<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>doku | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/doku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/doku</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Apr 2026 00:33:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>doku | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/doku</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;Doku Renk ve İzler&#8217;, ilmek ilmek bu sergide</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doku-renk-ve-izler-ilmek-ilmek-bu-sergide-628566</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Bolulu]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eser]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[ilmek]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[renk]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[sergide]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkür]]></category>
		<category><![CDATA[zler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=628566</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “Doku Renk ve İzler” sergisini Dünya Sanat Günü’nde sanatseverlerle buluşturdu. Seka Sanat İhtisas Merkezi’ndeki eşsiz sergiye sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doku-renk-ve-izler-ilmek-ilmek-bu-sergide-628566">&#8216;Doku Renk ve İzler&#8217;, ilmek ilmek bu sergide</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “Doku Renk ve İzler” sergisini Dünya Sanat Günü’nde sanatseverlerle buluşturdu. Seka Sanat İhtisas Merkezi’ndeki eşsiz sergiye sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p><b>DÜNYA SANAT GÜNÜ’NE ANLAM KATAN ÇALIŞMA</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, “Sanayi Kenti Kocaeli” kimliğini gerçekleştirdiği çalışmalarla sanatın merkezi haline getiren çalışmalara imza atıyor. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde, Dünya Sanat Günü’ne özel muhteşem bir sergiye ev sahipliği yapıldı. Geleneksel tekstil üretim biçimlerini doğanın kendi içindeki uyumu ile bütünleştiren Marmara Üniversitesi GSF Tekstil Sanatları Bölümü Öğretim Görevlisi Gül Bolulu’nun “Doku Renk ve İzler” adlı Tekstil Lif Sanat Sergisi, Seka Sanat İhtisas Merkezi’nde açıldı. Doğa ananın katkılarla ortaya çıkan sergi; hafızası ve içinde barındırdığı insan hikâyeleriyle Dünya Sanat Günü’ne anlam kattı.</p>
<p><b>SERGİ ÖNCESİNDE SÖYLEŞİ DÜZENLENDİ</b></p>
<p>Sanatçı Gül Bolulu, sergi açılışı öncesinde bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşiye çok sayıda sanatseverin yanı sıra Bolulu’nun hocası Prof. Günay Atalayer ile Marmara ve Kocaeli’deki üniversitelerde görev yapan akademisyenler katıldı. Gül Bolulu söyleşinde bugüne kadar Türkiye’nin çeşitli kentlerinde açtığı sergiler ile bu sergilerdeki eserlerinde kullandığı teknikler hakkında bilgi verdi. Barkovizyon eşliğinde eserlerini izleyenleri ile paylaşan Bolulu, doğal malzeme ile yapılan çalışmaların bozulmadan kaldığını, bunun da doğanın bir nimeti olduğunu kaydetti. Dokunmuş Ağaçlar Projesi’ndeki eserlerine değinen sanatçı amacının, ağaçların insanlık için olan önemine dikkat çekmek olduğunu ifade etti.</p>
<p><b>HER AĞACA BİR HUMBABA LAZIM</b></p>
<p>Öte yandan söyleşide sanatçının çalışmalarını devam ettirdiği “Dokuma Grubu” gündeme geldi. Gül Bolulu, bu grup içindeki bir çalışmasında kenevir ve keten malzemesini kullanarak Sümer Mitolojisi’nde yer alan Humbaba karakterini dokuduğunu söyledi. Dev bir canavara benzeyen insan biçimli figür olan Humbaba’nın ağaçları koruduğuna olan inancı dile getiren sanatçı, “3 metrelik bir eser olmuştu. Keten ve kenevir malzemesini kullanarak dokudum” dedi. Çalışmayı barkovizyondan gösteren Bolulu’ya konuklar; “Ağaç ve ormanların korunması için her ormana bir Humbaba gerekiyor” yorumunu yaptı.  Söyleşinin sonunda konuklar arasında yer alan Kocaeli Bölge Tiyatrosu’nun kurucusu Burhan Akçin, lif sanatının insan ve halkla içi içe bir sanat olduğunu söyleyerek, hayat verdiği eserler için Gül Bolulu’ya teşekkür etti. Akçin, sanatçıya Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin çiçeğini takdim ederek başarılarının devamını diledi. Kocaeli Sanat Galerileri Şefi Ümran Şirin de sanatçı Gül Bolulu’ya Sanat Günü’nde kendileriyle birlikte olduğu için teşekkür etti.</p>
<p><b>GÜL BOLULU’DAN BAŞKAN BÜYÜKAKIN’A TEŞEKKÜR</b></p>
<p>Söyleşinin ardından Seka Sanat İhtisas Merkezi’nin sergi salonundaki açılışa geçildi. Burada konuklara yönelik bir konuşma yapan Gül Bolulu, eserlerini Kocaelili sanat severlerle buluşturma imkanı verdiği için Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a teşekkür etti. Bolulu’ya teşekkür çiçeğini ise konuklar arasında yer alan hocası Prof. Günay Atalayer takdim etti. Atalayer öğrencisi ile gurur duyduğunu belirterek, sanatseverlerin Dünya Sanat Günü’nü de kutladı.</p>
<p><b>32 ESER, MİTOLOJİK KAHRAMANLAR</b></p>
<p>İçinde birbirinden önemli mitoljik kahramanların betimlendiği &#8220;Zamanın Lifleri&#8221; başlıklı sergisinde toplam 32 eser yer alıyor. Keten, kenevir ve doğanın içinde malzemelerin kullanımıyla şekillenen sergi, 3 Mayıs Pazar gününe kadar, Pazartesi günleri hariç, 09.00-18.00 arasında ziyaret edilebilecek. Zamanın içinde şekillenen öykülerin liflerle dokunduğu sergi Seka Sanat İhtisas Merkezi’nde sanatseverleri bekliyor.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doku-renk-ve-izler-ilmek-ilmek-bu-sergide-628566">&#8216;Doku Renk ve İzler&#8217;, ilmek ilmek bu sergide</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 10:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[görülme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[gözdeki]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Pterjium]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[şıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikenin]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=627389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda göz hastalıkları arasında daha sık görülmeye başlayan gözde et büyümesi, tıp dilinde ‘pterjium’ olarak adlandırılıyor. Masum sanılan ancak tedavi edilmediğinde sinsice ilerleyerek ciddi sonuçlara yol açabilen göz eti, özellikle gözlerde kanlanma ve kızarma ile ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül</strong> “Gözde et büyümesi çoğu zaman gözlerin buruna yakın iç kısımlarında yoğun kızarıklık ile fark edilir. Hastalar kendileri aynaya baktıklarında veya çevresindekilerin dikkat çekmesi ile fark ederler. Bu doku zamanla korneanın üzerine yürüyebilir ve görme alanını kapatabilir. Başlangıçta basit bir kızarıklık ve kanlanma gibi görülse de ilerlediğinde görme kaybına neden olabilmektedir. Bu nedenle geçmeyen göz kızarıklığı durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p>Göz eti büyümesinde hastaların şikayetlerini ‘Gözüme sanki kum tanesi kaçmış gibi hissediyorum veya herkes bana gözlerin neden bu kadar kırmızı, az mı uyudun ya da alkol mü aldın diye soruyor’ gibi söylemlerle dile getirdiğini belirten Dr.Tolga Birgül, oysa bu durumun çoğu zaman gözde et büyümesinden kaynaklanabildiğini vurguluyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül, göz etine yol açan 4 önemli etkeni anlattı, belirtilere ve tedaviye yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Güneş ışığı ve ultraviyole maruziyeti</strong></p>
<p>Göz eti gelişiminde en önemli faktörlerden biri güneş ışığına uzun süre maruz kalmak. Araştırmalar, yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerde pterjiumun (gözde et büyümesi) daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Rüzgar, toz ve kum gibi çevresel tahriş</strong></p>
<p>Toz, kum ve rüzgar gibi çevresel faktörler, özellikle açık havada çalışan kişilerde riski artırıyor. Zira göze sık sık kaçan toz, kum ve yabancı cisimler göz yüzeyindeki dokuyu sürekli uyararak tahrişe neden olurken, bu tahriş zamanla dokunun (konjonktivanın) kalınlaşmasına ve korneaya doğru ilerleyen et büyümesine zemin hazırlayabiliyor.</p>
<p><strong>Kronik göz kuruluğu</strong></p>
<p>Uzun süre bilgisayar veya telefon ekranına bakmak da göz kuruluğuna yol açabiliyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Özellikle bilgisayar başında gerekli göz molalarını vermeden uzun süre kalan ve yine uzun süreler telefon ekranına bakan kişilerde göz kuruluğu arttığı için bu hastalığa daha sık rastlayabiliyoruz. Göz yüzeyinin yeterince nemli olmaması da pterjium gelişimini kolaylaştırabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Göz yapısının kuruluğa yatkın olması</strong></p>
<p>Bazı kişilerde göz yüzeyi doğal olarak daha hassas ve nem dengesini korumakta zorlanan bir yapıya sahip olabilir. Bu durum göz yüzeyinin dış etkenlere karşı daha kolay tahriş olmasına neden olur. Yeterli nem sağlanamadığında gözün koruyucu tabakası zayıflar ve konjonktiva dokusu zamanla kalınlaşıp korneaya doğru ilerleyebilir. Göz kuruluğu yaşayan kişilerde bu süreç daha kolay tetiklenebilir ve pterjium (gözde et büyümesi) gelişme riski artabilir.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözünüzde bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Dr. Tolga Birgül, göz eti büyümesinin belirtilerini şöyle sıralıyor;  </p>
<ul>
<li>Gözde sürekli kızarıklık ve kanlanma</li>
<li>Gözde yanma, batma ve sulanma</li>
<li>Gözün iç kısmında kabarıklık oluşması</li>
<li>Estetik olarak gözün kırmızı görünmesi</li>
<li>Beklenmemiş şekilde Astigmat gelişmesi veya artması</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Gözde et büyümesinin tedavisi nasıl yapılıyor!</strong></p>
<p>Gözde et büyümesinin tedavisi hastalığın durumuna göre planlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Tolga Birgül “Her pterjiumun ameliyat edilmesi gerekmeyebiliyor. Eğer doku uzun süre aynı kalıyorsa, stabil ise takip edilebiliyor. Ancak aktif büyüyen ve korneaya ilerleyen pterjiumlarda cerrahi tedavi gerekiyor” diyor. Bu ayırımın yapılması için göz muayenesi yapılması gerektiğini, tedavide en önemli noktanın cerrahi sonrası tekrar oluşumun önlenmesi olduğunu vurgulayan Dr. Tolga Birgül şöyle konuşuyor: “Pterjium cerrahisinde sadece et dokusunun çıkarılması yeterli değildir. Asıl önemli olan ameliyat sonrası tekrar etmesini önlemektir. Bunun için özel cerrahi teknikler kullanıyoruz; et dokusunu çıkardıktan sonra konjonktival flep ve otogreft gibi yöntemlerle kapatmadan önce geride kalan yüzeyi elmas uçlu özel bir tur motoruyla mikro düzeyde temizliyoruz. Bu yöntemle geride kalabilecek mikroskobik dokular da temizleniyor ve tekrar etme riski önemli ölçüde azaltılıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gozdeki-sinsi-tehlikenin-gorulme-sikligi-artiyor-627389">Gözdeki sinsi tehlikenin görülme sıklığı artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[problemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yileşebilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>
<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>
<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>
<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>
<ul>
<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>
<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>
<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>
<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>
<ol>
<li>Yüz gençleştirme,</li>
<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>
<p>Eksozom tedavileri; </p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>
<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dokusunda]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sert]]></category>
		<category><![CDATA[sertleşme]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikan Kanser Derneği’nin 2026 Kanser İstatistikleri Raporu’na göre kanser tanısı alan her 10 kişiden 7’si en az 5 yıl yaşamını sürdürüyor. Bu oran, kanser tedavisinde önemli bir eşiğin aşıldığını gösterirken; aynı dönemde özellikle genç yaş grubunda kolon kanseri vakalarının artması dikkat çekiyor. Son bilimsel çalışmalar, bağırsak dokusunda meydana gelen sertleşmenin, kanser gelişiminde genetikten bağımsız erken bir uyarı mekanizması olabileceğine işaret ediyor. Güncel veriler ise kanserin yalnızca genetik bir hastalık olmadığını; erken tanı, doku yapısı ve yaşam tarzının da hastalığın gelişiminde belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, kolon kanserinde son ve yeni bilimsel yaklaşımlara ilişkin bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Kanser artık sadece genetik bir hastalık değil</strong></p>
<p>Kanser uzun yıllar ağırlıklı olarak genetik mutasyonlar üzerinden tanımlandı. Ancak güncel bilimsel veriler, genetik testleri normal olan bireylerde de kanser gelişebildiğini göstermektedir. Bu durum, kanserin yalnızca genetik değil; hücrenin bulunduğu doku ortamıyla da yakından ilişkili bir hastalık olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Genç yaşta kolon kanseri görülme sıklığı artıyor</strong></p>
<p>Kolon kanseri ileri yaş hastalığı olarak bilinmekle birlikte, 50 yaş altı bireylerde görülme sıklığında artış izlenmektedir. Genç hastaların önemli bir bölümünde kalıtsal genetik risk faktörleri saptanmamaktadır. Bu tablo, kolon kanserinin başlangıcında genetikten bağımsız biyolojik süreçlerin etkili olabileceğini düşündürür. Son 30 yıla bakıldığında yıllık artış oranı yüzde 0,5 ile 2,4 arasında değişmiş durumda. Mevcut eğilimin sürmesi halinde 2030 yılına kadar bu artışın yüzde 124’e ulaşması beklenmektedir. Örneğin; vakaların önemli bir bölümünde “Lynch sendromu” gibi kalıtsal genetik mutasyonlar saptanmamıştır. Bu durum, kolon kanserinin yalnızca genetik faktörlerle açıklanamayacağını gösterir.</p>
<p><strong>Bağırsak duvarındaki sertleşme erken bir uyarı olabilir</strong></p>
<p>Son çalışmalar, genç kolon kanseri hastalarında bağırsak duvarının normalden daha sert olduğunu göstermektedir. Üstelik bu sertliğin yalnızca tümörlü alanlarda değil, henüz normal görünümlü dokularda olduğu da tespit edildi. Elde edilen bulgulara bakıldığında kanser gelişiminin önce bağırsak dokusunda yapısal değişiklikler başlattığı net bir şekilde saptanmıştır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Kanserin fiziği, genetiği kadar belirleyici</strong></p>
<p>Hücrelerin yalnızca kimyasal sinyallere değil, içinde bulundukları dokunun sertliğine de yanıt vermektedir. Bağırsak duvarındaki sertleşmenin, hücrelerde kontrolsüz çoğalmayı tetikleyen sinyal yollarını aktive edebilir. Bu mekanizma, genetik bir bozukluk olmaksızın da kanser sürecinin başlatabilir.</p>
<p><strong>Gelecekte kolon kanserinde tarama yaklaşımları değişebilir</strong></p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Erken tanı uygulamaları, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde sağkalım oranlarında belirgin artış sağlandı. Buna karşın kanser tanısı alan kişi sayısındaki artış, önleyici yaklaşımların güçlendirilmesini ve risk faktörlerinin daha fazla önemsenmesini gerekli kıldı.</p>
<p>Elde edilen bilimsel veriler, tarama yöntemlerinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Gelecekte kolonoskopi uygulamalarında yalnızca poliplerin değil, bağırsak duvarı sertliğinin de değerlendirilmesi mümkün olabilecek. Bu da doku sertliğindeki artışın, kanser oluşmadan çok önce saptanabilmesini ve erken bir uyarı işareti olarak kullanılabilmesini sağlayabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bagirsak-dokusunda-sertlesme-genclerde-de-goruluyor-617482">Bağırsak Dokusunda Sertleşme Gençlerde de Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dar]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[nedenden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üretra]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir. Erkeklerde kadınlara göre çok daha sık görülen üretra darlığı, her 100 erkekten birinde yaşamın bir döneminde görülüyor. Erkeklerde belirtilerinin prostat hastalıklarıyla benzerlik göstermesi nedeniyle hastalığın doğru tanısı gecikebiliyor. Daralmış idrar kanalının yeniden açılması için kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilirken iki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçları birbirine dikilerek tedavi edilebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek, üretra darlığı ve güncel tedavi yaklaşımlarını hakkında tüm detayları ile aktardı. </p>
<p><strong>Birçok neden üretra darlığına sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Üretra, idrarın mesaneden dışarı atılmasını sağlayan kanaldır. Erkeklerde ortalama 15–20 cm, kadınlarda ise 4–5 cm uzunluğundadır. Bu kanalın çeşitli nedenlerle hasar görmesi sonucu üretra darlığı gelişebilmektedir. Üretra darlığına yol açan başlıca nedenler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Kazalar</li>
<li>Daha önce geçirilmiş ürolojik cerrahiler</li>
<li>Uzun süreli veya tekrarlayan sonda uygulamaları</li>
<li>Sık idrar yolu enfeksiyonları</li>
<li>Perine bölgesine alınan darbeler</li>
<li>Erkeklerde prostat ameliyatları</li>
<li>Kadınlarda doğum sonrası gelişen travmalar</li>
<li>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</li>
<li>Otoimmün bir hastalık olan liken sklerozus</li>
</ol>
<p><strong>Prostat büyümesi ile benzer şikayetler gösteriyor</strong></p>
<p>Üretra darlığı, özellikle erkeklerde prostat büyümesi ile benzer şikâyetlere yol açtığı için erken dönemde fark edilmeyebilir. Hastalar genellikle ince idrar yapma, çatallı işeme, sık idrara çıkma, idrar sonrası tam boşalamama hissi ve gece idrara kalkma gibi yakınmalarla başvurmaktadır. Bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka ürolojik değerlendirme yapılması gerekmektedir. Tanıda en önemli yöntem Retrograd Üretrografi olup, bu görüntüleme sayesinde darlığın yeri, uzunluğu ve derecesi net olarak ortaya konmaktadır. İşeme testi ve Sistoskopi de tanıya yardımcı yöntemler arasında yer almaktadır. Bu değerlendirmeler, hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesini sağlamaktadır.</p>
<p>Üretra darlığının ilaç veya bitkisel yöntemlerle tedavisi mümkün değildir. Tedavide temel amaç, daralmış olan idrar kanalının yeniden açılmasıdır. Kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon, soğuk bıçakla kesme ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilebilmektedir. İki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçlarının birbirine dikildiği yani üretroplasti işlemi uygulanmaktadır. Deneyimli merkezlerde ve düzenli takip altında bu yöntemin 5 yıllık başarı oranı %85–90 civarındadır.</p>
<p><strong>Ağızdan alınan doku ile üretra darlığı tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Uzun ve kompleks üretra darlıklarında ise en etkili tedavi doku nakli ile üretroplastidir. Üretraya en çok benzeyen doku ağız içi mukozası olduğu için, genellikle yanak içinden alınan doku kullanılmaktadır. Alınan doku gerekli hazırlık aşamalarından geçirildikten sonra dar olan üretra bölgesine nakledilmektedir. Ağız içinden alınan alan birkaç gün içinde kendini yenilemekte ve hastalar genellikle ağız bölgesinde kalıcı bir sorun yaşamamaktadır. Deneyimli merkezlerde bu yöntemle elde edilen başarı oranları oldukça yüksektir. Özellikle posterior (arka) üretra darlıklarında, robotik cerrahi tekniklerin kullanılması cerrahi başarıyı daha da artırmaktadır. Robotik cerrahi; daha iyi görüntüleme, daha hassas doku onarımı ve sağlam üretra uçlarının daha doğru bir şekilde birleştirilmesini sağlayarak hem cerrahın kontrolünü artırmakta hem de hastanın iyileşme sürecini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Üretroplasti sonrası hastaların birkaç hafta sondalı kalması gerekmektedir. Sonda çıkarıldıktan sonra hastalar genellikle kısa sürede ameliyat öncesindeki yaşam kalitelerine geri dönmektedir. Ancak bu cerrahilerden sonra düzenli üroloji kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. Profesyonel takip, olası darlık tekrarlarının erken dönemde saptanmasını ve zamanında müdahale edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Donma mı, hipotermi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 09:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[donma]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etkiler]]></category>
		<category><![CDATA[hipotermi]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[Vücut Isısı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607734</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Deniz Demirci, soğuk hava koşullarına ve hipoterminin zamanında fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Hipotermi nedir?</strong></p>
<p>Hipoterminin vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesiyle meydana gelen tehlikeli bir durum olduğunu dile getiren Prof. Dr. Deniz Demirci, “Normal vücut sıcaklığı genellikle 36.5°C ile 37.5°C arasında olup, bu aralık vücudun optimal işlevlerini sürdürebilmesi için gereklidir. Vücut ısısı 35°C’nin altına düştüğünde, vücut normal işlevlerini yerine getiremez ve hayati tehlike söz konusu olabilir. Hipotermi genellikle aşırı soğuk havalarda, suda uzun süre kalma, yeterince giyinmemek, yorgunluk veya açlık gibi durumlarla ilişkilidir. Bunun yanı sıra, alkol ve bazı ilaçlar da vücutta ısının kaybını hızlandırabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geliyor</strong></p>
<p>Vücut sıcaklığı düştükçe, vücutta bir dizi fizyolojik değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipoterminin etkileri, vücut sıcaklığının ne kadar düştüğüne ve ne kadar süreyle bu düşük sıcaklığın etkisi altında kalındığına bağlı olarak değişebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, vücut sıcaklığı düştükçe birçok hayati sistemin olumsuz etkilendiğini belirterek, dolaşım sistemiyle ilgili olarak şunları kaydetti:</p>
<p>“Vücut ısısının düşmesiyle birlikte, kan damarları daralır (vazokonstriksiyon). Bu, kanın vücut yüzeyinden iç organlara yönlendirilmesine ve böylece hayati organların korunmasına yardımcı olur. Ancak, bu durum ciltte solukluk, soğukluk ve mavi renge (siyanoz) yol açabilir. Uzun süreli hipotermi, kan basıncında düşüşe neden olabilir, bu da organlara yeterli kanın ulaşamamasına yol açar ve organ fonksiyonlarını bozabilir.”</p>
<p><strong>Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlıyor</strong></p>
<p>Sinir sistemi üzerindeki etkilerinin de hayati öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, sinir sistemi üzerinde de etkiler yaratır. Vücut ısısı düştükçe, beyin işlevleri yavaşlar. Başlangıçta titreme, konuşma bozukluğu ve koordinasyon kaybı gibi belirtiler görülür. Sıcaklık daha da düşerse, bilinç kaybı, koma ve sonunda ölüm riski artar. Beyin, vücut ısısının kontrolünü sağlamak için daha fazla enerji harcar ve bu durum, zihinsel işlevlerde bozulmalara yol açabilir. Hipotermi sırasında kaslarda titreme başlar. Titreme, vücutta ısının korunmasını sağlamak için kasların kasılmasından kaynaklanır ve bu, vücudun ısınmasını sağlayan bir tepkidir. Ancak, vücut sıcaklığı iyice düştüğünde, titreme durur ve kaslar zayıflar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlıyor</strong></p>
<p>Hipoterminin metabolizma üzerindeki etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Demirci, “Vücut sıcaklığının düşmesiyle metabolizma yavaşlar. Hipotermi, enerji üretimi ve kullanımı üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Karaciğer ve böbrek gibi organlar, ısı üretmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır, ancak bu süreçler verimsizleşir. Ayrıca, kan şekerinin düşmesi ve diğer metabolik dengesizlikler görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabiliyor</strong></p>
<p>Solunum sistemi üzerindeki etkilerini de anlatan Prof. Dr. Demirci, “Solunum hızı, vücut ısısının düşmesiyle birlikte azalır ve bu da oksijenin vücutta daha verimli bir şekilde taşınmasını zorlaştırır. Şiddetli hipotermi, solunumda durmaya yol açabilir. Ayrıca, soğuk hava solumak, solunum yollarında kuruluk ve tahrişe neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Demirci, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri de vurgu yaparak, “Hipotermi, kalp atışlarını etkileyebilir. Vücut sıcaklığı düştükçe, kalp atış hızı yavaşlar ve düzensizleşebilir. Şiddetli hipotermi durumunda, kalp durması riski ortaya çıkabilir. Kalp atışlarındaki düzensizlikler (aritmi) hayati tehlike oluşturabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmeli</strong></p>
<p>Hipotermiden korunmak için soğuk hava koşullarında uygun kıyafetler giyilmesi, aşırı soğuk ortamlarda uzun süre kalmaktan kaçınılması ve vücut ısısının düşmesini engellemek için önlemler alınmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Deniz Demirci, “Hipotermi tedavisinde, kişinin ısısını yavaşça artırmak gerekir. Bu, sıcak içecekler, ısınma battaniyeleri veya ısınma cihazları kullanılarak yapılabilir. Ancak, tedavi hızlı ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, çünkü aşırı hızlı ısınma, vücuttaki kan dolaşımını olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipotermi arasındaki farklar neler? </strong></p>
<p>Donma ve hipoterminin, her ikisinin de soğukla ilgili tehlikeli sağlık durumlar olduğunu ancak farklı mekanizmalarla vücutta etkiler oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, vücut sıcaklığının 35°C’nin altına düşmesi durumudur. Vücut, soğuk ortamda ısısını kaybeder ve bu durum organ fonksiyonlarını bozarak hayati tehlike yaratabilir. Hipotermide tüm vücut etkilenir. Donma, vücut dokularının (genellikle eller, ayaklar, burun, kulaklar gibi vücut uç bölgeleri) aşırı soğuk nedeniyle donmasıdır. Donma, dondurucu soğukta uzun süre kalma sonucu, özellikle kan damarlarının tıkanmasıyla doku hasarına yol açar. Bu, lokal bir durumdur ve genellikle vücudun uç bölgelerinde görülür.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Donmada dokularda nekroz yaşanabiliyor</strong></p>
<p>Hipotermide, vücut ısısının genel olarak düştüğünü ve bu durum bütün organları etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Kalp, solunum ve merkezi sinir sistemi en fazla etkilenen bölgeler arasındadır. Hipotermide kaslar titrer, solunum yavaşlar, kalp hızı düşer, düşünme ve koordinasyon bozulur. Donma, sadece vücudun bazı bölümlerinde meydana gelir. Doku, aşırı soğuk nedeniyle donarak hasar görür. Başlangıçta cilt soluklaşır ve uyuşur, sonra dokular buz gibi sertleşebilir. Ciddi vakalarda, dokular nekroz yaşayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hipotermi vücudun tamamını etkiliyor</strong></p>
<p>Hipotermi vücudun tamamını etkilerken, donmanın sadece vücutta soğuğa doğrudan maruz kalan bölgelerin etkilendiğini (özellikle uç kısımlar: parmaklar, ayak parmakları, burun, kulaklar) belirten Prof. Dr. Demirci, “Hipotermi, genellikle hava sıcaklığının çok düşük olduğu, rüzgarlı, nemli ortamda uzun süre kalmak sonucu oluşur. Donma ise doğrudan soğuğa maruz kalan, genellikle rüzgarlı ve nemli ortamlarda, çıplak ciltle soğuğa temasla daha hızlı gelişir.” dedi.</p>
<p><strong>Donma ve hipoterminin belirtileri nasıl ayırt edilir?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Deniz Demirci, hipotermi belirtilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>“Başlangıçta, titreme, yorgunluk, uyuşma, baş dönmesi, konuşmada bozulma, kas zayıflığı, koordinasyon kaybı olur. Orta düzey hipotermi de titreme durur, bilinç kaybı, hızla düşünme ve karar verme zorluğu, nefes almanın zorlaşması, kalp atışlarının yavaşlaması meydana gelir. İleri düzey hipotermi de ise bilinç kaybı (komaya girme), vücut ısısının 30°C’nin altına düşmesi, kalp durması riski oluşur.”</p>
<p>Donma belirtilerini de sıralayan Prof. Dr. Demirci, şöyle devam etti:</p>
<p>“Başlangıçta, cilt soğur ve beyazlaşır, uyuşukluk ve karıncalanma hissi olur. İleri aşamada ise cilt sertleşir, morarma, buz gibi bir hissiyat, ağrı veya yanma hissi olur. Vücut kısmı hareket ettirilemez hale gelebilir. Şiddetli donmada ise cilt ve doku tamamen donar, şişlik ve kabuklanma oluşur, doku ölümü (nekroz) gelişebilir. Tedavi edilmezse, etkilenen doku kaybolabilir.”</p>
<p><strong>Vücudu yavaşça ısıtmak gerekiyor</strong></p>
<p>Hipotermi tedavisinde vücudu yavaşça ısıtmak gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Demirci, “Öncelikle sıcak, kuru bir ortamda kişiyi ısıtmak, sıcak içecekler vermek, ısınma battaniyeleri kullanmak önemlidir. Ağızdan ısıtma yapılabilir, ancak hızlı ısıtma, vücudun şok yaşamasına yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Donma tedavisinde ise donmuş bölgeyi ılık suyla ısıtmak, donmuş dokuyu tekrar soğuğa maruz bırakmamak gerekir. Donmuş bölgeye doğrudan ısı uygulamaktan kaçınılmalıdır. Şiddetli donma durumlarında, etkilenen doku nekrozu gelişebileceği için cerrahi müdahale gerekebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/donma-mi-hipotermi-mi-607734">Donma mı, hipotermi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hayatta]]></category>
		<category><![CDATA[hücreler]]></category>
		<category><![CDATA[kalırsa]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[ölmesi]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606570</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma araştırmalarında son yıllarda dikkat çeken başlıklardan biri, vücutta biriken ve halk arasında “zombi hücreler” olarak adlandırılan senesans hücreleri. Bu hücreler, çoğalma yeteneğini kaybetmesine rağmen dokuda kalmaya devam ediyor. Peki bu hücreler bizi koruyor mu, yoksa yaşlandırıyor mu? <strong>Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong> bu belirsizliğe dikkat çekerek, “Senesans hücreleri bugün için ne tamamen ‘’iyi’’ ne de tamamen ‘kötü’ olarak tanımlanabilir. Asıl mesele bu hücrelerin yaşlanma sürecinde nasıl, ne zaman ve ne ölçüde devreye girdiğini doğru anlamak ve süreci abartıdan uzak, bilimsel veriler ışığında yönetmektir” değerlendirmesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Hücreler Ölmezse Ne Olur?</strong></p>
<p>Her gün vücudumuzda milyonlarca hücremizin DNA hasarı, çevresel stres, toksinler ve yaşa bağlı süreçler nedeniyle yıprandığını belirten <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Sağlıklı işleyen bir sistemde bu hücreler ya onarılır ya da kontrollü bir şekilde devre dışı bırakılarak yerlerini yeni hücrelere bırakır. Zombi hücreler olarak da adlandırılan senesans hücreleri ise bu doğal döngünün dışında kalır; çoğalma yeteneklerini kaybetmelerine rağmen ölmezler ve sağlıklı hücreler gibi işlev görmezler. Yani normalde yaşam döngüsünü tamamlaması gereken bir hücrenin sistem içinde tutunmaya devam etmesidir. Başlangıçta bu mekanizmanın, tümör oluşumunu engelleyen ve doku bütünlüğünü koruyan bir savunma refleksi olduğu düşünülür. Ancak bu hücrelerin zamanla dokularda birikmesi, yaşlanma sürecini hızlandıran ve çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlayan bir tabloya dönüşebilir” diyor. </p>
<p><strong>Yaşlanmanın Nedeni mi Yoksa İyileştirici Güç mü? </strong></p>
<p>SASP (Senescence-Associated Secretory Phenotype) olarak adlandırılan süreçte, zombi hücrelerin bulundukları dokuda iltihaplanmayı artıran maddeler, doku yıkımına yol açabilen enzimler ve hücreler arası sinyalleşmeyi etkileyen büyümeyi düzenleyici proteinler salgılayabildiğini söyleyen Dr. Erkan Sarıyıldız, “Bu durum, çevredeki sağlıklı hücrelerin yapısını ve normal işlevlerini bozabiliyor. Klinik çalışmalarda bu hücrelerin vücutta uzun süre kalmasının; kalıcı iltihaplanma, doku yenilenmesinde yavaşlama, bağışıklık sistemi performansında düşüş, metabolik dengenin bozulması ve insülin direnci ile yaşla ilişkili hastalık risklerinde artış gibi süreçlerle ilişkili olabileceği gösterildi” diyor. </p>
<p><strong>Zombi Hücreler Yok Edilmeli mi? </strong></p>
<p>Bununla birlikte senesans hücrelerinin yalnızca olumsuz süreçlerle ilişkilendirildiğini söylemenin de doğru olmadığını ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,</strong> “Araştırmalar, bazı koşullarda bu hücrelerin doku bütünlüğünün korunmasına katkı sağlayabildiğini, ani stres durumlarında hasarın sınırlandırılmasına yardımcı olabildiğini ve yara iyileşmesinin düzenlenmesinde rol oynayabildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca senesans hücrelerinin, kontrolsüz hücre çoğalmasını baskılayarak tümör gelişimine karşı koruyucu mekanizmaları desteklediği de bilinmektedir. Bu nedenle söz konusu hücrelerin “tamamen yok edilmesi” yaklaşımı, güncel bilimsel veriler ışığında tartışmalı kabul edilmektedir. Mevcut çalışmalar, senesans hücrelerinin hedefli, kontrollü ve kişiye özel biçimde düzenlenmesinin, daha dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım sunduğuna işaret etmektedir” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Panik Olmalı mıyız?</strong></p>
<p>Bugün için klinik pratikte kabul görmüş bir ‘zombi hücre tedavi rehberi’ bulunmadığını söyleyen <strong>Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Buna karşın düzenli fiziksel aktivite, yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltmaya yönelik beslenme modelleri ve metabolik risklerin kontrol altına alınması gibi yaşam tarzı temelli yaklaşımlar, senesans hücreleri üzerinde dolaylı ve destekleyici etkide bulunabilir. Bugün için ise senesans hücreleri panik yaratacak bir tıbbi başlık olmadığı gibi göz ardı edilmemesi gereken önemli bir biyolojik gerçekliktir” diyor. </p>
<p><strong>Bilim Zombi Hücreleri Araştırırken… </strong></p>
<p>Bugün için en uygulanabilir sağlıklı ve uzun yaşam yaklaşımının düzenli klinik izlem, metabolik risklerin yönetimi ve iltihaplanmayı azaltmayı hedefleyen sürdürülebilir yaşam tarzı stratejileri olduğunu ifade eden <strong>Acıbadem Life Danışmanı Dr. Erkan Sarıyıldız</strong>, “Zombi hücrelerin tedavi edilip edilmemesi gerektiği ile ilgili yaklaşım standart kılavuzlara girecek mi? Bunu zaman gösterecek. Mevcut bilgiler ışığında en gerçekçi hedef, yaşlanma sürecini daha kontrollü, daha sağlıklı ve daha az hasarla yönetebilmek” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/olmesi-gereken-hucreler-hayatta-kalirsa-ne-olur-606570">Ölmesi Gereken Hücreler Hayatta Kalırsa Ne Olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 10:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırır]]></category>
		<category><![CDATA[cihazlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[organlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Organ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602020</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapay organlarla ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Aytaç Durmaz, yapay organların gelişmesiyle birlikte biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrileceğini söyledi. Durmaz, “Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz” dedi.</strong></p>
<p>Gelişen teknoloji tıp alanına da katkı sağlamaya devam ediyor. Organ nakli bekleyenlerin gözü ise geliştirilen yapay organlarda. İstinye Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Doktor Öğretim Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Bu durum yapay organ çalışmalarının önemini bir kez daha gösteriyor. Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, yapay organların, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’ yaratacağını belirtti.</p>
<p><strong>“Doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı”</strong></p>
<p>Yapay organ teknolojilerinin bugün ulaştığı seviye hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Fevzi Aytaç Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün ‘yapay organ’ deyince aslında iki ana gruptan söz ediyoruz: tamamen mekanik/biyonik cihazlar ve hücre/doku temelli biyo-yapay organlar. En ileri olduğumuz alan, ventrikül destek cihazları dediğimiz yapay kalp pompaları (LVAD) ve bütüncül yapay kalpler; FDA onaylı sistemler yıllardır kalp nakline köprü amaçlı kullanılıyor ve Manyetik olarak askıda tutulan döner bileşenlere sahip, valfsiz ve düşük komplikasyon risklerine sahip yeni nesil total yapay kalp sistemleri, günümüzde klinik araştırma sürecinde. Bunların dışında biyo-yapay böbrek projeleri, karaciğer için yapay/destek cihazları ve kornea, deri, kıkırdak gibi daha çok sayıda doku yoğun çalışmalarda klinik uygulamaya oldukça yaklaşıldı.”</p>
<p><strong>“2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapıldı”</strong></p>
<p>Dünyada ve Türkiye’de yapay organ kullanım seviyesiyle ilgili bilgi veren Durmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dünya genelinde milyonlarca hasta aslında halihazırda ‘yapay böbrek’ kullanıyor; diyaliz cihazlarını bu anlamda en yaygın yapay organ olarak düşünebiliriz. Kalp tarafında binlerce hastada kalp destek ürünleri ve sınırlı sayıda total yapay kalp cihazı kullanılıyor; bunlar çoğunlukla nakle köprü veya son basamak tedavi olarak konumlanıyor. Türkiye’de organ nakli altyapısı oldukça güçlü; sadece 2024 yılında 3.468 böbrek ve 1.731 karaciğer nakli yapılırken, onlarca kalp nakli gerçekleştirilmiş durumda, ancak yaklaşık 30 bin kişi hâlâ bekleme listesinde. Doku anlamında ise uzun yıllardır kornea, kulak kıkırdağı, nefes borusu, kafatası kemikleri gibi sentetik olarak üretilen ürünlerin kullanımı giderek yaygınlaşmakta.”</p>
<p><strong>3D biyoyazıcıların yapay organ üretimindeki rolü</strong></p>
<p>“3D biyoyazıcıların en büyük avantajı, hastaya özel geometriyle hücreleri istenen üç boyutlu mimaride, mikron ölçekli hassasiyetle yerleştirebilmemiz ve karmaşık dokuları tekrarlanabilir biçimde üretebilmemiz” diyen Durmaz, sözlerine şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak damarlaşma (vaskülarizasyon) hâlâ en kritik teknik sınır; kalın dokularda hücreler, iyi organize olmuş bir damar ağı olmadan uzun süre yaşayamadığı için, 1 cm’den daha kalın, canlı ve fonksiyonel organ kütlelerini uzun süre yaşatmak zorlaşıyor. Ayrıca baskı çözünürlüğü, baskı süresi, hücre canlılığı, uygun biyonik formülasyonları ve baskılanan dokunun mekanik dayanımı da şu anda üzerine yoğun çalışılan diğer mühendislik engelleri. Şu anda biyomedikal alanında en yoğun çalışılan konuların başında geliyor.”</p>
<p><strong>“Organ destek ve organ onarım çözümlerinin daha hızlı olgunlaşacak”</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl yapay organ teknolojisinde olabilecek atılımlarla ilgili de bilgi veren Durmaz, “Önümüzdeki 10 yılda, tam organ yerine ‘organ destek ve organ onarım’ çözümlerinin daha hızlı olgunlaşmasını bekliyorum. Özellikle implante edilebilir bioyapay böbrek projeleri, gelişmiş böbrek destek cihazları ve karaciğer için hücre/doku destekli cihazların klinik kullanıma daha yakın olduğuna dair güçlü işaretler var. Buna ek olarak, 3D biyoyazıcılarla üretilen, damarlaşmış kalp kası yamaları ve karaciğer dokusu benzeri doku parçalarının, tam organ naklinden önce ‘köprü tedavi’ olarak kullanılması önemli bir atılım hattı olacak gibi görünüyor” dedi. Bu alandaki bir diğer yenilikçi yaklaşım ise, dokuyu taklit etmek yerine yeniden oluşumunu sağlayan üçüncü nesil biyomateryal tabanlı bioscaffold teknolojileridir. Yerli bir start-up olan BlooCell bunun dünyadaki en öncü örnekleri arasında yer almaktadır. <strong> </strong></p>
<p><strong>Biyomedikal mühendisliğini dönüştürecek</strong></p>
<p>Yapay organların yaygınlaşmasıyla biyomedikal mühendisliğinin de dönüşeceğini belirten Durmaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“Yapay organların yaygınlaşmasıyla, biyomedikal mühendisliği klasik ‘cihaz bakım ve tasarım’ rolünün ötesinde, hücre biyolojisi, doku mühendisliği, yapay zekâ ve düzenleyici bilimlerin kesiştiği hibrit bir mesleğe doğru evrilecek. Biyomedikal mühendisler sadece cihaz tasarlayan değil, aynı zamanda hücre kaynaklarını yöneten, biyoreaktör süreçlerini optimize eden ve klinik veriyi analiz ederek kişiye özel yapay organ konfigürasyonlarını belirleyen profesyonellere dönüşecek. Ayrıca, etik, veri güvenliği ve sağlık ekonomisi alanlarında da söz sahibi olmaları gerekecek; çünkü yapay organlar sağlık sisteminin maliyet ve erişilebilirlik dinamiklerini kökten değiştirecek.”</p>
<p><strong>“Organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz”</strong></p>
<p>İstinye Üniversitesi’nde bu konuda yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi veren Durmaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Genel olarak bizim gibi araştırma odaklı biyomedikal mühendisliği bölümlerinde, yapay organların doğrudan kendisinden çok, o organların altyapısını oluşturan bileşenlere odaklanıyoruz: biyomalzemeler, sensör ve aktüatör tasarımı, görüntüleme sistemleri, sinyal işleme ve yapay zekâ tabanlı karar destek sistemleri gibi. İstinye Üniversitesi’nde yürütülen projeler arasında; implant edilebilir/ giyilebilir sensör sistemleri, yapay zekâ destekli tıbbi görüntüleme, doku mühendisliği ve biyomalzeme odaklı çalışmalar ile medikal IoT ve veri yönetimi projeleri, gelecekteki biyo-yapay organ platformlarının önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu sayede öğrenciler hem cihaz tarafını hem de biyolojik ve dijital altyapıyı birlikte düşünmeyi öğreniyor. Konu ile ilgili odaklı çalışmalarımızda özellikle yapay organların malzeme geliştirilmesi ve mekanik/mekatronik tabanlı çeşitleri ile ilgili çok sayıda projemiz mevcut.”</p>
<p><strong>“Bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil”</strong></p>
<p>Yapay organların bağış sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ olmadığına dikkat çeken Durmaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Belki şunu vurgulamak önemli: Yapay organlar, organ bağışı sorununu tamamen ortadan kaldıracak ‘sihirli çözümler’ değil; en azından kısa ve orta vadede, organ nakli, organ destek cihazları ve rejeneratif tıp birlikte ilerleyecek. Önümüzdeki dönemde asıl kritik nokta, bu teknolojilerin sadece teknik olarak mümkün olması değil, aynı zamanda etik açıdan kabul edilebilir, ekonomik olarak sürdürülebilir ve tüm hastalar için erişilebilir olacak şekilde tasarlanması. Yapay organlar, hastanın yaşam kalitesini artıran, sağlık sistemini güçlendiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmeyen bir çerçeve içinde geliştirilirse gerçek anlamda bir ‘devrim’den söz edebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-organlar-hastanin-yasam-kalitesini-artirir-saglik-sistemini-guclendirirse-devrim-yaratir-602020">Yapay Organlar Hastanın Yaşam Kalitesini Artırır, Sağlık Sistemini Güçlendirirse Devrim Yaratır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 08:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kapasitesi]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[okur]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandıran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki her hücre aldığımız oksijen miktarına ve kalitesine göre besleniyor ya da beslenemiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180">Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzdaki her hücre aldığımız oksijen miktarına ve kalitesine göre besleniyor ya da beslenemiyor. Bu da doğrudan akciğerlerimizin fonksiyonlarına bağlı. Solunum sistemindeki en küçük değişiklik bile genel sağlığımız üzerinde sandığımızdan çok daha fazla etkili oluyor. Tıpkı beden yaşımız gibi organlarımızın da yaş aldığını belirten <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, “Akciğerlerimiz ne kadar yaşlı ise aldığımız nefesin kalitesi o kadar azalıyor. Bu da başta solunum hastalıkları olmak üzere kalp-damar hastalıklarından enfeksiyonlara, erken yaşlanmadan bilişsel performans düşüşüne kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor” diyor.</p>
<p><strong>UZUN VE SAĞLIKLI YAŞAMAK İSTİYORSAK AKCİĞERLERİMİZE İYİ BAKMAK ZORUNDAYIZ</strong></p>
<p>“Akciğerlerimiz, uzun ve sağlıklı yaşamın en belirleyici organlarından biridir” diyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, vücuttaki her hücrenin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için oksijene ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. <strong>Prof. Dr. Okur,</strong> “Aldığımız oksijenin kalitesi ve miktarı doğrudan akciğer sağlığımızla ilişkilidir. Akciğer kapasitesi yüksek olan bireyler daha uzun ve sağlıklı bir yaşam süresine sahiptir. Akciğer kapasitesi düştükçe doku oksijeni azalacağı için erken yaşlanma olur. Vücuttaki oksijen yetersiz olduğunda kalp daha fazla efor harcar ve kalp damar hastalığı riski daha fazla olur. Sağlıklı akciğerler vücuda giren mikroplara bariyer görevi yapar ve enfeksiyon riskini azaltır. Sağlıklı akciğerde oksijen miktarı yeterli olacağı için hücre yenilenmesi daha hızlı olur. Kas gücü ve beyin fonksiyonları daha iyidir. Bütüncül sağlık için akciğer sağlığımız çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>AKCİĞERLERİMİZİ YAŞLANDIRAN ETKENLER</strong></p>
<p>Yaşlanmanın her organımızda olduğu gibi akciğer dokusunda da olduğunu ifade eden <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, “Orta yaştan sonra akciğer hacimleri her yıl azalır ve kapasite düşer. Solunum kaslarımızın gücü azalır. Enfeksiyon riski artar” diyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, günlük hayatta yaptığımız 5 hatayı şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Tütün ürünleri: </strong>Akciğerlerin yaşlanmasının en büyük sorumlusu sigara gibi tütün ve tütün ürünlerine aktif ya da pasif olarak maruz kalmaktır. </li>
<li><strong>Solunan hava:</strong> Hava kirliliği, egzoz dumanı, soba ve kömür dumanına maruz kalmak akciğer yaşlanmasında etkili olan faktörlerdir. Bunun yanı sıra evlerde sıklıkla kullanılan ağır kimyasallar olan çamaşır suyu ve kireç çözücü gibi temizlik ürünleri de akciğer üzerinde toksik etkide bulunarak akciğerin hızlı yaşlanmasına neden olur. </li>
<li><strong>Enfeksiyonlar:</strong> Geçirilen solunum yolu enfeksiyonları akciğerlerde hasar bırakabilir. Bu nedenle riskli dönemlerde mümkün olduğunca korunmaya özen göstermek önemlidir.  </li>
<li><strong>Hareketsizlik:</strong> <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong> hareketsizliğin de solunum kaslarının güçsüzleşmesine neden olarak akciğer yaşlanması üzerinde etkili olduğunu belirtiyor. </li>
<li><strong>Az su tüketimi:</strong> Akciğerleri temizleyen ve arındıran en önemli madde sudur. Yeterli su tüketimi, solunum yollarındaki mukusun incelmesine, toksinlerin daha kolay atılmasına ve akciğer dokusunun daha iyi oksijenlenmesine yardımcı olur. <strong>Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur,</strong> “Az su içmek, akciğerlerin kendini temizleme kapasitesini azaltır ve biriken zararlı maddelerin dokuda daha uzun süre kalmasına neden olur” diyerek su tüketiminin hayati önemine değiniyor.</li>
</ul>
<p>Bunların yanı sıra genetik faktörlerin de akciğerlerin hızlı yaşlanması üzerinde etkili olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Ailede KOAH, astım veya akciğer hastalıkları öyküsünün bulunması, kişinin solunum sistemini çevresel faktörlere karşı daha hassas kılabilir” diyor. </p>
<p><strong>AKCİĞERLERİNİZİ GENÇ TUTMAK MÜMKÜN MÜ?</strong></p>
<p>“Akciğerler yaşlandıkça mikropları temizleme gücü azalır ve bu nedenle solunum yolu enfeksiyonları daha sık, daha ağır ve daha uzun süreli seyreder” diyen <strong>Acıbadem Life Danışmanı, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur</strong>, akciğer yaşlanmasının tüm vücudu etkilediğini belirtiyor. <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Akciğer kapasitesinin düşmesi kalbi daha fazla efor harcamaya zorlar; bu da kalp-damar hastalıklarının riskini artırır. Elastikiyetini kaybetmiş akciğer dokusunda DNA tamiri bozulur, hücre yenilenmesi yavaşlar ve KOAH ile akciğer kanseri gibi hastalıkların ortaya çıkma ihtimali yükselir. Yaşlanan akciğerler yalnızca solunumu değil, kas gücünü, efor kapasitesini, bilişsel fonksiyonları ve uyku kalitesini de etkiler. Dikkat azalması, unutkanlık, çabuk yorulma ve metabolik sorunlar da akciğer yaşlanmasının yansımalarıdır” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Akciğerlerinizi genç tutmanın mümkün olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Okur</strong>, “Doğru nefes almayı bilmek, düzenli nefes egzersizleri yapmak ve temiz havada yürüyüşler akciğer kapasitesini artırır. Sigara ve elektronik sigaradan uzak durmak ise akciğeri yaşlandıran en büyük düşmanı ortadan kaldırmak demektir. Bol su içmek, antioksidan ağırlıklı beslenmek, ideal kiloyu korumak ve düzenli uyku, akciğer dokusunun yenilenmesini destekleyen en güçlü alışkanlıklardır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akcigerlerinizi-yaslandiran-5-onemli-etken-594180">Akciğerlerinizi Yaşlandıran 5 Önemli Etken</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 10:09:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[ayakta]]></category>
		<category><![CDATA[bandaj]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[çetinkaya]]></category>
		<category><![CDATA[dalga]]></category>
		<category><![CDATA[deriyle]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetik]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yara]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581249</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre Türkiye’de 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunuyor ve bu rakam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249">Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre Türkiye’de 20-79 yaş aralığında yaklaşık 7 milyon diyabet hastası bulunuyor ve bu rakam yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor. Sanılanın aksine diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliği ile sınırlı olmadığını dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Zamanla göz, böbrek, kalp-damar sistemi ve sinirler de bu rahatsızlıktan olumsuz etkilenebiliyor. Bu komplikasyonlardan biri olan diyabetik ayak hastalığı, sinir hasarı ve dolaşım bozukluğu nedeniyle ayakta yaraların iyileşmesini zorlaştırıyor; enfeksiyon riskini artırarak ilerleyen dönemlerde ayak ya da bacak kaybına kadar gidebiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Diyabetik ayak tedavisinde en önemli klasik yaklaşımlar; kan şekerinin kontrolü, düzenli yara bakımı, enfeksiyon tedavisi ve gerekirse cerrahi müdahaledir. Günümüzde eksozom, amniotik membran ve şok tedavileri gibi yeni yaklaşımların dikkat çektiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “Eksozom tedavisi iltihabı azaltıp iyileşmeyi hızlandırıyor, plasentadan elde edilen zar dokusu amniyotik membran biyolojik bandaj gibi etki ederek doku onarımını destekler, şok dalga tedavileri ise hücreleri uyararak zor kapanan yaraların iyileşmesini kolaylaştırıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Eksozom tedavisiyle vücudun onarım gücü destekleniyor</strong></p>
<p>Vücudumuzdaki hücrelerin birbiriyle haberleşmesini sağlayan çok küçük parçacıklara eksozom dendiğini dile getiren Prof. Dr. Çetinkaya, “Kök hücreler tarafından üretilen bu parçacıklar iyileşmeyi destekleyen bilgiler, proteinler ve büyüme faktörleri taşır; yani hücrelerin birbirine ‘iyileş’ sinyali göndermesini sağlar. Eksozomlar yaralarda üç mekanizmayla etki eder: aşırı iltihabı kontrol altına alır, onarıcı hücrelerin daha aktif çalışmasını sağlar ve yeni damar oluşumunu destekleyerek yaranın beslenmesini ve iyileşmesini hızlandırır. Vücudun kendi hücreleri de eksozom üretir, ancak doğal miktar bazen yeterli olmaz. Eksozom tedavisinde; kök hücrelerden elde edilen eksozomlar laboratuvar ortamında yoğunlaştırılarak yara bölgesine uygulanır ve bu süreç dışarıdan desteklenmiş olur” dedi.</p>
<p><strong>Plasenta yaraları iyileştiriyor</strong></p>
<p>Amniyotik membranın, hamilelik sırasında plasentaya bağlı olarak bebeği saran zar tabakası olduğunu ifade eden Çetinkaya, “Plasenta, bebeği dış etkenlerden korur ve gelişimi boyunca ihtiyaç duyduğu birçok maddeyi sağlar. Doğumdan sonra artık kullanılmayan bu zar, özel işlemlerden geçirilerek tedavi amaçlı kullanılabilir hale getirilir. Özellikle zor iyileşen yaralarda etkili olan amniyotik membran, cilt üzerine ya da ihtiyaç duyulan başka bir bölgeye uygulanarak adeta bir biyolojik bandaj gibi görev yapar. İçerdiği doğal büyüme faktörleri ve proteinler sayesinde hücre yenilenmesini hızlandırarak hızlı iyileşme sağlar. Yaralı bölgede şişlik ve iltihabı azaltmaya, ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur. Ayrıca yara izinin oluşmasını önleyebilir ve yeni, sağlıklı doku oluşumunu teşvik ederek doku onarımını destekler” dedi.</p>
<p><strong>Şok dalgaları “iyileş” mesajını taşıyor</strong></p>
<p>Tıpta giderek daha fazla kullanılan yöntemlerden birinin de şok dalga tedavisi olduğunu açıklayan Çetinkaya, “Tıbbi adıyla Extracorporeal Shock Wave Therapy, vücuda dışarıdan uygulanan ses dalgalarıyla iyileşmeyi hızlandırır ve özellikle zor kapanan yaralarda etkili sonuçlar verir. Düşük yoğunlukta ve kontrollü şekilde uygulanan şok dalgaları, cilt üzerinden yara bölgesine bir cihaz aracılığıyla gönderilir. Bu dalgalar cilde veya dokuya zarar vermeden hücrelerin çalışmasını hızlandırarak adeta vücuda ‘Harekete geç, kendini onar!’ mesajı iletir” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Biyoyazıcılarla kişiye özel deri üretimi bekleniyor</strong></p>
<p>Diyabetik ayak tedavisinde yakın gelecekte önemli gelişmeler beklendiğini belirten Çetinkaya, “Yakında akıllı bandajlar yalnızca koruma sağlamayacak; yarayı analiz edecek, enfeksiyonu algılayacak ve ilaç salımı yaparak adeta ‘minik bir doktor’ gibi çalışacak. Daha saflaştırılmış eksozom ürünleri ile hazır jel ve spreyler geliştirilecek. 3D biyoyazıcılarla hastanın kendi hücrelerinden kişiye özel deri yamaları üretilebilecek ve vücut bu dokuyu daha kolay kabul edecek. Yaranın mikrobiyomunu koruyan probiyotik kremler kötü bakterileri baskılayarak doğal savunma sağlayacak. Ayrıca akıllı tabanlıklar, basınç sensörleri ve sıcaklık ölçen cihazlar sayesinde ayakta yara oluşmadan önce risk fark edilip önlem alınabilecek” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/akilli-bandaj-ve-3-boyutlu-deriyle-diyabetik-ayakta-yeni-donem-581249">Akıllı bandaj ve 3 boyutlu deriyle diyabetik ayakta yeni dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ön dişlerde doku kaybı ve kırıklara yapılan lamina uygulamalar yüz güldürüyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/on-dislerde-doku-kaybi-ve-kiriklara-yapilan-lamina-uygulamalar-yuz-gulduruyor-563492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 12:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[dişlerde]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[güldürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kırıklara]]></category>
		<category><![CDATA[lamina]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalar]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, estetik diş dolguları ve lamina uygulamalarının çeşitleri, kullanım alanları ve avantajları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/on-dislerde-doku-kaybi-ve-kiriklara-yapilan-lamina-uygulamalar-yuz-gulduruyor-563492">Ön dişlerde doku kaybı ve kırıklara yapılan lamina uygulamalar yüz güldürüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, estetik diş dolguları ve lamina uygulamalarının çeşitleri, kullanım alanları ve avantajları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyaz dolgular estetik bir gülüş sağlıyor…</strong></p>
<p>Estetik dolgular, yani günümüzde bilinen beyaz dolguların, gülüş tasarımının en önemli ilk adımlarından biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Geçmiş zamanlarda siyah dolgular, yani amalgam dolgular kullanılırdı. Çürük dişleri temizledikten sonra açığa çıkan aşırı madde kaybı olan dişleri tekrar restore edebilmek için bu dolgular tercih edilirdi.” dedi.</p>
<p>Günümüzde ise kompozit adı verilen beyaz dolgular sayesinde hem arka hem de ön bölgedeki dişlerin estetik yaklaşımlarla tamamlanarak gülüşümüzün eski düzenine kavuşturulabildiğini ifade eden Mimir, “Arka bölgedeki bir dişte çok büyük bir madde kaybı varsa ve doku kaybı fazlaysa, bu durumda estetik olarak inlay, onlay veya overlay dediğimiz; kompozit ya da porselen materyallerden yapılabilen büyük dolguları tercih ediyoruz. Fakat küçük ya da orta boy çürüklerde kompozit dolgu alternatifi hâlâ mevcut.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dişlerde doku kaybı, renklenme veya kırık varsa lamina tercih ediliyor…</strong></p>
<p>Ön bölgelerde ise artık gri dolguların tercih edilmediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, “Estetik olarak kompozit dolgularla gülüşümüzü tamamlayabiliyoruz. Ön bölge dolgularında eğer doku kaybı fazlaysa ve dişin ön yüzünde şiddetli madde kayıpları, renklenmeler veya kırıklar varsa, bu sefer lamina uygulamaları dediğimiz tedavi yaklaşımını tercih edebiliyoruz.” dedi.</p>
<p>Laminaların hem kompozit materyallerden hem de porselen materyallerden yapılabildiğini vurgulayan Mimir, şunları söyledi:</p>
<p>“Kompozit lamina, halk arasında ‘bonding’ olarak bilinen lamina uygulamasının kompozit versiyonudur. Diş yüzeyinden minimal düzeyde, hatta bazen hiç aşındırma yapmadan, dolgu malzemesi ekleyerek ve ardından küçük düzeltmeler yaparak diş yüzeyindeki eksiklikleri kapatabiliyoruz. Eğer dişler arasında boşluklar varsa, bu boşluklar da aynı şekilde kompozit dolgu uygulamalarıyla kapatılarak gülüş daha estetik hale getirilebiliyor.”</p>
<p><strong>Kompozit tek seansta, porselen daha uzun sürede uygulanır…</strong></p>
<p>Yaprak lamina, yani porselen laminalarda ise dişlerin üzerinde yine minimal düzeyde aşındırma yapıldığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Özge Mimir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak bu sefer laboratuvarda, diş yüzeyine özel olarak hazırlanan porselenler kullanılır. Laboratuvardan gelen porselen ile diş yüzeyi restore edilir. İki yöntem arasındaki en önemli fark, kompozit uygulamaların tek seansta yapılabilmesi, porselen uygulamalarda ise ölçü alma ve laboratuvar işlemleri nedeniyle sürecin biraz daha uzun sürmesidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/on-dislerde-doku-kaybi-ve-kiriklara-yapilan-lamina-uygulamalar-yuz-gulduruyor-563492">Ön dişlerde doku kaybı ve kırıklara yapılan lamina uygulamalar yüz güldürüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doku Medical&#8217;den Doku Clinic&#8217;e: Dokusunda Gelişim ve Dönüşüm Var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/doku-medicalden-doku-clinice-dokusunda-gelisim-ve-donusum-var-461078</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 13:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[clinice]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dokusunda]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[medicalden]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=461078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Saç ekimi alanında adını dünyaya duyurarak, sektörünün öncülerinden biri olan Dr. Serkan Aygın ve Melda Aygın tarafından 2017 yılında kurulan Doku Medical, artık yeni logosu Doku Clinic ile hizmet vermeye devam edecek</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doku-medicalden-doku-clinice-dokusunda-gelisim-ve-donusum-var-461078">Doku Medical&#8217;den Doku Clinic&#8217;e: Dokusunda Gelişim ve Dönüşüm Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saç ekimi alanında adını dünyaya duyurarak, sektörünün öncülerinden biri olan Dr. Serkan Aygın ve Melda Aygın tarafından 2017 yılında kurulan Doku Medical, artık yeni logosu <b>Doku Clinic </b>ile hizmet vermeye devam edecek.</p>
<p>Hastalarına sağlık alanındaki dünya standartlarına sahip deneyim ve tecrübesini sunmayı amaçlayan Doku Medikal, genişleyen hacmi ve global yatırımlarının öncülüğünde Doku Clinic olarak ses getirecek değişiminin ilk adımlarını atmaya başladı.</p>
<p>Hizmet verdiği her alanda, mükemmeliyetçi, güvenilir, global ve lider bir marka olma vizyonuyla yola çıkan Doku Medical&#8217;in Doku Clinic&#8217;e dönüşümü, sağlık sektöründeki uzmanlığını ve tecrübesini daha geniş bir alana taşıma hedefini yansıtıyor.</p>
<p>Tıbbi teknolojinin ulaştığı en üst düzeyi hedef alan, uygulayan, hasta ve çalışan güvenliğini ön planda tutan, kaliteli hizmet sunan, hasta haklarına saygılı, çevreye duyarlı, tıbbi etik ilkelerinden taviz vermeden, nitelikli ve donanımlı kadrosu ile sürekli kendini geliştiren lider bir kuruluş olma felsefesi ile kıtaların ötesindeki bireylere de uzmanlıkla hizmet verme konusundaki kararlılığını yeniden teyit etmektedir.</p>
<p>Küresel bakış açısı ve yeniliğe olan bağlılığıyla dünya çapındaki hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için özel olarak tasarlanmış son teknoloji sağlık çözümleri sunan Doku Medical&#8217;in Doku Clinic dönüşümü, küresel ayak izini genişletirken yeniden markalaşma girişimi de bu heyecan verici yolculuğa çıkmaya hazır olduğunun altını bir kez daha çiziyor.</p>
<p>Doku Clinic’in kurucu ortakları Dr. Serkan &#038; Melda Aygın, <i>&#8220;Doku sadece bir sağlık hizmeti sağlayıcısı değil; estetik ve sanatın birlikteliğinin de sembolüdür. Vizyonumuz dokunabildiğimiz insanları sınırların ötesine taşımak ve dünya çapındaki hastalara en yüksek bakım standartlarıyla hizmet vermek olmuştur. Doku Clinic olarak yeniden markalaşmamız, bu vizyonu gerçekleştirme, Türkiye&#8217;de ve ötesinde önde gelen sağlık kuruluşlarından biri olma konusundaki kararlılığımızı göstermektedir.&#8221;</i></p>
<p>Doku Clinic, yeni logosuyla inovasyon, mükemmellik, dürüstlük ve hasta merkezli bakıma olan bağlılığını bir kez daha teyit ediyor. Bu dönüştürücü aşamaya girerken hastalarını, ortaklarını ve paydaşlarını sağlık hizmetlerinin geleceğini şekillendirme yolculuğundaki bu heyecan verici gelişiminde yanlarında görmekten mutluluk duyuyor.</p>
<p>Doku Clinic ve sunmuş olduğu tüm geniş kapsamlı hizmetleri hakkında daha fazla bilgi almak için dokuclinic.com adresini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/doku-medicalden-doku-clinice-dokusunda-gelisim-ve-donusum-var-461078">Doku Medical&#8217;den Doku Clinic&#8217;e: Dokusunda Gelişim ve Dönüşüm Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın En Yüksek Performanslı Lazer Sistemi &#8216;Fotona SP Dynamis® Nx Line&#8217; Doku Clinic&#8217;te!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-yuksek-performansli-lazer-sistemi-fotona-sp-dynamis-nx-line-doku-clinicte-449045</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 14:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[clinicte]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[dynamis]]></category>
		<category><![CDATA[fotona]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[line]]></category>
		<category><![CDATA[performanslı]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=449045</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tıbbi teknolojinin ulaştığı en üst düzeyi hedef alan, sonsuz konfor ve kaliteli hizmet misyonuyla dünyada referans gösterilen sağlık kurumlarından biri olan Doku Clinic, inovasyon odaklı yaklaşımıyla bünyesine yeni bir cihaz daha katıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-yuksek-performansli-lazer-sistemi-fotona-sp-dynamis-nx-line-doku-clinicte-449045">Dünyanın En Yüksek Performanslı Lazer Sistemi &#8216;Fotona SP Dynamis® Nx Line&#8217; Doku Clinic&#8217;te!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tıbbi teknolojinin ulaştığı en üst düzeyi hedef alan, sonsuz konfor ve kaliteli hizmet misyonuyla dünyada referans gösterilen sağlık kurumlarından biri olan Doku Clinic, inovasyon odaklı yaklaşımıyla bünyesine yeni bir cihaz daha katıyor.</p>
<p>Tıbbi tedavilerde yeni bir çağın habercisi olan çığır açıcı lazer sistemi “<b>Fotona SP Dynamis Nx Line”</b> artık Doku Clinic kalite ve güvencesiyle cilt bakımı ve estetiğinin olanaklarını yeniden tanımlayarak her hastanın benzersiz ihtiyaçlarına göre uyarlanmış olağanüstü sonuçlar sunuyor.</p>
<p> </p>
<p><b>1 LAZER CİHAZI, 100 TEDAVİ SEÇENEĞİ!</b></p>
<p>Fotona&#8217;nın <b>SP Dynamis Nx Serisi</b>, estetik ve dermatoloji için çok yönlü, hepsi bir arada bir çözümdür. Fotona SP Dynamis Nx Serisi, popüler olanlar da dahil olmak üzere yüzlerce tedavi seçeneğiyle yeni non-invaziv yüz ve vücut bakımlarında doğal görünümlü sonuçlar sağlamakta.</p>
<p>Fotona SP Dynamis Nx Serisi, her mevsimde uygulanabilme özelliği ile tedavi alanında devrim yaratmakta ve hastalara ciltlerinin özel gereksinimlerine bağlı olarak ayda 3-5 seans esnekliği sunmaktadır. Doku Clinic’in uzman hekimlerinin rehberliğinde, seansların süresi ve tedavinin uzunluğu, her birey için en iyi sonuçları sağlamak üzere özelleştirilir.</p>
<p> </p>
<p><b>ESTETiK ve DERMATOLOJİDE BÜTÜNSEL MÜKEMMELLiK </b></p>
<p>Bu gelişmiş lazer teknolojisi, ciltte kolajen ve elastin sentezini tetiklemek için ısı sütunlarının gücünden yararlanarak yara izleri, yanıklar, akne izleri, ince kırışıklıklar ve çatlaklar dahil olmak üzere çeşitli durumlar için oldukça etkili bir çözüm imkânı sunmaktadır. İplik kaldırma veya ameliyat gibi invaziv prosedürlerin aksine, Fotona SP Dynamis Nx Line ile lazer tedavileri hiçbir kesi veya enjeksiyon gerektirmez ve estetik iyileştirmeler arayan hastalar için güvenli ve rahat bir seçenek sunar.</p>
<p>Fotona SP Dynamis Nx Serisi ile lazer tedavisi gören hastalar, her tedaviden sonra minimum kesinti süresi olduğu için seanslarını günlük yaşamlarına sorunsuz bir şekilde entegre edebilirler.</p>
<p>Fotona SP Dynamis Nx Serisi, Doku Clinic’in estetik prosedürlerde benzersiz çok yönlülük, etkinlik ve güvenlik sunarak mükemmelliğe olan bağlılığını örneklendiriyor. Bu devrim niteliğindeki lazer platformuyla hastaların cilt bakımı hedeflerine güven ve rahatlıkla ulaşmaları sağlanıyor. Bu son teknolojinin dönüştürücü gücünü benimseyen Doku Clinic, yenilikçi sağlık çözümlerinde lider konumunu bir kez daha kanıtlıyor.</p>
<p>Fotona SP Dynamis Nx Lazer Serisi ve Doku Clinic’te sunulan kapsamlı tedavi yelpazesi hakkında daha fazla bilgi için dokumedical.com websitesini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunyanin-en-yuksek-performansli-lazer-sistemi-fotona-sp-dynamis-nx-line-doku-clinicte-449045">Dünyanın En Yüksek Performanslı Lazer Sistemi &#8216;Fotona SP Dynamis® Nx Line&#8217; Doku Clinic&#8217;te!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
