırmasında son durum: Ne zaman başlayacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 13:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çarpması]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerektiren]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554544</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde seyrettiği günlerde sıcak çarpması riskine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasının vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan ve acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544">Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normalleri üzerinde seyrettiği günlerde sıcak çarpması riskine dikkat çeken Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasının vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan ve acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğunu söyledi. Sıcak çarpmasında vücudun kendini serinletemez hale geldiğini ve organların zarar görebileceği uyarısında bulunan Güven, sıcak çarpmasında ilk müdahalenin önemini vurguladı. İlk müdahalede kişinin hemen gölgeye ya da serin bir yere taşınması, üzerindeki fazla giysilerin çıkarılması, vücudun soğuk suyla silinerek soğutulmaya çalışılması, bilinci açııksa su içirilmesi ve mutlaka tıbbi yardım alınması gerekiyor. </p>
<p>Atlas Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpması, nedenleri ve alınabilecek önlemlere ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Sıcak çarpmasında organlar zarar görebilir<br />Sıcak çarpmasını “vücudun aşırı ısınması sonucu oluşan, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum” olarak tanımlayan Güven, “Sıcak çarpmasında vücut kendini serinletemez hale gelir ve organlar zarar görmeye başlar. Sıcak çarpmasının belirtileri 40 derece ve üzeri yüksek ateş, kafada karışıklık, sersemlik-konuşma bozukluğu ya da bayılma, terleyememe veya aşırı terleme, kuru, sıcak ve kırmızı cilt, baş ağrısı, mide bulantısı, hızlı kalp atışı, nefes darlığı, kas krampları veya nöbet geçirme şeklinde sıralanabilir” dedi.<br />Yaşlılar, bebekler ve kronik hastalığı olanlar daha fazla etkleniyor<br />Yüksek sıcaklıkların herkesi etkileyebileceğini ancak bazı grupların daha fazla risk altında olduğunu kaydeden Güven, “Özellikle 65 yaş üzerindeki yaşlılar, bebekler ve küçük çocuklar, kalp, böbrek ve şeker gibi kronik hastalığı olanlar, açık havada çalışanlar ya da spor yapanlar, özellikle tansiyon ya da ruh sağlığı ilaçları olmak üzere ilaç kullananlar, evinde serinleme imkânı olmayanlar (klima, vantilatör yoksa) risk altındadır” dedi.<br />Doç. Dr. Ramazan Güven, sıcak çarpmasından en fazla kalp ve tansiyon hastaları, diyabet hastaları, ağır ilaç kullananlar, hamileler ve yaşlıların etkilendiğini belirterek “Özellikle ileri yaş grubundaki kişiler, sıcağa karşı daha hassastır. Az terlerler, su içmeyi ihmal edebilirler ya da vücutları ısıyı dışarı atmakta zorlanır” dedi.<br />İlk müdahalenin doğru yapılması önemli<br />Sıcak çarpmasında ilk müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Doç. Dr. Ramazan Güven, ilk müdahalede yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:<br />-Kişiyi hemen gölgeye ya da serin bir yere taşıyın.<br />-Üzerindeki fazla giysileri çıkarın.<br />-Vücudunu soğutmaya başlayın: Soğuk suyla silin, vantilatör tutun, buzla koltuk altı-boyun gibi bölgelere kompres yapın.<br />-Bilinci açıksa su içirin ama zorla içirmeyin.<br />-112’yi arayın. Çünkü sıcak çarpması ciddi bir durumdur, mutlaka tıbbi yardım gerekir.<br />Soğutma işlemleri uygulanır, damardan sıvı verilir<br />Sıcak çarpması vakalarında hastanede uygulanan tedavi yöntemlerinden bahseden Doç. Dr. Ramazan Güven, “Hızla soğutma işlemi başlatılır. Buz banyosu ve serin hava üfleme gibi yöntemler kullanılır. Su ve mineral kaybı damardan sıvı verilerek giderilir. Sıcak çarpmasının böbrek, karaciğer, beyin gibi organlara zarar verip vermediği kontrol edilir. Gerekirse hasta yoğun bakıma alınabilir. Tedavide en önemli nokta, vakit kaybetmeden müdahale etmektir” dedi.<br />Bu uyarılara dikkat!<br />Aşırı sıcak havalarda alınması gereken önlemlere dikkat çeken Doç. Dr. Ramazan Güven, tavsiyelerini şöyle sıraladı:<br />-Gün içinde özellikle 11.00–17.00 saatleri arasında dışarı çıkmayın.<br />-Bol, açık renkli ve pamuklu giysiler giyin.<br />-Bol su için, susamayı beklemeyin.<br />-Gölge ya da serin yerlerde kalın, klimayı doğru kullanın.<br />-Spor yapacaksanız sabah erken saatleri tercih edin.<br />-Yaşlı ve yalnız yaşayan yakınlarınızı sık sık kontrol edin.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicak-carpmasi-acil-mudahale-gerektiren-ciddi-bir-durum-554544">Sıcak çarpması, acil müdahale gerektiren ciddi bir durum…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İZSU&#8217;nun doğal afet ve acil durum timi hayat kurtaracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izsunun-dogal-afet-ve-acil-durum-timi-hayat-kurtaracak-553787</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 08:39:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[izsunun]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaracak]]></category>
		<category><![CDATA[timi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553787</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü olası afetlere karşı hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla “Afet ve Acil Durum Yönetim Birimi”ni hayata geçirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izsunun-dogal-afet-ve-acil-durum-timi-hayat-kurtaracak-553787">İZSU&#8217;nun doğal afet ve acil durum timi hayat kurtaracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü olası afetlere karşı hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla “Afet ve Acil Durum Yönetim Birimi”ni hayata geçirdi. Yeni kurulan birimde görev alacak 85 İZSU personeli bir yıl boyunca zorlu bir eğitim sürecinden geçerek olası bir acil durumda profesyonel olarak sahada aktif rol alacak.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü, afet yönetim süreçlerini güçlendirmek amacıyla “Afet ve Acil Durum Yönetim Birimi” oluşturdu. Bu adım, özellikle olası deprem, sel gibi doğal afetlerde su ve kanalizasyon hizmetlerinin aksamadan yürütülmesine yönelik stratejik bir hamle olarak öne çıktı. 85 İZSU personeli bir yıl boyunca farklı afet senaryoları kapsamında zorlu eğitim alarak olası bir afet durumunda profesyonelce acil durum ekiplerine destek sağlayacak. </p>
<p><strong>Afetlere hazırlık kapsamında İZSU’da yeni dönem</strong></p>
<p>Afetlerde hizmet sürekliliğini sağlayacak profesyonel bir ekip kurduklarının altını önemle çizen  İZSU Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı Gülbin Akkiraz, “İZSU, afet yönetimi kapsamında da çalışmalarına yön verdi. 85 kişilik bir arama kurtarma ekibi oluşturduk. Ekip, yangın müdahalesinden arama kurtarmaya kadar birçok alanda yoğun eğitime tabi tutulacak. İlk olarak AFAD’a hafif seviyede arama kurtarma ekibi olarak akredite olmak üzere başvurumuzu yaptık. Bu kapsamda AFAD’a bağlı İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünden ilk eğitimimiz olan “Enkazda Arama ve Kurtarma Temel Eğitimini” aldık. Akreditasyona yönelik eğitimlerimiz ilerleyen aylarda devam edecek. Ayrıca 18 kişilik bir gruba İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığımızdan yangınlara müdahale kapsamında bir eğitim de aldırdık” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun program</strong></p>
<p>Gülbin Akkiraz eğitimlerin sadece kısa vadeli bir süreç olmadığını belirterek, “Eğitimlerimiz yıl boyunca yoğun bir şekilde devam edecek. Türkiye bir deprem ülkesi. İzmir&#8217;de de maalesef can kayıplı bir deprem yaşadık. Her sene orman yangınlarıyla savaşıyoruz. İZSU olarak risk çalışmaları yaparak altyapımızı daha da güçlendirmek, afet ve acil durumlarda oluşabilecek karmaşanın önüne geçmek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Profesyonel müdahale hedefleniyor</strong></p>
<p>Yeni birimin sadece müdahale değil, kurumsal dayanıklılığı da artıracağını belirten Akkiraz, “Tüm afetlere karşı dirençli bir kurum kimliği ortaya koymak istedik. Teorinin yanında pratiğimizi de geliştirerek sahada yeni kurulan birimimizle daha profesyonel olmayı hedefliyoruz Eğitimler sırasında ekiplerimizin görevlerini belirleyeceğiz. Kim hangi alanda uzmanlaşacak hangi yeteneğe sahipse, o şekilde görev dağılımı oluşturulacak. Eğitim ve tatbikatlarla 85 kişilik uzman kadromuz, her türlü senaryoya karşı hazır hale gelecek” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Kritik görevler üstlenecekler</strong></p>
<p>İZSU Afet ve Acil Durum Yönetim Birimi afet ve acil durumlarda su altyapısındaki hasarları hızlıca tespit etmek, geçici çözümler üretmek, halka güvenli bilgi akışı sağlamak üzere 85 kişilik ekip ile farklı afet senaryolarına karşı daha hazır hale gelecek. Tüm bu çalışmalar AFAD, İBB AKOM ve İBB İtfaiye Dairesi Başkanlıklarıyla koordineli şekilde gerçekleşecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izsunun-dogal-afet-ve-acil-durum-timi-hayat-kurtaracak-553787">İZSU&#8217;nun doğal afet ve acil durum timi hayat kurtaracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canikli Kâşiflerden Afet ve Acil Durum Projeleri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/canikli-kasiflerden-afet-ve-acil-durum-projeleri-551294</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Jul 2025 08:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[canikli]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kşiflerden]]></category>
		<category><![CDATA[projeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551294</guid>

					<description><![CDATA[<p>Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü öğrencileri, afet ve acil durumlar için hazırladıkları müdahale ve uyarı projelerini görücüye çıkardı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-kasiflerden-afet-ve-acil-durum-projeleri-551294">Canikli Kâşiflerden Afet ve Acil Durum Projeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü öğrencileri, afet ve acil durumlar için hazırladıkları müdahale ve uyarı projelerini görücüye çıkardı.</b></p>
<p>Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü öğrencileri, afet ve acil durumlar için hazırladıkları müdahale ve uyarı projeleriyle alkışları topladı. Öğrenciler, yangın, deprem, sel ve su baskını gibi afet ve acil durumlarda gerekli müdahalelerin ve uyarıların en kısa sürede gerçekleştirilmesini hedefleyen özgün projelerini Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü&#8217;nde düzenlenen Elektronik Programlama ve Nesnelerin İnterneti Proje Şenliği&#8217;nde vatandaşlarla buluşturdu. Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü&#8217;nde öğrencileri bilim ve teknoloji alanında uygulamalı eğitim programlarıyla bir araya getirmeye devam ettiklerini ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, &#8220;Milli Teknoloji Hamlesi&#8217;ni bilgileri ve yetenekleriyle ileriye taşıyacak nesilleri yetiştirmeye devam ediyoruz&#8221; dedi.</p>
<p><b>Özgün Projeler </b></p>
<p>Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü&#8217;nde öğrencileri eğitim programları ile birlikte bilim söyleşileriyle de bir araya getirdiklerini belirten Başkan İbrahim Sandıkçı, &#8220;Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsümüzde öğrencilerimizi yapay zekâ, siber güvenlik, yazılım ve kodlama alanlarında uygulamalı eğitim programlarıyla bir araya getirmeyi sürdürüyoruz. Öğrencilerimizi alanında uzman eğitmenlerimiz eşliğinde deney ve gözlem çalışmalarıyla ve bilim söyleşileriyle buluşturuyoruz. Canik&#8217;imizde bilim ve teknoloji alanında gerçekleştirdiğimiz çalışmalarımızın ana gayesi; teknolojiyi tüketen değil, teknolojiyi üreten ve Milli Teknoloji Hamlesi&#8217;ni geleceğe taşıyan nesilleri yetiştirmektir. Bilgi ve yetenekleriyle taçlandırdıkları özgün projeleri tasarlayan ve üreten öğrencilerimizi canıgönülden tebrik ediyorum&#8221; şeklinde ifade etti.</p>
<p>Canik Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü&#8217;nde gerçekleşen şenlikte, öğrenciler tarafından hazırlanan 37 proje sergilendi. Şenlik, öğrencilere başarı belgesi verilmesi ve hatıra fotoğrafı çekiminin ardından son buldu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/canikli-kasiflerden-afet-ve-acil-durum-projeleri-551294">Canikli Kâşiflerden Afet ve Acil Durum Projeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu hayat kurtaracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-hayat-kurtaracak-548872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jun 2025 13:20:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[kurtaracak]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmangazi Belediyesi, Soğanlı Mahallesi’ne içinde olası bir afette hayat kurtaracak araç gereçlerin bulunduğu Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-hayat-kurtaracak-548872">Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu hayat kurtaracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Osmangazi Belediyesi, Soğanlı Mahallesi’ne içinde olası bir afette hayat kurtaracak araç gereçlerin bulunduğu Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu kurdu. Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, nüfus yoğunluğuna göre ilçedeki tüm mahallelere 30 ile 15 metrekare genişliğe sahip olan Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’ndan bir tanesini koyacaklarını söyledi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Bursa’nın deprem bölgesinde olduğu bilinciyle hareket eden Osmangazi Belediyesi, olası bir depreme hazırlık çalışmaları kapsamında Soğanlı Mahallesi’ne Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu yerleştirdi. 30 metrekare alana sahip Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’nun içerisinde, olası bir depremde vatandaşların hayatını kurtaracak kesici ve kırıcı aletler, battaniyeler, ilk yardım çantaları, demir ve ahşap kesme makineleri, çadırlar, ceset torbaları, yakıt bidonları, tekerlekli sandalyeler, çocuk bezleri, temizlik malzemeleri, battaniyeler, seyyar duş ve tuvaletler, gıda malzemeleri ve sağlık ekipmanları yer alıyor. Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’nun 30 ve 15 metrekare olmak üzere iki çeşidi bulunuyor. Nüfus yoğunluğu yüksek olan büyük mahallelere 30 metrekare genişliğindeki, daha az nüfusa sahip olan mahallere ise 15 metrekare genişliğindeki istasyonlar yerleştirilecek. Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonlar’nın Osmangazi’nin tüm mahallelerine koyulması planlanıyor. </span></span></span></p>
<p><span><span><b><span>“Afet anında ilk birkaç saat çok önemli”</span></b></span></span></p>
<p><span><span><span>Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu’nda incelemede bulundu. Bursa’nın deprem bölgesinde bulunduğunu hatırlatan Başkan Aydın, “Her an bir deprem yaşayabiliriz. Osmangazi Belediyesi olarak bu olasılığa karşılık tedbirlerimizi alıyoruz. Olası bir afet durumunda can ve mal kaybını en aza indirmek çabasındayız. Soğanlı Millet Bahçesi’nin içerisine Türkiye’de türünün tek örneği olan 12,5 metre uzunluğunda 2,5 metre genişliğe sahip 30 metrekarelik Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu yerleştirdik. Depremde ve diğer afetlerde ilk müdahale hayati bir öneme sahip. Afet anında ilk birkaç saat çok önemli. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin hemen ardından bölgeye gittik. Ancak ilk 72 saatte ne ekipman bulabildik ne de kurtarma ekiplerine rastladık. Bu durumdan yola çıkarak Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu projemizi hayata geçirdik ve ilk istasyonu Soğanlı mahallesine yerleştirdik. İstasyonun anahtarı belediyemizde ve muhtarlıkta olacak. Güneş enerji sistemine sahip bu istasyon Türkiye’ye örnek olacak. Kalabalık mahallelerimize 30 metrekarelik, daha az nüfuslu mahallelerimize ise 15 metrekarelik istasyonlar yerleştireceğiz. İstasyonların içerisinde afet anında ihtiyaç duyulacak her şey bulunuyor. İstasyon içerisindeki malzemeler düzenli olarak yenilenecek. Ayrıca istasyon içerisindeki cihazlarında düzenli olarak bakımı yapılacak” dedi. </span></span></span></p>
<p><span><span><b><span>“Afet Koordinasyon Merkezi kuracağız”</span></b></span></span></p>
<p><span><span><span>10 bin metrekarelik bir alan üzerine kurmayı planladıkları Afet Koordinasyon Merkezi projesi hakkında da bilgiler veren Başkan Aydın, “Projemizi kardeş şehrimiz olan Almanya’nın Hessen Eyaleti’ne sunduk. Geçtiğimiz hafta da Almanya Ticaret Odası ile bir görüşme yaptık. Almanya’dan alacağımız bir hibe desteği ile projenin maliyetini düşürmek istiyoruz. Afet Koordinasyon Merkezi’nin içerisinde deprem simülasyon merkezi, enkaz eğitim alanı, afet lojistik merkezi, yangın eğitim simülatörü alanı, ilk yardım merkezi, enkaz koridoru eğitim alanı, kuru gıda stoku alanı gibi bölümler yer alacak. Bu merkezde konteyner ve çadır üretimi yapmak istiyoruz. Kendi ilçemizdeki ihtiyacı karşıladıktan sonra konteynerleri ihtiyaç sahibi bölgelere de ulaştırma hedefimiz var” diye konuştu. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Soğanlı Mahallesi Muhtarı Zeynep Yıldırım da şu ifadeleri kullandı: “Bursa’nın evladı Erkan Aydın Başkanımıza mahalle sakinlerim ve şahsım adına çok teşekkür ediyorum. İlk konteynerin mahallemize yerleştirilmiş olmasından dolayı mutluyuz. İnşallah herhangi bir deprem veya afet yaşamayız. Bu istasyonu kullanmaya hiçbir zaman ihtiyacımız kalmaz” </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/afet-ve-acil-durum-mudahale-istasyonu-hayat-kurtaracak-548872">Afet ve Acil Durum Müdahale İstasyonu hayat kurtaracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapı Durum Tespiti Çalışmaları Kapsamında Ekipler Sahaya İndi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapi-durum-tespiti-calismalari-kapsaminda-ekipler-sahaya-indi-410479</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[ekipler]]></category>
		<category><![CDATA[indi]]></category>
		<category><![CDATA[kapsamında]]></category>
		<category><![CDATA[sahaya]]></category>
		<category><![CDATA[tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=410479</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milas merkezde, konutlar da dahil olmak üzere 12 binayı kapsayan Ücretsiz Yapı Durum Tespiti çalışmaları, Milas Belediyesi ve İnşaat Mühendisleri Odası Muğla Şubesi arasında imzalanan protokol kapsamında başladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapi-durum-tespiti-calismalari-kapsaminda-ekipler-sahaya-indi-410479">Yapı Durum Tespiti Çalışmaları Kapsamında Ekipler Sahaya İndi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milas merkezde, konutlar da dahil olmak üzere 12 binayı kapsayan Ücretsiz Yapı Durum Tespiti çalışmaları, Milas Belediyesi ve İnşaat Mühendisleri Odası Muğla Şubesi arasında imzalanan protokol kapsamında başladı.</p>
<p>Milas’ın mevcut yapılarının deprem riski açısından değerlendirme çalışmalarına başlayan teknik ekibi ziyaret ederek incelemelerde bulunan Milas Belediye Başkan Yardımcısı Harun Reşit Çavuşoğlu ve İmar ve Şehircilik Müdürü Tolga Ay, çalışmaların ilk günü hakkında bilgi alarak, ekibe çalışmalarında başarılar diledi.</p>
<p>HAYITLI’DAN START VERİLDİ…</p>
<p>İsmetpaşa, Emek, Gazipaşa-Firuzpaşa, Hisarbaşı-Hocabedrettin, Hacıilyas, Şevketiye, Cumhuriyet, Burgaz, Gümüşlük, Hacıapti, Güneş, Ahmetçavuş-Hayıtlı ve Aydınlıkevler mahallelerini kapsayacak ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek yapı durum tespiti çalışmaları Hayıtlı Mahallesi’nden başlarken saha çalışmasının altı aydan kısa sürede tamamlanması planlanıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapi-durum-tespiti-calismalari-kapsaminda-ekipler-sahaya-indi-410479">Yapı Durum Tespiti Çalışmaları Kapsamında Ekipler Sahaya İndi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Bir Normal Doğum İçin Dikkat Edilmesi Gereken 4 Önemli Durum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-normal-dogum-icin-dikkat-edilmesi-gereken-4-onemli-durum-404374</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 07:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404374</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğumun bir mucize olduğu ve bu deneyimin anne adayları için eşi benzeri olmayan duygusal ve fiziksel bir yolculuk olduğu herkes tarafından kabul ediliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-normal-dogum-icin-dikkat-edilmesi-gereken-4-onemli-durum-404374">Sağlıklı Bir Normal Doğum İçin Dikkat Edilmesi Gereken 4 Önemli Durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğumun bir mucize olduğu ve bu deneyimin anne adayları için eşi benzeri olmayan duygusal ve fiziksel bir yolculuk olduğu herkes tarafından kabul ediliyor. Doğum yapma deneyiminin kadının hem psikolojik hem de fiziksel sağlığı üzerinde uzun vadeli etkileri oluyor. Bireyselleştirilmiş duygusal desteğin kadınları güçlendirdiği ve olumlu bir doğum tecrübesi olasılığını artırdığı belirtiliyor. Olumlu doğum deneyiminde ailenin, ortamın ve sağlık çalışanlarının yaklaşımı büyük önem taşıyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nilüfer Yüksel, normal doğum sürecinde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. </p>
<p> </p>
<p>Doğum süreci tüm kadınlar için mucizevi bir durumdur ancak normal doğum anne adaylarında çok daha fazla duygu durumlarının gelişmesine neden olabilir. Normal doğum esnasında kadın sanki bu dünyada değil de başka bir gezegendeymiş gibi hisseder ve dünyadan koparak içe dönüş yaşar. Günlük yaşamda yapmaya cesaret edemediği çığlık atmak, garip sesler çıkarmak ve değişik pozisyonlara girmek gibi hareketleri doğum esnasında yapabilir. Bunun nedeni beynin daha çok düşünen kısmı neokorteks faaliyetlerinde azalma olmasıdır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı bir normal doğum süreci için bunlara dikkat edin;</strong></p>
<p>Uzmanlar doğum sürecinde beyinde düşünme, görme, işitme, konuşma gibi üst düzey zihinsel işlevleri yöneten neokorteksi uyarmaktan mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğinin altını çizmektedir. </p>
<p>Başlıca neokorteksi uyaran 4 faktör aşağıdaki gibidir;</p>
<p> </p>
<p><strong>1-  Sessiz ve sakin bir ortam seçilmeli:</strong> Doğum odasında kadın bir içe dönüş yaşarken konuşarak kadının içe dönüşüne engel olmamak gerekir. Doğum odasındaki yardımcı kişi olabildiğince sessiz olmalı ve net cevaplar istenen sorular sormamalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>2-Loş ışık tercih edilmeli:</strong>  Uyku ihtiyacı olduğunda, beyin faaliyetleri azalarak uykuya geçiş sağlanır. Bu nedenle etrafta ışık gibi kişiyi uyaran bir şey olmaması önemlidir. Doğum esnasında da çok aydınlık bir oda doğum yapan kadını yoracaktır. Gece ise az ışık açılarak, gündüzde ise perdeler kapatılarak ortam doğum yapan kadına uygun hala gelmelidir.</p>
<p> </p>
<p><strong>3-İzlenme hissini engellenmeli:</strong> Doğum esnasında en rahatsız edici durumlardan biri ziyaretçiler olabilmektedir. Doğum odasına ziyaretçi kabul edilmemesi kadının rahatlığı için önemlidir. Aynı duruma sağlık çalışanlarının da dikkat etmesi gerekir. Normal doğumu tek ebenin takip etmesi anne adayının doğum sürecinin daha rahat gerçekleşmesini sağlayacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>4-Adrenalin salınımına dikkat edilmeli:</strong> Adrenalin neokorteksi uyaran, vücudun stres anında ürettiği bir hormondur. Eğer doğum yapan kadın doğum odasında kendini ve bebeğini güvende hissetmezse adrenalin salınımı başlar. Doğum sürecinde güven duyduğu ebe ve doktoru ile normal doğuma başlamışsa süreç daha rahat ilerleyecektir. Fakat kadının kafasında; doğum yapabilecekken doktorunun kendisini sezaryene alması veya tam tersi doktorunun kendisini normal doğuma zorlayarak kendinin veya bebeğinin zarar görebileceği gibi endişeler varsa bu durum adrenalin salınımı uyarır. Böyle bir şey söz konusu olduğunda da doğum yavaşlayabilir veya durabilir.  Doğumda güven duyulan bir ekiple doğum sürecinin başlatılması oldukça önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-bir-normal-dogum-icin-dikkat-edilmesi-gereken-4-onemli-durum-404374">Sağlıklı Bir Normal Doğum İçin Dikkat Edilmesi Gereken 4 Önemli Durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Döviz piyasasında son durum</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doviz-piyasasinda-son-durum-397396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 15:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[VİDEO-GALERİ]]></category>
		<category><![CDATA[döviz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[piyasasında]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dolar ve Euro kaç TL? Bankalararası piyasada döviz kurlarında son durum ne? Merak edilen soruların cevabı haberimizde…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doviz-piyasasinda-son-durum-397396">Döviz piyasasında son durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Son dönemde Dolar ve Euro&#8217;da yaşanan değişimler nedeniyle milyonlarca kişi dolar fiyatlarını yakından takip ediyor. Haftanın ilk günü olan 14 Ağustos Pazartesi günü, dolar 27 TL’nin üzerinde hareketini sürdürürken, Euro ise 29.30 seviyesinde işlem görüyor.</p>
<p>Pasifik Okyanusu&#8217;nun iki yakasında yer alan dünyanın en büyük ekonomileri ABD ve Çin&#8217;in ekonomik gidişatına ilişkin belirsizlikler fiyatlamaları zorlamaya devam ediyor.</p>
<p>ABD&#8217;de açıklanan veriler dolayısıyla enflasyonla mücadelede ABD Merkez Bankası&#8217;nın (Fed) bir faiz artışına daha gidebileceği ihtimali bulunurken, Çin&#8217;deki deflasyonist süreçle birlikte gayrimenkul sektöründe büyük oyuncuların temerrüde düşme olasılığı risk algısının artmasına neden oluyor.</p>
<p>Analistler, söz konusu endişelerin dolar endeksini 103&#8217;le 7 Temmuz&#8217;dan bu yana en yüksek seviyeye çıkardığını hatırlatarak, emtia fiyatlarında da dolar endeksindeki harekete paralel oynaklığın arttığını ifade etti.</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doviz-piyasasinda-son-durum-397396">Döviz piyasasında son durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> Çocuklu Aileler için acil durum bavul listesi </title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklu-aileler-icin-acil-durum-bavul-listesi-393928</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 08:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[bavul]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[listesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393928</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anne olmanızla birlikte güzelleşen hayatınıza eşlik eden değişimlerden biri de tatile çıkarken hazırlayacağınız bavul içeriği oldu değil mi? Artık tatil bavulunuzda makyaj malzemelerinin yerini ateş ölçerler aldıysa bavul komple değişmiş demektir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklu-aileler-icin-acil-durum-bavul-listesi-393928"> Çocuklu Aileler için acil durum bavul listesi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUKLU BİR AİLENİN TATİLE ÇIKARKEN BAVULUNDA NELER OLMALI?<br /> </strong></p>
<p><strong>Anne olmanızla birlikte güzelleşen hayatınıza eşlik eden değişimlerden biri de tatile çıkarken hazırlayacağınız bavul içeriği oldu değil mi? Artık tatil bavulunuzda makyaj malzemelerinin yerini ateş ölçerler aldıysa bavul komple değişmiş demektir. Bavulunuzu hazırlarken acil durumlarda ihtiyacınız olacak listeyi, Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle Çelik hazırladı. </strong><br /><strong>Acil durum bavul listesi</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzu güneşten korunmak için yanınıza mutlaka, yaşına uygun mineral filtreli, 30-50SPF korumalı güneş kremi alın.</li>
<li>Güneş sonrası çocuğunuzun da cildinin rahatlamaya ihtiyacı olacak, rahatlatıcı kremini almayı unutmayın.</li>
<li>Acil durumlarda ihtiyacınız olabileceği için çocuğunuzun aşılarının da yazıldığı bebek izlem kitapçığını çantanıza mutlaka atın.</li>
<li>Ateş ölçer olmazsa olmazınız.</li>
<li>Çocuğunuzun yaşına uygun fitil, şurup ya da tablet şeklindeki ateş düşürücüler de yine bavulunuzun içerisinde olmalı.</li>
<li>İsilik ve pişik için kremlere de ihtiyacınız olabilir.</li>
<li>Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik damla, okyanus suyu, aspiratörün de yanınızda olmasında fayda var.</li>
<li>Yanık kremini de çantaya atın.</li>
<li>Yaralanmalar için antiseptik solüsyon, sprey, antibiyotikli kremleri de acil durum çantanıza ekleyin.</li>
<li>Böcek ya da sinek sokmalarını önlemek için doğal ve katkısız bitkisel losyonları alın.</li>
<li>Böcek ya da sinek sokmalarından sonra kaşıntı giderici jele de ihtiyacınız olabilir.</li>
<li>Her ihtimale karşı çantanıza oluşabilecek morluklar için de bir jel atın.</li>
<li>Alerjik durumlar için çocuğunuzun yaşına uygun alerji damlası, şurubu, tableti ve alerji kremini mutlaka alın.</li>
<li>İshal için yaşına uygun probiyotik damla, saşe veya çiğneme tabletini de alın.</li>
<li>Ve elbette varsa çocuğunuzun sürekli kullandığı ilaçları bavulunuzun en kolay noktasına koyun.</li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklu-aileler-icin-acil-durum-bavul-listesi-393928"> Çocuklu Aileler için acil durum bavul listesi </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji Dönüşümünde Son Durum 2023 Raporu: Yöneticiler yatırıma sıcak bakıyor, tüketicilerse temkinli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/enerji-donusumunde-son-durum-2023-raporu-yoneticiler-yatirima-sicak-bakiyor-tuketicilerse-temkinli-387511</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 15:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[bakıyor]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşümünde]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[raporu]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[temkinli]]></category>
		<category><![CDATA[tüketicilerse]]></category>
		<category><![CDATA[yatırıma]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387511</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bain’in 2023 anketi, yöneticilerin enerji dönüşümüne dair görüşlerini aktarıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-donusumunde-son-durum-2023-raporu-yoneticiler-yatirima-sicak-bakiyor-tuketicilerse-temkinli-387511">Enerji Dönüşümünde Son Durum 2023 Raporu: Yöneticiler yatırıma sıcak bakıyor, tüketicilerse temkinli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bain’in 2023 anketi, yöneticilerin enerji dönüşümüne dair görüşlerini aktarıyor</strong></p>
<ul>
<li><em>Düşük karbon salınımlı iş modellerine yaptıkları yatırımları artıran yöneticiler, tüketicilerin bu sürdürülebilir iş modelleri içerisinde daha fazla harcama yapmaya gönüllü olacağı konusunda kuşkulu.</em></li>
<li><em>Yöneticiler emisyonları azaltma konusunda diğerlerinden önde olduğuna inanıyor, ancak önümüzdeki birkaç sene içinde karbonsuzlaşma hızının azalmasını bekliyor.</em></li>
<li><em>Şirketler 2023&#8217;te sermayelerinin yaklaşık dörtte birini, çoğu düşük karbon emisyonlu teknolojilere odaklanan ve büyümekte olan iş modellerine dağıtacaklarını tahmin ediyorlar.</em></li>
<li><em>Ankete katılanlar, düşük karbon emisyonlu iş modellerine aktarılacak sermayeye erişim konusunda kaygılı değil, ancak söz konusu yatırımların yeterince getiri sağlayacağından emin olmaları gerekiyor.</em></li>
<li><em>Armando Guastella: “Türkiye sürdürülebilirlik maratonunda önemli bir rol üstlenebilir.”</em></li>
</ul>
<p><strong>23 Haziran 2023 —</strong> Bain &#038; Company tarafından enerji geçişi konusunda yıllık olarak gerçekleştirilen anketlerden üçüncüsüyle ilgili sonuçlar açıklandı. Anket, yöneticilerin düşük karbon salınımlı iş modellerine yaptıkları yatırımları artırdığını, tüketicilerin ise daha fazla harcama yapmaya gönüllü olacaklarına ise kuşkuyla yaklaştıklarını gösteriyor.</p>
<p>Ankete katılan petrol, gaz, kamu hizmetleri, kimyasallar, madencilik ve endüstriyel tarım sektörlerinden yöneticiler, enerji ve doğal kaynaklar alanındaki dönüşümde ön saflarda yer alıyor. İklim değişikliği ve şiddetli hava şartları konusunda kaygılar artarken söz konusu yöneticiler, global ölçekte enerjinin, besinlerin ve diğer birçok önemli materyalin üretimini ve tüketimini değiştirmenin yanı sıra, işletmelerini ayakta tutabilme görevini üstleniyor.</p>
<p>Bain’in 2022 raporu, yöneticilerin karbon azaltım çalışmaları ile işletmelerinin ekonomik gerçekliklerini dengede tutarken gitgide artan bir karmaşıklık ve düzensiz geçiş ile baş ettiğini ortaya koymuştu. Yeni çalışma, aradan geçen bir yılda, jeopolitik konjonktürün söz konusu karmaşıklığı daha da artırdığını, enerji ekosisteminde dengesizliklere yol açtığını, bunun da yöneticilerin kısa vadeli bir ekonomik durgunluğun kapıda olduğu inancına katkıda bulunduğunu gösteriyor. Yöneticiler söz konusu karmaşıklığı daha düşük karbonlu bir geleceğe yönelik yönetme kabiliyetlerine hâlâ güvenmekle birlikte, küresel durumla ilgili endişe duyuyorlar.</p>
<p><strong>“Türkiye sürdürülebilirlik maratonunda önemli bir rol üstlenebilir”</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliğin önemine dikkat çeken Bain &#038; Company Türkiye Ortağı Armando Guastella konuyla ilgili görüşlerini şu sözlerle dile getirdi: “İşin temelindeki etik faktörlerin yanı sıra iş dünyası liderleri tarafından geniş çapta değer yaratmak için stratejik bir kaldıraç olarak kabul edilen sürdürülebilirliğin, artık yalnızca bir yasalarla uyumluluk meselesi veya bir itibar faktörü olarak görülmesi söz konusu değil. Aslında, karşılaşılan bazı engellere karşın Türkiye, sürdürülebilirlik dönüşümünün fırsatlarını değerlendirmek açısından oldukça iyi bir konumda. ESG tek kişilik bir oyun değil ve bu ülke, değişimi kucaklamaya hazır genç bir iş gücünün yanı sıra yüksek düzeyde dijital olgunluk ve ilgili bazı sektörlerde kilit konumdaki şampiyonların varlığından da yararlanarak bu maratonun kazanılmasında önemli bir rol üstlenebilir.”</p>
<p>Rapordaki en dikkat çekici bulgulardan bazıları ise şöyle:</p>
<ul>
<li>Yöneticilerin çoğu, dünyanın tamamına kıyasla sıfır emisyon yolunda daha iyi ilerlediklerine inanmaya devam ediyor; yaklaşık üçte biri ise benzer kurumlara kıyasla daha iyi ilerlediklerine inanıyor.</li>
<li>Şirketler 2023’te sermayelerinin %24’ünü yeni büyüyen iş modellerine ayıracaklarını öngörüyor. Kuzey Amerika bu konuda Avrupa’ya yetişiyor.</li>
<li>Yeni düşük karbonlu yatırımlar için sermayeye erişimde büyük bir engel bulunmazken yatırımlardan getiri sağlamak zorlaşıyor. Müşterilerin çoğu, söz konusu yeni iş modellerinin yeterince desteklenmesi için çok daha fazla ödeme yapmaya gönüllü değil, bu durumda şirketler yatırımları teşvik etmek için devlet politikalarına ihtiyaç duyacak.</li>
<li>Yenilenebilir kaynaklar, yapay zeka (AI) ile diğer dijital teknolojiler ve enerji depolama, 2030&#8217;a kadar sektör için en kritik teknolojiler olacak. Orta Doğu&#8217;daki yöneticiler hidrojen ve karbon yakalama konusunda iyimser, ancak diğer birçok bölgedeki yöneticiler bu teknolojilerin 2030&#8217;dan sonra daha önemli ve yaygın hale gelmeye başlayacağını düşünüyor.</li>
<li>Özellikle Kuzey Amerika’da ve Orta Doğu’da ön hat çalışanları bakımından ve bütün sektörlerde mühendislik ve dijital uzmanlık alanlarında işgücü eksikliği önemli bir engel oluşturuyor.</li>
</ul>
<p><strong>Küresel Perspektifler</strong></p>
<p>Yöneticiler önümüzdeki birkaç yılda karbonsuzlaşma hızında bir azalma bekliyor. Ancak bu yavaşlamanın ılımlı bir seyirle gerçekleşmesi bekleniyor. Karbonsuzlaşma çabaları ilerlemekle birlikte, enerji pazarlarındaki karışıklıklar nedeniyle Rusya menşeili doğal gaz eksiğini karşılamak için daha fazla kömür tüketildi. Katılımcılardan birkaçı, 2022’de yaşanan olaylar nedeniyle yatırımların tekrar kıtlığa çare bulmaya ve kısa vadede enerji maliyetlerini düşürmeye odaklanabileceğini söylüyor. Bununla birlikte, jeopolitik konjonktür dolayısıyla ülke ve şirketler daha kendine yetebilir hale gelmek istedikleri için yenilenebilir enerjiye sermaye aktarımı hızlandı.</p>
<p>Ankete katılanların yanıtlarının ortalaması alındığında, dünyanın sıfır karbon emisyonuna ulaşabileceği yıl olarak 2057 belirtilmeye devam ediyor. Katılımcılar emisyon azaltımlarının 2030’a kadar güncel vaatlere ulaşabilmesini, daha sonra 2057&#8217;ye kadar net sıfıra ulaşacak şekilde hızlanmasını bekliyor. Bunun olabilmesi için 2030&#8217;dan sonra birçok değişikliğin gerçekleşmesi gerekiyor. Örneğin Uluslararası Enerji Ajansının tahminlerine göre, dünyada 2050&#8217;ye kadar net sıfıra erişilebilmesi için temiz enerji yatırımlarının 2030’a kadar güncel 1 trilyon dolarlık seviyeden 4 trilyon dolara ulaşması gerekiyor. Bununla birlikte, söz konusu yatırımları yapan şirketler, bu projelerin ekonomik olarak uygulanabilir olduklarını ve fiziksel engellere (örneğin, materyallerin, işgücünün, tedarik zincirinin mevcudiyeti) rağmen gerçekleştirilebileceklerini garanti altına almak durumundalar.</p>
<p>Yöneticilerin yaklaşık üçte biri, diğer kuruluşlara kıyasla net sıfır hedefi yolunda daha ileride olduğuna inanıyor, üçte ikisi ise bütün dünyaya kıyasla daha hızlı ilerlediklerine inanıyor.</p>
<p>Beş yöneticiden dördü, projelerde kabul edilebilir getiri yaratma kabiliyetinin enerji sisteminin karbonsuzlaşması önündeki esas engeli oluşturduğunu düşünüyor. Yöneticilerin endişeleri, müşterilerin (genel geçer olmamakla birlikte, düşük karbon emisyonlu iş modellerinin ölçeklendirilmesini zorlaştıracak ölçüde) fazladan ödeme yapmaya gönülsüz yaklaşmalarından ileri geliyor. Böyle olunca yöneticiler, açığı kapatmalarına yardımcı olacak devlet politikaları ve mevzuata ilişkin destek bekliyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/enerji-donusumunde-son-durum-2023-raporu-yoneticiler-yatirima-sicak-bakiyor-tuketicilerse-temkinli-387511">Enerji Dönüşümünde Son Durum 2023 Raporu: Yöneticiler yatırıma sıcak bakıyor, tüketicilerse temkinli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mcdodo&#8217;dan acil durum şarj kiti</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mcdododan-acil-durum-sarj-kiti-368546</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2023 13:42:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[mcdododan]]></category>
		<category><![CDATA[şarj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=368546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acil durumlarda hayat kurtaran fonksiyonlara sahip olan akıllı telefonların en kötü yanı; teknolojinin gelişmesine rağmen hala düşük kullanım süreleri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mcdododan-acil-durum-sarj-kiti-368546">Mcdodo&#8217;dan acil durum şarj kiti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Acil durumlarda hayat kurtaran fonksiyonlara sahip olan akıllı telefonların en kötü yanı; teknolojinin gelişmesine rağmen hala düşük kullanım süreleri. Mcdodo, sınırlı pil gücüne sahip bu cihazların yolculuk, afet, kaza gibi acil durumlarda tamamen dolu şarj halinde olması için markanın en çok tercih edilen ürünlerini uygun fiyat avantajıyla bir acil durum kitinde bir araya getirdi…</strong></p>
<p><strong>Hızlı şarj uzmanı Mcdodo</strong>, ürün portföyüne mobil hayatı kolaylaştıran ve iletişimi sürdürülebilir kılan ürünler eklemeye devam ederken, <strong>her geçen gün artan kesintisiz ve uzun süreli şarj beklentisine de inovatif çözümler</strong> sunuyor.   Özellikle MagSafe şarj cihazlarıyla; hafif, taşınabilir ve hızlı şarjla ilgili tüm beklentileri karşılayan marka; <strong>a</strong>kıllı telefonların artık sadece günlük iletişim aracı olmadığını, afet ve acil durumlar için hayatta kalma fonksiyonu taşıdığını dikkate alarak, gündüz MagSafe teknolojili ve sürekli yanınızda taşıyabileceğiniz hafiflikte powerbank’ler ve şarj cihazları kullanabilir, geceleri ise telefonu güvenle şarjda tutabileceğiniz power off kablolar sunuyor.</p>
<p><strong>Her Durum İçin Şarjınız Hep Yanınızda</strong></p>
<p>Mcdodo’nun en hızlı sürede dolan ve daha uzun süreler dayanan mobil cihaz şarjları için tasarlanan ürünleri, afet ve acil durumlar için tasarlanan şarj kitinde bir araya geldi. Markanın en çok tercih edilen ürünlerinden olan <strong>36W </strong><strong>Type-C ve USB Girişli Araç Şarjı, 3 in 1 Hızlı Şarj Kablosu, 22.5W 10000 mAh Kablolu Göstergeli Powerbank ve 20W Type-C ve USB Girişli Hızlı Şarj Adaptörü </strong>1.999,90 TL yerine 1.699,90 TL fiyatla sunuluyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mcdododan-acil-durum-sarj-kiti-368546">Mcdodo&#8217;dan acil durum şarj kiti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acil Durum Merkezinde sona yaklaşılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acil-durum-merkezinde-sona-yaklasiliyor-363805</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Apr 2023 08:13:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[merkezinde]]></category>
		<category><![CDATA[sona]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363805</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, olası afet durumlarında yönetim merkez üssü olarak kullanılacak Acil Durum Merkezinde çalışmalarını sürdürüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acil-durum-merkezinde-sona-yaklasiliyor-363805">Acil Durum Merkezinde sona yaklaşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, olası afet durumlarında yönetim merkez üssü olarak kullanılacak Acil Durum Merkezinde çalışmalarını sürdürüyor</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi olası afetlere yönelik hazırlık kapsamında Acil Durum Merkezinde sona yaklaşıldı. Bina tamamlandığında AFAD tarafından olası afet durumlarında merkez üssü olarak kullanılacak.</p>
<p><b>AFET YÖNETİMİ</b></p>
<p>17 Ağustos 1999 yılında deprem felaketini yaşayan Kocaeli’nin afete hazır bir şehir olması için Büyükşehir Belediyesi çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda olası afet durumlarında AFAD tarafından kullanılmak için inşa edilen Acil Durum Merkezinde çalışmalar sürüyor.</p>
<p><b>ÇATI İMALATI</b></p>
<p>Ocak ayı içerisinde temeli atılan Acil Durum Merkezi, prefabrik bir yapı olarak inşa edildi. Kaba inşası tamamlanan yapının depo kısmı çatı imalatı devam ediyor. Bina içerisinde elektrik ve mekanik çalışmaları devam ediyor. Binanın seramik ve boya imalatlarıyla çay ocağı tezgâh, dolap ve tüm kapı imalatları tamamlandı.</p>
<p><b>ÇEVRE DÜZENLEMESİ</b></p>
<p>Binanın çevre imalatları devam ediyor. Saha betonu için kalıp imalatı tamamlandı. Yakın zamanda zemin için beton dökümü yapılacak. Acil Durum Merkezi içerisinde 4 adet ofis, eğitim salonu, mutfak, depo, kış bahçesi, lavabolar ve soyunma odası yer alacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acil-durum-merkezinde-sona-yaklasiliyor-363805">Acil Durum Merkezinde sona yaklaşılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir İtfaiyesinden acil durum ekiplerine eğitim</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesinden-acil-durum-ekiplerine-egitim-363032</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2023 08:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ekiplerine]]></category>
		<category><![CDATA[itfaiyesinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, ASSAN HANİL Otomotiv acil durum eğitimlerine eğitim verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesinden-acil-durum-ekiplerine-egitim-363032">Büyükşehir İtfaiyesinden acil durum ekiplerine eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, ASSAN HANİL Otomotiv acil durum eğitimlerine eğitim verdi.</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı, bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerine de devam ediyor. Acil Durum Ekip Eğitimleri kapsamında İzmit Alikahya’da bulunan ASSAN HANİL Otomotiv bünyesindeki acil durum ekiplerine eğitim verildi. Teorik ve pratik olarak gerçekleştirilen eğitimlerde yanma ve yangın, yangın yerindeki riskler, söndürme maddeleri ve söndürme teknikleri, kişisel koruyucu donanım, yangına müdahale ekipmanı ve ekip organizasyonu başta olmak üzere çeşitli konularda bilgiler sunuldu. Uygulamalı eğitimlerde, Sanayi mahallesi Ömer Türkçakal bulvarı üzerinde bulunan, İtfaiye Dairesi Başkanlığı hizmet binası arkasında tesis edilen İtfaiye Eğitim Merkezi simülasyonları kullanıldı. Simülasyonlarda gerçekçi yangın durumlarına müdahale yöntemleri uygulandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehir-itfaiyesinden-acil-durum-ekiplerine-egitim-363032">Büyükşehir İtfaiyesinden acil durum ekiplerine eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayrampaşa&#8217;da Acil Durum ve Afet Tatbikatı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-acil-durum-ve-afet-tatbikati-362411</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 10:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bayrampaşada]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[tatbikatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362411</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayrampaşa’da, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, UMKE, AFAD, İstanbul İtfaiyesi ve Bayrampaşa Arama Kurtarma (BAYRAK) ekiplerinin katılımıyla Şehit Büyükelçi İsmail Erez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Acil Durum ve Afet Tatbikatı gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-acil-durum-ve-afet-tatbikati-362411">Bayrampaşa&#8217;da Acil Durum ve Afet Tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Bayrampaşa’da, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, UMKE, AFAD, İstanbul İtfaiyesi ve Bayrampaşa Arama Kurtarma (BAYRAK) ekiplerinin katılımıyla Şehit Büyükelçi İsmail Erez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Acil Durum ve Afet Tatbikatı gerçekleştirildi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bayrampaşa Şehit Büyükelçi İsmail Erez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi&#8217;nde Acil Durum ve Afet Tatbikatı gerçekleştirildi. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen tatbikata, UMKE, AFAD, İstanbul İtfaiyesi ve Bayrampaşa Arama Kurtarma (BAYRAK) ekipleri katıldı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Senaryo gereği depreme sınıfta yakalanan öğrenciler &#8220;çök-kapat-tutun&#8221; hareketini yaptıktan sonra hızla binadan tahliye edildi. Tatbikatta, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner’in yanı sıra İlçe Kaymakamı Dr. Soner Şenel İlçe Milli Eğitim görevlileri, öğretmenler ve öğrenciler katıldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sınıflarında olan öğrenciler okulda sirenlerin çalması ile birlikte &#8216;çök-kapan-tutun&#8217; hareketini yaptı. Kısa bir sürenin ardından ikinci sirenin çalmasıyla sınıflarını kontrollü bir şekilde boşaltan öğrenciler, bahçede bulunan toplanma alanlarına hareket etti. Senaryo gereği okulun üst katında çıkan yangına itfaiye ekipleri müdahale etti. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Mahsur kalan öğrenci ise itfaiye merdiveniyle kurtarıldı. Okul içinde çıkan yangında yaralı bir öğrenci de kurtarılarak sağlık ekiplerine teslim edildi. Okul bahçesine tatbikat maksatlı getirilen enkaz birikintileri önünde arama &#8211; kurtarma ekipleri tarafından gaz ölçümü yapıldı ve K9 arama kurtarma köpeği Joker de enkazda çalışmalara katıldı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Joker&#8217;in koku alması ile birlikte yeri tespit edilen enkaz altındaki öğrenci arama-kurtarma ekipleri tarafından kurtarıldı. Yine senaryo gereği üst katlarda mahsur kalan öğrenciler kurulan halat yardımı ile aşağıya indirilerek ambulans ekiplerine teslim edildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Tatbikatın sonunda okulun en üst katından halat yardımı ile aşağıya inen Türk Bayraklı genç, sırtındaki bayrağı Bayrampaşa Kaymakamı Soner Şenel&#8217;e teslim etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bayrampasada-acil-durum-ve-afet-tatbikati-362411">Bayrampaşa&#8217;da Acil Durum ve Afet Tatbikatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İKMD&#8217;den İş Dünyasına 20 Maddelik Afet ve Acil Durum Eylem Planı Hazırlama Rehberi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ikmdden-is-dunyasina-20-maddelik-afet-ve-acil-durum-eylem-plani-hazirlama-rehberi-353173</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[dünyasına]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlama]]></category>
		<category><![CDATA[ikmdden]]></category>
		<category><![CDATA[maddelik]]></category>
		<category><![CDATA[planı]]></category>
		<category><![CDATA[rehberi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353173</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Kaynakları Meslek Derneği, afet ve acil durum eylem planı hazırlama rehberini iş dünyasıyla paylaştı:</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikmdden-is-dunyasina-20-maddelik-afet-ve-acil-durum-eylem-plani-hazirlama-rehberi-353173">İKMD&#8217;den İş Dünyasına 20 Maddelik Afet ve Acil Durum Eylem Planı Hazırlama Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Kaynakları Meslek Derneği, afet ve acil durum eylem planı hazırlama rehberini iş dünyasıyla paylaştı:</p>
<p>Günümüzde yaşanan afetler, işgücü piyasalarını, farklı şekillerde fakat derinden etkilemeye başladı. Afetler, insana verdiği fiziksel ve ruhsal zararların yanı sıra oluşturduğu büyük maddi hasarlarla işletmeleri ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Bu nedenle afet tehdidi gerçekleşmeden bir plan oluşturmak büyük önem taşıyor. </p>
<p>Bir acil durumla başa çıkmak için en iyi zamanın, o afet gerçekleşmeden önceki zaman olduğunu, afet ve acil durum eylem planının iş yerinde meydana gelebilecek acil durumlarla nasıl başa çıkılacağının bilinmesini sağladığını belirten İnsan Kaynakları Meslek Derneği (İKMD), “Bir afet ve acil durum eylem planı yazıldıktan sonra uygulanmalı ve gerekirse geri bildirimlere, gelişmelere göre değiştirilmelidir. Tatbikatlar, acil durum hazırlığının önemli bir bileşenidir. İş dünyasına yönelik hazırladığımız 20 maddelik afet ve acil durum eylem planı hazırlama rehberi iş dünyasına yol gösterecektir” açıklamasında bulundu. </p>
<p>“Güçlü Dayanışma, Mesleki Gelişim” mottosu ile faaliyetlerini yürüten İKMD, acil durum yönetimi ve afet planlamasının yalnızca risk yönetimi ve güvenlik birimlerinin bir sorumluluğu olmadığının, aynı zamanda şirketlerin üst düzey yönetimlerini, insan kaynakları yönetimini, personel ve iş gücü planlamasını, eğitim ve yeniden yapılanma konularını da kapsaması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>“İşletmenizin karşı karşıya olduğu riskleri belirleyin ve değerlendirin.” </strong></p>
<p>İnsan Kaynakları Meslek Derneği Kurucu Başkanı, MAN Türkiye A.Ş. İnsan Kaynakları Direktörü Mustafa İskifoğlu, “Afet ve acil durum eylem planı, işletmelerin afetler sırasında izlemesi gereken bir dizi yönergedir. İyi hazırlanmış bir plan, işletmelerin acil bir durumda alacağı önlemlerin detaylarını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda mümkünse felaketi önlemelerine, daha az hasarla süreci yönetmelerine ve afet sonrası normal operasyonlarına hızlıca dönmelerine yardımcı olur. Bu amaçla İnsan Kaynakları Meslek Derneği olarak Biruni Üniversitesi Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Bölüm Başkanı Emre Aydın’ın danışmanlığında afet ve acil durum eylem plan hazırlama rehberini oluşturma ve iş dünyasıyla paylaşma kararı aldık” dedi. </p>
<p><strong>“Pratik, uygulanabilir, herkes tarafından anlaşılır planlara ihtiyacımız var.”</strong></p>
<p>İnsan Kaynakları Meslek Derneği İcra Kurulu Üyesi, Stratejik Yönetim Danışmanı Canan Duman ise, “Firmalar, bulundukları konumdaki deprem, sel, yangın gibi olası doğa kaynaklı ve hizmet verdikleri sektörde olası insan kaynaklı savaş, terör, siber saldırı gibi afet risklerini kabul etmelidir. Acil durum ve afetler, sadece meydana geldikten sonra müdahale gerektiren durumlar değildir. Afet ve acil durum öncesi risk yönetimi ne kadar iyi yapılırsa, kriz anında başa çıkabilmek o derece kolay olur. İşletmeler karşı karşıya oldukları riskleri belirlemeli ve değerlendirmelidir. ‘İşletmem hangi risklerle karşı karşıya? En zayıf ve savunmasız yönlerim neler? Hazırlanmak için ne yapabilirim? Bu risklerin etkisini nasıl azaltabilirim?’ gibi sorulara yanıt aramalı ve eyleme geçmelidir. Ne yazık ki birçok işletme, afetlere uygun şekilde hazırlanmama hatasına düşer ve maliyetli sonuçlara katlanmak zorunda kalır” açıklamasında bulundu. </p>
<p>İKMD, iş dünyasına yönelik hazırladığı “Afet ve acil durum eylem planı hazırlama rehberi”nin 20 maddelik içeriğini şu şekilde sıraladı. </p>
<p><strong>İnsan Kaynakları Meslek Derneği Afet ve Acil Durum Eylem Planı Hazırlama Rehberi:</strong></p>
<p>1. Firmalar bulundukları konumda olası doğa kaynaklı (deprem, sel, yangın vb.) ve hizmet verdikleri sektörde olası insan kaynaklı (savaş, terör, siber saldırı vb.) afet risklerini öngörmeli ve eylem planlarını söz konusu risklere göre hazırlamalıdır.</p>
<p>2. Afet ve acil durumlar, sadece meydana geldikten sonra müdahale gerektiren durumlar değildir. Bu yüzden tüm firmalar, afet öncesi, sırası ve sonrasını kapsayan bütünleşik afet yönetim sistemini uygulamalıdır. </p>
<p>3. Faaliyet gösterilen binalar, firmanın en önemli kalesidir. Firmalar binalarına güvenmek zorundadır. Firmalar binalarının yapısal tehlikelerinin (binanın temeli, kolonları, kirişleri vb.) farkında olmalıdır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmak için binalarının yapısal güçlendirmelerini gerçekleştirmeli; gerekirse binanın tekrar inşasını düşünmelidirler.</p>
<p>4. Firmalar, faaliyet gösterdikleri fiziksel alanda, hizmet verdikleri iş koluna tehdit oluşturabilecek yapısal olmayan tehlikeleri (dolaplar, dekoratif malzemeler, iş makineleri, sabit tesisatlar, ağır eşyalar vb.) belirlemeli ve sabitleme, düzenli kontrol sağlama gibi yöntemlerle tehlikeyi ortadan kaldırmalıdır.</p>
<p>5. Firmalar, olası yangınların önlenmesi için 26735 sayılı Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’e uygun önlemleri almalıdır.</p>
<p>6. Tüm firmalar bütün zehirli, yanıcı ve tehlikeli maddelerin SİYA (sınırla, izole et, yok et, ayır) kuralına bağlı olarak kapalı, dayanıklı kutular içinde muhafaza edilmesini sağlamalıdır.</p>
<p>7. Firmalar Doğal Afet Sigortalarını (DASK) yaptırmalı; ayrıca sigorta firmaları ile yaptıkları anlaşmaların içeriğine, firmanın bulunduğu coğrafyayı ve hizmet verdiği sektörü tehdit eden her türlü afet ve acil durum teminatlarını ekletmelidir.</p>
<p>8. Firmalar personelleri arasından, faaliyet gösterdikleri iş kolunun tehlike sınıfına göre; 28681 sayılı İşyerlerinde Acil Durumlar Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesinde yer alan söndürme ekibi, kurtarma ekibi, koruma ekibi ve ilk yardım ekibi oluşturmalı; bu ekip üyeleri düzenli eğitimler ile afet ve acil duruma hazır hale getirilmeli ve ekiplerin görev tanımları önceden yapılmalıdır.</p>
<p>9. Firmaya ait önemli evraklar mutlaka başka bir fiziki alanda yedeklenmelidir.</p>
<p>10. Firmada çalışan tüm personelin temel afet bilinci eğitimi alması sağlanmalıdır.</p>
<p>11. Firmalar gerçekleşebilecek afet ve acil durumların iş akışına ne derece etki edeceği konusunda araştırmalar yapmalı; kısa, orta ve uzun vadede iş sürekliliğinin sağlanması için olası etkiyi azaltmak yönünde potansiyel tehlikelerin azaltılması gibi eylemlerde bulunmalıdır.</p>
<p>12. Isıtma, havalandırma ve elektrik gibi sistemlerin düzenli kontrolleri yapılmalı ve afet anında nasıl kapatılacağı ilgili personele öğretilmelidir. </p>
<p>13. Afet sonrası çalışanların evlerine gidememe durumları düşünülerek, alternatif ulaşım imkanları ile ilgili gerekli tedbirler alınmalıdır.</p>
<p>14. Firmalar bulundukları fiziki alanda her oda, atölye, üretim alanı, ofis, depo gibi bölümler için en güvenli ve en riskli alanları belirlemelidir. Söz konusu alanlar kat krokileri üzerinde belirlenmeli ve uygun tahliye yollarını da gösterir krokiler tüm personelin görebileceği alanlara yerleştirilmelidir.</p>
<p>15. Firmalar tüm personelleri için afet ve acil durum anında davranış prosedürleri geliştirmelidir. Söz konusu prosedürler düzenli aralıklarla tüm firmanın katılımının sağlandığı afet ve acil durum tatbikatları ile desteklenmelidir. Koruma, kurtarma, söndürme ve ilk yardım ekiplerinin bilgi ve becerileri geliştirilerek en az 6 ayda bir tatbikatlar gerçekleştirilmelidir. Gerçekleştirilen afet ve acil durum tatbikatları değerlendirilmeli; gerekirse tüm personele tekrar eğitim verilmelidir.</p>
<p>16. İşe yeni başlayan tüm personele oryantasyon eğitimi içerisinde afet ve acil durum eylem planları konusunda da eğitim verilmelidir.</p>
<p>17. Firmalar, afet ve acil durum anında oluşabilecek olası haberleşme kesintilerini düşünerek, uydu telefonu ya da internet tabanlı haberleşme gibi ek tedbirler almalıdır. </p>
<p>18. Tüm firmalar güvenli toplanma alanlarını belirlemeli, söz konusu toplanma alanlarına acil durum konteynerleri kurulmalı, içerisine temel arama kurtarma malzemeleri ve koruyucu ekipmanlar (kazma, kürek, baret vb.), konserve gıda gibi dayanımı yüksek gıdalar, su ve ilk yardım malzemesi stoklanmalıdır. Ayrıca firmalar personel sayısını göz önünde bulundurarak, makul sayıda acil durum çantasını kullanıma hazır halde bulundurmalıdır.</p>
<p>19. Her firma, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 6. Maddesinde belirtildiği üzere iş yerinde tehlike sınıfına ve çalışan sayısına göre iş güvenliği uzmanı istihdam etmelidir. Kanuna ilave olarak her iş yeri bünyesinde bir afet yönetim uzmanı da istihdam edilmelidir.</p>
<p>20. Firmalar, hazırladıkları afet ve acil durum eylem planlarının tüm personel tarafından eğitim ve uygulamalar vasıtasıyla bilinmesini ve bu planların etkinliğinin arttırılarak sürdürebilir olmasını sağlamalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ikmdden-is-dunyasina-20-maddelik-afet-ve-acil-durum-eylem-plani-hazirlama-rehberi-353173">İKMD&#8217;den İş Dünyasına 20 Maddelik Afet ve Acil Durum Eylem Planı Hazırlama Rehberi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;de yapı durum tespiti için başvurular başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirde-yapi-durum-tespiti-icin-basvurular-basladi-352876</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 09:39:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[başvurular]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[izmirde]]></category>
		<category><![CDATA[tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352876</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmirlilerin yaşadığı binaya dair fikir sahibi olmasını sağlamak için yapı durum tespiti başvuru sürecini başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yapi-durum-tespiti-icin-basvurular-basladi-352876">İzmir&#8217;de yapı durum tespiti için başvurular başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmirlilerin yaşadığı binaya dair fikir sahibi olmasını sağlamak için yapı durum tespiti başvuru sürecini başlattı. Bu hizmetten ruhsatlı yapı sahipleri ücretsiz olarak faydalanabilecek. Apartmanlar için ise oy birliğiyle yönetim kurulu kararı alınması halinde başvuru yapılabilecek. Başkan Soyer, “Bugünden itibaren İzmirliler depremle ilgili hızlı tarama hizmetinden yararlanmak için başvurabilir” dedi.</p>
<p>Kenti doğal afetlere karşı dirençli hale getirmek için çalışmalarını sürdüren İzmir Büyükşehir Belediyesi, ücretsiz yapı durum tespiti için başvuruları bugün almaya başlıyor. İzmir’de ilçeler ölçeğinde yapı envanteri çalışması yürüttüklerini söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer “Binanın sağlamlığı için kimlik kartları çıkarıyoruz. Bayraklı’da 31 bin 146 yapı incelendi. Bornova’da çalışmalara başladık. Ekipler, 62 bin yapının incelenmesi için çalışmalara yoğun şekilde devam ediyor. Ancak bugünden İzmir’in hangi ilçesinde olursa olsun başvuran her vatandaşımıza binalarının deprem karnesini çıkarmak için ücretsiz destek olmaya başlıyoruz. Her İzmirli afetplani.izmir.bel.tr adresi üzerinden başvurarak depremle ilgili hızlı tarama hizmetinden yararlanabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Hemşehrilerimiz binalarının mevcut durumunu öğrenebilecek”</strong><br />İzmir Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı Banu Dayangaç, ücretsiz yapılacak yapı durum tespiti uygulamasına kent genelindeki tüm ruhsatlı yapıların dâhil olabileceğini belirterek “Başvurular oy birliği ile alınan apartman yönetim kurulu kararı ile kabul edilecek. Bu çalışmada, binalar deprem güvenliği açısından değerlendirilecek. Yapının mevcut durumu, projesine uygun olup olmadığı incelenecek. Beton çekiç ve ultrason, röntgen cihazı gibi uygulamalar ile elde edilen sonuçlar analiz edilecek. Başvurulara göre, binanın yapısal durumu dikkate alınarak ön inceleme sırası belirlenecek” diye konuştu.</p>
<p><strong>“İtibar etmeyin”</strong><br />Banu Dayangaç, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin adını kullanıp apartmanlara girerek yapı denetime geldiklerini söyleyenlere itibar edilmemesi gerektiğini de belirterek “Bu şekilde duyumlar alıyoruz. Daha incelemelerimiz başlamadı. Yurttaşlarımızın bu konuda dikkatli olması gerekiyor” dedi.<br />Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirde-yapi-durum-tespiti-icin-basvurular-basladi-352876">İzmir&#8217;de yapı durum tespiti için başvurular başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KODA&#8217;dan &#8216;6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri: Köylerde Durum Ne?&#8217; Raporu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kodadan-6-subat-kahramanmaras-depremleri-koylerde-durum-ne-raporu-352849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2023 09:09:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[depremleri]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kodadan]]></category>
		<category><![CDATA[köylerde]]></category>
		<category><![CDATA[raporu]]></category>
		<category><![CDATA[şubat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352849</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremlerden etkilenen köylerde fiziksel ihtiyaçların yanı sıra yetişkinler ve çocuklar için psikolojik destek ihtiyacı öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kodadan-6-subat-kahramanmaras-depremleri-koylerde-durum-ne-raporu-352849">KODA&#8217;dan &#8216;6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri: Köylerde Durum Ne?&#8217; Raporu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depremlerden etkilenen köylerde fiziksel ihtiyaçların yanı sıra yetişkinler ve çocuklar için psikolojik destek ihtiyacı öne çıkıyor. Okulların zarar görmüş olması, zarar görmemiş olanların ortak yaşam alanı olarak kullanılması ve eğitim takvimine yönelik belirsizlikler özellikle öğretmen ve ebeveyn depremzedeler arasında en çok kaygı yaratan konular arasında yer alıyor. Rapora göre özellikle çocukların uyku ve beslenme düzenlerinin sağlıklı bir rutine oturtulması, topluluk üyelerinin bir arada olma hissine destek olacak buluşmaların yapılması, çocuklara yönelik etkinlik ve içeriklerin oluşturulması kritik.</strong></p>
<p>KODA (Köy Okulları Değişim Ağı), 6 Şubat tarihinde 11 ili etkileyen afetin ilk üç gününde 665 topluluk üyeleri ile yaptıkları görüşmelerden elde ettikleri bulgular ışığında bir rapor hazırladı. “6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri: Köylerde Durum Ne?” adlı rapor, deprem bölgesinde kırsalda yaşayan ya da görev yapan öğretmenlerin, öğretmen adaylarının ve ailelerin gözünden süreci anlamaya katkı sunmak üzere hazırlandı. Etkisi uzun yıllara yayılacak olan depreme dair kırsalın bakış açısını ortak hafızaya kaydetmek amacıyla hazırlanan rapor, mevcut durum analizi yaparken geleceğe dair alınacak önlemlerle ilgili önemli notlar içeriyor. </p>
<p>Depremlerden etkilenen köylerde genellikle gıda, su gibi ihtiyaçlar kısa vadede yeterli gibi görünürken hijyen sağlamaya yönelik ya da çadır gibi görece endüstriyel ürünler afetin ilk günlerinden bu yana ihtiyaç başlıkları olarak öne çıkıyor. Özellikle Aile Çalışmaları Programı kapsamında çalışılan köylerde KODA’nın eğitimlerine dahil olan aileler ise çocuklar için psikolojik destek ihtiyacını sık sık dile getiriyor: “Oğlum sekiz yaşında, o çok etkilendi. Nasıl yapacağız, nasıl konuşacağız bilmiyorum. Siz destek olacak mısınız? Okullar ne zaman açılacak siz biliyor musunuz?” Veli (Hatay, Altınözü, Altınkaya Köyü)</p>
<p><strong>Barınma ve hijyen sorunları devam ederken eğitimdeki belirsizlik kaygıları artırıyor</strong></p>
<p>Okulların zarar görmüş olması, zarar görmemiş olanların ortak yaşam alanı olarak kullanılması ve eğitim takvimine yönelik belirsizlikler özellikle öğretmen ve ebeveyn depremzedeler arasında en çok kaygı yaratan konular arasında yer alıyor. Yaşanan göçten dolayı köylerde nüfus yoğunluğu oluşması, lojmanda değil ilçe merkezlerinde yaşayan köy öğretmenlerinin barınma sorunları gibi zorluklar da öğretmen ve ailelerin ortak kaygısı olarak öne çıkıyor. </p>
<p>Hatay’ın Samandağ ve Defne ilçelerine bağlı köylere yapılan ziyaretler gösteriyor ki bu tip bir afet durumunda köyler, şehir merkezlerine nazaran belli yönlerden daha dayanıklıyken belli yönlerden daha kırılgan. Genelde dağ/tepe eteklerine kurulmuş bu köylerdeki binalarda daha az yıkım olmuş. Ancak sallantılar devam ettiği için evlerde konaklamak mümkün değil. Sadece giyecek ve erzak tedariki için hızlıca evlere girilip çıkılıyor. Giysi ihtiyacı acil bir gereksinim olarak öne çıkmazken çadırda görece uzun süre kalma olasılığından dolayı gece soğuğuna dayanabilmek için hala giysi ihtiyacı var. Pek çok köylü tarımsal faaliyetlerinde ürünlerini korumak için kullandıkları brandalardan çadırlar oluşturmuşlar. Bazı köylüler seralarda kalıyor. Ancak bu “çadırları” uzun vadeli çözüm olarak düşünmek mümkün değil.</p>
<p>Gıda yönünden de köyler daha dirençli. Samandağ ve Defne’de köylerde çocuğu olan haneler inekleri olduğu için süte ihtiyaç duymadıklarını söylüyor. Benzer şekilde unu ve odunu olanlar kendi yaktıkları ocaklarda kendi ekmeklerini pişirebiliyor. Temiz su da çok sorun değil. Afetin ilk günlerinin köylerde nispeten daha dirençli geçirilmesi olumlu ama bu durumun uzun vadede ne kadar sürdürülebileceği soru işareti.</p>
<p><strong>Köyler için Acil İhtiyaç Listesi</strong></p>
<p>KODA’nın yakın çalıştığı topluluk üyeleriyle yapılan odak görüşmelerden öne çıkan ilk başlık <strong>psikolojik desteğe duyulan ihtiyaç</strong> oldu. Özellikle çocukların uyku ve beslenme düzenlerinin sağlıklı bir rutine oturtulması, topluluk üyelerinin bir arada olma hissine destek olacak buluşmaların yapılması, çocuklara yönelik etkinlik ve içeriklerin oluşturulması kritik. Görüşmelerden öne çıkan bir diğer başlık <strong>kırsala yönelik araştırma ve analizlerin gerekliliği </strong>oldu. Kırsaldaki okulların fiziki durumu, köy nüfusundaki değişimler, bu değişimlerin öğrenci-veli-öğretmen ilişkilerine etkisi, iç göç ile oluşabilecek ayrımcılık iklimi, öğretmenlerin tayin durumları, öğretmen adaylarının uygulamadan uzak kalacak olmaları gibi konuların bölgesel ve ulusal bazda incelenmesi gerekiyor. Raporda ayrıca <strong>konteyner kentlerin tasarımında sivil toplum kuruluşlarının yer alması</strong> gerektiği vurgulanıyor.</p>
<p>Bir diğer önemli nokta ise depremler sonrası yaşanan zorunlu iç göçten dolayı depremzedelere yönelik orta ve uzun vadeli kalkınma ve yeniden yapılanma planları sadece deprem bölgesiyle sınırlı kalmamalı. Öte yandan özellikle eğitim başlığında kırsal alanlar için mutlaka belli fırsat ve zorluklar gözetilmeli. Kırsal bölgeler kolektif üretim, doğa ile iç içe olma, kendi kendine yetebilme gibi fırsatları içinde barındırıyor. Bu fırsatların yanında zaten var olan altyapı sorunları, deprem sonrası yaşanacak tersine göçün nüfus yoğunluğu yaratacak olması, öğretmen ve öğrencilerin okul değişiklik taleplerinin öngörülememesi, sağlam kalan köy okullarının barınma alanı olarak kullanılması gibi zorluklarsa bölgesel kalkınma planları yapılırken mutlaka göz önünde bulundurulması gereken dinamikler olarak öne çıkıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kodadan-6-subat-kahramanmaras-depremleri-koylerde-durum-ne-raporu-352849">KODA&#8217;dan &#8216;6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri: Köylerde Durum Ne?&#8217; Raporu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;ne Acil Durum Merkezi yapılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaeline-acil-durum-merkezi-yapiliyor-351028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2023 09:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeline]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=351028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, Acil Durum Merkezinde çalışmalarını sürdürüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeline-acil-durum-merkezi-yapiliyor-351028">Kocaeli&#8217;ne Acil Durum Merkezi yapılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir Belediyesi, Acil Durum Merkezinde çalışmalarını sürdürüyor</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin olası afetlere yönelik hazırlıkları devam ediyor. Olası bir afette merkezi bir yönetim için Acil Durum Merkezi kuruluyor. Afet ve acil durumlarda merkez yönetim üstü olacak Acil Durum Merkezi, kentin önemli bir eksiğini gidermiş olacak.</p>
<p><b>AFET YÖNETİMİ</b></p>
<p>17 Ağustos 1999 yılında asrın felaketini yaşayan Kocaeli’nin afete hazır bir şehir olması için Büyükşehir Belediyesi çalışmalarını sürdürüyor. Kahramanmaraş merkezli yaşanan depremin ardından deprem yönetimi ve adet sonrası koordinasyonun sağlanmasının önemi bir kez daha tecrübe edildi. 1999 Marmara depreminde yaşanan sorunları çok iyi etüt eden Büyükşehir Belediyesi, kentsel dönüşümler yapan ve depremde hasar gören binaları yıkarak afete hazır bir şehir için çalışıyor. Bu kapsamda olası afet durumlarında kullanılmak için Acil Durum Merkezi kuruluyor.</p>
<p><b>TEMEL BETONU ATILDI</b></p>
<p>Ocak ayı içerisinde temeli atılan Acil Durum Merkezi prefabrik bir yapı olarak İzmit’te inşa ediliyor. Prefabrik yapının imalatı sürüyor. Acil Durum Merkezinin çatı imalatı da ekipler tarafından yapılıyor. Bina içerisinde ise elektrik tesisatı sürüyor.</p>
<p><b>PREFABRİK YAPI</b></p>
<p>Acil Durum Merkezi içerisinde 4 adet ofis, eğitim salonu, mutfak, depo, kış bahçesi, lavabolar ve soyunma odası yer alacak. Merkez tamamlandığında acil durumlarda bir üst olarak kullanılacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaeline-acil-durum-merkezi-yapiliyor-351028">Kocaeli&#8217;ne Acil Durum Merkezi yapılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
