<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bilinmesi | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bilinmesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bilinmesi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Oct 2025 10:13:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bilinmesi | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bilinmesi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:13:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanserine tüm dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadın yakalanıyor. Tüm kanserlerin %25’ini oluşturan meme kanseri Türkiye’de de her 8 kadından birisinde görülüyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli kontrollerle meme kanseri önlenebiliyor. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı tedavide önemli kolaylıklar sağlıyor. Bu nedenle korunma yollarını bilmek, belirtileri tanımak ve risk faktörlerini öğrenmek hayat kurtarıyor. Memorial Antalya Hastanesi Meme Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Halit Özgül “15 Ekim Dünya Meme Sağlığı Günü” nedeniyle meme kanserinin modern cerrahi yöntemlerinin daha güvenli ve estetik sonuçları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yüzde 90 tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Türkiye’de meme kanseri en sık 35–45 yaş aralığında görülmektedir. Dünyada genellikle 45–55 yaş aralığında ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de vakaların yarısından fazlası 50 yaş öncesinde tanı almaktadır. Erken evrede yakalanan meme kanserinde tedavi başarısı %99’a kadar çıkmaktadır. Ortalama sağkalım oranı %90 civarındadır. Erken tanıda tedavi daha kısa, daha kolay ve daha az maliyetlidir. İleri evrede immünoterapiler ve hedefe yönelik ilaçlarla yaşam süresi uzatılabilmektedir.</p>
<p><strong>Meme kanserinden korunmak için başlıca adımlar şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Haftada en az 3 saat egzersiz yapın.</li>
<li>Akdeniz tipi gibi sağlıklı beslenme alışkanlığı edinin. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durun.</li>
<li>Sağlıklı kilonuzu koruyun.</li>
<li>Düzenli taramalarınızı ihmal etmeyin.</li>
<li>Ayda bir kendi kendinize meme muayenesi yapın.<br />Gereksiz radyasyon maruziyetinden kaçının. </li>
</ul>
<p><strong>20 yaşından itibaren kontrollere başlanmalı!</strong></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhis, tedavi başarısını artıran en kritik faktördür. Kendi kendine meme muayenesi, düzenli doktor kontrolleri ve mamografi gibi tarama yöntemleri, hastalığın henüz belirti vermeden tespit edilmesini sağlayabilir. Uzmanlar, 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapmasını öneriyor. 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi taramaları, risk faktörlerine bağlı olarak daha erken yaşlarda bile başlamalı. Unutmayın, erken teşhis sadece tedavi sürecini kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda hayat kurtarır.</p>
<p><strong>Meme kanserinde dikkat edilmesi gereken belirtiler şunlardır;</strong><br />&#8211; Memede ele gelen sert, ağrısız kitle<br />&#8211; Meme şeklinde değişiklik, asimetri<br />&#8211; Ciltte çukurlaşma, portakal kabuğu görünümü<br />&#8211; Meme başında akıntı<br />&#8211; Koltuk altında şişlik</p>
<p><strong>Meme kanserinde risk faktörleri şunlardır;</strong></p>
<ul>
<li>Kadın olmak (erkeklerde çok nadir görülür).</li>
<li>Yaş. Türkiye’de daha çok 35–45 yaş aralığında, dünyada ise 45–55 yaş aralığında sık görülür.</li>
<li>Aile öyküsü ve BRCA1/2 gen mutasyonu.</li>
<li>Obezite ve hareketsiz yaşam.</li>
<li>Sigara, alkol kullanımı.</li>
<li>Doğum yapmamak veya emzirmemek.</li>
<li>Uzun süreli hormon tedavileri.</li>
</ul>
<p><strong>Cerrahide pek çok seçenek mevcut</strong></p>
<p>Cerrahi tedavi, meme kanserinde en temel ve en etkili yöntemlerden biridir. Özellikle erken evrede hem sağkalım hem de yaşam kalitesini belirleyen ana faktördür. Meme koruyucu cerrahide ümör ve çevresindeki sağlıklı dokunun çıkarılması. Kozmetik avantajı vardır, sonrasında radyoterapi gerekir. Total mastektomi diye adlandırılan ameliyatta meme dokusunun tamamının çıkarılması söz konusu olur. Bu cerrahi büyük veya çok odaklı tümörlerde tercih edilir. </p>
<p>Modifiye radikal mastektomide meme dokusu ile birlikte aksiller lenf nodları çıkarılır ve bu cerrahi ileri evrelerde uygulanır. Sentinel lenf nodu biyopsisi ile koltuk altındaki ilk lenf nodları incelenir. Eğer temizse geniş diseksiyon gerekmez, böylece lenfödem riski azalır. Onkoplastik cerrahi ve rekonstrüksiyon ameliyatı ile memede tümör çıkarılırken, estetik ve onarım yöntemleri birlikte uygulanabilir. Bu sayede hem kanser kontrolü hem de psikolojik iyilik hali sağlanır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/adan-zye-meme-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-583959">A&#8217;dan Z&#8217;ye Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaz Çıkarma Hakkında Bilinmesi Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gaz-cikarma-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-554177</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jul 2025 10:18:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarma]]></category>
		<category><![CDATA[gaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554177</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gaz çıkarmak, günlük hayatın bir parçasıdır ve genellikle sağlıklı bir sindirim sisteminin belirtisidir. Ancak, bazı yiyeceklerin gaz oluşumunu artırdığı ve kötü koku yayabileceği bilgisi de önemlidir. Hangi yiyeceklerin gaz yaptığını ve bu durumu nasıl yönetebileceğinizi öğrenin.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaz-cikarma-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-554177">Gaz Çıkarma Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gaz çıkarmak son derece normal. Bir kişi günde ortalama 5 ila 15 kez arasında gaz çıkarır.</strong> </p>
<p>Aslında, herhangi bir gün çok fazla gazın olmasının verdiği rahatsızlık ve utanç hissini bir kenara bırakırsak, gaz çıkarmak sağlıklı olduğunuzun bir işareti bile olabilir. </p>
<p>Çünkü gaz yapan yiyecekler genellikle kalp dostu, lif açısından zengin, karmaşık karbonhidratlardır.</p>
<p>Vücudunuz bu karbonhidratları sindiremez ama bağırsaklarınızdaki bakteriler bunları parçalayabilir.</p>
<p>Peki hangi yiyecekler gaz yapar, hangileri gazın kötü kokmasına neden olur ve ne zaman doktora başvurmak gerekir?</p>
<p><b>1. Yağlı yiyecekler</b></p>
<p>Yağlı yiyecekler sindirimi yavaşlatır, bu da midede uzun süre kalan yiyeceklerin fermantasyona uğramasına ve kötü kokmasına neden olabilir.</p>
<p>Yağlı etler ayrıca sülfür içeren metiyonin adlı amino asit bakımından zengindir.</p>
<p>Bağırsak bakterileriniz bu sülfürü hidrojen sülfide dönüştürür (o meşhur çürük yumurta kokusu) ve sadece etin değil diğer yiyeceklerden oluşan gazın da kokusunu güçlendirir.</p>
<p><b>2. Baklagiller</b></p>
<p>Fasulye ve mercimek hem lif açısından zengindir hem de vücudumuzun iyi sindiremediği rafinoz adlı karmaşık bir şeker içerir.</p>
<p>Bu şekerler bağırsaklara ulaşır ve burada bakteriler tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır; bu da hidrojen, metan ve hatta kokulu sülfür gazlarının oluşmasına neden olur.</p>
<p><b>3. Yumurta</b></p>
<p>Yaygın inanışın aksine, yumurta çoğu insanda gaz yapmaz.</p>
<p>Ama sülfür yüklü metiyonin içerir. Bu yüzden yumurtayı, gaz yapan fasulye ya da yağlı etlerle birlikte yemezseniz daha iyi olur.</p>
<p>Eğer yumurta sizi şişiriyor ve gaz yapıyorsa, yumurtaya karşı bir intoleransınız ya da alerjiniz olabilir.</p>
<p><b>4. Soğan</b></p>
<p>Soğan, enginar, sarımsak ve pırasa gibi yiyecekler fruktan adı verilen ve gaz ile şişkinliğe yol açabilen karbonhidratlar içerir.</p>
<p><b>5. Süt ve süt ürünleri</b></p>
<p>İnek ve keçi sütünden elde edilen süt ürünleri laktoz içerir.</p>
<p>Bu şeker, gaz birikimine neden olabilir. Dahası, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 65&#8217;i bir dereceye kadar laktoz intoleransına sahip.</p>
<p>Bu nedenle süt ürünleri birçok kişide şişkinlik ve gaz yapabilir.</p>
<p><b>6. Buğday ve tam tahıllar</b></p>
<p>Yulaf ve buğday ürünlerinde gaz yapan fruktanlar ve lif bulunur.</p>
<p>Bu yüzden ekmek, makarna ve tam tahıllar gaz yapabilir.</p>
<p>Ayrıca buğday, arpa ve çavdar gibi bazı tam tahıllar glüten içerir. Glüten intoleransınız varsa bu yiyecekleri tükettikten sonra gaz ve şişkinlik yaşayabilirsiniz.</p>
<p><b>7. Brokoli, karnabahar ve lahana</b></p>
<p>Lahana, brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, kara lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler lif bakımından çok zengindir.</p>
<p>Ancak bu lif miktarı vücudunuz için fazla olabilir. Yine de bağırsak bakterileriniz bu lifleri enerjiye dönüştürmeyi sever; bu da gaz oluşumuna neden olur. </p>
<p>Ayrıca bu sebzelerin çoğu sülfür içerir, dolayısıyla oluşan gazın kokusunu tahmin edebilirsiniz.</p>
<p><b>8. Meyveler</b></p>
<p>Elma, mango ve armut gibi birçok meyve, fruktoz adlı doğal şeker bakımından zengindir.</p>
<p>Bazı elma ve armutlar ayrıca bol miktarda lif içerir. Bazı kişiler fruktozu sindirmekte zorlanır ve bu tatlı meyveleri tükettiklerinde şekerleri tam olarak parçalayamadıkları için gaz oluşur.</p>
<p>Ancak fruktoz intoleransı, laktoz intoleransı kadar yaygın değildir.</p>
<p><b>Gaz çıkarmak durdurulabilir mi?</b></p>
<p>Meyve, sebze ve baklagiller gaz yapabilir ama bu yiyecekleri tüketmek, gazı engellemekten çok daha önemli.</p>
<p>Lifli yiyecekleri daha önce pek yemediyseniz, bunları diyetinize birden fazla miktarda eklemek sizi rahatsız edebilir. Bu nedenle lif tüketiminizi yavaş yavaş artırın.</p>
<p>Yeterince su içmek, kabızlık riskini azaltır ve bu da gaz oluşumunu engeller. Çünkü bağırsakta kalan dışkı fermantasyona uğrayarak daha fazla ve kötü kokulu gaz üretebilir.</p>
<p>Her öğünde bir şeyler içmeye çalışın ve gün boyunca su tüketimini ihmal etmeyin.</p>
<p>İngiltere&#8217;de Ulusal Sağlık Servisi (NHS) gaz ve şişkinliği gidermek için nane çayı içilmesini de öneriyor.</p>
<p>Gazlı içecekler doğrudan gaz içerdiği için fazla tüketildiğinde hem geğirme hem de gaz çıkarmayı artırır.</p>
<p>Aynı şey sakız çiğneme veya çorba gibi şeyleri hızlıca yeme için de geçerli. Yutulan hava bir yerden çıkmak zorunda.</p>
<p><b>Endişelenmeli misiniz?</b></p>
<p>Çoğu durumda gaz endişe verici olmaz.</p>
<p>Gazın birçok zararsız nedeni vardır ve bunlar genellikle herhangi bir tedavi ya da müdahale gerektirmez.</p>
<p>Ancak bazı durumlarda aşırı gaz, daha ciddi bir sağlık sorununun belirtisi olabilir.</p>
<p>Bu nedenle endişeleniyorsanız bir doktora danışmanızda fayda var. </p>
<p>Ayrıca kötü kokulu gaz bazı ilaçların yan etkisi olarak da görülebilir.</p>
<div><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/07/gaz-cikarma-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-0-LLIxRBNA.png"/></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gaz-cikarma-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-554177">Gaz Çıkarma Hakkında Bilinmesi Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoğun bakım süreci ile ilgili bilinmesi gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yogun-bakim-sureci-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler-546349</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 08:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hızlı tansiyon ve kan şekeri değişikleri, solunum sıkıntısı, şuur bulanıklığı veya trafik kazası gibi günlük hayatta aniden karşılaşılabilecek sağlık problemleri kimi zaman yaşamı tehdit edebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-bakim-sureci-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler-546349">Yoğun bakım süreci ile ilgili bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hızlı tansiyon ve kan şekeri değişikleri, solunum sıkıntısı, şuur bulanıklığı veya trafik kazası gibi günlük hayatta aniden karşılaşılabilecek sağlık problemleri kimi zaman yaşamı tehdit edebiliyor. Bu gibi acil durumlarda gündeme gelen yoğun bakımın, hayati fonksiyon tehlikesi yaşayan hastaların tedavi edildiği özel bir sağlık hizmeti alanı olduğundan bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Tülin Tünel, “Genellikle acil durumlarda ya da hastanın sürekli takibini gerektiren büyük ameliyatlar sonrasında devreye giren yoğun bakım ünitesi, hastaların yaşamlarını tehdit eden durumu stabil hale getirmeyi hedefleyen tıbbi bakım hizmetlerini kapsıyor” dedi.</strong></p>
<p>Yoğun bakım ünitesine alınan hastaların hayatını kaybetmeye yakın olduğu düşüncesi genelde paniğe ve karamsarlığa yol açıyor. Oysa bu varsayımın hatalı olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Tülin Tünel, “Kişinin kritik durumu kendine özgüdür ve tedavi edilebilir pek çok sağlık sorunu için de yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Ağır enfeksiyonlar, kafa travması, büyük cerrahi sonrası gibi 7/24 gözlem ya da müdahale gerektiren durumlar korkutucu olsa da doğru ve zamanında uygulamalarla kontrol altına alınabilir. Yoğun bakımdaki başlıca müdahaleler arasında; kalp atış hızı, oksijen seviyesi ve solunum durumu gibi yaşamsal fonksiyonların takibi, özel ilaç tedavileri, ihtiyaç varsa oksijen ve beslenme desteği, fizik tedavi ve rehabilitasyon yer alır” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bakım süreci birden fazla uzmanlıkla yönetiliyor</strong></p>
<p>Destek tedavilere örnek olarak beslenme yardımı için mide tüpü ya da damardan gıda solüsyonları verilebileceğini ifade eden Tünel, “Böbrek fonksiyon bozukluğu veya solunum yetmezliği dediğimiz ağır akciğer hasarı gibi durumlarda ise düzenli olarak kanın temizlenmesini sağlayan diyaliz benzeri bir işlemden faydalanılabilir. Yoğun bakımda hastalar multidisipliner bir ekiple takip edilir. Bu ekipte genellikle; yoğun bakım hekimi, enfeksiyon hekimi, beslenme uzmanı, genel cerrahi ekip, göğüs hastalıkları gerekiyorsa da onkoloji hekimi, fizyoterapistler ve yara bakım hemşireleri görev alır. Bu ünitenin, hayati fonksiyonlar söz konusu olduğu için tecrübeli ekipler tarafından yönetilmesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p>Yoğun bakımda kalış süresinin, hastalığın şiddetine ve tedavi ihtiyacına bağlı değiştiğini dile getiren Tünel, “Hastalar birkaç günden birkaç aya, hatta bazı durumlarda daha uzun sürelerle yoğun bakım desteği alabilir. Ayrıca hastalığın şiddetini özel skorlama sistemleri ile hesaplayarak yoğun bakımdaki bir hastanın yüzde kaç ihtimalle iyileşebileceğini de öngörebiliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Hasta yakınları bilinçlenmeli</strong></p>
<p>Post yoğun bakım sendromunun, yoğun bakımda kalmış hastalarda görülen, fiziksel, psikolojik ve bilişsel bir klinik tablo olduğunu açıklayan Tünel, “Uzun süre yatağa bağımlı kalma, sinir hasarı, anksiyete bozukluğu, uykusuzluk, halüsinasyon, ağrı, bellek sorunları, karar verme güçlüğü gibi faktörler bu sendromun oluşmasına zemin hazırlıyor. Ortalama olarak beş ila altı ay kadar süren bu sendrom için hasta yakınlarının önceden hazırlanması, süreç adaptasyonu için değerli. Hastaya duygusal desteği nasıl sağlamaları gerektiğinden, herhangi bir kötüleşmeyi hangi yöntemlerle fark edebileceklerine kadar kapsamlı bir bilgilendirme, sağlık merkezi tarafından mutlaka yapılmalı” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>İyileşme sürecinde hassasiyet gerekli</strong></p>
<p>Yoğun bakımdan eve geçişte, hastanın bakım planlarının aksatılmaması şart diyen Tünel, “Alınması gereken ilaçlar ihmal edilmemeli, özel bir diyete uyulması gerekiyorsa yeni bir beslenme alışkanlığı kazanılmalı. İyileşme sürecinde; fizik tedavi uzmanları eşliğindeki fiziksel aktivite ve istirahat alanının konforu da göz ardı edilmemeli. Ayrıca hasta yakınları yoğun bakım sonrasında kişide ortaya çıkabilecek semptomları iyi gözlemlemeli ve değerlendirmeli, el hijyenine hassasiyet göstererek hastayı enfeksiyonlardan korumalı. Diğer bir dikkat edilmesi gereken nokta ise psikososyal desteğin önem kazanması. Gerekli durumlarda profesyonel yardım almayı kesinlikle tavsiye ediyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yogun-bakim-sureci-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler-546349">Yoğun bakım süreci ile ilgili bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme kanserinde bilinmesi gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-bilinmesi-gerekenler-543794</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 09:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=543794</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, toplumda hala doğru bilinen yanlışlarıyla gündemde.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-bilinmesi-gerekenler-543794">Meme kanserinde bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, toplumda hala doğru bilinen yanlışlarıyla gündemde. Bu yanlış bilgilerin, hastaların doğru önlemleri almasını engelleyerek erken evreyi kaçırmalarına yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Meme Sağlığı Merkezi Direktörü Prof. Dr. Ali Uğur Emre, meme kanseriyle ilgili en yaygın yanlış inanışları şöyle sıralıyor:</strong></p>
<p><strong> Meme kanserlerinin tümü genetik geçişlidir</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Meme kanserinin yalnızca genetik yatkınlığı olan kişilerde ortaya çıktığı düşünülür. Aslında, meme kanserinin büyük bir kısmı genetik risk faktörleri olmadan da gelişebilir. Çoğu meme kanseri, ailede geçmiş bir kanser öyküsü olmadan da ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Elle muayenede teşhir edilirse kanserin evresi ilerlemiştir</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Elle yapılan muayenede bir kitle fark edilmesi, kanserin her zaman ileri evrede olduğunu göstermez. Erken evrede de kitleler hissedilebilir. Ancak, herhangi bir anormal değişiklik fark edildiğinde hemen doktora başvurmak önemli.</p>
<p><strong>Meme kanseri sadece ileri yaşlarda görülür</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Meme kanseri her yaş grubunda görülebilir, ancak risk yaşla birlikte artar. Genç kadınlar, hatta erkekler de meme kanserine yakalanabilir.  </p>
<p><strong>Mamografi çektirmek veya meme kanserine cerrahi müdahale yapmak kanseri yayar veya kanser yapar</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Mamografi, radyasyon içerir ancak bu radyasyon dozları çok düşüktür ve genellikle güvenlidir. Mamografi, meme kanserinin erken teşhisi için önemli bir tarama yöntemidir. Radyasyonun kanser yapma riskinin minimal olduğu kabul edilir ve mamografinin faydaları, risklerinden çok daha büyüktür. Cerrahi sonrasında kanserin vücuda yayıldığı yanlış bir düşüncedir.</p>
<p><strong>Ailede meme kanseri yoksa risk ortadan kalkar</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Her kadının meme kanseri riskini etkileyen faktörler vardır, ancak bazıları diğerlerinden daha fazla risk taşır. Meme kanseri riski, yaş, genetik faktörler, yaşam tarzı ve hormonal durumlar gibi birçok faktöre bağlıdır. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve düzenli taramalar riskleri azaltabilir.</p>
<p><strong>Genetik testler meme kanserini önler</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Genetik testler, kişilerin meme kanseri riskini değerlendirmeye yardımcı olabilir ancak bu testler kanserden korunmayı sağlamaz. Genetik testler yüksek riskli bireylerin risk azaltıcı önlemler alabilmesini sağlar. </p>
<p><strong> Sadece kadınlar meme kanseri olur</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Meme kanseri yalnızca kadınlarda görülür düşüncesi yanlıştır. Erkekler de meme kanseri riski taşır, ancak bu durum kadınlara göre çok daha nadirdir. Bu oran kabaca 1/100 olarak verilebilir. Erkeklerde meme kanseri görülme oranı düşük olsa da risk faktörlerini bilmeleri ve belirtileri takip etmeleri önemlidir.</p>
<p><strong>Küçük kitlenin kanser olmadığını düşünmek güvenlidir</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Memede küçük bir kitle olması, bu kitlenin kesinlikle kanser olmadığı anlamına gelmez. Küçük kitlenin de kanserli olabilmesi mümkündür. Herhangi bir kitle, büyüklüğü ne olursa olsun, doktor tarafından değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Meme kanseri teşhisi koyulduktan sonra sadece ameliyat yeterlidir</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Meme kanseri tedavisi genellikle multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir. Ameliyat, tedavi planının sadece bir parçasıdır. Kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavisi ve hedefe yönelik tedaviler gibi yöntemler gerekebilir.</p>
<p><strong>Emzirme meme kanserinden korur</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Emzirmek, meme kanseri riskini kısmen azaltabilir ancak tamamen ortadan kaldırmaz. Bu, durum emziren kadınlarda kanser gelişmeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Elle muayene yeterli bir tarama yöntemidir</strong></p>
<p><strong>Yanlış</strong>: Kendi kendine meme muayenesi, düzenli doktor kontrollerinin ve mamografinin yerine geçmez. Elle muayenede bazı anormallikler fark edilebilir ancak mamografi gibi tarama yöntemleri, daha küçük ve erken evre tümörleri teşhis eder.</p>
<p><strong>Deodorantlar veya balenli sütyenler meme kanserine neden olur</strong></p>
<p><strong>Yanlış: </strong>Deodorantlar, koltuk altı kremleri veya sütyenler meme kanserine neden olmaz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-bilinmesi-gerekenler-543794">Meme kanserinde bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme biyopsisi hakkında bilinmesi gereken 5 nokta !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-biyopsisi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-nokta-417835</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2023 07:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[biyopsisi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim dünyasının üzerinde en çok araştırma yaptığı kanser türlerinden biri olan meme kanserinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler özellikle de ‘erken teşhis’ ile birleştiğinde tam tedavi mümkün olabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-biyopsisi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-nokta-417835">Meme biyopsisi hakkında bilinmesi gereken 5 nokta !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>(EKİM AYI-MEME KANSERİ FARKINDALIK AYI)</strong></p>
<p><strong>Bu yöntemle biyopsi esnasında tümör çıkarılabiliyor!</strong></p>
<p><strong>Vakum biyopsi ile tanı ve tedavi aynı anda!</strong></p>
<p><strong>Meme biyopsisinde bu hurafelerden kaçının!</strong></p>
<p><strong>MEME BİYOPSİSİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 5 NOKTA!</strong></p>
<p> </p>
<p>Bilim dünyasının üzerinde en çok araştırma yaptığı kanser türlerinden biri olan meme kanserinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler özellikle de ‘erken teşhis’ ile birleştiğinde tam tedavi mümkün olabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Meme Radyolojisi Kliniği, Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal,</strong> günümüzde artık kişiye özel tarama yöntemleri sayesinde erken teşhiste çok daha kolay ve doğru sonuç alınabildiğini belirtirken, meme biyopsisinin de teşhis koymada son derece önemli olduğunu vurguluyor. Meme biyopsisinde son yıllarda çok hızlı gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Arıbal, son dönemde öne çıkan Vakum biyopsi ile tanı ve tedavi işleminin bir arada yapılabildiğini söylüyor. Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal, <strong>Ekim ayı-Meme Kanseri Farkındalık Ayı</strong> kapsamında yaptığı açıklamada meme biyopsisi ve vakumlu biyopsi hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p> </p>
<p><strong>1. Meme biyopsisinde cerrahi yöntem çağ dışı kaldı! </strong></p>
<p>Prof. Dr. Erkin Arıbal “Biyopsi amacı ile cerrahi operasyon yapmak eski bir yöntem olup çağ dışı kalmıştır! Meme biyopsisi iğne eşliğinde yapılmalı ancak ince iğne değil, kalın iğne denilen, tanı koydurucu küçük parçaların toplanabildiği biyopsiler memede ilk tanı yöntemi olmalıdır” diyor. Kalın iğne biyopsisi, biyopsi alınacak lezyonun en iyi görülebildiği yöntem (ultrason, mamografi, ilaçlı) hangisi ise o yöntemle yapılıyor. Lokal anestezi ile yapılan biyopside ağrı hissedilmiyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Meme biyopsisinde hurafelere dikkat! </strong></p>
<p>Halk arasında ‘meme biyopsisi sonrası tümör başka dokulara yayılır’ şeklinde yanlış bir inanış olduğunu belirten Prof. Dr. Arıbal, aksine meme biyopsisinin yaklaşık 30 yıldır güvenle yapıldığını ve tedavinin biyopsiden alınan sonuca göre belirlendiğini söylüyor. Prof. Dr. Erkin Arıbal, bir diğer yanlış inanışın da ‘biyopsinin acıttığı’na yönelik olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Yapılan lokal anestezi sayesinde ağrı hissedilmeyen iğne biyopsileri konforlu bir yöntemdir. 10 dakikadan kısa süren işlem sırasında hasta ile sohbet etmek ve rahatlatmak mümkün olabilmektedir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3. Vakum biyopsi sırasında tümör de çıkarılabiliyor! </strong></p>
<p>Vakum biyopsinin (vakum aspirasyon eşliğinde biyopsi) memede izlenen lezyonlara yönelik yapılan yeni bir biyopsi tekniği olduğunu belirten <strong>Acıbadem Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Altunizade Hastanesi Meme Radyolojisi Kliniği, Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal </strong>bu tekniği şöyle açıklıyor: “Vakum biyopsinin amacı tek bir kere iğne ile lezyon içine girildikten sonra iğneyi hiç çıkarmadan lezyonun tümünü örneklemeye yarayan bir tekniktir. İğne içine ardışık olarak vakum ile çekilen doku kesilip iğne içinden yine vakum yardımı ile dışarı alınır. Bu sayede 3 ile 5 cm ye kadar olan lezyonlar tümü ile örneklenebilmektedir. İyi huylu tümörlerde hem tanı koyucu hem de tedavi edici olmasına rağmen kötü huylu lezyonlarda lezyon tümü ile çıkarılsa da ardından küçük bir cerrahi müdahale ile bu bölgenin etrafının çıkarılması gerekir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4. Meme radyolojisinde önemli bir yenilik!</strong></p>
<p>Kontrastlı mamografi eşliğinde vakum biyopsinin, meme radyolojisinde önemli bir yenilik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Erkin Arıbal, “Hasta için konforlu ve pratik bir uygulamadır. Damardan iyotlu kontrast ilaç verilerek, mamografi veya ultrason gibi diğer teknikler ile görülemeyen sinsi kanser odakları görünür hale geldikten sonra, lezyonu vakum biyopsi ile örnekliyoruz. Meme MR eşliğinde biyopsi yerine kullanabilmekteyiz. MR eşliğinde biyopsiden daha kısa süren bu teknik, hasta açısından daha konforludur. Biyopsi süresi 10-15 dakika kadar sürmekte ve lokal anestezi eşliğinde biyopsi yapılabilmektedir. Hasta işlem sırasında bizimle konuşabilmekte ve MR odasında olduğu gibi kendini yalnız hissetmemektedir” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5. Dikiş gerektirmiyor</strong></p>
<p>Vakum biyopsinin, lezyon hangi yöntem ile (ultrason – mamografi – MR) en iyi görülebiliyor ise o yöntem eşliğinde yapıldığını belirten Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal “Seçilen yöntem ile lezyon yeri saptandıktan sonra cilde uygulanan lokal anestezi sayesinde ciltten geçilerek lezyona ulaşılır ve ardışık olarak vakum kesi yöntemi ile iğne içinden lezyon kesilerek tümü veya tüme yakın örneklenir. Ciltte sadece küçük iğne girişine ait bir yara olur, dikiş gerektirmez. Vakum biyopside lokal anestezi verilmesi yeterli olmaktadır. Genel anestezi uygulamasına gerek yoktur” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-biyopsisi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-nokta-417835">Meme biyopsisi hakkında bilinmesi gereken 5 nokta !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkek Kısırlığı Hakkında Bilinmesi Gereken Önemli Noktalar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkek-kisirligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-onemli-noktalar-411098</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 10:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlığı]]></category>
		<category><![CDATA[noktalar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411098</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnfertilite yani halk dilinde kısırlık, cinsel yönden aktif bir çiftin 1 yıl korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edememesi durumu olarak tanımlanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkek-kisirligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-onemli-noktalar-411098">Erkek Kısırlığı Hakkında Bilinmesi Gereken Önemli Noktalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnfertilite yani halk dilinde kısırlık, cinsel yönden aktif bir çiftin 1 yıl korunmasız düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde edememesi durumu olarak tanımlanıyor. Çiftlerin %15’inde ilk 1 yıl içinde bu durum görülebiliyor. Kısırlık; kadına, erkeğe veya her ikisine bağlı sebepler ile ortaya çıkabiliyor. Ancak erkek bireylerde görülen kısırlıkta çoğu zaman utanma ve çekinme duygularından dolayı tanı- tedavi süreçleri gecikiyor ve bebek sahibi olma şansı azalabiliyor. Sağlık sorunlarının bir parçası olan infertilite geç kalınmadan tedavi edildiği takdirde başarılı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Dicle Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Birgi Ercili, erkek infertilitesi (kısırlığı) hakkında en çok merak edilenleri paylaştı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Gebelikte başarı oranını artıracak yöntemler denenebilir</strong></p>
<p>“Erkek infertilitesi olup, doğal yolla gebe kalan kadın var mıdır?” sorusu infertil eşlere sahip olan kadınların en çok merak edip araştırdığı soruların başında yer alır. Bunun cevabı bu durumda hamile kalınmasının mümkün olduğu şeklindedir. Ancak erkeğin sağlıklı olduğu çiftlere göre, erkek infertilitesi olan bir bireyin eşinin gebe kalma olasılığı düşüktür. Ayrıca infertil erkeğin sperm kalitesinde de bozukluklar olacağı için, oluşan gebelik sağlıklı ilerlemeyebilir veya düşükle sonuçlanabilir. Erkek faktörüne bağlı kısırlık durumlarında tüp bebek tedavisi uygulanabilir. Doğal yollarla gebelik oluşmadıysa, sperm sayısı 5 milyon/ml’den az ise, azospermi (menide sperm hücresi görülmemesi) veya sperm kanallarında tıkanıklık varsa bazı yöntemler ile testisten sperm toplanarak tüp bebek uygulanması önerilebilir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tedavi süreci ertelenmemeli</strong></p>
<p>İnfertilite yani kısır çiftlerin %30’unda erkek faktörü sorumludur. Aynı zamanda erkek infertilitesinin %30’unun sebebi bilinmemektedir.<strong> </strong>Bunun dışında en sık görülen sebepler; varikosel (yumurtalık etrafındaki toplardamarların genişlemesi), inmemiş testis, azospermi (menide hiç sperm olmaması), geçirilen testis iltihapları (orşit-epididimit), sperm kanallarında tıkanıklık olması, kemoterapi-radyoterapi almış olmak veya hormonal bozuklukların olması durumunda gözlemlenmektedir.<strong> </strong>Erkek infertilitesinin genelde herhangi bir belirtisi bulunmamaktadır. Tanı aşamasında yapılacak ilk ve önemli test spermiyogram (semen analizi) olarak adlandırılan spermlerin sayısına, hareketine, yapısına bakılan testtir. Muayenede hormonal bozukluğu düşündürecek kıllanmada azalma, meme büyümesi gibi durumlar araştırılır. Mutlaka testis muayenesi yapılmalıdır. Testis boyutlarında küçülme, varikosel gibi durumlar böylece anlaşılabilir. Semen analizi olmazsa olmaz testtir. Ayrıca hormonal testler ve azospermi varlığında genetik testler istenebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tavsiye üzerine alternatif tedaviler denenmemeli</strong></p>
<p>Kısırlık, psikolojik olarak bireylerin çok fazla olumsuz etkilendiği kendini yetersiz hissettiği bir süreç olarak gözükebilir. Ortaya çıkan toplum baskısı veya yoğun duygularla evlat sahibi olma isteği ve kişinin hemen istediği sonuca varamaması özgüven kaybına yol açabilir. Ancak burada atılabilecek en sağlıklı ilk adım, olumlu düşünerek çekinmeden tedavi sürecinin başlatılması ve aksatılmamasıdır. Bu tür durumlarda toplumda sık sık yapılan hataların başında ise kişilerin kulaktan duyma bilgiler ile kendi başına denediği tedavi olabileceğini düşündüğü bazı durumlar yer alır. Bunlara ek olarak kişilerin denediği veya merak ettiği bazı tedavi yöntemleri şu şekilde sıralanabilir; </p>
<ul>
<li>Bitkisel ürünler; Bitkisel ürünlerin şifalı yanları olduğu kadar bilinmeyen zararlı yanları da olabilir. Bu ürünler doğru kullanılmadığında kişinin zehirlenmesine kadar yol açabilir. Hekime danışılmadan özellikle sanal ortamda ilaç niyetine satılan çaylar, bitkiler veya ilaçlar kullanılmamalıdır. </li>
<li>Hacamat; Hacamat tedavisinin erkek infertilitesinde kullanılabileceğine yönelik bilimsel bir çalışma yoktur.</li>
<li>Kök hücre tedavisi; Erkek infertilitesinde kök hücrenin başarılı olabileceğine yönelik çalışmalar vardır. Ancak bunlar bilimsel çalışma düzeyindedir ve henüz rutin klinik uygulamaya girmemiştir. Kök hücre tedavisi uygulanan bazı merkezlerde de başarı şansı düşüktür ve maliyeti yüksektir.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Başarılı bir tedavi süreci için dış etkenler azaltılmalı</strong></p>
<p>Erkek infertilitesine sebep olan durumlara göre tedavi değişkenlik gösterir. Ancak tedavi şekli ne olursa olsun genel olarak bazı olumsuz dış etkenlerin ortadan kaldırılması başarı oranını yükseltebilir.  Sperm değerlerinde düşüklük varsa dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkolü bırakmak önemlidir. Özellikle sigara kullanımı sperm kalitesini oldukça kötü yönde etkilemektedir. Tütün ürünlerinin kullanımını sonlandırmak veya olabildiğince azaltmak gerekir. İdeal kiloda kalınması ve sporun hayatın bir parçası haline getirilmesi fiziksel ve ruhsal sağlık açısından önem arz eder. Ruhsal açıdan iyi hissetmek ve tedaviden başarılı bir şekilde sonuç elde edeceğini bilmek iyileşme sürecinde oldukça önemlidir. Bunun dışında anti-oksidan ilaçlarla sperm değerleri arttırılabilir. Eğer varikosel dediğimiz durum varsa bu ameliyatla düzeltilebilir. Hormonal bozukluklar bazı hormon ilaçlarıyla giderilebilir. Azospermi denilen menide sperm hücresi görülmemesi halinde ise Mikro TESE adı verilen yöntemle testisten sperm toplanabilir. Kısırlığın tamamen çözümsüz olduğu fikrine kapılmadan erken dönemde tedaviye başlanmalıdır. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkek-kisirligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-onemli-noktalar-411098">Erkek Kısırlığı Hakkında Bilinmesi Gereken Önemli Noktalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prostat Kanseri Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-403753</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Sep 2023 11:24:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=403753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinsice ilerleyen ve son yıllarda giderek yaygınlaşan prostat kanseri, dünya genelinde akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak karşımıza çıkıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-403753">Prostat Kanseri Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinsice ilerleyen ve son yıllarda giderek yaygınlaşan prostat kanseri, dünya genelinde akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak karşımıza çıkıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı, </strong>ülkemizde yeni prostat kanseri tanısı alan hasta sıklığının her 100 bin erkekte 35 olarak saptandığını belirterek “Araştırmalar; metropollerde yaşayanların daha büyük risk altında olduğunu ortaya koymaktadır. İstanbul ve Ankara gibi metropollerde bu oranların Türkiye genelinden daha yüksek olup sırasıyla 43,7 ve 42,6 olduğu bildirilmiştir. Asya kökenli erkeklerde batı dünyasındaki erkeklere göre prostat kanseri daha az sıklıkta görülmekte iken Japonya’dan Amerika’ya taşınan erkeklerde riskin arttığı ve Amerikan vatandaşlarına yaklaştığı görülmüştür. Bu da çevresel ve/veya diyet faktörlerinin de prostat kanseri gelişiminde rolü olabileceğini düşündürmektedir” diyor. Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı <strong>1-30 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Ayı / 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada prostat kanseri hakkında bilinmesi gereken 9 önemli bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p> 1. <strong>Risk faktörlerine dikkat! </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prostat kanseri için bilinen en önemli risk faktörlerini; ileri yaş, aile öyküsü ve bir takım genetik mutasyonlar (BRCA1 ve BRCA2) olarak sıralayan Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerin de prostat kanseri gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Sigara, aşırı kilo, metabolik sendrom (artmış bel çevresi, trigliserit yüksekliği, HDL-Kolesterol düşüklüğü, hipertansiyon, diyabet) ve beslenme alışkanlıkları (yoğun alkol tüketimi, hayvansal süt ürünlerinden yüksek protein alımı, kızarmış yiyeceklerin aşırı tüketimi, kırmızı et ve işlenmiş et tüketimi) bu risk faktörleri arasında sayılabilir. Diğer potansiyel risk faktörleri arasında; inflamatuar bağırsak hastalıkları (yüksek riskli prostat kanseri ile ilişkili), kellik (prostat kanserine bağlı ölüm riskinde artış), geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve gece vardiyasında çalışma bulunmaktadır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Metropolde yaşam, prostat kanseri riskini artırıyor! </strong></p>
<p> </p>
<p>Yapılan araştırmalara göre; metropollerde yaşayan erkeklerin prostat kanseri açısından daha büyük risk altında olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “İstanbul ve Ankara gibi metropollerde yeni tanı alan prostat kanseri oranlarının Türkiye genelinden daha yüksek olup sırasıyla 100 bin erkekte 43,7 ve 42,6 olduğu bildirilmiştir. Asya kökenli erkeklerde batı dünyasındaki erkeklere göre prostat kanseri daha az sıklıkta görülmekte iken Japonya’dan Amerika’ya taşınan erkeklerde riskin arttığı ve Amerikan vatandaşlarına yaklaştığı görülmüştür. Bu da çevresel ve/veya diyet faktörlerinin de prostat kanseri gelişiminde rolü olabileceğini düşündürmektedir.” </p>
<p> </p>
<p><strong>3. Prostat kanserinden korunmak için!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Güncel veriler ışığında prostat kanseri gelişme riskini azaltmayı amaçlayan spesifik önleyici veya diyet önlemlerini destekleyebilecek kesin bir verinin olmadığını vurgulayan Acıbadem Altunizade Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı, “Buna rağmen araştırmalar; güçlü bir antioksidan olan likopenden zengin olması açısından domatesin özellikle hafif pişirilerek tüketildiğinde prostat kanseri gelişmesinde koruyucu bir rolü olabildiğini gösteriyor. Yine antioksidan özellikleri olan kahvenin günde iki bardak tüketildiğinde prostat kanseri gelişim riskini azalttığı ve hastalık ilerlemesini yavaşlattığı gösterilmiştir” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>4. Bu belirtileri göz ardı etmeyin! </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prostat kanserinde en sık karşılaşılan sorunlar idrar yapma konusunda oluyor. Bu belirtileri; idrar yapma sıklığının artması, ani işeme hissi ile birlikte idrarın gelmesi, idrarda yanma, idrarı başlatma güçlüğü, idrar akış gücünün zayıflaması, idrar yaptıktan sonra idrar kesesini tam boşaltamama hissi ve gece idrar kalkma olarak sıralayan Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “Bununla birlikte prostat kanseri hiçbir semptom göstermeyebileceği gibi hastalığın evresine bağlı olarak idrar ve menide kan gelmesi, erektil disfonksiyon (sertleşme güçlüğü), bel ve sırt ağrıları (hastalığın kemiklere yayılması sonucu), ayaklarda/bacaklarda şişlik, iştah kaybı ve istemsiz kilo kayıpları gibi ileri evre hastalık semptomları da gösterebilir” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5. Genç yaşlarda da görülüyor!</strong></p>
<p> </p>
<p>Prostat kanseri hastalarının yüzde 85’inin 65 yaş üzerinde tanı aldığını ancak son yıllarda görülme sıklığının genç yaşlara da indiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı “50 yaş ve altı kişilerde de prostat kanseri görülebildiği ve bu yaş grubunun tüm prostat kanseri tanılı hastaların yüzde 2’sini oluşturduğu akılda bulundurulmalıdır. Ayrıca ailesel prostat kanserleri diğer prostat kanserlerine kıyasla 6-7 yıl daha erken yaşlarda görülebilmektedir. Buna karşın hastalığın agresifliği/klinik seyri açısından bir fark çoğunlukla görülmemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>6. Şikayetler başlamadan düzenli muayene hayat kurtarıyor! </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prostat kanserinde şikayetler başlamadan önce tanı konulması hayat kurtarıyor. Hastalığın belilrtileri prostat kanserine özgü olmadığı için henüz şikayetler başlamadan düzenli muayene çok önemli. Bu nedenle ailesinde prostat, meme, over (kadın yumurtalığı) ve Lynch Sendromu (kalın bağırsak kanserleri ile ilişkili kalıtsal bir hastalık) öyküsü olan kişilerin 40’lı yaşlardan itibaren prostat kanseri açısından tarama yaptırması öneriliyor. Erken evrede yakalanan prostat kanserlerinde küratif olarak adlandırılan hastalığı iyileştirebilecek, hastanın yaşam süresini uzatabilecek tedavi seçenekleri bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>7. “Modern çağda hala parmakla muayene mi!” </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Üroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı “Parmakla yapılan prostat muayenesinde prostat sadece büyüklük yönünden değil özellikle kıvamı yönünden değerlendirilir. Prostatta sertlik, sınırlarında düzensizlik ya da nodül denilen yapıların hissedilmesi prostat kanseri şüphesi oluşturması yönünden önemli muayene bulgularıdır. Deneyimli bir Üroloji uzmanının parmağıyla saptayabileceği muayene bulgularından üstün olabilecek bir görüntüleme yöntemi ne yazık ki henüz geliştirilememiştir. Bu nedenlerden ötürü sadece kanda bakılan PSA testi yeterli olmayıp mutlaka parmakla prostat muayenesi yapılmalıdır. Yapılmadığı taktirde tanıya yönelik önemli adımlardan biri eksik kalacaktır” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>8. Prostat kanseri tanısı için!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prostat kanseri taramasında kullanılan en önemli laboratuvar tetkikinin kanda ölçülen PSA testi olduğunu, bu sayede erken tanı konularak prostat kanserine bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 50 azaldığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Karşıyakalı şöyle konuşuyor: “PSA ile ilgili akılda tutulması gereken en önemli konulardan biri ise PSA’nın prostat kanserine değil prostat bezine özgü bir belirteç olduğudur. Yani hiçbir PSA seviyesi prostat kanseri tanısı koymada yeterli olmadığı gibi hastalık tanısını da kesin olarak dışlayamamaktadır. Prostat kanseri tanısı ancak ve ancak prostat biyopsisi ile mümkün olmaktadır. Prostat biyopsisi kararı alınmasındaki iki temel gerekçe ise; parmakla yapılan prostat muayenesinde kanser şüphesi saptanması ve/veya yaşa göre PSA seviyesinin yüksek olmasıdır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>9. Prostat kanserinde hedefe yönelik biyopsi!</strong></p>
<p> </p>
<p>Prostat biyopsi işlemi lokal ya da genel anestezi altında yapılabiliyor. İşlem sırasında prostat, ultrasonografi yardımıyla gerçek zamanlı olarak görüntüleniyor ve biyopsi için doku örnekleri alınıyor. Günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde “füzyon” ya da “hedefe yönelik” prostat biyopsisi yapılabildiğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Nejdet Karşıyakalı bu yöntemi ve özelliğini şöyle açıklıyor: “Füzyon prostat biyopside işlem öncesi çekilmiş MR görüntüleri ile ultrason görüntüleri özel bilgisayar programları kullanılarak üst üste eşleştirilir ve prostat kanseri şüphesi taşıyan alanların daha doğru bir şekilde örneklenmesi sağlanır. Füzyon prostat biyopsisi ile klinik olarak önemli prostat kanserlerini saptama oranları arttırılırken klinik önemsiz kanser saptama oranları azalmakta, bu sayede tedaviye bağlı oluşabilecek olası yan etkilerden hastalar korunabilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prostat-kanseri-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-403753">Prostat Kanseri Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüsün yeni varyantları hakkında bilinmesi gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koronavirusun-yeni-varyantlari-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-401176</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Sep 2023 20:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüsün]]></category>
		<category><![CDATA[varyantları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401176</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyayı uzun süre etkisi altına alan koronavirüs ile ilgili birçok farklı ülkede vakaların arttığı yönünde haberler yayılıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koronavirusun-yeni-varyantlari-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-401176">Koronavirüsün yeni varyantları hakkında bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyayı uzun süre etkisi altına alan koronavirüs ile ilgili birçok farklı ülkede vakaların arttığı yönünde haberler yayılıyor. Koronavirüsün Eris olarak bilinen EG.5, XBB1.5, Arcturus olarak bilinen XBB1.16 ve BA.2.86 isimli varyantlarından dünyada vakalar görülmeye başladı.  Türkiye’de henüz vakaların olmadığını belirtilse de Dünya Sağlık örgütü yeni varyantları izlenen varyantlar kategorisine aldı. Grip gibi seyrettiği bildirilen koronavirüs vakalarıyla ilgili Memorial Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Funda Timurkaynak ve Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Pelin Aktaş Uysal bilgi verdi ve özellikle riskli gruplar için önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Amerika, İngiltere ve Kore’de artış gözlemlendi </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre, EG.5 yani Eris olarak bilinen Covid-19’un mutasyona uğramış son varyantı, 19 Temmuz 2023’te DSÖ tarafından izlenen varyantlar listesinde 5. sıraya çıkartıldı. İlk vakanın Şubat 2023’te tespit edildi. Kış mevsiminin sürdüğü Güney Yarım Küre’de İngiltere, Amerika ve Kore’deki vakalarda artış gözlemlenmektedir. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’nca henüz vaka kaydedilmemiştir. </p>
<p>Virüsün yapısındaki çıkıntıların (spikeların) aminoasitlerindeki değişimi ile ortaya çıkmaktadır. Spikelerin değişimiyle bağışıklıktan kaçma olasılığı artan yeni varyant nedeniyle vaka artışını gözlemlenebilmektedir. Koronavirüsün yeni varyantlarının belirtileri grip belirtileriyle aynı ilerlemektedir.</p>
<ul>
<li>Öksürük</li>
<li>Ateş</li>
<li>Boğaz ağrısı </li>
<li>Kas eklem ağrısı</li>
<li>Burun tıkanıklığı</li>
<li>Baş ağrısı</li>
<li>Koku alma</li>
</ul>
<p>gibi belirtilerle bilinen üst solunum yolu enfeksiyonları gibi görülmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Hastaneye yatış ve ölüm oranlarında artış görülmedi </strong></p>
<p>Dünya genelinde koronavirüs test sayılarının azalmasıyla birlikte Eris olarak bilinen EG.5, XBB1.5 ve BA.2.86 gibi birçok varyantın tespiti de zorlaşmaktadır. Şimdiye kadar 121 ülkeden XBB1.5, 101 Ülkeden Arcturus olarak bilinen XBB1.16, 50 ülkeden eris olarak bilinen EG5 vakasına rastlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre koronavirüsün ilk ve en vurucu dönemlerindeki gibi hastaneye yatış veya ölüm oranlarında bir yükselme gözlenmemektedir. Koronavirüsü grip veya bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak geçiren hastaların sayısının yüksek olduğu belirlenmektedir. </p>
<p> </p>
<p><strong>Risk gruplarının dikkat etmesi gerekiyor</strong></p>
<p>Yeni koronavirüs varyantalarının grip gibi geçmesinde koronavirüs aşılarının etkisinin olduğu belirtiliyor. Aşılarla birlikte kazanılan toplumsal bağışıklık, koronavirüste hastaneye yatış ve ölüm oranlarının artmamasının bir etkeni olarak düşünülüyor. Dünya Sağlık Örgütü, tüm varyantları izlemeye devam etmektedir. Sağlık Bakanlığı resmi internet sitesinde en az iki aşı olmuş 18 yaş ve üzeri nüfus oranı %85,70 olarak bildirilmektedir. Her yıl grip aşısında olduğu gibi koronavirüs aşısında da yeni varyantlara karşı aşı geliştirmeleri devam etmektedir. Yeni varyantlara karşı geliştirilen aşıların kronik hastalığı olanlar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı tedaviler gören kişilere uygulanması tavsiye edilmektedir. Bilinen koronavirüs önlemleri olan maske kurallarına uyulması, sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmesi, düzenli el yıkanması, hijyen kurallarına uyulması, bağışıklığı güçlendirici sağlıklı besinler tüketilmesi önerilmektedir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koronavirusun-yeni-varyantlari-hakkinda-bilinmesi-gerekenler-401176">Koronavirüsün yeni varyantları hakkında bilinmesi gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 09:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814">Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu</strong> “Mantarlar sıcak ve nemli ortamlarda çoğaldığı için yaz aylarında artış gösterir. Yüzeyel mantar hastalıkları deri, saç, tırnak, ağız içi ve genital bölgeyi tutabilen mikroorganizmaların yaptığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Saçlı deriden ayak tırnaklarına kadar  tüm vücutta en sık görülen ve yerleşim yerine göre isimlendirilen deri hastalıklarından biri olup, yapılan çalışmalara göre ülkemizde her 100 kişiden 18’ini  etkilemektedir” diyor. Havuz kenarlarında terliksiz ya da kırlarda ‘stres atayım’ diye çıplak ayakla dolaşmanın mantar oluşumuna zemin hazırlayan faktörler arasında yer aldığını, hastalığın vücutta ortaya çıktığı bölgeye göre kendini özellikle kaşıntı, kızarıklık, kepeklenme, yanma hissi, renk değişikliği ve kıl ile tırnak kaybı gibi belirtilerle gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, mantar hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p><strong>Mantara yol açan etkenlere dikkat!</strong></p>
<p>Başka kişilerle ortak kıyafet, terlik ve özel eşyaların paylaşılması, hayvanlarla temas (kedi, köpek, küçükbaş hayvanlar) gibi etkenlerin yanı sıra dış ortamlardan da (toprak ve çimenlik alanlar, havuz kenarları, hamam, sauna, spor salonu, tuvalet vb ortak kullanıma açık zeminler)  mantar bulaşabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar enfekiyonuna neden olan funguslar, bulaşıcı dermatofitler, mikrosporumlar olabildiği gibi, vücutta bulunan saprofit (zararsız) olarak adlandırdığımız maya türü mantarlar da (kandida pitrosporum gibi) olabilir ve vücut direncinin düştüğü durumlarda fırsatçı enfeksiyonlara yol açarlar” diyor. </p>
<p><strong>Çok çabuk bulaşıyor! Bulaş riskine karşı etkili önlemler!</strong></p>
<p>Hastalığın çok çabuk bulaştığını bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Örneğin; ayak mantarlarının ülkemizde sık gözlenmesinin en temel nedeni ortak terlik kullanımıdır. Bulaş riskinden korunmak için; kıyafet, terlik, ayakkabı gibi kişisel eşyalarınızı başkalarıyla paylaşmayın, evde bile olsa çıplak ayakla dolaşmayın, hamam, sauna ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarında hijyene ve yere çıplak ayakla basmamaya dikkat edin. Genital  bölge (vajinal kandida gibi) ve bacak aralarının mantar enfeksiyonlarında yanma-ağrı hissine yol açabileceği ve partnere bulaşma riski olabileceğinden dolayı tedavi tamamlanana kadar dikkatli olun” diyor.   </p>
<p><strong>Bu belirtilerle kendini gösteriyor!</strong></p>
<p>Mantar hastalığında yoğun kaşıntı en sık şikayet nedenini oluşturuyor. Vücutta mantarın ortaya çıktığı bölgede geçmeyen, yoğun ve deriyi tahriş edecek şiddette kaşıntı oluyor. Kaşıntının yanı sıra ciltte kızarıklık, kepeklenme, mantarın etkilediği vücut bölgesine göre yanma hissi, renk değişikliği ve tırnak kaybı da ortaya çıkabiliyor. Saç bölgesinde ortaya çıkan mantar saç dökülmesine ve tedavi edilmediğinde kelliğe de neden olabiliyor.</p>
<p><strong>Tedavide gecikilirse!</strong></p>
<p>Mantar tedavisine en kısa zamanda başlanması gerektiğini, aksi halde tedavinin güçleşeceğini ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olacağını belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu mantar tedavisine yönelik şu bilgileri veriyor: “Mantar tedavisinde sınırlı, küçük bir alan etkilenmişse lokal krem-losyon tedavilerini düzenli olarak en az 3-4 hafta kullanmak yeterli olur. Ancak geniş vücut yüzeyleri, birden çok bölge tutulumu, saç ve tırnak tutulumunda sistemik (ağız yolu ile alınan tablet-kapsül) tedavi gerekir. Saçlı deri ve gövdede geniş yüzey tutulumunda mantara karşı etkili maddeler içeren saç ve vücut şampuanları da tedaviye eklenir.”</p>
<p><strong>Tedavi sırasında bu yanılgıya düşmeyin!</strong></p>
<p>Mantar tedavisi sırasında hastaların yaptığı başlıca yanlışları; ilaçları düzenli kullanmamak, tedaviyi erken bırakmak ve bulaştırıcı nedenlere devam etmek olarak sıralayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar hastalığının yerleşim yeri ve hastalığa neden olan mantarın türüne göre tedavi değişir. Mantar enfeksiyonları tedavi edilmediği sürece artarak devam eder. Hastalık yayılır, tedavi güçleşir ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olur. Şikayetler azalınca tedavinin erken kesilmesi ise hem tedaviye direnç gelişmesi hem de hastalığın sık tekrarına yol açar. Ayrıca tedavi süreci sadece medikal tedaviyle sınırlı kalmayıp, mantara yol açan etkenlere karşı günlük yaşamda gerekli önlemleri almak gerekmektedir. Örneğin; ayakların nemli kalmaması, her gün aynı ayakkabıyı arka arkaya giymemek, vücudu nemli bırakmamak, pamuklu çorap giymek, çıplak ayakla dolaşmamak gibi önlemlere her gün dikkat etmek gerekir” diyor.</p>
<p><strong>Bilgi kirliliğinden uzak durun! </strong></p>
<p>Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi mantar hastalığı konusunda da toplumda bilgi kirliliği olduğunu, özellikle tedavi noktasında internetten ya da arkadaş çevresinden edinilen yanlış bilgilerle hastalığın çok daha ilerleyebildiğini vurgulayarak “Örneğin; internette mantar tedavisi için doğal yöntemler diye birçok bilgi var; karbonatlı suda ayakları bekletmek, sirkeli su ile yıkamak ya da aloe vera bitkisinin içini açıp jelini sürmek bunlardan birkaçı. Ancak olası bir mantar belirtisinde mutlaka hekime başvurulmalı ve tıbbi yöntemlerle hastalık tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çok daha ilerleyerek daha karışık, zorlu ve riskli bir sürece girilebilir. Örneğin; aloe vera bitkisini doğrudan sürmek cildi tahriş edebilirken, karbonatlı suda ayakları bekletmek ya da mantarlı bölgeye sirkeli su sürmek de konsantrasyon doğru ayarlanmadığında tahriş ve yanık yapabilir. Bu nedenle gelişigüzel uygulamalardan kaçınılmalıdır” diyor.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mantar-hastaligi-hakkinda-bilinmesi-gereken-6-onemli-bilgi-398814">Mantar Hastalığı Hakkında Bilinmesi Gereken 6 Önemli Bilgi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>D Vitamini Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-397111</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[vitamini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397111</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle büyük kentlerde çoğu kişinin D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-397111">D Vitamini Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle büyük kentlerde çoğu kişinin D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Bunun nedenleri arasında; güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanamamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi birçok faktör yer alıyor. Ülkemizde D vitamini eksikliğinin görülme sıklığının ciddi boyutlarda olduğunu belirten <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı</strong> “Bölgelere göre değişmekle birlikte D vitamini eksikliği ülkemizde yüzde 50’nin üzerindedir. Tüm dünyada yaklaşık 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülmektedir. Oysa özellikle son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor” diyor. Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamininin bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisi ile ortaya çıktığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Halk arasında ‘güneş vitamini’ de denilen D vitamininin gıdalardan karşılanması ise günlük gereksinimin yüzde 10-20’sidir. Yani dışarıdan takviye edilmesi gerekir” diye konuşuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı D vitamini hakkında bilinmesi gereken 9 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sayısız faydası var</strong></p>
<p>D vitamininin vücudumuzda kritik rol oynadığını belirten Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Vücudumuzda kemik sağlığı açısından çok önemli. Kemik kırıklarını azaltıp kas liflerini koruyarak kas gücünü artırır ve bu da düşmelerden korur. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını göstermiştir. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynar. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkilidir. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 azalma saptanmıştır. Bunama riskinin de azaldığı görülmüştür.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Gelişigüzel kullanımı zehirleyebilir! </strong></p>
<p>D vitamininin kesinlikle vücuttaki seviyesi belirlenip ardından hekim önerisiyle kullanılması gerektiğini, aksi takdirde fayda yerine ciddi zararlar verebileceğini vurgulayan Dr. Meltem Batmacı “Tedavi öncesinde ve sonrasında mutlaka D vitamini düzeyleri görülmelidir. Yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, gebelik durumu hatta ten rengi bile günlük D vitamini ihtiyacını belirleyen unsurlardır. Bu nedenle D vitamini ihtiyacı kişiden kişiye değişmektedir. Fazla alındığında D vitaminine bağlı zehirlenmeye neden olur, kanda kalsiyum düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, düşme sıklığında ve kemik kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülür” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Dikkat! Ampul kırıp içmek!…  </strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı hekime danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya düşülmemesi gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulunuyor: “Yapılan çalışmalar da; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslandığında ikinci gruptakilerin sağlıklı ve D vitamini düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. D vitamini, fazla miktarlarda alındığında toksik etkilere yol açtığı ve hayati riske bile neden olabildiği için, hekime başvurarak kullanımından önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında kişiye uygun doz ve sürede alınmalıdır.” Dr. Batmacı ayrıca toplumda “Camın önüne oturup güneşlendiğimden D vitamini bol bol alıyorumdur” şeklinde yanlış bir düşünce olduğunu belirterek “Camın, tül perdenin ya da kıyafetin arkasından alınan güneşin, hiçbir faydası yoktur. Çünkü bu türden kısıtlamalarda, D vitamini yapımını sağlayan UVB ışınları cilde ulaşamaz” uyarısında bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>D vitamini ihtiyacı besinlerle karşılanamıyor! </strong></p>
<p>Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda D3 vitamini düzeyi daha fazla olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb), D2 vitamini  bulunuyor. Ancak besinlerle yeterince D vitamini almanın mümkün olmadığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Bu nedenle dengeli diyet ve gerekli D vitamini miktarının takviye olarak alınması uygundur. 51-71 yaşları arasındaki gıda ve suplamentle D vitamini alımı 308 IU/gün saptanmış olup, sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak saptanmıştır ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın, günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Bu kişilerde D vitamini eksikliği daha fazla!</strong></p>
<p>Süt, yumurta ve balık yemeyenlerde, laktoz intoleransı olanlarda, veganlarda, bağırsak, karaciğer ve böbrek hastalığı olanlarda, obezlerde, obezite ameliyatı geçirenlerde, siyahilerde, bağırsak operasyonu olanlarda, steroid, epilepsi ilaçları gibi bazı ilaçları kullananlarda ve güneşten uzak kalanlarda D vitamini eksikliği daha fazla oluyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Güneşten D vitamini açısından en doğru şekilde faydalanmak için!</strong></p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşten D vitamini anlamında en doğru şekilde faydalanabilmek için her gün kolları ve bacakları güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde 15-20 dakikayı aşmamak üzere güneşlendirmek gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Vitamin D sentezi, güneşin UVB ışını etkisi ile ciltte başlar. Yaşanılan bölgeye göre, güneşe çıkılması gereken süre ve saat dilimi değişir. Ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında 15-20 dakika güneşlenme önerilir. Türkiye’de güneşe bağlı D vitamini sentezi Mayıs-Kasım ayları arasında mümkündür. Ancak çok önemli bir nokta var ki asla unutulmaması gerekir; UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olur, bu nedenle aşırı güneşlenme önerilmez!” </p>
<p> </p>
<p><strong>İki çeşit D vitamini bulunuyor</strong></p>
<p>İki çeşit D vitamini olduğunu belirten Dr. Meltem Batmacı “Vitamin D2; bitkisel kaynaklıdır ve takviye edilmiş gıdalar ile bazı suplamentlerde bulunur. Vitamin D3 ise; insan vücudunda ve hayvansal ürünlerde doğal olarak bulunan formdur. D3 formu kandaki D vitamin düzeyini daha çok yükseltir ve bu etkin düzeyi daha uzun süre korur. Ancak kişinin ihtiyacına göre mutlaka hekim karar vermelidir” diye konuşuyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Bu etkenler D vitamini alımını önlüyor!</strong></p>
<p>UVB ışınını azaltan ve dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan çok çeşitli faktör bulunuyor. Dr. Batmacı bu faktörleri şöyle sıralıyor: “Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltır), tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek, açık havada kısıtlı vakit geçirmek, koyu renkli cilt (melanin pigmenti, doğal güneş koruyucu gibi davranır), ileri yaş, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirme, D vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu, kış mevsimi vb)” Dr. Batmacı güneşle sentezlenen D vitamininin birkaç ay idare edeceğini ancak sonrasında eksiklik ortaya çıkacağını bu nedenle düzenli ölçümlerin yapılması gerektiğini söylüyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Eksikliğinde bu sorunlar ortaya çıkabiliyor!</strong></p>
<p>Vücuttaki D vitamini seviyesinin altı ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor. D vitamini eksikliğinde; kemik ve kas dokusunda zayıflama, kemik kırılganlığında artış, düşme sıklığında artış, kanda kalsiyum ve fosfor düzeyinde düşüklük, kalpte ritim sorunu, Osteomalazi (kemik yumuşaması) hastalığı, kalp krizi, inme ve kalp damar hastalıkları riski artıyor.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/d-vitamini-hakkinda-bilinmesi-gereken-9-onemli-nokta-397111">D Vitamini Hakkında Bilinmesi Gereken 9 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hipertansiyon Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-375716</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2023 09:26:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=375716</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğu biliniyor. Ancak bu sinsi hastalık uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ‘sessizce’ ilerleyebildiği için sayının çok daha yüksek olduğu öngörülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-375716">Hipertansiyon Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğu biliniyor. Ancak bu sinsi hastalık uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ‘sessizce’ ilerleyebildiği için sayının çok daha yüksek olduğu öngörülüyor. ‘Sessiz hipertansiyon’da, yüksek hipertansiyonunun yol açtığı baş ağrısı veya baş dönmesi gibi sorunlar yaşanmadığını yani herhangi bir uyarı işareti olmadığını belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci </strong>“Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile yüksek tansiyon yine de organlara zarar vererek kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabiliyor. Bu nedenle sessiz katil olarak da adlandırılıyor” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, <strong>17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, hipertansiyon hakkında bilinmesi gereken 5 noktayı anlattı, ‘sessiz hipertansiyon’a yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Bu risklere dikkat!</strong></p>
<p>Sessiz hipertansiyon görünürde hiçbir şikayete yol açmadığı için “benim bir sorunum yok” yanılgısına düşmemek gerektiğini vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci bazı kişilerin yüksek riskli grupta olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle ailenizde hipertansiyonu olan bir kişi varsa, orta yaş ve üzerindeyseniz, kilonuz ideal kilonuzdan fazlaysa, hareketsiz bir yaşam tarzına sahipseniz, sürekli stres altında yaşıyor ve stresinizi yönetemiyorsanız, uyku apneniz varsa hipertansiyon açısından riskli gruptasınız demektir ve tansiyon ölçümünü mutlaka düzenli yapmanız gerekir.” </p>
<p><strong>Sessizce organlara zarar veriyor!</strong></p>
<p>Sessiz hipertansiyonun yıllar içerisinde vücuda zarar verebileceğini hatta kalp hastalığı, felç ve böbrek hastalığı gibi çok ciddi hastalıkların riskini artırabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebebi, bu nedenle herhangi bir belirti olmasa da bazı durumlarda mutlaka şüphelenmek ve doktora başvurmak gerektiğini söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci şöyle konuşuyor: “Sessiz katil terimi genellikle sessiz hipertansiyonu tanımlamak için kullanılır çünkü genellikle semptom göstermediğinden insanlar kalp krizi veya inme gibi tıbbi bir acil durumla karşılaşana kadar hipertansiyonları olduğunu fark etmeyebilirler.”</p>
<p><strong>Yaygın bir hastalık!</strong></p>
<p>Ülkemizde her 3 kişiden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Araştırmalar, özellikle yetişkinler arasında sessiz hipertansiyonun yaygın olduğunu gösteriyor. Sessiz hipertansiyona yönelik Journal of Hypertension&#8217;da yayınlanan bir çalışma, yüksek tansiyonu olan yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30&#8217;unda herhangi bir belirti görülmediğini ortaya koyarken, American Journal of Epidemiology&#8217;de yayınlanan bir başka çalışma da, 18- 85 yaş arası yetişkinlerin yaklaşık yüzde 17’sinde sessiz hipertansiyon olduğunu gösteriyor” diyor.</p>
<p><strong>Bu belirtileri dikkate alın!</strong></p>
<p>Hipertansiyonun (yüksek kan basıncının) genellikle belirgin semptomları olmasa da baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, bulanık görme veya göğüs ağrısı gibi şikayetlerin mutlaka dikkate alınması, “çok stresli bir gündü onun için başım ağrıyor” ya da “çok koşturdum dinleneyim geçer” gibi düşüncelerle ihmal edilmemesi gerekiyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Bu semptomlar hipertansiyona özgü olmadığından yüksek tansiyonunuz olup olmadığını öğrenmenin tek yolu bir sağlık uzmanı tarafından ölçülmesidir. Düzenli tansiyon kontrolü, hipertansiyonun saptanması ve vücuda zararlarının en aza indirilmesi için büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavide bu önerilere dikkat!</strong></p>
<p>Sessiz hipertansiyonun tedavisinde yaşam tarzı değişiklikleri ve kan basıncını düşürücü ilaçların önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, ideal kiloyu koruma, tuzu azaltma, alkol ve sigaradan kaçınma, ilaçları düzenli kullanma kan basıncını düşürmeye ve hipertansiyondan kaynaklanan komplikasyon risklerini azaltmaya yardımcı olacaktır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hipertansiyon-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-375716">Hipertansiyon Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Kireçlenmesi Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-kireclenmesi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-369146</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 08:16:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk dilinde ‘kulak kireçlenmesi’ olarak ifade edilen Otoskleroz işitme kaybının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-kireclenmesi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-369146">Kulak Kireçlenmesi Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk dilinde ‘kulak kireçlenmesi’ olarak ifade edilen Otoskleroz işitme kaybının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil</strong> “Vücudumuzdaki kemikler hayat boyunca sürekli kendini yenilemek adına eski hücreleri yıkıp, yenilerini oluştururlar. Otosklerozda iç kulak kapsülünü oluşturan kemikteki yenilenme döngüsünün bozularak anormal sert bir kemik dokunun ortaya çıkması, sesin iç kulağa iletilmesini engeller. Aslında ortada bir kireçlenme değil, kemik dokusu oluşumu vardır” diyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, ülkemizde sık rastlanan ama farkındalığın olmadığı Otoskleroz hastalığı hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>20’li yaşlarda dikkat!</strong></p>
<p>Toplumun yüzde 1’inde görülen Otoskleroz özellikle genç erişkinlerde işitme kaybına neden oluyor. En çok 20’li yaşlarda kendini belli eden, genellikle 15-45 yaşları arasında rastlanan hastalığın görülme sıklığı kadınlarda erkeklere göre iki kat fazla oluyor. Otosklerozun bilinen belirli bir nedeni olmadığını, genetik faktörler ve hormonal değişikliklerin de hastalığa yol açabileceğini belirten KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil, yapılan çalışmalara göre; geçirilmiş kızamık enfeksiyonunun bu anormal kemik yapımını tetiklediğini söylüyor. </p>
<p><strong>Bu belirtilerle ortaya çıkıyor!</strong></p>
<p>Otosklerozun en önemli belirtisini zamanla kademeli olarak artan işitme kaybı oluşturuyor. İşitme kaybı yıllar içinde giderek ilerlerken, hastaların yaklaşık yüzde 75’inde işitme kaybı her iki kulağı da etkiliyor. KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil “Otoskleroz hastaları kendi seslerini kulaklarında daha güçlü duyduklarından çok düşük sesle konuşurlar. Bazı hastalar ilginç bir şekilde gürültülü ortamlarda konuşmaları daha iyi takip edebildiklerini de belirtebiliyorlar. İşitme kaybına bazen kulak çınlaması, baş dönmesi ve denge sorunları eşlik edebiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Ciddi işitme kaybına neden oluyor!</strong></p>
<p>Hastalığın tanısı KBB uzmanı tarafından konuluyor. Kulak muayenesinde anormal bir bulguya rastlanmazken, ardından işitme kaybının derecesini belirlemek için işitme testleri yapılıyor. İşitme testinde özellikle düşük frekanslarda (kaba seslerde) daha belirgin olan iletim tipi bir işitme kaybına rastlandığını belirten Prof. Dr. Arif Ulubil “Yüzde 80 gibi yüksek bir oranda kulak kireçlenmesi olan kişilerde her iki kulakta da işitme kaybı vardır” diyor. </p>
<p><strong>Demansa yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Kulak kireçlenmesi tedavi edilmediğinde kalıcı işitme kaybına neden olabiliyor. İşitme kaybı tedavi edilmediğinde, beyin zaman içinde kelimeleri işleme kapasitesini yitiriyor ve hastalarda erken demans ortaya çıkabiliyor. Ayrıca işitememenin yarattığı depresyona sık rastlanıyor. Otoskleroz hastalığında erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arif Ulubil “Erken tanı, rehabilitasyonun da erken olması demek olduğundan, hastaların işitme kaybı kaynaklı gelişebilecek psikolojik ve zihinsel problemlerden daha az etkilenmelerini sağlayacaktır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Cerrahi tedavi ile yüzde 95 başarı sağlanabiliyor! </strong></p>
<p>KBB Uzmanı Prof. Dr. Arif Ulubil tedaviye yönelik şöyle konuşuyor: “Otosklerozun bir tedavisi yoktur. Hastalığın neden olduğu işitme kaybı tedavisinde; cerrahi en çok tercih edilen ve uygulanan tedavi şeklidir. Bu ameliyatı sık yapan, iyi ellerde, işitmede belirgin düzelme olasılığı yüzde 95’tir. Hedeflenen işitme düzeyine birkaç hafta içinde ulaşılır. İç kulağın da etkilendiği çok ileri otosklerozda, total işitme kaybı olduğunda, halk arasında biyonik kulak olarak bilinen koklear implant ameliyatı ile işitme sağlanabilir. Cerrahi tedavi istemeyen ya da cerrahiye uygun olmayan kişiler için işitme cihazları kullanılır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-kireclenmesi-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-369146">Kulak Kireçlenmesi Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rahim Miyomları Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/rahim-miyomlari-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-362288</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 07:54:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bilinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[gereken]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[miyomları]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362288</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde kadınlarda yaygın olarak görülen miyomlar genellikle sinsice ilerlerken, bazen de aşırı ve uzun süreli adet kanaması, yoğun kramplar, geçmeyen yorgunluk ya da anne olmanın önündeki engel olarak kendini gösterebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-miyomlari-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-362288">Rahim Miyomları Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde kadınlarda yaygın olarak görülen miyomlar genellikle sinsice ilerlerken, bazen de aşırı ve uzun süreli adet kanaması, yoğun kramplar, geçmeyen yorgunluk ya da anne olmanın önündeki engel olarak kendini gösterebiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek</strong> “Çoğunlukla muayene sırasında tespit edilebilen miyomlar her yaşta ortaya çıkabilse de, en yaygın olarak 30’lu ve 40’lı yaşlarda görülüyorlar. Rahmin kas dokusunda gelişen bu iyi huylu tümörler 50 yaş öncesi kadınların yüzde 80’ini etkiliyor.” diyor. Klinik araştırmalara göre; yağlı yiyecekler, kırmızı et, alkol ve hatta kahve açısından zengin diyetlerin miyoma neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek alınacak bazı önlemlerle miyom gelişme riskinin azaltılabileceğini söylüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, rahim miyomları hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Bu etkenler miyoma neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Yapılan araştırmaların; aile öyküsü, diyet, obezite,12 yaş öncesi adet görme ve hormonal dengesizlikler gibi nedenlerle miyoma yol açabildiğini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek, bazen de yanlış yaşam alışkanlıklarının miyom gelişiminde rol oynadığını söylüyor. Doç. Dr. Fırat Tülek şöyle konuşuyor: “Klinik araştırmalara göre; yağlı yiyecekler, kırmızı et, alkol ve hatta kahve açısından zengin diyetler miyom gelişimine neden olabiliyor. Bu nedenle meyve ve sebzeler açısından zengin yemekler (özellikle narenciye, elma, lahana, brokoli ve domates) tüketilmesi gerekir. Araştırmalar, egzersiz sayesinde artan endorfin seviyelerinin de miyomdan korunmada yardımcı olabildiğini, normal D vitamini seviyelerine sahip olunmasının da 35-49 yaşlarındaki kadınlarda, miyom gelişme riskini yüzde 32 azalttığını gösteriyor.” </p>
<p><strong>Hiçbir şikayetiniz olmasa da dikkat!</strong></p>
<p>Miyomların belirtilerinin; uzun süreli ve ağrılı adet dönemlerinden yorgunluğa, kansızlıktan günlük aktiviteleri engelleyebilecek şiddetli kasık, karın, sırt ve bacak ağrısına kadar değişebildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek “Miyomlar yerleşim yerine göre; cinsel ilişki sırasında ağrı, kabızlık, karında dolgunluk hissi, sık ve/veya ağrılı idrara çıkma ve mesaneyi tamamen boşaltamama, düşük yapma gibi şikayetlerere neden olabilirler. Bununla birlikte hiçbir belirti vermeyen ve sinsice ilerleyebilen miyomlar ise normal jinekolojik muayenede tespit edilebiliyor. O nedenle düzenli muayene olmak, bazı şikayetleri normal olarak algılayıp hekime başvurmayı ihmal etmemek gerekir. Doktorunuz miyomunuz olduğundan şüpheleniyorsa, normal jinekolojik muayene sırasında yapılan ultrason muayenesinde miyomu  tespit edebilir. Ayrıca nadir de olsa MRI gibi bir görüntüleme yöntemi de teşhis için yapılabilir.” diyor. </p>
<p><b> <strong>Bebek sahibi olmanızın tek engeli olabilir!</strong></b></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomları olan birçok kadının doğal olarak hamile kalabileceğini, buna karşın miyomların bazen de bebek sahibi olmanın önündeki tek engel olabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Miyomlar infertil kadınların yüzde 10&#8217;unda bulunur ve kısırlığın tek nedeni olabilir. Çünkü miyomlar rahim boşluğunu bozarak döllenmiş bir yumurtanın yani embriyonun rahim iç zarına tutunmasını zorlaştırabilir. Klinik çalışmalar; büyük miyomların (5 cm üzeri) ya da özellikle rahmin iç tabakasına yakın olanların, hamilelik ve doğumda sorunlara neden olabilme riski nedeniyle cerrahi olarak çıkarılmasını öneriyor.”</p>
<p><b><strong>Ameliyat yeni miyomların büyümesini engellemiyor!</strong></b></p>
<p>Miyomların çeşitli boyutlarda olmakla birlikte bazen greyfurt büyüklüğüne ulaşabildiğini belirten Doç. Dr. Fırat Tülek “Miyomlarınız küçükse ve size rahatsızlık vermiyorsa ya da başka sorunlara neden olmuyorsa, muhtemelen tedaviye ihtiyacınız yoktur. Miyomlar da ömür boyu büyümezler. Hormon üretimindeki azalma nedeniyle menopozdan sonra küçülme eğilimindedirler” diyor. Miyomların yol açtığı şikayetlere karşı hormonal tedavi ve bazı hormonlu rahim içi araçlar kullanılabildiğini söyleyen Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomları çıkarmak için bazen ameliyat gerekebildiğini ancak ameliyatın yeni miyomların büyümesini engellemediğini ifade ediyor. </p>
<p><strong>Kötü huylu tümörlere dikkat!</strong></p>
<p><b>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fırat Tülek, miyomların iyi huylu tümörler olduğunu ve boyutlarında düşük hızda bir artış olmasının veya aynı kalmasının beklendiğini belirterek şu uyarıda bulunuyor: “Hızlı büyüme gösteren miyomların kötü huylu değişim gösterme riski nedeniyle takip edilmesi önemlidir. İlk kez tespit edilen miyomlar 3-6 ay arayla tekrar değerlendirilir. Eğer bu değerlendirmede önceki muayeneye göre belirgin bir artış tespit edilmez ve hastamızın herhangi bir şikayeti ortaya çıkmaz ise yıllık rutin kontrol önerilir.”</b></p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/rahim-miyomlari-hakkinda-bilinmesi-gereken-5-onemli-nokta-362288">Rahim Miyomları Hakkında Bilinmesi Gereken 5 Önemli Nokta!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
