<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>çocuklarda | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/cocuklarda/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cocuklarda</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Apr 2026 10:04:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>çocuklarda | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cocuklarda</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 10:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[böcek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[kaşıntı]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<category><![CDATA[polenler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yükseldi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor. Bu dönemde artan polen ve çevresel etkenler, çocuklarda alerjik şikâyetlerin belirgin şekilde artmasına neden olabiliyor.<strong> </strong>Çocuklarda en sık burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler görülüyor. Bu tablo, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen “mevsimsel alerjik rinit”ten kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,</strong> bahar alerjisinin sadece polenlerden ibaret olmadığını belirterek, “Küf sporları, ev içi alerjenler, böcek sokmaları ve güneş maruziyeti de alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bahar aylarında artan bitki ve böcek temasının yanı sıra güneşe maruz kalmak, bazı çocuklarda ciltte kaşıntılı döküntüler, kızarıklık ve kabarıklık şeklinde alerjik reaksiyonlara yol açabilir.  Bu nedenle, bahar aylarında çocuklarda oluşan şikayetlerin doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde bir uzmana başvurulması son derece önemlidir” diyor.  <strong>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>bahar mevsiminde çocuklarda alerjiyi tetikleyen 8 etkeni anlattı ve ailelere önemli önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>POLENLER</strong></p>
<p>Ağaç, çim ve yabani ot polenleri bahar alerjilerinin en yaygın nedenini oluşturuyor. Ülkemizde polen alerjisi belirtilerinin genellikle ilkbaharda başladığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “İlkbaharda ağaç ve çim polenleri, yaz sonu ve sonbahar başında ise yabani ot polenleri öne çıkar. Sabah saatlerinde yabani ot polenleri yoğunluğu en yüksek seviyeye ulaşır. Buna karşılık, ağaç ve çim polenleri ise genellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde daha yoğun olur. Sıcak ve rüzgarlı günlerde polen miktarı hızla artar. Yağmur polenleri geçici olarak temizlese de yağmur sonrasında miktar yeniden yükselir” diyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,  diğer mevsimlerde şikâyeti olmayan çocuklarda belirtilerin bu dönemlerde ortaya çıkmasının polen alerjisinden kaynaklanabileceğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.<br /> • Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarmayın; mecbursanız kısa süre kalın.<br /> • Dışarıdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.<br /> • Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanın.<br /> • Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğu en yüksek olduğundan evde kalın ve pencereleri kapalı tutun.</p>
<p><strong>KÜF SPORLARI</strong></p>
<p>Bahar aylarında sıcaklıkların artması, yağışların çoğalması, kıştan kalan ve çürüyen bitki atıkları nedeniyle küf sporları belirgin şekilde artıyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bu mikroskobik sporların bazı dönemlerde polenlerden bile daha yüksek seviyelere ulaşabildiği ve alerji, astım ile solunum yolu şikâyetlerini tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, “Küf sporları özellikle nemli toprakta, ıslak yaprak yığınlarında ve ev içindeki nemli ortamlarda kolayca çoğalabilir” diyor.<br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Evinizi iyi havalandırın, odalardaki nemi yüze 50’nin altında tutun ve su sızıntılarını giderin.<br /> • Ev içinde HEPA filtreli hava temizleyiciler kullanın.<br /> • Dışarıda nemli ortamlarda uzun süre kalmamasına dikkat edin; gerekiyorsa maskeden faydalanın.<br /> • Bahçe işlerinde çürümüş yapraklarla temas ederken dikkatli olun. <br /><strong>EVCİL HAYVAN TÜYLERİ</strong></p>
<p>Havanın ısınmasıyla birlikte birçok evcil hayvan kışlık tüylerini döküyor; bu da ev ortamındaki alerjen miktarını artırıyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<p> • Evcil hayvanları düzenli tarayın ve tüylerini toplayın.<br /> • Evde tüy birikmesini azaltmak için sık sık süpürün; HEPA filtreli süpürge tercih edin.<br /> • Evcil hayvanları yatak odası gibi sık kullanılan alanlardan uzak tutun.<br /> • Ellerini sık yıkayın ve evcil hayvanlarla temastan sonra yüzüne dokunmamasına özen gösterin.<br /> <br /><strong>TOZ AKARLARI</strong><br /> <br /> Toz akarları yıl boyunca evde bulunuyor, ancak bahar temizliği sırasında havaya karışan toz alerji belirtilerini artırabiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı?<br /> </strong>• Bahar temizliği sırasında tozlu alanlardan uzak tutun veya evde bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Yatak çarşafları, yastık kılıfları ve nevresimleri haftalık olarak 60°C’de yıkayın ve sıcak kurutucuda kurutun.<br /> • Yatak ve yorganları alerjenlere dayanıklı kılıflarla kaplayın.<br /> • Halı, perde ve koltukları sık süpürün; HEPA filtreli süpürge kullanın.<br /> • Ev içindeki nemi düşük tutmak için nem giderici veya klimalardan destek alın.<br /> • Odasında fazla toz tutan eşya bulundurmayın.<br /> <strong>TEMİZLİK ÜRÜNLERİ</strong></p>
<p>Bahar temizliği sırasında kullanılan bazı kimyasal temizlik ürünleri de alerjiyi tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, temizlik ürünlerinin çocuklarda gözlerde kaşıntı, burun akıntısı ve solunum yollarında tahrişe neden olabileceği uyarısında bulunuyor. <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<p>• Mümkünse doğal, kimyasal içermeyen temizlik ürünleri kullanın.<br /> • Temizlik yaparken çocuğunuzun o odada bulunmamasına dikkat edin.<br /> • Temizlik sırasında evin iyi havalandırılmasını sağlayın.</p>
<p><strong>BÖCEK ISIRIKLARI VE SOKMALARI</strong></p>
<p>Bahar ve yaz aylarında artan arı, sivrisinek ve diğer böcek sokmaları bazı çocuklarda alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, böcek ısırığı sonrasında alerjik belirtiler ortaya çıkarsa hemen sağlık kuruluşuna başvurmanızın büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Böcek yoğunluğu olan alanlarda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Açık havada uzun kollu giysiler ve kapalı ayakkabılar tercih edin.<br /> • Arı veya böcek yuvalarına yakın durmamasına dikkat edin.<br /> • Arı sokmasına bağlı ciddi alerji (anafilaksi) riski varsa, doktor önerisiyle acil kullanım için yanınızda mutlaka adrenalin oto-enjektörü bulundurun.</p>
<p><strong>GÜNEŞ IŞINLARI </strong></p>
<p>Genellikle ilkbahar veya yaz başında açık havada zaman geçirdikten sonra güneşe maruz kalan bölgelerde ciltte kızarıklık, kaşıntı ve farklı görünümlerde lezyonlar oluşabiliyor. Bu durum çocuklarda rahatsızlık oluşturabiliyor ve yaşam kalitesini düşürebiliyor.<br /> <br /><strong>Nasıl önlem almalı? </strong><br /> • Güneşli saatlerde dışarıda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br /> • Güneşe maruz kalacak olan cilt bölgelerini koruyucu giysilerle örtün; şapka kullanın.<br /> • Güneş kremiyle cildini zararlı UV ışınlarından koruyun; SPF 30 veya üzeri tercih edin. <br /> <br /><strong>BİTKİLER </strong></p>
<p>Bazı çocuklarda bitkilere temas sonrasında ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde döküntüler, bazen içi su dolu kabarcıklarla seyreden temas egzaması (kontakt dermatit) gelişebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Temas sonrası ciltte döküntü oluşursa, gerekirse hekim kontrolünde uygun kremler veya ilaçlar kullanmanız gerekir” diyor.  <br /><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br /> • Çimenlere temas edecekse; parka, okul bahçesine veya ormanlık alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin.<br /> • Bahçede veya doğada oynadıktan sonra ellerini ve cildin açıkta kalan bölgelerini yıkayın. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak-624351">Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 14:32:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[devreye]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dönemde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmde]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, otizmli çocuklarda çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile dil ve konuşma terapisinin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi. Otizmin bir spektrum olduğunu ve her çocuğun profilinin farklı olduğunu kaydeden Ocaktan, “Erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir” diye konuştu.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Araştırma<br />Görevlisi Şevval Ocaktan, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada otizmli çocuklarda görülen dil ve konuşma bozuklukları ile bu sorunların tedavisine yönelik değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Otizmde farklı konuşma sorunları görülebiliyor</p>
<p>Otizm spektrum bozukluğunda her çocuğun farklı dil ve konuşma sorunu yaşadığını belirten Şevval Ocaktan, “Otizm spektrum bozukluğunda her çocuk aynı profili göstermez; ancak en sık görülen güçlükler arasında konuşmanın gecikmesi ya da hiç gelişmemesi, iletişimi başlatma ve sürdürmede zorlanma, göz teması, jest, mimik ve işaret etme gibi sözel olmayan iletişim yollarında sınırlılık, ekolali (duyduğunu tekrar etme), zamirleri karıştırma, tekdüze/robotik ses tonu, karşılıklı konuşmada sıra alma ve konu sürdürmede güçlük yer alır. Bazı çocuklar çok kelime biliyor gibi görünebilir; ancak dili sosyal amaçla, uygun bağlamda ve karşılıklı etkileşim içinde kullanmakta zorlanabilir. Bazılarında ayrıca konuşma anlaşılabilirliği ve sesletim üzerinde de çalışmak gerekebilir” diye konuştu. </p>
<p>Otizmde her çocuğun profili farklıdır</p>
<p>Otizmli çocuklarda ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarında erken müdahalenin önemli olduğunu kaydeden Şevval Ocaktan, “Otizmde ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluklarının tamamen düzelebilir mi sorusunun tek bir cevabı yoktur çünkü otizm bir spektrumdur ve her çocuğun profili farklıdır. Ancak erken, düzenli, bireye özgü ve yapılandırılmış müdahale ile iletişim, dil, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde belirgin ilerleme sağlanabilir. Bazı çocuklarda sözel dil belirgin şekilde gelişir; bazı çocuklarda ise hedef, sözel konuşmanın yanında veya yerine jest, işaret, görsel destekler ya da alternatif-destekleyici iletişim sistemleriyle işlevsel iletişimi artırmak olabilir. Temel amaç çocuğu tek bir kalıba sokmak değil, iletişim kurmasını, kendini ifade etmesini ve yaşama katılımını artırmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Müdahale için beklenmemeli</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarına en kısa zamanda müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Şevval Ocaktan, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, şöyle devam etti:</p>
<p>“DKT uzmanına başvuru ve müdahale için beklenmemelidir. Şüphe oluştuğu anda değerlendirme başlatılmalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi, tüm çocuklar için 18. ve 24. ay kontrollerinde otizm taraması önermektedir; ancak aile daha erken dönemde isimle bakmama, göz temasının çok sınırlı olması, işaret etme-gösterme davranışının olmaması, babıldamanın azlığı, ortak dikkatin gelişmemesi ya da kazanılmış becerilerde gerileme fark ederse daha önce de başvurmalıdır. Dil ve konuşma terapisti iletişim, dil, oyun ve etkileşim becerilerini değerlendirir; otizm tanısını ise hekim koyar. Yani ideal yaklaşım, çocuk doktoru/çocuk psikiyatrisi ile DKT’nin erken dönemde birlikte devreye girmesidir.” </p>
<p>Çocuğun gereksinimlerine göre tedavi planlanıyor</p>
<p>Otizmli çocuklarda dil ve konuşma bozukluklarının tedavisinin tek bir yöntemden ibaret olmadığını söyleyen Şevval Ocaktan, “Otizmli çocukların dil ve konuşma bozukluklarının tedavisi, çocukların gereksinimine göre planlanır. En sık kullanılan yaklaşımlar arasında dil ve konuşma terapisi, davranışsal yaklaşımlar, gelişimsel yaklaşımlar, oyun temelli sosyal iletişim çalışmaları, ebeveyn katılımlı müdahaleler, ABA temelli uygulamalar, TEACCH ve küçük yaş grubunda Early Start Denver Model (ESDM) yer alır” dedi. </p>
<p>DKT sürecinde iletişim ve karşılıklı etkileşime odaklanılıyor</p>
<p>Araştırma Görevlisi Şevval Ocaktan, DKT sürecinde; iletişim başlatma, karşılıklı etkileşim, ortak dikkat, sohbet sürdürme, duruma uygun ifade kullanma, oyun becerileri ve gerekirse sesletim/konuşma anlaşılabilirliğinin çalışıldığını söyledi. Ocaktan, “Sözel konuşma yeterli değilse resim kartları, görsel sistemler, işaretler veya elektronik cihazlar gibi alternatif iletişim yolları da kullanılabilir. İlaç tedavisi otizmin çekirdek dil-iletişim güçlüklerini düzeltmez; daha çok eşlik eden hiperaktivite, irritabilite, kaygı, uyku ya da davranış sorunlarında hekim tarafından değerlendirilir” diye konuştu. </p>
<p>Çocuğun bakışı ve jestleri de iyi gözlemlenmeli</p>
<p>Otizmli çocukların dil ve konuşma gelişiminin takibinde ailelere önemli sorumlulukların düştüğünü kaydeden Şevval Ocaktan, “Aileler için en önemli nokta, çocuğun iletişimini yalnızca ‘konuşma’ üzerinden değerlendirmemektir. Çocuğun bakışı, jesti, işaret etmesi, bir nesneyi size getirmesi, ses çıkarması veya sizi bir şeye götürmesi de iletişimdir. Tüm bunlar bir arada gözlemlenmelidir” dedi.</p>
<p>Kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı</p>
<p>Çocukla iletişim kurulurken dikkat edilmesi gerekenlere de değinen Şevval Ocaktan, “İletişim kurarken kısa, net ve anlaşılır cümleler kullanılmalı; çocuğa yanıt vermesi için bekleme süresi tanınmalı; yüz yüze etkileşim, ortak dikkat ve sıra alma desteklenmelidir. Günlük yaşam içinde oyun, kitap, şarkı, rutinler ve görsel destekler çok değerlidir. Çocuğun ilgi alanlarından yararlanmak, başarılarını fark edip pekiştirmek ve aşırı duyusal yük oluşturan durumları gözlemek önemlidir. Aile, okul ve uzman ekip arasında tutarlı bir iş birliği kurulması tedavinin etkisini artırır. En önemlisi de aileler kendilerini suçlamamalıdır; güncel bilimsel yaklaşım otizmi anne-baba tutumuyla açıklamaz” diye konuştu.</p>
<p>Atlas Üniversitesi DKT Laboratuvarı’nda otizmli çocuklara destek veriliyor</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda otizm spektrum bozukluğu alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Şevval Ocaktan, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Dil ve Konuşma Terapisi Laboratuvarı’nda çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlı bireylere yönelik dil, konuşma, ses, iletişim, yutma ve beslenme alanlarında değerlendirme, terapi ve danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Merkezde kanıta dayalı, bireye özgü, aile merkezli ve multidisipliner bir yaklaşımla çalışmalar yürütülmektedir. </p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu da hizmet verilen alanlar arasında yer almakta; bu çocuklarda sözel ve sözel olmayan iletişimin desteklenmesine, iletişimi başlatma ve sürdürme becerilerinin geliştirilmesine, karşılıklı etkileşimin artırılmasına, oyun temelli iletişim çalışmalarına ve gerektiğinde konuşma anlaşılabilirliğinin desteklenmesine yönelik uygulamalar yapılmaktadır.</p>
<p>Öğrenciler uygulama imkanına sahip oluyor</p>
<p>Bunun yanında merkezde aile danışmanlığı verilmekte, ev programları düzenlenmekte, gerekli durumlarda farklı uzmanlık alanlarıyla iş birliği yapılmakta ve terapi süreçleri akademik bir çerçevede izlenerek raporlanmaktadır. Ayrıca üniversitenin klinik ve laboratuvar ortamlarında öğrenciler için bireysel ve grup terapi uygulamaları, gözlem, değerlendirme, raporlama ve mesleki beceri geliştirme çalışmaları gerçekleştirilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/otizmde-dil-ve-konusma-terapisi-erken-donemde-devreye-girmeli-624141">Otizmde dil ve konuşma terapisi, erken dönemde devreye girmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:19:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çürük]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[gereksinimli]]></category>
		<category><![CDATA[hedef]]></category>
		<category><![CDATA[oluşmasını]]></category>
		<category><![CDATA[öncelikli]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623109</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özel gereksinimli çocuklarda diş sağlığının koruyucu yöntemlerle nasıl yönetilebileceği ve gerektiğinde uygulanabilecek tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Amaç, çürük oluşmadan önce gerekli önlemlerin alınabilmesi!</strong></p>
<p>Özel gereksinimli çocuklarda diş tedavileri planlanırken, daha çok koruyucu uygulamalara odaklanıldığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Amacımız, çürük oluşmadan önce gerekli önlemleri alabilmek. Bu nedenle özel gereksinimi olan çocukları, ilk dişleri çıktığı andan itibaren düzenli aralıklarla klinikte görmek istiyoruz.” dedi.</p>
<p>Bu süreçte minimal invaziv denilen uygulamaların ön plana çıktığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Flor vernik uygulamaları ve doğru diş fırçalama alışkanlıklarıyla, çürük henüz oluşmadan durumu kontrol altına almayı hedefliyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Genel anestezi ile tüm diş tedavileri tek seansta tamamlanabiliyor! </strong></p>
<p>Tüm bu önlemlere rağmen çürüğün engellenememesi ve çocuğun ağrı yaşamaya başlaması durumunda atılan adımlara değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, şöyle devam etti:</p>
<p>“Koltukta işlem yapılması çok zorsa, bu durumda genel anestezi uygulamalarına başvurulabiliyor. Çocuk ameliyathane ortamında uyur pozisyondayken, tüm diş tedavilerini tek seansta tamamlanabiliyor. Bu yöntem, hem çocuğun konforu hem de tedavinin sağlıklı şekilde tamamlanması açısından önemli bir avantaj sağlıyor.”</p>
<p><strong>Ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi için aileyle birlikte çalışılmalı! </strong></p>
<p>Tedavi sonrasında ise sürecin bitmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Düzenli kontrollerle birlikte aileyle bir yolculuğa çıkılıyor. Bu süreçte nasıl fırçalanmalı, hangi ürünler kullanılmalı gibi konularda birlikte ilerleniyor ve çocuğun ağız bakımının sürdürülebilir hale getirilmesi hedefleniyor.” dedi.</p>
<p>Diş fırçası ve macununun yanı sıra, özel gereksinimli çocuklarda ağız duşu kullanımını da öneren Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağız duşu; küçük bir deposu olan, su tabancasına benzer şekilde tazyikli su fışkırtan bir cihazdır. Evde kullanım için oldukça pratik bir yardımcıdır. Tercihen banyodan önce, duşakabin içinde ya da uygun bir ortamda diş aralarına tazyikli su uygulanarak temizlik sağlanabilir. Ardından banyo yapılmasıyla birlikte hem diş hem de vücut temizliği bir arada tamamlanmış olur. Bu şekilde evde ağız bakımını daha da güçlendirmek mümkün olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozel-gereksinimli-cocuklarda-oncelikli-hedef-curuk-olusmasini-onlemek-623109">Özel gereksinimli çocuklarda öncelikli hedef çürük oluşmasını önlemek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 09:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[39]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş Düşürücü]]></category>
		<category><![CDATA[ateşi]]></category>
		<category><![CDATA[çıktığında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[derece]]></category>
		<category><![CDATA[dereceye]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hemen]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapmayın]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ateş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617748</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir.  Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.  </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz;   ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor. Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten <strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.  </p>
<p><strong>Havale riskini doğrudan belirlemiyor!</strong></p>
<p>Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında  kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor.  <strong>Dr. İrem Bulut,</strong> 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.” </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,</strong> çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.</p>
<p><strong>Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın  mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika &#8211; 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut,<strong> </strong>“Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor.  Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak</strong></p>
<p><strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde  parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atesi-39-dereceye-ciktiginda-hemen-panik-yapmayin-617748">Ateşi 39 dereceye çıktığında hemen panik yapmayın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[skolyoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor. Fizyoterapist Hatice Kübra Gür, çocuklarda görülen skolyoz (omurga eğriliği) farkındalığına dikkat çekerek, skolyozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirtti.</p>
<p><b>BEL SAĞLIĞI VE SKOLYOZ KONUSU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Anne Şehir Merkezi’nde düzenlenen seminerde, çocuklarda bel sağlığı ve skolyoz konusunda ailelere önemli bilgiler aktarıldı. Seminerde fizyoterapist Hatice Kübra Gür, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının önemine dikkat çekti. Skolyozun (omurga eğriliği) erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirten Gür, ailelere çocuklarında dikkat etmeleri gereken postür bozuklukları ve belirtiler hakkında bilgilendirme yaptı.</p>
<p><b>ÇOCUKLARA BİREBİR DEĞERLENDİRME YAPILDI</b></p>
<p>Programın ardından çocuklar birebir değerlendirilerek muayene edildi. Ailelerin sorularını yanıtlayan Gür, her çocuğun omurga yapısının farklı olduğunu vurgulayarak, gerekli durumlarda kişiye özel egzersiz ve takip sürecinin önemine değindi. Yapılan değerlendirmelerle aileler, çocuklarının durumu hakkında doğrudan bilgi alma fırsatı buldu.</p>
<p><b>AİLELERDE BİLİNÇLENME AMAÇLANIYOR</b></p>
<p>Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen bu tür bilgilendirici programlarla çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması, ailelerin erken dönemde olası postür bozuklukları ve skolyoz belirtilerini fark edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Griple mücadelede &#8220;Anne yemekleri&#8221; çok önemli, çünkü…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/griple-mucadelede-anne-yemekleri-cok-onemli-cunku-610300</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 08:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bal]]></category>
		<category><![CDATA[C Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[griple]]></category>
		<category><![CDATA[mücadelede]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yemekleri]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610300</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarında çocuklarda grip (influenza virüsü) oldukça sık görülürken, özellikle okul ve kreş ortamlarında hızla yayılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/griple-mucadelede-anne-yemekleri-cok-onemli-cunku-610300">Griple mücadelede &#8220;Anne yemekleri&#8221; çok önemli, çünkü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarında çocuklarda grip (influenza virüsü) oldukça sık görülürken, özellikle okul ve kreş ortamlarında hızla yayılıyor. Dünya genelinde veriler, 10 yaş altındaki çocuklarda influenza virüsünün, solunum hastalıklarına bağlı hastaneye yatışların yaklaşık yüzde <strong>15’ini </strong>oluşturduğunu gösteriyor.  İnfluenza gribinin temel semptomları olan yüksek ateş, halsizlik, kuru öksürük, boğaz ve kas ağrıları özellikle küçük yaştaki çocuklarda daha şiddetli seyrederken, ebeveynlerde ciddi kaygıya yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik,  </strong>  griple mücadelede sadece tıbbi tedavinin değil, doğru ve dengeli beslenmenin de kritik bir önem taşıdığına dikkat çekerek,  “Yeterli sıvı alımı ve doğru beslenme,  bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasına, şikayetlerin hafiflemesine ve komplikasyonların azalmasına yardımcı olur. Hastalık döneminde vücudu dinlendirmek için iyi bir uyku,  bol sıvı ve yeterli protein ile bağırsak mikrobiyotasını destekleyen gıdaların alınması  son derece değerlidir” diyor. </p>
<p>Influenza virüsünde en önemli kurallardan birinin çocuğu zorlamadan az ve sık aralıklarla sıvı ağırlıklı beslemek olduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Coşkun Çeltik,</strong>  “C vitamini, çinko ve probiyotikler mucizevi sonuçlar yaratmazlar ama vücudun doğru çalışmasına destek olurlar.  C vitamininden zengin gıdaların yanı sıra mikrop öldürücü ve bağışıklığı destekleyici etkileri nedeniyle sarımsak ile soğan içeren yemeklerin tüketilmesi, üzerlerine antiviral özelliği olan karabiber serpilmesi önemlidir. C vitamininden zengin limon da çorbaların ve salataların üzerine sıkılıp kolayca tüketilebildiği için avantaj sağlar” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>C vitamini bağışıklığı destekliyor</strong></p>
<p>Vücuttaki kolajen üretimini artıran ve bağışıklık hücrelerinin işlevlerini destekleyen C vitamini grip tedavisinde önemli bir destek sağlıyor. Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “C vitamini grip virüsünü azaltmaz ve bağışıklığı güçlendirmez. Ancak, akut hastalık döneminde şikayetlerin daha hızlı hafiflemelerine yardımcı olabilir” diyor.  Yüksek doz C vitamininin ekstra bir faydası olmadığını; bu nedenle gıdalarla doğal yoldan alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Coşkun Çeltik, “Portakal, mandalina, limon, biber, avokado, kivi ile kuşburnu C vitamini açısından zengindir.  Çocuğun mümkünse meyvelerin kendisini tüketmesi önemlidir. Meyve suyu olarak verilecekse günlük iki bardağın geçmemesi daha iyi olur; çünkü aşırı şeker yükü metabolizmayı olumsuz etkiler” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Çinko enzimlerin çalışması için çok önemli</strong></p>
<p>Çinko, vücudumuzda çok sayıda enzimin yardımcısı olduğu için influenza virüsünün sınırlanmasını sağlıyor, hatta dokuya tutunmasını engelliyor. Bu nedenle, çinko içeren gıdaların tüketilmesi de faydalı oluyor. Hindi, tavuk, kıyma, yoğurt, badem, ceviz, fıstık, kaju, kabak çekirdeği ve nohut çinkodan zengin gıdaları oluşturuyor.  </p>
<p><strong>Omega – 3 yağ asitleri vücuttaki yangıyı azaltıyor</strong></p>
<p>Omega-3 yağ asitleri vücuttaki enflamasyonu, yani aşırı yangıyı azaltırken,  bağışıklık hücrelerini de destekliyor. Dolayısıyla, yüksek omega-3 (EPA/DHA) içeren balıkların hastalık döneminde haftada 1-2 kez tüketilmesinde fayda var. <strong>Somon, sardalye, uskumru ve hamsi</strong> özellikle kış mevsiminde omega-3 oranı yüksek deniz balıkları arasında yer alıyor.  “Balıkların kızartma olarak değil fırında pişirilmesi en ideal seçimdir. Bu sayede kızartmayla ortaya çıkan kötü trans yağlardan da uzak durulmuş olur” bilgisini veren Prof. Dr. Coşkun Çeltik, çok yağlı gıdaların hastalık dönemlerinde bulantıyı tetikleyebileceği için dikkatli olunması gerektiğini anlatıyor. Bitkisel omega-3 kaynaklarından olan ceviz de tercih edilebiliyor. </p>
<p><strong>Probiyotikler bağırsak mikrobiyotası için önemli</strong></p>
<p>Kefir gibi fermente süt ürünleri bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek bağışıklık yanıtına dolaylı katkı sağlayabiliyor; ancak inek sütü alerjisi, laktoz intoleransı, irritabl bağırsak hastalığı olan çocuklarda sorun oluşturabiliyor. Ayrıca, fazla probiyotik tüketimi de bazen gaz sorununu artırarak olumsuz etkilere neden olabiliyor. Günde 1-2 öğün, en fazla 200 ml (bir su bardağı) kadar probiyotik kaynağı tüketmek genellikle yeterli geliyor. Laktozu tolere edemeyen çocuklarda doğal yoğurt alternatif olabiliyor. Hastalık döneminde probiyotik etkisi nedeniyle en güzel olanı ise doğal kefir tüketmek. </p>
<p><strong>Protein kaynakları dokuları onarıyor</strong></p>
<p>Protein; bağışıklık hücrelerinin çalışmalarında, antikor üretiminde ve dokuların onarımında son derece önemli bir rol üstleniyor. Tüm enfeksiyon durumlarında fazla enerji tüketimine bağlı olarak bir tür metabolik yıkım süreci gerçekleştiğini belirten Prof. Dr. Coşkun Çeltik<strong>,</strong>  “Bu süreci geri döndürmek için karbonhidratla birlikte protein almak şarttır. Hastalık döneminde yağlı et ve kızartma yemekleri yerine daha hafif ve sulu yiyecekler tercih edilmelidir.  Örneğin, yoğurtlu pirinç pilavı, yumurta, lor peyniri, tavuk ve hindi beyaz eti, tavuk çorbası, kıymalı çorbalar veya deniz balıkları verilebilir. Alınan protein, pirinç, yulaf, patates, muz ve elma gibi besinlerle desteklenmelidir” diyor.  Prof. Dr. Coşkun Çeltik, gaz ve karın ağrısını tetikleyebilecekleri için baklagilleri çok tercih etmediklerine, bu dönemde bal ile pekmezin de iyi enerji verdikleri için avantaj sağladıklarına vurgu yapıyor.    </p>
<p><strong>Sağlıklı yağlar iltihabı hafifletiyor</strong></p>
<p>Sağlıklı yağlar vücuttaki iltihabı azaltarak bağışıklık hücrelerinin çalışmalarına destek oluyor. Sağlıklı yağlar denildiğinde ise aklımıza ilk olarak zeytinyağı geliyor. Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik,<strong> </strong>ancak zeytinyağının kesinlikle gıdaları kızartma amaçlı kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunarak, “Çünkü, zeytinyağı çabuk yanar ve bunun sonucunda birçok toksik madde açığa çıkararak hücrelere zarar verebilir. Dolayısıyla, zeytinyağının yemeği ocaktan indirmeye yakın ilave edilmesi önemlidir” diyor. Ayrıca, avokado, ceviz, fındık ve badem yağları da iyi yağlar grubunda yer alıyorlar. Ek olarak, bu gıdaların kendilerinin tüketilmesi lif açısından da katkı sağlıyor ve enerji veriyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Bol bol sıvı alması şart! </strong></p>
<p>Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Coşkun Çeltik, enfeksiyon döneminde çocuğun mutlaka bol sıvı alması gerektiğine de vurgu yaparak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Ateş, hızlı solunum ve terleme nedeniyle sıvı kaybı artar. Bu da halsizlik, baş ağrısı, bulantı ve kusma yapabilir. Ağırlıklı olarak su olmak üzere, belli ölçülerde ayran, elma suyu ve limonata gibi içecekler ile çorbalar sıvı eksikliğini tamamlayabilir. Bulantıyı tetiklememek için sıvıların yavaş, az az ve sık alınması gerekir. Bazen ılık, ballı ve limonlu ıhlamur çayı da solunum sorunlarının azaltılması için iyi bir alternatif olabilir. Ancak sıvı alımı çok azsa ve kusma başladıysa bir sağlık kurumuna başvurulması elzemdir.” </p>
<p><strong>Anne yemekleri çok önemli, çünkü… </strong></p>
<p>İşlenmiş gıdalar, içeriğinde yağ oranı çok yüksek olduğu için hekimler tarafından hurda gıdalar olarak tanımlanıyor. Paketli atıştırmalıklar, <strong>şekerlemeler, gazlı içecekler, meyve oranı düşük olan şekerli içecekler, salam, sosis ve sucuk</strong> gibi ürünler yağ oranı çok yüksek olmalarının yanı sıra birçok katkı ve koruyucu kimyasal maddeleri de içerebiliyor, <strong>gereksiz şeker ile tuz </strong>yükü getiriyorlar. “Tüm bunlar çocuğun midesini rahatsız edebilir ve iştahını daha da bozabilir” uyarısında bulunan Prof. Dr. Coşkun Çeltik,<strong> </strong>“Özellikle yüksek şekerli içecekler ve yiyecekler kısa süreli enerji verseler de ani insülin yükselmesine sebep olup,  kan şekeri dengesizliğine ve beslenmenin bozulmasına yol açabilir. Ayrıca reflü ve kusmaya da neden olabilir. Dolayısıyla, anne yemekleri dediğimiz sulu, temiz ve sevgi yüklü yemekler çocuklar için son derece önemlidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/griple-mucadelede-anne-yemekleri-cok-onemli-cunku-610300">Griple mücadelede &#8220;Anne yemekleri&#8221; çok önemli, çünkü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 09:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesinin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezi Büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf Bezleri]]></category>
		<category><![CDATA[şaretlerine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesi, ailelerin en sık endişe yaşadığı sağlık sorunlarından biridir. Lenf bezleri bağışıklık sisteminin doğal bir parçasıdır ve çocukluk çağında sık olarak büyüyebilir. Çoğu zaman bu durum basit enfeksiyonlara bağlıdır ve kendiliğinden düzelir. Ancak bazı durumlarda lenf bezi büyümeleri ciddi hastalıkların habercisi olabilir ve daha dikkatli değerlendirme gerektirebilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir, çocuklarda lenf bezi büyümelerinin nedenleri ve hangi durumlara dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirmede bulundu. </p>
<p><strong>Lenf bezleri neden büyür?</strong></p>
<p>Lenf bezleri, bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Vücutta çok sayıda lenf nodu bulunur ve bu yapılar lenfatik damarlar aracılığıyla birbirine bağlıdır. Lenfadenopati, lenf düğümlerinin normalden büyük hale gelmesi olarak tanımlanır. Çocuklarda lenf bezi büyümesi sık görülür ve çoğu zaman iyi huyludur. Enfeksiyonlardan bağışıklık sistemi hastalıklarına, ilaçlara ve nadiren kansere kadar çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Yalnızca tek bir bölgede sınırlı olabileceği gibi, vücudun farklı bölgelerinde yaygın olarak da görülebilir. Tek bir lenf nodunun ya da aynı bölgedeki birkaç lenf nodunun büyümesi bölgesel lenfadenopati, komşu olmayan ikiden fazla bölgede lenf nodu büyümesi ise yaygın lenfadenopati olarak tanımlanır.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlar</strong></p>
<p>Çocuklarda lenf bezi büyümesinin en sık nedeni enfeksiyonlardır. Viral enfeksiyonlar (Epstein-Barr virüsü gibi), bakteriyel enfeksiyonlar (streptokok ve stafilokok enfeksiyonları), mikobakteriyel enfeksiyonlar (tüberküloz gibi) ve fungal enfeksiyonlar lenf bezi büyümesine yol açabilir. Enfeksiyona bağlı lenf bezi büyümelerinde genellikle lenf bezlerinde ağrı, kızarıklık ve ısı artışı görülür. Buna ateş, boğaz ağrısı ve halsizlik gibi enfeksiyona ait belirtiler eşlik edebilir. Tüberküloz lenfadenitlerinde ise çoğunlukla tek taraflı ve ağrısız lenf bezi büyümesi dikkat çekerken, tifo gibi bazı enfeksiyonlarda yaygın lenfadenopati ortaya çıkabilir.</p>
<p>Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları boyun ve çene altındaki lenf bezlerinde büyümeye neden olabilir. Saçlı deri enfeksiyonlarında kafa derisinde, göz ve kulak enfeksiyonlarında kulak çevresinde, üst solunum yolu enfeksiyonlarında boyunda, kedi tırmığı hastalığında koltuk altında, küçük bebeklerde bez bölgesi enfeksiyonlarında ise kasık lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Mide ve bağırsak enfeksiyonları ile apandisit gibi durumlarda karın içi lenf bezleri de etkilenebilir.</p>
<p><strong>Ne zaman kanserden şüphelenilmeli?</strong></p>
<p>Daha nadir olmakla birlikte, çocukluk çağı kanserlerinde lenf bezi büyümesi görülebilir. Lösemi (kan kanseri) ve lenfomalar (lenf bezi kanserleri) başta olmak üzere bazı kanser türlerinde lenf bezi büyümesine aşağıdaki belirtiler eşlik edebilir:</p>
<ul>
<li>Nedeni açıklanamayan ve uzun süren ateş</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Halsizlik ve iştahsızlık</li>
<li>Gece terlemeleri</li>
<li>Vücutta morluk ve kanama</li>
</ul>
<p>Kanserle ilişkili lenf bezi büyümelerinde lenf nodları genellikle sert, hareketsiz ve ağrısızdır. Kızarıklık ve ısı artışı gibi enfeksiyon bulguları çoğunlukla görülmez. Lösemi şüphesinde kan sayımı ve periferik yayma önemli ipuçları verirken, kesin tanı için kemik iliği aspirasyonu ve/veya biyopsi gerekebilir.</p>
<p><strong>İlaçlar ve aşılar da lenf bezi büyümesine yol olabilir</strong></p>
<p>Bazı ilaçlar, aşılar ve bağışıklık sistemi bozuklukları da lenf bezi büyümesine neden olabili. Özellikle BCG(tüberküloza karşı) aşısı sonrası koltuk altı lenf bezlerinde büyüme görülebilir. Bu durum çoğunlukla geçicidir, ancak mutlaka takip edilmelidir.</p>
<p><strong>Bu 4 işaret varsa hemen doktora başvurmalı!</strong></p>
<p>Lenf bezi şişliğinin süresi, zaman içinde büyüyüp büyümediği ve uygulanan tedavilere yanıt verip vermediği büyük önem taşır. Bölgesel lenf bezi büyümelerinde ilgili bölgede enfeksiyon bulguları değerlendirilmelidir. Bu durumlarda mutlaka hekime başvurulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Lenf bezinin hızla büyümesi</li>
<li>6 haftadan uzun süren lenfe bezinde şişlik</li>
<li>Ateş, kilo kaybı ve gece terlemesinin eşlik etmesi</li>
<li>Yorgunluk, eklem ağrısı veya döküntü görülmesi</li>
</ol>
<p>Seyahat öyküsü, hayvan teması, böcek ısırıkları, beslenme alışkanlıkları, ilaç kullanımı, aşı öyküsü ve kronik hastalık varlığı ayrıntılı şekilde sorgulanmalıdır. Ergen çocuklarda ise cinsel öykü ve madde kullanımı da değerlendirmeye dahil edilmelidir.</p>
<p><strong>Lenf bezi büyümesinde tanı süreci</strong></p>
<p>Öncelikle lenf bezlerinin yeri, boyutu, kıvamı, hareketliliği, hassasiyeti ve büyüme hızı değerlendirilir. Çocuklarda boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde küçük lenf nodlarının hissedilmesi normal kabul edilebilir. Ancak genellikle 2,5 cm’nin üzerindeki lenf bezleri anormal olarak değerlendirilir. Enfeksiyona bağlı lenfadenopatiler çoğunlukla 4-6 hafta içinde kendiliğinden ya da uygun tedaviyle geriler. Özellikle 6 haftadan uzun süren, sert, hareketsiz ve ağrısız lenf bezleri ise kanser açısından araştırılmalıdır.</p>
<p>Tanısal testler klinik bulgulara göre planlanır. Kan sayımı ve periferik yayma ilk değerlendirmede önemlidir. Gerekli durumlarda ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve biyopsi gibi ileri tetkiklere başvurulabilir. Kanser veya atipik enfeksiyon şüphesinde lenf nodunun çıkarılarak incelenmesi gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-lenf-bezi-buyumesinin-isaretlerine-dikkat-609957">Çocuklarda Lenf Bezi Büyümesinin İşaretlerine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606600</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-2-606600">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 15:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Keratokonus]]></category>
		<category><![CDATA[Kornea]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[olmayabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ovalama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda 7 yaşından itibaren başlayabilmesine rağmen çoğu zaman 20’li yaşlara kadar fark edilmeyen ve 40’lı yaşlara kadar ilerlemeye devam edebilen keratokonusun belirtilerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, şunları söyledi: “Gözlerde sürekli alerji ya da kaşıntı olması, ilerleyici miyopi veya astigmatizma, gözlüğe rağmen net görememe, ışığa hassasiyet ve göz kamaşmaları keratokonusun en belirgin belirtileridir. Bu şikâyetlerin görülmesi hâlinde vakit kaybetmeden uzman bir göz hekimine başvurulmalıdır. Çünkü keratokonus, erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ilerleyen dönemlerde ciddi görme sorunlarına yol açabilir.”</p>
<p><strong>Ebeveynlerde Varsa Çocukta da Risk Artıyor</strong></p>
<p>Keratokonusun, gözün saydam tabakası olan korneanın incelmesi ve sivrileşmesi sonucu görme kaybı ile karakterize bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Genetik yatkınlık hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Ebeveynlerinde keratokonus bulunan çocuklarda, yaklaşık %7 oranında aynı hastalığa yakalanma riski vardır. Keratokonusta kornea yapısı bozulup düzensiz bir yüzey hâline geldiği için çocuklar çoğu zaman gözlükle dahi net göremediklerinden şikâyet ederler. Tanıda keratometrik ölçümlerde artış, kornea kalınlığında azalma ve düzensiz astigmatizma gibi bulgular saptanır. Kesin tanı ise kornea topografisi ile konur. Topografi sayesinde hastalığın evresi belirlenir ve buna uygun tedavi planı oluşturulur” dedi.</p>
<p><strong>Akademik Başarının Anahtarı: Sağlıklı Gözler</strong></p>
<p>Eğitim hayatında ilerledikçe kitaplarda yazıların küçülmesi ve okuma yoğunluğunun artmasının gözler üzerindeki yükü her geçen yıl artırdığını belirten Doç. Dr. Ocak, “Öğrenmenin yaklaşık %80’i görsel yollarla gerçekleşir. Bu nedenle özellikle gözlük kullanan çocuklarda numara değişimlerinin düzenli olarak takip edilmesi son derece önemlidir. Yanlış ya da yetersiz gözlük numarası, göz yorgunluğunu artırarak dikkat dağınıklığına yol açabilir” dedi.</p>
<p>Okul çağında en sık karşılaşılan görme problemlerini ise şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Keratokonus:</strong> Çocukluk çağında erişkinlere kıyasla daha hızlı ilerleyebilir. Erken teşhis edilmezse ciddi görme kaybına neden olabilir.</li>
<li><strong>Göz Tembelliği (Ambliyopi):</strong> Erken yaşta tespit edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilir.</li>
<li><strong>Kırma Kusurları: </strong>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma akademik başarıyı olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Gizli Şaşılık:</strong> Odaklanma güçlüğü ve baş ağrısına neden olarak çocuğun okuma isteğini azaltabilir.</li>
</ul>
<p><strong>Ebeveynler Bu Belirtilere Dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların hal ve hareketlerini izleyerek gözünde bir sorun olup olmadığının anlaşılabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Ocak’a göre aşağıdaki belirtiler görüldüğünde uzman doktora başvurması gerekiyor;</p>
<ul>
<li>Televizyonu yakından izlemek veya kitap okurken çok yaklaştırmak</li>
<li>Tahtadaki yazıları görebilmek için gözlerini kısmak</li>
<li>Okuma yaparken satır atlamak veya okuduğunu anlamada güçlük çekmek </li>
<li>Sık sık gözlerini ovuşturmak, alerji, kaşıntı, sulanma veya kızarıklık</li>
<li>Işığa karşı aşırı hassasiyet ve odaklanma anında baş ağrısı şikayeti</li>
<li>Devamlı ilerleyen miyopi ve astigmat</li>
<li>Gözlüklerinizden bir türlü memnun olamama</li>
<li>Gözlüğe rağmen net görüş elde edememe</li>
</ul>
<p><strong>CCL Tedavisi ile Keratokonusu Durdurmak Mümkün</strong></p>
<p>Keratokonus tedavisinde çapraz bağlantı yöntemi olan CCL (Corneal Cross Linking) tedavisinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Osman Bulut Ocak, “Hastalara CCL uygulanabilmesi için, kornea kalınlığının en az 400 mikron olması gerekli. Hastanın tedaviye uygunluğunu, tedavi öncesinde yapılan kornea kalınlığı ve topografi ölçümleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Tedavinin başarısında kritik nokta, hastalığın erken teşhis edilerek hastanın hızlıca tedaviye yönlendirilmesidir. Kornea nakline kadar varacak ciddi sonuçlar doğurabilen bu rahatsızlığın erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıyor” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-ovalama-masum-olmayabilir-606516">Çocuklarda Göz Ovalama Masum Olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Düztaban]]></category>
		<category><![CDATA[düztabanlığın]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bebekler doğuştan düztabandır</strong></p>
<p>Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Ayak kemeri gelişmezse</strong></p>
<p>Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur.  Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Düztabanlığın 2 çeşidi var</strong></p>
<p>Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. </p>
<p><strong>Esnek düztabanlık</strong>: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet yaratmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir.</p>
<p><strong>Sert düztabanlık:</strong> İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır.</p>
<p>Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir;</p>
<ol>
<li>Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde</li>
<li>Hareketle artan ayak ağrısı</li>
<li>Ayak bileği şişmesi</li>
<li>Sıkı topuk bağları</li>
</ol>
<p><strong>Riski artıran nedenlere dikkat!</strong></p>
<p>Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır;</p>
<ul>
<li>Obezite</li>
<li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Romatizmal eklem iltihabı</li>
<li>Ayak veya ayak bileği yaralanmaları</li>
<li>Yaşlanmanın etkisi</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis önemli</strong></p>
<p>Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır.  Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.v</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[D Vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[düzey]]></category>
		<category><![CDATA[emziren]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımına]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üzeri]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kemik gelişiminden kas ve sinir sisteminin sağlıklı şekilde işlemesine kadar pek vücut için çok önemli işleve sahip D vitamininin gereksiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, özellikle emziren anneler ile bebek ve çocuklarda D vitamininin bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Muharrem Çidem, yüksek doz alımının, kanda kalsiyum artışına neden olacağını, bu durumun organ ve sistem hasarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muharrem Çidem, genel sağlık için elzem olan D vitamininin dikkatsiz kullanımının önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.<br />D vitamini önemli görevler üstleniyor<br />D vitamininin güneş ışığı sayesinde vücutta doğal olarak üretilebilen ve genel sağlığımız için büyük öneme sahip bir vitamin olduğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Özellikle kemik gelişimi ve korunmasında önemli rol oynar. Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin bağırsaklardan emilimini destekleyerek, kemiklerin ve dişlerin güçlü ve sağlıklı kalmasına katkı sağlar. Bu yönüyle, sadece çocukluk ve ergenlik döneminde değil, yetişkinlik ve yaşlılıkta da kemik sağlığının korunmasında kritik bir işlev üstlenir. D vitamini yalnızca kemiklerle sınırlı bir görev üstlenmez. Aynı zamanda kas fonksiyonlarının sağlıklı şekilde sürdürülmesi, sinir sisteminin verimli işleyişi ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonu için de gereklidir” dedi.<br />D vitamini düzeyi, 30-50 ng/ml arasında olmalı<br />D vitamini düzeyinin 30ng/ml üzerinde olmasının normal düzey olarak kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini değerleri, 30 ng/ml ve üzerinde normal; 20–30 ng/ml arasında yetersizlik; 10–20 ng/ml arasında eksiklik; 10 ng/ml altında ciddi eksiklik olarak kabul edilmektedir. Hedeflenen, serum D Vitamini düzeyini 30-50 ng/ml arasına çıkartmak veya bu düzeyde tutmaktır. Önerilen günlük D vitamini alım miktarı ise yaşa göre farklılık göstermektedir. 1 yaşına kadar günlük 400 iu, 70 yaşına kadar 600 iu ve 70 yaş üzeri 800 iu olarak alınmalıdır” dedi. <br />D vitamini yüksekliği ciddi bir sağlık sorunu<br />Son yıllarda D vitamini hakkında toplumda büyük bir farkındalık oluştuğunu belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Eksikliğinin ne kadar önemli olduğu anlaşıldıkça, birçok kişi bu vitamini daha sık kullanmaya başladı. Ancak bu farkındalık ve dikkatsiz kullanım zararlı etkileri de beraberinde getirdi. Kandaki D vitamini düzeyi 120 ng/ml’nin üzerine çıktığında, D vitamini fazlalığı olarak adlandırılır. 150 ng/ml’nin üzerinde ise toksik seviye olarak kabul edilir ve bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir” uyarısında bulundu.<br />Yaygın kullanım hataları yapılıyor<br />D vitamini yüksekliğine yol açabilecek yaygın kullanım hatalarına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, basit ve yan etkisiz bir vitamin olduğu düşünülerek fazla kullanımın zararsız sanılması, herhangi bir hastalık ya da eksiklik olmamasına rağmen gereksiz şekilde takviye alınması ve ‘eksiklik oluşmasın’ düşüncesiyle önlem amaçlı kendi kendine kullanmanın D vitamini yüksekliğine yol açtığını söyledi.<br />Bebek ve çocuklarda gereksiz kullanıma dikkat!<br />Özellikle bebek ve çocuklarda gereksiz D vitamini kullanımına dikkat çeken Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Bazı ebeveynlerin çocuğun erken yürümesi veya diş çıkarması için gelişigüzel D vitamini vermesi gereksiz D vitamini kullanımına sebep olmaktadır. D vitamini iştah açar diye düşüncesiyle iştah açıcı gibi kullanılması hatalı uygulamalar arasında gelmektedir. Günlük ihtiyacı olan D vitamini dozunu alan çocukta ekstra verilen multivitamin veya ilaçlarda da bulunan D vitamininin dikkate alınmadan beraber kullanılması, doktora danışılmadan, normal düzeyde D vitamini olan çocuğa aralıklı olarak fazladan ek doz verilmesi ve özellikle bebek ve çocuklarda piyasada bulunan yüksek dozda ampul formunun ebeveynler veya sağlık personeli tarafından kullanılması da D vitamini yüksekliğine yol açan önemli etkenlerdir” uyarısında bulundu.<br />Bebeklerde kusma D vitamini yüksekliği belirtisi olabilir<br />Bebeklerde D vitamini yüksekliğinin en sık kusma şikayetiyle kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Muharrem Çidem, “D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğu için uzun süre depolanarak bağırsak ve kemik üzerine etki edip kan kalsiyum düzeyinin uzun süre yüksekliğine yol açabilir. Bazı insanlarda D vitamini duyarlılığı vardır ve hafif yüksek verilmesi durumunda bile toksik etki yapabilmektedir, bu açıdan da dikkatli olunmalıdır” dedi.<br />Gebelikte ve emzirme döneminde dikkatli kullanılmalı<br />D vitamini kullanımına özellikle gebelik ve emzirme dönemlerinde dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, gebelikte uygun olmayan dozda D vitamini kullanmanın hem anneye hem de bebeğe zarar verebileceği uyarısında bulundu. Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Annenin aldığı vitamin çocuğa da geçerek kalsiyum yükselmesine yol açabilir. Bebeklerde kalsiyum yüksekliği mental ve fiziksel gelişmede gerileme riski oluşturabilir. Gebelerde yüksek D vitamini anne karnındaki bebekte şekil bozukluklarına, doğumdan sonra da oluşabilecek kalsiyum dengesizliği yenidoğanda kasılma ve nöbetlere neden olabilmektedir. Emzirme döneminde fazla D vitamini sütle bebeğe geçmektedir. O nedenle uygun dozda alınması önemlidir” dedi.</p>
<p>Yüksek D vitamini kandaki kalsiyum değerini yükseltiyor<br />Yüksek D vitaminin zararlı etkilerinin sindirim sisteminden kalsiyumun daha fazla emilerek kandaki kalsiyum değerini yükseltmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Muharrem Çidem, “Anormal kalsiyum düzeyi, santral sinir sistemi, kardiyovasküler sistem, kas-iskelet sistemi, deri, sindirim sistemi ve böbrek dahil olmak üzere çok sayıda organ ve sistemi etkileyebilecek geniş bir spektrumda seyredebilir” diye konuştu.<br />Kalsiyum yüksekliği pek çok sistemi etkileyebiliyor<br />D vitamini fazlalığına bağlı oluşan kalsiyum yüksekliğinin organ ve sistemler üzerinde pek çok etkiye yol açtığını kaydeden Prof. Dr. Muharrem Çidem, bu etkileri şöyle anlattı:<br />“Nörolojik sistemde huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, sinirlilik, depresyon, uykuya eğilim ve psikotik belirtiler ortaya çıkabilir. Kardiyovasküler sistemde kalp ritminde bozulmalar ve aritmi, kan basıncında değişiklikler ve hipertansiyon oluşabilir. Kas-iskelet sisteminde kaslarda güçsüzlük ve yorgunluk görülebilir. Dermatolojik etki olarak kaşıntı ortaya çıkabilirken sindirim sisteminde bulantı ve kusma, ağız kuruluğu ve aşırı su içme ihtiyacı, kabızlık ve iştahsızlık sorunları ortaya çıkabilir. Böbreklerle ilgili renal sistemde önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Böbrekler, kandaki fazla kalsiyumu atmaya çalışır. Bu süreç, zaman içinde böbrek fonksiyonlarında bozulma, böbrek yetmezliği, sık ve bol miktarda idrara çıkma gibi sorunlara neden olabilir. Kalsiyum, fizyolojik düzeyin üzerine çıktığında çeşitli organlarda birikerek patolojik sonuçlara yol açabilir. Böbrekte biriken kalsiyum böbrek taşı gelişimine neden olurken; koroner arter duvarlarında biriken kalsiyum, damar sertliği ve aterosklerotik plak oluşumu ile ilişkilendirilmektedir.”<br />Bu uyarılara kulak verilmeli<br />Prof. Dr. Muharrem Çidem, D vitamini kullanımında dikkat edilmesi gereken noktaları ve uyarılarını şöyle sıraladı:<br />-D vitamini, sağlığımız için gereklidir ancak fazlası zararlıdır.<br />-Yüksek doz alımı, kanda kalsiyum artışına, bu durum da organ ve sistem hasarına yol açabilir.<br />-Bebekler ve çocuklar fazlalıktan en çok etkilenen risk grubudur. Bebek ve çocuklarda  özellikle yüksek doz D vitamini içeren ampul formundan kaçınmak daha uygun olacaktır.<br />-Gebelikte ve emzirme döneminde vitamin D düzeyine bakılarak doktor önerisiyle kullanıma özellikle dikkat edilmelidir.<br />&#8211; Takviye, mutlaka doktor önerisiyle ve takibiyle yapılmalıdır.<br />&#8211; En doğru yaklaşım: Bilinçli, ölçülü ve kontrollü kullanımdır.<br />-D vitamini nispeten güvenli bir vitamindir ama yüksek dozları toksiktir. </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gebe-emziren-anne-ve-cocuklarda-d-vitamini-kullanimina-dikkat-599874">Gebe, emziren anne ve çocuklarda D vitamini kullanımına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 08:05:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basma]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[düz]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[içe]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk döneminde çok sık karşılaşılan yürüyüş bozukluklarından biri olan içe basma, ailelerin en çok merak ettiği konular arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Salih Söylemez</strong> “İçe basma, çocuklarda sık görülen ve genellikle büyümeyle birlikte kendiliğinden düzelen bir durumdur. Ancak bazen sinir-kas hastalığından kaynaklanıyor olabilir. Aileler çocuklarını iyi gözlemlemeli ve içe basma sorunu varsa mutlaka çocuk ortopedi uzmanına başvurmalıdır. Çünkü ailelerin içe basma konusunda en sık yaptığı hatalardan biri, çocuklarına gereksiz tabanlıklar veya özel ayakkabılar satın almaktır. İçe basma farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve nedeni ortaya koyulduktan sonra gerekli tedavi uygulanabilir” diyor. Doç. Dr. Söylemez, çocuklarda içe basmanın 5 nedenini ve içe basmaya karşı neler yapılabileceğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Kalçadan kaynaklanan içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Kalça eklemine ait uyluk kemiğinin doğuştan içe dönük olmasıyla ortaya çıkar. Çocuk yürürken  ayak uçları içe dönüktür, genelde “W” şeklinde otururlar ve koşarken sık düşebilirler. Bu durum fizyolojik kabul edilir ve 6–8 yaşlarına kadar kendiliğinden düzelme eğilimindedir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong> </p>
<p>Ailelerin sık yaptığı ayak yönlendirici cihazlar, özel ayakkabılar veya oturuşu zorlayan aparatların hiçbir bilimsel faydası yoktur. Düzenli takip ve kalça çevresi kaslarını güçlendirici oyunlar destekleyici olabilir. Deformite 9–10 yaş sonrası hala belirginse, çocuğun yürümesini ya da psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa cerrahi müdahale ile uyluk kemiği kontrollü şekilde dışa döndürülerek normal eksene getirilir ve plak ya da çiviyle sabitlenir. Ameliyat sonrası kısa süreli yük sınırlaması ve fizik tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilir.</p>
<ul>
<li><strong>Baldır kemiğine bağlı içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Ayaklar ve dizler içe doğrudur, yürüyüşte sık takılma ve dengesizlik olabilir. Aileler bazen bacağın da içeriden geldiğini fark ederler. Sorun genellikle 4–6 yaş civarında düzelme potansiyeline sahiptir çünkü bacakların dönme gelişimi devam eder. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Ayakkabı değişiklikleri ve tabanlıklar bu durumun düzelmesine katkı sağlamaz. Çocuğun aktif bir yaşam sürmesi desteklenmelidir, bu sayede güçlenen kaslar yürüyüşünü olumlu yönde etkiler. Eğer sorun çok belirgin olup 8–9 yaşından sonra da devam ederse cerrahi tedavi uygun seçenek haline gelir. Cerrahi yöntemde, tibia kontrollü bir şekilde ayakbileğinin üst kısmından dışa döndürülerek anatomik hatta getirilir, kemik tespiti ile kalıcı düzeltme sağlanır. Ameliyatın ardından ortalama 6 haftalık iyileşme süreci sonrası çocuklar güvenli şekilde yürüyüşe dönebilir.</p>
<p> </p>
<ul>
<li><strong>Ayak ön kısmının içe dönmesi </strong></li>
</ul>
<p>Bebeklerde en sık rastlanan içe basma nedenidir ve ayak ön kısmı içe dönük görünürken topuk normal konumda kalır. Muayenede ayak ön kısmı esnekse ayak pasif hareketle düzeltilebilirken, sert tipte direnç hissedilir. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>İlk 6–12 ay içinde kendiliğinden önemli oranda düzelir. Esnek tiplerde ailelere ayak yönünü düzeltmeye yönelik çok nazik germe egzersizleri öğretilir. Sert deformitelerde alçı uygulamaları ile ayağın kademeli düzeltilmesi gerekebilir. Ancak tüm çabalara rağmen ayak ön kısmında belirgin kalıcı sapma, yürüyüş bozukluğu veya ayakkabı kullanımında sorun varsa; ilerleyen yaşlarda cerrahi müdahale ile ayak kemiklerinin yönü yeniden düzenlenir ve kalıcı bir biyomekanik denge sağlanır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Düz tabanlık nedeniyle içe basma </strong></li>
</ul>
<p>Çocukluk çağında çok sık karşılaşılan düz tabanlık genellikle tedavi gerektirmez. Esnek düz tabanlık çoğu zaman ağrıya yol açmaz, yürüyüşü veya aktiviteleri olumsuz etkilemez. Bazı çocuklarda ise düz tabanlık sert yapıda olup hareket kısıtlılığı ve ağrı daha belirgindir.</p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Esnek düz tabanlık ağrı ve yorgunluğa yol açıyorsa kişiye özel tabanlık yaptırılabilir. Yaşla birlikte ayak kavsinin doğal olarak oluşması beklenir. Sert düztabanlıkta ise; özel ayakkabı veya kişiye özel hazırlanmış tabanlık desteği kullanılabilir; ancak yapısal bozukluk ve yürüyüş bozukluğu belirginse, şiddetli ağrıya yol açıyorsa ve konservatif tedavilere yanıt alınamamışsa cerrahi tedavi gerekebilir. Ameliyat sonrası yaklaşık beş hafta alçıda tutulur. Alçı çıkarıldıktan sonra fizik tedavi ve egzersizlerle normal yürüyüş sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Kas ve bağ gevşekliğine bağlı içe yönelik</strong></li>
</ul>
<p>Bazı çocuklarda bağların gevşekliği ve kasların yeterli kuvvet oluşturamaması, ayakların içe doğru yönelmesine neden olur. Çocuklar kolay yorulur ve yoruldukça içe basma belirginleşir, uzun yürüyüşlerde bacak ağrısı artar. </p>
<p><strong>Ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Gereksiz cihaz ve sert ortopedik ayakkabılar kasların gelişimini engelleyebileceğinden dolayı  önerilmez. Tedavide temel yaklaşım, kas güçlendirme ve denge koordinasyonunu artırmaktır.  Çocuğun hareketli yaşam tarzı teşvik edilmeli, özellikle çıplak ayak zeminde denge egzersizleri yapılmalıdır. Zaman içinde belirgin iyileşme sağlanabilir. Eğer bağ gevşekliği düz tabanlıkla birlikte seyrediyor ve ağrıya yol açıyorsa kişiye özel tabanlık desteği tedaviye eklenebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ice-basma-sorunu-cok-sik-goruluyor-598867">Çocuklarda içe basma sorunu çok sık görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 07:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[otizmin]]></category>
		<category><![CDATA[şaretine]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598843</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkek çocuklarda kızlara göre daha sık görülen otizm, hastalıktan çok nörogelişimsel bir durum olarak adlandırılıyor ve toplumdaki sıklığı her geçen gün artıyor. Günümüzde her 36 çocuktan biri otizm tanısı alıyor. Otizmde erken teşhis çocukların gelişimi için büyük önem taşıyor. İdeal olarak 18-24 ayda tanı almış; yoğun özel eğitim ve davranışsal terapi görmüş çocukların %50’sinden fazlasında belirgin düzelme sağlanabiliyor. Otizmli bir çocuk 2 yaşında haftada 40 saat eğitim alırsa, 5 yaşında normal anaokuluna gidebilme ihtimali %60’ın üzerine kadar çıkabiliyor. Ancak terapilerin 5 yaşında başlaması durumunda bu oran %5’in altına düşebiliyor. Dolayısıyla erken tanı ve eğitim, otizmli bir çocuğun geleceğini tamamen değiştirebiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Sağlık Bakanlığı’nın “Otizm Eylem Planı” kapsamında yer alan “16-23 Aralık Otizm Farkındalık Haftası” nedeniyle, otizm hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p><strong>Otizmi yönetmek bir ekip işidir</strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu, doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk 3 yılında belirti veren nörogelişimsel bir durumdur. Son yıllarda tanı alma yaşının düşmesi ve tanı kriterlerinin genişlemesi sayesinde her 36 çocuktan birine otizm tanısı konulmaktadır. Otizm, doğru yaklaşım ve düzenli takip ile yönetilebilen bir durumdur. Çocuk nörolojisi uzmanı tarafından çocuğun gelişimsel değerlendirmesi yapılmalı, eşlik eden nörolojik durumları taranarak tedavisi düzenlenmeli, gerekli testleri planlanmalı ve aileler uygun eğitim programlarına yönlendirilmelidir. Otizm bir hastalık değil, farklı bir beyin kablolamasıdır ve bu kabloları yeniden düzenlemek için en sihirli dönem 1-4 yaştır. O yaşlarda beynin plastisitesi o kadar yüksektir ki; haftada 25-40 saat doğru eğitimle birçok çocuk konuşmayı, göz teması kurmayı, sarılmayı, hatta arkadaş edinmeyi öğrenebilir.</p>
<p><strong>Çocuğunuzu gözlemleyin, belirtileri fark edin!</strong></p>
<p>Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sözel ya da sözel olmayan iletişimde zorluk yaşanması ile karakterize nörogelişimsel bir durumdur. Otizmde belirtiler çoğu zaman yaşamın ilk 12–24 ayında gözlemlenebilir. Aşağıdaki sorulardan 2 veya daha fazlasına “hayır” diyorsanız, lütfen hemen bir Çocuk Nöroloji veya Çocuk Psikiyatrisi uzmanına gidin. Birkaç aylık gecikme bile bir çocuğun hayatını değiştirebilir.</p>
<ol>
<li>Çocuğunuz 12 aylıkken gülümsediğinizde gülümsüyor mu?</li>
<li>İsmini söylediğinizde dönüp bakıyor mu?</li>
<li>Parmağınızla bir şeyi gösterdiğinizde o da o yöne bakıyor mu?</li>
<li>18 aylıkken en az 6-10 kelime konuşuyor mu?</li>
<li>Oyuncak arabayı tekerleğinden tutup sürekli çevirmek yerine sürmeye çalışıyor mu?</li>
<li>Parmak ucunda yürüyüp, sürekli aynı beden hareketlerini tekrarlıyor mu?</li>
</ol>
<p><strong>Çocuğun yetenek ve ihtiyaçlarına göre tedavi planlanır</strong></p>
<p>Küçük yaşlarda yoğun ve sürekli eğitim programları ile davranış terapileri, çocukların kendine bakabilme, sosyal ve iş becerileri kazanabilmesine yardımcı olur. Böylece işlevselliği artırır, belirtilerin şiddetini ve uyumsuz davranışları azaltır. Aile desteği ile birlikte erken yaşta çocuğun yeteneklerine ve ihtiyaçlarına göre başlanan bireysel ve grup olarak özel eğitim programları hazırlanması, uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen esas tedavi yöntemidir. Özel eğitim ve ekip çalışmasını gerektiren tedavi uzun sürelidir ve ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma uzmanı, çocuk psikiyatri ve çocuk nöroloğu mutlaka bulunmalıdır. Uygulanacak olan ilaç tedavileri ise otizme eşlik eden ve varsa mevcut problemleri azaltmaya yöneliktir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-otizmin-6-isaretine-dikkat-598843">Çocuklarda Otizmin 6 İşaretine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:05:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[astımın]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597563</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan birinde görülen astım, doğru yönetilmediğinde tekrarlayan öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ile çocukların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563">Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan birinde görülen astım, doğru yönetilmediğinde tekrarlayan öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ile çocukların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Aile farkındalığı ve erken tanıyla doğru tedavi planlaması, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli rol oynuyor. Çocukluk çağı astımının anlaşılması ve doğru şekilde yönetilmesi için bazı bulgular yol gösterici nitelik taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, çocuklarda astım hastalığı hakkında bilgi verdi ve alınması gereken önlemleri anlattı.</p>
<p><strong>Çocuğunuzun öksürüğünü basit bir enfeksiyon sanmayın</strong></p>
<p>Astım, bronşların zaman zaman daralmasıyla ortaya çıkan tekrarlayıcı öksürük, hırıltı ve solunum güçlüğü ataklarıyla seyreden bir hastalıktır. Öksürük astımın en temel belirtisidir, öksürüksüz bir astım hastalığı olmaz. Türkiye’de çocuklarda astım görülme sıklığı yüzde 5–9 arasında değişmektedir. Kuru ve yüksek bölgelerde daha az, nemli ve deniz kıyısı bölgelerde daha fazla görülür. Maalesef pek çok çocuk astım ilacı kullanmasına rağmen, ailesi onun astım olduğunu bilmemekte ve bronşit, alerjik bronşit veya zatürre başlangıcı gibi yanlış tanılar alabilmektedir. Bu nedenle önce doğru tanı konulmalıdır. Ayrıca, her çocuğun akciğerlerinin yanı sıra,  burun içi de detaylı değerlendirilmelidir. Çünkü eşlik eden bir alerjik rinit de sıklıkla birlikte bulunabilir. Özellikle 2-3 yaş altındaki çocuklarda viral enfeksiyonlara bağlı kısa süreli hışıltılı ataklar görülebilir ve bu durum çoğu zaman yaş ilerledikçe kaybolur. Ancak bu çocuklar yakından ve düzenli olarak izlenmeli; gereksiz uzun süreli ilaç tedavisinden de kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuklarda astımı fark etmek için bu 9 bulgu önemli</strong></p>
<p>Astım belirtileri her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmaz. Çocuklarda astım belirtileri farklılık gösterebilir. Astımda yalnızca solunum güçlüğü değil, tekrarlayan kuru veya balgamlı öksürük de tek başına belirti olabilir. Hırıltılı solunum, nefes verirken duyulan ıslık sesi, gece artan öksürük, eforla gelen öksürük nöbetleri, ağır ataklarda göğüs duvarında çökmeler ve solunumda zorlanma görülebilir. Çocuklarda astımı fark edebilmek için bu belirtileri göz ardı edilmemelidir:</p>
<ol>
<li>Gece artan öksürük</li>
<li>Hırıltılı solunum</li>
<li>Nefes verirken duyulan ıslık sesi</li>
<li>Tekrarlayan kuru veya balgamlı öksürük</li>
<li>Koşma, gülme, ağlama gibi eforla gelen öksürük</li>
<li>Atak dönemlerinde omuz ve kaburga aralarında solunum eforunun artması</li>
<li>Ciddi nöbetlerde halsizlik, huzursuzluk ve nadiren bilinç değişikliği</li>
<li>Çocuğun geçmişinde besin alerjisi, egzama bulunması</li>
<li>Ailede alerjik hastalık varlığı</li>
</ol>
<p><strong>Alerjiler kontrol edilmezse astım kontrolü zorlaşır</strong></p>
<p>Çocukluk çağı astımının yüzde 70’inden fazlası alerjik kökenlidir. Ailede alerji veya astım öyküsü, çocukta astım görülme riskini artırabilir. Astımı olan çocuklarda sıklıkla, inek sütü proteini alerjisi gibi besin alerjileri, egzama ve burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırma, göz kaşıntısı gibi bulgularla seyreden alerjik nezle de görülebilir. Özellikle alerjik nezlenin tedavi edilmemesi, astım kontrolünü zorlaştırabilir.</p>
<p><strong>Astımda uzun süreli bir tedavi planı gerekli </strong></p>
<p>Astım kronik bir gidişle, yıllarca devam eden bir hastalık olduğundan yalnızca atak dönemlerinde değil, atak dışı uzun süreli tedavi gereklidir. Dünya genelinde kabul gören basamak tedavisi yaklaşımı ile çocuğun durumuna göre tedavi düzeni belirlenmelidir. Son yıllarda solunum yolundan alınan kortizonlu ilaçlar, astımın uzun süreli tedavisinin en önemli ögelerinden biri haline geldi. Bu ilaçların dozu ağızdan alınanlardan çok daha düşük olduğundan, diğer kortizonlu ilaçların alınmasıyla sıkça gözüken yan etkiler bunlarda gözükmez. Koruyucu etkileri olan bu ilaçlar doktor kontrolu altında uzun süre kullanılabilirler. Hava yolu ile kullanılan (inhaler ya da nebülizer) ilaçların doğru kullanımlarının öğrenilmesi başarılı bir tedavi için son derecede önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru yönetilen astım tedavisi çocukların yaşam kalitesini artırır</strong></p>
<p>Çocukluk çağı astımı, ailelerin doğru bilgilendirilmesi ve uygun tedaviyle yönetildiğinde çocukların yaşam kalitesini olumsuz etkilemeden kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Öksürüğün küçümsenmemesi, alerjik belirtilerin dikkate alınması ve uzman hekim takibi, çocukların sağlıklı bir geleceğe adım atması için kritik öneme sahiptir. Tedavide amacımız atak sayısını azaltmak, atakların şiddetini hafifletmek, komplikasyonları önlemek, çocuğun yaşına uygun fiziksel aktiviteleri sürdürebilmesini sağlamak, büyüme ve gelişmenin normal devamını sağlamak, ilaç yan etkilerinden korumak ve hem aileleri hem de çocukları hastalık konusunda bilinçlendirmektir. Astım konusunda ailelerin bilinçli olması ve astım ataklarını önleyici tedbirler almaları da çocukların yaşam kalitesine önemli derecede etki eder. Ailelerin sigara içmesi çocuk astımını olumsuz etkileyen çok ciddi bir faktördür.</p>
<p><strong>Çocuğunuzda ev tozu akarı alerjisi varsa astım ataklarını önlemek için bu önlemleri alın!</strong></p>
<ul>
<li>Yatak odasında halı bulundurmayın.</li>
<li>Tüylü oyuncak ve yünlü eşyaları azaltın.</li>
<li>Toz tutan eşyaları kapalı dolaplarda saklayın.</li>
<li>Nevresim ve çarşafları haftada iki kez 60°C üzerinde yıkayın.</li>
<li>Yatak, yorgan ve yastığın yün, kuştüyü olmamasına dikkat edin.</li>
<li>Akar barındırmayan özel yataklar tercih edin.</li>
<li>Gerekli durumlarda HEPA filtreli hava temizleme cihazları kullanın.</li>
<li>Düzenli doktor kontrolleri ihmal etmeyin.</li>
<li>Doktorunuz uygun görürse özel durumlarda alerji aşı tedavisi gerekebilir.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-astimin-9-sinyali-597563">Çocuklarda Astımın 9 Sinyali</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 12:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[25]]></category>
		<category><![CDATA[746]]></category>
		<category><![CDATA[çinde]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Düzensiz beslenme ve hareketsizlik nedeniyle toplumda hızla yayılan obezite çocukları da önemli ölçüde etkiliyor. 2050 yılında 5-19 yaş arasındaki çocuklarda obezite rakamlarının dünyada 746 milyona, ülkemizde ise en az 3.39 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Önlenebilen ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sırada yer alan obezitenin kalıcı tedavisi, multidisipliner yaklaşımlarla gerçekleştiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesi ve tedavi süreci ile ilgili önemli detaylar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Teknolojik gelişmeler obeziteyi tetikliyor</strong></p>
<p>Dünyada 5–19 yaş arası çocuklarda obezite prevalansı 1975 yılında %4 iken, 2022 yılında bu oran %20’ye ulaşmıştır. Obez çocuk sayısı 1975 yılında yaklaşık 11 milyon iken, 2022’de 65 milyon kız ve 94 milyon erkek olmak üzere toplam yaklaşık 159 milyona yükselmiştir. 2050 yılında dünya genelinde 746 milyon çocuk ve gencin aşırı kilolu/obez olacağı öngörülmektedir. Çocukluk çağı obezitesinde; çocukların akademik hayatta başarılı olma kaygısı, yaşanılan çevrenin güvenli olmaması, çocukların evde daha çok ekran karşısında vakit geçirmelerine ve fiziksel aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır. Diyetteki artmış yağ oranı, fazla karbonhidrat tüketimi ve şekerli içeceklerden zengin beslenme obeziteye yol açmaktadır. Bu şekilde beslenen çocukların çeşitli vitamin ve mineral yetersizlikleri açısından da risk altında oldukları bilinmelidir. Düzenli ve dengeli beslenme obezite gelişimini engelleyici bir faktördür. Öğün atlanmasının, özellikle de çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının doğrudan obeziteye yatkınlığa yol açtığı çalışmalar ile gösterilmiştir. Ebeveynlerin her ikisi de obez ise çocukta şişmanlık riskinin belirgin olarak arttığı da kanıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Çocuklarda obezite yatkınlığı, erişkinlerden farklı hesaplanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda obezite tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksleri hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Yine bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>Çocukların obeziteden korunması için aktif yaşam şart!</strong></p>
<p>Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği nadir genetik hastalıklar da mevcuttur. Bu genetik hastalıkların ya da hormonal bozuklukların şüphe edildiği çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve ekran (bilgisayar, televizyon, akıllı telefonlar vb.) başında geçirilen sürenin azaltılması önerilen yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir, ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu yöntem gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuk, bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Birçok sağlık profesyoneli bu takımın bir parçası</strong></p>
<p>Birçok faktörün etkilediği bir problemi ortadan kaldırmanın yolu probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetine sahip olmaktan geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin kalıcı tedavisi ancak multidisipliner bir yaklaşımla mümkündür. Multidisipliner yaklaşım derken obeziteye neden olan faktörleri irdeleyen bilim dalları ile kollektif bir çalışma kastedilmektedir. Obezitenin tedavisinde ekipte yer alması gereken kişiler; obezite cerrahisi (genel cerrah), endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme ve diyet, psikoloji, fizyoterapi gibi alanlarda uzmanlar olarak sayılabilmektedir. Ayrıca ihtiyaç doğrultusunda diğer branşlar hasta bazlı olarak ekibe dahil olabilmektedir. Bu branşların hepsi ayrı ayrı hastayı değerlendirmekle birlikte, haftalık toplantılarla bir araya gelerek hasta için bütüncül bir yaklaşım ile en uygun tedavi şemasını belirlemektedir. Böylece hastaya özgü ve sağlık durumuna ve mevcut hastalıklarına göre uygun tedavi protokolü belirlenmiş olur. Bu şekilde izlenen hastalarda ömür boyu korunan tedavi başarısı şansı oldukça yüksektir.</p>
<p>Multidisipliner ekip ile tedavi edilemeyen ve kontrollerine uymayan hastalarda eski yaşam tarzına dönüşler ve geri kilo alımları çok sık gözlenmektedir. Öyle ki geri kilo alımı 10 yılda neredeyse yarı yarıya gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır. Geri kilo alımı demek aynı zamanda kronik hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da kötüleşmesi demektir. Bu minvalde değerlendirerek obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabullenip, multidisipliner tedavinin önemini anlayarak tedaviye başlamak kilolardan şikayetçi her bireyin başlangıç noktası olmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/25-yil-icinde-746-milyon-cocuk-obez-olabilir-594273">25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslami Oyunları&#8217;nda gözler bizim çocuklarda</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/islami-oyunlarinda-gozler-bizim-cocuklarda-590148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 07:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[bizim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[gözler]]></category>
		<category><![CDATA[nda]]></category>
		<category><![CDATA[oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[slami]]></category>
		<category><![CDATA[sporcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Kağıtspor’un başarılı sporcuları, ay yıldızlı forma altında 6. İslami Dayanışma Oyunları’nda arenaya çıkıyor. Mavi Beyazlı kulüp, 4 farklı branştan 9 milli sporcusu ile bu önemli organizasyonda madalya mücadelesi verecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/islami-oyunlarinda-gozler-bizim-cocuklarda-590148">İslami Oyunları&#8217;nda gözler bizim çocuklarda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Kağıtspor’un başarılı sporcuları, ay yıldızlı forma altında 6. İslami Dayanışma Oyunları’nda arenaya çıkıyor. Mavi Beyazlı kulüp, 4 farklı branştan 9 milli sporcusu ile bu önemli organizasyonda madalya mücadelesi verecek.</p>
<p><b>RİYAD’DA DÜZENLENİYOR</b></p>
<p>İslam İşbirliği Teşkilatı’na (İİT) bağlı bir kuruluş olan İslami Dayanışma Oyunları Federasyonu (ISSA) tarafından 4 yılda bir düzenlenen İslami Dayanışma Oyunları’nın 6’ncısı, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 07-21 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek. 6. İslami Dayanışma Oyunları’nda Türkiye, 110 kadın ve 102 erkek olmak üzere toplam 212 sporcuyla madalya mücadelesi verecek. Milli takım kafilesinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Kağıtspor’dan 9 sporcu bulunuyor.</p>
<p><b>5 JUDOCUMUZ MİNDERE ÇIKIYOR</b></p>
<p>Judo branşında milli sporcular Munir Ertuğ, Muhammed Ali Demirel, Tuğçe Beder, Sıla Ersin ve Buket Nur Karabulut bireysel müsabakaların yanı sıra Mix takımlarda da mindere çıkacak.</p>
<p><b>KARATEDE ENES, BOKSTA AYŞEN</b></p>
<p>Büyükşehir Belediye Kağıtspor’un karate branşındaki yıldız ismi Enes Bulut 75 kilo kumite dalında altın madalya için mücadele verecek. Mavi-Beyazlı kulübün alt yapısından yetişen bir diğer başarılı sporcu Ayşen Taşkın ise boks branşında 54 kiloda kadınlarda ringe çıkacak.</p>
<p><b>GÜREŞTE GÖZLER YUSUF VE RIFAT’TA</b></p>
<p>Kağıtspor’un milli güreşçileri şampiyonada serbest stilde mindere madalya için çıkıyor. Buna göre Rıfat Eren Gıdak 97 kiloda, Yusuf Demir ise 57 kiloda mücadele edecek.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/islami-oyunlarinda-gozler-bizim-cocuklarda-590148">İslami Oyunları&#8217;nda gözler bizim çocuklarda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda burun kanamaları ciddiye alınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-burun-kanamalari-ciddiye-alinmali-589941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 12:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[ciddiye]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanamaları]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “kan kanseri” olarak bilinen lösemi, çocukluk çağında en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-burun-kanamalari-ciddiye-alinmali-589941">Çocuklarda burun kanamaları ciddiye alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında “kan kanseri” olarak bilinen lösemi, çocukluk çağında en sık görülen kanser türleri arasında yer alıyor. Kemik iliğinde başlayan hastalığın, sağlıklı kan hücreleri yerine anormal hücrelerin üretilmesine yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemi bağışıklık sistemini zayıflatır; vücut enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir, kansızlık ve yorgunluk gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak çoğu kanser türünde olduğu gibi, erken tanı ile başarılı tedavi şansının yüksek olduğu unutulmamalı” dedi.</strong></p>
<p>Çocukluk çağı kanserlerinin nedenleri tam olarak bilinmese de bazı vakalarda genetik yatkınlığın rol oynayabileceği düşünülüyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemi genellikle halsizlik, solgunluk, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, uzun süren ateş, ciltte morluklar ve burun kanamaları gibi belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Bazı çocuklarda iştahsızlık, kilo kaybı veya boyun ve koltuk altı gibi bölgelerde şişlikler de görülebiliyor. Bu tür şikâyetler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak, erken tanı ve tedavi süreci açısından büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Lösemi tedavisinde sabır ve süreklilik önemli</strong></p>
<p>Löseminin farklı alt türleri bulunduğunu belirten Kansoy, “Tanı sürecinde kan tahlilleri ve kemik iliği incelemeleriyle hastalığın tipi belirleniyor. Elde edilen bulgulara göre kişiye özel bir tedavi planı oluşturuluyor. Tedavi genellikle kemoterapiyle başlıyor ve hastalığın türüne göre ortalama 1-2 yıl kadar sürebiliyor. Bu süreçte düzenli doktor kontrolleri ve tedaviye uyum, başarı oranını doğrudan etkiliyor” dedi.</p>
<p><strong>Psikolojik destek tedavinin ayrılmaz bir parçası</strong></p>
<p>Uzun süren ve sabır gerektiren lösemi tedavisinde hem çocukların hem de ailelerin duygusal olarak zorlanabildiğini belirten Kansoy, “Bu dönemde psikolojik destek almak hem çocukların hem de ebeveynlerin yaşadığı stresi hafifletiyor, tedavi sürecine uyumu kolaylaştırıyor. Ruhsal olarak güçlü kalmak, fiziksel iyileşmenin de önemli bir parçası. Lösemili Çocuklar Haftası ise bu konuda farkındalığı artırmak ve toplumun desteğini hatırlatmak açısından her yıl biraz daha fazla önem kazanıyor” dedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-burun-kanamalari-ciddiye-alinmali-589941">Çocuklarda burun kanamaları ciddiye alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,</strong>  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal</strong></p>
<p>Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz,<strong> </strong>ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor. <strong> </strong>Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Yürürken topuğunu içe basıyorsa</li>
<li>Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa</li>
<li>Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa</li>
</ul>
<ul>
<li>Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı </strong></p>
<p>Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat nadiren gündeme geliyor</strong></p>
<p>Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gribin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[olduğu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[sorununa]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar aylarında çocuklar arasında yaygın olarak görülen grip doğru tedavi edilmediğinde önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Çocuklarda genellikle hafif seyreden viral bir hastalık olan grip; aniden ortaya çıkan ateş, burun akıntısı, boğaz ve kas ağrısı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarda ise hastalık daha ağır seyredebiliyor. Bu nedenle çocuklardan hastalığın neden olabileceği sorunların oluşmasını engellemek için grip aşısı öneriliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklarda grip ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bulaşıcılık seviyesi yüksek</strong></p>
<p>Viral bir enfeksiyon olan grip (influenza), akciğerdeki hava yollarını olumsuz yönde etkileyebilen ve bulaşıcılığı yüksek bir hastalıktır. Mevsim geçişlerinde öksürük ile başlar ve yüksek ateş, kırgınlık, eklem ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkar. Havaların soğumasıyla yaygınlaşan grip çocuklarda çoğu zaman bir haftadan kısa bir süre devam eder. Bağışıklığı düşük olan çocuklarda ise tablo daha ağır seyredebilir ve hastaneye yatış gerekebilir. Grip bu çocuklarda akciğer enfeksiyonuna yani zatürreye yol açabilir. </p>
<p><strong>A ve B tipi ağır seyrediyor</strong></p>
<p>A ve B tipi grip virüsleri sonbahar aylarında yaygın hastalıkların nedenidir. Bu iki virüs daha çok insanları etkilemekte ve özellikle kronik hastalığı olan çocukların tedavisinin hastanede yürütülmesi gerekebilmektedir. Grip virüsünün hala günümüzde etkili olmasının en önemli nedeni ise virüslerin sık sık mutasyona uğraması yani değişmesidir. Bu da insanların her yıl yeni bir virüs türü nedeniyle hastalanması anlamına gelir.</p>
<p><strong>Yakın temas bulaş nedeni</strong></p>
<p>Çocuklara grip virüsü, hapşırma veya öksürme sonucu solunum yoluyla bir başkasına geçmektedir. Genellikle virüsün yakın temas nedeniyle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulaşıcılığı yüksektir. Çocuktan çocuğa geçen virüs ayrıca kapı kolları, oyuncaklar ve kalem gibi eşyaların yüzeylerinde bulunabilir. Çocuklar enfekte bir kişinin dokunduğu yüzeye temas edip ardından ağzına, burnuna veya gözlerine dokunarak grip virüsünü vücuduna alabilir. Başkalarını enfekte etme riski genellikle hastalığın 5 ya da 7. günü gerçekleşir. Bulaşıcılığın en üst seviyede olduğu dönem belirtiler başlamadan önceki ilk 24 saattir. </p>
<p><strong>Solunum yolu hastalığı gibi başlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda grip bir solunum yolu hastalığı olarak başlar. Zamanla tüm vücudu etkileyen virüs şu belirtilerle ortaya çıkar;</p>
<ul>
<li>39 ile 40 derece arasındaki seyreden yüksek ateş</li>
<li>Şiddeti yüksek vücut ağrısı</li>
<li>Baş ve boğaz ağrısı ile beraber yorgunluk</li>
<li>Burun akıntısı ve burun tıkanıklığıyla beraber başlayan öksürük</li>
<li>Bulantı, kusma ve artan ishal seviyesi</li>
</ul>
<p>Özellikle 5 yaşından küçük, kronik sağlık sorunları olan çocuklarda grip ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu çocuklar yüksek risk altında olduğundan, gribi önlemeye yardımcı olmak, gribin beraberinde gelebilecek rahatsızlıklardan onları korumak ve hayati riski azaltmak için mevsimsel grip aşısı uygulanması önemlidir.</p>
<p>Bu yaş grubundaki çocuklarda grip kaynaklı komplikasyonlar ortaya çıkabilir.</p>
<ol>
<li>Zatürre: Akciğerlerin enfeksiyondan etkilenmesi sonucunda tehlikeli bir durum ortaya çıkar.</li>
<li>Dehidratasyon: Vücudun hastalık nedeniyle çok fazla sıvı ve tuz kaybetmesi tabloyu ağırlaştırabilir. </li>
<li>Kalp hastalığı veya astım gibi uzun vadeli sorunların devam etmesi tehlikelidir.</li>
<li>Sinüs sorunları ve kulak enfeksiyonları gibi başka sorunların başlamasına neden olabilmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>En iyi korunma yöntemi aşı</strong></p>
<p>Gribin neden olduğu sağlık sorunlarını engellemek için çocukların aşılanması gerekebilir. Çocuklarda gribe karşı en iyi korumayı sağlamak için aşılanma önemlidir. Sonbahar ayları genellikle aşı olmak için uygun zamandır. Aşıyı ilk defa yaptıracak 9 yaş altındaki çocukların iki doz grip aşısına ihtiyacı olabilir. Bu çocuklar için, ikinci dozun ilk dozdan en az dört hafta sonra uygulanması gerekir. Vücudun gribe karşı antikor geliştirmesi aşı uygulandıktan sonra yaklaşık iki hafta olacağından, grip yayılmaya başlamadan önce aşı yaptırmak uygundur. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gribin-neden-oldugu-4-saglik-sorununa-dikkat-589599">Çocuklarda Gribin Neden Olduğu 4 Sağlık Sorununa Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[şanlı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589314</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı</strong> “Zayıflayan bağışıklık sistemi ateş, öksürük, hapşırık, burun akıntısı, bulantı, kusma ve ishal gibi viral ve bakteriyel enfeksiyonlara kolaylıkla davetiye çıkarıyor. Ancak bağışıklık sistemini; günlük yaşantıda alınacak bazı basit önlemlerle güçlendirmek mümkün olabilmektedir” diyor. Dr. Şanlı, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmenin 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Özellikle toplu taşıma araçlarında maske takmak</strong></li>
</ul>
<p>Son dönemde influenza ve covid gibi kış enfeksiyonlarının bulaşma ihtimalinin fazla olduğu toplu taşıma koşullarında öncelikli olacak şekilde düzgün maske kullanımı çok önemlidir. Hijyenik maske kullanımının, üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaş riskini ciddi oranda azalttığı su götürmez bir gerçektir. </p>
<ul>
<li><strong>Yeterli ve kaliteli uyumak</strong></li>
</ul>
<p>Yapılan çalışmalar; saat 22.00-02.00 arasında derin uykuda olmanın, çocuklarda büyüme, gelişme ve bağışıklık sistemi için büyük önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklarda 9-12 saat uyku gerekir. Özellikle karanlıkta, gece uykularında oluşan melatonin, antioksidan özelliği ile vücuttaki bakteri ve toksinlerle savaşır, vücutta doku iyileşme hızını artırır.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek</strong></li>
</ul>
<p>Yeterli su tüketimi; zararlı toksinleri vücuttan atarken, cilt, solunum sistemi, mide, bağırsaklar, böbrekler ve kalp-damar sağlığı başta olmak üzere vücudumuzun tüm fonksiyonları için büyük önem taşır. Yetersiz su tüketimi; eklem ağrıları, öksürük, kabızlık, idrar yolu enfeksiyonu, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı ve halsizlik gibi bir çok soruna yol açabilmektedir.  </p>
<ul>
<li><strong>Hijyene dikkat etmek </strong></li>
</ul>
<p>El ve yüz yıkamak, diş fırçalamak, duş almak, ayak hijyenine dikkat etmek çok önemlidir. Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası elleri iyice yıkamak enfeksiyonlardan korunmada temel kuraldır. Temiz hava almak ve özellikle sigara dumanından kaçınmak da çocukların bağışıklık sistemi için büyük önem taşımaktadır.  </p>
<ul>
<li><strong>Stresi yönetmeyi öğrenmek</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Günümüzde çocuklarda yaygınlaşan aşırı stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara kolay yakalanmaya ve iyileşmenin gecikmesine neden olur. Aynı zamanda alerjik hastalıkları artırır, mide ve bağırsak sistemini bozar. Uyku bozukluğu yaparak büyüme hormonu ile tiroid hormonunun çalışma dengesini bozar. Kalp hızını artırarak hipertansiyona zemin hazırlar. Çocuklarla etkinlikler, aile içi pozitif iletişim, arkadaş ilişkileri vb iyileştirilmesi, stresi yönetmeyi öğrenmesi bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Düzenli egzersiz yapmak</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli egzersiz, kan dolaşımını artırarak solunum ve dolaşım sisteminin daha etkin çalışmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Çocuklar için günlük 1 saat fiziksel aktivite önerilir. Yürüyüş, koşu, bisiklete binme, yüzme veya açık havada oyun gibi aktiviteler çok faydalıdır. Egzersiz alışkanlığı kazanmak, çocukların zihinsel sağlığını da destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Aşılarını düzenli yaptırmak</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Şanlı “Çocukları sadece hastalandığında değil, sağlıklı oldukları dönemde de çocuk doktoru kontrollerine götürmeliyiz. Rutin aşılarını ihmal etmemeli, doktorumuzun önerdiği özel aşı dediğimiz diğer aşılarla beraber; özellikle her yıl yenilenen grip aşısını geciktirmeden yaptırıp sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşması için ilk adımı atmalıyız. Aşılar, bağışıklık sistemini mikroplara karşı önceden “hazırlayarak” en güçlü korumayı sağlar” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Gereksiz antibiyotikten kaçınmak</strong></li>
</ul>
<p>Gereksiz antibiyotik kullanımı düzgün bağışıklık sistemini çökertir, yararlı hücre rezervini yok edip zararlı bakterilerin çoğalmasına, vücut direncinin düşmesine neden olur ve ek hastalıklara davetiye çıkarır. Grip ve nezle gibi virüs enfeksiyonlarının tedavisinde antibiyotik fayda sağlamaz. Bu nedenle doktorunuz gerekli görmedikçe antibiyotik kullanmayın.  </p>
<ul>
<li><strong>Dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlamak</strong></li>
</ul>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı “Dengeli ve sağlıklı beslenme bağışıklık hücrelerinin gelişimini destekler;<strong> </strong>besinlerden sağlanabilecek protein, demir, çinko, A, C, D ve E vitaminleri ve mineraller bağışıklık hücrelerinin üretimi ve işlevi için gereklidir. Büyüme ve bağışıklık için son derece kıymetli olan balı gibi omega-3’den zengin gıdalar ve fermente ürünler de sofrada mutlaka yerini almalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağışıklığı baskılar, aşırı şeker ve trans yağ içeren besinler iltihaplanmayı artırır, normal bağışıklık yanıtını bozar bu da hastalıklara yatkınlığı artırır. Tek tip beslenen (örneğin sadece makarna, fast food yiyen) çocuklarda vitamin eksiklikleri görülür ve bu da soğuk algınlığı, grip, zatürre gibi enfeksiyonlara karşı direnci azaltır” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bu-hastaliklar-sik-goruluyor-589314">Çocuklarda bu hastalıklar sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:59:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerinden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[otizme]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[solunum]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), kuruluşunun 10. yılında hava kirliliğinin çocuklar üzerindeki çok yönlü etkisini mercek altına aldı. İstanbul’da düzenlenen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda hava kirliliği ve iklim krizinin çocuk sağlığı üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla, güncel bilimsel veriler ışığında tartışıldı; temiz havanın çocuklar için temel bir insan hakkı olduğu vurgulandı. Üç panel ve bir forum oturumundan oluşan sempozyumun konuşmacıları arasında, Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Nilay Etiler, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ddr. Bülent Tandoğan, Çocuk Alerji ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zerrin Orbak, Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Duygu Övünç Hacıhamdioğlu, Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanı Dr. Selin Çakmakcı Karakaya ve Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Emine Zengin yer aldı. </p>
<p>Hava kalitesi, özellikle sanayileşme ve kentleşmenin hızla arttığı ve/veya halihazırda yoğun olduğu bölgelerde, günümüzde insan sağlığının en önemli çevresel belirleyicisi. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (DSÖ) göre dünya çapında 5 yaşından küçük her 10 çocuktan 1’i hava kirliliğine bağlı olarak hayatını yitiriyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de 1 Yılda 538 Yenidoğan Kirli Hava Nedeniyle Hayatını Kaybetti </strong></p>
<p>Zira çocuklar, hava kirliliği söz konusu olduğunda en kırılgan toplum kesimi. Fizyolojik ve metabolik özellikleri nedeniyle hava kirliliğinin olumsuz etkilerine daha açıklar. Akciğerleri ve bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmemiş; solunum hızları daha fazla ve kan-beyin bariyerleri daha geçirgen. Yetişkinlere göre açık havada daha çok vakit geçiriyorlar. Bununla birlikte hava kirliliğinin tehlikeleri konusunda daha az farkındalığa sahipler. Düşük sosyo-ekonomik statüye sahip hanelerde yaşayan ve çalışan çocuklar için risk daha da fazla. Erken dönemde hava kirliliğine maruz kalma ömür boyu hasara yol açabiliyor.</p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan</strong> şöyle konuştu: “Türkiye’de ölüm sebepleri arasında hava kirliliği 5. sırada. Ülkemizde sadece 2021’de 538 yenidoğan hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitirdi; 0-6 günlük bebeklerde ölümlerin yüzde 10,1&#8217;i ve 7-27 günlük bebekler arasında ölümlerin yüzde 7,52&#8217;si hava kirliliğine atfediliyor. Sadece ölümlere değil, hastalıklara da yol açan hava kirliliği, bir halk sağlığı sorunudur ama özellikle üzerinde durulması gereken, önlenebilir bir sağlık sorunu olması. Hava kirliliği, etkili politikalar ve hava kirliliği kaynaklarının kontrolü ile engellenebilir.” </p>
<p><strong>Anne Karnında Başlayan Etki</strong></p>
<p>Hamilelikte önemli hormonal değişiklikler olur ve hava kirliliği bu hassas dengeyi bozabilir. Toksinler, annenin solunum, dolaşım ve bağışıklık sistemi üzerinden plasentadan fetüse geçiyor. Gebelikte kirleticilere maruz kalmak, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırıyor, çocukların ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunları yaşamasına neden oluyor. </p>
<p>Bebeklerin hayata sağlıklı bir başlangıç yapabilmelerinin, anne karnında temiz havaya erişimleri ile yakından ilgili olduğunu belirten uzmanlar, temiz havanın yüz binlerce yenidoğan ölümünü önleyebileceğinin altını çizdi.  </p>
<p><strong>Ağaçlandırma Kanser Gelişimini Yüzde 20 Azaltabilir</strong></p>
<p>Anne karnında ya da doğum sırasında maruziyet ile çocukluk çağı kanser riski arasında da doğrusal bir ilişki söz konusu. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın kanserojen olarak tanımladığı PM2.5, NO₂, ozon ve benzen gibi kirleticiler, tümör gelişimini tetikleyerek çocukluk çağı kanserlerinin riskini artırıyor. </p>
<p>Çalışmalar, çocukların kansere yakalanmasında; annenin gebeyken kirli hava solumasının yüzde 32, doğum sonrası maruz kalmasının yüzde 37 ve babanın maruziyetinin ise yüzde 12 oranında etkili olduğunu gözler önüne serdi. </p>
<p>Sempozyumda, hava kirliliğinin ve buna bağlı kanser gibi hastalıkların önlenmesinde yönetimlere büyük bir görev düştüğü vurgulandı. Bir bilimsel çalışmaya göre ağaçlandırmanın hava kirliliğine bağlı kanser gelişimini yüzde 20 azaltabileceğine dikkat çekildi.</p>
<p><strong>Alzheimer Hastalığı Riskinin Artmasında Rol Oynuyor</strong></p>
<p>“Günümüzde, 2 milyar çocuğun hava kirliliğinden şiddetli şekilde etkilendiği tahmin ediliyor. Çocukluk döneminde kirli havaya maruz kalan bireylerde genetik faktörlerin de etkisiyle ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riskinin arttığını ortaya koyan çalışmalar bulunmaktadır” diyen Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun başkanlarından <strong>Çocuk Nörolojisi Uzmanı</strong> <strong>Doç. Dr. Semih Ayta</strong> sözlerini şöyle sürdürdü: </p>
<p>“Gebelik ve çocuklukta hava kirliliğine maruz kalmanın beyin gelişimi üzerine olumsuz etkileri olduğu saptandı. Üstelik bu olumsuz etkiler, hava kirliliği için Avrupa Birliğince izin verilen limitlerin altında da gözlemlendi. Kısaca, insan yaşamı süresi boyunca muhtemel kalp-damar, solunum, merkezi sinir sistemine yönelik hastalıkların ortaya çıkmasında hava kirliliğinin etkisi var. Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda dinlediğimiz bilimsel çalışmalar, temiz havanın çocuk sağlığı ve iyilik hali ile ilişkili olduğunu, yetişkinlik döneminde yaşam kalitesine etki ettiğini ortaya koyuyor.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nda, artan düzeylerde kirli havaya maruz kalmanın, epileptik nöbetler nedeni ile acil servise başvuruları arttırdığı gündeme getirildi.  Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve otizm spektrum bozuklukları (OSB) gibi gelişimsel sorunlarda da yine hava kirliliğinin etkisi olduğu belirtildi. </p>
<p><strong>Solunum Yolu Hastalıkları, Böbrek Sorunları, MS, Diyabet… </strong></p>
<p>Hava kirliliği, solunum sistemi hastalıklarının oluşmasındaki temel etkenlerden. Hava kalitesindeki değişiklikler, özellikle influenza ve RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs gibi viral spesifik solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Her yıl dünyada 33 milyon bebek RSV enfeksiyonu geçiriyor, 100 bine yakın çocuk bu nedenle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Kirli hava çocukların bağışıklık sistemini zayıflatıyor. Çocuklar; zatürre, bronşiolit ve alerjik bronşit gibi hastalıklara karşı savunmasız kalıyorlar. Yine astım sıklığı ve şiddeti artarken hastalık süreleri uzuyor. </p>
<p>Son yıllarda yapılan geniş ölçekli çalışmalar PM2.5 maruziyetinin kronik böbrek hastalığı, hipertansiyon ve böbrek iltihabı riskini de artırdığını ortaya koydu. Hava kirliliği ne kadar yüksekse böbreklere o kadar fazla yük biniyor; böylece ileride hipertansiyon veya böbrek hastalığına yakalanma riski artıyor. </p>
<p>Ayrıca hava kirliliğinin çocuklarda obezite, diyabet, D vitamini eksikliği, osteoporoz ve tiroid bozuklukları, hipertansiyon ile buna bağlı kalp krizi ve inme, multiple skleroz (MS) ve uyku bozukluklarıyla bağlantılı olduğu belirtiliyor. </p>
<p>Öte yandan 2022 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türkiye’de hava kirliliğinin hastalıklara neden olduğu biliniyor; toplumun önemli bir bölümü hava kirliliğini doğrudan hastalıkla ilişkilendiriyor. Hava kirliliği denildiğinde akla ilk gelen kavramların yüzde 27,5&#8217;i hastalıkla ilgili. Çocuğu olan katılımcıların yüzde 87,4&#8217;ü, çocuklarının kirli hava solumaktan dolayı hastalanmasından endişe ediyor. </p>
<p><strong>“Temiz Hava Hakkımızı Savunalım” Çağrısı</strong></p>
<p><strong>Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Deniz Gümüşel</strong> de şunları kaydetti: “İklim krizi ve hava kirliliği sağlığın çevresel belirleyicilerinin başında gelen ve birbiri ile iç içe geçmiş iki yaşamsal sorun. Her ikisinin de en önemli kaynakları fosil yakıtların kullanıldığı insan faaliyetleri. Hava sıcaklıklarında artış, ozon oluşumunu ve partikül yoğunluğunu arttırarak hava kirliliğinin sağlık risklerini daha da belirgin hale getiriyor. Hava kirliliğinin önlenmesi için yapılması gerekenler konusunda Temiz Hava Hakkı Platformu olarak politika, araştırma ve bilgilendirme çalışmalarımıza devam edeceğiz. Önlenebilir bir halk sorunu olan hava kirliliği, gelir grubundan bağımsız, tüm çocukları ve insanları etkiliyor. Karar vericilere ve topluma açık çağrımız: Türkiye’de PM2.5 için limit değer belirlenmeli. Bunun için hedeftemizhava.org sayfasında bir kampanya başlattık. Herkesi, temel bir çocuk ve insan hakkı olan temiz hava hakkını savunmaya davet ediyoruz.” </p>
<p>Çocuklar İçin Temiz Hava Sempozyumu’nun <strong>sonuç bildirgesinde</strong>, “Çocukların temiz hava hakkı, yaşam ve sağlık hakkının ayrılmaz bir parçası. Hava kirliliği ve iklim krizi, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda çocuk hakları ve toplumsal adalet sorunu. Kirliliğin önlenmesi, sadece teknik önlemlerle değil; enerji, ulaşım, kentleşme ve sağlık politikalarında çocuk odaklı yaklaşımların benimsenmesiyle mümkün. Çocukların temiz hava hakkını korumak için bilimsel veriye dayalı, adil ve sürdürülebilir politikalar geliştirilmelidir” denildi. </p>
<p>Sempozyum kapsamında, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Onkoloji Bölümünde lösemi tedavisi gören ve Farabi İlk ve Orta Okulu öğrencilerinin yaptığı ‘Temiz Hava Haktır’ konulu resimler de sergilendi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kanserden-otizme-hastaliklarin-onemli-nedenlerinden-biri-kirli-hava-588264">Çocuklarda Kanserden Otizme Hastalıkların Önemli Nedenlerinden Biri Kirli Hava</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu proje ile çocuklarda hastane korkusunun önüne geçilmesi hedefleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-cocuklarda-hastane-korkusunun-onune-gecilmesi-hedefleniyor-582081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 08:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[geçilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hedefleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[korkusunun]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Kahraman’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilen “Storigami Yönteminin Çocukların Periferik İntravenöz Kateterizasyonla İlişkili Ağrı, Korku ve Anksiyete Düzeyine Etkisi” başlıklı doktora tez çalışması, “TÜBİTAK 1002-B Acil Destek Modülü” kapsamında desteklenmeye hak kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-cocuklarda-hastane-korkusunun-onune-gecilmesi-hedefleniyor-582081">Bu proje ile çocuklarda hastane korkusunun önüne geçilmesi hedefleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ayşe Kahraman’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilen “Storigami Yönteminin Çocukların Periferik İntravenöz Kateterizasyonla İlişkili Ağrı, Korku ve Anksiyete Düzeyine Etkisi” başlıklı doktora tez çalışması, “TÜBİTAK 1002-B Acil Destek Modülü” kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje ile çocuk sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik yeni bir yöntemin hemşirelik uygulamalarına kazandırılması hedefleniyor.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, sağlık temalı araştırma üniversitemizin bilim insanları, sağlık alanında yenilikçi ve özgün projeler üretmeye devam ediyor. Bu proje, hemşirelik uygulamalarına yenilikçi bir yaklaşım kazandırırken, çocuklarımızın sağlık hizmetlerine daha olumlu bir bakışla yaklaşmasına katkı sağlayacak. Proje ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Proje hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ayşe Kahraman, “Çocukların sık hastane ziyaretlerinde yaşadığı olumsuz deneyimler, ileriki yaşlarda sağlık hizmetlerinden kaçınma gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Bu çalışma, çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniğine yatışı yapılan 6-9 yaş aralığındaki çocuklarda periferik intravenöz kateter uygulamalarında storigami yönteminin ağrı, korku ve anksiyeteyi azaltmadaki etkisini belirlemeyi amaçlıyor. Origami ile hikâyeyi aynı anda içeren storigami, hastanelerde ağrıyı azaltmak amacıyla ilk kez kullanılacak bir yöntem olacak. Uygun maliyetli ve güvenilir bu teknikle, çocuklarda farmakolojik olmayan ağrı giderme yöntemlerine yenilikçi bir katkı sunmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Projede Doç. Dr. Ayşe Kahramanın yanı sıra doktora öğrencisi Emine Çubukçu ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Polatlı Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ebru Hasibe Tanju Aslışen görev alıyor. </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-proje-ile-cocuklarda-hastane-korkusunun-onune-gecilmesi-hedefleniyor-582081">Bu proje ile çocuklarda hastane korkusunun önüne geçilmesi hedefleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 08:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[covid]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[jilet]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Nimbus]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Semptom]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[varyantı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… Koronavirüs döneminden alışık olunan tüm bu belirtiler tekrar gündeme geliyor. Bu kez mevsimsel grip gibi atlatılan yeni salgın, özellikle çocuklarda test yapıldığında COVID olarak kendini gösteriyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Süleyman Alpar, çocuklarda COVID salgınıyla ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi gözlemleniyor </strong></p>
<p>Nimbus (NB.1.8.1) ve Stratus (XFG) gibi yeni Omicron alt varyantlarının ortaya çıkması, dünya genelinde yavaş seyreden bir yaz dalgasına yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD verileri, özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda test pozitifliğinin ve acil servis başvurularının arttığını, ancak hastanelerin kapasitesini zorlayacak düzeye ulaşmadığını göstermektedir. Türkiye’de resmi veriler olmasa da benzer bir artış eğilimi gözlemlenmektedir. Acil serviste karşılaşılan COVID‑19 vakaları, 2024‑2025 sezonunda Omicron soylarının etkisiyle genelde üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu çizmektedir. Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş veya titreme, baş ve kas ağrıları, boğaz ağrısı, hapşırma, nefes darlığı, ishal, mide bulantısı/kusma ve bazen tat‑koku kaybı gibi semptomlar en sık görülenler arasındadır. Yeni varyantlarda da bu belirtiler ateş, öksürük, hapşırma, burun akıntısı, baş ve kas ağrıları şeklindedir. Bazı hastalarda bu tabloya ishal ve bulantı gibi sindirim sistemi şikayetleri de eklenebilmektedir. </p>
<p><strong>“Jilet gibi boğaz ağrısı” varsa dikkat edin </strong></p>
<p>Öne çıkan Nimbus (NB.1.8.1) varyantı, halk arasında “jilet gibi boğaz ağrısı” olarak tarif edilen daha keskin boğaz ağrısı ile dikkat çekmektedir. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi yetkilileri, bu varyantın belirgin bulgularının keskin boğaz ağrısı ve boyundaki lenf bezlerinde şişme olduğunu; bunun dışında yorgunluk, ateş ve kas ağrısı gibi klasik COVID semptomlarının da görüldüğünü bildirmektedir. Ülkemizdeki ise Nimbus’un burun akıntısı, baş ağrısı, yorgunluk, hapşırma ve boğaz ağrısının yanı sıra mide bulantısı, kusma ve ishal gibi sindirim sistemi ile ilgili şikayetler yapabildiği gözlemlenmektedir. ABD’deki vakaların yaklaşık %43’ünden de Nimbus varyantının sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Stratus (XFG) varyantı ise Avrupa ve Hindistan’da yaygınlaşmaktadır ve semptomları Omikron’un diğer soylarıyla benzer seyretmektedir. Hastalarda titreme, nefes darlığı, boğaz ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı, bulantı‑kusma, kas ağrıları, ishal ve bazı durumlarda tat/koku kaybı görülmektedir. Bazı hastalarda ses kısıklığına yol açtığı da bildirilmektedir.</p>
<p>Doktora başvuran hastaların çoğunda üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülmektedir. Nimbus varyantıyla boğaz ağrısının daha keskin tarif edilmesi ve bazı kişilerde bulantı‑ishal gibi şikayetlerin olması dışında önceki dalgalara göre belirgin bir semptom değişikliği yoktur. Bu nedenle, bu belirtilerin grip ve diğer virüslerle karışabileceğini hatırlamak, gerektiğinde test yaptırarak tanıyı netleştirmek önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>PCR ve antijen testleri tarama için önemli! </strong></p>
<p>Uluslararası kılavuzlar, COVID‑19 tanısında nükleik asit amplifikasyon testlerini (PCR veya benzeri NAAT) öncelikli yöntem olarak kabul etmektedir. PCR, virüsün genetik materyalini tespit ettiği için en güvenilir yöntemdir; hızlı antijen testleri ise daha çabuk sonuç verir ancak duyarlılıkları daha düşüktür ve ilk test negatif çıksa bile birkaç gün arayla tekrarlanması gerekir. Semptomu olan kişilerin test yaptırması ve test sonucu netleşene kadar izolasyonda kalması tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Enfeksiyon hastalıkları rehberleri, yalnızca semptomlara bakarak COVID tanısı koymanın doğru olmadığını, tanının PCR veya hızlı antijen testleriyle doğrulanması gerektiğini özellikle belirtiyor. Eğer bir temas öyküsü varsa, semptomsuz kişiler için de test önerilebilir; ancak hiçbir temas veya belirti olmayan bireylerde rutin tarama yapılması gerekmiyor.</p>
<p><strong>Okulların başlamasıyla birlikte çocuklarda artış gözlemleniyor</strong></p>
<p>Dünya genelindeki veriler incelendiğinde, yaz sonunda ve okullar açılmadan hemen önceki dönemde vaka artışının en çok küçük çocukları etkilediği görülmektedir. Amerika’da 2025 yazı boyunca acil servis başvuruları genel olarak artmış durumdadır ve en yüksek oranların 0‑4 yaş grubunda görüldüğü bildirilmektedir. Ağustos 2025’te acil servis başvurularının %15,2 yükseldiği ve artışın genç çocuklarda belirgin olduğu gösterilmektedir, buna rağmen hastaneye yatış ve ölüm oranlarının düşük seyrettiği söylenebilir.</p>
<p>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi de COVID aktivitesinin düşük bir tabandan yavaşça arttığını, ancak doktora başvuruların önceki sezonlarla benzer veya daha düşük düzeyde olduğunu belirtmektedir. Nimbus varyantının diğer Omicron soylarına göre ekstra bir tehdit oluşturmadığı ve mevcut aşıların koruyuculuğunu etkilemediği ifade edilmektedir.</p>
<p><strong>Kronik hastalıkları olan ve bağışıklığı düşük çocuklara dikkat! </strong></p>
<p>Ülkemizde yaz tatili sonrası kreş ve okul öncesi çağdaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu şikâyetleriyle acil servise başvuranların arttığı gözlemlenmektedir. Çoğu çocuk vakası hafif seyretmekte; ateş ve üst solunum yolu belirtileri ön planda olmakta ve destekleyici tedavi ile evde izolasyon genellikle yeterli olmaktadır. Ancak kronik hastalığı olan veya bağışıklık sistemi zayıf çocukların aşı hatırlatma dozlarını yaptırmaları konusunda özellikle dikkatli olunması önerilmektedir..</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayakkabı seçiminde öncelik; rahatlık, esnek taban ve doğru numara!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-oncelik-rahatlik-esnek-taban-ve-dogru-numara-576694</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Ayak Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[esnek]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[öncelik]]></category>
		<category><![CDATA[problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlık]]></category>
		<category><![CDATA[seçiminde]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tırnak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Programı Öğr. Gör. Muharrem Tosun, çocukluk dönemi ayak sağlığını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-oncelik-rahatlik-esnek-taban-ve-dogru-numara-576694">Ayakkabı seçiminde öncelik; rahatlık, esnek taban ve doğru numara!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Podoloji Programı Öğr. Gör. Muharrem Tosun, çocukluk dönemi ayak sağlığını anlattı.</p>
<p><strong>Çocuklarda en sık görülen ayak problemleri neler?</strong></p>
<p>Çocuklarda en sık görülen ayak problemlerini sıralayan Öğr. Gör. Muharrem Tosun, &#8220;Düztabanlık, içe basma, parmak ucunda yürüme, tırnak batması ve mantar enfeksiyonları çocuklarda sık rastlanan problemlerdir. Bunlar erken fark edilmediğinde ileride daha ciddi sorunlara yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p>Bu problemlerin sadece ayakla sınırlı kalmadığını belirten Öğr. Gör. Muharrem Tosun, &#8220;Yanlış basış veya ayak deformiteleri sadece ayağı değil tüm iskelet sistemini etkiler. Diz, kalça ve bel ağrıları, duruş bozuklukları hatta skolyoz gibi omurga problemlerine zemin hazırlayabilir.&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Sorunlar erken teşhis edebilir</strong></p>
<p>Podolojinin çocukların ayak sağlığındaki rolüne dikkat çeken Öğr. Gör. Muharrem Tosun, “Podoloji, ayak sağlığı üzerine uzmanlaşmış bir bilim dalıdır. Podologlar çocukların ayak yapısını inceleyerek olası sorunları erken teşhis edebilir. Çocuklara özel podolojik muayeneler 3–4 yaşından itibaren yapılmalıdır. Bu dönemde yürüyüş şekli ve ayak kemik gelişimi daha net görülebilir.” diye konuştu.</p>
<p>Çocukların ayak yapısının yetişkinlerden farklı olduğunu söyleyen Öğr. Gör. Muharrem Tosun, &#8220;Çocukların ayak kemikleri henüz gelişim aşamasındadır, bu yüzden çok daha esnek yapıdadır. Yanlış ayakkabı seçimi veya sert tabanlı ayakkabılar, bu dönemde kalıcı problemlere daha hızlı yol açabilir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Okul çağındaki çocuklarda esnek taban ve doğru numara önemli</strong></p>
<p>Ayakkabı seçiminin çocuk ayak sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Öğr. Gör. Muharrem Tosun, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8220;Yanlış ayakkabı tercihleri günümüzde ayaklarda karşılaştığımız tırnak batması, nasır gibi mekanik problemlerin en önemli sebeplerinden biri olduğu gibi halluks valgus, pençe-çekiç parmak gibi ön ayak deformitelerinin de oluşum nedenlerinin başında gelmektedir. Bu da çocukların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca ifade etmek gerekir ki önemli olan ayakkabının malzemesinden çok, ayağı doğru desteklemesi ve hava alabilmesine olanak sağlamasıdır. Deri veya kösele tartışmasından ziyade, özellikle okul çağındaki çocuklarda ayakkabı seçiminde rahatlık, esnek taban ve doğru numara kriterleri öncelikli olmalıdır.”</p>
<p><strong>Spor aktivitelerinin ayak sağlığındaki riskleri neler?</strong></p>
<p>Çocukların spor aktivitelerinin ayak sağlığı üzerinde oluşturabileceği riskleri de anlatan Öğr. Gör. Muharrem Tosun, şöyle devam etti:</p>
<p>“Futbol ve basketbol gibi sporlarda burkulma ve darbe riski, bale gibi aktivitelerde ise tırnak batması ve deforme tırnak sorunları, koşu aktivitelerine katılanlarda ise ayak mantarı sorunları görülebilmektedir.  Doğru ayakkabı, koruyucu ekipman ve düzenli kontroller bu riskleri azaltır.  Burada dikkat çekmek istediğim bir konu da özellikle futbol ve basketbol oynarken çocukların birbirlerinin ayağına basmaları ya da travma sonucu genellikle baş parmaklarda subungual hematom dediğimiz tırnak altında kan toplanması durumuyla karşılaşabiliyoruz ve bu durum tırnağın düşmesine sebep olabiliyor. Bu tarz problemlerde velilerin en geç iki gün içerisinde podoloğa müracaat etmesi durumunda tırnağın düşmesi engellenebilir böylece ileride karşılaşılabilecek tırnak yatağı problemlerinin de önüne geçilebilir.”</p>
<p><strong>Çocukların çıplak ayakla yürümesi ayak gelişimini destekler</strong></p>
<p>Ebeveynlere çocuklarının ayak sağlığını korumak için nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunan Öğr. Gör. Muharrem Tosun, &#8220;Çocuğun yürüme biçimini gözlemlemek, ayakkabılarının ayağına küçük gelmediğinden emin olmak, ayakta ağrı ya da şişlik olduğunda gecikmeden uzmana başvurmak önemlidir. Ayrıca çocukların farklı zeminlerde (kum, çim gibi) çıplak ayakla yürümesine fırsat vermek de ayak gelişimini destekler.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çocuklarda en az iki çift günlük ayakkabı dönüşümlü kullanılmalı</strong></p>
<p>Çocuklarda ayak sağlığını korumak için yapılması gereken pratik önerilerini de sıralayan Öğr. Gör. Muharrem Tosun, “Çocuklara ayakkabı alırken mutlaka akşam saatlerini tercih etsinler çünkü gün içerisinde ayaklar şişip 0,5-1 numara kadar büyüyebilir. Çocuklarda en az iki çift günlük ayakkabı dönüşümlü kullanılmalı. Aynı ayakkabı sürekli giyildiğinde iç astar kurumadan tekrar kullanılır ve bu da mantar ve kötü koku riskini artırır. Ayak hijyenine dikkat etsinler, çoraplar her gün değiştirilmeli ve pamuk, bambu içerikli olmalıdır. Tırnaklar çok kısa olmayacak şekilde küt olarak kesilmeli. 5-6 aylık periyodlarla çocukların ayak numaralarını ölçüp ve ayakkabıyla olan uyumunu gözlemlemeliler. Çocukların ayaklarını ihmal etmeyin.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayakkabi-seciminde-oncelik-rahatlik-esnek-taban-ve-dogru-numara-576694">Ayakkabı seçiminde öncelik; rahatlık, esnek taban ve doğru numara!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 09:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kusurları]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerin]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Okula Başlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576012</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda okula başlama döneminde yapılacak kapsamlı bir göz muayenesinin öğrenme sürecini destekleyeceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, öğrenme sürecinde göz sağlığının önemli rol oynadığını belirterek görme kusurlarının okul başarısını etkilediğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012">Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Çocuklarda okula başlama döneminde yapılacak kapsamlı bir göz muayenesinin öğrenme sürecini destekleyeceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, öğrenme sürecinde göz sağlığının önemli rol oynadığını belirterek görme kusurlarının okul başarısını etkilediğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü, Optisyenlik Ana Bilim Dalı Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, okula başlangıç sürecinde çocuklarda göz muayenesinin önemine dikkat çekti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Öğrenme sürecinde göz sağlığı önemli rol oynuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Okula başlayan her çocuğun yepyeni bir öğrenme serüvenine adım attığını belirten Altunsoy, “Bu serüvende dikkat, hafıza ve motivasyon kadar görme sağlığı da kritik bir rol oynar. Çünkü öğrenmenin büyük kısmı görsel yolla gerçekleşir. Okumak, yazmak, tahtayı takip etmek, bilgisayarı kullanmak gibi pek çok akademik beceri, ancak sağlıklı bir görme ile mümkündür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dönem başlarken göz muayenesi şart</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Okula başlamadan önce göz muayenesinin önemli olduğunu ifade eden Altunsoy, “Çocuklar görme sorunlarını her zaman fark edemez ya da dile getiremez ve aileler de çoğu zaman bu durumu gözden kaçırabilir. Oysa çocuğun yazıları deftere yamuk yazması, tahtayı görmekte zorlanması, ekrana ya da tahtaya bakarken başını bir yöne doğru eğmesi, sık sık baş ağrısı yaşaması veya okuma sırasında kelimeleri karıştırması aslında bir görme kusurunun işareti olabilir. Bu nedenle okula başlamadan önce yapılacak kapsamlı bir göz muayenesi, mevcut sorunları erkenden fark etmeyi ve çocuğun öğrenme sürecini desteklemeyi sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Göz muayenesiyle sorunlar kolayca çözülebilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Görme kusurlarının okul başarısını olumsuz etkilediğini kaydeden Altunsoy, “Miyopi, hipermetropi ya da astigmat gibi düzeltilmemiş görme kusurları, çocuğun derse odaklanmasını zorlaştırır ki bu da kitaptaki harflerin bulanık görülmesine, tahtadaki yazıların seçilememesine yol açar. Bu durum ders başarısını düşürür, öğrenme isteğini azaltır ve zamanla özgüven kaybına neden olabilir. Oysa zamanında yapılan bir göz muayenesiyle bu sorunlar kolayca çözülebilir. Böylece çocuk daha rahat öğrenir, derse katılımı artar ve okul performansı yükselir. Araştırmalar da gözlük veya kontakt lens ile düzeltilen görme kusurlarının öğrencilerin hem akademik hem de sosyal hayatlarını olumlu etkilediğini ortaya koymaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Okul süresince düzenli göz kontrolü şart</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Ailelere tavsiyelerde bulunan Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Çocuğunuzu okula başlamadan önce mutlaka göz hekimine götürün. Görme kusuru varsa tedavi ve gözlük kullanımını ihmal etmeyin. Çocuğun göz sağlığını sadece okul öncesinde değil, okul süresince de düzenli olarak kontrol ettirin” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Öğrencilerin göz sağlığının korunmasında eğitimcilerin yapması gerekenlere de değinen Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Öğrencilerin sık sık gözlerini kısarak ve başını eğerek tahtaya bakması, deftere eğilerek yazması, sık hata yapması veya baş ağrısından şikâyet etmesi görme sorununun işareti olabilir. Bu durumlarda aileyle iletişim kurarak muayeneye yönlendirin” diyerek diğer tavsiyelerini şöyle sıraladı: </span></span></span></span></span></span></span></p>
<ul>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Harfleri karıştıran, satır atlayan veya okumaktan kaçınan çocuklarda göz sağlığı sorunu ihtimalini göz önünde bulundurun.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Okullarda düzenli göz taramaları yapılması için okul yönetimiyle iş birliği yapın.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Akıllı tahta, bilgisayar veya tablet kullanılan derslerde öğrencilerin ekrana mesafesini takip edin, gerektiğinde materyalleri daha büyük puntolarla hazırlayın.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Görme problemi yaşayan çocukların ders başarısızlığını kişisel yetersizlik gibi algılamasını önleyin, onları motive edecek geri bildirimler verin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
<li><span><span><span><span><span><span><span>Rehber öğretmen ve okul sağlığı birimiyle iş birliği yaparak öğrencilerin göz sağlığını yakından takip edin.</span></span></span></span></span></span></span></li>
</ul>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Göz muayeneleri ihmal edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Sağlıklı görmenin yalnızca bir sağlık konusu değil, aynı zamanda eğitim başarısının temel taşlarından biri olduğunu belirten Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Çocukların dünyayı net görmeleri, öğrenmeye açık bir zihinle okula başlamaları için göz muayeneleri ihmal edilmemelidir. Göz sağlığına yapılacak küçük bir yatırım, aslında onların geleceğine yapılmış en büyük yatırımlardan biridir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gorme-kusurlari-okul-basarisini-etkiliyor-576012">Çocuklarda görme kusurları okul başarısını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[Kasık Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Testis]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor. Öyle ki her 100 çocuktan 1 ile 4 arasında kasık fıtığı görülüyor. Kasık fıtıklarının üçte birinin tanısı genellikle ilk altı ay içerisinde konulurken, sonraki yaşlarda da tespit edilebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> kasık fıtığının bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda görülebildiğini belirterek, “Kasık kanalındaki açıklık testisin inişiyle ilişkili olduğu için kasık fıtıkları erkeklerde kızlara oranla 4 ila 20 kat daha sık görülmektedir” diyor. Çocuklarda kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğine ve tedavide gecikildiğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken <strong>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> “Bu nedenle, kasık fıtığı ameliyatı tanı konulduktan sonra en kısa zamanda yapılmalıdır. Çünkü, zamanında ameliyat ile tedavi edilmezse acil müdahale gerektiren bir tablo olan fıtık boğulmasına neden olabilir. Fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalında sıkışan organlarda kangren (çürüme) meydana gelmesine yol açabilir. Ayrıca erkek çocuklarında kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak testis gelişimini bozabilir. Zamanında ve deneyimli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen ameliyat ise çocukların kısa sürede sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlar” diyor. </p>
<p><strong>Pek çok etken zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı doğumsal nedene bağlı olarak gelişiyor. Normalde doğumdan sonra kapanması gereken kasık kanalının açık kalması sonucu meydana geliyor. Öne sürülen zemin hazırlayıcı etkenlerin başlıcaları;   prematürite (erken) doğum, düşük doğum ağırlığı, ailenin diğer bireylerinde de kasık fıtığı varlığı, hidrops fetalis, mekonyum peritoniti, assit, cinsiyet gelişim bozuklukları, karın duvarı anomalileri, inmemiş testis, kistik fibroz, bağ dokusu hastalıkları, ventriküloperitoneal (beyin ile karın arasındaki) şantlar ve sürekli periton (karın boşluğu) diyalizi şeklinde sıralanıyor.</p>
<p><strong>Kasık bölgesinde ağrısız şişliğe dikkat!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde oluşan kasık fıtığını anneler çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark ediyorlar. Daha büyük çocuklarda ise fıtığın varlığı çocuk giydirilirken veya banyo sırasında görülüyor. Kasık bölgesinde (erkeklerde ayrıca torbasında) beliren ve kendiliğinden veya üzerine bastırılınca kaybolan ağrısız şişlik, tipik belirtisini oluşturuyor. Ikınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale geliyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, bu şişliklerin sıklıkla ilk muayenede görüldüğünü belirterek, “Görülmediği durumlarda valsalva manevrası, balon şişirtme, çocuğu ayakta gözlemleme veya karın alt kısmına baskı uygulayacak şekilde elle sıvazlama gibi yöntemlerle şişliğin belirmesi sağlanabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumlarda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Organ kaybına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez, ameliyat tek tedavi yöntemini oluşturur. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının mümkün olan en kısa zamanda, yani belli bir ay veya yaşa kadar beklemeden ameliyatla tedavi edilmesi gerektiğini anlatarak, “Cerrahi tedavinin gecikmeden yapılması çok önemlidir. Çünkü, erken dönemde ameliyat ile müdahale edilmezse fıtık boğulmasına sebebiyet verebilir. Fıtık boğulmasında, fıtık kesesine girerek sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri birkaç saat içinde bozulur ve kangren (çürüme) meydana gelir. Bu da hayati tehlikeyi artırır ve kanlanması bozulan organların çıkarılması gerekir. Acil müdahale gerektiren bu durum genelde bağırsak, nadiren kızlarda over (yumurtalık) kaybına neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Testislere de zarar verebiliyor!</strong></p>
<p>Kasık fıtığı tedavisinde gecikmenin testislere de zarar verebildiğine işaret eden eden Dr. Kaan Maşrabacı, “Öncelikle, fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak yumurtanın olumsuz etkilenmesine yol açar. Bunun sonucunda, yumurtanın normal gelişimini bozabilir veya kanlanmasını önleyerek kangrene (çürüme) sebebiyet verip, testis kaybına neden olabilir. Ayrıca çocuğun yetişkin fıtık ameliyatındaki gibi yöntemlerle ameliyat edilmesiyle testise zarar verebilir.  Dolayısıyla, bu ameliyatların mutlaka deneyimli çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Günübirlik cerrahi uygulanıyor</strong></p>
<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, çocuklarda kasık fıtığı ameliyatının günübirlik cerrahi olarak uygulandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm’lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bağlanır ve açık kalan kasık kanalı kapatılır. Çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocukların önemli bir kısmı ameliyattan dört ile beş saat kadar sonra evlerine gidebilir. Dikiş yerlerinde hafif şişlikler olabilir, bu görüntü bir ay içinde kaybolur. Çocuklar ameliyat sonrası genellikle birkaç gün içinde ayağa kalkıp normal aktivitelerine dönebilirler. Ancak ağır aktivitelerden ve oyunlardan bir süre uzak durmaları önem taşır.”  </p>
<p><strong>Fıtığın tekrarlama riski çok düşük</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında fıtığın tekrarlama riskinin çok düşük olduğunu vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Yapılan çalışmalarda, ameliyat sonrasında hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun gelişmediği ortaya konmuştur” diyor. Dr. Kaan Maşrabacı, ancak sağ ve solda yer alan iki kasık kanalının birbirinden bağımsız olarak fıtık oluşturabileceğini belirterek, “Dolayısıyla, tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık gelişme ihtimali vardır. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa, sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Ancak bu bir tekrarlama değil, diğer kasıkta yeni bir fıtık oluşumudur. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise çok daha fazladır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2025 08:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı büyümelerinde idrar yollarının korunması kritik bir rol oynuyor. Zira, özellikle çocuklarda sık rastlanan idrar yolu enfeksiyonu sadece idrar yapmada güçlük, ateş ve huzursuzluk gibi geçici şikâyetlere yol açmakla kalmıyor; zamanında tedavi edilmezse böbreklerde kalıcı hasar da bırakabiliyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, </strong>bu nedenle çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunda erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Üriner sistemde altta yatan işlevsel ya da yapısal bir anormalliğin varlığında; özellikle tekrarlayan ateşli üst idrar yolu enfeksiyonu geçirilmesi durumunda böbreklerde hasar gelişme riski yüksektir. Ülkemizde geri dönüşü olmayan kronik böbrek yetmezliğinin en sık nedenini de bu tablolar oluşturmaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonunun ve altta yatan anormalliklerin erken saptanıp uygun şekilde tedavi edilmesi, böbrek sağlığının korunmasında çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda en sık görülen 2. enfeksiyon türü!  </strong></p>
<p>Üriner sistemin, yani üretra, idrar kesesi, üreterler ve böbreklerin enfeksiyonu anlamına gelen “idrar yolu enfeksiyonu”, ülkemizde çocukluk çağında üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra en sık görülen enfeksiyon olarak kayda geçiyor. Bebeklerde ve tuvalet eğitiminin verildiği oyun çağı çocuklarında daha sık görülen bu enfeksiyon; bağırsak kaynaklı olan ve üriner sistemin iç tabakasına tutunabilen üropatojen bakterilerin, perianal ve perineal alandan üretra, idrar kesesi ve böbreklere çıkmasıyla oluşuyor. Hastaların yüzde 80’inden fazlasında ise E. Coli bakterisi rol oynuyor.</p>
<p><strong>6. aydan sonra kız çocuklarında daha çok görülüyor </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, bağışıklık sisteminin iyi gelişmemiş olması ve sünnet derisinin altında yerleşen proteus bakterileri nedeniyle yaşamın ilk 6 ayında erkek çocuklarında daha sık görülürken, ilk 6 aydan sonra ise üretranın kısa ve anüse yakın olması nedeniyle kız çocuklarında daha sık ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>En yaygın görülen 3 sebebine dikkat!</strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonunun oluşmasında en sık az su içme, idrarın tutulması, yani sık ve tam idrar yapılmaması ve kabızlık (günlük dışkılamanın yapılmaması) olmak üzere üç fonksiyonel neden etkili oluyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, “Bu fonksiyonel durumlar üriner sistemin yıkanmasını önleyerek bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını, çoğalmalarını ve böbreklere kadar çıkmalarını kolaylaştırır ve idrar yolu enfeksiyonunun gelişimine neden olur” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken riski artırıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, idrar yolu enfeksiyonuna yol açan diğer etkenleri şöyle özetliyor: “Küvette oturarak banyo yapılması veya yaz aylarında temiz olmayan havuza girilmesi de riski artırır. Antibiyotik kullanılması da riski artıran önemli bir etkendir. Bunların yanı sıra perineal ve perianal alanın parfümlü veya alkollü dezenfektan maddelerle temizliğinin yapılması, idrar yolu enfeksiyonuna neden olan üropatojen bakterilerin üriner sisteme tutunmalarını önleyen faydalı bakterilerin yok olmasına yol açarak enfeksiyonun gelişme riskini artırır.”  İdrar yolu enfeksiyonunun gelişmesinde ve tekrarlamasında; fonksiyonel nedenler kadar sık olmasa da idrar kesesinin işlev bozukluğu, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçışı (reflü), üriner sistemde darlık, tıkanıklık ve taş gibi yapısal anormallikler de etken olabiliyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu, alt ve üst idrar yolu enfeksiyonu olmak üzere 2 grupta inceleniyor. Üretra ve idrar kesesinin tutulduğu alt idrar yolu enfeksiyonunda; idrarda kötü koku, bulanıklık ve nadiren kanın varlığı, idrar yaparken yanma-ağrı, sık idrara çıkma ve idrar kaçırma gibi işeme semptomları ön plana çıkıyor. Karnın ön-alt kısmında hafif ağrı ve 38°C altında hafif ateşle seyreden alt idrar yolu enfeksiyonu hemen ve doğru şekilde tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere ulaşarak üst idrar yolu enfeksiyonu gelişimine neden oluyor. Böbreklerin de tutulduğu üst idrar yolu enfeksiyonunda, işeme semptomlarına ek olarak, 38.5°C üzerinde ateş, karın ve böğür ağrısı, bulantı ve kusma gibi sistemik bulgular da gelişiyor.</p>
<p><strong>Böbrek hasarı oluşmaması için&#8230;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özlem Aydoğ, üst idrar yolu enfeksiyonu geliştiğinde böbrek hasarı riski de oluştuğu için erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirterek, şu uyarılarda bulunuyor: “Dolayısıyla, ifade yeteneği henüz gelişmeyen küçük çocuklarda yüksek ateş, huzursuzluk-ağlama, gaz sancısı, beslenme problemi, kilo alamama, uzamış sarılık, düzelmeyen pişik ve kabızlık gibi spesifik olmayan semptomların varlığında da idrar tetkik ve kültürünün yapılması, tanı ve tedavide geç kalınmaması gerekir.”</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi şart!</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ, çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu<strong> </strong>tanısı konulur konulmaz hemen uygun antibiyotik tedavisine başlanması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>ilk hastalık sonrasında kız çocuklarının yüzde 40 ila 60&#8217;ında, erkek çocuklarının ise yüzde 20 ila 30’unda enfeksiyonun tekrarlayabildiği uyarısında bulunarak,  “Özellikle üriner sistemde fonksiyonel veya yapısal bir anormallik varsa enfeksiyonun tekrarlama riski daha fazladır.  Bu nedenle, tekrarlayan enfeksiyonda üriner sistemin fonksiyonel veya yapısal anormallik açısından mutlaka araştırılması gerekir. Ultrason ilk tercih olmakla birlikte, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir. Üriner sistemde ciddi yapısal anormallik saptanırsa cerrahi tedavi gerekebilir” diyor.</p>
<p><strong>Çocukları idrar yolu enfeksiyonundan korumak için 7 kritik kural! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Aydoğ,<strong> </strong>çocuğunuzu idrar yolu enfeksiyonundan korumak için almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Bol bol su içmesini sağlayın</li>
<li>İdrarını tutmamasına, yani sık idrar yapmasına dikkat edin</li>
<li>Günlük dışkılaması önemli. Bunun için diyet uygulanabilir, gerekirse dışkıyı yumuşatan ürünlere ve lavmana başvurulabilir.</li>
<li>Perineal ve perianal bölge<strong> </strong>hijyenine dikkat edin. Ancak parfümlü ve alkollü dezenfektan içeren ürünlerden, ıslak mendil kullanımından kaçının.</li>
<li>Banyosunu ayakta, duş şeklinde yaptırın.</li>
<li>Temizliğinden emin olmadığınız havuza sokmayın.</li>
<li>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/idrarini-tutmasi-enfeksiyona-neden-olabiliyor-568490">İdrarını tutması enfeksiyona neden olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Aug 2025 08:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[vakit]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında uzağı net görememe olarak bilinen miyopi, çocukluk çağının en sık görülen görme bozukluklarının başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451">Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında uzağı net görememe olarak bilinen miyopi, çocukluk çağının en sık görülen görme bozukluklarının başında geliyor. Gereğinden fazla ekrana maruz kalan, açık havada az vakit geçiren çocuklarda miyopi görülme riski artıyor. Tablet ve telefona çok yakından, gözlerini kısarak bakmak çocuklarda miyopi sinyallerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Memorial Şişli Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Hasan Ali Bayhan, miyopinin görülme nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<h2><strong>Miyopi dağınıklığa neden olabilir</strong></h2>
<p>Miyopi, gözün ön-arka eksende normalden uzun olması ya da kornea kırma gücünün fazla olması nedeniyle, görüntünün retinanın önüne düşmesiyle ortaya çıkan bir görme bozukluğudur. Görme rahatsızlığı yaşayan kişiler yakını net görebilirken, uzağı bulanık görmektedir. Çocuklarda miyopi, genellikle okul çağında fark edilmektedir. Ancak günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan çocukların açık havada az, tablet, telefon ya da televizyon gibi elektronik cihazların başında gereğinden fazla ekrana maruz kalmasıyla miyopi, çok daha erken yaşlarda başlayarak hızla ilerlemektedir. En önemli belirtisi uzağı net görememe olan miyopinin diğer belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Sınıfta tahtayı görememe</li>
<li>Gözlerini kısarak bakma</li>
<li>Sık göz kırpma</li>
<li>Kitap, telefon, tablet ve televizyona çok yakından bakma</li>
<li>Gözlerde sulanma</li>
<li>Baş ağrısı</li>
</ul>
<h2><strong>Erken yaşta başlayan miyopi daha hızlı ilerler</strong></h2>
<p>Görme rahatsızlığı olan miyopi, önlem alınmadığı takdirde genellikle çocukluk döneminde başlayarak ergenlik dönemine kadar ilerler. Erken yaşta başlayan miyopi görme bozukluğu daha hızlı seyreder. Görme bozukluğunun farkına varılmaz ve erken dönemde tedavi edilmezse miyopi, her yıl ortalama 0.50 ila 1.00 derece arasında artış gösterebilir. Yüksek miyopi, ilerleyen yaşlarda retina yırtığı ve makula hastalıkları gibi ciddi göz hastalıklarına da zemin hazırlayabilir.</p>
<h2><strong>Kapalı ortamda fazla vakit geçirmek de miyopi riskini artırıyor</strong></h2>
<p>Çağımızın iletişim olanakları hayatımızda birçok fayda sağlarken, sağlığımızı olumsuz etkileyen rahatsızlıklara da neden olabilmektedir. İletişim çağının olanaklarından biri olan televizyon, telefon ve tablet özellikle çocukların kapalı ortamlarda ve ekran başında fazla vakit geçirmesine neden olarak miyopinin görülme riskini artırmaktadır. Miyopinin en önemli nedenleri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Genetik faktörler</li>
<li>Uzun ekran süresine mariz kalmak (telefon, tablet, bilgisayar)</li>
<li>Kapalı ortamlarda uzun süre vakit geçirilmesi</li>
<li>Doğal gün ışığında yetersiz bulunma</li>
</ul>
<h2><strong>Çocuğunuzla her gün en az 2 saat açık havada ve doğal gün ışığında vakit geçirin</strong></h2>
<p>Bir çocukluk çağı görme bozukluğu olan miyopinin ilerlemesini alınan şu basit önlemlerle yavaşlatılabilir;</p>
<ul>
<li><strong>Günlük Açık Hava Etkinliği: </strong>Çocukların her gün en az 2 saat açık havada, doğal gün ışığında vakit geçirmesi miyopi riskini azaltır. Güneş ışığı, göz küresinin aşırı büyümesini baskılayan dopamin salınımını destekler.</li>
<li><strong>Ekran Süresi Sınırlaması: </strong>Gereğinden uzun ekran süresi miyopiyi tetikler. Özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda ekran kullanımı sınırlandırılmalıdır. Okul çağındaki çocuklarda ise ekran karşısında geçirilen süre 1–2 saati geçmemelidir. Ayrıca her 20 dakikalık yakına odaklanma sonrası 20 saniye süreyle 6 metre uzağa bakmak göz sağlığı için faydalıdır.</li>
<li><strong>Düşük Doz Atropin Damla Tedavisi: </strong>Göz damlası şeklinde uygulanan düşük doz %0.01 atropin, miyopinin ilerlemesini yavaşlatmakta etkili bir tedavi seçeneğidir. Ancak bu tedavi mutlaka bir göz doktoru gözetiminde uygulanmalıdır.</li>
<li><strong>Özel Tasarım Miyopi Gözlük Camları: </strong>Geleneksel gözlükler yalnızca görüntüyü netleştirirken, yeni nesil miyopi kontrol camları, hem net görüş sağlar hem de miyopiyi yavaşlatır. Bu özel tasarım camlar, gözün çevresel (periferik) retinasına bilinçli olarak odak kaymaları oluşturarak göz küresinin aşırı uzamasını engeller. Bilimsel veriler bu camların miyopi ilerlemesini %50–60 oranında yavaşlatabileceğini göstermektedir.</li>
<li><strong>Miyopi Kontrolü İçin Kontakt Lensler: </strong>Bazı çocuklarda, özellikle miyopisi hızlı ilerleyen ve gözlük kullanmakta zorlanan bireylerde özel tasarım kontakt lensler tercih edilebilir. Bu lensler, miyopi ilerlemesini yavaşlatmak üzere geliştirilmiştir. Gece takılıp sabah çıkarılan ortokeratoloji lensleri de bir seçenektir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-gozlerini-kisarak-bakiyorsa-miyopiye-dikkat-567451">Çocuğunuz Gözlerini Kısarak Bakıyorsa Miyopiye Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisine]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ishalinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yiyeceklerin ve içeceklerin bozulması daha hızlı gerçekleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357">Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar nedeniyle yaz aylarında yiyeceklerin ve içeceklerin bozulması daha hızlı gerçekleşiyor. Bu aylarda içme suyu kaynaklarının kirlenme olasılığı yükselirken, yıkanmamış meyve ve sebzelerin bağırsak enfeksiyonu hastalıklarına yol açma riski de artıyor. Özellikle çocuklarda yaz ishali vakalarına son dönemde sık rastlanıyor.</p>
<p>İshalle birlikte vücutta önemli miktarda su ve değişken elektrolit kaybı nedeniyle ortaya çıkan dehidratasyon, bebeklerde ve küçük çocuklarda tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, yaz aylarında bebekler ve çocukların sağlığını olumsuz etkileyen ishal konusunda bilgi verdi. </p>
<p><strong>Bebeklerde hayati riske yol açabilir </strong></p>
<p>İshal dünyada her yıl yaklaşık 1,7 milyar vaka ile bebek ölümlerinin en sık üçüncü nedenidir. 2019 yılında, 5 yaşın altındaki çocuklarda, çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerde 370 bin ishal kaynaklı ölüm meydana gelmiştir. Öte yandan gelişmiş ülkelerde ise oral rehidratasyon solüsyonlarının kullanımı, son 20 yılda bu ölüm oranını büyük ölçüde geriletmiştir. Çocuklarda ishal çoğunlukla viral gastroenteritten kaynaklanır. Bu rahatsızlık bulaşıcıdır ve kişiden kişiye geçebilmektedir. Bebek ve küçük çocukların dışkıları yumuşak, şekilli ve katıysa bu ishal değildir. Anne sütüyle beslenen bebekler hardal sarısı renginde, yumuşak ve sulu dışkı yapabilmektedir. Bu da ishal olarak tanımlanmamaktadır. </p>
<p><strong>Rotavirüs aşısı uygulanmalı</strong></p>
<p>İshal, kirlenmiş su kaynaklarıyla yayılan bir dizi bakteriyel, viral ve parazitik organizmanın neden olduğu enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkmaktadır. 5 yaşın altındaki çocuklarda en sık görülen viral patojenler rotavirüs, norovirüs, adenovirüs ve astrovirüstür. Bunlardan rotavirüs kolay bulaşabilmesi nedeni ile en sık görülenidir. Rotavirüs enfeksiyonuna karşı aşı geliştirilmiş olması enfeksiyon kontrolü açısından en önemli korunma yolu olarak görülmektedir. Tüm bebekler ilk 6 ay içinde iki doz şeklinde ağız yoluyla uygulanan rotavirüs aşısını olmalıdır. Bakteriyel patojenler arasında escherichia coli, salmonella spp., shigella spp. ve campylobacter spp. yer alırken, parazitik patojenler arasında cryptosporidium, giardia ve entamoeba spp. bulunur. E. coli, salmonella ve shigella gibi bakteriyel patojenler 6-10 yaş grubundaki çocukları etkilemektedir.</p>
<p><strong>Kişisel hijyen kurallarına uyulmalı</strong></p>
<p>İshalin eşlik ettiği hastalıklar, kötü kişisel hijyenle daha da artarak kişiden kişiye de yayılabilmektedir. Hijyenik olmayan koşullarda hazırlanan veya saklanan yiyecekler ve içecekler de ishalin bir diğer önemli nedenidir. Evlerde kullanılan suyun hijyenik olmayan şekilde depolanması ve kullanılması da önemli bir risktir. Kirli sulardan elde edilen balık ve deniz ürünleri de hastalığa ciddi katkısı olmaktadır. Ayrıca hayvan dışkıları da ishale neden olabilen mikroorganizmalar barındırmaktadır. Küçük çocuk ve bebeklerin bu kirli alanlarla teması ishale neden olabilmektedir. Bir diğer önemli bulaş yolu ise özellikle yaz aylarında kullanımı artan toplu kullanılan havuzlardır. </p>
<p><strong>Buzdolaplarına dikkat!</strong></p>
<p>Buzdolaplarındaki sıcaklık genellikle sıfır ile beş santigrat derece arasında değişmektedir. Belli bir ısı derecesi bakterinin üremesini önemli ölçüde engellemektedir. Ancak, escherichia coli, staphylococcus aureus ve tifo basili gibi bazı bakteriler aktif kalmaktadır. Gıdaların bozulması bakterilerin çoğalması anlamına gelmektedir. Çok sık olmasa da buzdolaplarında çiğ ve pişmiş gıdaların bir arada yakın bulunması bozulmaya neden olabilmektedir. </p>
<p><strong>İshalin belirtileri önemli</strong></p>
<p>İshal olan çocuklarda dışkıdaki değişimle birlikte şu belirtiler görülebilmektedir;</p>
<ol>
<li>Karın ağrısı</li>
<li>Aralıklı kusma</li>
<li>Yüksek ateş </li>
<li>İştahsızlık ve halsizlik </li>
<li>Aşırı sıvı kaybı</li>
</ol>
<p>İshalin nedenine bağlı olarak belirtiler değişiklik gösterebilmektedir. </p>
<p><strong>Susuzluk ölümcül olabilir</strong></p>
<p>Bu aşamada bebek ve çocukların susuz kalıp kalmadığını anlamak önemlidir. </p>
<ul>
<li>Ağız, dil ve dudaklarda kuruluk</li>
<li>Çökük gözler</li>
<li>İsteksiz veya sinirli davranışlar</li>
<li>Ağlarken daha az gözyaşı dökmek</li>
<li>Normalden daha az ıslak bez</li>
<li>Cilt esnekliğinin kaybı</li>
<li>Kalp hızının artmış olması</li>
<li>Uykuya meyilli olmak</li>
</ul>
<p>Şiddetli dehidratasyon tıbbi acil bir durumdur ve ölümcül olabilmektedir. Bu durumdaki bebek ve çocuklar için acil tıbbi yardım alınmalıdır.</p>
<p><strong>İshal varsa vakit kaybedilmemeli</strong></p>
<p>İshalden etkilenen bebek ve çocukların susuz kalmaması için bol sıvı tüketmesi hayati önem taşımaktadır. İshal söz konusu ise anne ve babalar ilk olarak bol su veya kendi hazırladıkları oral rehidratasyon solüsyonlarını içirebilirler. Eğer tablo giderek ağırlaşıyorsa hiç vakit kaybetmeden çocukların tedavi için hemen hastaneye götürülmesi ciddi önem taşımaktadır. İshal olan çocuklar, kusma, ağız kuruluğu, göz çukurlarında çökme, cilt elastikiyetinde azalma, susuzluk, uzuvlarda soğukluk ve ateş gibi belirtiler gösterdiğinde hemen düz bir zemine yatırılmalı ve en yakın sağlık merkezine başvurmalı ya da sağlık ekiplerinin gelmesi beklenmelidir. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-ishalinin-5-belirtisine-dikkat-563357">Çocuklarda Yaz İshalinin 5 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlu Çocuklar&#8217;da yeni dönem başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mutlu-cocuklarda-yeni-donem-basliyor-560994</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Aug 2025 07:53:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560994</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konak Belediyesi’nin okul öncesi eğitimde fırsat eşitliği sağlayan ücretsiz hizmeti Mutlu Çocuklar Oyun Evleri’nde yeni dönem kayıtları başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-cocuklarda-yeni-donem-basliyor-560994">Mutlu Çocuklar&#8217;da yeni dönem başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Konak Belediyesi’nin okul öncesi eğitimde fırsat eşitliği sağlayan ücretsiz hizmeti Mutlu Çocuklar Oyun Evleri’nde yeni dönem kayıtları başladı. 3-5 yaş grubu çocuklara yönelik Oyun Evleri, Konak’ın on ayrı bölgesinde eğitim öğretim yılına hazır.</b></p>
<p>Konak Belediyesi’nin, ilçenin on ayrı bölgesinde okul öncesi çağdaki çocuklara eğitim desteği sağlayan hizmeti Mutlu Çocuklar Oyun Evleri, yeni dönem öğrencilerini bekliyor. 2025-2026 eğitim ve öğretim yılına hazırlanan Agora, Ballıkuyu, Gültepe, Aziziye, Zeytinlik, Mersinli, Beştepeler, Toros, Yenişehir ve Ayla Ökmen Mutlu Çocuk Evleri, yeni eğitim sezonunda da 3-5 yaş grubu miniklere kucak açıyor. Çocukların gelişimine destek olurken, annelerin üzerindeki bakım yükünü de hafifleten Oyun Evleri hakkında 444 35 66 numaralı telefondan detaylı bilgi alınabiliyor. Öte yandan Konak Belediyesi’nin resmi web sitesi üzerinden https://oyunevi.konak.bel.tr/ linkini tıklayarak online başvuru yapılabiliyor.</p>
<p><b>“Eşitliğe, özellikle eğitimde ihtiyacımız var”</b></p>
<p>Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu, Konaklı komşularını Mutlu Çocuklar Oyun Evleri hizmetinden yararlanmaya davet ederek şu ifadeleri kullandı: “Adil kent, eşit yurttaş sözümüz var ve bu sözü, ürettiğimiz hizmette, mesaimizin her anında zihnimizde taşıyoruz. Eşitliğe, özellikle eğitimde ihtiyacımız var. Çocuklarımızın eğitim hayatlarının temellerinin atıldığı okul öncesi çağda, gelişimlerine destek olmak, annelerin yaşamını bir nebze kolaylaştırmak önceliğimiz oldu ve Mutlu Çocuklar Oyun Evlerimizi hayata geçirdik. Çocuklarımız mutlu, anneleri mutlu; dolayısıyla biz de mutluyuz. Yeni dönemde yine onların yanındayız.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mutlu-cocuklarda-yeni-donem-basliyor-560994">Mutlu Çocuklar&#8217;da yeni dönem başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[nodülleri]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[teli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabahları sesiniz çatallı mı çıkıyor? Konuşurken zorlanıyor ya da boğazınızda bir şey varmış gibi mi hissediyorsunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719">Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabahları sesiniz çatallı mı çıkıyor? Konuşurken zorlanıyor ya da boğazınızda bir şey varmış gibi mi hissediyorsunuz? Ses kısıklığı çoğu zaman geçici ve masum bir sorun olarak görülse de kimi zaman da altında ciddi hastalıklar yatabiliyor! <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan</strong> <strong>“</strong>Yapılan çalışmalarda; özellikle sesini yoğun şekilde kullanan neredeyse her 4 kişiden birinin ses kısıklığı ile karşılaştığı bildirilmektedir. Ses kısıklığı dışında seste çatallanma, kabalaşma, yorulma ve özellikle kadın hastalarda sesin erkek sesi gibi çıkması diğer başvuru şikayetleridir<strong>”</strong> diyor. </p>
<p>Ses kısıklığı sorununun mevsimsel alerji, üst solunum yolu enfeksiyonları veya reflüye bağlanmasının, altta yatan daha önemli bir sorunun tedavisini geciktirebildiğini vurgulayan Dr. Aslan “Bu nedenle ses kısıklığımızı çeşitli şekillerde masum bir nedene bağlamadan önce mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yaptırmalıyız. Çünkü ses teli nodülü, kisti ve polibinden erken evre ses teli kanserine dek birçok hastalık ilk etapta ses kısıklığı olarak bulgu vermektedir ” diye konuşuyor. </p>
<p>KBB Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan, ses kısıklığına yol açan 7 etken ile sağlıklı ve güçlü bir sesin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonları</strong></li>
</ul>
<p>Sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ortaya çıkan ses kısıklığı enfeksiyon tablosu geriledikten sonra kısa süre içerisinde düzelmektedir. Ancak bu dönemde sigara tüketmemek, sesi yoğun kullanmamak önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Alerji</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Aslan “Mevsim geçişlerinde yoğun üst hava yolu alerjenleri (ev tozu, polen vb) ile temas sonucu burun tıkanıklığı, burun akıntısı ve hapşırık ile birlikte seste değişiklik yaşanabiliyor. Muayenede üst hava yollarındaki alerjik değişiklikleri görerek tanı koyabilmekteyiz. Tedavide ise alerjen maddelerden kaçınmak da kritik önem taşımaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Reflü</strong></li>
</ul>
<p>Laringofaringeal reflü ses kısıklığı yapabilmektedir. Ses kısıklığının yanı sıra midede yanma, boğazda asit tadı hissedilmesi ve mide içeriğinin boğaza kaçması gibi şikayetlerin varlığı reflü larenjitine işaret etmektedir. Tedavide ilacın yanı sıra yaşam tarzı değişikliği (mide asit salgısını artırabilecek yoğun baharatlı yiyeceklerin ve kola-kahve gibi içeceklerin tüketiminden kaçınılması, gece geç saatte besin tüketilmemesi vb) büyük rol oynamaktadır. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli nodülleri</strong></li>
</ul>
<p>KBB Uzmanı Dr. Aslan “Ses teli nodülleri günümüzde çocuklarda da sık görülmektedir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklarda spor, oyun veya sosyal aktivite sırasında yüksek sesle veya bağırarak konuşmaya bağlı olarak ses teli nodülleri gelişebilmektedir. Bu nodüler dokular konuşma sırasında ses tellerinin titreşimini bozarak ses kısıklığına neden olmaktadır. Tedavide konuşma ve ses terapisi hastalarımız için faydalı olmaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli polipleri ve kistleri</strong></li>
</ul>
<p>Ses tellerinde oluşan polip ve kistler, uzun süreli ses kısıklığının önemli nedenlerindendir. Polipler genellikle sigara kullanımı ve sesin yanlış kullanılmasıyla ortaya çıkar. Kistler ise ses teli içinde yerleşir ve doğuştan olabileceği gibi sıklıkla sonradan gelişir. Her iki durumda da ses kalınlaşır, çatallanabilir ve tedavi için genellikle cerrahi ile ses terapisi gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Sigara polibi</strong></li>
</ul>
<p>Dr. Seyfettin Aslan “Hastalarımıza sigara polibi olarak anlattığımız Reinke ödemi (ses telleri yüzey epitelinin hemen altında koyu, jöle benzeri sıvı birikimi) sesin normalden daha kalın hale dönmesine neden olur. Yoğun sigara kullanımı ile ilişkilidir. Özellikle kadın hastalarımız seslerinin erkek sesine benzemesinden, örneğin; telefonda ‘buyrun beyefendi’ diye hitap edilmesinden şikayetçi olmaktadırlar. Tedavisi sigarayı bırakmak ve cerrahidir” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ses teli kanseri</strong></li>
</ul>
<p>Ses telinin iyi huylu hastalıkları gibi erken evre ses teli kanseri de ses kısıklığıyla bulgu verir. Bu nedenle özellikle yoğun sigara içen, alkol kullanan veya ailesinde baş, boyun kanseri öyküsü olan bir hastada ses kısıklığı geliştiğinde mutlaka KBB uzmanı tarafından laringoskopik muayene yapılmalıdır. </p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Sağlıklı ve güçlü bir sesin 9 püf noktası</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Dr. Seyfettin Aslan, ses sağlığımızı korumanın ve sağlıklı, güçlü bir sese sahip olmanın 9 püf noktasını şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Boğazınızı temizleme davranışından kaçının</li>
<li>Ortam gürültülü de olsa bağırmayın, yüksek sesle konuşmayın</li>
<li>Aralıksız konuşmayın. Birkaç kelimede bir nefes alıp sonra konuşmaya devam edin</li>
<li>Kafeinli veya asitli içecekleri fazla tüketmeyin </li>
<li>Bol sıvı alarak boğazınızı nemli tutun</li>
<li>Düzenli ve yeterli uyuyun</li>
<li>Sigara ve alkolden kaçının</li>
<li>Sesinizi yoğun kullanacaksanız mutlaka öncesinde ses ısıtma egzersizleri yapın</li>
<li>Sesinizin yorulduğunu hissettiğinizde mutlaka dinlendirin </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ses-teli-nodulleri-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560719">Ses teli nodülleri çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 07:57:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fibromiyalji]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047">Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ</strong>, tüm dünyada yaygın görülen bu hastalığın fibromiyalji olduğunu belirterek “Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla görülen bu hastalıkla son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşılıyor. Günlük yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen, depresyona neden olarak sosyal ilişkilerin bozulmasına, okul ve iş hayatında başarının düşmesine yol açabilen bu hastalığın tedavisini ilaçla ve ilaç dışı yöntemler olarak sınıflandırabiliriz. Ancak ilaç kullanılsa dahi tek başına yetersiz kalacağından mutlaka ilaç dışı tedavi yöntemlerini de beraberinde uygulamak gerekir” diyor. </p>
<p>Fibromiyaljinin tek tip tedavisi olmadığını, her bireyin ihtiyaçlarına göre tedavi uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ “Fibromiyalji tedavisi zor bir hastalıktır. Hastalığın nedeni hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamız ve geleneksel ağrı kesicilere yanıtın olmaması tedaviyi güçleştirmektedir. Öncelikli olarak fibromiyalji gerçek bir hastalık olarak kabul edilmeli, hasta hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalığı yönetmesi öğretilmelidir” diye konuşuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, ilaçsız tedavide öne çıkan, ilaç kullananların da mutlaka uygulaması gereken 7 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Hafif tempolu, düzenli egzersiz yapın</strong></li>
</ul>
<p>Fibromiyalji tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan düzenli egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler vb), kasları güçlendiriyor, ağrıyı azaltıyor, beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenliyor ve uyku kalitesini artırıyor. Ağır egzersiz değil, hafif tempolu bir yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga ya da pilates yapılmasında fayda var. </p>
<ul>
<li><strong>Kafeini sınırlayın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Fibromiyalji tedavisinde uyku düzeni çok önemlidir. Fibromiyalji hastalarının büyük çoğunluğu gece boyunca derin uykuya dalamadıkları için, bu durum da ağrı eşiğinin düşmesine ve ağrının daha yoğun hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle, gün içinde aşırı kafein tüketiminden kaçının, özellikle akşamları kafein içeren içeceklerden uzak durun, gün içinde şekerleme yapmayın, kendi yatağınızda ve karanlık bir ortamda yatın. Ayrıca mutlaka yatağa her gün aynı saatte girip, aynı saatte uyanmaya özen gösterin” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Beslenmenize dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle D vitamini, B12 vitamini ve magnezyum başta olmak üzere bazı vitamin ve mineral eksiklikleri fibromiyalji ağrılarını artırabildiğinden dolayı, beslenmenize dikkat edin, gerekirse tetkiklerinizi yaptırarak eksik vitaminlerinizi doktor önerisiyle takviye olarak alın. Rafine şekerden ve işlenmiş gıdalardan kaçının. </p>
<ul>
<li><strong>Stresinizi yönetmeyi öğrenin</strong></li>
</ul>
<p>Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stres, belirli düzeyde olduğunda fayda sağlıyor ancak aşırı, yönetilemeyen stres fibromiyalji ağrılarını artırıyor. Bu nedenle stresinizi yönetmeyi öğrenin, gerekirse bu konuda uzman desteği alın. Nefes terapileri ve meditasyon da fayda sağlayacaktır. </p>
<ul>
<li><strong>Fizik tedaviden destek alın</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Ece Aydoğ “Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir. Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olurken, maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanır” diyor. Fizik tedavi yöntemlerinin, kas ve iskelet sistemi üzerindeki yükleri azaltarak fibromiyalji ağrılarını kontrol etmede büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, ihtiyaca göre belirlenecek seanslarda, fizyoterapist eşliğinde uygulanacak yöntemlerin, kişinin günlük yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.  </p>
<ul>
<li><strong>Gün ışığından mutlaka faydalanın</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle yaz güneşi vücutta D vitamini sentezini destekleyerek kas ve kemik sağlığını koruyor, fibromiyalji kaynaklı ağrıların hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında, öğle saatlerinde sadece kollar ve bacakları 15-20 dakika güneşe maruz bırakarak vücutta D vitamini üretimi sağlanabilir.   </p>
<ul>
<li><strong>Oturuş pozisyonunuza dikkat edin</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle bilgisayar karşısında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak fibromiyalji ağrılarının tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ “Masa başında çalışırken omuzları öne düşürmek ya da kambur durmak kasları gerer ve ağrıyı artırır. Bu nedenle bilgisayar karşısında otururken ve ayaktayken dik durmaya ve omuzlarınızı geride tutmaya, belinizi yastıkla desteklemeye özen gösterin” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fibromiyalji-cocuklarda-da-sik-goruluyor-560047">Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:19:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558573</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573">Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir. Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskiyle birlikte bu şikayetler daha sık görülmeye başlamaktadır. Çocuklarda karın ağrısının altında yatan nedenin mutlaka dikkatle araştırılması ve tedavi planının buna göre belirlenmesi önemlidir. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, çocukluk çağında karın ağrısına neden olabilecek hastalıklar ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında karın ağrısına genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek nedenler yol açar. Ancak karın ağrısına neden olabilecek yaklaşık 50 farklı hastalık bulunduğu unutulmamalıdır. Bu vakaların yalnızca %1 ila %3’ü cerrahi müdahale gerektiren durumlardır. Yine de, erken tanı hayati önem taşır.</p>
<p><strong>İnvajinasyon: Sessiz ilerleyen tehlike</strong></p>
<p>Cerrahi müdahale gerektiren karın ağrısı nedenlerinin başında akut apandisit ve invajinasyon (bağırsakların iç içe geçmesi) gelir. Özellikle invajinasyon, daha çok süt çocukluğu döneminde görülür ve ishal sonrası gelişebilir. Yaz aylarında bakteriyel ve viral ishallerin artmasıyla bu risk daha da yükselir.</p>
<p><strong>Belirtileri tanıyın, gecikmeden harekete geçin</strong></p>
<p>İshal sonrası ortaya çıkan kıvranır tarzda karın ağrısı, kusma, karında &#8220;sucuk gibi&#8221; kitlenin hissedilmesi ve zamanla çilek jölesi şeklinde kanlı dışkı görülmesi invajinasyonun habercisi olabilir. Bu durumda vakit kaybetmeden çocuk cerrahisine başvurulmalıdır. Tedavi edilmediği takdirde bağırsakta kangren gelişebilir ve çocuğun genel durumu hızla bozulabilir.</p>
<p>Tanıda; kan tahlilleri, direkt karın grafisi ve karın ultrasonu yardımcı olur. Tanı konduğunda ağızdan beslenme kesilir, mideye tüp yerleştirilir, sıvı-elektrolit tedavisine başlanır ve hasta yakından izlenir.</p>
<p>Tedavide öncelikle invajinasyonun kendiliğinden açılıp açılmadığı takip edilir. Açılmadığı durumlarda radyoloji eşliğinde su (hidrostatik) veya hava (pnömatik) redüksiyon yöntemleri uygulanır. Bu işlemlerde çocuk cerrahı ve deneyimli bir radyologun birlikte çalışması gerekir. Nadir durumlarda bağırsak delinmesi olabileceğinden cerrahi müdahale gerekebilir.</p>
<p>Cerrahi müdahale laparoskopik (kapalı) ya da açık yöntemle yapılabilir. Laparoskopide bağırsakların dolaşımı sağlıklıysa işlem burada sonlandırılır. Açık ameliyatta ise iç içe geçmiş bağırsaklar elle açılır; dolaşımı bozulmuşsa bu kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar yeniden birleştirilir.</p>
<p><strong>Apandisit yaz aylarında daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Yaz döneminde çocuklarda daha sık karşılaşılan bir diğer cerrahi durum ise apandisittir. Kalın bağırsağın başlangıcında yer alan apendiksin iltihaplanmasıyla oluşan bu tablo, genellikle göbek çevresinde başlayan ve sağ alt karna yerleşen karın ağrısı ile kendini belli eder. Ağrıya iştahsızlık, ateş ve bazen kusma eşlik edebilir.</p>
<p>Apandisit, öykü ve fizik muayene ile birlikte yapılan laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle teşhis edilebilir. Bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi de gerekebilir. Tedavisi cerrahidir. Ameliyat açık ya da laparoskopik yöntemle yapılabilir. Patlamamış apandisit durumunda çocuk genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilebilir.</p>
<p><strong>Ciddi hastalıkların habercisi olabilir</strong></p>
<p>Özellikle yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocuklar, cerrahi olasılık göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmelidir. Gerekirse tekrar tekrar muayene edilmeli ve klinik tablo yakından takip edilmelidir. Erken tanı ve doğru müdahale sayesinde, ciddi komplikasyonların önüne geçilmesi mümkündür.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-aylarinda-cocuklarda-karin-agrisina-dikkat-558573">Yaz Aylarında Çocuklarda Karın Ağrısına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda yaz hastalıklarına karşı etkili önlemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-hastaliklarina-karsi-etkili-onlemler-553122</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 07:53:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=553122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar tatilin de etkisiyle dışarıda daha fazla vakit geçirerek, hem hareket etme hem de stres atma imkanı buluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-hastaliklarina-karsi-etkili-onlemler-553122">Çocuklarda yaz hastalıklarına karşı etkili önlemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar tatilin de etkisiyle dışarıda daha fazla vakit geçirerek, hem hareket etme hem de stres atma imkanı buluyor. Ancak bu dönemde mevsimsel bazı hastalıkların görülme sıklığı da artıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Recep Kavas</strong> son günlerde çocuklarda; yüksek ateş, ishal, kusma, cilt döküntüleri, böcek ısırıkları sonrası şişlik veya alerjik reaksiyonlar ile kulak ağrısı gibi şikayetlerin yoğun olarak görüldüğünü belirterek “Şikayetler baş gösterdiğinde ailelerin hekime başvurmayıp ‘biraz dinlensin geçer’ gibi bir yaklaşımda bulunmaları ciddi tehlikelere yol açabiliyor. Oysa erken müdahale ve tedavi sayesinde ciddi sorunları önlemek mümkün” diyor. Mevsimsel özelliklerin de etkisiyle çocuklarda görülme sıklığı artan hastalıkların çoğunun alınacak basit önlemlerle kolayca önlenebileceğini ya da azaltılabileceğini vurgulayan Dr. Recep Kavas, çocuklarda yaz aylarında görülme sıklığı artan 5 hastalığı anlattı, bu hastalıklara karşı basit ama etkili önlemleri açıkladı, önemli uyarılarda ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Yaz ishali </strong></li>
</ul>
<p><strong>NEDENLERİ:</strong> Yaz aylarındaki ısı ve nem artışı mikroorganizmaların ve özellikle virüslerin gıdalarda ve durgun sularda daha hızlı üremesine yol açar. Uygun şartlarda saklanmamış ve iyi yıkanmamış yiyeceklerle virüs-bakteri bulaşı çok daha kolay olur. El hijyeninin yeterince sağlanmaması da hastalığı kolaylaştırıcı etmendir. </p>
<p><strong>BELİRTİLERİ:</strong> Sık ve sulu dışkılama, ateş, karın ağrısı, inatçı kusmalar, sıvı ve elektrolit kaybına bağlı halsizlik ve bitkinlik, dışkıda mukus ve bazen kan hekime getirten şikayetlerdir. Özellikle Rota ve Adenovirüsler ve Giardia en sık karşılaşılan etkenlerdir. Yaz ishali, gıda alerjileri ve antibiyotik kullanımına bağlı ishallerle karıştırılabilir. </p>
<p><strong>TEDAVİSİ:</strong> Tedavi açısından nedeni ve etkeni saptamak önemlidir. Bebeklik döneminde ilk 6 ay içinde uygulanan Rota aşıları rota ishallerinden korunmada çok etkin bir korunmadır. En önemli tedavi sıvı kaybının önlenmesidir. Bakteriyel sebep yoksa antibiyotik gerekmez. Tedavide gecikme, ciddi su kaybı, elektrolit dengesizliği ağızdan alım azlığı ve kusma hastaneye yatış gerektirebilir. </p>
<ul>
<li><strong>El-ayak-ağız hastalığı </strong></li>
</ul>
<p><strong>NEDENLERİ:</strong> Hastalığa enterovirüsler (özellikle Coxsackie virüsü) sebep olur. Sıcak ve nemli ortamda rahat yayılırlar. Yaz aylarında çocukların daha sık dış ortamda olması, kreş, parklar, havuz gibi toplu ortamlarda temas riski yüksektir. İstanbul gibi coğrafi göç alan metropollerde son yıllarda sıklığı artmıştır. </p>
<p><strong>BELİRTİLERİ:</strong> Ateş, boğaz ağrısı, ağız içi aftlar, el ve avuç içinde ve ayak tabanlarında veziküler döküntüler, huzursuzluk ve iştahsızlık, ağızdan beslenmede ciddi ölçüde azalma sık görülür. Suçiçeği, alerjik döküntüler veya ağız içi pamukçuk ile karıştırılabilir. </p>
<p><strong>TEDAVİSİ:</strong> Virüs olduğundan spesifik tedavisi yoktur. Destek tedavisi (ateş düşürücüler, sıvı alımı, ağız içi dezenfektanları) uygulanır. Nadiren beyin zarı iltihabı komplikasyon olarak görülebilir. Yüksek ateş ve oral alımı iyi olmayan süt çocukları ve çocuklarda hastane yatışı gerekebilir. </p>
<ul>
<li><strong>İdrar yolu enfeksiyonları </strong></li>
</ul>
<p><strong>NEDENLERİ:</strong> Yaz aylarında sıklıkla havuz bazen de deniz sonrası girilen suyun hijyenik olmaması, mayo ile uzun süre ıslak kalınması, terleme ile artan bakteri yükü idrar yolu enfeksiyonu (İYE) riskini artırır. Kız çocuklarda anatomik yapı sebebi ile daha sık görülebilir. </p>
<p><strong>BELİRTİLERİ:</strong> İdrar yaparken yanma, idrara sık ve ağrılı çıkma, mesane alt kısmında ağrı, ateş, halsizlik, bebeklerde huzursuzluk, huy değişikliği, bazen kusmalar eşlik edebilir. Viral ateşli hastalıklar ve bebeklerde gaz sancısı ile karıştırılıp, tanı gecikebilir. </p>
<p><strong>TEDAVİSİ:</strong> Tam idrar tetkiki ve kültürü ile teşhis konur ve kültür sonucuna göre hangi bakteri olduğu ve hangi antibiyotiğe duyarlı olduğu belirlenip tedaviye başlanır. Tedavide bol sıvı tüketimi ve hijyenin de önemi büyüktür. Tedavisiz bırakılırsa mesane ve böbrek enfeksiyonlarına yol açıp kalıcı hasar oluşturabilir. </p>
<ul>
<li><strong>Dış kulak yolu enfeksiyonu </strong></li>
</ul>
<p><strong>NEDENLERİ:</strong> Yaz aylarında havuza ve denize giren çocuklarda kulak yolu ve kanalı uzun süre ıslak-nemli kalır. Bu nemli ortam, bakteri ve mantar çoğalması için çok elverişli hale gelir. Aşırı ve sık yapılan kulak temizliği uygulamaları da tahrip olan ciltte, enfeksiyon riskini artırır. </p>
<p><strong>BELİRTİLERİ:</strong> Kulakta aniden başlayan ağrı (özellikle dokununca artan), kaşıntı, tıkanıklık hissi, kulakta akıntı ve bazen ateş hekime getirten şikayetler arasındadır. Orta kulak iltihabı ile karışabilir. Ancak yüzücü kulağında işitme kaybı daha az ve ağrı daha yüzeyeldir.</p>
<p><strong>TEDAVİSİ:</strong> Doktora başvurmak ve tedaviye başlamak şarttır aksi taktirde sorun çok daha karışık bir hale gelebilir. Doktor önerisiyle kulak damlası ve ağrı kesici ile tedaviye başlanır. Gerekli görülürse antibiyotik kullanılır. Tedavi süresince kulağın kuru tutulması, kulak temizliğinde kulak çubuğu vb kullanılmaması gerekir. </p>
<ul>
<li><strong>Güneş çarpması </strong></li>
</ul>
<p><strong>NEDENLERİ:</strong> Yaz aylarında çocuklar sıcak havalarda uzun süre açık havada kalırlar. Çocuklarda vücudun ısı düzenleme mekanizmaları yetişkinlere göre daha zayıftır. Şapkasız olmak, koruyucu krem kullanılmaması, yetersiz sıvı alımı, kalın giyinme ve açık hava etkinliklerinde uzun süre kalınması gibi nedenler durumu ağırlaştırır. </p>
<p><strong>BELİRTİLERİ:</strong> Genelde acil servise yüksek ateş, baş ağrısı, mide bulantısı, yoğun halsizlik, bilinç bulanıklığı ve bazen de bayılma gibi şikayetlerle başvurulur. Viral enfeksiyonlar ve menenjit gibi nörolojik acillerle karışabilir.</p>
<p> <strong>TEDAVİSİ:</strong> Çocuğun derhal serin-gölge ortama alınması, vücut ısısının düşürülmesi ve sıvı verilmesi gerekir. Ciddi ve düzelmeyen durumlarda hastaneye yatış gerekebilir. Gecikme durumunda beyin hasarı, çoklu organ yetmezliği nadiren görülebilir. </p>
<p><strong>xxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çocuklarda yaz hastalıklarına karşı basit ama etkili önlemler! </strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Recep Kavas, çocuklarda yaz hastalıklarına karşı basit ama etkili önlemleri şöyle sıraladı; </p>
<ul>
<li>Bol su içmesini sağlayın. </li>
<li>Şapka ve güneş gözlüğü kullandırın. </li>
<li>Saat 11:00-16:00 arası güneşten uzak tutun. </li>
<li>Havuz ve deniz hijyenine dikkat edin. </li>
<li>Yüzdükten sonra duş aldırın ve mayosunu değiştirin.  </li>
<li>Açıkta satılan yiyeceklerden uzak tutun. </li>
<li>El hijyenini öğretin.</li>
<li>Böcek ve sineklerden korumak için uygun losyon kullanın.</li>
<li>Pamuklu, açık renkli ve ince giysiler giydirin. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-yaz-hastaliklarina-karsi-etkili-onlemler-553122">Çocuklarda yaz hastalıklarına karşı etkili önlemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jul 2025 08:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisine]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kurala]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[polen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550840</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte çocuklar açık havada daha fazla zaman geçirirken, yoğun yayılım gösteren polenler alerjik sorunlara neden olabiliyor.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840">Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte çocuklar açık havada daha fazla zaman geçirirken, yoğun yayılım gösteren polenler alerjik sorunlara neden olabiliyor.  “Polen alerjisi” denildiğinde aklımıza bahar mevsimi gelse de aslında mayıs ve haziran aylarında çimen polenleri, ağustos ayından itibaren yabani ot polenleri yayılım gösteriyor ve çocuklarda şiddetli reaksiyonlara neden olabiliyor.  <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>halk arasında saman nezlesi olarak bilinen mevsimsel alerjik rinitin, tedavi edilmezse, çocukların okul ve sosyal yaşamlarında olumsuz etkilere yol açabileceğini belirterek, “Ancak, doğru   tanı, tedavi ve korunma önlemleriyle çocuklar tamamen normal bir yaşam sürebilirler. Tedaviden etkin sonuç alınması için ilaca uyum ve takibin düzenli yapılması ise şarttır” diyor. <strong>Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı</strong> <strong> Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, </strong>çimen ve yabani ot poleni alerjisine karşı dikkat edilmesi gereken en önemli üç kuralı ise   “Özellikle açık havada geçirilen zamanın ardından burun akıntısı oluyorsa hekime başvurmak, alerji takibini sadece mevsimsel değil, yıl boyu sürdürmek ve korunma önlemlerini ilaç tedavisiyle birlikte uygulamak” olarak sıralıyor. </p>
<p><strong>Belirtiler dakikalar içinde başlayabiliyor!</strong></p>
<p>Çimen ve yabani ot poleni alerjisinin en sık görülen belirtileri; burun akıntısı, burun kaşıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma oluyor.<strong> </strong>Bazı çocuklarda çimene temas sonrasında dakikalar içinde ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde ürtikeryel döküntüler (kurdeşen) veya bazı bitkilere temastan genellikle 12-24 saat sonra, ciltte şiddetli kaşıntılı kızarıklıklar, bazen içi su dolu kabarcıklar şeklinde kontakt dermatit (temas egzaması) gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Parkta oynadıktan sonra hapşırıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Yaz aylarında yaygın görülen polen alerjisini diğer alerjilerden ayırt etmek için ailelerin belirtilerin hangi mevsimde ve hangi ortamlarda arttığına dikkat etmeleri önem taşıyor. Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,<strong> </strong>“Parkta oynadıktan veya çim biçilen bir alanda vakit geçirdikten sonra çocuk hapşırıyorsa, gözleri kaşınıyor veya burnu tıkanıyorsa, nedeni çimen veya yabani ot poleni alerjisi olabilir” diyor. Çimen polenlerinin genellikle  ilkbahar sonu ve yaz başında, yabani ot polenlerinin ise yaz sonu ve sonbaharda arttığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Diğer mevsimlerde   bir sorunu olmayan çocukta, ilkbahar sonu ile sonbahara kadar olan bir dönemde yakınmalar gözleniyorsa, çimen veya yabani ot polen alerjileri kuvvetle muhtemeldir. Tanının netleşmesi için bir alerji uzmanı tarafından yapılan cilt testi ya da kan testleri yol göstericidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Polen alerjisine karşı 7 etkili önlem!</strong></p>
<p>Alerjik rinitin tedavisinde polenler ile temasın önlenmesi önemli bir yer tutuyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, çocuğunuzu çimen ve yabani otlardan korumanız için almanız gereken önlemleri 7 maddede şöyle özetliyor: </p>
<ul>
<li>Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.  </li>
<li>Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarıya çıkarmayın, mecbursanız uzun süre kalmayın. </li>
<li>Dış ortamdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.</li>
<li>Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanmayı alışkanlık edinin. </li>
<li>Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge tercih edin.</li>
<li>Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğunun en yüksek olduğu zamandır. Bu süre boyunca mümkünse dışarı çıkarmayın ve evin pencerelerini kapalı tuttuğunuzdan emin olun.</li>
<li>Çimenlere temas ettiğinde ciltte kaşıntı, kızarıklık ya da döküntü oluşuyorsa, parka, okul bahçesine veya ormanlık bir alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin. Çimenle temas etmemesine dikkat edin.</li>
</ul>
<p><strong>Kortizon içeren ilaçları kontrolsüz kullanmayın! </strong></p>
<p>Yabani ot ile çimen poleni alerjisinin kesin tedavisi olmasa da belirtilerin şiddeti azaltılabiliyor ve hastalığın tekrarlaması önlenebiliyor. Tedavisinde, antihistaminikler ve kortizon içeren burun spreylerine başvuruluyor. Uygun dozda ve düzenli kullanılan burun spreylerinin çocuğun büyümesi üzerinde olumsuz bir etki oluşturmadığını belirten Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak bu ilaçların gereksiz ve kontrolsüz kullanımdan kaçınılmalıdır. Çünkü, kortizon içeren spreylerin kontrolsüz kullanımı burun mukozasında incelme ve kanama gibi lokal sorunlara, yüksek dozlarda uzun süreli kullanımı ise büyüme geriliği gibi sistemik yan etkilere yol açabilir. Ayrıca, alerjik rinitli çocuklarda sinüzit, adenoid hipertrofisi gibi farklı burun ve geniz hastalıkları da gelişebileceğinden, düzenli hekim takibi önemlidir. Alerji aşıları (alerjen immünoterapisi) alerjik rinit tedavisinde etkili ve kalıcı sonuçlar sağlayabilen bir tedavi şeklidir. Özellikle diğer tedavi yaklaşımlarıyla yeterli düzelme sağlanmayan çocuklarda düşünülmelidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-polen-alerjisine-karsi-en-onemli-3-kurala-dikkat-550840">Çocuklarda polen alerjisine karşı en önemli 3 kurala dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2025 08:19:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bruksizm]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=550138</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Diş Hastanesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, çocuklarda görülen diş sıkma ve gıcırdatma (bruksizm) probleminin nedenleri, zararları, erken müdahale yöntemleri ve tedavi süreci hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Diş sıkma sorunu, çocukların da yaşam kalitesini düşürebilir! </strong></p>
<p>Bilinçsizce diş sıkma veya gıcırdatma olarak bilinen bruksizmin tipik olarak stresle bağdaştırıldığını hatırlatan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Yetişkin nüfusun yüzde 20’si gün içinde farkında olmadan dişlerini sıktığını bildiriyor. Ancak bruksizm sadece yetişkinlerin karşılaştığı bir sorun değil.” dedi.</p>
<p>Çocukluk çağında da diş sıkmanın görüldüğünü belirten Üçem, “Bu durum başka hastalıkların da habercisi olabilir. Hızla tedavi edilmeyen diş sıkma sorununun, çocukların yaşam kalitesini düşürdüğünü söyleyebiliriz.” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Bruksizmin temelinde stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk gibi psikolojik nedenler yatıyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda görülen bruksizmin ve diş gıcırdatma durumunun her 100 çocuktan 25’inde görülebildiğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Çocuklarda bruksizm ile uyku halinde veya uyanıkken olmak üzere iki şekilde karşılaşılabiliyor. İki durumun da sebepleri stres, depresif ruh hali ve mutsuzluk olarak biliniyor. Diş gıcırdatması ve diş sıkma tedavi edilmediğinde ise ciddi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Tedavinin temelinde ise diş sıkan kişinin karşılaştığı sorunun psikolog gözetiminde giderilmesi yatıyor.” dedi.</p>
<p>Çocuklardaki bruksizmin ortalama 12 yaşından sonra görülme sıklığının azaldığını ifade eden Üçem, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Genellikle ebeveynler çocukların uykularında dişlerini gıcırdattıklarını ve sesten dolayı fark ettiklerini ifade ederler. Çocuklarda bruksizm nedenleri arasında duygusal ve psikolojik stresin yanı sıra, lokal ve sistemik pek çok neden bulunabilir. Diş sıkma ve gıcırdatma, her yaşta ortaya çıkabilen genellikle uyku sırasında, dişleri bilinçsizce sıkarak yapılan bir eylem. Normal olmayan bu durum, oldukça rahatsız edici bir sesin duyulmasıyla ortaya çıkar. Genellikle bu alışkanlık, kişinin kendisi tarafından pek algılanmaz. Ancak aileler, çocukların uyku sırasında dişlerini gıcırdattığını rahatça fark edebilir. Diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığı gündüz saatlerinde, gece uykuda veya hem gece hem gündüz ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong>Diş gıcırdatma, diş ve çene sağlığına zarar verdiği için önemli! </strong></p>
<p>Çocuklarda bruksizmi tetikleyebilecek durumlara değinen Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Özellikle dişlerin değişme dönemlerinde, çok miktarda diş çürüğü oluştuğunda ve yapılmış olan dolgu gibi restorasyonların eskiyerek uyumunu kaybettiğinde ortaya çıkan dişsel nedenlerle, solunum ve sindirim sisteminin kronik rahatsızlıklarında veya hormonsal bozukluklarda görülen sistemik sorunlarda, çocuğu strese sokan kardeşinin doğması, aile içi geçimsizlik, okul problemleri gibi durumların varlığında oluşan psikolojik etkenler nedeniyle diş sıkma ve gıcırdatma görülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p>Üçem ayrıca, diş sıkma ve gıcırdatma probleminin dişlerde aşınma ve çürüklere, uyku sorunlarına, özellikle de alt çene ekleminde aşınma ve kazanılmış yapı bozukluğuna neden olması sebebiyle çok önemli olduğunu vurguladı. </p>
<p><strong>Gece uykusunda hafif dokunuşlarla uyarılarak çocuğun diş gıcırdatması azaltılabilir!</strong></p>
<p>Diş gıcırdatma problemi olan çocuklarda yapılması gereken ilk uygulamanın, gece çocuğu izlemek olduğunu ifade eden Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Hacer Fulya Üçem, “Böylece çocuk diş gıcırdatmaya başladığında hafif dürterek derin uykudan normal uykuya geçmesi sağlanabilir. Bu uygulamayı diş gıcırdatma sıklığı azalana ya da tamamen bitene kadar her gece sabırla yapmak gerekir.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle zaman içinde çocuğun diş gıcırdatmasının azalmasının beklendiğini belirten Üçem, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medikal plakların çocuklarda kullanımı gelişim döneminde önerilmez. Çocuğunuzun diş gıcırdatma ve diş sıkma problemi varsa öncelikle bir çocuk diş hekimine gitmelisiniz. Çocuk diş hekiminiz muayene sırasında dişlerde hasar olup olmadığını kontrol edecektir. Ayrıca muayene sırasında çocuğunuzun stresli olup olmadığını anlamak için bazı sorular sorulabilir. Gerekli görülmesi durumunda çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine başvurmanız tavsiye edilebilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bruksizm-ciddi-sorunlara-neden-olabilir-550138">Çocuklarda bruksizm ciddi sorunlara neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 08:07:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[yanığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549725</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar genellikle açık havada daha fazla zaman geçiriyorlar. Güneş ışınları D vitamini nedeniyle çocuklar için faydalı olsa da, gerekli önlemler alınmadığında güneş çarpması, güneş yanıkları ve dehidratasyon (susuz kalma) gibi pek çok sorun oluşabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725">Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında çocuklar genellikle açık havada daha fazla zaman geçiriyorlar. Güneş ışınları D vitamini nedeniyle çocuklar için faydalı olsa da, gerekli önlemler alınmadığında güneş çarpması, güneş yanıkları ve dehidratasyon (susuz kalma) gibi pek çok sorun oluşabiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,    </strong>özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda sıcağa ve güneşe maruz kalmanın çok daha riskli sonuçlar oluşturabileceği uyarısında bulunarak, “Bebekler ve küçük çocuklar; ciltlerinin çok daha ince ve geçirgen  olması, ciltteki koruyucu bariyer tabakalarının henüz tam oluşmaması nedeniyle, güneşin zararlı etkilerinden çok daha fazla etkilenirler. Dolayısıyla, güneş yanıkları daha hızlı oluşur.  Yapılan çalışmalar göstermiştir ki güneş yanıkları gelişen çocuk ve gençlerin erişkinlik dönemlerinde cilt kanseri riskinde 3 kat artış olmaktadır. Güneşe maruziyet arttıkça bu artan etkiyle risk daha da yükselmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan, </strong>bu nedenle, çocukları güneşin ve sıcağın zararlı etkilerinden korumanın son derece önemli olduğunu belirterek, “Özellikle, ilk 6 ay bebeklerde, güneşin zararlı ışınlarına karşı alınması gereken önlemlerden ilki ve en önemlisi, mekanik önlemlerdir. Yani, yaşına uygun şapka ile güneş gözlüğü kullanmak ve 10:00 – 16:00 saatleri arasında güneşe çıkarmamak, bunlardan en önemlileridir. 6 ay ve üzeri bebek ile çocuklarda ise bu mekanik önlemlere ilaveten, yine yaşına uygun içerikte, en az 30 SPF olacak şekilde mineral filtreli, hem UVA hem UVB koruyucu özelliği olan güneş koruyucuların kullanılması ve 2 saat arayla tekrarlanması da çok önemlidir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>İlk 6 ay güneş koruyucu kullanmayın!</strong></p>
<p>Çocukların ciltlerinin zarar görmemesi için güneş koruyucu ürünler çok önemli olsalar da ilk 6 aydan önce kullanımları önerilmiyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan, bebeklerin bu dönemde ciltlerinin daha ince ve daha hassas olduğunu belirterek, “Ayrıca, ciltlerinin geçirgenliği de daha yüksektir. Dolayısıyla, koruyucu güneş kremleri ciltten emilerek  bebeklerin kan dolaşımına kadar geçebilir ve bu emilimin uzun dönem sonuçlarıyla ilgili ne yazık ki yeterli bilimsel  çalışma yoktur. Bebeklerde 6. aydan sonra ise güneş koruyucular güvenle kullanılabilir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmasın!</strong></p>
<p>Çocuğunuzun  10:00 &#8211; 16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe maruz kalmaması çok önemli. Bu saatler arasında çocuğunuzla dışarıya çıkmayın, mecbursanız güneşten koruyucu önlemleri ihmal etmeyin. Çünkü, bu saatlerde güneş ışınları yeryüzüne daha dik açıyla geldiği için UVA ile UVB nedenli cilt hasarı ve yanık, dolayısıyla yetişkinlik döneminde cilt kanseri riski çok daha fazla oluyor. </p>
<p><strong>Geniş siperlikli şapka takın</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Berrin Arslan,<strong> </strong>çocuğunuzu güneşe çıkardığınızda mutlaka yaşına uygun, geniş siperlikli, kulakları ve enseyi de koruyan ultraviyole filtreli şapkalar kullanmanız gerektiğini vurgulayarak, “Unutmayalım ki en önemli korunma, öncelikle mekanik korunmadır” diyor. </p>
<p><strong>Her iki saatte bir tekrarlayın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun cildine, 6’ıncı aydan itibaren, mutlaka en az 30 SPF olacak şekilde, UVA ve UVB mineral filtreli güneş koruyucu sürün.  Ürünü, güneşe çıkmadan 30 dakika önce, yeterli bir miktarda ve kalınlıkta uygulayın. Her iki saatte bir tekrarlayın ve çocuğunuz her havuza ya da denize girdiğinde yenileyin. </p>
<p><strong>Ultraviyole korumalı gözlük şart</strong></p>
<p>Güneşin zararlı ışınları, çocukların cildine olduğu kadar gözlerine de zarar verebiliyor. İlerleyen yaşlarda miyopi ve hipermetropi riskini artırıyor. Bu nedenle, özellikle 3 yaşından itibaren  çocuğunuzun yüzüne uygun, yumuşak, kırılmayan ve ultraviyole korumalı güneş gözlüğü takmayı alışkanlık edinin.</p>
<p><strong>Mayo seçimine dikkat edin</strong></p>
<p>Güneşin zararlı etkilerine karşı dikkat etmeniz gereken bir başka konu ise mayo seçimi olmalı. Cildinin hasar görmemesi için uzun kollu ve uzun paçalı, yine ultraviyole korumalı mayoları tercih etmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Bol bol su içmesini sağlayın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun cildini güneşin zararlı ışınlarından korumak için almanız gereken en önemli önlemlerden biri, vücuttaki sıvı kaybını önlemek. Bebeklerin güneşe ve ısıya maruz kalmalarıyla birlikte, ciltlerinin geçirgen olması nedeniyle, sıvı kayıpları daha hızlı ve daha yoğun oluyor. Bunun sonucunda, bebek ve çocukların ciltlerinde, ağız, dil ve mukozalarda kuruluk, idrar miktarında  azalma, huzursuzluk, bitkinlik, bıngıldakta çökme, solunum ve kalp hızının artması gibi belirtiler görülebiliyor. Özellikle sıcağa daha yoğun maruz kalınan tatil beldelerinde ve deniz kenarlarında çocuğunuzun bol bol su içmesini ve sulu meyveler tüketmesini sağlayın.</p>
<p><strong>Kıyafetleri açık renk olsun</strong></p>
<p>Yaz aylarında, pişik gibi cilt döküntüleri oluşmaması için çocuğunuza vücuttaki teri hapseden naylon içerikli kumaştan hazırlanmış kıyafetler giydirmeyin. İçinde rahat edebileceği; doğal, pamuklu, terletmeyen ve açık renkli (beyaz, bej, sarı, açık mavi, pembe) kıyafetler giydirmeye dikkat edin. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-gunes-yanigi-cilt-kanseri-riskini-3-kat-artiriyor-549725">Çocuklarda güneş yanığı cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-2-548980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 07:35:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştü]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[salgına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğun tahtadaki yazıları veya uzaktaki nesneleri bulanık görmesi ve gözlerini kısarak bakması…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-2-548980">Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğun tahtadaki yazıları veya uzaktaki nesneleri bulanık görmesi ve gözlerini kısarak bakması…  Bu sorunlar, halk arasında “uzağı görememe” olarak bilinen miyopinin en yaygın gelişen ve ilk belirtileri olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde oldukça sık görülen göz hastalıklarından biri olan ve 2000’li yılların başlarında çocukluk çağında yüzde 20’ler düzeyinde bildirilen miyopinin görülme oranı son yıllarda belirgin yükseliş gösteriyor. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; miyopi dünya genelinde yüzde 33’lere yükselmiş durumda! Yani, her üç kişiden 1’ine miyopi tanısı konuluyor. Gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılında bu rakamın yüzde 50’lere varacağı öngörülüyor. Bir başka deyişle, her 2 kişiden 1’inde miyopi görüleceği düşünülüyor! Türkiye’de kapsamlı bir tarama çalışması olmamakla birlikte, klinik gözlemler, son 30 yılda miyopi sıklığının belirgin arttığını ve okul çağındaki çocuklarda yaklaşık yüzde 9 düzeylerine ulaştığını gösteriyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,</strong>    “Genetik etkenler güçlü bir risk faktörü olsa da küresel  ölçekte &#8216;miyopi salgını&#8217; olarak nitelenen bu artışın en önemli sebepleri, özellikle şehirleşmeyle birlikte, çocukların açık havada daha az vakit geçirmeleri ve daha fazla süreyi kapalı ortamlarda okuma, bilgisayar ve tablet kullanımı gibi yakın mesafeden yapılan aktivitelerle geçirmeleridir. Zira, doğal gün ışığına maruziyetin azalması gözlerde miyopiyi engelleyici mekanizmaların, örneğin retina dokusunda salgılanan ve gözün uzamasını baskılayan dopamin hormonunun yeterince tetiklenememesine yol açar, bunun sonucunda miyopi gelişir” diyor. </p>
<p><strong>Geri dönüşü olmayan görme kayıplarına neden olabilir!</strong></p>
<p>Miyopi, halk arasında uzağı görememe olarak bilinen bir görme bozukluğu olarak tanımlanıyor. Normalde gözün önüne gelen ışınlar retinanın üzerinde odaklanarak net bir görüntü oluşturuyor. Miyopide ise gözün yapısal özellikleri nedeniyle ışınlar retina düzleminin önünde odaklanıyor. Bu durum, özellikle uzaktaki nesnelerin bulanık görülmesine yol açıyor.<strong> </strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, tedavi edilmeyen miyopinin çocuklarda okul başarısını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilerken, yüksek derecelere ulaştığında geri dönüşümü olmayan görme kayıplarına yol açabilen retina dekolmanı, glokom ve erken katarakt gibi ciddi göz hastalıklarına da zemin hazırlayabildiği uyarısında  bulunuyor. Bu nedenle, miyopinin erken dönemde tedavi edilmesi, daha da önemlisi gelişme riskinin azaltılması büyük bir önem taşıyor. </p>
<p><strong>MİYOPİ RİSKİNE KARŞI 5 KRİTİK KURAL! </strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, genellikle okul çağında, özellikle de ilkokul yıllarından ergenlik dönemine uzanan süreçte ortaya çıkan ve ilerleyen miyopinin riskini azaltmak veya ilerlemesini yavaşlatmak için ailelerin alabilecekleri basit ama etkili önlemler olduğuna işaret ederek, “Yaşam tarzı önlemleri tek başına miyopiyi tamamen engellemese  de risk faktörlerini azaltır ve mevcut miyopinin ilerleme hızını düşürür. Ailelerin bu konularda çocuklarına sağlıklı görme alışkanlıkları kazandırmaları, miyopiyle mücadelede uzun vadede çok değerli katkılar sağlayacaktır” diyor. Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,<strong> </strong>çocuklarda miyopi riskini azaltmak için ebeveynlerin almaları gereken<strong> </strong>5 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p> </p>
<p><strong>Her gün en az 1-2 saatini açık havada geçirmeli</strong></p>
<p>Çocuğun her gün bol miktarda gün ışığı alması ve açık havada oynaması, miyopiyi önlemede en güçlü koruyucu faktörlerden birini oluşturuyor. Bilimsel araştırmalara göre; açık havada geçirilen ek her 40 dakikanın miyopi gelişme riskini anlamlı oranda (yüzde 23’e varan düzeyde) azalttığı gösterilmiş.  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,<strong> </strong>çocukların günde en az 1-2 saatini açık havada geçirmelerini önerdiklerini belirterek,  “Haftada 10-14 saat ve üzeri dışarıda bulunan çocuklarda miyopi oranlarının belirgin şekilde daha düşük olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle, okul sonrasında veya hafta sonu aktivitelerinde park, bahçe, açık alan oyunları gibi fırsatlar artırılmalıdır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ekrana bakma süresi günde 2 saati aşmasın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun tablet, akıllı telefon, televizyon ve bilgisayar gibi dijital ekranlar karşısında geçirdiği süreyi mümkün olduğunca kontrol altına almalısınız. Özellikle küçük yaş gruplarında ekran maruziyetinin uzun süreli olması, gözleri yakına odaklanma konusunda zorluyor ve göz kırpma sıklığını azaltarak, göz kuruluğuna yol açıyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, özellikle 5-17 yaş arasındaki çocuklarda ekran süresinin günde 2 saatten fazla olmaması gerektiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ekran süresi uzadığında çocuklarda gözlerde kuruluk, kızarıklık ve bulanık görme şikayetleri artar. Dolayısıyla, ebeveynler evde ekran başında geçirilen zamanı planlayarak, araya farklı aktiviteler koymalıdır. Ayrıca 20-20-20 kuralının uygulanması yarar sağlar. Her 20 dakikalık yakın çalışma sonrasında, en az 20 saniye boyunca 20 feet (~6 metre) uzaktaki bir noktaya bakmak, gözleri rahatlatır. Bu mola alışkanlığı, yakın mesafe odaklamasının gözlerde oluşturduğu baskıyı azaltarak miyopi riskini düşürmeye yardımcı olur. Ekran kullanımında ekran parlaklığını çok yüksek tutmamak ve akşam saatlerinde mümkünse mavi ışık filtreli gözlükler kullanmak da göz yorgunluğunu azaltan önlemlerdendir.” </p>
<p><strong>Okuma mesafesi en az 30-40 santim olmalı</strong></p>
<p>Çocukların kitap okurken, yazı yazarken veya tablet/telefon kullanırken doğru mesafeyi korumaları da miyopi riskini azaltmada kilit bir rol üstleniyor. Okuma mesafesinin en az 30-40 cm olması öneriliyor. Çocuğun çalışma masasında dik oturması, kitabı gözüne yapıştırmaması ve gerekirse büyük puntolu metinler kullanması faydalı oluyor. Bunların yanı sıra uzun süreli yakın çalışma durumlarında düzenli mola vermesi de önem taşıyor.</p>
<p><strong>Çalışma odasında gün ışığı çok önemli</strong></p>
<p>Çocuğun ders çalıştığı veya kitap okuduğu ortamın iyi aydınlatılması göz sağlığı açısından kritik bir önem taşıyor. Zira, yetersiz ışık göz bebeklerinin genişlemesine ve odaklanmanın zorlaşmasına yol açarak gözleri gereğinden fazla zorluyor; bu durum uzun vadede miyopi gelişimini hızlandırabiliyor. Bu yüzden, çocuğun çalışma odasında mümkün mertebe gün ışığı kullanımının teşvik edilmesi gerektiğine işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, “Eğer yapay ışık kullanılıyorsa, ışığın göze doğrudan gelmeyecek şekilde, uygun açıda konumlandırılması gerekir. Masa lambası kullanılıyorsa, ışık kaynağı sayfayı aydınlatmalı, ancak çocuğun gözüne parlamamalıdır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Eşyaların yüksekliğine dikkat edin</strong></p>
<p>Miyopi riskine karşı alabileceğiniz bir başka önemli önlem ise çocuğunuzun çalışma ortamındaki eşyaların düzenine dikkat etmek. Masa ve sandalyenin yüksekliğini çocuğunuzun rahat bir görüş pozisyonunda olacağı şekilde ayarlamanız gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, “Çocuğunuz ne çok eğilerek ne de uzanarak çalışmalıdır” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-2-548980">Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-548124</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 08:54:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dönüştü]]></category>
		<category><![CDATA[miyopi]]></category>
		<category><![CDATA[salgına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=548124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğun tahtadaki yazıları veya uzaktaki nesneleri bulanık görmesi ve gözlerini kısarak bakması…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-548124">Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuğun tahtadaki yazıları veya uzaktaki nesneleri bulanık görmesi ve gözlerini kısarak bakması…  Bu sorunlar, halk arasında “uzağı görememe” olarak bilinen miyopinin en yaygın gelişen ve ilk belirtileri olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde oldukça sık görülen göz hastalıklarından biri olan ve 2000’li yılların başlarında çocukluk çağında yüzde 20’ler düzeyinde bildirilen miyopinin görülme oranı son yıllarda belirgin yükseliş gösteriyor. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; miyopi dünya genelinde yüzde 33’lere yükselmiş durumda! Yani, her üç kişiden 1’ine miyopi tanısı konuluyor. Gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılında bu rakamın yüzde 50’lere varacağı öngörülüyor. Bir başka deyişle, her 2 kişiden 1’inde miyopi görüleceği düşünülüyor! Türkiye’de kapsamlı bir tarama çalışması olmamakla birlikte, klinik gözlemler, son 30 yılda miyopi sıklığının belirgin arttığını ve okul çağındaki çocuklarda yaklaşık yüzde 9 düzeylerine ulaştığını gösteriyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,</strong>    “Genetik etkenler güçlü bir risk faktörü olsa da küresel  ölçekte &#8216;miyopi salgını&#8217; olarak nitelenen bu artışın en önemli sebepleri, özellikle şehirleşmeyle birlikte, çocukların açık havada daha az vakit geçirmeleri ve daha fazla süreyi kapalı ortamlarda okuma, bilgisayar ve tablet kullanımı gibi yakın mesafeden yapılan aktivitelerle geçirmeleridir. Zira, doğal gün ışığına maruziyetin azalması gözlerde miyopiyi engelleyici mekanizmaların, örneğin retina dokusunda salgılanan ve gözün uzamasını baskılayan dopamin hormonunun yeterince tetiklenememesine yol açar, bunun sonucunda miyopi gelişir” diyor. </p>
<p><strong>Geri dönüşü olmayan görme kayıplarına neden olabilir!</strong></p>
<p>Miyopi, halk arasında uzağı görememe olarak bilinen bir görme bozukluğu olarak tanımlanıyor. Normalde gözün önüne gelen ışınlar retinanın üzerinde odaklanarak net bir görüntü oluşturuyor. Miyopide ise gözün yapısal özellikleri nedeniyle ışınlar retina düzleminin önünde odaklanıyor. Bu durum, özellikle uzaktaki nesnelerin bulanık görülmesine yol açıyor.<strong> </strong>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, tedavi edilmeyen miyopinin çocuklarda okul başarısını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilerken, yüksek derecelere ulaştığında geri dönüşümü olmayan görme kayıplarına yol açabilen retina dekolmanı, glokom ve erken katarakt gibi ciddi göz hastalıklarına da zemin hazırlayabildiği uyarısında  bulunuyor. Bu nedenle, miyopinin erken dönemde tedavi edilmesi, daha da önemlisi gelişme riskinin azaltılması büyük bir önem taşıyor. </p>
<p><strong>MİYOPİ RİSKİNE KARŞI 5 KRİTİK KURAL! </strong></p>
<p>Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, genellikle okul çağında, özellikle de ilkokul yıllarından ergenlik dönemine uzanan süreçte ortaya çıkan ve ilerleyen miyopinin riskini azaltmak veya ilerlemesini yavaşlatmak için ailelerin alabilecekleri basit ama etkili önlemler olduğuna işaret ederek, “Yaşam tarzı önlemleri tek başına miyopiyi tamamen engellemese  de risk faktörlerini azaltır ve mevcut miyopinin ilerleme hızını düşürür. Ailelerin bu konularda çocuklarına sağlıklı görme alışkanlıkları kazandırmaları, miyopiyle mücadelede uzun vadede çok değerli katkılar sağlayacaktır” diyor. Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,<strong> </strong>çocuklarda miyopi riskini azaltmak için ebeveynlerin almaları gereken<strong> </strong>5 etkili kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Her gün en az 1-2 saatini açık havada geçirmeli</strong></p>
<p>Çocuğun her gün bol miktarda gün ışığı alması ve açık havada oynaması, miyopiyi önlemede en güçlü koruyucu faktörlerden birini oluşturuyor. Bilimsel araştırmalara göre; açık havada geçirilen ek her 40 dakikanın miyopi gelişme riskini anlamlı oranda (yüzde 23’e varan düzeyde) azalttığı gösterilmiş.  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan,<strong> </strong>çocukların günde en az 1-2 saatini açık havada geçirmelerini önerdiklerini belirterek,  “Haftada 10-14 saat ve üzeri dışarıda bulunan çocuklarda miyopi oranlarının belirgin şekilde daha düşük olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle, okul sonrasında veya hafta sonu aktivitelerinde park, bahçe, açık alan oyunları gibi fırsatlar artırılmalıdır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ekrana bakma süresi günde 2 saati aşmasın</strong></p>
<p>Çocuğunuzun tablet, akıllı telefon, televizyon ve bilgisayar gibi dijital ekranlar karşısında geçirdiği süreyi mümkün olduğunca kontrol altına almalısınız. Özellikle küçük yaş gruplarında ekran maruziyetinin uzun süreli olması, gözleri yakına odaklanma konusunda zorluyor ve göz kırpma sıklığını azaltarak, göz kuruluğuna yol açıyor.  Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, özellikle 5-17 yaş arasındaki çocuklarda ekran süresinin günde 2 saatten fazla olmaması gerektiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ekran süresi uzadığında çocuklarda gözlerde kuruluk, kızarıklık ve bulanık görme şikayetleri artar. Dolayısıyla, ebeveynler evde ekran başında geçirilen zamanı planlayarak, araya farklı aktiviteler koymalıdır. Ayrıca 20-20-20 kuralının uygulanması yarar sağlar. Her 20 dakikalık yakın çalışma sonrasında, en az 20 saniye boyunca 20 feet (~6 metre) uzaktaki bir noktaya bakmak, gözleri rahatlatır. Bu mola alışkanlığı, yakın mesafe odaklamasının gözlerde oluşturduğu baskıyı azaltarak miyopi riskini düşürmeye yardımcı olur. Ekran kullanımında ekran parlaklığını çok yüksek tutmamak ve akşam saatlerinde mümkünse mavi ışık filtreli gözlükler kullanmak da göz yorgunluğunu azaltan önlemlerdendir.” </p>
<p><strong>Okuma mesafesi en az 30-40 santim olmalı</strong></p>
<p>Çocukların kitap okurken, yazı yazarken veya tablet/telefon kullanırken doğru mesafeyi korumaları da miyopi riskini azaltmada kilit bir rol üstleniyor. Okuma mesafesinin en az 30-40 cm olması öneriliyor. Çocuğun çalışma masasında dik oturması, kitabı gözüne yapıştırmaması ve gerekirse büyük puntolu metinler kullanması faydalı oluyor. Bunların yanı sıra uzun süreli yakın çalışma durumlarında düzenli mola vermesi de önem taşıyor.</p>
<p><strong>Çalışma odasında gün ışığı çok önemli</strong></p>
<p>Çocuğun ders çalıştığı veya kitap okuduğu ortamın iyi aydınlatılması göz sağlığı açısından kritik bir önem taşıyor. Zira, yetersiz ışık göz bebeklerinin genişlemesine ve odaklanmanın zorlaşmasına yol açarak gözleri gereğinden fazla zorluyor; bu durum uzun vadede miyopi gelişimini hızlandırabiliyor. Bu yüzden, çocuğun çalışma odasında mümkün mertebe gün ışığı kullanımının teşvik edilmesi gerektiğine işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, “Eğer yapay ışık kullanılıyorsa, ışığın göze doğrudan gelmeyecek şekilde, uygun açıda konumlandırılması gerekir. Masa lambası kullanılıyorsa, ışık kaynağı sayfayı aydınlatmalı, ancak çocuğun gözüne parlamamalıdır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Eşyaların yüksekliğine dikkat edin</strong></p>
<p>Miyopi riskine karşı alabileceğiniz bir başka önemli önlem ise çocuğunuzun çalışma ortamındaki eşyaların düzenine dikkat etmek. Masa ve sandalyenin yüksekliğini çocuğunuzun rahat bir görüş pozisyonunda olacağı şekilde ayarlamanız gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Semra Akkaya Turhan, “Çocuğunuz ne çok eğilerek ne de uzanarak çalışmalıdır” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-miyopi-salgina-donustu-548124">Çocuklarda miyopi salgına dönüştü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 14:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda bağırsak enfeksiyonu belirtileri nelerdir? Uzmanlar, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonu belirtileri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558">Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda bağırsak enfeksiyonu belirtileri nelerdir? Uzmanlar, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonu belirtileri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında sık karşılaşılan ve halk arasında “mide üşütmesi” olarak bilinen gastroenterit, bir başka deyişle bağırsak enfeksiyonu, çocuk acil servis başvurularında ilk sıralarda yer alıyor. Su ve gıda yoluyla veya kişiden kişiye bulaşabilen bu enfeksiyon, özellikle hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda hızla yayılabiliyor; kreş, okul ve bakım evleri gibi toplu yaşam alanlarında salgınlar oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan,  </strong>bağırsak enfeksiyonunun<strong>  </strong>vücutta<strong> </strong>hızla sıvı kaybına yol açtığı için tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlar oluşturabileceği uyarısında bulunarak, “Bu enfeksiyon dünyada 5 yaş altındaki çocuklarda hastane başvurularının hatta ölüm nedenlerinin başında gelmektedir.  Bu nedenle,<strong> </strong>enfeksiyon belirtileri başlar başlamaz çocuğun sıvı alımı sağlanmalı, iştahsızlık ya da kusma nedeniyle sıvı alamıyorsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve çocuk gözlem altında tutulmalıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p>AŞIRI SICAKLARDA AKUT GASTROENTERİTE DİKKAT !</p>
<p><b><strong>Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Nedeni genellikle virüs oluyor </strong></b></p>
<p>Virüs, bakteri veya parazitlerin yol açtığı ve bağırsak sistemini etkileyen gastroenterit, çocukluk döneminde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda yılda birkaç kez görülebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, bebeklik döneminde görülen bağırsak enfeksiyonlarının en yaygın nedeninin rota virüsü olduğunu belirterek, diğer etkenleri şöyle sıralıyor: “Bunun dışında, adeno virüs ve noro virüs gibi diğer viral ajanlar da sık görülür. Bakteriyel nedenler arasında salmonella, shigella, campylobacter ve E. coli gibi mikroorganizmalar sayılabilir. Parazitler, daha uzun süren ishallerle kendini gösterir.”</p>
<p><b><strong>6 ay ile 5 yaş arası en riskli grup</strong></b></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarında, bağışıklık sistemi tam gelişmediği için 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar en riskli grubu oluşturuyorlar. Dr. Muhammed Sami Tufan, ayrıca bu yaş grubundaki çocukların ellerini ağızlarına götürme davranışlarını sık yaptıkları için dışkı-ağız yoluyla bulaşan enfeksiyonlara daha açık olduklarına işaret ederek, “Bağırsak enfeksiyonu genellikle hafif belirtilerle seyretmekle birlikte, bazı çocuklarda ciddi sıvı kaybı, elektrolit bozuklukları ve beslenme yetersizliği gibi sonuçlar oluşabilir. Bu da özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda hastaneye yatış hatta yoğun bakım ihtiyacına neden olabilir. Ciddi tablolarda bilinç kaybı, böbrek yetmezliği ve çoklu organ hasarı gelişebilir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Ani başlayan ishal, kusma ve karın ağrısına dikkat!</strong></b></p>
<p>Çocuklarda çoğunlukla aniden başlayan ishal, kusma ve karın ağrısı gibi belirtilerle kendini gösteren bağırsak enfeksiyonunun şiddetine göre belirtiler hafif ya da ağır seyredebiliyor. Dr. Muhammed Sami Tufan, dışkının genellikle sulu ve kötü kokulu olduğunu belirterek, “Bakteriyel enfeksiyonlarda dışkıda kan ya da mukus da görülebilir. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, idrar yapamama, halsizlik ve uykuya meyil gibi belirtiler de sıvı kaybının ciddiyetini gösterir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><b><strong>Bol sıvı ve elektrolit takviyesi çok önemli!</strong></b></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde temel hedef, sıvı ve elektrolit kaybının yerine konulması oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, hafif tablolarda evde ağızdan sıvı takviyesi yeterli olurken, orta ve ağır durumlarda ise çocuğa hastanede damar yoluyla sıvı verilmesi gerekebildiğini vurgulayarak, ”Viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisi yoktur ve kullanılmamalıdır. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise ancak hekim önerisiyle antibiyotik tedavisine başlanabilir. Zira, gereksiz yere alınan antibiyotikler çocuklarda antibiyotik direncinin gelişmesine, yararlı bağırsak bakterilerinin zarar görmesine ve bağışıklık sisteminin dengesinin bozulmasına yol açabilir” diyor.  Dr. Muhammed Sami Tufan, ağızdan sıvı alabilen çocuklara sıvı kaybını önlemek için su, ayran, çorba ile meyve suyu gibi sıvılar verilmesinin son derece önemli olduğunu ve iştahı olan çocukların beslenmelerine de devam edilmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><b><strong>Kolay sindirilen gıdalar verilmeli</strong></b></p>
<p>İshal döneminde çocuğun posalı, haşlanmış, yağsız ve kolay sindirilen gıdalar ile beslenmesi gerektiğini belirten Dr. Muhammed Sami Tufan, “Pirinç lapası, patates püresi, muz, yoğurt gibi besinler verilebilir. Şekerli, yağlı ve süt içeren gıdalar sindirim sistemini zorlayabileceği için tavsiye edilmez. Emzirilen bebeklerde ise anne sütüne mutlaka devam edilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Rota virüs aşısı yüksek koruma sağlıyor</strong></b></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için rota virüsü aşısının rutin aşı programına dahil edilmesinin önemini anlatarak, “Zira bu aşı çocukları enfeksiyondan yüksek oranda korumaktadır. Ayrıca ellerin sabunla yıkanması, güvenilir içme suyu kullanımı, gıdaların iyi pişirilmesi ve saklanması, hijyen kurallarına dikkat edilmesi bağırsak enfeksiyonlarını önlemede temel adımları oluşturmaktadır” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558">Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allianz Türkiye&#8217;nin TEGV ile tasarladığı kutu oyunu çocuklarda afet bilincini geliştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiyenin-tegv-ile-tasarladigi-kutu-oyunu-cocuklarda-afet-bilincini-gelistiriyor-532485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 May 2025 10:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[allianz]]></category>
		<category><![CDATA[bilincini]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[geliştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kutu]]></category>
		<category><![CDATA[oyunu]]></category>
		<category><![CDATA[tasarladığı]]></category>
		<category><![CDATA[tegv]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyenin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=532485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Allianz Türkiye’nin deprem ve yangın konularında toplumsal risk farkındalığını artırma hedefiyle kurduğu Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi, toplumun her kesiminin afetlere karşı daha bilinçli olması için çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiyenin-tegv-ile-tasarladigi-kutu-oyunu-cocuklarda-afet-bilincini-gelistiriyor-532485">Allianz Türkiye&#8217;nin TEGV ile tasarladığı kutu oyunu çocuklarda afet bilincini geliştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allianz Türkiye’nin deprem ve yangın konularında toplumsal risk farkındalığını artırma hedefiyle kurduğu Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi, toplumun her kesiminin afetlere karşı daha bilinçli olması için çalışmalarına devam ediyor. Bu misyonla Allianz Teknik danışmanlığında Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) iş birliğiyle geçen yıl hayata geçirilen Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar programı da 7-14 yaş grubu çocukları farkındalık eğitimleri ile afetlere hazırlıyor. </p>
<p>Programın üçüncü etabı için özel olarak tasarlanan kutu oyunu, Gymy Kids ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen bir etkinlikte ebeveynlere tanıtıldı. Etkinlikte Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, program kapsamında bugüne dek verdikleri eğitimlerden bahsederek kutu oyununun bu eğitimlere katkısını paylaştı. Uzman Psikolog Ayben Ertem de çocukların öğrenme sürecinde oyunların önemine dair ebeveynleri bilgilendirdi. Etkinlikte Gymy Kids kurucu ortağı Müge Yılmaz Tahtacı’nın moderatörlüğünde düzenlenen soru-cevap bölümünde ise ebeveynler merak ettikleri soruları uzmanlara sorma fırsatı buldu.</p>
<p><strong> Hem Türkiye’nin ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı hem de eğitim merkezi</strong></p>
<p>2019 yılında, ülkemizin karşı karşıya olduğu deprem ve yangın tehlikelerine karşı toplumsal risk farkındalığını artırmak ve daha güvenli bir gelecek inşa etmek amacıyla yola çıktıklarını söyleyen Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, “Allianz Grubu&#8217;nun da desteğiyle ülkemize kazandırdığımız Allianz Teknik bugün itibarıyla uluslararası akreditasyon standartlarına uygun ülkemizin ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı. Aynı zamanda ülkemizde yangına tepki testleri yapma yetkisine sahip 3 akredite kurumdan biri. Allianz Teknik’te bir yandan endüstriye yönelik uluslararası standartlarda yangın ve deprem testlerini yürütürken; bir yandan da akademik çalışmaları destekliyor, sivil toplum kuruluşları ile iş birliği yapıyor, üniversite öğrencilerine, gençlere ve çocuklara eğitimler veriyoruz. Burası bir test merkezi olduğu kadar bir eğitim üssü ve bir sosyal sorumluluk sahası görevi görüyor.  Allianz Teknik’e gelen herkesin akıllarında kalacak bir deneyim yaşaması için en iyi uygulamaları, zengin içeriği, en iyi kurgu ve malzemeleri bir çatı altında topladık” dedi. </p>
<p><strong> “Kutu oyunuyla çocuklar adım adım afetlere hazırlanmayı öğreniyor”</strong></p>
<p>Deprem kuşağında yaşadığımızı göz önünde bulundurduğumuzda sağlıklı ve güvenli bir toplum için çocuk yaşta afet farkındalığının kritik öneme sahip olduğuna işaret eden Dr. Eren, “Bu vizyonla, TEGV iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar programıyla da afet bilincinin çocuk yaşta kazanılmasını desteklemeyi hedefledik. Program kapsamında Allianz Teknik’teki simülatörü deneyimlemeleri için çocuklarımızı düzenli olarak merkezimizde ağırlıyoruz. Ayrıca bir eğitim programı tasarladık. Program şu an tüm TEGV noktalarında zorunlu eğitim modülü olarak uygulanıyor. Eğitimlerde çocuklara; etkinlikler, videolar, tatbikatlar ve oyunlarla, doğal afetlerin nasıl ayırt edileceği, ‘çök-kapan-tutun’ yönteminin ne olduğu ve nasıl uygulanacağını anlatıyoruz. Programın bir diğer bacağında da çocukların deprem konusunda aldığı eğitimleri ve kazanımlarını pekiştirme amacıyla bir kutu oyunu tasarladık. Kutu oyunu TEGV noktalarında tüm çocukların kullanımına açık. Bilgilendirici bir oyun olarak tasarladığımız kutu oyunu; 8 yaş üzeri çocukların hem adım adım afete hazırlanmayı öğrenmesine, öğrendiklerini pekiştirmesine ve oyun aracılığıyla öğrendiklerini etrafıyla da paylaşmasına yardımcı oluyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Deneyimsel oyunlar çocukların farkındalık geliştirmesinde yüzde 30 daha etkili</strong></p>
<p>Oyunun çocuklar için sadece bir eğlence aracı değil; duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimin temelini oluşturan bir öğrenme biçimi olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Ayben Ertem ise “Bugün artık yalnızca serbest oyun değil, ‘serious game’ dediğimiz, eğlenceden ziyade öğrenme hedefi güden oyunlar da çocuk gelişiminde önemli bir yer tutuyor. Araştırmalar bu tür oyunların, diğer öğrenme yöntemlerine kıyasla yüzde 20 daha etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle deprem gibi kriz anlarını simüle eden deneyimsel oyunlar, çocukların bu durumlara karşı bilinç geliştirmesinde %30 daha etkili olabiliyor. Oyunla öğrenme, çocuklara sadece bilgi değil, aynı zamanda duygu yönetimi ve problem çözme becerisi de kazandırıyor.<strong> </strong>Ebeveynlerin, çocuklarla deprem bilinci oyununu oynarken soru sorması çok önemli. Bu sayede çocuk hem düşündüğünü ifade edebilir hem de duygularını fark eder. Ayrıca ailelerin model olması çok kıymetli. Paniklemeden, sakince ‘çök-kapan-tutun’ hareketlerini yapmaları ve çocukların bunu gözlemlemesi, öğrenmeyi pekiştirir.<strong> </strong>Oyun sonrasında ise mutlaka günlük yaşama bir köprü kurulmalı. ‘Bu oyunu oynadıktan sonra evde neyi değiştirmeliyiz sence?’ gibi sorular, öğrenilen bilgilerin hayata geçirilmesine yardımcı olur” dedi.</p>
<p><strong>Programla 135 bin çocuğa ulaşılacak</strong></p>
<p>Üç katmanlı bir eğitim programı olarak tasarlanan “Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar” programı kapsamında ilk etapta 7-14 yaş grubu çocuklar için TEGV noktalarında iki modülden oluşan zorunlu eğitim programları hayata geçirildi. Programın ikinci etabında, çocukların Allianz Teknik’i birebir veya çevrimiçi ziyaret ederek afet ve risk farkındalığının artırılmasına odaklanıldı. Programın üçüncü etabı için hazırlanan kutu oyunuyla da daha fazla çocuğa ulaşılarak doğru bilginin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Seçili pilot illerde devam eden ‘Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar’ programının daha fazla noktada uygulanmasıyla, üç yılda 34 ilde 135 bin çocuğa ulaşması hedefleniyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/allianz-turkiyenin-tegv-ile-tasarladigi-kutu-oyunu-cocuklarda-afet-bilincini-gelistiriyor-532485">Allianz Türkiye&#8217;nin TEGV ile tasarladığı kutu oyunu çocuklarda afet bilincini geliştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Dental Anksiyete Artıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dental-anksiyete-artiyor-459388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 09:38:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dental]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dental anksiyete, diş tedavisi sırasında duyulacağından endişe edilen şiddetli ağrılara karşı geliştirilen korku, kontrol edilemeyen ve çoğu zaman diş tedavilerinin uygulanabilirliğini engelleyebilecek düzeyde karşımıza çıkan diş tedavisi kaygısı olarak tarif edilebilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dental-anksiyete-artiyor-459388">Çocuklarda Dental Anksiyete Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Yetişkinlerde daha önceden yaşanmış kötü diş tedavisi tecrübeleri dental anksiyete gelişimine sebep olabileceği gibi, çocuklarda bu duruma ek olarak etraftan duyulan ağrılı diş tedavisi hikayeleri ve geç kalınan diş problemlerinin hissettirdiği şiddetli diş ağrısı deneyimleri de dental anksiyete gelişmesine sebep olabilir” açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir </strong>sözlerine şöyle devam etti: “Dental anksiyete, diş hekimi fobisi dediğimiz ve geliştikten sonra geri dönüşü çok daha zor olan kalıcı bir travmaya da sebep olabilir.  Bu nedenle, asıl önemli olan çocuklarda bir dental anksiyete gelişmesine izin vermeden, yapılması gerekenleri baştan bilerek, geç kalmadan uygulamaktır.”</p>
<p>Dental anksiyetenin bazı tedbirler ile önlenebileceğinin altını çizen <strong>Dt. Nurgül Demir </strong>o önlemleri şu şekilde sıraladı;</p>
<p><strong>1-</strong>Çocukların yanında diş tedavilerine karşı ön yargı oluşturabilecek ve diş hekimi ile henüz tanışmadan, kafalarında, diş hekimini hikayelerinin kötü kahramanı olarak çizmelerine sebep olabilecek konuşmalardan kaçınılmalıdır. Buna ek olarak çocuklara diş muayenesi veya tedavisi öncesinde ‘ağrı hissetmeyeceksin, dişin hiç acımayacak, sinek ısırır gibi olup hemen geçecek’ gibi hazırlayıcı olduğu düşünülerek sarf edilen ‘negatif’ sözcükler, çocuklarda ‘dental anksiyeteye sebep olabilecek’ şartlandırmalardır. İlk diş muayenesi deneyiminde, tüm kontrol çocuk diş hekimine bırakılmalıdır.</p>
<p><strong>2-</strong>Çocuklarda rutin diş muayenelerinin bebeklik döneminde ilk süt dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren yapılmaya başlanması, ağız hijyeni alışkanlıklarının devamlılığı için şart olmakla birlikte; çocuğun düzenli kontrollerle diş hekimine ve muayene koltuğuna alışması ileride oluşabilecek bir diş hekimi fobisinin önüne geçilebilmesi açısından da büyük önem taşır.</p>
<p><strong>3-</strong>Bebeklerin ilk süt dişlerinin çıkmaya başladığı ilk 12 aylık dönemde, çocuk diş hekimi kontrollerine başlanmalı, bebeğin çürük riski belirlenerek; ebeveynler, bebeğin ağız hijyeninin devamlılığının sağlanması konusunda bilgilendirilmelidir. Ağız sağlığının idame ettirilebilmesi için, bebeğin diyet programında şeker içeren sıvı ve katı gıdalardan kaçınılmalıdır.</p>
<p><strong>4-</strong>Çocuklara, günde 2 kez ve çocuğun yaşı için önerilen miktarda diş macunu kullanarak, diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Florün diş yüzeyi ile direk temasının, koruyucu etkisini arttırdığı bilinmektedir ve bu nedenle diş fırçalamanın ebeveyn kontrolünde ve doğru teknikle yapılması önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>5-</strong>Profesyonel kullanım için üretilen flor preparatlarının yılda 2 kez çocuk diş hekimi tarafından uygulanması, çürük oluşumuna karşı dişleri korur. Minimal invaziv çocuk diş hekimliği dediğimiz tedavi felsefesinde amaç, çürüğün erken teşhisinde, çürüğe sebep olan etkenlerin ortadan kaldırılarak, ilerlemesine engel olmayı ve ‘gerekli’ durumlarda dişlerin ileri düzey tedavilerinin yapılmasıdır. Böylece ‘diş dokusunun korunarak’ ve ‘dişlerin aletlerle temizlenerek tedavi edilmesine gerek kalmadan’ çürüklerin ilerlemesini engellenmesi ve planlanan koruyucu tedavilerle oluşabilecek yeni çürüklerin de önüne geçmesi hedeflenir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dental-anksiyete-artiyor-459388">Çocuklarda Dental Anksiyete Artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2024 13:39:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akmasının]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[etinin]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[horlamaya]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[salya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=455587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağızdan su gelmesi veya salya akması olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken uzmanlar, droolingin nedeninin geniz etinin büyümesi olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geniz eti büyürse çocuğun nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kaldığını ve özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürüğün yastığına aktığını anlatan KBB Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, ağızdan su gelmesi olarak bilinen drooling hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Droolingin daha çok çocuklarda görülüyor</strong></p>
<p>Ağızdan su gelmesi olarak bilinen droolingin daha çok çocuklarda görülen bir rahatsızlık olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Droolingin nedeni geniz etinin büyümesidir. Eğer geniz eti büyürse çocuk da nefes almak için ağzını kullanmak zorunda kalır. Özellikle gece horladığında ağzı açık kalacağı için tükürük yastığına akar. Bu ailelerin en çok fark ettiği nedenlerin başından gelir. Nedeni geniz etinin burnu tıkamasıdır. Çocuklarda görülen ağızdan su gelmesinin diğer nedeni de mental problemler. Hem pozisyon olarak hem de yutmayı tam öğrenemedikleri için ağızlarından su akmaya başlar. Bunun herhangi bir tedavi şekli yoktur. Ancak fizik tedaviyle, pozisyon düzenleyerek ağızdan su gelmesi engellenebilir. Erişkinlerde en çok görülen drooling de yine pozisyona bağlıdır.” diye anlattı.</p>
<p><strong>Hastanın pozisyonunu düzelirse sorun çözülüyor</strong></p>
<p>Droolingi önlemek veya azaltmak için hastalara önerilen yaşam tarzı değişiklikleri ve ev bakım önerilerine de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, “Özellikle sandalye üzerinde yatan yaşlılar, tek pozisyonda yatanlar, burnunda tıkanıklık olanlar tükürüğünü yeteri kadar yutamaz ve yutamadığı için pozisyon bozukluğundan dolayı üstlerine tükürükleri akabilir. Bu herhangi bir tedaviye gerek olan bir hastalık değildir. Hastanın pozisyonunu düzeltmekle, yatağına yatırmakla bu pozisyonu çözebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bazı durumlarda bağırsak parazitlerini incelemek gerekiyor</strong></p>
<p>Droolingin altında bir sağlık sorunu varsa ne yapılması gerektiği konusunda da Dr. Öğr. Üyesi K. Ali Rahimi, şunları anlattı:</p>
<p>“Bazı hastalıklarda yutma güçlükleri gelişir. Bu yemek borusu hastalıklarıdır. Hasta oluşturulan tükürüğü yutamadığı için ağızında fazla birikir ve gece akmaya başlar. Çok nadiren görülen tükürük bezinin fazla salgılanması var. Tükürük fazla salgıladığı için hasta onu yutamaz ve ağızındaki tükürük dışarıya doğru akar. Bunun cerrahi bir operasyonla düzeltilmesi gerekiyor. Bazı ağızdan akmalar bağırsak hastalıklarıyla da ilişkilendirilebilir. Özellikle çocuklarda eğer geniz eti yoksa ve droolingi varsa o zaman bağırsak parazitlerini incelemek gerekir.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-salya-akmasinin-nedeni-geniz-eti-buyumesi-geniz-etinin-buyumesi-horlamaya-da-neden-oluyor-455587">Çocuklarda salya akmasının nedeni geniz eti büyümesi! Geniz etinin büyümesi horlamaya da neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2024 11:24:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibinden]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonların]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisine]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453648</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “ Bu proje ile sistemik enfeksiyon şüphesi olan 1 yaş altı çocuklarda noninvazif tükürük prokalsitonin düzeylerinin çalışılması serum düzeyleri ile karşılaştırılması planlanmaktadır. Bu yöntem ile enfeksiyonun kaynağının bakteriyel veya viral kaynaklı olup olmadığı araştırılacak”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yürütücülüğünü yaptığı “Sistemik Enfeksiyon Şüphesi Olan Bir Yaş Altı Çocuklarda Tükürük Prokalsitonin (PCT) Düzeylerinin Kullanımı ve Serum PCT Düzeyleri İle Karşılaştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK  tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı tebrik etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları,  ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve  disiplinlerarası  önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Referans gösterilen araştırma üniversitemiz ekosistemi bünyesinde çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhisi ve tedavisine yönelik nitelikli bilimsel çalışma yürüten ekibimizi yürekten tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Projenin içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz, “Bakteriyel enfeksiyonlar, özellikle 1 yaş altı çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilir. Bu nedenle, enfeksiyonun erken teşhisi ve tedavisi hayati önem taşır. Geleneksel biyokimyasal belirteçler ve klinik bulgular, erken teşhiste sınırlılıklar gösterebilir. Bu çalışmanın amacı, tükürükteki Prokalsitonin (PCT) düzeylerinin, 1 yaş altı çocuklarda bakteriyel enfeksiyon şüphesi durumunda kullanımını ve serum PCT düzeyleri ile karşılaştırılmasını incelemektir. Prokalsitonin, bakteriyel enfeksiyonlara spesifik bir belirteç olup, vücutta enfeksiyon varlığında artış gösterir. Çalışma, serum ve tükürük örneklerindeki PCT düzeylerini ölçen prospektif bir analiz olacaktır. Araştırmadaki hipotezimizi, tükürük PCT düzeylerinin, bakteriyel enfeksiyonun erken teşhisinde kullanılabileceği ve serum PCT düzeyleri ile yüksek oranda korelasyon göstereceği üzerine kurduk. Bunun sağlanması durumunda  özellikle invaziv olmayan bir yöntem olarak, tükürük PCT düzeyleri, bakteriyel enfeksiyonların erken teşhisinde ilk basamak test olarak potansiyel bir araç olabilecektir. Bu yaklaşım, özellikle küçük bebeklerde kan alma işleminin zorlukları göz önünde bulundurulduğunda, hastane kaynaklarının gereksiz kullanımını azaltacağı, ileri test (kan kültürü, BOS kültürü, Akciğer grafisi) taleplerini engelleyebileceği, uygunsuz antibiyotik kullanımını düşüreceği ve acil servislerden hızlı taburculuk üzerine önemli bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz ” diye konuştu.</p>
<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Çocuk Acil Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Eylem Ulaş Saz’ın yaptığı projede, Doç. Dr. Ali Yurtseven, Doç. Dr. Caner Turan, Dr. Sercan Çınarlı, Doç. Dr. Elif Azarsız, Doç. Dr. Timur Köse araştırmacı olarak yer alıyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibinden-cocuklarda-sik-gorulen-enfeksiyonlarin-erken-teshis-ve-tedavisine-yonelik-proje-453648">Egeli bilim ekibinden çocuklarda sık görülen enfeksiyonların erken teşhis ve tedavisine yönelik proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[tümörünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p>Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. <strong>Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.<br /> </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Bebeklerde</strong> </p>
<ul>
<li>Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,</li>
<li>Güçsüz emme refleksi, </li>
<li>Aktivite düşüklüğü, </li>
<li>Bulantı, kusma ve kilo kaybı. </li>
</ul>
<p><strong>Çocuklarda</strong></p>
<ul>
<li>Bulantı, kusma ve baş ağrısı, </li>
<li>Gözlerde kayma, </li>
<li>Konuşma bozukluğu, </li>
<li>El-kol koordinasyon bozukluğu, </li>
<li>Kol ve bacaklarda güç kaybı, </li>
<li>Denge problemleri. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Genellikle ameliyata başvuruluyor! </strong></p>
<p>Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,<strong> </strong>tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Tedavideki gelişmeler umut veriyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek<strong>, </strong> gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 08:10:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştıracak]]></category>
		<category><![CDATA[artışın]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[nedenini]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[vakalarındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürütücülüğünü Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Toksikoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hande Gürer -Orhan’ın yaptığı “Anne Karnında Maruz Kalınan Parasetamolün Potansiyel Obezojenik Etkisinin Göstergesi Olarak Lipidomik Profildeki Değişikliklerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, yaptıkları nitelikli çalışmalarından dolayı proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemiz bilim insanları, ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda araştırma alanlarını yoğunlaştırarak, ulusal ve uluslararası iş birlikli ve disiplinlerarası önemli projeler hazırlamaya devam ediyorlar. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en güncel sağlık sorunları arasında yer alan; genetik, çevresel, biyolojik, sosyokültürel ve davranışsal faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan obeziteye yönelik hazırladıkları proje dolayısıyla Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Gürer Orhan hocamızı ve proje ekibini tebrik ediyorum” dedi.</p>
<p>Araştırmanın içeriği ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Hande Gürer- Orhan, “1975 yılından bu yana dünyada obezite oranı yaklaşık üç katına çıkarak, günümüzde ciddi bir global sağlık sorunu haline gelmiştir. Çocuklarda görülen obezite vakalarındaki dramatik artışın sadece alınan ve harcanan enerjinin dengesizliği ve genetik faktörler ile açıklanamayacağı, temas edilen kimyasalların da bu etkide rolü olabileceği düşünülmektedir. Çoğunlukla endüstriyel kimyasallar bu etki yönünden suçlanıyor olsa da araştırma grubumuz anne karnında maruz kalınan ilaçların da ileri yaşlarda obezojenik etkiler doğurabileceği hipotezini ileri sürerek araştırmaya başlamıştır. Hâlihazırda yürümekte olan TÜBİTAK 1001 projemizin verilerini destekleyici ve güçlendirici olacağına inanarak başvurduğumuz ve kabul alan bu TÜBİTAK projemiz kapsamında anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde bu ilacın obezojenik etkisinin obezojenik etkinin erken göstergesi olarak lipit profili üzerinde oluşturabileceği değişikliklerin lipidomik analizi ile araştırılması planlanmıştır. Bununla birlikte obezitenin erken evre göstergesi olacak moleküler bazı değişikliklerin araştırılması ve anne karnında parasetamole maruz kalan farelerde lipit profilinde değişiklik görülmesi durumunda bu ilacın advers etkisinin ortaya konması ve “Sağlıklı Bireyler” Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefine yönelik veri elde edilmesi amaçlanmıştır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Hande Gürer-Orhan’ın yürütücülüğünü yaptığı projede doktora sonrası araştırmacı olarak Dr. Bita Entezari ve araştırmacı olarak Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Suna Sabuncuoğlu da  görev alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-ekibi-cocuklarda-gorulen-obezite-vakalarindaki-artisin-nedenini-arastiracak-442877">Egeli bilim ekibi çocuklarda görülen obezite vakalarındaki artışın nedenini araştıracak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin 8 Önemli Kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural-442221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 21:02:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğuk olması ve kapalı ortamlarda uzun süre kalınması nedeniyle çocuklar soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabiliyorlar. Mikroplardan korunmaları veya hastalığı kolay atlatabilmeleri için çocukların bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları ayrı bir öneme sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural-442221">Çocuklarda Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin 8 Önemli Kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğuk olması ve kapalı ortamlarda uzun süre kalınması nedeniyle çocuklar soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabiliyorlar. Mikroplardan korunmaları veya hastalığı kolay atlatabilmeleri için  çocukların bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları ayrı bir öneme sahip. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman</strong>, sağlıklı beslenmenin çocukların bağışıklık sistemini güçlü tutan en önemli etkenlerden biri olduğuna dikkat çekerek, “Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli, yeterli ve çeşitli vitamin ile minerallerden oluşan bir menü planı oluşturmak gerekir. Karbonhidrat  ve protein kaynaklarının yanı sıra sağlıklı yağ kaynaklarına da yer vermek çocuğun hem bağışıklığının korunmasında hem de hastalıklarla baş edebilmesinde kilit rol oynar.  Besin değeri oldukça düşük olan paketli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak, bunların yerine besin değeri yüksek yoğurt, kefir, ceviz, fındık, badem gibi ürünlere yer vermek önem taşır. Yine ana ve ara öğünlerde mevsime uygun taze sebze ve meyveleri bulundurmak da güçlü bir bağışıklık sistemine önemli katkı sağlar” diyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, </strong>çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Her öğün taze sebze ve meyve şart! </strong></p>
<p>Mevsimine uygun taze meyve ve sebzeler, içerdikleri C vitamini ile A vitamini gibi bağışıklığı güçlendiren vitamin içerikleri nedeniyle çocukların her öğününde bulunmaları gerekiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Öğünlerde mevsime uygun sebzelerden salata ve ara öğünlerde meyve tüketmelerini sağlamak, çocukların günlük vitamin ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlar. Meyvelerin iyi yıkanmış olmaları ve taze tüketilmeleri ise enfeksiyonlardan korunmanın yanı sıra besin içeriğini korumak için de önemlidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>C vitamini içeren meyve çok önemli</strong></p>
<p>Yeteri kadar C vitamini almak güçlü bir bağışıklık sistemi sağlayabilmede önemli bir rol üstleniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde özellikle kivi, portakal ve mandalina gibi C vitamininden zengin meyveleri çocukların beslenme listesine mutlaka eklemek gerektiğine işaret ederek, “Bir yumruk kadar meyve bir porsiyon olarak baz alınmalı. Çocukların günlük beslenmelerine 1-2 porsiyon meyve, öğünlerine 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği veya bir büyük kase salata ekleyerek, günlük C vitamini ve diğer vitamin ile mineral gereksinimlerini sağlamak mümkün” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Demir eksikliğine karşı koruyun</strong></p>
<p>Dünyada en sık görülen mikro besin öğesi eksikliği, genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanan demir eksikliği oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bağışıklık sisteminin korunmasında demirin önemli bir rol oynadığını belirterek, “Demir eksikliği anemisi mental ve fiziksel gelişimi etkiler. Demir,   bağışıklık hücrelerinin çoğalmasında rol alır ve<strong> </strong>eksikliğinde<strong> </strong>yeterli<strong> </strong>bir bağışıklık cevabı oluşturulamaz. Bu nedenle demir eksikliği oluşmaması için kırmızı et, yumurta ve hindi eti gibi besin kaynaklarının çocukların öğünlerinde mutlaka yer alması gerekir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı yağları ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Sağlıklı yağlar, hem çocukların sağlıklı bir gelişim sürmeleri hem de bağışıklık sistemlerinin korunması için yeterli ve dengeli olarak alınması gereken bir besin grubu. Kızartma ya da hazır gıdalardan gelen  kontrolsüz yağlar yerine zeytinyağı, tahin, ceviz ve badem gibi sağlıklı yağ kaynaklarını çocukların günlük beslenmelerine eklemek gerekiyor. Çocukların her gün 2 adet ceviz veya 8-10 adet çiğ fındık, badem gibi kuru yemişler tüketmeleri, yemeklerinde zeytinyağı kullanılması, günlük sağlıklı yağ alımlarına katkı sağlıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Öğün atlamalarını engelleyin</strong></p>
<p>Çocukların günlük besin öğesi ve enerji alımlarını dengeli bir şekilde sağlayabilmeleri için öğün düzeni oluşturulması şart. Zira kahvaltı ya da herhangi bir öğünü atlamaları yetersiz beslenmeye neden olmasının yanı sıra paketli veya sağlıksız olarak adlandırabileceğimiz besinlere yönelimlerini arttırabiliyor. Bu nedenle evde veya okulda besin alımlarını takip ederek her öğünde yeterli beslendiklerinden emin olmak gerekiyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Çinko eksikliğine dikkat! </strong></p>
<p>Çinko bağışıklık sisteminin devamlılığı için gerekli bir mineral. Eksikliğinde büyüme geriliği ve bağışıklık sisteminde bozulmalar görülebiliyor. Bu nedenle çocukların öğünlerine bu besinleri eklemek önem taşıyor. Kırmızı et, kuru baklagiller, balık ve tam tahıllar çinko bakımından zengin besinler arasında yer alıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hazır gıdalar değil ‘ev yapımı’ yemekler</strong></p>
<p>Çocuklar lezzetiyle ön plana çıkan fast food tipi hazır yemekleri çoğunlukla ev yemeklerine tercih ediyorlar. “Ancak ne yazık ki bu ürünler çoğunlukla besin değeri düşük, işlenmiş ürünlerden oluşurlar ve çocukların büyümelerine ya da bağışıklık   sistemlerinin gelişmesine katkı sağlamazlar” uyarısında bulunan Nur Ecem Baydı Ozman, sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuklar besin değeri olmayan bu ürünleri tükettiklerinde besin değeri yüksek sebze, meyve ile balık gibi ürünlerden mahrum kalırlar. Dolayısıyla çocukların mümkün olduğunca evde hazırlanmış besin değeri yüksek olan besinleri tüketmeleri çok önemlidir” </p>
<p> </p>
<p><strong>Kefiri ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Sağlıklı bir bağışıklık için sağlıklı bir bağırsak olması şart! Kefir içeriğindeki yararlı bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını desteklerken içeriğindeki protein ve kalsiyum gibi besin ögeleriyle aynı zaman da büyümeyi de destekliyor. Çocuklara haftada 3-4 gün süt, yoğurt ve ayran yerine bir su bardağı kefir içirmek bağışıklığı güçlendirebiliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-guclu-bir-bagisiklik-sistemi-icin-8-onemli-kural-442221">Çocuklarda Güçlü Bir Bağışıklık Sistemi İçin 8 Önemli Kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kışın Çocuklarda Krup Tehlikesine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kisin-cocuklarda-krup-tehlikesine-dikkat-429891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2023 07:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kışın]]></category>
		<category><![CDATA[krup]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Krup hastalığına genellikle kış aylarında salgın hastalıklar sırasında rastlanıyor. Soğuk algınlığı gibi başlayan krupta tipik olarak geceleri kaba, havlayan tarzda öksürük ve gürültülü nefes görülüyor. Özellikle yakın temas durumunda kişiden kişiye kolaylıkla geçebiliyor. Ancak bu enfeksiyona neden olan etkenin bulaşan çocukta krup tablosuna yol açıp açmayacağı bireysel faktörlere de bağlı oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-cocuklarda-krup-tehlikesine-dikkat-429891">Kışın Çocuklarda Krup Tehlikesine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Krup hastalığına genellikle kış aylarında salgın hastalıklar sırasında rastlanıyor. Soğuk algınlığı gibi başlayan krupta tipik olarak geceleri kaba, havlayan tarzda öksürük ve gürültülü nefes görülüyor. Özellikle yakın temas durumunda kişiden kişiye kolaylıkla geçebiliyor. Ancak bu enfeksiyona neden olan etkenin bulaşan çocukta krup tablosuna yol açıp açmayacağı bireysel faktörlere de bağlı oluyor.  Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Utkucan Uçkun, krup hastalığı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Krup 6 ay ile 3 yaş arasında yaygın görülüyor</strong></p>
<p>Krup; gırtlak, ses telleri ve soluk borusunu etkileyen bir enfeksiyon tablosudur. Genellikle altta yatan etken bir virüstür. Sıklıkla hızla düzelen, hafif belirtilerle seyreder. Fakat bu belirtiler bazen daha ciddi olup solunum sıkıntısına yol açabilmektedir. Genellikle 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda yaygındır. Bazı çocuklar, iki veya daha fazla krup atağı geçirebilmektedirler. Soluk borusu yaş aldıkça daha güçlü ve geniş bir yapıya büründüğü için 6 yaşından sonra nadir görülse de ergenlerde de krup tablosuna rastlamak mümkündür.  </p>
<p><strong>Krup hastalığı genellikle soğuk algınlığı belirtileriyle başlıyor</strong></p>
<p>Çocuklar gün boyunca soğuk algınlığı semptomları dışında genel olarak iyi görünebilirler, ancak geceleri kaba, havlayan tazda bir öksürük ve gürültülü nefes alma gelişebilir. Krup hastalığının belirtileri arasında şunlar bulunur:</p>
<ul>
<li><strong>Öksürük:</strong> Genellikle köpek havlar tarzda ve kaba karakterde bir öksürüktür. Buna sebep; ses tellerindeki iltihabi süreç ve ödemdir. Ses değişimi ve kısıklığı olabilir. </li>
<li><strong>Solunum bulguları:</strong><em> </em>Enfeksiyon, soluk borusunun iç yüzeyinde iltihabi bir sürece neden olmaktadır. Buna ek olarak bu süreçte salgısal artış da söz konusu olabilmektedir. İltihabi cevap ve salgılardaki bu artış, soluk borusunun daralması ile sonuçlanabilmektedir. Bu daralmanın sonucunda çocuklar nefes alıp verirken ‘stridor’ adı verilen gürültülü bir ses çıkarırlar. Ayrıca daralmanın derecesiyle doğru orantılı olarak çocuklar nefes alıp vermede zorluk çekebilirler.  </li>
<li><strong>Diğer belirtiler:</strong> Yüksek ateş, halsizlik, iştah kaybı, burun akıntısı, ses kısıklığı ve boğaz ağrısı gibi soğuk algınlığı bulguları da tabloya eşlik edebilmektedir. Krup, genellikle soğuk algınlığı bulgularına eşlik etse de öncesinde hiçbir bulgu vermeksizin de ortaya çıkabilmektedir. </li>
</ul>
<p><strong>Ciddi anlamda nefes darlığı gelişiyorsa dikkat </strong></p>
<p>Tipik olarak, kruplu çocuklar sıklıkla geceleri kötüleşirler. Krup bulguları genellikle enfeksiyon tablosunun başlangıcından 1-3 gün sonra en şiddetli seviyesine ulaşır ve sonrasında iyileşme dönemine geçer. Ancak rahatsız edici nitelikteki öksürük bir hafta daha sürebilir. Soluk borusunun ciddi anlamda daralması durumunda ortaya çıkan solunum sıkıntısı ise önem arz eder. Çocuğun cildi veya dudakları morarıyorsa, uykuya meyilli ise, solunum sıkıntısı giderek kötüleşiyorsa veya aşırı salya üretiyor ve yutma güçlüğü çekiyorsa mutlaka uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Nefes almada zorluk yaşandığında steroid ilaçlar kullanılabilir</strong></p>
<p>Krup bir virüsten kaynaklandığı için antibiyotik tedavisi yardımcı olmaz. Krup hastalığı herhangi bir özel tedaviye gerek kalmadan çoğunlukla evde iyileşebilir. Krup etkeni kolayca bulaşabildiği için, hasta çocuğun diğer çocuklardan uzak tutulması gerekir. Parasetamol yüksek ateşi veya boğaz ağrısını hafifletmeye yardımcı olabilir. Krup hava yollarının daralmasına ve nefes almada zorluğa neden olduğunda şişliği azaltmak ve nefes almayı kolaylaştırmak için steroid içerikli ilaçlar kullanılabilir. Ağızdan alınan steroid ilaçların yanı sıra nebülizör (maske) aracılığıyla verilen adrenalin hava yollarındaki şişliği azaltmaya yardımcı olabilmektedir. </p>
<p><strong>Krup hastalığı- olan çocuğunuza iyi gelecek öneriler </strong></p>
<ul>
<li>Özellikle stridoru olan çocuklar sakinleştirilmeli ve rahat bir pozisyon almaları sağlanmalıdır. Ağlamak, solumayı daha da zorlaştırabilmektedir. </li>
<li>Yüksek ateş solunum hızında artışa neden olabilmektedir.  Bu durumda parasetamol veya ibuprofen içeren ateş düşürücüler verilebilir. </li>
<li>Eğer çocuk istekliyse soğuk içecekler tüketmeleri teşvik edilmelidir. Bu, ödemi azaltmaya yardımcı olacaktır. </li>
<li>Benzer şekilde soğuk ve temiz hava da bulguları hafifletmeye yardımcı olabilmektedir. </li>
</ul>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kisin-cocuklarda-krup-tehlikesine-dikkat-429891">Kışın Çocuklarda Krup Tehlikesine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğün atlayan çocuklarda algılama düşüklüğü görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogun-atlayan-cocuklarda-algilama-dusuklugu-goruluyor-426709</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 09:08:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algılama]]></category>
		<category><![CDATA[atlayan]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[düşüklüğü]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426709</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuğun okula başlamasıyla birlikte özellikle akran etkileşimi nedeniyle beslenme alışkanlıklarının değiştiğine dikkat çeken uzmanlar, okullarda bulunan yemek servisinin, çocukların gelişimini desteklemeyi ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmayı hedeflemesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogun-atlayan-cocuklarda-algilama-dusuklugu-goruluyor-426709">Öğün atlayan çocuklarda algılama düşüklüğü görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okul çocukları öğün atlamayı seviyor</strong></p>
<p><strong>Öğün atlayan çocuklarda algılama düşüklüğü görülüyor</strong></p>
<p><strong>Çocuğun okula başlamasıyla birlikte özellikle akran etkileşimi nedeniyle beslenme alışkanlıklarının değiştiğine dikkat çeken uzmanlar, okullarda bulunan yemek servisinin, çocukların gelişimini desteklemeyi ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmayı hedeflemesi gerektiğini söylüyor. Öğün atlamanın okul çocuklarında çok sık görülen bir yeme davranışı olduğunu dile getiren Beslenme Uzmanı Funda Tuncer, “Okul çocukları arasında en sık atlanan öğünün kahvaltıdır, ancak öğleden sonra okula giden öğrencilerin öğle yemeğini de atladıkları bildiriliyor.” dedi. Tuncer, öğün atlandığı taktirde ve özellikle de kahvaltı yapmayan çocukların konsantrasyon ve algılamalarının düşük olduğu, dikkat sürelerinin kısa olduğu, öğrenmede güçlük yaşamalarının yanında bazılarında baş ağrısı, baş dönmesi gibi sorunların olduğunun bildirildiğini kaydetti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Funda Tuncer, okul döneminde çocukların beslenme alışkanlıkları konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Beslenme çocukların zihinsel gelişimi için temel faktör</strong></p>
<p>Çocukluk döneminde obezite, yeme bozuklukları ile sağlıksız beslenme alışkanlıklarının 100 milyondan fazla görülmesi ve söz konusu durumun fiziksel ve psikososyal sağlığa olumsuz etkilerinin endişe uyandırdığını ifade eden Tuncer, “Beslenme, büyüme ve gelişme ile yaşamın ilerleyen dönemlerinde sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için önemli faktörlerden biri olmasının yanında çocukların zihinsel gelişimi ve akademik başarıları için de temel bir faktördür.” dedi.</p>
<p><strong>Çocuğun okula başlamasıyla birlikte alışkanlıkları da değişiyor</strong></p>
<p>Okul öncesi dönemde çocuğun beslenme alışkanlıklarının ailenin beslenme alışkanlıklarının yansıması ile geliştiğini kaydeden Tuncer, “Ancak çocuğun okula başlamasıyla birlikte özellikle akran etkileşimi, besin seçiminin özgürleşmesi, okulun vermiş olduğu beslenme hizmetleri gibi faktörlerle tekrar şekilleniyor. Bu ölçüde öğün atlanması ya da düzensiz bir şekilde beslenilmesi, sağlıksız olarak nitelendirilen yüksek yağ ve şeker oranına sahip besinlerin seçimi, besinlerin hazırlanması, pişirilmesi veya saklanmasında hatalar gibi durumlar meydana geliyor. Bu durumlarla başa çıkmak için okuldaki öğretmenler başta olmak üzere ailelerin ve çocukların sağlıklı besin seçimi konusunda bilinçli olması önemli. Bunun yanında okulda satılan besinlerin sağlıklı yöntemlerle yapılması ve yüksek yağ ve şeker içeren besinlerin satışı hakkında bir düzenlemenin bulunması gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aileler öğle yemeğinin kalitesine dikkat etmeli </strong></p>
<p>Okullarda bulunan yemek servisinin, çocukların gelişimini desteklemeyi ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmayı hedeflemesi gerektiğini de anlatan Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle çocukların beslenme kalitelerini iyileştirmesi, besinlerde çeşitlilik sağlaması gerekiyor. Dolayısıyla çocuklar için öğle yemeği hizmeti alınıyor ise beslenme hizmetlerinin kalitesi konusunda aileler dikkat etmelidir. Okul kantinleri de bu ölçüde değerlendirilmesi gereken yerlerdir. Sağlıksız besinlerin varlığı çocuğun besin seçimlerini büyük ölçüde etkileyeceğinden sağlıklı besinlerin bulunması ve mümkün olduğu kadar sağlıksız besinlerin satışının olmaması gerekiyor.”</p>
<p><strong>Beslenme çantasına neler konulmalı?</strong></p>
<p>Okullarda yemek hizmetinin bulunmadığı durumlarda ailelerin ne yapması gerektiğine de değinen Tuncer, evde uygun pişirme ve saklama teknikleri kullanarak sağlıklı besinlerin beslenme çantasına eklemesi gerektiğini, besin çeşitliliğini sağlaması için beslenme çantasında sebze, meyve, süt ürünleri ve tam tahıllar gibi çocuğun günlük alması gereken besin gruplarına mutlaka yer verilmesinin çocukların yeterli ve dengeli beslenmelerine katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p>Tuncer, buna ek olarak ara öğünler için hazırlanacak atıştırmalıkların da aynı ölçüde tam tahıl ürünleri, yağlı tohumlar ve meyvelerle çocukların seveceği ölçüde çeşitlendirilerek hazırlanmasının da uygun olacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>Öğün atlayınca baş ağrısı, baş dönmesi gibi sorunlar yaşanıyor</strong></p>
<p>“Öğün atlama okul çocuklarında çok sık görülen bir yeme davranışıdır. Bu davranış nedeniyle vücudun gereksinimi olan besin ögelerinin diğer öğünler karşılanması güçleşmekte ve yetersiz beslenmeye neden olmaktadır.” diyen Tuncer, şöyle devam etti:</p>
<p>“Okul çocukları arasında en sık atlanan öğünün kahvaltıdır, ancak öğleden sonra okula giden öğrencilerin öğle yemeğini de atladıkları bildiriliyor. Kahvaltı öğünü bir önceki öğün üzerinden geçen 10-12 saat açlığın bulunması ve sabah okula giden çocukların öğrenme, konsantrasyon gibi zihinsel süreçlerinde enerjinin temini için önemlidir. Öğün atlandığı taktirde ve özellikle de kahvaltı yapmayan çocukların konsantrasyon ve algılamalarının düşük olduğu, dikkat sürelerinin kısa olduğu, öğrenmede güçlük yaşamalarının yanında bazılarında baş ağrısı, baş dönmesi gibi sorunların olduğu bildiriliyor.”</p>
<p><strong>Çocuklar neden öğün atlıyor?</strong></p>
<p>Öğün atlama nedenlerine de işaret eden Tuncer, şunları söyledi:</p>
<p>“Öğün atlama nedenleri arasında zamanın olmaması, çocuğun iştahının olmaması ya da geç kalma korkusu gibi nedenler bulunuyor. Bu kapsamda öğün atlanmasının önüne geçebilmek adına çocuğun öğünlerinin önceden hazırlanması ya da pratik hazırlanabilen ve tüketilebilen sağlıklı besinlerin seçimi uygun olacaktır. İştahsızlığın ya da vakit konusunda sorun yaşandığı durumlarda çocuğun bu öğününü yanında taşıması ve mümkün olan en kısa zamanda tüketmesi fayda sağlayacaktır.”</p>
<p>Öğün atlanmasının önüne geçebilmek için son zamanlarda okullarda öğrencilere, çeşitli yemek seçenekleri ve fırsatları sunulduğunu da dile getiren Tuncer, “Bu kapsamda okullarda verilen yemek hizmetine ek olarak öğrencilerin besinleri temin edebileceği öğün alternatifleri okullarda besin satın almasına olanak sağlanıyor. Buna ek olarak çocukta öğün atlamasının sonuçları ve öğün tüketiminin önemine dair bilincin gelişmesiyle bu problem halledilecektir.” dedi.</p>
<p><strong>Okul kantinlerinde sağlıksız besinler de bulunuyor</strong></p>
<p>Okul çağı çocuklarında sağlıklı beslenmede nelerin etkili olduğunu da anlatan Tuncer, “Okul yemek hizmetinden sorumlu kantin ve yemekhanelerinde sağlıksız tipteki besinlerin bulunmaması sağlıklı beslenme konusunda büyük avantaj sağlayacaktır. Nitekim bu konuda ulusal bazda çalışmalar yürütülüyor. Okul yönetimleri de bu konuyu titizlikle ele almalıdır. Ancak halen özellikle kantinlerde sağlıklı besinlerin yanında halen sağlıksız besin alternatifleri de bulunuyor. Bu kapsamda besin seçimi konusunda öğretmenler başta olmak üzere çocuğun kendisi ve ailesi de bilinçli olmalıdır. Bu bilincin gelişimi için okullarda beslenme eğitimleri düzenlenmelidir. Okullardaki beslenme eğitimlerinin sadece okul müfredatını kapsaması yeterli değildir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Beslenme eğitim programlarının aile ile iş birliğini, okul çevresinin (kantin, yemekhane) uygun şekilde düzenlenmesini de ele alması gerektiğini kaydeden Tuncer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Örneğin okulun belirli bölgelerinde ve özellikle beslenme hizmetinin verildiği yerlerde sağlıklı besin seçimine ilişkin ilgi uyandıran öz bilgilere yer verilen şekil ve tablolar asılarak öğrencinin bu seçime ilişkin davranışına katkı sağlayabilmektedir. Çocuğun sağlıklı besin seçme davranışını sağlamasında aileler de büyük öneme sahiptir. Çocuklar hangi besini neden seçmesi veya neden seçmemesi gerektiğini aile ortamında da uygulamalı bir biçimde görürse çocuğun sağlıklı besin seçimine yönelik davranışına olumlu katkıları olacaktır.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogun-atlayan-cocuklarda-algilama-dusuklugu-goruluyor-426709">Öğün atlayan çocuklarda algılama düşüklüğü görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426597</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>           ÇOCUKLARDA ORTA KULAK ENFEKSİYONU </strong></p>
<p><strong>                         İŞİTME KAYBINA NEDEN OLABİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>Kış mevsiminde havaların soğumasıyla birlikte artan enfeksiyon hastalıkları çocuklarda kulak ağrısının en yaygın nedeni olan ve tıp dilinde ‘otitis media’ olarak adlandırılan orta kulak enfeksiyonunu tetikleyebiliyor. Hemen her yaş grubunda görülse de bu enfeksiyon en sık 3 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda ortaya çıkıyor. Öyle ki 3 yaşındaki çocukların yüzde 50-85’i en az bir kez orta kulak enfeksiyonu geçirmiş oluyor. Bu yaş grubundaki çocuklarda daha yaygın görülmesinin nedeni ise östaki borusunun kısa ve yatay olması, tam gelişmemiş bağışıklık sistemi ile alerji oluyor. Çoğunlukla bakteri kaynaklı gelişen orta kulak enfeksiyonu çocuklarda kendiliğinden geçebileceği gibi kötü bir seyir de izleyerek şiddetli ağrılara ve ciddi tablolara neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker,</strong> çocuklarda orta kulak enfeksiyonlarında tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerektiğine dikkat çekerek, “Zira enfeksiyon ilerlerse yol açtığı şiddetli kulak ağrısının yanı sıra kulak zarının delinmesi, işitme kaybı ile menenjite neden olabiliyor. Dolayısıyla çocuklarda kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğu, kulak akıntısı gözlendiğinde hekime başvurmak çok önemlidir” diyor.</p>
<p><strong>Kulağını sık sık çekiyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak zarının arkasında yer alan ve içinde seslerin duyulmasını sağlayan küçük kemiklerin titreştiği orta kulakta gelişen enfeksiyon, orta kulak enfeksiyonu olarak adlandırılıyor. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu genellikle soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından aniden başlayan kulak ağrısıyla kendini belli ediyor. Ayrıca hastalığın şiddetine göre; yüksek ateş, kulaktan ses gelmesi, kulakta tıkanıklık veya akıntı, kulakla sık sık oynama veya kulağı çekme, işitme azlığı, huzursuzluk, sürekli ağlama, dengesizlik, iştahsızlık ile uykuya dalmakta güçlük çekme gibi belirtiler gelişebiliyor.</p>
<p><strong>Pek çok etken neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Orta kulak enfeksiyonu pek çok farklı nedenden dolayı gelişebiliyor. Kış aylarında en sık görülen nedenin üst solunum yolları enfeksiyonu olduğunu belirten Dr. Berna Yayla Özker, enfeksiyonu tetikleyen etkenleri de şöyle sıralıyor: “Alerji, anne sütüyle beslenmeme, genetik yatkınlık, geniz eti büyümesi, reflü, emzik kullanma, biberon ile beslenme ve sigara dumanı maruziyeti enfeksiyonu tetikleyen faktörlerdir.”</p>
<p><strong>Kulağına asla soğan suyu damlatmayın!</strong></p>
<p>Dr. Berna Yayla Özker, ebeveynlerin kulak ağrısında hekime başvuruncaya dek ağrı kesici şurup ya da ağrı kesici etkisi olan kulak damlaları kullanabileceklerini belirtiyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine, kulağa soğan suyu veya zeytinyağı damlatılmasının kulak ağrısında fayda sağlamadığı uyarısında bulunan Dr. Berna Yayla Özker, “Soğan suyu, sirke ya da zeytinyağı gibi yabancı maddelerin damlatılmaları yararlı olmadığı gibi dış kulak yolunda ve kulak zarında tahribata yol açabiliyor. Özellikle kulak zarı tahribatı ile orta kulak ve iç kulağa ulaşan bu maddeler işitme kaybı ve denge kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla kulağa damlatılmalarını asla önermiyoruz“ diyor.</p>
<p><strong>Antibiyotik tedavisi gerekebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda gelişen orta kulak enfeksiyonu genellikle hafif seyrediyor ve tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçiyor. Ancak yüksek ateş varsa veya belirtiler şiddetleniyorsa zaman kaybetmeden tedaviye başvurmak önem taşıyor. Dr. Berna Yayla Özker, orta kulak enfeksiyonunda, 6 aya kadar olan bebeklerde bağışıklık sistemi tam gelişmediği, aşılar tam tamamlanmadığı ve kafa kemikleri tam birleşmediği için enfeksiyonun beyine yayılma riski nedeniyle antibiyotik tedavisinin önerildiğine işaret ederek şöyle devam ediyor: “Ancak 6 ay ile 2 yaş arasındaki çocuklarda kesin tanı konulmamışsa veya ciddi bulgular yoksa, 2 yaşından büyük çocuklarda da kesin tanı olsa bile bulgular şiddetli değilse, antibiyotik tedavisi için bekliyoruz. Tüm yaş gruplarında 3 günü geçen kulak ağrısı, ateş, genel durum bozukluğunda ise antibiyotik tedavisi öneriyoruz”</p>
<p> <strong>Enfeksiyon sık tekrarlıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Berna Yayla Özker, çocuklarda orta kulak enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa altta yatan etkenin mutlaka tespit edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. “Sık tekrarlayan enfeksiyonun nedeni, geniz eti büyümesi veya orta kulak ile burun boşluğu arasında bağlantı sağlayan östaki tüpünün yetersiz çalışması olabiliyor” diyen Dr. Berna Yayla Özker, bu tablolarda geniz eti ameliyatı ve kulaklara tüp uygulaması yöntemlerine başvurulduğunu belirtiyor.</p>
<p> <strong>Ellerinizi sık sık yıkayın</strong></p>
<p>Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunu önlemek için hijyen kurallarına uyulması büyük öneme sahip. Bu nedenle hem çocukların hem de çocuklar ile temas eden kişilerin ellerinin sık sık yıkanması gerekiyor. Ayrıca çocuğun sigara dumanına maruziyetinin önlenmesi, hasta kişilerden uzak tutulması, pnömokok aşısının yaptırılması ve bebekleri biberon ile oturur pozisyonda beslemek orta kulak enfeksiyonu riskini azaltan diğer etkenler arasında yer alıyor</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-orta-kulak-enfeksiyonu-isitme-kaybina-neden-olabilir-426597">Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu işitme kaybına neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Nov 2023 08:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[elektrikli]]></category>
		<category><![CDATA[fırçası]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426254</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeklerin genellikle 6-12 aylıkken çıkmaya başlayan ilk süt dişleri ile dişlerinin fırçalanmaya başlanması bazı dikkat edilmesi gereken hususları da beraberinde getiriyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, süt dişlerinin düşme yaşına kadar ağızda tutulması ve genç erişkinlik döneminde daimî dişler tamamlanana kadar estetik ve fonksiyonel görevlerini yerine getirebilmeleri açısından önemine dikkat çekiyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254">Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><strong><u>Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</u></strong></p>
<p><strong>ÇOCUKLARDA DİŞ FIRÇASI SEÇİMİNDE BUNLARA DİKKAT!</strong></p>
<p>Bebeklerin genellikle 6-12 aylıkken çıkmaya başlayan ilk süt dişleri ile dişlerinin fırçalanmaya başlanması bazı dikkat edilmesi gereken hususları da beraberinde getiriyor. <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, </strong>süt dişlerinin düşme yaşına kadar ağızda tutulması ve genç erişkinlik döneminde daimî dişler tamamlanana kadar estetik ve fonksiyonel görevlerini yerine getirebilmeleri açısından önemine dikkat çekiyor. </p>
<p>Bebeklik döneminde çürük bakterisiyle tanışan çocuklarda, alınan anne sütü veya hazır mamaların diş çürümelerinde etkin rol oynayabileceğini aktaran <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, </strong>İlk süt dişlerini ağızda görür görmez diş fırçalamaya başlanması gerektiğini vurgulamakta fayda olduğunu belirtti. Piyasadaki marka ve ürün çeşitliliğine bakarak, ‘bebeklerde hangi diş fırçasını tercih etmeliyiz?’ ya da ‘çocuklar için kullanacağımız diş fırçalarının sahip olması gereken özellikler neler?’ gibi, ebeveynlerin sıklıkla sorduğu soruların cevapları yanıtlayan Demir şunlara dikkat çekti: “Bebeklik döneminde diş fırçalamak, tamamen ebeveynlerin devamlılığını sağlamaları gereken bir sorumluluktur. Bebekler için üretilen diş fırçalarının temizleyici uçları, kıl veya silikon yapıdadır. Bebeğin ağız yapısına uygun olarak, kıl uçlu soft/ultra soft diş fırçalarının veya silikon uçlu parmak fırçaların her ikisi de tercih edilerek; çürük risk durumuna göre çocuk diş hekiminin önerdiği tür ve miktarda bir diş macunu ile kullanılabilir. Silikon parmak fırçaları, yeni dişlerin çıkmaya başladığı bölgelerde, diş etlerine masaj yaparak bölgeyi rahatlatabilir ve kanlanmayı arttırarak diş çıkarma sürecinin hızlanmasına, sürecin daha kolay geçmesine yardımcı olabilir.”</p>
<p><strong>Sevdirilerek alışkanlık kazandırılmalı</strong></p>
<p>“Çocukluk döneminde ise, diş fırçalamak, hem çocuklara sevdirerek alışkanlık kazandırmaya çalıştığımız bir sağlık öğretisi, hem de ebeveynlerin takibinden sorumlu oldukları bir ev ödevi gibidir” diyen Dt. Nurgül Demir “Bu dönemde, seçilecek olan diş fırçasına, çocuğun zevklerine, sevdiği renklere ve çizgi film karakterlerine göre; çocuğun da diş fırçası seçimine dahil olmasını sağlayarak karar vermek; diş fırçalamayı eğlenceli bir etkinlik olarak algılaması ve hevesle alışması için önemli bir adımdır. Ebeveynlere düşen görev, çocuğun, yaşı için uygun olarak üretilen diş fırçaları arasından, en ideal seçimi yapmasında yönlendirici olmaktır.”</p>
<p><strong>Diş fırçası ağız yapısına uygun olmalı</strong></p>
<p>Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken durumun diş fırçası başlığının çocuğun yaşı ve ağız yapısına uygun seçilmesi olduğuna dikkat çeken Dt. Nurgül Demir sözlerini şöyle sürdürdü: “Fırça başlığının olası diş eti yaralanmalarına engel olacak şekilde yuvarlak kenarlı olması, fırça kıllarının yumuşak, temizlenebilir olması ve fırça sapının çocuğun kolay kavrayabileceği yapıda tercih edilmesidir. Bu özelliklerin çoğu, piyasada çocuklar için üretilen diş fırçalarında mevcuttur ve çocuk diş fırçalarının üzerinde kullanılması önerilen yaşlar genellikle yer alır.”</p>
<p> <strong>Elektrikli diş fırçası ne zaman kullanılmalı?</strong></p>
<p> ‘Elektrikli diş fırçası kullanmaya ne zaman başlayalım? Çocuklar için uygun mu?’ gibi soruları da yanıtlayan Dt. Nurgül Demir “Manuel diş fırçalarına göre daha kısa sürede temizlediği düşünülen elektrikli diş fırçaları; diş yüzeyi genişliği, sesli ve ışıklı tasarımları ile el becerilerinin gelişmeye devam ettiği dönemde çocuklarda daha etkili diş temizliği yapabileceği düşüncesi ile ön plana çıkıyor. Ancak, burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, diş fırçalamaya yeni yeni alışmaya çalışan çocuklarda; çocuğun döner diş fırçası başlığı ile uyguladığı kontrolsüz basınç veya başlığın dönme hareketinin oluşturabileceği bir travma oluşturmasıdır. Bu durum diş etlerinde ciddi yaralanmalara sebebiyet verebilmektedir. Özellikle karma dişlenme döneminde olan, süt dişlerinin düşüp daimi dişlerin çıkmaya başladığı hastalarımızda, diş etleri daha hassastır. Elektrikli diş fırçasına, bu dönemde, daimi dişler tamamlanana kadar, ara vermek doğru bir yaklaşım olacaktır. Diğer taraftan, çocuk, fırça başlığının dönme hareketini yönlendiremeyeceği ve otomatik fırça hareketlerinin temizleme etkisini öngöremeyeceği için, diş etlerine zarar vermese dahi, etkili fırçalama ve yeterli temizlik sağlayamayabilir. Dişlerinde konum bozukluğu olan, yer darlığı sebebiyle dişlerde çarpık, sıkışık dizilim gördüğümüz çocuk hastalarda bu durum daha fazla önem kazanır. Bu nedenle, çocuklarda elektrikli diş fırçası mutlaka ebeveyn kontrolünde kullanılmalıdır.”</p>
<p><strong> <u>İşte Diş Fırçası ile İlgili Bilmeniz Gerekenler… </u></strong></p>
<p>1.Bebeklik döneminde ilk süt dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren, dişler, bebekler için uygun olan bir diş fırçası ve diş macunu ile günde 2 sefer fırçalanmaya başlanmalıdır.</p>
<p>2.Çocuklar için tercih edilecek diş fırçasının; başlığı çocuğun yaşı ve ağız yapısı için doğru büyüklükte seçilmeli, köşeleri yuvarlak olmalı, kılları yumuşak ve temizlenebilir olmalı, sapı çocuğun kolay kavrayabileceği yapıda tercih edilmeli ve mutlaka 3 ayda 1 değiştirilmelidir.</p>
<p>3.Çocuklara, dişlerini kendilerinin fırçalamasına izin vererek, küçük yaşlardan itibaren diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmalı, ancak etkili diş fırçalama mutlaka ebeveynler tarafından yapılmalıdır.</p>
<p>4.Çocukların doğru teknik ve yeterli etkinlikte diş fırçalamaya başlayabilecekleri, ortalama 8-10 yaşına kadar, dişler ebeveynlerin kontrolünde fırçalanmalıdır.</p>
<p>5.Elektrikli diş fırçaları daimi dişlerin tamamlandığı döneme kadar ebeveynlerin kontrolünde kullanılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-elektrikli-dis-fircasi-kullanimi-dogru-mu-426254">Çocuklarda Elektrikli Diş Fırçası Kullanımı Doğru Mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda kansızlık okul başarısını düşürüyor !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kansizlik-okul-basarisini-dusuruyor-425865</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 07:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarısını]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[düşürüyor]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425865</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda kansızlık (anemi), en sık görülen kan hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. 6 ay ila 2 yaş arasındaki çocuklarda iştahsızlık, kilo alamama, ciltte solukluk, huzursuzluk, anneye aşırı düşkünlük, ağladıktan sonra nefessiz kalma veya anormal şeyler yeme gibi sorunlar, çocuklarda görülen aneminin en yaygın nedeni olan demir eksikliğine işaret edebiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kansizlik-okul-basarisini-dusuruyor-425865">Çocuklarda kansızlık okul başarısını düşürüyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>    ÇOCUKLARDA KANSIZLIK OKUL BAŞARISINI DÜŞÜRÜYOR! </strong></p>
<p> </p>
<p>Çocuklarda kansızlık (anemi), en sık görülen kan hastalıklarında ilk sırada yer alıyor. 6 ay ila 2 yaş arasındaki çocuklarda iştahsızlık, kilo alamama, ciltte solukluk, huzursuzluk, anneye aşırı düşkünlük, ağladıktan sonra nefessiz kalma veya anormal şeyler yeme gibi sorunlar, çocuklarda görülen aneminin en yaygın nedeni olan demir eksikliğine işaret edebiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi</strong> <strong>Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, </strong>bu belirtilerin görülmesi halinde erken tanı için mutlaka hekime başvurulması gerektiğine dikkat çekerek,  “Zira, küçük yaşta uzun süre demir eksikliği olan çocuklarda IQ seviyesinin yaşıtlarına göre birkaç puan düşük olduğu gösterilmiştir. Demir eksikliğinde vücudun bağışıklık sistemi de etkileniyor. Dolayısıyla kansızlık hem IQ seviyesini etkileyerek çocuğun okul başarısının düşmesine, hem de bağışıklık sistemini etkileyerek daha sık hastalanıp daha geç iyileşmesine neden oluyor. En yaygın nedeni demir eksikliği olsa da pek çok etken kansızlığa yol açabiliyor. Bu nedenle altta yatan etkenin zamanında teşhis ve tedavi edilmesi, çocuğun sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için çok önemlidir” diyor.  </p>
<p><strong>En önemli anemi nedeni demir eksikliği</strong></p>
<p>Çocuğun yaşına göre hemoglobin değerinin düşük olmasına ‘anemi’ denildiğini belirten Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, bu hastalığın nedenini “Alyuvarların içinde bulunan hemoglobin vücuttaki tüm dokulara oksijen taşınmasını sağlıyor. Alyuvarların üretimi sırasında demire, Vitamin B12’ye ve folik asite ihtiyaç vardır. Bunların eksikliğinde alyuvar yapımı azalıyor ve kansızlık ortaya çıkıyor” diye anlatıyor. Çocuklarda anemi en sık 6 ay ile 2 yaş arasında görülüyor. Prof. Dr. Aziz Polat, çocuklarda bu dönemlerde en önemli anemi sebebinin demir eksikliği olduğunu belirterek, “Anne sütündeki demirin emiliminin çok iyi olması nedeniyle doğumdan itibaren emzirilen çocuklarda 6 aydan önce demir eksikliği görülmüyor” diyor. Demir eksikliğini önlemek için prematüre bebeklere 2. ayda, zamanında  doğan bebeklere de 4. ayda başlayarak bir yaşına kadar demir damlası verildiğini belirten Prof. Dr. Aziz Polat, sözlerine şöyle devam ediyor: “Koruyucu damlaya rağmen demir eksikliği gelişen çocuklara ise daha yüksek dozda demir veriliyor. Bu nedenle tüm bebeklere 9-12. aylarda kan sayımı ile demir ve vitamin B12 düzeyi ölçümü yapılması tavsiye ediliyor” </p>
<p><strong>Hatalı beslenme demir eksikliği riskini artırıyor</strong></p>
<p>Ek gıdalara erken başlamak ve bir yaşından önce inek sütüyle beslemek bebeklerde demir eksikliği riskini artırıyor. Daha büyük yaşlardaki çocuklarda günde yarım litreden fazla inek sütü, çay, kahve ile gazlı gıdalar tüketmek de önerilmiyor. Ayrıca et, yumurta ve C vitamini içeren meyve ve sebzeleri az tüketmek de demir eksikliğine sebep olabiliyor. Bu nedenle kansızlığa karşı kırmızı et, karaciğer, dalak, yumurta sarısı, nohut, kuru fasulye, mercimek, ıspanak, karalahana, brokoli, domates, üzüm ile karadut pekmezi, hurma, antep fıstığı, kaju, kuru üzüm, kuru erik ve kuru kayısı gibi demirden zengin gıdalarla beslenmek büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Vitamin B12 eksikliğine dikkat! </strong></p>
<p>Çocuklarda görülen aneminin bir diğer sebebinin vitamin B12 eksikliği olduğuna işaret eden Çocuk Hematolojisi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat, “İlk aylarda bebekler B12 vitaminini annelerinden alıyorlar. Bu yüzden annelerin hem gebelikte, hem de emzirme döneminde beslenmelerine dikkat etmeleri, ihtiyaç varsa demir ve vitamin ilaçları kullanmaları bebek için çok önemlidir. Zira, erken çocukluk döneminde vitamin B12 eksikliği olursa anemiye ilave olarak çocuğun nörolojik gelişimi duraklıyor. Oturma, emekleme, yürüme, öğrenme ve beyin gelişim gecikmesi olabiliyor. Dolayısıyla vitamin B12 tedavisinin zamanında yapılması gerekiyor” diyor. Vitamin B12 eksikliği belirtileri “solukluk, iştahsızlık, çok uyuma, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, baş dönmesi, denge bozukluğu, ağız içinde ve dilde çatlak, ağrı, kızarıklık, karın ağrısı, uzun süren ishal” olarak sıralanıyor. Bu çocukların vitamin B12 yönünden zengin olan kırmızı ve beyaz et, karaciğer, dalak, yumurta, süt, yoğurt, peynir, kefir, balık (somon, sardalya, alabalık, ton balığı, uskumru) gibi gıdalarla beslenmeleri tavsiye ediliyor. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar da anemiye yol açabiliyor! </strong></p>
<p>Demir ve Vitamin B12 eksikliği dışında Akdeniz anemisi taşıyıcılığı ve hastalığı (talasemi), sarılıkla birlikte olan hemolitik anemiler, orak hücre anemisi ve kronik hastalık (böbrek, karaciğer, romatizmal, enfeksiyon) anemisi gibi etkenler de anemi nedeni olabiliyor. Lösemi hastalarında kemik iliğinin anormal hücrelerle kaplı olması sebebiyle alyuvar üretimi azaldığı için anemi oluşabiliyor. Ciltte solukluk, kemik ağrıları, ateş, burun ve diş eti kanamaları, vücutta morluk, boyunda bezelerin büyümesi gibi belirtiler görüldüğünde mutlaka çocuk hematoloji uzmanına başvurmak gerekiyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-kansizlik-okul-basarisini-dusuruyor-425865">Çocuklarda kansızlık okul başarısını düşürüyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Geniz Eti İle İlgili Bilmeniz Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-geniz-eti-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler-424583</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 08:24:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilmeniz]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[eti]]></category>
		<category><![CDATA[geniz]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424583</guid>

					<description><![CDATA[<p> Nefes alma zorluğuna neden olan geniz eti problemi, özellikle çocuklarda gelişme geriliğinden konsantrasyon bozukluğuna kadar önemli sorunlara yol açabiliyor. Üzüm salkımına benzetilen geniz eti dokusu, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-geniz-eti-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler-424583">Çocuklarda Geniz Eti İle İlgili Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ÇOCUKLARDA GENİZ ETİ İLE İLGİLİ BİLMENİZ GEREKENLER</strong></p>
<p><strong> </strong>Nefes alma zorluğuna neden olan geniz eti problemi, özellikle çocuklarda gelişme geriliğinden konsantrasyon bozukluğuna kadar önemli sorunlara yol açabiliyor. Üzüm salkımına benzetilen geniz eti dokusu, bağışıklık sisteminin bir parçası olarak tanımlanıyor. Ancak geniz etinin büyümesi çeşitli sorunlara yol açarak hastanın hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Gece ağzı açık uyuma, horlama veya uyku apnesi gibi sorunların nedeni geniz eti büyümesi olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Ömer Çelikal, geniz eti ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Geniz eti büyümesi çocuğun yaşam kalitesini bozuyor</strong></p>
<p>Geniz eti yani adenoid, burun boşluğunun arkasında, geniz bölgesinde bulunan bağışıklık sisteminin önemli elemanlarından biri olarak bilinen lenfositlerin görev aldığı özel bir dokudur. Üzüm salkımına benzeyen doku immün yani bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve geniz etinin varlığı anormal bir durum olmamaktadır. Geniz eti, çeşitli koşullarda büyüme gösterebilmektedir. Geniz etindeki büyümeler hastanın yaşam konforunu bozmakta ve çeşitli hastalıklara neden olabilmektedir. Geniz bölgesindeki tıkanmaların nedenleri araştırılmalıdır. Geniz eti büyümelerinde hastanın uzmana danışıp altta yatan durum belirlenerek tedavi uygulanması gerekmektedir. </p>
<p><strong>Geniz eti çocukta uykudayken nefes durmasına yol açabilir </strong></p>
<p>Geniz eti yani adenoid, çocukluk döneminde herkeste bulunmaktadır. Bu adenoid yani geniz eti dokusunun çok büyüyüp burundaki hava geçişini tıkayacak duruma gelmesi problemlerin başlıca kaynağını oluşturmaktadır. Geniz eti normalden büyük olduğunda hastada ağzı açık uyuma, horlama veya uykuda nefes durması şikayetleri var ise şüphelenmek gerekmektedir. Bu gibi durumlarda uzmana başvurmak hastanın hayat kalitesinin etkilenmemesi için önemlidir. </p>
<p>Çocukluk döneminde herkeste bulunan ve bağışıklık sisteminin bir parçası olan geniz eti yani adenoid, çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında mikroorganizmalara bağışıklık yanıtı olarak veya alerjik rinitlere bağlı olarak büyüme gösterebilmektedir. Geniz eti büyümesi bir takım sıkıntılara yol açabilmektedir. </p>
<ul>
<li><strong>Soluk almada zorluk:</strong> Geniz etinin aşırı büyümesi, burundan gelen hava yolunu tıkayarak nefes borusuna ulaşımı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle çocuklar ağızları açık uyumaktadır. Yemek yerken zorlanma yaşanması da bu nedenle olabilmektedir. Geniz eti büyümesi çocukların yaşam kalitesini düşürebilmektedir. </li>
<li><strong>Uyku bozuklukları:</strong> Geniz etinin büyümesi soluk almayı zorlaştırdığı için çocuklarda ciddi huzursuzluğa yol açabilmektedir. Uyku sırasında nefes alamayan çocuk sık sık uyanmakta, aşırı terleme ve altını ıslatma gibi sıkıntılar yaşayabilmektedir. Gündüzleri ise uyku hali veya hiperaktivite söz konusu olmaktadır. Dikkat dağınıklığı, odaklanma güçlüğü, öğrenme sürecinde zorlanma gibi sorunlar da ortaya çıkabilmektedir. Bazı çocuklarda uyku sırasında solunum durması olarak bilinen uyku apnesi de görülebilmektedir. </li>
<li><strong>İştahsızlık:</strong> Geniz etinin aşırı büyümesine bağlı olarak gelişen sıkıntılardan biri de iştahsızlık olarak bilinmektedir. Uyku düzeni bozulan, ağzı açık uyuyan ve nefes almaya çalışan çocukta iştahsızlık görülebilmektedir. </li>
<li><strong>Büyüme geriliği:</strong> Büyüme hormonu salgısı büyük oranda uyku esnasında gerçekleşmektedir. Geniz eti sıkıntısı yaşayan çocuklarda görülen uyku bozukluklarından dolayı salgılanan büyüme hormonu seviyesi de düşmektedir. Bu nedenle geniz eti büyümesi yaşayan çocuklarda büyüme geriliği gözlemlenebilmektedir.</li>
<li><strong>Diş yapısında ve çene kemiklerinde bozukluklar:</strong> Geniz etinin aşırı büyümesiyle çocuklarda burun tıkanıklığı görülmektedir. Bu durum, çocukları ağızdan nefes almaya mecbur bırakmaktadır. Uzun bir süre ağızdan nefes alındığı takdirde üst çenede daralma gibi gelişimsel bozukluklar meydana gelebilmektedir. </li>
<li><strong>Sinüzit:</strong> Geniz eti büyümesiyle kronik sünizit hastalığı ortaya çıkabilmektedir. Sinüzit ilaç tedavisiyle kısmen iyileşebilir ancak en ufak bir soğuk algınlığı veya yorgunlukta hastalık nüks edebilmekte yani tekrarlayabilmektedir. </li>
<li><strong>Orta kulak hastalıkları:</strong> Geniz boşluğu, orta kulağa açılan östaki kanallarına ev sahipliği yapmaktadır. Geniz etinin büyümesiyle östaki kanallarında tıkanma meydana gelebilir. Hatta geniz etindeki mikroplar orta kulağa aksederek enfeksiyona yol açabilir.  </li>
</ul>
<p><strong>Vakit kaybetmeden doktora başvurun</strong></p>
<p>Ağzı açık uyuma horlama uykuda nefes durması(apne) şikayetleri yaşayan hastalarda geniz etinden şüphelenmek gerekmektedir. Tanısını 2 yöntemle koyulabilmektedir. Fiberoptik kameralarla burun deliklerinden girilip geniz bölgesine bakılarak ya da kafa yan grafisi çekilerek geniz eti büyüklüğü tanısı konabilir. Tanının ardından tedavi yöntemlerine başlanmaktadır. Ağzı açık uyuma veya horlama sorunu olan çocuklarda yapılan muayene sonucu, geniz eti büyüklüğü saptanırsa, ilaçla tedavinin yetersiz geldiği noktada genel anestezi altında ameliyat önerilmektedir.</p>
<p>Ağzı açık uyuma horlama uykuda apnesi olan çocuklarda yapılan fiberoptik muayenede yani burun içi yapılar, geniz veya yemek borusunun içini görüntüleyebilen bir muayene ile ya da çekilen grafide geniz eti büyüklüğü saptanırsa ameliyat edilmektedir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Modern cerrahi teknikler uygulanıyor</strong></p>
<p>Geniz eti ameliyatı, ilaç tedavilerinin yetersiz olduğu durumlarda yapılmaktadır. Bezede büyüme belirtileri görülmesi durumunda uzmanlar ameliyat önerebilmektedir. Geniz eti ameliyatı genel anestezi altından yapılmaktadır. Ağız içerisinden özel küretler yardımıyla adenoid doku kürete edilmektedir. Geniz eti ameliyatı için deride herhangi bir kesiye ihtiyaç duyulmamaktadır. İşlem uzun sürmemekte, 20-30 dakika içinde tamamlanmaktadır. Ameliyat sonrası düzenli kontrollere devam etmek geniz etinin durumunun kontrolü için önemlidir. Hasta geniz eti ameliyatından çıktıktan sonra, iyileşme süresi yaklaşık 1 ya da 2 gündür. Çocuklarda bademcik ameliyatlarının iyileşme süresi ortalama 3- 5 gün, yetişkinlerde ise bu süre 10 güne kadar çıkabilmektedir. Geniz eti ameliyatı kolay ve kısa sürede iyileşme sağlanabilen bir ameliyat olmaktadır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-geniz-eti-ile-ilgili-bilmeniz-gerekenler-424583">Çocuklarda Geniz Eti İle İlgili Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çocuklarda ilk sırada antibiyotik alerjisi görülüyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ilk-sirada-antibiyotik-alerjisi-goruluyor-424501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 07:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[sırada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=424501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antibiyotikler, bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Ancak her ilaç gibi yararlı etkilerin yansıra istenmeyen ilaç reaksiyonlarına yol açarak zararlı etkiler de gösterebilirler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ilk-sirada-antibiyotik-alerjisi-goruluyor-424501">&#8220;Çocuklarda ilk sırada antibiyotik alerjisi görülüyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>18-24 Kasım “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası”</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>“Çocuklarda ilk sırada antibiyotik alerjisi görülüyor”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>18-24 Kasım “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası” kapsamında gereksiz antibiyotik kullanımının yarattığı alerjilere ve antibiyotik direncine dikkat çeken Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği İlaç Alerjileri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Hakan Güvenir, ilaç alerjilerinin nedenlerine bakıldığında çocuklarda antibiyotik alerjisinin ilk sırada geldiğini söyleyerek, gereksiz antibiyotik kullanımının alerjinin yanı sıra son yıllarda dünya çapında önemli bir sağlık sorunu haline gelen ‘antibiyotik direncini’ de artırdığını vurguladı.</strong></p>
<p> </p>
<p>Antibiyotikler, bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ilaçlardır. Ancak her ilaç gibi yararlı etkilerin yansıra istenmeyen ilaç reaksiyonlarına yol açarak zararlı etkiler de gösterebilirler. Bu reaksiyonlarının büyük kısmı, yan etki olarak adlandırılan ilacın dozu ve kimyasal yapısıyla ilişkili öngörülebilir reaksiyonlardır. Ayrıca duyarlı kişilerde, öngörülemeyen ve ilacın dozundan ya da kimyasal yapısından bağımsız olarak ortaya çıkan alerjik reaksiyonlar da görülebilmektedir. <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği İlaç Alerjileri Çalışma Grubu Üyesi Doç. Dr. Hakan Güvenir</strong> ilaç alerjilerinin nedenlerine bakıldığında özellikle de çocuklarda antibiyotik alerjisinin ilk sırada geldiğini, antibiyotik alerjilerinin son yıllarda artan gereksiz kullanım sıklığı nedeniyle önemli bir sağlık sorunu haline geldiğini ifade etti.</p>
<p>Herhangi bir antibiyotiğin kullanımı sırasında döküntü, kaşıntı, tansiyon düşmesi, bayılma gibi semptomları olan hastaların mutlaka alerji uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen <strong>Doç. Dr. Hakan Güvenir,</strong> ilaç alerji testleri yapılarak antibiyotik alerjilerinin doğrulanmasının önemli olduğunu, doğrulanmamış, gereksiz antibiyotik alerjisi etiketinin, hastaların yetersiz veya daha geniş spektrumlu antibiyotik kullanmasına, bunun da vücutta antibiyotik direncinin gelişmesine katkıda bulunduğuna işaret etti.</p>
<p><strong>BU YILIN TEMASI: ANTİBİYOTİK DİRENCİNİ BİRLİKTE ÖNLEMEK</strong></p>
<p>Bu konulara dikkat çekmek, antibiyotik direnci ve akılcı antibiyotik kullanımı konusunda hem toplumda hem de sağlık çalışanlarında farkındalığı artırmak amacıyla, her yıl 18-24 Kasım tarihleri arası “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası” olarak anıldığını ifade eden Güvenir, “Bu yıl Dünya Sağlık Örgütü bu haftanın ana temasını <strong>“antibiyotik direncini birlikte önlemek”</strong> olarak belirledi. Bakterilerin kendilerini öldürmek için tasarlanan bu ilaçlara direnme yeteneği geliştirmesi olarak tanımlanan <strong>“antibiyotik direnci”</strong> <strong>son yıllarda dünya çapında önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. </strong>Antibiyotiklerin gereksiz kullanılması, yetersiz ya da fazla süre kullanılması veya gereğinden daha geniş etki spektrumuna sahip antibiyotiklerin kullanılması bakterilerin direnç geliştirmesine yol açmaktadır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Doç. Dr. Hakan Güvenir,</strong> a<strong>ntibiyotik direnç sorununun önüne geçmek ve alerji başta olmak üzere istenmeyen ilaç reaksiyonlarını en aza indirmek için yapılabilecekleri şöyle sıraladı:</strong></p>
<p> </p>
<p>Antibiyotikler yalnızca bakteriler için etkilidir, virüslere bağlı grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonları tedavi etmezler.</p>
<p>Antibiyotikler ateşi düşürmezler. Sadece uygun dozda ve sürede kullanıldığında, hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu ortadan kaldırdıkları için ateş düşer.</p>
<p>Hekiminiz antibiyotiğe ihtiyacınız olmadığını söylerse, antibiyotik talep etmeyin.</p>
<p>Daha önce antibiyotik kullandığınız hastalığa benzer bir hastalığa yakalansanız bile, bu kez antibiyotik kullanmanız gerekmeyebilir. Mutlaka hekiminize danışın.</p>
<p>Antibiyotik kullanmanız gerektiğinde, mutlaka önerilen dozda ve önerilen süre kullanın.</p>
<p>Antibiyotik kullanımı sırasında herhangi bir reaksiyon gelişmesi durumunda mutlaka hekiminize başvurun.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ilk-sirada-antibiyotik-alerjisi-goruluyor-424501">&#8220;Çocuklarda ilk sırada antibiyotik alerjisi görülüyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda işitme kaybı dikkat eksiliği ile karıştırılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-isitme-kaybi-dikkat-eksiligi-ile-karistiriliyor-420496</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Nov 2023 21:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eksiliği]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=420496</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dil ve konuşma gelişimi için kritik olan çocukluk döneminde meydana gelen bir işitme kaybının konuşma bozukluklarıyla sonuçlanabildiğini ifade eden uzmanlar, işitme kaybının tek olumsuz sonucunun konuşma bozukluğu olmadığını, beraberinde sosyal, psikolojik ve akademik zorlukları da getirdiğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-isitme-kaybi-dikkat-eksiligi-ile-karistiriliyor-420496">Çocuklarda işitme kaybı dikkat eksiliği ile karıştırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<table>
<tbody>
<tr>
<td><strong>Çocuklarda işitme kaybı dikkat eksiliği ile karıştırılıyor!</strong></p>
<p><strong>Dil ve konuşma gelişimi için kritik olan çocukluk döneminde meydana gelen bir işitme kaybının konuşma bozukluklarıyla sonuçlanabildiğini ifade eden uzmanlar, işitme kaybının tek olumsuz sonucunun konuşma bozukluğu olmadığını, beraberinde sosyal, psikolojik ve akademik zorlukları da getirdiğini söylüyor. İşitme kaybının çoğu zamana disleksi, dikkat eksiliği gibi durumlarla karıştırılabildiğini vurgulayan Odyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan,</strong> <strong>çocukluk çağında ortaya çıkan işitme kayıplarının her zaman akılda tutulması gerektiğini kaydediyor. </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, işitme kaybının çocukların dil ve konuşma gelişimi üzerindeki etkileri konusunu ele aldı.</p>
<p><strong>Çocukluk çağında ortaya çıkan işitme kayıpları unutulmamalı</strong></p>
<p>İşitme kaybının doğuştan olabildiği gibi sonradan da gelişebileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, “Bir bebeğin Yenidoğan İşitme Taramasından geçmiş olması ilerleyen yaşlarında işitme kaybının olmayacağı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla çocukluk çağında ortaya çıkan işitme kayıpları her zaman akılda tutulmalı.” dedi.</p>
<p><strong>Okulöncesi yaş grubunda gelişen işitme kaybı nasıl anlaşılır?</strong></p>
<p>Ülkemizde yaygınlaştırılmış işitme tarama programlarının yalnızca yenidoğanlar ve okul çağı çocukları için var olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, bu nedenle okulöncesi yaş grubunda gelişen bir işitme kaybının ebeveynlerin endişeleri, çocuklardaki konuşma geriliği veya çocuk okula başladığında öğretmenlerinin fark etmesi ile anlaşıldığını anlattı.</p>
<p>Konuşabilmek için sağlıklı bir işitme sistemine sahip olmak gerektiğine dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dolayısıyla dil ve konuşma gelişimi için kritik olan çocukluk döneminde meydana gelen bir işitme kaybı konuşma bozukluklarıyla sonuçlanabiliyor. Ne yazık ki işitme kaybının tek olumsuz sonucu konuşma bozukluğu değildir; beraberinde sosyal, psikolojik, akademik zorlukları da getiriyor. Bu sebeple işitme kaybı çoğu zamana disleksi, dikkat eksiliği gibi durumlarla karıştırılabilir ve aileler psikiyatri, nöroloji gibi bölümlere yönlendirilebilir.</p>
<p><strong>Fark edilme gecikirse müdahale de gecikiyor…</strong></p>
<p>Halbuki işitme kaybı varlığı tespit edildiğinde uygun işitme cihazları ile işitmesi normale dönen çocukların, akademik başarı ve konsantrasyon problemlerinin de ortadan kalktığı biliniyor. Çocuklarda işitme kaybının fark edilme süresi ne kadar uzarsa müdahale de bir o kadar gecikiyor. Bu olumsuz tablo göz önünde bulundurulduğunda işitme kaybı için erken müdahale oldukça önemli.”</p>
<p><strong>İşitme kaybı tipine göre odyologlar tarafından cihazlandırılma uygulanır</strong></p>
<p>İşitme kaybı durumunda ilk müdahalenin çocukların cihazlandırılmasının sağlanması olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, şunları kaydetti:</p>
<p>“İşitme cihazı ve biyonik kulak gibi teknolojik gelişmeler, çocukların işitemediği sesleri yükselterek işitmelerini sağlıyor. Çocukların işitme kaybı tipine ve derecesine göre odyologlar tarafından en doğru cihazlandırılma seçeneği belirlenir ve uygulanır. Bu sayede çocuklar sesleri yeniden işitmeye başlar ve konuşmayı öğrenmeleri ve/veya konuşma bozukluklarının düzeltilmesi için gerekli ön şart sağlanmış olur.”</p>
<p><strong>Özel eğitimde odyologlar, dil ve konuşma terapistleri olmalı</strong></p>
<p>İşitme kaybı tanılanan çocukların cihazlandırılmasıyla birlikte işitsel eğitim süreçlerinin de başlaması gerektiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, “Bu amaç doğrultusunda ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri bulunuyor. Bu merkezlerde işitme kayıplı bir çocuğun özel eğitim ekibinde olması gereken başlıca profesyoneller odyologlar, dil ve konuşma terapistleri, işitme engelliler öğretmenleri olmakla birlikte çocuğun gereksinimleri dahilinde ekipte özel eğitim öğretmenleri, psikologlar ve ergoterapistler de yer almalı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İşitsel rehabilitasyona ek, dil ve konuşma terapisi de olmalı</strong></p>
<p>İşitme kaybı tanılandıktan sonra işitme cihazı takan çocukların işitsel eğitimin temelini oluşturan rehabilitasyon sürecine başlanması gerektiğini de ifade den Dr. Öğr. Üyesi Didem Şahin Ceylan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Odyologlar tarafından her çocuğa özel olarak hazırlanan işitsel rehabilitasyon programı ile çocuklar süreç içerisinde sesleri yeniden öğrenir; böylece konuşmaları da yaşıtlarını yakalar.  Cihazlandırılmış olmasına rağmen işitme kaybından kaynaklı veya ona eşlik eden bazı konuşma bozuklukları durumunda ise işitsel rehabilitasyona ek olarak, dil ve konuşma terapisi alınabilir. Çocuklar terapistler tarafından dil ve konuşma gelişimi açısından değerlendirilir, gerekli görülüyorsa uygun terapi süreci planlanır ve uygulanır. Terapinin temel hedefi, işitme kayıplı çocukların yaşıtlarına uygun dil ve konuşma gelişimi göstermelerini sağlamaktır.” </p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-isitme-kaybi-dikkat-eksiligi-ile-karistiriliyor-420496">Çocuklarda işitme kaybı dikkat eksiliği ile karıştırılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 09:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[azaltabiliriz]]></category>
		<category><![CDATA[çağındaki]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enfeksiyon riski, tüm çocukların tehdidi altında olduğu bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek için ise bazı tedbirlerin uygulanabilir olduğu, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Yar, enfeksiyonlarla karşılaşma riskini azaltabileceğimiz temel tedbirleri anlatıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961">Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon riski, tüm çocukların tehdidi altında olduğu bir sorundur. Bu sorunla mücadele etmek için ise bazı tedbirlerin uygulanabilir olduğu, uzmanlar tarafından belirtiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Neşe Yar, enfeksiyonlarla karşılaşma riskini azaltabileceğimiz temel tedbirleri anlatıyor.</p>
<p>Okul çağındaki çocuklar, sık sık enfeksiyonlara maruz kalabilirler. Ancak doğru önlemler alarak enfeksiyon riskini azaltmak mümkündür. Genel-geçer hijyen kurallarına dikkat etmek bu noktada başlıca davranış alışkanlığı olmalıdır. Bu sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de önemlidir. Zira enfeksiyonların yayılmasına, yetişkinlerin etkileri de yoğundur. Bu nedenle, çocuklarımıza kazandıracağımız alışkanlıkları, kedimizin de edinmesi gerekli olacaktır.</p>
<p>El Yıkama Alışkanlığı Kazandırın</p>
<p>El yıkama alışkanlığı kazandırmak, çocukların enfeksiyon riskini azaltmanın temel adımlarından biridir. Çocuklara düzenli el yıkamanın önemi öğretilmelidir. Özellikle okula gitmeden önce ve çıkarken, yemeklerden önce ve sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hayvanlarla temasın ardından ve oyun alanlarından döndüklerinde ellerini yıkamaları gerektiği vurgulanmalıdır. El yıkama sırasında sabun kullanımı teşvik edilmelidir. El temizliği, mikropların yayılmasını önler ve çocukların kendilerini ve çevrelerini korumalarına yardımcı olur. Ayrıca çocuklara doğru el yıkama teknikleri öğretilmeli, bu alışkanlık günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Bu sayede çocuklar, okul ve ev ortamlarında daha sağlıklı bir şekilde enfeksiyonlardan korunabilirler.</p>
<p>Islak Mendil Kullanımına Dikkat Edin</p>
<p>Islak mendiller, pratik bir temizlik aracı gibi görünse de, mikroplarla mücadelede etkili değillerdir. Çocuklara ellerini temizlemek için sık sık ıslak mendil kullanmak, mikropların yayılmasına neden olabilir. Bunun yerine, çocuklara ellerini düzenli olarak su ve sabunla yıkamayı öğretmek daha önemlidir. El yıkama, mikropları etkili bir şekilde temizler ve enfeksiyon riskini azaltır. Islak mendiller sadece kirleri yüzeyden alır, ancak mikropları öldürmez. Bu nedenle çocuklarınıza hijyen alışkanlığı olarak el yıkamayı kazandırmak, enfeksiyonlardan korunmada en etkili adımlardan biridir. Ayrıca özellikle yemek öncesi, tuvalet sonrası ve dışarıdan geldiklerinde ellerini yıkamalarını teşvik ederek enfeksiyon riskini daha da azaltabilirsiniz.</p>
<p>Beslenme ve Egzersize Özen Gösterin</p>
<p>Beslenme ve egzersiz çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için kritik öneme sahiptir. Çocukların sağlıklı bir diyetle beslenmeleri, vücutlarının gerekli besin maddelerini almasını sağlar. Özellikle C vitamini ve mineraller, bağışıklık sistemini destekleyen önemli bileşenlerdir. Bu nedenle çocuklarınızın günlük olarak taze meyve, sebze ve lifli gıdalar tüketmelerini teşvik edin. Ayrıca düzenli egzersiz yapmak, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmede etkilidir. Aktif bir yaşam tarzı, vücutlarının daha sağlıklı ve dirençli olmasına yardımcı olur. Çocukları spor veya fiziksel aktivitelerle tanıştırmak, onların düzenli olarak hareket etmelerini teşvik eder. Bu sayede enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı bir bağışıklık sistemine sahip olurlar ve sağlıklı bir yaşam biçimini benimserler. Beslenme ve egzersize özen göstermek, çocukların enfeksiyonlardan korunmasında önemli bir adımdır.</p>
<p>Aşıları İhmal Etmeyin</p>
<p>Aşıları ihmal etmemek, çocukların sağlığını korumada kritik bir rol oynar. Aşılar, çocukları bir dizi ölümcül enfeksiyondan korur ve toplumun bağışıklık kazanmasına katkıda bulunur. Çocuklar, doğduklarında ve büyüdükçe belirli aşıları almaları gerekmektedir. Bu aşılar, özellikle bebeklik döneminde, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirir ve ciddi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca toplum sağlığı açısından da önemlidirler, çünkü aşılanmış bir çocuk, enfeksiyonları yayma riskini azaltır. Bu nedenle çocuklarınızın aşı takvimini eksiksiz takip etmek ve doktorunuzun önerdiği tüm aşıları zamanında yaptırmak, onların sağlıklı bir yaşam sürdürmelerine yardımcı olur. Aşıları ihmal etmemek, çocukların enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma geliştirmelerini sağlar ve ciddi hastalıkların riskini azaltır.</p>
<p>Sigara İçilmeyen Bir Ortam Sağlayın</p>
<p>Çocukların sağlığını korumak için sigara içilmeyen bir ortam sağlamak son derece önemlidir. Sigara dumanı, çocuklar için ciddi sağlık riskleri taşır. Pasif içicilik, çocukların solunum yollarını etkileyebilir ve astım gibi solunum problemlerine yol açabilir. Ayrıca çocukların uzun vadede sigara içme alışkanlığı kazanma olasılığını artırabilir. Bu nedenle çocukların bulunduğu her ortamda sigara içilmemesine dikkat edilmelidir. Eğer evinizde sigara içiliyorsa, içme alanını çocuklardan uzak tutun ve dumanın diğer odalara yayılmasını önleyin. Aynı hassasiyeti okul ve kreş gibi toplu alanlarda da gösterin. Sigara içenleri çocukların yanında uyarmak ve çocuklara sigaranın zararları hakkında bilgi vermek, sağlıklı bir çevre oluşturmak için önemlidir.</p>
<p>Okulda Enfeksiyonlardan Korunmayı Öğretin</p>
<p>Okulda enfeksiyonlardan korunmayı öğretmek, çocukların sağlığını koruma açısından kritik bir önem taşır. Bu, çocuklara hijyen kurallarını ve enfeksiyon bulaşma yollarını anlatmayı içerir. Çocuklara hapşırma ve öksürme sırasında ağızlarını dirsekleriyle kapatmalarını öğretmek, damlacık yoluyla enfeksiyonların yayılmasını engellemeye yardımcı olur. Paylaşılan materyalleri kullanmamaları ve kişisel eşyalarını sık sık dezenfekte etmeleri konusunda bilinçlendirmek de önemlidir. Okulda hijyen kurallarına uyulması gerektiğini ve sık sık el yıkamanın enfeksiyon riskini azalttığını anlatmak, çocukların bu alışkanlıkları geliştirmesine yardımcı olur. Ayrıca okulun temizliği ve havalandırılması konusunda dikkatli olunması gerektiğini vurgulamak, çocukların sağlığını koruma açısından önemlidir. Bu şekilde, çocuklar enfeksiyonlardan korunmayı öğrenir ve okulda daha güvende kalabilirler.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-cagindaki-cocuklarda-enfeksiyon-riskini-nasil-azaltabiliriz-417961">Okul Çağındaki Çocuklarda Enfeksiyon Riskini Nasıl Azaltabiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Soluk Borusunu Tıkayan Yabancı Cisimlere Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-soluk-borusunu-tikayan-yabanci-cisimlere-dikkat-414806</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Oct 2023 14:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[borusunu]]></category>
		<category><![CDATA[cisimlere]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[soluk]]></category>
		<category><![CDATA[tıkayan]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414806</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda yabancı cisim yutma en sık 6 ay-3 yaş arasında merak ve öğrenme duygusunun gelişimi ile görülüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-soluk-borusunu-tikayan-yabanci-cisimlere-dikkat-414806">Çocuklarda Soluk Borusunu Tıkayan Yabancı Cisimlere Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda yabancı cisim yutma en sık 6 ay-3 yaş arasında merak ve öğrenme duygusunun gelişimi ile görülüyor. Bebek veya çocuklar bu dönemde genellikle eşyaları ağızlarıyla tanımaya çalıştıklarından ellerine geçen her şeyi ağzına götürme eğiliminde oluyor. Aynı zamanda çocukların çok aktif oldukları bir dönem olan bu gelişim sürecinde yutulan cisimlerin nefes borusuna kaçma riski yüksek oluyor. Bu durumun hayati bir tehdit oluşmadan ebeveynler tarafından fark edilip müdahale edilmesi önem taşıyor. Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Taner Kamacı, çocuklarda yabancı cisim yutma hakkında önemli bilgiler paylaştı. </p>
<p><strong>Kuruyemiş ve oyuncaklara dikkat!</strong></p>
<p>Çocukların nefes borusuna herhangi bir cisim kaçırması yabancı cisim aspirasyonu olarak tanımlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yabancı cisim aspirasyonları çocuk ölümleri listelerinde üst sıralarda yer almaktadır. Çocuğun nefes borusuna kaçırabileceği organik ve inorganik cisimler olabildiğince çocuktan uzak tutulmalı ama buna rağmen nefes borusuna kaçırma ve nefes alamama, morarama, boğulma ve öksürük gibi bulgular gözlemlenirse derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Çocuklar en çok fındık, fıstık, ceviz, çekirdek vb. kuruyemişleri nefes borusuna kaçırırlar. Bunun dışında havuç, salatalık, elma gibi ısırarak yedikleri diğer yiyecekleri, küçük oyuncak parçaları ve her türlü küçük cismi nefes borusuna kaçırabilir. 3 yaşından önce kuruyemişler direkt olarak yedirilmemeli veya ebeveyn gözetiminde verilmelidir. Küçük parçalı oyuncaklar alınmamalı, oyuncaklar çocuğun yaşına göre seçilmelidir. Saat pilleri gibi disk piller ortada bırakılmamalıdır. Çocuk ağzında yiyecek varken konuşup gülmemeli ve koşturmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sakin kalmaya özen gösterilmeli </strong></p>
<p>Yabancı cisim aspirasyonları sıklıkla evde olur. Çocuk nefes alamadığı için aileler ciddi panik yapar ve korkarlar. Aspirasyon sonrası çocuğun nefesi ve morarması düzelmiyorsa evde acil ilkyardım müdahalesi bilen birinin yapması gerekir. Yabancı cismin nefes borusuna mı yoksa yemek borusuna mı kaçtığı belli olmadığı için morarması geçmeyen çocukta ilk olarak ağız içi kontrol edilmeli ve görünen bir yabancı cisim varsa parmak ile aşağı kaçmamasına dikkat edilerek yabancı cisim çıkartılmalıdır. Eğer ağız içinde görünen yabancı cisim yoksa çocuk 1 yaşından büyükse Heimlich manevrası yapılır. Heimlich manevrası yaparken çocuğun arkasına geçilir. İki el yumruk yapılıp çocuğun midesinin üzerine yerleştirilir ve arkaya ve yukarıya doğru bastırma şeklinde yabancı cismin çıkartılması sağlanır. Eğer 1 yaşından küçükse o zaman yüzüstü ve baş aşağı gelecek şekilde bir elin üzerine yatırılıp diğer elle aşağıdan yukarı doğru vurma şeklinde müdahale edilir.</p>
<p><strong>Tıbbi müdahale zamanında yapılmalı</strong></p>
<p>Nefes borusuna kaçan yabancı cisimler nefes borusunu tamamen tıkayıp ani ölümle sonuçlanabilir. Sağ ya da sol ana bronşu tıkarsa o zaman hastada nefes darlığı şikayetleri ortaya çıkar. Eğer erken müdahale edilmezse bir süre sonra akciğer şişerek patlayabilir ve göğüs boşluğuna hava dolarak o taraf akciğeri tamamen söndürebilir. Nefes borusuna kaçan yabancı cisim tıkayacak bir yapıda değilse akciğer enfeksiyonuna neden olabilir. Nefes borusuna kaçan yabancı cismin çıkartılması için<strong> </strong>bronkoskopi işlemi uygulanır. İşlem sıklıkla yarım saat sürer ancak bazı hastalarda süre uzayabilir. Eğer yutulan yabancı cisim organik ise ve parçalanıyorsa birçok kez girilip çıkılarak parçalar halinde yabancı cisim çıkartılır. İnorganik cisimler ise genellikle tek seferde ve daha kısa sürede çıkartılırlar. Bronkoskopi öncesi çocuk çok fazla oksijensiz kaldıysa, işlem başarılı şekilde yapılmış ve yabancı cisim sorunsuz çıkartılmış bile olsa kalıcı nörolojik sorunlar oluşabilir.  O nedenle aspirasyon durumunda çocuğun en hızlı şekilde, çocuk cerrahi ve bronkoskopi imkanı olan bir hastaneye ulaştırılması çok önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-soluk-borusunu-tikayan-yabanci-cisimlere-dikkat-414806">Çocuklarda Soluk Borusunu Tıkayan Yabancı Cisimlere Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Minimal İnvaziv Yöntemleri ile Diş Çürüklerinin Önüne Geçebilirsiniz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-minimal-invaziv-yontemleri-ile-dis-curuklerinin-onune-gecebilirsiniz-410428</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Oct 2023 11:40:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çürüklerinin]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[geçebilirsiniz]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[invaziv]]></category>
		<category><![CDATA[minimal]]></category>
		<category><![CDATA[önüne]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=410428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diş hekimi ile ilk tanışmadan önce, ilerlemiş diş çürüğü veya yüzde şişliğe sebep olan diş apsesi gibi, ağrıyı deneyimledikleri şikayetleri olan çocuk hastaların diş tedavilerine uyum gösterebilmeleri çok mümkün olmuyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-minimal-invaziv-yontemleri-ile-dis-curuklerinin-onune-gecebilirsiniz-410428">Çocuklarda Minimal İnvaziv Yöntemleri ile Diş Çürüklerinin Önüne Geçebilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diş hekimi ile ilk tanışmadan önce, ilerlemiş diş çürüğü veya yüzde şişliğe sebep olan diş apsesi gibi, ağrıyı deneyimledikleri şikayetleri olan çocuk hastaların diş tedavilerine uyum gösterebilmeleri çok mümkün olmuyor.  “Küçük yaşlarda oluşan diş hekimi fobisi ise maalesef kolay aşılamıyor.” Açıklamasında bulunan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir</strong>“Ebeveynlerin çocukların diş bakımlarında etkin rol oynaması gerekiyor. Ağız hijyeni alışkanlıklarının doğru teknik ve ürün seçimleriyle eksiksiz tamamlanması ve ‘aile merkezli’ diş hekimliği anlayışının bebeklik döneminden itibaren benimsenmesi çok önemli” dedi.</p>
<p>Diş çürüklerinin başlangıç aşamasında tespit edildiği, güncel yaklaşımlara olanak sağlayan ‘Minimal invaziv’ tedavi yöntemlerinin önemine vurgu yapan <strong>Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir “</strong>Minimal invaziv çocuk diş hekimliği, çürüğün erken teşhisinde, çürüğe sebep olan etkenlerin ortadan kaldırılarak, ilerlemesine engel olmayı ve ‘gerekli’ durumlarda dişlerin ileri düzey tedavilerinin yapılmasını hedefleyen bir tedavi felsefesidir. Temel amaç, mümkün olduğu kadar ‘diş dokusunun korunarak’; ‘dişlerin aletlerle temizlenerek tedavi edilmesine gerek kalmadan’ çürüklerin ilerlemesini engellemek ve planlanan koruyucu tedavilerle oluşabilecek yeni çürüklerin de önüne geçmektir.” İfadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Karbonhidrat tüketimi azaltılmalı</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın ancak evde ebeveynlerin sürekli desteği ile sağlanabileceğine vurgu yapan Nurgül Demir, rutin diş hekimi kontrollerinin aksatılmaması ile başarı sağlanabileceğinin altını çizdi. Çocuk hastanın çürük riskinin belirlenmesinin önemine de dikkat çeken Demir şunları söyledi: “Risk unsurları hakkında ebeveynlerin bilgilendirilmesi ve diş hekiminin yönlendirmelerine mutlak suretle uyulması başarıda büyük önem taşır. Çocuğun karbonhidrat tüketim sıklığının azaltılması, diş hekiminin önerileri doğrultusunda seçilen florlu ürünlerle ağız hijyeni alışkanlıklarının düzenli olarak sağlanması ve hastanın çürük risk durumuna göre belirlenen aralıklarla profesyonel flor uygulamalarının yapılması en az uygulanacak tedaviler kadar önemlidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Diş çürüğüne karşı flor</strong></p>
<p>Florun, diş dokularını güçlendirdiğini ve gelişmiş ülkelerde çürük dişlerin tedavisinde kullanıldığına vurgu yapan <strong>Dt. Nurgül Demir “</strong>Gümüş diamin florid gibi, topikal gümüş preparatları da 40 yılı aşkın bir süredir çürüklerin durdurulmasında ve diş hassasiyetinin azaltılmasında yaygın olarak kullanılıyor. Florun, diş tedavilerinde kullanılması, çürük bakterisinden etkilenmiş dokuları onararak, derin çürük tedavilerine olan ihtiyacı önemli düzeyde azaltır. Bu da dişi, sağlıklı dokularıyla ağızda tutmanın yanında, tedavi maliyetlerini de önemli ölçüde düşürecektir. minimal invaziv tedavilerde yalnızca ebeveyn ve çocuk diş hekimi iş birliğiyle başarı sağlanabileceği unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Diş çürüğüne karşı kullanılan florun önemine dikkat çeken Nurgül Demir minimal invaziv tedavi seçeneklerinin diğer faydalarını ise şu şekilde sıraladı;</strong></p>
<p> </p>
<p>-Flor vernik uygulamaları, flor içerikli geçici dolgular, özel tekniklerle uygulanabilen paslanmaz çelik kaplamalar ve son zamanlarda giderek popülerleşen ‘gümüş diamin florid’ uygulamaları minimal invaziv diş tedavilerinin bazılarıdır. </p>
<p> </p>
<p>-Başlangıç aşamasında olan çürüklerin ilerlemesini durdurmalarının yanısıra; dişin canlı kısmına yakın olan çürüklerin kanal tedavisine gerek kalmadan ağızda tutulabilmesini de sağlar.</p>
<p> </p>
<p>-Farklı sağlık problemleri nedeniyle uyutularak diş tedavileri yapılamayan hastaların klinik koşullarda tedavi edilebilmesine olanak sağlaması, </p>
<p>-Uyum problemi olan çocukların diş hekimi fobilerinin aşılmasında geçici tedaviler olarak kullanılabilmesi, </p>
<p>-Erken çocukluk çağı çürükleri olan hastalar uyutularak tedavi edilebilecek yaşa gelene kadar çürüklerin belirli bir seviyede tutulmasının sağlanması</p>
<p> </p>
<p>-Özel gereksinimli, ağız hijyenini sağlamakta zorlanan hastalarda uygulanabilmeleri diğer avantajlarıdır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-minimal-invaziv-yontemleri-ile-dis-curuklerinin-onune-gecebilirsiniz-410428">Çocuklarda Minimal İnvaziv Yöntemleri ile Diş Çürüklerinin Önüne Geçebilirsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fark Edilmeyen Görme Sorunları Çocuklarda Akademik Başarıyı Etkileyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-gorme-sorunlari-cocuklarda-akademik-basariyi-etkileyebilir-409912</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2023 09:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[başarıyı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[sorunları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409912</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukların görsel fonksiyonlarının iyi çalışmasının, verimli bir eğitim için önemine işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, görsel becerilerden herhangi birinde sorun olan çocuklarda öğrenmenin zorlaştığını ve stresli hale geldiğini söyledi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-gorme-sorunlari-cocuklarda-akademik-basariyi-etkileyebilir-409912">Fark Edilmeyen Görme Sorunları Çocuklarda Akademik Başarıyı Etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Çocukların görsel fonksiyonlarının iyi çalışmasının, verimli bir eğitim için önemine işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, görsel becerilerden herhangi birinde sorun olan çocuklarda öğrenmenin zorlaştığını ve stresli hale geldiğini söyledi. Baş ağrısı, göz yorgunluğu gibi belirtilerin çocuklarda görme sorunlarına işaret edebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, “Çocuklar görme sorunu yaşadıklarının farkında olmayabilirler. Bu nedenle hem ebeveynlerin hem de öğretmenlerin bu konuda uyanık olması önemli. Çocukların okula dönüş döneminde göz hekimi kontrolleri de ihmal edilmemeli” diye konuştu. </em></p>
<p> </p>
<p>Okulların çok yeni açıldığı şu günlerde eğitim dönemi için tüm ihtiyaçlar karşılanırken sağlık kontrollerinin de ihmal edilmemesi önem taşıyor. Çocukların sağlığının akademik başarılarında da son derece önem taşıdığını hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, özellikle fark edilmeyen görme sorunlarının çocukların başarısızlıklarının altındaki neden olabileceğini anlattı. </p>
<p>Okula dönüş döneminde kapsamlı bir göz muayenesi yaptırmanın, gerekli olan öğrenim malzemelerini temin etmek kadar önemli olduğunu söylen Doç. Dr. Y. Kızıloğlu, “Okumak, yazmak ve bilgisayar kullanmak öğrencilerin her gün gerçekleştirdiği görsel görevler arasında yer alıyor. Okumaya ve çalışmaya harcanan zamanın önemli ölçüde artması çocukların gözleri üzerinde önemli bir yük oluşturur. Görsel fonksiyonların düzgün işlemesi çocukların verimli bir şekilde öğrenebilmeleri için büyük önem taşır” şeklinde konuştu. Görmenin öğrenme üzerindeki etkisiyle ilgili Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Çocuklar büyüyüp daha ileri sınıflara geçtikçe görsel becerilere daha yoğun şekilde ihtiyaç duyarlar. Okumaya ve çalışmaya harcanan zamanın önemli ölçüde artması çocukların gözleri üzerinde önemli bir yük oluşturur. Çocuklar sınıfta uzak mesafedeki tahtayı, ara mesafedeki bilgisayar ekranını ve yakın mesafedeki kitap ve defteri net görebilmeli; bu farklı mesafelerin birinden diğerine hızlı ve doğru şekilde odaklanabilmelidir. Bununla birlikte, satırları veya hareket eden objeleri iki gözü beraber kullanarak takip etme ve derinlik görme gibi beceriler için gözlerin paralelliği, hareketleri ve birbirleriyle koordinasyonu doğru şekilde işlemelidir. Örneğin net görebilen ve her iki gözünde 10/10 görüşe sahip bir çocukta, odaklanma, takip ve gözlerin koordinasyonu ile ilgili sorun olabilir.” </p>
<p><strong>“ÇOCUKLAR GÖRME SORUNUNU FARKINDA OLMAYABİLİR”</strong></p>
<p>Görsel becerilerden herhangi birinin düzgün çalışmaması durumunda çocuğun etkili öğrenmesinin zorlaşacağını ve bu durumun da çocuk üzerinde stres ve dolayısıyla başarısızlık yaratacağını anlatan Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, “Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuğun görme sorunu olduğunu gösterebilecek belirtilere karşı dikkatli olmaları gerekir; çünkü çocuklar görmelerinde bir problem olduğunun farkına varmayabilir” dedi. Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, bir çocuğun görme sorunu yaşadığını gösterebilen belirtileri; sık sık baş ağrısı, gözleri sık sık ovuşturmak ve kırpmak, yorgunluk, kısa dikkat süresi, okumaktan ve yakına bakılan diğer aktivitelerden kaçınmak, okuduğu yeri kaybetmek, satır atlamak, okuma materyallerini yüze yakın tutmak, bir gözü kapatmak, başı bir tarafa eğik tutmak, bir gözün içeri veya dışarı dönmesi ve çift görme şeklinde sıraladı. </p>
<p><strong>OKUL ÇAĞINDA EN SIK BU GÖRSEL SORUNLAR GÖRÜLÜYOR</strong></p>
<p>Çocuklarda görme sorunu ne kadar erken tespit edilir ve tedavi edilirse tedavinin başarılı olma olasılığının da o kadar artacağına dikkat çeken Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, okul çağındaki çocuklarda en sık görülen görme sorununun, uzağı görememe (miyopi), yakını görememe (hipermetrop) ve bulanık görmeye neden olan astigmatizma şeklindeki kırma kusurları olduğunu söyledi. Ayrıca gizli şaşılık, odaklanma sorunları ve göz kuruluğu gibi durumların da çocuklarda sıklıkla karşılaşılan göz sorunları olduğuna dikkat çekti.  </p>
<p><strong>HİPERAKTİVİTE VE DİKKAT DAĞINIKLIĞI GİBİ BELİRTİLERLE KENDİNİ GÖSTEREBİLİR</strong></p>
<p>“Okula dönüş döneminde kapsamlı bir göz muayenesi yaptırmak gerekli olan öğrenim malzemelerini temin etmek kadar önemlidir” diyen Doç. Dr. Özge Yabaş Kızıloğlu, okul yılları boyunca görme sık sık değişebileceği için, en azından senede bir sefer göz muayenesi yapılması gerektiğine işaret etti. Tedavi edilmeyen görme sorunlarının hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerle de kendini gösterebileceğini hatırlatan Doç. Dr. Yabaş Kızıloğlu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu düşünülen çocuklarda yanlış tanıyı önlemek için kapsamlı bir görme muayenesi yaptırmak gerektiğinin de altını çizdi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/fark-edilmeyen-gorme-sorunlari-cocuklarda-akademik-basariyi-etkileyebilir-409912">Fark Edilmeyen Görme Sorunları Çocuklarda Akademik Başarıyı Etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 11:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[atopik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dermatit]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=404531</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü dolayısıyla Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin yaptığı basın açıklamasında halk arasında egzema olarak da bilinen Atopik Dermatit deri hastalığının çocukların yüzde 20’sini, yetişkinlerin ise yüzde 10’unu etkilediği belirtildi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531">Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü dolayısıyla Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin yaptığı basın açıklamasında halk arasında egzema olarak da bilinen Atopik Dermatit deri hastalığının çocukların yüzde 20’sini, yetişkinlerin ise yüzde 10’unu etkilediği belirtildi. Dernek, aynı zamanda atopik dermatitin mikrobik bir hastalık olmadığı için kesinlikle bulaşmadığının da altını çizerek hastalığın uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabildiğini ifade etti.</strong></p>
<p>Atopik dermatit (AD) diğer adı ile egzema, toplumda en sık görülen deri hastalıklarından biri.<strong> Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Deri Alerjileri Çalışma Grubu’nun</strong> <strong>14 Eylül Dünya Atopik Dermatit Günü</strong> dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında; egzemanın, çocukların %20’sini yetişkinlerin %10’unu etkileyen yani yaygın görülen bir deri hastalığı olduğu bildirildi.  Egzemanın her yaşta ortaya çıkabildiği vurgulanarak şu açıklamalara yer verildi:  </p>
<p>“En sık erken çocukluk yaşlarında görülen egzemadan etkilenen kişilerin yaklaşık yarısında ilk 6 ay, %60’ında ilk 1 yaş, %85’inde ise ilk 5 yaş içinde hastalık başlar. Hastalığın şiddeti ve seyri hastalar arasında farklılıklar göstermekle birlikte hastalık erişkin yaşlara kadar devam edebilir. Bu nedenle, yakın takip edilmesi gereken bir hastalıktır. Atopik dermatitte teşhis, deri lezyonlarının yaşlara göre tipik yerleşimine göre konur.<strong> </strong>Ailesinde astım, alerjik rinit (saman nezlesi) veya egzema olan bireylerin çocuklarında AD görülme sıklığı daha yüksek olmakla birlikte egzema olan çocukların ebeveynlerinde mutlaka alerjik hastalık olması gerekmez”</p>
<p><strong>ATOPİK DERMATİT BULAŞICI DEĞİLDİR</strong></p>
<p>Atopik dermatitin mikrobik bir hastalık olmadığı için kesinlikle bulaşmadığının altının çizildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Egzema deride kaşıntılı kızarıklıklar oluşturur. Kızarıklıklar çeşitli etkenler ile alevlenir. Kaşıntılar gündüz olabildiği gibi özellikle geceleri daha yoğundur. Bu durum, hastaların uyku düzenini bozar ve duygusal stres yaratabilir. Ayrıca, kaşıntı ve kaşıntının alevlendirdiği egzema yaraları hastanın yaşam kalitesini ve sosyal hayatını önemli ölçüde etkiler. </p>
<p><strong>HER ÜÇ ATOPİK DERMATİTLİ ÇOCUKTAN BİRİNDE ALERJİ GÖRÜLÜR</strong></p>
<p>“Hastaların yaklaşık üçte birinde besinlere veya hava ortamında bulunan alerjenlere (ev akarı, polen, evcil hayvan epiteli vb.) karşı duyarlılık görülür.  Ülkemizde çocukluk çağı alerjilerinin %85’inden besinler sorumludur. Sırasıyla yumurta akı, süt, fındık, ceviz, susam, buğday ve daha nadiren yer fıstığı, mercimek, balık ve kabuklu deniz ürünleri AD’ye neden olan besinlerdir. İleri yaşlarda da astım veya alerjik rinit gibi alerjik hastalıklar, otoimmün hastalıklar, uyku bozuklukları, kalp hastalıkları ve psikosomatik hastalıklar ile ilişkisi olabilir. “</p>
<p><strong>MODERN YAŞAM TARZI, ATOPİK DERMATİT İÇİN RİSK FAKTÖRÜ</strong></p>
<p>“Günümüzde egzemanın oluşma nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Modern hayatın getirdiği yaşam değişiklikleri örneğin şehir hayatı, köy hayatından uzaklaşma, sezaryen doğum, hazır gıdalarla beslenme, güneş ışığından daha az faydalanma, bağırsak-deri mikrobiyatasındaki değişiklik gibi birçok faktörün hastalığa neden olduğu düşünülmektedir.”</p>
<p><strong>TERLEMENİN ÖNLENMESİ VE DİĞER ÇEVRESEL ORTAM KOŞULLARININ DÜZENLENMESİ </strong></p>
<p>“Tedavideki en önemli hedef, kaşıntının azaltılması, lezyonların giderilmesi, deri neminin sağlanması ve egzema alevlenmelerinin önlenmesidir. Atopik dermatiti tetikleyen çevresel koruyucu önlemler mutlaka alınmalıdır. Atopik dermatiti olan çocuğun cildi temiz tutulmalıdır. Sıcaklık ve nem oranındaki ani değişikliklerinden kaçınılmalıdır. Terleme, AD lezyonlarının alevlenmesini sağlayan en önemli faktör olduğu için önlenmelidir.”</p>
<p><strong>DÜZENLİ VE UYGUN NEMLENDİRİCİ KULLANIMI TEDAVİNİN EN ÖNEMLİ BASAMAĞIDIR</strong></p>
<p>“Tedavinin birinci ve en önemli basamağını uygun ve yoğun şekilde nemlendirici kullanımı oluşturur. Nemlendiricilerin seçimi özellikle ağır egzeması olan çocuklarda oldukça önemlidir. Nemlendiricilerin alerjen (yerfıstığı, hindistan cevizi, yulaf vb), parafin ya da parfüm gibi kimyasal maddeleri içermemesi gerekmektedir. Atopik dermatit tedavisinde en etkili ilaçlar aktif egzema lezyonları üzerine sürülen kortizonlu kremlerdir. Bu ilaçların kullanım dozu ve süresi mutlaka hekim tarafından düzenlenmelidir.”</p>
<p><strong>KIYAFET SEÇİMİ VE TEMİZLİĞİNDEKİ PÜF NOKTALAR </strong></p>
<p>“Hastaların kıyafetlerinde pamuklu olanlar tercih edilmelidir. Yünlü, tüylü ve naylon içeren giyeceklerden uzak durulmalıdır. Deriye temas eden deterjan ve dezenfektan ürünleri deri üzerinde yaşayan mikrobiyom denilen yararlı mikoorganizmaların sayısını ve dengesini bozabileceği için önerilmemektedir. Çamaşırlar toz/sıvı deterjan yerine granül sabunlar ile yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Yumuşatıcılar kullanılmamalıdır. Başta el yıkama olmak üzere cilt bakımı, derinin pH’sına uygun olan (pH değeri 4,5-5,5), renksiz ve kokusuz sabunlar ile yapılması tercih edilmelidir. Derinin iyice durulandığından ve sabun artığı olmadığından emin olunmalıdır. Derinin bariyer özelliğinin basit önlemler ile korunması ciltteki kuruluğu engelleyerek, kaşıntı ve kızarıklık gelişimini önler. “</p>
<p><strong>ATOPİK DERMATİT KONTROL EDİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR </strong></p>
<p>“Atopik dermatit uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabilen ve hastaların büyük çoğunluğunda da düzelebilen bir hastalıktır. Özellikle ağır, uzun süreli olan, erken yaşta başlayan ve besin alerjisinin eşlik ettiği olgularda AD iyileşse bile hastalığın ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve diğer hastalıklar ile ilişkisi olabileceği bilinmelidir. Bu hastalarda AD’nin uzun süreli takibi gerekmektedir. Bu konuda çocuk, aile ve hekim iş birliği sayesinde hastalığın yaratabileceği olumsuz durumların ortadan kaldırılması mümkündür.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/atopik-dermatit-cocuklarda-daha-sik-goruluyor-404531">Atopik Dermatit Çocuklarda Daha Sık Görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Okul Reddine Karşı Alınması Gereken Önlemler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-okul-reddine-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-403881</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2023 14:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınması]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[önlemler]]></category>
		<category><![CDATA[reddine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okul, akademik becerilerin yanı sıra bilişsel, sosyal ve duygusal alanlardaki kazanımların elde edilebilmesinde önemli role sahiptir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-okul-reddine-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-403881">Çocuklarda Okul Reddine Karşı Alınması Gereken Önlemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okul, akademik becerilerin yanı sıra bilişsel, sosyal ve duygusal alanlardaki kazanımların elde edilebilmesinde önemli role sahiptir. Ancak bazı çocuklar maddi olanaksızlıklar, bazıları ise davranış sorunlarının bir sonucu olarak okula gitme veya devam etmede sorunlar yaşar. Bazı çocuklar ise okula gitmekle ilgili belirgin duygusal sıkıntı yaşararak okula gitmeyi reddeder. Bu durumu tanımlamak için geçmişte okul fobisi terimi kullanılmış olsa da, günümüzde durumun farklı neden ve bileşenlerini daha iyi kapsayabilmesi nedeniyle ‘okul reddi’ terimi tercih edilmektedir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Semra Yılmaz, çocuklarda okul reddi hakkında detaylı bilgi verdi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Çocukta karın ağrısı ve mide bulantısı gibi sorunlar görülebilir</strong></p>
<p>‘Okul reddi’ kaygı ve korku gibi duygusal nedenlerden ötürü okula devam edememe durumunu tanımlar. Okul reddi olan çocuklardaki temel sorun okula gitme ile tetiklenen duygusal zorlanmadır. Çocuk, okula gitmesi istediğinde özellikle de okul saati geldiğinde, aşırı korku, huzursuzluk, mutsuzluk ve hatta öfke patlaması ve saldırganlık gibi şiddetli duygusal ve davranışsal belirtiler sergileyebilir. Bu belirtilere sıklıkla karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel yakınmalar eşlik eder. Okul reddi olan bazı çocuklarda bu belirtiler çocuk evden çıkmadan önce görülmeyebilir. Bu çocuklar okula gitmek için hazırlanırken rahat veya kısmen rahat olabilir ancak okul yolunda veya okul kapısında ve bazen de sınıf kapısında aniden bu belirtileri yaşamaya başlayabilir. Okul reddi yaşayan çocuklarda çocuğun okula gitmemesi gizli bir durum değildir, ebeveyn ve öğretmenlerin bilgisi dahilindedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okul reddi ile okuldan kaçma farklıdır</strong></p>
<p>Okul reddi bu özellikleriyle okuldan kaçma davranışından farklılık göstermektedir. Okuldan kaçma otoriteye karşı gelme davranışıdır. Okuldan kaçan çocuklarda okul devamsızlığı bilinçli ve keyfi şekilde tercih edilen bir durumdur, bu çocukların okula gitmekle ilgili herhangi bir kaygı veya korkuları sıklıkla yoktur. Genel olarak okula ilgi duymama, okul dışında daha keyifli zaman geçirme, okul kurallarına uymama nedeniyle devamsızlık yaparlar. Okuldan kaçan çocuklar bu durumu çoğu kez ailelerinden gizlerler ve okul saatlerini ev dışında geçirirler. Bu çocukların akademik başarıları ve bununla ilişkili kaygıları düşük olabilir. Diğer davranış sorunlarının görülme riski daha yüksektir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okul reddi her yaştan çocukta görülebilir </strong></p>
<p>Okul reddi denildiğinde akla öncelikle kreş/anasınıfı veya 1.sınıfa başlayan çocuklar gelse de okul reddi her yaş veya sınıftan çocukta görülebilir. Okula başlama ve okul değişikliği dönemlerinde daha sık görülür (5-7 yaş, 11-12 yaş ve 14-16 yaş). Her sosyoekonomik düzeyde, her kültür ve toplumda görülebilen evrensel bir sorundur. Kız ve erkekleri benzer oranda etkileyen bu sıkıntılı durumun okul çağı çocuklarında %1 oranında görüldüğü bildirilmektedir. Son yıllarda okul reddinin sıklığının özellikle de ergenlerde arttığı görülmektedir. Bu durum çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniklerinde dikkat çekmektedir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birçok etken okul reddinin sebebi olabilir</strong></p>
<p>Birçok olguda temel sorun ebeveynden ayrılmada yaşanan sıkıntı yani ayrılık kaygısıdır. Ancak aslında okul reddi ayrılık kaygısı dışında birçok ruhsal bozukluğun belirtisi olarak karşımıza çıkabilir (diğer kaygı bozuklukları ve depresyon gibi). Bununla birlikte çocuğun kendisine ve çevresine dair pek çok farklı durum okul reddinin altında yatan bir neden veya tetikleyici olabilmektedir. Çocuğa dair özellikler arasında, çocuğun yapı olarak kaygıya yatkın olması, özgüven sorunları, okul başarısının düşük olması, öğrenme ve konuşma sorunları sayılabilir. Okul reddi bazen bir hastalık veya ameliyat bazen de bir kaza sonrasında okuldan uzak kalma sonrası ortaya çıkabilmektedir. Çocuğun alıştığı arkadaş çevresinden uzak kalması ve yeni arkadaşlıklar kurmakta zorlanması da okul reddi açısından tetikleyici bir unsur olabilir. Aile içinde yaşanan olumsuz yaşantılar, aile veya akraba üyesinin kaybı, aile içi şiddet, ihmal, istismar gibi travmatik olaylar, ebeveynlerde psikiyatrik veya fiziksel hastalık, bazen de yeni kardeş veya taşınma gibi aslında dışarıdan bakıldığında güzel sayılabilecek yaşam değişiklikleri de okul reddinin gelişmesinde etken olabilmektedir. Okul reddi okul ortamında yaşanan birçok farklı stresöre bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Okul, sınıf veya öğretmen değişiklikleri, okulda, serviste kötü muamele veya örselenmeye maruz kalma (akran zorbalığı, öğretmen ihmal-istismarı) ve hatta bazen sadece öğretmenden korkmak tetikleyici olabilir. Bazen de ağır ev ödevleri, kapasitesini aşan eğitimsel ve sosyal etkinlikler çocukta okul reddi davranışının altındaki neden olabilmektedir. Özellikle okul reddi aniden ortaya çıkıyorsa, akran grubunda veya öğretmenle olan olumsuz bir yaşantı mutlaka sorgulanmalıdır. Bazı çocuklarda ise alt ıslatma veya sınıfta kusma gibi küçük düşürücü bir olayın ardından okul reddi gelişebilmektedir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okul reddinin ihmal edilmesi ruhsal bozuklukları da beraberinde getirebiliyor</strong></p>
<p>Okul reddi bireyin sosyal, duygusal ve eğitim hayatında kısa-uzun dönem olumsuz ve kalıcı olabilecek sonuçlara neden olabilmektedir. Düşük akademik başarı ve uzun vadede düşük eğitim düzeyine neden olabilirken ileriki yaşlarda artmış ruhsal sağlık sorunları ile ilişkili olabileceği bildirilmektedir. Erken ve etkin tedavi ile çocuğun kısa sürede okula devamlılığının sağlanması mümkündür. Ancak uzun süredir devam ediyorsa, ilk kez ergenlik çağında ortaya çıkmışsa, çocuğun depresyonu veya mental kısıtlılığı varsa klinik seyir biraz daha dirençli olabilmektedir. Bu nedenle okul reddi yaşayan çocukların erken dönemde fark edilerek ele alınması ruhsal bozuklukların gelişimini engelleyecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Temel amaç okula devamlılığın sağlanmasıdır</strong></p>
<p>Okul reddinin tedavisinde temel amaç çocuğun kısa sürede okula dönmesinin ve devam etmesinin sağlanmasıdır. Her bir çocuk kendine özeldir. Tedavi sürecinde, sorunun altında yatan nedenler ve çocuğun bireysel ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilmiş yaklaşımlar gerekmektedir. Ancak çocuğun okulda geçirdiği sürenin artırılmasında tutarlı ve kararlı bir tutum sergilemek olmazsa olmaz bir yaklaşımdır. Tanı sürecinde olduğu gibi tedavi sürecinde de sadece çocuk ile değil, ebeveyn ve öğretmen ile de işbirliği içinde olunmalıdır. Tedavide, psikososyal ve psikofarmakolojik yaklaşımlar kullanılmaktadır.</p>
<p>Psikososyal tedaviler bireysel psikoterapilerin yanısıra aile ve okula yönelik tedavileri içermektedir. <strong>Bilişsel davranışçı terapi, oyun terapisi, şema terapi gibi terapiler başlıca etkili bireysel psikoterapilerdir. Aile </strong>temelli terapilerde ebeveynlik becerileri ve ebeveyn tutumları ile ebeveyn-çocuk ilişkisi ve aile dinamikleri ele alınmaktadır. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-okul-reddine-karsi-alinmasi-gereken-onlemler-403881">Çocuklarda Okul Reddine Karşı Alınması Gereken Önlemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Diş Sıkma Neyin Habercisi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-398887</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 10:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[neyin]]></category>
		<category><![CDATA[sıkma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398887</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-398887">Çocuklarda Diş Sıkma Neyin Habercisi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günlük yaşamlarımızın stresi ve hayatlarımızda meydana gelen kontrol edemediğimiz değişimlerin oluşturduğu endişe ve gerginlik, yetişkinleri etkilediği gibi çocuk yaştaki bireyleri ve genç erişkinleri de etkiliyor. Diş sıkma alışkanlığı olarak bilinen bruksizm; çocuk ve gençler arasında yaygın olarak görülüyor. <strong>Çocuk Diş Hekimi Uzm. Dr. Nurgül Demir </strong>yaşı küçük olan hastalarda farkındalık yaratmak çok daha zor olduğu için<strong> </strong>asıl<strong> </strong>ebeveynlere büyük sorumluluk düştüğünü belirtiyor…</p>
<p>Çocuklarınızda sebebini bilmediğiniz veya hastaneye gittiğinizde de sebebini bulamadığınız ağrıların sebebi bruksizm olabiliyor. Diş sıkma ve veya gıcırdatma olarak da bilinen Bruksizm, tedavi edilmediğinde ciddi sorunlara yol açabiliyor. “Bruksizm, hastalarımızın çoğu zaman farkında olmadan, normal fonksiyonlar dışında çalıştırdıkları çene ve çiğneme kaslarının, çene eklemine yaptırdığı kuvvetli hareketler sonucu oluşuyor” açıklamasında bulunan <strong>Dr. Nurgül Demir</strong> sözlerine şöyle devam etti: “Bruksizm uyku sırasında oluşabileceği gibi, gün içinde de tekrarlayabilir. Bazı hastalarımızda diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik eder. Aktif spor hayatı, sınav dönemleri, okula uyum problemleri, ev/okul/öğretmen değişikliği, ebeveynler arasındaki sorunlar ve ev ortamındaki huzursuzluk, kardeş varlığını kabullenme süreci, diş çıkarma dönemleri, yaşlarına uygun seçilmeyen bilgisayar oyunları/tv programları, arkadaşlar arasındaki iletişim problemleri, ifadelendirilemeyen öfke gibi etkenler diş sıkma ve gıcırdatma alışkanlığını tetikler.”</p>
<p><strong>Çocuğumun diş sıktığını nasıl anlarım?</strong></p>
<p>Diş sıkmaya eklenen diş gıcırdatması sayesinde ebeveynlerin çocuklarda ortaya çıkacak durumu fark edebileceğini ifade eden Dr. Nurgül Demir “Uyku sırasında diş sıkmaya diş gıcırdatma da eşlik ediyorsa ebeveynler diş yüzeylerinin sürtünme sesi ile problemin farkına varabilir. Diş sıkma alışkanlığı olan hastalarımızda ancak teşhis genellikle kulak ağrısı, baş ağrısı, uyku düzensizlikleri gibi şikayetler oluşmaya başladığında konulur. Henüz şiddetli şikayetleri olmayan bruksizm hastalarımızda ilk teşhis ise, diş muayenesi sırasında konulabilmektedir. Diş yüzeylerinde aşınmalar, çatlaklar, dolgu ve diş yüzeylerinde kırılmalar ile bruksizm tanısı erkenden konularak, ileride oluşabilecek ciddi problemlerin önüne geçilebilir. Hastadan alınan detaylı bir tıbbi hikâye ile etkene ve hastaya yönelik bir takip planlaması yapılarak, ileride oluşacak problemlerin önüne geçilebilir.”</p>
<p><strong>Çocuklarda bruuksizme neden olan etmen ortadan kaldırılmalıdır</strong></p>
<p>Özellikle yetişkinlerde uygulanan diş sıkmasını önleyici bruksizm plağı ile botoks uygulamasının çocuklar için kesinlikle uygun olmadığının altını çizen Nurgül Demir, diğer başlıkları şu şekilde sıraladı;</p>
<ul>
<li>Bu nedenle, çocuklarda bruksizmin tedavisi, daha çok etkeni ortadan kaldırmaya yönelik olarak yapılmalıdır.</li>
<li> Bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda ebeveynlerin çocuklarını izlemesi çok önemlidir. Gece uyurken duyulan diş gıcırdatma sesi, çocuktaki bruksizm alışkanlığının ebeveynler tarafından fark edilebilecek bir göstergesidir ve geç kalınmadan bir diş hekimine danışılmalıdır.</li>
<li>Erken dönemde bruksizme sebep olan etken ortadan kaldırılmadığı takdirde, baş ağrısı, çene eklemi bölgesinde ağrı, kulak ağrısı, diş yüzeylerinde aşınmalar, çiğneme sırasında hassasiyet gibi şikayetler ve bunlara ek olarak, şiddetli bruksizm alışkanlığı olan hastalarımızda çene eklemlerinde hasar oluşmaya başlayabilir.</li>
<li>Uykuda nefes tutma alışkanlığının çocukluk bruksizmine eşlik edebileceği de bilinmektedir. Dönemsel stres varlığında, gece diş gıcırdatma sesi duyulduğunda çocuğu derin uykudan uyandırmak oluşabilecek şikayetleri ve bruksizm sıklığını azaltabilir; ancak uzun süreli problemlerde, çocuk diş hekiminin yanı sıra bir çocuk psikoloğuna veya psikiyatristine danışmak gerekebilir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-dis-sikma-neyin-habercisi-398887">Çocuklarda Diş Sıkma Neyin Habercisi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:40:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başlıca]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülebilen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[mevsiminde]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle çocukların dört gözle beklediği yaz tatili, yaz hastalıkları ve kazalarını da beraberinde getirebiliyor. Minikler için eğlenceli ve kahkaha dolu bir zaman olması istenen yaz tatili, kış aylarının soğuk algınlığı ve griple gelmesi gibi, çocukların korunması gereken birkaç hastalığa neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135">Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocukların dört gözle beklediği yaz tatili, yaz hastalıkları ve kazalarını da beraberinde getirebiliyor. Minikler için eğlenceli ve kahkaha dolu bir zaman olması istenen yaz tatili, kış aylarının soğuk algınlığı ve griple gelmesi gibi, çocukların korunması gereken birkaç hastalığa neden olabiliyor. Yaz mevsiminin içerdiği çeşitli risk faktörlerinin farkında olunması ve gereken önlemlerin alınmasıyla çocukların tatilin tadını doyasıya çıkarması sağlanabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü&#8217;nden Yenidoğan Uzmanı Dr. Aşkın Güra Bayık, yaz mevsiminin beraberinde getirdiği hastalıklar ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Hasta olmadan önlem alınması önemli! </strong></p>
<p>Artan sıcaklıklarla ve okulların tatil olmasıyla; deniz, havuz, güneş, soğuk içecek tüketimi ve dışarıda geçirilen sürenin fazla olması gibi etkenler, çocukları hasta edebilirken anne babaların birtakım önlemler alması gerektirmektedir. Çocuklardaki yaz hastalıkları arasında güneş çarpması, ishal ve kusma ile giden bağırsak enfeksiyonları, hepatit A, havuz enfeksiyonları; dış ve orta kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu, üst solunum yolu enfeksiyonları, deride mantar, böcek sokmaları, alerjik reaksiyonlar ve kırık çıkık gibi travmalar yer almaktadır. Bu hastalıkları önlemek için risk faktörlerini bilmek ve buna göre önlem almak hastalıklardan uzak bir yaz tatili olmasında büyük önem taşımaktadır. </p>
<p> </p>
<p><strong>1-Kulak enfeksiyonlarına dikkat!</strong></p>
<p>Kulağa dışardan giren mantar, bakteri, virüs gibi mikroplar, önce kaşıntı, ardından iltihaplı, pis kokulu akıntılara neden olabilir. Kulakta zaten normal olarak salgılanan sarı-kahverengi buşon kirli suyu çeker, şişer, içindeki mikrobun hastalık yapmasını kolaylaştırır.  Kötü kokulu, beyaz, sarı veya yeşil akıntı görüldüğü takdirde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2- Deniz ve havuz hasta edebilir</strong></p>
<p>Damlacık enfeksiyonu olarak nefes yoluyla vücuda giren mikroplar, üst solunum yolu, boğaz enfeksiyonu yapabilir. Ateş, kırgınlık, halsizlik, boğaz ağrısı ile başlar, çok daha ağır tablolara dönüşebilir. Ayrıca suya dalma, boğazdaki potansiyel hastalık mikroplarının daha derinlere taşınmasına ve sinüzit oluşmasına yol açabilir.  </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3- İdrar yolu enfeksiyonuna engel olun</strong></p>
<p>Özellikle kız çocuklarında daha sık görülür. Islak mayo ile bekleme, yeterli temiz olmayan suya girme veya su kenarında yerlere oturarak oynama, mikropların girişini kolaylaştırır.  İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, karın ağrısı, ateş veya kusma gibi belirtilerle ortaya çıkabilir. Bazen bunların birçoğu birlikte olur. Erken tanı ve tedavi, ilerde oluşabilecek daha ciddi ve kalıcı rahatsızlıkları önleyecektir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4- Güneş çarpmasına dikkat edin</strong></p>
<p>Çocuk uzun süre etkili güneş altında kaldığında, oyuna dalıp yeterli sıvı tüketmediğinde, bir süre sonra ateş, halsizlik gibi belirtiler başlayabilir. Vücuttan kaybedilen suyun içindeki sodyum, potasyum gibi elementlerin eksikliği de belirtileri şiddetlendirir. Su kaybının şiddetine göre şoka kadar varan tablolar oluşabilir. Bu durumda serin bir yerde dinlenmesi sağlanmalı, bol su verilmeli ve şikayetle devam ettiği takdirde bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5- Güneş yanıkları ileriki yıllarda kanser tehlikesine neden olmasın</strong></p>
<p>Yazın en sık görülen rahatsızlıklardan biri de güneş yanıklarıdır. Güneş ışınları 45 dereceden daha dik iken güneş altında kalınmaması gerekir. Kişi suyun içindeyken de güneş yakıcı etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle çocuklarda, 30 faktör civarındaki koruyucu güneş kremleri kullanılması uygundur. Bu ürünlerin güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi, her 3 saatte bir de tekrarlanması önemlidir. Özellikle yüzü korumak için de kıyıda oynayan çocuklara geniş kenarlı şapka takmak yararlı olabilir.   </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>6- Sinek-böcek sokmalarının önüne geçin</strong></p>
<p>Sinek böcek sokmaları da kaşıntıya, ardından deride iltihaplı yaraya neden olabilir.  Geceleri mümkünse koruyucu tül perdeli yatak kullanmalıdır. Özellikle bebeklerde ciltten emilim çok olacağı için cilde sık sık kimyasal sinek kovucu sürmek doğru değildir. Yaz akşamlarında uzun kollu, ince, hava alan pamuklu giysilerle sineğin sokabileceği alanı azaltmak gerekir. Geceleri, sineklikli odanın ilaçlanıp yatmadan önce iyice havalandırılması da uygun bir yöntemdir. Sinek, böcek sokmasında antihistaminik ve ek ilaçlar içeren kaşıntı önleyici krem, merhem ve losyonlar kullanılabilir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>7- Çocuğunuzu deri alerjilerinden koruyun </strong></p>
<p>Çocuk açık alanda oynarken bazı bitkilerin temasına bağlı kızarma, kaşınma olabilir. Direkt güneş ışığına bağlı deride kızarma, kaşınma, hatta ödem gelişebilir. Bazen soğuk su, hatta sadece su bile deride ürtiker ve anjioödem denen kızarıklık, kabarıklık, kaşıntı yapabilir.   </p>
<p><strong>8- Ortak kullanılan eşya ve yiyecekler Hepatit A’ya neden olmasın </strong></p>
<p>Hepatit A denilen bulaşıcı sarılık türü, özel bir virüsün bulaşmasıyla olur. Kirli su, gıda, kirli el en önemli bulaşma araçlarıdır. Basit bir enfeksiyon gibi halsizlik, ateş şikayetleriyle başlayıp, kusma, karın ağrısı eklenebilir. İdrar renginde portakal kabuğu gibi koyu sararma, göz akında sararma ile belirginleşir. Bulaşıcıdır, iyileşmesi uzun zaman alabilir.  Artık çocuklar bu hastalıktan da aşı ile korunabilmektedir. 1,5 yaşından itibaren yapılabilen, 6 ay ara ile 2 doz aşı korumada önemli rol oynar. Hepatit A’dan korunmanın diğer yolları arasında Hepatit A geçiren kişilerin mikrobu bulaştırmalarını önlemek için el ve tırnak temizliğine son derece dikkat etmek gerekir. İç çamaşırlarını, çarşaflarını ve tuvaletlerini solüsyonlar ile temizlemek, hastaya bakan hemşire, doktor, hasta bakıcı ve aile bireylerinin de ellerini sık sık mikrop önleyici sıvılarla yıkamaları bu hastalıktan korunmada son derece önemlidir.<strong>  </strong></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaz-mevsiminde-cocuklarda-gorulebilen-baslica-8-hastalik-397135">Yaz Mevsiminde Çocuklarda Görülebilen Başlıca 8 Hastalık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 08:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=395128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm yaş gruplarında yaygın bir sağlık problemi olan alerjik hastalıklar çocukları daha fazla etkisi altına alıyor. Öyle ki her üç çocuktan birinde ‘alerjik reaksiyon’ tespit ediliyor. Üstelik alerjik hastalıkların çocuklarda görülme sıklığının her geçen gün arttığı görülüyor.</p>
<p>Ağustos ve eylül aylarında genellikle çayır–çimen polenleri ile yabani ot polenlerinin sorumlu oldukları alerjik hastalıklar çocuklarda ciltte basit bir kaşıntı veya hafif öksürük ya da burun kaşıntısı şeklinde kendini belli edebilirken, şiddetli anafilaksi tablosunda ise hayatı tehdit edebiliyor. Ancak alerjik hastalıkların özellikle erken dönemde tedavi edilmesi ve alınan önlemler daha sonraki yıllarda gelişebilecek pek çok sorunu önleyebiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>, tedavinin aksamaması için her şeyden önce alerjik reaksiyon konusunda doğru bilgi edinilmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek “Ebeveynlerin eş dosttan öğrendikleri bilgilerin doğruluğunu hekimlerine mutlaka teyit ettirmeleri gerekiyor. Zira, alerjik reaksiyon konusundaki hatalı bilgiler doğrultusunda hareket edilmesi tedaviyi aksatmasının yanı sıra çocuğun hayatını tehdit edebiliyor” diyor. <strong>Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya</strong>,<strong> </strong>çocuklarda alerjik hastalıklar hakkında toplumda doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!<strong> </strong></p>
<p><strong>Çocuğun alerjik hastalığı zamanla geçer</strong>. <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda özellikle astım, atopik dermatit ve alerjik nezle erken çocukluk döneminde başlar ve tedavi edilmezse ömür boyu sürebiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik olduğu maddeye maruz kalması zamanla duyarsızlaşmasını sağlar. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Çocuğun alerjik olduğu maddeye maruz kalmasının ardından zamanla duyarsızlaşarak iyileşeceğine yönelik düşünce<strong> </strong>kesinlikle doğru değil. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Üstelik alerjik etkenin içeriğine göre oldukça tehlikeli bir tablo da oluşabiliyor. Özellikle alerjik besinleri çocuğa ısrarla yedirmek pek çok ciddi sorunun yanı sıra ölümle bile sonuçlanabiliyor. Örneğin süte çok duyarlı olan çocuk bir kaşık yoğurtla anafilaktik şoka girebiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>İnek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebilir. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Toplumda inek sütüne alerjisi olan çocuklara keçi sütü verilebileceğine yönelik yaygın bir kanı var. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya,<strong> </strong>bu bilginin de doğru olmadığını belirterek, “İnek sütüne duyarlı olan çocukların yüzde 90’ından fazlası keçi, koyun ve manda sütüne de duyarlı oluyorlar. Ayrıca süt alerjisinde peynir, yoğurt ve tereyağı gibi sütten yapılan tüm ürünlerin de mutlaka yasaklanması gerekiyor” diyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalığı olan anne babanın çocukları da alerjik olur.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Toplumdaki inanışın aksine alerjik hastalıkların tümünde değil bazılarında genetik yatkınlık oluyor. Örneğin, astım ve atopik dermatit daha çok genetik yatkınlık gösteriyor. Hem annede hem babada alerjik hastalık olması durumunda bu hastalıkların çocukta görülme riski daha da yükseliyor. Alerjiye yatkın olan çocukların yüzde 10-12’sinin ailesinde ise alerjik hastalık görülmüyor. </p>
<p><strong>Alerji tedavisinde kullanılan ilaçlar zararlıdır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, tıp dünyasında kullanılan tüm ilaçların az veya çok yan etkisi olduğuna işaret ederek, “Burada önemli olan, ilaçlardan elde edilen yararın zarardan çok daha fazla olmasıdır. Bu prensipten hareketle, hekim kontrolünde ve doğru dozlarda kullanılan alerji ilaçları önemli yan etkiye sahip olmuyor.” diyor. </p>
<p><strong>Alerji ilaçları bağımlılık yapar.</strong> <strong>YANLIŞ!</strong> </p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Alerjik hastalıkların tedavisinde ilaçlar uzun yıllar kullanılsa bile bağımlılık yapmıyor. Çocuklar iyileştiklerinde ilaçlar sorunsuz ve aşamalı olarak kesiliyor.</p>
<p><strong>Alerjik hastalıkların kesin tedavisi aşılardır. YANLIŞ!</strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Bronşiyal astım ile alerjik nezle sorunu yaşayan ve polenler, tozlar ile arılara karşı duyarlı olan bazı çocuklarda tüm korunma önleminin yanı sıra ilaç tedavisine rağmen tam düzelme olmuyor. Alerjik çocukların çok az bir kısmını oluşturan bu tablolarda “immünoterapi” adı verilen aşı tedavisi yararlı olabiliyor.</p>
<p><strong>Çocuklarda alerjik hastalıklar geçince bir daha tekrarlamaz. YANLIŞ! </strong></p>
<p><strong>DOĞRUSU:</strong> Çocuklarda iyileşen alerjik hastalıklar kalıcı bağışıklık bırakmıyor. Özellikle güçlü genetik yatkınlığı veya alerji yapıcı maddelere şiddetli duyarlılığı olan çocuklarda iyileşmeye rağmen kalıcı bağışıklık oluşmuyor. Dolayısıyla bu çocukların kendilerini ömür boyu korumaları ve alerjik tabloyla yaşamayı öğrenmeleri gerekiyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-alerjik-hastaliklar-hakkinda-dogru-sanilan-8-hatali-bilgi-395128">Çocuklarda &#8216;Alerjik Hastalıklar&#8217; Hakkında Doğru Sanılan 8 Hatalı Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2023 11:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabı]]></category>
		<category><![CDATA[barbie]]></category>
		<category><![CDATA[belli]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[giyiyor]]></category>
		<category><![CDATA[gözlü]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[renkli]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlara]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[topuklu]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[zayıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392777</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çoğu kız çocuğunun oynadığı Barbie bebeklerin, çocukların beden imajlarında ciddi bozulmaya neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, Barbie özelliklerinin özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsendiğini belirtiyor. Barbie Bebek Sendromu’nun yeme bozuklukları ve depresyon gibi çeşitli sağlık sorunlarıyla görülebileceğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, günümüzde yetişkinler arasında da  bu sendromun karşımıza çıktığının altını çiziyor. Kız çocuklarının zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşündüklerini söyleyen Demir, Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmenin önemli olduğuna vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, son dönemde sinema filmiyle yeniden gündeme gelen Barbie Bebek Sendromu hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Barbie, kız çocuklarının beden imajını etkiledi</strong></p>
<p>Çocukluk döneminde çoğu çocuğun istisnasız oyuncağı olan Barbie’den adını alan ‘Barbie Bebek Sendromu’nun son günlerde yeniden gündemimizde olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Barbie’nin üretici firması 1959 yılında bu oyuncak bebeği piyasaya sürdüğünde, ‘beden imajı’ henüz gündemde olmayan bir kavramdı. Özellikle Amerika’nın büyüyen ekonomik döneminde çocukların hayatına giren Barbie, kadınların dış görünüşlerine dair sosyal bir norm mesajı veriyordu. Zayıf, ince belli, uzun, beyaz tenli ve renkli gözlü olmak ve sürekli topuklu ayakkabı giymek özellikle kız çocukları tarafından fazlaca benimsenmeye başladı.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Günümüzde yapılan çalışmalarda bu bebeklerle oynamaya maruz kalan çocukların beden imajlarında ciddi düzeyde bozulmanın gerçekleştiğine vurgu yapan Demir, “Klinik ortama yansıyan kısmıyla yeme bozuklukları, beden algısı bozukluğu, depresyon, anksiyete bozukluklarına neden olabileceği gibi gündelik hayatta, mutsuzluk, içe kapanma, düşük özgüven, çeşitli sağlık sorunları gibi pek çok şekilde kendini gösteriyor. Çünkü Barbie’nin vücut ölçüleri gerçeğe uygun olmayan şekilde tasarlanmış. ‘Mükemmellik’ arayışı genç kızların arasında bebekken oynadıkları Barbie gibi olma arzusu ile yaygınlaşmaya başladı. Beraberinde üretici firma Barbie’nin pek çok farklı meslekten ve beden imajından oluşan versiyonunu üretti. En son ‘Down Sendromlu Barbie’nin piyasaya girmesiyle bu alanda geniş bir repertuar sunmakta diyebiliriz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medya etkisiyle yetişkinler arasında da devam eden bir durum</strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun kadınlar arasında ince bel, uzun bacaklar gibi tipik mükemmel vücut ölçüleri ve güzellik anlayışı ile kendi bedenleriyle aşırı meşgul olma eğilimini ifade etiğine dikkat çeken Demir, “Bu sendrom, günümüzde hala mevcut. Bu durum sosyal medya ile de yaygınlaşıyor. Özellikle kadınların kusursuz görünme çabası ile sayısız estetik operasyon geçirmesi, fazlaca kozmetik tüketim içinde olması, güzellikleri ile farklı bir alanda ilerleyemeyecek düzeyde ilgilenmeleri hepimizin gözünün önünde olan, dikkat çekici bir durum. Eskiden sıklıkla ergenler arasında görülürken günümüzde yetişkinler arasında da  karşımıza çıktığını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuklar, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve daha çok sevileceğini düşünüyor </strong></p>
<p>Barbie Bebek Sendromu’nun sadece beden algısını değiştirmekle kalmadığını belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Yapılan araştırmalarda 5-8 yaş arasındaki kız çocuklarının yüzde 80’i, zayıf kadınların daha başarılı olacağını ve toplum tarafından daha çok sevileceğini düşündüklerini dile getiriyor.” dedi.</p>
<p><strong>Barbie görünümünün gerçekçi olmadığını fark etmek önemli</strong></p>
<p>“Son dönemde sinema ile gündeme gelmesiyle beraber de aslında bu dünyanın yapaylığına vurgu yapılıp, gerçek insan olarak dünyada yaşamaya dair bir pencere de açılmış gibi.” yorumunu yapan Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Her ne kadar Barbie Bebek Sendromu içinde olan kişi bu durumun farkında olmasa da mükemmel görünüm, mükemmel vücut ölçülerinin gerçekçi olmadığını fark etmek psikolojik sağlığımız açısından önemli. Gerçekçi olmayan pembe bir dünyada olmayı arzulamak yerine, gerçek dünyada gerçek ilişkiler kurmak, benlik değerimizi oluşturmak, hayatı sorgulamak, varoluşu keşfetmek ve Barbie figürünü kendimize göre özgün bir şekilde oluşturmak çok daha sağlıklı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayif-ince-belli-uzun-renkli-gozlu-ve-surekli-topuklu-ayakkabi-giyiyor-barbie-cocuklarda-fiziksel-ve-ruhsal-sorunlara-neden-oluyor-392777">Zayıf, ince belli, uzun, renkli gözlü ve sürekli topuklu ayakkabı giyiyor. Barbie, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara neden oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jun 2023 11:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kazası]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklar için yılın en keyifli dönemi parklarda ve kumsalda bolca oynayabildikleri yaz mevsimi oluyor. Zira tüm yıl zamanlarının çoğunu evde geçiren çocuklar artık parklarda, deniz ve havuz kenarlarında gönüllerince oynamanın keyfini yaşayacaklar. Ancak, bu dönemde çocuklarda düşme ve çarpma sonucu oluşan kırıklar, burkulmalar ile incinmeler yaz tatiline gölge düşürebiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarında ortopedik kazalar konusunda farkındalık yaratmaları ve gerekli önlemleri almaları büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>,<strong> </strong>ebeveynlerin yaz aylarında gelişebilecek kazalara karşı güvenlik önlemlerini mutlaka gözden geçirmeleri gerektiğine dikkat çekerek,<strong> </strong>“Güvenlik önlemlerinin yanı sıra çocuklarımıza uygun ekipmanları kullanma alışkanlığı da kazandırmalıyız. Ayrıca, çocukların spor yapmadan önce iyi bir ısınma ve germe rutini izlemeleri de gerekiyor. Ancak alınan önlemlere rağmen istenmeyen kazalar olursa doktora zaman kaybetmeden başvurmak, ileride oluşabilecek sakatlık, fonksiyon bozukluğu ve aktivitelerde kısıtlanma gibi sorunların önlenmesi için çok önemlidir” diyor. <strong>Çocuk Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz</strong>, yaz aylarında çocuklarda görülme sıklığı artan ortopedik kazalara karşı ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>BİSİKLET ve PATEN KAZALARI</strong></p>
<p>Çocukların yaz aylarında en keyif aldıkları yaz aktivitelerinden biri olan bisiklet ve paten sürmek gerekli önlemler alınmadığında ciddi yaralanmalarla sonuçlanabiliyor. Bisikletle ya da patenle bir yere çarpma veya düşme sonrasında en sık kafa travmaları, bacak ve kollarda kırıklar ile burkulmalar görülüyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Kafa travmaları hayati önem arz edebiliyor. Özellikle kask takılmadığı zaman, kafanın yere ya da sert bir zemine çarpması sonucu beyin sarsıntısına bağlı olarak şuur-hafıza kaybı ya da beyin kanamaları ve kafatası kırıkları olabiliyor. Ayrıca düşmeler nedeniyle eklemlerde bağ zedelenmeleri ve kopmaları, uzun kemiklerde kırıklar görülebiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Bisikletin çocuğunuzun boyuna, kilosuna ve yaşına uygun olmasına özen gösterin.</li>
<li>Çocuğunuz bisiklete binmeden önce frenlerin çalışıp çalışmadığını kontrol edin. </li>
<li>Baş yaralanmasını önlemek için bisiklet kullanırken mutlaka kask takmasını sağlayın. Özellikle yeni bisiklet ya da paten kullanmaya başlayan çocuklarda dizlik ve dirseklik gibi koruyucu ekipmanlar kullanın.</li>
<li>Trafik kurallarını öğretin ve güvenli bisiklet sürme becerilerini geliştirmesine yardımcı olun.</li>
</ul>
<p><strong>SU AKTİVİTELERİ KAZALARI</strong></p>
<p>Sıcak havalarda su aktiviteleriyle ilgili yaralanmaların da mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Zira yüzme havuzlarında kayarak düşme, suya hatalı dalma veya suya çarpma sonrasında omurga, boyun, kafa, kollar ile bacaklarda ciddi burkulmalar ve kırıklar gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuz suya girmeden önce derinliğini mutlaka kontrol edin. </li>
<li>Yüzme becerilerini geliştirmesi için eğitim almasını sağlayın.</li>
<li>Su aktiviteleri sırasında güvenlik kurallarına uymasının önemini anlatın. Örneğin; havuz kenarlarında kayıp düşmeyi engellemek için ıslak zeminde koşmamalı. Mümkünse terlik ya da kaymayı engelleyici çorap-patikler giymeli. </li>
</ul>
<p><strong>OYUN ALANI KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz aylarında çocuklar en sık parklarda ve oyun alanlarında zaman geçiriyorlar. Ancak güvenlik önlemleri alınmadığı takdirde oyun alanları oldukça tehlikeli olabiliyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Düşmeler, kaymalar ve çarpışmalar gibi oyun alanı kazaları önemli ortopedik yaralanmalarla sonuçlanabiliyor.</p>
<p>Özellikle kol ve bacak kemiklerindeki kırıklar oyun parklarında düşme sonrası sık görülen yaralanmaları oluşturuyor ve bazıları ameliyat gerektirecek ciddiyette olabiliyor” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı? </strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzu oyun alanlarında gözetim altında tutun </li>
<li>Oyun alanlarındaki oyuncakların amacına uygun kullanılmasını sağlayın. Salıncak, kaydırak gibi çarpışma riski olan yerlerde daha dikkatli olun. </li>
<li>Zemini kauçuk veya kum gibi yumuşak yüzeyden oluşan oyun parklarını tercih edin</li>
<li>Çocuğunuzun yaşına uygun oyun ekipmanlarını kullanmasını sağlayın. </li>
</ul>
<p><strong>SPOR KAZALARI</strong></p>
<p>Yaz ayları, spor etkinlikleri için ideal bir zaman. Futbol, basketbol, voleybol, tenis ve jimnastik gibi sporlar çocukların her zaman ilgisini çekiyor. Ancak bu sporlar sırasında burkulmalar, incinmeler ve kırıklar gibi ortopedik yaralanmalar yaz aylarında artış gösteriyor. Doç. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Spor etkinliği sırasında oluşan yaralanmaları önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kural, spor ya da antreman öncesinde kas, tendon ve eklemleri spora hazırlamak için germe-esneme egzersizleri yapmaktır” diyor. </p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun spor sırasında uygun ekipmanları kullanmasını sağlayın. Özellikle yapılacak olan spora uygun spor ayakkabıları, koruyucu dizlikler ve dirseklikler gibi ekipmanlar yaralanma riskini azaltmaya yardımcı olabiliyor. </li>
<li>Spora hazırlamak için ısınma ve germe egzersizleri yapmasını teşvik edin.</li>
<li>Zeminin yapılacak olan spora uygun olmasına dikkat edin. Örneğin beton zemin futbolda düşme sonrasında yaralanma riskini arttıracaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-sik-gorulen-4-yaz-kazasi-384175">Çocuklarda Sık Görülen 4 Yaz Kazası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Meme Hastalıklarına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-meme-hastaliklarina-dikkat-383273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Jun 2023 11:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=383273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme hastalıklarının kadınlarda sıklıkla görüldüğü biliniyor ancak çocukluk dönemlerinde de meme hastalıklarına rastlanabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-meme-hastaliklarina-dikkat-383273">Çocuklarda Meme Hastalıklarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme hastalıklarının kadınlarda sıklıkla görüldüğü biliniyor ancak çocukluk dönemlerinde de meme hastalıklarına rastlanabiliyor. Çocuklarda meme sağlığının korunması için anne babaların bu konuda bilinçli olması ve çocukların sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi önem taşıyor. Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Hülya Öztürk, çocuklarda meme hastalıkları ve tedavi yöntemleri ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Çocuklarda farklı meme hastalıkları görülebiliyor</strong></p>
<p>Çocuklarda görülen meme hastalıkları doğuştan ya da sonradan olabilir. Konjenital yani doğumsal olarak meme veya meme başının hiç bulunmaması ya da aksesuar meme dokusu şeklinde adlandırılan birden fazla meme başı, meme dokusunun olması gibi tablolar görülebilir. Memenin hiç olmaması nadir görülürken, aksesuar meme toplumda yüzde 1-2 sıklığında görünebilmektedir. Bunun dışında meme asimetrisi denilen, memenin büyüklükleri arasında fark olması çok sık rastlanan bir durum olup, hormonal veya travmaya bağlı gelişebilir. Makromasti adı verilen meme dokusunu aşırı büyümesi obezite ile beraber ortaya çıkabilir. Meme atrofisi yani normal boyutta bir memenin hızla küçülmesi, hızlı kilo kaybı görülen hastalarda ve yeme bozukluklarında olabilir. Juvenil hipertrofi yani aşırı büyüyen meme, tek veya çift taraflı olarak gelişme çağındaki çocuklarda meme dokusunun hormonlara aşırı duyarlı olmasına bağlı gelişmektedir. Meme dokusu, ergenlikle beraber çok hızlı büyüme gösterebilir. Bu durum kız çocuklarında utanma, erkek çocuklarda ise toplumdan soyutlanma, geniş giysiler seçme gibi durumlar ya da boyun ve sırt ağrılarına neden olabilir.</p>
<p>Bununla birlikte yenidoğan ya da ergenlik döneminde mastit denilen meme enfeksiyonuyla karşılaşılabilmektedir. Meme travmaları, meme başı akıntısı, mastalji yani meme ağrısı özellikle menstürasyon döngüyle ilişkili ağrı ve memede kitle, çocuklarda görülebilen meme hastalıklarıdır.</p>
<p><strong>Yanlış beslenme alışkanlıkları önemli bir risk faktörü</strong></p>
<p>Memenin doğuştan hastalıkları nadir görülürken, sonradan ortaya çıkan hastalıkları özellikle ergenlik döneminde hormonal durumlar, beslenme alışkanlıkları ve kullanılan ilaçlara bağlı olarak daha sık görülebilmektedir.</p>
<p>Meme kanseri, ergenlik veya çocuk yaş grubunda oldukça nadir görülür. Meme kanseri 20 yaş altındaki kadınların milyonda birinde görülürken, tüm çocukluk çağı kanserlerinin %1’ini oluşturur. Meme kitleleri ise 18 yaş altında %3,35 olarak tespit edilmiştir. Bu kitleler genellikle iyi huyludur.</p>
<p><strong>Çocuklarda meme hastalıkları konusunda bunlara dikkat edin   </strong></p>
<ul>
<li>Genetik faktörler (ailesel geçiş)</li>
<li>Hormonal nedenler, özellikle östrojen duyarlılığın artması (adrenal kaynaklı –yiyeceklerden)</li>
<li>Kullanılan bazı ilaçlar</li>
<li>Plastikten yapılmış günlük kullanım malzemeleri</li>
<li>Östrojen içeren ürünlerin tüketilmesi </li>
</ul>
<p><strong>Çocuklarda bu belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Tüm çocuklar ve ergenlik çağındaki bireylerin şikayeti olmasa bile yıllık kontrollerinin yapılması gerekir.</p>
<p>Özellikle ergenlikte daha önce göğüs kafesi bölgesine radyasyon almışsa, ailede meme kanseri öyküsü ya da ailesel BRCA-1 ve BRCA-2 gen bozukluğu tespit edilmişse bu kişiler daha yakından takip edilmelidir. Çocuklarda bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybedilmeden çocuk cerrahisi uzmanına başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li>Memede ele gelen kitle, ağrı</li>
<li>Meme başında akıntı</li>
<li>Meme derisi üzerindeki eritem ( Kılcal damarlarda kan toplanması sonucu oluşan kızarıklık), ülserler meme başının içe çekilmesi</li>
<li>Koltuk altı lenf nodlarının büyümesi</li>
<li>Meme büyüklüklerinin farklı olması </li>
<li>Memede asimetri</li>
</ul>
<p><strong>Çay, asitli içecekler, kahve ve çikolataya dikkat! </strong></p>
<p>Yenidoğan döneminde rastlanılan neonatal mastit yani apse, sık olmamasına rağmen sepsis denilen tabloya yol açarak bebeğin hayatını tehdit edebileceği için gerekirse yatış yapılarak tedavi gerçekleştirilmelidir. Yine aşırı büyüme gösteren meme dokusu çocuklarda iskelet bozuklukları, duruş anomalileri ve baş boyun ağrılarına neden olabilir. Meme başı akıntıları gerekli tetkikler yapıldıktan sonra uygun antibiyotik tedavisi ile gerileyebilmektedir.</p>
<p>Mastodoni ve mastalji yani meme ağrıları yüzde 40 oranında görülür, meme dokusunun şişmesine bağlı nodülarite artışını neden olabilmektedir. Ağrı kesici ilaçlar fayda sağlayabilmekle birlikte, çay, asitli içecekler, kahve ve çikolata tüketiminin kısıtlanması tedavide öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Meme hastalığında tedavi çocuğa özel planlanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda meme hastalıklarının tanısı; fiziki muayenenin yanı sıra ultrason, ince iğne biyopsisi ve MR gibi tetkikler ile belirlenmektedir. Hastalığın özelliği belirlendikten sonra uygun tedavi kişiye özel planlanmaktadır. Memenin az gelişmesi veya asimetri söz konusu ise, iskelet gelişimi tamamlandıktan sonra redüksiyon mamoplastisi yani meme küçültme ameliyatı yapılabilir. Kitle varlığında gerekli tetkikler sonrası kitlenin iyi huylu olduğunun belirlenmesi durumunda takip ön planda olmalıdır. Eğer ağrı ve iskelet bozukluğuna neden olan, hızlı büyüyen bir kitle varsa, bu kitleler daha fazla meme dokusunun yol açmadan cerrahi işlemle çıkarılmalıdır. Çocuklarda nadir görülen meme kanserinde ise geniş doku rezeksiyonuyla beraber kitlenin tamamı çıkarılmalıdır. </p>
<p><strong>Erkek çocuklarında da görülebiliyor</strong></p>
<p>Meme hastalıkları sadece kız çocuklarında değil, erkek çocuklarında da görülen bir hastalıktır. Asimetrik meme büyümesi (erkek çocuklarda kadın tipi meme büyümesi dediğimiz jinekomasti ), meme başı akıntısı, memede ağrılı veya ağrısız kitle varlığında öncelikle gerekli tetkikler yapıldıktan sonra uygun tedavi yöntemleriyle hastanın takibinin yapılması önerilmektedir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-meme-hastaliklarina-dikkat-383273">Çocuklarda Meme Hastalıklarına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Duygusal Zorluk</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duygusal-zorluk-364491</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Apr 2023 11:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[zorluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=364491</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Çocuklar için Farkındalık” platformunun kurucusu Klinik Psikolog Güneş Ulus, ampütasyonun çocuklarda yarattığı duygusal etkileri ele alarak çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda MAG’a özel bilgi veriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duygusal-zorluk-364491">Çocuklarda Duygusal Zorluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Çocuklar için Farkındalık” platformunun kurucusu Klinik Psikolog Güneş Ulus, ampütasyonun çocuklarda yarattığı duygusal etkileri ele alarak çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda MAG’a özel bilgi veriyor.</strong></p>
<p>“Her şeyin dilde başladığına inanıyorum; afetzede ifadesini kullanmak yerine ‘’afet yaşamış birey’’ ya da ‘’afet yaşamış çocuk’’ ifadesini kullanabiliriz” diyerek sözlerine başlayan Klinik Psikolog Güneş Ulus şunları söyledi: “Öncelikle afet yaşamış bir çocukla bir arada olabilmekle ilgili kendi hislerimize bakmak gerekir. İki yaşında bir çocuk ile on altı yaşında bir ergenin yaşadıkları ve hissettikleri, olayı algılama biçimleri değişkenlik gösterecektir. Bununla birlikte çocuğun ailesinde birincil figürlerde ya da akrabalarda kayıplar varsa, ev yitirildiyse, şehir değiştiyse bu durumun etkisinin daha büyük olması beklenir; ancak, şunu belirtmeliyim ki tüm bunlara rağmen çocuklardaki esnek dayanıklılık yetişkinlere göre çok daha yüksektir. Çocuklar yaşamda kalmak için çevrelerinde olup bitenlere çok hızlı uyum sağlama eğiliminde olurlar.  Afet yaşamış çocuklarla iletişim konusunu ele alırken belki aklınıza gelen ilk soru “Ne söylemeliyim, nereden başlamalıyım?” olabilir. Afet yaşamış çocukların ihtiyacı, onlara soru sormamızdan ziyade onları dinlemektir.”</p>
<p>Ampütasyonun yarattığı duygusal etkiler karşısında nasıl hareket etmek gerekir? Sorusunun da cevabını veren Güneş Ulus “Ampütasyon kararını bilgilendiren kişi çocuğu takip eden hekim olmalıdır. Öncelikle eğer hastanedelerse hekim, anne ve baba ile iletişime geçmeli ve onları operasyon ile ilgili bilgilendirmelidir. Ampütasyon kararını aileye ve çocuğa açıklayacak hekim, öncelikle bu bilgiyi verirken sakin olmalıdır. Aileden veya çocuktan gelebilecek her türlü duygunun ifadesine açık olmalıdır. Anne baba mümkünse sakin bir ortama alınmalı, hekim uygun bir dille durumu aileye açıklamalıdır. Aileye, duygularını ifade edebilmek için gerekli zamanın verilmesi yararlı olacaktır, bu nedenle bu görüşme için gerekli zaman ayırılmalıdır. Tıbbi terimlerden uzak, açık ve net bir dil kullanılması önerilir. Öncelikle çocuğun sağlık durumunun önemi aktarılır ve ampütasyona neden ihtiyaç duyulduğunun nedenleri anlatılır. Ampütasyon, çocuğun hayatını kurtarmak için alınan yaşamsal bir karardır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duygusal-zorluk-364491">Çocuklarda Duygusal Zorluk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Tipi Beslenme Çocuklarda Astım Sıklığını Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bati-tipi-beslenme-cocuklarda-astim-sikligini-artiriyor-360782</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Mar 2023 17:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[astım]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[sıklığını]]></category>
		<category><![CDATA[tipi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360782</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda çocukluk çağında astım, egzama ve besin alerjileri gibi kronik hastalıkların görülme sıklığı arttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bati-tipi-beslenme-cocuklarda-astim-sikligini-artiriyor-360782">Batı Tipi Beslenme Çocuklarda Astım Sıklığını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda çocukluk çağında astım, egzama ve besin alerjileri gibi kronik hastalıkların görülme sıklığı arttı. Bu artıştan çevresel etmenler, modern yaşam tarzı ve beslenmedeki değişiklikler sorumlu tutuluyor</strong>. <strong>Hazır ve işlenmiş besinlerin yüksek oranda tüketimine dayanan Batı tipi beslenme modelinin çocuklarda astım sıklığını artırdığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca, buna karşın Akdeniz tipi beslenmenin astımdan koruduğunu vurguladı. </strong></p>
<p>Bağırsaklarımızda bizimle dost olarak yaşayan, bağışıklık sistemimize omuz veren mikrobiyatamız, yaşamın ilk yıllarında anne sütüyle beslenme ile zenginleşerek gelişmeye başlar.  Bağırsakları adeta bir kale duvarı gibi mikroplardan ve alerjenlerden koruyan mikrobiyatamız; besinlerin sindirimi, vitaminlerin sentezi, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, zararlı mikropların dışlanması, toksinlerin ve kanserojenlerin uzaklaştırılması gibi görevleri yerine getirir. Modern yaşam tarzında özellikle işlenmiş ve hazır gıdaların, bağırsak mikrobiyatasını olumsuz yönde etkileyerek çocuklarda alerjik hastalıkların artışına sebep olduğunu belirten <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Betül Karaatmaca bu durumu ortaya koyan bilimsel çalışmaları ve astımdan koruyan beslenme önerilerini paylaştı.  </strong></p>
<p><strong>Bağırsak Mikrobiyatasının Çeşitliliğinin Azalması Alerjenlere Duyarlılığı Artırıyor</strong></p>
<p>Bağırsak mikrobiyatamızı ve bağışıklığımızı destekleyen en önemli besinlerden biri lifli gıdalardır. Amerika’da yapılan bir çalışmada haftada 30 farklı çeşit bitkisel besin tüketenlerin en zengin bağırsak mikrobiyatasına sahip oldukları ortaya koyuldu. Bağırsak mikrobiyatasının içeriğinin değişmesi bağışıklık sistemini etkiliyor, zararlı mikrop ve alerjenlere duyarlılığın artışına neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Akdeniz Tipi Beslenme Astımdan Koruyor</strong></p>
<p>Pediatric Allergy and Immunology<em> </em>dergisinde yakın zamanda yayınlanan bir makalede Batı tipi beslenme dediğimiz hazır besinlerin yüksek oranda tüketiminin çocuklarda astım sıklığını arttırdığı, aksine Akdeniz tipi beslenmenin ise koruyucu olduğu ortaya koyuldu. Ayrıca yaşamın ilk yıllarında tek tip beslenme yerine günlük diyette besin çeşitliliğin sağlanması durumunda 6 yaşında astım görülme sıklığının azaldığı belirtildi. Öyle ki günlük diyete eklenen her farklı besin için astım riskinde %26&#8242; lık bir azalma olduğu rapor edildi. </p>
<p><strong>Meyve, Sebze, Balık ve Yoğurttan Zengin Bir Diyet Astım Riskini Azaltıyor</strong></p>
<p>Avrupa’daki pek çok ülkeyi kapsayan çocukların hamilelikten itibaren uzun süreli takip edildiği başka bir çalışmada; meyve, sebze, balık ve yoğurt açısından zengin bir diyet tüketilmesinin yine 6 yaşında astım riskini azalttığı gözlendi. Özetle bu çalışmalar bize bağırsaklarımızdaki iyi mikropları yani mikrobiyatamızı doğal ve tek tip besinle değil çok sayıda besinle beslersek astım olma riskimizin azaldığını söylüyor. </p>
<p><strong>Doğru Beslenme, Uzun Süreli İlaç Kullanma İhtiyacını Ortadan Kaldırıyor</strong></p>
<p>Tüm bu bilgiler ışığında, hem kendimizi hem çocuklarımızı alerji ve romatizma gibi hastalıklardan korumak ve bağırsak mikrobiyatamızı güçlendirmek için işlenmiş gıdalardan uzak, çeşitli lifleri içeren Akdeniz tipi sağlıklı bir diyet uygulamamız uygun olacaktır. Beslenmemizi düzenleyerek hastalık riskimizi azaltabilir ve böylece uzun süreli ilaç kullanma ihtiyacımızı da ortadan kaldırabiliriz. &#8220;Tıbbın Babası&#8221; Hipokrat’ın da dediği gibi “Bütün hastalıklar bağırsaktan başlar. Bağırsak hasta ise vücudun geri kalan kısmı da hastadır”.</p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></p>
<p>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bati-tipi-beslenme-cocuklarda-astim-sikligini-artiriyor-360782">Batı Tipi Beslenme Çocuklarda Astım Sıklığını Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2023 11:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dalması]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360443</guid>

					<description><![CDATA[<p>26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü. Farklı şekillerdeki belirtiler ve nöbetlerle kendini gösteren bu kronik hastalığı yeterince tanıyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443">Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>26 Mart Dünya Epilepsi Farkındalık Günü. Farklı şekillerdeki belirtiler ve nöbetlerle kendini gösteren bu kronik hastalığı yeterince tanıyor musunuz? Liv Hospital Nöroloji uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk, Epilepsi türleri hakkında bilgi verirken çocuklarda görülen basit bir göz dalmasının hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çekti. </strong></p>
<p>Nörolojik bir hastalık olan ve halk arasında Sara Hastalığı olarak da bilinen Epilepsi, vücutta meydana gelen ani kasılmalarla biliniyor. Ancak özellikle çocuklarda başka belirtilerle de kendini gösteriyor. Çocukluk çağında sık görülen Epilepsiler hakkında bilgi veren Liv Hospital nöroloji bölümünden Prof. Dr. Ayhan Öztürk “Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar ya da göz kapaklarında veya yüz kaslarında seğirmeler belirir. Ebeveynler bu gibi durumların nöbet ve epilepsi ile ilgili olabileceğini akılda tutulmalı ve gerektiğinde mutlaka bir uzmana başvurmalıdır” dedi. </p>
<p><strong>6-12 yaş arasında dikkat!</strong></p>
<p>Absans epilepsinin özellikle 6-12 yaş grubunda gözlemlendiğini ve kız çocuklarını biraz daha fazla etkilediğini belirten Prof. Dr.  “Erken teşhis sonrası tedavi başarısı oldukça yüksektir ve bu çocuğun okul başarısını da olumlu etkilemektedir” dedi. </p>
<p>Epilepsi bölgesi, hangi fonksiyonla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulguların gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Ayhan Öztürk, farklı Epilepsi türlerine de değindi. </p>
<p>“Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir. Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde, atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.”</p>
<p><strong>Nöbet öncesi belirtilere dikkat!</strong></p>
<p>Bazı Epilepsi türlerinde “aura” adı verilen öncü belirtiler görüldüğüne dikkat çeken Prof.Dr. Ayhan Öztürk bu bulgular karşısında dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. “Bu belirtiler uyuşma, hoş olmayan kokular alma, görme veya duyma değişiklikleri, ani korku hissi, mide bulantısı veya midede baskı hissi şeklinde kendini gösterir” diyen Prof. Dr. Ayhan Öztürk Epileptik<strong> </strong>nöbetlerde en sık görülen bulguları ise şöyle sıraladı:</p>
<p><strong>Nöbet sırasında görülen bulgular:</strong></p>
<ul>
<li>Vücutta meydana gelen ani kasılmalar</li>
<li>Şuur kaybı</li>
<li>Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi</li>
<li>Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar</li>
<li>Hızlı bir şekilde göz kırpmak</li>
<li>Sabit bir noktaya bakmak</li>
<li>Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek</li>
<li>Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler.</li>
</ul>
<p><strong>Yetersiz uyku nöbetleri tetikleyebilir</strong></p>
<p>Kontrolsüz nöbetlerin hastaların hayatını tehdit edebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ayhan Öztürk, hastalara tedavi sürecini destekleyecek yaşam tarzı değişiklikleri öneriyor:<strong> </strong>“Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir. Hastalar için yaşam tarzında yapacakları değişiklikler de tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda aşırı alkol tüketiminden kaçınmak, ilaçları doktorun söylediği şekilde almak, nikotin kullanımından uzak durmak ve egzersiz yapmak hastalar için önemli. Ayrıca yeterli düzeyde uyumaya son derece özen gösterilmeli; zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.” </p>
<p><strong>Epilepsi nöbeti geçiren birini görünce ne yapmalıyız?</strong></p>
<p>Epilepsi nöbetlerinin genellikle birkaç dakika sürdüğünü ve bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmanın öncelikli hedef olduğunu belirten Prof. Dr. Ayhan Öztürk ilkyardım için takip edilecek adımları da anlattı: </p>
<p>“Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalınması ve solunum yollarının açık olduğundan emin olunması gerekir. Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım edilir. Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğu anlatılır. Nöbeti geçiren kişinin rahatlatılması için sakince konuşulması önemlidir. İlkyardımı yapan kişinin çevredeki diğer insanları da sakinleştirmesi gerekebilir. Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlanır.”</p>
<p>Prof. Dr. Ayhan Öztürk; nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekilmesi, nöbetin 5 dakikadan uzun sürmesi, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçirilmesi, nöbet sırasında yaralanma, nöbetin suda gerçekleşmesi ve diyabet, kalp hastalığı veya hamilelik durumunun olması halinde acil yardım alınması gerektiğini de sözlerine ekledi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-goz-dalmasi-epilepsi-habercisi-olabilir-360443">Çocuklarda Göz Dalması Epilepsi Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Baş Ağrısında 5 Önemli Sinyal!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-359897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısında]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=359897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı en sık görülen sağlık problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen baş ağrısı sadece yetişkinlerin değil, çocukların da yakındıkları bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-359897">Çocuklarda Baş Ağrısında 5 Önemli Sinyal!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı en sık görülen sağlık problemlerinde ilk sıralarda yer alıyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen baş ağrısı sadece yetişkinlerin değil, çocukların da yakındıkları bir sorun. Üstelik cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojik cihazların kullanım sürelerinin uzaması baş ağrısının görülme sıklığını artırıyor. Çocuklarda baş ağrısı özellikle yeni başlamışsa ve şiddetli bir ağrı ise ebeveynlerde büyük bir kaygıya neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin</strong>,<strong> </strong>toplumdaki yaygın inanışın aksine her baş ağrısının tümörün habercisi olmadığını belirterek, “Baş ağrısının çok sayıda nedeni oluyor ve ayrıntılı öykü ile nörolojik muayeneyle tanı rahatlıkla konulabiliyor. Ancak çocuk sık sık baş ağrısından yakınıyor, günlük aktivitelerini yapmakta güçlük çekiyor, okula gitmek istemiyor ve ödevlerini yapamıyorsa mutlaka doktora başvurmak gerekiyor. Ailelerin dikkat etmeleri gereken önemli bir nokta da başı ağrıyan çocuğa sürekli ağrı kesici ilaçlar vermemek olmalı. Zira sık ağrı kesiciler çocukta baş ağrılarının daha uzun, daha şiddetli olmasına yol açabiliyor ve tedaviyi güçleştiriyor.” diyor.</p>
<p><strong>Migren çocuklarda da görülüyor!</strong></p>
<p>Hemen her yaşı etkileyebilen migren çocuklarda da gelişirken, özellikle ergenlik döneminde görülme sıklığı artıyor. Migren gibi ataklar halinde olan ve tekrarlayıcı baş ağrıları çocukların yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkilere neden olabiliyor. Çocuklarda migren belirtileri yetişkinlerden biraz farklı seyredebiliyor. Örneğin ataklar bir saatten kısa sürede hafifleyebiliyor. Genellikle yetişkinlerin tersine ağrı başın iki bölgesini de etkileyebiliyor. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da baş dönmesi, ışık ve kokuya hassasiyet, görme bozukluğu ile halsizlik gibi sorunlar yaşanabiliyor. Detaylı öykünün yanı sıra nörolojik muayene, çocuklarda migren tanısı için yeterli geliyor. Migren tedavisi, baş ağrısını tetikleyen nedenlerin belirlenmesi ve bunlardan kaçınmak, akut baş ağrısı ataklarının tedavisi ve koruyucu tedavi olmak üzere 3 bölüme ayrılıyor. Çocuğun atak sıklığına ve şiddetine göre planlama yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan diş çürüklerine…</strong></p>
<p>Baş ağrısı kafatasının içinde ve dışında bulunan ağrıya duyarlı yapıların çeşitli nedenlerle etkilenmesi sonucu oluşan bir belirti. Çocukluk çağı baş ağrıları ‘pirmer’ ve ‘sekonder’ baş ağrıları olarak iki gruba ayrılıyor.</p>
<p><strong>Primer baş ağrıları:</strong> Migren ve gerilim tipi baş ağrısı çocukluk çağında genellikle de ergenlik döneminde sık görülen baş ağrısı nedenini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Sekonder baş ağrıları:</strong> Virüs ve bakteri kaynaklı enfeksiyonlar, burun tıkanıklığı, diş çürükleri, görme bozuklukları, hipertansiyon, beyin tümörü, hidrosefali, beyin kanaması ve kafa travması gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Baş ağrısında 5 önemli belirtiye dikkat!</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrıları beyin içinde yer kaplayıcı olaylar, beyin kanaması ve hidrosefali gibi ciddi sorunların habercisi olabiliyor. Bu tür tablolara hızla müdahale edilmesi yaşamsal öneme sahip oluyor. Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin,<strong> </strong>zaman kaybetmeden hekime başvurulması gereken belirtileri şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Özellikle hayatındaki ilk ve en şiddetli baş ağrısı olması ya da zaman zaman gelişen baş ağrısının şiddetinde artış ile özelliklerinde değişim yaşanması</li>
<li>Baş ağrısına kusmanın eşlik etmesi</li>
<li>Sabah erken saatlerde gelişmesi veya gece uykudan uyandıracak şiddette olması</li>
<li>Çift görme/bulanık görme gibi ek yakınmaların gelişmesi</li>
<li>Kişilik ve davranış değişikliği olması</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi nedene yönelik planlanıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrısının tedavisi için öncelikle altta yatan nedenin tespit edilmesi gerekiyor. Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin,<strong> </strong>migren ve gerilim tipi baş ağrılarının tedavisinde öncelikle yaşam kalitesini arttıran tedbirlerin<strong> </strong>alındığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun zamandır ve ataklar halinde olan, ancak çocuğun genel durumunda bozulmaya neden olmayan baş ağrılarında önleyici tedbirler fayda sağlayabiliyor. Migreni tetikleyen besin maddelerini tüketmemek, yemek öğünlerini atlamamak, ekran maruziyetini azaltmak, stres oluşturan faktörlere çözüm sağlamak,  uyku saatlerini çocuğun yaşına uygun olarak düzenlemek, yoğun egzersizden kaçınmak, okul ve ödev zamanlarını ayarlamak gibi yaşam alışkanlıklarında düzenlemeler yapılıyor. Buna rağmen ataklar devam ederse ağrı sıklığını ve şiddetini azaltmak için koruyucu ilaç tedavilerine başlanıyor. Sekonder baş ağrılarında ise altta yatan nedene göre tedavi planlanması yapılıyor” diyor.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bas-agrisinda-5-onemli-sinyal-359897">Çocuklarda Baş Ağrısında 5 Önemli Sinyal!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr Bengi Semerci &#8220;Çocuklarda Rutini Sağlamak Önemli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-bengi-semerci-cocuklarda-rutini-saglamak-onemli-355234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 11:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bengi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rutini]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamak]]></category>
		<category><![CDATA[semerci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=355234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk, genç ve erişkin psikolojisi uzmanı Prof. Dr. Bengi Semerci, travmaların çocuklarda ortaya çıkışını ve ebeveyn yaklaşımlarını MAG Okurları için ele alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-bengi-semerci-cocuklarda-rutini-saglamak-onemli-355234">Prof. Dr Bengi Semerci &#8220;Çocuklarda Rutini Sağlamak Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><u>Çocuk, genç ve erişkin psikolojisi uzmanı Prof. Dr. Bengi Semerci, travmaların çocuklarda ortaya çıkışını ve ebeveyn yaklaşımlarını </u></strong><strong><u>MAG Okurları için ele alıyor&#8230;</u></strong></p>
<p>“Travmalar; çocukların ve gençlerin alışık oldukları düzenlerinin bozulmasına, güven sistemlerinin sarsılmasına, geleceğe ilişkin endişelerinin artmasına, yeterlilik duygularının zedelenmesine, suçluluk duymalarına, derin üzüntü ve kontrol kaybı hissi yaşamalarına neden olur” açıklamasında bulunan Prof. Dr. Bengi Semerci sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Erken dönem yaşanan kayıplar (ebeveyn vd.), yaşanan ve tanık olunan fiziksel sorunlar, yaralıları ve ölüleri görme gibi, bütün olaylar çocukların duygusal bağlanmalarını kesintiye uğratabilir. Bu durum ilk aşamada iyi ele alınmazsa gelecekte ruhsal ve sosyal sorunlara yol açar. Çocuklar; yaşlarına, gelişim dönemlerine, maruz kaldıkları travmanın şekline (sadece deprem yaşamak, enkaz altında kalmak, ebeveyn-kardeş kaybı, ölümlere tanık olmak vb.) göre farklı etkilenmeler ve tepkiler gösterirler. Bu nedenle yapılacak müdahaleler de bazı farklılıklar göstermektedir” dedi.</p>
<p>Çocukların travmaya verdikleri yanıt, yaşlarına ve gelişim dönemlerine göre değişiklik gösterdiğini aktaran Prof. Dr. Bengi Semerci Okul öncesi çocuklarda görülen durumları şöyle sıraladı;</p>
<p>•             Yatak ıslatma</p>
<p>•             Anneye aşırı bağlılık, yapışma (ayrılık kaygısı)</p>
<p>•             Parmak emme</p>
<p>•             Yeni ortaya çıkan korkular</p>
<p>•             Hareketlilik düzeyinde değişiklikler (azalma ya da artma)</p>
<p>•             İrritabilite, aşırı duyarlılık</p>
<p>•             Huzursuzluk</p>
<p>•             Uyku ve beslenme sorunları</p>
<p>•             Kabus görme</p>
<p>•             Karın ağrısı gibi somatik yakınmalar</p>
<p>•             Olayı yeniden canlandırmak temel görülebilen bulgulardır.</p>
<p>Okul dönemi çocuklarda da aynı bulgular görülebilir. Bunların yanı sıra konsantrasyon bozuklukları olur. Ergenler biraz daha farklı tepkiler verebilirler. Riskli davranışlar, agresyon gösterebilirler. Ergenlerde intihar eğilimine de dikkat etmek gerekir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-bengi-semerci-cocuklarda-rutini-saglamak-onemli-355234">Prof. Dr Bengi Semerci &#8220;Çocuklarda Rutini Sağlamak Önemli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ebeveynlerin Can Sıkıntısı: Çocuklarda İştahsızlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-can-sikintisi-cocuklarda-istahsizlik-354952</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 14:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveynlerin]]></category>
		<category><![CDATA[iştahsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354952</guid>

					<description><![CDATA[<p>İştah tanım itibariyle, yemek yeme arzusu ve isteğidir ama kimi çocuklarda bu istek o kadar azdır ki anne baba bir süre sonra endişelenmeye başlar ve yetersizlik hisseder.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-can-sikintisi-cocuklarda-istahsizlik-354952">Ebeveynlerin Can Sıkıntısı: Çocuklarda İştahsızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İştah tanım itibariyle, yemek yeme arzusu ve isteğidir ama kimi çocuklarda bu istek o kadar azdır ki anne baba bir süre sonra endişelenmeye başlar ve yetersizlik hisseder. Her yaşta görülebilen iştahsızlık durumu özellikle ilk dört yaşta ve ergenlik döneminde belirginleşmektedir.</p>
<p> Konuyla ilgili sorularımızı ise Batıgöz Sağlık Grubu Uzman Çocuk Doktoru Fikret İŞBİLİR yanıtladı. </p>
<p><strong>İştahsızlığın başlıca sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>İştahsızlık, vücudun herhangi bir enfeksiyona verdiği tepki olarak da gelişebilmektedir. En sık idrar yolu enfeksiyonlarında, üst solunum yolu enfeksiyonlarında, paraziter hastalıklarda, kabızlık, geniz eti büyümeleri, vitamin eksiklikleri, bazı metabolizma hastalıklarında daha nadir olarak ise çocukluk çağında görülen kanser vakalarında ve romatizmal hastalıklarında gözlemlenebilmektedir. Hastalıklardan kaynaklanan bu iştahsızlık durumu 2-3 hafta kadar sürebilir ama süre daha da uzuyorsa gerekli tetkikler yapılarak önlem alınmalıdır.</p>
<p><strong>Uzun süren iştahsızlık çocuğun büyümesini etkiler mi?</strong></p>
<p>İştahsızlığın uzun sürmesi, çocuğun büyüme ve gelişmesini etkileyebilir. Bu durumda gerekli kalori alımı sağlanamayacağından vücudun yapı taşları olan protein, hormon, vitamin ve mineraller eksik kalacak ve gelişim sekteye uğrayacaktır.</p>
<p><strong>Peki fizyolojik sebepler dışında iştahsızlığın başka sebepleri de olabilir mi?</strong></p>
<p>İştahsızlık bazen çocuğun psikolojisi ile de ilgili olabilir. Hiperaktif ya da tam tersine içine kapanık çocuklarda iştah değişikliği gözlemlenebilir. Eğer büyüme ve gelişme normal seyrindeyse ( boy-kilo ve baş çevresi takibi) yani normal standart tablodaki ölçümlerde ise telaşlanmamak gerekir.</p>
<p> </p>
<p>Genelde toplumumuzda gürbüz çocuğun sağlıklı olduğu, zayıf çocuğunsa mutlaka bir sorunu olduğu düşünülür bu sebepten aileler de panikler ve iştahsız ya da zayıf çocuğa yemesi yönünde telkinlerde hatta kimi zaman baskıda bulunurlar. Konuyla ilgili görüşünü aldığımız Dr. Fikret İşbilir , ‘Bazen çocuk ailenin istediği tarzda yemediği halde normal boy ve kiloda olabilir. Bu durumda ailenin tavrı ısrarcı olmamalıdır. Sevmediği besinleri alması konusunda ısrar edilmemeli ya da sevdiği diğer besinlerle karıştırılarak yemesi sağlanmalıdır örneğin peynir sevmeyen bir çocuğa bu gıda börek ya da makarna içerisinde yedirilebilir’ dedi.</p>
<p>İşbilir, ayrıca daha küçük yaş grubu için ise besinler süslenerek ya da değişik şekiller verilerek, sevimli tabaklar hazırlanabilir, çocuğun o besine karşı ilgisi arttırılabilir önerisinde bulundu.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken bir diğer hususta çocuğun zamanından önce bazı besinlere alıştırılmaya çalışılmasıdır. Özellikle ilk altı ayda bebeğe sadece anne sütü verilmeli, sonrasında ise kademeli olarak diğer gıdalara geçilmelidir. Ek gıdaya başlarken üç gün kuralı uygulanmalıdır. </p>
<p><strong>Peki nedir bu üç gün kuralı?</strong></p>
<p>Bebek için her yeni besine başlarken 3 gün kuralı uygulanmalıdır. Doğduğu andan itibaren ilk kez karşılaşacağı gıdaya karşı alerji, duyarlılık ve hazmetme durumu olup olmadığı takip edilir. Bu ilk karşılaşmada amaç, bebeği doyurmak değil ona gıdayı tanıtmak olduğundan ilk başta o besinden sadece 3 kaşık verilmesi yeterli olacaktır.</p>
<p>Çocuğun yeme alışkanlığının kötü etkilenmemesi için dikkat edilmesi gereken diğer durumlarsa; çocuğun yemek öncesi abur cubur yememesi, su ya da meyve suyu içerek midesini şişirmemesi, televizyon başında beslenmemesi, gerekirse aile ile aynı sofraya oturması, beslenme için acele etmemesi, porsiyon ve çatal kaşığın çocuğa göre hazırlanması ve sofranın çekici hale getirilmesidir.</p>
<p>Konuyla ilgili ilginç bir anısından da bahseden Dr. Fikret İşbilir, ailenin bilinçlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha altını çiziyor. ‘ Uzmanlığımın ilk yıllarıydı. Karadeniz’in şirin bir ilçesinde görev yapıyordum. Muayene için dört aylık bir bebek getirildi. Bebeği muayene ettiğimde boy ve kilosu normal standarttaydı. Fizik muayene bulguları gayet iyiydi ama anne- baba bebeğin iştahsız olduğundan ve kilo almamasından şikayetçiydi. Bu aylarda sadece anne sütü verilmesi gerekirken, bebeği iştahsız kabul ederek, hızlı kilo alsın diye  fındık ezmesi yedirdiklerini öğrendim. İşte bu trajikomik bir olaydı.’</p>
<p>Siz siz olun, iyice araştırmadan, kulaktan dolma bilgilerle hareket edip, çocuğunuzu yaşamını riske atmayın. Kilo alsın diye uğraşırken çok daha ciddi sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kalabilirsiniz. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ebeveynlerin-can-sikintisi-cocuklarda-istahsizlik-354952">Ebeveynlerin Can Sıkıntısı: Çocuklarda İştahsızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda ortaya çıkacak tuvalet kaçırma ve bebeksi konuşmaya dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ortaya-cikacak-tuvalet-kacirma-ve-bebeksi-konusmaya-dikkat-353572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 11:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeksi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkacak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[konuşmaya]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya]]></category>
		<category><![CDATA[tuvalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem gibi travmatik olayların çocukların güven duygusunu sarsacağını belirten Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, çocuklarda ve ergenlerde yaş grubuna göre çeşitli davranışların görülebileceği uyurusunda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ortaya-cikacak-tuvalet-kacirma-ve-bebeksi-konusmaya-dikkat-353572">Çocuklarda ortaya çıkacak tuvalet kaçırma ve bebeksi konuşmaya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Deprem gibi travmatik olayların çocukların güven duygusunu sarsacağını belirten Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, çocuklarda ve ergenlerde yaş grubuna göre çeşitli davranışların görülebileceği uyurusunda bulundu. </strong></p>
<p><strong>Özellikle küçük yaştaki çocuklarda regresyon denilen, daha erken dönemlere bir gerileme hali olabileceğini kaydeden Luş, bu gerileme halinin, tuvaleti kaçırma ve bebeksi konuşma gibi küçük yaşlara doğru yönelme eğilimleri olduğunu ifade etti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, deprem sonrasında çocuk ve ergenlerin tepkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><strong>Çocuk ve gençlerde travmalar oluşabilir</strong></p>
<p>Deprem ve doğal afetler gibi aniden gelişen olaylar nedeniyle çocuk ve ergenlerin alışık oldukları düzenlerinin değişebildiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Çocuk ve ergenlerin günlük yaşantılarının ve düzenlerinin bozulmasıyla beraber travmalar gözlemlenebilmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Güven duyguları sarsılabilir</strong></p>
<p>Yaşanan olay nedeniyle çocukların güven duygularının sarsıldığını kaydeden Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Çocuklar güvenleri sarsıldığı için hem geleceğe yönelik bir korku içerisinde olurlar hem de yeterlilik duyguları azalır, bunlara derin bir üzüntü ve kayıp duygusu da eşlik eder.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Tuvaleti kaçırma ve bebeksi konuşma gibi davranışlar ortaya çıkabilir</strong></p>
<p>Çocuk ve gençlerde bu kayıp hissinden dolayı çeşitli tepkiler gözlemlenebileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, “Çocuklarda yaş grubuna göre ve ergenlerde, erken dönemde bu tip tepkilerin ortaya çıkacağını bilmek önemlidir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda regresyon denilen, daha erken dönemlere bir gerileme hali olabilir. Bu gerileme hali, tuvaleti kaçırma, bebeksi konuşma gibi küçük yaşlara doğru yönelme eğilimleri; büyük çocuklarda kafası karışıkmış gibi görünme, öfke davranışları, dona kalma ve içe kapanma tarzı davranışlardır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Arkadaşlarıyla bir arada olmak iyi gelecektir</strong></p>
<p>Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Melek Gözde Luş, bu davranışların ilk dönemlerde gözlemlenmesinin çok normal olduğunu ve bir hastalık belirtisi olmadığını belirterek “Okul gibi çocukların birlikte vakit geçirdikleri alanların tekrar açılması, bu süreçte onların psikolojik durumları için çok olumlu etkiler oluşturacağı düşünülmektedir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-ortaya-cikacak-tuvalet-kacirma-ve-bebeksi-konusmaya-dikkat-353572">Çocuklarda ortaya çıkacak tuvalet kaçırma ve bebeksi konuşmaya dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2023 11:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[isterken]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşturabilirsiniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=349907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ebebeynler tarafından haberlerden uzak tutulmak isteniyor ancak çocuklar da deprem gerçeği ile karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907">Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ebebeynler tarafından haberlerden uzak tutulmak isteniyor ancak çocuklar da deprem gerçeği ile karşı karşıya kalıyor. Çocukların yaşına ve gelişimlerine uygun şekilde depremin anlatılması gerektiğinin altını çizen uzmanlar, mantıksal düşünce becerileri henüz gelişmemiş olan 2-7 yaş arası erken dönemdeki çocuklarda deprem farkındalığı oluşturmaya çalışmanın onlarda kaygı bozukluğuna yol açabileceğini ifade ediyor. Depremin çocuklara oyunlarla anlatılabileceğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocuklara öncelikle ebeveynler tarafından güvende oldukları anlatılmalı ve hissettirilmeli. Ebeveynler çocuklar yanlarındayken yorumlarına dikkat etmeli ve çocukların da duygularını anlatmalarına fırsat verilmeli. Normal yaşam rutinleri korunmalı ve isterlerse yardım gönderebilecekleri söylenerek yapıcı seçenekler sunulmalı” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depremin çocuklara anlatılma yöntemleri ve çocukların deprem haberlerinden kaygı duymalarını önleyecek tavsiyelerini paylaştı.</p>
<p><strong>Yaşına ve gelişimine uygun açıklama yapılmalı</strong></p>
<p> </p>
<p>Her ne kadar çocuklar uzak tutulmak istense de deprem gerçeğiyle herkesin karşı karşıya olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Çocukların bilişsel gelişimine uygun davranarak bir yaklaşım sergiliyor olmak yetişkinlerin sorumluluğudur. Bu sebeple çocukların yaşına ve gelişimine uygun bir şekilde onlarla durumu paylaşmak yerinde olacaktır. Evde haber kanalları açık ve tüm aile endişeyle edindiği bilgileri yakınları ile paylaşıyorken çocuklarımızı bu durumun dışında tutabilmek çok da mümkün olmuyor” dedi.</p>
<p><strong>2-7 yaş grubunda kaygı bozukluğu oluşabilir</strong></p>
<p>2-7 yaş arası erken dönemde çocukların mantıksal düşünme becerisinin henüz gelişmemiş durumda olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple bu yaş grubundaki çocuk maruz kalmadıysa, durumun farkında değil ise deprem ve yaşanılanlarla ilgili detaylı bilgi vermek ve farkındalık yaratmaya çalışmak edinmiş olduğu bilgiyi henüz işleyemeyecek ve anlamlandıramayacak olan bu yaş grubu çocuklarımızda kaygı bozukluğuna yol açabilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Deprem oyuncaklarla anlatılabilir</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, depreme ya da deprem görüntülerine, video ya da haberlerine maruz kalmış bir çocuğun bu durumu anlamlandırmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durumda soyut muhakemenin yeterli düzeyde olmadığı çocuklara bu kavramı somut bir şekilde anlatmak yararlı olacaktır. Oyun çocuklara ulaşmanın en hızlı ve etkili yoludur; bu sebeple oyuncakları, lego gibi blokları kullanarak depremin oluşumunu ve etkilerini basitçe çocuğa anlatmak çocuğun durumu kavrayabilmesine yardımcı olur. Basit bir dil ile dünyamızdaki doğa olaylarını örneklendirerek güneşin doğması, şimşeklerin çakması kar ve yağmur yağışı gibi depremin de yeryüzünde meydana gelen doğal bir oluşum olan sarsıntılar olduğu açıklanabilir. Herbirimizde olduğu gibi bilinmezlik çocuklarımıza da kaygı veriyor, durumu ne kadar bilinir hale getirirsek çocuklar o denli güvende hissedeceklerdir.”</p>
<p><strong>Duygularını anlatmalarına fırsat verilmeli</strong></p>
<p>Duydukları ve şahit oldukları karşısında endişe ve korku yaşamakta olan çocukların duygularını yaşamalarına fırsat verilmesi gerektiğini vurgulayan Ergür, “Çocuğumuzun duygularını anlamamız ve hissettiklerinin normal olduğunu fark edebilmesini sağlamak ve de kendi duygularımızı da paylaşmak önemlidir. Yaşananlar karşısında üzgün olduğumuzu paylaşmak çocuğumuzu endişelendirmek yerine onları rahatlatacaktır. Ebeveynler olarak yanlarında olduğumuzu, onları koruyabileceğimizi, güvende olmak için aldığımız önlemleri, evimizin sağlam ve dayanıklı olduğu ve de güvende olduğumuzu paylaşıyor olmamız çocuklar için rahatlatıcı ve sakinleştirici olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuklara yapıcı seçenekler sunulabilir</strong></p>
<p>Çocuklarımızı her olumsuz durumdan korumak istiyor olsak da özellikle daha büyük yaş grubundaki çocuklarımızı bu denli büyük bir felaketten tamamen habersiz tutabilmemizin imkansız ve de gerçekçi olmaktan uzak olduğunu belirten Ergür, “Çocuklarımızın yaşını dikkate alarak kısa ve öz bir şekilde durumu aktarmak uygun olacaktır. Bu sayede çocuklarımız acının varlığından haberdar olmanın yanı sıra acıyla baş edebilmenin sağlıklı yollarını da öğrenebileceklerdir. Zarar gören insanlar için üzüldüğümüzü, onlar için dua edebileceğimiz ve onlara yardım gönderebileceğimiz gibi imkanımız çerçevesinde yapıcı seçenekler sunabilir ve birlikte uygulayabiliriz” dedi.</p>
<p><strong>Ebeveynler yorumlarını dikkatli yapmalı</strong></p>
<p>Çocuklarımızın en temel ihtiyacının güvende hissedebilmek olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Bu sebeple çocukların yanında olan ve kendi duygularını düzenlemek için ihtiyaç duydukları ebeveynlerinin ya da bakım veren yetişkinlerin kendi tepkilerine dikkat etmeleri çok daha önemlidir. Yetişkin olarak bizlerin kendi duygumuzu regüle edebilmemiz hem çocuklarımız hem de kendimiz için büyük önem taşır. Yaşadığımız bu zorlu felaket sonrası hepimizin kalbi bu bölgede atıyor ancak çocuklarımızın yanında iken haberleri sınırlamak, çocuklarımızın bu haberlere maruz kalmasını önlemek uygun olacaktır. Buna ek olarak çocuklarımızın yanında yaşananlarla ilgili yorumlarımıza ve kendi kaygılarımızı nasıl dışarı yansıttığımıza dikkat etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Rutinleri korunmalı, güvende oldukları hissettirilmeli</strong></p>
<p>Tüm yaş gruplarındaki çocukların rutinlerini mümkün olduğunca korumaya çalışmamız gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, “Güvende hissetmeyen bir çocuğun yeme, uyku, oyun gibi rutinlerinde, ebeveynlerinden ayrılması gereken durumlarda ağlama ve beklenmedik bir hırçınlaşma davranışı sergiliyor olması ailelerin dikkatli olmalarını akla getiren sinyaller olarak yorumlanmalıdır. Çocuklarımızın temel ihtiyacı olan güvenlik hissini destekleyebilmek adına biz ebeveynler sakinliğimizi koruyarak güven verici destek sağlamak için çaba göstermeliyiz. Çocuklarımızın taşıyabileceği düzeyde zorlukla karşılaşmasına izin verirken, sevgimizle sarmalayarak güvende hissetmelerini sağlayabilirsek, baş etme becerilerini geliştirmiş ve hayata hazır hale gelmelerini desteklemiş olabiliriz. Uygun şekilde yönetilemeyen durumlarda profesyonel destek almak oluşabilecek daha büyük problemlerin hızlıca önüne geçmemizi sağlayacaktır” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-bilgilendirmek-isterken-cocuklarda-kaygi-olusturabilirsiniz-349907">Dikkat! Bilgilendirmek isterken çocuklarda kaygı oluşturabilirsiniz…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2023 10:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kiti]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[nedenlerini]]></category>
		<category><![CDATA[saptamak]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tıbbi]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=347571</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği ile çocuklarda görülen nadir  metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretmek üzere hazırlanan “Sağlıkta Teknoloji Geliştirme Projesi”, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenecek. </strong></p>
<p>Dünyanın ve ülkemizin ciddi toplum sağlığı problemlerinden biri olan nadir hastalıkların önemli bölümünü kalıtsal metabolik nadir hastalıklar oluşturuyor. Kompleks klinik yapı ve genetik heterojenite gösteren farklı kalıtsal metabolik hastalıklarda ortaya çıkan klinik belirti ve bulgu spektrumu ise oldukça geniş. Bunlar, hastalığın başlangıç yaşı, mutasyon tipi, beslenme, depolanan materyalin biyokimyası ve depolamanın yer aldığı hücre tiplerine göre değişiklik gösterir. Bütün bu nedenler, bu hastalıkların tanısını konmasını da güçleştirebilir. Nadir hastalıkların tanısının konulamaması veya tanının gecikmesi ise hastalarda zeka ve gelişim geriliği başta olmak üzere geri dönüşü olmayan hasarlara sebep oluyor. Bu nedenle, bu tip hastalıkları saptayabilmek için yapılan yenidoğan taramaları hayati bir önem taşıyor. </p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi iş birliği yaparak, yenidoğan taramalarında kullanılmak üzere metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamada kullanılacak tanı kiti geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Bu amaçla, Yakın Doğu Üniversitesi DESAM Araştırma Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Beslenme ve Metabolizma BD ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü Nadir Hastalıklar Anabilim Dalı iş birliğinde hazırlanan “Ardışık kütle spektrometrisi ile genişletilmiş yenidoğan taramasında ikinci basamak moleküler ayırıcı tanı için üçüncü yeni nesil dizileme teknolojisi kullanılarak kit geliştirme” başlıklı ortak proje, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi Araştırma Üniversiteleri Destek Programı (ADEP) tarafından desteklenmeye layık görüldü. </p>
<p>İki üniversitenin iş birliği içerisinde yürüttüğü projenin sonucunda üretilecek tanı kiti, yenidoğan taramalarında kullanılarak kalıtsal metabolik nadir hastalığa neden olan genetik mutasyonu saptamakta kullanılacak. Çalışma ile birlikte; hastalıkları belirti vermeden tespit edebilmek, erken tedaviyi başlatmak, beyin hasarı başta olmak üzere organ hasarlarını ve en önemlisi de engellilik ve erken ölümleri önlemek kolaylaşacak. </p>
<p><strong>Yenidoğan taramaları nadir hastalıkların belirlenmesinde hayati önem taşıyor </strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı yenidoğan taraması kapsamında; Fenilketonüri, Konjenital Hipotiroidi, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Biyotinidaz Eksikliği, Kistik Fibrozis ve Spinal Müsküler Atrofi olmak üzere altı adet kalıtsal metabolik hastalığı tarıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve diğer gelişmiş ülkeler ise yenidoğan bebeklerinde 50’ye yakın farklı hastalığı tarayabilen “genişletilmiş yenidoğan taraması” programlarını yaklaşık yirmi yıldır kullanıyor. Yenidoğan taraması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ise bir ulusal tarama programı olarak henüz kullanılmıyor. </p>
<p><strong>Türk bilim insanlarının geliştireceği tanı kiti ile pek çok nadir hastalığın tanısı konulabilecek</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve aynı zamanda DESAM Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve ekibi ile İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay’ın yürütücülüğünde gerçekleştirilecek proje ile genişletilmiş yenidoğan taraması kapsamında, çocuklarda görülen belirli kalıtsal nadir metabolik hastalıkların tanılarının moleküler yöntemle doğrulanabilmesi mümkün hale gelecek. Genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, Oxford NanoPore sistemi üzerinde geliştirilecek. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ: “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız.”</strong></p>
<p>Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, İstanbul Üniversitesi ile geliştirecekleri yenidoğan tarama kitinin önemli bir ihtiyacı karşılayacağını vurguladı. Daha önce Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde geliştirerek ürettikleri COVID-19 PCR Tanı ve Varyant Analiz Kiti’ni, Türkiye ve KKTC Sağlık Bakanlıklarının onayı ile kullanıma sunduklarını hatırlatan Prof. Dr. Şanlıdağ, “Türkiye’nin köklü kurumlarından İstanbul Üniversitesi ile birlikte geliştireceğimiz, genişletilmiş yenidoğan tarama kitini de farklı ticarileşme stratejileri ile sağlık sektörüne kazandıracağız” ifadesini kullandı. Geliştirecekleri tanı kitinin, sağlık alanında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki iş birliğine de önemli bir katkı sunacağını söyleyen Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, “Türkiyemiz ve Kuzey Kıbrıs’ımızda, nadir metabolik hastalıkların erken tanısı ile doğru ve kesin tedavinin uygulanması büyük ölçüde kolaylaşacak” ifadesini kullandı. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay: “Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştireceğimiz yeni kit, bilimsel literatürde ve sağlık sektöründe ilk olma özelliği taşıyor.” </strong></p>
<p>Projenin yürütücülüğünü de üstlenen İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay ise Yakın Doğu Üniversitesi ile birlikte yenilikçi bir yaklaşımla geliştirecekleri yeni kitin; klinik validasyonlar sonrasında, çocuklarda metabolik hastalıkların genetik nedeninin belirlenmesinde, bilimsel literatürde ve sektörde bir ilk olma özelliği taşıdığını söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Gülden Fatma Gökçay, tanı ve tedavi sürecinde geç kalınması durumda önemli zeka ve gelişim sorunlarına neden olan kalıtsal metabolik hastalıkların erken teşhisinin önemine vurgu yaparak, “Geliştirerek üreteceğimiz genişletilmiş yenidoğan tarama kiti, hızlı ve kesin teşhis imkanı sağlayarak, nadir hastalıkların teşhisinde çok önemli bir ihtiyacı karşılayacak” ifadesini kullandı. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-bilim-insanlari-cocuklarda-gorulen-nadir-metabolik-hastaliklarin-genetik-nedenlerini-saptamak-icin-tibbi-tani-kiti-uretecek-347571">Türk bilim insanları, çocuklarda görülen nadir metabolik hastalıkların genetik nedenlerini saptamak için tıbbi tanı kiti üretecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
