<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bozukluğu | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bozuklugu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bozuklugu</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bozukluğu | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bozuklugu</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 09:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[kişilerin]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599172</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yarattığı iş gücü kaybı, kişilerin yaşam konforunu bozması sürekli ilaç kullanmak gerekliliği gibi birçok etken sinüzit sorunu yaşayan kişilerin yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Özellikle son yıllarda daha çok gündeme gelen “Balon sinoplasti” yönteminin, hiçbir dokuyu kesmeden uygulanması sayesinde önemli bir seçenek haline geldiğini söyleyen KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata “Bu sayede güvenli ve komplikasyon riskini belirgin şekilde azaltan bir seçenek oluşturuyor. Ayrıca kesisiz olması nedeniyle kanama bozukluğu yaşayan hastalarda da kullanılabiliyor” dedi </em></p>
<p><strong>SİNÜZİT GİDEREK ARTIYOR; ALERJİLER VE KALABALIK YAŞAM ETKİLİ </strong></p>
<p>Giderek kalabalıklaşan dünya, yaşam alanlarımızın yapaylaşması hem alerjilerde artışa hem de daha sık enfeksiyonlarla karşılaşmamıza neden oluyor. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini ve özellikle bu iki durumun da etkisiyle sinüzitin kronikleştiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Pata hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerekliliğini şu cümlelerle aktardı: “Sürekli yüz bölgesinde dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat standardımızı ve mutluluğumuzu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Beraberinde sürekli ilaç kullanımı gerekliliği de ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.” </p>
<p>Riski düşük olmakla birlikte tedavi edilmediği taktirde sinüzitin kulağa yayılıp orta kulak iltihabına neden olabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Pata, “Hatta, göze doğru yayılıp görme kaybına hatta ve hatta beyne ilerleyip menenjit gelişmesine, beyin absesi oluşumuna bile neden olabilir” dedi. </p>
<p><strong>“BALON SİNOPLASTİ DOKULARA ZARAR VERMEDEN KANAMASIZ UYGULANABİLİYOR” </strong></p>
<p>Sinüzit tedavisinde kullanılan ve özellikle son yıllarda öne çıkan balon sinoplasti yönteminin kanamasız şekilde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Elimizde bıçak, makas gibi kesici bir alet olmadan çalışıyoruz. Hiçbir dokuyu zedelemiyor, çevre yapılara herhangi bir temasla zarar vermiyoruz. Böylece kanama riski en aza iniyor ve cerrahi süreç çok daha kontrollü ilerliyor” dedi. Balon sinoplastinin dokuları koruyan ve iyileşme sürecini hızlandıran bir yöntem olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pata, 2005’te Amerika’da geliştirilen, Türkiye’de ise 2006’dan bu yana uygulanan bu tekniğin klasik ameliyatlarla aynı tedavi başarısına sahip olduğunu söyledi. </p>
<p>Prof. Dr. Pata, sözlerine şöyle devam etti: “Balon sinoplasti ameliyatında dokulara hiçbir zarar vermeden sinüs ağızlarını açıyoruz. Klasik cerrahilerle karşılaştırıldığında elde edilen sonuçların birbirine denk olduğunu görüyoruz. Ancak bu yöntemde doku bütünlüğü korunuyor ve kanama riski ortadan kalkıyor. Dolayısıyla sinüzit hastalıklarının cerrahi tedavisinde önemli bir alternatif olarak kullanılmaya devam ediyor” diye konuştu. </p>
<p><strong>DOĞRU HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ </strong></p>
<p>Balon sinoplastinin genellikle genel anestezi altında uygulandığını aktaran Prof. Dr. Pata, süreçle ilgili şu bilgileri aktardı: “Hastamız genel anestezi altında uyurken sinüs kanalının ağzını bulup balonu ilerletiyoruz. Balon tam sinüsün ağzına geldiğinde şişiriyoruz. Balon şiştiğinde o bölgedeki daralmış sinüs kanalı genişliyor ve sinüsün havalanması sağlanıyor. Sinüsün içine hava girince de kronik sinüzit haftalar içerisinde yavaş yavaş düzeliyor ve hastalık tamamen geçiyor.” </p>
<p>Her sinüzit hastasının bu yönteme uygun olmadığının altını çizen Prof. Dr. Pata, “Nadiren nazal polip dediğimiz oluşumlar olabilir; polipli kronik sinüzitli hastalarda balon sinoplasti tek başına sonuç vermez ama endoskopik sinüs cerrahisiyle birlikte kombine şekilde kullanılırsa sonuçlar çok daha iyi olur. Bunun dışındaki birçok hastada balon sinoplasti uygulanabilir” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>‘KANAMA RİSKİ OLAN HASTALARDA KULLANILABİLİYOR” </strong></p>
<p>“Balon sinoplastinin önemli kazanımlarından biri kanamasız bir yöntem olması” diyen Prof. Dr. Pata, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bazı hastalarda, kanaması zor duran ya da kanama hastalığı olan durumlar olabilir. Klasik ameliyatlarda bu hastaları takip etmek zordur cümlesi yerine bu hastaları standart cerrahi yöntemler ile ameliyat etmek zordur. Balon sinoplasti ise hiçbir yeri kesmediğimiz ve dokulara zarar vermediğimiz için kanamasız bir yöntemdir. Bu nedenle kanama riski olan hastalarda çok önemli kazanım sağlar.” </p>
<p><strong>“GÜNLÜK YAŞAMA HIZLI DÖNÜŞ SAĞLANABİLİYOR” </strong></p>
<p>İşlemin hasta konforu açısından önemli kazanımları olduğunu belirten Prof. Dr. Pata, “Kesme, kanatma, travma oluşturma gibi bir durum olmadığı için hastalar aynı gün taburcu oluyor. Çoğu kişi 3–5 saat içinde günlük aktivitelerine dönebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>“AYLARCA SÜREN BURUN TIKANIKLIĞINI BASİT NEZLE SANMAYIN” </strong></p>
<p>Uzun süreli tıkanıklığın farklı patolojilere işaret edebileceğini belirten Prof. Dr. Pata, “Burun kemiği eğriliği, alerji, sinüzit, polip hatta nadiren tümör gibi nedenler olabilir” dedi. Günümüzde sinüzit hastalığının artış gösterdiğini belirten Prof. Dr. Pata şöyle devam etti: “Hem kalabalık ortamlarda yaşamamız nedeniyle daha sık enfeksiyon geçiriyoruz hem de yaşam alanlarımız yapaylaştıkça alerjiler artıyor. Her iki durum da üst solunum yolları enfeksiyonu sıklığını artırıp sinüzit olmamıza ve zaman içerisinde sinüzitin kronikleşmesine yol açabilir. Sürekli dolgunluk, baş ağrısı, yorgunluk, nefes alamama ve bozuk uyku hayat konforunu ciddi şekilde azaltıyor. İş gücü kaybına neden oluyor. Sürekli ilaç kullanımı da ekonomik kayıp yaratıyor. Bu nedenle sinüzit mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık.”</p>
<p><strong>‘GÜNCEL TEDAVİLERLE YÜZDE YÜZE YAKIN BAŞARI SAĞLANIYOR’ </strong></p>
<p>Modern tedavi yöntemlerinin oldukça etkili olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yavuz Selim Pata, “Eskiden sinüzit ameliyat ile tedavi edilmez, edilemez yine tekrarlar diye bilinir ve kabul edilirdi. Günümüzde ise modern teşhis ve tedavi yöntemleri kullanılarak birçok hastalık gibi kronik sinüzitlerde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Sinüzit ameliyatları iyi bir cerrah tarafından doğru yöntemler kullanılarak yapılır ise başarı oranı oldukça yüksektir. Doğru tanı ve doğru yöntemle sinüzit bir daha tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebiliyor” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanama-bozuklugu-olan-kisilerin-sinuzit-tedavisinde-de-kullanilabiliyor-599172">Kanama Bozukluğu Olan Kişilerin Sinüzit Tedavisinde de Kullanılabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 14:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[eve]]></category>
		<category><![CDATA[kapanma]]></category>
		<category><![CDATA[kişinin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584837</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Serdar Nurmedov, özellikle deprem gibi travmalar sonrası evine kapanan gençlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bu durumun nedenleri, belirtileri ve ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Evden çıkmamak, hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneği…</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan irili ufaklı depremlerin binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Fiziki, sosyal ve maddi yıkımların yanı sıra sarsılan psikolojik dengeler de uzun yıllar toplum üzerinde etkisini sürdürmeye devam ediyor.” dedi.</p>
<p>Son günlerde medyada yer yer deprem sonrası evden çıkamayan, sosyal hayata dönemeyen, kendini odasına kapatan gençlerin hikayelerine rastlandığını hatırlatan Prof. Dr. Nurmedov, “Bu durum basit bir isteksizlik ve ilgi azalmasından ziyade buzdağının görünen kısmı misali, ciddi bir ruhsal sorunun yalnızca görünen yüzü olabilir. Deprem gibi ağır bir travmadan sonra bazı insanlar dış dünyayı tehlikeli olarak algılar. Ev, onlar için tek güvenli alan haline gelir. Bu sebeple evden çıkmamak bir tercih değil, beynin hayatta kalma stratejisi olarak devreye giren bir savunma düzeneğidir. Bu duruma psikolojide kaçınma davranışı (avoidance) denir ve çoğu zaman Akut Stres Reaksiyonu ve/veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile ilişkilidir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Uzun süre evden çıkmamak ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü!</strong></p>
<p>Uzun süre evden çıkmamanın her zaman için ruhsal bir bozukluğun belirtisi olmayabileceğini fakat bu durumun, ruhsal bir bozukluğun gelişmesi için önemli bir risk faktörü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Uzun süre dışarı çıkmamak, okula ya da işe gitmemek, insanlarla görüşmeyi bırakmak; depresyon, kaygı bozukluğu, agorafobi veya sosyal fobi gibi ruhsal sorunların habercisi olabilir.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Nurmedov, bunlara ek olarak ‘hayat anlamsız’ ya da ‘artık hiçbir şey yapmak istemiyorum’ gibi umutsuzluk da eşlik ediyorsa artık bu durumun ciddiye alınması gerektiğini aktardı.</p>
<p><strong>Aileler ya da kişinin yakın çevresi ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olmalı! </strong></p>
<p>Normal şartlarda bile dijital dünyaya olan eğilimin artmasına ek olarak travma sonrası bazı gençlerin gerçek hayattan iyice çekilip dijital dünyaya sığındıklarını kaydeden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Saatlerce telefonla oynamak, oyunlara bağımlı hale gelmek aslında duygusal acıdan kaçma yöntemidir. Zamanla bu durum gerçeklikten kopma, sosyal becerilerin körelmesi, yalnızlaşmanın artması gibi ciddi sonuçlar doğurur ve Hikikomori benzeri sosyal izolasyon sürecine evrilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür durumla karşılaşan ailelerin ya da kişinin yakın çevresinin ne çok zorlayıcı ne de çok izin verici olması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Nurmedov, şunları söyledi:</p>
<p>“Zorlamak direnci arttırır ve kişi daha çok içine kapanır. Öte yandan ‘bırakalım kendisi toparlasın’ yaklaşımı da sürecin uzamasına ve sorunun büyümesine vesile olur. Bu bağlamda aileler ya da kişinin yakın çevresi yargılamadan dinleyebilmeli, his ve duygularını önemsemeli, birlikte günlük küçük hedeflerle hayata dönüş planları yapmalı, uzman desteği için teşvik etmeliler. Öte yandan azarlamak, suçlamak, kıyaslamak ya da zorla dışarıya çıkarmaya çalışmak asla yapılmaması gereken davranışlardır.” </p>
<p><strong>Kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmışsa durum ciddidir!</strong></p>
<p>Uzun süre evde kalmanın ve sosyal hayattan uzaklaşmanın yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde de olumsuz etkiler bıraktığına işaret eden Prof. Dr. Serdar Nurmedov, “Bu süreçte uyku düzeni bozulabilir, kişi geç kalkmaya ya da uykuya dalamamaya başlayabilir. Yeme alışkanlıkları değişir, iştahsızlık ya da tam tersi aşırı yeme davranışı sonucu kilo artışı ya da kaybı görülebilir. Zaman içinde kaygı ve depresyon belirtileri derinleşir, kişi özgüveninin kaybedebilir ve umutsuzluk gelişebilir. Tüm bunların sonucunda kişi sosyal hayattan tamamen koparak daha derin bir izolasyon sürecine sürüklenebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür vakalarda gecikmeden müdahale edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Nurmedov, “Aksi halde süreç kronikleşerek tedavi sürecini güçleştirir. Bu süreçte bazı belirtiler ciddi bir riskin habercisi olabilir ve acil uzman desteği gerektirir. Eğer kişi iki haftadan daha uzun süredir içe kapanmış, günlük yaşam işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelip okuldan ya da işten uzaklaşmışsa, sosyal ilişkilerini tamamen kesmişse ya da gerçeklikten kopuşu çağrıştıran ifadeler kullanmaya başlamışsa durum ciddidir. Hele sosyal medya hesaplarını kapatmaya başlamışsa bir genç, durum çok daha ciddidir. Böyle durumlarda günler değil, saatler içerisinde önlem almak gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Evine kapanan biri travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyor olabilir! </strong></p>
<p>Benzer bir durum yaşayan kişilere doğru yaklaşım ve destekle içinde bulundukları sürecin tamamen aşılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nurmedov, “İlk adım genellikle ruhsal durum muayenesidir. Kişinin ruhsal durumu, travmanın etkileri ve işlevsellik düzeyi açısından ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>
<p>Gerek görüldüğünde ilaç tedavisi ile yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif belirtilerin de kontrol altına alınması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nurmedov, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Travma odaklı psikoterapiler travmaya bağlı duygusal yükün işlenmesinde etkili yöntemlerdir. Kişinin günlük hayata yeniden katılımını desteklemek için kademeli sosyal aktivasyon planı uygulanabilir. Bu süreçte aile desteğinin doğru şekilde organize edilmesi önemlidir. Bu amaçla aileye psikoeğitim verilerek hem kişinin zorlandığı noktalar hem de ona nasıl destek olunacağı öğretilir. </p>
<p>Sonuç olarak evine kapanan bir insan sadece tembel, sorumsuz ya da isteksiz olmayabilir. O kişi aslında travmanın görünmeyen enkazı altında nefes almaya çalışıyordur. Görmezden gelmek değil, anlamak ve destek olmak gerekir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-eve-kapanma-psikolojik-acinin-sessiz-cigligi-olabilir-584837">Deprem sonrası eve kapanma, psikolojik acının sessiz çığlığı olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyenlerin projesi ile ruhsal bozukluğu olan bireylerin 3D yazıcı kullanarak işlevselleşmesi araştırılacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerin-projesi-ile-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylerin-3d-yazici-kullanarak-islevsellesmesi-arastirilacak-584164</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Oct 2025 08:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenlerin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ege Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584164</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal yürütücülüğünde, farklı disiplinlerden uzmanların iş birliğiyle hazırlanan “Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylerin 3D Yazıcı Kullanımlarının İşlevsellik Düzeylerine Etkisi” adlı proje, “TÜBİTAK 1002 A Hızlı Destek Modülü” kapsamında desteklenmeye uygun bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerin-projesi-ile-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylerin-3d-yazici-kullanarak-islevsellesmesi-arastirilacak-584164">Egeli akademisyenlerin projesi ile ruhsal bozukluğu olan bireylerin 3D yazıcı kullanarak işlevselleşmesi araştırılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal yürütücülüğünde, farklı disiplinlerden uzmanların iş birliğiyle hazırlanan “Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylerin 3D Yazıcı Kullanımlarının İşlevsellik Düzeylerine Etkisi” adlı proje, “TÜBİTAK 1002 A Hızlı Destek Modülü” kapsamında desteklenmeye uygun bulundu. Proje, kronik ruhsal bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitesini artırmak için 3D yazıcı kullanımının etkilerini araştıracak.</p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Ege Üniversitesi, bilimin ışığında insanlığa hizmet etmeye devam ediyor. Ege Üniversitesi olarak, toplumumuzun sağlık ihtiyaçlarına yönelik yenilikçi çözümler üretme misyonumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu proje, ruhsal bozukluğu olan bireylerin yaşam kalitelerini artırma ve topluma katılımlarını güçlendirme adına atılmış çok değerli bir adımdır. Disiplinlerarası iş birliğinin en güzel örneklerinden biri olan bu çalışmanın, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde ruh sağlığı alanına önemli katkılar sunacağına inanıyorum. Proje yürütücüsü Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal, “Dünya genelinde her sekiz kişiden biri ruhsal bozukluk yaşıyor ve bu bireylerin önemli bir kısmı etkili tedaviye erişemiyor. Ruhsal bozukluklar; bilişsel, duygusal ve sosyal işlevlerde kayıplara yol açabiliyor, yalnızca ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda psikososyal müdahaleler iyileşme sürecinde kritik bir rol üstleniyor. Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri bu alanda önemli hizmetler sunmakla birlikte, bireylerin yaratıcılık ve üretkenliğini destekleyecek yenilikçi uygulamalara ihtiyaç duyuluyor. Bu proje, kronik ruhsal bozukluk tanısı almış bireylerin 3D yazıcı kullanımlarının işlevsellik düzeylerine etkisini araştıracak” diye konuştu.</p>
<p><b>“Disiplinler arası iş birliği ile yenilikçi yaklaşım”</b></p>
<p>Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal, “Proje kapsamında, alanında uzman farklı disiplinlerden araştırmacılardan oluşan bir ekip belirlendi. Bu ekipte akademisyen ve klinisyen psikiyatri hemşireleri ve psikiyatri hekimi; ruhsal bozukluğu olan bireylerin klinik değerlendirmesi, işlevsellik düzeylerinin ölçülmesi ve psikososyal müdahalelerin uygulanmasında görev alacaklar. Ayrıca, makine mühendisi akademisyenimiz de, 3D yazıcıların teknik boyutu, tasarım ve üretim süreçlerinin yürütülmesinde katkı sağlayacak. Bu disiplinler arası iş birliği, projenin hem sağlık hem de mühendislik boyutunu kapsayarak yenilikçi bir yaklaşım geliştirmesine olanak tanıyacak. Böylece proje, yalnızca ruh sağlığı alanına değil, aynı zamanda teknolojinin bireylerin rehabilitasyon süreçlerine entegrasyonuna da katkı sunmayı hedefliyor. Uygulama, Ege Üniversitesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde yürütülecek” dedi.</p>
<p>Arş. Gör. Dr. Merve Uğuryol Ünal’ın yürütücüsü olduğu projede; Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Damla İşman Haznedaroğlu, Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Arş. Gör. Dr. Hasan Yavuz Ünal, Ege Üniversitesi Hastanesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Hemşiresi Dr. Tülün Liman araştırmacı olarak yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyenlerin-projesi-ile-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylerin-3d-yazici-kullanarak-islevsellesmesi-arastirilacak-584164">Egeli akademisyenlerin projesi ile ruhsal bozukluğu olan bireylerin 3D yazıcı kullanarak işlevselleşmesi araştırılacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanından Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu Değerlendirmesi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-dissosiyatif-kimlik-bozuklugu-degerlendirmesi-459650</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2024 08:08:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[dissosiyatif]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=459650</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında çoklu kişilik bozukluğu olarak bilinen dissosiyatif kimlik bozukluğu nadir görülen bir ruhsal bozukluktur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-dissosiyatif-kimlik-bozuklugu-degerlendirmesi-459650">Uzmanından Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu bozukluğa sahip kişilerde, birden fazla <strong>kişilik </strong>ya da <strong>alter </strong>olarak adlandırılan, farklı benlik algıları ve kimlikleri bulunur. Her bir alterin kendine özgü anıları, yaşı, inançları, dış görünümü, konuşma tarzı, tercihleri, isimleri ve davranışları olabilir.    </p>
<p>Dissosiye olmayı bir bütünün parçalanma hali olarak düşünebiliriz. Psikolojik anlamda bu parçalanma halini bilinç, algı, duyu, bellek, kimlik ve bedensel ayrışma olarak tanımlayabiliriz. Bu ruhsal parçalanma karşısında, kişi ruhsal anlamda bütünlüğünü sağlama çabasına girebilir. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda bu bütünlüğün farklı kimlikler yardımıyla sağlandığını düşünebiliriz. </p>
<p>Alter kimlikler iki veya daha fazla olabilir. Ortaya çıkan bu farklı kimliklerin birbirini tanımaması ve alter kişilikler arasındaki değişimin ani olması dissosiyatif kimlik bozukluğunun belirgin özelliklerindendir. Çoğunlukla dışarıdan bakıldığında şımarıklık ya da bilerek yapıyor gibi yorumlanan bu kişilikler sanılanın aksine kişi için oldukça gerçektir. Bu gerçeklik ayrı bir kişilik ya da kişiliğin bir uzantısı olarak kişi tarafından algılanmaktadır.</p>
<p><strong>Belirtileri; </strong></p>
<p>Kimlik ve hafıza bozuklukları: Kişi, kimliğinin bir kısmını veya tamamını unutma veya farklı bir kimlik yaşıyormuş gibi hissetme yaşayabilir. </p>
<p>Bilinçli kontrolün kaybı:<strong> </strong>Alterler arasında ani ve istemsiz geçişler yaşanabilir. </p>
<p>Geri dönüşler:<strong> </strong>Kişi, geçmişte yaşadığı travmatik olayları tekrar yaşıyormuş gibi hissedebilir. </p>
<p>Depersonalizasyon ve derealizasyon:<strong> </strong>Kişi, kendi bedeninden veya çevresinden kopmuş gibi hissedebilir. Kendi bedenine ya da çevresine karşı yabancılaşabilir. </p>
<p>Farklı sesler veya görseller duyma:<strong> </strong>Kişi, alterlerin seslerini duyduğunu veya onları gördüğünü hissedebilir. </p>
<p>Depresyon ya da anksiyete: İntihar düşünceleri, uyku bozuklukları, kaygı, baş ağrıları ve konsantrasyon güçlüğü gibi belirtiler eşlik edebilir.</p>
<p><strong>Nedenleri: </strong><br /> Dissosiyatif kimlik bozukluğunun kesin nedeni bilinmemekle birlikte, çocukluk döneminde yaşanan şiddetli ve tekrarlayan travmalar bozukluğun gelişmesinde önemli bir risk faktörüdür. Bu travmalar, dissosiyasyona neden olarak farklı kişiliklerin oluşmasına yol açabilir. Ayrıca bozukluğun oluşumunda genetik faktörlerden de literatürde bahsedilmektedir. </p>
<p><strong>Tedavi: </strong><br /> Belirtiler ilk seanslarda örtük olabilir. Dissiyasonun neden olduğu ikincil belirtiler ilk olarak göze çarpabilir. Örneğin, öfke kontrolünde güçlük, ilişki problemleri ya da çocuksu tavırlar bu belirtilere örnek verilebilir. Kişiler genellikle bu sebeplerle terapiye başvurmaktadırlar. Dissosiyatif kimlik bozukluğunda psikoterapi oldukça önemlidir. Psikoterapist, travmatik anıların işlenmesine, alterler arasındaki iletişimi ve iş birliğini geliştirmeye ve sağlıklı başa çıkma mekanizmaları oluşturmaya yardımcı olur. Bunun yanında aile bireylerine yönelik gerekli görülen durumlarda psikoeğitim verilebilir. Bazı durumlarda ilaç tedavisi de destekleyici olarak kullanılabilir. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanindan-dissosiyatif-kimlik-bozuklugu-degerlendirmesi-459650">Uzmanından Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2024 14:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[birçok]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[tetiklemiş]]></category>
		<category><![CDATA[travması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=439046</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat Kahramanmaraş depreminin birinci yılında, yaşanan travmanın etkilerini değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, bu süreçte travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin görülebileceğine dikkat çekiyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046">Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>6 Şubat Kahramanmaraş depreminin birinci yılında, yaşanan travmanın etkilerini değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, bu süreçte travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin görülebileceğine dikkat çekiyor. Depremin tetiklediği kaygı ile baş etmenin yollarına da değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Nefes egzersizleri, doğa yürüyüşleri, sosyal bağları kuvvetlendirmek, uyku sürelerinin sağlıklı olması gibi başa çıkma davranışları tercih edilebilir.” dedi.</strong></p>
<p><strong>Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir: “Bu önemli yıl dönümünde kayıplarımızı beraberce anmak var olan süreçte dayanışmak toplum ruh sağlığı açısından vazgeçilmezdir.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, 6 Şubat Kahramanmaraş depreminin yıl dönümünde travma ve yas süreçlerine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Travmatik olayların insanların yaşamsal bütünlüğünü tehdit eden ve bazı durumlarda da bu bütünlüğü bozan olaylar olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Afetler, insanların günlük yaşam akışını kesintiye uğratarak fiziksel, psikososyal ve ekonomik kayıplara yol açan, doğal veya insan kaynaklı olaylardır ve bazı durumlarda ‘travmatik olay’ diye tanımlanabilir.” dedi. </p>
<p>Depremin kişinin kendisinin ve yakınlarının hayatını tehdit eden, ölümle ya da ağır yaralanmayla sonuçlanabilecek bir afet olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişi birinci dereceden depremi yaşamış olabilir, yaşamadıysa da bir yakınının başına geldiğini öğrenmiş olabilir ya da tamamen bağımsız bir şekilde olayları dışardan, medya aracılığıyla takip ediyor olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Travma sonrası stres bozukluğu tanısı için kritik belirtiler neler?  </strong></p>
<p>“Son bir yılda ne yaşadık diye baktığımızda korku, çaresizlik gibi duygular ön plandaydı diyebiliriz. İnsanların deprem anındaki ve sonrasındaki deneyimleri travmatik bir etki yaratabilecek nitelikteydi.” diyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şöyle devam etti:</p>
<p>“6 Şubat tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremler, kişileri sağlık, sosyal ve ekonomik olarak olumsuz yönde etkiledi. Ülke içinde bilinen 500 binden fazla kişi yerinden oldu ve yaklaşık 2 milyon kişi evsiz kaldı. İnsanların hayatı kökten değişti ve zorlu bir yeniden ayağa kalkma, umut etme dönemine girdiler. </p>
<p>Bu bir yıl içinde travmatik olayı yeniden yaşama, tekrar tekrar o anların akla gelmesi, travmatik olayı hatırlatan şeylerden kaçınma, düşünce ve duygudurumda bozulma, artmış bir tetikte olma hali deprem sonrası görülebilecek travma sonrası stres bozukluğu tanısı için kritik belirtilerdir. Bu belirtilerin varlığında aynı zamanda kişi işe gidemez, ailevi sorumluluklarını yerine getiremez bir hale de gelebilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Birçok psikiyatrik bozukluk tetiklenmiş veya alevlenmiş olabilir </strong></p>
<p>Aynı zamanda birçok farklı problemin görülebileceğine değinen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Anksiyete bozuklukları, depresyon bozuklukları, alkol-madde kullanım bozuklukları, bedensel belirti bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, cinsel işlev bozuklukları, uyku bozuklukları, ağrı bozuklukları, psikotik bozukluklar gibi birçok psikiyatrik bozukluk da bu süreçte tetiklenmiş ya da hali hazırda var olan tanı alevlenmiş olabilir.” dedi. </p>
<p>Bu durumun sadece olumsuzlukları değil, bazen de büyümeyi getirebileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kişiler kendileri, diğer insanlar ve dünya ile ilgili farklı ve daha olumlu düşüncelerle bu süreçten çıkabilirler. Özellikle deprem gibi kitlesel travmaya neden olan afetler sonrasında sosyal desteğin ve dayanışmanın önemi büyüktür.” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Verilen tepkiler normal </strong></p>
<p>Üzerinden bir yıl geçmişken yaşanılan bu afeti anmanın önemi büyük olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, anmanın yas sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi noktasında vazgeçilmez bir unsur olduğuna vurgu yaptı. </p>
<p>Herkesin deprem tehdidinin farkında olduğunu ancak bazılarının bunun kendi başlarına gelmeyeceğine dair düşünce içerisinde olabileceğini söyleyen Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“Bu nedenle kişiler deprem sonrasında da dramatik tepkiler verebilirler. Bu tepkilerin normal olduğu, kişinin güçsüzlüğü ile ilgili olmadığı bilinmelidir. İnsanların deprem sonrası tepkilerinin farklı olması noktasından yola çıkarak travmatik etki yaratabilme ihtimali yüksek olan deprem sonrasında da iyileşme süreleri farklıdır. Bu iyileşme sürecinde sosyal desteğin rolü yadsınamaz. Sosyal destek ile deprem hakkında sevdiklerimizle konuşmak, beraberce kayıpları anmak, duygu ve düşünceleri ifade etmek tedavi edicidir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Sosyal destek travma sonrası büyümeyi sağlıyor </strong></p>
<p>Depremin tetiklediği kaygı ile baş etmek için daha işlevsel olan yöntemler seçmek gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Nefes egzersizleri, doğa yürüyüşleri, sosyal bağları kuvvetlendirmek, uyku sürelerinin sağlıklı olması, uyku öncesi uyku kalitesini bozucu çay, kahve tüketiminin kısıtlanması ve telefon ekranına maruz kalmamak gibi başa çıkma davranışları tercih edilebilir. Deprem sonrası yapılan araştırmalarda sosyal desteğin travma sonrası büyümeyi sağladığı, umudu arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Deprem sonrası kapalı ortama girememe, kalabalık ortamlarda bulunamama gibi çeşitli kaçınma davranışları oluştuysa bunların önüne geçilmeli, gerekirse psikolojik destek alınmalı.</p>
<p>Deprem gibi kitlesel travmatik etki yaratan afetin psikolojik etkileri geniş kapsamlıdır. Bu etkiden korunmak için gelecek olan afetlere de hazırlıklı olmak şarttır. Ülkemiz depremin yıkıcı sonuçları açısından her zaman için risk altındadır.  Bu riski minimuma indirgemek için hepimiz gelecek olan depremlere hazırlık açısından üstümüze düşen görevi yapmalıyız. Bu önemli yıl dönümünde kayıplarımızı beraberce anmak var olan süreçte dayanışmak toplum ruh sağlığı açısından vazgeçilmezdir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-travmasi-bircok-psikolojik-bozuklugu-tetiklemis-olabilir-439046">Deprem travması birçok psikolojik bozukluğu tetiklemiş olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Oct 2023 10:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bireylere]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[tasarlanacak]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalı]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=415040</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi TÜBİTAK nezdinde başarılarını sürdürmeye devam ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040">Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi TÜBİTAK nezdinde başarılarını sürdürmeye devam ediyor.  Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği doktora öğrencisi Senem Önol’un yürütücülüğünü yaptığı “Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Geliştirilen Günlük Yaşam Aktiviteleri Mobil Uygulamasının İşlevselliğe Etkisi” projesi, TÜBİTAK 1002 A Hızlı Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Danışmanlığını Hemşirelik Fakültesi Dekanı ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları  Hemşireliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Dönmez’in üstlendiği projede kronik ruhsal bozukluğu olan bireylerin günlük yaşamda aktivitelerini planlama ve uygulamalarını sağlamaya yönelik dijital mobil uygulamalı rehabilitasyon programı tasarlanacak. </p>
<p>Proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik eden Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, “Üniversitemizde oluşturduğumuz bilimsel ekosistem bizi TÜBİTAK nezdinde başarılı kılmaya devam ediyor. Danışmanlığını Hemşirelik Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Ayşegül Dönmez’in üstlendiği yürütücülüğünü doktora öğrencimiz Senem Önol’un yaptığı proje TÜBİTAK’tan destek aldı. Hocamızı ve öğrencisini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi. </p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, “Projede, kronik ruhsal bozukluğu olan bireylerin günlük yaşamda aktivitelerini planlama ve uygulamalarını sağlamaya yönelik dijital mobil uygulamalı rehabilitasyon programı tasarlamayı amaçlıyoruz. Rehabilitasyon programıyla, bu bireylerin gereksinimlerinin belirlenmesi, bireysel görüşmelerle belirlenen aktivite alanlarının desteklenmesi ve mobil uygulama programıyla bu aktivitelerin takibinin yapılmasını hedefliyoruz. planlanan rehabilitasyon programı bu bireylerin işlevselliklerinin artırmasına katkı sağlayacak” dedi. </p>
<p><b>Eğitim ve mobil uygulama programıyla hastaların takibi yapılacak</b></p>
<p>Şizofreni ve bipolar bozukluk hastalığına sahip bireylerin rehabilitasyon programlarının sürdürülebilir olmasının önemine değinen doktora öğrencisi Senem Önol, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre yeti yitimine sebep olan ilk 10  hastalık grubunda yer alan şizofreni ve bipolar bozukluk bireylerde öğrenme, kendine bakım, çalışma, insan ilişkileri ve yaşam becerileri gibi birçok işlevsel alanda yetersizliklere, iş ve toplumsal yaşamda sorunlara yol açıyor. Bu nedenle bu hastalara yönelik rehabilitasyon programlarının sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor. Bu kapsamda fayda sağlayacağı öngörülen projemiz, Ege Üniversitesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde (TRSM) tedavisi takip edilen ve merkeze kayıtlı olan hastalara yönelik günlük yaşam aktiviteleriyle ilgili teorik eğitim ve mobil uygulama programıyla bu aktivitelerin takibinin yapılacağı rehabilitasyon programından oluşuyor. Bu rehabilitasyon programı ile hastaların nüks sayısı ve tekrarlı hastane yatışlarının azalması, ilaç uyumunun sağlanması, işlevselliklerinin ve yaşam kalitelerinin artırılması, yeti yitiminin ve ailelerin bakım yükü azaltılması sağlanacak” diye konuştu. </p>
<p>Sürdürülebilirlik noktasında hastalık grubunda bakımın kesintisiz sağlanmasının da önemli olduğunu belirten Önol, “Bu doğrultuda teknolojiyle kolaylaştırılmış tedavinin, geleneksel tedavi yaklaşımlarına kıyasla daha etkili ve herkes için daha erişilebilir bir alternatif olacağını düşünmekteyiz. Böylelikle sağlık profesyonelleri arasında hastayla yakın teması olan toplum ruh sağlığı hemşiresi, TRSM’de hizmet sunmasının yanında hastanın merkeze gelmediği günlerde de hastanın takibini yapabilecek. Gerçekleştirilecek pilot çalışmanın başarılı olması ile projenin sonraki ve nihai hedefleri arasında ülkemiz genelindeki TRSM’lerde standart rehabilitasyon programı olarak uygulanmasına öncelik etmesi hedefliyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-ruhsal-bozuklugu-olan-bireylere-yonelik-mobil-uygulamali-rehabilitasyon-programi-tasarlanacak-415040">Kronik Ruhsal Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Mobil Uygulamalı Rehabilitasyon Programı Tasarlanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği&#8217; çalışmasında Üsküdar Üniversitesi imzası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-uzamis-yas-bozuklugu-olcegi-calismasinda-uskudar-universitesi-imzasi-389273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2023 23:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmasında]]></category>
		<category><![CDATA[imzası]]></category>
		<category><![CDATA[ölçeği]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[üsküdar]]></category>
		<category><![CDATA[uzamış]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzamış Yas Bozukluğunun tanı ölçütlerinin uluslararası düzeyde geçerliğini doğrulamak amacıyla aralarında Türkiye’nin de yer aldığı beş ülkeden araştırmacılar çok merkezli bir çalışmaya imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-uzamis-yas-bozuklugu-olcegi-calismasinda-uskudar-universitesi-imzasi-389273">&#8216;Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği&#8217; çalışmasında Üsküdar Üniversitesi imzası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzamış Yas Bozukluğunun tanı ölçütlerinin uluslararası düzeyde geçerliğini doğrulamak amacıyla aralarında Türkiye’nin de yer aldığı beş ülkeden araştırmacılar çok merkezli bir çalışmaya imza attı. Türkiye’yi Üsküdar Üniversiteli araştırmacılar temsil etti. Makalenin yazarları arasında yer alan Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Asil Özdoğru, “Bu uluslararası ölçme aracı, yas sürecinin araştırmacı ve uzmanlar tarafından kültürlerarası bağlamda daha iyi bir şekilde anlaşılması ve ölçülmesinde kullanılabilecek yararlı bir araç olarak değerlendirilebilir.” İfadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Uzamış Yas Bozukluğu, Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırma Sistemi ve Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı&#8217;nın son güncellemelerine eklenen yeni bir psikolojik bozukluk. Bu bozukluğu yaşayan kişilerde kayıptan sonra an az altı ay boyunca yoğun duygusal acı, çeşitli yas tepkileri ve bunlara ek olarak ölen kişiye yönelik kalıcı ve yaygın özlem ve zihinsel meşguliyet gözlenir.</p>
<p>Uzamış Yas Bozukluğunun tanı ölçütlerinin uluslararası düzeyde geçerliğini doğrulamak amacıyla aralarında Türkiye’nin de yer aldığı beş ülkeden araştırmacılar çok merkezli bir çalışmaya imza attı. Türkiye’yi Üsküdar Üniversiteli araştırmacıların temsil ettiği çalışmada 24 üniversiteden 31 araştırmacı, Türkiye’den 287, toplamda ise bin 393 katılımcıyla çevrimiçi anket uygulaması gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Çalışma, 6 ay ila 10 yıl arasında bir yakınını kaybedenlerle yapıldı</strong></p>
<p>Etik kurul izinleri alınan çalışma kapsamında katılımcılar, kendileri ve kaybedilen kişi ile ilgili bilgiler içeren sorularla beraber bir dizi psikolojik ölçme aracına yanıt verdi. Kayıp yaşayan kişinin 6 ay ila 10 yıl önceki bir zaman diliminde kaybedilmiş bir aile üyesi veya arkadaşı olmasına dikkat edildi. Ölçme araçları arasında İngilizceden Türkçeye beş adımda uyarlanan Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeğinin yanı sıra Uzamış Yas Ölçeği, Bedensel Belirti Ölçeği, Hasta Sağlık Anketi, Yaygın Anksiyete Bozukluğu Testi ve Uluslararası Travma Soru Formu yer aldı.</p>
<p>Araştırmanın bulguları uluslararası saygın bir dergi olan Duygulanımsal Bozukluklar Dergisi’nin (Journal of Affective Disorders) Nisan sayısında ‘Büyük Uluslararası Bir Örneklemde Yasın Ölçülmesi ve Değerlendirilmesi’ başlıklı makalede yayımlandı. </p>
<p><strong>Bulgular Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeğinin tutarlı ve güvenilir olduğunu gösteriyor</strong></p>
<p>Makalenin yazarları arasında yer alan Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Asil Özdoğru araştırmaya dair şu bilgileri paylaştı.</p>
<p>“Çalışmayı, Uluslararası Travma Konsorsiyumu ve Psi Chi Topluluğu iş birliğiyle, İngilizce Psikoloji Bölümümüzden mezun Psk. Beyzanur Yalçın koordinatörlüğünde, araştırma grubumuzda yer alan genç araştırmacıların desteği ve çoğunlukla öğrencilerimizin katılımıyla gerçekleştirdik. Araştırmada Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, İran ve Yunanistan’dan Ağustos 2019 ila Haziran 2020 aylarında veri toplandı. Toplanan veriler incelendiğinde olası bozukluk olgularının Kıbrıs ve Yunanistan grubunda ABD, İran ve Türkiye gruplarına kıyasla daha yaygın olduğu görüldü. Çalışmadaki bu ve diğer bulgular 33 maddeden oluşan Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği&#8217;nin kendi içinde tutarlı, kültürel farklılıklara duyarlı ve psikometrik olarak güvenilir ve geçerli bir ölçme aracı olduğunu gösteriyor. Yeni ölçütlere göre geliştirilen ve öz bildirime dayalı olan bu ölçek şu anda Türkçe dâhil dokuz dilde uygulanabiliyor. Bu uluslararası ölçme aracı, yas sürecinin araştırmacı ve uzmanlar tarafından kültürlerarası bağlamda daha iyi bir şekilde anlaşılması ve ölçülmesinde kullanılabilecek yararlı bir araç olarak değerlendirilebilir.” </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uluslararasi-uzamis-yas-bozuklugu-olcegi-calismasinda-uskudar-universitesi-imzasi-389273">&#8216;Uluslararası Uzamış Yas Bozukluğu Ölçeği&#8217; çalışmasında Üsküdar Üniversitesi imzası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2023 09:54:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[nüfusunun]]></category>
		<category><![CDATA[unda]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişinin yeme eylemini fiziksel açlıktan ziyade ruhsal durumuna göre şekillendirdiği bir beslenme davranışı olan yeme bozukluğunun farklı türleri bulunsa da en sık rastlanan iki tür arasında anoreksiya nervoza ve bulimia nevroza geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522">Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kişinin yeme eylemini fiziksel açlıktan ziyade ruhsal durumuna göre şekillendirdiği bir beslenme davranışı olan yeme bozukluğunun farklı türleri bulunsa da en sık rastlanan iki tür arasında anoreksiya nervoza ve bulimia nevroza geliyor. </strong></p>
<p><strong>Yeme bozukluğunun temelinin çocukluk çağında atıldığını ancak gelişime bağlı olarak ergenlik döneminde görülmeye başladığını vurgulayan Hiwell Online Terapi Platformu Uzman Klinik Psikoloğu Selin Çelen, “Çocukluk ve ergenlik döneminde; depresyon, sosyal medya etkisi, şiddet, cinsel istismar, akran zorbalığı, ebeveyn baskıları gibi bazı risk faktörleri bulunuyor. Yetişkinlerde ise 20 yaş sonrasında görülüyor. </strong></p>
<p><strong>Yeme bozukluğunun psikolojik etkileri olduğu kadar fizyolojik etkileri de var. Tüm bunları gözeterek yeme bozukluğu bulunan kişilerle empati yapmak, onların yanında olduğumuzu hissettirmek çok önemli” dedi.</strong></p>
<p>Yeme bozukluğu, bireyin kısıtlayıcı beslenme tarzı, yasaklar, mükemmel olma ihtiyacı, beğenilme ve arzulanma isteği gibi pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabiliyor. Kişinin yemekle arasındaki ilişkinin bozulması durumunda ortaya çıkan yeme bozukluğunun nedenleri arasında çoğunlukla beden görünümüne karşı memnuniyetsizlik duyma ve sağlıklı olma isteği yer alıyor. Her bireyin terapiye kolay ve daha hızlı erişebilmesi için hayata geçen Hiwell Uzman Klinik Psikoloğu Selin Çelen, değerini kilosu ve beden görünümü üzerine kuran kişinin, memnuniyetsizliğini telafi etmek için; kısıtlayıcı diyetler, detokslar, kendini aç bırakmak, kusma, laksatif-diüretik kullanma, aşırı egzersiz yapma gibi davranışlarda bulunabildiğini söyledi. Yapılan bu eylemlerin kişinin yeme ile kurduğu ilişkinin bozulmasına neden olduğunu belirten Selin Çelen, bu rahatsızlığın fiziksel etkileri, tespiti ve bu bireylere yaklaşırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Söz konusu rahatsızlığın temellerinin çocukluk döneminde atıldığını ancak gelişime bağlı olarak 13-14 yaşlarında görülmeye başladığının altını çizen Selin Çelen, “Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan; kaygı bozuklukları, depresyon, sosyal medya etkisi, psikolojik ve fiziksel şiddet, cinsel istismar, akran zorbalığı, kayıplar ve ebeveyn baskıları yeme bozukluğunun en temel nedenleri arasında yer alıyor. Bu nedenle tüm risk faktörlerini göz önünde bulundurarak erken müdahalede bulunmak oldukça önemli” diye konuştu.</p>
<p><strong>TÜRKİYE’DE YEME BOZUKLUĞU GÖRÜLME ORANI YÜZDE 3</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre ülkemizde yeme bozukluğu görülme sıklığının ortalama yüzde 3 oranında olduğunu bildiren Selin Çelen, ergenlerde bu oranın yüzde 2.33, ergen kızlarda ise yüzde 4.03 olduğunu söyledi. Bu oranın üniversite öğrencisi kızlar üzerinde yapılmış bir çalışmada Anoreksiya Nervoza yüzde 0.1-4 arasında, Bulimia Nervozanın ise yüzde 18-20 arasında değiştiğini vurgulayan Selin Çelen, yeme bozukluğu görülen kişilerde aynı zamanda kaygı bozukluğu görülme oranının da yüzde 60’ın üzerinde olduğunun altını çizdi. </p>
<p><strong>PANDEMİDE ARTTI</strong></p>
<p>Selin Çelen, “Chicago’da bulunan ve yeme bozukluğuyla mücadele eden bir dernek olan ANAD’a göre dünya çapında yaklaşık her 10 kişiden 1&#8217;i bu hastalıktan etkileniyor ve dünya nüfusun en az yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor. Ancak pandemi döneminde dünyada ve Türkiye’de klinik olarak görülmese de toplumda yeme bozukluğu görülme sıklığı arttı. ANAD Derneği’nin çocuk ve ergenlerle ilgili araştırma bulgularına göre; 1-3’üncü sınıftaki kızların yüzde 42&#8217;si zayıflamak istiyor, 10 yaşındaki çocukların yüzde 81&#8217;i şişman olmaktan korkuyor, ergen kızların yüzde 35-57&#8217;si hızlı diyet yapıyor, oruç tutuyor, kendi kendine kusuyor ve diyet hapları ya da müshil kullanıyor. Yeme bozukluğu, ölüm riski en yüksek tanı grubudur. Özellikle Anoreksiya Nervoza grubunda ölüm riski, gelişmiş ülkelerde yüzde 10’larda” dedi.</p>
<p><strong>EN ÖNEMLİ NOKTA, HASSAS VE DİKKATLİ YAKLAŞMAK</strong></p>
<p>Eğer çevremizde yeme bozukluğu olduğundan şüphelenilen bir birey varsa, bu kişilere karşı oldukça hassas bir şekilde yaklaşmanın çok önemli olduğunu bildiren Selin Çelen, “Çünkü bu bireyler, çevresinden gelecek herhangi olumlu ya da olumsuz bir yorum karşısında hızlıca tetiklenebilirler. ‘Çok güzel gözüküyorsun’, ‘Kilolu değilsin’, ‘Kilo mu aldın?’ ya da ‘Kilo mu verdin?’ gibi yorumlar olumlu veya olumsuz olsa da kişiyi yeme alışkanlıkları konusunda harekete geçirebilecek bir etki yaratabilir. Bu tarz sorular yerine empati yapmak, duygularını sormak ve karşılamak, ihtiyaçlarını öğrenmek, şefkatle kucaklamak, motivasyonel davranmak, yalnız olmadığını ve güvende hissettirmek çok daha önemli ve değerli” diye konuştu.</p>
<p><strong>TEDAVİDEN ÖNCE TESPİT DAHA ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Klinik Psikolog Selin Çelen, yeme bozukluğu tedavisi için önce bunun temel nedenlerinin tespit edilmesinin çok önemli olduğunun altını çizdi. Yiyecek tüketiminin artışı, yemek yerken kontrolü kaybetmek, kendini aç bırakmak, kısıtlayıcı beslenme düzeni uygulamak ve ardından aşırı yeme döngüsü, aşırı yemenin ardından kusma, kısa sürede kilo vermek, fazla fiziksel aktivite yapmak, gizli yemek yemek, kalori hesabı yapmak, regl düzensizliği veya regl kesilmesinin bu hastalığın belirtileri arasında yer aldığını ifade eden Selin Çelen, “Bu nedenlerin tespitinden sonra kişinin beden görünümüne dair memnuniyetsizliklerinin nedenleri ve sonuçlarının ilişkisi detaylıca inceleniyor ve çalışmalar yapılıyor. İnceleme esnasında çoğunlukla; özgüven, mükemmeliyetçilik, başarısızlık, yetersizlik, beğenilmeme ve sevilmeme inançlarıyla çalışılıyor. Bunlara ek olarak ise yeme ile kurulan ilişkinin onarılması için davranışsal bir takım müdahale yöntemleri de uygulanıyor. Açlık ve tokluk sinyallerinin farkındalığı ve takibi, yasaklı yiyecekler ile barışmak, kısıtlayıcı diyet döngülerinden sürdürülebilir beslenmeye geçiş, geçmişteki diyet deneyimlerinin keşfi, alternatif davranış eylemleri, yeni baş etme yöntemleri oluşturmak, duygu regülasyonunu sağlamak gibi çeşitli yöntemler kullanılıyor. Yeme bozukluğu tedavisinde kullanılan terapi ekolleri arasında; Bilişsel Davranışçı Terapi, Dinamik Terapi, EMDR Terapi, Mindfulnes, Şema Terapi, Diyalektik Davranış Terapi geliyor” dedi. </p>
<p><strong>FİZİKSEL ETKİLERİ DE BULUNUYOR</strong></p>
<p>Yeme bozukluğunun psikolojik etkileri olduğu kadar fizyolojik etkileri de olduğunu söyleyen Selin Çelen, bu rahatsızlıklardan bazılarını şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li>Kardiyovasküler sorunlar </li>
<li>Erken yaşta başlayan vakalarda büyüme-gelişme geriliği,</li>
<li>Kemik kütlesinde azalma,</li>
<li>Mide tahrişi ve kanaması,</li>
<li>Diş minelerinde erozyon ve diş çürümeleri,</li>
<li>Düşük potasyum değeri,</li>
<li>Uykuya eğilim,</li>
<li>Kalp ritim bozuklukları,</li>
<li>Karaciğer yağlanması,</li>
<li>Cilt kuruluğu,</li>
<li>Tüylenmede artış,</li>
<li>Kabızlık,</li>
<li>Düşük beden ısısı,</li>
<li>Saç dökülmesi,</li>
<li>Kadınlarda regl olamama…</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>DUYGULARIYLA BAŞ EDEMEYEN BİREY, YEME İLE BUNU TOLERE ETMEYE ÇALIŞIYOR</strong></p>
<p>Yeme bozukluğuna sadece duygusal açlık denilemeyeceğinin altını çizen Klinik Psikolog Selin Çelen, “Duygusal yeme bozukluğunda kişiler, herhangi bir duygu hissettiklerinde normalden daha fazla yiyecek tüketebiliyor. Genelde olumsuz duygularla ortaya çıkan bu yeme davranışı, aslında bir baş etme yöntemi olarak kullanılıyor. Başarısızlık, yetersizlik, baskı altında hissetme, öfke gibi olumsuz duygular hisseden bir birey, yeme davranışında bulunuyor ve ardından da çoğunlukla pişmanlık hissediyor. Ancak olumsuz duyguların yanı sıra olumlu duyguların ardından da yeme davranışı gözleniyor. Olumlu duyguyla gelen yeme davranışının nedeni de kişinin kendini ödüllendirmek istemesinden kaynaklanıyor. Duygusal açlık, duygusal yeme alanında sıklıkla görülüyor. Ancak her yeme davranışının temelinde kişi aslında; açlık, tokluk, üzüntü, keder, sıkıntı, öfke, pişmanlık, mutluluk gibi pek çok duyguda yeme eyleminde bulunuyor. Birey, yaşadığı duyguyu tolere edemediği ve baş edemediği için yemek yeme eylemi ile bu hissi yönetmeye ve rahatlamaya çalışıyor. Bu nedenle duygusal açlık terimini bu noktada kullanabiliriz. Ancak duygu açlığı ile yemek yeme eylemini ve bu kapsamda yaşanan duyguyla ya da olayla baş etme yöntemini kullanmak, işlevsel bir çözüm değil. Bu noktada daha kullanışlı ve sağlıklı baş etme yöntemleri bulmak daha doğru bir çözüm olacaktır” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dunya-nufusunun-yuzde-9unda-yeme-bozuklugu-goruluyor-365522">Dünya nüfusunun yüzde 9&#8217;unda yeme bozukluğu görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
