<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bırakabiliyor | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/birakabiliyor/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/birakabiliyor</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 08:38:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>bırakabiliyor | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/birakabiliyor</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Ayağın]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[Tablo]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yere]]></category>
		<category><![CDATA[yürüme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635529</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz? Özellikle merdiven çıkmak, engebeli zeminde yürümek ve hızlı hareket etmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor mu?  Bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen “foot drop” olabilir! Hemen her yaşta görülebilen düşük ayak yürüyüş dengesini bozarak günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebiliyor. Hastalar zamanla düşecekleri kaygısıyla dışarı çıkmaktan kaçınabiliyor, sosyal hayattan uzaklaşabiliyor. İlerleyen dönemlerde ise yürüyebilmek için destek cihazlarına ihtiyaç duyabiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,</strong>  düşük ayak tablosunun tek başına bir hastalık değil; çoğu zaman sinir, kas, omurga veya nörolojik hastalıkların bir belirtisi olduğuna dikkat çekerek,  “Bu   nedenle yürümekte güçlük çeken kişilerin ‘Biraz uyuşma var, geçer‘, ‘Ayağım takılıyor ama idare ediyorum’ veya ‘Tökezlememin nedeni dikkatsizliğimdir’ düşüncesiyle zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Erken tanı hem altta yatan hastalığın ilerlemesini önlenmede hem de ayakta oluşabilecek kalıcı hasar riskini azaltmada kritik rol oynar. Günümüzde erken tanı ve uygun tedavi sayesinde ayak fonksiyonlarında önemli ölçüde iyileşme sağlanabilir” diyor. </p>
<p><strong>Yürüme bozukluğuyla kendini gösteriyor</strong></p>
<p>Düşük ayak kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasına neden olan önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.  Bu tablo kendini genellikle yürüme bozukluğuyla gösteriyor. Normal yürüyüş sırasında ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar, ayağın yere takılmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu kasların sağlıklı çalışması için siyatik sinir ve onun bir dalı olan peroneal sinirin sağlam olması gerekiyor. Bu sinirlerden en az biri etkilendiğinde ayağı yukarı kaldıran ve sağ ile sola yönlendiren kaslar zayıflıyor. Sonuç olarak ayak ucu yere  sürtünmeye başlıyor ve kişi yürürken ayağını normalden daha fazla kaldırmak zorunda kalıyor. Bu tablo halk arasında “düşük ayak”  olarak adlandırılıyor. Bazı hastaların ise ayağını yere takmamak için dizini normalden fazla kaldırarak yürümek zorunda kaldıklarını aktaran Prof. Dr. Umut Yavuz, “Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Ciddi bir sorunun habercisi olabiliyor!</strong></p>
<p>Düşük ayak, ayağı yukarı kaldıran kasların yeterince çalışamaması sonucu ortaya çıkıyor. Kaslar doğrudan hasar görebileceği gibi, bu kaslara komut taşıyan sinirler de etkilenebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayağın çoğu zaman başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu vurgulayarak,  “Bu tabloya genel olarak sinir sıkışmaları, bel fıtığı veya bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ile inme gibi ciddi durumlar neden  olur. Bazen travmalar ve diz veya kalça protezi gibi büyük cerrahiler sonrasında sinir etkilenmeleri de düşük ayak sorununa yol açabilir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>bunların yanı sıra uzun süre bacak bacak üstüne atan, çömelerek çalışan, dizin dış  kısmına uzun süre baskı uygulayan ve hızlı kilo kaybı yaşayan kişilerde de düşük ayak tablosunun gelişebildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>En yaygın belirtisi ayağın yere takılması</strong></p>
<p>Hastalar sağlık kuruluşlarına en sık ‘Ayağımı kaldıramıyorum’, ‘Ayağım yere sürtüyor’, ‘Sık sık tökezliyorum’ ve ‘Ayakkabımın ucu yere çarpıyor’ gibi şikayetlerle başvuruyor. <strong> </strong>Düşük ayağın belirtileri bazen aniden, bazen de sinsi başlayabiliyor. Travma, cerrahi sonrası sinir yaralanması veya ani bel fıtığında tablo hızlı ilerleyebiliyor. Sinir sıkışması, diyabetik nöropati veya bazı nörolojik hastalıklarda ise belirtiler daha yavaş gelişebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın en yaygın belirtilerini şöyle anlatıyor: “En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken  ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”</p>
<p><strong>Geç kalındığında kalıcı hasar oluşabiliyor</strong></p>
<p>Düşük ayak tablosunda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Umut Yavuz, altta yatan bazı nedenlerinde erken tedavi sayesinde sinir fonksiyonunun toparlanabildiğini ve kalıcı hasarın önlenebildiğini aktarıyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, şu bilgileri paylaşıyor:  “Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.” </p>
<p><strong>Bu tabloda ameliyat gerekebiliyor</strong></p>
<p>Tedavide temel hedef, altta yatan nedeni tespit etmek ve   mümkünse ortadan kaldırmak. Bunun yanında hastanın güvenli yürümesini sağlamak ve ayakta kalıcı şekil bozukluğu gelişmesini engellemek amaçlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,<strong> </strong>erken tanı alan hastalarda, özellikle sinirin tamamen kopmadığı ve basının erken dönemde giderildiği durumlarda tedavide oldukça başarılı sonuçlar sağlandığını belirterek, “Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur” diyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli ve kalıcı tablolarda ise tendon transferi cerrahisine başvurulduğunu söylüyor. </p>
<p><strong>Amaç güvenli ve dengeli bir yürüyüş sağlamak! </strong></p>
<p>Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor.  Prof. Dr. Umut Yavuz, ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanıldığını, ardından fizik tedavi sürecine geçildiğini belirterek, “Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenir” bilgisini veriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-sorun-saniliyor-ama-kalici-hasar-birakabiliyor-635529">Basit bir sorun sanılıyor ama kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 May 2026 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Durumlarda]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[hafif]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kalındığında]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=635166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166">Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,</strong> çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek,   “Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve  diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” diyor.   <strong>Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, </strong>bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, “Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale  ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” bilgisini veriyor. Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen <strong>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,</strong> bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,<strong> </strong>ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında bulunuyor. Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak  fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!</strong></p>
<p>Bacak boyu eşitsizliği hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktarıyor. Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydediyor. Prof. Dr. Kerim Yılmaz, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri</strong></p>
<p>Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söylüyor.  </p>
<p><strong>Kişiye özel ortopedik tabanlıklar: </strong>Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlık kullanımının, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurgayı eğmesini önlediğini ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırdığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz,<strong> </strong>tabanlıkların bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebildiğini vurguluyor.</p>
<p>Ayakkabı altı takviyeleri (Lift): Farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağlanıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor</strong></p>
<p>Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıralıyor: </p>
<p>Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar):  Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor. </p>
<p>Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor. </p>
<p>Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla<strong> </strong>geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor. </p>
<p>Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gec-kalindiginda-kalici-hasar-birakabiliyor-635166">Geç kalındığında kalıcı hasar bırakabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Yanıkları Önlem Alınmazsa Kalıcı Hasar Bırakabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-yaniklari-onlem-alinmazsa-kalici-hasar-birakabiliyor-386399</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jun 2023 08:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bırakabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[yanıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=386399</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tatil sezonunun başlamasıyla birlikte güneşle olan temasın daha çok arttığı şu günlerde vücudumuzu güneşin zararlı etkilerinden korumak daha da önem kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-yaniklari-onlem-alinmazsa-kalici-hasar-birakabiliyor-386399">Güneş Yanıkları Önlem Alınmazsa Kalıcı Hasar Bırakabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tatil sezonunun başlamasıyla birlikte güneşle olan temasın daha çok arttığı şu günlerde vücudumuzu güneşin zararlı etkilerinden korumak daha da önem kazandı. Masum görünen güneş yanıklarının aslında oldukça önem taşıdığına işaret eden Deri Hastalıkları Uzm. Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, yarattığı ağrı, kızarıklık gibi şikayetlerin çok ötesinde kalıcı hasar bırakabileceğine dikkat çekti. Dr. Öğr. Ü. Akın, cilt yaşlanmasını hızlandırdığı gibi bazal hücreli karsinom, skuamöz hücreli karsinom  melanom vakalarının çoğunda güneş yanıklarının önemli bir risk faktörünü oluşturduğuna dikkat çekti. </em></p>
<p><em> </em>Özellikle son yıllarda, ozon katmanındaki incelme, bronz tenin moda haline gelmesi, solaryum gibi yapay ışık kaynaklarının kullanımının artmasının da güneş yanıklarındaki artışta etkili olduğuna dikkat çeken Deri Hastalıkları uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Özlem Akın, yanıkların oluşmasındaki en önemli risk gruplarının başında da güneş koruyucu kullanmadan cildi güneş ışığından veya solaryum gibi yapay kaynaklardan gelen UV ışığına maruz bırakanların geldiğini söyledi.  </p>
<p>Güneşin UV ışınlarına aşırı maruziyet, güneş yanığı, erken cilt yaşlanması hatta cilt kanserine varan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Deri Hastalıkları uzmanı Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, “Cilt kanseri için her ne kadar çevresel faktörler ve kalıtım gibi etkenler söz konusu olsa da korunmasız güneşe maruziyet de önemli bir etkeni oluşturmaktadır” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GÜNEŞ YANIĞI RİSKİNİ BELİRLEMEK İÇİN GÖLGE KURALINI KULLANIN”</strong></p>
<p>Güneş yanığı riski açısından, güneşin ne kadar güçlü geldiğinin göstergesinin UV indeksi olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, bu değer ne kadar yüksek olursu yanık riskinin de o denli artacağını söyledi. Bununla birlikte değerin artmasıyla birlikte yanığın oluşması için gereken sürenin de kısaldığını hatırlatan Dr. Öğr. Ü. Akın doğru zamanı bulmak için kullanılabilecek gölge kuralıyla ilgili şunları anlattı: “Gölgenize baktığınızda boyunuzdan kısa olması güneşin UV ışınlarının güçlü olduğunu ve mutlaka korunmak gerektiğini gösterir. Bu nedenle mutlaka UV indeksi incelenmelidir. Ayrıca UV ışınlarının yüksek irtifalarda daha güçlü olduğu da unutulmamalı. Dolayısıyla dağcılık, kayak gibi sporlarla ilgilenen kişilerin de kolaylıkla yanabileceği unutulmamalı. Çünkü UV ışınlarının %85&#8217;e kadarı kardan, %15&#8217;i kumdan ve %10&#8217;u sudan geri yansır.”</p>
<p><strong>“ŞİDDETLİ YANIKLARDA ZAMAN KAYBETMEDEN TIBBİ YARDIM ALINMALI”</strong></p>
<p>Güneş yanıklarının iyileşme sürecinde derecesi, diyabet gibi yara iyileşmesini geciktirici hastalıkların varlığı ya da yanığa yapılan doğru ya da yanlış müdahalelerin etkili olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, “Aynı şekilde iyileşme süresi de yanma şiddetiyle doğru orantılıdır. Çünkü şiddetli yanıklarla vücudun hasar görmüş deri tabakasını değiştirmesi zaman alacaktır. Bu nedenle hafif güneş yanıklarında 3-5 gün içinde şikayetler azalmaya başlarken daha şiddetli yanıklarda iyileşme birkaç haftayı bulabilir. İyileşme sürecinde kişinin yaşı ve genel sağlık durumu gibi faktörler de etkilidir. Bu nedenle hafif derecedeki yanıkların kendi kendine iyileşmesi beklenebilir ancak daha şiddetli yanıklarda mutlaka tıbbi yardım alınmalıdır.”</p>
<p>Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, güneş yanıklarında ilk etapta yapılabilecekler konusunda ise şu bilgileri verdi: “İyileşme sürecinde mutlaka güneşten korunmalı. Yanık olan bölgeler uygun kıyafetlerle kapatılmalı. Hem yaranın iyileşmesi hem de olası enfeksiyonlardan korunmak için oluşan kabarıklar kesinlikle patlatılmamalı. Bunun yanında ağrıyı azaltmak için ılık duş alınabilir. Sonrasında da aloe vera içerikli nemlendiriciler kullanarak derinin nemi korunmalı. Su kaybını önlemek için de ekstra su tüketmeye dikkat edilmeli.”</p>
<p><strong>“GÜNEŞ YANIĞI VARSA HAVUZA GİRMEYİN”</strong></p>
<p>Güneş yanığı olan kişilerin hiçbir şekilde havuza girmemeleri ve kabarcıkları patlatmamaları gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, “Havuz suyunda yer alan klor cilde zarar verecektir. Kabarcıklar içinde su ve sabunla temizlenip antibiyotikle krem sürülmesi ve korumak amacıyla da bandajla kapatılması gerekir.” diye konuştu. </p>
<p><strong> BU ÖNLEMLERİ ALMADAN GÜNEŞE ÇIKMAYIN</strong></p>
<p>Güneş yanıkları için en önemli noktanın ise gerekli korunmanın önceden sağlanması olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Deri Hastalıkları uzmanı Dr. Öğr. Ü. Özlem Akın, alınabilecek önlemler konusunda şu bilgileri verdi: </p>
<p>“Alınabilecek önlemlerin başında riskli saatlerde güneşe çıkılmaması geliyor. Bu nedenle zorunlu olmadıkça, UV ışınlarının en güçlü geldiği 10:00-16:00 tarihleri arasında güneşe çıkılmamalı. Ayrıca sadece güneş altında değil, dışarıya çıkıldığında gölgede bile olunsa mutlaka koruyucu kullanılmalıdır. Eğer açık havada bulunması gerekiyorsa da dışarı çıkmadan yarım saat önce suya dayanıklı koruyucu krem kullanılmalı. Güneşe çıkılacaksa sıkı dokulu kumaşlardan yapılan uzun kollu gömlekler, plaj kıyafetleri ve uzun pantolon, etekler tercih edilmeli. Kıyafetlerdeki renk tercihleri de açık renkler olmalı. </p>
<p>Şapka yine mutlaka kullanılması gereken aksesuarlardan biri olmalı. Şapka; yüzü, kulakları ve boynun arkasını gölgelemeli. Koyu renkli ve hasır şapkalar ve UV korumalı güneş gözlükleri tercih edilmeli.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-yaniklari-onlem-alinmazsa-kalici-hasar-birakabiliyor-386399">Güneş Yanıkları Önlem Alınmazsa Kalıcı Hasar Bırakabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
