<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cerrahi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/cerrahi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cerrahi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 09:05:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>cerrahi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/cerrahi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisine]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lens]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bahar aylarında polen, toz ve diğer alerjenlerin artması, kontakt lens kullanıcıları için ciddi rahatsızlıklara yol açıyor. Özellikle mevsimsel alerjik konjonktivit sorunu yaşayan bireyler, bu dönemde gözlerde kaşıntı, yanma, kızarıklık ve lensle uyumsuzluk gibi problemlerle karşı karşıya kalıyor. Bu mevsimsel sıkıntıların lazer göz cerrahisine olan ilgiyi artırdığını belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu “Lens kullanan hastalarımızdan bahar aylarında şikayetler belirgin şekilde artıyor. Gözde kuruluk, batma ve alerjik reaksiyonlar nedeniyle lens takmak neredeyse işkence haline gelebiliyor. Bu da birçok kişiyi kalıcı bir çözüm sunan lazer cerrahisine yöneltiyor. Teknolojik gelişmelerden en hızlı etkilenen alanların başında kuşkusuz tıp dünyası geliyor. 30 yılı aşkın bir süredir güvenle uygulanan göz lazer tedavileri, günümüzde minimal işlem süreleri ile gözlük ve lenslere veda imkânı sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Kaygılar Ortadan Kaldırıyor</strong></p>
<p>Göz cerrahisinde yıllardır uygulanan SMILE yönteminin, robotik cerrahinin gücüyle birleşerek SMILE Pro’ya dönüştüğünü belirten Op. Dr. Sezer Hacıağaoğlu, bu değişimi şu sözlerle özetliyor:</p>
<p>&#8220;Aslında temel yaklaşım aynı olsa da sistemin içine robotik cerrahinin dahil olması her şeyi değiştirdi. Eskiden dakikalar süren işlemler, artık inanılmaz bir hızla yapılabiliyor. Öyle ki, SMILE Pro ile tedavinin lazer aşaması sadece 9 saniye sürüyor. Bu süre hem biz hekimler hem de hastalar için büyüleyici bir hız.”</p>
<p>SMILE Pro teknolojisi, cerrahi süreci teknik bir müdahale olmanın ötesine taşıyarak hasta için üst düzey bir konfor deneyimine dönüştürüyor. Op. Dr. Hacıağaoğlu, bu teknolojik ferahlığın psikolojik etkilerini şu şekilde detaylandırıyor:</p>
<p>&#8220;SMILE Pro’da hastayı çevreleyen ve görüşü kısıtlayan tünel tipi yapılar tamamen devre dışı bırakılmıştır. Operasyon süresince sedyede uzanırken önünüzün tamamen açık olması, klostrofobik endişelere son vererek cerrahi kaygıyı minimize eder. Sadece lokal anestezi sağlayan damlalar eşliğinde, robotik kolun milimetrik bir hassasiyetle yaklaşarak işlemi 9 saniye gibi rekor bir sürede tamamlaması, hastanın operasyon boyunca kendisini güvende ve ferah bir ortamda hissetmesini sağlar.”</p>
<p><strong>Günlük Hayata Hızlı Dönüş Sağlıyor</strong></p>
<p>Yöntemin sunduğu en kritik klinik avantaj, cerrahi müdahalenin mikro düzeyde tutulması olduğunu belirten Op. Dr. Hacıağaoğlu şunları söylüyor:</p>
<p>“Operasyon sırasında gözde sadece 2 mm’lik mini bir kesi yapılıyor. Bu, doku bütünlüğünün maksimum seviyede korunması demek. Dokuya gösterilen bu hassasiyet, aslında hastanın ertesi güne kısıtlama olmadan taptaze bir bakışla uyanması demek. Hasta net bir görüşe kavuşurken, gözün o doğal ve güçlü yapısını da en üst düzeyde korumuş oluyoruz. Geleneksel yöntemlerde sıkça görülen göz kuruluğu riski bu yöntemde minimuma iniyor. Bu da özellikle ekran başında çok vakit geçiren profesyoneller için SMILE Pro’yu ilk tercih haline getiriyor.”</p>
<p><strong>Lazer Cerrahisi Kimler İçin Uygun?</strong></p>
<p>Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, lazer tedavileri için uzman bir hekimin detaylı muayenesi şart. Dr. Hacıağaoğlu, her vakanın titizlikle incelenmesi gerektiğinin altını çizerek uygunluk konusunda şöyle konuşuyor:</p>
<p>“18-40 yaş arası 8 dereceye kadar miyop, 6 dereceye kadar hipermetrop ve astigmat olan hasta grubunda lazer tedavisi ilk seçenek olarak kabul edilir. </p>
<p>Hastanın göz yapısı ve uygunluğu göz önünde bulundurulduğunda ilk tercih SMILE Pro’dur. SMILE Pro yöntemine uygun olmayan göz yapısına sahip kişilere iLASIK yöntemi uygulanabilir. Korneası daha ince olan hastalarda ise yüzeye uygulanan lazer yöntemleri (PRK, LASEK, Trans-PRK) tercih edilebilir. 40-45 yaş üzerindeki, yakın görme probleminin (presbiyopi) başladığı hastalarda ise hem uzağı hem yakını düzelten göz içi lens uygulamaları daha ideal bir çözüm olmaktadır. Bu yöntemle, aynı zamanda katarakt sorunu da tek seansta ortadan kaldırılabilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bahar-alerjilerine-karsi-lazer-goz-cerrahisine-ilgi-yukseliyor-625366">Bahar Alerjilerine Karşı Lazer Göz Cerrahisine İlgi Yükseliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 07:22:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[Göz Kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[htiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[kapakları]]></category>
		<category><![CDATA[sarkan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yoksa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624800</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yorgun ve yaşlı bir ifade ilk olarak göz çevresinde fark edilse de, özellikle sarkan göz kapaklarında kendini gösteriyor. Bu durumun genellikle estetik bir kaygıya sebep olduğu düşünülür ancak ileri derece göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak ciddi görme sorunlarını da beraberinde getirebilir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz, üst göz kapağı sarkmasında cerrahi ve cerrahi dışı tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</strong></p>
<p>Son yıllarda, üst göz kapağında biriken fazla deri ve yağ dokusunun çıkarılmasıyla uygulanan üst blefaroplasti oldukça popüler. Ancak bu cerrahi işlem popülerliğini sadece estetik ihtiyaçlardan almıyor. Özellikle yaşla birlikte sigara kullanımı gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesiyle oluşan ileri derece üst göz kapağı sarkmaları, görme alanını daraltarak görme sorunlarına sebep oluyor. Sarkan göz kapakları, aynı zamanda yorgun ve yaşlı bir yüz ifadesine yol açtığı için, pek çok kişi bu durumdan kurtulmanın sağlıklı ve bilimsel yollarını arıyor. </p>
<p><strong>Doğru Yöntem İçin Doğru Değerlendirme Şart</strong></p>
<p>Üst göz kapağı sarkmasının tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi için hastanın genel sağlık durumu, göz çevresi ile cilt yapılarının detaylı şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Habibe Topuz,</strong> cerrahi ya da ameliyatsız tüm uygulamalarda hasta-hekim iletişiminin sağlıklı bir şekilde kurulmasının, başarılı sonuçların anahtarı olduğunu vurguluyor. Öte yandan, her geçen gün gelişen teknoloji sayesinde göz çevresi estetiğinde hem daha konforlu hem de daha etkili yöntemler kullanılıyor. </p>
<p><strong>Kişiye Özel Planlama ile Sonuçlar Daha Verimli </strong></p>
<p>Genetik özellikler, güneş ışınlarına uzun süre maruziyet, cilt elastikiyetinin azalması, sigara kullanımı ve yaşlanma, üst göz kapağı sarkmasına neden olan en etkili faktörler arasında. Ancak sorunun çözümü için, kişiye özel tedavi planlamalarıyla hem cerrahi hem de cerrahi dışı yöntemler var. Üst blefaroplasti operasyonu, genellikle lokal anestezi altında gerçekleştirilen cerrahi bir işlem ve öncesinde, hastanın göz kapağı yapısı detaylı şekilde değerlendirilerek kişiye özel planlama yapılabiliyor. Ameliyat sırasında, göz </p>
<p>kapağının doğal kıvrımına uygun şekilde yapılan kesilerle fazla deri ve gerekli durumlarda yağ dokusu çıkarılarak göz kapağı yeniden şekillendiriliyor. Operasyon sonrası süreçte ise hastalara; ilk günde buz kompresi yapmaları, doktor tarafından önerilen ilaç ve kremleri düzenli kullanmaları, yaklaşık 10 gün boyunca ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmaları öneriliyor. İyileşme süreci çoğu hastada kısa sürüyor ve düzenli kontrollerle süreç daha sağlıklı takip edilebiliyor. </p>
<p><strong>Göz Kapağı Sarkmasında Ameliyatsız Yöntemler Neler? </strong></p>
<p>Cerrahi işlem tercih etmeyen ya da operasyonu ertelemek isteyen kişiler için de modern tıpta ameliyatsız çözümler mevcut. Özellikle hafif düzeyde göz kapağı sorunları ve ince kırışıklıkları bulunan hastalarda bu yöntemler oldukça etkili. Fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer uygulamaları, göz çevresindeki ince kırışıklıkların giderilmesi ve cilt kalitesinin artırılması amacıyla kullanılıyor. Lazer ışınlarıyla cildin üst tabakası kontrollü şekilde yenilenirken kolajen üretimi de destekleniyor. Bu sayede ciltte daha sıkı ve canlı bir görünüm elde edilebiliyor. İşlem sonrası iyileşme süreci ise yaklaşık 10 gün. Bir diğer yöntem olan “Jet Plazma” uygulaması da göz kapağı cildinde sıkılaşma ve toparlanma sağlamak için kullanılan bir yöntem. Lokal anestezik kremler eşliğinde gerçekleştirilen bu uygulama sonrasında hastalar çoğunlukla 5-7 gün içinde günlük yaşamlarına dönebiliyor. İşlem sonrasında hafif kızarıklık ve şişlik gibi geçici etkiler görülebiliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarkan-goz-kapaklari-estetik-bir-ihtiyac-mi-yoksa-ciddi-bir-gorme-sorunu-mu-624800">Sarkan Göz Kapakları: Estetik Bir İhtiyaç mı, Yoksa Ciddi Bir Görme Sorunu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[eksozom]]></category>
		<category><![CDATA[elde]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kök]]></category>
		<category><![CDATA[Kök Hücre]]></category>
		<category><![CDATA[problemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavileri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yileşebilen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=624595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kök hücre temelli tedaviler, hasar görmüş dokuların onarılmasını destekleyerek yalnızca hastalıkların tedavisinde değil, aynı zamanda yaşlanma etkilerinin azalmasında da umut vadediyor. Yenileyici tıbbın en önemli yapı taşlarından biri olan bu yöntemler, estetik ve fonksiyonel iyileşmeyi bir arada hedefliyor. Memorial Ankara Hastanesi Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, kök hücre ve eksozom tedavileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p>2000’li yılların başında kök hücrelerin keşfiyle birlikte tıpta önemli bir paradigma değişimi yaşandı. Daha önce yaşlanma ve doku hasarına yönelik tedaviler sınırlı kalırken, iyileşmenin büyük ölçüde mevcut hücrelerin kapasitesiyle gerçekleştiği düşünülüyordu. Ancak kök hücrelerin farklı hücre tiplerine dönüşebilme ve bulundukları dokuyu yeniden düzenleyebilme özellikleri sayesinde, dokuların orijinal yapısıyla onarılabileceği ortaya kondu. Bu gelişme, özellikle estetik ve plastik cerrahi alanında yeni tedavi yaklaşımlarının önünü açtı.</p>
<p><strong>Vücut kendi hücreleriyle kendini onarıyor</strong></p>
<p>İnsan vücudu aslında doğuştan güçlü bir yenilenme kapasitesine sahiptir. Anne karnında tek bir kök hücreden gelişen bu yapı, erişkin dönemde de vücutta varlığını sürdürür. Çoğunlukla yağ dokusu içinde bulunan kök hücreler; travma, stres veya açlık gibi durumlarda aktive olarak onarım sürecini başlatır. Günümüzde bu hücreleri kontrollü şekilde elde edip çoğaltarak yeniden hastaya uygulamak mümkün hale gelmiştir.</p>
<p><strong>Yağ dokusundan elde edilen doğal tedavi </strong></p>
<p>Klinik uygulamalarda en sık tercih edilen yöntem, hastanın kendi yağ dokusundan kök hücre elde edilmesidir. Lokal anestezi altında alınan yağ dokusu özel işlemlerden geçirilerek kök hücreden zengin bir içerik haline getirilir. Bu hücreler ihtiyaç duyulan bölgeye enjekte edildiğinde;</p>
<ul>
<li>İnflamasyonu azaltır,</li>
<li>Kolajen yıkımını yavaşlatır,</li>
<li>Kanlanmayı artırır.</li>
</ul>
<p>Böylece hem doku onarımı desteklenir hem de yaşlanma belirtilerinde belirgin iyileşme sağlanır. Hastanın kendi hücreleri kullanıldığı için tedavi tamamen doğal ve biyouyumlu bir yapıdadır.</p>
<p><strong>Ciltteki problemler ameliyatsız iyileşebiliyor</strong></p>
<p>Hücresel tedaviler günümüzde pek çok alanda etkili sonuçlar sunmaktadır. Bu yöntemler sayesinde büyük cerrahi işlemlere gerek kalmadan, daha konforlu ve tatmin edici sonuçlar elde edilebilmektedir. Genellikle aşağıdaki durumlarda tercih edilmektedir:</p>
<ol>
<li>Yüz gençleştirme,</li>
<li>Erkek tipi saç dökülmesi,</li>
<li>Yara ve iz tedavileri,</li>
<li>Kronik yaraların iyileştirilmesi</li>
</ol>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planlanıyor</strong></p>
<p>Kök hücre tedavilerinin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Yağ dokusundan elde edilmesi gerektiği için cerrahi işlem açısından uygun olmayan hastalarda uygulanamayabilir. Ayrıca hücre kalitesi yaşla birlikte azaldığından ileri yaş hastalarda tedavi etkinliği düşebilir. Tekrarlayan uygulamalarda yeniden doku alınması gerekliliği de bir diğer önemli faktördür.  </p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar, kök hücrelerin etkilerini büyük ölçüde salgıladıkları “eksozom” adı verilen biyolojik veziküller aracılığıyla gösterdiğini ortaya koymuştur. Eksozomlar; hücreler arası iletişimi sağlayan, DNA, RNA ve protein taşıyan mikro yapılardır. Hedef hücreye ulaştıklarında onarım ve yenilenme süreçlerini tetiklerler. Bu sayede kök hücrenin kendisini kullanmadan da benzer biyolojik etkiler elde edilebilmektedir. </p>
<p><strong>Cerrahiye alternatif güçlü bir seçenek</strong></p>
<p>Eksozom tedavileri; </p>
<ul>
<li>Cerrahi işlem gerektirmemesi,</li>
<li>Bağışıklık sistemi tarafından düşük reddedilme riski,</li>
<li>Daha kolay saklanabilmesi</li>
</ul>
<p>gibi avantajlarıyla öne çıkmaktadır. Özellikle kök hücre tedavisi için uygun olmayan hastalarda önemli bir alternatif sunmaktadır. Her ne kadar eksozom tedavileri henüz gelişim aşamasında olsa da, dozlama ve uygulama standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sürekli bir iletişim halindedir. Bu iletişimi doğru şekilde yönlendirmek, hastalığın kökenine inmeyi mümkün kılmaktadır. Kök hücre ve eksozom tedavilerinin, modern tıbbın en güçlü ve en doğal iyileşme araçlarından biri olarak önümüzdeki yıllarda çok daha yaygın kullanılacağı öngörülmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kok-hucre-tedavisi-ile-ameliyatsiz-iyilesebilen-4-cilt-problemi-624595">Kök Hücre Tedavisi ile Ameliyatsız İyileşebilen 4 Cilt Problemi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikişlerle]]></category>
		<category><![CDATA[düzgün]]></category>
		<category><![CDATA[hassas]]></category>
		<category><![CDATA[ince]]></category>
		<category><![CDATA[saç]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sıkışmasına]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[telinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622812</guid>

					<description><![CDATA[<p>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Elde sinir sıkışması günlük yaşamda sık karşılaşılan ancak çoğu zaman üzerinde durulmayan bir sorun. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve elde güçsüzlük gibi belirtilerle kendini gösteren bu durumun, özellikle bilgisayar başında uzun süre çalışanlar, telefonu sık kullananlar ve elini tekrarlayan hareketlerle zorlayan kişilerde kendini daha sık gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Şikâyetlerin kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık merkezine başvurmak kıymetli. Hastalar bize geldiğinde öncelikle eli detaylı şekilde muayene ediyoruz. Elin fonksiyonlarını, duyu ve hareket becerilerini tek tek inceliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Sinir sıkışmasının derecesine göre tedavi planının değiştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi&#8217;nden Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Düzgün, “Elektromiyogram testinde hafif düzeyde bulgular varsa genellikle fizik tedavi ve rehabilitasyondan fayda bekleriz, bu süreçte hastalara atel kullanımı da önerilebilir. Ayrıca bazı durumlarda ilgili bölgelere steroid enjeksiyonları uygulanabilir. Ancak elektromiyogramda orta ya da ileri düzeyde sinir hasarı saptanırsa bu durumda cerrahi seçenekler gündeme gelebilir. Mikro cerrahi sayesinde de saç telinden bile daha ince dikişlerle hassas bir işlem gerçekleştirilir” dedi.</p>
<p><strong>Sinirin kaslara ilettiği mesajın doğruluğu ölçümlenebiliyor</strong></p>
<p>Sıkışan sinirin ne kadar etkilendiğini görebilmek için başvurulan testlerden elektromiyogramın nasıl bir işlem olduğunu açıklayan Düzgün, “Bu test ile kaslara yerleştirilen ince iğneler ve cilt üzerinden verilen küçük uyarılarla sinirlerin kaslara gönderdiği sinyaller ölçülüyor. Böylece sinirin mesajı ne kadar sağlıklı ilettiğini anlayabiliyoruz. Uygulama sonucunda sinirdeki hasarı derecelendirerek tedavi planını oluşturuyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mikro cerrahide sinirler daha net görülüyor</strong></p>
<p>Mikro cerrahinin, mikroskop altında ve özel geliştirilmiş aletlerle yapılan bir ameliyat tekniği olduğundan bahseden Düzgün, “Mikro cerrahinin normal ameliyatlardan farkı, mikroskop altında yüksek büyütmede o bölgedeki damar ve sinirlerin çok daha net görülebilmesi ve buna uygun özel aletlerin kullanılmasıdır. Gerekli durumlarda saç telinden bile daha ince dikişler kullanılabilir. Bu sayede işlem daha hassas şekilde gerçekleştirilir” dedi. </p>
<p><strong>Ödemi engellemek için atel kullanımı şart</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası sürecin de ayrı özen gerektirdiğini sözlerine ekleyen Düzgün, “Eli korumak için genellikle 5 gün gibi kısa süreli atel kullanıyoruz. Bunun sebebi el bölgesini hareketsiz bırakarak ödemin önüne geçmek. Aynı zamanda el hareketleriyle oluşan ağrıyı da en aza indirmek. Bu süreçte istirahat etmek ve verilen ilaçları düzenli kullanmak iyileşmeyi hızlandırıyor. Doktor tavsiyeleri dikkate alınırsa hastalar genellikle yaklaşık bir hafta içinde günlük hayatlarına dönebiliyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sac-telinden-ince-dikislerle-sinir-sikismasina-hassas-cozum-622812">Saç telinden ince dikişlerle sinir sıkışmasına hassas çözüm</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Bodrum&#8217;da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-619831</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 12:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619831</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Bodrum Hastanesi, Allianz Sigorta ve AXA Sigorta ile yaptığı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) anlaşmalarıyla Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalıların Memorial kalitesindeki sağlık hizmetlerine daha erişilebilir koşullarda ulaşmasını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-619831">Memorial Bodrum&#8217;da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Bodrum Hastanesi, Allianz Sigorta ve AXA Sigorta ile yaptığı Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) anlaşmalarıyla Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalıların Memorial kalitesindeki sağlık hizmetlerine daha erişilebilir koşullarda ulaşmasını sağlıyor.</p>
<p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşmalar sayesinde geniş branş yelpazesi, ileri tanı ve tedavi altyapısı ile sunduğu sağlık hizmetlerini tamamlayıcı sağlık sigortası sahiplerine de sunmaya başlıyor.</p>
<p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p>
<p>Cerrahi ve dahili branşlardan kadın ve çocuk sağlığına, kalp sağlığından ileri tanı ve girişimsel işlemlere kadar geniş bir hizmet alanına sahip olan Memorial Bodrum Hastanesi, güçlü hekim kadrosu ve ileri teknolojik altyapısıyla bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri olarak hizmet veriyor.</p>
<p><strong>“Memorial kalitesini daha fazla sigortalı ile buluşturuyoruz”</strong></p>
<p>Memorial Sağlık Grubu CEO’su <strong>Bora Uludüz</strong>, anlaşmaya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:</p>
<p>“Memorial Bodrum Hastanesi’ni planlarken en önemli hedeflerimizden biri, Bodrum ve çevresinde yaşayanların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaktı. Çok yakın zamanda SGK anlaşmamızı devreye alarak önemli bir adım attık. Allianz ve AXA Sigorta ile yaptığımız Tamamlayıcı Sağlık Sigortası anlaşmaları ise bu yaklaşımımızın bir başka önemli adımını oluşturuyor. Bu iş birlikleri sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan sigortalılar, Memorial’ın güçlü hekim kadrosu ve ileri tıp altyapısıyla sunduğu sağlık hizmetlerine daha erişilebilir koşullarda ulaşabilecek. Memorial olarak bulunduğumuz her bölgede sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmayı önemsiyoruz.”</p>
<p><strong>Bölgeye güçlü sağlık altyapısı</strong></p>
<p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu ile kısa sürede Bodrum’un önemli sağlık merkezlerinden biri haline gelen hastane; Bodrum’un yanı sıra Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre bölgelerden gelen hastalara da hizmet veriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-tamamlayici-saglik-sigortasi-donemi-619831">Memorial Bodrum&#8217;da Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Epilepsi Pili]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin <strong>ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları</strong> sonucu ortaya çıkan ve <strong>tekrarlayıcı nöbetlerle</strong> seyreden bir hastalık. <strong>D</strong>ünya genelinde yaklaşık <strong>50 milyon, Türkiye’de de </strong>yaklaşık <strong>bir milyon</strong> kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, </strong>günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70&#8217;inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30&#8217;luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.  </p>
<p><strong> Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor! </strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong>Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili” </strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.</p>
<p><strong>Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma!  </strong></p>
<p>Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,   “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor! </strong></p>
<p>“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.&#8221; </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 07:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gösteren]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri Tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kolorektal]]></category>
		<category><![CDATA[nedenine]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kolorektal kanserler genellikle 50 yaş üzeri hastalığı olarak kabul ediliyor ve tarama stratejileri buna göre şekillendiriliyor. Ancak günümüzde 50 yaş altı bireylerde de kolorektal kanser görülme sıklığı hızla artıyor. Bu değişen epidemiyoloji doğrultusunda birçok uluslararası kılavuz, tarama başlangıç yaşını 50’den 45’e çekiyor. Kolorektal kanserlerin genç yaşta görülme riskini artıran sebeplerin başında işlenmiş gıda tüketiminin artması, obezite ve kronik stres geliyor. Taramalarla önlenebilen kolorektal kanserin tedavisinde erken tanı büyük avantaj sağlıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ersan Eroğlu, kolorektal kanserinin nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kolorektal kanser gençlerde daha ileri evrede kendini belli ediyor </strong></p>
<p>Kolorektal kanserler tarama ve erken tanı ile önlenebilen bir kanser türüdür. Bu nedenle 45 yaş üstü bireylerin 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi tetkiki yaptırması kolon kanserinin %90’lık kısmının tedavisinde başarılı sonuç alınmasını sağlayabilmektedir. Aile öyküsünde kanser hastalığı bulunmayan, bilinen genetik sendromu saptanamayan bireylerde de kolorektal kanserin görülmesi bu hastalığın yalnızca yüksek riskli bireylere özgü bir hastalık olmadığı gerçeğini de gündeme getirmektedir. Kolorektal kanserler geçmişte 50 yaş üstü bir hastalık olarak biliniyordu. Ancak günümüzde gençlerde de daha yaygın olarak görülmeye başlandı. Kolorektal kanserler gençlerde daha ileri evrede tanı aldığı için tedavi süreçleri de uzayabilmektedir. Gençlerdeki bu artışın kesin nedeni bilinmese de bu faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir;</p>
<ul>
<li>İşlenmiş gıda tüketimi  </li>
<li>Obezite, kırmızı et tüketiminin artması</li>
<li>Hareketsiz yaşam, alkol ve sigara tüketimi</li>
<li>Mikrobiyota değişiklikleri</li>
<li>Kronik inflamasyon (stres) </li>
</ul>
<p><strong>Güncel tedavi yöntemleri kişiye özel belirleniyor</strong></p>
<p>Kolon kanserinin tedavi planı cerrahi, kemoterapi ve hedefe yönelik tedavi (immünoterapi) yöntemlerini içermektedir. Hangi tedavi yönteminin kullanılacağı kanserinin evresi ve hastanın genel durumu dikkate alınarak planlanmaktadır. Kişiye özel planlanan kolon kanseri tedavisi süreci, multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Kolon kanserinde cerrahi prosedür kanserli kolon bölgesini ve lenf bezlerini onkolojik prensiplere uygun olarak temizlemeyi içermektedir. Bu cerrahi müdahaleler, kolon kanseri tedavisi kapsamında hastalığın yayılımını durdurmak ve sonlandırmak için en temel yöntem olarak kabul edilmektedir. Kanserli kolon bölgesi çıkarıldıktan sonra geriye kalan sağlıklı kolon ağızları birleştirilmektedir. Anastamoz adı verilen bu süreç iyileşme zamanını belirlemektedir. Bazen riskli olduğu düşünüldüğü durumlarda geçici olarak ostomi denilen bağırsak karın duvarındaki bir açıklığa taşınarak atıklar bir torba içinde toplanmaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam değişikliği kolon kanseri iyileşme sürecini hızlandırıyor</strong></p>
<p>Modern cerrahi teknikler sayesinde kolon kanseri tedavisi sırasında bağırsak fonksiyonlarının korunması ve hastanın yaşam kalitesinin en üst düzeyde tutulması hedeflenmektedir. Kolon kanseri tedavisi sadece cerrahi müdahale ile sınırlı kalmayıp, operasyon sonrası rehabilitasyon ve takip sürecini de kapsayan uzun soluklu bir dönemdir. Kolon kanseri tedavisi sonrası iyileşme hızı; hastanın genel sağlık durumu, uygulanan cerrahi teknik ve ek kemoterapi/radyoterapi ihtiyacına göre değişkenlik gösterir. Kolon kanseri tedavi süreci ve sonrasında hastaların dikkat etmesi gereken kritik noktalar şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Cerrahi müdahale:</strong> Kolon kanseri ameliyatı, hastalığın evresine ve tümörün bağırsaktaki konumuna göre kişiselleştirilen bir cerrahi süreçtir. Günümüzde kolon kanseri ameliyatı operasyonları; açık cerrahi, laparoskopik (kapalı) cerrahi veya robotik cerrahi yöntemleriyle gerçekleştirilebilmektedir. Kolon kanseri ameliyatı sırasında temel hedef, kanserli dokunun çevresindeki sağlıklı sınırlarla ve ilgili lenf nodlarıyla birlikte tamamen temizlenmesidir ve etraf dokulara zarar vermemektir.</li>
<li><strong>Minimal invaziv yaklaşımlar:</strong> Laparoskopik yöntemle yapılan kolon kanseri ameliyatı, küçük kesiler üzerinden ilerlediği için hastanın operasyon sonrası ağrısını azaltır ve iyileşme hızını artırır. </li>
<li><strong>Anastomoz ve Rekonstrüksiyon:</strong> Kanserli bölüm çıkarıldıktan sonra bağırsağın sağlıklı uçlarının birbirine dikilmesi işlemidir. Eğer bu birleşme tıbbi olarak riskliyse, kolon kanseri ameliyatı kapsamında geçici veya kalıcı stoma (torba) uygulamasıdır.  </li>
<li><strong>Beslenme disiplini:</strong> Operasyonun hemen ardından sindirim sistemini yormayan, düşük lifli ve yumuşak gıdalarla başlayan beslenme düzeni, zamanla uzman kontrolünde normale döner. Kolon kanseri tedavisi sonrası yeterli sıvı alımı, doku onarımı için hayati önem taşır. </li>
<li><strong>Düzenli takip ve kontrol:</strong> İlk iki yıl boyunca 3-6 aylık periyotlarla yapılan CEA (karsinoembriyonik antijen) testleri ve görüntüleme tetkikleri, kolon kanseri tedavisi başarısının sürdürülebilirliği için şarttır. </li>
<li><strong>Fiziksel aktivite:</strong> Hastanın tolere edebildiği ölçüde yaptığı hafif yürüyüşler, kolon kanseri tedavisi sonrası bağırsak hareketliliğinin yeniden kazanılmasına yardımcı olur.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-artis-gosteren-kolorektal-kanserlerin-5-nedenine-dikkat-619345">Gençlerde Artış Gösteren Kolorektal Kanserlerin 5 Nedenine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 07:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[ailede]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[taramalara]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618728</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erken evrede tespit edildiğinde önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olan kolon kanserinde eğer aile hikayesi varsa taramaların ortalama risk grubuna göre 10 yıl daha erken başlatılması gerekiyor. Düzenli taramalar sayesinde risk grubunda olunsa da kolon kanseri erken dönemde saptanabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mürşit Dinçer, kolon kanserinin tanı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Polipler henüz kansere dönüşmeden çıkarılabilir</strong></p>
<p>Kolon kanseri (kolorektal kanserler), dünya genelinde en sık görülen kanser türleri arasında yer alır ve kansere bağlı yaşam kayıplarının önemli bir bölümünden sorumludur. Hastalık çoğunlukla kalın bağırsağın veya rektumun mukozasından gelişmektedir. Birçok vakada süreç, başlangıçta iyi huylu olan adenomatöz poliplerin yıllar içerisinde kötü huylu olan malign lezyonlara dönüşüm göstermesi ile ilerlemektedir. Bu dönüşümün uzun bir zaman diliminde gerçekleşmesi ise kolon kanserinin erken tanı ve önleme açısından önemli bir fırsat sunmasına olanak sağlar. Düzenli tarama programları sayesinde polipler henüz kansere dönüşmeden tespit edilip çıkarılabilir.</p>
<p><strong>50 yaş altı kolon kanserindeki artış dikkat çekiyor</strong></p>
<p>Son yıllarda kolon kanseri görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir. Bu artış özellikle 50 yaş altındaki bireylerde daha belirgin haldedir. Batı tipi beslenme alışkanlıklarının yaygınlaşması, işlenmiş ve rafine gıdaların daha fazla tüketilmesi, liften fakir diyetler, obezite görülme sıklığındaki artış ve fiziksel aktivitenin azalması bu yükselişte önemli rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotasında meydana gelen değişiklikler, yaşam süresinin uzaması ve tanı yöntemlerinin gelişmesi de bildirilen vaka sayılarının artmasına katkıda bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Baba 50 yaşında tanı almışsa çocuk 40 yaşında taramalara başlamalı</strong></p>
<p>Kolon kanseri, düzenli tarama programları sayesinde erken evrede saptanabilen ve hatta polip aşamasında önlenebilen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ortalama risk grubunda yer alan bireylerde tarama programlarına genellikle 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Gaitada gizli kan testi yılda bir veya iki yılda bir uygulanabilmekte, kolonoskopi ise yaklaşık 10 yılda bir yapılması önerilen ve tanı açısından altın standart olarak kabul edilen yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Aile öyküsü bulunanlar, daha önce polip saptananlar veya inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireyler yüksek risk grubunda yer almakta; bu kişilerde taramaların daha erken yaşta başlatılması ve daha sık aralıklarla yapılması önerilmektedir. Ailede kolon kanseri kaç yaşında saptanmışsa bu yaştan 10 yaş önce tarama programlarına başlamak gerekir. Örneğin; anne ya da baba 50 yaşında kolon kanseri tanısı almışsa çocukları 40 yaşında taramalara başlamalıdır.</p>
<p><strong>Fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimine dikkat!</strong></p>
<p>Beslenme alışkanlıkları kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynar. Lif açısından zengin beslenme, bağırsak geçiş süresini kısaltmakta ve potansiyel kanserojen maddelerin bağırsak mukozası ile temas süresini azaltmaktadır. Ayrıca lifli gıdaların bağırsak mikrobiyotasını olumlu yönde etkilediği ve inflamasyonu azaltabildiği gösterilmektedir. İşlenmiş et ürünleri (sucuk, salam, sosis gibi), aşırı kırmızı et tüketimi ve yüksek oranda rafine şeker içeren gıdaların ise risk artışı ile ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Buna karşılık tam tahıllar, sebzeler (özellikle turpgiller), meyveler, baklagiller ve fermente süt ürünleri bağırsak sağlığını destekleyen besinler arasında yer almaktadır.</p>
<p><strong>Değiştirilebilir faktörlere dikkat ederek kanser riskini azaltın</strong></p>
<p>Kolon kanseri açısından risk faktörleri değiştirilemeyen ve değiştirilebilir faktörler olarak iki ana grupta toplanmaktadır. İleri yaş, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması, kalıtsal kanser sendromları ve inflamatuar bağırsak hastalıkları başlıca değiştirilemeyen risk faktörleridir. Buna karşılık obezite, hareketsiz yaşam tarzı, sigara ve alkol kullanımı, fazla miktarda kırmızı et ve işlenmiş etlerin tüketimi ile liften fakir beslenme önlenebilir ya da azaltılabilir risk faktörleri arasındadır. Kolon kanseri büyük ölçüde önlenebilir ve erken evrede tespit edildiğinde tedavi başarısı yüksek olan bir hastalıktır. Bu anlamda toplumda farkındalığın artırılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi, düzenli fiziksel aktivite ve uygun yaşta başlatılan tarama programlarının yaygınlaştırılması önemlidir.</p>
<p><strong>Doğru zamanda cerrahi müdahale kolon kanserinde hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken evrede tespit edilen tümörlerde, kanserli bağırsak bölgesi çıkarılıp ve çevresindeki lenf düğümleri temizlenebilir. Cerrahi sırasında kullanılan yöntemler hastanın durumuna ve tümörün yerine göre değişir. Açık cerrahi yöntemlerinin yanı sıra laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleri de yaygın şekilde uygulanır. Laparoskopik ve robotik yöntemler, karın bölgesinde küçük kesilerle operasyon yapılmasını sağlar bu da iyileşme süresini kısaltır ve hastaların günlük yaşama dönüşünü hızlandırır. Gerekli görüldüğünde hastalığın evresine göre cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve radyoterapi de uygulanabilir. Kolon kanserinde her kanser türünde olduğu gibi kişiye özel tedavi planları hazırlanır. Düzenli takipler ile cerrahi sonrası hastalığın tekrarlama riski izlenir ve koruyucu önlemler alınır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ailede-kolon-kanseri-varsa-taramalara-10-yas-erken-baslayin-618728">Ailede Kolon Kanseri Varsa Taramalara 10 Yaş Erken Başlayın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs Cerrahisinde Türkiye&#8217;de Bir İlk, DEÜ&#8217;de Gerçekleşti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-cerrahisinde-turkiyede-bir-ilk-deude-gerceklesti-616708</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Feb 2026 15:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekleşti]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616708</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menisküs cerrahisinde güncel yaklaşımların ele alındığı sempozyum, alanında uzman isimlerin katılımıyla DEÜ Tıp Fakültesi Konferans Salonunda yoğun ilgiyle başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-cerrahisinde-turkiyede-bir-ilk-deude-gerceklesti-616708">Menisküs Cerrahisinde Türkiye&#8217;de Bir İlk, DEÜ&#8217;de Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menisküs cerrahisinde güncel yaklaşımların ele alındığı sempozyum, alanında uzman isimlerin katılımıyla DEÜ Tıp Fakültesi Konferans Salonunda yoğun ilgiyle başladı. Programa; DEÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, DEÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Serdar Bayrak, DEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tuğra Gençpınar, akademisyenler, sağlık profesyonelleri, öğrenciler ve basın mensupları katıldı.</p>
<p><b>“TÜRKİYE’DE BİR İLKE İMZA ATMANIN GURURUNU YAŞIYORUZ”</b></p>
<p>Sempozyumun açılışında konuşan Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, DEÜ’nün sağlık alanındaki öncü rolüne dikkat çekerek, “Dokuz Eylül Üniversitesi olarak, sağlık alanındaki bilimsel gelişmelere katkı sunmaya ve geleceğin hekimlerinin yetişmesine destek olmaya devam ediyoruz. Bu sempozyum ile Türkiye’de bir ilke imza atmanın heyecanını ve gururunu yaşıyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>CANLI CERRAHİ YAYINIYLA EĞİTİM FIRSATI</b></p>
<p>İki bölümden oluşan sempozyumun ilk bölümünde, menisküs cerrahisinde güncel teknikler ve tedavi yaklaşımları, alanında uzman hekimlerin sunumlarıyla ele alındı. Programın ikinci bölümünde ise Türkiye’de ilk kez menisküs kök tamiri ve menisküs transplantasyonu ameliyatları, aynı sempozyum kapsamında canlı cerrahi yayını eşliğinde ve eğitim amaçlı olarak gerçekleştirildi. Bu uygulama, katılımcılara cerrahi süreçleri eş zamanlı olarak gözlemleme ve bilimsel değerlendirme imkânı sundu.</p>
<p>Menisküs transplantasyonu ameliyatını gerçekleştiren DEÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lokman Kehribar, böylesine önemli ve öncü bir bilimsel organizasyona ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını belirterek, sempozyumun hem eğitim hem de bilimsel gelişim açısından önemli katkılar sunduğunu ifade etti.</p>
<p> </p>
<p><b>“TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDAN UZMANLAR DEÜ’DE BULUŞTU”</b></p>
<p>Ameliyat öncesi değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Lokman Kehribar, sempozyumun kapsamına ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Bugün bizim için özel bir gün oldu. Anatomisinden cerrahisine, tedavisinden ameliyatına, spora dönüş sürecinden rehabilitasyona kadar pek çok başlıkta, Türkiye’nin dört bir yanından gelen değerli hocalarımız sunumlar gerçekleştirdi. Programın ikinci bölümünde ise canlı cerrahi ameliyatları gerçekleştirdik. Bu program, Türkiye’nin farklı illerinden çevrim içi olarak izlenirken, sempozyum salonunda bulunan katılımcılarımız da ameliyatları eş zamanlı takip ederek sorularını yöneltme imkânı buldu. Alanında önemli isimlerin tecrübelerinden faydalanmak hem bilimsel gelişim hem de eğitim açısından büyük önem taşıyor.”</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen sempozyum, menisküs cerrahisine yönelik güncel yaklaşımların paylaşılmasına ve genç hekimlerin eğitimine katkı sunarken, canlı cerrahi uygulamalarıyla Türkiye’de bu alanda gerçekleştirilen öncü bilimsel organizasyonlardan biri olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-cerrahisinde-turkiyede-bir-ilk-deude-gerceklesti-616708">Menisküs Cerrahisinde Türkiye&#8217;de Bir İlk, DEÜ&#8217;de Gerçekleşti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[emin]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gastrektomi]]></category>
		<category><![CDATA[günleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sleeve]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanları]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616246</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri (7) “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246">Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri (7) “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi. </span></b><b><span>Sleeve gastrektominin, obezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri olduğunu belirten </span></b><b><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, </span></b><b><span>sempozyumun alanında uzman cerrahları bir araya getirerek hem bilimsel gelişmelerin pratiğe aktarılmasına hem de hasta güvenliği ve yaşam kalitesini artıracak yenilikçi çözümlerin değerlendirilmesine önemli bir platform sunduğunu söyledi. </span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşen İstanbul Cerrahi Günleri (7), “Sleeve Gastrektomide Yenilikçi Teknikler Sempozyumu”, Türkiye’nin farklı üniversitelerinden alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Doç. Dr. Emine Yıldırım: “O</span></b><b><span>bezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Emine Yıldırım, açılış konuşmasında s</span><span>leeve gastrektominin, obezite cerrahisinin en sık uygulanan yöntemlerinden biri olduğunu belirterek teknik ayrıntılar ve komplikasyon yönetiminin başarıyı doğrudan etkilediğini söyledi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bilimsel gelişmeler pratiğe aktarılıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>S</span><span>empozyumun alanında uzman cerrahları bir araya getirerek hem bilimsel gelişmelerin pratiğe aktarılmasına hem de hasta güvenliği ve yaşam kalitesini artıracak yenilikçi çözümlerin değerlendirilmesine önemli bir platform sunduğunu kaydeden Doç. Dr. Emine Yıldırım</span><span>, “</span><span>Sempozyumun amacı, sleeve gastrektomi alanında güncel yenilikçi teknikleri ve cerrahi sonuçları iyileştirmeye yönelik yeni yaklaşımları tartışmak, farklı merkezlerden deneyim paylaşımını sağlamak ve özellikle reflü, analjezi ve perioperatif yönetim gibi kritik başlıklarda ortak bir bilgi zemini oluşturmaktır. Bu kapsamda, cerrahi pratiğe doğrudan katkı sağlayacak güncel uygulamaların ele alınması hedeflenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Prof. Dr. Servet Karagül: “Komplikasyonların azaltılmasına yönelik stratejiler paylaşıldı”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Servet Karagül</span><span>, sempozyumun çıktıları arasında, sleeve gastrektomide komplikasyonların azaltılmasına yönelik stratejilerin paylaşılması, reflü yönetiminde farklı tekniklerin karşılaştırılmasının yer aldığını söyledi. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Akademik iş birlikleri ile standartların yükseltilmesi hedefleniyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Sempozyumda hasta konforunu artıran uygulamaların yaygınlaştırılması ve farklı merkezler arasında akademik iş birliğinin güçlendirilmesinin amaçladığını belirten </span><span>Prof. Dr. Servet Karagül, b</span><span>öylece hem klinik uygulamalara yön verecek öneriler geliştirilmesinin hem de obezite cerrahisinde standartların ilerletilmesinn hedeflendiğini ifade etti.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>S</span></b><b><span>leeve gastrektomi yöntemi, farklı yönleriyle ele alındı</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>S</span><span>empozyum moderatörlüğünü Prof. Dr. Günay Gürleyik ve Prof. Dr. Cüneyt Kayaalp üstlenirken p</span><span>rogramda sleeve gastrektomi sonrası reflüye yönelik antireflü cerrahi yaklaşımlar (falsiformopeksi, fundoplikasyon, krurorafi kombinasyonları), ağrı kontrolünde modern analjezi teknikleri (perigastrik uygulamalar, TAP blok, rejyonal anestezi) ve cerrahi teknik yenilikleri (tek port, bantlı sleeve, bikini sleeve, uzun stapler kartuşu kullanımı) gibi güncel ve pratik açıdan değerli konular kapsamlı biçimde ele alındı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Türkiye ve dünyadan uzmanlar bir araya geldi</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Düzce Üniversitesi: Dr. Mehmet Emin Gönüllü, Sleeve gastrektomide reflü için high resolution manometri kullanımı</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Kocaeli, Konak Hastanesi: Dr. Fatih Kul, Sleeve gastrektomide reflü için falsiformopeksi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yalova, Özel Atakent Hastanesi: Dr. İmad Salih, Sleeve gastrektomide reflü için kısa falsiform ile falsiformopeksi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Özel muayenehane: Dr. Ozan Şen, Sleeve gastrektomide reflü için Nissen fundoplikasyon</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Özel Muayenehane: Dr. Ahmet Türkçapar, Sleeve gastrektomide reflü için Toupet fundoplikasyon</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Fatih Sultan Mehmet EA Hastanesi: Dr. Mehmet Mahir Fersahoğlu, Sleeve gastrektomide reflü için krurorafi ve gastropeksi kombinasyonu</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Biruni Üniversitesi: Dr Mehmet Kağan Katar, Sleeve gastrektomide perigastrik analjezik uygulaması</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Gedik Üniversitesi: Dr. Abdullah Şişik, Sleeve gastrektomide perigastrik analjezik etkinliğinin sınırları </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzmir, İzmir Şehir Hastanesi: Dr Gökalp Okut, Sleeve gastrektomide transversus abdominus plain blok </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Atlas Üniversitesi: Dr Burak Kalakoğlu, Uzun stapler kartuşu (75 mm) ile sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Amman (Ürdün) Özel muayenehane: Dr. Hamzeh Halawani, Rejional anestezi ile sleeve gastrektomi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya, Özel Muayenehane: Dr. Burhan Mayır, Tek porttan sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Bağdat (Irak), Özel muayenehane: Dr Haider Al-Ramahi, Bantlı sleeve gastrektomi</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Adana, Medikal Park Hastanesi: Dr Cihan Gökler, Bikini sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İzmir, Bazekol Hastanes: Dr Ogün Erşen, Modifiye bikini sleeve gastrektomi </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Gaziantep, Anka Hastanesi: Dr. Mehmet Ali Yağcı, Sleeve gastrektomide stapler bekleme süresi. Samsun, Samsun Şehir Hastanesi: Dr. Mehmet Gökhan Taflan, Sleeve gastrektomide steroid kullanımı faydalı mı? </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Antalya, Anatolia Hospital: Dr. Mehmet Nuri Koşar, Sleeve gastrektomide Buscopan kullanımı faydalı mı? </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul, Medeniyet Üniversitesi: Dr. Medeni Şermet, Sleeve gastrektomide Transamin kullanımı faydalı mı?</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sleeve-gastrektomi-uzmanlari-istanbul-cerrahi-gunlerinde-bulustu-616246">Sleeve Gastrektomi uzmanları, İstanbul Cerrahi Günleri&#8217;nde buluştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:49:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınan]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dar]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[nedenden]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[üretra]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üretra darlığı, toplumda sanıldığından daha sık görülen ancak çoğu zaman geç tanı alan önemli bir sağlık problemidir. Erkeklerde kadınlara göre çok daha sık görülen üretra darlığı, her 100 erkekten birinde yaşamın bir döneminde görülüyor. Erkeklerde belirtilerinin prostat hastalıklarıyla benzerlik göstermesi nedeniyle hastalığın doğru tanısı gecikebiliyor. Daralmış idrar kanalının yeniden açılması için kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilirken iki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçları birbirine dikilerek tedavi edilebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdulmuttalip Şimşek, üretra darlığı ve güncel tedavi yaklaşımlarını hakkında tüm detayları ile aktardı. </p>
<p><strong>Birçok neden üretra darlığına sebep olabiliyor</strong></p>
<p>Üretra, idrarın mesaneden dışarı atılmasını sağlayan kanaldır. Erkeklerde ortalama 15–20 cm, kadınlarda ise 4–5 cm uzunluğundadır. Bu kanalın çeşitli nedenlerle hasar görmesi sonucu üretra darlığı gelişebilmektedir. Üretra darlığına yol açan başlıca nedenler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Kazalar</li>
<li>Daha önce geçirilmiş ürolojik cerrahiler</li>
<li>Uzun süreli veya tekrarlayan sonda uygulamaları</li>
<li>Sık idrar yolu enfeksiyonları</li>
<li>Perine bölgesine alınan darbeler</li>
<li>Erkeklerde prostat ameliyatları</li>
<li>Kadınlarda doğum sonrası gelişen travmalar</li>
<li>Nedeni bilinmeyen (idiopatik) durumlar</li>
<li>Otoimmün bir hastalık olan liken sklerozus</li>
</ol>
<p><strong>Prostat büyümesi ile benzer şikayetler gösteriyor</strong></p>
<p>Üretra darlığı, özellikle erkeklerde prostat büyümesi ile benzer şikâyetlere yol açtığı için erken dönemde fark edilmeyebilir. Hastalar genellikle ince idrar yapma, çatallı işeme, sık idrara çıkma, idrar sonrası tam boşalamama hissi ve gece idrara kalkma gibi yakınmalarla başvurmaktadır. Bu şikâyetlerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka ürolojik değerlendirme yapılması gerekmektedir. Tanıda en önemli yöntem Retrograd Üretrografi olup, bu görüntüleme sayesinde darlığın yeri, uzunluğu ve derecesi net olarak ortaya konmaktadır. İşeme testi ve Sistoskopi de tanıya yardımcı yöntemler arasında yer almaktadır. Bu değerlendirmeler, hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesini sağlamaktadır.</p>
<p>Üretra darlığının ilaç veya bitkisel yöntemlerle tedavisi mümkün değildir. Tedavide temel amaç, daralmış olan idrar kanalının yeniden açılmasıdır. Kısa ve yeni gelişmiş darlıklarda girişimsel olarak dilatasyon, soğuk bıçakla kesme ya da ilaçlı balon uygulamaları tercih edilebilmektedir. İki santimetreden kısa darlıklarda ise dar segment çıkarılarak sağlam üretra uçlarının birbirine dikildiği yani üretroplasti işlemi uygulanmaktadır. Deneyimli merkezlerde ve düzenli takip altında bu yöntemin 5 yıllık başarı oranı %85–90 civarındadır.</p>
<p><strong>Ağızdan alınan doku ile üretra darlığı tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Uzun ve kompleks üretra darlıklarında ise en etkili tedavi doku nakli ile üretroplastidir. Üretraya en çok benzeyen doku ağız içi mukozası olduğu için, genellikle yanak içinden alınan doku kullanılmaktadır. Alınan doku gerekli hazırlık aşamalarından geçirildikten sonra dar olan üretra bölgesine nakledilmektedir. Ağız içinden alınan alan birkaç gün içinde kendini yenilemekte ve hastalar genellikle ağız bölgesinde kalıcı bir sorun yaşamamaktadır. Deneyimli merkezlerde bu yöntemle elde edilen başarı oranları oldukça yüksektir. Özellikle posterior (arka) üretra darlıklarında, robotik cerrahi tekniklerin kullanılması cerrahi başarıyı daha da artırmaktadır. Robotik cerrahi; daha iyi görüntüleme, daha hassas doku onarımı ve sağlam üretra uçlarının daha doğru bir şekilde birleştirilmesini sağlayarak hem cerrahın kontrolünü artırmakta hem de hastanın iyileşme sürecini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p>Üretroplasti sonrası hastaların birkaç hafta sondalı kalması gerekmektedir. Sonda çıkarıldıktan sonra hastalar genellikle kısa sürede ameliyat öncesindeki yaşam kalitelerine geri dönmektedir. Ancak bu cerrahilerden sonra düzenli üroloji kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşımaktadır. Profesyonel takip, olası darlık tekrarlarının erken dönemde saptanmasını ve zamanında müdahale edilmesini sağlamaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uretra-darligi-bu-9-nedenden-kaynaklanabilir-616069">Üretra Darlığı Bu 9 Nedenden Kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Az]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün öne çıkan başlıklarından biri karın bölgesinde kesi yapılmadan gerçekleştirilen vNOTES izsiz cerrahi uygulamaları oluyor. Minimal invaziv cerrahinin geldiği bu noktada, vajinal doğal açıklıklarının kullanıldığı bu yöntem kadınlara hem konforlu hem de estetik bir tedavi süreci sunabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Günkaya, jinekolojk hastalıkların tedavisinde uygulanabilen “izsiz cerrahi vNOTES” hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Doğal açıklıktan yapılan cerrahi yaklaşım</strong></p>
<p>vNOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery), cerrahi aletlerin ve kamera sisteminin vajinal doğal açıklıktan yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen endoskopik bir yöntem olarak tanımlanır. Operasyon boyunca karın bölgesinde kesi ya da delik açılmaz. Bu özelliğiyle klasik açık cerrahi ve laparoskopik yöntemlerden ayrılan vNOTES, vücuda daha az travma oluşturan bir yaklaşım sunar. Karın bölgesinde iz bırakmaması nedeniyle “izsiz cerrahi” olarak anılan bu yöntem, ameliyat sonrası iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırır.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası konfor ön planda</strong></p>
<p>vNOTES tekniğinde cerrahi işlemler doğrudan görüş altında gerçekleştirilir. Bu durum, kanama kontrolünü kolaylaştırırken komplikasyon oranlarının da düşük olmasına katkı sağlar. Karın bölgesinde kesi bulunmaması, ameliyat sonrası ağrının klasik yöntemler ve laparoskopiye göre çok az olmasından dolayı ile hastaların büyük bölümünde ağrı kesici ihtiyacı minimum düzeyde kalır. Ayrıca görünür bir yara olmadığı için pansuman ya da özel yara bakımı gerekmez. Bu sayede hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına daha kısa sürede dönebilirler. Özellikle obez hastalarda karın bölgesinden yapılan cerrahilerde yaşanabilen teknik zorluklar, vNOTES yönteminde büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu yönüyle vNOTES, farklı hasta gruplarında güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>Geniş bir uygulama alanına sahip</strong></p>
<p>vNOTES yöntemi günümüze birçok jinekolojik cerrahide kullanılmaktadır. Rahmin alınması ve rahim sarkması ameliyatları bu uygulamaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra korunma amacıyla tüplerin bağlanması, tüplerin alınması, tüplerin açıklığının değerlendirilmesi, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların alınması, dış gebelik ve uygun yerleşimli miyom ameliyatları da bu yöntemle gerçekleştirilebilir. Geniş kullanım alanıyla vNOTES yöntemi kadın hastalıkları cerrahisinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>Hasta seçimi ve cerrahi planlama önem taşıyor</strong></p>
<p>vNOTES, çoğu kadında uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte bazı özel durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Derin endometriozis, tubaovaryan apse ya da pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda cerrahi planlama titizlikle yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda farklı cerrahi yaklaşımlar da gündeme gelebilir. Ayrıca vNOTES, özel eğitim ve deneyim gerektiren bir teknik olarak dikkat çeker. Endoskopik görüntüleme sistemlerinin ve cerrahi aletlerin hassas kullanımı, yöntemin başarısında belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>Kadın hastalıklarında izsiz cerrahi uygulamaları yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde vNOTES, jinekolojik ameliyatlarda giderek daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. Karından delikler açılarak yapılan laparoskopik cerrahinin, vajinal yoldan ve hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir alternatifi olarak değerlendirilir. Daha az ağrı, hızlı toparlanma, erken taburculuk ve iz bırakmaması gibi özellikleriyle vNOTES, kadın hastalıklarında cerrahi yaklaşımın geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Hasta konforunu önceleyen bu yöntem, modern jinekolojik cerrahinin önemli uygulamalarından biri olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>vNOTES tekniğinin öne çıkan 7 avantajı </strong></p>
<ol>
<li><strong>Daha az kanama ve komplikasyon riski:</strong> Operasyonun tamamı vajinal yoldan ve direkt görüş altında gerçekleştirildiği için olası bir kanama durumunda müdahale daha kolay sağlanır ve komplikasyon oranları düşüktür.</li>
<li><strong>Obez hastalarda teknik zorlukların azalması:</strong> Karın bölgesinden giriş yapılmadığı için obez hastalarda karşılaşılan fiziki zorluklar bu yöntemde yaşanmaz ve vNOTES bu hasta grubunda önemli bir tercih sebebi olur.</li>
<li><strong>Karın bölgesinde kesi veya delik olmaması:</strong> Ameliyat sırasında karın bölgesinde herhangi bir kesi ya da delik açılmadığı için vücutta görünür cerrahi iz oluşmaz.</li>
<li><strong>Ameliyat sonrası daha az ağrı:</strong> Hastalar ameliyatın konforunu ilk dakikalardan itibaren hisseder, açık cerrahi ve laparoskopiye kıyasla daha az ağrı duyar.</li>
<li><strong>Ağrı kesici ihtiyacının azalması</strong>: Ameliyat sonrası dönemde birçok hastada ağrı kesici kullanımına ihtiyaç duyulmaz.</li>
<li><strong>Günlük yaşama daha hızlı dönüş:</strong> Daha az ağrı ve kesi olmaması sebebiyle hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına çok daha kısa sürede geri dönebilir.</li>
<li><strong>Daha iyi kozmetik sonuç ve pansuman gerektirmemesi:</strong> Karnında hiçbir iz olmaması iyi kozmetik sonuçlar sunar. Görünürde kesi veya delik olmadığı için yara bakımı ve pansuman ihtiyacı da ortadan kalkar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa’nın ünlü ürologları DEÜ’de canlı cerrahi gerçekleştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/avrupanin-unlu-urologlari-deude-canli-cerrahi-gerceklestirdi-613619</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 16:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[ürologları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613619</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kapıları, Avrupa’dan ve Türkiye’den gelen üroloji uzmanlarına açıldı. Ürolojik Cerrahi Derneği (ÜCD) ile Avrupa Üroloji Derneği (EAU) iş birliğinde düzenlenen “ESGURS - RATSUS 2026 Toplantısı”, DEÜ Sabancı Kültür Merkezi’nde yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avrupanin-unlu-urologlari-deude-canli-cerrahi-gerceklestirdi-613619">Avrupa’nın ünlü ürologları DEÜ’de canlı cerrahi gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi’nin kapıları, Avrupa’dan ve Türkiye’den gelen üroloji uzmanlarına açıldı. Ürolojik Cerrahi Derneği (ÜCD) ile Avrupa Üroloji Derneği (EAU) iş birliğinde düzenlenen “ESGURS – RATSUS 2026 Toplantısı”, DEÜ Sabancı Kültür Merkezi’nde yapıldı.</p>
<p><b><span>432 ÜROLOG KATILDI</span></b></p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Convention Center’da Türkiye’de bu ölçekte ilk kez gerçekleştirilen organizasyon yoğun ilgi görürken Avrupa’dan 197 ürolog ile , 204 fiziksel ve 228’online olmak üzere toplam 432 Ürolog katıldı. İki gün süren bilimsel programda, güncel cerrahi teknikler masaya yatırılırken, canlı ve yarı canlı ameliyat uygulamaları da gerçekleştirildi. Toplantı, sadece teorik sunumlarla sınırlı kalmadı katılımcılar ameliyat süreçlerini adım adım izleyip tartışma imkânı buldular. Bilimsel program kapsamında, uluslararası alanda deneyimli konuk cerrahlar tarafından gerçekleştirilen 2 adet Penil Protez ve 3 adet Üretroplasti operasyonu, canlı cerrahi oturumlarıyla konferans salonuna ve online platforma eş zamanlı olarak aktarıldı. Katılımcılar, rekonstrüktif üroloji ve androloji alanındaki güncel teknikleri ve cerrahi yaklaşımları interaktif bir ortamda takip etme fırsatı buldular. Programda Avrupa ve dünya ürolojisinin öne çıkan isimleri yer alıyor. University CollegeLondon Hospitals Androloji Başkanı Prof. Dr. David Ralph, EAU Travma Kılavuz Paneli Başkanı Dr. Marjan Waterloos ve Hindistan’daki Kulkarni Uro Surgery Pune (UROKUL) Rekonstrüktif Üroloji Merkezi’nden Dr. Pankaj Joshi toplantıya katılan isimler arasındaydı.</p>
<p><b><span>CANLI CERRAHİ UYGULAMALAR GERÇEKLEŞTİ</span></b></p>
<p>Özellikle sertleşme problemleri ve erektil fonksiyon cerrahisine ilişkin uygulamalar, canlı cerrahi oturumlarında ele alındı. Bu oturumlar Avrupa’dan da eş zamanlı olarak takip edildi. Bilimsel toplantıya katılan ve ameliyatları gerçekleştiren Avrupalı ürologlar 9 Eylül üniversitesi Hastanesini çok beğendiklerini, ameliyathanelerinde son derece modern ve hijyen olduğunu ifade ederek özellikle kendilerine eşlik eden Türk doktorların çok profesyonel olduğunu bu operasyonlarda emeği geçen bütün hastane çalışanlarına teşekkür ettiler.</p>
<p><b><span>“TÜRKİYE’DE BU DÜZEYDE BİR İLK”</span></b></p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan DEÜ Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi, Üroloji cerrahi derneği yönetim kurulu üyesi ve Avrupa Üroloji derneği yönetim kurulu üyesi Prof.Dr Ozan Bozkurt, yaklaşık sekiz aylık hazırlık sürecinin ardından organizasyonun hayata geçirildiğini belirtti. Bozkurt, “Bu düzeyde bir toplantı Türkiye’de ilk kez gerçekleştiriliyor. Avrupa’daki ve Türkiye’deki meslektaşlarımızla yeni teknikleri paylaşmak, canlı cerrahi oturumlarıyla bilgi aktarımını güçlendirmek istedik” dedi.</p>
<p><b><span>İKİ GÜNLÜK YOĞUN VE BAŞARILI PROGRAM </span></b></p>
<p>Bozkurt, İki gün boyunca programın çok yoğun ama bir o kadar da başarılı geçtiğini ifade ederek, “Bu bilimsel toplantıları gerek Üniversitemiz gerekse ülkemiz adına üroloji branşımıza çok katkı sağlayacaktır. Tıp alanında dünyadan geri değiliz. Üroloji dalında Avrupa ve dünyadaki meslektaşlarımızı tedavi ve teşhislerinden, kullandığımız tıbbi cihazlar olarak da daha iyi olduğumuzu düşünüyorum” ifadelerine yer verdi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/avrupanin-unlu-urologlari-deude-canli-cerrahi-gerceklestirdi-613619">Avrupa’nın ünlü ürologları DEÜ’de canlı cerrahi gerçekleştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ Ev Sahipliğinde Uluslararası Üroloji Zirvesi: ESGURS &#8211; RATSUS 2026 Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deu-ev-sahipliginde-uluslararasi-uroloji-zirvesi-esgurs-ratsus-2026-basladi-612924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 11:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[esgurs]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[sahipliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[Üroloji]]></category>
		<category><![CDATA[zirvesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612924</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi ev sahipliğinde, Ürolojik Cerrahi Derneği (ÜCD) ile Avrupa Üroloji Derneği (EAU) iş birliğinde düzenlenen “ESGURS - RATSUS 2026 Toplantısı”, DEÜ Sabancı Kültür Merkezinde başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-ev-sahipliginde-uluslararasi-uroloji-zirvesi-esgurs-ratsus-2026-basladi-612924">DEÜ Ev Sahipliğinde Uluslararası Üroloji Zirvesi: ESGURS &#8211; RATSUS 2026 Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi ev sahipliğinde, Ürolojik Cerrahi Derneği (ÜCD) ile Avrupa Üroloji Derneği (EAU) iş birliğinde düzenlenen “ESGURS &#8211; RATSUS 2026 Toplantısı”, DEÜ Sabancı Kültür Merkezinde başladı. Türkiye’de bu düzeyde ilk kez gerçekleştirilen organizasyon, Avrupa ve Türkiye’den alanında uzman yaklaşık 200 üroloğu İzmir’de buluşturdu.</p>
<p>13-14 Şubat tarihlerinde düzenlenen ve iki gün sürecek bilimsel program kapsamında canlı ve yarı canlı cerrahi uygulamalar gerçekleştirilecek. Ürolojide güncel tekniklerin ele alınacağı toplantı, uluslararası bilgi paylaşımına da zemin hazırlıyor.</p>
<p><b>AVRUPA’DAN VE DÜNYADAN ÖNEMLİ İSİMLER KATILDI</b></p>
<p>Toplantıya; University College London Hospitals (UCLH) Androloji Başkanı ve ESGURS Prof. Dr. David Ralph, Avrupa Üroloji Derneği Travma Kılavuz Paneli Başkanı ve ESGURS Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Marjan Waterloos, Kulkarni Uro Surgery Pune Rekonstrüktif Üroloji Merkezi (UROKUL), GURS Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Pankaj Joshi’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen, uzman ürolog ve hekim katıldı.</p>
<p>Özellikle sertleşme problemleri ve elektrik fonksiyonla ilgili cerrahi uygulamaların canlı bir şekilde gerçekleştirileceği toplantıda katılımcılar, yeni gelişen teknikleri uygulamalı olarak izleme ve tartışma fırsatı bulacak.</p>
<p><b>“TÜRKİYE’DE İLK KEZ GERÇEKLEŞTİRİLİYOR”</b></p>
<p>Toplantıya ev sahipliği yapan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ozan Bozkurt, organizasyonun önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>
<p>“Yaklaşık 8 aylık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirdiğimiz bu toplantıya ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük gurur duyuyoruz. Bu toplantıda; yeni gelişen teknikleri, Avrupalı ve Türk meslektaşlarımıza aktarmak istiyoruz. Bunun yanında çeşitli canlı cerrahi oturumlarıyla ve cerrahi ipucu oturumlarıyla bu konuda bir bilgi aktarımı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Böyle bir toplantı, bu düzeyde Türkiye&#8217;de ilk kez gerçekleştiriliyor. Biz de Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Üroloji Ana Bilim Dalı olarak buna ev sahipliği yapıyoruz. Gerçekten çok mutlu ve heyecanlıyım.”</p>
<p><b>“BRANŞIMIZA KATKI SUNMAK İSTEDİK”</b></p>
<p>Doç. Dr. Ozan Bozkurt, toplantının hedeflerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Bu toplantılarda; sertleşme problemleriyle ilgili çeşitli ameliyatlar yapılacak. Elektrik fonksiyonla ilgili ameliyatlar ve çeşitli canlı cerrahi oturumlar yapılacak. İki gün dolu dolu bir toplantı süreci gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Hem üniversitemiz adına hem de ülkemiz adına branşımıza bir katkı sunmak istedik. Destekleri dolayısıyla Rektörümüz Prof. Dr. Bayram Yılmaz başta olmak üzere üniversitemiz üst yönetimine ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”</p>
<p>Sekiz aylık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilen ESGURS &#8211; RATSUS 2026 Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen canlı cerrahi uygulamalar, Avrupa’dan da eş zamanlı olarak takip edilebilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deu-ev-sahipliginde-uluslararasi-uroloji-zirvesi-esgurs-ratsus-2026-basladi-612924">DEÜ Ev Sahipliğinde Uluslararası Üroloji Zirvesi: ESGURS &#8211; RATSUS 2026 Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlaşabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[Akciğer Sönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[başlayıp]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dakikalar]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[Pnömotoraks]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612788</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ani başlayan, tek taraflı ve batıcı tarzda göğüs ağrısı ile nefes darlığı… Bu sorunlar, özellikle genç yaş grubunda, genellikle “kas ağrısı” olduğu düşünülerek, önemsenmiyor. Oysa şikâyetler, hayati risk taşıyan pnömotoraksın, toplumdaki bilinen adıyla “akciğer sönmesinin”  ilk habercisi olabiliyor. Yaygın inanışın aksine, akciğer sönmesi ileri yaştaki kişileri değil; genellikle 15 – 30 yaş grubundaki genç yaş grubunu, özellikle de erkekleri hedef alıyor. Belirtiler çoğunlukla hafif başlasa da tablo dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!  <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> akciğer sönmesinin çok sık görülen bir hastalık olmamakla birlikte, acil servis başvurularında önemli bir yer oluşturduğunu belirterek, “Akciğer zarlarında gelişen küçük yırtılmalar bazen hafif seyredebilir; ancak tedavide gecikildiğinde tablo hızla ilerleyebilir. Bunun sonucunda nefes darlığı artabilir ve kandaki oksijen düzeyi düşebilir. Ayrıca nadir, ancak son derece kritik bir durum olan ‘tansiyon pnömotoraks’ gelişebilir. Bu tabloda kaçan hava tek yönlü bir mekanizmayla birikir, göğüs içindeki basınç hızla yükselir ve kalbe dönen kan miktarı azalır. Buna bağlı olarak şok gelişebilir ve hayati risk oluşabilir” diyor. Hastalığın en tehlikeli yönlerinden birinin belirtilerin özellikle genç erişkinler tarafından hafife alınması olduğunu vurgulayan <strong>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,</strong> “Pnömotoraks acil bir durumdur; dakikalar büyük önem taşır. Bu nedenle, ‘kas ağrısıdır’ düşüncesiyle hekime başvurmakta gecikilmemelidir. Tek taraflı, batıcı tarzda göğüs ağrısı aniden başladıysa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak yaşamsal önem taşımaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa, geç kalmayın! </strong></p>
<p>Akciğerin etrafını saran ve “plevra” olarak adlandırılan zar yapıları arasına hava kaçması sonucu akciğerin kısmen veya tamamen sönmesi durumu “pnömotoraks” olarak tanımlanıyor.  Normalde akciğer ile göğüs duvarı arasında hava bulunmuyor. Akciğerin yüzeyinden herhangi bir nedenle bu aralığa hava geçmeye başlarsa,   her nefes almamızla burada biriken  hava akciğere baskı yaparak, kısmen veya tamamen sönmesine neden oluyor. Akciğer sönmesinde en tipik başlangıç, ani başlayan ve  tek taraflı göğüs ağrısı ile nefes darlığı oluyor. Bunların yanı sıra hızlı nefes alma, çarpıntı hissi, omuz veya sırt bölgesine vuran ağrı ve öksürük de eşlik edebiliyor. İlerleyen ve ağır tabloda ise ciddi nefes darlığı, morarma ile tansiyon düşüklüğü görülebiliyor. </p>
<p><strong>Genellikle 15 – 30 yaş grubundaki erkeklerde görülüyor! </strong></p>
<p>Pnömotaraks, KOAH, astım ve akciğer enfeksiyonları gibi hastalıkların yanı sıra göğüs bölgesine gelen darbe veya yaralanma sonucu gelişebiliyor.  Yüksek basınç değişikliklerine maruz kalmak ve akciğer biyopsisi gibi yapılan bazı cerrahi girişimler de akciğerin sönmesine neden olabiliyor. Hastalığın en sık görülen şekli ise  bilinen bir akciğer hastalığı olmadan, genellikle akciğerin tepe kısmında bulunan küçük hava keseciklerinin yırtılmasıyla oluşan akciğer sönmesi oluyor. Bu tür akciğer sönmesi “klasik” hasta profili olan,  15–30 yaş grubundaki  erkeklerde görülüyor. Özellikle ergenlik döneminde hızlı büyüme nedeniyle göğüs kafesi daha basıktan daha uzun bir şekle dönüşüyor ama akciğerler bu şekil değişikliğine adapte olamıyor. Sonuç olarak, akciğerlerin üst kısımlarında hava keseleri oluşmaya başlıyor. Bu keseciklerin patlamaları da pnömotoraksa  yol açıyor. Ayrıca, sigara kullanımına başlanması da akciğer sönmesinin genç yaş grubunda daha sık rastlanmasının bir diğer önemli sebebini oluşturuyor. </p>
<p><strong>Risk altında olabilirsiniz! </strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>akciğer sönmesinde<strong> </strong>risk altında olan kişileri şöyle anlatıyor: </p>
<p><strong>Genç, uzun boylu, zayıf erkekler:</strong> Göğüs kafesi yapısı ve akciğer tepesindeki “gerilim” nedeniyle hava kesecikleri oluşumunun ve yırtılmanın daha olası olduğu düşünülüyor.</p>
<p><strong>Sigara içenler: </strong>Sigara, akciğer dokusunda inflamasyon ve yapısal değişiklikleri artırarak akciğerde hava kesecikleri gelişimini ve akciğerin sönme riskini yükseltiyor. Ayrıca nüks riskini de artırıyor. Elektronik sigara ve nargile kullanımı da benzer şekilde etki ediyor. </p>
<p><strong>Akciğer hastalığı olanlar:</strong> Mevcut KOAH, amfizem ve akciğer fibrozisi gibi akciğer hastalığı olanlar da risk altında. Bu hastalıklarda akciğer “rezervi” zaten sınırlı olduğundan pnömotoraks hem daha kolay gelişebiliyor hem de daha ağır seyrediyor.</p>
<p><strong>Travma geçirenler:</strong> Trafik kazaları, düşmeler veya darbe sonrası oluşan göğüs travmaları da akciğer sönmesine yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Hafif tabloda oksijen, ileri durumda göğüs tüpü</strong></p>
<p>Pnömotoraks tanısı; muayene bulguları, akciğer grafisi veya bazı durumlarda tomografi ile konuluyor. Tedavide  amaç, göğüs boşluğu içinde biriken havanın boşaltılarak akciğerlerin yeniden şişmelerini sağlamak. Prof. Dr. Erdal Okur, tedavinin akciğerin ne kadar çöktüğüne ve hastanın genel durumuna göre planlandığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Belirgin bir şikayetin olmadığı hafif pnömotoraks tablosunda hastalar oksijen tedavisiyle takibe alınır. Ancak, uygulanan tedaviye rağmen düzelme sağlanamıyor veya tablo kötüleşiyorsa, göğüs tüpü yöntemine başvurulur. Ayrıca, akciğerin sönme oranı fazlaysa, hastaya doğrudan göğüs tüpü uygulanır. Yaklaşık bir kalem kalınlığında olan ve ‘dren’ olarak adlandırılan yarı esnek bir tüp, göğüs kafesinin yan tarafından göğüs boşluğuna, akciğer zarları arasına yerleştirilir. Bu cerrahi girişimle, akciğer zarları arasında biriken havanın boşaltılması ve akciğer yüzeyindeki hava kaçağının zamanla kesilmesi hedeflenir.” </p>
<p><strong>Hava kaçağı ameliyatla kapatılıyor</strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erdal Okur, göğüs tüpü tedavisine rağmen akciğerdeki hava kaçağı devam ederse,  endoskopik cerrahiyle bu kaçağın kapatıldığını belirtiyor. Ayrıca, pnömotoraks tekrarlıyorsa veya iki akciğerde  gelişmişe,  yine cerrahi yönteme başvurulduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdal Okur,<strong> </strong>“Ameliyat sırasında hem havanın kaçtığı bölge tamir edilir hem de potansiyel patlama riski taşıyan akciğer yüzeyindeki hava kesecikleri tıraşlanır. Bunun yanı sıra akciğer zarları yapıştırılarak, akciğerin tekrar sönmesi önlenir” diye konuşuyor.  Tedavi sonrasında pnömotoraksın tekrarlama riskini azaltmak için sigara ve elektronik sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Erdal Okur,  ayrıca, tüplü dalışın kesinlikle yapılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/belirtiler-hafif-baslayip-dakikalar-icinde-agirlasabiliyor-612788">Belirtiler hafif başlayıp, dakikalar içinde ağırlaşabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[boyunda]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[destekli]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserler]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada her yıl yaklaşık 650 bin yeni baş ve boyun kanseri vakası görülüyor ve yaklaşık 330 bin kişi bu kanserler nedeniyle yaşamını yitiriyor.   Türkiye’de ayrıntılı veriler sınırlı olmakla birlikte, baş ve boyun kanserlerinin en sık rastlanan tiplerinden biri olan gırtlak (larinks) kanseri için yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini açıklayan bazı ulusal ve uluslararası veri tabanları mevcut. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul</strong>, tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş ve boyun kanserlerinde de erken tanının yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin “grip ve benzeri enfeksiyonlardan” kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta,  bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha yaygın! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserleri;  bu bölgelerde yer alan farklı organ ve dokulardan gelişebilen birçok kanser türünü kapsayan genel bir tanım.  Sıklıkla daha genç yaşlarda görülen tiroit kanseri ayrı tutulduğunda, baş ve boyun kanserleri genellikle çevresel faktörlerin tetiklemesi ve özellikle sigara ile alkol kullanımının belirgin rolü nedeniyle ileri yaşlarda daha sık görülüyor. Ülkemizde baş ve boyun kanserleri arasında erkeklerde gırtlak (larinks) kanserine,  kadınlarda ise tiroit kanserine daha yaygın rastlanıyor. </p>
<p><strong>Bu yakınmalar 2 haftadan uzun sürdüyse, dikkat! </strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde erken tanıya yönelik bir tarama prosedürü olmadığını ifade eden Prof. Dr. Bülent Evren Erkul<strong>,</strong> bu nedenle baş ve boyun bölgesinde ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Belirtilerin tümörün yerleştiği yere göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, dikkat edilmesi gereken sinyalleri şöyle özetliyor: “En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir.&#8221; Prof. Dr. Evren Erkul, bu şikayetlerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p><strong>En önemli risk faktörü sigara! </strong></p>
<p>Tütün ürünleri ile alkol kullanımı, baş ve boyun kanserlerinin en önemli sebeplerini oluşturuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, kanser tanısı alan hastaların yaklaşık 90’ından fazlasında sigara kullanımının etkili olduğunu vurgulayarak,  şu bilgileri paylaşıyor: “Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.” </p>
<p><strong>Human Papilloma Virüsü’ne dikkat! </strong></p>
<p>Çevresel faktörler (Hava kirliliği, mesleksel toksik maddelere kronik maruziyet), kötü ağız hijyeni, eski diş tedavilerinde kullanılan ve kanserojen içerikli materyaller, kronik yaralar ile sağlıksız beslenme alışkanlıkları da baş ve boyun kanserleri riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar  da etkili olabiliyor. Ayrıca yapılan çalışmalar, son yıllarda HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli bir etken olduğunu ortaya koyuyor. Bunların yanı sıra Epstein Barr Virüsü’ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor. </p>
<p><strong>Lazer ve robot destekli cerrahi ön plana çıkıyor</strong></p>
<p>Baş ve boyun kanserlerinde cerrahi tedavi önemli bir yer tutarken, bazı durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi yöntemleriyle kombine edilmiş tedaviler uygulanıyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde lazer yöntemi ve robot destekli cerrahinin son yıllarda giderek daha yaygın kullanıldığını belirterek,  “Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır” diye konuşuyor. Prof. Dr. Bülent Evren Erkul,<strong> </strong>gırtlak bölgesindeki tümörlerde<strong> </strong>lazer yönteminin; özellikle dil kökü ile gırtlağın üst kısmında yer alan tümörlerde ise robot destekli cerrahinin öne çıktığını ifade ediyor. </p>
<p><strong>Ağız içinden giriliyor, boyunda kesi yapılmıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini söylüyor. Özellikle Human Papilloma Virüsü’ne bağlı gelişen küçük boyutlu dil kökü ve bademcik tümörlerinin de robot yardımlı cerrahiyle, kesi yapılmaksızın, ağız içinden çıkarılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Evren Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyunda-kesi-yapilmadan-lazer-ve-robot-destekli-tedavi-612288">Boyunda kesi yapılmadan lazer ve robot destekli tedavi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memorial Bodrum&#8217;da SGK Dönemi Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-612264</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 07:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşma]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[bodrum]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[memorial]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sgk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612264</guid>

					<description><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşma ile cerrahi ve dahili branşlardan kadın, çocuk ve kalp sağlığına; girişimsel işlemlerden ileri tanı ve tedavi yöntemlerine kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini SGK’lı hastalar için erişilebilir hale getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-612264">Memorial Bodrum&#8217;da SGK Dönemi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Sağlık Grubu’nun bölgedeki önemli sağlık yatırımlarından biri olan Memorial Bodrum Hastanesi, bu anlaşma ile cerrahi ve dahili branşlardan kadın, çocuk ve kalp sağlığına; girişimsel işlemlerden ileri tanı ve tedavi yöntemlerine kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini SGK’lı hastalar için erişilebilir hale getiriyor.</p>
<p>Ortakent’te hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi, bölgede uzun süredir hissedilen önemli bir ihtiyaca da yanıt veriyor. Özellikle çocuk hastaların sağlığı için büyük önem taşıyan <strong>gece polikliniği hizmeti saat 00.00’a kadar</strong> devam ediyor. Kalp ve damar cerrahisi, kardiyoloji, beyin, sinir ve omurilik cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, üroloji, dahiliye, endokrinoloji, dermatoloji, plastik cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji (yüksek riskli gebelik takibi) ile ağız ve diş sağlığı alanlarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan hastane; mikrocerrahi, el cerrahisi, çocuk nörolojisi ve pediatrik cerrahi gibi ileri uzmanlık gerektiren branşlarda da hizmet sunuyor.</p>
<p>SGK anlaşması sayesinde Bodrum ve çevresinde yaşayan vatandaşlar, sağlık hizmetleri için başka illere gitmek zorunda kalmadan, kendi bölgelerinde tam donanımlı bir hastanede ileri teknoloji olanaklarıyla tedavi olma imkânına kavuşuyor.</p>
<p><strong>“Öncelikli hedefimiz, kaliteli ve güvenilir sağlık hizmetlerini daha fazla insana ulaştırmak.”</strong></p>
<p><strong>Memorial Sağlık Grubu CEO’su</strong> <strong>Bora Uludüz</strong>, SGK anlaşmasına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi. “Memorial Bodrum Hastanesi’ni hayata geçirirken hedefimiz, Bodrum ve çevresinde yaşayan herkes için nitelikli, güvenilir ve sürdürülebilir sağlık hizmetini erişilebilir kılmaktı. 2026 yılının ilk ayında SGK anlaşmamızın devreye girmesi, bu hedefimizin en somut adımlarından biri oldu. Bugün Memorial Bodrum Hastanemiz, güçlü hekim kadrosu, ileri tanı ve tedavi altyapısı ve geniş branş yelpazesiyle bölgenin önemli sağlık merkezlerinden biri konumunda. SGK anlaşmasıyla birlikte bu hizmetleri çok daha geniş bir kesimle buluşturuyoruz. Bodrumluların sağlık ihtiyaçları için başka şehirlere gitmek zorunda kalmadığı, kendi yaşadıkları yerde Memorial kalitesine ulaşabildiği bir yapı kurmayı önemsiyoruz. Memorial Sağlık Grubu olarak her yatırımımızda olduğu gibi Bodrum’da da sağlıkta kaliteyi, güveni ve erişilebilirliği birlikte sunmaya ve bulunduğumuz bölgeye uzun vadeli değer katmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>Bölgeye Değer Katan Sağlık Yatırımı</strong></p>
<p>17 bin metrekarelik alanda hizmet veren Memorial Bodrum Hastanesi; 50 poliklinik, 7 tam donanımlı ameliyathane ve 148 yatak kapasitesiyle bölgenin en kapsamlı sağlık yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Modern mimarisi, ileri tıp teknolojileri ve uzman kadrosu sayesinde kısa sürede Bodrum’un saygın sağlık merkezleri arasında yerini alan hastane, SGK anlaşmasıyla birlikte etki alanını daha da genişletti. Memorial Bodrum Hastanesi, yalnızca Bodrum’a değil; Muğla Merkez, Milas, Datça, Fethiye, Marmaris ve Göcek başta olmak üzere çevre ilçelerden gelen hastalara da nitelikli sağlık hizmeti sunarak bölgenin referans sağlık merkezi olma konumunu pekiştiriyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/memorial-bodrumda-sgk-donemi-basladi-612264">Memorial Bodrum&#8217;da SGK Dönemi Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tutulması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce</strong>, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uzun süre hareketsiz kalmak</strong></li>
</ul>
<p>Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar. </p>
<ul>
<li><strong>Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları</strong></li>
</ul>
<p>Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Telefon ve tabletin aşırı kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Zayıf boyun ve sırt kasları</strong></li>
</ul>
<p>Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor</strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”</p>
<p>                                                                                               </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[avantajları]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609014</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014">Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<p>Ameliyat sonrası daha az ağrıAynı gün veya ertesi gün taburculukGünlük yaşama hızlı dönüşDüşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</p>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<p>Daha az doku hasarıDüşük kronik ağrı riskiKısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüşHer iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</p>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-avantajlari-neler-609014">Kapalı Cerrahinin Avantajları Neler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor. Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<ul>
<li>Ameliyat sonrası daha az ağrı</li>
<li>Aynı gün veya ertesi gün taburculuk</li>
<li>Günlük yaşama hızlı dönüş</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</li>
</ul>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<ul>
<li>Daha az doku hasarı</li>
<li>Düşük kronik ağrı riski</li>
<li>Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüş</li>
<li>Her iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dalak Cerrahisi Sempozyumu, alanında uzman hekimleri bir araya getirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dalak-cerrahisi-sempozyumu-alaninda-uzman-hekimleri-bir-araya-getirdi-608158</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 16:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[dalak]]></category>
		<category><![CDATA[hekimleri]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Atlas Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608158</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri’nin altıncısı, 24 Ocak 2026 Cumartesi günü “Dalak Cerrahisi Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dalak-cerrahisi-sempozyumu-alaninda-uzman-hekimleri-bir-araya-getirdi-608158">Dalak Cerrahisi Sempozyumu, alanında uzman hekimleri bir araya getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Cerrahi Günleri’nin altıncısı, 24 Ocak 2026 Cumartesi günü “Dalak Cerrahisi Sempozyumu” başlığıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de dalak cerrahisine özel olarak düzenlenen ilk kapsamlı bilimsel toplantı olma özelliğini taşıyan sempozyum, nadir görülmesine rağmen klinik açıdan hayati öneme sahip dalak hastalıklarının güncel cerrahi yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmasını amaçladı.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşen Dalak Cerrahisi Sempozyumu, İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Faruk Aydın’ın açılış konuşması ile başladı.<br />Sempozyum moderatörlüğünü Prof. Dr. Günay Gürleyik ve Prof. Dr. Cüneyt Kayaalp’in üstlendiği sempozyum, genel cerrahi alanında uzun yıllardır klinik ve akademik çalışmalarıyla mesleğe yön veren öncü hocaları ve uzman hekimleri bir araya getirdi. <br />Dalak hastalıklarının multidisipliner yapısına dikkat çekildi<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Servet Karagül, sempozyumla ilgili şu bilgileri verdi:<br />“Türkiye’nin farklı üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri ile şehir hastanelerinden katılım sağlanan toplantıda, dalak patolojilerine yönelik bilgi ve deneyim paylaşımı üst düzey bir bilimsel ortamda gerçekleştirildi. Ayrıca dalak hastalıklarının multidisipliner yapısına dikkat çekmek amacıyla hematoloji alanından katılımcılar da sempozyum programında yer alarak, cerrahi karar süreçlerine farklı bir perspektif sundu.<br />İleri düzey ve nadir uygulamalar ele alındı<br />Bilimsel program kapsamında; dalak apseleri, dalak travmaları, kanama ve iskemi tabloları, aksesuar dalaklar, parsiyel splenektomi, laparoskopik ve minimal invaziv splenektomi teknikleri ayrıntılı biçimde tartışıldı. Bunun yanı sıra, karaciğer nakli cerrahisinde splenik arterin kullanımı gibi ileri düzey ve nadir uygulamalar, literatürde sınırlı sayıda yer alan örnekler eşliğinde ele alınarak sempozyuma özgün bir bilimsel derinlik kazandırdı. Dalak korunmasına yönelik yaklaşımlar, güncel klinik veriler ışığında katılımcılarla paylaşıldı.”<br />Prof. Dr. Servet Karagül, İstanbul Atlas Üniversitesi’nin öncülüğünde gerçekleştirilen bu sempozyumun farklı merkezler arasında akademik etkileşimi güçlendirirken, gelecekte yapılacak çok merkezli bilimsel çalışmalar için de önemli bir zemin oluşturduğunu sözlerine ekledi. <br /> </p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dalak-cerrahisi-sempozyumu-alaninda-uzman-hekimleri-bir-araya-getirdi-608158">Dalak Cerrahisi Sempozyumu, alanında uzman hekimleri bir araya getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[10]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastası]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606950</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda hızla yaygınlaşmaya devam ediyor. Dünya genelinde yaklaşık 800 milyon kişinin obezite ile mücadele ettiği ve her yıl 3,7 milyon kişinin bu nedenle hayatını kaybettiği bildiriliyor. Türkiye’de de durum alarm verici boyutta. Sağlık Bakanlığı’ının Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması Raporu’na göre, ülkemizde her 10 kişiden 3’ü obezite hastası!  Bu oranla Türkiye obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, </strong>toplumda genellikle estetik bir problem olarak görülen obezitenin  aslında erken ölüm riskini 10 kata kadar artıran ciddi  bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Obezite ve yol açtığı hastalıklar maalesef ölümle sonuçlanabilen bir metabolik hastalıklar havuzudur. Öyle ki tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp ve damar hastalıkları, kanser, kolesterol yüksekliği, kas ve kemik hastalıkları ile hormon bozuklukları gibi birçok ölümcül hastalığın temelini oluşturmaktadır. Obeziteyle birlikte erken ölüm riski 5-10 kat artmakla beraber, yaşam beklentisi de 10-15 yıl kısalabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> bu nedenle obezite cerrahisinin dünya genelinde ve Türkiye’de her geçen gün daha fazla başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığını anlatarak, “Obezite cerrahisinde temel amaç, hastaların ömür boyu sağlıklı bir yaşam ve doğru beslenme alışkanlığı kazanmalarını sağlamaktır. Ameliyat, aynı zamanda aşırı kiloya bağlı ortaya çıkmış veya ileride oluşabilecek hastalıklardan korunmayı da mümkün kılmaktadır.<strong> </strong>Uzun ve kısa dönem sonuçları bilinen, güvenilirliği kanıtlanmış obezite cerrahisi bu etkisiyle kilo sorunu yaşayan hastaların hayatını kurtarmaktadır” diye konuşuyor. <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Obezite cerrahisi ne zaman gündeme geliyor? </strong></p>
<p>Beden kitle indeksi 35 ve üzerindeki kişilere, sağlıklı yaşam tarzı değişikliklerini uygulamalarına rağmen kilo veremedikleri veya kalıcılığı sağlayamadıkları durumlarda obezite cerrahisi öneriliyor.  Aksi durumda, metabolik hastalıkların gelişme riski ve bu hastalıklara bağlı olumsuz etkiler artış gösteriyor. Obezite cerrahisinin ise deneyimli merkezlerde yapılması büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde diğer yöntemleri denemek şart mı?</strong></p>
<p>Diyet ve spor denemeden, profesyonel bir destek almadan obezite cerrahisi önerilmiyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>tüm çabalarına rağmen  kilo vermekte başarılı olamayan hastaların obezite cerrahisine aday olabildiklerini  söyleyerek, “Ancak ilaçlar, zayıflama çayları ve iğneleri gibi yöntemler bir deneme olarak kabul edilmemektedir. Zira, tıbben kanıtlanmamış yöntemlere başvurmak hem çok risk taşımakta hem de sürecin gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesini önlemektedir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat için yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi için genel kabul gören alt yaş sınırı 12, üst yaş sınırı ise 65 olarak tanımlanıyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bununla birlikte, kronolojik yaşın tek başına cerrahi karar için yeterli bir kriter olmadığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hastanın fizyolojik durumu, eşlik eden metabolik ve sistemik hastalıkları, obeziteye bağlı komplikasyonların varlığı, psikososyal durumu ve ameliyat sonrası sürece uyum potansiyeli, değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, her hasta multidisipliner bir ekip tarafından bireysel olarak değerlendirilmekte ve cerrahi uygunluk bu kapsamlı değerlendirme sonucunda belirlenmektedir.”</p>
<p><strong>Ameliyatın tekniğini belirleyen etkenler nelerdir?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinde yöntemin seçiminde; hastanın mevcut metabolik ve sistemik hastalıkları, beslenme alışkanlıkları, daha önce geçirmiş olduğu batın cerrahileri ve düzenli olarak kullandığı ilaçlar belirleyici rol oynuyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, bu nedenle her hastanın multidisipliner bir ekip tarafından kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini ve cerrahi yöntemin kişiye özel olarak planlandığını anlatıyor.  </p>
<p><strong> Obezite cerrahisinde hangi yöntemlere başvuruluyor?</strong></p>
<p>Günümüzde, obezite cerrahisinde ağırlıklı olarak laparoskopik (kapalı yöntem) yöntemler kullanılıyor. Laparoskopik cerrahi; genellikle 3-4 küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiği için açık cerrahi izi olmuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisi yöntemlerinin hiçbirinin diğerine bir üstünlüğü veya dezavantajı olmadığını vurgulayarak, uygulanacak olan cerrahi tekniğin hastanın mevcut sağlık durumuna göre seçildiğini ifade ediyor. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, obezite cerrahisinde başvurulan başlıca yöntemleri şöyle özetliyor:</p>
<p><strong>Tüp mide (Sleeve gastrektomi)</strong>: Midenin büyük bir kısmının çıkarılarak hacminin küçültüldüğü bir yöntem.  Ameliyat sonrasında yaklaşık 100-150 ml hacminde mide bırakılıyor. Yöntemin hem gıda alımını kısıtlayıcı hem de iştah düzenleyici hormonal etkileri bulunuyor. </p>
<p><strong>Loop bipartisyon bypass:</strong> İnsülin kullanan tip 2 diyabet hastalarında metabolik kontrol ve kilo kaybı amacıyla tercih ediliyor. Bu yöntemde 100-150 ml hacminde bir mide bırakılıyor ve  ince bağırsağa yeni bir yol oluşturularak karbonhidrat emilimi azaltılıyor. </p>
<p><strong>Rouxny gastric bypass:</strong>  Kilo kaybının yanı sıra mide fıtığında ve gastroözofageal reflünün tedavisinde etkili olması nedeniyle  başvuruluyor.</p>
<p><strong>Minigastrik bypass, transit bipartisyon, duodenal switch:  </strong>Hastaya özel beslenme problemleri, insülin ve C peptit düzeyleri, pankreasın insülin rezervi gibi parametreler dikkate alınarak tercih edilebilen diğer yöntemleri oluşturuyor.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında kilo kaybı ne zaman başlıyor? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kilo kaybı genellikle ilk günden itibaren başlıyor. Kilo kaybının miktarı ise hastanın kilosuna göre değişiyor. Örneğin, 200 kilo ağırlığındaki bir birey bir ayda 25–30 kilo verebilirken, 120 kilo ağırlığındaki bir birey ilk ayda 12–15 kilo kaybedebiliyor. Ancak, amacın hızlı ve sadece rakamsal bir başarı elde etmek olmadığını belirten Dr. Mehmet Fatih Korkmaz,<strong> </strong>“Obezite cerrahisinde asıl hedef, hastaya sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı alışkanlıkları kazandırarak kas ile kemik dokusunu korumak, yağ dokusu ve ödem kaybını sağlamaktır” diyor. </p>
<p><strong>Tekrar kilo alma riski var mı?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin ardından, hastaların çoğu, ilk yıllarda fazla kilolarının büyük bir kısmını kaybediyorlar. Dr. Mehmet Fatih Korkmaz, “Ancak, sağlıklı beslenme kurallarına uymayan, düzenli egzersiz yapmayan ve sunulan desteği kabul etmeyip, ameliyat öncesi yaşam tarzına devam etmekte ısrar eden hastalarda kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır” uyarısında bulunuyor. Ayrıca,  başarısız geçen obezite cerrahisi ve hastanın profesyonel bir ekip tarafından yeterince takip edilmemesi de yeniden kilo alma riskini artıran önemli bir faktörü oluşturuyor. </p>
<p><strong>Kilo kaybının kalıcı olması için nelere dikkat  edilmeli? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında elde edilen kilo kaybının kalıcı olabilmesi için bu sürecin sadece bir kilo verme değil, yeni ve sağlıklı bir yaşama geçiş olduğu kabul edilmeli. Kalıcı kilo kaybında, hastaların günlük yürüyüş başta olmak üzere, fiziksel kapasitelerine uygun egzersizleri yaşamlarının bir parçası haline getirmeleri kilit rol oynuyor. Beslenme planının basit karbonhidratlardan uzak, protein ağırlıklı; vitamin ve mineral gereksinimini karşılayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengenin sağlanması ve günde en az 2–3 litre su tüketilmesi de büyük önem taşıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-her-10-kisiden-3u-obezite-hastasi-606950">Ülkemizde her 10 kişiden 3&#8217;ü obezite hastası!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 09:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Münür Selçuk Kendir]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda. Bunun nedeni ise  öncelikle kadınların bedenleriyle ilgili beklenti ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirmeleri, estetik ameliyatlarını sadece görünüm değişikliği değil, kendini iyi hissetmenin de bir yolu olarak görmeleri.  <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiğine olan<strong> </strong>talebin artmasındaki<strong>  </strong>ikinci önemli etkenin ise cerrahi tekniklerdeki gelişmeler olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde kullanılan yeni nesil silikon implantlar, minimal iz bırakma teknikleri ve hızlı iyileşme protokolleri ameliyatı  hem daha güvenli hem de konforlu hale getirdi. Modern tekniklerin getirdikleri güven hissi doğal olarak kadınların daha kolay karar vermelerini sağlamaktadır. Ayrıca, sosyal medya ve dijital platformlar da kadınların bu konuda daha fazla bilgi edinmelerine destek olmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar alınıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde,  cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde  meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve  vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor.  <strong>Dr. Münür Selçuk Kendir,</strong> özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir. <strong> </strong>Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. <strong>Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7  soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 &#8211; 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra  yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir,   sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.” </p>
<p><strong>Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim? </strong></p>
<p>Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.” </p>
<p><strong>Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı? </strong></p>
<p>Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi? </strong></p>
<p>Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong> meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca, meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin  erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor. </p>
<p><strong>Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi? </strong></p>
<p>Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek,   “Slikonların rutin olarak  belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi? </strong></p>
<p>Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong>“Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım?  <br /> <br /> </strong>Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor.<strong> </strong>Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor:</p>
<ul>
<li>Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız. </li>
<li>Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli. </li>
<li>Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin. </li>
<li>Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin. </li>
<li>Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının. </li>
<li>Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor. </li>
<li>Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:48:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belirgin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Endoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtiler özofagus kanserinin sessiz başlayan ilk işaretleri olabiliyor. Risk grubundaki bireylerde erken değerlendirme ve endoskopik tarama, hastalığın seyrini belirleyen en kritik adımı oluşturuyor. Güncel tedavi yaklaşımları ise cerrahinin neoadjuvan tedavi ile birlikte uygulanması durumunda sağkalımın belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Bu nedenle hem hastaların belirtileri geciktirmeden dikkate alması hem de tanı ve tedavi süreçlerinin doğru planlanması büyük önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Nezih Onur Ermerak, özofagus kanserinin belirtileri ve modern tedavi yaklaşımları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Özofagus kanserinin sıklığı dünyada artıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri, dünya genelinde kanser ilişkili yaşam kayıplarında üst sıralarda yer almaktadır. Özofagus kanserinin Skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve Adenokarsinom (AC) olmak üzere iki ana tipi bulunur. SCC çoğunlukla tütün, alkol ve çok sıcak içecek tüketimiyle ilişkilidir. AC ise reflü hastalığı ve Barrett özofagusu zemininde ortaya çıkar. Son verilere bakıldığında özellikle Batı ülkelerinde obezite artışıyla birlikte adenokarsinom sıklığı son 20 yılda belirgin şekilde yükseldiğini görmekteyiz.</p>
<p><strong>“Kendiliğinden geçer” diye kontrolleri ertelemeyin</strong></p>
<p>Özofagusun genişleme kapasitesi yüksek olduğu için tümör başlangıçta fark edilmeden büyüyebilir. Hastalığın çoğu zaman geç dönemde ortaya çıkan belirtileri şunlardır;</p>
<ul>
<li>Yutma güçlüğü</li>
<li>Göğüs veya sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
<li>Yutulan gıdaların geri gelmesi</li>
<li>İleri evrede ses kısıklığı</li>
<li>Yemek ya da sıvıların solunum yoluna kaçması</li>
</ul>
<p>Özofagusun en sık ve en belirgin semptomu yutma güçlüğüdür. Katı gıdalarda başlayan zorluk zamanla sıvılara doğru ilerler. Bu belirtilerin “kendiliğinden geçer” düşüncesiyle önemsenmemesi tanının gecikmesine neden olabilir. Özellikle risk grubundaki bireylerde erken tanı açısından endoskopik değerlendirme büyük önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Doğru evreleme ile tedavi başarısı artar</strong></p>
<p>Belirtilerin geciktirilmeden değerlendirilmesi ve risk grubundaki bireylerin düzenli endoskopik takiplerinin yapılması, hastalığın seyrini değiştiren en kritik adımdır. Özofagus kanseri tanısında temel yöntem endoskopi ve biyopsidir. Değerlendirmede ayrıca EUS (endoskopik ultrasonografi) uygulanır. Tümörün derinliği ve lenf nodu tutulumunu belirlemede en duyarlı yöntem olan endoskopik ultrasonografidir. Kesin evrelemeyisağlamak için BT, PET-CT ve uygun hastalarda laparoskopi de planlama sürecinde yer alabilir. Doğru evreleme, tedavi başarısının en önemli belirleyicisidir.</p>
<p>Özofagus kanseri çoğu zaman sessiz ilerleyen ancak modern tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Güncel yaklaşım; neoadjuvan tedavi, cerrahi, uygun hastada adjuvan immünoterapi kombinasyonununsağkalımı belirgin şekilde artırdığını göstermektedir.</p>
<p><strong>Cerrahide tedavi seçenekleri çeşitlendi</strong></p>
<p>Evre I–III özofagus kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın kontrol altına alınmasında temel basamaklardan biridir. Günümüzde cerrahi girişimler çoğunlukla kemoterapive/veya radyoterapiyi içeren multimodal tedavi yaklaşımlarının bir parçası olarak planlanmaktadır. Tümörün yerleşimine ve hastanın genel durumuna göre farklı cerrahi teknikler uygulanabilir.</p>
<ul>
<li><strong>İvor Lewis özofajektomi,</strong> ameliyat karın ve sağ göğüs yoluyla gerçekleştirilir ve yemek borusu ile mide arasındaki bağlantı göğüs boşluğu içinde yapılır. </li>
<li><strong>McKeown </strong>olarak adlandırılan üç aşamalı özofajektomide ise boyun bölgesinde bağlantı oluşturulur. Bu yöntem özellikle üst yerleşimli tümörlerde avantaj sağlar. </li>
<li><strong>Transhiatal özofajektomi,</strong> göğüs boşluğuna girilmeden uygulanması sayesinde akciğerle ilişkili komplikasyonların daha az görüldüğü bir seçenektir. </li>
<li><strong>Minimal invaziv özofajektomi (MIE)</strong> yöntemlerinde laparoskopik ve torakoskopik teknikler kullanılır. TIME çalışması bu yaklaşımın daha az komplikasyonla ve daha hızlı iyileşme ile ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.</li>
</ul>
<p><strong>Neoadjuvan tedavi yaşam kalitesi ve süresini artırıyor</strong></p>
<p>Özofagus kanseri tedavisinde son yılların en önemli gelişmelerinden biri, ameliyat öncesinde uygulanan neoadjuvan kemoradyoterapidir. Özellikle T2-T3 evre hastalarda kullanılan CROSS protokolü, günümüzde standart tedavi yaklaşımı olarak kabul edilmektedir. Bu yöntem, cerrahi sonrasında tümörün tamamen çıkarılma oranını artırırken, hastaların uzun dönem sağkalımını da anlamlı ölçüde iyileştirmektedir. </p>
<p><strong>İmmünoterapi nüks riskini azaltıyor</strong></p>
<p>Ameliyat ve neoadjuvan tedaviye rağmen tam yanıt alınamayan hastalarda adjuvan immünoterapi önemli bir seçenektir. CheckMate-577 çalışması, nivolumab tedavisinin nüks oranlarını belirgin şekilde azalttığını göstermiş ve bu uygulama birçok ülkede standart tedaviye girmiştir.</p>
<p><strong>Erken evre hastalarda endoskopik çözümler</strong></p>
<p>T1a evresindeki sınırlı tümörlerde cerrahiye gerek kalmadan “Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR)” ve “Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD)”uygulanabilir. Özellikle Barrett zeminindeki erken evre adenokarsinomlarda ESD yüksek başarı oranları sunar. EMR endoskopi sırasında, yüzeydeki küçük bir lezyonun alt kısmına sıvı verilerek kabartılması ve tel bir halka ile (snare) kesilerek çıkartılması işlemidir ve genellikle küçük ve yüzeyel lezyonlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir. ESD ise lezyonun özel bir aletle lezyonun alt kısmına girilerek ayrılması ve tek parça halinde rezeksiyon yapılan bir işlemdir ve daha büyük erken evre lezyonlarda kullanılan bir tedavi şeklidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemek-borusu-kanserinin-6-belirtisine-dikkat-599977">Yemek Borusu Kanserinin 6 Belirtisine Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[ihmale]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[öncesinde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda. Bunun nedeni ise  öncelikle kadınların bedenleriyle ilgili beklenti ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirmeleri, estetik ameliyatlarını sadece görünüm değişikliği değil, kendini iyi hissetmenin de bir yolu olarak görmeleri.  <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiğine olan<strong> </strong>talebin artmasındaki<strong>  </strong>ikinci önemli etkenin ise cerrahi tekniklerdeki gelişmeler olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde kullanılan yeni nesil silikon implantlar, minimal iz bırakma teknikleri ve hızlı iyileşme protokolleri ameliyatı  hem daha güvenli hem de konforlu hale getirdi. Modern tekniklerin getirdikleri güven hissi doğal olarak kadınların daha kolay karar vermelerini sağlamaktadır. Ayrıca, sosyal medya ve dijital platformlar da kadınların bu konuda daha fazla bilgi edinmelerine destek olmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar alınıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde,  cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde  meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve  vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor.  <strong>Dr. Münür Selçuk Kendir,</strong> özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir. <strong> </strong>Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. <strong>Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7  soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 &#8211; 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra  yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir,   sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.” </p>
<p><strong>Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim? </strong></p>
<p>Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.” </p>
<p><strong>Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı? </strong></p>
<p>Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi? </strong></p>
<p>Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong> meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca, meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin  erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor. </p>
<p><strong>Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi? </strong></p>
<p>Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek,   “Slikonların rutin olarak  belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi? </strong></p>
<p>Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong>“Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım?  <br /> <br /> </strong>Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor.<strong> </strong>Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor:</p>
<ul>
<li>Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız. </li>
<li>Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli. </li>
<li>Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin. </li>
<li>Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin. </li>
<li>Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının. </li>
<li>Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor. </li>
<li>Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 07:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırık]]></category>
		<category><![CDATA[Omurga Kırıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde hareketsiz (sedanter) yaşam tarzına, yaşla birlikte kasların ve kemik kaybının hızlanmasının da eklenmesi özellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde ciddi bir sağlık tehdidini beraberinde getiriyor: Kemik erimesine bağlı omurga kırıkları!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389">Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde hareketsiz (sedanter) yaşam tarzına, yaşla birlikte kasların ve kemik kaybının hızlanmasının da eklenmesi özellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde ciddi bir sağlık tehdidini beraberinde getiriyor: Kemik erimesine bağlı omurga kırıkları! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar</strong> “Kemik erimesi olan kişilerde; bazen önemsenmeyen sandalyeden kaymalar ya da düz zeminde tökezlemeyle oluşan düşmeler 60 yaş üzeri bireylerde omurga kırıklarının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Menopozdan sonra kemik erimesinin hızlanmasıyla özellikle kadınlarda çok yaygın görülen bu sorun, küçük travmaları bile büyük bir tehdide dönüştürebiliyor” diyor. Özellikle yağışlı havalarda ve kış mevsiminde omurga kırıkları ile çok daha fazla karşılaştıklarını belirten Doç. Dr. Kayalar, kemik erimesine bağlı omurga kırıkları ve tedavisine yönelik açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Ani başlayan bel ağrınızın şiddeti istirahate rağmen hafiflemiyor, “düşme bile sayılmaz” dediğiniz bir tökezlemede omurga kırığı teşhisi alıyorsunuz! İşte bu ve benzeri durumlarla karşılaşanların sayısı son yıllarda hızla artıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar</strong> “Özellikle menopoz sonrası hızla artan kemik ve kas kaybına, hareketsizlik ve ilerleyen yaş da eklendiğinde omurga kırıkları en fazla kadınlarda görülüyor. Dünya genelinde 60 yaşın üzerinde hem kadınlarda hem de erkeklerde önemli bir sorun olan omurga kırıkları yaşam kalitesini çok ciddi oranda azaltırken, tedavide geç kalındığında başkasına bağımlı bir yaşama da neden olabiliyor” diyor. Sağlıklı bir omurga için kemik kalitesi kadar omurganın etrafındaki kasların da güçlü olması gerektiğini, bunun da temel şartının düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kayalar sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle hareketsiz bir yaşam tarzının hakim olduğu son yıllarda, diz ve kalça ağrısının da çok sık görülmesi nedeniyle hareketsiz kalan birçok yaşlıda, bel kasları çok zayıflıyor. Böyle olunca omurga adeta savunmasız kalıyor ve en küçük darbede kırık oluşabiliyor. Özellikle kış aylarında ıslak ve kaygan zeminin de etkisiyle omurga kırıklarının görülme sıklığında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Kayalar “Kış aylarında, karlı havalarda kayarak popo üstü düşmelere ve sakrum (kuyruk sokumu kırığı) kırığına çok sık rastlıyoruz. Kaygan ve buzlu zeminde yürürken çok daha fazla dikkat edilmesi gerekir. İlaçla ve istirahatle geçmeyen kuyruk sokumu kırıklarında minimal invaziv kuyruk sokumunu çıkardığımız cerrahi müdahalelerle hastalar rahatça oturabiliyor ve yıllarca oturma simitlerine mahkum kalmıyor” diyor.</p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>“Basit bir tökezleme, geçer” demeyip, istirahata rağmen geçmeyen ağrıların devam ettiği durumlarda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kayalar, ilaç tedavisinden fayda sağlanamadığında girişimsel ağrı işlemleri, durum daha da ciddi ise cerrahi işlemle tedaviyi gerçekleştirdiklerini söylüyor. Son yıllarda teknoloji ve tıptaki baş döndürücü gelişmeler sayesinde tedavide çok büyük ilerlemeler kaydedildiğini belirten Doç. Dr. Kayalar, eskiden bu hastalara açık cerrahi yapılırken artık kapalı ameliyatla tedavinin çok konforlu, çok daha başarılı ve çok hızlı olabildiğini vurguluyor. </p>
<p><strong>Kapalı yöntemle çimento dolgusu</strong></p>
<p>Omurga kırıklarının en çok bel ve sırt bileşkesinde görüldüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar tedavide yeni dönemi şöyle anlatıyor: “Bugün omurga kırıklarında artık çoğu hastada açık ameliyata gerek kalmıyor. Kırık kemik içerisine özel bir çimento benzeri dolgu maddesi veriyoruz. Bu işleme vertebroplasti diyoruz. Eğer kırıkla beraber kemiğin çöktüğü durumlar varsa önce kemiği yükseltip düzeltmeye yarayan kifoplasti tekniğini kullanıyoruz. Üstelik hastamızı tamamen uyutmuyoruz. Genel anestezi yerine sadece sedasyon dediğimiz kontrollü uyutma sağlıyoruz. Yaklaşık bir saatlik işlemle hastamız iki saat sonra kendi başına yürüyebiliyor. Aynı günün akşamı, en geç ertesi sabah taburcu oluyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389">Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle son yıllarda daha çok gündeme gelen “Balon sinoplasti” yönteminin, hiçbir dokuyu kesmeden uygulanması sayesinde önemli bir seçenek haline geldiğini söyleyen KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata “Bu sayede güvenli ve komplikasyon riskini belirgin şekilde azaltan bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca kesisiz olması nedeniyle kanama bozukluğu yaşayan hastalarda da kullanılabiliyor” dedi </em></p>
<p><strong>SİNÜZİT GİDEREK ARTIYOR; ALERJİLER VE KALABALIK YAŞAM ETKİLİ </strong></p>
<p>Giderek kalabalıklaşan dünya, yaşam alanlarımızın yapaylaşması hem alerjilerde artışa hem de daha sık enfeksiyonlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini ve özellikle bu iki durumun da etkisiyle sinüzitin kronikleştiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini şu cümlelerle aktardı: “Sürekli yüz bölgesinde dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat standardımızı ve mutluluğumuzu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Beraberinde sürekli ilaç kullanımı gerekliliği de ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.” </p>
<p>Riski düşük olmakla birlikte tedavi edilmediği taktirde sinüzitin kulağa yayılıp orta kulak iltihabına neden olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Pata, “Hatta, göze doğru yayılıp görme kaybına hatta ve hatta beyne ilerleyip menenjit gelişmesine, beyin absesi oluşumuna bile neden olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“BALON SİNOPLASTİ DOKULARA ZARAR VERMEDEN KANAMASIZ UYGULANABİLİYOR” </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisinde kullanılan ve özellikle son yıllarda öne çıkan balon sinoplasti yönteminin kanamasız şekilde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Elimizde bıçak, makas gibi kesici bir alet olmadan çalışıyoruz. Hiçbir dokuyu zedelemiyor, çevre yapılara herhangi bir temasla zarar vermiyoruz. Böylece kanama riski en aza iniyor ve cerrahi süreç çok daha kontrollü ilerliyor” dedi. Balon sinoplastinin dokuları koruyan ve iyileşme sürecini hızlandıran bir yöntem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pata, 2005’te Amerika’da geliştirilen, Türkiye’de ise 2006’dan bu yana uygulanan bu tekniğin klasik ameliyatlarla aynı tedavi başarısına sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Pata, sözlerine şöyle devam etti: “Balon sinoplasti ameliyatında dokulara hiçbir zarar vermeden sinüs ağızlarını açıyoruz. Klasik cerrahilerle karşılaştırıldığında elde edilen sonuçların birbirine denk olduğunu görüyoruz. Ancak bu yöntemde doku bütünlüğü korunuyor ve kanama riski ortadan kalkıyor. Dolayısıyla sinüzit hastalıklarının cerrahi tedavisinde önemli bir alternatif olarak kullanılmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>DOĞRU HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ </strong></p>
<p>Balon sinoplastinin genellikle genel anestezi altında uygulandığını aktaran Prof. Dr. Pata, süreçle ilgili şu bilgileri aktardı: “Hastamız genel anestezi altında uyurken sinüs kanalının ağzını bulup balonu ilerletiyoruz. Balon tam sinüsün ağzına geldiğinde şişiriyoruz. Balon şiştiğinde o bölgedeki daralmış sinüs kanalı genişliyor ve sinüsün havalanması sağlanıyor. Sinüsün içine hava girince de kronik sinüzit haftalar içerisinde yavaş yavaş düzeliyor ve hastalık tamamen geçiyor.” </p>
<p>Her sinüzit hastasının bu yönteme uygun olmadığının altını çizen Prof. Dr. Pata, “Nadiren nazal polip dediğimiz oluşumlar olabilir; polipli kronik sinüzitli hastalarda balon sinoplasti tek başına sonuç vermez ama endoskopik sinüs cerrahisiyle birlikte kombine şekilde kullanılırsa sonuçlar çok daha iyi olur. Bunun dışındaki birçok hastada balon sinoplasti uygulanabilir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>‘KANAMA RİSKİ OLAN HASTALARDA KULLANILABİLİYOR” </strong></p>
<p>“Balon sinoplastinin önemli kazanımlarından biri kanamasız bir yöntem olması” diyen Prof. Dr. Pata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı hastalarda, kanaması zor duran ya da kanama hastalığı olan durumlar olabilir. Klasik ameliyatlarda bu hastaları takip etmek zordur cümlesi yerine bu hastaları standart cerrahi yöntemler ile ameliyat etmek zordur. Balon sinoplasti ise hiçbir yeri kesmediğimiz ve dokulara zarar vermediğimiz için kanamasız bir yöntemdir. Bu nedenle kanama riski olan hastalarda çok önemli kazanım sağlar.” </p>
<p><strong>“GÜNLÜK YAŞAMA HIZLI DÖNÜŞ SAĞLANABİLİYOR” </strong></p>
<p>İşlemin hasta konforu açısından önemli kazanımları olduğunu belirten Prof. Dr. Pata, “Kesme, kanatma, travma oluşturma gibi bir durum olmadığı için hastalar aynı gün taburcu oluyor. Çoğu kişi 3–5 saat içinde günlük aktivitelerine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“AYLARCA SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINI BASİT NEZLE SANMAYIN” </strong></p>
<p>Uzun süreli tıkanıklığın farklı patolojilere işaret edebileceğini belirten Prof. Dr. Pata, “Burun kemiği eğriliği, alerji, sinüzit, polip hatta nadiren tümör gibi nedenler olabilir” dedi. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Pata şöyle devam etti: “Hem kalabalık ortamlarda yaşamamız nedeniyle daha sık enfeksiyon geçiriyoruz hem de yaşam alanlarımız yapaylaştıkça alerjiler artıyor. Her iki durum da üst solunum yolları enfeksiyonu sıklığını artırıp sinüzit olmamıza ve zaman içerisinde sinüzitin kronikleşmesine yol açabilir. Sürekli dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat konforunu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Sürekli ilaç kullanımı da ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.”</p>
<p><strong>‘GÜNCEL TEDAVİLERLE YÜZDE YÜZE YAKIN BAŞARI SAĞLANIYOR’ </strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemlerinin oldukça etkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Eskiden sinüzit ameliyat ile tedavi edilmez, edilemez yine tekrarlar diye bilinir ve kabul edilirdi. Günümüzde ise modern teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılarak birçok hastalık gibi kronik sinüzitlerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Sinüzit ameliyatları iyi bir cerrah tarafından doğru yöntemler kullanılarak yapılır ise başarı oranı oldukça yüksektir. Doğru tanı ve doğru yöntemle sinüzit bir daha tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahiden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mert Erkan]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilere]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. <strong>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor</strong>. Türkiye’de ise <strong>her yıl yaklaşık 4–5 bin yeni vaka</strong> görülüyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Ancak tüm bunlara karşın geliştirilen yeni tedaviler de yüz güldürüyor. Pankreas kanserinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğundan söz eden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Mert Erkan</strong>, “Pankreas, vücudun en derin bölgelerinden birinde yer aldığı için tümörler uzun süre belirti vermez. Bu nedenle çoğu vakada hastalık ileri evrede fark edilir. Son yıllarda uygulanan yeni tedavi yöntemleri sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde arttı” diyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle<strong> </strong>ameliyat öncesi tümörü küçültmek için uygulanan ilaç ve ışın tedavisi (<strong>neoadjuvan tedavi)</strong>, <strong>robotik cerrahi</strong> ve <strong>Whipple prosedüründeki teknik yeniliklerin</strong> pankreas kanseri tedavisinde çığır açtığını vurguluyor. Cerrahi öncesinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde artık ileri evre hastalarda bile tümörler küçültülerek ameliyat şansı doğabiliyor. Ayrıca yüksek teknolojiyle uygulanan <strong>robotik ve laparoskopik cerrahiler</strong>, hem iyileşme süresini kısaltıyor hem de hastanın yaşam kalitesini artırıyor…</strong></em></p>
<p>Karaciğerden sonra sindirim sisteminin ikinci büyük salgı organı olan pankreas, insülin ve glukagon hormonlarını salgılayarak kan şekeri dengesini korurken, aynı zamanda yağ, protein ve karbonhidrat sindiriminde görevli enzimleri üretiyor. Bu çok yönlü yapısı nedeniyle pankreas, hem metabolik hem de sindirimsel açıdan yaşamsal öneme sahip.</p>
<p>Pankreasta gelişen kötü huylu tümörlerin ise, bu fonksiyonların hızla bozulmasına neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreas kanseri uzun süre belirti vermez; sırt ve karın ağrısı, kilo kaybı, sarılık, sindirim sorunları, ani gelişen diyabet gibi bulgular genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar. Pankreas kanseri en sık 60–65 yaş aralığında görülüyor; ancak genetik yatkınlığı olan kişilerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabiliyor. Ailesinde genç yaşta pankreas kanseri öyküsü olan bireyler risk grubundalar. Bu kişilerin özel tarama programlarına dahil edilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle genetik geçişli vakalarda erken tanı için düzenli kontrollerin hayati olduğunu vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Tedavideki Gelişmeler Yüz Güldürüyor</strong></b></p>
<p>Tanı koymak için ultrasonun çoğu zaman yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mert Erkan, “Şüpheli durumlarda mutlaka bilgisayarlı tomografi veya MR gibi ileri görüntüleme yöntemleri kullanılmalı. Ayrıca tümör belirteçleri olan CA 19-9 ve CEA değerlerinin yüksekliği de takip edilmeli” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Pankreas kanseri tedavisinde artık klasik yöntemlerin ötesine geçildi. Günümüzde multidisipliner yaklaşımla genel cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının birlikte planladığı tedavi protokolleri uygulanıyor.</p>
<p>“Eskiden cerrahiye uygun olmayan birçok hasta, artık ameliyat edilebilir hale geliyor. Neoadjuvan tedavi dediğimiz kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde tümörler küçültülüyor, ardından cerrahiyle tamamen çıkarılabiliyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Mert Erkan, bu yaklaşımın sonucunda 5<strong> </strong>yıllık sağ kalım oranının yüzde 15’lerden yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda olduğunu vurguluyor… </p>
<p>Robotik ve laparoskopik cerrahi tekniklerin de pankreas ameliyatlarında giderek daha fazla kullanıldığını belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu yöntemlerle hastalar daha hızlı iyileşiyor ve komplikasyon oranları azalıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>En Etkili Ameliyatlardan Biri: Whipple Prosedürü</strong></b></p>
<p>Pankreas kanseri çoğunlukla organın baş bölgesinde görülüyor. Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu durumda en etkili cerrahi yöntem ‘Whipple prosedürü’ olarak bilinen operasyon. Bu ameliyatta pankreasın baş kısmı, onikiparmak bağırsağı ve safra yolu birlikte çıkarılır. Sindirim sisteminin devamlılığını sağlamak için mide, pankreas ve safra yolları ince bağırsakla yeniden birleştirilir. Genel Cerrahi’nin en zor ameliyatlarından biri olan bu Whipple Prosedürü, deneyimli merkezlerde başarıyla uygulanabiliyor. Whipple ameliyatının ardından hastaların büyük bir kısmı 7–10 gün içinde taburcu edilip normal beslenmeye dönebiliyor” diyor.   </p>
<p>Bazen pankreasın tamamının da alınması gerekebiliyor. Ancak böyle bir durumda dahi yaşamı sürdürmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreasın tamamen alınması durumunda, hastalar yaşam boyu insülin tedavisi ve sindirim enzimleri takviyesi alıyor. Hastalar yemek sırasında aldıkları tablet şeklindeki enzim ilaçlarıyla sindirim sürecini sürdürebiliyor. İnsülin desteğiyle de metabolik denge korunuyor” diyor. </p>
<p>“Artık pankreas kanseri tanısı bir son değil. Multidisipliner yaklaşımla, doğru merkezde ve zamanında müdahale edilen hastalarda yaşam süresi anlamlı şekilde uzuyor” şeklinde sözlerini sürdüren Prof. Dr. Mert Erkan, bir zamanlar tedavi şansı çok sınırlı olan pankreas kanserinin, bugün modern cerrahi teknikler, moleküler onkoloji ve neoadjuvan yaklaşımlar sayesinde çok daha yönetilebilir hale geldiğine dikkat çekiyor&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[mplantlar]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi. Yaşla beraber omurga yapılarında görülen yıpranma, omurilik kanal daralmasından disk dejenerasyonuna, sinir sıkışmalarından kamburluğa kadar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. <strong>Bugün ise robotik cerrahi, navigasyon sistemleri ve kişiye özel 3D implantlar sayesinde omurga ameliyatları çok daha güvenli ve hassas şekilde yapılabiliyor. Yapay zekâ destekli planlama yöntemleri, hastanın omurgasının gelecekte nasıl şekilleneceğini öngörerek tedaviyi daha da kişiselleştiriyor.</strong> Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Alanay, yaşlanan omurganın artık çok daha etkili yöntemlerle tedavi edilebildiğini vurguluyor ve hem koruyucu önlemleri hem de son yıllarda öne çıkan cerrahi yenilikleri anlatıyor.</strong></em></p>
<p><b><strong>“Omurga yaşlanması kaçınılmaz ama etkilerini azaltmak elimizde”</strong></b></p>
<p>Yaşlanmanın doğal bir süreci olarak omurga yapılarının da zaman içinde zayıfladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Herkes yaşlanıyor ama herkes aynı şekilde yaşlanmıyor. Omurga, yaşam tarzından en fazla etkilenen organlarımızdan biri. Düzenli hareket eden, kaslarını güçlü tutan ve doğru duruş alışkanlıkları geliştiren bireylerde yaşlanmanın etkileri çok daha az görülüyor” diyor. </strong></p>
<p>Uzun süreli masa başı çalışma, yanlış oturuş, hareketsizlik ve fazla kilo; omurga yaşlanmasını hızlandıran başlıca faktörler arasında. Yaşın ilerlemesiyle birlikte omurga çevresindeki kasların zayıfladığını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle 40’lı yaşlardan sonra düzenli egzersizin öneminin arttığını vurguluyor:<br /><strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş bile omurgayı korur. Esneme, </strong>karın-bel bölgesini güçlendiren egzersizler<strong> ve yüzme, omurga sağlığı için son derece değerli. Bunları hayat rutininin bir parçası haline getirmek, ileride karşılaşılacak sorunların şiddetini ciddi şekilde azaltır.”</strong></p>
<p>Ayrıca, osteoporozun omurga kırıkları açısından yüksek risk oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, beslenme ve D vitamini takibinin önemini de vurguluyor. </p>
<p><b><strong>“Bacaklarda uyuşma ve yürüme mesafesinde azalma alarmdır”</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın ilk sinyalleri çoğu zaman göz ardı ediliyor. <strong>Hastaların başlangıçta bunu sadece bel ağrısı olarak gördüklerine değinen Prof. Dr. Ahmet Alanay, “Oysa kanal daralması başladığında bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük ve yürüme mesafesinde azalma görülür. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir” şeklinde konuşuyor. </strong></p>
<p><strong>Teknoloji sayesinde omurga ameliyatları artık çok daha güvenli</strong></p>
<p>Son yıllarda omurga cerrahisinde yaşanan dönüşümün en önemli ayağının teknoloji olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle navigasyon, robotik cerrahi ve 3 boyutlu planlama sistemlerinin rutinleştiğini söylüyor:<br /><strong>“Artık ameliyat öncesi hastanın omurgasını üç boyutlu olarak modelleyebiliyor, vidaların yerleşimini milimetrik hassasiyetle planlayabiliyoruz. Robotik sistemler, bu planlamayı ameliyatta birebir uygulamamıza yardımcı oluyor. Bu sayede cerrahinin güvenliği artıyor, hata payı azalıyor.”</strong></p>
<p>Navigasyon ve robotik destekli operasyonların hastaların iyileşme sürecini de hızlandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Eskiden büyük kesilerle yapılan ameliyatlar, bugün daha küçük kesi ve daha az kan kaybıyla tamamlanıyor. Hastalar daha az ağrı yaşıyor, çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Kişiye Özel, Hedefe Odaklanan Ameliyatlar </strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın en sık karşılaşılan sorunu spinal stenoz, yani omurilik kanal daralması. Bugün tedavilerde kişiye göre şekillenen bir yaklaşım benimseniyor:<br /><strong>“Herkese aynı tedaviyi uyguladığımız dönemler geride kaldı. Bazı hastalarda sadece sinir üzerindeki baskıyı kaldırmak yeterli olurken, bazılarında omurganın stabilitesini yeniden sağlamamız gerekiyor.”</strong></p>
<p>Bu noktada minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Kasları fazla zedelemeden yapılan minimal invaziv ameliyatlar sayesinde hastalar birkaç gün içinde rahatlıkla günlük yaşamlarına dönebiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Omurga Cerrahisinde 3 Boyutlu, Kişiye Özel İmplantlar</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde son yılların en önemli devrimlerinden birinin kişiye özel üretilen 3 boyutlu implantlar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Hastanın anatomisine tamamen özel olarak tasarlanan titanyum implantlar, hem cerrahinin doğruluğunu artırıyor hem de uzun vadeli sonuçları iyileştiriyor. Özellikle skolyoz ve kompleks deformite cerrahilerinde bu teknolojiden büyük fayda görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Yaşlanan omurga için cerrahiyi her zaman en son seçenek olarak gördüklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, koruyucu yaklaşımların gücünü şöyle özetliyor:<br /><strong>“Düzenli egzersiz, doğru kilo yönetimi, kas güçlendirme ve postür eğitimi; ameliyat ihtiyacını yıllarca öteleyebilir. Bazı hastalarda bu önlemler sayesinde hiç cerrahiye gerek kalmıyor.”</strong></p>
<p><b><strong>“Gelecekte Yapay Zeka İle Omurganın Nasıl Yaşlanacağını Öngörebileceğiz”</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde geleceğin, kişiselleştirilmiş tedaviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Yakın gelecekte yapay zekâ destekli sistemler, bir kişinin omurgasının önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini tahmin edebilecek. Bu sayede tedbirleri çok daha erken alabileceğiz” diyerek böylece tedavilerin kişiye özgü olarak planlanabileceğine de dikkat çekiyor… </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısının]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[divertikülit]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Divertikülozis olarak adlandırılan, kalın bağırsaktaki keseciklerin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte, en büyük etkenin bağırsak içi basınç artışı olduğu düşünülüyor. Genellikle hiçbir belirti vermeyen bu kesecikler; hafif karın kramplarına, şişkinliğe ve gaz ya da dışkılama alışkanlıklarında değişikliklere (kabızlık veya ishal) yol açabiliyor. Ancak kesecikler iltihaplandığında (Divertikülit) tablo ciddileşerek; şiddetli karın ağrısı, ateş, titreme, mide bulantısı, kusma ve iştah kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.   Özellikle şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda vakit kaybetmeden bir doktora başvurulması hayati öneme sahip. </p>
<p>Lif yönünden fakir beslenmeye bağlı sürekli kabızlığın oluşması ve hareketsiz yaşam gibi faktörlerin hastalığa davetiye çıkardığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, aynı zamanda genetik faktörlerin ve yaşa bağlı olarak bağırsak duvarlarının zayıflaması sebebiyle de 60 yaş üstü bireylerde bu durumla sıklıkla karşılaşıldığının altını çiziyor. </p>
<p><strong>Divertikülit Tedavisinde Cerrahi Yöntemler </strong></p>
<p>Divertiküller genellikle başka bir sebeple yapılan taramalarda tesadüfen bulunurken, tanı için kolonoskopi ve bilgisayarlı tomografiden (BT) faydalanılıyor. Tedavi şekli ise hastalığın evresine göre değişmekte. Keseciklerin olduğu sessiz evrede (Divertikülozis), ilaç tedavisine gerek yokken, bu evrede yaşam tarzı değişikliği (bol lifli diyet, su tüketimi) yeterli oluyor. Hafif atakların başladığı evrede istirahat, sıvı ağırlıklı beslenme ve uzman doktorun reçete edeceği antibiyotikler kullanılıyor. Şiddetli ataklarda hastaneye yatış, damardan antibiyotik tedavisi ve bağırsağın dinlendirilmesi gerekebiliyor. Nadiren bağırsak delinmesi, iki defadan fazla tekrarlayan divertikülit atağı, sık tekrarlayan kanama gibi komplikasyonların gelişmesi gibi durumlarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor. Cerrahi yöntemler, hastalıklı (divertiküllü ve iltihaplı) bağırsak bölümünün çıkarılmasına ve kalan sağlıklı uçların birbirine dikilmesine dayanıyor. Ancak bu işlemin nasıl yapılacağı hastanın durumuna göre değişiyor. Cerrahlar, mümkün olan her durumda hastanın daha hızlı iyileşmesini sağlayan kapalı yöntemleri tercih ederken, bazı durumlarda açık cerrahiye de başvurulabiliyor. Karın bölgesine 3-4 adet çok küçük kesi açılarak yapılan laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem); daha az ağrı, daha küçük ameliyat izi ve daha kısa hastanede yatış süresiyle hastaların normal hayatlarına daha hızlı dönmelerini sağlıyor. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Osman Anıl Savaş</strong>, cerrahi süreçte hastaların en büyük korkusunun, bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıyla dışkının bir torbaya (stoma) dolması olduğunu söylüyor. Oysa laparoskopik yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlarda genellikle torba takılmıyor. Hastalıklı kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar birbirine dikilebiliyor. Acil ameliyatlarda ise, eğer karın içi çok iltihaplıysa, dikişlerin tutmama riski yüksek olduğu için, hasta güvenliğini sağlamak amacıyla geçici olarak bağırsağın karın cildine ağızlaştırılması söz konusu olabiliyor. Ancak enfeksiyon temizlenip hasta iyileştikten yaklaşık 3-6 ay sonra ikinci bir küçük ameliyatla bağırsak içeri alınıyor ve torba iptal ediliyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-karin-agrisinin-nedeni-divertikulit-olabilir-597289">Şiddetli karın ağrısının nedeni divertikülit olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 08:25:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Gastrointestinal]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[katıldı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[Rektum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyuma]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ülkeden]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, uluslararası tıp camiasındaki yerini coğrafi konumunun sunduğu olanakları da değerlendirerek düzenlediği eğitim ve sempozyumla güçlendiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938">12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye, uluslararası tıp camiasındaki yerini coğrafi konumunun sunduğu olanakları da değerlendirerek düzenlediği eğitim ve sempozyumla güçlendiriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde Türkiye’den katılımcıların yanı sıra 12 ülkeden 34 hekimin yer aldığı <strong>“Erken ve Lokal İleri Gastrointestinal Kanser Cerrahisi: Multidisipliner Bir Yaklaşım”</strong> sempozyumunda tanı ve tedavi yöntemlerindeki güncel yaklaşımlar ele alındı.</em></p>
<p>Gastrointestinal kanserler; tüm sindirim sistemini kapsayan tıbbi bir alan. Ağızdan başlayarak yemek borusu, mide, ince bağırsak, kolon ve rektumun yanı sıra, pankreas ve safra yolları gibi sindirim sistemine bağlı olan organlardaki kanseri kapsıyor. Bu hastalıkların mide ve kolon kanseri gibi sık görülmesi, hayat kaybı gibi ciddi sonuçları olması, bilim dünyasının dikkatini de bu kanser türlerine çekiyor. Tedavisinin multidisipliner şekilde olması ise, başarıyı artırıyor. Bu başarıda hekimlerin yeni bilgileri ve gelişmeleri paylaşması, çok önemli bir rol oynuyor.  Acıbadem Üniversitesi desteği ile Acıbadem Sağlık Grubu’nun<strong> </strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde gerçekleştirilen <strong>“Erken ve Lokal İleri Gastrointestinal Kanser Cerrahisi: Multidisipliner Bir Yaklaşım”</strong> sempozyumu, bu alandaki yeni gelişmelerin hekimlere aktarıldığı bir sempozyum oldu. Moldova, Romanya, Arnavutluk, Kosova, Hırvatistan, Rusya, Tacikistan, Gürcistan ve Burkina Faso’dan gelen 34 katılımcı, gastrointestinal onkoloji alanındaki güncel cerrahi ve tedavi yaklaşımlarla ilgili yeni bilgiler edindiler.</p>
<p><strong>“Karşılıklı öğrenme ortamı oluşuyor”</strong></p>
<p>Sempozyumun Bilimsel Başkanı Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişmeleri hızla takip ettiğini ve bu bilgisini çevre ülkelere aktarmakta öncü bir rol oynadığını vurguladı: “Türkiye hem bir Avrupa ülkesi hem bir Orta Doğu ülkesi. Bu nedenle Avrupa ve Amerika’da uygulanan tıbbi kılavuzları çok yakından takip ediyoruz. Orta Doğu ülkelerinde ve Asya’da hekimler öğrenmeye çok açık, cesur ve yeniliklere hızlı adapte olabiliyorlar. Türkiye bu özellikleriyle bölgesinde önemli bir konuma sahip. Biz Acıbadem Sağlık Grubu ve Acıbadem Üniversitesi olarak yurt dışındaki meslektaşlarımızla sürekli etkileşim hâlindeyiz. Bu sempozyumu düzenleyerek Amerika’da ve Avrupa’da yapılan tedavilerin inceliklerini, ayrıntılarını ve bizim tedavi yöntemlerimizi paylaşmak istedik. Sempozyum kapsamında üst gastrointestinal sistem (mide ve özefagus) ve alt gastrointestinal sistem (kolon ve rektum) kanserlerini iki bölümde ele aldık. Başka bölgelere yayılmamış olan tümörleri inceledik.”</p>
<p>Sempozyumda konuşmalar, paneller ve gerçek hasta vakaları üzerinden tartışmalarla yoğun bilgi paylaşımı yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Baca, “Yurt dışından gelen meslektaşlarımız karşılaştıkları zorlukları bizimle paylaşıyor, biz de deneyimlerimizi aktarıyoruz. Böylece karşılıklı bir öğrenme ortamı oluşuyor. Bu toplantıda ben özellikle özofagus (yemek borusu) ve rektum kanserlerinde minimal invaziv ve robotik cerrahi yöntemlerini anlattım. Bu teknikler, hem hastanın yaşam kalitesini korumak hem de kanser cerrahisini en iyi şekilde uygulamak açısından büyük önem taşıyor” diye konuştu. Türkiye’deki hekimlerin Avrupa ve Amerika’daki gelişmeleri yakından izlediğini belirten Prof. Dr. Baca,“Amerikan Kolorektal Cerrahi Derneği ve Avrupa Medikal Onkoloji Derneği gibi uluslararası kurumların yayınladığı yeni tedaviler, Türkiye’de eşzamanlı uygulanıyor” dedi.</p>
<p><strong>Yenilikçi yaklaşımları konuştular</strong></p>
<p>Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, tıp dünyasında “eğitim almanın ve eğitim vermenin” birbirinden ayrılmayacak bir süreç olduğunu vurguladı. Etkinlikte özofagus ve gastroözofajial bileşke tümörleri ile lokal ileri rektum kanserlerinde total neoadjuvan tedavi protokolleri üzerine konuşma yapan Prof. Dr. Dane, tedavi yaklaşımları konusundaki yenilikler ve uygulamalara ilişkin şunları söyledi: “Lokal ileri rektum kanserlerinin tedavisinde eskiden düşük doz kemoterapi ve radyoterapi uygulanırken, şimdi çok daha güçlü kemoterapiler kullanıyoruz. Yeni uluslararası çalışmalar, bu tedavilere immünoterapi eklenmesinin başarıyı artırdığını gösteriyor. Biz de bu yaklaşımları uygulamaya başladık. Ayrıca rektum kanserinde cerrahisiz veya radyoterapisiz tedavi olasılıkları da tartışılıyor. Bazı hastalarda yalnızca immünoterapi vererek tümörün tamamen tedavi edilebildiği artık kanıtlandı. Diğer gruplarda kemoterapiyle radyoterapiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Amacımız hastayı gereksiz tedavilerden uzak tutmak, komplikasyonları azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmek. Bu multidisipliner bir yaklaşımla mümkün oluyor.”</p>
<p><strong>Deneyim paylaşımı önemli</strong></p>
<p>Teorik bilginin her kaynakta bulunabileceğini ancak deneyim paylaşımının çok daha etkili olduğunu ifade eden Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, “Bu tür toplantılar, bire bir deneyim paylaşmanın, karşılıklı öğrenmenin ve uluslararası iş birliğinin sağlam zeminini oluşturuyor” dedi. Türkiye’de tıp eğitiminin her zaman Avrupa ve Amerika düzeyinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, “Bu tür etkinliklerle farklı pratikleri birbirimize aktarma fırsatı buluyoruz. Hastaya uygulanan tedaviden yaklaşım tarzına, güncel tedavi paylaşımlarına kadar çeşitli konularda deneyim paylaşıyoruz.  Burada kişisel network sağlamak da önemli” diye devam etti. Sempozyumda mide kanseri tanısı alan hastalarda önce cerrahi yapılması yerine, uygun hastalarda tedaviye önce kemoterapi ile başlanıp sonra cerrahi ile devam edilmesi şeklindeki yeni yaklaşımları anlatan Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, ayrıca tedaviye  immünoterapi eklenmesinin  önemi üzerinde de durdu.</p>
<p><strong>Katılımcı doktorlar ne dedi?</strong></p>
<p>Doçentlik eğitimini 1993-1997 yılları arasında Türkiye’de tamamlayan Moldova IMSP Devlet Hastanesi Gastrointeroloji Endoskopi ve Minimal İnvaziv Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alexandr Danci, “Bu sempozyuma katılmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye tıp eğitiminde çok başarılı ve tedavilerde son güncel teknolojileri, yöntemleri kullanıyor. Burada bir kısmıyla daha önce tanıştığımız bazılarıyla ilk kez karşılaştığımız meslektaşlarımızla bilgi paylaşımında bulunmak bizim için çok önemli” dedi. </p>
<p>Sempozyuma Burkina Faso’dan katılan Genel Cerrahi Hastanesi Notre Dame de La Paix Polikliniği uzmanlarından Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Fidèle Sawadogo, “Türkiye’deki bu sempozyuma davet edilmekten, burada olmaktan mutluyuz. Gastrointestinal sistem kanserlerinin tedavisine yönelik bilgilerin ve yeni yaklaşımların paylaşıldığı sempozyum bizim açımızdan çok verimli geçiyor. Bizim ülkemizde kanser vakaları çok fazla ve tedavide yeni teknikleri, bilgileri öğrenmek büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<p>Gürcistan’daki Kafkas Tıp Merkezi Onkoloji Bölümü’nden Tıbbi Onkolog Prof. Dr. Irine Khubua, gastroinsetestinal kanser türlerinine yaklaşım ve tedavi konusunda yeniliklerin ele alındığı, vaka tartışmalarının yapıldığı etkinliğin çok verimli geçtiğini belirterek “Biz de hastalarımızı multidisipliner konseylerde değerlendiriyoruz. Buradaki toplantıda günlük pratiklerimizde kullanabileceğimiz bilgileri paylaşmak çok önemli” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/12-ulkeden-34-hekim-bu-sempozyuma-katildi-595938">12 ülkeden 34 hekim bu sempozyuma katıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor. 50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri ciddiye alın!</strong></p>
<p>Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; </p>
<ul>
<li>İdrarda kan </li>
<li>Ayaklardaki şişlik</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur</strong></p>
<p>Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor</strong></p>
<p>Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem   tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır </strong></p>
<p>Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır.</p>
<p><strong>Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı</strong></p>
<ol>
<li>Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.</li>
<li>Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.</li>
<li>Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.</li>
<li>Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.</li>
<li>Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[kaymasının]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir!</strong></p>
<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. </p>
<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni!</strong></p>
<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum!</strong></p>
<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler.</p>
<p>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşukluk]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin hangi durumlarda gerekli olduğunu, teknolojik ilerlemelerle cerrahinin güvenliğini ve omurga hastalıklarının belirtilerini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<h3><strong>Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor!</strong></h3>
<p>Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, “Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10’luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor!</strong></h3>
<p>Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi.</p>
<h3><strong>Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor!</strong></h3>
<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.”</p>
<h3><strong>Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı!</strong></h3>
<p>Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 09:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[koltuk]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[planlanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587756</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 8 kadından birinde görülen meme kanseri, erken tanı ve modern tedavi yöntemleri sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756">Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 8 kadından birinde görülen meme kanseri, erken tanı ve modern tedavi yöntemleri sayesinde artık büyük oranda tedavi edilebiliyor. Yeni cerrahi seçenekler ve hedefe yönelik ilaçlar sayesinde meme kanserinde sonuçlar yüz güldürücü hale geliyor. Memorial Ankara Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi ve Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ramazan Yıldız, meme kanserinde erken teşhisin ve düzenli taramaların önemini vurgulayarak, kişiye özel tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yılda 2.5 milyon kadına meme kanseri teşhisi konuluyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde yılda yaklaşık 2.5 milyon kadına meme kanseri tanısı konulmakta ve yaklaşık yarım milyon kadın meme kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Kadın kanser ölümlerinde maalesef birinci sırada meme kanseri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Geç kalmamak için bu 4 önemli kontrolü ihmal etmeyin!</strong></p>
<ol>
<li>20 yaşından itibaren kendi kendine meme muayenesi </li>
<li>30 yaşından itibaren kendi kendine meme muayenesi, hekim muayenesi ve gerekli görülürse meme ultrasonu</li>
<li>40 yaşından itibaren ise kendi kendine meme muayenesi, hekim muayenesi, mamografi ve gerekli görülürse meme ultrasonu </li>
<li>Ailede, birinci derece yakınlarda meme kanseri var ise kanser olan bireyin hastalığa yakalandığı yaş dikkate alınarak o yaştan 10 yıl önce yakın takip ve taramaların yaptırılması</li>
</ol>
<p>Meme kanserini erken tanı ile daha küçük müdahalelerle tedavi edebiliriz. Organ kaybına neden olmadan ve hatta kemoterapiye bile ihtiyaç kalmadan tedavi edebilir. Erken tanı konulan hastaları tümör tipine bağlı olarak kemoterapiye bile gerek görmeksizin sadece tümörün olduğu bölgenin çıkarılması ve koltuk altında sadece örnek lenf nodu alınması ve radyoterapi ile tedavi edilebilmektedir.  </p>
<p><strong>40 yaşından itibaren yıllık mamografi çektirmeye özen gösterin</strong></p>
<p>Mamografi meme dokusunda yoğunluk dansite farkı ve mikrokalsifikasyonları değerlendirmesi nedeniyle çok önemli rol oynamaktadır. Meme dokusunun azalması memedeki yağ dokusunun artması ile görüntü kalitesi artmaktadır. 35’li yaşlardan itibaren meme dokusu azalarak yağ dokusu artacaktır ve mamografinin duyarlılığı bu nedenle artmaktadır. 35-40 yaş aralığında bir baz mamografinin çekilmesi ve 40 yaşından itibaren hastanın aile öyküsüne genetik yatkınlığını da dikkate alarak yıllık düzenli mamografi kontrollerinin yaptırılmasını önermekteyiz. </p>
<p>40 yaş altında usg ilk tercihimiz olmaktadır ancak elimizdeki bulgulara göre 40 yaş altında da mamografi çektiğimiz hastalar olmaktadır. Bazı durumlarda meme dokusu yoğunluğu nedeniyle dinamik (ilaçlı) meme emarı da çekilebilmektedir. </p>
<p><strong>Kendi kendine düzenli meme muayenesi nasıl yapılmalı?</strong></p>
<ol>
<li>Meme muayenesinde, belden yukarısı görünür olmalı</li>
<li>Muayene odası aydınlık olmalı</li>
<li>Her kadın, aylık döngüsünün ilk gününü birinci gün kabul ederek, 5-14. gün arasında bir gün belirleyerek, kendi kendine meme muayenesini yapmalı </li>
<li>Emziren kadınlar, emzirme sonrası ya da sağma sonrasında muayene yapmalı</li>
</ol>
<p>Ayna karşısında; düz ve yan olarak</p>
<ul>
<li>her iki el yukarıda</li>
<li>her iki el aşağıda,</li>
<li>her iki eli belimize bastırarak </li>
</ul>
<p>Meme muayenesinde, memedeki bombeliklere, ciltteki değişikliklere, çekintilere ve çukurlaşmalara bakılmalıdır. </p>
<p>Daha sonra palpasyon yani ellerimizle memelerin, meme başının ve koltuk altının muayenesi göğüs kafesi- kaburga ile cilt arasındaki meme dokusunu hissederek içten dışa, saat yönünde ya da yukarıdan aşağıya muayene edilmelidir. Muayene sırasında memenin her alanı, yani meme başı, koltuk altı ve köprücük kemiği altı ve üstü de unutulmamalıdır. Her kist veya her kitle kanser değildir. Kanserler genellikle ağrı yapmadan sinsi büyür ama ağrı yapmaz diye bir kural yoktur yani ağrı ile tanı konulan hastalarda mevcuttur. </p>
<p><strong>Her tümör farklı, tedavi de farklı olmalı</strong></p>
<p>Her tanı konulan meme kanseri aynı değildir ve aynı şekilde tedavi edilmemektedir. Kişiye ve hastalığa özel tedavi planlamaları yapılmaktadır. </p>
<ul>
<li>Cerrahi tedavi,</li>
<li>Kemoterapi,</li>
<li>Radyoterapi,</li>
<li>Hormon tedavisi,</li>
<li>Akıllı ilaç tedavisi,</li>
<li>İmmünoterapi </li>
</ul>
<p>Tedaviyi belirlerken tümörün tipi, immünhistokimya özelikleri ve yayılımı da dikkate alınarak her bireye özel gerekli olan tedavi planlanmaktadır. Aynı hastaya aynı tedavi yöntemi uygulanmamalıdır.   </p>
<p>Tümörün özelikleri immün histokimyasal öellikleri, mitoz oranı, yayılımı, hormon reseptör durumu, akıllı ilacı duyarlılığı, koltukaltına ve organlara yayılımı gibi detaylar belirlendikten sonra yol ikiye ayrılır. Bu özeliklere göre bazı hastalara önce kemoterapi uygulanıp, kemoterapi bittikten sonra cerrahi ve diğer tedaviler planlanırken, bazı hastalara cerrahi tedavi sonrası diğer tedavi yöntemleri planlanmaktadır. </p>
<p>Radyoterapide ise yapılan cerrahi ile birlikte koltuk altı ve diğer organlara yayılım belirleyici olmaktadır. Örneğin, meme koruyucu cerrahi yapılan (sadece tümörün olduğu bölgenin alındığı) bütün hastalar radyoterapi almaktadır. Meme tamamen alınsa bile, tümör boyutu, koltuk altı ve diğer organların tutulumu radyoterapi gerektirebilir.  Ama memenin tamamının alındığı hastalarda koltuk altı ve diğer organ yayılımı yok ise ve tümörün boyutu 5 cm’den küçük ise radyoterapi uygulanmamaktadır. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-tedavi-kisiye-ozel-planlaniyor-587756">Meme Kanserinde Tedavi Kişiye Özel Planlanıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 11:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[ına]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Raşa]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar meme kanseri, kadınlar için hem sağlık hem de beden bütünlüğü açısından korkutucu bir anlam taşırken, artık durum çok farklı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346">Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir zamanlar meme kanseri, kadınlar için hem sağlık hem de beden bütünlüğü açısından korkutucu bir anlam taşırken, artık durum çok farklı. Modern cerrahi teknikler sayesinde birçok kadın, meme kaybı yaşamadan sağlığına kavuşabiliyor. “Ameliyatta meme mutlaka alınır” düşüncesinin hatalı olduğunu belirten</strong> <strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Günümüzde meme kanseri tanısı koyduğumuz hastaların en az yüzde doksanında meme koruyucu cerrahiler uyguluyoruz. Yani memenin tamamını almak yerine, yalnızca tümörlü dokuyu çevresindeki sağlıklı meme dokusuna zarar vermeden çıkararak tedaviyi başarıyla gerçekleştirebiliyoruz” dedi.</strong></p>
<p>Hastanın memesinin küçük, tümörünün ise büyük olduğu durumlarda memenin tamamının alınmasının gündeme gelebileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrah Op. Dr. Kemal Raşa, “Ayrıca, kalıtsal açıdan riskli hastalarda yapılan genetik analizlerde BRCA1 veya BRCA2 gibi anlamlı mutasyonlar saptanırsa, bu durumda da memeyi korumak yerine o memeyi, hatta her iki memeyi birden önleyici olarak çıkarmak tercih edilebilir. Bu olasılıklar dışında ise önceliğimiz, sistemik ilaç tedavisiyle kitleyi küçültüp memeyi mümkün olduğunca yerinde tutmak. Yani 1970–80’lerdeki ‘meme kanseri = memenin alınması’ anlayışı artık tamamen değişti” dedi.</p>
<p><strong>Memenin estetik görünümü için hastanın kendi dokusundan faydalanılıyor</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası memede şekil bozukluğu oluşumunun çok nadir görüldüğünü ifade eden Raşa, “Çünkü biz, memedeki kitleyi çıkardıktan sonra estetik görünümün bozulmaması için hastanın kendi dokusundan faydalanarak farklı kaydırma ve şekillendirme teknikleriyle bir anlamda memeye doğal formunu yeniden kazandırıyoruz. Sonuç olarak, meme kanseri cerrahilerini genellikle kabul edilebilir düzeyde deformite ile estetik açıdan tatmin edici bir görünümle tamamlamak mümkün. Meme koruyucu ameliyatı gerçekleştirdiğimiz hastaların büyük çoğunluğunda, eğer özel bir yandaş hastalık, kırılganlık veya ek risk faktörü yoksa, hastanede bir gece yatış yeterli oluyor. Memenin tamamının çıkarıldığı ve rekonstrüksiyon (yeniden yapılandırma) yapılan hastalarda ise yatış süresi 2–3 gün civarında seyrediyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Tedavinin başarılı olabilmesi için multidisipliner yaklaşım şart</strong></p>
<p>Meme kanserinin çok katmanlı bir hastalık olduğu için çok disiplinli bir yaklaşım ve tedavi gerektirdiğini vurgulayan Raşa, “Meme kanserinde son 15–20 yılda tedavi oranlarının bu kadar iyileşmesindeki en büyük unsurlardan biri de multidisipliner yaklaşımdır. Cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi sistemik tedaviler bir arada ve uyum içinde kullanıldığında sonuçlar çok daha başarılı olur. Ek olarak bu tedavileri; tümörün boyutu, yayılımı, biyolojik tipi, hastanın yaşı ve bireysel önceliklerine göre kişiselleştirdiğimizde yani tüm hastalara ‘kopyala-yapıştır’ şeklinde tek tip bir tedavi planı değil, bireyselleştirilmiş bir tedavi uyguladığımızda sonuçların anlamlı şekilde iyileştiğini söylemek de mümkün. Bu farkındalıkla artık tüm hastalarımızda yalnızca cerrahi tedaviyi değil, aynı zamanda faydası olabilecek ilaç ve ışın tedavilerini de birlikte değerlendiriyor, elimizdeki tüm tedavi yöntemlerini içeren kapsamlı bir yol haritası oluşturuyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası kalıcı hareket kısıtlılığı ile nadiren karşılaşılıyor </strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında kalıcı hareket kısıtlılığının oldukça nadir görüldüğünü belirten Raşa, “Ancak koltuk altı lenf bezlerinin geniş kapsamlı olarak temizlendiği, yani ‘diseksiyon’ adı verilen ameliyatlar uygulandığında, o bölgedeki dokulara yakın çalışıldığı için sinirler etkilenebilir ve bu durum zaman zaman hastanın kolunu ya da omzunu rahatça hareket ettirmesini zorlaştırabilir. Özellikle hareketlerini kendi haline bırakan veya kırılgan yaş grubundaki hastalarda bu oranın biraz daha yüksek olabildiğini görüyoruz. Bunu önleyebilmek için, hastanın aktif katılımıyla ameliyattan hemen sonra kol hareketlerine başlanması kıymetli. Bu proaktif yaklaşım sayesinde, hastaların yalnızca çok küçük bir bölümünde omuz veya kol hareketlerinde kalıcı kısıtlılık görülüyor” dedi.</p>
<p><strong>Tedavi sürecinde psikolojik destek büyük fark yaratıyor</strong></p>
<p>Meme, kadının cinsel kimliğini tamamlayan önemli bir uzuv olduğu için, meme kanseri cerrahisi ister koruyucu ister mastektomi şeklinde olsun, psikolojik etkileri kaçınılmazdır diyen Raşa, “Bu nedenle tedavi süreci başlamadan önce tüm hastalarımıza psikolog görüşmesi öneriyoruz. Medikal onkoloji ekibimizle birlikte çalışan psikologlarımız, hastaların yaşayabilecekleri psikolojik zorluklarla baş etmelerine ve beden algısındaki değişimlere uyum sağlamalarına yardımcı oluyor. Ayrıca hasta destek grupları da sürece büyük katkı sağlıyor; hastalar deneyimlerini paylaşarak bu zorlu hastalığı birlikte daha güçlü atlatabiliyor” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hastalarinin-yuzde-90ina-koruyucu-cerrahi-uygulaniyor-586346">Meme kanseri hastalarının yüzde 90&#8217;ına koruyucu cerrahi uygulanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEÜ&#8217;den Yarık Dudak ve Damak Hastalarına İleri Teknolojiyle Ücretsiz Hizmet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deuden-yarik-dudak-ve-damak-hastalarina-ileri-teknolojiyle-ucretsiz-hizmet-585357</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 13:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[çene]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[damak]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[deü]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[dudak]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[leri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yarık]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585357</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı, ağır ortodontik vakalarda en ileri tedavi yöntemlerini kullanarak hastalara en uygun çözümleri sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deuden-yarik-dudak-ve-damak-hastalarina-ileri-teknolojiyle-ucretsiz-hizmet-585357">DEÜ&#8217;den Yarık Dudak ve Damak Hastalarına İleri Teknolojiyle Ücretsiz Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı, ağır ortodontik vakalarda en ileri tedavi yöntemlerini kullanarak hastalara en uygun çözümleri sunuyor. Dijital teknolojiden aktif biçimde yararlanan Ana Bilim Dalı’nda, hasta kayıtları üç boyutlu (3D) fotoğraflar elde etmek amacıyla yüz tarayıcılarıyla yapılırken, konvansiyonel yöntemlerin yanı sıra aparey tasarımları da dijital ortamda gerçekleştiriliyor. Üç boyutlu olarak tasarlanan bu apareylerin birçoğu, 3D yazıcılar aracılığıyla fakülte bünyesinde üretiliyor.</p>
<p>Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı ile yürütülen multidisipliner çalışmalar kapsamında yalnızca yarık dudak ve damak hastaları değil; travma hastaları, çene eklemi problemleri yaşayan bireyler ve ortognatik cerrahi gerektiren hastalar da tedavi ediliyor. Özellikle ortognatik cerrahi vakalarında kullanılan cerrahi splintler, gelişmiş cerrahi simülasyon programları aracılığıyla dijital olarak hazırlanıp fakültede üretiliyor.</p>
<p>Yılda yaklaşık 700 ila 1000 bebekte görülen ve özel hastanelerde tedavi maliyeti dudak uçuklatan yarık dudak ve damak anomalilerinin tedavisi, Dokuz Eylül Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor.</p>
<p><b>“YARIK DUDAK VE DAMAK, YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR”</b></p>
<p>DEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Uygulama ve Araştırma Merkezinden Prof. Dr. Candan Efeoğlu, hastalığın tedavisi için yeterli ekipman ve güçlü bir ekibe ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekerek, “Yarık dudak ve damak, doğuştan görülen yüz ve çene bölgesi anomalileri arasında en yaygın olanlardan biridir. Bu durum hem estetik görünümü hem de çiğneme, konuşma ve solunum gibi temel fonksiyonları etkileyerek bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilmektedir. Özellikle üst çene gelişiminin yetersiz olduğu olgularda, çene kemiklerinin büyümesini ve yeniden şekillenmesini sağlayan distraksiyon osteogenezisi yöntemiyle başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Bu ileri düzey tedavi yöntemi, yüksek teknoloji, deneyim ve multidisipliner bir ekip çalışması gerektirir. Bu nedenle, ülkemizde bu tür uygulamaların gerçekleştirildiği merkezlerin sayısı oldukça sınırlıdır,” dedi.</p>
<p><b>“DEÜ İŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİNE OLAN TALEP HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”</b></p>
<p>Yarık dudak-damak hastalarının tedavisinin kamuda sınırlı sayıda merkezde özel sektörde ise yüksek maliyetlerde yapılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Candan Efeoğlu, DEÜ’nün bu alandaki toplumsal katkısına dikkat çekti.</p>
<p>Efeoğlu, açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü:</p>
<p>“Kullanılan titanyum apareyler, cerrahi ekipmanlar, anestezi ve ameliyathane giderleri ciddi maddi yük oluşturur. Ayrıca tedavi süresinin bir buçuk ila iki yıl arasında sürmesi, toplam maliyeti daha da artırmaktadır. Yarık dudak-damak hastalarının büyük bir kısmının düşük sosyoekonomik koşullara sahip olması, bu yüksek maliyetli tedavilere erişimi daha da zorlaştırmaktadır. Bu durum, Dokuz Eylül Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne olan talebi her geçen gün artırmaktadır.”</p>
<p><b>“DİSTRAKSİYON OSTEOGENEZİ İLE BAŞARILI SONUÇLAR ELDE EDİYORUZ”</b></p>
<p>Ortodonti Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Serap Titiz Yurdakal ise, yarık dudak ve damak anomalilerinin bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediğini belirterek, “Bu hastaların tedavisinde özellikle üst çene gelişiminin yetersiz olduğu vakalarda ağız içi ve ağız dışı Distraksiyon Osteogenezi yöntemleri uygulanmaktadır. Bu yöntemler, çene kemiklerinin büyümesini sağlayarak hem estetik hem de fonksiyonel iyileşme sunmaktadır. Ancak bu ileri düzey tedavi yaklaşımlarının uygulandığı merkezlerin sayısı ülkemizde oldukça sınırlıdır,” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>“DENEYİM VE TEKNOLOJİYİ BİRLEŞTİRİYORUZ”</b></p>
<p>Doç. Dr. Yurdakal, tedavi sürecinin multidisipliner iş birliği gerektirdiğini vurgulayarak, “Üniversitemizde gerek ağız içi gerekse ağız dışı distraksiyon osteogenezi, Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Candan Efeoğlu liderliğinde, Doç. Dr. Anıl Özyurt ve Doç. Dr. Kübra Öztürk ile birlikte ekip çalışmasıyla uygulanmaktadır. Prof. Dr. Efeoğlu’nun bilgi ve tecrübesi gerek hastalarımız gerekse uzmanlık eğitimi alan asistanlarımız açısından son derece kıymetlidir. Bu tecrübeyi teknoloji ile birleştirdiğimizde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz,” dedi.</p>
<p>DEÜ Ortodonti Ana Bilim Dalı’nın amacının hem ileri tedavi yöntemleriyle hastalara en uygun çözümleri sunmak hem de bu bilgi birikimini geleceğin hekimlerine aktarmak olduğunu belirten Yurdakal, “Bir çocuğun ya da yetişkinin hayatına dokunmanın öneminin farkındayız. Hedefimiz, teknolojiyi etkin biçimde kullanarak en iyi tedaviyi sunmak ve hekim açığının bulunduğu bu alanda modern tedavi yöntemlerinin yaygınlaşmasını sağlamaktır,” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deuden-yarik-dudak-ve-damak-hastalarina-ileri-teknolojiyle-ucretsiz-hizmet-585357">DEÜ&#8217;den Yarık Dudak ve Damak Hastalarına İleri Teknolojiyle Ücretsiz Hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı tedavide önemli kolaylıklar sağlıyor. Bu nedenle korunma yollarını bilmek, belirtileri tanımak ve risk faktörlerini öğrenmek hayat kurtarıyor. Memorial Antalya Hastanesi Meme Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Halit Özgül “15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü” nedeniyle meme kanserinin modern cerrahi yöntemlerinin daha güvenli ve estetik sonuçları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yüzde 90 tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de meme kanseri en sık 35–45 yaş aralığında görülmektedir. Dünyada genellikle 45–55 yaş aralığında ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de vakaların yarısından fazlası 50 yaş öncesinde tanı almaktadır. Erken evrede yakalanan meme kanserinde tedavi başarısı %99’a kadar çıkmaktadır. Ortalama sağkalım oranı %90 civarındadır. Erken tanıda tedavi daha kısa, daha kolay ve daha az maliyetlidir. İleri evrede immünoterapiler ve hedefe yönelik ilaçlarla yaşam süresi uzatılabilmektedir.</p>
<p><strong>Meme kanserinden korunmak için başlıca adımlar şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Haftada en az 3 saat egzersiz yapın.</li>
<li>Akdeniz tipi gibi sağlıklı beslenme alışkanlığı edinin. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durun.</li>
<li>Sağlıklı kilonuzu koruyun.</li>
<li>Düzenli taramalarınızı ihmal etmeyin.</li>
<li>Ayda bir kendi kendinize meme muayenesi yapın.<br />Gereksiz radyasyon maruziyetinden kaçının. </li>
</ul>
<p><strong>20 yaşından itibaren kontrollere başlanmalı!</strong></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhis, tedavi başarısını artıran en kritik faktördür. Kendi kendine meme muayenesi, düzenli doktor kontrolleri ve mamografi gibi tarama yöntemleri, hastalığın henüz belirti vermeden tespit edilmesini sağlayabilir. Uzmanlar, 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmasını öneriyor. 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi taramaları, risk faktörlerine bağlı olarak daha erken yaşlarda bile başlamalı. Unutmayın, erken teşhis sadece tedavi sürecini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda hayat kurtarır.</p>
<p><strong>Meme kanserinde dikkat edilmesi gereken belirtiler şunlardır;</strong><br />&#8211; Memede ele gelen sert, ağrısız kitle<br />&#8211; Meme şeklinde değişiklik, asimetri<br />&#8211; Ciltte çukurlaşma, portakal kabuğu görünümü<br />&#8211; Meme başında akıntı<br />&#8211; Koltuk altında şişlik</p>
<p><strong>Meme kanserinde risk faktörleri şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Kadın olmak (erkeklerde çok nadir görülür).</li>
<li>Yaş. Türkiye’de daha çok 35–45 yaş aralığında, dünyada ise 45–55 yaş aralığında sık görülür.</li>
<li>Aile öyküsü ve BRCA1/2 gen mutasyonu.</li>
<li>Obezite ve hareketsiz yaşam.</li>
<li>Sigara, alkol kullanımı.</li>
<li>Doğum yapmamak veya emzirmemek.</li>
<li>Uzun süreli hormon tedavileri.</li>
</ul>
<p><strong>Cerrahide pek çok seçenek mevcut</strong></p>
<p>Cerrahi tedavi, meme kanserinde en temel ve en etkili yöntemlerden biridir. Özellikle erken evrede hem sağkalım hem de yaşam kalitesini belirleyen ana faktördür. Meme koruyucu cerrahide ümör ve çevresindeki sağlıklı dokunun çıkarılması. Kozmetik avantajı vardır, sonrasında radyoterapi gerekir. Total mastektomi diye adlandırılan ameliyatta meme dokusunun tamamının çıkarılması söz konusu olur. Bu cerrahi büyük veya çok odaklı tümörlerde tercih edilir. </p>
<p>Modifiye radikal mastektomide meme dokusu ile birlikte aksiller lenf nodları çıkarılır ve bu cerrahi ileri evrelerde uygulanır. Sentinel lenf nodu biyopsisi ile koltuk altındaki ilk lenf nodları incelenir. Eğer temizse geniş diseksiyon gerekmez, böylece lenfödem riski azalır. Onkoplastik cerrahi ve rekonstrüksiyon ameliyatı ile memede tümör çıkarılırken, estetik ve onarım yöntemleri birlikte uygulanabilir. Bu sayede hem kanser kontrolü hem de psikolojik iyilik hali sağlanır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Göz Doktorları Cerrahide Dünyaya Öncü Oluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-goz-doktorlari-cerrahide-dunyaya-oncu-oluyor-583609</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 09:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahide]]></category>
		<category><![CDATA[doktorları]]></category>
		<category><![CDATA[dünyaya]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[öncü]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin göz sağlığına özel ilk branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, İstanbul’da düzenlenen sempozyumda bilimsel bilgi birikimini klinik pratikle buluşturdu. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-goz-doktorlari-cerrahide-dunyaya-oncu-oluyor-583609">Türk Göz Doktorları Cerrahide Dünyaya Öncü Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin göz sağlığına özel ilk branş hastanesi olan Dünyagöz Hastaneler Grubu, İstanbul’da düzenlenen sempozyumda bilimsel bilgi birikimini klinik pratikle buluşturdu. </p>
<p>Etkinlikte, uzman hekimler tarafından gerçekleştirilen 5 farklı klinik vaka canlı yayınla izlendi; vaka seçimi, cerrahi teknikler ve sonuçlar panel ortamında interaktif olarak tartışıldı.</p>
<p><strong>“Türk Göz Doktorlarının Uluslararası Saygınlığı Var”</strong></p>
<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu CEO’su <strong>Güçlü Batkın</strong>, Türk oftalmologların dünya çapındaki konumunu şöyle değerlendirdi:</p>
<p> </p>
<p>“30 yılı aşan tecrübemiz ve hayata geçirdiğimiz pek çok ilk ile Dünyagöz Hastaneler Grubu, bugün Türkiye ve yurt dışında 31 merkezde, gözün 29 branşında 7/24 kesintisiz sağlık hizmeti sunarak günlük 8 bin poliklinik ve bin ameliyat kapasitesine ulaşmış durumda. Türk göz hekimleri, sahip oldukları derin bilgi birikimi, üstün cerrahi yetkinlikleri ve uluslararası başarılarıyla küresel sağlık arenasında öncü bir konuma gelmiştir. Dünyagöz olarak biz de ileri teknolojiye yaptığımız yatırımlar ve dünya çapında uzmanlaşmış kadromuzla yalnızca gelişmeleri izlemekle kalmıyor; göz sağlığında geleceği şekillendiren ve standartları belirleyen bir kurum olmayı sürdürüyoruz.”</p>
<p><strong>“En Zor Ama En Verimli Toplantılar”</strong></p>
<p>Dünyagöz Hastaneler Grubu Medikal Kurulu Direktörü <strong>Prof. Dr. Levent Akçay</strong>, canlı cerrahi toplantılarının önemini şöyle özetledi: </p>
<p>“Canlı cerrahi sempozyumları düzenlenmesi en zor ama bilimsel açıdan en verimli toplantılar arasında yer alıyor. Bu sempozyumda, akıllı mercek cerrahilerinden lentikül tabanlı kornea cerrahilerine kadar en güncel uygulamaları hem teorik hem pratik olarak değerlendirdik. Tıp bilimi, dünyada baş döndürücü bir hızla gelişmekte. Göz hastalıkları ve cerrahisi ise bu gelişmelerin en yoğun yaşandığı uzmanlık alanlarının başında geliyor. Bu nedenle, tanı ünitelerinden tedavi modüllerine, cerrahi tekniklerden kullanılan teknolojilere kadar her alandaki yeniliklerin yakından takip edilmesi ve uygulanması büyük önem taşıyor. Sempozyumda, halk arasında <strong>“akıllı mercek”</strong> olarak bilinen çok odaklı lens operasyonları, <strong>Silk ve Smile</strong> gibi yenilikçi kornea cerrahileri canlı olarak gerçekleştirildi. Bu sayede Türk hekimlerin, göz sağlığı alanındaki global yeniliklere yalnızca ayak uydurmadığı; aynı zamanda bu gelişmelerin <strong>öncülerinden biri olduğu</strong> bir kez daha ortaya kondu.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-goz-doktorlari-cerrahide-dunyaya-oncu-oluyor-583609">Türk Göz Doktorları Cerrahide Dünyaya Öncü Oluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[Menisküs Yırtığı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[Toker]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yırtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda menisküs yırtıkları sadece yetişkin sporcularda değil, çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396">Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda menisküs yırtıkları sadece yetişkin sporcularda değil, çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker</strong> dizlerde bazı şikayetlerin ihmale gelmeyeceğini, aksi taktirde kolayca çözülebilecek sorunların cerrahi gerektirebildiğini belirtirken, “Buna karşın her menisküs yırtığı ameliyat gerektirir algısı da doğru değildir. Günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde çoğu yırtıkta ameliyata gerek kalmadan tedavi başarıyla sağlanmaktadır” diyor.  Doç. Dr. Berkin Toker, dizlerde alarm veren belirtileri ve menisküs yırtığına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocuklarda spora katılımın artması, hazırlıksız spora başlama ve basketbol ya da futbol gibi dizin sıkça dönmeye maruz kaldığı branşlarda ani yüklenmeler son yıllarda menisküs yırtıklarında artış görülmesine neden oluyor. Son 10-15 yılda özellikle pediatrik menisküs yırtıkları ile çok daha fazla karşılaştıklarını belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker</strong>, “Özellikle çocuk ve ergen yaş grubunda spora katılımın artması, rekabetçi ortama çocukların daha sık ve daha erken yaşlarda girmeleri ve hatalı davranışlar bunda büyük rol oynuyor. Günümüzde MR gibi görüntüleme yöntemleri de daha yaygın kullanıldığından, tanı konulan olgu sayısında da artış oluyor. Ayrıca doğuştan gelen ve zamanla farklı bir şekil alan (C şekli) diskoid menisküs yapısı da yırtık riskini artırabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Dizde alarm veren belirtiler!</strong></p>
<p>Menisküs yırtığı olan hastaların genellikle ağrı şikayetiyle başurduğunu, günlük yaşam ve spor aktivitelerinde önemli düşüşler ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Toker, menisküs yırtığında alarm veren sorunları şöyle anlatıyor: “Ani dönme veya çömelme sonrası ağrı ve şişlik, dizde takılma-kilitlenme hissi, merdiven inip çıkarken ağrı ya da dizini tam bükememe en sık görülen şikayetlerin başında geliyor. Özellikle; kilitlenme, şişlik, üzerine basamama, gece ağrısı, dizi tam açıp- kapayamama ve tekrarlayan boşalma-takılma gibi belirtilerin ‘geçer’ diye beklemeden acil değerlendirilmesi gerekir. Genç ve aktif hastalarda bu semptomlar cerrahiyi de gündeme getirebilir.”</p>
<p><strong>Evde dizleri güçlendirmek için!</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış aylarında kaygan zemin, kış sporları, ısınma eksikliği ve fiziksel aktivite sürekliliğinin bozulmasının menisküs yırtığı riskini artırdığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker diz çevresini kuvvetlendiren basit egzersizlerin birçok diz probleminde olduğu gibi menisküs sağlığı açısından da önemli bir rol oynadığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu basit egzersizler birçok eklem içi kaynaklı diz probleminde etkilidir, sonuçları yüz güldürücüdür. Düzgün ve düzenli bir şekilde yapıldığında hastaya önemli faydalar sağlamaktadırlar. Bunların en önemlisi, aynı zamanda en kolay yapılabilir olanları izometrik egzersizlerdir yani kas kasılması prensibine dayanan egzersizlerdir. Bu egzersizler özellikle kuadriseps adındaki diz çevresi kaslarını kuvvetlendirmede çok önemlidir.”</p>
<p><strong> “Her menisküs yırtığı=Ameliyat” algısı yanlış!</strong></p>
<p>Her menisküs yırtığının cerrahi gerektirmediğini, MR’da menisküs yırtığı görülen hastaların çoğunu ameliyatsız yani konservatif şekilde takip ettiklerini belirten Doç. Dr. Toker “Aktivite modifikasyonu, kısa dönem ağrı-ödem kontrol, kişiye özel fizyoterapi ve kuvvetlendirme programı tedavinin temel taşlarıdır. Ama bazı yırtıklarda tedavi cerrahidir. Burada menisküs yırtığının şekli, lokasyonu, hastanın yaşı, beklentisi gibi birçok faktör karar vermede önemlidir” diyor. Tedavide son yıllarda kullanıma giren, menisküs tamirini kolaylaştıran yeni implantların cerrahideki tamir şansını artırdığını vurgulayan Doç. Dr. Toker “Cerrahide ilk hedef menisküsü tamir etmektir. Tamir edilemeyen durumlarda ise menisküsün yırtık olan kısmının çıkarılması yani menisektomi yapılır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396">Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik cerrahi titreyen elleri ortadan kaldırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahi-titreyen-elleri-ortadan-kaldiriyor-579507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 09:31:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[elleri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaldırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kır]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[titreyen]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Robotik cerrahi, tıbbın en gelişmiş alanlarından biri olarak hassasiyeti, konforu ve güvenliği ile dikkat çekiyor. Robotik ya da robot yardımlı cerrahi, cerrahın bir konsol aracılığıyla robotik kolları yönettiği ileri teknolojiye dayanan bir yöntem.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahi-titreyen-elleri-ortadan-kaldiriyor-579507">Robotik cerrahi titreyen elleri ortadan kaldırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Robotik cerrahi, tıbbın en gelişmiş alanlarından biri olarak hassasiyeti, konforu ve güvenliği ile dikkat çekiyor. Robotik ya da robot yardımlı cerrahi, cerrahın bir konsol aracılığıyla robotik kolları yönettiği ileri teknolojiye dayanan bir yöntem. Bu sistemin özellikle hassas alanlarda insan elinin sınırlarını aşarak daha net görüş ve yüksek hareket kabiliyeti sunduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “Robotik cerrahiye; akciğerin iyi ve kötü huylu tümörlerinde, mediastenin kist ve tümörlerinde, yemek borusunun cerrahi hastalıklarında, büyük hava yolları ve diyaframla ilgili cerrahi işlemlerde sıklıkla başvuruluyor” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Video Yardımlı Torakoskopik Cerrahi (VATS) ve Robot Yardımlı Torakoskopik Cerrahi (RATS), göğüs cerrahisinde son yıllarda öne çıkan iki yöntem. VATS, cerrahın hasta başında iki boyutlu kamera ve sınırlı hareket imkânı veren aletlerle çalıştığı, maliyeti düşük bir yöntem olarak biliniyor diyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “RATS ise cerrahın üç boyutlu görüntü ve robotik aletlerle ameliyat yapmasına imkân tanıyor. Bu yöntem daha hassas müdahaleler yapılmasını sağlarken el titremesini de en aza indiriyor. Ancak RATS’in öğrenme sürecinin uzunluğu ve bakım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle uzmanlar, hangi yöntemin kullanılacağına hastanın durumu, cerrahın deneyimi ve hastanenin imkânlarına göre karar veriyor” dedi.</p>
<p><strong>Hastanede kalış süresi kısalıyor</strong></p>
<p>Her hastanın robotik cerrahiye uygun olmadığını açıklayan Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “İleri plevral yapışıklığı olanlar, komşu dokulara yayılmış büyük tümörlü hastalar, acil cerrahi gerektiren vakalar, ciddi solunum yetmezliği bulunanlar ve ileri derecede obez kişiler için RATS önerilmez. Ayrıca robotik altyapısı olmayan merkezlerde ya da yeterli deneyimi olmayan cerrahlar için de uygun değildir” uyarısında bulundu.</p>
<p>Robotik cerrahinin avantajlarını sıralayan Kır, “Yüksek hassasiyet, daha az kanama, küçük kesilerle ameliyat imkânı, kısa hastane süresi, daha az ağrı ve cerrah için ergonomik bir çalışma ortamı bu yöntemin en önemli artılardır. Yüksek maliyet ve dokunma hissinin olmaması ise en önemli dezavantajlar olarak sıralanabilir” dedi.</p>
<p><strong>Robotlar cerrahlara rehberlik edebilecek</strong></p>
<p>Robotik cerrahinin geleceğinde yapay zekânın önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Kır, “Hem tomografi ve MR görüntülerinden kişiye özel cerrahi planlanması hem de damarların ve rezeksiyon sınırının yani bir tümörün ya da hastalıklı dokunun çıkarıldığı cerrahi kesim hattının otomatik belirlenmesi mümkün hale gelebilecek. Ayrıca operasyon sırasında cerrahın performansı yapay zekâ ile analiz edilip anlık geri bildirim sağlanabilecek. En ileri senaryoda ise, binlerce ameliyattan öğrenme sağlayan otonom robotlar cerrahi prosedürleri en güvenli ve etkili şekilde uygulayarak cerrahlara rehberlik edebilecek. Tabii bu gelişmeler etik, yasal sorumluluklar ve eğitim gibi konularda yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahi-titreyen-elleri-ortadan-kaldiriyor-579507">Robotik cerrahi titreyen elleri ortadan kaldırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[hidrosefali]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>
<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>
<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>
<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>
<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 12:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Küresel verilere göre, günümüzde dünyada her 8 kişiden 1&#8217;i obezite hastası<strong>.</strong> Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 43’ü fazla kilolu<strong>, </strong>yüzde 16’sı obezite sınıfında.<strong> Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> Türkiye’de tablonun daha da dikkat çekici olduğunu belirterek, “Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 32’si obezite hastası, nüfusun üçte ikisi ise fazla kilolu<strong>. </strong>Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obezite, 2 kişiden 1’i de fazla kilo sorunu yaşamaktadır. Bu oranlar Türkiye’nin Avrupa’nın en kilolu ülkelerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır” uyarısında bulunuyor. En önemli nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili fast-food beslenme alışkanlıkları, artan ekran süresi ve uyku bozukluklarının yer aldığı obezite sadece sağlığı değil,  yaşam  süresini de olumsuz etkiliyor. Araştırmalar, ağır obezite hastalarının hayatını ortalama 8–10 yıl daha erken kaybettiğini<strong> </strong>ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi hayat kurtarıyor! </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sorunu olan obezite; diyabetten kalp hastalıklarına, infertiliteden depresyona, Alzheimer’dan felce kadar çok geniş bir yelpazede ciddi riskler oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 milyon insan obeziteye bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de kalp krizi, inme ve diyabet kaynaklı ölümlerin önemli bir kısmının temelinde obezite yatıyor. Obezite oranlarında yaşanan artış ve hastalığın sebep olduğu ciddi riskler nedeniyle obezite cerrahisine olan başvurular da gün geçtikçe artıyor. <strong>Genel   Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, </strong>toplumda çoğu zaman sadece bir “zayıflama ameliyatı” olarak görülen obezite cerrahisinin aslında kişinin yaşam kalitesini ve süresini doğrudan artıran hayati bir gereklilik olduğuna işaret ederek, “Çünkü cerrahi yöntem sonrasında sadece kilo kaybı olmamakta; tip 2 diyabet gerilemekte, hipertansiyon kontrol altına alınmakta, uyku apnesi düzelmekte ve kalp krizi ile inme riski belirgin şekilde azalmaktadır. Obezitenin yaşam beklentisini 10 yıla kadar kısaltabildiği düşünüldüğünde, cerrahinin doğru hastada uygulanmasının ömre yıllar ekleyebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diyor.  <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><b>Obezite tedavisinde hedef nedir?</b></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedef, fazla kilolarla birlikte obezitenin yol açtığı tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, infertilite ve eklem problemleri gibi hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Başlangıçta diyet, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzenlemesi ve davranış değişiklikleri obezitenin temel tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Ancak ileri evre obezitede bu yöntemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermiyor. Bu noktada obezite cerrahisi, uzun dönemli başarı şansı yüksek tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.</p>
<p><b> Obezite cerrahisine ne zaman başvuruluyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisi, mide ve bağırsaklarda yapılan cerrahi değişikliklerle hem besin alımını kısıtlayan,<strong> </strong>hem de<strong> </strong>hormonal ve metabolik düzenlemeler sağlayan<strong> </strong>işlemlerin genel adıdır. Sıklıkla “zayıflama ameliyatı” olarak bilinse de, esasen bu ameliyatların amacı<strong> </strong>metabolik hastalıkları kontrol etmek, yaşam kalitesini artırmak ve süresini uzatmaktır. Uluslararası kılavuzlara göre, vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olan hastalarda cerrahi tedavi öneriliyor.  Ayrıca, VKİ 35–40 kg/m² arasında olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip olan hastalarda da cerrahi güçlü bir seçenek olarak ön plana çıkıyor. Güncel bilimsel veriler, VKİ 30–34,9 aralığında olup kontrolsüz tip 2 diyabet gibi ciddi metabolik sorun yaşayan hastalarda da ameliyatın faydalı olabileceğini gösteriyor. </p>
<p><b>Kimler obezite cerrahisinden yararlanabiliyor?</b></p>
<p>Her hasta, multidisipliner bir kurul (cerrah, endokrinolog, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikiyatrist) tarafından detaylı şekilde değerlendiriliyor.  Kondisyonu yeterli olan, daha önce diyet ve medikal tedavi yöntemleriyle kalıcı başarı sağlanamamış, ameliyat sonrasındaki takiplere uyum gösterebilecek, ciddi psikiyatrik engeli olmayan kişiler ameliyat için aday oluyorlar. </p>
<p><b> Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?  </b></p>
<p>Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinin de riskleri mevcut. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, ancak laparoskopik yöntemlerin yaygınlaşması, anestezi güvenliğinin artması ve deneyimli cerrahların uygulamaları sayesinde bu risklerin günümüzde oldukça düştüğünü anlatarak, “Büyük serilerde ölüm oranı yüzde 0,1 civarındadır, yani safra kesesi ameliyatı ile benzer düzeydedir. Obezite cerrahisi doğru merkezde ve uzman ekiplerce uygulandığında güvenli bir tedavi seçeneğidir.<strong> </strong>Üstelik obezitenin yol açtığı kalp hastalığı, felç ve erken ölüm riskiyle karşılaştırıldığında, cerrahinin sağladığı faydalar çok daha ağır basmaktadır” diyor. </p>
<p><b>Ameliyata hazırlık sürecinde nelere dikkat edilmeli?</b></p>
<p>Hazırlık sürecinde, detaylı kan tetkiklerinden endoskopik incelemeye kalp ve akciğer sistemini ortaya koyan yöntemlerden psikiyatrik değerlendirmeye ve diyete kadar pek çok yönteme başvuruluyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Ameliyat öncesinde sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş yapılması ve vitamin-mineral eksikliklerinin giderilmesi, potansiyel riskleri ciddi ölçüde azaltırken hastanın süreçten faydasını maksimum düzeyde artırmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?</b></p>
<p>Günümüzde obezite cerrahisinde her yöntemin avantajları ve dezavantajları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Örneğin reflüsü olan hastalarda bypass daha uygun olabilirken, reflüsü olmayan genç hastalarda tüp mide daha çok tercih edilmektedir” bilgisini veriyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi yöntemlerini şöyle özetliyor: </p>
<p>Sleeve gastrektomi (Tüp mide ameliyatı): Midenin yüzde 70–80’inin çıkarıldığı bu yöntemde mide tüp şeklini almaktadır. İştah hormonu olan ghrelin azalmakta, hasta daha az yemekle doyar hale gelmektedir.</p>
<p>Roux-en-Y gastrik bypass: Küçük bir mide poşu oluşturulmakta ve ince bağırsak yeniden düzenlenmektedir Hem kilo kaybı hem de metabolik hastalıkların kontrolünde oldukça etkili bir yöntemdir.</p>
<p>Mini gastrik bypass: Yaklaşık 6 – 8 cm uzunluğunda bir mide poşu oluşturulup belirli bir miktar bağırsak sindirim dışında tutulmaktadır. Tek bir bağlantı yapılması nedeniyle kısa sürede uygulanabilmektedir.</p>
<p><b>Günlük yaşama ne zaman dönülüyor?</b></p>
<p>Hastaların ameliyat sonrasında genellikle 3–4 gün içinde taburcu edildiğini anlatan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Masa başı çalışanlar 1–2 hafta içinde işlerine dönebilir. Daha aktif işlerde çalışanlarda bu süre 3–4 haftayı bulabilir. Spor aktivitelerine dönüş ise ortalama 6–8 hafta içinde gerçekleşir” diyor.</p>
<p><b> Kilo kaybı ne zaman başlıyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisinin hemen ardından mide hacminin küçülmesi nedeniyle alınan besin miktarı azalıyor, iştah hormonu ghrelinin azalmasıyla birlikte açlık hissi belirgin şekilde düşüyor.  Dolayısıyla, hastalar neredeyse ilk haftalardan itibaren kilo kaybetmeye başlıyor, ilk 1–3 ayda en hızlı kilo kaybı yaşıyorlar.  Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>ameliyatın üzerinden 6–12 ay geçtiğinde fazla kiloların büyük kısmının kaybedilmiş olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Çalışmalar, hastaların ilk 6 ayda fazla kilolarının yarısını, birinci yılın sonunda ise yüzde 60–80’ini verdiklerini<strong> </strong>göstermektedir. İkinci yıldan itibaren kilo kaybı daha yavaş ilerlemekte ve dengelenmektedir. Bu noktadan sonra amaç, mevcut kilonun korunmasıdır.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında tekrar kilo alma riski var mı? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında çoğu hasta ilk yıllarda fazla kilolarının büyük kısmını kaybediyor. “Ancak bu kaybın kalıcı olması hastanın yaşam tarzı kurallarına uyumuna bağlıdır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>“Eğer beslenme kurallarına uyulmaz, egzersiz ihmal edilir ya da düzenli doktor ve diyetisyen kontrolleri aksatılırsa, zamanla verilen kiloların bir kısmı geri alınabilir. Araştırmalar, hastaların yaklaşık dörtte birinde uzun vadede belirli ölçüde kilo artışı görülebildiğini göstermektedir. Yüksek kalorili sıvılar, sık atıştırma, düşük protein alımı ve hareketsiz yaşam bu duruma en çok zemin hazırlayan faktörlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kalıcı başarı, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum göstermesine bağlı oluyor. Küçülmüş mideye uygun şekilde beslenmek, küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yemek, erken doygunluğu fark etmek açısından önem taşıyor. Yemeklerle birlikte sıvı alınması sindirimi bozup mideyi hızla doldurabileceğinden, sıvıların öğünlerden en az yarım saat önce ya da sonra tüketilmeleri gerekiyor. Beslenmede protein öncelikli olmalı; çünkü yetersiz protein kas kaybına ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrasında vitamin ve mineral emilimi değiştiği için özellikle B12, demir, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin düzenli alınması önem taşıyor. Kilo kaybının sürdürülebilmesi için düzenli fiziksel aktivite yapılması son derece önemli; başlangıçta yürüyüşlerle başlanıp zamanla daha yoğun egzersizlere geçilmesi öneriliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.  Dünyada olduğu gibi ülkemizde de erişkinlerde yaklaşık yüzde 25-35 oranında hemoroid hastalığı görülüyor.  Özellikle sosyal ve iş hayatında ciddi sıkıntılara yol açsa da hastalar utanma duyguları nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınıyorlar. <strong>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, </strong>bunun sonucunda hastaların genellikle ameliyatsız tedavi seçeneklerini kaybettiklerine dikkat çekerek, “Oysa hemoroid hastalığı erken dönemde ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilmektedir. Dolayısıyla, rektal kanamalarda ve şişliklerde zaman kaybetmeden mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu muayene ayrıca kanser gibi hastalıkların da ekarte edilmesi açısından çok kıymetlidir” diyor.</p>
<p><strong>Tuvalette uzun süre oturmayın!</strong></p>
<p>Hemoroid; anal kanalın en alt kısmında bulunan damar yastıkçıklarının genişleyip şişmesiyle ve aşağı sarkmasıyla gelişen bir hastalık. Anal kanalda yastıkçık görevi gören bağ dokusuyla çevrili damarsal yapıların basınca maruz kalmaları sonucunda genişlemeleri ve gevşemeleriyle oluşuyor. Bu basınç artışı kabızlık, tuvalette uzun süre oturmak, ıkınmak, hamilelik ve obezite gibi nedenlere bağlı olarak gelişiyor.</p>
<p><strong>İlk belirtisi genellikle ağrısız kanama oluyor</strong></p>
<p>Hemoroidler, bulundukları bölgeye göre iç ve dış hemoroid olarak tanımlanıyor. İç hemoroidler hastalığın ilerleme durumuna göre 1-4 arası evrelendiriliyor ve  ilk belirtiler genellikle dışkılama sonrası parlak kırmızı renkte ve ağrısız kanama oluyor. Bunun yanında kaşıntı, makattan dışarı çıkan şişlikler ve ileri aşamalarda ağrı sık görülüyor. Dış hemoroidlerde benzer şikayetler yaşansa da ağrı, kaşıntı ve oturma sırasında rahatsızlık hissi daha ön plana geçiyor.</p>
<p><strong>Erken evrede ameliyatsız kontrol altına alınabiliyor!</strong></p>
<p>Hemoroid hastalığının tedavisinde hastanın hem şikayetlerini ortadan kaldırmak hem de yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor.   Erken evrede tanı konulduğunda ilaç tedavileri, lifli beslenmek, bol su tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle hemoroidin kontrol altına alınması sağlanabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ileri evrelerde ise cerrahi tedavinin kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, “Sık kanamalı ve ağrılı durumlarda ameliyat etmek en doğru yaklaşımdır” diyor.</p>
<p><strong>Pek çok cerrahi seçenek mevcut!</strong></p>
<p>İç hemoroidlerde 3. ve 4. evrede veya tekrarlayan şiddetli kanamalı tablolarda cerrahi yönteme başvurmak gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde birçok cerrahi seçeneğin olduğunu belirterek, bu yöntemleri “Hemoroidektomi (klasik cerrahi olarak hemoroid yastıkçıklarının çıkarılması), Stapler Hemoroidopeksi, lazer yöntemleri, THD veya HAL gibi arter ligasyonu (damar bağlama)” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Gelişen teknoloji tedaviyi kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda hemoroid cerrahisinde, ağrının daha az hissedildiği, hızlı iyileşme ve işe dönüş sağlayan yeni cerrahi yöntemler ön plana çıkıyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ancak her cerrahi yöntemin kendine ait avantajları ve dezavantajları olduğunu belirterek, “Bu nedenle, planlama hasta özelinde yapılıp kullanılacak olan ameliyat tekniği belirlenmektedir. Doğru hastada doğru teknik seçildiğinde ameliyat sonrasında hemoroid nüksleri beklemediğimiz bir durumdur” diyor. Dr. Gülden Cancan, son yıllarda daha çok stapler, THD ve lazer gibi yöntemlerin tercih edildiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemlerin daha az ağrı, hızlı iyileşme ve erken iş gücü dönüşü sağladıkları için avantajlı oldukları söylenebilir. THD, ameliyat sırasında doppler ultrason eşliğinde hemoroidleri besleyen damarların bağlanıp memeciklerin küçülmesinin sağlandığı bir yöntemdir. Doku çıkartılmadığı için iyileşme daha hızlı ve işgücü kaybı kısa sürelidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 08:36:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam, hamilelik, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi nedenlerle ortaya çıkan hemoroid, ağrı ve kanama şikayetleriyle yaşam konforunu olumsuz etkileyen ve her yaşta görülebilen bir sağlık sorunudur. Cerrahi kesiye gerek olmadan kol ya da kasık damarından girilerek uygulanan ve konforlu bir iyileşme süresi sunan Hemoroidal Arter Embolizasyonu (HAE) yöntemi, özellikle ameliyat olamayan ve olmak istemeyen hemoroid hastaları için etkili bir tedavi olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522">Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam, hamilelik, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi nedenlerle ortaya çıkan hemoroid, ağrı ve kanama şikayetleriyle yaşam konforunu olumsuz etkileyen ve her yaşta görülebilen bir sağlık sorunudur. Cerrahi kesiye gerek olmadan kol ya da kasık damarından girilerek uygulanan ve konforlu bir iyileşme süresi sunan Hemoroidal Arter Embolizasyonu (HAE) yöntemi, özellikle ameliyat olamayan ve olmak istemeyen hemoroid hastaları için etkili bir tedavi olarak öne çıkmaktadır. Memorial Ataşehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Fırat, ameliyatsız hemoroid tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kasık ya da kol damarından girilerek işlem uygulanıyor</strong></p>
<p>Halk arasında sıklıkla basur olarak da bilinen hemoroid problemi günümüzde her yaştan kişinin yaşamını olumsuz etkileyen bir sağlık problemidir. Anüs ve rektumun alt kısmında yer alan damarların iltihaplanması, genişlemesi ve şişmesi ile oluşur. Hareketsiz yaşam, kabızlık, yanlış beslenme alışkanlıkları, aşırı kilo gibi birçok neden hemoroidin oluşmasına yol açabilir. Hemoroidal arter embolizasyonu (HAE), hemoroidleri besleyen damarların özel tıkayıcı maddelerle kapatılarak bu bölgedeki basıncın azaltılmasını hedefler. Cerrahi kesi ya da genel anestezi gerektirmeyen bu işlem, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından uygulanır. Anjiyografi ünitesinde lokal anestezi</p>
<p>lpğü</p>
<p>altında kasık ya da kol damarından girilerek hemoroid bölgesini besleyen damarlar görüntülenir ve tıkayıcı materyallerle kapatılır. İşlem kişinin durumuna göre yaklaşık olarak 30-60 dakika kadar sürer.</p>
<p><strong>Kimler için uygun?</strong></p>
<p>Bu tedavi özellikle 2. ve 3. derece hemoroid hastaları için uygundur. Ameliyat olmak istemeyen, cerrahi olması riskli bulunan, daha önce hemoroid ameliyatı geçirmiş fakat şikayetleri devam eden, kronik kabızlık ve kanama şikayetleri olan kişiler için önerilen bir tedavi yöntemidir. Sadece 4. derece hemoroid, şiddetli enfeksiyon veya uygunsuz damar yapısı olan hastalarda cerrahi yöntemler tercih edilebilir.</p>
<p><strong>Makat bölgesine temas edilmiyor</strong></p>
<p>Hemoroidi olan kişiler çoğunlukla utanıp çekinerek muayene ve tedaviden kaçınmaktadır. Bu yöntemde anal bölgeye bir temas olmadığı için kişiler genellikle rahat bir tedavi süreci yaşadığını ifade etmektedir. İşlem kol ya da kasık damarından girilerek yapılır ve makat bölgesine dokunulmaz. Bu da hastalar açısından oldukça konforlu olmaktadır. Ameliyatsız bir yöntemdir. Cerrahi kesi, dikiş veya genel anesteziye gerek duyulmaz. İşlem sırasında ağrı hissi minimumdur. Girişimsel bir işlem olduğu için kısa sürede taburcu olma imkanı sağlar. Hastalar çoğunlukla aynı gün taburcu edilir. İyileşme süresi de hızlıdır. Genellikle 1-2 gün içinde sosyal normal yaşama dönüş mümkündür.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Uygun hasta seçimi ve doğru teknikle işlem başarı oranları oldukça yüksektir. Ancak her tıbbi yöntemde olduğu gibi hemoroid embolizasyonunda da tekrarlama ihtimali olabilir. Beslenme alışkanlıkları düzeltilmezse ve kabızlık devam ederse nüks riski artabilir. Bu noktada rahatsızlığın tekrarlama ihtimalini önlemek için;</p>
<ul>
<li>Kabızlığa karşı bol su tüketilmeli,</li>
<li>Lifli beslenilmeli,</li>
<li>İlk birkaç gün ağır kaldırma ve efordan kaçınılmalı,</li>
<li>Anal hijyene özen gösterilmeli,</li>
<li>Hekimin verdiği ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.<strong> </strong></li>
</ul>
<p>Hemoroid embolizasyonu, özellikle ameliyat istemeyen veya cerrahiye uygun olmayan hastalar için yeni nesil, konforlu bir tedavi seçeneği sunmaktadır. Makat bölgesine müdahale edilmemesi, aynı gün taburculuk imkanı olması ve hızlı iyileşme süresi gibi avantajlarıyla günümüzde sık tercih edilen tedavi yöntemi olmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522">Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 11:54:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[ver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakarya’da yaşayan 42 yaşındaki ev hanımı Deniz Ağca, eşinin verdiği anlamlı doğum günü hediyesiyle hayata tutundu. Gebeliğinde tanı konan diyabet ve hipertansiyona bağlı olarak böbrekleri iflas eden Ağca’ya, 20 yıllık eşi polis memuru eşi İsmail Ağca böbreğini bağışladığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677">Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sakarya</em>’<em>da yaşayan 42 yaşındaki ev hanımı Deniz Ağca, eşinin verdiği anlamlı doğum günü hediyesiyle hayata tutundu. Gebeliğinde tanı konan diyabet ve hipertansiyona bağlı olarak böbrekleri iflas eden Ağca</em>’<em>ya, 20 yıllık eşi polis memuru eşi İsmail Ağca böbreğini bağışladığı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibinin Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi</em>’<em>nde gerçekleştirdiği başarılı operasyonun ardından Ağca ailesi sağlığına kavuştu. </em></p>
<p>16 yıl önce hamileliği sırasında diyabet teşhisi konulan iki çocuk annesi Deniz Ağca, yıllar içinde hipertansiyon, görmede azalma ve kilo problemleriyle mücadele etti. Tüp mide ve katarakt ameliyatları geçirdi. Ancak takipleri yapılırken bir kontrolde, böbreklerinin artık tamamen iflas ettiği anlaşılan Deniz Ağca için böbrek nakli gerekliliği ortaya çıktı.</p>
<p><strong>HAMİLELİKTE BAŞLAYAN SAĞLIK SORUNLARI BÖBREK YETMEZLİĞİNE DÖNÜŞTÜ</strong></p>
<p>Deniz Ağca yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı: “Hamile kaldığımda diyabet tanısı kondu. O günden beri insülin kullanıyorum. Zaten annemde, ablamda ve abimde de vardı; yani genetik bir durumdu. Doğumdan sonra da insülin kullanmaya devam ettim. Ancak uzun yıllar devam eden kilo problemim de vardı ve bu nedenle iki yıl önce tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyat sonrası 30 kilo verdim ve diyabetim kontrol altına alındı. Ama herhalde genetik kaynaklı olduğu için tamamen geçmedi; sadece değerlerim düşüktü.”</p>
<p>Zamanla görme problemleri yaşamaya başlayan Ağca, “Gözlerim de bulanık görme başladı. Doktora gittiğimde katarakt olduğunu öğrendim. Ameliyat oldum, ardından kanamalar başladı. Gözlerime lazer tedavileri uygulandı. Bu arada göz dibi muayenesi yapan doktorum tansiyonumu düzenli kontrol etmemi önerdi. Eve gidip ölçtüğümde 19 çıkınca çok şaşırdım. Çünkü hiçbir belirtim yoktu, ağrım da yoktu. Vücudumdan başka hiçbir sinyal almamıştım.”</p>
<p>“<strong>DİYALİZLE TANIŞMAM, HER ŞEYİN DEĞİŞTİĞİ ANDI”</strong></p>
<p>Yükselen tansiyonun ardından yapılan tetkikler, Deniz Ağca’nın böbreklerinin artık görevini yapamadığını ortaya koydu. Yaşadığı şaşkınlığı ve bu sürecin kendisinde yarattığı etkiyi şu sözlerle aktardı: “Devlet hastanesinde dahiliyeye gittim. Doktor sonuçlara baktıktan sonra, ‘Senin böbreklerin iflas etmiş. Nakil olman gerekli’ dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Çünkü bugüne kadar hiç böbrek ağrım olmamıştı ve idrarımı yapabildiğim için iyiyim sanıyordum. Sonra Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı ardından nakil sürecini yürüten Doç. Dr. Veysel Umman ile tanıştım. Her ne kadar iyi ellerde olduğumu bilsem de çok korkuyordum. Bu süreçte diyalize başlamam gerekti. Yaklaşık iki ay boyunca haftada üç gün, dörder saat diyalize girdim.”</p>
<p>‘<strong>EŞİM DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM OLARAK BÖBREĞİNİ VERDİ’</strong></p>
<p>Nakil gerektiği söylendiğinde ise aklından geçen ilk cümle, onu hayata bağlayacak bir gelişmenin kapısını aralayan Deniz Ağca, duygularını şöyle aktardı: “Bana böbrek nakli olmam gerektiğini söylediklerinde aklıma gelen tek şey; ‘Ben kimseye, bana böbreğini ver diyemem’ olmuştu. Eşim bu sözümü telefonda konuşurken duymuş. ‘Senin böbrek aramana gerek yok. Ben sana doğum günü hediyesi olarak böbreğimi veririm.” Dedi.</p>
<p>“<strong>VERİCİ OLMANIN İŞİMİ ETKİLEMEYECEĞİNİ ÖĞRENİNCE İÇİM RAHATLADI”</strong></p>
<p>Deniz Ağca’nın eşi, polis memuru İsmail Ağca, eşinin böbrek yetmezliği haberini aldığında yaşadığı duyguları ve verici olma kararını şu sözlerle anlattı: “Eşim, ‘Ben kimden böbrek alacağım?’ dediğinde içimden dedim ki: ‘Hiç canını sıkma, ben bağış yaparım sana.’ Onun üzülmesini istemedim. Tahlil ve tetkik sürecimiz başladı, doku uyumlarımız da uygun çıkınca kesin kararımı verdim.” Ağca, bu karar öncesinde aklındaki en büyük sorunun mesleğini etkileyip etkilemeyeceği olduğunu ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “İşimi etkiler mi diye kaygılarım vardı. Hocalarımız, herhangi bir kısıtlama olmayacağını, görevime devam edebileceğimi söyledi. Bu güvenceyle rahatladım. Ayrıca nakil sürecinde herhangi bir ücret ödemediğimizi, her şeyin devlet tarafından karşılandığını öğrenince içimiz daha da rahatladı.”</p>
<p><strong>DOÇ.DR. UMMAN </strong>“<strong>NAKİL, BU HASTA İÇİN TEK ÇÖZÜMDÜ”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, Deniz Ağca’nın böbrek fonksiyonlarının artık geri dönülmez biçimde bozulduğunu ve naklin kaçınılmaz hale geldiğini ifade ederek şu bilgileri verdi: “Deniz Hanım bize geldiğinde oldukça yorgun, bitkin ve hem fiziksel hem psikolojik olarak dirençsizdi. Birkaç aydır devam eden böbrek yetmezliği şikayeti sebebiyle takip altındaydı ve böbrek nakli araştırması içerisindeydi. Deniz Hanım’ın durumu biraz özel bir durumdu. Diyabete ek olarak obezite cerrahisi geçirmiş, hipertansiyonu vardı. Bu hastalıklar, böbrek damar yapısına zarar vererek zamanla fonksiyon kaybına yol açmıştı. Artık böbrekler çalışmıyordu, diyaliz sürecine girmişti ve nakil tek çareydi.”</p>
<p>‘<strong>NAKİL KARARI KONSEY TARAFINDAN ALINDI</strong>’</p>
<p>Hastanın, hastane bünyesindeki multidisipliner nakil konseyi tarafından ayrıntılı değerlendirmelerden geçirildiğini belirten Doç. Dr. Umman, operasyon sürecini anlattı: “Nefroloji, cerrahi ve diğer ilgili branşlardan uzmanların katılımıyla hasta ve verici adayı detaylıca değerlendirildi. Alıcı-verici uyum testleri yapıldı. Hem alıcı, hem verici tarafın da ameliyata uygun olduğuna karar verildikten sonra yaklaşık 5-6 saat süren başarılı bir operasyonla nakli gerçekleştirdik.”</p>
<p>Bu vakanın cerrahi anlamda da zorlu bir vaka olduğunun altını çizen Doç. Dr. Umman şunları anlattı: “Deniz Hanım’ın ameliyatını normalden daha güç hale getiren iki önemli etken vardı. İlki, hastamızın vücut kitle indeksinin yüksek olmasıydı. Bu durum, böbreği yerleştirirken ve yeni damar bağlantılarını yaparken daha derin bir alanda çalışmamızı gerektiriyor, bu da cerrahiye erişimi oldukça zorlaştırıyordu. Ancak esas zorluk, böbreğin bağlanacağı damarların hem diyabet hem de hipertansiyon nedeniyle zarar görmüş ve plaklarla kaplı olmasıydı. Bu durumda uygun damar alanını bulmak, damar içindeki plakları temizlemek ve kan akışının kesintisiz sağlanmasını garanti etmek için titiz bir çalışma gerekiyordu.’’ <strong> </strong></p>
<p>“<strong> HEM HASTAMIZ HEM VERİCİMİZİN GENEL DURUMU İYİ”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, ameliyat sonrası dönemin sorunsuz geçtiğini ve hem hasta hem vericinin  günlük yaşantılarına sağlıklı şekilde döndüğünü söyledi: “İsmail Bey şu anda istirahat döneminde, yakında işine dönecek. Deniz Hanım ise günlük hayatına adapte oldu, herhangi bir komplikasyon yaşanmadı.”</p>
<p>‘<strong>ERKEN TANI, BÖBREK YETMEZLİĞİNİ ÖNLEYEBİLİR</strong>’</p>
<p>Doç. Dr. Veysel Umman, böbrek yetmezliğine yol açan hastalıkların erken dönemde kontrol altına alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklar, zamanında kontrol altına alınmazsa organ yetmezliğiyle sonuçlanabilir. Şeker hastalığı sanki kronik ve ailmde de vardı ve uzun süre bununla yaşayabilirim gibi düşünülüp ihmal edilebilen aslında gizli gizli gözden böbrek damarlarına kadar tüm vücut damar ağını bozan bir hastalık. Hastamız obezite cerrahisi geçirmesine rağmen tekrar kilo alımı olmuş ve diyabeti devam etmiştir. Bu hasta grubunun diyabetinin tüm hasarlarının ve özelikle de böbrek hasarının farkında olmaları çok önemlidir. Erken tanı, bu tür dramatik sonuçların önüne geçilmesi açısından çok değerli. Ancak böbrek yetmezliği gelişmişse ve verici uyumu sağlanabiliyorsa, nakil hastanın hayatını kurtarabilecek bir çözümdür.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677">Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜTF Hastanesi Merkezi Ameliyathanede ilk operasyon yapıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eutf-hastanesi-merkezi-ameliyathanede-ilk-operasyon-yapildi-565440</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyathane]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyathanede]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[eütf]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[operasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapıldı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565440</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesinde kısa süre önce açılışı yapılan Merkezi Ameliyathanede hali hazırda devam eden günübirlik cerrahi işlemlere ek olarak Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı tarafından ilk cerrahi operasyon başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eutf-hastanesi-merkezi-ameliyathanede-ilk-operasyon-yapildi-565440">EÜTF Hastanesi Merkezi Ameliyathanede ilk operasyon yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesinde kısa süre önce açılışı yapılan Merkezi Ameliyathanede hali hazırda devam eden günübirlik cerrahi işlemlere ek olarak Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı tarafından ilk cerrahi operasyon başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p>İçerisinde 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odaları bulunan, ileri tıp teknolojileri ile donatılı dev sağlık kompleksi niteliğindeki Merkezi Ameliyathanede cerrahi operasyonlar yapılmaya başlandı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Devrim Bozkurt ile birlikte Merkezi Ameliyathaneyi ziyaret etti. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, operasyonu gerçekleştiren Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Orkan Ergün’den bilgi aldı. Prof. Dr. Budak, Türkiye’nin tıp eğitimi ve klinik araştırmalar başta olmak üzere sağlık hizmeti sunumunda uluslararası referans merkezi olan Tıp Fakültesi Hastanesinde açılışı yapılan Merkezi Ameliyathanede cerrahi operasyonların yapılmaya başladığını söyledi.</p>
<p>Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, “Tam akredite, sağlık temalı, araştırma üniversitemiz bünyesinde kısa süre önce Merkezi Ameliyathanemizin açılışını yaparak hizmet sunumuna başlamıştık. Üniversitemizin topluma katkı misyonu doğrultusunda özel ehemmiyet gösterdiğimiz konuların başında sağlık hizmetleri geliyor. Başta ilimiz ve bölgemiz olmak üzere vatandaşlarımıza daha kaliteli sağlık hizmeti sunmak hedefi ile Tıp Fakültesi Hastanemizin altyapısını ve donanımını günün koşulları doğrultusunda sürekli güncelledik ve son teknolojik cihazlarla donattık. Bu kapsamda; bünyesinde ameliyathaneler, doğum odaları, endoskopi salonları bulunan modern ameliyathanemizi hizmete açarak cerrahi işlemler yapılmaya başladı. Bugün nitelikli sağlık hizmeti vizyonumuz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz, ileri teknolojiyle donatılmış ve bölgemizin sağlık kapasitesine yeni bir boyut kazandıran Merkezi Ameliyathanemizi ziyaret ettik. Bölgemizin en kapsamlı cerrahi merkezlerinden ve güçlü bir sağlık üssü olarak konumlanan yeni merkezimizle; ileri teknolojiyle donatılmış altyapısı, güçlü araştırma ekosistemi ve uygulamalı klinik görüntüleme sistemleriyle kesintisiz ve sürdürülebilir sağlık hizmetleri sunuyoruz. Yenidoğandan yetişkinlere kadar her yaş grubunun ihtiyaçlarına yönelik donanımla hizmet veren Merkezi Ameliyathanemizde, Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalımız ilk cerrahi vakalarını başarıyla gerçekleştirdi. Emeği geçen sağlık ekiplerimize teşekkür ediyorum. Ege Üniversitesi olarak yalnızca akademik ve bilimsel üretimimizle değil; sağlık temalı araştırma üniversitesi kimliğimizle toplumun her kesimine sunduğumuz yüksek standartlı sağlık hizmetleriyle de öncü konumumuzu kararlılıkla güçlendirmeye devam ediyoruz” dedi.</p>
<p><b>“Son teknoloji ile çeşitli sağlık hizmetleri sunuluyor”</b></p>
<p>EÜ Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Devrim Bozkurt, “Akıllı ve ileri tıp teknolojileri ile donanımlı, modern imkânlara sahip yeni Merkezi Ameliyathanemizde hizmet üretmekten çok memnunuz. Hâlihazırda operasyonların devam ettiği Merkezi Ameliyathanemizin zemin katında; Preoperatif hasta değerlendirme ünitesi aktif olarak hizmet vermektedir. Bu ünitede, yapısı itibari ile cerrahi öncesi tüm tetkik ve konsültasyonların tek bir alanda yürütülmekte ve hastalara konforlu bir sağlık hizmeti sunulmaktadır. Radyoloji Merkezi; direkt röntgen, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve ultrason hizmetleri de hem operasyon öncesi tetkiklerde hem de ana binadaki hasta yükünü destekler şekilde aktif çalışmaktadır. Günübirlik ameliyathane odalarında aktif olarak göz operasyonları, çocuk cerrahisi operasyonları yapılmaktadır. 14 salonlu bu bölümde diğer branş operasyonları da en kısa zamanda başlatılacaktır. Çok yakın zamanda erişkin ve çocuk hastalara Bronkoskopi, Endoskopi, Kolonokopi, ERCP ve EUS gibi modern tedavilerin uygulanacağı 8 salonlu Endoskopi Ünitesi işler hale gelecektir.  Yine akabinde 9 doğum odası, 2 sezaryen odası ve 8 yataklı yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan doğumhane birimi hizmete açılacaktır” diye konuştu.</p>
<p>Merkezi Ameliyathanenin yakın zamanda tam kapasite hizmete başlayacağını ifade ede Prof. Dr. Devrim Bozkurt, “Kaliteli ve konforlu sağlık  eğitimi ve hizmeti verebilmemiz için  üniversitemizin tüm imkanlarını seferber eden Rektörümüz  Prof. Dr. Necdet Budak’a çok teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><b>“Hastamızın sağlığı gayet iyi”</b></p>
<p>Gerçekleştirilen ilk ameliyatla ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Orkan Ergün ise “Merkezi Ameliyathanemizde ilk operasyonumuzu yaptık. ‘Portal Hipertansiyon’ hastası bir çocuğumuza bir şant revizyonu operasyonunu başarı ile gerçekleştirdik. Bu çok ender bir durum. Karaciğere giden portal venin tromboze (pıhtı ile tıkanma) olması sonucu sindirim sisteminde, yemek borusunun alt kısmında ve midede oluşan varisler ile karakterize bir klinik durum. Varislerin kanaması yaşamı tehdit edici olabiliyor. Bu hastalara değişik şant ameliyatı seçeneklerinden hasta için uygun olanını uygulayarak sindirim sistemindeki basıncı kontrol altına alıyoruz. Bu çocuk hastamıza daha önce sant ameliyatı yapılmıştı. Yaşına uygun olarak revizyon yaptık. Hastamızın sağlığı gayet iyi” diye konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eutf-hastanesi-merkezi-ameliyathanede-ilk-operasyon-yapildi-565440">EÜTF Hastanesi Merkezi Ameliyathanede ilk operasyon yapıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başboyun]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor. HPV virüsü, alkol ve güneş ışınlarının da sebep olabildiği bu kanser türü, tümörün yerine göre farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Gırtlakta gelişen tümörler, ses değişikliği ve yutma güçlüğüyle; burun bölgesine yerleşen kötü huylu tümörler ise geçmeyen burun tıkanıklıkları ve kanamalarıyla kendisini belli edebiliyor. Tüm kanserlerin %10’unundan fazlasını oluşturan baş-boyun kanserleri erken tanı ile vücudun diğer bölgelerine yayılması engellenerek tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Seyit Mehmet Ceylan, baş-boyun kanserlerinin sebepleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>HPV aşısıyla baş-boyun kanseri riskini azaltabilirsiniz</strong></p>
<p>Kanser türleri içerisinde erkeklerde 5. kadınlarda ise 12. sırada olan baş- boyun bölgesi kanserlerine dünyada her yıl yaklaşık 890 bin kişi yakalanmaktadır. Baş- boyun bölgesinde bulunan tiroid ve özofagus kanserleriyle birlikte bu rakam 1,5 milyonun üzerine çıkmaktadır.</p>
<p>Kadınlarda tiroid, erkeklerde ise gırtlak (larinks) kanseri sıklık açısından ilk sıradadır. Tütün ve alkol kullanımı yanında Epstein Barr virüsü (EBV) ve insan papilloma virüsü de (HPV) baş-boyun bölgesi kanserlerinde önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı azalmasına rağmen baş- boyun kanserlerindeki artışın bir nedeni olarak HPV enfekte kişi sayısındaki artış gösterilmektedir. HPV aşısı yaptırmak baş-boyun kanserleri açısından koruma sağlamaktadır. Oluşumu çevresel ve genetik sebeplerin yer aldığı komplike bir süreç olan baş-boyun kanserleri;</p>
<ul>
<li>Gırtlak (larinks) kanseri</li>
<li>Ağız boşluğu( ağız tabanı, dil, yanak mukozası vb.) kanserleri</li>
<li>Dudak kanseri</li>
<li>Yutak (farinks) kanseri</li>
<li>Geniz (nazofarinks) kanseri</li>
<li>Burun ve sinüs kaynaklı kanserler</li>
<li>Tükürük bezinden köken alan kanserler olarak sıralanabilir. Bunlara ilave olarak tiroid, özofagus (yemek borusu), baş boyun bölgesinde yer alan cilt kanserleri ve diğer bağ dokusu kökenli kanserler, farklı kökenli olup baş boyun bölgesini tutan kanserler de baş boyun bölgesinde yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviye rağmen geçmeyen burun tıkanıklığını hafife almayın</strong></p>
<p>Gırtlakta gelişen tümörün ilk belirtisi ses değişikliği, boyunda şişlik, yutma güçlüğü, boğaz ağrısı olurken, burun, sinüsler ve nazofarinkste (genizde) yerleşen tümörler burun tıkanıklığı, burun kanaması, baş ve yüz ve kulak ağrılarına neden olabilmektedir. Gırtlaktaki tümörler uzun süre ses değişiklikleri yapmadan ileri boyutlara ulaşabilmekte ve boyun bölgesine yayılabilmektedir. İki haftadan uzun süren ses değişikliği, burun tıkanıklıkları, katı gıda yutulmasında güçlük, ağız içinde oluşan yaralar, yanakta veya boyunda çıkan ağrısız şişlikler baş-boyun bölgesi kanserlerinin belirtilerinden olabilir. Bu belirtileri yaşayan kişilerin özellikle de sigara kullananların zaman kaybetmeden alanında uzman bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları doktoruna görünmesi gerekir.</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi planlaması yapılıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserleri erken tanı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Erken tanı, tedavi süreçlerini kısaltarak fonksiyon kayıplarını en aza indirmektedir. Kanserli bölge tedavi edilirken hastanın yaşam kalitesini en az etkileyecek yöntemler tercih edilmektedir. Organ koruyucu tedaviler, endoskopik yani kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi seçenekler tercih edilmektedir. Günümüzde uygulanan modern yaklaşım baş boyun kanserli hastaların multidisipliner yöntemle tedavi edilmesine yöneliktir. Tedavi sürecinde medikal onkolog, radyasyon onkoloğu ve baş boyun cerrahı aktif rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Lazerle endoskopik ameliyat hastanede kalış süresini azaltıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserlerine yönelik tedavi seçeneklerinde sadece cerrahi ya da radyoterapi olabileceği gibi; ileri evre tümörlerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan kombine tedaviler de uygulanabilmektedir. Son yıllarda öne çıkan immunoterapi yöntemi de baş-boyun kanserlerinin tedavisinde umut vadeden bir uygulamadır. Baş-boyun bölgesi kanserlerinin tedavi süreçlerinde cerrahi tedavi önemli bir yere sahiptir. Uygulanacak cerrahi seçenekler ve uygulanma şekli hakkında hastanın yeterince bilgilendirilmesi ve karar süreçlerine bilgilendirilmiş bir şekilde katılımının sağlanması güncel yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüzde tedaviye yönelik bu yaklaşım kadar önem kazanan bir başka prensip de yaşam kalitesinin korunmasıdır. Yaşam kalitesinin korunması günümüzde ilaç ve ışın tedavisindeki gelişmeler kadar cerrahi tedavilerin de teknolojik gelişmeler doğrultusunda evrim geçirmesiyle mümkün olabilmektedir. Günümüzde en çok değişen cerrahi yaklaşım endoskopik olarak yapılan kapalı ameliyatların ağırlık kazanmasıdır. Lazer yardımıyla endoskopik olarak gerçekleştirilen larinks (gırtlak) kanseri ameliyatları iyileşmenin hızlı olması ve dolayısıyla daha az hastanede kalma gibi avantajlara sahiptir. Burun ve sinüs tümörlerinde kapalı endoskopik ameliyatlar artık dışarıdan kesiyle yapılan ameliyatların yerini almıştır. Cerrahi navigasyon sistemleri cerrahın kapalı yöntemlerle tümör ameliyatını gerçekleştirmesine yönelik kolaylıklar sağlamıştır.</p>
<p><strong>Fonksiyon kayıpları doku transferi ile en aza indirilebiliyor</strong></p>
<p>Baş-boyun kanserlerinin tedavisinde tercih edilen cerrahi yöntemde, ortaya çıkabilecek fonksiyon kayıplarını en aza indirmek için doku transferleri yapılabilmektedir. Gerek komşu bölgelerden, gerekse vücudun uzak bölgelerinden yapılabilecek transferler ile fonksiyon kaybı en aza indirilebilmektedir. Son yıllarda tıp alanına da giren 3D teknolojisi, rekonstrüksiyon amacı ile kullanılabilecek, kişiye özel rekonstrüksiyon materyallerinin üretilebilmesinin önünü açmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MicroPort, Türkiye&#8217;de Robotik Cerrahi Eğitimine Yatırım Yapıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/microport-turkiyede-robotik-cerrahi-egitimine-yatirim-yapiyor-557883</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2025 13:13:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimine]]></category>
		<category><![CDATA[microport]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[yapıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=557883</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlık teknolojilerinin küresel markalarından MicroPort, robotik cerrahi alanındaki yenilikçi cihazını, İstanbul’da Acıbadem Üniversitesi CASE - İleri Düzey Medikal Eğitim ve Simülasyon Merkezi’nde kalıcı olarak kurarak, Türkiye’de önemli bir adım attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/microport-turkiyede-robotik-cerrahi-egitimine-yatirim-yapiyor-557883">MicroPort, Türkiye&#8217;de Robotik Cerrahi Eğitimine Yatırım Yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık teknolojilerinin küresel markalarından MicroPort, robotik cerrahi alanındaki yenilikçi cihazını, İstanbul’da Acıbadem Üniversitesi CASE &#8211; İleri Düzey Medikal Eğitim ve Simülasyon Merkezi’nde kalıcı olarak kurarak, Türkiye’de önemli bir adım attı. Bu kapsamda dünyada medikal simülasyon merkezleri arasında ilk 3 merkezden biri olan ve Türkiye&#8217;de ise ilk eğitim merkezi olma özelliği taşıyan CASE, Robotik Cerrahi Eğitim Merkezi olarak da öne çıkıyor. Ve şimdi CASE, bünyesinde kurulan <strong>MicroPort Eğitim Merkezi </strong>ile farklı ülkelerden gelen hekimlere, Türkiye’de dünya standartlarında eğitim imkânı sunacak.</p>
<p>MicroPort Eğitim Merkezi, 23 Temmuz 2025 tarihinde gerçekleştirilen açılış töreniyle resmen faaliyete geçti. Açılış töreninde konuşan <strong>Acıbadem Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar</strong> şunları söyledi:<strong> </strong>“Geçtiğimiz günlerde Acıbadem CASE olarak 200 bininci eğitimi tamamlamış olmanın mutluluğunu yaşadık. Kısa süre içerisinde sağladığımız bu büyük başarı nedeniyle oldukça gururluyuz. Merkezimizde dünyanın çeşitli yerlerinden gelen 40 binden fazla yabancı uzman hekimin eğitim almış olması bizim için ayrıca büyük önem taşıyor. Bugün ise robotik cerrahide alternatif bir teknolojinin CASE’e gelmiş olması başka bir önemli adım. Bu yeni robot teknolojisiyle yakın gelecekte hekimler, kendi hizmet verdikleri hastaneden başka bir hastanedeki hastayı ameliyat edebilecek. Örneğin Adana’da ya da Kayseri’deki hastanede bulunan bir hastayı kendi bulundukları İstanbul’daki bir hastaneden ameliyat etme şansı olacak. Bu, devrim sayılabilecek önemli bir gelişme. Microport Robotları hastalar için de alternatif bir imkan sağlıyor. Robotik cerrahi ile tedavi olamayan hastalar için de önemli bir alternatif sunuyor olacak.”</p>
<p>Açılış töreninde konuşma yapan <strong>Acıbadem Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Müdürü ve Case -İleri Düzey Medikal Simülasyon ve Eğitim Merkezi Direktörü Dr. Mehmet Emin Aksoy</strong> ise şöyle konuştu: ‘’Yakın zamanda Microport cerrahi robotik sistemiyle eğitimlere başlayacağız. Bu gelişmenin Acıbadem Case içerisinde eğitim çeşitliliğinin artması adına önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Özellikle yapay zekanın hayatımıza girmesiyle eğitimlerimizde yapay zeka destekli cihazları kullanmamız oldukça önemli bir gelişme.’’</p>
<p><strong>Dünyanın her yerinden cerrahlar Türkiye’de robotik cerrahi eğitimi alacak</strong></p>
<p>Yüksek hassasiyetli, hareket kabiliyeti gelişmiş, üstün görüntüleme sistemleri ve milisaniyelik iletişim tepkilerine sahip cihazlar, bu merkezde uygulanan özel eğitim programlarıyla birleşerek sadece cihaz kullanımını değil, nitelikli sağlık hizmetini de mümkün kılıyor. Sağlık hizmetlerine herkesin erişiminin temel bir hak olduğu inancıyla kurulan MicroPort, İstanbul’da Acıbadem Üniversitesi CASE &#8211;  ‘İleri Düzey Medikal Eğitim ve Simülasyon Merkezi’ bünyesinde açtığı MicroPort Eğitim Merkezi ile farklı ülkelerden gelecek cerrahlara ileri düzey robotik cerrahi eğitimi verme imkanı sağlıyor. Bu eğitim merkeziyle, yalnızca teknoloji transferi gerçekleştirilmekle kalmayıp, uluslararası düzeyde bilgi ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi ve Türkiye’nin sağlık eğitiminde ilerlemesi hedefleniyor. Türkiye’de gerçekleştirdiği bu yatırım ile robotik cerrahi eğitimine katkı sağlamayı amaçlayan MicroPort’un,<strong> Orta Doğu, Afrika ve Bağımsız Devletler Topluluğu Başkan Yardımcısı Dr. Altuğ Ergin </strong>konuyla ilgili şunları söyledi:<strong> </strong><em>&#8220;Robotik cerrahi teknolojileri, sadece cihaz üretimi değil; aynı zamanda eğitim altyapısı, yazılım desteği ve operasyonel yetkinlik anlamında da gelişiyor. Yapay zeka ve gelişmiş görüntüleme teknolojilerinin entegrasyonu, robotik sistemlerin cerrahi başarısını artırıyor ve bu yöntemler genel cerrahi, üroloji, kardiyovasküler ve nöroloji gibi pek çok alanda yaygınlaşıyor. Dünya çapında sağlık kurumları, bu alanda uzman hekimler yetiştirmek için eğitim ve simülasyon merkezlerine önemli yatırımlar yapıyor. Türkiye’de MicroPort’un Acıbadem CASE bünyesinde açtığı eğitim merkezi, robotik cerrahi alanında küresel çapta uzmanlık ve eğitim paylaşımı için önemli bir adım. Bu projeyi aynı zamanda yetkinlik transferi projesi olarak da değerlendirebiliriz. Farklı ülkelerden hekimlerin Türkiye’de eğitim alması, ülkemizde tıp teknolojilerinde bilgi ve deneyim alışverişini güçlendirirken, hastalar için de daha kaliteli ve güvenli cerrahi uygulamalar sunulmasına imkan sağlayacaktır. Microport olarak 109 ülkeyi Türkiye’den yönetiyoruz. Türkiye önemli bir merkez, Acıbadem CASE ile birlikte Türkiye’yi robotik cerrahi alanında liderlik pozisyonuna birlikte taşımayı hedefliyoruz.”</em></p>
<p>Robotik cerrahi, küçük kesilerle yapıldığı için hastaların ameliyat sonrası ağrı ve rahatsızlığı azalıyor, iyileşme süresi kısalıyor. Yüksek çözünürlüklü 3D görüntüleme ve robotik kolların hassasiyeti sayesinde cerrahlar, daha kontrollü müdahalelerde bulunabiliyor. Bu sayede kanama ve enfeksiyon riski azalırken, hastaların günlük yaşama dönüşü hızlanıyor. Ameliyatlarda doktorlara daha fazla hassasiyet ve kontrol, hastalara ise daha konforlu bir iyileşme süreci sağlayan ileri teknoloji robotik cerrahi uygulamaları yeni bir alternatif olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>MicroPort’un robotik cerrahi sistemi dünya genelinde yaygınlaşıyor! Belçika, İtalya, Kuveyt, Bulgaristan, Gürcistan, Angola, Pakistan ve Fas gibi birçok ülkede aktif olarak kullanılan sistem, özellikle Fas’ta üç farklı merkezde gerçekleştirilen 300’ün üzerindeki başarılı vakayla dikkat çekiyor. Kurulu olduğu merkezlerde robotik cerrahinin sunduğu ileri teknoloji olanaklarla hem hekimlere hem de hastalara yüksek standartlarda çözümler sunuyor. Farklı ülkelerdeki bu kurulumlar, MicroPort’un uluslararası ölçekte sağlık hizmetlerinin kalitesini artırma ve sağlıkta teknoloji temelli dönüşümde öncü rol üstlenme vizyonunun göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/microport-turkiyede-robotik-cerrahi-egitimine-yatirim-yapiyor-557883">MicroPort, Türkiye&#8217;de Robotik Cerrahi Eğitimine Yatırım Yapıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 May 2025 06:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[büyümesini]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[iyileştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[nesil]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilerle]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prostatın iyi huylu büyümesi, genellikle 50 yaş sonrası ortaya çıkan ve altta yatan nedenlerini henüz tam olarak bilemediğimiz bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957">İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prostatın iyi huylu büyümesi, genellikle 50 yaş sonrası ortaya çıkan ve altta yatan nedenlerini henüz tam olarak bilemediğimiz bir hastalık. Prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle mesanenin alt kısmındaki idrar yollarını daraltarak idrar akışını azaltmasıyla kendini gösteren hastalık, mesanenin tam boşalamaması nedeniyle zaman içinde böbrek sağlığını da bozabiliyor. En çok görülen belirtileri ise; sık idrara çıkma isteği (özellikle geceleri), idrar yaparken zorlanma, idrar akışında zayıflık ve mesaneyi tamamen boşaltamama hissidir.</p>
<p>İyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde birinci yöntem ilaç tedavisi. Ancak ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya ilacın yetersiz kaldığı durumlarda ya da ilacı yan etkileri nedeniyle kullanamayan hastalara cerrahi tedavi yöntemleri uygulanabilir.</p>
<p><strong>İyi Huylu Prostat Büyümesinde Hangi Cerrahi Yöntemler, Ne Zaman Uygulanmalı? </strong></p>
<p>Günümüzde iyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde; kazıma (rezeksiyon), içini boşaltma (enükleasyon), buharlaştırma (vaporizasyon) ve yakma (ablasyon) prensipleri gibi çeşitli yöntemlerin kullanıldığını belirten <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaba</strong>,<strong> </strong>en çok kullanılan<strong> </strong>bu<strong> </strong>cerrahi yöntemlere dair önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>TUR: </strong>Açık cerrahi yerine herhangi bir kesi yapılmadan uygulanan <strong>TUR (Transüretral Rezeksiyon Prostatektomi) sıkça başvurulan bir yöntem. </strong>Kapalı yapılan bu yöntem, daha çok 0-80 ml hacmindeki iyi huylu prostat büyümesi olan hastalar için kullanılıyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>TUIP: </strong>30 ml’den küçük hacimli iyi huylu prostat  hastaları için kullanılan TUIP (Transüretral Prostat İnsizyonu) yöntemi, boşalma fonksiyonlarına zarar vermediği için özellikle şikayetleri olan genç hastaların tercihi. Kısa ameliyat süresi ve kanama ihtimalinin çok az olması gibi avantajları da var. </p>
<p><strong>HoLEP: </strong>80-100 ml hacmin üzerindeki prostatlar için açık prostatatektomi ameliyatına iyi bir alternatif olan HoLEP, <strong>kısa yatış süresi, kısa sonda süresi (ortalama 2 gün) ve hızlı iyileşme</strong> avantajlarıyla öne çıkan yöntemlerden biri. </p>
<p><strong>ThuLEP: </strong>HoLEP benzeri bir yöntem olan ThuLEP; prostatın içinin boşaltılmasını ve idrar yolunda tıkanıklığa ya da daralmaya neden olan dokunun prostat kapsülüne kadar çıkarılmasını sağlıyor. </p>
<p><strong>Buharlaştırma Yöntemleri: </strong>Prostatın içindeki idrar kanalının genişletilmesi amacıyla kanala komşu prostat dokusunun buharlaştırılması, kan sulandırıcı kullanan hastalar için geliştirilen bir yöntem. Etkinliği henüz yeterince kanıtlanmamış olan, özellikle anestezi alması çok riskli olan yaşlı hastalarda lokal anestezi ile dahi yapılabilen termal su buharı ile prostat dokusunun buharlaştırılması ise cerrahi tedavilerdeki bir diğer alternatif. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iyi-huylu-prostat-buyumesini-yeni-nesil-cerrahi-tedavilerle-iyilestirmek-mumkun-538957">İyi Huylu Prostat Büyümesini Yeni Nesil Cerrahi Tedavilerle İyileştirmek Mümkün</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Oftalmoloji Derneği 8&#8217;inci Canlı Cerrahi Sempozyumu 6-9 Haziran&#8217;da Ankara&#8217;da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-dernegi-8inci-canli-cerrahi-sempozyumu-6-9-haziranda-ankarada-459355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 09:10:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ankarada]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[haziranda]]></category>
		<category><![CDATA[inci]]></category>
		<category><![CDATA[oftalmoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumu]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 8’inci Canlı Cerrahi Sempozyumu, 6-9 Haziran 2024 tarihleri arasında Ankara’da yapılacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-dernegi-8inci-canli-cerrahi-sempozyumu-6-9-haziranda-ankarada-459355">Türk Oftalmoloji Derneği 8&#8217;inci Canlı Cerrahi Sempozyumu 6-9 Haziran&#8217;da Ankara&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sempozyum kapsamında göz hekimlerinin T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca yapacağı ameliyatlar canlı yayınla diğer göz doktorlarının bulunduğu konferans salonuna aktarılacak.  </strong></p>
<p>Türkiye’deki göz doktorlarını temsil eden tek dernek olan Türk Oftalmoloji Derneği, Türkiye’deki göz hekimlerinin mesleki gelişimlerini sağlamak amacıyla dünya standartları kalitesinde etkinlik ve eğitim organizasyonları düzenlemeyi sürdürüyor. Canlı Cerrahi Sempozyumu, Türk Oftalmoloji Derneği’nin her yıl düzenlediği Ulusal Kongre’den sonra en önemli ve en çok ilgi gören toplantısı haline geldi. Göz doktorlarının bilgi birikimi ve tecrübelerini paylaşmalarına imkan tanıyan sempozyum kapsamında 70 göz hastasına ameliyat yapılacak ve ameliyatlar canlı yayınla yüksek çözünürlüklü olarak 4 kamera ile konferans salonundaki dev ekrana yansıtılacak.</p>
<p><strong>Eğitim her şartta sürmeli</strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla</strong>, “Bu yıl düzenlenecek olan TOD 8’inci Canlı Cerrahi sempozyumu geçen yıl olduğu gibi yine <strong>T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi</strong> ev sahipliğinde, Türk Oftalmoloji Derneği Şaşılık, Oküloplasti, Kornea ve Oküler Yüzey, Glokom, Katarakt ve Refraksiyon Cerrahisi ve Vitreoretinal Cerrahi birimlerinin katkılarıyla 6-9 Haziran 2024 tarihleri arasında <strong>Bilkent Otel ve Kongre Merkezi</strong>’nde gerçekleştirilecek. Altı birimin her birine eş zamanlı olarak iki ayrı salonda ve en az dörder saat canlı cerrahi olanağı verilecek. Ayrıca endüstri firmalarının düzenleyeceği sponsorlu canlı cerrahi seansları ve toplantıları sayesinde teknolojik gelişmeler, teknik ve teknolojik yenilikler, gelişmeler katılımcılarla paylaşılacak.” dedi.</p>
<p><strong>4 günde 70 ameliyat yapılacak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Huban Atilla, sempozyuma 4 gün boyunca ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından göz hekimleri katılarak sunumlar yapacağını belirterek şöyle devam etti.  Geçtiğimiz yıl yine Ankara’da düzenlediğimiz sempozyum büyük ilgi gördü. Sempozyumda 4 gün boyunca 120 göz hekimi 70 canlı ameliyat gerçekleştirdi. Dünyada 600 üzerinde yabancı göz hekimi tarafından takip edilen ameliyatlarda 250 sağlık personeli görev aldı. Bu ameliyatların içinde oldukça zor ameliyatlar vardı ve tüm hastalarımız sağlıklarına kavuştular. Bu yıl yine Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde yaklaşık 70 hastamıza ameliyat yapmayı planlıyoruz. Ameliyatlarla ilgili planlamalarımız ve hasta seçimlerimiz yoğun bir şekilde devam ediyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dünya kalitesinde sempozyum</strong></p>
<p>Prof. Dr. Huban Atilla hem teknik özellikleri hem canlı yayın kalitesi hem de yapılan ameliyatların zorluk derecesi gibi pek çok öne çıkan özellikleriyle dünya standartlarında bir Canlı Cerrahi Sempozyumu düzenlemeyi planladıklarını sözlerine ekleyerek şöyle konuştu: “TOD Canlı Cerrahi Sempozyumu yoğun emek harcayarak düzenlediğimiz bir etkinlik. TOD üyesi tüm göz hekimi meslektaşlarımın her birine teşekkür ediyorum. Baştan sonra dünya standartlarında bir sempozyum olması için çalışıyoruz. Etkinliğimiz hem yurtiçinden hem de yurtdışından her yıl büyük ilgi görüyor.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-oftalmoloji-dernegi-8inci-canli-cerrahi-sempozyumu-6-9-haziranda-ankarada-459355">Türk Oftalmoloji Derneği 8&#8217;inci Canlı Cerrahi Sempozyumu 6-9 Haziran&#8217;da Ankara&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beklentisini]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[karaciğer]]></category>
		<category><![CDATA[olmayan]]></category>
		<category><![CDATA[radyoembolizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şansı]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yükseltiyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle son yıllarda görülme sıklığında artış gözlenen karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi tedavi çok önemli bir yer tutmakla birlikte hastaların yüzde 20 gibi küçük bir bölümü cerrahi şansına ulaşabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102">Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle son yıllarda görülme sıklığında artış gözlenen karaciğer tümörlerinin tedavisinde cerrahi tedavi çok önemli bir yer tutmakla birlikte hastaların yüzde 20 gibi küçük bir bölümü cerrahi şansına ulaşabiliyor. </em></p>
<p><em>Cerrahi şansı olmayan karaciğer tümörlerinde ise radyoembolizasyon yönteminin kullanıldığını anlatan Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topcuoğlu, karaciğer tümörlerinin ülkemizde de son yıllarda giderek arttığına işaret ederek hastaların yaşam beklentisinin artmasına fayda sağlayan radyoembolizasyon tedavisi hakkında bilgi verdi.</em></p>
<p> </p>
<p>Karaciğer tümörleri ve farklı organ kanserlerinin karaciğere metastaz yapmaları durumunda kullanılan TARE (TransArteriyel RadyoEmbolizasyon) yönteminin kullanımı giderek artıyor. Uygulamanın disiplinler arası bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk ve Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topçuoğlu, bu yöntemin özellikle cerrahi imkanı olmayan hastalarda kullanıldığını ve başarılı sonuçlara ulaşıldığını anlattı. </p>
<p>Gerek tanı olanaklarının artması gerekse çevresel etkenlere bağlı olarak son yıllarda karaciğer kanseri sıklığının tüm dünya ile birlikte ülkemizde de arttığına dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk, dolayısıyla radyoembolizasyon tedavisinin de öneminin arttığına işaret etti. Vücuda radyoaktif maddeler verilerek sürdürülen bu tedavi ile ilgili Prof. Dr. N. Alan Selçuk, “Özellikle karaciğerin HCC dediğimiz Hepatoselüler kanserinde ya da kolanjio kanserinde radyoembolizasyon uyguluyoruz. Ayrıca kolon kanserinde, memenin ve nöroendokrin tümörlerinin karaciğere metastazlarında da radyoembolizasyon tedavisini uyguluyoruz” dedi. </p>
<p><strong>“KARACİĞER TÜMÖRLERİ ARTTIKÇA İHTİYAÇ ARTIYOR”</strong></p>
<p>Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topcuoğlu, bunun yanında cerrahi tedavi şansı olmayan hastalarda radyoembolizasyon tedavisi sonrasında hastanın cerrahiye uygun hale gelebildiğini anlattı. Bu kapsamda karaciğer tümörlerinde radyoembolizasyon tedavisinin önemine değinen Doç.  Dr.Topçuoğlu, radyoembolizasyon uygulamasının girişimsel radyolojik tedavi yöntemlerinden bir tanesi olduğunu belirterek günümüzde karaciğer tümörlerinin saptanabilirliğinin artış göstermesiyle birlikte ihtiyacın her geçen gün arttığını söyledi. </p>
<p>Doç. Dr. Topcuoğlu bu hastaların sadece küçük bir kısmının cerrahi olarak ameliyatla tedavi olabildiğini belirterek “Cerrahi şansı olmayan hastalarda biz devreye girebiliyoruz. Tüm dünyada bu tedaviler yaklaşık 30 yıldır giderek artan sıklıkla yapılmakta. Cerrahi imkanı olmayan hastalara uyguladığımızda o hastaların tümörlerini küçülterek cerrahiye uygun hale getirebiliyoruz. Bazı hastalarda tümörleri tamamen ortadan kaldırıp ömürlerini uzatmaya yönelik katkı sağlayabiliyoruz. Birçok opsiyon mevcut” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong> “HASTALARDA TÜMÖRÜN KARACİĞERDE SINIRLI OLMASI TARE UYGULANMASI AÇISINDAN ÖNEMLİ</strong>”</p>
<p>Prof. Dr. Alan Selçuk, lokal tedaviler arasında nükleer tıp ve girişimsel radyolojinin iş birliği ile uygulanan TARE tedavi yönteminin yer aldığını belirterek tedaviyi hangi durumlarda kullandıkları konusunda şu bilgileri verdi: “Cerrahi şansını kaybetmiş ve karaciğer içerisinde çoklu tümör söz konusu olan hastalarda, TARE yöntemiyle tümörler küçültülebiliyor ya da tamamen ortadan kalkabiliyor. Ancak tümörün karaciğere lokalize olması yani sadece karaciğerde sınırlı olması uygulama için önem taşıyor. Karaciğerin kendinden kaynaklı ya da metastaz yapmış bu tümörler nastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa ya da hastanın prognozunu yani hastalığın ilerlemesini karaciğer tümörü belirliyorsa bu tedaviyi devreye sokuyoruz.” </p>
<p><strong>“TEDAVİ RADYOAKTİF MADDELER VERİLEREK YAPILIR”</strong></p>
<p>Kolon kanserinde, memenin ve nöroendokrin tümörlerinin karaciğere metastazlarında da radyoembolizasyon tedavisini kullandıklarını anlatan Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi: “Girişimsel radyoloji ile birlikte yürütülen radyoembolizasyon iki basamaklı bir yöntemdir. Önce bir provası yapılır, karaciğerin anjiyosu çekilir. Tümörü besleyen damarı bulup hastaya uygulanacak radyoaktif maddenin dozu hesaplanır” diye konuştu. </p>
<p><strong>“HER HASTANIN ALACAĞI RADYASYON DOZLARI VE MİKTARLARI FARKLIDIR”</strong></p>
<p>Tedavi öncesinde prova yapıldığını hatırlatan Nükleer Tıp Uzman Prof. Dr. Nalan Alan Selçuk, prova yapılmasındaki amacın hastanın bu tedaviden faydalanıp faydalanmayacağını ön görmek ve uygun olan hastada tümörü yok etmek için verilen radyasyon miktarını belirlemek olduğunu söyledi. Uygulanan bu tedavinin kişiye özel olduğunun altını çizen Prof. Dr. Alan Selçuk şunları anlattı: “Her hastanın damar yapısı kendine özgüdür. Bu nedenle hastanın damar yapısının haritasının çıkarılması tedaviyle verilecek olan radyoaktif madde kaçaklarının tespiti için önemlidir. Bazı hastalarda karaciğeri besleyen damarların başka organı da beslediği görülmektedir. Böyle bir durumda siz prova yapmadan verdiğiniz radyaaktif madde tümör yerine sağlan dokuya giderek orada hasar yaratmaktadır. Bunun önüne geçmek için tedavi öncesinde mutlaka prova amaçlı anjiyografi yapılarak her hastanın damar yapısı incelenir. Karaciğer dışına kaçak var mı yok mu gözlemlenir. Her hastanın alacağı radyasyon dozları ve miktarları farklıdır. Her hastanın anjiyo yapısı farklıdır. Bunların her biri ince hesaplar doğrultusunda hesaplanarak hastaya yönelik değerlendirme yapılır. Sonrasında provada yapıldığı şekliyle hesaplanan radyoaktif maddeler yine aynı yöntemle enjekte edilir. Enjeksiyon yapıldıktan sonra da verilen maddenin doğru hedefe gidip gitmediğini veya hastanın bu tedaviden faydalanıp faydalanmayacağı PET görüntüleri alınarak gözden geçirilmektedir.”</p>
<p><strong> “HASTA AYNI GÜN YA DA ERTESİ GÜN TABURCU EDİLİR”</strong></p>
<p>Yapılan işlem sonrasında hastanın aynı gün ya da bir gün sonra taburcu edildiğini söyleyen Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Melih Topçuoğlu, kanserli dokuların bu tedaviye yanıtı en erken 6’ncı, 9’uncu ve 12’nci hafta arasındaki dönemde beklendiğini aktardı. Böylece yaklaşık 3 ay sonra MR, PET BT görüntülemesiyle kontrollerin sağlandığını hatırlatan Doç. Dr. Topcuoğlu metastazları ya da karaciğer tümöründeki küçülmeye göre ikinci bir tedavi şansının da hastalara tanıma imkanı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Topcuoğlu, “Birinci seans anjiyoda provası yapılmış hastalar asıl tedavi için girişimsel radyoloji ünitesine gelir. Geldiğinde standart olarak sağ kasıktan nadiren de el bileğinden iğne deliğinden girilerek anjiyosunu gerçekleştiririz. Buradaki amaç: kanserli dokuları, kanseri besleyen atardamarlardan, radyasyon dozları önceden hesaplanmış ve yüklenmiş radyoaktif madde içeren mikroküre dediğimiz yapıları enjekte etmek. Hasta açısından oldukça konforlu olan bu işlemi lokal anesteziyle gerçekleştiriyoruz. Bu işlem yaklaşık olarak tabi tecrübeye de bağlı olarak 30 dk ile -1,30 saat sürmektedir. 1. anjiyo seansı olan prova işleminde kanserli dokunun atar damar haritası çıkarıldığı için ikinci anjiyo her zaman çok daha kısa sürer. Hastalar da uygulamanın nasıl gerçekleştiğine prova anjiyosu ile aşina olduğu için ikinci seans tedavi anjiyosu çok daha rahat oluyor” diye konuştu.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cerrahi-sansi-olmayan-karaciger-tumorlerinde-radyoembolizasyon-yasam-beklentisini-yukseltiyor-453102">Cerrahi Şansı Olmayan Karaciğer Tümörlerinde Radyoembolizasyon Yaşam Beklentisini Yükseltiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harran Üniversitesi Hastanesinde Çocuk Kalp Damar Cerrahi Bölümü Hizmete Girdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/harran-universitesi-hastanesinde-cocuk-kalp-damar-cerrahi-bolumu-hizmete-girdi-426628</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2023 07:25:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[girdi]]></category>
		<category><![CDATA[harran]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[hizmete]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=426628</guid>

					<description><![CDATA[<p>Harran Üniversitesi Hastanesi, gelişen teknolojiyi takip ederek yeni cihazları ve bölgede olmayan poliklinikleriyle vatandaşlarına hizmet etmeye devam ediyor. Bölgenin sağlık üssü olma yolunda hızla ilerleyen Harran Üniversitesi Hastanesi’nde, bölgede eksikliği hissedilen Çocuk Kalp Damar Cerrahi bölümü hizmete girdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/harran-universitesi-hastanesinde-cocuk-kalp-damar-cerrahi-bolumu-hizmete-girdi-426628">Harran Üniversitesi Hastanesinde Çocuk Kalp Damar Cerrahi Bölümü Hizmete Girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harran Üniversitesi Hastanesinde Çocuk Kalp Damar Cerrahi Bölümü Hizmete Girdi</p>
<p>Harran Üniversitesi Hastanesi, gelişen teknolojiyi takip ederek yeni cihazları ve bölgede</p>
<p>olmayan poliklinikleriyle vatandaşlarına hizmet etmeye devam ediyor.</p>
<p>Bölgenin sağlık üssü olma yolunda hızla ilerleyen Harran Üniversitesi Hastanesi’nde, bölgede</p>
<p>eksikliği hissedilen Çocuk Kalp Damar Cerrahi bölümü hizmete girdi.</p>
<p>Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tahir Güllüoğlu’nun çabalarıyla ivme kazanan</p>
<p>bilimsel ve akademik çalışmalar meyvelerini vermeye başladı. Sağlık alanında ise Üniversite</p>
<p>Hastanesi’nde de değişim ve dönüşüm devam ediyor.</p>
<p>Hastaneye birçok doktorun kazandırılmasında emeği bulunan Rektör Güllüoğlu’nun</p>
<p>girişimleri sonucu bölgede bir ilk olan Çocuk Kalp Cerrahisi bölümü açıldı.</p>
<p>Yeni açılan bölüm ile açıklamalarda bulunan Çocuk Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi</p>
<p>Prof. Dr. Abdussemet Hazar; “Ülkemizde yıllardır ciddi bir eksik olan ve bölgede tek olma</p>
<p>özelliği taşıyan bu bölümü Şanlıurfa’mıza ve hastanemize kazandıran Rektör hocamıza çok</p>
<p>teşekkür ediyoruz. Çocuk Kalp Damar Cerrahi Bölümümüz bu alanda ihtiyaç duyan herkese</p>
<p>kapısını açmıştır” dedi.</p>
<p>Bölgenin ihtiyaç duyulan bölümlerini Üniversite Hastanesine kazandırmaya devam</p>
<p>edeceklerini belirten Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Tahir Güllüoğlu;</p>
<p>“Hastanemizde, bölgenin ihtiyacı olan bölümleri açmak için çalışmalar başlatmıştık ve</p>
<p>meyvesini almaya başladık. Patoloji, Onkoloji, Plastik Cerrahi ve şimdi de Çocuk Kalp</p>
<p>Damar Cerrahisi bölümünü açarak vatandaşlarımızın hizmetine sunduk. Çalışmalarımız</p>
<p>devam ediyor. Son aylarda birçok son teknoloji cihazların alınması, yeni bölümlerin açılması</p>
<p>ve alanında uzman doktorların gelmesiyle Şanlıurfa’mız ve bölgemizde sağlık sektöründe</p>
<p>ihtiyaca cevap verecek duruma geldik. Amacımız il içi ve il dışından gelen hastalarımıza</p>
<p>kaliteli hizmet sunmaktır” diye konuştu.</p>
<p>Harran Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İdris Kırhan ise hastanede Çocuk Kalp</p>
<p>Cerrahisi bölümünün açılmasında emeği geçen Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet</p>
<p>Tahir Güllüoğlu’na teşekkür etti.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/harran-universitesi-hastanesinde-cocuk-kalp-damar-cerrahi-bolumu-hizmete-girdi-426628">Harran Üniversitesi Hastanesinde Çocuk Kalp Damar Cerrahi Bölümü Hizmete Girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kardiyovasküler Cerrahi ve Sağlıklı Yaşam: Hangi Alışkanlıklar Hayati Öneme Sahip?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kardiyovaskuler-cerrahi-ve-saglikli-yasam-hangi-aliskanliklar-hayati-oneme-sahip-414089</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Oct 2023 14:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hangi]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler]]></category>
		<category><![CDATA[öneme]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[sahip]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414089</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp ve damar sağlığını korumak için neler yapılabilir? En yaygın görülen bu sağlık sorunlarından uzaklaşmak için sahip olmanız tavsiye edilen alışkanlıkların neler olduğunu, Kardiyovasküler cerrahi uzmanı, Prof. Dr. Hakkı Kazaz açıklıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardiyovaskuler-cerrahi-ve-saglikli-yasam-hangi-aliskanliklar-hayati-oneme-sahip-414089">Kardiyovasküler Cerrahi ve Sağlıklı Yaşam: Hangi Alışkanlıklar Hayati Öneme Sahip?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar sağlığını korumak için neler yapılabilir? En yaygın görülen bu sağlık sorunlarından uzaklaşmak için sahip olmanız tavsiye edilen alışkanlıkların neler olduğunu, Kardiyovasküler cerrahi uzmanı, Prof. Dr. Hakkı Kazaz açıklıyor.</p>
<p>Kardiyovasküler cerrahi, kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde hayati bir rol oynar. Ancak bu ameliyatların başarısı sadece cerrahi müdahaleye değil, aynı zamanda sağlıklı bir yaşam tarzına da dayanır. Bu noktada hastaların ve aslında herkesin belli alışkanlıklara sahip olması ve yaşam tarzını sağlıklı yaşam yönünde sürdürmesi gerekir.</p>
<p>Sağlıklı Beslenme</p>
<p>Sağlıklı beslenme, kalp sağlığı için temel bir taşınması gereken bir yapı taşıdır. Bu beslenme yaklaşımı, kalp-damar sağlığını desteklemek ve korumak için önemlidir. İdeal bir beslenme planı, yüksek lifli gıdaların (tam tahıllar, sebzeler ve meyveler), az yağlı protein kaynaklarının (tavuk, balık, fasulye) ve sağlıklı yağların (zeytinyağı, avokado) dengeli bir şekilde tüketilmesini içerir. Ayrıca sodyum (tuz) ve şeker alımını sınırlamak da önemlidir. Bu, yüksek tansiyon ve obezite riskini azaltabilir. Kalp-damar hastalıklarını önlemek veya mevcut durumu iyileştirmek isteyenler için, doymuş yağlar ve trans yağlar gibi zararlı yağların sınırlanması önemlidir. Bunun yerine, omega-3 yağ asitlerini içeren balık gibi besinler ve doğal yağ kaynakları tercih edilmelidir. Ayrıca porsiyon kontrolüne dikkat ederek aşırı yemekten kaçınılmalı ve düzenli öğünlerle metabolizma desteklenmelidir. Sağlıklı beslenme, kolesterol seviyelerini düşürebilir, kan basıncını kontrol altında tutabilir ve kalp-damar sistemi için gerekli olan besin maddelerini sağlayarak kalp sağlığını olumlu yönde etkileyebilir.</p>
<p>Düzenli Egzersiz</p>
<p>Düzenli Egzersiz: Kalp sağlığı için düzenli egzersiz, vazgeçilmez bir unsurdur. Her gün yapılmasına gerek olmamakla birlikte haftada en az 3-4 gün, her seferinde 30-40 dakika süren orta yoğunluklu aerobik egzersizler, kalp sağlığını olumlu yönde etkiler. Bu tür egzersizler, kalp atış hızını artırarak kalp kasını güçlendirir, kan dolaşımını iyileştirir ve kolesterol seviyelerini düşürebilir. Ayrıca egzersiz vücut ağırlığını kontrol altında tutmaya yardımcı olur ve obezitenin önlenmesine katkı sağlar. Fiziksel aktivite, aynı zamanda stresi azaltabilir ve genel yaşam kalitesini artırabilir. Ancak başlamadan önce doktora danışmak önemlidir, özellikle de mevcut sağlık sorunları veya kardiyovasküler cerrahi sonrası bir program başlatmak isteniyorsa. Egzersiz düzeni kişiselleştirilmeli ve bireyin yaş, sağlık durumu ve hedeflerine uygun olmalıdır. Kalp sağlığını korumak için egzersizi yaşam tarzının ayrılmaz bir parçası haline getirmek önemlidir.</p>
<p>Sigara ve Alkolün Bırakılması</p>
<p>Sigara ve alkol tüketiminin bırakılması, kalp sağlığı açısından hayati bir öneme sahiptir. Sigara içmek, vücuda zarar veren birçok toksini serbest bırakır ve bu toksinler damarları daraltarak kan basıncını artırabilir. Aynı zamanda sigara içmek, vücudu oksijensiz bırakır ve kalp krizi riskini artırır. Alkol tüketimi ise aşırıya kaçıldığında kalp ritim bozukluklarına ve yüksek tansiyona yol açabilir. Alkol, kalp kasına da zarar verebilir ve kalp yetmezliği riskini artırabilir. Bu nedenle sigara içmeyi bırakmak ve alkol tüketimini sınırlamak, kalp sağlığını olumlu yönde etkileyen önemli adımlardır. Sigara bırakma programlarına katılmak, destek gruplarına katılmak ve alkol tüketimini azaltmak için danışmanlık almak, bu alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştırabilir. Bu adımlar, kalp-damar sağlığını korumanın yanı sıra genel sağlık açısından da büyük faydalar sağlayabilir.</p>
<p>Stres Yönetimi</p>
<p>Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak ve kardiyovasküler cerrahi sonrası iyileşme sürecini desteklemek için kritik bir faktördür. Yoğun stres, vücudu sürekli olarak yüksek seviyede kortizol adı verilen stres hormonu üretmeye zorlayarak kan basıncını artırabilir, kalp atış hızını hızlandırabilir ve damarların sıkışmasına neden olabilir. Bu durum, kalp hastalıklarının gelişme riskini artırabilir. Stresle başa çıkmak için gevşeme teknikleri, meditasyon ve derin nefes alma gibi yöntemler önerilir. Ayrıca düzenli fiziksel aktivite, stres seviyelerini azaltmaya yardımcı olabilir. Kişisel hobilerin veya sosyal destek ağlarının oluşturulması da stresi azaltabilir. Stres yönetimi, kalp sağlığını korumak için vazgeçilmez bir adımdır ve yaşam kalitesini artırabilir.</p>
<p>İlaçların Düzenli Kullanımı</p>
<p>Kalp sağlığını korumak veya kardiyovasküler cerrahi sonrası tedaviyi desteklemek için ilaçların düzenli kullanımı son derece önemlidir. Kalp hastalıkları için reçete edilen ilaçlar, kan basıncını düzenlemek, kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmak, kan pıhtılarını önlemek ve kalp ritmini düzenlemek gibi önemli görevlere sahiptir. Bu ilaçları doktorun önerdiği şekilde ve düzenli olarak kullanmak, tedavi sürecinin başarısını artırabilir. İlaçların zamanında alınmaması veya düzensiz kullanılması, hastalığın ilerlemesine ve komplikasyon riskinin artmasına yol açabilir. Bu nedenle doktorun önerdiği dozları ve kullanım talimatlarını tam olarak takip etmek çok önemlidir. Ayrıca ilaçların yan etkileri veya etkileşimleri hakkında doktorla iletişim halinde olmak da gereklidir. İlaçların düzenli kullanımı, kalp sağlığına yönelik yapılan diğer çabaları destekler ve uzun vadeli başarı için kritik bir adımdır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kardiyovaskuler-cerrahi-ve-saglikli-yasam-hangi-aliskanliklar-hayati-oneme-sahip-414089">Kardiyovasküler Cerrahi ve Sağlıklı Yaşam: Hangi Alışkanlıklar Hayati Öneme Sahip?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda İzsiz Cerrahi Kesisiz Ve Hızlı İyileşme İmkanı Sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-izsiz-cerrahi-kesisiz-ve-hizli-iyilesme-imkani-sunuyor-414086</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Oct 2023 14:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[imkanı]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[izsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kesisiz]]></category>
		<category><![CDATA[sunuyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=414086</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde gelişen teknolojiler artık ameliyatların küçük kesilerden yapılmasını mümkün kılıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-izsiz-cerrahi-kesisiz-ve-hizli-iyilesme-imkani-sunuyor-414086">Kadınlarda İzsiz Cerrahi Kesisiz Ve Hızlı İyileşme İmkanı Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde gelişen teknolojiler artık ameliyatların küçük kesilerden yapılmasını mümkün kılıyor. Küçük kesilerden yapılan ameliyatlarda hastanın hastanede kalış süresi kısalıyor ve hasta günlük hayatına daha hızlı dönebiliyor. Kadın hastalıklarında vajinal yoldan laparoskopik olarak yapılan vNOTES izsiz cerrahi ile küçük kesilere de gerek kalmayabiliyor. Birçok kadın hastalığında uygulanabilen bu güncel yöntem hızlı bir iyileşme süreci avantajının yanında kozmetik açıdan da başarılı sonuçlar sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Gökhan Demirayak, kadın hastalıklarında izsiz (vNOTES) cerrahi hakkında bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Laparoskopik ve robotik cerrahi küçük kesilerle yapılıyor</strong></p>
<p> </p>
<p>Kadın hastalıklarında son dönemlerde vNOTES (<strong>v</strong>aginal <strong>N</strong>atural <strong>O</strong>rifis <strong>T</strong>ransluminal <strong>E</strong>ndoscopic <strong>S</strong>urgery) olarak kısaltılan, ‘‘vajinal doğal açıklıktan lümenden yapılan endoskopik cerrahiler gündeme gelmiştir Bu cerrahiler, karın ön duvarında herhangi bir kesi olmadan vajinal yoldan laparoskopik olarak yapılan cerrahilerdir.  Laparoskopik cerrahide karın üzerine yapılan 5 ya da 10 mm’lik küçük kesilerden özel aletler kullanılarak ameliyat tamamlanmaktadır. Robotik cerrahide de yine küçük kesilerden robot kolları yardımıyla jinekolojik ameliyatlar yapılmaktadır. Robotik cerrahilerde hekim ameliyatı adeta 4 kol ile yürütmektedir. Aynı zamanda robotik kolların hareket kabiliyeti yüksektir ve 3 boyutlu görüntü sağlama gibi avantajları vardır. Bu ameliyatlarla beraber hastada küçük kesiler olduğu için fıtık gelişme ihtimali çok daha azdır. Hasta 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilmektedir. Bu hastalarda daha az ağrı, daha az kanama olmakta ve günlük işlere daha hızlı dönülebilmektedir. </p>
<p> </p>
<p><strong>İzsiz cerrahide karında herhangi bir kesi yapılmıyor</strong></p>
<p> </p>
<p>vNOTES yönteminin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. İzsiz cerrahinin en önemli özelliği yine laparoskopik olarak vajinal yoldan yapılması, bu nedenle karında bir kesi olmaması, daha iyi kozmetik sonuç ve çok daha hızlı bir şekilde iyileşme sağlamasıdır. Bu ameliyatlarda vajinaya özel bir port yerleştirilir, klasik laparoskopik ve robotik ameliyatlarda olduğu gibi karın boşluğu karbondioksit gazıyla şişirilerek ameliyatı yapmak için yeterli alan sağlanır ve özel aletlerle ameliyat tamamlanır.</p>
<p> </p>
<p><strong>Birçok kadın hastalığında uygulanabiliyor</strong></p>
<p> </p>
<p>vNOTES izsiz cerrahi ile rahim alınması, rahim sarkması ameliyatları, yumurtalık kisti ameliyatları, yumurtalık alınması ameliyatları ya da ektopik (dış) gebelik gibi ameliyatlar başarıyla yapılabilmektedir. Bazı dışarıya doğru büyüyen miyomlarda da vNOTES cerrahi yapılabilmektedir. Kanser ameliyatlarından rahim iç duvarı denilen endometrium kanserinde de uygulanabilmektedir. vNOTES izsiz cerrahinin, özellikle derin endometriozisi olan, daha önce tubo-ovaryan apse de denilen tüpü ve yumurtalığı içine alan apsesi olan veya kalın bağırsağın son kısmı olan rektum cerrahisi geçiren hastalarda yapılması uygun değildir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarda-izsiz-cerrahi-kesisiz-ve-hizli-iyilesme-imkani-sunuyor-414086">Kadınlarda İzsiz Cerrahi Kesisiz Ve Hızlı İyileşme İmkanı Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Ve Kalça Protezi Hastalarına Robotik Cerrahi ile Hareket Özgürlüğü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-hastalarina-robotik-cerrahi-ile-hareket-ozgurlugu-412536</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 13:26:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=412536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücudun tüm yükünü çeken diz eklemi zamanla kişinin günlük yaşamını zorlaştıracak kadar aşınabiliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-hastalarina-robotik-cerrahi-ile-hareket-ozgurlugu-412536">Diz Ve Kalça Protezi Hastalarına Robotik Cerrahi ile Hareket Özgürlüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun tüm yükünü çeken diz eklemi zamanla kişinin günlük yaşamını zorlaştıracak kadar aşınabiliyor. Şikayetleri fizik tedavi, ilaç ve enjeksiyon uygulamaları ile geçmeyen hastalar için çözüm genellikle diz protezi ameliyatı oluyor. Benzer şekilde kireçlenmeyle aşınmış ya da travma, tümör ve romatizma nedeniyle hasarlanmış kalça eklemi de kalça protezi ameliyatıyla tedavi edilebiliyor. Sağlık alanında her geçen gün önemli gelişmeler kaydeden robot teknolojilerinin günümüzde diz ve kalça protezi ameliyatlarında da etkin şekilde kullanılmasıyla cerrahide oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Diz ve kalça protezi gereken hastalar robotik sistemle gerçekleştirilen ortopedi ameliyatları sonrası hareket özgürlüklerine ve konforlu bir yaşama kavuşabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden  Prof. Dr. Osman Tecimel, robotik cerrahiyle diz ve kalça protezi ameliyatları konusunda merak edilenler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Diz ve kalça protezi takılması gereken hastaların en önemli şikayetleri ağrılar ve hareket kısıtlılığıdır. Kişi bu nedenle günlük yaşamını sürdüremez hale gelebilmektedir. Bazı hastalar uzun süre yatağa bağımlı olacaklarını ve iyileşme süreçlerinin çok fazla uzayacağını düşünerek ameliyatı sürekli erteleme eğiliminde olurlar. Son dönemlerde diz ve kalça protezi ameliyatlarında tercih edilen robotik kol destekli ortopedik cerrahi sistemi sayesinde hastalar son derece konforlu bir ameliyat ve iyileşme sürecinden geçmektedir. Özellikle diz ve kalça eklemi kireçlenmelerinde, eklemin kemik kemiğe sürtecek kadar kıkırdak kaybına uğradığı durumlarda yaş veya cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm hastalara robotik cerrahi uygulanabilir. Ameliyat süresini kısaltan bu teknoloji sayesinde hasta anesteziye de daha az maruz kalır. Taburculuk süresi hızlanır, daha az ağrı hissi yaşar ve ilaca gereksinimi de azalır. Kişi yabancılık çekmediği, vücuduyla birebir uyumlu ve daha uzun ömürlü bir ekleme kavuşur, yaşam kalitesi artar.</p>
<p> </p>
<p><strong>Robotik kol kişiye özel protezin sıfıra yakın hata payıyla yerleşmesini sağlar</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Protez cerrahisinde kireçlenmiş eklem yüzeyleri metalik implantlarla yeniden oluşturulur.   Robotik cerrahinin buradaki farkı hastaya takılacak olan protezin ameliyat öncesi kişiye özgü ve tam uyumlu olarak tasarlanabilmesidir. Ameliyat öncesi hastanın dizinin veya kalçasının tanımlanması için bir tomografi çekilir, sonuç üç boyutlu olarak değerlendirildikten sonra, hangi ölçülerde, genişlikte ve yükseklikte bir protez takılacağı bilgisayar ortamında denenir. Ameliyata hazırlıklı bir şekilde giren cerrah operasyonu robotik bir kol üzerinden, neredeyse sıfır hata payıyla gerçekleştirir. Robotik cerrahinin hassas dokunuş kabiliyeti sayesinde kemik ve yumuşak dokular daha az zarar görür. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-hastalarina-robotik-cerrahi-ile-hareket-ozgurlugu-412536">Diz Ve Kalça Protezi Hastalarına Robotik Cerrahi ile Hareket Özgürlüğü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında Küçük Kesi ve Robotik Cerrahi Konforu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-kucuk-kesi-ve-robotik-cerrahi-konforu-389664</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2023 13:26:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[konforu]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rahim ve yumurtalık kanserlerinin yanında miyomlar, yumurtalık kistleri, rahim kalınlaşması ya da sarkması gibi rahatsızlıklar kadınlarda en sık görülen jinekolojik hastalıkların başında geliyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-kucuk-kesi-ve-robotik-cerrahi-konforu-389664">Kadın Hastalıklarında Küçük Kesi ve Robotik Cerrahi Konforu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim ve yumurtalık kanserlerinin yanında miyomlar, yumurtalık kistleri, rahim kalınlaşması ya da sarkması gibi rahatsızlıklar kadınlarda en sık görülen jinekolojik hastalıkların başında geliyor. Jinekolojik hastalıkların tedavileri günümüzdeki teknolojik gelişmeler doğrulusunda çeşitli yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Bu tedavi yöntemlerinin başında gelen minimal invaziv (küçük kesi) yöntemler ve robotik teknolojiler hastaların daha az ağrı ve kanama ile kısa sürede taburcu olarak sosyal hayata dönebilmesini sağlıyor. Memorial Ankara Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Öz, kadın hastalıklarında kapalı cerrahi yöntemlerle ilgili bilgi verdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Minimal invaziv yöntemin son noktası robotik cerrahidir</strong></p>
<p>Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin esas amacı insanlığa hizmet etmektir. Bu gelişmelerin belki de en hızlı olduğu alanlardan biri de sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmeti sunucuları olan bizler, yani hekimler, özellikle de cerrahi branş hekimleri bu gelişmeleri yakından takip etmeli ve kendilerini meslek hayatlarının sonuna kadar güncel tutmak için çaba sarf etmelidir. Hekimliğin ilk kuralı olan “<em>Primum non nocere!” </em>yani <em>“Önce zarar verme!” </em>öğretisini en son teknolojik gelişmeler ile harmanladığımızda karşımıza “Minimal invaziv cerrahi” anlayışı çıkmaktadır. Minimal invaziv cerrahinin geldiği en son nokta ise robotik cerrahi uygulamalarıdır. </p>
<p> </p>
<p><strong>Minimal invazivin başarısı eğitim, tecrübe ve yetenek ile ilgilidir</strong></p>
<p><strong> </strong>Minimal invaziv cerrahi anlayışının ana fikri eskiden karında büyük kesilerden yapılan operasyonların 2-3 cm’lik tek bir kesiden ya da 0,5 cm’lik birkaç adet kesiden yapılabilmesidir. Muhakkak ki bu tekniklerin başarı ile uygulanabilmesi eğitim, tecrübe ve yetenek ile doğru orantılıdır. Bu küçük kesilerden tüm batın içerisine hakim olabilmek ve işlem yapabilmek için özelleşmiş enstrümanlar kullanılması gereklidir. Yapılacak cerrahinin şekline, hastanın durumuna ve kullanılacak enerji modalitelerine göre yüzlerce farklı enstrüman bulunmaktadır. Geleneksel laparoskopide bu enstrümanlar ameliyat masasında adeta ellerimizin bir uzantısı haline gelirken, robotik cerrahide ise hastanın uzağında, odanın diğer köşesinde konsolda çalışırken bilek ve parmak hareketlerimiz, artırılmış gerçeklik yöntemleri kullanılarak hastanın içindeki robotik kollara iletilir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Pek çok kadın hastalığında ve kanser tedavisinde kullanılıyor</strong></p>
<p>Bazı istisnai haller dışında hemen hemen bütün jinekolojik hastalıkların cerrahi tedavisinde minimal invaziv teknikler tüm hastalarda uygulanabilir. Özellikle en sık görülen jinekolojik problemler olan miyomlar, yumurtalık kistleri, rahim kalınlaşması, rahim sarkması, mesane sarkması, idrar kaçırma gibi problemlerin yanında rahim kanseri, bazı yumurtalık kanserleri gibi jinekolojik kanserler de minimal invaziv cerrahi ile ameliyat edilebilmektedir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hastanın konforlu bir iyileşme süreci geçirmesini sağlıyor</strong></p>
<p>Minimal invaziv cerrahi sonrası iyileşme süreci çok daha hızlıdır. Ameliyatlardan sonra hastaların ayağa kalmasını, günlük yaşama dönüşlerini etkileyen en önemli unsur ameliyat kesileridir. Kesi ne kadar küçük olursa ağrı daha az olur, hastalar daha çabuk mobilize olur, hastanede yatış süresi kısalır ve hasta konforu artar. Bununla birlikte kesi yeri enfeksiyonu riski azalır. Ameliyattaki kan kaybı çok daha az olur.  Kozmetik olarak mükemmele yakın sonuçlar elde edilir. Neredeyse hiç ameliyat izi olmaz. Günümüz koşullarında iş gücü kaybının en büyük maliyet olduğunu düşündüğümüzde minimal invaziv cerrahi tekniklerinin geleneksel açık cerrahiye oranla daha düşük maliyetli ve daha etkin yöntemler olduğunu söyleyebiliriz. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Birçok jinekolojik hastalıkta altın standart haline geldi</strong></p>
<p>Minimal invaziv yöntemlerin kullanımı son derece güvenlidir. Hatta günümüzde artık birçok jinekolojik hastalığın cerrahi tedavisinde minimal invaziv yöntemler altın standart haline gelmiştir. Minimal invaziv cerrahilerde kullanılan optik görüntüleme sistemlerinin yardımı ile ameliyat sahası büyütülmekte, cerrahi sırasında istenmeyen kanamalar daha az olmakta ve sağlam dokulara daha az hasar verilmektedir. Özellikle robotik cerrahide konsolda oluşturulan 3 boyutlu ve büyütülmüş görüntüler ve istemsiz el titremelerini sönümleyen robotik kol sistemlerinin kombinasyonu ile ameliyatlar daha güvenli hale gelebilmektedir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Minimal invaziv ve robotik cerrahi giderek yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Bilim ve teknolojideki gelişmelere kayıtsız kalmak mümkün değil. Bizler de bu değişimlere uyum sağlayarak, sürekli olarak güncel kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Minimal invaziv cerrahi alanındaki gelişmelere baktığımızda giderek artan bir ivmeyle ilerlediğini görüyoruz. Bu nedenle yakın ve orta vadede minimal invaziv ve robotik cerrahi tekniklerinin giderek yaygınlaşacağını öngörmek çok da zor değil. Bu alandaki gelişmelerin hızına baktığımızda uzak vadede ise bizi nelerin beklediğini tahmin etmek oldukça zor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-kucuk-kesi-ve-robotik-cerrahi-konforu-389664">Kadın Hastalıklarında Küçük Kesi ve Robotik Cerrahi Konforu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diz Ve Kalça Protezi Ameliyatlarında Robotik Cerrahi Dönemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatlarinda-robotik-cerrahi-donemi-386432</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jun 2023 09:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatlarında]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Robotik ortopedi ameliyatı olarak da bilinen robotik protez cerrahisi, hastalara ve operasyonu gerçekleştiren cerraha önemli konfor sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatlarinda-robotik-cerrahi-donemi-386432">Diz Ve Kalça Protezi Ameliyatlarında Robotik Cerrahi Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Robotik ortopedi ameliyatı olarak da bilinen robotik protez cerrahisi, hastalara ve operasyonu gerçekleştiren cerraha önemli konfor sağlıyor. Ameliyat öncesinde yapılan planlama sayesinde beklenmeyen sonuçlar öngörülebiliyor. Cerrahi sonrasında hastanın yaşam kalitesi artarken, yerleştirilen protezlerin ömrü de daha uzun oluyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Karaaslan, robotik protez cerrahisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Diz ve kalça cerrahisinde robot teknolojisi</strong></p>
<p>Tıp alanında hızla gelişen teknolojiler, cerrahi müdahalelerin doğruluğunu ve etkinliğini artırmak için önemli fırsatlar sunmaktadır. Son yıllarda ortopedi ve travmatoloji alanında gerçekleşen en önemli yeniliklerden biri de, robotik cerrahinin diz ve kalça artroplastisi (protez ameliyatları) ameliyatlarına entegre edilmesidir. Robotik cerrahi, ortopedi hekimlerinin daha hassas, ölçülebilir ve kişiye özgü işlemler gerçekleştirmesini sağlayarak, hastaların iyileşme sürecini olumlu yönde etkilemektedir.</p>
<p><strong>Kontrol edilebilir cerrahi ortam</strong></p>
<p>Robotik cerrahi, ortopedi hekiminin el becerisini ve deneyimini artıran, daha kontrol edilebilir bir ortam sağlayan robotik sistemlerin kullanımını içermektedir. Diz ve kalça artroplastisi ameliyatlarında kullanılan robotik cerrahi, ortopedistin önceden planlama yapmasına, cerrahi sırasında gerçek zamanlı görüntüleme ve navigasyon araçlarıyla yönlendirilmesine ve daha hassas protez yerleştirmesine olanak sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Protezin en doğru şekilde yerleştirilmesine olanak tanıyor</strong></p>
<p>Robotik cerrahide, ortopedistler ameliyat öncesi bir planlama süreci gerçekleştirmektedir. Hastanın röntgen ve bilgisayarlı tomografi sonuçları, üç boyutlu modelleme ve sanal cerrahi simülasyonlar aracılığıyla bilgisayar ortamında analiz edilir. Bu sayede ortopedistler, protezin doğru yerleşimini belirleyebilir ve ameliyat öncesi komplikasyon denilen istenmeyen sonuçları önceden tahmin edebilir ve önleyebilir hazırlıkları yapabilir. </p>
<p>Ameliyat sırasında robotik cerrahi, ortopediste gerçek zamanlı navigasyon sağlamaktadır. Ortopedist, önceden planlanmış yol tariflerini takip ederken, robotik sistem hekime gerekli yönlendirmeleri yapar. Ortopedistin cerrahi aletleri, robotik sistem tarafından kontrol edilerek daha hassas hareketler gerçekleştirilir. Bu sayede ortopedist, daha güvenli ve ölçülebilir bir şekilde protez yerleştirebilir.</p>
<p><strong>Robotik cerrahinin hastalar açısından avantajları</strong></p>
<ul>
<li>Robotik cerrahi, diz ve kalça artroplastisi ameliyatlarındaki başarı oranını artırırken, hastaların iyileşme süresini kısaltmaktadır. </li>
<li>Daha hassas protez yerleştirilmesi, daha az doku hasarı ve daha az kan kaybı anlamına gelmektedir. </li>
<li>Daha küçük kesiler, hastaların ağrı seviyelerini azaltırken, iyileşme süresini kısaltmaktadır ve sonuç olarak hastanede kalış süresini azalmaktadır. Bu da hastaların daha hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönmesini sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Robotik cerrahi, diz ve kalça artroplastisi ameliyatlarında cerrahi müdahaleleri daha güvenli, hassas ve etkili hale getiren bir teknolojidir. Hastaların iyileşme sürecini hızlandırırken, ortopedistlerin de daha iyi sonuçlar elde etmesine yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>Cerrahi sonrasında uyulması gerekenler</strong></p>
<p>Robotik cerrahi sonrasında dize ve kalçaya yerleştirilen protezlerin ömrünün daha uzun olması için bazı kurallara uyulması gerekir. Cerrahi sonrasında protezlerin ömrünün klasik tekniklere göre yapılan ameliyatlara göre daha uzun olması öngörülmektedir. </p>
<ul>
<li>Protezi zorlayacak uzun süreli hareketlerden kaçınılmalıdır.</li>
<li>Hekimin uygun gördüğü egzersizler düzenli olarak yapılmalıdır.</li>
<li>Protezin ömrü kilo kontrolüne bağlıdır. Kişinin ideal kiloda olması protezin ömrünü de uzatacaktır.</li>
</ul>
<p>Günlük aktivitelerin yanı sıra hafif sporlar ameliyattan sonra yapılabilmektedir.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diz-ve-kalca-protezi-ameliyatlarinda-robotik-cerrahi-donemi-386432">Diz Ve Kalça Protezi Ameliyatlarında Robotik Cerrahi Dönemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2023 11:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumunda]]></category>
		<category><![CDATA[yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[yayında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 7’nci Canlı Cerrahi Sempozyumu kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca 70 göz ameliyatı yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075">7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 7’nci Canlı Cerrahi Sempozyumu kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca 70 göz ameliyatı yapıldı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sempozyumda göz hekimlerinin yaptığı ameliyatlar canlı olarak yayınlandı ve dünyada 600 üzerinde yabancı göz hekimi tarafından izlendi. Ameliyatlarda ise göz hekimi ve sağlık personeli olmak üzere toplam 250 kişi görev alarak 70 hastanın göz sağlığına kavuşmasını sağladı. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dünyada benzeri yok diyebiliriz</strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran</strong>, sempozyumun canlı cerrahi eğitimleri açısından ulusal ve uluslararası alanda göz hekimleri tarafından çok önem verilen bir etkinlik olduğunu ve yapılan canlı yayınların 600 üzerinde yabancı doktor tarafından izlendiğini anlattı.</p>
<p>Ziya Kapran, &#8220;Bu yıl gözün 6 farklı bilim dalında 4 gün süresince çok yoğun ameliyatlar yapıldı. Bu, dünyada neredeyse benzeri olmayan bir organizasyon. Her ameliyat kayıt ediliyor ve sonrasında da hekimler tarafından izlenip üzerine tartışılıyor. Sempozyum kapsamında yurt dışından ve yurt içinden gelen uzmanlarımız oldu. Onlar da cerrahi operasyonlar gerçekleştirilirken canlı yayın üzerinden öneri ve görüşlerini paylaştılar. Bu çerçevede bilimsel tartışmalar yapıldı. 4 gün boyunca yapılan ameliyatlar gözün bütün cerrahi birimlerini kapsayacak şekilde planlandı. Örneğin, retina (vitreoretinal), kornea, katarakt ve refraktif, glokom, şaşılık ve oküloplastik cerrahi bunun içerisinde yer aldı.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Ameliyatları 1.500 göz hekimi izledi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kapran, Türkiye&#8217;de göz alanında dünyanın en ileri teknolojisinin kullanıldığına işaret ederek, &#8220;Bu ameliyatları ve sempozyumu yurt dışından yaklaşık 600 göz hekimi de aktif olarak izledi, eğitimlerden faydalandı. Yurt içinden ise sempozyuma 805 göz hekimi katıldı. Bu farklı ameliyatlarda izleyen hekim sayısı zaman zaman arttı, çünkü her hekim kendi alanıyla ilgili ameliyatları canlı izliyor. Sempozyum sonunda baktığımızda toplam yerli ve yabancı bin 500 hekimin sempozyuma katıldığını söylemek mümkün.&#8221; dedi. </p>
<p>Türk Oftalmoloji Derneği olarak böyle bir organizasyonu düzenlemekten onur duyduklarını vurgulayan Kapran, şunları sözlerine ekledi: &#8220;Canlı yayında toplam 70 göz ameliyatı yaptık. Göz sağlığı ile ilgili bütün olguların tedavi edildiği ve çok ileri tedavilerin yapıldığı ameliyatları gerçekleştirdik. Bilkent Şehir Hastanesi’nin bu anlamda teknolojik altyapısı da üst seviyedeydi. Bu teknolojilerin tamamı meslektaşlarımızla paylaşıldı, verdiği önemli destek için hastane yönetimine, TOD adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Göz hekimleri olarak mesleğimizi çok severek, büyük bir gururla, özveriyle yapıyoruz. Ülkemizde kaydedilen tıbbi gelişmeler sayesinde ameliyatların çok başarılı yapılması hepimizi çok gururlandırıyor. Gelecek yıl yapacağımız 8. Canlı Cerrahi Sempozyumu için çalışmalara yarında itibaren başlıyoruz. Emeği geçen tüm hekim ve sağlık personeli mensuplarına TOD Yönetim Kurulu adına teşekkür ederim.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075">7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>17 Yaşındaki Recep Nefes Alamıyordu; 3 Ayrı Özel Cerrahi Tekniğin Birlikte Uygulanmasıyla Sağlığına Kavuştu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/17-yasindaki-recep-nefes-alamiyordu-3-ayri-ozel-cerrahi-teknigin-birlikte-uygulanmasiyla-sagligina-kavustu-380703</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2023 10:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alamıyordu]]></category>
		<category><![CDATA[ayrı]]></category>
		<category><![CDATA[birlikte]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[kavuştu]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[recep]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[tekniğin]]></category>
		<category><![CDATA[uygulanmasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[yaşındaki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=380703</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eylül 2022'de Sivas'ta geçirdiği motosiklet kazası sonrası beyin kanaması geçiren ve ayağı kırılan 17 yaşındaki Recep Taşdelen, üst üste çeşitli cerrahi işlemler görüp yoğun bakıma girdikten sonra nefes darlığı yaşamaya başladı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/17-yasindaki-recep-nefes-alamiyordu-3-ayri-ozel-cerrahi-teknigin-birlikte-uygulanmasiyla-sagligina-kavustu-380703">17 Yaşındaki Recep Nefes Alamıyordu; 3 Ayrı Özel Cerrahi Tekniğin Birlikte Uygulanmasıyla Sağlığına Kavuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Eylül 2022&#8217;de Sivas&#8217;ta geçirdiği motosiklet kazası sonrası beyin kanaması geçiren ve ayağı kırılan 17 yaşındaki Recep Taşdelen, üst üste çeşitli cerrahi işlemler görüp yoğun bakıma girdikten sonra nefes darlığı yaşamaya başladı. Nefesi yetmediği için konuşamaz duruma gelen Taşdelen, 3 ayrı cerrahi tekniğin bir arada kullanıldığı ameliyat sayesinde hem rahat nefes alabiliyor hem de konuşabiliyor. 7 ay boyunca yaşadığı tüm bu olayların kendisi için büyük bir tecrübe olduğunu belirten Taşdelen, “kelimeler kifayetsiz kalıyor, yaşamadan bunu anlamak çok zor” dedi.  </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Üst üste birçok cerrahi işlem geçiren, bunun sonucunda ise nefes darlığı problemi çeken Taşdelen, tedavi olmak için ailesi ile İstanbul’a Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’ne geldi. Tam kapalı havayolunu ve ses tellerinin altına kadar çıkan darlığı ameliyat etmek için doğru zamanı bekleyen Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sina Ercan, “Ayrı teknikleri birleştirerek havayolunun ses tellerine kadar sağlıklı doku ile kaplanmasını ve Recep’in sorunsuz nefes alabilmesini sağlamış olduk” şeklinde konuştu.   </p>
<p><strong>“NEFES BORUSU DARLIĞI, NEFES DARLIĞININ NADİR SEBEPLERİNDENDİR”  </strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi ABD Başkanı, Prof. Dr. Ercan, solunum aleti kullanılan durumlarda nefes borusunda travmaların, tahrişlerin ve daha sonra darlıkların ortaya çıkabileceğini belirterek, konu ile ilgili şu bilgilendirmelerde bulundu:  “Herkesin hayatında olabilecek anlık bir kaza sonrası bütün planlar alt üst olabiliyor. Recep’in yaşadığı gerek beyin travması, gerek ayağındaki kırık ve yoğun bakım süreçlerinde sağlık çalışanları hayat kurtarmak için solunum aleti desteğine başvurmak durumunda kalıyor. Bu kullanılan aletler vücuda yabancı malzemeler olduğu için beklenmeyen etkileri olabiliyor. Nefes borusunda travmalar, tahrişler oluşuyor ve daha sonra bu darlıklar ortaya çıkabiliyor. Nefes borusu darlığı, nefes darlığının en sık görülen sebepleri arasında bulunmadığından, en önemli adım bahsi geçen darlığı akıla getirerek fark edebilmekte. Hep başka sebepler ararken bu sebepler göz ardı edilebiliyor ya da daha ciddi sağlık problemleri nedeniyle bu iş bir süreliğine kendi seyrine bırakılabiliyor. Hastalar böyle bir problemle karşılaştıklarında, bu konuda yetkin sağlık personeli ve alt yapı imkânlarının olduğu merkezler kritik önem taşıyor.”  </p>
<p><strong>“AMELİYATTA ZAMANLAMA ÇOK ÖNEMLİ” </strong></p>
<p>Göğüs Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Ercan sözlerine şöyle devam etti:  “Recep ile görüştüğümüzde birkaç kez doğru bir şekilde genişletme işlemi yapılmasına rağmen ciddi bir darlığı bulunuyordu. Onu ilk gördüğümde ameliyat olmaya hazır durumda değildi. Bu hastaların karşılaştığı en önemli şanssızlıklar ameliyatların erken ve aceleyle yapılmasıdır. Nefes borusu ameliyatlarında, herhangi bir yapay parça koyamıyor; bunun yerine hasar görmüş yapıyı çıkartıp sağlam uçları birleştirmemiz gereken cerrahi bir operasyon yapıyoruz. Bu da nefes borusunun boyunun kısalması anlamına geliyor. Bu işlem bir kez yapıldı mı, darlık tekrar oluşursa yapılacak fazla bir şey kalmıyor. O nedenle başarılı sonuçlar için doğru zamanlamanın en önemli konu olduğunu söyleyebiliriz. Enfeksiyon ve ödem çokken, oradaki dokular son halini almamışken erken yapılan bir ameliyat, başarısızlığı da beraberinde getiriyor.” </p>
<p><strong>“ÜÇ ÖZEL CERRAHİ TEKNİK BİRLEŞTİRİLDİ” </strong></p>
<p>Ameliyat sürecini Recep ve ailesi ile çok iyi yürüttüklerini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sina Ercan, “Recep’i boğulma ve ölüm korkusundan kurtarıp doğru şekilde yapılmış trakeostomi ile bekleterek dokuların iyileşmesini sağladık. Recep’te hem tam kapalı bir havayolu hem de ses tellerinin altına kadar çıkan bir darlığı bulunuyordu. Kompleks bir bölge olduğu için oradaki bütün kıkırdakları yeniden şekillendirip 3 ayrı özel cerrahi tekniği birleştirerek ekleme yaptık. Şimdi her iki ses teli de çok güzel fonksiyon görüyor. Ayrı teknikleri birleştirerek havayolunun ses tellerine kadar sağlıklı doku ile kaplanıp sorunsuz nefes alabilmesini sağlamış olduk.”  </p>
<p><strong>“NEFESİM YETMEDİĞİ İÇİN KONUŞAMIYORDUM”  </strong></p>
<p>Hastalığı sürecinde sürekli bir sorgulama içine girdiğini söyleyen Recep Taşdelen, yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:  “Kelimeler kifayetsiz kalıyor, yaşamadan bunu anlamak çok zor. Ayağımda, platin ve alçı vardı, yürüyemiyordum. Arkadaşlarım eve geldiği zaman ağzımdan doğru düzgün kelime bile çıkmıyordu; nefesim yetmediği için konuşamıyordum. Trakeostomi açıldıktan sonra ayağım da düzeldi, yürümeye başladım. Ama trakeostomi ile bile nefes almak çok zordu. 7 ay boyunca yaşadığım tüm bu olaylar benim için de büyük bir tecrübe oldu. Makine mühendisi olma hedefimi gerçekleştirmek üzere öğretmenlerime ve arkadaşlarıma kavuşmak için sabırsızlanıyorum.” </p>
<p><strong> “AĞLAYARAK GELDİK, GÜLEREK DÖNÜYORUZ”  </strong></p>
<p>Recep Taşdelen’in babası Serdal Taşdelen ise yaşadıkları süreci şöyle anlattı:  “7 aydır uyumuyordum, 5-6 gündür nefes aldığımı, yemek yediğimi hissediyorum. Sürekli Recep’in başındaydım. Trakeostomi takılıyken en ufak bir ses değişikliğinde bizim içimiz gidiyordu. Aldığımız makineyle tıkanmasın diye sürekli aspire ettik. Hepimiz çok zor süreçlerden geçtik. Recep, hastanede yatarken de KOAH hastası gibi zor nefes alıp veriyordu. Nefesindeki problemi biz ameliyatlara, travmaya ve ilaçlara bağlamıştık ama öyle değilmiş. Bu yüzden yoğun bakımda kalmış hastaların ailelerine tavsiyem eğer hasta entübe olduysa mutlaka film, tomografi çektirmeliler. Bu durum bizim gibi herkesin başına gelebilir. Hatta doktorlarımızın da gözünden kaçabiliyor. Bu yüzden herkes bilinçli olmalı. Biz Sina Hocamızın yanına ağlayarak geldik, gülerek dönüyoruz.”   </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/17-yasindaki-recep-nefes-alamiyordu-3-ayri-ozel-cerrahi-teknigin-birlikte-uygulanmasiyla-sagligina-kavustu-380703">17 Yaşındaki Recep Nefes Alamıyordu; 3 Ayrı Özel Cerrahi Tekniğin Birlikte Uygulanmasıyla Sağlığına Kavuştu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüz Sinirlerini Koruyan Cerrahi: Akil Groove</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuz-sinirlerini-koruyan-cerrahi-akil-groove-373977</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2023 10:20:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[groove]]></category>
		<category><![CDATA[koruyan]]></category>
		<category><![CDATA[sinirlerini]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=373977</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüz ifadesinin oluşmasını destekleyen jest ve mimiklerin oluşumu yüz sinirleri ile sağlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuz-sinirlerini-koruyan-cerrahi-akil-groove-373977">Yüz Sinirlerini Koruyan Cerrahi: Akil Groove</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüz ifadesinin oluşmasını destekleyen jest ve mimiklerin oluşumu yüz sinirleri ile sağlanıyor.</p>
<p>Kas hareketlerinin kontrolünü sağlayan bu sinirlerin hasar görmesi daha donuk ve mimiksiz bir yüz ifadesine yol açabileceği gibi, yüz felci başta olmak üzere ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ferit Akıl tarafından tükürük bezi ameliyatlarında yüz sinirinin bulunması ve korunması sağlamak üzere geliştirilen &#8216;Akil Groove&#8217; yöntemi bu alanda öne çıkıyor. Doç. Dr. Akıl, soyadının verildiği ve tıp literatürüne giren &#8216;Akil Groove&#8217; isimli özel cerrahi yöntem hakkında bilgi verdi. </p>
<p>Felç ve estetik kaygısını ortadan kaldırıyor</p>
<p>Akil groove tükürük bezi (parotis) ameliyatlarında yüz sinirinin (fasial sinir)  bulunması için tanımlanmış anatomik bir yapı landmark belirteç olarak ifade edebilmektedir. Bu yöntem tükürük bezi ameliyatlarında sık karşılaşılan ve büyük risk içeren yüz sinirlerinin korunması açısından oldukça önem arz etmektedir. Yüz sinirlerinin bulunduğu alanda yüz kaslarında meydana gelecek hasar tedavisi zor veya mümkün olmayan sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Akil Groove yöntemi ile tükürük bezi tümörlerinde sinirlerin tespit edilmesi ve önlem alarak cerrahi işlemin gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır. Akil groove tükürük bezinde(parotis) ameliyat gerektiren tüm durumlarda cerrahlara kolaylık sağlayan ve yüz sinirinin korunmasında fayda sağlayan bir landmarktır. Mimiksiz bir yüz ifadesi, kaşları oynatamama, gözlerde kayma veya tam anlamıyla kapanması, dudak şeklinde bozukluğa neden olabilecek yüz felcinin fonksiyonel bir bozukluğa yol açabilmesi ve estetik kaygı oluşturmaması için oldukça önemli bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. </p>
<p>Cerrahi işlem daha kısa sürüyor</p>
<p>Tükürük bezi ameliyatlarında hem bireylerin yüz sinirlerinin korunması açısından oldukça önemli olan akil Groove aynı zamanda cerrahların daha basit ve konforlu işlemler gerçekleştirmesini sağlamaktadır. İşlemi uygulayan cerrahın komplikasyonlardan kaçınması açısından önemli bir buluş olarak nitelendirilmektedir. Akil Groove yönteminin avantajları kısaca şu şekilde sıralanabilir;</p>
<p>Tükürük bezi(parotis) tümör ameliyatlarında cerraha sinirin daha kolay bulunabilir, <br />Ameliyat süresi kısalır,<br />Yüz felci riskinin düşmesi gibi avantajlar sağlar.<br />Yüz felci riskini minimum seviyeye indirmesi hem sağlık açısından hem de estetik açıdan kaygıyı azaltır.<br />Yöntem hastaya avantajları ile öne çıkıyor</p>
<p>Kulak Burun Boğaz cerrahisinde en çok karşılan durumlardan biri yüz siniri ile cerrahın karşı karşıya gelmesidir. Bu sinirlerde ortaya çıkabilecek hasar riskini minimum seviyeye indirmek için cerrahlar işlem gerçekleştirirken özenle çalışmaktadır.</p>
<p>Tükürük bezi ameliyatlarının en korkulan komplikasyonu olan yüz felcinin olmaması için klasik ameliyatlarda dünyada kullanılan üç dört landmark belirteci mevcut olup, bu şekilde yüz siniri daha kolay tanınmaktadır. Akil groove olarak isimlendirilen landmarkta ameliyatlarda bu sinirin daha kolay ve erken tanınması için bir avantaj sağlayan cerrahlar belirteç veya landmark olarak değerlendirebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuz-sinirlerini-koruyan-cerrahi-akil-groove-373977">Yüz Sinirlerini Koruyan Cerrahi: Akil Groove</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Mar 2023 11:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[mert]]></category>
		<category><![CDATA[yatışsız]]></category>
		<category><![CDATA[yeşiladalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=361147</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıklarında kapalı ameliyatların kullanımı özellikli son yıllarda önemli bir ivmeyle artıyor. Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Gerek hekim deneyiminin artması gerekse teknolojik anlamla yaşanan gelişmelerle birlikte önümüzdeki yıllarda kadın hastalıklarında açık ameliyatlar tarihe karışacak gibi duruyor” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147">Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadın hastalıklarında kapalı ameliyatların kullanımı özellikli son yıllarda önemli bir ivmeyle artıyor. Kadın Hastalıkları Doğum, Tüp Bebek uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Gerek hekim deneyiminin artması gerekse teknolojik anlamla yaşanan gelişmelerle birlikte önümüzdeki yıllarda kadın hastalıklarında açık ameliyatlar tarihe karışacak gibi duruyor” dedi. </em></p>
<p>Günümüzde özellikle kadın hastalıkları ameliyatlarında giderek artan oranda kullanılan minimal invazif cerrahi, endoskopik cerrahi, laparoskopi, histeroskopi, robotik cerrahi gibi kapalı ameliyatların ülke genelinde hasta yatış sürelerini azaltıp iyileşme hızını arttırdığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, bu sonuçların hastalar açısından önemli kazanımları olduğuna işaret etti. Özellikle hızlı iyileşme ve yatış süresinin kısalmasının ameliyat korkusu nedeniyle cerrahiden kaçan hastaların bu korkusunu yenmelerine de yardımcı olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, “Büyük kesi olmamasının getirdiği hızlı iyileşme süreci ile hasta ertesi gün günlük fonksiyonlarını yerine getirecek noktaya geliyor. Daha az kanama ve daha az enfeksiyon oranının yanında çok daha az enfeksiyon süresi de hasta için önemli kazanımlar oluyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>“ARAŞTIRMA KOPLİKASYON ORANINI DA AZALTTIĞINI GÖSTERİYOR”</strong></p>
<p>Konuyla ilgili olarak ABD’de 5554 hasta üzerinde yapılan bir çalışmaya işaret eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı şunları anlattı: “İlgili araştırmada; kapalı ameliyat yöntemi kullanılarak rahimi alınan kadınların gece hastane yatışı olmadan aynı gün taburcu edilmelerinin herhangi bir sorun yaratmadığı, hatta bazı komplikasyon oranlarında azalma görüldüğü bildirildi. Biz de kendi pratiğimizde kapalı yöntemle yaptığımız laparoskopik ameliyatlarda bazen aynı gün bazen ertesi gün taburcu ediyoruz. Hatta kesisiz yapılan ve miyom, polip çıkarılması amacıyla uygulanan histeroskopi operasyonlarında hastamızı işlemden 2 saat sonra taburcu ediyoruz.” </p>
<p><strong> “FARKLI KAPALI AMELİYAT YÖNTEMLERİ VAR” </strong></p>
<p>Kapalı ameliyat çeşitleri ile ilgili bilgi veren Dr. Öğr. Ü. Mert Yeşiladalı, “Halk arasında açık ameliyat olarak bilinen geleneksel yöntemde karın bölgesinden açılan kesiden miyom, kist veya kanser ameliyatlarını gerçekleştiriyoruz. Kapalı ameliyatlar ise açık bir kesi oluşturmadan birkaç delikten girip batın içini gaz ile şişirerek yaptığımız ameliyatlardır. Birçok değişik kapalı ameliyat yöntemi bulunuyor. Laparoskopi, histeroskopi ya da robotik cerrahi gibi farklı yöntemler var ve bunlar kist ve miyomların çıkarılmasından jinekolojik kanserlere kadar çoğu jinekolojik hastalığı tedavi etmek için kullanılabiliyor.”</p>
<p><strong>“HASTALARIN AMELİYAT KORKUSUNU AŞMASINA DA YARDIM EDİYOR”</strong></p>
<p>Kapalı ameliyatların kadın doğum ile ilgili ekstrem hastalıklar haricinde bütün durumlarda kullanılabileceğini belirten Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, konuyla ilgili şöyle konuştu: </p>
<p>“Kapalı yöntemlerin kullanımı cerrahlar açısından açık yöntemlere oranla daha zordur ve daha uzun bir eğitim süreci gerektirir. Ancak gerek hekimlerin konuyla ilgili eğitim almaları gerekse hastaya sağladığı kazanımlarla birlikte yaygınlığı arttı. Yakın zamanda Amerika’da rahim alma ameliyatının yaklaşık 5 bin 500 kişi üzerinde kapalı yöntem ile yapıldığı bir çalışmada; kapalı yöntemle rahimleri alınan hastalar aynı gün taburcu edilmiş ve komplikasyon oranlarına bakılmış. Bu ameliyatı normalde açık yöntem ile yaptığımız zaman hastanın 2-3 gece hastanede yatması gerekebiliyor. Çalışma kapsamında kapalı yöntemle ameliyat edilen hastalar aynı gün taburcu edilmiş, hiçbir şekilde komplikasyon oranlarında artma olmadığı hatta bazı komplikasyon oranlarında azalma olduğu görülmüş. Böylece rahim alma ameliyatında bile kapalı yöntemin tercih edilip, hastaların aynı gün taburcu olmasıyla komplikasyonlarda artma değil hatta enfeksiyon gibi bazı komplikasyonlarda azalma olabileceğini görmüş olduk.” </p>
<p><strong>“HASTAYI YAKLAŞIK 2 SAAT SONRA TABURCU EDEBİLİYORUZ” </strong></p>
<p>Kapalı ameliyatın hastalar açısından her durumda çok daha verimli olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, “Bu ameliyatlar küçük deliklerden yapıldığı için iyileşmesi gereken bir cilt dokusu olmuyor. Küçük kesinin getirdiği hızlı iyileşme süreci ile hasta ertesi gün günlük fonksiyonlarını yerine getirecek noktaya geliyor. Daha az kanama ve daha az enfeksiyon oranının yanında çok daha az enfeksiyon süresi de hasta için önem taşıyor. Estetik olarak da herhangi bir iz kalmıyor. Miyom çıkarma, kist ameliyatları, rahim alma ameliyatları, polip gibi rahim içi patolojilerin alınması kapalı yöntem ile çok daha kolay gerçekleştirilebiliyor. Sonuçta her yaş grubunda ve tüm jinekolojik sorunlarda kullanılabiliyor. Bu noktada önemli olan hastaların kapalı yöntemler konusunda uzmanlaşmış merkezleri seçmeleridir.”</p>
<p><strong>“YAKIN GELECEKTE AÇIK AMELİYATLAR TARİHE KARIŞABİLİR” </strong></p>
<p>Açık ameliyatların zamanla daha da azalacağını kaydeden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. Öğr. Ü. Yeşiladalı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ameliyatların yüzde 90’dan fazlasını artık kapalı yöntemle yapmaya başladık. Önümüzdeki 10 ve 20 yılda özellikle robotik cerrahide yaşanan gelişmelerle muhtemelen kapalı cerrahi standart hale gelecek. Yakın gelecekte, çok spesifik vakalar dışında açık ameliyatların neredeyse tamamen ortadan kalkacağına inanıyorum. Günümüzde bile batına 1 santimetrelik delikten girerek 10-12 santimetre büyüklüğündeki miyomları parçalayarak çıkaracak teknolojiye sahibiz. Durum şu an bile bu haldeyken gelecekte açık ameliyatların büyük oranda tarihe karışacağını söyleyebiliriz.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-og-u-mert-yesiladali-kadin-hastaliklarinda-yatissiz-kapali-cerrahi-kullanimi-artiyor-361147">Dr. Öğ. Ü. Mert Yeşiladalı: &#8220;Kadın Hastalıklarında Yatışsız Kapalı Cerrahi Kullanımı Artıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bariatrik Cerrahi Sonrası Beslenmeye Dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bariatrik-cerrahi-sonrasi-beslenmeye-dikkat-353527</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2023 10:57:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bariatrik]]></category>
		<category><![CDATA[beslenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=353527</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bariatrik cerrahi düşünen bireylerde ameliyat öncesi ve sonrası doğru beslenmenin ameliyat kadar önemli olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Uzm. Dyt. Hatice Sultan Kirişci, “Ameliyat olmuş fakat hiçbir beslenme desteği almamış hastalarda zaman zaman zorluklarla karşı karşıya kalınmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bariatrik-cerrahi-sonrasi-beslenmeye-dikkat-353527">Bariatrik Cerrahi Sonrası Beslenmeye Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bariatrik cerrahi düşünen bireylerde ameliyat öncesi ve sonrası doğru beslenmenin  ameliyat kadar önemli olduğunu belirten Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Uzm. Dyt. Hatice Sultan Kirişci, “Ameliyat olmuş fakat hiçbir beslenme desteği almamış hastalarda zaman zaman zorluklarla karşı karşıya kalınmaktadır. Hatalı diyet sonucu sağlıksız ve bilinçsiz bir şekilde kilo vermiş hastalarda ciddi kas kayıpları, saç dökülmesi, tırnak kırılması gibi vitamin eksiklikleri,  bazen de yanlış besin alımı sonucu bulantı kusmalar gözlenebiliyor. Bu yüzden hastaların ameliyat sonrası bariatrik cerrahi diyetisyeninden destek almaları son derece önemlidir” dedi.</strong></p>
<p> </p>
<p>Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Uzm. Dyt. Hatice Sultan Kirişci, bariatrik cerrahi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Obezitenin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu dile getiren Uzm. Dyt. Kirişci, “Günümüzde obezite çok hızlı derecede ilerliyor ve insanlar bir çözüm yolu arıyor. Bariatrik cerrahi düşünen bireylerde ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası beslenmenin düzenlenmesi, ameliyat kadar önemlidir” diye konuştu.</p>
<p><strong>DOĞRU EK TAKVİYELER BERLİRLENMELİ</strong></p>
<p>Diyetisyen desteğine dikkat çeken Uzm. Dyt. Kirişci, “Ameliyat sonrası ideal kilo hedefi olan kişilerin sağlıklı ve bilinçli kilo kayıplarını sağlamalarında,  yanlış beslenme sonucu oluşabilecek komplikasyonları minimuma indirebilmek için, ameliyat sonrası alınması gereken doğru ek takviyeleri belirlemek amacıyla ameliyat sonrası diyetisyenden destek alınması son derece önemlidir. Şöyle ki, ameliyattan çıkan hastaların ilk soruları ‘Ne zaman ve ne kadar su içeceğiz? Ne zaman bir besin alabileceğiz?’ oluyor. Bu süreçte hastalar aslında diyetisyenin onlarla olması gerektiğini kendi sorularıyla belirtiyorlar. Hastalar ‘Bu besini yiyebilecek miyim, bunu yersem midem genişleyecek ve eski haline geri gelecek mi?’ gibi bir sürü soru yöneltiyorlar. İşte ameliyat süreci bittikten sonra yöneltilen tüm bu sorular diyetisyenleri ilgilendiren sorulardır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>KİMLERE UYGULANABİLİR?</strong></p>
<p>Uzm. Dyt. Hatice Sultan Kirişci, bariatrik cerrahinin kimlere uygulanabileceğini şöyle sıraladı:</p>
<p>Boy Kilo İndeksi (BKİ) ( boy/  ( kg *kg)= sonucu 35 ve üstü olan kişiler.</p>
<p>BKİ 35 üstü olup daha önce sadece diyet tedavisi denemiş kişiler. </p>
<p>BKİ 35 üstü olup daha önce endokrinoloji eşliğinde farmakolojik ilaç desteği ile kilo vermeye çabalamış ama başarılı olamamış kişiler.</p>
<p><strong>HASTALAR KURALLARA UYUM SAĞLAMALI</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası ilk andan itibaren doktor ve diyetisyen kontrollerine uyum sağlayan hastaların hayatlarında daha kolay uyum yakalayabildiklerini ifade eden Uzm. Dyt. Kirişci, “Ameliyat olmadan önce hastalara yaşayacaklarını, uygulamaları gereken prosedürleri çok detaylı bir şekilde anlatılması gerekiyor. Hasta aslında ameliyata girmeden, nelerle karşılaşacağını bilerek karar verme aşamasına geçiyor. Bu süreçte zorlanmamaları için hastanın uyumu en kilit noktalardan biri haline geliyor. Doktor kontrollerini, ilaçlarını, diyetlerini, düzeni, sporunu aksatmayan hastalarda; ameliyat öncesi hastanın uyması gereken kurallara anlatılan şekilde uyduğu takdirde sıkıntı gözlenmiyor” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>CERRAHİ DİYETİSYENDEN DESTEK ALMAK OLDUKÇA ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Ameliyat olmuş fakat hiçbir beslenme desteği almamış hastalarda zaman zaman zorluklarla karşı karşıya kalınabildiğini söyleyen Uzm. Dyt. Kirişci, “Hatalı diyet sonucu sağlıksız ve bilinçsiz bir şekilde kilo vermiş hastalarda ciddi kas kayıpları, saç dökülmesi, tırnak kırılması gibi vitamin eksiklikleri,  bazen de yanlış besin alımı sonucu bulantı kusmalar gözlenebiliyor. O yüzden hastaların ameliyat sonrası bariatrik cerrahi diyetisyeninden destek almaları son derece önemlidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>AMELİYAT SONRASI BESLENME</strong></p>
<p>Ameliyat sonrası beslenme tarzının nasıl olması gerektiğinden bahseden Uzm. Dyt. Kirişci, “Artık yeni doğmuş bir bebek gibi her şeyi aşama aşama, tolere edildikçe ilerlemeliyiz. Bebek doğduğunda katı gıda hemen veremediğimiz gibi, yeni ameliyattan çıkmış hastaya katı gıda veremiyoruz. İlk 2 hafta sıvı, sonraki 2 hafta püre ve birinci aydan itibaren katı gıdaya geçiş şeklinde mide kapasitesine göre diyet listeleri düzenlenmeli. Kas kaybı yaşamamaları adı protein desteği önemli, vitamin eksikliği yaşanmaması için multivitamin desteği şarttır. Ameliyat dikişlerinin daha hızlı iyileşebilmesi ve deri saklamaları olmaması için kolojen desteği önemlidir. Unutmamalıyız ki, ameliyat sonrası amaç sadece kilo kaybı değil, sağlıklı bir şekilde vitamin eksikliği yaşamadan yağdan kayıp sağlanmasıdır” diyerek sözlerini sonlandırdı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bariatrik-cerrahi-sonrasi-beslenmeye-dikkat-353527">Bariatrik Cerrahi Sonrası Beslenmeye Dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
