<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bütüncül | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/butuncul/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/butuncul</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Mar 2026 14:18:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bütüncül | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/butuncul</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 14:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bakımında]]></category>
		<category><![CDATA[bb]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[Bütüncül Yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623669</guid>

					<description><![CDATA[<p>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası kapsamında “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı” düzenledi. Sağlık profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden yaklaşık 500 kişinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.</strong></p>
<p><strong>İBB’nin bugüne kadar pansumandan psikolojik desteğe, fizyoterapiden hasta nakline kadar geniş yelpazede sunduğu evde sağlık hizmeti sayısı ise 1 milyon 302 bin 646’ya ulaştı.</strong></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, 18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası dolayısıyla “Evde Sağlık Hizmetlerinde Yaş Almış Bireylerin Bakımında Bütüncül Yaklaşım ve Farkındalık Konferansı”nı düzenledi. Yaklaşık 500 sağlık profesyoneli, hasta ve yaşlı bakım çalışanı ile sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı konferansta, yaşlı bireylerin yalnızca tıbbi bir vaka olarak değil; fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal boyutlarıyla bütüncül bir anlayışla ele alınması gerektiği vurgulandı.</p>
<p><strong>DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖNDER YÜKSEL ERYİĞİT : “YEREL YÖNETİMLERDE BİR İLK”</strong></p>
<p>Konferansın açılışında konuşan İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, sağlık hizmetlerinde bütüncül yaklaşımın önemine dikkat çekti. Evde sağlık hizmetlerinin özellikle yaşlı, kronik hastalar ve hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler için kritik olduğunu belirten Eryiğit, “Bugün burada, sağlık profesyonellerinin, kamuoyunun, hasta yakınlarının ve tüm ilgili paydaşların bu konudaki düşüncelerini, deneyimlerini ve önerilerini paylaşmalarını hedefliyoruz; çünkü İstanbul’umuzda yaşayan evde bakım hizmeti alan tüm hastalarımızın hızla sağlıklarına kavuşmaları için canla başla çalışmaktayız. Bütüncül yaklaşım da hastaların iyileşme süreçlerinde olumlu bir etki yaratır, tedaviyi hızlandırır. Evde sağlık hizmetlerinde, hastalarımızın yalnızca bedenlerine değil, ruhsal hallerine, sosyal çevrelerine ve yaşam kalitelerine de odaklanmalıyız. Bu sebeple bütüncül yaklaşıma önem veriyor ve yerel yönetimlerde bir ilk olarak bu konferansı gerçekleştiriyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>PROF. DR. DOĞAÇ NİYAZİ ÖZÜÇELİK: HASTANELERDEKİ YOĞUNLUK ÖNLENEBİLİR</strong></p>
<p>Konferansın ilk oturumunda Haliç Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik, “Yaş Almış Bireylerde Karşılaşılan Acil Durumlar” başlıklı bir sunum yaptı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Özüçelik, doğru planlanmış evde bakım ve aile hekimliği sayesinde hastane acilleri, poliklinikler ve yoğun bakımlardaki yoğunluğun önlenebileceğini söyledi.</p>
<p><strong>PROF. DR. TANER ARTAN: “DÜNYADA İKİ ÜLKEDE YALNIZLIK BAKANLIĞI VAR”</strong></p>
<p>İkinci oturumda İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’dan Prof. Dr. Taner Artan, “Yaş Almış Bireylerde Psikososyal Yaklaşım” konusunu ele aldı. “Yaşlanmak sorun değil, aktif yaşlanmayı becerememek sorundur” diyen Artan, İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kurulduğunu hatırlattı. Evde sağlık hizmetlerinde güven kurmanın, özerkliğe saygı göstermenin ve bireyle birlikte karar almanın önemini vurguladı.</p>
<p><strong>1 MİLYON 302 BİN 646 KEZ EVDE SAĞLIK HİZMETİ</strong></p>
<p>İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürlüğü, yara bakımı, pansuman, psikolojik destek, fizyoterapi, doktor değerlendirmesi, diyetisyen hizmeti, hasta nakli ve hane temizliği gibi geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bugüne kadar 65 yaş üstü 99 bin 429 evde bakım hastasına toplam 1 milyon 302 bin 646 kez hizmet ulaştırıldı.</p>
<p><strong>KONUŞMACILARA TEŞEKKÜR BELGESİ</strong></p>
<p>Konferansın sonunda İBB Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Hakan Yılmaztürk, Prof. Dr. Doğaç Niyazi Özüçelik ve Prof. Dr. Taner Artan’a katkılarından dolayı plaket takdim etti. Etkinlik, hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ibbden-yasli-bakiminda-butuncul-yaklasim-konferansi-623669">İBB&#8217;den yaşlı bakımında bütüncül yaklaşım konferansı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 12:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artabilir]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarının]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS hastalığı farkındalığını artırmak için her yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü olarak ilan edilmiş Dünya MS Günü kapsamında, hastalık süreci, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzının, hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649">Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, MS hastalığı farkındalığını artırmak için her yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü olarak ilan edilmiş Dünya MS Günü kapsamında, hastalık süreci, tedavi yöntemleri ve yaşam tarzının, hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>MS’in seyri kişiden kişiye değişiklik gösteriyor!</strong></p>
<p>MS’in (Multipl Skleroz), merkezi sinir sistemini (beyin ve omurilik) etkileyen kronik, bağışıklık sistemi kaynaklı (otoimmün) bir hastalık olduğunu hatırlatan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu hastalıkta bağışıklık sistemi yanlışlıkla sinir hücrelerini çevreleyen kablonun çevresindeki plastik gibi  miyelin kılıfa saldırır.” dedi.</p>
<p>Miyelin kaybının (demiyelinizasyon) sinir iletimini bozduğunu, zamanla sinir liflerinin de hasar görebildiğini aktaran Tarlacı, “Bu durum görme kaybı, kas güçsüzlüğü, denge bozukluğu, uyuşma, yorgunluk gibi çeşitli nörolojik belirtilerle kendini gösterir. MS’in seyri kişiden kişiye değişiklik gösterir. En sık görülen tipi ataklarla seyreden (relapsing-remitting) MS’tir; bu türde belirtiler alevlenmeler ve düzelmeler şeklinde dalgalı bir seyir izler. Zamanla hastaların bir kısmında ikincil ilerleyici MS gelişerek nörolojik fonksiyonlarda kalıcı bozulmalar artabilir. Daha nadir görülen primer progresif MS tipinde ise hastalık baştan itibaren yavaş ama sürekli ilerleyicidir. Hastalığın seyri; atak sıklığı, erken dönemdeki bulgular ve tedaviye yanıt gibi birçok faktöre bağlıdır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Erken teşhis, kalıcı bozukluk riskini düşürebilir!</strong></p>
<p>MS’in erken teşhisinin, hastalığın yönetimi ve uzun vadeli sonuçları açısından son derece kritik bir rol oynadığına vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Erken tanı sayesinde hastalığın aktif iltihap (inflamatuvar) evresinde müdahale edilerek sinir sistemi üzerindeki kalıcı hasarın önüne geçilebilir.” dedi.</p>
<p>Modern bağışıklık düzenleyici (immünomodülatör) tedavilerin, özellikle erken dönemde başlandığında hem atak sayısını azaltmada hem de hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada oldukça etkili olduğunu kaydeden Tarlacı, “Bu sayede yaşam kalitesi korunur ve hastaların bağımsızlıklarını sürdürme süreleri uzar. Geç kalınan durumlarda ise sinir sistemi hasarı birikici hale gelir. Bu, sadece belirtilerin daha sık ve şiddetli hale gelmesiyle değil, aynı zamanda tam geri dönüşü olmayan motor, duyusal ve bilişsel kayıplarla da sonuçlanabilir. Özellikle tedavi edilmemiş ataklar sonrası tam düzelme gerçekleşmeyebilir ve bu da hastada kalıcı sakatlık riski oluşturur. Ayrıca hastalığın progresif forma geçme olasılığı artar; bu durumda tedavi seçenekleri daha sınırlı ve etkisi daha düşüktür.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>MS&#8217;in kesin tedavisi olmasa da yönetilebilir bir hastalık olarak kabul ediliyor!</strong></p>
<p>MS’in günümüzde tamamen tedavi edilebilen bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir yöntem henüz bulunamamıştır. Ancak modern tıbbın sunduğu ilaç tedavileri ve yaşam tarzı düzenlemeleri sayesinde MS büyük oranda kontrol altına alınabiliyor.” dedi.</p>
<p>Günümüzde kullanılan hastalığın seyrini değiştirici tedavilere, özellikle erken dönemde başlandığında, atakların sıklığının ve şiddetinin azaltılabildiğini ifade eden Tarlacı, “Yeni lezyon oluşumunu yavaşlatabilir ve hastalığın ilerleyici formuna geçişi geciktirebilir. Bunun yanında atak tedavileri (genellikle kortizonlar) atak süresini kısaltabilir, semptomatik tedaviler ise yorgunluk, spastisite, mesane sorunları gibi şikâyetleri hafifletir. Sonuç olarak, MS şu anda kronik ama yönetilebilir bir hastalık olarak kabul edilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini destekleyici bir beslenme tercih edilmeli…</strong></p>
<p>MS için özel bir ‘tedavi diyeti’ olmamakla birlikte, mikrobik olmayan, bağışıklık sisteminden kaynaklanan iltihaplanmayı azaltıcı ve bağışıklık sistemini destekleyici beslenme tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Zeytinyağı, balık, sebze, meyve ve tam tahıl ağırlıklı Akdeniz diyeti önerilir. Doymuş yağ ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmalı, özellikle balık kaynaklı omega-3 yağ asitleri artırılmalıdır. D vitamini düzeyleri MS’te önemlidir; eksiklik varsa hekim kontrolünde takviye alınmalıdır. Glutensiz diyet, ketojenik diyet gibi özel beslenme yaklaşımlarının etkisi hâlâ araştırılmakta olup kesin kanıtlar sınırlıdır.”</p>
<p><strong>MS hastaları aşırı yorgunluk yaratmayan, kişiye göre uyarlanmış egzersizler tercih etmeli</strong></p>
<p>MS hastalarında yorgunluğun sık görülen bir semptom olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu nedenle düzenli ve kaliteli uyku hayati önemdedir. Uyku hijyeni sağlanmalı, uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu gibi bozukluklar varsa değerlendirilmelidir.” dedi.</p>
<p>Gündüz aşırı uyuma yerine, gece kesintisiz uykuya odaklanılması gerektiğini vurgulayan Tarlacı, “Eskiden MS hastalarına fiziksel aktiviteden kaçınmaları önerilirdi. Ancak bu yaklaşım günümüzde terk edildi. Düzenli yürüme, yüzme, bisiklete binme gibi hafif-orta şiddette aerobik egzersizler önerilir. Fizyoterapist eşliğinde yapılan kas kuvvetlendirme, denge ve esneklik egzersizleri kas-iskelet sağlığı açısından önemlidir. Aşırı yorgunluk yaratmayan, kişiye göre uyarlanmış programlar tercih edilmeli. Egzersiz sırasında vücut sıcaklığının artışı semptomları kötüleştirebileceği için serin ortamlar tercih edilmeli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik destek, MS’in sadece nörolojik değil, ruhsal etkilerine de bütüncül bir yanıt oluşturur</strong></p>
<p>Stresin, MS ataklarını tetikleyebileceğine veya semptomları şiddetlendirebileceğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Farkındalık temelli stres azaltma teknikleri, meditasyon ve yoga gibi yöntemler faydalı bulunmuştur. Psikolojik destek de duygusal yükü azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Hobi edinme, doğa yürüyüşleri gibi düzenli gevşeme sağlayan aktivitelerin de önemli olduğunu aktaran Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“MS hastalarının psikolojik dayanıklılığını artırmak, hastalığın getirdiği belirsizlik, işlev kaybı ve sosyal zorluklarla başa çıkabilmeleri açısından büyük önem taşır. Bu süreçte bireysel psikoterapi, özellikle bilişsel davranışçı terapi ve kabul ve kararlılık terapisi gibi yöntemler, hastaların duygusal tepkilerini düzenlemelerine, olumsuz düşüncelerle baş etmelerine ve içsel güçlerini keşfetmelerine yardımcı olabilir. Psikoterapinin yanı sıra, MS ile yaşayan bireylerin katıldığı destek grupları da oldukça kıymetlidir. Bu gruplar hastalara yalnız olmadıklarını hissettirir, deneyimlerini paylaşarak karşılıklı öğrenme ve duygusal destek imkânı sunar. Sosyal bağların güçlendirilmesi, hastaların umutlarını korumalarını ve daha sağlıklı baş etme mekanizmaları geliştirmelerini sağlar. Bu nedenle psikolojik destek, MS’in sadece nörolojik değil, ruhsal etkilerine de bütüncül bir yanıt oluşturur.</p>
<p>Sonuç olarak, MS hastaları için kişiselleştirilmiş ve disiplinli bir yaşam tarzı, ilaç tedavisinin etkisini artırabilir ve genel sağlığı iyileştirebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/butuncul-bir-yaklasimla-ms-hastalarinin-hayat-kalitesi-artabilir-538649">Bütüncül bir yaklaşımla MS hastalarının hayat kalitesi artabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buğday Derneği: Tarımda bütüncül bir düzenlemeye ihtiyacımız var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bugday-dernegi-tarimda-butuncul-bir-duzenlemeye-ihtiyacimiz-var-365441</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 09:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[buğday]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlemeye]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyacımız]]></category>
		<category><![CDATA[tarımda]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, belirli ürünlerin yetiştirilmesinin izne tabi olması, sözleşmeli tarım zorunluluğu ve ekilmeyen arazilerin kiralanması gibi değişiklikler getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugday-dernegi-tarimda-butuncul-bir-duzenlemeye-ihtiyacimiz-var-365441">Buğday Derneği: Tarımda bütüncül bir düzenlemeye ihtiyacımız var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, belirli ürünlerin yetiştirilmesinin izne tabi olması, sözleşmeli tarım zorunluluğu ve ekilmeyen arazilerin kiralanması gibi değişiklikler getiriyor. Kanundaki değişiklikler küçük çiftçinin bağımsızlığını, rekabet şansını ve tarımsal biyoçeşitliliği riske sokabilir. Olumlu etkiler sağlayacak bir yasal düzenleme için yerel tohumların, çeşitliliğin, toprak onarımının desteklenmesinden ve çiftçileri teşvik etmekten bahsetmek gerekiyor.</p>
<p>“İklim değişikliği ile mücadele, gıda talebindeki artış, doğal kaynakların etkin şekilde kullanılması, gıda güvencesi ve güvenliğinin temin edilmesi” gibi gerekçelerle üretimin planlanması gerekliliğinden yola çıkan Orman Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, üretim planlamasının arz-talep durumuna göre yapılmasını öngörüyor. </p>
<p>İklim değişikliğinin tarımdaki olumsuz etkilerini azaltmak, gıda güvencesini sağlamak ve ürün çeşitliliğini artıracak bir planlama yapmak önemli. Ancak yasadaki yeni düzenlemeler ve cezai yaptırımlar dikkat edilmesi gereken bazı sakıncalar içeriyor. Kuraklık, seller ve girdi maliyetlerinin baskısı altında küçük çiftçinin refahı ve bağımsızlığı konusunda bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Yasa hazırlanırken çiftçi örgütleri gibi konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının, sürdürülebilir tarım konusunda çalışan uzmanların ve akademisyenlerin görüşünün alınmaması bazı soruları beraberinde getiriyor. Örneğin yeni düzenleme, özellikle doğa dostu geleneksel uygulamaların, yerel tohumların, çeşitliliğe dayalı uygulamaların ve bu çeşitlilikten beslenen mutfak kültürünün teminatı olan küçük çiftçilerin arazilerini işlemeyi bırakıp toprağını terk etmesine yol açabilir mi? Gıda güvencesinin sağlanması üretim yeterliliği ile birlikte üretimle ilgili konularda söz, yetki ve karar aşamalarında çiftçilerin sürece dahil olmasını da kapsamaz mı? </p>
<p>Kanun değişikliği ne tür uygulamalar içeriyor?</p>
<p>Düzenlemede dikkat çeken önemli değişikliklerin başında, belirlenecek ürün veya ürün gruplarının üretimine başlanmadan önce Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan izin alınması zorunluluğu geliyor. Yasaya göre çiftçiler belli ürün gruplarını yetiştirmek için bakanlıktan izin alacaklar. İzin almadan üretim yapan çiftçilere desteklerden 5 yıl men edilme ve para cezası gibi yaptırımlar uygulanacak. </p>
<p>Bir diğer önemli değişiklik, Bakanlık tarafından belirlenecek ürün ve ürün gruplarında sözleşmeli üretimin zorunlu hale getirilmesi. Sözleşmeden vazgeçen taraflara cezai yaptırımlar uygulanacak.  </p>
<p>Yeni düzenleme, üst üste 2 yıl ekilmeyen tarım arazilerinin Bakanlıkça kiraya verilmesini de öngörüyor. 2 yıl üst üste ekilmeyen araziler öncelikli olarak arazinin bulunduğu yerleşim yerinde ikamet edenlere ya da tarımsal alanda faaliyet gösteren kooperatif, birlik, dernek ve vakıflar ile gönüllü kuruluşlara kiralanacak.</p>
<p>Kenevir üretimi konusunda yapılan değişiklikle daha önce tamamen izne tabi olan üretimde Bakanlığın çıkaracağı yönetmelikler çerçevesinde izinsiz girişimlerin önü açılıyor.</p>
<p>Buğday Derneği olarak, kabul edilen yasa düzenlemesindeki değişikliklerin gerekçede ifade edilen sorunlara çözüm sunabilmesinin ancak konuyla ilgili paydaşların görüşleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi ile mümkün olabileceğini savunuyoruz. Bu nedenle yasadaki değişiklikler ile ilgili uzman görüşlerini, yorumları ve önerileri Tarım ve Orman Bakanlığı’nın dikkatine sunuyoruz.</p>
<p>Sermayenin tarıma nüfuz etmesi kolaylaşıyor mu?</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmesine başvurduğumuz Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Elemanı Dr. Fatih Özden, toprak miktarının artırılamaması ve üretim yapılabilecek tarım arazilerinin önemli bir bölümünün mevcut kır/köy kökenli çiftçilerin mülkiyetinde olmasının sermayenin tarıma nüfuzunu sınırlandıran temel etkenlerden birisi olduğunu söylüyor. </p>
<p>Yasadaki değişiklikler ile sözleşmeli tarım yoluyla emeğin, arazi yoluyla da toprağın metalaşma süreçlerinin hızlanabileceğine dikkat çeken Dr. Fatih Özden sözlerini şöyle sürdürüyor: “Özellikle son 20 yıldaki değişiklik ve uygulamalara bakarak Türkiye’nin tarım anlayışını ihracat odaklı, monokültür, konvansiyonel ve endüstriyel bir sektör olarak değerlendirmek mümkün. Son dönemlerde Türkiye tarımında sözleşmeli üretim modelinin sıklıkla üzerinde durulması ve yasadaki değişiklikten de anlaşılacağı gibi yaygınlaştırılmak istenmesi sermayenin tarıma nüfuz etmesini kolaylaştırıyor.”</p>
<p>“Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün” kitabının yazarlarından Dr. Fatih Özden tarım arazilerinin kiralanmasının sermayenin tarıma girişini destekleyen başka bir yol olduğunu, söz konusu kiralamanın düzenlemede belirtildiği gibi, öncelikle arazinin bulunduğu yerleşim yerlerinde ikamet edenlere ya da kooperatif, birlik, dernek ve vakıf gibi STK’lara yapılmasının da arazilerin metalaşma sürecinin önüne geçemeyebileceğini söylüyor. Özden, köylerde ekilmeyen tarım arazilerinin halihazırda zaten kiralanabildiğini veya ortakçılıkla işlenebildiğini ve bu faaliyetlerinin büyük bir bölümünün de yine aynı veya yakın köylerden olduğunu hatırlatıyor ve ekliyor: “Ancak köylerde yanlış politikalar ve iklim krizi gibi sebeplerle özellikle küçük-orta ölçekli çiftçiler tarafından ekilemeyen arazilerin kiralanacağı STK’lar içinde ekonomik gücü ve yatırım kapasitesi olanların öne çıkması da mümkün.”</p>
<p>Yerel çiftçi haklarına ve üreticilere etkisi</p>
<p>“Çiftçilerin izin almadan üretim yapamayacağını söyleyen Bakanlık, böyle bir politika değişikliği için çiftçinin rızasını almış mıdır?” sorusunu soran Özden, radikal gibi gözüken bu sorunun aslında doğrudan gıda egemenliği ile ilgili olduğunu açıklıyor: “Gıda egemenliği çokça ifade edildiği gibi sadece üretimin yeterliliği sorunu değil, üretimle ilgili konularda söz, yetki ve karar aşamalarında çiftçilerin sürecin neresinde olduklarıyla da ilgilidir.” </p>
<p>Yeni düzenleme kır kökenli büyük üreticiler ve yatırımcıların küçük-orta ölçekli tarımsal işletmelerin emeğinden ve arazilerinden yaralanabilmelerinde bir nevi aracı pozisyonuna geçmelerine de fırsat verecek. Bu üreticiler şirketler için sözleşmeli tarım ve arazi kiralama gibi süreçlerde kolaylaştırıcı bir rol oynayabilirler.</p>
<p>Polikültür üretim yapan çiftçiler ve biyoçeşitlilik nasıl etkilenecek?</p>
<p>Yasada yapılan değişiklikte polikültür (çeşitliliğe dayalı) üretim yapan üreticiler için belirsizlik söz konusu. Yeni düzenlemeye göre polikültür üretim yapan üreticilerin yetiştirdiği çoklu ürünlerin bir veya daha fazlasına Bakanlığın izin vermemesi olasılığı bulunuyor. </p>
<p>Bakanlıkça belirlenen ürün veya ürün gruplarının üretiminin izne tabi olması özellikle küçük ölçekli veya polikültür üretim yapan üreticilerin kendi gıda güvencelerini de tehlikeye sokabilir. Yine aynı kesim üreticiler, çoğu zaman tüketiciye doğrudan ulaşan pazarlama kanallarını kullanıyor. Dolayısıyla uzun zaman zarfında kurmuş oldukları pazarlama ağının da bu süreçten olumsuz etkilenmesi söz konusu.</p>
<p>Dr. Fatih Özden’e göre bu durum üreticilerin bağımsızlığını riske sokarken, Türkiye’de zaten hâkim durumda olan monokültür üretimi daha da baskın hale getirebilir. Özden, günümüzde toprak, su, iklim şartları ve biyoçeşitliliğin azalması gibi sorunlarla baş edebilmek için polikültür üretimin teşvik edilmesi gerekirken, bu durumun polikültür üretime geçme potansiyeli olan üreticileri olumsuz etkileyeceğine vurgu yapıyor. </p>
<p>Gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında kendine yeterli toplulukların yeterli çeşitlilikteki üretimlerinden vazgeçmek zorunda kalması ve tek tip üretim yapmaya zorlanması, bu toplulukların piyasada çeşitli ürünlerle yakaladığı rekabet şansını kaybetmesine ve tek tip ürün yetiştirmenin ekonomik ve ekolojik riskiyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Bu adaletsizlik karşısında geliri düşen ve tarlasını satarak ailesiyle kente göç etmek zorunda kalan çiftçiler eskiden arazisinde yetiştirdiği çeşitli meyve sebzelerle beslenirken, marketten pazardan alabildiği kadarıyla ve nereden geldiği nasıl yetiştirildiği belli olmayan gıdayla yetinmek zorunda kalıyor. Üreten, kendine yeterli topluluklar giderek satın almak zorunda bırakılan ve alım gücü giderek düşen yoksul tüketicilere dönüşüyor. Şehre göç etmeyenler ise ya mevsimlik tarım işçiliğine yöneliyor ya da kentlerin varoşlarına göçerek işsizliğe, marjinal işlere, sosyal yardımlara mahkûm oluyor. </p>
<p>Bütüncül bir düzenleme için öneriler:</p>
<ul>
<li>
<p>Tarımda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmak, gıda güvencesini sağlamak ve ülkemizin farklı özelliklere sahip bölgelerinden yararlanarak ürün çeşitliliğini arttıracak bir planlama yapmak önemli. Bunu doğa ile uyumlu ve sürdürülebilir şekilde yapabilmek için agroekoloji ve onarıcı tarım uygulamalarına yönelmek gerekiyor.</p>
</li>
<li>
<p>Ülkemizde tarıma dair daha önce de çeşitli planlamalar ve yasa değişiklikleri yapıldı. Ancak yapılan planlama ve değişikliklerin kalıcı ve etkili olabilmesi için katılımcı bir süreç izlenerek kanun değişikliğinin yapılması gerekir. </p>
</li>
<li>
<p>Yasa değişikliklerinin çiftçileri zorunlu kılarak ve cezai yaptırımlar uygulanmasına yönelik değil, teşvik ve destekleme yollarını açmaya yönelik olması gerekir. Türkiye’de destekleme araçlarının neden hedeflere ulaşmada yetersiz kaldığının analizi yapılmalı.</p>
</li>
<li>
<p>Üretim sınırlamasının arz-talep üzerinden sayısal olarak üretim miktarına göre yapılması yerine ülkenin iklim, coğrafi özellikler, toprak ve su şartlarına ve bölgesel ihtiyaç ve potansiyellerine göre bölgesel üretim planlamaları yapılmalı ve her bölgede yerel üretim, yerel tüketim sisteminin altyapıları kurulmalı. Böyle bir planlama ile, yerel çeşitlerin devamı ve tarımsal biyoçeşitlilik de sağlanmış olur. </p>
</li>
</ul>
<p>Dünyadaki uygulamalar</p>
<p>Avrupa Birliği’nin uyguladığı Ortak Tarım Politikası (OTP) Avrupalı çiftçiler için sürdürülebilir bir gelecek sağlamayı, küçük çiftliklere hedefe yönelik destek sağlamayı ve AB ülkelerinin tedbirleri yerel koşullara uyarlaması için daha fazla esneklik sağlamayı amaçlıyor.</p>
<p>OTP’de yürürlüğe giren yeni düzenlemeler ile 2021-2027 yılı için ayrılan maddi kaynağın Yeşil Mutabakat hedefleri çerçevesinde biyoçeşitliliğin ve organik tarım alanlarının artırılmasına, geçimini çiftçilikten sağlayanların ve genç çiftçilerin desteklenmesine, tarımda inovasyonun artırılmasına harcanması planlanıyor.  </p>
<p>Örneğin, her çiftlikte ekilebilir arazinin en az %3’ünün biyoçeşitliliğe ayrılacağı, bütçenin en az %25’i ekosistemlere tahsis edilerek iklim ve çevre dostu tarım uygulamaları ve yaklaşımları (organik tarım, agroekoloji, karbon tarımı vb.) ile hayvan refahının iyileştirilmesi için daha güçlü teşvikler sağlanacağı, kırsal kalkınma fonlarının en az %35’inin iklim, biyoçeşitlilik, çevre ve hayvan refahını desteklemeye yönelik tedbirlere tahsis edileceği 2021-2027 planları arasında. Yeni mevzuat üstlenilen faaliyetlerin düzeyi de dahil olmak üzere AB ülkeleri tarafından belirlenecek zorunlu ancak esnek bir aktif çiftçi tanımı içeriyor ve sadece aktif çiftçilerin belirli AB desteklerini alabilmesine izin veriyor.</p>
<p>Hindistan’da ise tarım politikalarının temelini 1960’ta yapılan düzenlemeler oluşturuyor. Eylül 2020’de devlet desteğini sonlandırıp, sözleşmeli tarıma kapı açarak özel sektörün tarıma girişini artıracak üç tarım yasasının meclisten geçmesi, bir yılı aşkın süren protestolara sebep olmuştu. Protestolara sebep olan tarım yasası tarımda taban fiyat uygulaması, gübre ve mazot desteği, haşereyle mücadele ve ilaçlama, pazar ağı gibi desteklere son verip, küçük üreticileri büyük şirketlerle karşı karşıya bırakıyordu. Çiftçiler büyük şirketlerin istediği ürünleri, onların istediği fiyata satmak zorunda kalıyordu. Özel sermayenin sömürüsüne maruz kalan çiftçilerin ülke tarihindeki en uzun protesto olarak geçen mücadelesi sonucunda yasa geri çekildi.</p>
<p>Etkili bir yasa için gerekenler</p>
<p>Yasayı değerlendirerek önerilerde bulunan Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç, dünya genelinde tarımda yapılan yeni yasal düzenlemelerin çiftçilerin özerkliği, bağımsızlığı ve dayanıklılığına vurgu yaptığını belirterek ülkemizde yürürlüğe giren yeni düzenlemenin planlama adı altında çiftçilerin bağımsızlığını etkileyerek daha çok cezai yaptırımdan bahsettiğine dikkat çekiyor. </p>
<p>“Yasa, biyolojik çeşitlilik için büyük bir tehlike olan endüstriyel tarımdaki monokültürün artmasına neden olarak ekolojik tarımın önerdiği polikültür, ara ürün, birlikte ekim gibi farklı yöntemlerin önünü kapıyor” diyen Atınç, etkili bir yasal düzenleme için şu önerilerde bulunuyor: “Yasaların gerçek bir değişim yaratması için iklim değişikliğinin tarımdaki olumsuz etkilerini önlemekten, çiftçileri tarımdan uzaklaştırmak yerine teşvik etmekten, yalnızca büyük çiftçiler ve şirketlere fayda sağlamak yerine yerel tohumların, polikültür uygulamaların ve yerel çeşitlilikten beslenen küçük çiftçilerin önünü açmaktan, ürün çeşitliliğini artırmaktan ve bütün bunları yaparken gıda güvencesi sağlamaktan bahsetmesi gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bugday-dernegi-tarimda-butuncul-bir-duzenlemeye-ihtiyacimiz-var-365441">Buğday Derneği: Tarımda bütüncül bir düzenlemeye ihtiyacımız var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEMA Vakfı: Deprem Sonrası Yapılacak Planlama Çalışmaları, Bütüncül Bakışla ve Ekosistem Dikkate Alınarak Yapılmalıdır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-deprem-sonrasi-yapilacak-planlama-calismalari-butuncul-bakisla-ve-ekosistem-dikkate-alinarak-yapilmalidir-354191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Mar 2023 11:45:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alınarak]]></category>
		<category><![CDATA[bakışla]]></category>
		<category><![CDATA[bütüncül]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[planlama]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[tema]]></category>
		<category><![CDATA[vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[yapılacak]]></category>
		<category><![CDATA[yapılmalıdır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354191</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat’ta meydana gelen ve Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini etkileyen depremler on binlerce yurttaşımızın canının, yüz binlerce yurttaşımızın malının ve geçmişinin yok olmasına neden oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-deprem-sonrasi-yapilacak-planlama-calismalari-butuncul-bakisla-ve-ekosistem-dikkate-alinarak-yapilmalidir-354191">TEMA Vakfı: Deprem Sonrası Yapılacak Planlama Çalışmaları, Bütüncül Bakışla ve Ekosistem Dikkate Alınarak Yapılmalıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>6 Şubat’ta meydana gelen ve Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini etkileyen depremler on binlerce yurttaşımızın canının, yüz binlerce yurttaşımızın malının ve geçmişinin yok olmasına neden oldu. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, deprem sonrası yapılacak planlama çalışmalarının anlık ihtiyaçlara göre değil, bütüncül bakışla ve ekosistem dikkate alınarak yapılması gerektiğine vurgu yaparak, “Yıkım yaşamış bu geniş coğrafya için hem bölge insanının hem de doğanın haklarına aykırı kararlar, tarihsel ve kültürel bağlamından kopuk yeni yerleşim alanlarının oluşmasına ve geri dönüşü mümkün olmayacak yeni sorunlara neden olacaktır” dedi. </strong></p>
<p>Afetten derin bir biçimde etkilenmiş yurttaşlarımızın barınma ihtiyaçları acilen giderildikten sonra şehirlerin sürdürülebilir bir şekilde yeniden kurgulanmasının çok ciddi bir ihtiyaç olduğunun altını çizen Deniz Ataç, “126 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesini değerlendirdiğimizde ise meraların ve ormanların korunacağından, yıkıntı atıklarının çevre ve insan sağlığını tehdit etmeyecek şekilde bertaraf edileceğinden ve depremden etkilenen illerin  bütüncül bir yaklaşımla planlanarak inşa edileceğinden endişe duyuyoruz. Yıkım yaşamış bu geniş coğrafya için hem insan hem de doğanın haklarına aykırı kararlar, tarihsel ve kültürel bağlamından kopuk yeni yerleşim alanlarının oluşmasına ve geri dönüşü mümkün olmayacak yeni sorunlara neden olacaktır” diye konuştu. </p>
<p><strong>“Öncelikle afetzedelere, en kısa sürede nitelikli geçici yaşam alanları sağlanmalıdır”</strong></p>
<p>“Kentlerin yeniden inşası uzun vadeye yayılan, etaplar halinde uygulanabilecek ve çok aktörlü katılımla gerçekleştirilebilecek bir konudur” diyen Ataç, “Bu süreç yürütülürken kısa ve orta vadede, insanların yaşam alanlarını kalıcı şekilde terk etmek zorunda kalmadan şehirlerine, kültürlerine ve doğal varlıklarına sahip çıkabilmelerini sağlayacak nitelikli geçici barınma koşulları sağlanmalıdır. İnsanların var olan toplumsal ve mekânsal ilişkilerini sürdürmelerini sağlayacak ve doğal alanlara zarar vermeyecek, çevreye uyumlu çözümler ortak akılla, hiçbir grup dışlanmadan geliştirilmelidir. Kentsel ve kırsal toplumların ihtiyaçları farklıdır. Bu farklılığın gözetildiği ve ihtiyaç çeşitliliğine uygun çözümlerin sağlanabildiği geçici barınma türleri, uygun yerlerde ve biçimlerde sunulmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Ekolojik gerçeklerle uyumlu güvenli yaşam alanları planlanmalıdır”</strong></p>
<p>Ataç, yıkımın ardından kentsel ve kırsal alanlarda kaybedilenin sadece konut alanları olmadığını hatırlatarak, “Tarımıyla, sanayisiyle, kültür varlıklarıyla ve eşsiz coğrafyasıyla çok değerli bir sistem çökmüştür. Bu çöküşün giderilmesinin tek yöntemi, bütüncül ve ekosistem tabanlı kalkınma planları, bölge planları, çevre düzeni planları ve devamında bunlara bağlı olarak yapılacak imar planlarıdır. </p>
<p>Salgın hastalıklar, yangınlar, seller, depremler, kuraklık gibi art arda yaşanan afetler artık toplum olarak çok riskli koşullarda yaşadığımızı bize sürekli hatırlatmaktadır. Dolayısıyla deprem, iklim krizi gibi üst üste binen risk unsurlarına karşı dirençli bir yaşamı kurgulamak için şehir ve bölge planlama elimizde bulunan en güçlü araçtır” şeklinde konuştu.  </p>
<p><strong>“Toplum demokratik yöntemlerle planlama ve tasarım süreçlerine mutlaka dahil edilmelidir”</strong></p>
<p>Planlama konusunda bir diğer önemli konunun da halkı bölgeden koparan, karar süreçlerinin dışında tutan yaklaşımlardan uzak durulması gerektiği olduğunu belirten Deniz Ataç, afet sonrası yeniden toparlanma süreci ne kadar şeffaf ve katılımcı yürütülürse kayıpların onarılmasının ve bölgede yeni bir yaşam kurulmasının o kadar sağlıklı olacağını söyledi. Ataç, “Güvenli kentlerde uzun vadede barış, huzur ve refah içinde yaşanacak şehirler ancak planlama yoluyla yeniden üretilebilir” diyerek, “Planlama; tüm bu süreçlerdeki eylem ve programları bütüncül şekilde kurgulamayı, toplumsal ve mekânsal olarak kültürel, sosyal ve iktisadi hayatı bir bütün olarak üretmeyi hedefler. Bu denli önemli bir aracı devre dışı bırakıp afet sonrası kentlerin yeniden var edilmesini sadece yer-yapı analizleri sonrasında verilecek mühendislik hizmetleri yoluyla konut üretimi olarak anlamak ve uygulamak yeterli ve doğru olmayacaktır. Ayrıca insanların kendi yaşam alanlarının kurgulanması sırasında sürece katılımının da tamamen önünün kapatılmasına sebep olacaktır” ifadelerini kullandı. </p>
<p>“Olağanüstü bir durum içerisinde olduğumuzun farkındayız” vurgusunda bulunan Ataç, “Bu denli büyük bir yıkımın ardından birlikte yaraları sarmaya, acıları paylaşarak azaltmaya çalıştığımız bugünlerde insan onuruna, değerlerine, gereksinimlerine uygun ve doğayla barışık bir sürecin örgütlenmesinin önemle altını çiziyoruz. Kadim kentlerimizin, yüzyıllar boyunca kentsel ve kırsal yaşama ev sahipliği yaptığı bilinciyle anlık kararlarla değil; uzun vadeli, her bir aşaması hesaplanmış ve öngörülmüş, bütüncül ve ekosistem tabanlı planlama süreçleri işletilerek kalıcı, etkin, başka sorunlara yol açmayacak çözümlerle planlanması için tüm karar vericilere çağrıda bulunuyor, sürece katkıda bulunacak herkese peşinen teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tema-vakfi-deprem-sonrasi-yapilacak-planlama-calismalari-butuncul-bakisla-ve-ekosistem-dikkate-alinarak-yapilmalidir-354191">TEMA Vakfı: Deprem Sonrası Yapılacak Planlama Çalışmaları, Bütüncül Bakışla ve Ekosistem Dikkate Alınarak Yapılmalıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
