<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>depresyona | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/depresyona/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/depresyona</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 May 2026 11:40:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>depresyona | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/depresyona</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 11:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633842</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla, alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-2-633842">Yemeği Kesmek Depresyona Sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 10:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kesmek]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[oturum]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sürüklüyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yemeği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=633806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen "III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi," "Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık" temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen &#8220;III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi,&#8221; &#8220;Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık&#8221; temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda alanında uzman akademisyenleri ve klinisyenleri bir araya getirdi.</p>
<p>Kongrenin açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılışta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada ilk sıralarda yer almasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, obezitenin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarıyla açıklanamayacağını, psikolojik etkenlerin de önemli rol oynadığını kaydetti.</p>
<p>Yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, beyindeki ödül sisteminin bu süreçte belirleyici rol oynadığını kaydederek, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyindeki ödül sistemi, ‘ödül yetmezliği sendromu’ diye geçiyor bağımlılığın aslında nörobiyolojik karşılığı, patofizyolojisi. Ödül yetmezliği sendromunda beyindeki dopamin yetersizliği oluyor. Özellikle yeme bozukluğunda da o ‘duygusal yeme’ dedikleri, ‘duygusal açlık’ dedikleri yeme bozukluğunda, aç olmadan yiyor kişi. Bir şeye üzülünce yiyor, neşelenince yiyor.”</p>
<p><strong>Duygusal yeme sadece fiziksel açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Duygusal yemenin yalnızca fiziksel açlıkla ilgili olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, yıllar önce karşılaştığı bir hastanın yaşadıklarını örnek gösterdi. Depresyon sürecindeki hastanın yemek yemeye adeta bir yaşam anlamı yüklediğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Hatta unutmam, bir hasta vardı; depresyondaydı, bayağı bir kiloluydu. Bir ara dahiliyeciye gitmiş; ‘onu yeme, bunu yeme, şunu yeme’ demişler. Adam demiş ki; ‘Doktor Bey, benim bu kadar yemem senin için neden önemli? Ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Düşünün, yemeye öyle bir anlam yüklemiş ki, yemek onun için bir yaşam sebebi.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesi psikolojik etkilere neden oluyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar boyunca süren yeme alışkanlıklarının bir anda terk edilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler oluşturabileceğini belirterek, bunun bazı bireylerde “narsistik yaralanma”ya yol açabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kimseye senelerce yaptığı bir alışkanlığı tıbbi nedenlerle terk etmesini söylemek, ödül davranışını terk etmek gibi oluyor ve bunu terk etmeyle ‘narsistik yaralanma’ yaşıyor. Yani sevgi yatırımı yemeğe yapmış, bedenine yapmış, duygusal yatırımını buna yapmış. Onu elinden aldığınızda birdenbire narsistik yaralanma yaşıyor ve depresyona giriyor. Böyle durumlar duygusal yeme bozukluğunun arka planındaki nedenler.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Beslenme uzmanları yalnızca yasaklayıcı yaklaşım benimsememeli</strong></p>
<p>Beslenme uzmanlarının ve hekimlerin yalnızca yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Dahiliyeciler için de diyetisyenler ve beslenme uzmanları için de aynı şey geçerli; sadece yemeği keserek hastanın depresyona girmesine sebep olmayalım. Nasıl yaparsınız bilmiyorum ama ona öyle bir şekilde yaklaşmalı ki; ‘kibrit kutusu kadar peynir’ gibi klasik örneklerin dışındaki daha ustaca yöntemlerle onu ikna etmek gerekiyor. Biraz hastanın psikolojisini anlamak gerekiyor. Önce insan, sonra hasta. İnsanın ruh sağlığı yerinde olmayınca diyetine sadık kalmıyor.” dedi.</p>
<p>Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin: “Beslenme konusu günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldi”</strong></p>
<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin de bilimsel etkinliklerin sürdürülebilir olmasının önemine dikkat çekerek, “Bugün üçüncüsünü yaptığımız kongremizde bir aradayız. Rakam sayısı arttıkça mutlu oluyorum çünkü bu tür kongrelerin sürekliliği hem kurum için hem ülkemiz için hem bilim için hem dünya için çok büyük katkıları olan yaklaşımlar.” diye konuştu. dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Ertekin, beslenme konusunun günümüzde çok daha kritik bir noktaya geldiğini ifade ederek, özellikle pandemi sonrasında insanların yaşam biçimlerinin değiştiğini, hareketsiz yaşamın ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obezite oranlarını artırdığını söyledi.</p>
<p><strong>Dünya nüfusunun yüzde 30-35’i obez</strong></p>
<p>Dünya genelindeki obezite verilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ertekin, “Dünya nüfusunu da çok kabaca 8.3 milyar gibi düşünürsek, bunun yüzde 30-35’inin fazla kilolu ve obez olduğu söyleniyor. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı gittikçe artıyor.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağı obezitesindeki artışın da endişe verici boyutlara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Ertekin, “Bizim mesleğe ilk başladığımız yıllarda gebelik diyabeti diyebildiğimiz bir kavram doğru dürüst yokken şimdi sayıları çok arttı. Ufak çocuklar en büyük sıkıntıyı çekenler. 5-19 yaş arasında son 2-3 yıl içinde 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu görmeye başladık.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Obeziteyle mücadelenin bilimsel çalışmalar ve topluma yönelik bilinçlendirme faaliyetleriyle mümkün olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ertekin, beslenme alanındaki uzmanların önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Prof. Dr.  Müge Arslan</strong>: “<strong>Kongre farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getiriyor”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, kongrenin bilimsel ve pratik boyutuna dikkat çekerek, “Bu yıl ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla düzenlediğimiz kongremiz yalnızca bilimsel verilerin paylaşımı değil, aynı zamanda bilimin pratiğe dönüşümüne de odaklanmaktadır. Kongremiz; diyabet, obezite, kardiyometabolik risk faktörleri, fonksiyonel besinler, nütrigenetik gibi önemli bilimsel verilerin paylaşımının yanı sıra aynı zamanda klinik uygulamaları ve çoklu çözüm önerilerini de içermektedir.” dedi.</p>
<p>Kongrenin Türkiye’de bir ilke de ev sahipliği yaptığını ifade eden Prof. Dr. Arslan, “Ayrıca buradan büyük bir onur ve mutlulukla şunu da paylaşmak isterim; kongremiz Türkiye&#8217;de bir ilk olma özelliğine de sahiptir. Çünkü ‘Gelecekten Geleneğe Anadolu Mutfağı&#8217;na Sağlıklı Dönüşümler’ workshopu’yla ülkemizde ilk kez Anadolu mutfağını bilimsel donelerle ele alan kongre olma özelliğine de sahip. Bu nedenle ayrıca bu kongreyle sizlerle buluşmasına vesile olduğumuz için büyük bir mutluluk duyduğumu da dile getirmek isterim.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getireceğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Bu kongrenin hem sahada aktif olarak çalışan hekim, hemşire, diyetisyen hem de aynı zamanda bilimsel arenada aktif olarak çalışan bilim insanı ve öğrencilerin bir araya geldiği, önemli iş birliklerinin oluştuğu ve aynı zamanda kuvvetli bilimsel bağlantıların oluştuğu kıymetli bir kongre olacağı kanısındayım.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kongre 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Kongrenin açılışının ardından Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan, Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanlarında düzenlenen “Metabolik Riskten Çözüme: Obezite” konulu oturumda Prof. Dr. Bülent Yardımcı “Obezite ve Kronik İnflamasyon”, Dr. Öğr. Üyesi Z. Begüm Kalyoncu Atasoy “Obezitede Kişiselleştirilmiş Tedavi: Epigenetik Perspektifler”, Prof. Dr. Mahir Özmen “Obezite Metabolik Hastalık Varlığında; Neden, Kime, Hangi Cerrahi Müdahale?” ve Doç. Dr. Orçun Yalav “Obezite Tedavisinde Yeni Ufuklar. GLP-1 Analogları ve Metabolik Cerrahi” konusunu ele aldı. </p>
<p>Oturum başkanlıklarını Prof. Dr. Mahir Özmen ve Prof. Dr. Müge Arslan’ın yaptığı “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Multidisipliner Yaklaşımlar” oturumunda da Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan “Kardiyometabolik Sağlığın Haritası: Risk Faktörleri ve Güncel Veriler”, Doç. Dr. Tuğçe AYTULU “Kardiyometabolik Riskleri Azaltmada Yaşam Tarzı Stratejileri” ve Uzm. Dr. Füsun Helvacı da “Kardiyometabolik Risk Yönetiminde Endotel Disfonksiyon” konusunda konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Müge Arslan ve Doç. Dr. Orçun Yalav’ın Oturum Başkanları olduğu “Diyabette Beslenme Araştırmalarında Yeni Ufuklar” başlıklı oturumda da Prof. Dr. Gül Kızıltan “Makrobesin Dengesi ve Glisemik Kontrol: Karbonhidratın Gücü ve Alternatif Yaklaşımlar”, Dr. Öğr. Üyesi Tuğçe Özlü Karahan “Bitkisel Temelli Diyetler ve Diyabet: Prognoz ve Klinik Sonuçlar”, Dr. Öğr. Üyesi Vahibe Uluçay Kestane de “Diyabette Mitokondriyal Disfonksiyon: Beslenme Temelli Yaklaşımlar” konularını ele aldı.</p>
<p><strong>Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşıyor</strong></p>
<p>Kongrenin ikinci gününde öne çıkan konular arasında, metabolik mikrobiyota ve sistemik inflamasyon ilişkisi, yağ, ağrı ve inflamasyon, inflamasyon, obezite ve antiaging gibi başlıklar yer aldı. Alanında uzman konuşmacılar, güncel bilimsel verileri paylaşarak, klinik uygulamalara ışık tuttular.</p>
<p>Prof. Dr. Ömer Faruk Doğan ve Prof. Dr. Gül Kızıltan’ın Oturum Başkanları olduğu oturumda Prof. Dr. Aytaç Atamer “Metabolilk Sağlıkta mikrobiyata ve Sistemik İnflamasyon İlişkisi”, Dr. Dyt. Dilek Doğan “Yağ, Ağrı ve İnflamasyon: Beslenme Perspektifinde Lipödemi Anlamak ve Yönetmek”, Dr. Öğr. Üyesi Fulya Çakıloğlu Barbaros “İnflamasyon, Obezite ve Antiaging” ve Doç. Dr. Nazlı Batar “Hücresel Yaşlanmayı Beslenme İle Yavaşlatmak: Longevity ve İnflamaging Üzerine” konularını ele aldı.</p>
<p>Doç. Dr. Nazlı Batar ve Doç. Dr. Tuğçe Aytulu’nun Oturum Başkanları olduğu oturumda da vaka sunumları gerçekleştirildi. Dr. Dyt. Olcay Barış (Bariyatrik Cerrahi), Uzm. Dyt. Handan Doğan Kavuştu (GLP-1 Kullanımı) ve Dr. Dyt. Dilek Doğan (Lipödem) konularında deneyimlerini paylaştı.</p>
<p>Kongre kapsamında ayrıca, &#8220;Gelecekten Geleceğe Anadolu Mutfağında Sağlıklı Dönüşümler&#8221; temalı bir workshop düzenlendi. Workshop&#8217;ta, Anadolu mutfağının geleneksel lezzetleri ile güncel bilimsel veriler bir araya getirilerek, sağlıklı beslenme konusunda pratik bilgiler sunuldu.</p>
<p>Kongre, beslenme ve diyetetik alanındaki uzmanları, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemegi-kesmek-depresyona-surukluyor-633806">Yemeği kesmek depresyona sürüklüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 07:53:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[dostunuz]]></category>
		<category><![CDATA[sürükleyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda adını sıkça duyduğumuz yapay zeka, yalnızca teknoloji gündemini değil, psikoloji dünyasını da derinden etkiliyor. Akıllı algoritmalar, sohbet robotları, hatta terapist görevini üstlenen yapay zeka destekli uygulamalar insan zihniyle karmaşık bir dansa tutuşmuş durumda&#8230; Günümüzde yapay zeka ile dertleşenlerin sayısının hızla arttığını, oysa bu dertleşmenin gizli tehlikeler içerebildiğini belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nden Uzman Psikolog Meysenaz Koser</strong> “Sosyal medya algoritmalarının bizim ne istediğimizi bizden önce bilmesi, duygularımıza cevap veren sanal asistanlar ve ‘terapi botları’ günümüzde sıradanlaştı. Bazı kullanıcılar, yapay zeka ile kurdukları etkileşimi bir ‘dijital dostluk’ olarak tanımlıyor. Hatta yalnızlık hissini azalttığını söyleyenlerin sayısı hiç de az değil. Ancak bu durum iki ucu keskin bir bıçak. Zamanla yalnızlaşmadan depresyona dek bir çok tehlikeye neden olabilir” diyor. Uzman Psikolog Meysenaz Koser, yapay zekayla dertleşirken dikkat edilmesi gereken 7 uyarısını sıraladı, ‘dijital dost’unuzla duygusal dertleşmelerinizde gizli tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yüzeysel yanıtlar verdiğini bilin</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekanın yanıtları derin psikolojik destek yerine geçmez. Terapi veya psikolojik yardım sadece insanla yapılır. Zeka modelinin tavsiyeleri yüzeysel ya da genelleyici olabilir. Yapay zeka sorularınıza istediğiniz uzunlukta ve ayrıntılarla yanıt verse de sizin yaşadığınız deneyimin anlamını tam olarak kavrayamaz. </p>
<ul>
<li><strong>Duygularınızı hissettiğini sanmayın</strong></li>
</ul>
<p>Her bireyin ruhsal deneyimi eşsiz ve derinliklidir, bu derinliğin tamamı algoritmalarla kapsanamaz. Yapay zeka duyguları anlayabilir ama hissetmez, gerçek empati kuramaz. Sizi destekleyici görünse de, bu bir programlanmış yanıttır, içtenlik değil. Unutmayın, duygularınız ‘analiz edilecek veri’ değil, sizin yaşanmışlıklarınız ve ruhunuzun derinliklerinde hissettiklerinizdir. </p>
<ul>
<li><strong>Gerçek ilişkilerin yerini tutmaz</strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser “İnsan ruhu canlı ilişkilerle iyileşir; yüz yüze temas, jest, ses tonu, göz teması gibi. Yapay zeka ile kurulan bağlar tek taraflı ve yapaydır. Kişi, yapay zekayla geçirdiği zamanın tatmin edici olduğunu düşünerek gerçek insan ilişkilerinden uzaklaşabilir. Sosyal bağlar zayıflayıp, aile, arkadaş ya da iş çevresindeki etkileşimlerde azalma yaşanabilir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Alışkanlık haline getirmeyin</strong></li>
</ul>
<p>Sadece yapay zekaya dert anlatmak, alışkanlık haline gelirse sosyal kaçınmayı ve yalnızlığı artırabilir. Oysa insanlarla bağ kurmak hala ruh sağlığının temelidir. Üstelik yapay zeka ile kurulan ilişkide geri bildirimlerin her zaman olumlu ve kabul edici olması, kişiyi gerçek dünyadaki normal çatışmalara karşı savunmasız bırakabilir. Gerçek hayattaki reddedilmeler daha ağır hissedilebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Geçici bir rahatlama sağlayabilir ama!</strong></li>
</ul>
<p>Yapay zekaya anlattıklarınızla geçici bir rahatlama hissedebilirsiniz. Ama asıl ihtiyaç duyduğunuz şey, karşılıklı, anlayan bir bilinçtir. Unutmayalım; yapay zeka bir araçtır. İnsan olmak, duyguları hissetmek ve paylaşmakla ilgilidir. </p>
<ul>
<li><strong>Gizliliğe ve zaman kaybına dair bilinçli olun</strong></li>
</ul>
<p>‘Dijital dost’unuzla kendi duygularınızı paylaşırken kişisel veri güvenliğine dikkat edin. Anlattığınız her şey gelecekte işlenebilecek bir veridir. Öte yandan, yapay zeka ile geçirilen aşırı süre, kişinin kariyeri, eğitimi ya da kişisel gelişimi için ayırabileceği zamanı azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımlı hale gelmeyin </strong></li>
</ul>
<p>Uzman Psikolog Meysenaz Koser ”Kişi zamanla yapay zekaya duygusal olarak bağımlı hale gelebilir. Bu da teknolojiden kopamama ve yalnız kaldığında aşırı stres hissetme gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca zamanla ortaya çıkabilen ‘beni anlayan tek şey bir makine’ düşüncesi, kişiyi yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-dijital-dostunuz-yalnizlik-ve-depresyona-surukleyebilir-561801">Dikkat! &#8216;Dijital dostunuz&#8217; yalnızlık ve depresyona sürükleyebilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2024 12:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arası]]></category>
		<category><![CDATA[bunamaya]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[yatkın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyonun 25 ila 44 yaş arasında daha sık görüldüğü ifade eden uzmanlar, bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakasının rapor edildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon tedavisinde her 3 danışandan 1’inde, tedaviye yeterli yanıt alınamadığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, geçmeyen depresyon konusunu değerlendirerek, tedavi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>25-44 yaş arası kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görülüyor </strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, depresyonun belirli yaş aralıklarında daha sık görülme eğiliminde olduğunu kaydederek, “Özellikle 25 ila 44 yaş arasında, diğer yaş gruplarına kıyasla daha sık görüldüğü biliniyor. Bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakası rapor edilmiştir. Bu farklılık, kadınların kültürel ve sosyal açıdan daha dezavantajlı olmalarından kaynaklanıyor.” dedi. </p>
<p><strong>Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor</strong></p>
<p>Depresyon riski altında olan kişiler ve nedenleri incelendiğinde karmaşık bir tablo ortaya çıktığını dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Depresyonun nedenleri genellikle birden fazla faktörün etkileşimiyle ortaya çıkıyor. Genetik yatkınlık, çevresel etmenler ve yaşam olayları, depresyon gelişiminde önemli rol oynuyor. Ailede depresyon öyküsü olan bireylerde, depresyon riski diğerlerine kıyasla daha yüksek oluyor. Ancak, tek bir gen ya da kromozomun depresyonla ilişkili olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor. Çocukluk çağındaki travmatik olaylar, aile içi çatışmalar, iş kaybı, finansal sorunlar gibi stresörler depresyon riskini artırabiliyor. Ayrıca, yoğun iş yükü, iş yerinde mobbing, toplumsal baskı gibi faktörler de depresyonun ortaya çıkma olasılığını artırabiliyor.” diye depresyonun nedenleri hakkında bilgi verdi.   </p>
<p><strong>Depresyonla ilişkili olan serotonin ve noradrenalin de önemli rol oynuyor</strong></p>
<p>Depresyonun nedenleri arasında yaşam olaylarının da önemli bir yer tuttuğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Yakın birinin kaybı, boşanma, ilişki sorunları, sağlık sorunları gibi yaşam olayları depresyon riskini artırabiliyor. Depresyonla ilişkili olarak bilinen nörotransmitterler serotonin ve noradrenalin, depresyonun nörobiyolojik temelleri üzerinde önemli rol oynar. Bu kimyasalların dengesizliği depresyon semptomlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Depresyon tedavisinde iyileşme süreci…</strong></p>
<p>Depresyonun, serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin dengesizliği sonucu ortaya çıkan bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Serotonin azaldığında acı ve ıstırap artarken, serotonin arttığında bu belirtiler azalıyor. Noradrenalin ise odaklanma ve uyanıklıkla ilişkilendiriliyor ve depresyon sürecinde dikkat ve konsantrasyonun azalmasına neden olabiliyor.” diye bilgi verdi.</p>
<p>Depresyonda tedavi planı oluşturulmasına karşın her üç danışandan birinde, tedaviye yeterli yanıt alınamayabildiğini ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yanıt alamama durumunda, tedavi planının yeniden değerlendirilmesi gerekebiliyor. Bu süreçte, doğru tanının konulduğundan ve doğru tedavi yaklaşımının belirlendiğinden emin olunmalı. İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor. Ayrıca, nöromodülasyon yöntemleri veya hastane yatışı gibi alternatif stratejiler de değerlendirilebiliyor. </p>
<p><strong>Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor</strong></p>
<p>İyileşme sürecinde, danışanın belirtilerinin yüzde 50&#8217;sinden fazlasının 4 hafta içinde düzelmesi ‘yanıt almak’ olarak değerlendiriliyor. Yüzde 25 ile yüzde 49 arası düzelme ‘kısmi yanıt’ olarak kabul edilirken, yüzde 25&#8217;in altında düzelme ‘yanıt alamama’ olarak adlandırılıyor. Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor.”</p>
<p><strong>İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Nurmedov, tedavi sürecindeki başarıyı değerlendirirken, doğru tanı, uygun tedavi yaklaşımı ve yeterli süre ve dozun sağlanmasının yanı sıra alternatif stratejilerin de göz önünde bulundurulmasının önemli olduğunu dile getirerek, “İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmesi ve farklı yaklaşımların değerlendirilmesi gerekmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Gençlik depresyonu farklı, yaşlılık depresyonu farklı</strong></p>
<p>Depresyonun, yaşamın farklı dönemlerinde farklı semptomlarla ortaya çıkabildiğini anlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki depresyon genellikle gerginlik, sinirlilik, öfke ve artmış psikomotor aktivite gibi semptomlarla kendini gösterebiliyor. Bununla birlikte, yaşlılık dönemindeki depresyon genellikle bilişsel işlevlerde bozukluklar ve hatta bazen ‘yalancı bunama’ olarak adlandırılan psödo-demans semptomlarıyla ilişkilendiriliyor. </p>
<p><strong>Her yaşta depresyonla başa çıkmak mümkün</strong></p>
<p>Ancak, her iki dönemde de depresyonun ortaya çıkmasında hormonların etkisi, büyüme faktörlerinin rolü ve çevresel etmenlerin önemi var. Gençlik döneminde depresyon genellikle ergenlikle ilişkili hormonal değişikliklerle ilişkilendirilirken, yaşlılık döneminde depresyon genellikle yaşlılıkla ilişkili yaşam değişiklikleri ve sosyal izolasyonla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle, gençlik ve yaşlılık dönemlerinde depresyonun farklı semptomları ve gelişme şekilleri olabiliyor. Ancak, her iki durumda da depresyonun tedavisi ve yönetimi önemli. Profesyonel destek almak, terapi ve ilaç tedavisi gibi yöntemlerle depresyonla başa çıkmak mümkün.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli öğrenciler depresyona karşı bilgilendirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-ogrenciler-depresyona-karsi-bilgilendirildi-454834</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2024 11:08:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirildi]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=454834</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı ile Hemşirelik Fakültesi iş birliğinde, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı üçüncü sınıf uygulamaları kapsamında  “Depresyon Dedikleri Bu Mu?” başlıklı etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-ogrenciler-depresyona-karsi-bilgilendirildi-454834">Egeli öğrenciler depresyona karşı bilgilendirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Öğrenci Dekanlığı ile Hemşirelik Fakültesi iş birliğinde, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı üçüncü sınıf uygulamaları kapsamında  “Depresyon Dedikleri Bu Mu?” başlıklı etkinlik düzenlendi.</p>
<p>Depresyon okuryazarlığına ve depresyon konusunda doğru bilinen yanlışlara dair farkındalık oluşturmanın amaçlandığı etkinlik; EÜ Öğrenci Dekanlığı AROM binası yanında açık havada gerçekleşti. EÜ Hemşirelik Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencilerinin yaşıtlarına depresyon hakkında bilgiler verdiği etkinliğe EÜ Öğrenci Dekanlığı Dekan Yardımcısı ve EÜ Hemşirelik Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Şeyda Dülgerler ve çeşitli fakültelerden öğrenciler katıldı.</p>
<p>         Depresyonunun tanımından bahseden Doç. Dr. Şeyda Dülgerler, “Dünya Sağlık Örgütü depresyonu; en az iki haftalık, sürekli üzüntü ve normalde isteyerek yapılan aktivitelere karşı ilgi kaybı ile karakterize, günlük aktivitelerin yapılamamasının eşlik ettiği bir ruh sağlığı bozukluğu olarak tanımlıyor” dedi.</p>
<p>         Depresyon okuryazarlığı kavramını açıklayan Doç. Dr. Dülgerler; “Depresyon okuryazarlığı, depresyonun belirtilerini doğru tanımlamayı, depresyonun sebepleri ile ilgili inançları, depresyonun tedavileri ve müdahaleleri hakkında bilgiyi ve depresyonla ilgili tedavi alma konusundaki tutumları barındıran ruh sağlığı okuryazarlığının spesifik bir türüdür. Depresyon okuryazarlığı arttığında, depresyon ve depresyonda yardım arama davranışlarıyla ilgili tutum olumlu yönde değişmektedir. Bu nedenle bireylerin depresyon okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi, depresyondaki erken dönemde yardıma başvurması açısından önem arz etmektedir” diye konuştu.</p>
<p>         “<b>Antidepresanlar bağımlılık yapmaz”</b></p>
<p>         Depresyon konusunda doğru bilinen yanlışlara değinen Doç. Dr. Dülgerler,  “Toplumda antidepresanların bağımlılık yaptığına dair yaygın bir görüş bulunmaktadır. Bu doğru bilinen bir yanlıştır. Bu konuda uzun süreli antidepresan tedavisinin kesilmesiyle ortaya çıkabilecek geri çekilme belirtilerinin önlenebilmesi için ilaçların uzman psikiyatrist kontrolünde azaltılarak uzun bir sürede kesilmesi gereklidir. Ancak araştırmalara göre antidepresanların bağımlılık yaptığına dair bir tanı yoktur. Bunun dışında depresyonun karakter zayıflığından ortaya çıktığı ve kendi başına atlatılabilir bir hastalık olduğu kanısı da yanlıştır. Depresyonun ortaya çıkmasında nörobiyolojik ve psikososyal faktörler etkilidir. Tanı için de tedavi için de profesyonel yardım alınmalıdır. Bir durumun hastalık olabilmesi için süresi, şiddeti ve sıklığı oldukça önemlidir. Kişinin gösterdiği bazı semptomlar onun kişisel özellikleri de olabilir, buna hastalıktır diyemeyiz. Tanı ve tedavi bu bağlamda çok önemlidir çünkü her birey biricik ve tektir” dedi.</p>
<p>         Etkinlik kapsamında Hemşirelik Fakültesi öğrencileri, akranlarını depresyon konusunda bilgilendirmek adına konuşmalar gerçekleştirdiler. Etkinlikte ayrıca öğrencilerin depresyon hakkındaki fikirlerinin yazıldığı bir pano oluşturuldu. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-ogrenciler-depresyona-karsi-bilgilendirildi-454834">Egeli öğrenciler depresyona karşı bilgilendirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 09:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[hapları]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tedavide yararlanılan birçok etkinin sağlıklı insanlar için bir yan etki olduğunu belirten Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir.” dedi. Doğum kontrol haplarının sürekli kullanılması durumunda depresyona neden olduğunun bilindiğini ifade eden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir.” uyarısında bulundu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977">Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Bir ilacın yan etkisi tedavide işe yarayabiliyor</strong></p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</strong></p>
<p><strong>Tedavide yararlanılan birçok etkinin sağlıklı insanlar için bir yan etki olduğunu belirten Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir.” dedi. Doğum kontrol haplarının sürekli kullanılması durumunda depresyona neden olduğunun bilindiğini ifade eden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir.” uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanı ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay, ilaçların yan etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İlaç ruhsatını Sağlık Bakanlığı veriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, herhangi bir hastalığı veya bir hastalığın herhangi bir belirtisini iyileştiren bir ilacın reçeteye yazılmadan önce ruhsat alması gerektiğini dile getirerek, “Ruhsat ilacın tedavide kullanılacağı Sağlık Bakanlığı tarafından verilir. Yani ruhsat alıncaya kadar herhangi bir ilaç adayı ‘ilaç’ statüsünde değildir. Ruhsat aşamasına gelene kadar ilaç adayı bir etkili maddenin (ya da molekülün) çeşitli bilimsel yöntemler kullanılarak test edilmesi gerekir. Bu süreç aşama aşamadır.” dedi.</p>
<p><strong>Klinik öncesi süreçte ilacın başarılı olup olmadığına bakılır</strong></p>
<p>Önce klinik öncesi süreçte hücre kültürlerinde, izole edilmiş çeşitli organ ve dokularda ilaç adayının tahmin edilen etkiyi gösterip göstermediğine bakıldığını kaydeden Uzbay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Örneğin düz kas gevşetici özelliği olan bir ilaç hipertansiyona karşı etkili olabilir. Sonrasında in vivo (canlının içinde) yöntemlerle canlı deney hayvanlarında ilaç adayının etkilerine bakılır. Hastalıklar ve hastalık belirtileri deney hayvanlarında oluşturulur ve ilacın buna etkisi değerlendirilir.  Bu süreçte de etkili olan ilaç adayı eğer herhangi bir zararlı ve toksik etki göstermiyorsa klinik öncesi süreci başarı ile tamamlamış olur. Bu sırada karşılaşılacak sıra dışı olumsuz bir etki ya da hastalık belirtilerine karşı etkisizlik ilaç adayının elenmesine neden olur.”</p>
<p><strong>Sağlıklı gönüllüler üzerinde etkilerine bakılıyor</strong></p>
<p>Klinik öncesi dönemi geçen ilaç adayının klinik süreç testlerine girdiğini anlatan Uzbay, “Burada öncelikle sağlıklı gönüllüler üzerindeki etkilerine bakılır. Buna Faz 1 diyoruz. Faz 1&#8217;de sağlıklı gönüllülerde herhangi bir ciddi sorun oluşturmayan molekül Faz 2 dediğimiz süreçte ilgili hastaların sınırlı bir sayısında kullanılarak faydalı olup olmadığı araştırılır. İlaç hastalık belirtilerini yeterince iyileştiriyorsa daha geniş bir kesimde etkileri test edilir ki bu sürece de Faz 3 diyoruz. Faz 3 sonunda ilaç yeterli klinik etkiyi sağlamış yani hastayı ya da hastalığın hedeflenen bir belirtisini tatminkâr şekilde tedavi etmiş ise ve daha da önemlisi izlenen popülasyonda kullanmamayı gerektirecek ciddi bir yan etkisi ya da toksik etkisi yoksa yaygın kullanıma girmek üzere ruhsat alır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviden edilecek yarar, yan etkilerin hastaya verebileceği zararla karşılaştırılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, Faz 1&#8217;den Faz 3&#8217;e gözlenen bazı yan etkiler ortaya çıkabildiğini ve bunların not edildiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Bu yan etkilerin şiddeti, geçici olup olmaması ve görülme sıklığı son derece önemlidir. Bir de tedavide elde edilecek yararın derecesi ve hastaya katkısı ile yan etkinin hastaya verebileceği zarar da mukayese edilir. Yan etkiler geçici, tahammül edilebilir, sıklığı düşük ve hasta konforunu çok bozmayan nitelikte ise prospektüste belirtilmek koşulu ile ilaca izin verilir. Burada en önemli koşullardan biri de ilacın tedavide sağlayacağı faydanın yan etkilerle mukayese edildiğinde çok daha yüksek olmasıdır.</p>
<p>Hastanın hayatını tehdit eden bir durumu tamamen ortadan kaldıran bir ilaç örneğin, baş ağrısı, sedasyon, baş dönmesi veya uyuşukluk gibi yan etkileri için kullanılmaktan kaçınılmaz. Bu tip belirtilerin çoğuna zaten zamanla tolerans gelişir ancak hastanın hayatta kalması çok değerli bir sonuçtur. Ancak bu ilacın artık tamamen emniyetli olduğu ve izlenmeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p><strong>İlacın ruhsatı hangi durumda askıya alınır?</strong></p>
<p>Her yeni ilaç farmakovijilans dediğimiz bir sistem tarafından izlenir ki bu sürece Faz IV diyoruz. Bazen ilaçların bazı yan etkilerinin görülme sıklığı çok düşüktür ve ancak Faz IV&#8217;te çok geniş bir popülasyonda kullanıldığında ortaya çıkar. Bu durumda ortaya çıkan yan etki çok ciddi ise ilacın ruhsatı askıya alınır ya da iptal edilerek tedaviden çekilir. Prospektüste yer almayan, farklı ancak tolere edilebilir yan etkiler gözlenirse bunlar prospektüse ilave edilerek ilaç tedavide kullanılmaya devam edilir.”</p>
<p><strong>Kullanılan ilaç mevcut hastalığın belirtilerini ağırlaştırıyorsa ilacın yan etkisinden söz edilebilir</strong></p>
<p>Prof. Dr. Uzbay, ilaçların yan etkileri konusuna da dikkat çekerek, “Bazen bir ilacın yan etkisi tedavide işimize de yarayabilir. Aslında tedavide yararlandığımız birçok etki sağlıklı insanlar için bir yan etkidir. Örneğin, bir ilaç damarları genişleterek sağlıklı bir insanda tansiyonun düşmesine yol açabilir. Bu hipertansiyon hastası için gerekli bir etkidir. Tansiyonu yüksek bir hastaya verdiğimizde onun tansiyonunu normale getirir. Normal insanda kabızlığa yol açabilen ilaçlar ishali durdurmada ve su kaybını önlemede etkili iken normal insanda ishale yol açan ilaçlar kabızlığı tedavi etmek için kullanılabilir.  Bazı ilaçlar ise ilginç olarak etkilerini sağlıklılarda değil sadece hastalarda oluştururlar. Kullanılan ilaç mevcut hastalığın belirtilerini hafifletmek yerine daha da ağırlaştırıyorsa ilacın yan etkisinden söz edilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Yan etkiler ortaya çıkmışsa mutlaka hekimle görüşmek gerekir</strong></p>
<p>Bunun çoklu ilaç kullanımında ilaç etkileşmeleri veya ilaç besin etkileşmeleri gibi durumlarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğunu da anlatan Uzbay, “Bu durumda ilacı veren hekim ile mutlaka diyalog kurmak gerekir. Örneğin ilaç sonrası şiddetli baş ağrısı, kusma, geçmeyen mide ağrısı, ishal vb. durumlar ortaya çıkmış ise izleyen dozu almadan önce mutlaka hekim ile görüşmek gerekir.  Yan etkiler ile hastalık belirtileri arasındaki illiyet bağını kendi kendimize kurmak yerine uzmanlardan destek almak çok daha doğrudur.” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Prospektüs okunmalı mı, okunmamalı mı?</strong></p>
<p>Propektüs okumanın ilaca karşı ön yargılı oluşturabileceğini dile getiren Uzbay, şöyle dedi:</p>
<p>“Kullanıcılar daha çok yan etkiler ile ilişkili bölümü okuyor ve buralara takılarak ilaçlarını bırakıyorlar. Halbuki burada gördükleri yan etkilerin çoğu nadir karşılaşılan ve zamanla ortadan kaybolan belirtilerdir. Öte yandan hekim ilacı reçete ederken mutlaka hastanın göreceği faydanın ağırlığını değerlendirmiştir. Prospektüste en çok dikkat edilmesi gereken yer bence eğer çoklu ilaç kullanılıyorsa başka ilaçlar ile olan etkileşimdir. Eğer ciddi ilaç etkileşimi söz konusu ile mutlaka ilacı yazan hekim ile diyaloğa girilmelidir. Ancak hekim ilacı reçete etmeden önce size kullandığınız başka ilaçlar olup olmadığını sormuş ve buna göre bir değerlendirme yapmış olmalıdır.</p>
<p>Besinlerle etkileşimler söz konusu ise ilacı kullandığınız sürece prospektüste belirtilen besinlerden uzak durmalısınız. Bazı ilaçlar çay ve kahve ile etkileşir. Bu tip bilgiler de prospektüste yer alır. Prospektüste ilaca özgü geçici, tehlikeli olmayan ancak kullananı paniğe sevk edebilecek bazı özellikler de yer almaktadır. Örneğin bazı ilaçlar idrarı kırmızıya boyar. Hasta kanaması olduğunu düşünerek paniğe kapılabilir. Bu bilgiye sahip olmak önemlidir ve bu tip bilgiler prospektüse yer alır.”</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları reçetesiz kullanılmamalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Uzbay, doğum kontrol haplarının hormon dengeleri ve salınımları değiştiren dolayısı ile cinsiyet hormonlarına bağlı biyokimyasal sistemlerde önemli değişiklikler yapabilen ilaçlar olduğunu kaydederek, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Reçetesiz ve ezbere kullanılmaları doğru değildir. Farklı etki mekanizmalarına sahiptirler ve her kadın için aynı etki mekanizması işe yaramayabilir, hatta zararlı olabilir. Bir kadının nasıl bir doğum kontrol yöntemi ya da hapı kullanacağının kararını onu değerlendirerek bir kadın-doğum uzmanı vermelidir. Bazı özel durumlarda endokrinoloji uzmanının da konsültasyonu gerekir.</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</strong></p>
<p>Bu ilaçların sürekli kullanımda bazı kadınlarda monoamin sistemini olumsuz etkileyerek depresyona neden olduğu eskiden beri biliniyor. Her kadında böyle bir etki ortaya çıkmıyor ancak bazılarında görülüyor. Kullanan kadın isteksizlik, enerji kaybı, kötümserlik ve sürekli bezginlik hissine dayalı bir haleti ruhiye içine giriyorsa mutlaka hekimini bilgilendirmelidir. Ne yazık ki burada kadın doğum doktorları bazen durumu depresyon olarak değerlendirmiyor ve kullanımda ısrarcı olabiliyor.”</p>
<p><strong>Bu hapları kullanan kadınlar kesinlikle sigara içmemeli</strong></p>
<p>Bu ilaçların depresyon yapıcı yan etkilerinin de olabildiğinin ilgili tıp kongrelerinde daha çok konuşulması ve hekimlere bu konuda daha fazla veri sunmak gerektiğini de kaydeden Uzbay, “Bunun dışında, bu tip hapları kullanan kadınların kesinlikle sigara içmemesi, kilo kontrolü ve hipertansiyon konusunda da uyarılması gerekir. Eğer tansiyon artma eğilimindeyse ya da artmışsa ve kilo alımı söz konusuysa ilaç kesilmeli veya değiştirilmeli, değiştirilen ilaçla da sorun yaşanıyorsa ilaçsız doğum kontrolü yöntemleri kullanılmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-kontrol-haplari-depresyona-neden-olabiliyor-425977">Doğum kontrol hapları depresyona neden olabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
