<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>biyoloji | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/biyoloji/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/biyoloji</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 26 Jun 2026 08:40:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>biyoloji | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/biyoloji</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 08:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[kopya]]></category>
		<category><![CDATA[Mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[organlara]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmaya]]></category>
		<category><![CDATA[zekadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=640859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Ege Bölgesi Moleküler Biyoloji Sempozyumu 2026”, Türkiye ve Yunanistan’ın önde gelen bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859">Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><strong><em>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü ev sahipliğinde düzenlenen “Ege Bölgesi Moleküler Biyoloji Sempozyumu 2026”, Türkiye ve Yunanistan’ın önde gelen bilim insanlarını İstanbul’da bir araya getirdi. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Batu Erman’ın başkanlığında gerçekleştirilen iki günlük bilim şöleninde, moleküler biyoloji ve genetik alanında son yılların en dikkat çekici araştırmaları ele alındı. Moleküler biyoloji ve genetikte geleceği şekillendirecek araştırmalar, kanser tedavilerinden sağlıklı yaşlanmaya uzanan çarpıcı gelişmelerle masaya yatırıldı.</em></strong></b></p>
<p><strong><em>Kanser biyolojisinden yapay zeka destekli ilaç geliştirmeye, yaşlanmanın moleküler mekanizmalarından organoid teknolojilerine, mitokondri araştırmalarından yeni nesil hücresel tedavilere kadar geniş bir yelpazede gerçekleştirilen sunumlar, tıp ve biyoteknolojide yaşanan hızlı dönüşümü gözler önüne serdi. Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi ve Yunanistan’ın önde gelen araştırma merkezlerinden gelen uzmanlar, geleceğin sağlık teknolojilerini ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarını ele aldı… </em></strong></p>
<p>Etkinliğin temel amacının Türkiye ve Yunanistan’daki araştırmacıları ortak bilimsel hedefler etrafında buluşturmak olduğunu belirten Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Batu Erman, “Bu sempozyumda Türkiye’de moleküler biyoloji alanında önemli çalışmalar yürüten bilim insanlarını, Yunanistan’daki araştırmacılarla bir araya getirmeye çalıştık. Boğaziçi, Bilkent, Koç ve Gebze Teknik Üniversitelerinden değerli bilim insanları katıldı. Acıbadem Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen sempozyum boyunca katılımcılar kendi alanlarındaki en güncel bilimsel çalışmalarını paylaştılar. İki gün boyunca gerçek anlamda bir bilim şöleni yaşandı” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Batu Erman, sempozyumun yalnızca mevcut araştırmaların paylaşılması açısından değil, yeni iş birliklerinin kurulması bakımından da önemli olduğunu vurgulayarak, “Kanserden nörodejeneratif hastalıklara, bağışıklık sistemi bozukluklarından yaşlanma biyolojisine kadar pek çok konuda çalışan araştırmacılar bir araya gelerek ortak çalışma alanları oluşturma fırsatı yakaladı” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b><strong>Kanser Araştırmalarında Yeni Dönem: CAR-T ve Hücresel Tedaviler Umut Veriyor</strong></b></p>
<p>Sempozyumun öne çıkan başlıklarından biri kanser biyolojisi ve yeni nesil immünoterapi teknolojileri oldu. Prof. Dr. Batu Erman, özellikle pankreas kanserinde kritik rol oynayan KRAS onkogenine ilişkin araştırmaların ve yeni hücresel tedavi yaklaşımlarının büyük ilgi gördüğünü belirterek, “Kanserde çok önemli bir onkogen olan KRAS geninin pankreatik kanser hücrelerini nasıl etkilediğiyle ilgili araştırmalar umut vaat ediyor. Bunun yanında sempozyumda bizim de geliştirdiğimiz CAR-T hücre tedavileri ve yeni nesil hücresel tedaviler ele alındı. Bunlar kanser immünoterapisinde çığır açan teknolojiler” diyor. </p>
<p>CAR-T ve NK hücre tedavilerinin kişiselleştirilmiş tıbbın en güçlü örneklerinden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Batu Erman, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hastanın kanından alınan bağışıklık hücreleri laboratuvar ortamında genetik olarak modifiye edilerek kansere saldıracak hale getiriliyor ve yeniden hastaya veriliyor. Bu hücreler tümöre çok etkili şekilde saldırabiliyor. Özellikle lenfoma tedavisinde son derece başarılı sonuçlar elde edildiğini biliyoruz. Üniversitemiz de CAR-T araştırmalarının öncü merkezlerinden biri konumunda”. </p>
<p><b><strong>Gelecekte Hedef, Kişiye Özel Kanser Tedavileri</strong></b></p>
<p>Kanser tedavisinde son yıllarda adeta bir devrim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Batu Erman, önümüzdeki yıllarda hücresel tedavilerin yalnızca kan kanserlerinde değil, solid tümörlerde de yaygınlaşacağını söylüyor: “Beş yıl önce bulunduğumuz noktada değiliz artık. Bilim ve teknoloji olağanüstü hızla ilerliyor. Şu anda hücresel tedaviler lenfoma gibi kan kanserlerini kontrol altına almakta ve hatta tamamen ortadan kaldırmakta son derece başarılı. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde kolon, meme, pankreas, yumurtalık kanseri gibi solid tümörlerde ve nöroblastom gibi beyin tümörlerinde de bu tedavilerin etkili şekilde kullanılmasını hedefliyoruz. Tüm araştırmaların ortak hedefi aslında kişiselleştirilmiş ve daha etkili tedavi yöntemleri geliştirmek. Artık tümöre özel tedaviler geliştirebiliyoruz. Geleceğin tıbbı kişiye özel tedavi olacak”… </p>
<p><b><strong>Yaşlanmanın Şifresi Mitokondrilerde Saklı</strong></b></p>
<p>Sempozyumun dikkat çeken konularından biri de yaşlanma biyolojisi ve mitokondri araştırmaları oldu. Yunanistan Foundation for Research and Technology-Hellas (FORTH) bünyesinde çalışmalarını sürdüren dünyanın önde gelen yaşlanma biyolojisi araştırmacılarından Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, mitokondrilerin yalnızca hücrelerin enerji kaynağı olmadığını vurgulayarak, “Mitokondriler genellikle hücrelerimizin enerji santralleri olarak tanımlanır. Ancak araştırmalarımız gösteriyor ki mitokondriler bundan çok daha fazlasıdır. Yaşlanma sürecinin merkezinde yer alırlar ve karmaşık yaşamın ortaya çıkmasında kritik rol oynarlar” diyor.</p>
<p>Mitokondrilerde meydana gelen bozulmaların Alzheimer ve kalp hastalıkları gibi yaşa bağlı rahatsızlıklara zemin hazırladığını belirten Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hasar görmüş veya işlevini kaybetmiş mitokondriler hücre içerisinde adeta bir çöp birikimine yol açar. Bu durum enerji üretiminde aksamalara ve kronik iltihaplanmaya neden olur. Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklarda gördüğümüz pek çok mekanizmanın temelinde bu süreç yer alıyor”…</p>
<p>Araştırmalarının en önemli sonuçlarından birinin mitofaji olarak adlandırılan biyolojik geri dönüşüm mekanizmasının aydınlatılması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nektarios Tavernarakis, “Yeni mitokondrilerin oluşumu ile eski ve hasarlı mitokondrilerin temizlenmesi arasında son derece hassas bir denge bulunuyor. Bu sistemi yöneten moleküler sinyalleri anlamamız, gelecekte yaşlanan hücreleri yeniden canlandırabilecek tedavilerin geliştirilmesine kapı açıyor” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Batu Erman da yaşlanma araştırmalarındaki hızlı ilerlemeye dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyor: “Her hücremizin içindeki mitokondriler sağlıklı yaşamamızda kritik rol oynuyor. Önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde mitokondrileri hedefleyen ilaçların geliştirilmesiyle daha uzun yaşamak ve daha sağlıklı yaşlanmak mümkün olabilecek. Hastalıklara karşı daha dirençli bireyler haline gelebileceğiz”…</p>
<p><strong>DNA’daki İzleri Takip Ederek Hastalıkların Nedenleri Anlaşılıyor </strong></p>
<p>Sempozyumun uluslararası konuşmacılarından, Yunanistan’ın en büyük araştırma kuruluşu Foundation for Research and Technology’nin (FORTH) Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde görev yapan Prof. Dr. Alexandros Pittis ise yaşamın kökenine ilişkin araştırmalarını katılımcılarla paylaştı.</p>
<p>Genom verilerini kullanarak yaşamın evrimsel geçmişini araştırdığını belirten Prof. Dr. Alexandros Pittis, “Çalışmalarımızda DNA’nın dijital planını kullanarak yaşamın nasıl ortaya çıktığına ve evrimleştiğine dair önemli sorulara yanıt arıyoruz. Basit mantarlardan karmaşık hayvanlara kadar çok farklı canlıların genomlarını karşılaştırarak sinir sistemi veya enerji üretiminden sorumlu mitokondriler gibi büyük biyolojik yeniliklerin tarih boyunca nasıl ortaya çıktığını inceliyoruz” diyor.</p>
<p>Araştırmalarını “moleküler arkeoloji” olarak tanımlayan Prof. Dr. Alexandros Pittis, şöyle devam ediyor: “Biz fosil kazısı yapan arkeologlar gibi toprağı kazmıyoruz. Bunun yerine devasa genetik veri yığınlarının içinde kazı yapıyoruz. Beynimizin çalışmasını sağlayan ya da hücrelerimizin enerji üretmesini mümkün kılan çok eski genetik araçları ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bu biyolojik yapıların nereden geldiğini anlamak, bugün neden bu şekilde çalıştıklarını ve gelecekte nasıl değişebileceklerini anlamamıza yardımcı oluyor”…</p>
<p><b><strong>Mantar Araştırmaları Yeni Tedavilere Kapı Açabilir</strong></b></p>
<p>Sempozyumda Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan’ın yürüttüğü mantar (fungus) araştırmaları da ilgi gördü. Araştırmalar kapsamında hem bitkileri hem de insanları enfekte edebilen fungus türlerinin genomlarını incelediklerine değinen Dr. Öğretim Üyesi Dilay Hazal Ayhan, “Özellikle çiftçiler açısından ciddi ekonomik kayıplara neden olan mantar türlerinin DNA yapısında bulunan genlerin, canlıların hangi konakçıları enfekte edeceğini belirlediğini ortaya koymaya çalışıyoruz. Yeni nesil genom dizileme ve biyoinformatik yöntemleri kullanarak yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde enfeksiyonlara neden olan kritik genlerin belirlenmesini ve gelecekte bu genleri hedef alan yeni ilaçların geliştirilmesini hedefliyoruz” diyor.</p>
<p><b><strong>Organoid Teknolojisi Hayvan Deneylerine Alternatif Sunuyor</strong></b></p>
<p>Sempozyumda öne çıkan bir diğer konu ise organoid teknolojileri oldu. Organoidler, insan hücrelerinden laboratuvar ortamında oluşturulan ve gerçek organların küçük birer kopyası gibi davranan “mini organlar”dır. Bu sayede ilaçlar ve tedaviler hayvanlar üzerinde değil, doğrudan bu mini organlar üzerinde test edilebiliyor. Özellikle karaciğer ve bağırsak organoidleri üzerinde yapılan çalışmalar umut vaat ediyor. Hastalardan alınan hücrelerin laboratuvar ortamında minyatür organlara dönüştürülmesi sayesinde ilaçların doğrudan bu modeller üzerinde test edilebildiğini söyleyen uzmanlar, bu yöntem sayesinde hem hayvan deneylerinin azaltılması hem de hastaya özel tedavi seçeneklerinin önceden değerlendirilmesinin mümkün hale geldiğine dikkat çekiyorlar. Ayrıca organoid modeller kullanılarak kanserin nasıl geliştiği daha iyi anlaşılabiliyor ve tedavi stratejileri daha etkin biçimde tasarlanabiliyor…</p>
<p><strong>Yapay Zeka İlaç Geliştirme Süreçlerini Hızlandırıyor</strong></p>
<p>Yapay zekanın sağlık alanındaki yükselen rolünden söz eden Prof. Dr. Batu Erman, yapay zekanın artık yalnızca tanı süreçlerinde değil, yeni ilaç moleküllerinin tasarımında da aktif olarak kullanıldığını belirtiyor: “Yapay zeka sayesinde proteinlerin üç boyutlu yapılarını tahmin edebiliyor, bu proteinlere bağlanacak yeni moleküller tasarlayabiliyoruz. Hatta doğada bulunmayan moleküller geliştirerek bunların hücreler üzerindeki etkilerini araştırıyoruz. Geçmişte örneğin 5-6 yıl süren bazı araştırmaları bugün bilgisayar ortamında 10 dakika içerisinde gerçekleştirebiliyoruz. Yapay zekanın araştırmalara kazandırdığı hız, önümüzdeki yıllarda kanser tedavileri başta olmak üzere birçok alanda çığır açıcı sonuçlar doğuracak”…</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanserden-yaslanmaya-yapay-zekadan-kopya-organlara-640859">Kanserden Yaşlanmaya, Yapay Zekadan &#8220;Kopya Organlara&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 08:29:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[epigenetik]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[turanlı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Genetik testler uzun süredir hastalıklara yatkınlığın belirlenmesinde önemli bir araç olarak kullanılıyor. Ancak <strong>genlerin nasıl çalıştığı ve çevresel faktörlerden nasıl etkilendiği sorusu, araştırmaları yeni bir alana yönlendirdi.</strong> Son yıllarda bilim dünyasında adını daha sık duymaya başladığımız bir alan var, o da “epigenetik”. Yani yalnızca hangi genlere sahip olduğumuz değil, o genlerin ne zaman ve nasıl çalıştığı da sağlığımızı belirliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik testlerin sağladığı bilgilerin epigenetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı hale geldiğini vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı “Aslında doğduğumuz anda belirli genetik yatkınlıklarla dünyaya geliyoruz. Ancak bu yatkınlıkların sağlık üzerindeki etkisini belirleyen önemli mekanizmalardan biri epigenetik düzenlemelerdir” diyor. </strong></em></p>
<p>Uzun yaşamın ve sağlıklı yaşlanmanın sırrı yalnızca DNA diziliminde saklı değil. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, stres düzeyi, uyku düzeni ve maruz kalınan çevresel faktörler; genlerin çalışma biçimini etkileyebiliyor. İşte bu noktada epigenetik devreye giriyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, konuyu şöyle açıklıyor: “Genetik yapımız sabit olabilir; ancak epigenetik mekanizmalar genlerimizin açılıp kapanmasını düzenler. Genlerin aktif ya da baskılanmış olması yalnızca DNA dizilimimizle belirlenmez. Epigenetik süreçler, yaşam boyunca genlerin nasıl çalışacağını düzenleyen doğal ve dinamik mekanizmalardır. Bu süreçler, büyüme, gelişim ve hücrelerin kimlik kazanması gibi normal biyolojik olayların ayrılmaz bir parçasıdır”…</p>
<p>Kronik hastalıkların büyük bir kısmı multifaktöryel, yani hem genetik hem çevresel faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Kanserler, kalp-damar hastalıkları, nörolojik ve nöropsikiyatrik hastalıklar ile bağışıklık sistemiyle ilişkili birçok tablo bu gruba giriyor. “Risk genlerimiz olduğu gibi koruyucu genlerimiz de var” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik risk skorlarının artık daha ayrıntılı şekilde hesaplanabildiğini, ancak bu riskin hastalığa dönüşmesinde epigenetik düzenlemelerin önemli rol oynadığını vurguluyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Bir bireyde riskle ilişkili bir genetik varyantın bulunması, fenotipik sonucun kesinleştiği anlamına gelmez. Gen ekspresyonu ve biyolojik süreçler; epigenetik düzenlemeler ile yaşam tarzı ve çevresel etkileşimler tarafından dinamik biçimde şekillendirilir. Beslenme alışkanlıkları, stres düzeyi, uyku düzeni, sigara kullanımı ve diğer çevresel faktörler genlerin işleyişini etkileyerek biyolojik risklerin ortaya çıkma olasılığını artırabilir ya da azaltabilir” diyor. </p>
<p><strong>Hastalık Riskini Bilmek Önemli </strong></p>
<p>Günümüzde genetik analizlerle; kalp-damar sağlığına ilişkin yatkınlıklar, bazı kanser türleri için risk profilleri, Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklara genetik eğilimler ve bağışıklık sistemiyle ilişkili risk göstergeleri değerlendirilebiliyor. Ancak artık yalnızca “Hangi genetik varyantları taşıyoruz?” sorusu değil, “Bu genler nasıl ve ne düzeyde çalışıyor?” sorusu da önem kazanıyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı epigenetik analizler sayesinde hücre düzeyinde biyolojik yaşlanma göstergeleri, hücresel stres yanıtları ve bazı hastalık süreçlerinin erken izlerinin saptanabildiğine dikkat çekiyor: “Örneğin 10 yıl sonra Parkinson hastalığına yakalanma riskinizin olduğunu bilmek, hastalığı tamamen engelleyeceğiniz anlamına gelmez; fakat zihinsel aktiviteyi artırmak, beslenmeyi düzenlemek, egzersiz yapmak gibi epigenetik etkisi olan yaşam değişiklikleriyle süreci yavaşlatma şansınız olabilir”… </p>
<p><strong>Artık Kişiye Özel Tıp Gündemde </strong></p>
<p>Geleceğin tıbbı artık tedavi edici olmaktan çok önleyici ve kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor. Bu süreçte tıp, genetik, moleküler biyoloji, farmakoloji, mühendislik ve bilgisayar bilimleri bir araya gelerek disiplinler arası bir yaklaşım geliştiriliyor. Özellikle kanser tedavisinde kullanılan “akıllı ilaçlar”, tümörün moleküler ve genetik özelliklerine göre belirleniyor. Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, “Kanser hücresinin hangi moleküler yolağı kullandığını analiz ederek, o yolu hedefleyen ilaç seçilebiliyor. Üstelik yalnızca tümörün genetiği değil, hastanın ilaca nasıl yanıt vereceği de genetik ve epigenetik belirteçlerle öngörülebiliyor” diyor.</p>
<p>Bu yaklaşım sadece kanserle sınırlı değil. Bazı ağrı kesiciler, antibiyotikler ve psikiyatrik ilaçlar için de farmakogenetik testler sayesinde kişiye en uygun doz ve ilaç seçimi yapılabiliyor.</p>
<p><strong>Kimler Genetik Test Yaptırmalı</strong></p>
<p>Tek gen hastalıklarında, hastalıkla güçlü şekilde ilişkili bir patojenik varyantın taşınması durumunda klinik tablonun ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksek. Bu nedenle ülkemizde ve birçok ülkede bazı tek gen hastalıkları için yenidoğan tarama programları uygulanıyor; ayrıca evlilik öncesi veya gebelik planlaması döneminde taşıyıcılık taramaları (örneğin SMA için) yapılıyor. Buna karşılık kronik ve çok faktörlü hastalıklarda genetik yapı tek başına belirleyici olmadığı için toplum genelinde yaygın tarama programları bulunmuyor. Ancak ailesinde birden fazla kanser olgusu olanlar, erken yaşta kalp-damar hastalığı görülen bireyler ve nörolojik hastalık öyküsü bulunan aileler için genetik danışmanlık ve uygun genetik analizler önerilebiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, önümüzdeki yıllarda genetik ve epigenetik analizlerin daha erişilebilir hale geleceğini belirterek şu değerlendirmede bulunuyor:</p>
<p>“Önümüzdeki 10 yıl içinde, yalnızca hastalıklar ortaya çıktıktan sonra tedavi etmeye odaklanan bir yaklaşımdan; riskleri daha erken dönemde değerlendirmeyi ve yönetmeyi hedefleyen bir sağlık modeline doğru bir dönüşüm görebiliriz. Genetik ve epigenetik veriler sayesinde özellikle bazı kronik hastalıklarda risklerin daha erken yaşlarda fark edilmesi ve uygun yaşam düzenlemeleriyle sürecin daha yakından izlenmesi mümkün olabilir”…</p>
<p><strong>Hedef Sağlıklı Yaşlanmak </strong></p>
<p>Yaşam süresi uzuyor; ancak asıl mesele sağlıklı ve bağımsız bir yaşam sürdürebilmek. “Kişi kendi işini yapabiliyor, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürebiliyorsa gerçekten sağlıklı yaşlanmadan söz edebiliriz” diyen Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı, genetik ve epigenetik analizlerin yalnızca yaşam süresini değil, yaşam kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu da vurguluyor. Sonuç olarak, geleceğin tıbbında yalnızca DNA haritamız değil; bu bilginin nasıl yorumlandığı, genlerin hangi koşullarda nasıl çalıştığı ve yaşam biçimimizin bu süreci nasıl etkileyebileceği giderek daha fazla önem kazanacak.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-molekuler-biyoloji-ve-genetik-bolumu-ogretim-uyesi-prof-dr-eda-tahir-turanli-kisiye-ozel-risk-analizinde-genetik-ve-epigenetik-donem-basladi-619141">Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eda Tahir Turanlı: &#8220;Kişiye Özel Risk Analizinde Genetik ve Epigenetik Dönem Başladı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EÜ&#8217;de biyolojik istilalar ve küresel tehditler konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eude-biyolojik-istilalar-ve-kuresel-tehditler-konusuldu-595932</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 08:25:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[istilacı]]></category>
		<category><![CDATA[istilalar]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[küresel]]></category>
		<category><![CDATA[mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[tehditler]]></category>
		<category><![CDATA[türler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Fen Fakültesi ve Biyoloji Topluluğu iş birliğiyle  “2. Su ve İklim Krizinde Genç Fikirler Çalıştayı” kapsamında, Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Kadir Çimen, “İklim Değişikliği ve Küreselleşmenin Güdümünde: Biyolojik İstilalar” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-biyolojik-istilalar-ve-kuresel-tehditler-konusuldu-595932">EÜ&#8217;de biyolojik istilalar ve küresel tehditler konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Ege Üniversitesi Fen Fakültesi ve Biyoloji Topluluğu iş birliğiyle  “2. Su ve İklim Krizinde Genç Fikirler Çalıştayı” kapsamında, Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Kadir Çimen, “İklim Değişikliği ve Küreselleşmenin Güdümünde: Biyolojik İstilalar” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> EÜ Fen Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe; Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Esin Sipahi Kılıç, Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kerim Çiçek, Biyoloji Topluluğu Danışmanı Prof. Dr. Serdar Gökhan Şenol, Biyoloji Topluluğu Başkanı Furkan Ali Akyol, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Çalıştay da öğrenciler, su ve iklim krizi üzerine hazırladıkları araştırmaları paylaştı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Sunumunda biyolojik istilalardan bahseden Kadir Çimen, “Biyolojik istilalar, iklim değişikliği ve küreselleşmenin en yıkıcı sonuçlarından biri olarak su ve iklim kriziyle doğrudan ilişkilidir. Bir türün kendi yaşam alanı dışına taşınarak zarar vermesine “biyolojik istila”, bu türlere ise “istilacı tür” diyoruz. Türler çoğunlukla insan eliyle; kasten, ticaret yoluyla ya da farkında olmadan yeni bölgelere taşınıyor. Taraklı medüzün balast sularıyla Karadeniz’e gelmesi ya da aslan balığının ısınan Akdeniz’e yerleşmesi bunun çarpıcı örnekleridir. Aynı şekilde tarım alanlarını tehdit eden agresif istilacı bitki türleri de bu krizi derinleştiriyor. İklim değişikliği, bu türlerin yayılımını kolaylaştırarak etkilerini artırıyor; sıcaklık artışı, orman yangınları ve yüksek karbon oranı istilacıların avantajına çalışıyor. Bu türler yerli türlerle rekabet ederek popülasyonları çökertiyor, biyolojik çeşitliliği azaltıyor ve ekosistemlerin fiziksel yapısını bile değiştirebiliyor. Bugün biliyoruz ki biyolojik istilalar, habitat yıkımından sonra biyolojik çeşitlilik kaybının en büyük ikinci nedeni ve bazı bölgelerde birinci sıraya kadar yükselmiş durumda. Üstelik ekonomik maliyetleri de devasa boyutta; yıllık maliyetin dünya genelinde 423 milyar dolar olduğu ve her on yılda bir dört kat arttığı tespit edildi. Kısacası, istilacı türleri tanımadan ve önlemler geliştirmeden ekosistemlerimizi korumamız mümkün değil” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span><span><span>“İstilacı türlerle mücadele, su ve iklim krizinin bir parçasıdır”</span></span></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Türkiye&#8217;de tespit edilen istilacı türün sucul ve denizel ekosistemlerimizde yarattığı tahribata dikkat çeken Kadir Çimen, “Türkiye’de 261 istilacı, toplamda 1319 yabancı türün tespit edildiğini biliyoruz ve Akdeniz Havzası’nın bu türlerin yerleşimi için en hassas bölgelerden biri olması, gelecekte daha fazla istilacı türle karşılaşacağımızı gösteriyor. Özellikle sucul ekosistemlerde bu türlerin yarattığı tahribat çok ciddi; örneğin sivrisineklerle mücadele amacıyla ülkemize getirilen doğu sivrisinek balığı, zooplanktonları tüketerek ötrofikasyona ve balık ölümlerine yol açıyor. Yabancı sazan türleri ise yerli sazanlarla çiftleşip kısır yavrular oluşturduğu için genetik çeşitliliği tehdit ediyor. Denizel ekosistemlerde ‘katil yosun’ gibi türler, iklim değişimiyle mücadelede kritik öneme sahip deniz çayırlarını yok olma noktasına getiriyor. Haritalar bize, Türkiye’nin bu türlerin yerleşimi açısından dünyanın en kırılgan bölgelerinden biri olduğunu açıkça gösteriyor. Tropikalleşme ile birlikte hem iklimimiz hem de bölgemizdeki türler değişiyor; habitatlar giderek birbirine benzediği için istilacı türlerin yayılışı kolaylaşıyor. Ancak biyogüvenlik önlemleri, sıkı denetimler, erken teşhis ve vatandaş bilimi ile bu zararları azaltabiliriz. Çünkü biyolojik istilacılarla mücadele, su ve iklim kriziyle mücadelemizin ayrılmaz bir parçasıdır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Etkinlikte, Zeynep Baykara, “Su ve İklim Krizinin Model Organizma Olarak Kullanılan Arabidopsis Thaliana Üretimine Etkisi”; Ahmet Yağız Ertürk, “Deniz Çayırları ve İklim Değişikliğindeki Rolleri” başlıklı sunumuyla deniz çayırlarının önemini aktardı.  Öykü Erol, “Sulak Alan Kayıpları ve Yanlış Tarım Uygulamaları”; Arda Köroğlu, “Tatlı Su Kaynakları Tahribatı Sonucu Ekolojik Denge Bozulması”; Melike Ceylan, “Körfez Sorunu ve Deniz Yaşamı: Biyoçeşitliliğin Tehlikede Olan Dengesi”; Kutay Durukan, “Su ve İklim Krizinin Kuşlara Etkisi”; Ömer Faruk Arslan, “Su ve İklim Krizinin Kemirgenler Üzerine Etkisi”; Taylan Ali Ardunç, “Su Kaynakları Tahribatının Kuş Göçleri ve Yaşam Alanlarına Etkisi”; Muhammet Yıldırım ise “Su ve İklim Krizinde Genç Fikirlerin Mücadelesi” başlıklı sunumlar yapıldı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eude-biyolojik-istilalar-ve-kuresel-tehditler-konusuldu-595932">EÜ&#8217;de biyolojik istilalar ve küresel tehditler konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deniz Biyoloji Müzesi&#8217;ndeki balıklar yenilenecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deniz-biyoloji-muzesindeki-baliklar-yenilenecek-352081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2023 10:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[balıklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[müzesindeki]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Deniz Biyoloji Müzesi’nde sergilenme özelliğini kaybeden yaygın balık türlerinin değişimi yapılarak yenilenecek.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-biyoloji-muzesindeki-baliklar-yenilenecek-352081">Deniz Biyoloji Müzesi&#8217;ndeki balıklar yenilenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Antalya Büyükşehir Belediyesi Deniz Biyoloji Müzesi’nde sergilenme özelliğini kaybeden yaygın balık türlerinin değişimi yapılarak yenilenecek. </p>
<p>Antalya Kaleiçi Yat Limanı&#8217;nda yer alan Antalya Büyükşehir Belediyesi Deniz Biyoloji Müzesi, deniz canlıları ve nesli koruma altındaki türlerin yakından tanınmasını sağlıyor. Köpekbalığı, ıstakoz, ahtapot, vatoz, sünger ve kemikli balıklar gibi yüzlerce deniz canlısının yer aldığı müzede, sergilenme özelliğini kaybeden ve rengini yitirmiş yaygın türdeki balıklar, Akdeniz Üniversitesi ile yürütülecek işbirliği kapsamında değişimi yapılarak yenilenecek. </p>
<p><strong>TÜRLER İNCELENDİ TESPİT EDİLDİ </strong></p>
<p>Akdeniz’in su altı yaşamında yerli ve yabancı ziyaretçileri yolculuğa çıkan Deniz Biyolojisi Müzesi’nde yasak olmayan türlerin değişimi için çalışma başlatıldı. Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi arasında yürütülecek proje kapsamında müzede yer alan ama sergilenme özelliğini kaybeden balıkların değişimi yapılacak. Bu kapsamda müzede inceleme çalışması yapıldı. </p>
<p><strong>AVLANMASI YASAK TÜRLER HARİÇ</strong></p>
<p>Deniz kenti olan Antalya için Deniz Biyoloji Müzesi’nin deniz canlıların tanıtımı ve korunması açısından önemli bir yer olduğunu söyleyen Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Mehmet Gökoğlu, “Müzede bulunan balıkların yıllar içinde rengini kaybetmesi sonucunda sergilenme özelliğini kaybetmiş. Bu kapsamda üniversite olarak biz de türlerin değişim için Antalya Büyükşehir Belediyesi ile ortak bir çalışma yapacağız.  </p>
<p>Nesli tükenme tehlikesinde olan ve yasak türler haricinde, özellikle köpekbalığı ve vatoz gibi kıkırdaklı balıklar haricindeki türler yenilenecek. Bu değişim sırasında nesli azalmakta olan hiçbir kıkırdaklı balığı yakalayıp müzeye getirmeyeceğiz. Gerçekleştirilecek çalışma ile müze, balık türleri açısından zenginleştirilmiş olacak. Vatandaşlar da merak ettikleri balıkları yakından inceleyebilecek” diye konuştu.  </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deniz-biyoloji-muzesindeki-baliklar-yenilenecek-352081">Deniz Biyoloji Müzesi&#8217;ndeki balıklar yenilenecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
