<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>depresyon | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/depresyon/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/depresyon</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>depresyon | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/depresyon</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[depresif]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617190</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, depresyonun nedenleri ve çözüm yolları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonu değerlendirirken öncelikle depresif hissetmenin herkes için doğal bir deneyim olduğunun altını çizerek, “Moral bozukluğu dediğimiz depresif ruh hali zaman zaman herkeste olur. Bu bazen birkaç saat sürer, bazen kaygıyla birlikte yaşanır. Depresyon dediğimiz çökkünlük hâlinin birçok alt tipi var. Bir şeyden zevk alamama, hüzün, elem, keder gibi duygular bu hâlin temelini oluşturur. Toplumun yaklaşık yüzde 50’sinde depresif ruh hali vardır.” dedi.</p>
<p><strong>Üç gün sürerse minör, 15 günü aşarsa majör depresyon</strong></p>
<p>Depresyonun süresinin klinik değerlendirmede kritik olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üç gün süren çökkünlük minör depresyon olarak tanımlanır. Eğer 15 günü geçer ve devamlılık gösterirse majör depresyon kabul edilir. Eğer bu ruh hali kronikleşirse distimi adını verdiğimiz daha hafif ama uzun süreli depresyon türüyle karşı karşıya kalırız.” diye konuştu.</p>
<p>Distimide kişide sürekli bir çökkünlük hâli bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Siklotimi ise kişinin bir dönem depresif, bir dönem aşırı neşeli olmasıyla karakterize ediliyor. Sabah çocuğunu sevgiyle kucaklayıp öğleden sonra ‘Seni neden doğurdum?’ diyebilecek kadar değişken ruh hâli gösterebilen kişiler, borderline kişilik örüntüsünde görülebiliyor. Anksiyete bozuklukları çoğu zaman moral bozukluğu olarak algılansa da depresyonun temelinde çökkünlük hissi yer alıyor.” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, klasik anlamda majör depresyonun oranının dünya literatüründe yüzde 17 civarında olduğuna işaret ederek, “Ancak antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor. Birçok kişi antidepresanı farklı gerekçelerle kullanıyor. Antidepresan kullanımındaki artış depresyonun arttığı anlamına gelmiyor. Günümüzde fizik tedavi uzmanlarından dahiliyecilere kadar birçok branş hekimi antidepresan reçete ediyor. Kalp rahatsızlığı geçiren bir hastaya dahi çoğu zaman hemen antidepresan yazılabiliyor. Kullanım son 10 yılda kutu bazında yüzde 50’nin üzerinde artmış durumda. Bu artış küresel ölçekte gözlenirken Türkiye’de çok daha hızlı ilerliyor.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Örtülü depresyon mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrılarıyla görülüyor</strong></p>
<p>Depresyonun farklı biçimleri bulunduğunu, örtülü (maskeli) depresyonun en dikkat çekici olanlardan biri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi depresyonda olduğunun farkında olmuyor; yakın çevresi tarafından da anlaşılmayabiliyor. Belirtiler çoğu zaman mide-bağırsak sorunları, fibromiyalji, omuz–boyun–bel ağrıları gibi fiziksel şikâyetlerle kendini gösteriyor. Kronik strese bağlı gelişen bu psiko-fizyolojik tablolar antidepresan kullanımına yönlendiriyor. Bağırsak–beyin aksı depresyonun oluşumunda kritik bir role sahip. Serotoninin hammaddeleri bağırsakta üretiliyor; faydalı bakteriler bu süreçte belirleyici. Bağırsak mikrobiyotasındaki bozulma depresyonu tetikleyebiliyor. Farelerle yapılan deneylerde, depresyondaki bir insanın bağırsak mikrobiyotasının aktarılmasıyla hayvanlarda depresif davranış modellerinin oluştuğu gözlemlenmiş durumda. Yani bağırsak sağlığı ile duygu durum arasındaki ilişki artık bilimsel olarak net biçimde ortaya konuluyor. Bu nedenle bazı hastalar dahiliyeye başvurduğunda antidepresan tedavisinden fayda gördüklerini ifade ediyor ve hekimler de benzer şikâyetlerde antidepresan reçete etmeye devam ediyor.”</p>
<p>Antidepresanların beyindeki ağlama devresini bloke edebildiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “İçiniz ağlar ama gözünüzden yaş gelmez. Bu nedenle herkese rastgele verilmemesi gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aynı olayı yaşayan herkes aynı şekilde depresyona girmiyor</strong></p>
<p>Depresyonun hafif türlerinin çoğu zaman psikoterapiyle iyileşebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Beslenme bozukluklarının düzeltilmesi ve beslenme psikiyatrisi kapsamında yapılan düzenlemeler de depresif belirtileri azaltabilir. Bu nedenle depresyon belirtileri görülür görülmez hemen ilaç başlamak doğru değildir; belirtilerin süresi mutlaka değerlendirilmelidir. Kişinin ne zamandır depresif hissettiği tanıda kritik öneme sahiptir. Bazı kişiler genetik olarak depresyona daha yatkındır. Bu kişiler küçük streslerle bile depresyona girebilir. Bu nedenle depresyon tedavisine direnç gösteren vakalarda genetik analiz yapılır; kişilerin depresyon yatkınlığı bu genler üzerinden değerlendirilir. Aynı olayı yaşayan herkesin aynı şekilde depresyona girmemesinin nedeni de budur. Kimileri depresyonu açık ve belirgin şekilde yaşarken, kimileri örtülü şekilde yaşayabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Konformizm mi antidepresan kullanımını artırdı?</strong></p>
<p>Depresyonu tetikleyen nedenlerin çeşitli olduğunu, travmatik yaşantılar, şok edici deneyimler veya çocukluk çağı travmalarının depresyon başlangıcına zemin hazırlayabileceğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Ancak depresyon her zaman bir stresle ilişkilendirilmez. Hiçbir problemi, travması veya üzülme sebebi olmayan kişilerde bile depresyon aniden başlayabilir. Çünkü depresyonun altıdan fazla alt tipi tanımlanmıştır ve bunların bazıları stresle tamamen bağımsızdır. Beyindeki büyüme faktörlerinin azalması depresif bir tabloya yol açabilir. Demans gibi nörodejeneratif süreçlerde de benzer mekanizmalar görülür. Erkeklerin depresyonu atipik yaşanır, öfkelilik şeklinde yaşanır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Depresyonun yaygınlaşmasından çok konformizmin yaygınlaşmasının antidepresanların küresel patlamasının nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “İnsanlar en ufak olumsuz duyguya bile tahammül edemiyor. Hayatın bir parçası olan sıkıntı, hüzün ve çökkünlük hemen ilaçla bastırılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Bir günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil</strong></p>
<p>Modern yaşamın getirdiği konforculuk ve kolaycılık kültürünün, bireylerin en küçük zorlukta hızla psikiyatrik çözümlere yönelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Konformizm, yani konforculuk ve rahatçılık tüm dünyada yaygınlaşıyor. Toplum olarak biz de bu akıma kapıldık. İnsanlar ufak bir engelle karşılaşınca hemen antidepresana yöneliyor. Çocukları bile böyle büyütüyoruz. Halbuki düşmeden çocuk büyümez; su yutmadan yüzme öğrenilmez. Bir günlük, yarım günlük moral bozukluklarında hemen ilaca başvurmak doğru değil. Kişi önce kendi çözüm üretmeye çalışmalı. Eğer bu durum 15 gün boyunca sürer ve majör depresif belirtiler gösterirse o zaman uzman desteğine başvurmak gerekir. Depresif ruh hali herkeste olur; insan robot değildir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sermaye, finansal sermaye gibi yönetilmeli</strong></p>
<p>Psikolojik sermayenin, finansal sermaye gibi yönetilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beynin default mode networkünün depresif süreçlerde aşırı çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu ağı en iyi düzenleyen şey, kişinin amaçlı yaşaması. Sabah uyandığında bir amacı olan, orta-uzun vadeli hedefleri bulunan kişiler psikolojik sermayesini iyi yönetir ve depresyona zemin bırakmaz. Akış deneyimini yakalayan kişi daha dayanıklı olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, anlam ve amaç peşinde koşmanın psikolojik dayanıklılığın beş ayağından biri olduğunu hatırlatarak, “Kişi bir sorunla karşılaştığında çözebiliyorsa çözer. Çözemiyorsa onu zihninde bir kutuya koyar, rafa kaldırır. Zamanı gelince o rafı açar ve çözer. Devamlı takıntı yapmaz. Bu, terapilerde kullandığımız yöntemlerden biridir.” dedi.</p>
<p><strong>İnançlar bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynuyor</strong></p>
<p>İnançların bireyin stres yönetimi üzerinde önemli bir rol oynadığını da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kişinin zihnindeki Tanrı tasavvurunun güven duygusunu etkilediğini söyledi ve “Her şeyi kontrol eden güçlü bir ilahi tasavvur kişide huzur ve huşu duygusu uyandırır. Bu, terapide ‘radikal kabullenme’ dediğimiz mekanizmayı doğal olarak çalıştırabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Avrupa’da antidepresan kullanım oranları incelendiğinde Portekiz’in dikkat çekici şekilde öne çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yedi yıl içinde hem kullanım miktarı hem de artış hızı bakımından Portekiz öne çıkıyor. Bunun arkasında kültürel kırılganlık mı var, yoksa o bölgede özel bir genetik duyarlılık mı bulunuyor, araştırmak lazım.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon unutkanlık ile de ortaya çıkabiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, depresyonun beklenmedik şekillerde ortaya çıkabileceğini belirterek, “Hiç depresyona girmeyen bir kimsede birden depresyon başlıyor. ‘Hayatımda antidepresan kullanmadım, şimdi neden kullanayım?’ diyor. Oysa depresyon bazen unutkanlık gibi bile ortaya çıkabiliyor. Buna ‘sekonder unutkanlık’ deniyor. Depresyonda dikkat bozulduğu için hafıza yavaşlar, kişi kendini unutkan zanneder.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Duyguların depresyondaki belirleyici rolüne vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi kedisi öldüğü için bile ciddi depresyona girebilir. Çünkü sevgi yatırımını ona yapmıştır. Duygular depresyonda çok önemlidir. Damasio’nun deyimiyle: ‘Hissediyorum, öyleyse varım.’ Hisler aklın önüne geçer.” diye konuştu.</p>
<p>Küresel ölçekte depresyonun yükselişinde sosyal medyanın payının çok büyük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Sosyal medya insanların beklenti seviyesini çok yükseltti. İnsanlar ihtiyacı olmayan bir şeyi ihtiyaç sanıyor. Filtrelenmiş görsellere bakan kişi kendini değersiz hissediyor. Mükemmeliyetçi kişiler 60 dakikanın 50 dakikasını olumsuz düşünür, beyin depresif moda girer.” dedi.</p>
<p><strong>Antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor</strong></p>
<p>Antidepresan kullanımındaki hızlı artışı değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, <strong>“</strong>2024–2034 arasında antidepresan kullanımının %100 artması bekleniyor. Şu anda 37 milyar dolarlık pazar var. Beyne etki eden diğer ilaçlarla birleştirince, neredeyse silah sanayisinden sonra en büyük sektör haline geldi. Küresel sistem ruh sağlığımızı bozuyor. Depresyon artıyor çünkü koruma ve önleme çalışmalarına yatırım yapılmıyor; ilaç pazarlanıyor.” diye konuştu.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi olarak yıllardır psikolojik sağlamlık üzerine eğitim verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Psikolojik sağlamlık artık yeni bir bilim dalı. Biz 2013’ten beri üniversitede tüm öğrencilere Pozitif Psikolojiyi ders olarak okutuyoruz. Harvard 2015’te, Yale 2018’de bu dersi koydu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, geliştirdikleri yeni projeyi şöyle anlattı:</p>
<p>“Dijital detoks ve dijital terapötikler üzerinde çalışıyoruz. Kişi programa giriyor, pozitif pekiştirmelerle psikolojik sağlamlık çalışıyor. Bunlar adeta dijital hap gibi. Depresyona girmeden önce kişinin zihinsel sağlığını koruyor. Bu büyük bir proje, üniversiteyi aşan bir yatırım gerektiriyor.” dedi.</p>
<p>Herkesin kolayca uygulayabileceği bir zihinsel sağlık formülü de paylaşan Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın dört parametreye dikkat etmesi lazım: Güzel bak, güzel hisset, güzel düşün, iyi yaşa. Hissetmek düşünmekten önce gelir. Güzel his uyandırırsan güzel düşünce kendiliğinden gelir. O nedenle ‘İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol’ diyoruz… ” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-antidepresan-kullanimi-depresyon-artis-hizindan-daha-hizli-yukseliyor-617190">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Antidepresan kullanımı, depresyon artış hızından daha hızlı yükseliyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:38:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[atipik]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[reddedilme]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228">Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, atipik depresyonun belirtileri, risk faktörleri, günlük yaşama etkileri ve tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Atipik depresyon, duygudurumun olaylara tepkisel olmasıyla ayırt ediliyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun, depresyonun belirli özgün belirtilerle seyreden bir alt tipi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin “Klasik (majör) depresyondan en önemli farkı, duygudurumun çevresel olaylara tepkisel olmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kişinin iç dünyasında yoğun bir çökkünlük yaşarken, dışarıdan zaman zaman enerjik ve iyi görünebileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Olumlu bir gelişme karşısında kısa süreli bir iyilik hali oluşabilir; ancak bu düzelme kalıcı değildir ve yeniden depresif duygu durumuna dönülür. Bu tabloda sıklıkla aşırı uyuma, iştah artışı, kilo alma, kollar ve bacaklarda ‘kurşun ağırlığı’ olarak tarif edilen ağırlaşma hissi ve kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye belirgin duyarlılık görülür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir!</strong></p>
<p>‘Atipik’ kelimesinin ‘tipik olmayan’ anlamına geldiğini ancak ismine rağmen nadir bir tablo olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Depresyon tanısı alan bireylerin yaklaşık yüzde 15 ila 29’unda atipik özellikler görülebilir.” dedi.</p>
<p>Halk arasında ‘kurşun ağırlığı’ ya da ‘kurşun paralizi’ olarak ifade edilen bu belirtinin, kişinin kollarında ve bacaklarında gerçek bir fiziksel ağırlık varmış gibi hissetmesi olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durum yoğun yorgunluk ve harekete geçmede zorlanma yaratır. Hem biyolojik hem psikolojik boyutu vardır. Beyindeki serotonin, dopamin ve noradrenalin düzeylerindeki değişiklikler ile stres hormonu dengesizlikleri biyolojik zemini oluştururken; motivasyon kaybı, umutsuzluk ve isteksizlik de hareketi zorlaştıran psikolojik faktörlerdir. Bu belirti kişinin iradesizliği ya da ‘numara yapması’ olarak değerlendirilmemelidir.”</p>
<p><strong>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma, günlük yaşamı zorlaştırıyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonda enerji düşüklüğü ve aşırı uyuma eğiliminin, işe ya da sorumluluklara başlamayı ve sürdürmeyi zorlaştırdığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Zamanla erteleme, kaçınma ve sosyal geri çekilme artabilir.” dedi.</p>
<p>Artmış iştah ve özellikle karbonhidrat isteğinin kilo değişimlerine ve beden algısı sorunlarına yol açabileceğine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Kişilerarası ilişkilerde ise reddedilmeye duyarlılık ön plandadır. Küçük bir eleştiri ya da ilgisizlik işareti yoğun değersizlik duygularını tetikleyebilir. Gün içinde duygusal iniş çıkışlar yaşanması da ilişkileri zorlaştırabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Atipik depresyon kadınlarda daha sık görülüyor!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun genellikle ergenlik sonu ve erken yetişkinlik döneminde başladığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Ergenlerde tablonun çabuk sinirlenme, aileye karşı öfke, alınganlık ve anlaşılmadığını düşünme gibi belirtilerle daha belirgin hale gelebileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, reddedilmeye duyarlılığın bu yaş grubunda daha dramatik yaşanabileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Atipik depresyonun ortaya çıkışı birçok nedene bağlı!</strong></p>
<p>Atipik depresyonun ortaya çıkışının tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ailesinde depresyon, bipolar bozukluk ya da anksiyete bozukluğu bulunan kişilerde risk artar. Beyin kimyasındaki değişiklikler ve stres hormonu dengesizlikleri etkili olabilir. Erken dönem ebeveyn ilişkileri, baş etme biçimleri ve güncel stres faktörleri tabloyu şekillendirebilir.”</p>
<p><strong>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşım ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri!</strong></p>
<p>Atipik depresyon tedavisinde temel yaklaşımın ilaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Ancak belirtilerin yapısı nedeniyle bazı farklılıklar olabilir.” dedi.</p>
<p>Aşırı uyuma ve enerji düşüklüğünün ön planda olduğu durumlarda daha aktive edici özellikte antidepresanlar tercih edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, “Psikoterapide ise duygudurumun çevresel olaylara bağlı değişkenliği, ilişkilerde kırılganlık ve reddedilme duyarlılığı üzerinde özellikle durulur. Başvurular çoğunlukla, ilişki sorunları ve terk edilme korkusu, eleştiriye aşırı hassasiyet, özsaygı ve değersizlik duyguları, motivasyon eksikliği ve erteleme ile duygusal yeme davranışları şeklinde olur.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır!</strong></p>
<p>Atipik depresyon tedavi edilmediğinde yıllarca sürebilen, dalgalı ancak kalıcı bir seyir gösterebileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Erken müdahale kronikleşme riskini azaltır.” dedi.</p>
<p>Hangi belirtiler ciddiye alınması gerektiği hakkında bilgi paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Küçük olaylara karşı aşırı duygusal yıkım, günde 10–12 saatten fazla uyuma ve yataktan çıkmakta zorlanma, belirgin iştah artışı ve kilo değişimi, reddedilmeye aşırı hassasiyet, iki haftadan uzun süren çökkünlük, işlevsellikte belirgin düşüş, sürekli değersizlik, umutsuzluk ya da yaşamın anlamsız olduğu düşünceleri günlük yaşamı ve ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikiyatri uzmanına başvurmak önemlidir. Erken destek, iyileşme sürecini kolaylaştırır ve uzun vadeli riskleri azaltır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atipik-depresyonun-gizli-isareti-reddedilme-hassasiyeti-616228">Atipik depresyonun gizli işareti: Reddedilme hassasiyeti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinlenme mi, kaçış mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 11:35:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Yatakta]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714">Dinlenme mi, kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, son dönemde sosyal medyada sıkça karşılaşılan ‘bed rotting’ kavramı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bed rotting bir tanı değil, uzadığında zararlı olabilen bir geri çekilme davranışı!</strong></p>
<p>‘Bed rotting’ kavramının, özellikle son zamanlarda sosyal medyada akım şeklinde popülerleşip karşımıza çıkan, bireylerin yorganın altına saklanmış, yanında atıştırmalıkları, elinde telefonuyla saatlerce yataktan çıkmayan hali olarak tarif edilebileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu durum bir nevi psikolojide geri çekilme savunma mekanizmasının modern ve biraz da dijitalleşmiş bir hali.” dedi.</p>
<p>Klinik literatürde böyle resmi bir tanı söz konusu olmadığını, bunun daha çok bir davranış biçimi olduğunu ifade eden Beyaz, “Bu durum bir tanı olmasa da, bu davranışın bir semptom olma ihtimali olabilir. Yani kişinin dış dünyanın hızı, gürültüsü ve talepleri karşısında, bunaldığı ve yetişemediğini düşündüğü durumlarda bir çeşit rahatlama kaçınması; dış dünyadan izole bir şekilde kendini yenileme çabası gibi. Buradaki önemli husus,  kişinin rahatlayabilmek için bu eyleme yöneldikten sonra bunun uzaması onun lehine işlemeyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yatakta kalmak kişiyi daha yorgun hissettiriyorsa bu dinlenme değil, psikolojik bir alarmdır!</strong></p>
<p>Yatakta uzun süre kalmanın ne zaman dinlenme ne zaman psikolojik bir sorun sinyali olarak değerlendirilmesi gerektiğine değinen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu ikisi arasında önemli bir fark var ve bunu fark etmek mümkün.” dedi.</p>
<p>Bu farklara açıklık getiren Beyaz, şunları söyledi:</p>
<p>“Dinlenme, şarj olmak, yenilenmek gibidir. Bittiğinde yataktan daha enerjik, tazelenmiş vaziyette gündelik hayata dönmeye istekli kalkılır. Dinlenme bir onarım sürecidir. Ama bed rotting dediğimiz şeyde durum daha farklı. Eğer yataktan çıkıldığında ya da yatmaya devam edilirken daha yorgun, daha uyuşmuş, suçlu ve zihinsel olarak bulanık hissediliyorsa, bu artık bir dinlenme değil de bir tür kaçıştır. Yatakta geçirilen zaman keyif vermekten ziyade, zamanı öldürmeye ve düşüncelerini susturmaya yarıyorsa, burada psikolojik bir alarm çalıyor denilebilir. Vücut burada ‘baş edemiyorum’ demektedir. Yatakta keyif yapmakla, birkaç gün boyunca duş almadan yatmak arasındaki fark, niyet ve sonuçtaki duygudur aslında.”</p>
<p><strong>Depresyonu besleyen bir kısır döngüye neden oluyor!</strong></p>
<p>Yatakta çürüme davranışının depresyon, tükenmişlik sendromu ve anksiyete ile etkileşimi bulunduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Tükenmişlik sendromunda, bu davranış bedenin iflas bayrağını çekmesidir. Öz enerji o kadar bitmiştir ki, kişi biyolojik olarak hareket edemez hale gelir.” dedi.</p>
<p>Anksiyetede ise yatağın bir tür sığınak gibi görüldüğünü dile getiren Beyaz, “Dış dünya tehditlerle doludur ve yorganın altı, o tehditlerin ulaşamayacağı güvenli bir liman olarak algılanabilir. Ancak en güçlü bağ depresyonla kurulur. Depresyonda olan çökkünlük hali nedeniyle kişiye kolunu kaldırmak bile büyük yük kaldırmak gibi gelir. ‘Bed rotting’, depresyonun hem bir sonucu hem de onu besleyen bir etkeni gibi. Kişi depresif olduğu için yatar, yattıkça hayatı kaçırır, hayatı kaçırdıkça daha çok depresif hisseder. Bu kısır döngü, kişiyi yavaş yavaş daha da olumsuz bir hale getirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bed rotting, kişinin hayata katılım isteğinin azaldığını gösterir! </strong></p>
<p>Bed rottingin, kişinin duygusal olarak ne yaşadığının bir göstergesi olabileceğine işaret eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bed rotting kavramı tanımıyla uyumlu olacak şekilde bir kimsenin günlerini yatakta geçirmesi, onun duygularını düzenleme konusunda zorlandığı anlamını taşıyabilir. Bu kavramın özünü ortaya koyan davranış, kişinin ‘duygularım o kadar yoğun ya da o kadar boş ki, onlarla yüzleşmek yerine kendimi uyuşturmayı seçiyorum’ deme şeklidir. Yani  bunu kişinin hayattan kopmaya başladığının, daha doğrusu hayata katılım gösterme isteğinde bir azalma olduğunun işareti olarak görebiliriz. Bu izole hal ile kişi yatakta kaldıkça, dış dünyadaki rolünü donduruyor gibi olur ve bu hal uzadıkça da, o rollere geri dönmek daha endişe edilesi bir hale gelir.”</p>
<p><strong>Bed rotting, bir semptom olarak başlar; kontrolsüz bırakıldığında bir probleme dönüşür! </strong></p>
<p>Bed rottingin bir semptom mu, yoksa başlı başına ele alınması gereken bir problem mi olduğu konusunu değerlendiren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Aslında her ikisinin de bir karşılığı bulunmakta. ‘Bed rotting’, günlük hayatın stresi veya tükenme gibi altta yatan bir sorunun semptomudur; bir sonuçtur. Ancak kontrolsüz bırakıldığında da, kendi başına bir problem haline dönüşebildiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun süre yatakta vakit geçirmek uyku hijyenini bozar, beslenme düzenine zarar verir, sosyal bağlar zayıflayabilir ve fiziksel sağlığı da bir miktar tehdit eder. Yani yangının dumanı olarak başlar ama müdahale edilmediğinde de yangının kendisi haline gelebilir. Bu yüzden terapide bunu sadece bir depresyon belirtisi olarak geçiştirmeyiz; aynı zamanda davranışsal aktivasyon teknikleriyle kırılması gereken, başlı başına zararlı bir alışkanlık döngüsü olarak ele alırız.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sorunlardan kaçınmak onların olduğundan daha şiddetli algılanmasına neden olur!</strong></p>
<p>Bed rotting eğilimi olan bireylerin öncelikle gerçekçi, basit ancak ısrarlı adımlarla başlaması gerektiğini vurgulayan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bazı kurallar belirlemeli ve buna uymaya gayret gösterilmeliler.” dedi.</p>
<p>Yatağın sığınılacak bir liman olmadığının altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yatak sadece uyku için kullanılmalı. Film izlemek, yemek yemek ya da telefona bakmak için yatak yerine muhakkak koltuğa geçilmeli. Bed rotting hali oluyorsa da kısa süreliğine de olsa yataktan çıkaracak diş fırçalama, markete gidip gelme gibi bazı hedefler koyulabilir. Sonrasında yataktan çıkmak daha kolaylaşacaktır. Odanın karanlık veya loş olmaması sağlanmalı bu vesileyle de özellikle sabahları uyanınca güneş ışığını alabilmek, beynindeki ‘uyan’ sinyallerini tetikler ve ruh halini düzenleyen serotonin üretimini artırır. Bu öneriler işe yaramadığında, ruhsal bir çökkünlük ve beraberinde de isteksizlik baş gösterdiğinde, günlük sorumluluklar hatta kişisel hijyen ihmal edilmeye başlandığında yardım için sinyaller çalıyor demektir. Unutulmamalı ki sorunlardan kaçınmak onları olduğundan daha şiddetli bir şekilde algılamamızla sonuçlanır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dinlenme-mi-kacis-mi-605714">Dinlenme mi, kaçış mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Mevsimsel Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiyelere]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “kış depresyonu” olarak da bilinen mevsimsel depresyonun önlenmesinde gün ışığından olabildiğince yararlanılması büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun oluşumunda en güçlü teori, gün ışığı miktarındaki azalmanın beyin kimyasını etkilemesidir. Güneş ışığının azalması, beyinde duygu durumu, uyku ve iştahı düzenleyen serotonin ve melatonin gibi hormonların dengesini bozar” dedi. Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir. Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Belli, halk arasında kış depresyonu olarak da bilinen mevsimsel depresyona ilişkin değerlendirmede bulundu.<br />Gün ışığının azalması, beyin kimyasını etkiliyor<br />Mevsimsel depresyonun, “klinik olarak mevsimsel döngülerle ilişkili depresyon” olarak adlandırılabildiğini kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyonun temel özelliği, depresyon belirtilerinin yılın belirli mevsimlerinde, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlaması, diğer mevsimlerde ise semptomların ya tamamen geçmesi ya da bozukluk şiddetine erişmeyecek düzeye gerilemesidir. Bu doğal gidiş, sürecin güneş ışığı ile doğrudan ilişkili olduğuna en büyük delalettir. Bu durum, sadece ‘kendini kötü hissetme’ ile tanımlanmaz, günlük işlevselliği bozacak düzeyde bir klinik tablo ile seyreder” dedi. <br />Kış depresyonu, mevsimsel depresyonun alt türü<br />Mevsimsel depresyon ile kış depresyonunun tamamen aynı olmadığını belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, halk arasında daha çok ‘kış depresyonu’ veya ‘kış hüznü’ olarak bilinir çünkü vakaların büyük çoğunluğu sonbahar-kış aylarında görülür. Ancak mevsimsel depresyonun nadir de olsa ‘yaz tipi’ de bulunmaktadır. Yaz tipinde belirtiler genellikle ilkbahar-yaz aylarında başlar ve uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve kaygı daha ön planda olabilir. Kış tipi ise daha yaygındır ve aşırı uyku isteği, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar kaşı aşırı yönelme, iştah artışı ve kilo alma gibi ‘tipik olmayan depresyon’ belirtileriyle karakterizedir. Dolayısıyla ‘mevsimsel depresyon’ daha kapsayıcı bir terimken, ‘kış depresyonu’ onun en sık görülen alt türü olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.<br />Kış hüznü, normal ve geçici bir durumdur<br />Kış aylarında depresif duyguların ortaya çıkmasının normal olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Kış aylarında havanın erken kararması, soğuk, kapalı hava ve sosyal aktivitelerin azalması nedeniyle bir miktar hüzün, enerji düşüklüğü ve içe kapanma eğilimi birçok insan için normal ve geçici bir durumdur. Buna bazen ‘kış hüznü’ denir. Ancak bu duygular, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirmesine engel olmuyorsa ve haftalar boyunca süren derin bir çökkünlük haline dönüşmüyorsa, patolojik bir depresyondan farklıdır. Güneşin bol olduğu zamanlarda insanların çoğunluğu, kendilerini daha neşeli ve huzurlu hissederler. Kış aylarında görülen depresyonun çeşitli nedenleri vardır. Bunun nedenleri; en başta ışık eksikliği dile getirilebilir. Güneş ışığındaki azalma, serotonin üretimini düşürür ve melatonin üretimini artırır. Melatonin uykunun düzenlenmesinde önemli roller oynar. Bu dengesizlik, enerji kaybı, uyku düzensizliği ve çökkün duygu duruma yol açar. Ayrıca soğuk hava nedeniyle sosyalleşme çabaları, fiziksel aktivite ve dışarı çıkma eğilimi azalır. Bu durumlar psikobiyolojik etkileri ile depresyona girmeye zemin hazırlayabilir. Kasvetli duygulanım ve karanlık hava, olumsuz düşünce kalıplarını ve karamsarlığı tetikleyebilir. Mevsimsel özellikli depresyonların güneş ışığının yıl boyunca az olduğu ülkelerde daha yaygın olması bu etmene bağlanabilir” şeklinde konuştu.<br />Çökkün duygu durum tablosuna dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun belirtilerinin klasik depresyon belirtileriyle büyük oranda örtüştüğünü ancak bazılarının mevsime özgü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Sıklıkla çökkün duygu durum tabloya hakimdir. Bu durum sürekli üzüntü, umutsuzluk hisleri ve düşünceleri ve değersizlik deneyimleri ile tanımlanabilir. Ayrıca daha önce keyif alınan uğraşlara karşı ilgisizlik görülür.  Bu ilgisizlik çeşitli hobileri, sosyal faaliyetleri kapsayabilir. Aşırı yorgunluk, enerji kaybı, fazla uyumaya meyilli olma, aşırı karbonhidratlı gıda tüketme, kilo alımı, dikkati toparlayamama, sosyal çekilme, kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi, huzursuzluk ya da zihinsel yavaşlama diğer önemli bulgulardır” dedi.<br />Mevsimsel depresyon 4-5 ay sürebilir<br />Mevsimsel depresyonun sonbaharda başlayarak ilkbahara kadar sürebildiğini ifade eden Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon, genelde bir döngüseldir ve tanımlanan zaman aralıklarında, mevsimsel değişikliklerle ilişkilidir. Belirtiler genellikle sonbahar aylarında başlar, kış boyunca en şiddetli halini alır ve ilkbahar aylarında güneş ışığının artmasıyla birlikte hafifleyerek ya da tamamen ortadan kalkarak düzelir. Bu, ortalama 4-5 aylık bir süreyi kapsar. Ancak bu süre kişiden kişiye, yaşanılan coğrafyanın enlemine ve o yılın hava koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Bazı vakalarda, depresyon hali iyi tedavi edilmezse her döngüde semptomlar tekrarlayabilir” uyarısında bulundu. <br />Ne zaman uzmana başvurmak gerekir?<br />&#8220;Kış hüznü&#8221; ile klinik düzeydeki &#8220;mevsimsel depresyon&#8221; arasındaki en kritik ayrımın, işlevselliğin bozulması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Bazı durumlarda mutlaka bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Bu durumlar şöyle sıralanabilir: Belirtiler her gün, günün büyük bölümünde hissediliyorsa, işe ya da okula gitmek, ev işlerini yapmak, sosyal ilişkileri sürdürmek büyük ölçüde zorlaştıysa veya imkânsız hale geldiyse mutlaka uzmana danışılmalıdır. Uyku ve iştah düzensizlikleri yaşam kalitesini ciddi şekilde etkiliyorsa, umutsuzluk, çaresizlik düşünceleri yoğunsa, ölüm veya intihar düşünceleri varsa vakit kaybedilmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. İntihar düşüncelerinin olması vakanın oldukça şiddetli olduğunu ve aciliyet arz ettiğini gösterir. Kısacası ‘Biraz keyifsizim’ değil de ‘Artık hiçbir şey yapamıyorum, hayat çekilmez geliyor’ noktasına gelindiğinde profesyonel destek alınması hayati önem taşır” uyarısında bulundu.<br />Tedavi edilmezse kronikleşebilir<br />Mevsimsel depresyona zamanında müdahalenin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hasan Belli, “Mevsimsel depresyon tedavi edilmezse, sadece birkaç aylık bir sorun olmaktan çıkıp kronikleşebilir ve kişinin hayatında ciddi yeti yitimlerine sebep olabilir. Öncelikle iş, okul performansında düşme ve sosyal ilişkilerde geri çekilmeye sebep olabilir. Diğer depresyon tiplerinde olduğu gibi alkol ve diğer kötüye kullanılan maddelere yönelimi artırabilir. Mevsimsel depresyon sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yoğun stres nedeniyle başka tıbbi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Depresyonun şiddetli biçimlerinde intihar riski, azımsanmayacak düzeyde yüksektir” uyarısında bulundu.<br />Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalı<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesi için alınması gereken tedbirlere dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Belli, “Öncelikle biyolojik nedenselliği zayıflatmak için güneş ışığından mümkün mertebe faydalanmak gerekir. Gündüz saatlerinde bu imkân daha olanaklı hale gelir. Ev ve iş yerleri aydınlık tutulmalıdır. Eğer imkân varsa açık havada yürüyüş ve fiziksel aktiviteler ihmal edilmemelidir. Egzersizin kendisi tüm depresyon biçimlerinde fayda sağlayabilir. Bununla birlikte dengeli beslenme oldukça önemlidir. Niteliksiz karbonhidratlardan uzak durulmalı ve omega-3 açısından zengin besinler alınmalıdır. Ayrıca sosyal bağlar canlı tutulmalı ve sosyal aktiviteler düzenlenmelidir” dedi.<br />Uyku düzenine dikkat!<br />Mevsimsel depresyonun önlenmesinde bir diğer önemli hususun da uyku düzeni olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Belli, “Her gün aynı saatte yatılıp kalkılmalıdır. Uyku saatlerinin doğal ritminden sapmasına izin verilmemelidir. Stres yönetimine de dikkat etmek gerekir. Stresli uğraşlardan uzak durmaya çalışmak koruyucu olabilir. Eğer birey geçmiş yıllarda da benzeri sorunlar yaşamışsa ve bu sorunlar şiddetli arazlara sebep olmuşsa depresyonun hemen başlangıcında profesyonel yardım arayışı son derece önemlidir” uyarısında bulundu.<br />Mevsimsel depresyon ihmal edilmemeli<br />Mevsimsel depresyonun ihmal edilmemesi gereken bir bozukluk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasan Belli, “Bu doğal bir ‘tembellik’ veya ‘mizaç ve karakter’ özelliği değil, biyolojik temelli bir gerçekliktir. Farkındalık ve erken müdahale son derece önemlidir. Birey kendinde ya da bir yakınında belirtiler fark ettiğinde erken müdahale olanaklarını araştırmalıdır” dedi. <br />Mevsimsel depresyon tedavi edilebilir<br />Mevsimsel depresyonun oldukça etkili bir şekilde tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Hasan Belli, tedavi yaklaşımlarını şöyle sıraladı:<br />Fototerapi (Işık Tedavisi): En spesifik ve etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Özel bir cihazdan sabahları 30 dakika kadar parlak beyaz ışığa maruz kalmak, güneş ışığının eksikliğini telafi ederek beyin kimyasını düzenler. Etkisi genellikle birkaç gün ila iki hafta içinde görülmeye başlar.<br />Psikoterapi: Çeşitli psikoterapi biçimleri tedavide kullanılmaktadır. Psikoterapiler olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmeye, davranışları aktiviteyle yeniden düzenlemeye ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayacak beceriler geliştirmeye odaklanır. Bunlara ilaveten bazı terapi ekolleri olumsuz duygulanımlara odaklanarak bunlarla baş edebilme kapasitesini artırırlar. <br />İlaç Tedavisi: Şiddetli vakalarda, çeşitli antidepresan ilaçlar doktor kontrolünde kullanılabilir. Daha önce de benzeri karakterde depresyon döngüleri deneyimlemiş kişilerde, belirtiler başlamadan önce koruyucu amaçlı olarak antidepresan tedavi başlanıp, mevsim geçince kademeli olarak kesilebilir.<br />D Vitamini Takviyesi: Kışın güneş ışınlarının az olması nedeniyle düşen D vitamini seviyeleri depresyonu şiddetlendirebilir. Doktor önerisiyle takviye alınabilir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyonun-onlenmesi-icin-bu-tavsiyelere-dikkat-599175">Mevsimsel depresyonun önlenmesi için bu tavsiyelere dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[akut]]></category>
		<category><![CDATA[çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, depresyonun ‘acil çıkış’ ile çözülebilecek bir durum olup olmadığı, kriz anlarında hangi adımların izlenebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresyondan ‘acil çıkış’, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklenti!</strong></p>
<p>Depresyonun, modern yaşamın en yaygın ve zorlayıcı ruh sağlığı sorunlarından biri olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle kriz anlarında veya belirtilerin aniden şiddetlendiği akut dönemlerde, bireyler doğal olarak ‘hemen bir çözüm’ veya ‘acil çıkış’ arayışına girerler.” dedi. </p>
<p>‘Depresyondan acil çıkış’ ifadesinin klinik olarak mümkün olup olmadığını değerlendiren Demir, “Klinik psikoloji ve psikiyatri açısından bakıldığında, depresyondan ‘acil çıkış’ ifadesi, genellikle mümkün olmayan, gerçek dışı bir beklentidir. Depresyon, beyindeki nörotransmiter dengesizlikler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal döngülerle karakterize karmaşık bir hastalıktır. Birkaç saat içinde tamamen iyileşmek, kırık bir kemiğin anında kaynaması gibi, biyolojik ve psikolojik süreçlere aykırıdır. Ancak, bu karamsar olmak gerektiği anlamına gelmez. Gerçekçi olan, akut kriz anlarında belirtileri hızlıca hafifletmek, yıkıcı davranışları önlemek ve profesyonel yardım alana kadar stabilizasyonu sağlamaktır. Bu, ‘acil çıkış’ değil, ‘acil durum yönetimi’ olarak adlandırılabilir. Burada amaç duygusal çöküşün derinleşmesini durdurmak ve kişiyi güvenli bir zemine çekmektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamak!</strong></p>
<p>Bireyleri en çok ‘hemen bir çözüm’ arayışına iten akut depresyon belirtilerinden bahseden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hayattan zevk alamama halinin dayanılmaz bir boyuta ulaşması, sanki fizikselmiş gibi hissedilen yoğun bir iç sıkıntısı ve ruhsal acı, aniden ve zorlayıcı bir şekilde ortaya çıkan intihar düşünceleri ile saatlerce süren uykusuzluk veya tam tersi, yataktan çıkamama hali en acil çözüm arayışının tetikleyicileridir.” dedi.</p>
<p>Ani bir depresif çöküş yaşayan kişinin ilk 24 saat içinde uygulayabileceği, bilimsel olarak desteklenen ve Davranışsal Aktivasyon (Behavioral Activation) ile Duygusal Düzenleme (Emotion Regulation) ilkelerine dayanan adımlar olduğunu aktaran Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk adım acil güvenlik önlemi alınmasıdır. Profesyonel yardım aranmalı, intihar düşüncesi varsa, 112 veya bir kriz hattı aranmalı ya da acil servise başvurulmalı. En öncelikli bilimsel müdahale, can güvenliğini sağlamaktır. Bu, hayat kurtarıcı ilk adımdır. İkinci adım ‘5 dakika kuralı’dır. O anki görevi (yataktan çıkmak, duş almak, bir bardak su içmek) sadece 5 dakika boyunca yapmayı hedefleyin. Bu davranışsal aktivasyon ilkesidir. Depresyon, hareketsizlikle beslenir. Küçük bir başarı bile beynin ödül sistemini hafifçe tetikleyebilir. Üçüncü adım biyolojik düzenleme yapılmasıdır. Vagus siniri aktivasyonu yardımcı olabilir. Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın veya ensenize soğuk bir kompres uygulayın. Vagus siniri uyarımı, vücudun ‘savaş ya da kaç’ tepkisini yavaşlatarak, sakinleşme tepkisini hızlandırır. Bu, akut anksiyete ve panik durumunda etkilidir. Nefes egzersizlerinden özellikle kare nefes (4 saniye al, 4 saniye tut, 4 saniye ver, 4 saniye tut) tekniği, vücudun otonom sinir sistemini bilinçli olarak kontrol etmenin ve kalp atış hızını yavaşlatmanın en hızlı yoludur.”</p>
<p><strong>Bu teknikler belirtileri azaltır ama depresyonun nedenini çözmez! </strong></p>
<p>Dördüncü adım olarak ortam değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Evdeyseniz odanızı değiştirin, mümkünse 10 dakikalık kısa bir yürüyüş yapın. Beyin, bulunduğu ortamla güçlü bir şekilde ilişki kurar. Fiziksel ortamı değiştirmek, beynin düşünce döngüsünü kırmasına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Dikkat dağıtma tekniklerinin de etkili olabileceğini ifade eden Demir, “5-4-3-2-1 Topraklama Tekniğini (5 gördüğün, 4 dokunduğun, 3 duyduğun, 2 kokladığın, 1 tattığın şeyi söyleme) deneyin. Bu teknik, zihni yıkıcı düşünce döngüsünden o anki gerçekliğe odaklanmaya zorlar. Kısa vadede hızlı etki gösteren müdahaleler, ‘acil çıkış’ sağlamasa da, çöküş anının şiddetini azaltmada oldukça etkilidir. Bu teknikler belirtileri yönetmede son derece etkilidir, ancak depresyonun temel nedenini ortadan kaldırmazlar. Bir ağrı kesici gibidirler; ağrıyı dindirir ama kırığı tedavi etmezler.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu belirtiler acil müdahale gerektiriyor!</strong></p>
<p>Depresyonun acil müdahale gerektirdiği durumlar olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişinin aktif olarak kendini yaralama veya intihar planları yapması, başkalarına zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması, gerçeklikle bağın koptuğu sanrılar veya halüsinasyonlar görmeye başlaması, günlerce banyo yapmamak, yemek yememek veya su içmemek gibi belirtilerde kişi vakit kaybetmeden acil yardım veya bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalı.” dedi.</p>
<p>Demir ayrıca, bu durumların sadece psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik ve sosyal bir acil durum olduğunun ve hastane yatışını gerektirebileceğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığı!</strong></p>
<p>Toplumda sıkça duyulan ‘moralini yükselt, düşünme, kafanı dağıt’ gibi önerilerin, depresyon yaşayan bir kişi için yetersiz ve hatta zararlı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Depresyon bir irade eksikliği değil, beyin hastalığıdır. Kişinin ‘moralini yükseltme’ gücü, hastalığın kendisi tarafından bloke edilmiştir. Bu tür öneriler, kişiye ‘yeterince çabalamıyorsun’ mesajını verir. Bu da var olan suçluluk ve değersizlik duygularını pekiştirir, kişiyi daha da izole eder.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Depresyondaki kişiye acil durumlarda nasıl destek olunması gerektiği konusunda önerilerde bulunan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Doğrulama ve empati önemli. ‘Şu an ne kadar acı çektiğini anlamaya çalışıyorum. Yalnız değilsin’ gibi ifadelerle duygularını doğrulayın. ‘Kafanı dağıt’ yerine, ‘sana su getireyim mi?’ veya ‘hastaneyi birlikte arayalım mı?’ gibi somut ve basit görevler teklif edin. İntihar riski varsa, kişiyi yalnız bırakmayın ve profesyonel yardım almasını sağlayın. Unutmayın, bu teknikler tedavi değil, akut kriz anını atlatma becerileridir. Depresyon bir maratondur, sprint değil. ‘Acil çıkış’ yerine, ‘güvenli yönetim’ ve profesyonel yardım arayışı en bilimsel ve gerçekçi yaklaşımdır. Kriz anında atılacak her bilinçli küçük adım, iyileşme yolculuğunun bir parçasıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonda-acil-cikis-mumkun-degil-ama-surec-kontrol-altina-alinabilir-596824">Depresyonda &#8216;acil çıkış&#8217; mümkün değil ama süreç kontrol altına alınabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 08:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alma]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596463</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşanan her üzüntü, yorgunluk, isteksizlik, keyifsizlik durumunda genellikle akla ilk olarak “depresyon” geliyor. Bu tepkiler çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde yaşanan olumsuzluklara karşı verilen geçici yanıtlar şeklinde gelişiyor. Stres, mevsimsel değişiklikler ya da olumsuz olayların ruh halini etkileyebileceğini belirten uzmanlar, depresyonda en önemli kriterin bu duyguların süresi ve yoğunluğu olduğuna dikkat çekiyor. Erken dönemde alınan profesyonel destek ile depresyon tedavi süreci kolaylaşıyor ve yaşam kalitesi kısa sürede artırılabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Sevda Hajiyeva, depresyonun belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Moral bozukluğu depresyonla karışabiliyor</strong></p>
<p>Günlük yaşamda her birey kendini zaman zaman üzgün, bitkin ya da isteksiz hissedebilir. Bu duygular çoğu zaman hayatın doğal akışı içinde ortaya çıkar. Bu duyguların çoğu stres, yorgunluk, hayal kırıklıkları veya kayıplar karşısında yaşanan geçici tepkilerdir. Ancak bu durumların hepsi depresyon anlamına gelmez. Yoğun iş temposu, kısa süreli stres, mevsimsel değişiklikler veya önemli bir olay sonrası yaşanan üzüntü, çoğu kişide doğal olarak düzelir. Fakat şikayetler uzun sürüyor, şiddetleniyor ve günlük yaşamı etkilemeye başlıyorsa, bu durumda bir uzmana başvurmak gerekir. Yaşadığınız her moral bozukluğu depresyon değildir ancak her depresyon dikkate alınması gereken tıbbi bir durumdur. </p>
<p><strong>Depresyon belirtileri 2 haftadan uzun sürer</strong></p>
<p>Depresyon, tıbbi olarak majör depresif bozukluğu ifade eder. Depresyon yalnızca “üzgün olmak” değildir, kişinin yaşam kalitesini belirgin şekilde düşüren, duygusal, zihinsel ve fiziksel belirtilerle seyreden bir ruhsal hastalıktır. Kişi kendini sürekli mutsuz, üzgün ve enerjisiz hisseder. Genel olarak insanların zevk aldığı şeylerden hatta insanlardan da uzaklaşma eğilimindedir. Depresyon tanısında en önemli unsur, depresyona ait belirtilerin en az iki hafta boyunca sürmesidir.</p>
<p><strong>Depresyonun 7 işareti!</strong></p>
<p>1. Sürekli mutsuzluk veya boşluk hissi</p>
<p>2. Önceden zevk veren aktivitelerden keyif almama</p>
<p>3. Enerji düşüklüğü, çabuk yorulma</p>
<p>4. Dikkat ve konsantrasyonda azalma</p>
<p>5. Uyku ve iştah değişiklikleri</p>
<p>6. Değersizlik veya suçluluk düşünceleri</p>
<p>7. Hayata karşı isteksizlik veya umutsuzluk</p>
<p><strong>Depresyon çocuklarda da görülebilir</strong></p>
<p>Depresyon çok faktörlü bir hastalıktır. Genetik ve aile öyküsünün yanı sıra birçok biyolojik, psikolojik ve çevresel etken rol oynar. Depresyon, yalnızca ruh haliyle ilgili bir sorun değildir; beyindeki kimyasal, hormonal ve sinirsel mekanizmaları etkileyen, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen bir hastalıktır. Araştırmalar, depresyonun ortaya çıkışında birden fazla faktörün etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Depresyonun yalnızca yetişkin hastalığı olduğuna dair yanlış bir görüş bulunmaktadır. Depresyon aynı zamanda çocukları ve ergenleri de etkileyebilen bir ruhsal sağlık sorunudur.</p>
<p><strong>Ne zaman uzman desteğine başvurmalı?</strong></p>
<p>Öncelikle depresyon belirtilerini bilmek gerekir. Eğer belirtiler iki haftadan daha fazla devam ediyorsa bu önemlidir. Günlük işleriniz, iş veya okul performansınız belirgin bir şekilde etkilenmişse, sosyal ilişkileriniz zayıflamaya başladıysa, umutsuzluk ya da intihar gibi düşünceleriniz varsa veya kendinize zarar verme isteği oluştuysa, yaşamdan zevk alma hissiniz belirgin biçimde azaldıysa en kısa zamanda uzman desteği almanız ve bir psikiyatra başvurmanız gerekir.</p>
<p><strong>Erken destek hızlı iyileşme</strong></p>
<p>Günümüzde en yaygın ruhsal sağlık sorunlarından biri olan depresyon, profesyonel destek ve uygun tedavi ile büyük oranda iyileşebilen bir hastalıktır. Erken tanı, tedavi sürecini kolaylaştırır ve yaşam kalitesini kısa sürede artırır. Depresyon tanısı sonrası hastalığın derecesine ve hastanın kişisel ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır. Tedavi genellikle ilaç, psikoterapi ve yaşam tarzı değişikliklerinin kombinasyonu şeklinde yürütülür. Hafif depresyonlarda psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri yeterli olabilirken, orta ve ağır depresyonda ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte uygulanması genellikle daha etkilidir. Tedavi süreci düzenli takip ve semptom izlemeyi içerebilir; çünkü yanıt kişiden kişiye değişir.</p>
<p><strong>Depresyondan korunmak için…</strong></p>
<p><strong>1. Düzenli uyu, sağlıklı beslen:</strong> Her gün aynı saatte uyumak ve kalkmak, yeterli uyku almak, taze sebze-meyve tüketmek ve dengeli beslenmek ruh halinizi korur.</p>
<p><strong>2. Hareket et:</strong> Haftanın en az 3-4 günü 30-40 dakikalık tempolu yürüyüş, koşu, yüzme veya yoga gibi aktiviteler, mutluluk hormonu salgılayarak stresi azaltır.</p>
<p><strong>3. Stresini yönet:</strong> Stres kaçınılmaz bir gerçektir. O halde stresle yaşamayı ve onu yönetmeyi bilmemiz gerek. Nefes egzersizi yapmak, yeni hobiler edinmek zihninizi rahatlatmaya yardımcı olur.</p>
<p><strong>4. Sosyal bağlarını güçlendir:</strong> Güvendiğiniz kişilerle daha fazla zaman geçirin, onlarla duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşın. Yalnızlık da depresyon riskini artırabilir.</p>
<p><strong>5. Erken sinyalleri fark et:</strong> Uzun süreli mutsuzluk, ilgi kaybı veya yorgunluk hissediyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Çünkü ruh sağlığı da bedensel sağlığı kadar önemlidir. Unutmayın; önlem almak, tedaviye başlamaktan her zaman daha kolaydır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyonun-7-isaretine-dikkat-596463">Depresyonun 7 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 09:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[azaltacak]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsikososyal]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonu]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582746</guid>

					<description><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi.</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>2000–2025 arasında Türkiye’de meydana gelen yaklaşık 90 afet, milyonlarca kişiyi etkilerken ciddi ekonomik kayıplara yol açtı. Afetler, kayıplar, güven ve kontrol duygusunun kaybı ve belirsizlik gibi psikososyal riskleri artırarak doğum sonrası kadın ve çocuk sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, Antakya ve Gaziantep’te doğum yapan kadınlarla gerçekleştirilen “Deprem Bölgesinde Travma Bilgili Doğum Sonu Depresyonu Önleme Programı”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>TÜBİTAK ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Fonu tarafından desteklenen programa 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen 100’den fazla yeni doğum yapmış kadın katıldı. Program kapsamında afet bölgelerinde doğum yapan kadınların ruh sağlığını koruyacak ve doğum sonrası depresyon riskini azaltacak bir model geliştirildi</p>
<p><strong>Kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü</strong></p>
<p>Program kapsamında, rutin doğum sonrası izlemler yapılarak kadınlara travma farkındalığı eğitimi verilirken, depresyona neden olan biyopsikososyal tehlikeler saptanıp uygun müdahale araçları uygulandı. Kadınlar arasında yapılan değerlendirmeler, travma bilgili müdahalelerin doğum sonrası depresyon semptomlarını anlamlı şekilde azalttığını gösterdi. Program ile kadınların depresyon riski yaklaşık yüzde 36’dan yüzde 4’e düştü, stres düzeylerinde ise yarı yarıya düşüş gözlendi. Ayrıca doğum yapan kadınların sorunlarla baş etme becerileri ve profesyonel sosyal destek algısının ise güçlendiği gözlemlendi.</p>
<p>2023 yılında Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremlerin etkilediği bölgede yaklaşık 4.1 milyon üreme çağında kadın bulunduğunu ve her ay ortalama 25.000 doğumun gerçekleştiğini belirten Şimşek, “Bu tür travmatik olaylar, annenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığına zarar veren, anne-bebek etkileşimini olumsuz etkileyen ve kadınların doğum sonrası depresyon riskini artıran önemli bir faktör olarak tanımlanmaktadır. Depremler sonrası Türkiye’de yapılan araştırmalar doğum sonu depresyonun yaklaşık yüzde 12’den yüzde 35’e yükseldiğini gösteriyor. Bu artış,  afetin neden olduğu çoklu kayıplarla doğrudan ilişkili.  Geçici barınma alanlarında yaşayan, sağlık hizmetine ve sosyal destek mekanizmalarına erişemeyen ve ilk annelik deneyimini yaşayan kadınlar daha fazla risk altında” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Zeynep Şimşek, “Geliştirdiğimiz model, birinci basamak sağlık sistemimizin mevcut altyapısına uyumlu, biyopsikososyal riskleri kapsayıcı ve afetlere karşı toplumsal dayanıklılığı artıran bir çözüm sunuyor. Bu nedenle programın Sağlık Bakanlığı Doğum Sonu Bakım Yönetim Rehberi’ne entegre edilmesini, afet bölgelerinde yaygınlaştırılmasını ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde multidisipliner ekiplerce uygulanmasını öneriyoruz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-bolgesinde-dogum-sonrasi-depresyonu-azaltacak-biyopsikososyal-destek-modeli-gelistirildi-582746">Deprem bölgesinde doğum sonrası depresyonu azaltacak biyopsikososyal destek modeli geliştirildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme ruh sağlığı için de önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-ruh-sagligi-icin-de-onemli-581276</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 10:25:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, Akdeniz Diyeti’nin depresyona karşı koruyucu etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ruh-sagligi-icin-de-onemli-581276">Beslenme ruh sağlığı için de önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, Akdeniz Diyeti’nin depresyona karşı koruyucu etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Depresyon tedavisinde beslenme ön planda!</strong></p>
<p>Depresyonun toplumun sosyal ve ekonomik yapısını etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Dr. Günay Hajiyeva, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre depresyon, yaşam kalitesindeki azalma ve iş gücü kaybının önde gelen nedenlerinden biri.” dedi. </p>
<p>Dr. Hajiyeva, farmakoterpi, psikoterapi ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavide önemli rol oynasa da, son yıllarda bilim dünyasının beslenme faktörünü öne çıkardığını vurguladı.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kronik inflamasyon, birçok hastalığın temelinde yer alan görünmez bir risk faktörü! </strong></p>
<p>Modern yaşamın oluşturduğu  stresin, hazır gıdalar ve hareketsiz yaşam tarzının, vücudumuzda sessiz bir düşman olan kronik inflamasyonu tetiklediğine dikkat çeken Dr. Günay Hajiyeva, “Kronik inflamasyon; kalp-damar hastalıklarından kansere, otoimmün hastalıklardan depresyona kadar birçok hastalığın temelinde yer alan görünmez bir risk faktörü.” dedi.</p>
<p>Bu tabloyu dengeleyecek doğal bir yol olarak bilim dünyasının ‘Akdeniz Diyeti’ni işaret ettiğini ifade eden Dr. Hajiyeva, “Yapılan geniş kapsamlı çalışmalar, bu diyeti uygulayan bireylerde depresyon riskinin yaklaşık yüzde 30 oranında azaldığını gösteriyor. Araştırmalar, Akdeniz Diyeti uygulayan bireylerde C-reaktif protein (CRP), IL-6 gibi inflamasyon göstergelerinin belirgin şekilde daha düşük olduğu ve   BDNF (Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör) düzeylerinin arttığı gösterilmiştir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Akdeniz mutfağı depresyona karşı koruyucu bir kalkan oluşturuyor!</strong></p>
<p>Akdeniz Diyeti içeriğinin etkilerine değinen Dr. Günay Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Zeytinyağının antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri mevcut.  Zeytinyağında bulunan oleokantal adlı doğal bileşik, vücuttaki inflamatuar süreçleri baskılar. Balıkta bulunan Omega-3 yağ asitleri bileşeni olan EPA ve DHA sayesinde, inflamatuar sitokinlerin salınımını azaltır. Kuruyemişler, enerji kaynağı olmasının yanı sıra, beyin hücreleri arasındaki iletişimi destekler. Polifenoller ve lif açısından zengin<strong> </strong>sebze ve meyveler,<strong> </strong>bağırsak-beyin eksenini güçlendirir. Akdeniz mutfağının bu renkli ve doğal öğeleri, beynin kimyasal dengesini olumlu etkileyerek depresyona karşı koruyucu bir kalkan oluşturur.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ruh-sagligi-icin-de-onemli-581276">Beslenme ruh sağlığı için de önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 10:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yapmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında ruhsal sağlığın kalp-damar sağlığı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasında çift yönlü bir ilişki var! </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, kalp ve damar hastalıklarının, dünya genelinde en yaygın ölüm ve engellilik nedenleri arasında yer aldığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 verilerine göre ise, ülkemizde gerçekleşen ölümler arasında yüzde 36 oranı ile kalp ve damar hastalıkları ilk sırada yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Kalp-damar hastalıklarına yol açan pek çok farklı etken bulunduğunu ve bu etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini aktaran Aytop, “Fiziksel risk faktörlerine ek olarak, ruh sağlığı ile kalp sağlığı arasındaki ilişkinin de önemli olduğu bilimsel çalışmalarla destekleniyor. Depresyon, anksiyete ve kronik stres gibi psikolojik sorunlar, kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma riskini artırabilir ve mevcut hastalıkların seyrini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sosyal izolasyon, yetersiz sosyal destek ve yalnızlık gibi etkenler de hem kalp sağlığını hem de tedavi başarısını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları fiziksel sınırlılıklar, sosyal ve iş yaşamında değişiklikler, maddi sıkıntılar ve belirsizlikler gibi etkenler aracılığıyla depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Depresyon, kalp-damar hastalıkları riskini hem doğrudan hem de yaşam tarzı üzerinden artırıyor! </strong></p>
<p>Ruhsal iyilik hâlinin hem kalp-damar hastalıklarından korunmada hem de tedavi sürecine uyum sağlamada olumlu katkılar sağladığının bilindiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kalp sağlığının yerinde olması da ruhsal iyiliği destekler. Bu nedenle, kalp sağlığını değerlendirirken bireyin ruhsal durumunu da dikkate almak, hastalığın önlenmesi ve tedavisinde daha etkili bir yaklaşım sağlar.” dedi.</p>
<p>Depresyon yaşayan kişilerde kalp-damar hastalıklarının daha sık görülmesinin nedenlerine değinen Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Depresyon, duygu, düşünce ve davranışları olumsuz etkileyen ciddi bir ruh sağlığı sorunudur. Kronik, düşük dereceli iltihaplanmaya yol açarak damar iç yüzeyinde hasara ve damar daralmasına neden olabilir. Depresyon sırasında artan kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi kimyasallar kan basıncını yükseltebilir, kalp ritim bozukluklarına ve bağışıklık sistemi işlevlerinin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca trombosit aktivitesini artırarak kalp krizi veya inme riskini yükseltebilir.</p>
<p>Davranışsal olarak depresyon, sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarının gelişmesine zemin hazırlar; sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve ilaç tedavisine uyumsuzluk daha sık görülür. Öte yandan, kalp-damar hastalıkları tanısı alan bireylerde yaşanan değişiklikler depresyon ve anksiyete gelişimi için risk oluşturur.”</p>
<p><strong>Sağlıklı bir ruh hali, sağlıklı bir kalp demek!</strong></p>
<p>Ruhsal açıdan sağlıklı bireylerin, duygularla daha dengeli başa çıkabildiklerini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu kişilerin psikolojik dayanıklılıkları güçlüdür, sorunlarla başa çıkma kapasitesine sahiptir ve gerektiğinde destek aramaktan çekinmezler.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı bireylerin bedenlerine özen gösterdiğini, sağlıklı beslendiğini, düzenli uyuduğunu ve fiziksel aktiviteyi yaşamlarına dahil ettiğini dile getiren Aytop, “Stres tepkileri uyumludur ve tedavi süreçlerine uyum sağlarlar. Bu bilişsel, duygusal ve davranışsal artılar; kalp ritmi, tansiyon, damar esnekliği ve inflamatuar süreçler üzerinde koruyucu etki yaratır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Psikoterapi ve stres yönetimi kalp sağlığını koruyor!</strong></p>
<p>Psikoterapi ve stres yönetimi tekniklerinin kalp sağlığına etkilerine değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Psikoterapi, bireyin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini fark etmesine ve daha işlevsel biçimde yapılandırmasına yardımcı olur. Psikolojik dayanıklılık, özyeterlilik, özgüven, özdeğer ve içsel motivasyon güçlenir. Bu süreç, kalp-damar sağlığını destekleyen fizyolojik mekanizmaları dengeler, inflamasyonu azaltır, damar yapısını korur ve kan akışını düzenler. Psikoterapi ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya yardımcı olur.</p>
<p>Nefes çalışmaları, gevşeme egzersizleri, meditasyon ve farkındalık temelli uygulamalar yani stres yönetimi teknikleri otonom sinir sistemi üzerinde dengeleyici etki oluşturur, kalp atım hızını ve kan basıncını düzenler. Uzun vadede stresin kalp-damar sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltır.”</p>
<p><strong>Kalp ve zihin sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğu kabul edilmeli!</strong></p>
<p>Psikolojik sorunların kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebileceğine vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu nedenle, sorunları göz ardı etmemek, sağlıklı başa çıkma yolları geliştirmek ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanlarından destek almak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Tedavi sürecinde ilaç kullanımı ve kontrollerin aksatılmaması ve kalp fonksiyonlarının düzenli olarak izlenmesi gerektiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı beslenme, düzenli uyku, fiziksel aktivite, zararlı alışkanlıklardan uzak durma ve sosyal destek güçlü tutulmalıdır. Kalp ve zihin sağlığını birlikte korumanın en önemli adımı, bunların ayrılmaz bir bütün olduğunu kabul etmek ve fiziksel ile psikolojik sağlığa bütüncül bir yaklaşımla özen göstermektir. Bu, sağlıklı yaşam tarzı, dengeli yaşam ve gerektiğinde profesyonel destek almayı kapsar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-ve-depresyon-kalp-krizi-riskini-artiriyor-mu-579881">Stres ve depresyon kalp krizi riskini artırıyor mu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[Benzer]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[günümüzün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tiroid]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576667</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor. Çünkü depresyon, benzer belirtiler gösteren farklı hastalıklarla da karıştırılabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre her 20 kişiden 1’i yanlış depresyon tanısı alıyor olabilir. Anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi durumların depresyonla karıştırılabildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik,</strong> ‘Her mutsuzluk depresyon değildir; hem bedeni hem zihni birlikte değerlendirmek tedavi başarısında kritik rol oynar’ diyor.”</p>
<p><strong>SADECE DEPRESYONDA GÖRÜNMEYEN BELİRTİLERE DİKKAT!</strong></p>
<p>Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapında yetişkinlerin yaklaşık %5’i depresyondan etkileniyor ve kadınlarda bu oran daha yüksek. Depresyonun uzun süreli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişimleri, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog Cansu Çelik</strong>, “Depresyon, çoğu zaman psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak depresyonun tanısını zorlaştıran faktörlerde mevcut. O da başka sağlık sorunlarının da benzer semptomlar göstermesi” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYON, ANEMİDEN MENOPOZA PEK ÇOK PROBLEMLE KARIŞTIRILABİLİR </strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre depresyon tanısı alan her 20 yetişkinden 1’inin teşhisi yanlış olabilir. Bunun da en önemli etkeni başka hastalıkların depresyon belirtileri ile benzer semptomlar göstermesi. Anemi, vitamin eksiklikleri (B12, folat, D vitamini), tiroid bozuklukları, hormonal dengesizlikler, kan şekeri düzensizlikleri ve menopoz gibi durumların tıpkı depresyonda olduğu gibi yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları ve duygu durum değişiklikleriyle kendini gösterebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aneminin dünya çapında özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu ve tedavi edilmediğinde ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurgular. Benzer şekilde, vitamin B12 ve folat eksiklikleri de yorgunluk, konsantrasyon sorunları, unutkanlık ve motivasyon kaybı gibi depresyonla örtüşen belirtiler yaratır. D vitamini eksikliği, kas zayıflığı, enerji düşüklüğü ve duygu durum değişimleriyle yine depresyonu taklit edebilir. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları da hem sürekli ağrı hem de uyku bozuklukları yoluyla depresif bir tablo çizebilir. Tiroid bozuklukları, özellikle hipotiroidi, enerji azalması, kilo artışı, depresif ruh hali ve zihinsel yavaşlama gibi belirtilerle kolayca depresyonla karıştırılabilir. Kan şekeri düzensizlikleri ve diyabet, yorgunluk, kilo değişimi, sinirlilik ve motivasyon kaybıyla benzerlik gösterirken, hormonal dengesizlikler —özellikle doğum sonrası depresyonla karıştırılabilecek postpartum tiroidit gibi durumlar— da ayırıcı tanıyı güçleştirir. Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin azalmasıyla ortaya çıkan uyku problemleri, duygusal dalgalanmalar ve odaklanma zorlukları ise yine depresyon tanısını düşündürebilir. Tüm bu sağlık sorunlarının ortak noktası, depresyonu andıran ama altta farklı biyolojik nedenlere dayanan semptomlar üretmeleri ve bu nedenle doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasının riskler taşımasıdır” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>DEPRESYONDA DOĞRU TANI İÇİN </strong></p>
<p>Günümüzde basit laboratuvar testleri ile anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi depresyonu taklit eden durumların hızla tespit edilebildiğini belirten <strong>Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, “</strong>Depresif belirtiler görüldüğünde kan tahlilleri, vitamin düzeyleri ve tiroid fonksiyon testleri gibi biyolojik kontrollerin yapılması, hem doğru tanı hem de etkili tedavi için kritik önem taşıyor. Unutmayın, her mutsuzluk depresyon değildir; zihni ve bedeni birlikte değerlendirmek, hayatın geri kalanını değiştirecek en değerli adımdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunumuzun-en-yaygin-hastaligi-depresyon-ama-576667">Günümüzün En Yaygın Hastalığı Depresyon Ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 20:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[durumdur]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[ntihar]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilen]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574328</guid>

					<description><![CDATA[<p>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.   İntihar riskinin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, kişinin intiharı çağrıştıran söylemlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada intiharın tedavi ile önlenebilen bir durum olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon hafife alınmamalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ruhsal hastalıkların tedavisinin ve takibinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Depresyon toplumda en sık görülen, tedavi edilebilir bir ruhsal hastalık olmasına rağmen; tedavi edilmediği takdirde intiharla sonuçlanabilen hastalıkların başında gelir. Dolayısıyla depresyonu hafife almamak, erkenden ruh sağlığı uzmanlarından destek almak çok önemlidir. Yine şizofreni, kişilik bozuklukları ile alkol madde kullanım bozuklukları intihara sıklıkla eşlik eden durumlardır. Önemli olan altta yatan bu ruhsal sorunları hemen fark etmek ve zamanında tedavi etmektir. Yani intihar aslında tedavi ile önlenebilir bir durumdur” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntihar riskini gösteren belirtilere dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar riskinin anlaşılabileceğini ve bu riskin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Altta yatan depresyon ve şizofreni gibi bir ruhsal hastalık tablosunun olması, kişide kişilik bozukluğunun varlığı, alkol ve madde kullanım bozukluğu olması, ailede intihar öyküsü varlığı ve kişinin daha önce intihar girişiminde bulunmuş olması önemli risk faktörleri arasında sayılabilir. Kişinin intihar düşüncesinden söz ediyor olması bir diğer önemli risktir. Kişinin çevresel faktörlerden ve sosyal destekten yoksun olması da intihar riskini arttıran başlıca durumlardır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon belirtilerini iyi tanımak önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihara en sık eşlik eden tablonun depresyon olması nedeni ile depresyonun belirtilerini tanımanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Moral bozukluğu, üzüntü, sıkıntı hali, isteksizlik, yaşamdan tat alamama; halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, iştahsızlık veya aşırı iştah açılması eşlik ediyorsa; enerjide azalma, dikkat dağınıklığı, hareketlerde konuşmada yavaşlama, ağlama eşlik ediyorsa, yine düşünce içeriğinde umutsuzluk, karamsarlık veya intihar düşüncesi eşlik ediyorsa biz bu durumda depresyondan söz edebiliriz. Bu belirtilerin en az ikisi olmak kaydı ile 15 günden fazla tam gün sürüyorsa mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurmak ve destek almak gerekir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Belirtilerin şiddeti artmadan uzmana başvurulmalı…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu belirtilerin hepsinin bir arada olması gerekmediğini kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bu belirtilerin hepsi bir arada olduğunda zaten tablo ağırlaşmış ve hastalığın şiddeti ile beraber intihar riski de artmış demektir. O yüzden belirtilerin şiddeti ve süresi uzamadan yardım almak yani erken tedavi başvurusu çok önemlidir. Sonuç olarak depresyon, tedavi edilebilir bir hastalık; intihar da önlenebilir bir durumdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon tedavisinde yeni tedavi yöntemler kullanılıyor…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde depresyon tedavisindeki yöntemlerin değiştiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bugün artık depresyon tedavisinde uygulanan psikofarmakolojk tedavilerin yan etkileri oldukça az olup günlük hayatı ve çalışmayı aksatmayacak niteliktedir. Yine depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların, doktor kontrolünde kullanılmak kaydıyla bağımlılık yapıcı özelliği yoktur. Bugün depresyon tedavisinde en kabul gören yöntem, psikoterapi ile birlikte psikofarmakolojik tedavinin bir arada yürütülmesidir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın erken fark edilmesi önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.    </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharı çağrıştıran söylemler ciddiye alınmalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar eğilimi olan kişilere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken güvene dayalı iletişim kurmak esastır. Yine ortamın intihara erişimi kolaylaştıran araç ve gereçlerden arındırılmış olması gerekir. İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken mümkün olduğu kadar empatik bir yaklaşımla, kişiyi eleştirmeden, yargılamadan anlamaya yönelik etkin bir dinleme ile yorum yapmadan, umut aşılamak gerekir. Görüşme esnasında intihar düşüncesinin tespiti halinde, kişiyi ruh sağlığı uzmanından destek almaya yönlendirmek, ikna etmek çok önemlidir. Acil durumlarda aile yakınları durumdan haberdar edilip; mümkünse kişi yalnız bırakılmayıp; gerektiğinde 112 haberdar edilerek; sağlık kuruluşuna kadar eşlik edilmelidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sosyal destek, koruyucu bir faktördür…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın önlenmesinde sosyal desteğin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak zaten kültürümüzde var olan dayanışmayı güçlendirmek, yalnızlık ve çaresizlik duygusunu azaltır. Sosyal bağların güçlenmesine yardımcı olur. Sosyal destek her zaman intihar için koruyucu bir faktördür. Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve damgalama ile mücadelenin güçlendirilmesi, intiharı önleme çalışmalarında çok önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Umut her zaman, hepimiz için vardır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü için bu yılın temasının “Umutla Bağlanmak” vurgusunu taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hepimiz, küçük de olsa bir adımla, bir kişinin hayatında kelebek etkisi ile fark yaratabiliriz. Gelin ruhsal sıkıntılarınızı paylaşmaktan, destek almaktan çekinmeyin. Umut her zaman hepimiz için her zaman var, unutmayalım” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:23:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dönüşü]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatili]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567922</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz tatili iş ve okul hayatına ya da günlük yaşamın yoğun temposuna kısa bir ara vermek için önemli bir fırsattır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922">Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatili iş ve okul hayatına ya da günlük yaşamın yoğun temposuna kısa bir ara vermek için önemli bir fırsattır<strong>. </strong>Çoğu insan bu dönemi en iyi şekilde değerlendirip tatilin keyfini çıkarabilmektedir. Ancak bazı insanlarda ise tatil ve tatil dönüşleri hayal edildiği kadar keyifli olmayabiliyor. Tatil dönüşünde bekleyen işler ve sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizliğe yol açarak tatil dönüşü sendromuna ya da yaz depresyonuna neden olabilir. Memorial Bodrum Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psk. Semiha Alparslan, yaz depresyonu ve tatil dönüşü ruh sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tatil dönüşü sendromuna yakalanmayın</strong></p>
<p>Uzun zamandır beklenen tatilin ardından depresif hissetmek oldukça yaygın bir durumdur. Rutinlerin bozulduğu, sorumlulukların bir süreliğine rafa kaldırıldığı tatil günlerinden sonra yeniden iş hayatına ya da günlük düzene dönmek zorlayıcı olabilir. Bu durum, “tatil dönüşü sendromu” olarak adlandırılır. Tatil sırasında dinlenmenin yanı sıra bolca keyif alınır, beyin sürekli yeni uyaranlarla karşılaşır. Ancak dönüşte bekleyen işler, yığılmış sorumluluklar, tekrar erken kalkma zorunluluğu ya da trafikte geçirilen zaman, kişide bıkkınlık ve isteksizlik yaratabilir. Bu süreçte “tatilden döndüm, artık hayat yine aynı sıradanlığa girdi” düşüncesi depresif bir ruh haline zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Tatil paylaşımlarına bakarken depresyona girmeyin</strong></p>
<p>Yaz depresyonunu tetikleyen unsurlar başında günümüzdeki sosyal medya paylaşımları önemli bir yer tutmaktadır. İmkanı olan kişilerin gittikleri tatil ve bu tatil dönemlerinin görsellerini sosyal medyada paylaşımları, tatile gidemeyen bireylerde eksiklik, yetersizlik ve kıyas duygularını artırarak depresif bir ruh haline yol açabilmektedir. Bu nedenle sosyal medyada sadece “en mutlu anların” paylaşıldığını, gerçeğin tüm yönleri göz önünde bulundurularak bu görseller incelenmesi gerekir.</p>
<p><strong>Tatili sorunlarınızın çözümü olarak görmeyin</strong></p>
<p>Depresyon çoğunlukla kış mevsimiyle ilişkilendirilse de yaz mevsiminde de görülebilir. Yaz mevsiminde depresyon için risk faktörlerine taşıyorsanız belirtiler günlük işlevselliğini etkiliyorsa öncelikle ruh sağlığı açısından uzman desteği almak gerekir. Tüm bunların dışında geçiş sürecini en iyi şekilde yönetebilmek için şu önlemler alınmalıdır:</p>
<p><strong>Beklentiyi gerçekçi tutmak:</strong> Tatilin tüm sorunları çözecek bir kaçış olmadığını bilmek önemlidir. Tatili bir mola olarak görmek, hayal kırıklığını azaltır.</p>
<p><strong>Geçiş süresi tanımak:</strong> Tatilden hemen sonra yoğun işlere girmek yerine bir–iki günü adaptasyon için ayırmak süreci kolaylaştırır.</p>
<p><strong>Dengeli bir serotonin salınımı için uygun saatlerde güneşe çıkın</strong></p>
<p>Depresyon üzerinde etkili olan serotonin ve melatonin hormonlarının salınımı da mevsimlere göre değişir. Yaz aylarında melatonin salgısının azalması uyku bozukluklarını tetikleyebilirken, yeterince güneşe çıkamamak serotonin düzeyini olumsuz etkileyebilir. Bu durum da depresif belirtilerin artmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Düzenli uyku ruh sağlığınıza iyi gelir </strong></p>
<p>Her mevsimin ruh halimiz üzerinde farklı etkileri olsa da, yaz depresyonunu önlemenin en etkili yollarından biri dengeli bir rutin oluşturmaktır. Bu kapsamda alınacak şu birkaç basit önlemle yaz depresyon riskini en aza indirmek mümkün;</p>
<ol>
<li><strong>Uyku düzeni:</strong> Yazın melatonin salgısı azaldığı için uyku kalitesi bozulabilir. Belirli saatlerde yatıp kalkmak, serin ve karanlık bir ortamda uyumak uyku hijyenini destekler.</li>
<li><strong>Beslenme: </strong>Ağır yiyecekler yerine hafif, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek ruhsal dengeyi korur.</li>
<li><strong>Hareket etmek</strong>: Sabah ya da akşam serinliğinde yapılacak yürüyüşler serotonin salınımını artırır, ruh halini iyileştirir.</li>
<li><strong>Küçük molalar:</strong> Tatile gidemeseniz bile gün içinde kısa aralar vermek veya hafta sonu küçük aktiviteler planlamak mini tatil etkisi yaratır.</li>
<li><strong>Sosyal bağlar:</strong> Yakın çevreyle vakit geçirmek ve paylaşımda bulunmak yalnızlık hissini azaltır.</li>
<li><strong>Çalışma alanı:</strong> Çalışma ortamını ferah ve motive edici hale getirmek, yazın sıkışmışlık duygusunu azaltabilir.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tatil-donusu-sendromuna-dikkat-567922">Tatil Dönüşü Sendromuna Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLGİ&#8217;de afet sürecinde doğum sonrası depresyon ele alındı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilgide-afet-surecinde-dogum-sonrasi-depresyon-ele-alindi-532712</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 12:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[alındı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgide]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sürecinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=532712</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Afetler ve Ruhsal Travma Mükemmeliyet Alanı, Uluslararası Aile Günü kapsamında “Afetlerden Sonra Doğum Sonrası Depresyona Yaklaşım” başlıklı bir seminer düzenledi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgide-afet-surecinde-dogum-sonrasi-depresyon-ele-alindi-532712">BİLGİ&#8217;de afet sürecinde doğum sonrası depresyon ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Afetler ve Ruhsal Travma Mükemmeliyet Alanı, Uluslararası Aile Günü kapsamında “Afetlerden Sonra Doğum Sonrası Depresyona Yaklaşım” başlıklı bir seminer düzenledi. BİLGİ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Şimşek’in moderatörlüğünü yaptığı seminerde, afet sonrası dönemde doğum yapan annelerde görülebilecek depresyon riskine dikkat çekilirken, bu süreçte tarama uygulamalarının, toplumsal farkındalığın ve farklı uzmanlık alanları arasındaki işbirliğinin önemi vurgulandı.</p>
<p>Prof. Dr. Şimşek, “Afetler, ailelerin ve özellikle annelerin ruh sağlığını daha da kırılgan hale getiriyor. Bu süreçte doğum sonrası depresyonun fark edilmesi, aile hekimleri tarafından taranması ve annelere yalnız olmadıklarının hissettirilmesi büyük önem taşıyor. Gerekli durumlarda annelerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Sosyal Hizmet Merkezleri gibi kurumlara yönlendirilmesi; hekim, hemşire, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının iş birliğiyle olguların bütüncül bir şekilde yönetilmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p>‘Yardım istemek güçsüzlük değil, güç kazanmaktır’</p>
<p>Uzmanlar, doğum sonrası dönemin kadınlar için fiziksel olduğu kadar duygusal anlamda da hassas bir süreç olduğuna dikkat çekti. Washington DC’de Çocuk Hastanesi Erken ÇocuklukKliniği’nden Psikiyatrist Hanife Nur Akal, afet sonrası sürecin özellikle yeni doğum yapmış anneler için zorlu bir süreç olduğunu belirterek doğum sonrası depresyonun erken müdahale edilmediğinde hem anne hem bebek için uzun vadeli olumsuz sonuçlara neden olabileceğini dile getirdi. Akal, “Yakın çevrenizde doğum yapmış bir kadın varsa, ona gerçekten nasıl olduğunu sorun. Tavsiye vermeden, yargılamadan onu sadece dinleyin. Eğer kendini sürekli üzgün ya da boşlukta hissettiğini, uykusuzluk yaşadığını ya da tam tersi aşırı uyumak istediğini, bebeğine karşı ilgisizlik veya aşırı kaygı duyduğunu söylüyorsa; hatta kendine ya da bebeğine zarar verme düşüncelerinden bahsediyorsa, bunlar doğum sonrası depresyon belirtileri olabilir. Böyle bir durumda, mutlaka bir aile hekimine başvurması gerektiğini söyleyin. Unutmayın, yardım istemek güçsüzlük değil; aksine güç kazanmaktır” dedi.</p>
<p>Annenin iyileşmesi zaman alırken, bebeğin bekleyecek zamanı yoktur</p>
<p>Bebek, çocuk ve yetişkin psikiyatristi ve travma psikanalisti Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Alexandra M. Harrison ise depresyon yaşayan annelerin bebekleriyle kurduğu etkileşimde bozulmalar olduğunu ve bu durumun bebeğin duygusal, sosyal ve sinirsel gelişimini olumsuz etkilediğini vaka örnekleriyle açıkladı. Harrison, “Doğum sonrası depresyon yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikososyal nedenlere de dayanır. Stresli yaşam olayları, aile içi şiddet, istenmeyen gebelikler, sosyal destek eksikliği ve geçmiş travmalar en önemli risk faktörleri arasında yer alır. Depresyon yaşayan anneler bazen bebeklerine karşı ilgisiz ya da aşırı müdahaleci olabilir. Bu tür etkileşimler, bebekte kaygı ve gelişimsel sorunlara yol açabilir. Özellikle 20 yaş altı annelerde depresyon gelişme riski çok daha yüksektir. ‘Dur, Bak ve Dinle’ yaklaşımıyla anne-bebek bağı güçlendirilebilir. Annenin iyileşme süreci zaman alabilir ancak bebeğin beklemeye tahammülü yoktur. Bu nedenle bakımın sürdürülebilirliği için ‘genişletilmiş bakım çemberi’ (annenin çevresindeki baba, büyükanne, sağlık çalışanları gibi diğer bakım verenlerin) aktif rol alması büyük önem taşır” dedi.</p>
<p>Aile hekimi Dr. Ali Kanatlı, 15-49 yaş aralığındaki kadınların, gebe ve lohusa sürecindeki kadınların, bebeklerin biyopsikososyal bütünlük içinde izlemlerinin aile hekiminin görevi olduğunu belirtti. Kanatlı, artan psikososyal risklere ve ruhsal sorunlara dikkat çekerek hekim, hemşire, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve çocuk gelişimcilerin birlikte çalışmasının önemini örnek vakalarla açıkladı.</p>
<p>Seminerde BİLGİ Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Programı öğrencisi Psikolog Büşra Uğur, Prof. Dr. Zeynep Şimşek’in yürütücü olduğu saha uygulamalarında travma bilgili bakımın temel boyutlarını ve ilkelerini açıklayarak bu yaklaşımın doğum sonu depresyonu önlediğini, depresyonu olanların ise iyileşme sürelerini kısalttığını söyledi.  Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği üyesi Psikolog Zehra Kobu ise konteyner kentte yaşayan annelere ulaşılarak yapılan empatik ve güven temelli görüşmelerin önemini vurguladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgide-afet-surecinde-dogum-sonrasi-depresyon-ele-alindi-532712">BİLGİ&#8217;de afet sürecinde doğum sonrası depresyon ele alındı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Apr 2025 12:02:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=522253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısa sürede iyi hissettiren ancak bilinçli sürdürülmediğinde uzun vadede mutluluk yerine tatminsizlik oluşturabilen alışkanlıkların başında sosyal medya ve çevrimiçi alışverişin geldiğini vurgulayan</strong> <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Bireylerin dijital platformları bilinçli ve dengeli kullanmaları, psikolojik sağlıklarını korumaları açısından çok önemli. Sosyal medya bağımlılığı bireylerde kaygı, depresyon ve yalnızlık duygularını artırabilir. Türkiye’nin 2024’te internette geçirdiği günlük 7 saat 6 dakika ile dünyada 19’uncu sırada yer alması, ülkemiz için de ne kadar hayati bir konu olduğunu gözler önüne seriyor” dedi.  </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye nüfusunun yüzde 67,4’ünün sosyal medya kullanıcısı olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Sosyal medya gibi anlık dopamin salgılayan kaynakların kişide bağımlılık geliştirme riski yüksektir ve gerçekçi olmayan mutluluk algısı meydana getirebilir. Bu platformlarda sürekli olarak başkalarının ‘mükemmel’ yaşamlarını görmek, kişilerin kendi hayatlarını olumsuz değerlendirmelerine neden olabilir. Aynı zamanda çevrimiçi alışveriş gibi alışkanlıkların abartılması durumunda finansal dengeler de şaşabileceği için oluşabilecek borçlanmalar kaygı ve stresi tetikleyerek ruh sağlığını daha da dibe çekebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Dijital dengeyi kurmak gerekiyor</strong></p>
<p>Sosyal medya ve internetin tamamen kötü olduğunu söylemenin doğru olmadığını ancak bilinçli kullanılması gerektiğinin altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Burada önemli olan nokta sosyal medya gibi anlık mutluluk kaynaklarını tamamen reddetmek değil, bunları nasıl ve ne kadar kullandığımızı bilinçli bir şekilde kontrol etmektir. Gerçek mutluluk, denge ve farkındalık ile sağlanır. Dijital detokslar yapmak, farkındalıkla içerik tüketmek ve sosyal medyada geçirilen süreyi kontrol etmek sağlıklı bir zihin için çok kritik. Alışveriş konusunda da ihtiyaç ve istek arasındaki farkı iyi ayırt etmek anlık haz yerine uzun vadeli tatmin sağlayabilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Mutluluk sürdürülebilir olmalı</strong></p>
<p>Gerçek mutluluğun anlamlı ilişkiler, kişisel gelişim ve içsel denge ile daha sürdürülebilir hale geldiğini belirten Unutmaz, “Sürekli mutlu olma beklentisi, doğal ve sağlıklı bir yaklaşım değil. İnsan psikolojisi inişli çıkışlıdır ve her duygu bir ihtiyacımıza işaret eder. Mutsuzluk, kaygı veya üzüntü gibi duygular da anlamlıdır ve işlenmesi gerekir. Ek olarak herkes mutluluk tanımını kendine göre oluşturmalı. Toplumun, sosyal medyanın veya reklamların empoze ettiği mutluluk anlayışına körü körüne kapılmaktansa, kendi değerlerimiz doğrultusunda bizi gerçekten neyin tatmin ettiğini keşfetmemiz gerekir. Gerçek mutluluk, dışarıdan gelen geçici uyaranlarla değil, kişinin kendini anlaması ve geliştirmesiyle mümkün” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-sosyal-medya-kullanimi-depresyon-sebebi-522253">Yoğun sosyal medya kullanımı depresyon sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2024 12:22:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arası]]></category>
		<category><![CDATA[bunamaya]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyona]]></category>
		<category><![CDATA[döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[ila]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[uyarıyor]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[yatkın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=456710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyonun 25 ila 44 yaş arasında daha sık görüldüğü ifade eden uzmanlar, bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakasının rapor edildiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon tedavisinde her 3 danışandan 1’inde, tedaviye yeterli yanıt alınamadığını vurgulayan Psikiyatri Uzmanı ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, geçmeyen depresyon konusunu değerlendirerek, tedavi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>25-44 yaş arası kadınlarda erkeklere göre 2 kat fazla görülüyor </strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, depresyonun belirli yaş aralıklarında daha sık görülme eğiliminde olduğunu kaydederek, “Özellikle 25 ila 44 yaş arasında, diğer yaş gruplarına kıyasla daha sık görüldüğü biliniyor. Bu yaş aralığındaki kadınlarda, erkeklere göre iki kat daha fazla depresyon vakası rapor edilmiştir. Bu farklılık, kadınların kültürel ve sosyal açıdan daha dezavantajlı olmalarından kaynaklanıyor.” dedi. </p>
<p><strong>Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor</strong></p>
<p>Depresyon riski altında olan kişiler ve nedenleri incelendiğinde karmaşık bir tablo ortaya çıktığını dile getiren Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Depresyonun nedenleri genellikle birden fazla faktörün etkileşimiyle ortaya çıkıyor. Genetik yatkınlık, çevresel etmenler ve yaşam olayları, depresyon gelişiminde önemli rol oynuyor. Ailede depresyon öyküsü olan bireylerde, depresyon riski diğerlerine kıyasla daha yüksek oluyor. Ancak, tek bir gen ya da kromozomun depresyonla ilişkili olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çevresel faktörler de depresyon riskini artırabiliyor. Çocukluk çağındaki travmatik olaylar, aile içi çatışmalar, iş kaybı, finansal sorunlar gibi stresörler depresyon riskini artırabiliyor. Ayrıca, yoğun iş yükü, iş yerinde mobbing, toplumsal baskı gibi faktörler de depresyonun ortaya çıkma olasılığını artırabiliyor.” diye depresyonun nedenleri hakkında bilgi verdi.   </p>
<p><strong>Depresyonla ilişkili olan serotonin ve noradrenalin de önemli rol oynuyor</strong></p>
<p>Depresyonun nedenleri arasında yaşam olaylarının da önemli bir yer tuttuğunu anlatan Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Yakın birinin kaybı, boşanma, ilişki sorunları, sağlık sorunları gibi yaşam olayları depresyon riskini artırabiliyor. Depresyonla ilişkili olarak bilinen nörotransmitterler serotonin ve noradrenalin, depresyonun nörobiyolojik temelleri üzerinde önemli rol oynar. Bu kimyasalların dengesizliği depresyon semptomlarının ortaya çıkmasına katkıda bulunabiliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Depresyon tedavisinde iyileşme süreci…</strong></p>
<p>Depresyonun, serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmitterlerin dengesizliği sonucu ortaya çıkan bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, “Serotonin azaldığında acı ve ıstırap artarken, serotonin arttığında bu belirtiler azalıyor. Noradrenalin ise odaklanma ve uyanıklıkla ilişkilendiriliyor ve depresyon sürecinde dikkat ve konsantrasyonun azalmasına neden olabiliyor.” diye bilgi verdi.</p>
<p>Depresyonda tedavi planı oluşturulmasına karşın her üç danışandan birinde, tedaviye yeterli yanıt alınamayabildiğini ifade eden Doç. Dr. Serdar Nurmedov, şöyle devam etti:</p>
<p>“Yanıt alamama durumunda, tedavi planının yeniden değerlendirilmesi gerekebiliyor. Bu süreçte, doğru tanının konulduğundan ve doğru tedavi yaklaşımının belirlendiğinden emin olunmalı. İyileşmeyen depresyon, tedaviye dirençli bir depresyon anlamına gelmiyor. Bu durumda, tedavi planı güçlendirilebiliyor veya değiştirilebiliyor. Ayrıca, nöromodülasyon yöntemleri veya hastane yatışı gibi alternatif stratejiler de değerlendirilebiliyor. </p>
<p><strong>Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor</strong></p>
<p>İyileşme sürecinde, danışanın belirtilerinin yüzde 50&#8217;sinden fazlasının 4 hafta içinde düzelmesi ‘yanıt almak’ olarak değerlendiriliyor. Yüzde 25 ile yüzde 49 arası düzelme ‘kısmi yanıt’ olarak kabul edilirken, yüzde 25&#8217;in altında düzelme ‘yanıt alamama’ olarak adlandırılıyor. Tam bir iyileşme için belirtilerin en az 6 ay boyunca geçmiş olması gerekiyor.”</p>
<p><strong>İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmeli</strong></p>
<p>Doç. Dr. Serdar Nurmedov, tedavi sürecindeki başarıyı değerlendirirken, doğru tanı, uygun tedavi yaklaşımı ve yeterli süre ve dozun sağlanmasının yanı sıra alternatif stratejilerin de göz önünde bulundurulmasının önemli olduğunu dile getirerek, “İyileşmeyen depresyon durumunda, tedavi planının yeniden gözden geçirilmesi ve farklı yaklaşımların değerlendirilmesi gerekmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Gençlik depresyonu farklı, yaşlılık depresyonu farklı</strong></p>
<p>Depresyonun, yaşamın farklı dönemlerinde farklı semptomlarla ortaya çıkabildiğini anlatan Doç. Dr. Serdar Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gençlik dönemindeki depresyon genellikle gerginlik, sinirlilik, öfke ve artmış psikomotor aktivite gibi semptomlarla kendini gösterebiliyor. Bununla birlikte, yaşlılık dönemindeki depresyon genellikle bilişsel işlevlerde bozukluklar ve hatta bazen ‘yalancı bunama’ olarak adlandırılan psödo-demans semptomlarıyla ilişkilendiriliyor. </p>
<p><strong>Her yaşta depresyonla başa çıkmak mümkün</strong></p>
<p>Ancak, her iki dönemde de depresyonun ortaya çıkmasında hormonların etkisi, büyüme faktörlerinin rolü ve çevresel etmenlerin önemi var. Gençlik döneminde depresyon genellikle ergenlikle ilişkili hormonal değişikliklerle ilişkilendirilirken, yaşlılık döneminde depresyon genellikle yaşlılıkla ilişkili yaşam değişiklikleri ve sosyal izolasyonla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle, gençlik ve yaşlılık dönemlerinde depresyonun farklı semptomları ve gelişme şekilleri olabiliyor. Ancak, her iki durumda da depresyonun tedavisi ve yönetimi önemli. Profesyonel destek almak, terapi ve ilaç tedavisi gibi yöntemlerle depresyonla başa çıkmak mümkün.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-uyariyor-25-ila-44-yas-arasi-kadinlar-depresyona-daha-yatkin-yaslilik-doneminde-depresyon-yalanci-bunamaya-neden-oluyor-456710">Uzmanlar uyarıyor! 25 ila 44 yaş arası kadınlar depresyona daha yatkın! Yaşlılık döneminde depresyon &#8216;yalancı bunama&#8217;ya neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-446654</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 21:07:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çarşamba]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[feneryolu]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirilecek]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[konuşu]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nurmedov]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[serdar]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[webinarın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446654</guid>

					<description><![CDATA[<p>NP Sağlık Grubu’nun sağlık alanında toplumu bilgilendirmeyi hedefleyen "NP Toplumu Bilgilendiriyor" adlı webinar serisi her ayın son çarşamba günü yapılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-446654">NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NP Sağlık Grubu’nun sağlık alanında toplumu bilgilendirmeyi hedefleyen &#8220;<strong>NP Toplumu Bilgilendiriyor</strong>&#8221; adlı webinar serisi her ayın son çarşamba günü yapılıyor. </p>
<p><strong>27 Mart Çarşamba </strong>günü yapılacak webinarda NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, tedavi edilmezse uzun vadeli etkileri olan ve kronikleşerek geçmeyen depresyon hakkında soruları yanıtlayarak detaylı bilgiler paylaşacak. Webinarın konusu “<strong>Geçmeyen Depresyon</strong>”. </p>
<p>Moderatörlüğünü NPİSTANBUL Hastanesi Kurumsal İletişim Yöneticisi Simge Yıldırım Yurğa’nın yapacağı ve Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov’un konuşmacı olarak yer alacağı webinar, <strong>27 Mart Çarşamba </strong>günü <strong>12.00 – 12.30 </strong>saatleri arasında gerçekleşecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-446654">NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-2-446653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 21:07:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çarşamba]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doç]]></category>
		<category><![CDATA[feneryolu]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleştirilecek]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[konuşu]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[nurmedov]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[serdar]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[webinarın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446653</guid>

					<description><![CDATA[<p>NP Sağlık Grubu’nun sağlık alanında toplumu bilgilendirmeyi hedefleyen "NP Toplumu Bilgilendiriyor" adlı webinar serisi her ayın son çarşamba günü yapılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-2-446653">NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NP Sağlık Grubu’nun sağlık alanında toplumu bilgilendirmeyi hedefleyen &#8220;<strong>NP Toplumu Bilgilendiriyor</strong>&#8221; adlı webinar serisi her ayın son çarşamba günü yapılıyor. </p>
<p><strong>27 Mart Çarşamba </strong>günü yapılacak webinarda NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov, tedavi edilmezse uzun vadeli etkileri olan ve kronikleşerek geçmeyen depresyon hakkında soruları yanıtlayarak detaylı bilgiler paylaşacak. Webinarın konusu “<strong>Geçmeyen Depresyon</strong>”. </p>
<p>Moderatörlüğünü NPİSTANBUL Hastanesi Kurumsal İletişim Yöneticisi Simge Yıldırım Yurğa’nın yapacağı ve Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov’un konuşmacı olarak yer alacağı webinar, <strong>27 Mart Çarşamba </strong>günü <strong>12.00 – 12.30 </strong>saatleri arasında gerçekleşecek.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/np-feneryolu-tip-merkezi-psikiyatri-uzmani-doc-dr-serdar-nurmedov-ile-27-mart-carsamba-gunu-gerceklestirilecek-webinarin-konusu-gecmeyen-depresyon-2-446653">NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Serdar Nurmedov ile 27 Mart Çarşamba günü gerçekleştirilecek webinarın konusu &#8220;Geçmeyen Depresyon&#8221;…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimsel Depresyon Nedir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyon-nedir-415947</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Oct 2023 10:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimsel]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415947</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsimi yaklaştıkça, güneşi daha az görecek olmanın stresi hepimizi kaplamaya başladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyon-nedir-415947">Mevsimsel Depresyon Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsimi yaklaştıkça, güneşi daha az görecek olmanın stresi hepimizi kaplamaya başladı. Mevsim koşullarının ruh halimizi etkileme durumu hepimizin malumu ki, bir çoğumuz mevsimsel depresyon veya buna yakın süreçleri yaşıyoruz. Peki mevsimsel depresyon tam olarak nedir? Neden olur ve önlenebilmesi mümkün müdür? Uzman Klinik Psikolog Ege Ece Birsel, konu hakkında merak edilenleri yanıtlıyor.</p>
<p>Vücudumuz, çok sayıda hormonun etkisi ile yaşamsal döngüsünü sürdürür. Bu hormonların salgılanması ise yaşam koşullarına bağlı olarak farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Güneş ışığı ise bu koşulların en başında yer alır. Kış ve yaz mevsimlerine geçişte, melatonin üretimine bağlı olarak ortaya çıkan serotonin dengesizliği, mevsimsel depresyona nedenolabilir. Tabii mevsimsel depresyon daha çok kış aylarında görülüğünden, kış depresyonu ismi ile daha yaygın anılır.</p>
<p>Mevsimsel Depresyon Neden Olur?</p>
<p>Yazın sona erip sonbaharın başlamasıyla, güneş ışığı hem daha az görünür hem de geliş açısı itibariyle zayıf hale gelir. Budurumda, vücudun hormon değesine etki eden süreçler de etkilenir. D Vitamini eksiği durumda ise bu süreç hızlanabilir.</p>
<p>Yazın görülen mevsimsel depresyon ise tam tersi şekilde ortaya çıkar. Her iki durum da yaşamı olumsuz etkileyebilen ve kimi durumlarda uzman görüşü gerektiren hallerdir.</p>
<p>Mevsimsel depresyon, hemen herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Ancak doğal olaylar nedeniyle, insan vücudunun verdiği bu olağan reaksiyon ciddiye alınmalıdır. Tekrarlayan ve ağır koşullarda seyreden mevsimsel depresyon kronik hale gelebilir. Bu durumda tedavisi zorlaşacak ve insan yaşantısını ciddi anlamda etkileyebilecektir.</p>
<p>Özellikle geçmiş depresyon öyküsü olanların, semptomları görmeleri halinde uzman görüşüne başvurmaları son derece önemlidir. Bununla birlikte, daha önce sorun yaşamayan kişilerin de semptomlara bağlı olarak uzmanlara başvurmalarında fayda vardır.</p>
<p>Mevsimsel Depresyon Kimlerde Görülür?</p>
<p>Mevsimsel depresyonun belirli yaş grubu olmamakla birlikte, şehir insanlarında daha yaygın olduğu söylenebilir. Depresyon öyküsü olan kişilerde ise bu olasılık daha fazladır. İstatistiksel olarak kadınların mevsimsel depresyon yaşama olasılığının ise erkeklerden çok daha fazla olduğu bilinir.</p>
<p>Mevsimsel Depresyon Belirtileri Nelerdir?</p>
<p>Mevsimsel depresyonun belirtileri başlıca; isteksizlik, yorgunluk (halsizlik), mutsuzluk, iştah kaybı, uykusuzluk (veya aşırı uyku), kaygı düzeyinde artış, odaklanamama şeklinde sıralanır. Bu semptomların ağırlaşması halinde kişinin yaşamı ciddi şekilde etkilenebileceğinden, dikkatle takip edilmeli ve uzmana başvuru yapılmalıdır.</p>
<p>Mevsimsel Depresyon Nasıl Geçer?</p>
<p>Mevsimsel depresyonun etkilerinin azaltılmasında bireysel çaba son derece önemlidir. Farkında olmak ve buna yönelik girişimlerde bulunmak, sorunun çözümüne ciddi ölçüde katkıda bulunabilir. Bunun dışında, kimi vakaların seyri itibariyle uzmanlar tarafından sevk ve idaresi gereklidir. Antidepresan ve terapi desteği, depresyonun tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.</p>
<p>Mevsimsel depresyona karşı bireysel olarak yapabileceklerimiz ise şu şekilde sıralanabilir.</p>
<p>Doğru beslenin</p>
<p>Gerek hormon dengesine etki etmesi gerekse genel sağlığı etkilemesi bakımından; karbonhidrat, şeker ve yağlı besinleri daha az tüketin. Alkol ve sigara gibi alışkanlıkların, depresyonu tetikleyebileceğini unutmayıp, zararlı alışkanlıklardan uzak durup sağlıklı beslenmeyi düşünün.</p>
<p>Olabildiğince fazla gün ışığına ve açık havaya çıkın</p>
<p>Düzenli olarak açık havaya çıkın. Mümkünse, güneş alan doğal ortamları tercih edin. Gün ışığının en yoğun olduğu öğle saatleri bunun için en uygun periyotlardır.</p>
<p>Sosyalleşin</p>
<p>Fiziksel olarak sosyalleşmek, depresyonun etkilerini azaltmakta çok etkilidir. Hem ortam değişikliği hem de sosyal iletişim, sorunların üstesinden gelmeniz için size yardımcı olabilir.</p>
<p>Hareket edin</p>
<p>Düzenli yürüyüşün, serotonin seviyelerinde artışa neden olduğu kanıtlanmıştır. Haftada en az 3 gün orta tempoda, mümkünse doğal bir ortamda yürüyün. Spor egzersizleri ve kapalı salonlar yerine, açık alanda yürüyüş daha etkili olabilir.</p>
<p>Yeni şeyler deneyin</p>
<p>Yeni yerler keşfetmek ve yeni hobiler edinmek, bunlarla tanışırken zihninizin onlara odaklanmasını sağlar. Bu sayede endişe ve diğer negatif düşüncelerden uzaklaşmanız mümkün olabilir. Hatta edineceğiniz hobilerle kendinize keyif veren süreçleri de inşa edebilirsiniz. Örneğin; neden gitar çalıp şarkı söylemeyesiniz ki?</p>
<p>Uyku düzenini bozacak etkinliklerden kaçının</p>
<p>Yatarken televizyon izlemek, çok sıcak veya soğuk ortamlarda yatmak, rahatsız ortamları kullanmak (kanepe vb.) uyku düzeninize etki eder ve bunlardan kaçınmak gerekir. Ayrıca uykuya yakın saatlerde yemek yememek de önemlidir.</p>
<p>Meditasyonu deneyin</p>
<p>Nefes terapisi başta gelmek üzere, bilimsel olarak kanıtlanmış meditasyon yöntemlerini tercih edebilirsiniz.</p>
<p>İnatçı olun</p>
<p>Umutsuzluk, isteksizlik ve yılgınlık; sizi sorumluluklardan kaçmaya yöneltecektir. Bu noktada inatçı olmalı ve onlarla yüzleşmelisiniz. Ayrıca depresyona karşı atabileceğiniz adımlar noktasında da inatçı olmanız gerekir. Zira bu bir kısır döngüye dönüşebilir. Yapmanız gerekenleri yapmak istemediğiniz yapmamanız halinde, fayda elde etmeniz mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Destek alın</p>
<p>Kimi durumlarla kendiniz baş edemeyebilirsiniz. Semptomların ağırlaşması ve yaşamınızı etkiler hale gelmesi durumunda, mutlaka uzmanlarla görüşün. Bu noktada sadece psikolog ve psikiyatrların uzman olduğunu, başka kişi ve kaynaklardan edinilen bilgilerin sağlıklı olmayabileceğini unutmayın.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsimsel-depresyon-nedir-415947">Mevsimsel Depresyon Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon Kişiyi Sosyal İzolasyona İtiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-kisiyi-sosyal-izolasyona-itiyor-409909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2023 09:24:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[itiyor]]></category>
		<category><![CDATA[izolasyona]]></category>
		<category><![CDATA[kişiyi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depresyonda en çok karşılaşılan semptomlardan birinin hiçbir şeyden zevk almama olduğunu ifade eden uzmanlar, isteksizlik ve mutsuzluk hissine dikkati çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kisiyi-sosyal-izolasyona-itiyor-409909">Depresyon Kişiyi Sosyal İzolasyona İtiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyonda en çok karşılaşılan semptomlardan birinin hiçbir şeyden zevk almama olduğunu ifade eden uzmanlar, isteksizlik ve mutsuzluk hissine dikkati çekiyor. Depresyonun insanların yaşam kalitesini çok fazla düşürdüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Elvin Guliyev, “Depresyon insanları sosyal izolasyona itiyor. Sosyal izolasyonda olan bu kişiler dış dünyayla bağlantı kurmamaya başlıyor.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Elvin Guliyev, günümüzde en çok karşılaşılan psikiyatrik hastalıkların biri olan depresyona değinerek, depresyon tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Depresyonun çok farklı nedenleri olduğunu kaydeden Dr. Guliyev, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin depresyonu en çok tetikleyen faktörler olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Depresyon yaşam kalitesini düşürüyor</strong></p>
<p>Biyolojik faktörlerin, kalıtımsal, kimyasal ve nöroanatomi gibi birçok çeşitli faktörleri barındırdığını ifade eden Dr. Guliyev, sosyal ve psikolojik faktörlerin ise daha çok toplumda karşılaşılan stres faktörlerinin etkileşimiyle ortaya çıktığını anlattı. Dr. Elvin Guliyev, şöyle devam etti:</p>
<p>“Depresyonun insanların yaşam kalitesini çok fazla düşürdüğünü gözlemliyoruz. Yaşam kalitesini düşürme sebeplerinden birisi de depresyonun ana semptomları. Depresyonda en çok karşılaştığımız semptomlar; isteksizlik, mutsuzluk hissi, hiçbir şeyden zevk almama, eskiden yaptığı eylemlerden veya zevk aldığı eylemlerden hiçbir şekilde zevk almama, uykusuzluk veya uykuda çok fazla artış, iştahsızlık veya iştahın ciddi bir şekilde artışı.” </p>
<p><strong>Depresyondaki kişiler dış dünyayla bağlantı kurmamaya başlıyor</strong></p>
<p>Depresyonun insanları sosyal izolasyona ittiğini de dile getiren Dr. Guliyev, “Sosyal izolasyonda olan bu kişiler dış dünyayla bağlantı kurmamaya başlıyor.” dedi.</p>
<p>Depresyonda kullanılan tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Dr. Guliyev, “Uyguladığımız tedavi yöntemlerinin başlıca şöyle; psikofarmakoloji tedavi yöntemleri, terapi çeşitleri ve günümüzde daha popüler hale gelen nöromodülasyon teknikleri.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>İlaç tedavisi kişiye özel</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Dr. Elvin Guliyev, depresyonda ilaç tedavisine atıfta bulunarak, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlaç tedavileri kişiye özeldir. Yani depresyon hastalığına değil, depresyon hastasına göre seçilmesi daha doğru.  Terapi çeşitleri de aynı şekilde. Terapi çeşitleri olarak da dinamik terapiler, davranışçı terapiler, bilişsel terapiler ve çeşitli farklı terapi yöntemleri kullanılıyor. Alternatif tedavi yöntemleri olarak nöromodülasyon tedaviyi gösterebiliriz. Bunlardan en önemlisi Tekrarlayan Transkraniyal Manyetik Uyarım (tTMU) tedavisi.”</p>
<p><strong>Depresyon tedavi edilebilen bir hastalık</strong></p>
<p>Kişilerin çoğu zaman ‘Ben artık böyleyim, ben artık böyle oldum’ diye depresyonun semptomlarını bir karakter özelliği olarak gösterdiğini anlatan Dr. Guliyev, bunun da tedaviye direnç olarak kendini gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Dr. Guliyev, “Depresyon günümüzde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Zamanında teşhis ve başvuru, doğru tedavi seçeneği kişiyi depresyondan önceki hayatına döndürebiliyor.” diyerek sözlerini tamamladı. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kisiyi-sosyal-izolasyona-itiyor-409909">Depresyon Kişiyi Sosyal İzolasyona İtiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon sizi dibe çekerken istemeseniz bile hareket etmelisiniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-sizi-dibe-cekerken-istemeseniz-bile-hareket-etmelisiniz-401233</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Sep 2023 21:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bile]]></category>
		<category><![CDATA[çekerken]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dibe]]></category>
		<category><![CDATA[etmelisiniz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[istemeseniz]]></category>
		<category><![CDATA[sizi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zor zamanlar yaşayan kişilerde zaman zaman depresyon görülebildiğine dikkat çeken uzmanlar öncelikle depresyonun neden gerçekleştiğinin görülmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-sizi-dibe-cekerken-istemeseniz-bile-hareket-etmelisiniz-401233">Depresyon sizi dibe çekerken istemeseniz bile hareket etmelisiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zor zamanlar yaşayan kişilerde zaman zaman depresyon görülebildiğine dikkat çeken uzmanlar öncelikle depresyonun neden gerçekleştiğinin görülmesi gerektiğini söylüyor. Depresyonun nedenlerini düşünmenin hayatı yeniden gözden geçirmeyle ilgili olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğt. Üyesi Elvan Çiftçi, depresyonun kişiyi engelleyen bir sesi olduğuna vurgu yapıyor. Çiftçi, “Ne kadar istemeseniz bile, depresyon sizi dibe çekerken yapmanız gereken şey hareket etmekten geçiyor.” tavsiyesinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğt. Üyesi Elvan Çiftçi, depresyonda olduğunu düşünen kişilere, depresyonu daha kolay atlatabilmeleri için önerilerde bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Depresyonu dinlemek gerekir </strong></p>
<p>Bazen insanların zor zamanlar yaşayabilir. Bu da depresyon riskini ortaya çıkarır. Herkesin böyle zamanlarda depresyona girmeyebileceğini ancak kısa süreli de olsa depresif hissedebileceğini belirten<strong> </strong>Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğt. Üyesi Elvan Çiftçi, “Eğer depresyon belirtilerini kendinizde fark ettiyseniz öncelikle bu depresyonun sizde neden uyandığını, neden gerçekleştiğini görme ihtiyacınız var.” dedi.</p>
<p>Çiftçi, bazen depresyonu dinlemek gerektiğine, dikkat çekti ve “Bu süreçte yeni bir uyanmaya da geçebilirsiniz, hayatınızı yeniden şekillendirebilirsiniz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hareket etmek depresyonun geçmesine yardımcı oluyor </strong></p>
<p>Depresyonla mücadele eden kişilerin öncelikle kendilerine dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Çiftçi, “Depresyonun nedenlerini düşünmeniz aslında sizin için uyarıcı sinyaller. Hayatı yeniden gözden geçirmeyle ilgili size verilmiş özellikler olarak düşünülebilir. Kendinize ve yaşadıklarınıza karşı açık, kabul edici ve sevgi dolu olmakta fayda var. Ne kadar istemeseniz bile, depresyon sizi dibe çekerken yapmanız gereken şey hareket etmekten geçiyor. Ne kadar çok hareket ederseniz depresyonunuzun o kadar hızlı bir şekilde geçmesine yardımcı olursunuz. Egzersiz yapmak hafif depresyonlarda ilaç kadar faydalı. Harekete geçmek sadece fiziksel anlamda düşünülmemeli. Karşılaştığınız insanlarla konuşarak, dikkatinizi odaklayarak, yürürken hafızanızı kullanarak da motor korteksle beraber beyinin diğer bölgelerini aktifleştirerek depresyona karşı kendinizi korumuş olursunuz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Genellemelerden uzak kalınmalı başarılara odaklanılmalı</strong></p>
<p>Bugün yaşanılanların yarının göstergesi olmayabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, “Depresyon sürecinde kendinizi yakından takip etmeniz gerekebilir. Günlük tutabilirsiniz, bugün sizin için küçük gözüken bir şey anlamlı ve değerli olabilir. Depresyonla birlikte dünya sizin için karanlık, acı dolu ve kaygılı bir hale gelebilir. Kendinize küçük hedefler belirleyerek adım atmakta fayda var. Genellemelerden uzak kalın, neleri başardığınıza odaklanın. Sizin için küçük görünebilir ancak bunları yapmaya devam ettiğiniz zaman depresyonun döngüsünü kırmaya başlayacaksınız.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hep aynı şeyleri yapmaktan uzak durulmalı</strong></p>
<p>Depresyonun kişiyi engelleyen bir sesi olduğuna değinen Çiftçi, “Sizi bir yere gitmenizden alıkoyan, ‘gitsen ne yapacaksın, insanlara yük olacaksın’ gibi sizi durduran, insanların arasına karışmanızı engelleyen özellikleri mevcut. Burada depresyonun sesini değil sizin doğru olan sesi dinlemeniz önemli. Depresyona karşı ‘haklı olabilirsin ama şuan burada yatıyor olmamdan daha iyi bir seçenek’ ya da ‘insanlara yük olmayacağım’ gibi kendinizle daha barışık olduğunuz bir sürece girmenizi tavsiye ederim.” dedi.</p>
<p>Yatağınızı toplamak, bulaşıkları kaldırmak gibi ulaşabilir hedefler oluşturulması gerektiğini sözlerine ekleyen Çifti, “Bunları yapmaya devam ettiğiniz zaman hayatınız rutine girmeye başlar. Hoşunuza giden şeyleri yapın, hobilerinize zaman ayırın, arkadaşlarınızla görüşün, gitmeyi sevdiğiniz yerlere gidin, müzik dinleyin. Depresyon sürecinde hep aynı şeyleri yapmaktan uzak durun, yeni şeyler deneyin ki zihninizde farklı açılar ile beraber aktifleşmeye başlasın. Depresyon sürecinde hafıza ve dikkati kullanmak depresyonun getirdiği hafıza ve dikkat problemlerine yardımcı olabiliyor. Gönüllü aktivitelere katılabilirsiniz. Yapılan çalışmalar gönüllü aktivitelere katılan insanların tansiyonlarının daha düşük, depresif hallerinin daha az olduğunuz gösteriyor.” önerisinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Antidepresan kullanımı doktor kontrolünde olmalı </strong></p>
<p>Antidepresan ilaçların kullanımına da değinen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğt. Üyesi Elvan Çiftçi, bu ilaçların bağımlılık yapmayacağını, bağımlılık yapan türdeki ilaçların devlet kontrolünde kırmızı ya da yeşil reçeteli olarak satıldığına vurgu yaptı.</p>
<p>İlaçların doktor kontrolünde başlayıp, doktor kontrolünde kesiminin planlandığının altını çizen Çiftçi sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Antidepresan ilaçlar intihara sebep olmaz. İntihar düşünceleri depresyonun bir parçasıdır. Ağır depresyonlarda intihar fikirleri olan hastalarla yüz yüze geliriz. Antidepresan ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken nokta, depresyon devam ederken ilaç kullanımıyla beraber enerji miktarı artacağı için hastanın var olan intihar düşüncelerinin harekete geçme riski ortaya çıkıyor. Bu yüzden bu tür hastaları çok yakından takip etmemiz gerekir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-sizi-dibe-cekerken-istemeseniz-bile-hareket-etmelisiniz-401233">Depresyon sizi dibe çekerken istemeseniz bile hareket etmelisiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 13:10:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=394851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp çarpıntısı acil servislere ve kardiyoloji polikliniklerine başvuru nedenlerinin başında gelen şikayetler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851">Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalp çarpıntısı acil servislere ve kardiyoloji polikliniklerine başvuru nedenlerinin başında gelen şikayetler arasında yer alıyor. Kalp çarpıntısının kelime anlamı olarak kalp atımlarının hızlanmasını, atımların anormal bir hal almasını ya da düzensizleşmesini ifade ettiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalbin çalışması ile ilgili bu değişiklikler sonucunda kişi boyun ya da göğüs bölgesinde bir şey kuvvetlice atıyormuş gibi hissedebilir. Depresyon, kaygı bozukluğu ya da panik atak gibi psikiyatrik rahatsızlıklar da çarpıntı hissinin oluşmasına neden olabilir. Ancak bu kişilerde çarpıntı hissi kalp ile ilgili sorunlara bağlı olarak da oluşabileceği için dikkatli olunmalı” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısının birçok nedeninin olabileceğini söyleyen ve yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan yaklaşık her 10 kişiden 4’ünde nedenin kalp kaynaklı olduğunun, her 10 kişiden 3’ünde ise çarpıntının psikiyatrik nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığının tespit edildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalp ile ilgili nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan kalp çarpıntısı, kalbin yapısal sorunlarından ya da kalbin iş yükünün arttığı anemi veya hamilelik gibi durumlara bağlı olarak meydana gelebilir. Damarsal problemler de çarpıntı hissinin oluşmasına neden olan sorunlar arasında yer alır. Fiziksel aktivite ve yoğun stres zamanlarında ortaya çıkan çarpıntı şikâyeti vücudun bu durumlara bir tepki olarak ürettiği ve kan dolaşımına saldığı uyarıcı hormonlar nedeniyle meydana gelir. Ayrıca hipertiroidi hastalarında kalp çarpıntısı sık rastlanılan şikayetler arasında yer alır. Kan şekerinin düşmesi, kan dolaşımındaki kalsiyum, magnezyum ya da potasyum gibi çeşitli minerallerin seviyelerindeki değişiklikler de çarpıntı oluşması ile sonuçlanabilir” dedi.</p>
<p><strong>Kalp çarpıntısının nedenleri</strong></p>
<p>Genel olarak kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan kişilerde stres, aşırı kaygı ya da panik atak gibi durumlarda oluşan güçlü duygusal yanıtlar, depresyon, zorlayıcı egzersizler, kafein, nikotin ya da çeşitli uyarıcı kimyasal içeren ürün ve ilaçların tüketimi, ateş, adet dönemi, hamilelik ya da menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler ve tiroit bezi hormonlarının düzeyinin normalin altında ya da üstünde olması ve çeşitli bitkisel takviye ürünlerinin kullanımının başlıca nedenler arasında sıralanabildiğini hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bunun yanı sıra kalp çarpıntısı nedenleri arasında yaşamı tehdit eden rahatsızlıklar da bulunabilir. Bu problemler arasında düzensiz kalp atımları (aritmiler), geçirilmiş kalp krizi, kalbi besleyen koroner damarlar ile ilgili problemler, kalp kapakçıkları ile ilgili rahatsızlıklar, kalp kası hastalıkları ve kalp yetmezliği gibi rahatsızlıklar geliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kalp çarpıntısı yoğun endişeye neden olabilir</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısı belirtilerinin özellikle aniden ortaya çıkması halinde ya da daha önce bu hissi tecrübe etmemiş birinin yaşaması sonrasında yoğun endişe hissine neden olabildiğini vurgulayan Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısı olarak tanımlanabilecek birçok belirti mevcut. Bunlar kalp atımlarının sanki kalp kısa bir süreliğine durup sonrasında tekrar atıyormuş gibi hissedilmesi, göğüs bölgesinde genellikle kuş çırpınması olarak ifade edilen dalgalanma hissi ve kalp atımlarının ani olarak hızlanıyor ya da yavaşlıyormuş gibi hissedilmesidir. Bu hisler göğüs bölgesi dışında, boyun ve boğaz bölgesinde de meydana gelebilir. Kısa süreliğine gelip geçen çarpıntı hissinin zaman içerisinde çoğalması halinde veya şiddetinde zaman içerisinde değişiklik meydana gelirse sağlık kuruluşlarına başvurarak hekimlerden bu şikâyet konusunda yardım alınması önerilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hasta öyküsü tanı için önemli</strong></p>
<p>Çarpıntı şikâyetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerde tanısal yaklaşımın en önemli aşamalarında fizik muayene ve hasta öyküsünün yer aldığını hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bu şikâyetin ortaya çıkmasında ya da seyrinin değişmesinde etkili olabilecek faktörler değerlendirilir. Eşlik eden belirtiler, hastanın kullandığı ilaçlar veya takviye ürünler de çarpıntı hissine neden olabileceği için üzerinde durulması gereken diğer konular arasındadır.  Hekimler, çarpıntı yaşayan hastanın ilk değerlendirmesinden sonra altta yatan problemin aydınlatılmasına yönelik birtakım tetkiklere başvurabilirler. Kanın biyokimyasal analizi, EKG (elektrokardiyografi), Holter takılması, kalp ile ilgili olayları kaydeden cihazların takılması ya da ses dalgalarını kullanarak kalbin görüntülenmesini sağlayan EKO (ekokardiyografi), çarpıntı şikayetine tanısal yaklaşımda kullanılan yöntemler arasında yer alır” dedi.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği kalp çarpıntısı tedavisinin önemli unsurlarından</strong></p>
<p>Her rahatsızlıkta olduğu gibi çarpıntı tedavisi de şikâyetin ortaya çıkmasını tetikleyen asıl nedene bağlı olarak değişkenlik gösterdiğinin altını çizen Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısının nedeninin bazı ritim bozuklukları olduğunun tespit edilmesi halinde radyofrekans ablasyon gibi kardiyolojik girişimler faydalı olabilirken, kalbin fonksiyonları ile ilgili problemlere sahip kişilerde ise beta blokörler ya da kalsiyum kanal blokörleri gibi ilaçlar hekimler tarafından reçetelendirilebilir. Çarpıntı tedavisinin temel prensipleri arasında bu şikâyetin oluşması ile sonuçlanan tetikleyici faktörlerden sakınılması da yer alır. Özellikle yaşamın getirdiği stres düzeyinin yoga ya da nefes egzersizi gibi rahatlama teknikleri ile düşürülmesi ve uyarıcı özellik gösterebilen ürünlerden uzak durulması çarpıntı tedavisi kapsamında değerlendirilebilecek önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Tütün ürünlerinden uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite ya da sağlıklı ve dengeli beslenme gibi uygulamalar hekimin bilgisi ve önerisi dahilinde çarpıntı şikâyeti üzerinde etkili olabilecek diğer yaşam tarzı değişiklikler arasında yer alıyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi-394851">Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Sonrası Depresyon ve Anksiyete Bozukluğuna Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-depresyon-ve-anksiyete-bozukluguna-dikkat-353236</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 09:33:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğuna]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353236</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye bilindiği gibi konumu itibariyle deprem bölgesinde yer alıyor. Bu gerçeği bilmek bile endişe ve kaygıya yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-depresyon-ve-anksiyete-bozukluguna-dikkat-353236">Deprem Sonrası Depresyon ve Anksiyete Bozukluğuna Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye bilindiği gibi konumu itibariyle deprem bölgesinde yer alıyor. Bu gerçeği bilmek bile endişe ve kaygıya yol açabiliyor. Ülkemizde son dönemlerde art arda yaşanan depremler yıkıcı etkileri ile çok sayıda insanın psikolojisini olumsuz etkilerken, depresyon ve anksiyete bozukluğu gibi sonuçları da dikkat çekiyor. </p>
<p>Memorial Ataşehir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psi. Hande Taştekin, deprem sonrası depresyon ve anksiyete bozukluğu hakkında bilgi verdi. </p>
<p>İnsanın en büyük endişelerinden biri bilinmemezlik üzerine kodludur. Henüz yaşanmamış fakat yaşanma ihtimalinin olması üzerine kurulan düşünceler insanda büyük kaygılara, korkulara ve endişelere neden olur. Doğal afetler, kişilerin bildiği, yaşanması ihtimaline karşı önlem planlarının düşünüldüğü fakat yaşandığında ne yapılacağının bilinemediği korku bütündür. Bunlar doğal afetler öncesinde yaşanan endişelerdir.</p>
<p><strong>Deprem sonrası; panik, stres bozukluğu, anksiyete gelişebilir</strong></p>
<p>Türkiye’nin travması olan deprem ise; yaşandığı zaman olumsuz etkilere neden olmaktadır. Bunların başında ruhsal olarak yaşanılan etkenler gelmektedir. Kişiler bir tehlikenin ya da tehlike olasılığının yarattığı aşırı panik, üzüntü, korku halinde olabilir. Bunların yanında; ne yaptığını bilememe, duygularını adlandıramama, algı durumunun ortadan kalkması gibi belirtiler gösterebilir. Bu belirtiler kişilerde depresif duygu durumlarına, anksiyeteye, panik belirtilere, travma sonrası stres bozukluklarına neden olabilir. Deprem sırasında ortaya çıkan tepkilerin bütünü anormal bir duruma karşı verilen normal tepkilerdir. Bu tepkilere hızlı müdahaleler yapmak her zaman işe yaramayabilir. Şokuyla, inkarıyla, yasıyla, öfkesiyle, acısıyla, üzüntüsüyle ilk evre yaşanmalıdır. Fakat zaman geçtikten sonra hala belirtiler devam ediyor ve özellikle günlük yaşam işlevselliğimizi bozuyorsa o zaman psikolojik yardıma ihtiyaç var demektir.</p>
<p><strong>Deprem sonrası her yaş grubuna farklı yaklaşılmalıdır</strong></p>
<p>Korku ve endişeleri ele alış şeklimiz herkese göre farklılık gösterir. Böyle durumlara maruz kalmış kişilere karşı sabırlı ve anlayışlı olmalıyız. Özellikle yaşlılara ve çocuklara kaşı, depremi anlatmak özellikle çocuklara anlatmak daha zordur ve yaş gruplarına göre nasıl anlatacağımız farklılık gösterir. </p>
<p>Eğer çocuk depremi biliyorsa veya yaşadıysa anlatılmalıdır. Küçük yaş grupları oyun yoluyla kendini ifade ettikleri için o yaş grupları ile oyun kurarak, oyun oynayarak duygularının anlatılması sağlanabilir ve deprem genel hatlarıyla ifade edilebilir. Yaşlılarımız için ise deprem; korku, kaygı ve depresif duyguları daha yoğun hale getirebilir. </p>
<p>Yaşlılarımız için duygusal destek ve güvence sağlamak onları rahatlatacaktır. Yalnız olmadıklarını hissetmek ve onların kaygılarını, endişelerini dinlemek ve cesaretlendirmek çok önemlidir. </p>
<p><strong>Deprem sonrası günlük rutinlere başlanılması gerekiyor</strong></p>
<p>Deprem yaşandıktan sonra mümkün olduğunca günlük rutinlerin başlatılması ve sürdürülmesi önemlidir. Kişilerin hayatında depremi konuşacağı, duygularını paylaşacağı bir alanın olması aynı zamanda yardımlarını yaptığı, sevdiği şeyleri devam ettirdiği, yaşamını devam ettirdiği alanı da oluşturması gerekmektedir. </p>
<p>Deprem sonrası yetişkinlerin yaşadığı psikolojik sorunlar genel olarak şu şekilde sıralanabilir; </p>
<ul>
<li>Uyku sorunları </li>
<li>Gelecekle ilgili korku ve kaygı </li>
<li>Sinirlilik ve öfke</li>
<li>Yeme alışkanlıklarında değişiklik</li>
<li>Ağlama krizleri</li>
<li>İnançsızlık ve şok</li>
<li>Üzüntü, depresyon, hiper aktivite, sinirlilik veya öfke </li>
<li>Depremle ilgili kabuslar ve tekrarlayan düşünceler</li>
<li>Hiçbir duyguya sahip olmamak </li>
<li>Enerji eksikliği veya her zaman bitkin hissetme</li>
<li>İştahsızlık ya da tam tersi sürekli yemek yeme isteği</li>
<li>Karar vermede veya konsantre olmada zorluk</li>
<li>Sosyal izolasyon, azaltılmış veya kısıtlanmış faaliyetler</li>
<li>Kimsenin seninle aynı tepkileri vermediğini düşünmek</li>
<li>Baş ağrısı, mide ağrısı veya diğer vücut ağrıları</li>
<li>Alkol ve uyuşturucu kullanımının artması</li>
</ul>
<p>Yaşanan psikolojik sorunlarla başa çıkabilmek için; </p>
<ul>
<li>Yaşanılan deprem ya da doğal afetle ilgili başkalarıyla konuşarak başkalarının da duygularınızı paylaştığını fark edebilirsiniz.</li>
<li>Arkadaşlarınız ve ailenizle zaman geçirmek yaşanılan zor zamanda size yardımcı olabilir.</li>
<li>Düzenli beslenmek, sıvı tüketimi ve egzersiz stresin olumsuz etkilerini azaltabilir. </li>
<li>Depremle ilgili haberleri tekrar tekrar izlemek veya okumak yaşanılan depresyon ve anksiyete bozukluğunu artırabilir. Bununla beraber yeni gelişmelerden de haberdar olun. Spekülasyon ve söylentilerden kaçınmak için güvenilir bilgi kaynakları kullanın.</li>
<li>Depremden etkilenen başka insanlara yardımcı olun. Diğer insanlara yardım etmek, &#8216;kontrolünüzün dışında&#8217; hissettiren bir durumda size bir amaç duygusu verebilir.</li>
<li>Uyuşturucu ve alkol geçici olarak stresi ortadan kaldırıyor gibi görünebilir, ancak uzun vadede genellikle zaten hissettiğiniz stresi artıran ek sorunlar yaratırlar. Bu nedenle uyuşturucu ve alkolden uzak durun. </li>
<li>Yaşadığınız depresyon ya da anksiyete zaman geçmesine rağmen düzelmiyorsa profesyonel anlamda psikolojik destek alın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-depresyon-ve-anksiyete-bozukluguna-dikkat-353236">Deprem Sonrası Depresyon ve Anksiyete Bozukluğuna Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
