<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>davranışlar | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/davranislar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/davranislar</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2026 20:51:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>davranışlar | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/davranislar</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 20:51:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çekmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ergenliktir]]></category>
		<category><![CDATA[geçer]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[istiyor]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[sivri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=632405</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda çocuklar ve ergenler arasında görülen öfke patlamaları, akran zorbalığı, içe kapanma, riskli davranışlar ve şiddet eğilimleri giderek artıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri</strong>, “Dijital dünyanın kontrolsüz etkisi, sosyal medyada şiddetin normalleşmesi, aile içi iletişimin zayıflaması, yoğun akademik baskı, yalnızlık hissi ve duygularını sağlıklı ifade edememe, bu tabloyu besleyen önemli faktörler arasında yer alıyor” diyor. Pek çok ebeveynin endişesini, “çocuğumu dışarı tek başına göndermeye korkuyorum”, “kötü arkadaş çevresine denk gelir mi?”, “internette kimlerle konuşuyor bilmiyorum”, “bir gün okuldan kötü bir haber gelir mi?” gibi sözlerle sıkça dile getirdiğini vurgulayan Sivri, çocuğunu koruma güdüsüyle bazı anne-babaların aşırı kontrolcü davranırken, bazılarının da neyi nasıl yöneteceğini bilemediği için çaresizlik hissettiğini söylüyor.  </p>
<p>Çocukların, çoğu zaman yaşadıkları sıkıntıları anlatmayıp, davranışlarıyla belli ettiklerini ancak bazı ebeveynlerin yoğun yaşam temposu içinde bu sinyalleri “ergenliktir geçer”, “dikkat çekmek istiyor” ya da “her çocukta olur” diye yorumlayarak gözden kaçırabildiğini vurgulayan Sena Sivri, oysa erken fark edilen birçok sorunun, doğru yaklaşımla büyümeden çözülebileceğine dikkat çekiyor. Çocuğun davranışındaki ani değişimlerin çoğu zaman bir mesaj taşıdığını, bu nedenle yargılamadan gözlemlemek, sakin kalmak ve zamanında destek almak gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, çocuklarda mutlaka dikkate alınması gereken 6 belirtiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>1. Ani öfke patlamaları ve saldırgan davranışlar</strong></p>
<p>Çocuk daha önce göstermediği şekilde bağırıyor, eşyaları fırlatıyor, kardeşine ya da arkadaşlarına zarar veriyorsa bu durum yalnızca “huysuzluk” olarak değerlendirilmemelidir. Bastırılmış stres, okul baskısı, zorbalık görme ya da duygularını yönetememe bu davranışların altında yatabilir. Özellikle sıklaşan öfke nöbetleri profesyonel değerlendirme gerektirebilir.</p>
<p><strong>2. İçe kapanma ve yalnızlaşma</strong></p>
<p>Eskiden konuşkan ve sosyal olan bir çocuğun odasına kapanması, aileyle vakit geçirmek istememesi, arkadaşlarından uzaklaşması önemli bir sinyal olabilir. Çocuklar mutsuzluklarını çoğu zaman sessizlikle gösterirler. Bu durum depresif belirtiler, özgüven kaybı ya da okul ortamında yaşanan sorunlarla ilişkili olabilir.</p>
<p><strong> 3. Uyku ve iştah düzeninde bozulma</strong></p>
<p>Gece korkuları, sık uyanma, kabus görme, iştahsızlık ya da aşırı yeme davranışları çocuğun ruhsal yük taşıdığını gösterebilir. Çocuk zihinsel olarak zorlandığında beden de tepki verir. Süreklilik gösteren değişimlerde ailelerin dikkatli olması gerekir.<strong> </strong></p>
<p><strong>4. Ders başarısında ani düşüş ve dikkat dağınıklığı</strong></p>
<p>Başarılı bir öğrencinin kısa sürede dersten kopması, unutkanlık yaşaması, okula gitmek istememesi ya da öğretmen şikayetlerinin artması yalnızca “isteksizlik” olmayabilir. Kaygı, zorbalık, özgüven sorunları ya da duygusal stres akademik performansı doğrudan etkiler.</p>
<p><strong> 5. Gizlilik, yalan söyleme ve riskli dijital davranışlar</strong></p>
<p>Telefonunu aşırı saklama, sürekli hesap değiştirme, kimlerle görüştüğünü gizleme, gece geç saatlere kadar çevrim içi kalma gibi davranışlar dikkatle izlenmelidir. Özellikle ergenlerde dijital ortamda kötü niyetli kişilerle temas, zorbalık ya da manipülasyon riski bulunabilir. Yasaklamak yerine güven temelli iletişim kurulmalıdır.</p>
<p><strong> 6. Kendine zarar verme söylemleri veya umutsuzluk ifadeleri</strong></p>
<p>“Ben olmasam daha iyi”, “Kimse beni anlamıyor”, “Yaşamak istemiyorum” gibi cümleler asla küçümsenmemelidir. Bazı çocuklar yardım çağrısını bu şekilde dile getirir. Böyle durumlarda vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralı!</strong></p>
<p>Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmanın temelinde, onlara gerçekten “görüldüklerini ve anlaşıldıklarını” hissettirmek yatar. Gün içinde kısa da olsa birlikte geçirilen kaliteli zaman, çocuğun duygusal güvenini güçlendirirken; onu yargılamadan dinlemek, kendini ifade etme cesaretini artırır. Çocuğun hislerine isim koymak, duygularını tanımasına ve düzenlemesine yardımcı olurken, sınırların sevgi diliyle anlatılması kuralların daha kolay benimsenmesini sağlar. Tüm bunlara rağmen iletişimde zorlanılan durumlarda profesyonel destek almak ise sorunların büyümeden çözülmesine katkı sunar” diyor. Uzman Psikolog Sivri, çocuğunuzla sağlıklı iletişimin 5 temel kuralını şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Her gün kısa da olsa kaliteli zaman ayırın. 15 dakikalık kesintisiz ilgi bile çocuk için çok değerlidir.</li>
<li>Yargılamadan dinleyin. Hemen öğüt vermek yerine önce ne hissettiğini anlamaya çalışın.</li>
<li>Duygularına isim verin. “Kızgın görünüyorsun”, “Canın sıkkın galiba” demek çocuğu rahatlatır.</li>
<li>Kural koyarken bağ kurmayı unutmayın. Sınırlar sevgiyle anlatıldığında daha etkili olur.</li>
<li>Gerekirse profesyonel destek alın. Erken alınan destek, büyüyen sorunları önler.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergenliktir-gecer-dikkat-cekmek-istiyor-her-cocukta-olur-demeyin-632405">&#8220;Ergenliktir geçer&#8221;, &#8220;Dikkat çekmek istiyor&#8221;, &#8220;Her çocukta olur&#8221; demeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Apr 2026 11:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[deneyimleri]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[edilme]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hal]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kıskançlık]]></category>
		<category><![CDATA[şekillendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=630591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591">Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kıskançlık doğuştan gelen, normal bir duygu!</strong></p>
<p>Kıskançlığın psikolojide kişinin değer verdiği bir ilişkiyi, statüyü ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan karmaşık bir duygusal tepki olarak tanımlandığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çoğu zaman korku, öfke, yetersizlik ve kaygı ile birlikte yaşanır. Burada önemli bir ayrım vardır: kıskançlık daha çok bir ilişkiyi kaybetme tehdidiyle ilgiliyken, haset başkasının sahip olduklarına odaklanır.” dedi.</p>
<p>Bilimsel çalışmaların, kıskançlık duygusunun evrimsel olarak ilişkileri korumaya ve sosyal bağları sürdürmeye hizmet ettiğini gösterdiğini dile getiren Aydın, “Bu nedenle kıskançlık her insanda görülebilen, doğuştan gelen ve temelde normal bir duygudur; ancak sağlıklı ya da sorunlu hale gelmesi, bu duygunun yoğunluğu ve ifade ediliş biçimiyle ilgilidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Güvensizlik, özsaygı düşüklüğü ve sosyal medya kıskançlığı artırıyor!</strong></p>
<p>Kıskançlığın yaşamın farklı dönemlerinde görülse de bazı süreçlerde daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çocuklukta kardeş rekabetiyle, ergenlikte kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmalarla, yetişkinlikte ise romantik ilişkiler ve kariyer alanıyla daha sık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumların kıskançlığı artıran önemli faktörler olduğunu aktaran Aydın, “Günümüzde sosyal medya da bu duyguyu tetikleyen güçlü bir ortam haline geldi; çünkü insanlar başkalarının hayatlarının genellikle en iyi ve filtrelenmiş anlarını görerek kendi gerçek yaşamlarıyla kıyaslama yapma eğilimine girer.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanlar kendilerinden daha iyi durumda olanlarla kıyaslama yapar ve eksiklere odaklanır!</strong></p>
<p>İnsan zihninin kendini değerlendirebilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu durum psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılır ve Leon Festinger tarafından açıklanmıştır. İnsanlar özellikle kendilerinden daha iyi durumda olduğunu düşündükleri kişilerle kıyaslama yapmaya daha yatkındır ve bu da çoğu zaman eksiklere odaklanmayı beraberinde getirir. Evrimsel açıdan bu mekanizma gelişim için işlevsel olsa da günümüzde özellikle sosyal medya etkisiyle gerçekçi olmayan standartlara göre yapılan karşılaştırmalar, kişide yetersizlik duygusunu ve kıskançlığı artırabilmektedir.”</p>
<p><strong>Çocukluk deneyimleri, bireyin ilerleyen yaşamda kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle bağlanma kuramı kapsamında ortaya konan çalışmalar, erken dönem ilişkilerin duygusal tepkiler üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ilişkilerde daha az tehdit algılarken, kaygılı ya da güvensiz bağlanma yaşayan bireylerin ilerleyen yaşamda terk edilme korkusu nedeniyle daha yoğun kıskançlık yaşayabileceklerini aktaran Aydın, ayrıca çocuklukta sık sık karşılaştırılan, eleştirilen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerin yetişkinlikte kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya daha yatkın olduğunun görüldüğünü söyledi.</p>
<p><strong>Kıskançlık çoğu zaman, dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıkar!</strong></p>
<p>Kıskançlık çoğu zaman doğrudan ifade edilmediğini, daha çok dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, “Örneğin başkalarının başarılarını küçümsemek, sürekli eleştirmek, alaycı ya da ima içeren yorumlar yapmak, başarıyı şansa bağlamak, mesafe koymak ya da görmezden gelmek bu davranışlar arasında sayılabilir. Özellikle ilişkilerde aşırı kontrol etme, sorgulama ya da pasif-agresif tepkiler de fark edilmeyen kıskançlık göstergeleridir. Kişi çoğu zaman bu davranışların altında yatan duygunun kıskançlık olduğunu fark etmez ve bunu daha çok ‘haklı eleştiri’ ya da ‘gerçekçi değerlendirme’ olarak yorumlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Gerçeklikle bağın zayıflamasına yol açan kıskançlık psikolojik destek gerektirir!</strong></p>
<p>Kıskançlığın, süreklilik kazandığında, yoğunluğu arttığında ve kişinin düşünce dünyasını sürekli meşgul etmeye başladığında artık işlevsel olmaktan çıktığına değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle ilişkileri zedeleyen, kontrol davranışlarına, öfke patlamalarına ya da temelsiz suçlamalara yol açan, hatta gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda bu duygu psikolojik destek gerektiren bir hal alır.” dedi.</p>
<p>Aydın, ortada somut bir kanıt yokken sürekli aldatılma düşüncesiyle hareket etmenin ya da karşı tarafın yaşam alanını kısıtlayacak düzeyde kontrolcü davranmanın, kıskançlığın artık bir duygu olmaktan çıkıp bir sorun haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir!</strong></p>
<p>Kıskançlığın, doğru şekilde ele alındığında ilhama dönüşebilecek bir duygu olduğuna vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu dönüşüm için öncelikle duyguyu fark etmek ve adlandırmak, ardından karşılaştırmayı yeniden çerçevelemek gerekir; ‘Neden onda var?’ yerine ‘O bunu nasıl başardı ve ben ne öğrenebilirim?’ sorusunu sormak bu noktada kritik bir adımdır. Kendi değerlerini netleştirmek, ulaşılabilir hedefler belirlemek ve sahip olunanları fark etmeye yönelik şükran pratiği yapmak da bu süreci destekler. Bu yaklaşım sayesinde kıskançlık, kişiyi tüketen bir duygudan çıkıp gelişim ve motivasyon sağlayan bir iç kaynağa dönüşebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-deneyimleri-kiskancligi-sekillendiriyor-630591">Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 07:58:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluklarında]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonel]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, yeme bozukluklarının kültürel ve psikolojik etkilerini, bulimia ve anoreksiya nervoza farklarını, tedavi yöntemlerini ve aile ile partner desteğinin önemini anlattı.</p>
<p><strong>Beslenme alışkanlıkları büyük ölçüde kültürel normlarla şekilleniyor</strong></p>
<p>Beslenme davranışları ile kültürel faktörler arasındaki ilişkinin, psikoloji ve antropoloji literatüründe önemli bir araştırma alanı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Çeşitli kültürlerde beslenme alışkanlıkları ve yemekle ilgili sosyal pratikler büyük ölçüde kültürel normlar tarafından şekillenir.” dedi.</p>
<p>Türk kültüründe aile ve arkadaşlarla birlikte yemek yemenin önemli bir sosyal etkinlik olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bol yiyecek sunulması ve bereket vurgusu yaygındır. Buna karşın Kuzey Avrupa kültürlerinde daha minimalist ve işlevsel bir yemek anlayışı görülür. Yemekleri ödül olarak görmek, tıkanırcasına yeme ya da anoreksiya nervoza gibi bozukluklarda görülen besin kaygısı gibi davranışlar, bu kültürel kodlardan etkilenebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bulimia nervoza, kontrolsüz yeme krizleri ve telafi edici davranışlarla ciddi sonuçlara yol açabilir!</strong></p>
<p>Bulimia nervozanın, kontrol edilemeyen yeme krizleriyle başlayan ve bu davranışı telafi etmek için kusma, laksatif kullanımı, aşırı egzersiz ya da katı diyetler gibi yöntemlerin uygulandığı bir yeme bozukluğu olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bireyler genellikle suçluluk, utanç ve yoğun kilo alma kaygısı yaşarlar. Fiziksel olarak normal kilo aralığında olsalar bile bu kaygı devam eder ve davranışlar çoğunlukla gizli gerçekleşir. Tedavi edilmediğinde hem psikolojik hem fiziksel açıdan ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bulimia Nervoza ve Anoreksiya Nervoza arasındaki farklara ve benzerliklere değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi: </p>
<p>“Bulimia nervoza; hızlı ve kontrolsüz yeme, ardından telafi edici davranışlar ile karakterize edilir. Bu kişiler genellikle normal kilo aralığındadır. Anoreksiya nervoza ise kişinin düşük kiloda olmasına rağmen kendisini kilolu görmesi ve aşırı kısıtlayıcı beslenme davranışlarıyla tanımlanır. Her iki bozuklukta da beden imajı kaygısı, yoğun kilo alma korkusu ve yeme davranışında bozulmalar görülür. Tedavi edilmediğinde depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyon gibi sorunlara neden olabilir.”</p>
<p><strong>Güzellik baskısı gençlerde yeme bozukluklarına yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Toplumsal normların, medya etkisinin ve kişisel özgüvenin, insanların dış görünüşe verdiği önemi belirlediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Güzellik standartlarının yarattığı baskı, özellikle gençlerde beden algısını olumsuz etkileyerek yeme bozukluklarına zemin hazırlayabilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluklarının genetik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Erken teşhis, semptomların şiddetlenmesini önlemek ve ciddi komplikasyonları engellemek açısından kritiktir. Psikiyatrist, psikolog, diyetisyen ve diğer uzmanlardan oluşan multidisipliner bir ekip, hem fiziksel hem ruhsal sağlığın iyileştirilmesinde etkili olur. Komorbid durumların yönetimi de tedavinin önemli bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir; düzenli takip ve profesyonel destek önemli!</strong></p>
<p>Yeme bozukluklarıyla mücadelede bireyin kendi sağlık durumunu anlaması ve ihtiyaç duyduğunda profesyonel yardım almasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Erken müdahale, uzun vadeli sorunların önüne geçebilir.” dedi.</p>
<p>Teşhisin genellikle bir psikiyatrist tarafından konduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, şöyle devam etti:</p>
<p>“Fiziksel muayene, kan testleri, elektrolit ölçümleri ve gerekirse görüntüleme yöntemleriyle desteklenir. Psikiyatrik değerlendirme ve yeme davranışının gözlemlenmesi teşhisin temel aşamalarıdır. Medikal tedavi, çeşitli psikoterapi yöntemleri ve diyetisyen desteği tedavinin temel bileşenleridir. Uygulanan yöntem bireyin ihtiyacına göre belirlenir. Tedavi sonrasında nüks riski devam edebilir. Bu nedenle düzenli takip ve profesyonel destek önemlidir. Hastanın kendi durumunu izlemesi ve gerektiğinde yardım alması nüks riskini azaltır. Multidisipliner ekip, tedavinin kişiye özel ve etkili ilerlemesini sağlar. Ekip çalışması hem fiziksel hem psikolojik açıdan bütünsel bir yaklaşım sunar.”</p>
<p><strong>Belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalı!</strong></p>
<p>Ailelerin destekleyici, baskıcı olmayan bir tutum sergilemesinin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Mevcut yeme rutinlerinin aşırı şekilde değiştirilmemesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve stresin azaltılması iyileşme sürecine katkı sağlar. Ailenin hastalık belirtilerini tanıması ve profesyonel yardım aramada destek olması kritik önem taşır.” dedi.</p>
<p>Partnerlerin, kısıtlayıcı tutumlardan kaçınarak, belirtileri fark ederek ve duygusal destek sunarak tedavi sürecine olumlu katkıda bulunabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Yeme bozuklukları ciddi tıbbi sorunlara yol açabileceği için belirtileri fark eden bireylerin en kısa sürede bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmaları önerilir. Tedavi süreci sabır gerektirir ve yakın desteği iyileşmenin önemli bir parçasıdır.” uyarısında bulunarak sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yeme-bozukluklarinda-erken-mudahale-sart-593265">Yeme bozukluklarında erken müdahale şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bitkin]]></category>
		<category><![CDATA[çaresiz]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmış]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[Toksik İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde kişilerin kendini sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissedebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir.” dedi. Yalnız kalma korkusu ile verilen emek ve alışkanlıkların, toksik ilişkiyi sürdürmede önemli rol oynadığına vurgu yapan Beyaz, farkındalık oluşturmanın, belirtileri gözlemleyerek sınırlar çizmenin, korunmanın ilk adımı olarak öne çıktığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, toksik ilişkilerin belirtileri, nedenleri, kişiler üzerindeki etkileri ile bu ilişkilerden korunma ve çıkış yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm ilişkiler toksik olabilir!</strong></p>
<p>‘Toksik’ kelimesinin, Türkçe’de doğrudan karşılığı olmasa da anlam olarak zarar veren, zehirleyen ve uzak durulması gereken durumları çağrıştırdığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlişki boyutunda da benzer bir anlam taşır. Umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri için kullanılır. Toksik ilişkiler, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler toksik ilişkinin kanıtı!</strong></p>
<p>Bir ilişkide toksik ortamın varlığını anlamanın birkaç belirgin yolu olduğunu aktaran Beyaz, “Kişi kendini ilişkide sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hisseder. İhtiyaçlarının göz ardı edildiğini, sürekli ikinci planda kaldığını düşünür. Karşı tarafın ruh halindeki tutarsızlıkları fark eder ve bu durumdan strese girer. Alınan kararlar veya yapılan davranışlar, suçluluk, korku, öfke gibi yoğun duygularla geri döner. Karşı tarafı kırmamak için davranışlarına aşırı dikkat eder ve tepkilerinden endişe duyar. Bunların yanında sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar da toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir. Yalan söylemek de bu tür ilişkilerde sıkça rastlanan bir işaret olabilir, ancak tek başına toksik ilişki varlığını kanıtlamaz, diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yalnız kalma korkusu toksik ilişkiyi sürdürmeye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerin çoğu zaman yalnızlık korkusu nedeniyle sürdürüldüğüne işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, ilişkiyi sonlandırdığında başka birini bulamama veya yalnız kalma kaygısı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>‘Başka biri beni aynı şekilde sevmeyecek’ veya ‘eski çekiciliğim kalmadı’ gibi düşüncelerin, ayrılmayı zorlaştıran inançlar olduğunu kaydeden Beyaz, “Ayrıca ilişki boyunca verilen emek, zaman ve sevgi, ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirir. Alışkanlıklar ve rutinler de değişimden kaçınmayı beraberinde getirir. Birlikte geçirilen keyifli zamanlar, evde yalnız olmanın yarattığı güvensizlik duygusu, ilişkide kalmayı cazip kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkiyi fark etmek, korunmanın ilk adımı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkiyi fark etmenin, korunmanın ilk adımı olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birey, belirtileri gözlemleyip, ilişki öncesi ve sonrası kendi halindeki değişimleri fark edebilir.” dedi.</p>
<p>Farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Beyaz, “Düşünceleri ve duyguları not etmek, farkındalık oluşturur. Karşı tarafa sınırlar çizmek, disiplinli ve tutarlı olmak önemlidir. Toksik davranışların, çoğu zaman karşı tarafın kendisiyle ilgili sorunlardan kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim ve farkındalık, bazen toksik davranışları azaltabilir; ancak bu süreç uzun zaman ve emek gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi etkileri fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün!</strong></p>
<p>Çoğu durumda toksik ilişkilerin, boşanma veya pasif agresif iletişimle sonuçlandığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ancak kişi kendi üzerindeki etkilerini fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>Toksik ilişkiden kurtulmak için inkârı bırakarak yaşanan durumu gerçekçi bir şekilde kabul etmek gerektiğinin altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişinin kendisine iyi gelen etkinlikleri ve alışkanlıklarını ihmal etmemesi önemlidir. Uzman desteği almak, duygusal iyileşmeyi hızlandırır ve süreci daha sağlıklı kılar. İlişki sona erse bile etkileri bir süre hissedilebilir. Bu dönemde sabırlı olmak, kendine şefkat göstermek ve sezgilerine güvenmek kritik öneme sahiptir. Kararlar, kişinin kendisiyle yüzleşmesi açısından önemlidir; bu nedenle rasyonel ve farkındalıkla alınmalıdır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk işaret hayvana eziyet!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 11:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[erol]]></category>
		<category><![CDATA[eziyet]]></category>
		<category><![CDATA[Görmezden]]></category>
		<category><![CDATA[hayvana]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[Şiddet Eğilimi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şiddet eğilimi olan bireylerin psikolojik özellikleri, erken uyarı işaretleri ve çevresindekilerin bu durum karşısında alması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234">İlk işaret hayvana eziyet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, şiddet eğilimi olan bireylerin psikolojik özellikleri, erken uyarı işaretleri ve çevresindekilerin bu durum karşısında alması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şiddetin ortaya çıkmasında farklı faktörler birlikte rol oynuyor!</strong></p>
<p>Şiddet eğiliminin doğuştan mı geldiği yoksa çevresel faktörlerin etkisiyle mi geliştiği konusunun psikoloji alanında uzun yıllardır üzerinde çalışmalar yapılan bir konu olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Araştırmalar şiddetin ortaya çıkmasında etkili olan faktörleri; nörobiyolojik, sosyal, bireysel, ekonomik ve çevresel faktörler olarak kabul ediyor.” dedi.</p>
<p>Şiddet davranışıyla en çok ilişkilendirilen beyin bölgesinin prefrontal korteks yani dürtü kontrolü ve karar verme merkezi olduğunu ifade eden Erol, “Bu merkezin yetersiz çalışması ve tehlike algısında rol oynayan amigdalanın ise aşırı uyarılmasıyla kişi sıradan bir tartışmayı tehdit olarak algılar. Böylece öfkesini doğrudan davranışa döker ve saldırganlık artar. Çevresel koşullar, aile içi iletişim, çocuklukta maruz kalınan ihmal veya istismar, toplumun şiddeti ele alma biçimi, ekonomik sıkıntılar ve travmatik deneyimler bu biyolojik eğilimleri pekiştirebilir ya da tersine dengeleyici bir rol oynayabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlk ve en güçlü işaret, hayvanlara yapılan eziyet! </strong></p>
<p>Çocukluk ve ergenlik döneminde gözlemlenen bazı davranışların yetişkinlikte görülebilecek şiddet eğiliminin habercisi olarak kabul edildiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Özellikle hayvanlara eziyet etmek, bu alanda en güçlü uyarı işaretlerinden biridir.” dedi.</p>
<p>Çocuğun kimi zaman öfkesini veya çaresizliğini kendisinden güçsüz gördüğü bir varlığa yönelterek bir rahatlama aracı bulduğunu dile getiren Erol, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Kimi zaman çevresinde gördüğü şiddeti model alarak normalleştirir, kimi zaman da empati gelişimindeki eksiklik nedeniyle başka bir varlığın acısını kavrayamaz. Hayvana şiddet uygulayan kişilerin beyinlerinde empatiyle ilişkili ayna nöron sisteminin daha düşük çalıştığına dair bulgular vardır. Bu kişiler karşılarındaki canlının acısını hissedemedikleri için şiddeti meşrulaştırabilirler. Bunun yanında çocuk ve ergenlerde akran zorbalığı yapma, küçük yaşta başkalarını tehdit etme, kuralları sürekli hiçe sayma, otoriteyle sıklıkla çatışma, empati yetersizliği ve sık öfke patlamaları da yetişkinlikte şiddet uygulama riskine işaret eden davranışlar arasında yer alır. Bu nedenle öğretmenlerin ve ebeveynlerin bu davranışları göz ardı etmemesi, &#8216;çocuktur yapar&#8217; diyerek küçümsememesi ve pekiştirmemesi gerekir.”</p>
<p><strong>Şiddet eğilimli kişiler, karşısındakinin acısını görmezden gelir ve pişmanlık duymaz! </strong></p>
<p>Günlük hayatta şiddet eğilimi olan bireylerin bazı davranışlarıyla bunu belli edebildiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Örneğin küçük bir eleştiride bile aşırı öfkeye kapılma, partnerini ya da arkadaşlarını sürekli kontrol etmeye çalışma, tartışmalarda hakaret ve küçümsemeyi iletişim biçimi kullanma gözlemlenebilir.” dedi.</p>
<p>Şiddet eğilimi olan kişilerin dürtüsellikleri nedeniyle ani öfke patlamaları yaşayabileceklerine vurgu yapan Erol, “Başkalarının sınırlarını hiçe sayabilir ve otorite kurma isteğiyle davranışlarını meşrulaştırabilir. Şiddete eğilimli kişilerde sık görülen bir başka özellik ise empati mekanizmalarının zayıf işlemesidir. Normal şartlarda karşımızdakinin yüz ifadesi, ses tonu ya da acı çektiğini gösteren işaretler bizde durma, sakinleşme ve onunla duygusal olarak bağ kurma tepkisi uyandırır. Ancak antisosyal kişilik yapılanması ya da kişilik bozukluğuna sahip bireylerde bu süreçler ya hiç devreye girmez ya da çok sınırlı kalır. Bunun sonucunda şiddet uygulayan kişi karşısındakinin acısını görmezden gelir, davranışını rasyonelleştirir ve çoğu zaman pişmanlık duymaz. Hatta kimi zaman zarar vermeyi güçlülüğünün bir göstergesi olarak bile görebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İşaretleri görmezden gelmek, şiddetin büyümesine zemin hazırlıyor! </strong></p>
<p>Ailelerin, arkadaşların veya iş yerindeki kişilerin şiddet eğilimi gösteren birini fark ettiğinde ne yapmaları gerektiğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Öncelikle bu işaretler asla küçümsenmemeli. Görmezden gelmek, şiddetin büyümesine zemin hazırlar.” uyarısında bulundu.</p>
<p>Böyle bir durumla karşılaşıldığında en önemli adımlardan birinin kişiyi yargılamadan ama net bir tavırla davranışlarının kabul edilemez olduğunu belirtmek ve profesyonel destek almaya yönlendirmek olduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çevresindeki kişiler kendi güvenliklerini öncelemeli, şiddet riski arttığında gerekli hukuki yolları devreye sokmalı. İş yerlerinde mobbing ve şiddete karşı net politikalar oluşturulmalı, okullarda zorbalık erken dönemde fark edilip müdahale edilmeli. Toplumsal düzeyde de şiddeti normalleştiren, haklı çıkaran ya da görmezden gelen tavırların şiddeti beslediği unutulmamalı. Erken farkındalık, profesyonel destek, önleme bilinçlendirme çalışmaları ve toplumsal kararlılık sayesinde hem bireylerin hem de toplumun şiddetin yıkıcı sonuçlarından korunması mümkün.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilk-isaret-hayvana-eziyet-582234">İlk işaret hayvana eziyet!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orucu Bozan Davranışlar: Dikkat Edilmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/orucu-bozan-davranislar-dikkat-edilmesi-gerekenler-445929</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2024 21:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozan]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[orucu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=445929</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oruç tutarken yapılan yanlışlar ve kaçınılması gerekenler hakkında bilgi alın. Şaşırtıcı alışkanlıklar, yiyecek ve içecekler, dilinizi nasıl tutacağınızı öğrenin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orucu-bozan-davranislar-dikkat-edilmesi-gerekenler-445929">Orucu Bozan Davranışlar: Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span>Oruç, fiziksel ve ruhsal temizliğin yanı sıra disiplin ve öz kontrolün de bir göstergesidir. Ancak bazen farkında olmadan yaptığımız bazı alışkanlıklar, bu kutsal ibadeti bozabilir. İşte orucu bozabilecek şaşırtıcı alışkanlıklar ve dikkat edilmesi gerekenler:</span><br /></b></p>
<ul>
<li><strong>Ağız ve Diş Bakımı:</strong> <i>Diş fırçalarken</i> yutulan su veya diş macunu, orucu bozabilir. Bu yüzden dişlerinizi fırçalarken çok dikkatli olmalı ve mümkünse misvak kullanmayı tercih etmelisiniz.</li>
<li><strong>Parfüm veya Kolonya Kullanımı:</strong> Bilinçsizce yapılan aşırı parfüm veya kolonya kullanımı, özellikle burna çekilirse orucu bozabilir. Bu nedenle, oruçlu olduğunuz zamanlarda bu tür ürünlerin kullanımında ölçülü olmalısınız.</li>
<li><strong>Kozmetik Ürünler:</strong> Dudak parlatıcısı gibi, yalayarak yutabileceğiniz kozmetik ürünlerin kullanımı da orucu bozabilir. Bu tür ürünlerden kaçınmak ya da oruç saatleri dışında kullanmak daha uygundur.</li>
<li><strong>Yanlışlıkla Yemek Yemek veya İçmek:</strong> Unutarak yemek yemek veya içmek orucu bozmaz, ancak fark edildiği anda bu eyleme son vermek gerekir. Bilinçli olarak devam ettirilirse oruç bozulmuş olur.</li>
<li><strong>Sigara İçmek:</strong> Oruçlu olduğunuz saatler içinde sigara içmek orucu bozar. Sigara içme alışkanlığı olanların oruç süresince bu alışkanlıklarını kontrol altında tutmaları gerekmektedir.</li>
</ul>
<p><b>Oruç Tutarken Kaçınılması Gereken Yiyecek ve İçecekler</b></p>
<p>Oruç, kişinin sabah tan yeri aydınlanmaya başladığı saatten, akşam güneş batıncaya kadar, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durduğu bir ibadettir. Oruç tutarken dikkat edilmesi gereken bazı temel kurallar vardır. Bu kurallar arasında, özellikle iftar ve sahur vakitlerinde tüketilen yiyecek ve içecekler büyük önem taşımaktadır. İşte oruç tutarken kaçınılması gereken yiyecek ve içecekler hakkında bilgiler:</p>
<ul>
<li><strong>Çok Tuzlu Yiyecekler:</strong> Sahurda çok tuzlu yiyecekler tüketmek, gün boyu susuzluğu artırabilir. Bu nedenle tuz oranı yüksek yiyeceklerden kaçınmak önemlidir.</li>
<li><strong>Yüksek Şekerli Yiyecek ve İçecekler:</strong> Şekerli yiyecek ve içecekler, kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltip düşürebilir. Bu da açlık ve susuzluk hissini artırabilir.</li>
<li><strong>Kafeinli İçecekler:</strong> Kahve, çay gibi kafein içeren içecekler diüretik etki yaparak vücuttan su kaybına neden olabilir. Bu yüzden kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.</li>
<li><strong>Ağır ve Yağlı Yiyecekler:</strong> Ağır ve yağlı yiyecekler sindirimi zorlaştırabilir ve oruç tutmayı güçleştirebilir. Hafif ve dengeli beslenmeye özen göstermek faydalıdır.</li>
<li><strong>Asitli İçecekler:</strong> Asitli içecekler mideyi rahatsız edebilir ve oruç tutarken olumsuz etkilere neden olabilir.</li>
</ul>
<p><b>Dilinizi Tutun: Orucu Bozan Sözler ve Davranışlar</b></p>
<p>Oruç, sabır ve disiplin gerektiren bir ibadettir. Bu mübarek zaman diliminde, yalnızca yeme ve içmeyle ilgili değil, aynı zamanda söz ve davranışlarımızla ilgili de dikkatli olmamız gerekir. İşte orucu bozan bazı söz ve davranışlara dair önemli bilgiler:</p>
<ul>
<li><strong>Yalan Söylemek:</strong> Yalan, orucun manevi değerini düşüren ve kişinin orucunu tehlikeye atan bir davranıştır.</li>
<li><strong>Gıybet ve Dedikodu:</strong> Başkaları hakkında olumsuz konuşmak, gıybet ve dedikodu yapmak da orucun ruhuna aykırıdır.</li>
<li><strong>Küfür ve Argoluk Kullanımı:</strong> Ağza alınmayacak sözler ve argo kullanımı, oruç ibadetinin maneviyatını zedeler.</li>
<li><strong>Öfke ve Kızgınlık:</strong> Öfke kontrolünü kaybetmek ve kızgınlıkla hareket etmek, orucun manevi atmosferine zarar verir.</li>
<li><strong>Anlamsız ve Boş Konuşmalar:</strong> Orucun ruhuna uygun olmayan, anlamsız ve boş konuşmalar da kaçınılması gerekenler arasındadır.</li>
</ul>
<p><i>Orucunuzu korumak için dilinizi, sözlerinizi ve davranışlarınızı kontrol altında tutmanız önemlidir. Bu dönemde daha fazla sabır göstermeli ve olumsuz davranışlardan kaçınmalısınız.</i></p>
<p><b>Oruçluyken Yapılabilecek En Önemli Hatalar</b></p>
<p>Oruç, kişinin sabrını, iradesini ve maneviyatını güçlendiren, bireyin kendini disipline etmesine yardımcı olan dini bir ibadettir. Ancak bazı davranışlar, bilinçli ya da bilinçsizce yapıldığında orucu bozabilir. Bu yüzden oruç tutarken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır.</p>
<ul>
<li><strong>Bilerek yemek ve içmek:</strong> Oruçluyken bilerek herhangi bir şey yemek ya da içmek orucu bozar.</li>
<li><strong>Kusmak:</strong> Kendiliğinden olmayıp, kasten kusmak orucu bozar.</li>
<li><strong>Cinsel ilişki:</strong> Oruçlu iken cinsel ilişkide bulunmak orucu bozar.</li>
<li><strong>Yalan söylemek ve dedikodu yapmak:</strong> Yalan söylemek ve dedikodu yapmak orucun manevi değerini düşürür, ancak orucu bozmaz. Bununla birlikte, bu tür davranışlar orucun ruhuna aykırıdır ve kaçınılması gereken davranışlardır.</li>
<li><strong>Ağız dolusu kusmak:</strong> Kontrolsüz şekilde ağız dolusu kusmak orucu bozar.</li>
<li><strong>Adet görmek veya lohusalık hali:</strong> Kadınlar için adet görmek veya doğum sonrası lohusalık hali orucu bozar.</li>
</ul>
<p>Oruç tutarken dikkat edilmesi gereken bu hatalardan kaçınmak, orucun kabul olmasını ve manevi anlamda daha fazla fayda sağlamasını destekler. Bu yüzden oruçluyken yapılabilecek en önemli hatalar konusunda bilinçli olmak önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/orucu-bozan-davranislar-dikkat-edilmesi-gerekenler-445929">Orucu Bozan Davranışlar: Dikkat Edilmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
