<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çocuktan | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/cocuktan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cocuktan</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>çocuktan | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cocuktan</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de her 7 çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-cocuktan-biri-akran-zorbaligina-maruz-kaliyor-591749</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 10:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuğa Karşı Şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[kalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[önleme]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığa]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığına]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 10-14 Kasım Dünya Akran Zorbalığıyla Mücadele Haftası kapsamında çocuğa karşı şiddet ve akran zorbalığı ilişkisini değerlendirerek, bu yılın teması olan “İyiliğin Gücü” ne dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-cocuktan-biri-akran-zorbaligina-maruz-kaliyor-591749">Türkiye&#8217;de her 7 çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 10-14 Kasım Dünya Akran Zorbalığıyla Mücadele Haftası kapsamında çocuğa karşı şiddet ve akran zorbalığı ilişkisini<strong> </strong>değerlendirerek, bu yılın teması olan “İyiliğin Gücü” ne dikkat çekti.</p>
<p><strong>Çocuğa karşı şiddetin her biçimi devam ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, geçtiğimiz yıl Kolombiya’nın başkenti Bogota’da düzenlenen Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Küresel Bakanlar Toplantısı’nın birinci yıl değerlendirmesine değinerek, ülkelerin bu alanda attıkları adımları şöyle değerlendirdi:</p>
<p>“Bir yıl önce ülkeler, çocuğa karşı şiddeti tamamen ortadan kaldırmak için taahhütlerde bulunmuştu. Dünya Sağlık Örgütü ev sahipliğinde yapılan çevrim içi toplantıda, bu sözlerin ne kadar yerine getirildiği konuşuldu. Birçok ülke, özellikle ‘fiziksel ceza’ konusunda ciddi yasal yaptırımlar getirdi. Şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve farkındalık oluşturulması konusunda güçlü adımlar atıldı.<br /> Çocuğa karşı şiddetin her biçimi —ihmal, istismar, örseleme— insanlığın acilen çözmesi gereken bir sorun olmaya devam ediyor.”</p>
<p><strong>Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti, akran zorbalığı</strong></p>
<p>Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti yani akran zorbalığının yalnızca fiziksel bir şiddet türü olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Zorbalık, bir bireyin kasıtlı olarak ve tekrar eden biçimde bir başka kişiye zarar vermesi ya da onu rahatsız etmesiyle ortaya çıkar. Bu yalnızca fiziksel temasla değil, sözel saldırılar, dışlama veya dijital zorbalık gibi eylemlerle de gerçekleşebilir. Genellikle üç temel unsurla tanımlanır; niyet, süreklilik ve güç dengesizliği.” dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor</strong></p>
<p>UNICEF’in 2024 raporuna göre, zorbalık davranışlarının çocukların yaşam kalitesini derinden etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Ülküer, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. TÜİK’in 2024 araştırmalarına göre; 6-17 yaş arası her 7 çocuktan biri, birden fazla kez akran zorbalığına uğruyor. Özel gereksinimli çocuklar, akran zorbalığına maruz kalma açısından daha yüksek risk altında. Zorbalığa uğrayan çocukların okul devamsızlık oranları artıyor, akademik başarıları düşüyor ve yaşam boyu sürecek travmalar ortaya çıkabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, bu tabloya dikkat çekerek, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler.<br /> Bu nedenle, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, akran zorbalığının da önlenmesi açısından kritik önemdedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Güçlü ebeveynler zorbalığın önlenmesinde kilit rol oynuyor</strong></p>
<p>İngiltere merkezli Akran Zorbalığına Karşı Birliği (Anti Bullying Alliance-ABA) gibi kurumların çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ülküer, zorbalığın önlenmesinde en etkili stratejilerin başında ebeveynlerin güçlendirilmesinin geldiğini vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığının önlenmesinde en önemli faktörlerden birinin “güçlü ebeveyn-çocuk iletişimi” olduğunu ifade ederek, çocukların ilk öğretmenleri olan ebeveynlerin, bilinçli iletişim kurma becerilerini geliştirmelerinin, zorbalığın erken fark edilmesinde ve önlenmesinde hayati önem taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>Ebeveynlere akran zorbalığıyla mücadelede öneriler</strong></p>
<p>Ebeveynlere bu konuda bazı pratik öneriler sunan Prof. Dr. Ülküer, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuğunuzla sakin ve yargılamadan konuşabileceğiniz bir zaman ayırın. Açık uçlu sorular sorun; “Bana neler olduğunu anlatabilir misin?” gibi sorularla kendini ifade etmesini sağlayın. Duygusal değişimleri fark edin; okula gitmek istememesi, eşyalarının kaybolması gibi işaretlere dikkat edin.<br />Zorbalığa uğrayan çocuğunuza bunun kendi suçu olmadığını, birlikte çözebileceğinizi hatırlatın.<br /> Zorbalığa tanık olan çocuğunuza iyiliğin önemini anlatın; yetişkine haber vermesini ve zorbalık görene destek olmasını teşvik edin. Zorbalığa karışan çocuğunuzla sakin konuşun; davranışının etkilerini anlamasına ve doğru davranışı öğrenmesine yardımcı olun. Okulla iş birliği yapın ve süreci birlikte takip edin. Empati ve saygı konusunda örnek olun; öfkelendiğinizde bile nazik ve anlayışlı davranarak model oluşturun.”</p>
<p><strong>Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı </strong></p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığını önlemede okul sistemlerinin ve eğitim politikalarının önemini dile getirerek, “Öğretmenlerin meslek öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde akran zorbalığıyla mücadeleye yer verilmesi gerekiyor. Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı. Zorbalık olayları kayıt altına alınmalı ve ilgili kurumlara hızla bildirilmelidir. Ayrıca okullar, ebeveynlerle güçlü bir iletişim içinde olmalıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Zorbalık yapan çocukların çoğu da geçmişin mağdurları </strong></p>
<p>Zorbalık döngüsünün kırılabilmesi için mağdurların yanı sıra zorbalık yapan çocuklara da psikolojik destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Şiddet şiddeti doğurur. Zorbalık yapan çocukların çoğu, geçmişte başka türden şiddetlerin mağdurları olmuştur. Bu nedenle, davranışlarının ardındaki nedenlerin araştırılması ve gerekli psikososyal desteğin sağlanması çok önemlidir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ülküer, çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı:</p>
<p>“Politika odaklı araştırmalar yapılmalı; yalnızca “kim” ve “ne” değil, “neden” ve “nasıl” sorularına da yanıt aranmalı.</p>
<p>İzleme ve değerlendirme çalışmaları, mevcut önleme programlarını bilimsel olarak gözden geçirmeli.</p>
<p>Ulusal strateji planı ve bütçe, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda hazırlanmalı.</p>
<p>Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı; farkındalık çalışmalarının sürdürülebilirliği için kaynak oluşturulmalı.”</p>
<p><strong>İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim</strong></p>
<p>Tüm bu gerekçelerden yola çıkarak, TBMM içinde başlatılan Çocuk Hareketi’nin Türkiye Büyük Millet Meclis’i bünyesinde Akran Zorbalığını Önleme Komisyonu kurduğunu ifade eden Prof. Dr. Ülküer, “Komisyon, katılımcı bir bakış açısıyla çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Bu önerilerin hayata geçirilmesinde önemli bir lokomotif olacaktır. Desteklenmesi gereken önemli bir adım. İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-her-7-cocuktan-biri-akran-zorbaligina-maruz-kaliyor-591749">Türkiye&#8217;de her 7 çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 3 çocuktan 1&#8217;i akran zorbalığına uğruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1i-akran-zorbaligina-ugruyor-576147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 14:07:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[Akran Zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[uğruyor]]></category>
		<category><![CDATA[zorba]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığa]]></category>
		<category><![CDATA[Zorbalığın]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okulların açılmasına günler kala, çocukları akademik zorlukların yanı sıra bekleyen en önemli risklerden biri akran zorbalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1i-akran-zorbaligina-ugruyor-576147">Her 3 çocuktan 1&#8217;i akran zorbalığına uğruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasına günler kala, çocukları akademik zorlukların yanı sıra bekleyen en önemli risklerden biri akran zorbalığı. Fiziksel, sözel ya da cinsel eylemlerle ortaya çıkabilen; kimi zaman doğrudan saldırı, kimi zaman ise dışlama veya alay etme gibi dolaylı yollarla kendini gösteren zorbalık, artık yalnızca sınıf içinde ya da okul bahçesinde değil, sosyal medya ve dijital platformlarda da görünmez bir tehdit haline geliyor. İstinye Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, akran zorbalığının giderek artan etkilerine dikkat çekerek, çocukların hem akademik hem de psikolojik gelişimlerini tehdit eden bu sorunun ciddiyetini vurguladı.</p>
<p><strong>“Dünyada ve Türkiye’de her 3 çocuktan 1’i zorbalığa uğruyor”</strong></p>
<p>Araştırmalar, akran zorbalığının her ülkede yaygın bir sorun olduğunu ve özellikle ekonomik açıdan dezavantajlı çocuklarda daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Dünya çapında 83 ülkeyi kapsayan geniş ölçekli bir araştırma, 12–17 yaş arası ergenlerde zorbalığa maruz kalma oranının ortalama yüzde 30 olduğunu gösteriyor: yani her üç çocuktan biri akran zorbalığının hedefi oluyor. En yüksek oranlar Doğu Akdeniz ve Afrika bölgelerinde görülürken, Avrupa ülkelerinde bu oranın oldukça düşük olduğu görülüyor. Zorbalığın ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirten Prof. Dr. Ebru Şalcıoğlu, Türkiye’de akran zorbalığı ile ilgili yürütülen bir araştırmanın sonuçlarını aktararak şunları söyledi: </p>
<p>“Türkiye’de yürütülen geniş kapsamlı bir araştırmada ise öğrencilerin üçte birinin geleneksel okul zorbalığına, yaklaşık beşte birinin de siber zorbalığa maruz kaldığı saptandı. Erkek öğrenciler daha çok zorba rolünde yer alırken, kız öğrencilerin özellikle siber zorbalığın hedefi oldukları belirlendi. Bu bulgular, ülkemizde akran zorbalığının hem yaygın hem de cinsiyetler arasında farklı biçimlerde ortaya çıkan bir sorun olduğunu gösteriyor. Zorbalığın bu kadar yüksek oranlarda görülmesi, bunu yalnızca bireysel bir sorun değil, ciddi bir halk sağlığı meselesi haline getiriyor.”</p>
<p><strong>“Akran zorbalığı kısa ve uzun vadede önemli psikolojik yaralar açar”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Şalcıoğlu zorbalığın çocuk psikolojisi üzerindeki uzun vadeli etkilerini de aktardı:</p>
<p>“Akran zorbalığına maruz kalan çocuklar çoğunlukla utanç, korku, üzüntü ve öfke gibi yoğun duygular yaşarlar. Bu duygular onları içe kapanmaya, sosyal etkinliklerden uzak durmaya, fikirlerini ifade etmekten çekinmeye yöneltebilir. Bunlar uzun vadede ciddi psikolojik sorunlara dönüşebilir. Araştırmalar, zorbalığa maruz kalan çocuklarda kaygı, depresyon, travmatik stres, yeme bozuklukları gibi ciddi ruh sağlığı sorunları geliştiğini, bu çocuklarda kendine zarar verme davranışlarının ve hatta intihar girişimlerinin daha sık görüldüğünü gösteriyor. Dolayısıyla zorbalık yalnızca anlık bir çatışma değil, uzun vadede çocukların ruh sağlığını derinden etkileyen bir travma kaynağıdır.”</p>
<p><strong>“Empati eksikliği ve sosyal medya kültürü zorbalığı körüklüyor”       </strong></p>
<p>Prof. Dr. Şalcıoğlu sosyal medya kullanımının psikoloji üzerindeki etkileri üzerine sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“Zorbalığın nedenleri üzerine yapılan psikolojik araştırmalar, bu davranışın basit bir ‘kötü niyet’ meselesi olmadığını ortaya koyuyor. Zorbalık, aslında sosyal hiyerarşilerde güç kazanma ve elde edilen gücü koruma çabasının bir yansıması. Çocuk, çevresinden dikkat, onay, saygı veya somut ödüller elde ettikçe bu davranışı sürdürüyor. Özellikle empati yetisi zayıf olan bir çocuk, davranışlarının yol açtığı zararı fark etmeyebiliyor. Günümüzde sosyal medyanın sunduğu ‘beğeni’ ve ‘takipçi’ gibi görünür ödüller, özellikle siber zorbalığı daha da pekiştiren bir rol oynuyor.”</p>
<p><strong>“Ailelere önemli rol düşüyor”</strong></p>
<p>Şalcıoğlu akran zorbalığının çözümünde ailelerin kritik rolünü vurguladı: </p>
<p>“Okulların açılmasına kısa bir süre kala aileler, çocuklarını akran zorbalığına karşı bilinçlendirmek için evde basit ama etkili adımlar atabilirler. Öncelikle, zorbalığın ne olduğunu ve hangi davranışların kabul edilemez olduğunu çocuklarıyla açıkça konuşmaları gerekiyor. Bunun için Millî Eğitim Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan çok sayıda bilgilendirici kaynaktan faydalanabilirler. Çocuklara hem mağdur olduklarında hem de tanık olduklarında sessiz kalmamaları gerektiğini öğretmek, onları koruyucu bir bilinçle donatır.</p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarının davranışlarındaki değişiklikleri fark etmesi ve duygularını ifade edebilecekleri güvenli bir ortam yaratması çok önemli. Çocuk zorbalığa uğradığında, yaşadığı olayları anlatabilmesi için desteklenmeli. Aile bu noktada koruyucu bir rol üstlenerek çocuğun fiziksel ve duygusal bütünlüğünü gözetmeli, okulla iletişime geçerek zorbalığı önlemek için girişimlerde bulunmalı. Ayrıca çocuklara, zorbalığa boyun eğmenin ve sessiz kalmanın çözüm olmadığını, tam tersine bu davranışı beslediğini anlatmak gerekiyor. Çocuk kendisini ifade etmeyi ve sınır çizmeyi öğrendiğinde hem zorbalığın etkileri azalır hem de öz güveni güçlenir.</p>
<p>Zorbalık yapan bir çocuğu olan aileler de sorumluluk almalı. Empatiyi geliştiren basit sohbetler bu süreçte çok değerli. Örneğin, ‘Sen böyle bir şey yaşasaydın ne hissederdin?’ gibi sorular çocukların başkalarının bakış açısını anlamasını kolaylaştırıyor. Son olarak, öğretmenlerle düzenli iletişim halinde olmak ve okul ortamındaki güvenliği takip etmek hem mağdur hem de zorba çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen önleyici adımlar arasında yer alıyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1i-akran-zorbaligina-ugruyor-576147">Her 3 çocuktan 1&#8217;i akran zorbalığına uğruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 08:39:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[demir]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563339</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339">Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy</strong> “Yapılan araştırmalara göre özellikle 6 ay-2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde çok daha fazla görülen demir eksikliği erken dönemde fark edilmezse, kalıcı öğrenme ve davranış problemlerine yol açabilir” diyor. Dr. Ceren çocuklarda demir eksikliğinin 10 belirtisini sıraladı, alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en yaygın sağlık sorunlarından biri olan demir eksikliği, kanın vücuda oksijen taşıma yeteneğini azaltıyor. Uzun süre fark edilmediğinde ise hem fiziksel hem de nörolojik sistemde olumsuz etkilere yol açıyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda yetersiz demir alımının, gelişim geriliğinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirterek “Yapılan çalışmalarda; yaşamın ilk yıllarında gelişen demir eksikliğinin, ömür boyu bilişsel gerilemeye neden olduğu raporlanmıştır. Süt çocuklarında gelişim basamaklarında gerileme görülür, yürüyebilen bir çocuk yürüyemez olur. Bağışıklık sisteminde zayıflamaya, yutma güçlüğüne, konsantrasyon bozukluğuna, kalıcı öğrenme ve davranış problemleri ile okul başarısında düşmeye yol açar. Yapılan son çalışmalarda; demir eksikliğinin astımlı çocuklarda atak sıklığını artırdığı görülmüştür” diyor. </p>
<p><strong>Demir eksikliğine yol açan hatalar!</strong></p>
<p>Demir eksikliğine; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, özellikle ergenlik döneminde rejim yapma, akut ve kronik kan kayıpları, kronik enfeksiyonlar, ishal, çölyak, laktoz intoleransı gibi emilim bozukluğu ile giden hastalıklar ve bağırsak parazitleri neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Toplumda bazı yanlış davranışlar da demir eksikliğine yol açabiliyor. Örneğin; 6. aydan sonra hızlı büyüme ile birlikte diyete demir içeren gıdaların yeterince eklenmemesi ve yemeklerden hemen sonra çay tüketilmesi toplumumuzda sık yapılan yanlışlardan” diyor. </p>
<p><strong>Pekmez yetmez, süt içirmeyi abartmayın!</strong></p>
<p>Demir eksikliği tanısı alıp ilaç başlanmış çocuklarda pekmez ile tedavi sağlanacağını düşünüp ilacı kesmenin de sık yapılan yanlışlardan olduğunu vurgulayan Dr. Ulusoy “Pekmez güzel bir destek ancak içeriğindeki demirin biyoyararlanımı azdır, tedavi yerine kullanılması uygun değildir” uyarısında bulunuyor. Dr. Ceren Ulusoy, pekmezin yanında süt içilmesi ya da demir içeren besinlerin ardından çay içilmesinin de demirin emilimini önemli ölçüde azalttığını belirtirken “Sık yapılan yanlışlardan biri de; çocuğa kemikleri gelişsin diye günde 2 su bardağından fazla inek sütü içirilmesidir. Aşırı süt tüketimi hem demir emilimini hem de tokluk hissi yaratarak çocuğun diğer gıdaları tüketmesini engeller” diyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa!</strong></p>
<p>Ülkemizde her 3 çocuktan birinde demir eksikliği bulunduğunu, bu sorunun özellikle 6 ay – 2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde daha da fazla görüldüğünü belirten Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda demir eksikliğinin önemli belirtilerini şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li>Soluk cilt rengi</li>
<li>Halsizlik ve çabuk yorulma</li>
<li>Ağız içinde yaralar</li>
<li>Baş ağrısı</li>
<li>Baş dönmesi</li>
<li>İştahsızlık,</li>
<li>Toprak, buz, kireç yeme</li>
<li>Algılama güçlüğü</li>
<li>Sinirlilik, hırçınlık</li>
<li>Tırnaklarda kırılma</li>
</ul>
<p><strong>Demir yapan besinler yedirin</strong></p>
<p>Çocukların her gün demirden zengin iki-üç farklı besin tüketmeleri gerektiğini belirten Dr. Ulusoy “Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri sadece fazla miktarda et yedirerek demir eksikliğinin engelleneceğinin düşünülmesi. Oysa önemli olan; sebze, bakliyat ve etten zengin, çeşitli ve emilimi destekleyen bir beslenme modelinin oluşturulmasıdır” diyor. Kırmızı et, dana ciğeri, tavuk, balık, yumurta sarısı ve aşırıya kaçmamak şartıyla sakatat ürünleri ile ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, badem ve antep fıstığının zengin demir kaynakları olduğunu söyleyen Dr. Ceren Ulusoy, bu besinlerin C vitamini (portakal, mandalina, domates vb) ile tüketilmesinin demir emilimini artıracağına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Gelişigüzel demir takviyesi karaciğeri vuruyor!</strong></p>
<p>Demir eksikliği tanısı konulduktan sonra doktor önerisiyle demir şurubuna başlanacağını ve tedavinin genellikle 3-6 ay süreceğini belirten Dr. Ulusoy “Tedavinin birinci ayında kan testi alarak hemoglobin değerinin yükseldiğini görmek gerekir. Tedavi sürecinde ailelerin önerilen doza sadık kalması çok önemlidir. Aşırı demir yüklenmesi ve rastgele demir takviyesi karaciğer hasarı gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-3-cocuktan-1inde-demir-eksikligi-var-563339">Her 3 çocuktan 1&#8217;inde demir eksikliği var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerjisi olan her 10 çocuktan 7&#8217;si fırında pişmiş süt ve yumurta ürünleri tüketebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunleri-tuketebiliyor-419806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Nov 2023 07:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[fırında]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[pişmiş]]></category>
		<category><![CDATA[süt]]></category>
		<category><![CDATA[tüketebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz, son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjilerinin özellikle çocuklarda önemli bir sorun olarak görülmeye başladığını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunleri-tuketebiliyor-419806">Alerjisi olan her 10 çocuktan 7&#8217;si fırında pişmiş süt ve yumurta ürünleri tüketebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“ALERJİSİ OLAN HER 10 ÇOCUKTAN 7’Sİ</strong></p>
<p><strong> FIRINDA PİŞMİŞ SÜT VE YUMURTA ÜRÜNLERİNİ TÜKETEBİLİYOR”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz, son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjilerinin özellikle çocuklarda önemli bir sorun olarak görülmeye başladığını söyledi. Arık buna karşın süt ve yumurta alerjisi olan 10 çocuktan 7’sinin bu ürünler, fırında piştiği takdirde tüketebildiğini açıkladı.</strong></p>
<p> </p>
<p>Son zamanlarda sıklığı giderek artan inek sütü ve yumurta alerjileri özellikle çocuklarda önemli bir sorun haline gelmeye başladı. Günümüzde neredeyse ortalama her 20 çocuktan birinde inek sütü veya yumurta alerjisi görülüyor. Alerjisi olan çocuklar, büyümeleri için önemli bir protein, mineral ve enerji kaynağı olan süt ve yumurta gibi iki önemli besinden uzaklaşmak durumunda kalsalar da son zamanlarda yapılan çalışmalar gösteriyor ki inek sütü veya yumurta alerjili çocukların 10’da 7’si gibi önemli bir kısmı, direkt olarak bu besinleri tüketemeseler bile fırınlanmış veya fermente edilmiş formlarını alerjik belirti göstermeden tüketebiliyorlar. <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Ebru Arık Yılmaz </strong>inek sütü veya yumurtayı özellikle un ve şeker gibi malzemelerle birlikte, belirli bir süre ve sıcaklıkta fırınlamanın bu besinlerin alerjik özelliklerini belirgin olarak azalttığını söyleyen Arık, “Üstelik araştırmalarda bu ürünleri alerjik belirti göstermeden düzenli olarak tüketebilen çocukların besin alerjilerinin, bu ürünleri tüketemeyen çocuklara göre daha çabuk geçtiği görüldü. Ancak bu durumun besin alerjisi olan her çocuk için geçerli olmadığını; bazı çocukların alerjisi azaltılmış ürünlerle bile çok ciddi alerjik belirti gösterebileceğini unutmamak lazım. Bu nedenle, bir çocuğun alerjik özellikleri nispeten azaltılmış fırınlanmış ürünleri alerjik belirti yaşamadan sorunsuz bir şekilde tüketip tüketemeyeceği mutlaka doktor kontrolünde belirlenmelidir” dedi. </p>
<p>Arık sözlerine şöyle devam etti: “Biz çocuk alerji hekimleri olarak, alerjik çocuklara bu ürünleri önermeden önce hangi çocukların bu fırınlanmış ürünleri tüketebileceğini, hangilerinde ise alerjik belirtilere yol açabileceğini belirleyebilmek için birtakım testler yaparız. Bu testler, hem deriden hem de kandan yapılan alerji testleridir. Bu testler sonucunda uygun olan çocuklara fırınlanmış ürünleri hastane şartlarında yakın gözetim altında, çok düşük miktarlardan başlayarak belirli aralıklarla ve giderek artan miktarlarda yediririz. Yedirme işlemi sırasında hemen alerjik belirti olmasa bile en az 2 saat daha ortaya çıkabilecek alerjik belirtiler açısından gözleriz. Bu süre içerisinde alerjik belirti olmadan bu besini tüketebildiğini belirlersek o zaman evde nasıl devam edebileceğini anlatan bir plan veririz. Gelişebilecek alerjik belirtilere hızlı ve etkin müdahale edilebilmesi için bu ürünlerle ilk karşılaşmanın mutlaka besin alerjileri konusunda deneyimli bir çocuk alerji uzmanı gözetiminde yapılması gerekir.”</p>
<p> </p>
<p> <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></p>
<p>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjisi-olan-her-10-cocuktan-7si-firinda-pismis-sut-ve-yumurta-urunleri-tuketebiliyor-419806">Alerjisi olan her 10 çocuktan 7&#8217;si fırında pişmiş süt ve yumurta ürünleri tüketebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mişti Çocuk&#8217;tan gümbür gümbür komedi: &#8220;Lokanta&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/misti-cocuktan-gumbur-gumbur-komedi-lokanta-405360</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Sep 2023 18:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[gümbür]]></category>
		<category><![CDATA[komedi]]></category>
		<category><![CDATA[lokanta]]></category>
		<category><![CDATA[mişti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405360</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milas Belediyesi Şehir Tiyatrosu (MİŞTİ)’nun çocuk grubu tarafından hazırlanan Lokanta oyunu, 24 Eylül Pazar günü Milas Belediyesi Toplantı ve Düğün Salonu’nda sahne alacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/misti-cocuktan-gumbur-gumbur-komedi-lokanta-405360">Mişti Çocuk&#8217;tan gümbür gümbür komedi: &#8220;Lokanta&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milas Belediyesi Şehir Tiyatrosu (MİŞTİ)’nun çocuk grubu tarafından hazırlanan Lokanta oyunu, 24 Eylül Pazar günü Milas Belediyesi Toplantı ve Düğün Salonu’nda sahne alacak.</p>
<p>MİŞTİ Çocuk tarafından Gümbür Gümbür Komedi Show olarak hazırlanan; Ali İlhansayın’ın yazdığı, Berkan Cengiz’in yönettiği, İdil Tecirli’nin ise sahne amirliğini üstlendiği Lokanta oyunu, 24 Eylül Pazar günü 14.00 ve 20.00 saatlerinde Milas Belediyesi Toplantı ve Düğün Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.</p>
<p>Nevzat Poyraz Serin, Gülfem Çamlıin, Elvan Naz Sayan, Miray Aslan, Berke Toprak İnce, Almina Hakyemez, Çağan Sarı, Elif Ülkü Karapınar, Keje Altınay, Dijle Altınay, Merve Kekeç, Hira Derin Güzel, Ceyda Gaygı, Ali Efe Akan’ın sahne alacağı Lokanta oyunu, yemek yemeyip sadece dertlerini anlatan insanları komedi tarzında ele alacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/misti-cocuktan-gumbur-gumbur-komedi-lokanta-405360">Mişti Çocuk&#8217;tan gümbür gümbür komedi: &#8220;Lokanta&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebeveynler Çocuktan Gizlice Ayrılmamalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ebeveynler-cocuktan-gizlice-ayrilmamali-403402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2023 11:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılmamalı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynler]]></category>
		<category><![CDATA[gizlice]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayrılma kaygısı, çocuğun akademik performansını etkileyebilir</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynler-cocuktan-gizlice-ayrilmamali-403402">Ebeveynler Çocuktan Gizlice Ayrılmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okula yeni başlayan çocukların ebeveynden veya bakım veren kişiden ayrılmakta zorlanmasının oldukça normal bir durum olduğunu belirten uzmanlar, çocuğun ebeveynden ayrılma sırasında yoğun tepkiler ve şiddetli fizyolojik belirtiler göstermesinin okul fobisi veya ayrılık anksiyetesi işareti olabileceğine dikkat çekiyor. Ayrılma zorluğu yaşayan çocukların güvenli bağlanma sorunlarına sahip olabileceğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, “Ebeveynler çocuktan gizlice ayrılmamalı. Çocuğa kısa açıklamalar yapmak ve okula gitmesi konusunda kararlı bir tutumda olmak gerekir.” uyarısında bulunuyor. Ayrılma kaygısının çocuğun akademik performansını etkileyebileceğini dile getiren Şahin, okula gitmekte direnç gösteren çocukların aile düzeni ile ilgili sorunların da söz konusu olabileceğine vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, okula yeni başlayan çocuklarda bağlanma problemi ve okul kaygısı sorunlarına değindi ve ailelere önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yoğun tepkiler ve şiddetli fizyolojik belirtiler okul fobisi veya ayrılık anksiyetesi işareti olabilir</strong></p>
<p>Okula yeni başlayan çocukların ebeveynden veya bakım veren kişiden ayrılmakta zorlanmasının oldukça normal bir durum olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, “Çünkü çocuk daha önce deneyimlemediği bir ortamda bulunacak ve tanışmadığı kişilerle bir arada olacak. Çocuk için ebeveynden ayrılmak zorlayıcı bir durumken, çocuk bir de bu sosyal kaygıları yaşar. Ancak çocuk ebeveynden ayrılma sırasında yoğun ağlama krizleri yaşıyorsa bu duruma mide bulantısı, karın ağrısı, kusma, titreme, terleme gibi daha şiddetli fizyolojik belirtiler de eşlik ediyorsa okul fobisi veya ayrılık anksiyetesi söz konusu olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bebeğin annesi ile kurduğu bağ çocuğun gelecek yıllardaki ilişkilerini belirler</strong></p>
<p>Ayrılma zorluğu yaşayan çocukların güvenli bağlanma sorunlarına sahip olabileceğine dikkat çeken Şahin, “Güvenli bağlanma yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerle ilişkilidir. Bebek dünyaya geldiğinde annesi ile kurduğu bağ çocuğun gelecek yıllardaki ilişkilerini belirler. Bebek acıktığında, ağladığında annenin bu ihtiyacı fark etmesi ve onu sakinleştirmesi, bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılaması anne ile bebek arasında bir bağ oluşturur. Bu sayede çocukta, ihtiyaçlarının karşılandığı, dünyada yalnız olmadığı, hem insanların hem de dünyanın güvenilir olduğuyla ilgili inançların temeli atılır. Bu inanç sistemi çocuğun ilerleyen yıllarda kuracağı ilişkileri şekillendirdiği için oldukça önemlidir.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun okula gitmesi konusunda kararlı olmak gerekir </strong></p>
<p>“Güvenli bağlanma sorunu olan çocuk okulu sevmiyor değildir.” diyen Şahin, “Bu kaygının temelinde ebeveynin başına kötü bir şey gelmesi ve böylece duygusal açıdan önemli olan bu kişiden ayrılma endişesi vardır. Yeni sağlıklı ilişki deneyimleri ile güvenli bağlanma sağlanabilmektedir. Ebeveynler çocuktan gizlice ayrılmamalı, bu çocuğun endişelerini daha fazla arttır. Çocuğa kısa açıklamalar yapmak ve okula gitmesi konusunda kararlı bir tutumda olmak gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Okula yönelik olumsuz düşünceler çocuğun yanında dile getirilmemeli </strong></p>
<p>Ebeveynlerin, çocukların okula uyum sağlamalarını nasıl destekleyebileceği konusuna değinen Şahin sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuğa okula gitme gerekliliği açıkça anlatılmalı ve kararlı olunmalı. Tüm aile bireyleri bu konuda aynı tarzda davranmalı. Sözel kararlılık ebeveynin davranışına da yansımalı. Tereddütlü bir bakışınız bile endişeleri arttırabilir. Eğer yetişkinlerin okula yönelik olumsuz düşünceleri var ise bunlar çocuğun yanında dile getirilmemeli. Çocuğun genel hayatında özerkliği sağlayan tutumda olmak gerekir, çocuğu aşırı kısıtlamak ve aşırı koruyucu tutumda olmak sorunu arttıracaktır. Çocuğa sorumluluklar verilmeli ve ebeveynden bağımsız olabildiği çocuğa gösterilmeli. Okula gitmesine yönelik olumsuz eleştiri, tehdit, rüşvet gibi yöntemler kesinlikle tercih edilmemeli.”</p>
<p><strong>Ayrılma kaygısı, çocuğun akademik performansını etkileyebilir</strong></p>
<p>Ayrılma kaygısının çocuğun akademik performansını etkileyebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Ayşe Şahin, “Ayrılma kaygısı sebebiyle yapılan devamsızlık, okuldan hastalık gibi bahanelerle erken alınma isteği, gereksiz doktor raporları ile ailenin sorunun sürmesine katkıda bulunması gibi sebepler akademik performansta düşüşe neden olur. Yapılması gereken okul ile iş birliği kurarak çocuğun bir an önce okula dönmesini sağlamaktır.” dedi. </p>
<p>Çocukların okula devam etmelerini teşvik edebilmek için ailelerin çocukla sağlıklı bir iletişim kurması gerektiğini belirten Şahin, “Bu durumun geçici olduğu ve aile desteği ile üstesinden birlikte gelineceği söylenerek çocuğa umut aşılanmalı. Okul arkadaşları ile yakınlaşması için dışarıda zaman geçirmesine fırsat sağlanmalı. Çocuğu destekleyerek cesaretlendirecek öğretmenleri ile olumlu ilişkiler geliştirmesi sağlanmalı. Sabah rutini oluşturarak çocukla birlikte kahvaltı yapmak, okula hazırlanmak süreci kolaylaştırabilir. Ancak sonuç alınamayan durumlarda uzman desteğine başvurmak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yetişkinlerin de stresle başa çıkmayı öğrenmesi gerekir </strong></p>
<p>Okula gitmekte direnç gösteren çocukların aile düzeni ile ilgili sorunların da söz konusu olabileceğine vurgu yapan Şahin sözlerini şöyle tamamladı: “Aile bireylerinin geç saatlerde yatıp uyanması, uyku öncesinde veya çocuk uyandığında stresli bir ev ortamının olması, ebeveynlerin çoğunlukla öfkeli, mutsuz, yorgun yüz ifadeleri ile olması çocuğa yansıyabiliyor. Bu sebeple aile dinamiğinin düzenlenmesi, yetişkinlerin stresle başa çıkma yöntemlerini öğrenmesi gerekir. Bu gibi durumlarda uzman desteği almak gerekir. Terapide yetişkinin kaygılı düşünceleri ele alınmalı ve alternatif çözüm yöntemleri geliştirmesi sağlanmalı.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynler-cocuktan-gizlice-ayrilmamali-403402">Ebeveynler Çocuktan Gizlice Ayrılmamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 çocuktan 1&#8217;i uzağı göremiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-cocuktan-1i-uzagi-goremiyor-402231</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Sep 2023 11:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[göremiyor]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<category><![CDATA[uzağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402231</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-cocuktan-1i-uzagi-goremiyor-402231">Her 4 çocuktan 1&#8217;i uzağı göremiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde özellikle dijital teknoloji kullanımının artması ve açık havada geçirilen zamanın azalması, çocuklarda önemli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Örneğin, çocuklarda en yaygın görülen ve göz sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen miyopi, bir başka deyişle uzağı net görememe sorununa yol açması gibi! Üstelik son yıllarda çocuklarda miyopi görülme oranında ciddi artış olduğu belirtiliyor. Yapılan çalışmalar, miyopinin her dört çocuktan birini etkisi altına aldığını gösterse de Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2050 yılında nüfusun yaklaşık yarısının miyop olması bekleniyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan</strong>, miyopinin çocukların okul başarısını ve sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyebileceğine işaret ederek, “Öyle ki tahtayı göremeyen çocuğun zamanla derslere olan ilgisi azalıyor ve notları düşmeye başlıyor. Oysa erken teşhis ve uygun tedaviyle uzağı görme sorununun ilerlemesi kontrol altında tutulabiliyor, hatta önlenebiliyor. Dolayısıyla çocukların her 6 ayda veya yılda bir, okul çağında ise özellikle okullar açılmadan önce göz muayeneleri olmaları ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıkları kazanmaları yönünde ebeveynleri tarafından teşvik edilmeleri gerekiyor” diyor. <strong>Prof. Dr. Muhsin Eraslan</strong>, miyopi riskini azaltmak için çocukların daha fazla açık hava aktivitelerine katılmaları ve ebeveynleri tarafından ekrana bakma sürelerinin kontrol edilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor.   </p>
<p> </p>
<p><strong>Miyopi için 6 önemli kural!</strong></p>
<p>Tedavi ve takipte önemli olan, miyopinin ilerlemesini kontrol altında tutmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, miyopi sorununda ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Gün içerisinde, akıllı telefon ve tablet kullanımı gibi yakın aktivitelerini olabildiğince kısıtlayın. </li>
<li>Yakın aktivite sürecinde 20 dakikada bir 20 saniye mola vermesini ve 20 metre kadar uzağa bakarak gözünü dinlendirmesini sağlayın.</li>
<li>Günde en az bir saat açık havada ve gün ışığında, tercihen kalabalık spor aktiviteleriyle zaman geçirmesi için teşvik edin.</li>
<li>Evde, özelikle çalışma odasının iyi aydınlatılmış olmasına dikkat edin. </li>
<li>Üç yaşındaysa akıllı telefon ve tablet kullanmasına izin vermeyin. Dört-altı yaş grubundaysa akıllı telefon ve tablet kullanımının 45 dakikayı aşmamasına özen gösterin. Daha uzun kullanım söz konusuysa iki-üç ayrı zaman diliminde olacak şekilde düzenleyin.</li>
<li>En önemlisi, 6 ayda bir veya senelik olarak göz muayenesini alışkanlık haline getirin. </li>
</ul>
<p><strong>Dijital alışkanlıklar miyopi riskini artırıyor! </strong></p>
<p>Miyopi, gözün optik sisteminin bozulması sonucunda uzak nesnelerin bulanık, yakın nesnelerin ise daha net göründüğü bir göz problemini ifade ediyor. Gözün en ön tabakası olan kornea yoluyla göze giren ışık ışınları, gözbebeği aracılığıyla göz merceğine ulaşıyor. Kornea ve göz merceği ışık ışınlarını kırıyor, böylece ışık tam olarak retinanın üzerine düşüyor. Normalde, göz ışığı retina üzerinde odaklandığında, net bir görüntü oluşuyor. Uzağı net görememe durumu, yani miyopide ise göze giren ışık ışınları retinanın üzerine değil, bir miktar önüne düşüyor ve bunun sonucunda bulanık görmeye neden oluyor. Çocuklarda miyopinin ana nedeni genellikle genetik yatkınlık oluyor. Dolayısıyla ailesinde miyopi öyküsü olan çocuklar daha yüksek risk altındalar. Prof. Dr. Muhsin Eraslan, ancak modern yaşam tarzının da miyopiyi tetikleyebildiğini vurgulayarak, “Uzun süreli bilgisayar, tablet ile cep telefonu kullanımı ve açık hava aktivitelerinden yoksun bir yaşam tarzı da miyopi riskini artırabilir” diyor. </p>
<p><strong>Erken dönemde tedavi ilerlemeyi durduruyor!</strong></p>
<p>Miyopi nedeniyle uzağı bulanık görme sorunu genellikle gözlük veya lens kullanımıyla düzeltiliyor ve çocuğun net görmesi sağlanıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Eraslan, net görmeyi mümkün kılan ve miyopinin ilerlemesini durduran tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor:  </p>
<ul>
<li><strong>Gözlük ve kontakt lensler:</strong> Her iki yöntem, çocukların görüş yeteneğini düzeltmek için yaygın olarak kullanılıyor. Gözlük uygulamasında, merkezde tam numaraya sahip olan ve çevreye doğru numaranın azaldığı yeni gözlük camlarıyla miyopinin ilerlemesi durdurulabiliyor.</li>
<li><strong>Damla tedavisi:</strong> Atropin türevi damlaların çok düşük konsantrasyonlarda kullanımıyla miyopide ilerleme durdurulabiliyor. Ancak bu damlaların kullanılmasına karar verildiğinde çocuğun sistemik hastalık ve yatkınlıklarının mutlaka araştırılması gerekiyor. Zira, kalp hastalıkları ve astım varlığında yan ekiler oluşturabildiği biliniyor. </li>
<li><strong>Ortokeratoloji: </strong>Gece boyunca takılan özel lensler miyopinin geçici olarak düzelmesini sağlıyor.</li>
<li><strong>Lazer Cerrahi:</strong> Belirli bir yaşa geldiklerinde lazer cerrahisi bazı çocuklar için seçenek olabiliyor, ancak genellikle yetişkinlik dönemine erteleniyor.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Miyopinin 5 önemli sinyali! </strong></p>
<ul>
<li>Uzakta bulunan yazıları okumakta zorlanmak</li>
<li>Okumak için yazıya yaklaşma ihtiyacı duymak</li>
<li>Televizyon izlerken veya uzaktaki nesneleri görmeye çalışırken sürekli gözleri kısmak</li>
<li>Gözleri sık sık kırpma ihtiyacı duymak</li>
<li>Baş ağrıları veya göz yorgunluğu sorunu yaşamak</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-cocuktan-1i-uzagi-goremiyor-402231">Her 4 çocuktan 1&#8217;i uzağı göremiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuktan çocuğa ikinci el eşyalar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuktan-cocuga-ikinci-el-esyalar-389207</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2023 10:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[eşyalar]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tugay; "Kaynakların verimli tüketimini, yeniden kullanım kültürünü çocuklarımıza aşılamalıyız"</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuktan-cocuga-ikinci-el-esyalar-389207">Çocuktan çocuğa ikinci el eşyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Tugay; &#8220;Kaynakların verimli tüketimini, yeniden kullanım kültürünü çocuklarımıza aşılamalıyız&#8221;</b></p>
<p>Karşıyaka Belediyesi’nin çocuklara yeniden kullanım ve tasarruf kültürünü aşılamak için düzenlediği çocuklar için 2. el pazarı, çocuklardan yoğun ilgi gördü.</p>
<p>Pazarda çocuklar kullanmadığı oyuncaklar, kırtasiye eşyaları, kıyafetler ve daha nice eşyalarını yaşıtlarının kullanımına sundu.</p>
<p>Başkan Tugay, “Sadece tüketen değil üreten ve paylaşan bir toplum olarak geleceği inşa edebiliriz” dedi.</p>
<p>Karşıyaka Belediyesi, çocukların psikolojik, sosyal ve bilişsel gelişimlerini destekleyen projeleri kapsamında düzenlediği çocuklar için 2. el pazarında, erken yaşlarda tüketim alışkanlıklarında farkındalık yaratmayı, doğru tüketici davranışları kazandırmayı ve sıfır atık bilinci oluşturmayı hedefliyor. Bostanlı Zühtü Işıl Meydanı’nda kurulan pazarda sadece 7-14 yaş grubu çocukların tezgah açmasına, oyuncak ve çocuk eşyalarını satışa sunmasına izin veriliyor.</p>
<p><b>ÜRETEREK GELECEĞİ İNŞA EDECEĞİZ</b></p>
<p>Çocuklar için 2. El Pazarının öneminden bahseden Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, “Sadece tüketen değil üreten ve paylaşan bir toplum olarak geleceği inşa edebiliriz. Kaynakların verimli tüketimini, tasarrufu, yeniden kullanım kültürünü erken yaşlarda çocuklarımıza aşılayabilirsek sürdürülebilir dünya hedefine ulaşma şansımızı da artırırız. Düzenlediğimiz seminer, söyleşi, konferanslarla, yaptığımız etkinliklerle toplumun her kesimine bu kültürü tanıtmaya çalışıyoruz. Çocuklar için düzenlediğimiz 2. el pazarımızda Karşıyakalı çocukların kullanmadıkları eşyalarını, oyuncaklarını ve kırtasiye malzemelerini yaşıtlarının kullanımına sunmalarını sağlıyoruz. 7-14 yaş arası çocuklarımız böylece deneyimleyerek öğreniyor, teoride anlatılan bu kültürü uygulamayla pekiştiriyorlar. Karşıyaka’mızda düzenlediğimiz bu etkinliğin tüm ülkeye yayılarak bir farkındalık oluşturmasını arzuluyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuktan-cocuga-ikinci-el-esyalar-389207">Çocuktan çocuğa ikinci el eşyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
