<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beyin | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/beyin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/beyin</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>beyin | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/beyin</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[derin]]></category>
		<category><![CDATA[Geriye]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastaları]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sarabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<category><![CDATA[zamanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parkinson hastalığı, hareket sistemini etkileyen ve zamanla ilerleyen bir tablo olarak hastaların hayat kalitesini derinden sarsabiliyor. 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü’nün hastalıkla ilgili farkındalığın artması açısından önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bu tür özel günler, hastaların ve yakınlarının hastalığı daha iyi tanımasına ve tedavi seçenekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sağlar. Parkinson hastalarında özellikle hareket bozukluğu ön plandaysa tedavi oldukça etkilidir. İlk aşamada ilaç tedavisi uygulanır ancak zamanla etkisi azalabilir. Bu noktada derin beyin simülasyonu yani beyin pili yöntemi hastalara önemli fayda sağlar” dedi.</strong></p>
<p>Derin beyin simülasyonunun neden “zamanı geriye sarıyor” ifadesiyle tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Parkinson hastaları ilaç tedavisinin ilk yıllarında oldukça iyi bir dönem geçirir. Ancak zamanla ilaçların etkisi azalır ve hastalık bulguları yeniden belirginleşir. Beyin pili uygulandığında ise hastalar çoğu zaman ilaçlardan ilk fayda gördükleri döneme geri döner. Bu nedenle hastaların hareket kabiliyeti artar, günlük yaşamları kolaylaşır ve daha rahat bir dönem yaşayabilirler” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru hastada tedavinin seyrini değiştirebilir</strong></p>
<p>Parkinson tedavisinde ilk seçeneğin ilaç olduğunu vurgulayan Kaya, “İlaç tedavisiyle hastalar 3, 5 hatta 7 yıl sürebilen iyi bir dönem geçirir. Ancak bir süre sonra ilaçlar etkili olmamaya başlar ve yan etkiler ortaya çıkar. Bu noktada cerrahi tedavi devreye girer. Ancak kognitif fonksiyon bozukluğu olan yani bunamanın ön planda olduğu hastalarda bu tedavi uygulanamaz. Ayrıca beyinde ciddi hasarlara bağlı gelişen durumlarda da her zaman etkili olmayabilir. Ancak uygun hastalarda derin beyin simülasyonu önemli bir tedavi seçeneği. Bu nedenle doğru hasta seçimi ve uygun zamanda yapılan müdahale tedavinin başarısında belirleyici olur” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/derin-beyin-simulasyonu-parkinsonda-zamani-geriye-sarabilir-625968">Derin beyin simülasyonu Parkinson&#8217;da zamanı geriye sarabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasarında]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[nme]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[şart]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625938</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de ve dünyada inme (felç), en sık görülen nörolojik hastalıklar arasında yer alıyor. Yapılan bilimsel çalışmalara göre; her 4 kişiden biri yaşamı boyunca en az bir kez inme geçirme riski taşıyor. Ülkemizde ise her yıl yaklaşık 200-250 bin yeni inme vakası görülüyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum,</strong> günümüzde inmenin sadece ileri yaş hastalığı olmaktan çıktığını ve genç yaş gruplarında da görülmeye başladığını belirterek, bunda hareketsiz yaşam tarzı, hipertansiyon, diyabet ve sigara kullanımı gibi yanlış yaşam alışkanlıklarının etkili olduğunu söylüyor. </p>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanın kritik önem taşıdığını, bu süreçte robotik rehabilitasyonun da  tedavinin başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Çorum “İnme ve beyin hasarı ile beyin ameliyatları sonrası gelişen nörolojik kayıplar ve omurilik yaralanmaları gibi durumlarda, erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon, hastaların iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırıyor” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Çorum, robot destekli erken rehabilitasyonun 5 kritik etkisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Fonksiyon kayıplarını geri kazandırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası iyileşmede zamanla yarış başlıyor. Yoğun ve hedefe yönelik rehabilitasyon; hareket, denge, konuşma ve yutma fonksiyonlarının daha hızlı geri kazanılmasını sağlıyor. Doç. Dr. Mustafa Çorum “Erken dönemde başlanan, doğru planlanmış nörorehabilitasyon programları; hastanın yalnızca hareket kabiliyetini değil, yaşam kalitesini de yeniden kazandırır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Komplikasyonları önlüyor</strong></li>
</ul>
<p>Uzun süre hareketsiz kalan felçli hastalarda; kas sertliği, eklem kısıtlılıkları, yatak yaraları, akciğer enfeksiyonları, solunum ve dolaşım problemleri gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.  Bu durum hem tedavi sürecini zorlaştırır hem de iyileşmeyi geciktirir. Erken dönemde başlanan nörorehabilitasyon ile hastanın mümkün olan en kısa sürede kontrollü şekilde hareket ettirilmesi sağlanır. </p>
<ul>
<li><strong>Beynin kendini yenilemesini destekliyor</strong></li>
</ul>
<p>Beyin, hasar sonrası özellikle ilk aylarda yeniden yapılanmaya en açık dönemindedir. Özellikle inme sonrası ilk haftalar ve aylar, beynin bu yeniden yapılanma kapasitesinin en yüksek olduğu dönemdir. Bu kritik süreçte uygulanan doğru ve tekrarlı terapiler, yeni sinir bağlantılarının oluşmasını destekler.</p>
<ul>
<li><strong>Bağımsızlığı artırıyor</strong></li>
</ul>
<p>Felç sonrası en önemli hedeflerden biri, hastanın günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsız hale gelmesidir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon programları, hastanın yürüme, oturma, ayağa kalkma, giyinme, yemek yeme ve kişisel bakım gibi temel aktiviteleri yeniden öğrenmesini sağlar. Hastalar günlük yaşam aktivitelerinde daha kısa sürede bağımsız hale gelir. Bu durum, hem fiziksel iyileşmeyi hem de sosyal hayata katılımı güçlendirir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik olarak güçlendirir</strong></li>
</ul>
<p>Hastalık süreci yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da zorlu olup, sıklıkla umutsuzluk, kaygı, bağımsızlık hissi ve depresyon gibi duygulara yok açabilir. Ancak erken dönemde başlanan rehabilitasyonla birlikte görülen küçük ama somut ilerlemeler, hastaya ‘iyileşiyorum’ duygusunu kazandırır ve motivasyonunu artırır, tedaviye aktif katılımı destekler. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Multidisipliner yaklaşımın benimsendiği erken dönem rehabilitasyonda; hastaların robotik rehabilitasyon, fizyoterapi, ergoterapi ve konuşma-yutma terapisi alanlarında bire bir ve yoğun programlara alınarak yakından izlendiklerini belirten Doç. Dr. Mustafa Çorum sözlerine şöyle devam ediyor: “Klinik durumlar anlık olarak değerlendirilerek gerektiğinde ileri tıbbi müdahale ve yoğun bakım desteği sağlanabiliyor. Bu bütüncül yapı, özellikle ağır etkilenmiş hastaların güvenli, kontrollü ve etkili bir rehabilitasyon süreci geçirmesine olanak tanıyor.” </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Robotik rehabilitasyon kritik rol oynuyor</strong></p>
<p>Robot destekli rehabilitasyon uygulamaları, günümüzde nörorehabilitasyonun önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Güncel bilimsel çalışmalara göre; bu yöntemlerin, beynin hasar sonrası yeniden yapılanma yeteneği olan nöroplastisiteyi destekleyerek iyileşme sürecine katkı sağladığını belirten Doç. Dr. Çorum “Hastaya özel planlanan robotik programlar sayesinde erken dönemde güvenli mobilizasyon sağlanırken, yüksek tekrarlı egzersizlerle doğru hareketlerin öğrenilmesi destekleniyor. Aynı zamanda hastanın motivasyonu ve tedaviye katılımı da artıyor” diyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/inme-ve-beyin-hasarinda-erken-rehabilitasyon-sart-625938">İnme ve beyin hasarında erken rehabilitasyon şart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 15:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[90]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[eeg]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[sinyal]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yüzde]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623435</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu'nda gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi’nce bu yıl ‘Demansın Erken Teşhisine Multidisipliner Yaklaşım’ ana temasıyla düzenlenen 14. Kognitif Nörobilim ve 4. Nöroteknoloji Kongresi, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbn-i Sina Oditoryumu&#8217;nda gerçekleştirildi. Demansın erken belirtilerini ele veren yeni keşifler ile erken tanıda rol alan son gelişmelerin ele alındığı kongre, alanında uzman isimleri bir araya getirdi.</p>
<p><strong>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimi kökten değişecek” </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şu anda yapay zekâ ve dijital devrim yaşadığımızı aktardı. Sanayi devriminin daha yavaş bir değişime yol açtığını ancak dijital devrimin çok daha hızlı bir dönüşümü beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu hızlı değişim, klinik alanları ve tıbbi hastalıkları da etkiliyor. Birçok nöropsikiyatrik hastalık yeniden tanımlanıyor.” dedi.</p>
<p>Bugüne kadar hastalıkları tanımlarken kullanılan sistemlerin daha çok anatomik temelli olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şizofreni, demans gibi tanılar, büyük ölçüde anatomik bilgiler üzerinden ele alınıyordu. Ancak artık yalnızca anatomik bağlantılar değil, fonksiyonel bağlantılar da ölçülebilir hâle geldi. Biyobelirteçler ortaya çıktı, epigenetik etkiler ölçülebiliyor ve gen ifadesindeki değişimler izlenebiliyor. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda psikiyatrik hastalıkların tanımlanma biçimini kökten değiştirecek. Örneğin ‘şizofreni’ demek yerine, beynin amigdala ile prefrontal bölgesi arasındaki ya da farklı bölgeler arasındaki bağlantı bozuklukları üzerinden tanımlamalar yapılabilecek.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalır”</strong></p>
<p>Günümüzde yeni bir beyin görüntüleme yöntemi olarak elektromanyetik tomografinin öne çıktığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Önce X-ray temelli tomografi, ardından manyetik rezonans görüntüleme teknikleri gelişmişti. Şimdi ise elektromanyetik tomografi, beyindeki elektriksel haritalamaları ortaya koyuyor. Böylece hastalıklarla beynin fonksiyonel bağlantıları arasındaki ilişkileri ölçebilir hâle geldik.” dedi.</p>
<p>Tüm bunların, tıpta ve özellikle psikiyatride ciddi bir paradigma dönüşümüne işaret ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Nörobilimi kaçıran, tarihsel olarak geride kalacaktır. İnsan davranışıyla ilgilenen biri bu gelişmeleri kaçırırsa, bu hızlı dönüşümün dışında kalır. Son yıllarda psikiyatride dikkat çeken konulardan biri de ‘Default Mode Network’. Biz buna ‘anlam ağı2’da diyoruz; benlik algısıyla ilişkilidir. Bu ağ içinde, paryetal lobun medial bölgesinde yer alan precuneus adlı yapı özellikle dikkat çekiyor. Precuneus’un benlik algısıyla doğrudan ilişkili olduğu görülüyor. Bu oldukça önemli ve yeni bir bilgi.”   </p>
<p><strong>Tarhan: “Yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit eden yazılımlar geliştirdik”</strong></p>
<p>Bilinçle ilgili çalışmalar da bu alanı destekliyor diyen Tarhan, “Anestezi uygulandığında bu bölgenin aktivitesi baskılanıyor ve bilinç kaybı gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu bölgenin bilinçle doğrudan ilişkili olduğu anlaşılıyor. Bu gelişmelerin tamamı, tanı ve tedavi süreçlerinde yeni yaklaşımların önünü açıyor. Özellikle geliştirdiğimiz ve patentini aldığımız ‘NP modeli’ bu açıdan önemli. Beynin elektriksel fonksiyonlarını, elektromanyetik dalgaları ve yapay zekâyı kullanarak hastalıkları değerlendirebiliyoruz. Örneğin obsesif kompulsif bozukluğu (OKB), hastayı hiç görmeden, normal popülasyonla karşılaştırarak yüzde 90’a yakın doğrulukla tespit edebilen yazılımlar geliştirdik. Şimdi hastalıklarda yüzde 90 oranında tanıyı doğrulama, yapay zeka ile beyin dalgalarının okunmasıyla mümkün hale geldi. Bu çalışmalar hâlen devam ediyor. Bu nedenle yapay zekâyı herkesin öğrenmesi ve anlaması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık”</strong></p>
<p>Bu konuya verilen önemin yeni olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “2008’li yıllardan itibaren bu alana yöneldik. 2017 yılında derin öğrenme üzerine bir laboratuvar kurmak istedik. Bu kapsamda bir proje hazırladık. Başlangıçta büyük bir ilgi gördü; ancak süreç ilerlerken beklenmedik şekilde durdu. Daha sonra Ankara’da NÖROM adlı bir merkez kuruldu. İçeriği büyük ölçüde bizim hazırladığımız projeyle örtüşüyordu. Elbette devletimizin böyle bir merkez kurması sevindiricidir; ancak proje fikrinin bize ait olduğunu da belirtmek isterim.” dedi.</p>
<p><strong>Nöroteknolojide güçlü konum</strong></p>
<p>2019 yılında ‘Hesaplamalı Psikiyatri’ başlığıyla hazırlanan çalışmaya da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Çalışmayı 2020’de Amerikan Psikiyatri Birliği Kongresi’ne sunduk. Sunum kabul edildi ve büyük ilgi gördü. Hatta yılın sunumu seçildi. 2021 yılında bu sunum, tüm dünyada online olarak tekrar yayımlandı. Düşünün ki yapay zekâ bugün popüler hâle gelmiş olsa da biz bu çalışmaları yıllar öncesinden başlatmıştık. Bugün geldiğimiz noktada nöroteknoloji alanında güçlü bir konumdayız. Çünkü üniversitemizin kuruluş teması buna dayanıyor: nörobilim, genetik, sağlık, mühendislik ve bilgisayar bilimlerinin bir araya gelmesi. 2013 yılında başlattığımız Bilim ve Fikir Festivali de bu vizyonun bir parçasıydı. O dönemde Türkiye’de bilim festivali yoktu. ‘Neden bilim festivali yok?’ diye yola çıktık ve bu etkinliği başlattık. Bu yıl 11.’si düzenlenecek. Her yıl yüzlerce lise öğrencisi katılıyor. Bu festivalin amacı, geleceğin bilim insanlarını ve potansiyel Nobel adaylarını desteklemekti. Araştırmalar gösteriyor ki insan beyni, öğrenmeyi eğlenceli ve disiplinli bir ortamda daha iyi gerçekleştiriyor. Biz de bilimi eğlenceli hâle getirmek istedik ve bu yaklaşım büyük ilgi gördü. ” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Tarhan: “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor”</strong></p>
<p>Bu alandaki çalışmaların geleceğin tıbbını, nörobilimini ve psikiyatrisini şekillendireceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Artık her şey hesaplamalı ve matematik temelli ilerliyor. Matematik ile mantığın birleşmesi bilgisayarı doğurduysa, matematik ile psikiyatrinin birleşmesi de yapay zekâyı doğurdu.” dedi.</p>
<p>Eskiden bu alanda çalışanlara ‘fazla hayalci’ denildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak bugün bu bakış açısı büyük ölçüde değişti. Nörobilimle ilgilenenler, geleceği daha iyi yakalayacaklardır. Bu nedenle bu toplantıya katılan herkesi vizyoner olarak görüyorum. Nöroteknoloji ile kognitif nörobilimi birleştiren tüm katılımcılara ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Artık nöroloji de klasik yaklaşımlarını sorguluyor ve dönüşüyor.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ: “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.”</strong></p>
<p>Kongrenin ilk sunumunu ‘Demansta Erken Tanı Kavramı’ konusunda gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Demans&#8217;ta erken tanı, geciktirilmiş tanıdır.” dedi ve bu kavramın, bir tecrübenin eseri ve aynı zamanda bir mesajı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Öncelikle ‘neden?’ sorusunu sormak gerektiğine değinen Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, şöyle devam etti:</p>
<p>“Demans, genel olarak kronik zeminde oluşmuş bir sendromdur. Tıbbi anlamda esas olan, risk faktörlerinin ve demans öncesi hastalık evrelerinin tanısıdır. Demans kavramının ortak iç yüzeyine baktığımızda kronik seyirli bir sendrom olduğu görülür ve dört ana özelliği vardır; bilinç korunmuştur, kognitif/bilişsel zayıflama vardır, kişilik ve davranış anormalliği vardır, gündelik yaşam işlevlerinde bozulma vardır.</p>
<p>Akut demans diye bir kavram yoktur. Eğer demansa benzeyen akut bir sendromla karşılaşırsanız, aklınıza ilk gelmesi gereken deliryumdur. Deliryum, psikiyatride demansla birlikte gündeme gelir ve tedavisi mümkün ve başarılı olan bir sendromdur.</p>
<p>Demansın ortaya çıkışını belirleyici faktörler arasında; süre faktörü, risk faktörleri, nörodejenerasyon faktörleri ve demans potansiyeli taşıyan hastalıklar bulunur. Her demansın bir oluşum süresi, belirli risk faktörleri, nörodejenerasyon aşamaları ve hastalık faktörleri vardır.</p>
<p>‘Demanslarda erken tanı, geciktirilmiş tanıdır’ derken dayandığımız faktörleri kısaca gözden geçirecek olursak: Alışılmış risk faktörleri arasında ileri yaş, inme, travma, enfeksiyon, sistemik hastalıklar ve psikiyatrik faktörler bulunurken, son 30-40 yılda genetik faktörler riskler arasında ilk sıraya yerleşmiştir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Barış Metin: “Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir”</strong></p>
<p>Kongre kapsamında sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin ‘Demansın Erken Tanısında EEG Biyobelirteçleri’ konusunda bilgiler paylaştı.</p>
<p>EEG’nin, aslında çok eski bir tetkik olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Son yıllarda ise demansın erken tanısı için EEG biyobelirteçleri, özellikle hesaplamalı uygulamalar, hesaplamalı nörobilim ve sinyal işleme biliminin güçlenmesi ile yapay zekâ ve derin öğrenmenin kullanımına paralel olarak hızla artmıştır.” dedi.</p>
<p>Demansta EEG’nin neden iyi bir tetkik olduğunu açıklayan Prof. Dr. Metin, şunları söyledi:</p>
<p>“EEG uygulaması kolay, non-invaziv ve ucuz bir tetkiktir. Ayrıca beyin fonksiyonları hakkında bilgi verir ve herhangi bir risk oluşturmadan sıkça tekrar edilebilir. Kantitatif EEG yöntemi kullanıldığında, beyin osilasyonları sayısal veriye dönüştürülür ve bir kişinin osilasyonları veya EEG indeksleri, popülasyonun normatif değerleriyle karşılaştırılarak artmış veya azalmış gibi istatistiksel çıkarımlar yapılabilir. Bu yöntem, demans ile depresyon ayrımı gibi somut pratik problemleri çözmede de ciddi düzeyde yardımcı olur.</p>
<p>Erken tanıda kantitatif EEG, gözle fark edilemeyen ince değişiklikleri ortaya çıkarabilir. EEG, genellikle gözle analiz edilse de kantitatif yöntem, erken dönem farklarını tespit etmemizi sağlar. Ucuz ve kolay uygulanabilir olduğundan, tarama testi açısından geniş kitlelere uygulanabilir. Hasta takibi sırasında birçok EEG kaydı yapılabilir. Böylece demansa özgü bulgular ve başlangıç durumunun progresyonu takip edilebilir.</p>
<p>Demansın en temel EEG bulguları; yavaş dalgaların (teta, delta) artışı ve hızlı dalgaların (alfa, beta) azalmasıdır. Buna spektral kayma denir. Bu durum, klinik olarak demans henüz ortaya çıkmamış, fakat riski yüksek bireylerde de gözlemlenebilir. Kantitatif EEG ile bu tablo sıkça görülür; delta ve teta dalgalarının spektral gücü artmış, alfa ve beta dalgalarının spektral gücü azalmış olarak gösterilir.”</p>
<p><strong>Prof. Dr. Sultan Tarlacı: “LORETA, EEG sinyalini üç boyutlu beyin yapısına dönüştürerek sinyalin hangi beyin bölgesinden geldiğini tespit etmeyi sağlar”</strong></p>
<p>‘Alzheimer Hastalığının Erken Tanısında Düşük Çözünürlüklü Beyin Eloktromanyetik Tomogrofisi (LORETA)’ başlıklı bir sunum gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı ise EEG’nin yüzyılı aşan bir hikâyeye sahip olsa da yazılımlar geliştikçe ve sinyal analizi yöntemleri ilerledikçe gördüğümüz bilgilerin giderek arttığına değindi.</p>
<p>Düşük çözünürlüklü elektromanyetik tomografinin nispeten yeni olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Klasik bir EEG yüksek zamansal çözünürlük sağlar. Ancak uzun yıllar, kaydedilen elektriksel aktivitenin esas kaynağının neresi olduğu bilinmemekteydi. EEG kayıtları, korteksteki birçok piramidal nöronun elektriksel aktivitesini kaydeder. Elektrot sayısını artırarak belirli beyin loblarının veya bölgelerinin karşılığını görmek mümkündür; örneğin frontal lobun ön ve arka kısmı, temporal lobun ön ve arka kısmı veya orta hat gibi bölgeler hakkında fikir edinilebilir. Fakat bu sinyali beynin derin yapıları ve fonksiyonel anatomisiyle ilişkilendirmek uzun süre zor olmuştur.” dedi.</p>
<p>1996 yılında geliştirilen LORETA yöntemi ile bu sorunun aşıldığını aktaran Prof. Dr. Tarlacı, konuşmasında şu noktalara değindi:</p>
<p>“LORETA, matematiksel algoritmalar ve ileri hesaplamalar kullanarak düşük çözünürlüklü bir manyetik tomografi gibi işlev görür ve beynin derinliklerindeki elektriksel aktiviteyi anlamamızı sağlar.</p>
<p>Normal şartlarda EEG sinyali, düz bir beyin yüzeyi üzerine yayılır. Ancak kafatası ve beyin düz bir yapı değildir; elipsoidal, üç boyutlu bir yapıya sahiptir. LORETA tekniği, sinyali iki boyutlu yapıdan üç boyutlu beyin yapısına dönüştürür. Bu sayede gelen sinyalin beyin derinliklerinde hangi anatomik bölgeden kaynaklandığı tespit edilebilir ve alfa, beta, gama, delta, teta bantları üzerinden ilgili beyin alanı belirlenebilir.</p>
<p>LORETA’nın temel özelliği, elektriksel sinyali yapısal anatomi üzerine yerleştirip buradan fonksiyonu çıkarmaktır. Üç aşamalı bir yöntemdir.</p>
<p>Edinilen bilgiler, fonksiyonel MR’dan elde edilen verilerle de uyumludur. LORETA ile sinyalin kaynağı ve hangi yapının farklı çalıştığı, hangi fonksiyonların kaybolduğu anlaşılabilir. Konumuz demans olduğundan, belirli networkler doğrudan demansla ilişkilidir. Örneğin dil networkleri, hipokampus, entorhinal korteks ve amigdaloid çekirdek gibi yapılar hafıza ve duygu ile ilişkilidir. Sinyalin kaynaklarını yapısal anatomi ile birleştirerek fonksiyon kaybı LORETA ile gözlemlenebilir.</p>
<p>Erken teşhis sorunu her zaman önemlidir; prodromal evreyi yakalamak gerekmektedir.”</p>
<p><strong>Alanında uzman isimler sunum gerçekleştirdi! </strong></p>
<p>Kongrede daha sonra NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Nöropsikolog İnci Birincioğlu “Demansın Erken Teşhisinde Nöropsikolojik Değerlendirme Testleri”, NPİSTANBUL Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Necati Alp Tabak “Demansta Erken Radyolojik Bulgular”, NPİSTANBUL Hastanesi Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Özdemir “Unutkanlıktan Demansa Giden Yolda: Erken Tanıda Genetik Ve Mitokondriyal Göstergeler”, Prof. Dr. Erdinç Dursun<strong> </strong>“Demansta Kan Biyobelirteçleri Ve Kullanım Koşulları”, Prof. Dr. Duygu Gezen Ak<strong> </strong>“Demansta Beyin Omurilik Sıvısı Biyobelirteçleri”, Dr. Öğr. Üyesi Onur Erdem Şahin “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Fdg-Pet İle Görüntülemenin Klinik Önemi”, Doç. Dr. Özgül Ekmekçioğlu “Demans Tanısında Nükleer Tıp: Diğer Moleküler Görüntüleme Yöntemleri”, Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu “Yeni Gelişen Hastalık Modifiye Edici Tedaviler Işığında Biyolojik Erken Tanıya Yaklaşım”, NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini “Demansta Nöromodülasyon Uygulamaları”, Üsküdar Üniversitesi Düzenleme Kurulu Sekreteri Dr. Psk. Shams Farhad “Amnestik Hafif Bilişsel Bozuklukta (Ahbb) İşlevsel Beyin Bağlantısallığı” ve Uzm. Müh. Sahar Taghizadeh Makouei “Demansın Erken Teşhisinde Yapay Zekâ Uygulamaları” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler.</p>
<p><strong>Toplu fotoğraf çekimi yapıldı</strong></p>
<p>Kongreye sunumlarıyla katkı sağlayan konuşmacılara teşekkür belgesi takdim edildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zeka-ile-hastalik-tani-ve-tedavisinde-yuzde-90a-yakin-dogruluk-623435">Yapay zeka ile hastalık tanı ve tedavisinde yüzde 90&#8217;a yakın doğruluk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[desteklenir]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622376</guid>

					<description><![CDATA[<p>Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376">Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor. Tüm vücudu etkileyen bir farklılık olan Down sendromunda; kalp, tiroid, sindirim sistemi gibi birçok organın düzenli olarak kontrolünün ve nörolojik takibin de yapılması gerekiyor. Down sendromlu çocuklarda beyin gelişiminde de bazı farklılıklar görülebiliyor. Bu farklılıkların “zaten Down sendromlu” diye geçiştirilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılan fizyoterapi, konuşma terapisi ve özel eğitim desteği çocukların potansiyelini belirgin şekilde artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Down sendromlu bireylerde nörolojik takibin önemi hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><b><strong>Down sendromunda erken tanı, çocukların gelişimi için önemli</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocukların beyin gelişimi farklı bir seyir izler. Bu durum kas gevşekliği (hipotoni), motor gelişimde gecikme (geç oturma, geç yürüme), konuşmanın daha geç başlaması, dikkat ve öğrenme güçlükleri şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle Down sendromlu çocukların çocuk nörolojisi uzmanı tarafından takibi ve düzenli testlerinin yapılması önemlidir. Çocuğun ihtiyacına göre önerilen fizik tedavi, konuşma terapisi ve özel eğitimler; Down sendromlu çocukların potansiyellerini görünür şekilde artırmaktadır.</p>
<p><b>Down sendromlu bir çocukta düzenli kontrol edilmesi gerekenler testler şunlardır;</b></p>
<p>•           Kalp kontrolleri</p>
<p>•           Tiroid testleri</p>
<p>•           İşitme ve görme muayeneleri</p>
<p>•           Kan sayımı</p>
<p>•           Çölyak taraması</p>
<p>•           Ortopedik değerlendirme</p>
<p>•           Nörolojik gelişim takibi</p>
<p><b><strong>Yaşam boyu düzenli kontrol, olası hastalıkların takibi için şart!</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülme riski olan bazı hastalıklar vardır. Yapılan düzenli kontroller ve doktor muayenesi çocukların gelişimi ve özellikle Down sendromlu çocuklarda daha sık görülebilecek hastalık risklerinin fark edilmesi açısından önemlidir.</p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülebilecek hastalıklar şunlardır;</p>
<p><b><strong>Sara (Epilepsi) Riski</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda sara hastalığı toplum ortalamasından daha sık görülür. Özellikle bebeklik döneminde bazı özel nöbet tipleri ortaya çıkabilir. Bunlardan biri West sendromu olarak bilinen bebeklik çağı spazmlarıdır. Erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<p>•           Ani irkilme şeklinde tekrarlayan hareketler</p>
<p>•           Dalgınlık atakları</p>
<p>•           Daha önce kazandığı becerilerde gerileme</p>
<p><b><strong>Boyun Bölgesi ve Omurilik Riski</strong></b></p>
<p>Down sendromlu bireylerde bağ dokusu daha gevşek olabilir. Bu nedenle boyun omurları arasında gevşeklik görülebilir. Nadiren omuriliğe baskı yapabilecek bir durum gelişebilir.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler ciddiye alınmalıdır:</p>
<p>•           Yürümede belirgin bozulma</p>
<p>•           Kollarda güçsüzlük</p>
<p>•           Denge kaybı</p>
<p>•           İdrar kontrolünde değişiklik</p>
<p>Bu tür durumlarda mutlaka bir nörolojik değerlendirme gerekir.</p>
<p><b><strong>Uyku Problemleri ve Öğrenme</strong></b></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda horlama ve uyku apnesi daha sık görülür. Gece boyunca kaliteli uyuyamayan bir çocukta aşağıdaki sorunlar gelişebilir;</p>
<p>•           Dikkat sorunları</p>
<p>•           Huzursuzluk</p>
<p>•           Öğrenmede zorlanma</p>
<p>Bazen “davranış problemi” sanılan durumun altında uyku bozukluğu olabilir.</p>
<p><b><strong>Ergenlikte Görülebilen Gerileme</strong></b></p>
<p>Bazı Down sendromlu gençlerde ergenlik döneminde ani içine kapanma, konuşmada azalma veya hareketlerde yavaşlama görülebilir. Bu durum her zaman “ergenlik dönemi” diye açıklanamaz. Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>
<p><b><strong>Alzheimer</strong></b></p>
<p>Down sendromlu bireylerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle nörolojik takip çocuklukta başlar ama yaşam boyu sürer. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimi-nasil-desteklenir-622376">Down Sendromunda Beyin Gelişimi Nasıl Desteklenir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 08:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[desteklemenin]]></category>
		<category><![CDATA[down]]></category>
		<category><![CDATA[Down Sendromlu]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimini]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[nörolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sendromunda]]></category>
		<category><![CDATA[takibi]]></category>
		<category><![CDATA[yolları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622310</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğuştan gelen genetik bir farklılık olan Down sendromu, toplumda genellikle yüz görünümü ve öğrenme güçlüğü olarak biliniyor. Tüm vücudu etkileyen bir farklılık olan Down sendromunda; kalp, tiroid, sindirim sistemi gibi birçok organın düzenli olarak kontrolünün ve nörolojik takibin de yapılması gerekiyor. Down sendromlu çocuklarda beyin gelişiminde de bazı farklılıklar görülebiliyor. Bu farklılıkların “zaten Down sendromlu” diye geçiştirilmemesi gerekiyor. Erken dönemde yapılan fizyoterapi, konuşma terapisi ve özel eğitim desteği çocukların potansiyelini belirgin şekilde artırıyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, Down sendromlu bireylerde nörolojik takibin önemi hakkında detaylı bilgiler verdi. </p>
<p><strong>Down sendromunda erken tanı, çocukların gelişimi için önemli</strong></p>
<p>Down sendromlu çocukların beyin gelişimi farklı bir seyir izler. Bu durum kas gevşekliği (hipotoni), motor gelişimde gecikme (geç oturma, geç yürüme), konuşmanın daha geç başlaması, dikkat ve öğrenme güçlükleri şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle Down sendromlu çocukların çocuk nörolojisi uzmanı tarafından takibi ve düzenli testlerinin yapılması önemlidir. Çocuğun ihtiyacına göre önerilen fizik tedavi, konuşma terapisi ve özel eğitimler; Down sendromlu çocukların potansiyellerini görünür şekilde artırmaktadır. </p>
<p>Down sendromlu bir çocukta düzenli kontrol edilmesi gerekenler testler şunlardır;</p>
<p>            •           Kalp kontrolleri</p>
<p>            •           Tiroid testleri</p>
<p>            •           İşitme ve görme muayeneleri</p>
<p>            •           Kan sayımı</p>
<p>            •           Çölyak taraması</p>
<p>            •           Ortopedik değerlendirme</p>
<p>            •           Nörolojik gelişim takibi</p>
<p><strong>Yaşam boyu düzenli kontrol, olası hastalıkların takibi için şart!</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülme riski olan bazı hastalıklar vardır. Yapılan düzenli kontroller ve doktor muayenesi çocukların gelişimi ve özellikle Down sendromlu çocuklarda daha sık görülebilecek hastalık risklerinin fark edilmesi açısından önemlidir. </p>
<p>Down sendromlu çocuklarda görülebilecek hastalıklar şunlardır;</p>
<p><strong>1-Sara (Epilepsi) Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda sara hastalığı toplum ortalamasından daha sık görülür. Özellikle bebeklik döneminde bazı özel nöbet tipleri ortaya çıkabilir. Bunlardan biri West sendromu olarak bilinen bebeklik çağı spazmlarıdır. Erken tanı ve tedavi, çocuğun zihinsel gelişimi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Ailelerin dikkat etmesi gereken durumlar şunlardır:</p>
<p>            •           Ani irkilme şeklinde tekrarlayan hareketler</p>
<p>            •           Dalgınlık atakları</p>
<p>           •           Daha önce kazandığı becerilerde gerileme</p>
<p><strong>2-Boyun Bölgesi ve Omurilik Riski</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde bağ dokusu daha gevşek olabilir. Bu nedenle boyun omurları arasında gevşeklik görülebilir. Nadiren omuriliğe baskı yapabilecek bir durum gelişebilir.</p>
<p>Aşağıdaki belirtiler ciddiye alınmalıdır:</p>
<p>            •           Yürümede belirgin bozulma</p>
<p>            •           Kollarda güçsüzlük</p>
<p>            •           Denge kaybı</p>
<p>            •           İdrar kontrolünde değişiklik</p>
<p>Bu tür durumlarda mutlaka bir nörolojik değerlendirme gerekir.</p>
<p><strong>3-Uyku Problemleri ve Öğrenme</strong></p>
<p>Down sendromlu çocuklarda horlama ve uyku apnesi daha sık görülür. Gece boyunca kaliteli uyuyamayan bir çocukta aşağıdaki sorunlar gelişebilir;</p>
<p>            •           Dikkat sorunları</p>
<p>            •           Huzursuzluk</p>
<p>            •           Öğrenmede zorlanma</p>
<p>Bazen “davranış problemi” sanılan durumun altında uyku bozukluğu olabilir.</p>
<p><strong>4-Ergenlikte Görülebilen Gerileme</strong></p>
<p>Bazı Down sendromlu gençlerde ergenlik döneminde ani içine kapanma, konuşmada azalma veya hareketlerde yavaşlama görülebilir. Bu durum her zaman “ergenlik dönemi” diye açıklanamaz. Nörolojik ve psikiyatrik değerlendirme gerekebilir.</p>
<p><strong>5-Alzheimer</strong></p>
<p>Down sendromlu bireylerde ilerleyen yaşlarda Alzheimer hastalığı riski artmıştır. Bu nedenle nörolojik takip çocuklukta başlar ama yaşam boyu sürer.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/down-sendromunda-beyin-gelisimini-desteklemenin-yollari-622310">Down Sendromunda Beyin Gelişimini Desteklemenin Yolları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[filtre]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[Mavi Işık]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620337</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp,<strong> </strong>mavi ışığın çocuk, ergen ve yetişkin beyni üzerindeki etkileri, uyku, dikkat ve nörolojik sağlık açısından riskleri ve dijital hijyenin önemi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Mavi ışık, beyni uyanık tutar ve sirkadiyen ritmi bozar!</strong></p>
<p>Mavi ışığın, gözün retina tabakasındaki ‘intrinsically photosensitive retinal ganglion cells’ (ipRGC) olarak adlandırılan özel hücreleri uyardığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bu hücreler, doğrudan beynin ana biyolojik saati olan hipotalamustaki suprakiyazmatik çekirdeğe (SCN) sinyal gönderir. Bu süreç, epifiz bezinden salgılanan ve uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin hormonunu baskılar.” dedi.</p>
<p>Nörobiyolojik düzeyde mavi ışığın, beyni ‘gündüz modunda’ tutarak uyanıklığı artırdığını ifade eden Alp, kronik maruziyetin sirkadiyen ritmin bozulmasına ve kortizol salınımının dengesizleşmesine yol açtığını kaydetti.</p>
<p><strong>Ergenlerde mavi ışık, uyku kalitesini yetişkinlerden daha fazla düşürür! </strong></p>
<p>Çocuk ve ergen beyninde mavi ışığın etkilerinin yetişkinlerden farklı olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Çocuk ve ergenlerin lensleri yetişkinlere göre çok daha şeffaftır, bu da retinaya daha fazla mavi ışık sızmasına neden olur. Nörobilimsel açıdan daha kritik olan durum ise, ergen beyninin prefrontal korteks gelişimi ve sirkadiyen hassasiyetidir. Ergenlerde melatoninin geç salgılanma eğilimi (delayed sleep phase), mavi ışıkla birleştiğinde uyku kalitesini yetişkinlere oranla çok daha sert bir şekilde düşürür. Bu durum, yalnızca yorgunluğa değil, aynı zamanda beyin gelişiminin temel taşı olan sinaptik budanma süreçlerinin aksamasına da neden olabilir.”</p>
<p><strong>Mavi ışık ve hızlı dijital içerikler, beyni sürekli uyarır ve mental yorgunluğa yol açar! </strong></p>
<p>Mavi ışık ve dijital uyarana maruz kalmanın, beyin yorgunluğu (mental fatigue) ile ilişkili olduğunu dile getiren Alp, “‘Ekran yorgunluğu’ dediğimiz fenomen, sadece göz kaslarının yorulması değil, beynin bilişsel yükünün (cognitive load) aşılmasıdır.” dedi.</p>
<p>Alp, “Mavi ışık uyanıklığı yapay olarak tetiklerken, dijital içeriklerin hızlı akışı beyni sürekli bir ‘yönlendirilmiş dikkat’ (directed attention) modunda tutar. Bu durum, nörotransmitter depolarının (özellikle dopamin) hızla tüketilmesine ve prefrontal kortekste yönetici işlevlerin zayıflamasına, yani mental yorgunluğa yol açar.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Mavi ışık, beynin gece temizlenme mekanizmasını bozabilir! </strong></p>
<p>Migren veya epilepsi gibi nörolojik hastalıklarda mavi ışığın etkileri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Klinik pratikte, özellikle migren hastalarında fotofobi (ışığa duyarlılık) çok yaygın görülür. Mavi ışık, ağrı iletiminde rol oynayan talamik nöronları aktive ederek migren ataklarını tetikleyebilir veya şiddetini artırabilir. Epilepside ise durum daha spesifiktir; ışığa duyarlı (fotosensitif) epilepsisi olan bireylerde yüksek kontrastlı ve titreşimli dijital ekranlar nöbet eşiğini düşürebilir.” dedi.</p>
<p>‘Dijital beyin sisi’ olarak adlandırılan dikkat dağınıklığı ve zihinsel bulanıklıkta mavi ışığın rolüne de değinen Alp, “Beyin sisi, nöroinflamatuar süreçler ve uyku kalitesindeki düşüşün bir yan ürünüdür. Mavi ışığın sirkadiyen ritmi bozması, beynin geceleri kendisini temizleme mekanizması olan glinfatik sistemin tam performansla çalışmasını engeller. Atık ürünlerin temizlenemediği bir beyin, ertesi gün odaklanma güçlüğü, kısa süreli bellek zayıflığı ve zihinsel bulanıklıkla reaksiyon verir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken yaşta yoğun erken ekran kullanımı, beyin gelişimini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Erken yaşta yoğun ekran kullanımının, gelişmekte olan beyin üzerinde nasıl etkiler bırakabileceğini açıklayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Erken çocukluk dönemi, beynin nöroplastisitesinin en yüksek olduğu evredir. Bu dönemde ekran üzerinden gelen yoğun mavi ışık ve hızlı dijital uyaranlar, beynin ödül sistemini erken yaşta manipüle eder. Literatür, aşırı maruziyetin beyaz madde bütünlüğü üzerinde (özellikle dil gelişimi ve sözel işlemleme süreçleriyle ilgili alanlarda) farklılıklara neden olabileceğini gösteriyor. Ancak ‘kalıcı’ terimi yerine, gelişimsel yörüngenin değişmesi riskinden bahsetmek bilimsel olarak daha doğrudur.”</p>
<p><strong>Mavi ışık, DEHB’de hiperaktiviteyi artırabilir, OSB’de uykuya geçişi zorlaştırabilir! </strong></p>
<p>Otizm spektrum bozukluğu (OSB) veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan çocukların sinir sistemlerinin duyusal uyaranlara karşı çok daha hassas olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Mavi ışığın oluşturduğu ‘hiper-uyanıklık’ hali, DEHB’li çocuklarda dürtüselliği ve hiperaktiviteyi körükleyebilir. OSB’li çocuklarda ise uyku regülasyonu zaten zorken, mavi ışık kaynaklı melatonin baskılanması, uykuya geçiş süreçlerini bir kriz haline getirebilir ve ertesi günkü duyusal işleme süreçlerini olumsuz etkileyebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyen! </strong></p>
<p>Mavi ışık filtreli gözlükler veya ekran filtrelerinin birer ‘sihirli değnek’ olmadığını vurgulayan Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bunlar yalnızca destekleyici mekanizmalardır. Filtreler, retinaya ulaşan mavi ışık yoğunluğunu azaltarak dijital göz yorgunluğunu hafifletebilir ve melatoninin tamamen baskılanmasını bir nebze engelleyebilir. Ancak nörolojik sağlık için asıl koruyucu olan, filtreden ziyade dijital hijyendir. Yani uykudan en az 1-2 saat önce ekranla bağı kesmek, hiçbir filtrenin veremeyeceği nörolojik onarımı sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/filtre-yetmez-dijital-hijyen-onemli-620337">Filtre yetmez, dijital hijyen önemli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Epilepsi Pili]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hastaların]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[kişide]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619685</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi,  beyindeki sinir hücrelerinin <strong>ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları</strong> sonucu ortaya çıkan ve <strong>tekrarlayıcı nöbetlerle</strong> seyreden bir hastalık. <strong>D</strong>ünya genelinde yaklaşık <strong>50 milyon, Türkiye’de de </strong>yaklaşık <strong>bir milyon</strong> kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, </strong>günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70&#8217;inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30&#8217;luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.  </p>
<p><strong> Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor! </strong></p>
<p>Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!</strong></p>
<p><strong> </strong>Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili” </strong></p>
<p>Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.</p>
<p><strong>Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma!  </strong></p>
<p>Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,   “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor! </strong></p>
<p>“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy,<strong> </strong>epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.&#8221; </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaklasik-bir-milyon-kiside-goruluyor-619685">Ülkemizde yaklaşık bir milyon kişide görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVID-19 sonrası beyin sisi şikayetleri arttı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/covid-19-sonrasi-beyin-sisi-sikayetleri-artti-612855</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 10:03:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612855</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihin bazen sisli bir sabaha uyanmış gibi ağırlaşır, düşünceler netliğini kaybeder, odaklanmak zorlaşır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-19-sonrasi-beyin-sisi-sikayetleri-artti-612855">COVID-19 sonrası beyin sisi şikayetleri arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zihin bazen sisli bir sabaha uyanmış gibi ağırlaşır, düşünceler netliğini kaybeder, odaklanmak zorlaşır. Günlük hayatın temposunda birçok kişi bu tabloyu “beyin sisi” olarak tarif eder. Beyin sisinin bir hastalık değil semptomlar grubu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Beyin sisi, tıbbi bir tanıdan çok, düşünme hızı ve bellekle ilgili zorlanmaları anlatan bir ifade. Tek başına hastalık olarak kabul edilmez ancak bazı hastalıkların belirtisi şeklinde ortaya çıkabilir. Belirtiler de zaman zaman artıp azalarak günlük hayatı etkileyecek kadar rahatsız edici olabilir” dedi.</strong></p>
<p>En sık görülen yakınmaların isim, tarih ya da kelime unutma, konuşurken doğru kelimeyi bulmakta zorlanma, odaklanma güçlüğü ve yeni bilgileri eskisi kadar hızlı kavrayamama olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihal Işık, “Bazı kişiler için en zorlayıcı kısım aynı anda birkaç işi yönetememektir. Daha önce rahatça yapılan bir işin adım adım planlanması gerekebilir ve bu durum iş performansını, okul başarısını, öz güveni ve sosyal ilişkileri etkileyebilir. Beyin sisinin tek bir nedeni yoktur bununla birlikte uyku kalitesinin bozulması, uykusuzluk ve yüksek stres tetikleyiciler arasında yer alır. Menopoz dönemi ve hormonal değişiklikler de bu tabloyu belirginleştirebilir. Özellikle COVID-19 sonrası uzayan iyileşme süreçleriyle birlikte bu yakınmalar daha sık dile getirilmeye başlandı” dedi.</p>
<p><strong>Jet lag da beyin sisine yol açabilir</strong></p>
<p>Yaşam tarzı faktörlerinin de beyin sisi üzerinde etkili olabileceğini vurgulayan Işık, “Yetersiz egzersiz, dengesiz beslenme, az su içmek, uzun süre ekrana bakmak, jet lag ve alkol kullanımı zihni sisli hale getirebilir. Bazı kişilerde depresyon ve anksiyete bu şikayetlere eşlik edebilir. Ayrıca diyabet, kansızlık, migren, otoimmün hastalıklar, MS ve kanser tedavisi sürecinde de benzer şikayetler görülebilir. Bu nedenle yakınmalar sıklaşıyor ve günlük hayatı etkiliyorsa durumu netleştirmek için tıbbi değerlendirme gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Bulmaca, sudoku, yapboz beyni aktif tutuyor</strong></p>
<p>Tedavide önceliğin altta yatan nedeni saptamak olduğunu açıklayan Işık, “Eğer altta yatan bir neden varsa asıl çözüm o nedeni tedavi etmektir. Bunun yanında uyku düzenini toparlamak, dengeli beslenmek, yeterli su içmek, alkolü sınırlamak, stres yönetimi tekniklerinden yararlanmak ve düzenli egzersiz yapmak yakınmaları hafifletebilir. Günlük bir rutin oluşturmak, aynı anda çok iş yapmaktan kaçınmak, işleri küçük parçalara bölmek ve dikkat dağıtıcıları azaltmak da zihni toparlamaya yardımcı olur. Ayrıca bulmaca, sudoku, yapboz gibi aktiviteler ya da yeni bir beceri öğrenmek beyni aktif tutar” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-19-sonrasi-beyin-sisi-sikayetleri-artti-612855">COVID-19 sonrası beyin sisi şikayetleri arttı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 12:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuldular]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[program]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611851</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarının yapıldığı Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılışı, törenle gerçekleşti. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, modern anlamda Derin Beyin Stimülasyonu’nun 30 yılı aşkın süredir çeşitli nörolojik hareket bozukluklarının </span></span></b><b><span>ve psikiyatrik rahatsızlıkların <span>tedavisinde kullanıldığını belirterek derin beyin stimülasyonun bilimsel olarak kanıtlanmış ve güvenilir bir yöntem olduğunu söyledi. Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastası Erkan Yavuz ile Ömer Faruk Haşil, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Hastanesi’nde hizmet verecek olan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin resmi açılış törenine Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcıları ve akademisyenleri, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi ekibi, Atlas Üniversitesi Hastanesi başhekimi, doktor ve personeli, Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ile Parkinson şikayetiyle DBS tedavisi gören hastaların da bulunduğu davetliler katıldı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Dr. Yusuf Elgörmüş: “Uluslararası iş birlikleri üzerinde duruyoruz”</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, açılış konuşmasında en büyük hayallerinden birinin 2018’de kurdukları Atlas Üniversitesi ile gerçekleştiğini belirterek “Bu hayalim, sevdam ve heyecanım, bu merkez ve programları gördükçe her geçen gün artıyor. Bizim üniversite olarak en çok üzerinde durduğumuz konu uluslararası ilişkiler ve yurt dışı üniversitelerle iş birliği yapmak. Yurt dışı üniversitelerle yaptığımız iş birliklerini sadece kâğıt üzerinde değil, iş birliği yaptığımız üniversitelerin özellikleri ile kendi özelliklerimizi bir araya getirerek yürütmeye çalışıyoruz. Maastricht Üniversitesi ile Nöromodülasyon Merkezi iş birliğimiz yeniden hayırlı olsun” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var” </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak açılış konuşmasında “Bu merkezde hem eğitim öğretim faaliyetleri oldu hem de rutin ve bazı özel hastalıkların tedavisi gerçekleştirildi. Bazı hastalıklar var ki tek bir hekimin tedavi etmesi mümkün değil. O yüzden ortak aklın bir araya geldiği, multidisipliner çalışmanın bir arada olabildiği yerlere ihtiyaç var. ‘’diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, açılış konuşmalarının ardından “Nöromodülasyon ve DBS ” başlıklı bir konferans verdi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Nöromodülasyon: Çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson hastalığı başta olmak üzere esansiyel tremor, distoni, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ve zamanla kullanım alanı genişleyen DBS’nin obsesif kompulsif bozukluk, Tourette sendromu ve epilepsi gibi psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların yanı sıra bağımlılık, majör depresyon, Alzheimer demansı, otizm ve tinnitus gibi alanlarda da umut verici klinik ve deneysel sonuçlar ortaya koyduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, son yıllarda MR görüntüleme ve DBS sistemlerindeki teknolojik gelişmeler, hasta seçimi, ameliyat sonrası takip ve programlama süreçlerinin daha güvenli ve etkin hale gelmesini sağlayarak nöromodülasyonu çağdaş tıbbın güçlü tedavi seçeneklerinden biri konumuna taşıdığını kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunacak</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>DBS’nin kullanıldığı alanlara da değinen Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bu bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında kurulan Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin nöromodülasyonun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren bütüncül bir yaklaşımla hizmet sunmayı hedeflediğini söyledi. Merkezde; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri, nöropsikoloji, beslenme ve diyetetik, fizyoterapi, dil ve konuşma terapisi, nörofizyoloji, anestezi, radyoloji ve ilgili diğer branşlardan uzmanların iş birliğiyle hasta odaklı tanı ve tedavi süreçleri yürütüleceğini aktardı.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu alanında uzun yıllara dayanan klinik ve cerrahi deneyim üzerine inşa edilen merkezin bilimsel yetkinlik, etik değerler ve hasta güvenliğini temel alan bir anlayışla hizmet verdiğini kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Dünyanın en ileri teknolojileri, deneyimli ve multidisipliner bir ekip eşliğinde uygulanarak, her hastaya kişiselleştirilmiş ve sürdürülebilir tedavi yaklaşımları sunulmaktadır. Başta Derin Beyin Stimülasyonu alanında ileri tanı ve tedavi olanakları sunan merkezde nöromodülasyonla ilgili diğer invaziv ve non-invaziv yöntemler, multidisipliner bir yaklaşımla uygulanmaktadır. Merkezin temel amaçları arasında; Derin Beyin Stimülasyonu ve diğer nöromodülasyon uygulamalarının bilimsel içeriğini, eğitimini, klinik pratiğini ve erişilebilirliğini artırmak, bu alandaki güncel bilgi ve deneyimi yaygınlaştırmak yer almaktadır. Bu kapsamda, DBS ve nöromodülasyona ilgi duyan sağlık profesyonellerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitim programları, vaka temelli öğrenme olanakları ve multidisipliner bilimsel paylaşımlar planlanmaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>DBS Fellowship Programı yürütülmektedir</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nin ayrıca akademik ve klinik Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamalarını bütüncül bir yaklaşımla ele alarak Prof. Dr. Yasin Temel’in akademik liderliği ve bilimsel danışmanlığında Hollanda’daki Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi (MUMC+) ile iş birliği içinde Nörolojik ve Psikiyatrik Bozukluklarda DBS Fellowship Programını yürüttüğünü sözlerine ekledi. Prof. Dr. Kocabıçak, “Bu program kapsamında katılımcılar, hem Maastricht Üniversitesi Tıp Merkezi hem de Atlas Üniversitesi Hastanesi’nin DBS programlarında aktif olarak yer alarak ileri düzey teorik bilgi, klinik gözlem ve cerrahi uygulama deneyimi kazanma fırsatı bulmaktadır. Akademik niteliği ve bilimsel üretkenliğiyle öne çıkan merkezde görev yapan DBS ekibi, 15 yılı aşkın klinik ve cerrahi deneyime sahip olup, ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda bilimsel yayına imza atmıştır. Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi, yalnızca güncel bilimsel verilerin aktarılmasını değil; aynı zamanda ortak bir bilimsel dilin ve sürdürülebilir akademik iş birliklerinin güçlendirilmesini amaçlayarak nöromodülasyon alanında ulusal ve uluslararası düzeyde referans bir merkez olmayı hedeflemektedir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den “Beyin: Görünmez Pusula” Konferansı</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel ise “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı konferansında 1999 yılından bu yana uyguladıkları DBS ile ilgili yürüttükleri çalışmalardan örnekler sundu. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi kurdele kesimiyle açıldı.</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları DBS ile sağlığına kavuştu</span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Geçmiş dönemde geçirdikleri DBS ameliyatıyla sağlıklarına kavuşan Parkinson hastaları, yaşadıkları zorlukların sona erdiğini ve beyin pili tedavisi sayesinde yaşam kalitelerinin arttığını söyledi. 2022’de Parkinson teşhisi konulan 55 yaşındaki Erkan Yavuz, DBS ameliyatından sonra sağlığına kavuştuğunu belirterek “Şikayetlerim minimize edildi.  Yaşam konforum iyileşti” dedi. Parkinson hastası Ömer Faruk Haşil de 9 yıl önce teşhis konulduğunu, DBS operasyonu sonrasında şikayetlerinin büyük ölçüde geçtiğini kaydetti.</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span>Parkinson hastaları için sosyal destek önemli </span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği Kurucu Başkanı Gülnur Uğurlu Kelçe ise Parkinson olan eşinin hastalığı nedeniyle 12 yıl önce kurduğu derneğin Parkinson hastaları ve ailelerine özellikle sosyal anlamda destek verdiğini söyledi. Parkinson hastalarında beyin pili tedavisinin yaşam konforunu artırmada etkili olduğunu belirten Gülnur Uğurlu Kelçe, Parkinson hastalığında sosyal desteğin önemini de vurguladı.</span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinsondan-beyin-pili-ile-kurtuldular-611851">Parkinson&#8217;dan beyin pili ile kurtuldular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beynin detoksu kaliteli uyku!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 11:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[detoksu]]></category>
		<category><![CDATA[kaliteli]]></category>
		<category><![CDATA[Nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608091</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi. </p>
<p><strong>Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor!</strong></p>
<p>‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi.</p>
<p>Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili!</strong></p>
<p>Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir!</strong></p>
<p>Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi.</p>
<p>Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil!</strong></p>
<p>Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sürekli ekrana maruz kalmak toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli!</strong></p>
<p>Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi.</p>
<p>Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur!</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-608091">Beynin detoksu kaliteli uyku!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Dbs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[kongrede]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[zemine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607477</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Derin Beyin Stimülasyonu Derneği tarafından 9–11 Ocak 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenen kongrede yurt içinden ve yurt dışından alanında uzman bilim insanları bir araya geldi. Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde halk arasında beyin pili olarak bilinen DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunulduğunu söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Yeni Rotalar, Yeni Ufuklar” temasıyla düzenlenen kongrede, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) uygulamaları; Parkinson hastalığı başta olmak üzere hareket bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar ekseninde, multidisipliner bir yaklaşımla ele alındı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongrede; yurt içinden alanında uzman hekimler ve sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Uluslararası Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdelhamid Benazzouz, Derin Beyin Stimülasyonu Dergisi Editörü ve Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, Dernek Yönetim Kurulu Üyesi ve Avrupa Nöroloji Akademisi Başkanı Prof .Dr. Elena Moro ve Prof. Dr. Adriana Lopez yer aldı. Bu katılımla, DBS alanında ulusal ve uluslararası düzeyde güçlü bir bilimsel paylaşım ortamı oluşturuldu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Derin beyin stimülasyonunun doğası gereği farklı disiplinleri bir araya getiren kongrede; nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi, psikiyatri ve ilgili branşlardan uzmanlar, vaka sunumları, klinik deneyimler ve güncel bilimsel araştırmalar üzerinden görüş alışverişinde bulundu. Akademik oturumlarda, yalnızca güncel verilerin aktarılması değil, aynı zamanda ortak bir bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesi hedeflendi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “DBS alanında ortak bilimsel zemin oluşmasına katkı sunuldu”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Kongreye ilişkin değerlendirmede bulunan Derin Beyin Stimülasyonu Derneği Başkanı ve İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, şu ifadeleri kullandı:<br />“Derin beyin stimülasyonu alanında çalışan farklı disiplinlerden meslektaşlarımızı bir araya getiren bu kongrede, bilimsel gelişmeler ve teknolojik yenilikler ışığında verimli tartışmalar gerçekleştirdik. Özellikle psikiyatrik hastalıklarda DBS uygulamalarına ve non-invazif nöromodülasyon yöntemlerine yer vererek, alana dair yeni perspektifler sunmayı amaçladık.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, ayrıca Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi olarak büyük bir ekiple kongrede yer aldıklarını ve paylaşdıkları vaka deneyimleriyle bilimsel programa aktif katkı sunduklarını ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bilimsel oturumlar ve multidisipliner paylaşımlar sayesinde, DBS alanında bilgi alışverişini güçlendiren ve ortak bir bilimsel zeminin oluşmasına katkı sunan nitelikli bir kongre geride bırakıldı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, başta düzenleme komitesi başkanı Prof. Dr. Tanju Uçar olmak üzere kongrenin gerçekleştirilmesinde emeği geçen tüm bilim insanlarına, paydaşlara ve katılımcılara teşekkür ederek, Derin Beyin Stimülasyonu Derneği’nin nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarla mücadelede yenilikçi çözümler geliştirmek ve hasta yaşam kalitesini artırmaya yönelik bilimsel çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceğini ifade etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-alaninda-ortak-bilimsel-zemine-katki-sunuldu-607477">&#8220;Beyin pili&#8221; alanında ortak bilimsel zemine katkı sunuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 07:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>
		<category><![CDATA[yıllar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Parkinson hastalığı titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertleşme ve denge sorunları gibi belirtilerle seyreder. Son yıllarda yapılan gözlemler, tanısı genellikle <strong>50–55 yaş civarında</strong> konulan hastalığın daha genç yaşlarda da ortaya çıktığını göstermektedir” diyor. Sevindirici olan gelişmenin ise; tıp teknolojisindeki hızlı gelişmelerle hastalığın cerrahi tedavisinde daha esnek yaklaşımlar uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kertmen, ileri teknoloji döneminin getirdiği yenilikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Beyinde hücre yıkımıyla ilerleyen ve Alzheimer’dan sonra görülme sıklığında ikinci sırada yer alan Parkinson hastalığı günümüzde artık genç yaşlarda da kapıyı çalabiliyor. Bu durumun ‘erken başlangıçlı Parkinson hastalığı’ olarak tanımlandığını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen</strong> “Günümüzde Parkinson hastalarının yaklaşık yüzde <strong>5–10’unda hastalık 40 yaşından önce</strong> başladığı görülmektedir. Erken yaşta Parkinson hastalığında genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca <strong>bazı tarım ilaçları, ağır metallere maruz kalma ve hava kirliliği gibi çevresel etkenler</strong> de hastalığın daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Günümüzde daha erken tanı konulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda tıp teknolojisinin gelişmesi ve toplumsal farkındalığın artmasıyla hastalığa daha erken ve daha doğru tanı konulabildiğini <strong>söyleyen Prof. Dr. Kertmen “</strong>Parkinson’un ilk ve en önemli tedavisi <strong>ilaç tedavisidir</strong>. Hastalığın ilk yıllarında özellikle dopamin içeren ilaçlar, genellikle çok iyi sonuç verdiği için halk arasında <strong>“balayı dönemi”</strong> olarak adlandırılır. Ancak zamanla ilaçların etki süresi kısalır; gün içinde daha sık ilaç alma ihtiyacı doğar. Bazı hastalarda ilaçlara bağlı istem dışı aşırı hareketler ortaya çıkabilir, doz sonu kötüleşmeleri yaşanabilir ve yaşam kalitesi belirgin şekilde bozulur. Bu durumlarda, titremesi kontrol altına alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir” diyor. </p>
<p><strong>Temel hedef, başkalarına bağımlılığı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin (beyin pili) her hastaya, hemen uygulanan bir yöntem olmadığını, uygun hastalarda cerrahinin daha erken dönemde uygulanmasının ise çok büyük faydalar sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Kertmen şöyle konuşuyor: “Böylece hastanın başkalarına bağımlılığı azalır ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. Hastaların büyük bölümünde ilaç ihtiyacı azalırken, bazılarında hiç gerek kalmaz. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre yeniden düzenlenir. Cerrahi sonrası düzenli kontroller, pil ayarlarının yapılması ve egzersiz ile fizik tedavinin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi durumunda ise hastanın kendi yemeğini yiyebilmesi, düğmesini ilikleyebilmesi ve daha güvenli yürüyebilmesi gibi becerilerin kazanımıyla bağımsız bir yaşam sürmesi mümkün olabilmektedir.”</p>
<p><strong>Beyin pili için artık uzun yıllar beklemek gerekmiyor</strong></p>
<p>Eskiden geçerli olan “beyin pili için mutlaka yıllarca beklemek gerekir” anlayışının günümüzde yerini hastaya özel ve bilimsel verilere dayanan daha esnek bir yaklaşıma bıraktığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Tanının net konulması ve ilaçlardan sağlanan faydanın azalması durumunda, uygun hastalarda beyin pili ameliyatı için artık yıllarca beklemek gerekmiyor. Ancak ameliyat kararı; nöroloji ve beyin cerrahisi başta olmak üzere deneyimli bir ekip tarafından, hastanın genel durumu, zihinsel ve psikolojik özellikleri de göz önünde bulundurularak verilmelidir. Buradaki temel amaç; acele etmek değil, hastaya en fazla faydayı sağlayacak doğru zamanı yakalamaktır” diyor.</p>
<p><strong>Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</strong></p>
<p>Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde son yıllarda önemli teknolojik ilerlemeler sayesinde, özellikle beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu) uygulamalarının, geçmişe kıyasla hem daha hassas hem de hastaya özel çözümler sunabilir hale geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kertmen 5 önemli yeniliği şöyle sıralıyor:</p>
<ul>
<li>Günümüzde kullanılan yönlendirilebilir elektrotlar sayesinde, tedavi etkinliği artarken, konuşma bozukluğu vb yan etkiler azalmaktadır. </li>
<li>Akıllı (adaptif) beyin pili sistemleri sayesinde tedavi daha dengeli, daha kişiselleştirilmiş ve daha etkili olabilmektedir. </li>
<li>Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, ameliyat esnasında artık çoğu hastanın uyanık kalma zorunluluğu yoktur. </li>
<li>Gelişmiş görüntüleme yöntemleri kullanılarak elektrotlar, hasta genel anestezi altındayken milimetrik doğrulukla hedef bölgeye yerleştirilebilmekte, bu da ameliyat sürecini hasta açısından daha konforlu hale getirmektedir. </li>
<li>Yeni nesil şarj edilebilir ve uzun ömürlü pil sistemleri ile pil değişim sıklığı önemli ölçüde azalmıştır. Kablosuz olarak şarj edilebilen bu piller, 10–15 yıla kadar kullanılabilmekte ve hastaların tekrar ameliyat olma ihtiyacını büyük ölçüde azaltmaktadır</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/parkinson-cerrahisinde-5-onemli-yenilik-607136">Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2026 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[hızla]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[Pozitif Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamlık]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AIFD) stratejik partnerliğini üstlendiği, Zero Medya ev sahipliğinde bu yıl ilk kez düzenlenen Golden Pulse Health Summit, 15 Ocak 2026’da İstanbul’da gerçekleştirildi. </p>
<p>Sağlık, iletişim ve teknoloji ekseninde çok sayıda başlığın ele alındığı zirvede, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, NPİSTANBUL Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital Çağda Psikolojik Sağlamlık” başlıklı bir konuşma yaptı.</p>
<p><strong>Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Konuşmasına organizasyon için teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ, beyin ve insan davranışı arasındaki ilişkiye dikkat çekti ve 2024 yılında fizik ödülünü alan Geoffrey Hinton ve John Hopfield örneğini vererek, “Bir psikolog ve bir genetikçi fizik ödülü aldı. Bu çok ezber bozan bir durum. Bunun nedeni yapay sinir ağları. Beynin nasıl çalıştığı üzerine yapılan çalışmalar, beynin biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını ve kuantum dinamiğiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ da bu anlayışın üzerine inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>İnsan beyni de algoritmalarla çalışıyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın geçmiş verileri tarayarak geleceğe dair tahminler ürettiğini ve bugünü buna göre şekillendirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beyni de aynı şekilde algoritmalarla çalışır. Yapay zekânın kullandığı dil modelleri, beynin kullandığı dil modellerini taklit etmeye çalışıyor. Bir çocuk ne kadar çok insanla temas ederse beyni o kadar gelişir. Bugün hepimiz, farkında olmadan yapay zekânın veri kaynağı hâline geliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Değerler, beynimizdeki trafik levhaları gibidir</strong></p>
<p>Karar verme süreçlerinde değerlerin rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Değerler, hayatta ilerlerken karşımıza çıkan trafik levhaları gibidir. ‘Yalan söyle, söyleme’, ‘dürüst ol, olma’, ‘merhametli ol, olma’ gibi seçenekler beynimizde olasılık hesaplarıyla değerlendirilir. Beyin bir tahmin makinesi gibi çalışır ve karar verir” dedi.</p>
<p>Bu süreçte ön beynin, özellikle frontal lobun belirleyici rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sağlıklı bireylerle şizofreni hastalarının beyin görüntüleri arasındaki farklara değindi.</p>
<p>“Ön beyin, insanı insan yapan bölgedir” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Ön beyin olmasaydı ne medeniyet olurdu ne de insan. Bu bölgede oluşan hasarlar, kişinin kişiliğini tamamen değiştirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bilinç, kuantum ve yapay zekâ tartışması</strong></p>
<p>Bilinç kavramını “farkındalık” olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, insanın evrendeki konumunun bilincinde olan, amaçlı davranabilen bir varlık olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kuantum fiziğine de atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “İnsan kuantum dinamiği içerisinde subjektif bir gözlemcidir. Gözlemci etkisi, çift yarık deneyiyle bilinir. Bilinç olduğu için gözlemliyoruz ve madde dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Sanki bir simülasyonun içindeyiz” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Yapay zekânın bilinç sahibi olup olamayacağına ilişkin tartışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yapay zekânın bilinç sahibi olabilmesi için evrendeki tüm olasılıkları aynı anda bilmesi gerekir. Big Bang’i ve öncesini bilmesi gerekir. Bu, şu an mümkün değil; biz evrensel bilginin yüzde birine bile sahip değiliz” dedi.</p>
<p><strong>İnsanın içinde narsisistik bir parça var</strong></p>
<p>Konuşmasında psikanalizin şu anda 90’lı yaşlarda yaşayan son temsilcilerinden birisi psikanalist Otto Kernberg’in görüşlerine de yer veren Prof. Dr. Tarhan, insanın içinde “kötü bir parça” bulunduğunu belirterek, “Bu narsisistik parça kanser hücresine benzer; sınırsız, sorumsuz ve doyumsuzdur. Sadece kendi çıkarını düşünür. Ne yazık ki bu özelliklere sahip kişiler, bugün küresel ölçekte güçlü pozisyonlara da gelebiliyor ve çok tehlikeli kararlar alabiliyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bu gücün nükleer enerji gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “İyiye kullanılırsa yapıcı, kötüye kullanılırsa yıkıcı olur. Değerler ve anlam, bu gücün yönünü belirler” diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil</strong></p>
<p>Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, 2017 yılında yapılan çalışmalarda “kendini aşma” (self-transcendence) kavramının, “kendini gerçekleştirme”nin de üzerine yerleştirildiğini hatırlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “İnsan sadece kendisi için yaşayan benmerkezci bir varlık değil. Başkalarına yardım etmek ve anlam üretmek, günümüz pozitif psikolojisinin temel başlıkları arasında” diye konuştu.</p>
<p>Beynin nöroplastik yapısına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, beynin her yaşta yeni bağlantılar kurabildiğini, beynin yoğun ve nitelikli kullanıldığında, hastalıklara rağmen yeni yollar oluşturabildiğini dile getirdi.</p>
<p>Mutluluğu Aristoteles’in tanımladığı şekilde hedonik ve ödomanik olarak ikiye ayıran Prof. Dr. Tarhan, “Haz odaklı mutluluk kısa sürelidir ve dopaminle ilişkilidir. Anlam ve sorumluluk temelli mutluluk ise serotonin ve oksitosinle ilgilidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinliyor’</strong></p>
<p>“Bağışıklık sistemi, duygusal diyaloglarımızı adeta ‘dinler’. Beyin ile bağışıklık sistemi arasında çift yönlü bir iletişim vardır; bu iki sistem sürekli olarak birbirleriyle konuşur.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benzer bir etkileşim kalp ile beyin arasında da söz konusudur. Kalbin içinde yaklaşık 40 bin nörondan oluşan küçük bir sinir ağı, adeta ‘küçük bir beyin’ gibi çalışır. Beyinden kalbe giden afferent sinir liflerinin oranı yaklaşık yüzde 20 iken, kalpten beyne giden liflerin oranı yüzde 80’dir. Ayrıca kalpteki nöronların oluşturduğu elektromanyetik alanın, beyin nöronlarına kıyasla daha güçlü olduğu bilinmektedir. Bu veriler, kalbin yalnızca mekanik bir pompa olmadığını; beyinle sürekli bilgi alışverişi yapan işlevsel bir organ olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde bağışıklık sistemi ile mide-bağırsak aksı da beyinle etkileşim hâlindedir. Beslenme biçimi ve bağırsak mikrobiyotası, stresle başa çıkma kapasitesini doğrudan etkiler. Bu nedenle probiyotik ve prebiyotik ağırlıklı beslenme, psikolojik ve fizyolojik dayanıklılık açısından önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yalnızlık, küresel bir tehdit</strong></p>
<p>Günümüz dünyasında yalnızlığın giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Birleşmiş Milletler’e göre geleceğin üç büyük tehdidi; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. 2018’de İngiltere’de yapılan bir araştırma, özellikle 16-24 yaş grubunda yalnızlık oranlarının çok yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle İngiltere, Yalnızlık Bakanlığı kurdu. Gençlerdeki sosyal izolasyon, bugün en az yaşlılardaki yalnızlık kadar ciddi bir sorun” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>Çözüm “Pozitif Psikoloji”de şekilleniyor</strong></p>
<p>Golden Pulse Health Summit’te konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dünyada psikolojik sağlamlığa yönelik geliştirilen bilimsel yaklaşımlara dikkat çekerek, çözümün “Pozitif Psikoloji” ekolünde şekillendiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu problemlere karşı dünyada ne yapılıyor diye baktığımızda karşımıza Pozitif Psikoloji çıkıyor. Psikolojik sağlamlığın bilim dalı artık Pozitif Psikoloji olarak kabul ediliyor” dedi.</p>
<p>Psikolojik sağlamlığın, hızla dijitalleşen ve belirsizliklerin arttığı bir çağda kritik önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Harvard Üniversitesi, 2015 yılında Pozitif Psikoloji dersini müfredatına koydu. Bu derste beden-beyin ilişkisi, öz şefkat (self-compassion), merhamet, minnettarlık, mutluluk, anlam, değerler ve meditasyon gibi başlıklar öğretiliyor. Bu bir moda değil, bilimsel bir ihtiyaçtı.” diye konuştu.</p>
<p>Pozitif Psikoloji dersinin kısa sürede büyük ilgi gördüğünü belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yale Üniversitesi 2018’de bu dersi açtı ve ‘çığır açan ders’ olarak tanımladı. Harvard da aynı ifadeyi kullanıyor. 2021’de New York Times, pandemi döneminde bu dersin web sayfasının 3 milyon kişi tarafından takip edildiğini haber yaptı. Yani 3 milyon insan mutluluk ve psikolojik sağlamlık eğitimi aldı” ifadesinde bulundu. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası dünyada konforculuk yaygınlaştı</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında küresel ölçekte yeni bir yaşam anlayışının ortaya çıktığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Pandemiden sonra ‘Dünyaya bir defa geldim, kafama göre yaşayacağım’ anlayışı yaygınlaştı. ‘Niye bu kadar çalışayım, niye kendimi zorlayayım?’ yaklaşımı özellikle genç kuşakta çok belirgin. Aynı parayı alacaksam niye daha fazla çabalayayım diyorlar. Bu durum girişimcilik, yaratıcılık ve yenilikçiliği ciddi şekilde aşağı çekmeye başladı.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Silikon Vadisi örneğine de değinerek, “Silikon Vadisi’ni ayakta tutanların büyük çoğunluğu göçmenler; özellikle Hindistan ve Çin kökenliler.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Pozitif Psikoloji, intihar salgınına karşı da kullanılıyor</strong></p>
<p>Pozitif Psikoloji uygulamalarının yalnızca akademik değil, toplumsal bir ihtiyaçtan doğduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Bristol Üniversitesi, 2019 yılında bu dersi ‘intihar salgınına karşı’ müfredata koyduklarını açıkladı. İngiltere ve Japonya’da Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. İngiltere’de bu bakanlık, 2016 yılında bir milletvekilinin ölümü sonrası Başbakanlık kararıyla kuruldu.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Üsküdar Üniversitesi Pozitif Psikoloji dersini 2013’te başlattı!</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi’nin bu alanda erken adım atan kurumlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şunları söyledi:</p>
<p>“Harvard bu dersi 2015’te koydu ama biz Üsküdar Üniversitesi olarak 2013’te başlattık. Övünmek için söylemiyorum ama bu küresel gidişi erken fark ettik. Şu anda bu ders bizde sadece seçmeli değil, zorunlu ders. Ön lisans, lisans ve yüksek lisans düzeyinde uygulanıyor. Bugüne kadar yaklaşık 50 bin mezunumuz bu dersi aldı.”</p>
<p>Dersin etki analizlerinin de yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ön test ve son testler uyguladık. ‘Arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanıyordum bıraktım’, ‘kendimi daha iyi hissediyorum’ gibi geri bildirimler aldık. Bu sonuçları bilimsel yayınlara dönüştürdük” dedi.</p>
<p><strong>Küresel tehdit narsisizm epidemisi…</strong></p>
<p> </p>
<p>Konuşmasında “Narsisizm Epidemisi” kavramına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, narsisistik kişilik özelliklerinin giderek arttığını belirtti ve “1980’lerde Narsisistik Kişilik Envanteri skorları düşüktü. 2005’ten sonra ciddi bir artış var ve bugün daha da yüksek. Bu, bir tür kişilik salgınıdır. Narsisistik kişiler toksiktir; güç ellerindeyse ezerler, orman kanunlarıyla hareket ederler. ‘Güçlüysem her şey benim hakkım’ anlayışı hâkimdir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Para artıyor, mutluluk artmıyor</strong></p>
<p>Mutluluk ve ekonomik refah arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “1950 ile 2000 arasında kişi başı gelir 35 bin dolardı, bugün ABD’de 70 bin doları geçti. Ama mutluluk puanı aynı seviyede kaldı. Bu istatistik ‘parayla saadet satın alınmaz’ sözünü doğruluyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın temel basamakları</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlığın yedi temel ayağı olduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Birincisi duygusal düzenleme; olumsuz duyguları tanıyıp olumluya odaklanabilmek. İkincisi umut ve iyimserlik. Üçüncüsü öz yeterlilik; yani ‘başa çıkabilirim’ inancı. Sağlıklı benlik değerini içten alır, narsisistik benlik ise dış onaya bağımlıdır.”</p>
<p>Bilişsel esnekliğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “İnatçılık, bilişsel esnekliğin karşıtıdır. Bilişsel esnekliği olmayan kişiler, duvara toslasa bile geri adım atmaz” dedi.</p>
<p>Anlam bulmanın psikolojik dayanıklılıktaki rolünü vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Viktor Frankl’ın Logoterapi yaklaşımına atıfta bulunarak, “İnsan, acıya anlam yükleyebildiği ölçüde o acıyı yönetebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Stres karşısında üç kişilik tipi var</strong></p>
<p>Stresle baş etme biçimlerini üç tip üzerinden özetleyen Prof. Dr. Tarhan, “A tipi kişiler yakınmacıdır; ağlar, enerji emer ve yalnız kalırlar. C tipi kişiler teflon gibidir; kendileri yanmaz ama etrafındakileri yakar. Psikolojik sağlamlığı olan B tipi kişiler ise kauçuk gibidir; esner, öğrenir ve tekrar güçlenir. Eğer biz stres karşısında soğukkanlı kalma becerisini istiyorsak kauçuk tip olacağız. Esneyeceğiz, karşı taraftan bir şeyler öğreneceğiz ve onu yöneteceğiz. ‘Ne öğretti bana?’ diyeceğiz. Her olay bir tehdit değil, fırsat boyutu da vardır. Fırsat boyutuna odaklanarak geleceğe bakabilen kimseler kendi olumlu ruh halini bozmadan olumsuzu yönetebilir. Onun için hastalıklar bizim düşmanımız değil, sadece bizim yönetmemiz gereken yol arkadaşımızdır. Hastalıklar ya da acılar bunlar bizim düşmanımız değil, yönetmemiz gereken şeyler, kaçınamayacağımız gerçekler. Olaylara bu şekilde bakmak psikolojik sağlamlığı oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Takım çalışmasının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, konuşmasını kaz sürüsü metaforuyla tamamladı:</p>
<p>“Kazlar dönüşümlü liderlik yaparak kıtalar arası uçar. Takım zekâsı, bireysel dehadan üstündür. Aynı amaç etrafında, farklı mizaçtaki insanlar birlikte hareket edebiliyorsa gerçek psikolojik sağlamlık oradadır.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-psikolojik-saglamlik-hizla-dijitallesen-bu-cagda-kritik-onem-tasiyor-606426">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Psikolojik sağlamlık, hızla dijitalleşen bu çağda kritik önem taşıyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[nadir]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen TBL1XR1 geni, son dönemde çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Dünyada her gün yeni genetik hastalıklar tanımlanıyor. Daha önce farklı işlevleri olduğu bilinen <strong>TBL1XR1 geni, son dönemde </strong>çocuklarda gözlenen nörogelişimsel sorunlarla ilişkilendirildi ve dikkat çekti. Öğrenme güçlüğü, epilepsi ve otizmle benzer belirtiler gösteren TBL1XR1-ilişkili nadir hastalığın tedavisi için şimdi Türkiye’de bir ilk hayata geçiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare Derneği</strong>, <strong>TBL1XR1 hastalığını anlamak ve olası tedavi yollarını araştırmak üzere güçlerini birleştirdi. Araştırmanın en çarpıcı yönü ise Türkiye’de ilk kez bu hastalık özelinde, Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) liderliğinde “beyin organoidi”</strong> <strong>geliştirilecek olması. Bilimsel çalışma yalnızca TBL1XR1’e değil; otizm, epilepsi ve benzeri nörogelişimsel hastalıkların anlaşılmasına da ışık tutmayı hedefliyor. Bilimsel araştırmayla eş zamanlı olarak, bu hastalıkla yaşayan aileleri bir araya getirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla da kapsamlı çalışmalar yürütülecek.</strong></em></p>
<p><strong>Dünya nüfusunda yaklaşık 300 milyon kişinin nadir bir hastalıktan etkilendiği tahmin ediliyor</strong></p>
<p>Acıbadem Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansta nadir hastalıkların tanı ve tedavisiyle ilgili son gelişmelerden söz eden Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ACURARE) Müdürü ve Çocuk Genetik Hastalıkları Uzmanı <strong>Prof. Dr. Yasemin Alanay</strong>, “nadir” kavramının sanıldığından çok daha geniş bir kitleyi kapsadığını vurguluyor: “Bugün dünyada 6 binden fazla nadir hastalık olduğu düşünülüyor. Toplamda bakıldığında yaklaşık 300 milyon insan nadir bir hastalıkla yaşıyor. Türkiye’ye uyarladığımızda bu sayı 5–6 milyon kişiye karşılık geliyor. Yani isimleri nadir ama etkiledikleri kişi sayısı hiç de az değil.”</p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay’a göre nadir hastalıkların büyük bölümü tek bir gen mutasyonundan kaynaklanıyor. TBL1XR1 de bu gruba giriyor ve çoğu zaman otizm, epilepsi ya da zihinsel yetersizlik tanılarıyla karışabiliyor. Bu durum tanı süresini uzatıyor; dünyada tanı süresi ortalama 5 yılı buluyor.</p>
<p><b><strong>Türkiye’de İlk: Hasta örneğinden “Mini Beyin” modellerine</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, genetik tanı imkanlarının Türkiye’de oldukça gelişmiş olmasına rağmen hâlâ çok sayıda çocuğun tanı alamadığını belirtiyor. Asıl büyük sorunun ise tedavi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yasemin Alanay, “Bugün nadir genetik hastalıkların yalnızca yüzde 5’inin tedavisi var. Ama biz bu oranın zamanla yüzde 95’e çıkacağına inanıyoruz. Bunun için önce tanıyı net koymak, sonra hastalığı hücresel düzeyde anlamak zorundayız. TBL1XR1 hastalığı ise bu açıdan çok önemli bir model” diyor. </p>
<p>Prof. Dr. Yasemin Alanay, araştırmanın bilimsel omurgasını beyin organoidi çalışmalarının oluşturduğuna dikkat çekiyor. Beyin organoidi, hastadan alınan cilt ya da saç kökü hücrelerinden laboratuvar ortamında geliştirilen, beynin genetik ve işlevsel özelliklerini taşıyan mikroskobik “mini beyin” modelleri aslında. Bu teknoloji sayesinde hastalığa neden olan genetik bozukluk, insan beynine en yakın ortamda incelenebiliyor.</p>
<p>Çalışmayı yürüten isimlerden Acıbadem Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı <strong>Doç. Dr. Kaya Bilgüvar</strong>, bu yöntemin avantajlarını şöyle özetliyor:</p>
<p>“Beyin organoidlerinin en büyük avantajı, hayvan deneylerine ihtiyaç duymadan, doğrudan hastanın kendi genetik yapısını taşıyan bir model üzerinde çalışmaya imkan vermesidir. Böylece hastalığın beyinde nerede ve nasıl ortaya çıktığı anlaşılabilir, genetik düzeltmeler denenebilir ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarının yolu açılır. Özellikle TBL1XR1 gibi nadir ve az bilinen hastalıklarda, beyin organoidleri bilimsel araştırmalar için kritik ve dönüştürücü bir araç olarak öne çıkıyor”&#8230; </p>
<p>“Asıl hedef, gen düzenleme teknikleriyle bu bozulmanın geri döndürülüp döndürülemeyeceğini görmek” diyen Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, “Mutasyonu laboratuvar ortamında düzelttiğimizde hücreler normale dönüyor mu? Eğer dönüyorsa, bu gelecekteki tedaviler için çok güçlü bir umut demek” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p><b><strong>Dernek Sayesinde Ailelere Ulaşılacak</strong></b></p>
<p>Bu sürecin arkasındaki itici güçlerden biri ise HERDEM Çare Derneği Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş. Oğlu Erdem’e TBL1XR1 tanısı konulduktan sonra yaşadıkları, HERDEM Çare Derneği’nin doğmasına neden olmuş. Sekiz sene doktor doktor dolaştıktan sonra sonunda oğlunun hastalığına tanı konabildiğine dikkat çeken Dr. Ayşegül Altınbaş, “Tanı aldığımızda ‘Şimdi ne yapacağız?’ sorusuyla baş başa kaldık. Dünyada bu konuda çok az bilgi vardı. Ama şunu fark ettik: Ne kadar çok hasta bir araya gelirse, bilim için o kadar çok veri oluşuyor. Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve derneğimiz iş birliğiyle umarım çok yakında bu nadir hastalığımıza tedavi de geliştirilebilecek. Derneğimiz sayesinde kısa sürede Türkiye genelinde 13’ten fazla aileye ulaştık. Nadir hastalıklar insanı çok yalnızlaştırıyor, oysa yalnız değiller. Tek gen hastalıklarının bir gün mutlaka tedavisi olacak. Yeter ki birlikte çalışalım” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Araştırmaya eşlik eden farkındalık çalışmaları ise, tanı alamayan ailelerin doğru merkezlere ulaşmasını da hedefliyor. Uzmanlara göre TBL1XR1 üzerine yapılacak çalışmalar, yalnızca bir hastalığı değil; otizm ve epilepsi gibi daha yaygın nörogelişimsel bozuklukların mekanizmalarını anlamada da anahtar rol oynayabilir.</p>
<p><b>Genetik Veriler İçin Yasal Çerçeve Vurgusu</b></p>
<p>Nadir hastalıklar ve gen tedavilerinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda hukuki ve toplumsal bir konu olduğuna dikkat çeken, sağlık hukuku ve genetik veriler alanında çalışan hukukçu Prof. Dr. Tekin Memiş, genetik verilerin korunması ile bilimsel araştırmalar arasında bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Tekin Memiş, “Kişisel genetik bilgilerin kötüye kullanım riskine karşı bireyin haklarının korunması şart. Genetik verinin saklanmasına yönelik açık ve güvenli bir yasal düzenleme ile bu verilerin araştırmalarda etik biçimde kullanılması mümkün olacak. Bu düzenleme, yeni tedavilerin geliştirilmesi açısından kritik önemde” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><b>“Sesimizi Duyurmak İçin Bir Araya Geldik”</b></p>
<p>Kızında TBL1XR1 gen mutasyonu bulunan Aykut Çekiç ise yaşadıkları zorlu süreci anlatarak, farkındalığın hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Sekiz yaşındaki kızının üç kez beyin ameliyatı geçirdiğini belirten Aykut Çekiç, “Kızımıza sonunda tanı konabildiği için çok mutluyuz. Bir hastalığa tanı konabiliyorsa tedavi de bulunabiliyor çünkü. Bu nadir hastalıkla ilgili daha fazla aileye ulaşmak ve doğru tanı almalarını sağlamak için HERDEM Çare Derneği çatısı altında bir araya geldik. Amacımız, hem Türkiye’de hem de dünyada bu hastalığın bilinirliğini artırmak” diyor. </p>
<p><em> </em></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hastalik-nadir-arastirma-turkiyede-ilk-605587">Hastalık Nadir, Araştırma Türkiye&#8217;de İlk!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 12:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gıdalar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[içeren]]></category>
		<category><![CDATA[ödül]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yetersiz]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602653</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, uzun süreli yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Gündelik yaşamdaki pek çok alışkanlığın beyin sağlığı üzerinde doğrudan etkileri olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu,</span></b><span> <b>uzun süreli</b> <b>yetersiz uykunun dikkat ve hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü söyledi. Yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açtığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, işlenmiş gıdaların tümünün, beyin için yüksek risk oluşturduğuna dikkat çekti.</b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirerek beyin sağlığının korunmasına ilişkin tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Günlük yaşam alışkanlıklarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Günlük yaşam alışkanlıkları beyin sağlığını etkiliyor. Anlık kısa vadeli etkilenmeler de olabiliyor, uzun vadeli etkilenmeler de olabiliyor. Temennimiz uykusuzluk ve kötü beslenme gibi olumsuz davranışların kısa vadeli etkiler yapması. Düzenli egzersiz yapmak, uyku hijyenini sağlamak gibi iyi alışkanlıklarımızın da uzun vadeli etkiler yapmasını isteriz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Kronik uykusuzluk demans riskini artırıyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni yoran ve daha hızlı yaşlanmasına neden olan alışkanlıkların başında yetersiz uykunun geldiğini belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Yetersiz uyku, kısa vadede dikkat, hafıza ve öğrenme kapasitesini etkilerken; uzun vadede kronik uykusuzluğun demans riskini artırdığını biliyoruz. Fiziksel olarak hareketsizlik, kısa vadede enerji düşüklüğü ve zihinsel yorgunluk gibi sonuçlarla kendini gösterirken; uzun vadede yine bilişsel fonksiyonlarda gerileme ve nöron bağlantılarının zayıflaması gibi etkiler ortaya çıkabiliyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uykusuzluk beyni olumsuz etkiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uykusuzluğun özellikle beynin hipokampüs, prefrontal korteks ve amigdala bölgeleri üzerinde etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Uykusuzluk özellikle hafıza merkezi denilen hipokampüs ve dikkat ve karar verme gibi yüksek entelektüel fonksiyonların kontrol edildiği prefrontal korteks dediğimiz alanları etkileyen bir faktördür. Amigdala, duygusal ve dürtüsel kontrolün sağladığı bir alandır. Bu alan da yetersiz uykudan olumsuz etkilenmektedir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hafıza zayıflıyor, öğrenme kapasitesi düşüyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Uzun süreli uyku yetersizliğinin, hafızayı zayıflattığını ve öğrenme kapasitesini düşürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Hipokampüs etkilendiği zaman, hafıza oluşumu ve bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması bozuluyor. Çünkü kısa bellekteki bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması, derin uykuda gerçekleşen bir hadisedir. Prefrontal korteks etkilendiğinde, dikkat ve odak sorunları ortaya çıkabiliyor. Problem çözme ve karar verme yetilerinde aksamalar yaşanabiliyor. Günlük hayatta farkında olmadan birçok entelektüel fonksiyonumuzu kullanırız, gün içerisinde bir sürü problem çözeriz. Örneğin sabah işe gideceğiz, aracımız arızalandı hemen çözüm üretmeye çalışırız. Ya taksiye bineriz ya da başka bir çözüm bulmaya çalışırız. Bunlar problem çözme yeteneklerimizin bir örneğidir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Abartılı duygusal reaksiyonlar ortaya çıkabiliyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yetersiz uykunun duygusal ve dürtüsel kontrolü sağlayan beyin bölgesi amigdalayı da etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Amigdala, uykusuzluktan şu şekilde etkileniyor: Aşırı uyarılıyor. Abartılı duygusal reaksiyonlar ve dürtüsel tepkiler ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla kişinin toplumsal uyumu da azalıyor” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Uyku sırasında glimfatik sistem devreye giriyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Pandemi sonrası uykunun tamamen gereksiz bir şey gibi algılanmaya başlandığını kaydeden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, oysa uyku sırasında beyin için çok önemli olan işlemlerin gerçekleştiğini söyledi: “Uyku, özellikle gün içinde saatler yetmediği zaman feragat edilecek şey olarak görülüyor. Oysa uyku sırasında glimfatik sistem dediğimiz özel sistem devreye giriyor, özellikle gün boyunca beyinde biriken toksinleri siliyor. Bu süreç bellek oluşumuna, sinir hücrelerinin onarımına ve birtakım kognitif bozuklukların onarımına yardım eden bir süreç. Glimfatik sistemin aktivasyonunu şöyle anlatabiliriz: Uyku sırasında beyin hücrelerinin arasındaki boşluklar genişliyor ve beyin omurilik sıvısı bu boşluklardan akarak gün içinde biriken toksinleri, amiloid beta gibi zararlı proteinleri temizliyor. Özellikle derin uyku evresinde aktif oluyor. Gün içinde nöronlar çalışarak birtakım metabolik atıklar biriktiriyor. Bunlar yine beyin omurilik sıvısı aracılığıyla uykuda temizleniyor. Glimfatik sistem devreye girince toksinler temizlenir, sinir hücrelerinin arasındaki iletişim de yeniden dengelenmiş olur. Hafıza ve belleğimiz de etkileniyor. Uyku hipokampüsteki kısa süreli hafızayı uzun süreli hafızaya dönüştürme fonksiyonunu indüklüyor. Bu süreçte sinaptik bağlantılar güçleniyor ve öğrenilen bilgiler de kalıcı hale geliyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İşlenmiş gıdalar beyin için yüksek risk oluşturuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyni olumsuz etkileyen faktörlerden birinin ise kötü beslenme olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Özellikle yüksek şeker içeren işlenmiş gıdalar, odaklanma güçlüğü ve beyin sisi oluşumuna yol açıyor. İşlenmiş gıdaların tümü, beyin için yüksek risk oluşturuyor. Çünkü bunlar çok yüksek şeker, yüksek oranda tuz ve düşük kaliteli yağlar denilen trans yağ içeriyor. Bu da beynimizin ödül mekanizmasını bozarak bağımlılık yaratıyor. Aslında en büyük problem bu” uyarısında bulundu.  </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozuyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyinde dopaminerjik sistem üzerinden ilerleyen bir ödül mekanizması olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “İhtiyaç sahibi bir insana yardımda bulunduğunuzu ve onun size şükran duyduğunu düşünün. Bu size kendinizi iyi hissettiren ve haz veren bir durum. Bu, size beyninizin ödülü. Dopaminerjik sistemin verdiği bir ödül bu. Normal şartlarda beynimiz, iyi bir şey yaptığımızda bizi ödüllendirir ancak bu işlenmiş gıdaları tükettiğimizde yüksek şeker dopaminerjik ödül mekanizmasını bozar. Dahası enflamasyonu artırır, hafıza ve bilişsel işlevi zayıflatır” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Hipokampüsün yapısı da bozuluyor</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Cips, şeker ve fastfood gibi yüksek şeker içeren işlenmiş gıdaların dopamin salınımını aşırı düzeyde uyardığını belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Bu ürünler, sürekli bir ödül alıyormuş gibi beyni uyarıyor. Buna haz tuzağı diyoruz ve beyin bu gıdalara bağımlı hale geliyor. Çünkü bunları tükettiği zaman kendini sürekli iyi hissediyor ancak bir süre sonra uzun vadede dopamin reseptörleri duyarsızlaşıyor. Dolayısıyla motivasyon ve ruh hali bozuluyor; inflamasyon ve oksidatif stres, sinaptik bağlantıları zayıflatıyor. Birtakım hayvan deneyleri var, bu deneylerde hayvanlara kafeterya tipi besinler veriliyor. Hipokampüste yapısal bozulma gözlenmiş. Şimdiye kadar hep elektriksel iletim, nöro transfer dengesi, dopaminal sistemin etkileri konuşulurken hayvan sistemlerinde hipokampüsün yapısının dahi bozulduğu, bellek üzerinde ne kadar olumsuz etkileri olduğu görülüyor” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Yetersiz su tüketimi, beyin fonksiyonlarını nasıl etkiliyor?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığı için su tüketiminin de önemine işaret eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Yetersiz su içmek, beyin hücrelerinin hacmini küçültüyor ve elektrolit dengesini bozuyor ve toksinlerin temizlenmesini engelliyor. Bu da hafıza, dikkat, konsantrasyon ve ruh hali üzerinde doğrudan olumsuz etki yapıyor. Beyin dokusunun üçte ikisinden fazlası su. Su, sinir hücrelerinin elektriksel iletişimi ve metabolizması için de kritik bir bileşen. Su kaybı olduğunda sodyum ve potasyum gibi iyonların dengesi de bozuluyor ki bunlar sinir iletimi için elzemdir. Sinir iletiminin yavaşlamasıyla bilişsel fonksiyonlar da zayıflıyor. Dehidrasyona bağlı olarak hücre hacmi de küçülüyor, büzülüyor yine aynı şekilde sinaps iletişimi ve bilgi işleme hızını düşürüyor. Yeterli su olmadan toksin temizliği mümkün değil çünkü yine omurilik sıvısının ana içeriği su. Metabolik atıklar da temizlenmemiş oluyor. Bilhassa yaşlılar ve çocuklar dehidrasyon yani susuzluğa karşı çok hassastır. Özellikle demans hastaları az su içtikleri için bile çok ciddi kötüleşme yaşayabilirler” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Beyin sağlığını korumak için bu önerilere kulak verin</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığını korumak için yapılması gerekenler konusunda da önerilerini sıralayan Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, şunları söyledi:</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>-Her gün açık havada 20 dakika yürüyüş yapılmalıdır. Egzersiz, BBFN dediğimiz Beyin Kökenli Nörotronik Faktörü artırıcı özelliği sayesinde stresi azaltan, kan akışını düzelten ve artıran etkisi ile uzun vadede uyku düzenini de etkilemektedir.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Uzun vadede uyku düzeninizi mutlaka yoluna koyunuz. Bunun için gerekirse yardım alınmalıdır. Kronik uykusuzluk, bazen ilaç tedavisi ve hekim yardımı gerektiren düzeylere gelebilir. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sosyal izolasyondan kaçınılmalıdır. Bireylerin yalnız kalmaktan imtina etmesi önemlidir çünkü beyin ne kadar çok uyaran alırsa o kadar çok kendini yenileme, çalışma ve fonksiyon görme yetilerini korur. </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>&#8211; Sağlıklı ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir. Kişinin eksiği varsa D vitamini ve Omega 3 gibi takviyeler de alınabilir.</span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yetersiz-uyku-ve-yuksek-seker-iceren-gidalar-beyin-sagligini-tehdit-ediyor-602653">Yetersiz uyku ve yüksek şeker içeren gıdalar, beyin sağlığını tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nilüfer&#8217;de beyin sağlığı konuşuldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/niluferde-beyin-sagligi-konusuldu-601689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 09:05:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[er]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[konuşuldu]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601689</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları” programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-beyin-sagligi-konusuldu-601689">Nilüfer&#8217;de beyin sağlığı konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları” programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti.<br />Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, “Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti.</p>
<p>İLERLEMEDEN DOKTORA BAŞVURMAK ÇOK ÖNEMLİ<br />Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, “Yol yakınken, klinik bulgular ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli” dedi.</p>
<p>HER EL TİTREMESİ PARKİNSON DEĞİLDİR<br />Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, “Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur” diye konuştu.</p>
<p>UZMAN ÖNERİLERİ<br />Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: “Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir.”</p>
<p>Vatandaşların merak ettiklerini sormasının ardından program sona erdi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/niluferde-beyin-sagligi-konusuldu-601689">Nilüfer&#8217;de beyin sağlığı konuşuldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 07:51:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklukta]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Sultan Tarlacı]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şiddeti genetik, çevresel ve nörobiyolojik boyutlarıyla ele alarak, özellikle çocuklukta maruz kalınan şiddetin beyin gelişimi, kişilik oluşumu ve ileriki yaşamda suç eğilimini nasıl etkilediği hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Fiziksel şiddet, ruhsal yapıyı; ruhsal şiddet de fiziksel yapıyı etkiler! </strong></p>
<p>Şiddetin hem ruhsal ve hem de fiziksel olabileceğini aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “İnsan ruhsal ve bedensel yapıdan oluşur. Bu iki kavram sıkı ilişki içerisindedir. Dolayısıyla bedene alınan bir şiddet, ruhsal yapıyı etkileyebilir.” dedi.</p>
<p>Ruhsal alınan bir şiddetin de aynı doğrultuda fiziksel yapıyı bozabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarlacı, “İki kavram da insanda iç içe geçtiği için ayırmak pek kolay olmayabilir. Şiddete maruz kalan kişide ruhsal, fiziksel, psikolojik veya cinsel bir değişim olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati ve öz kontrol bozulur, suç ve şiddet eğilimi artar! </strong></p>
<p>Şiddet uygulayan kişide kendine özgü beyinsel kişilik davranış özelliği olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Âşık biri, sevdiği kişi tarafından reddediliyorsa beyin bir yas durumuna girer. Depresyon, üzüntü ve ağlama vardır ancak beynine bakıldığında büyük bir acı görürüz.” dedi.</p>
<p>Suçlu beyin özelliğinin çok boyutu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “1848’li yıllarda beyni hasar görmüş kişilerin davranışlarının değiştiği görüldü. Araştırmalar neticesinde, öz kontrolümüzün bulunduğu beynin ön bölgesi hasar gördüğünde empati, normlara uyma, öz kontrolün bozulduğu ve yaptığı eylemin sonucunu tahmin edememe gibi bulgular saptandı. Bunun sonucunda da suç ve şiddet eğilimi artar.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekilleniyor! </strong></p>
<p>Aileden gelen genetik bağlantıların da suça yatkınlık olasılığını artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beynin kimyasını dengeleyen bir enzim ya da beyindeki kimyasalı parçalayan bir protein vardır. Bu kısım, olası bir gen alımında şiddet özelliğinin arttığını bize göstermiştir. Diğer adı savaşçı gendir. Ama bu tek başına suçlu sayılmaz.” dedi.</p>
<p>Çevre faktörlerinin de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>
<p>“Beyin, anne karnından 21 yaşına kadar gelişme gösterir. O süreç içerisinde beslenmenizden soluduğunuz hava ve duygu-iletişim durumunu kazanıp kazanmama gibi faktörler de ekleniyor. Genetik kaderi kabul etmiyoruz. Zekânın yüzde 50’si anne-babadan, diğer yüzde 50’si ortam etrafında şekillenir. Halk arasında psikopat dediğimiz ve sürekli suç işlemeye meyli olan insanlar da var. Bu insanlarda beyin bölgesinde empati ve öz kontrol eksikliği görülmüş. Ancak psikopat beyin de olsa toplum, kültür, aile, iyi eğitim ve destek bu insanı tamamen suç işlemeyen bir birey haline çevirebiliyor.” </p>
<p><strong>Çocuğa erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller!</strong></p>
<p>Ailenin ilk öğrenme ortamı olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Eğer ailede sevgi görülmüş, dinlenilmiş, duygularını ifade eden bir birey olarak yetişmişse, baskı yapılmamışsa ve şiddetten uzaklaştırılmışsa ileride o çocuk iyi bir insan haline gelir. Çocuklar konuşmadıkları dönemlerde aynalama yaparlar. Erken yaşta şiddet uygulanırsa bu durum beynin bir sanat eserine dönmesini engeller.” dedi.</p>
<p>İki kardeşin birbirinden tamamen farklı davranışlar gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Biz anne-babamızdan genleri alırken onların tüm kopyalarını almayız. Yarı anneden ve yarı babadan alıyoruz. Kendi içerisinde çaprazlaşma dediğimiz bir durum ortaya çıkıyor. Kişilik ve mizaç anne ve babamızdan otomatik olarak gelir. Karakteri ise toplum, aile ve okul gibi unsurlar şekillendirir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor! </strong></p>
<p>Dönemlere bağlı genetik olarak biyolojik çeşitlilik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Belli bir kesim daha yaratıcı, üretken olabilirken stres, baskı ve hayattaki zorluklarla daha kolay başa çıkabiliyor. Diğer bir kesimi ise yaratıcılığı az, hayatla mücadeleden kaçınan bireyler olarak görüyoruz. Çocuk, ailede şiddeti bir çözüm yolu olarak görmüşse bunu kendine modeller.” dedi.</p>
<p>Beyin açısından bakıldığında erkeklerin 24, kadınların 21 yaşında hayatla mücadele edebilecek bireylere dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı sözlerini söyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuk şiddet gördüğünde sadece onu öğrenmiyor, beynin olgunlaşma işlevi de bozuluyor. Hücreler arası bozukluk ve duygu durum bozukluğu da ortaya çıkabiliyor. Bu insan, insanlara hem az güvenir hem de dünyayı tehdit olarak görmeye başlar. 20-30 senedir takip edilen çocuklar var. Hayvana şiddet, okuldan kaçma ve akranlarına zorbalık gibi 12 parametre dikkate alındığı zaman, ilkokul veya ortaokul döneminde görülmüşse ileride yasal ve kriminal bir dosyası oluyor. O halde bu çocuklarla ilgili tedbirler alınabilir. Hiçbir çocuk şiddeti talep etmez. Hiperaktif çocukların fazla hareketli olmasının illaki bir anlamı vardır. Onu anlayıp ona göre bir çözüm yolu bulmak gerekiyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklukta-gorulen-siddet-beyni-ve-davranisi-degistiriyor-601599">Çocuklukta görülen şiddet beyni ve davranışı değiştiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 12:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerin]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[nörobiyolojide]]></category>
		<category><![CDATA[parlatma]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[taşkın]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600790</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, beyin parlatma tekniğinin psikoterapiyle birlikte kullanılmasının zihinsel sağlık, duygusal denge ve performans üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, beynin doğru frekansta çalışmasını hedefler!</strong></p>
<p>Günümüzün hızla değişen dünyasında, bireylerin zihinsel sağlıkları kadar, zihinsel performanslarını en üst düzeye çıkarma çabalarının da büyük bir önem taşıdığını aktaran Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Beyin parlatma kavramı, hem psikoterapi hem de nörobiyolojik sağlığın entegrasyonu açısından devrim niteliğinde bir yenilik sunuyor. Bu kavram, yalnızca psikolojik bozuklukların yönetimi için değil, aynı zamanda bireylerin kişisel gelişimi ve en yüksek potansiyellerine ulaşmaları adına da oldukça etkili bir araç.” dedi.</p>
<p>Beyin dalgalarının EEG cihazlarıyla ölçülmesinin, beynin düşünme, duygulanma ve tepki verme biçimini anlamaya olanak tanıdığını ifade eden Taşkın, “Bu dalgalar, beynimizin sağlıklı işleyişinin bir yansımasıdır ve belirli bozukluklar, örneğin depresyon, anksiyete, OKB ve DEHB gibi durumlar, beyin dalgalarının düzensiz çalışmasıyla ilişkilidir. Beyin parlatma tekniği, bu düzensizlikleri hedef alarak, beynin doğru frekansta çalışmasını sağlamayı amaçlar.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapinin derinliğini ve etkisini artırır! </strong></p>
<p>Psikoterapinin, bireylerin içsel dünyalarını keşfederek, duygusal ve zihinsel sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Ancak, bazen psikoterapi süreci yalnızca zihinsel ve duygusal düzeyde gerçekleşir. Beyin parlatma gibi nörolojik tekniklerle birleştirildiğinde, bireylerin zihinlerinin çalışma biçimlerine doğrudan müdahale edebilir, böylece daha hızlı ve etkili sonuçlar elde edilebilir.” dedi.</p>
<p>Taşkın ayrıca, beyin dalgalarını iyileştirmenin, bireylerin terapi sürecinde daha derin bir içgörüye ulaşmalarını ve duygusal dengeyi kurmalarını kolaylaştırabileceğini aktardı.</p>
<p><strong>Beyin dalgalarının eğitimi, hem verimliliği hem duygusal sağlığı destekliyor!</strong></p>
<p>Beyin parlatmanın, iyi oluş ve optimal performansın geliştirilmesinde de önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Sporcular, sanatçılar ve iş dünyasında çalışan profesyoneller için beyin dalgalarının güçlendirilmesi, bireylerin verimliliğini, yaratıcılığını ve odaklanmalarını artırır.” dedi.</p>
<p>Beyin parlatmanın, yalnızca dışsal performansı artırmakla kalmadığını aynı zamanda içsel dengeyi ve duygusal sağlığı da güçlendirdiğini kaydeden Taşkın, “Zihinsel sağlığın korunması, yalnızca bireylerin yaşadığı anlık stres ve kaygıyı aşmalarına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli psikolojik refahı sağlar. Beyin dalgalarının doğru bir şekilde eğitilmesi, depresyon, kaygı gibi duygusal durumlarla başa çıkmada önemli bir rol oynar ve kişilerin duygusal zekalarını geliştirmelerine yardımcı olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Beyin parlatma, psikoterapiyle birleştiğinde zihinsel iyilik hâlini ve bireyin potansiyelini artırıyor! </strong></p>
<p>Bu bağlamda, beyin parlatma tekniklerinin, psikoterapinin gücünü desteklerken, optimal performansın sınırlarını da zorlayabileceğini vurgulayan Klinik Psikolog Özgenur Taşkın, “Düzenli olarak yapılan beyin dalgası eğitimi, yalnızca zihinsel sağlık açısından değil, aynı zamanda kişisel gelişim açısından da önemli faydalar sunar.” dedi.</p>
<p>Yılda 4 kez yapılan alfa dalgası çalışmasının, bu tür bir yenilikçi yaklaşımın etkili olduğunu ve beyin sağlığının güçlendirilmesinin, duygusal ve bilişsel iyileşme sürecine katkı sağladığını gösterdiğini ifade eden Taşkın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sonuç olarak, beyin parlatma, psikoterapi ile birleşerek bireylerin zihin sağlığını iyileştirmek, içsel dengeyi sağlamak ve yaşam kalitelerini artırmak için güçlü bir araç haline gelir. Bu yenilikçi yaklaşım, beyin dalgalarının optimizasyonu ile hem iyi oluşu artırmayı hem de bireylerin en yüksek potansiyellerine ulaşmalarını sağlamayı mümkün kılar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikoterapi-ve-norobiyolojide-yenilikci-yaklasim-beyin-parlatma-600790">Psikoterapi ve nörobiyolojide yenilikçi yaklaşım: Beyin parlatma!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 13:24:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilişsel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgeler]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarda]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tps]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[vadediyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599826</guid>

					<description><![CDATA[<p>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Transkraniyal Puls Stimülasyon (TPS) yönteminin, kısa ultrasonik uyarılarla beynin derin bölgelerini hedefleyerek beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabildiğini dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “TPS’nin en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir” dedi. Yapılan çalışmalarda, TPS sonrası hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler gözlendiğini aktaran Prof. Dr. Metin, uygun hastalarda TPS’nin ciddi bir yan etkisinin bulunmadığını ifade etti.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, Alzheimer hastalığında uygulanan TPS (Transkraniyal Puls Stimülasyon) tedavisinin etki mekanizmasını, uygulama şeklini, güvenliğini ve ilaç tedavisine ek olarak sağladığı potansiyel faydaları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İlaç tedavisine rağmen ilerleyen Alzheimer’da TPS’den fayda sağlanabilir!</strong></p>
<p>Alzheimer hastalığının kronik ve ilerleyici bir durum olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Barış Metin, “Hastaların bilişsel fonksiyonları giderek azalır” dedi.</p>
<p>İlaç tedavilerinin sınırlı bir tedavi seçeneği sunduğunu aktaran Prof. Dr. Metin, “Güncel ilaç tedavileriyle hastalığın ilerlemesi tamamen durdurulamıyor, yalnızca bir miktar yavaşlatabiliyoruz. İlaç tedavisi almasına rağmen hastalığı ilerlemeye devam eden ve belirtileri artan hastalarda TPS tedavisi uygulanabilir ve bu tedavinin faydasından istifade edilebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>TPS derin beyin bölgelerini uyararak beyin aktivitesini değiştirebiliyor </strong></p>
<p>Kısaca TPS denilen Transkraniyal Puls Stimülasyon cihazı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Barış Metin, “TPS, beyne çok kısa ultrasonik dalgaların verilmesi sonucu beyin aktivitesinin değiştirilmesi prensibiyle çalışan bir cihaz. Bu yönüyle TPS, nöromodülasyon tedavileri olarak adlandırılan tedavi grubu içerisinde yer alır” dedi.</p>
<p>Transkraniyal manyetik stimülasyon, yani TMU ya da TMS denilen yöntemin nöromodülasyon tedavilerine örnek olarak verilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“TPS yöntemi, beynin içerisine çok kısa ultrasonik uyarılar gönderir. Bu sayede diğer nöromodülasyon yöntemlerinin ulaşamadığı çok daha derin beyin bölgelerine ulaşabilir. Böylece, diğer nöromodülasyon yöntemlerine kıyasla beynin daha derin bölgelerini uyararak beyin aktivitesinde değişiklik oluşturabilir. TPS yöntemi uygulamasında hasta, kendisini rahatsız etmeyen rahat bir koltukta oturur ve TPS’nin uyarı veren başlığı aracılığıyla, hastanın kafasının çeşitli bölgelerine uyarılar gönderilir. TPS tedavisi farklı hastalıklarda da uygulanabilir. Ancak en sık uygulandığı hastalık, Avrupa Birliği CE onayı almış olan Alzheimer tipi demans hastalığıdır. Aynı zamanda Alzheimer tipi demansa henüz dönüşmemiş, daha hafif bilişsel problemi bulunan hastalarda da uygulanabilir.”</p>
<p><strong>TPS yönteminde, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler görüldü! </strong></p>
<p>Tedavinin genellikle haftada üç seanstan iki hafta boyunca toplam 6 seans uygulandığını dile getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Tedavi, gerekli eğitimleri almış, güvenli uygulama testlerini geçmiş personel tarafından gerçekleştirilir. Hastanın MR görüntüleri eşliğinde, beyinde uygulanacak bölgeler belirlenerek bu bölgelerin üzerine uyarılar eğitimli personel tarafından uygulanır. Bir seansta toplam 6 bin atım yapılır” dedi.</p>
<p>Bu yöntemle ilgili yapılan çalışmalarda, hastaların bilişsel performanslarında belirgin iyileşmeler saptandığını kaydeden Prof. Dr. Metin, “Hastalar ve hasta yakınları tarafından sıkça bu tedavinin bir yan etkisi olup olmadığı soruluyor. Genellikle hastalarda herhangi bir yan etki tariflenmemekte ve güvenlik açısından bir risk oluşturmamaktadır” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>TPS, Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntem! </strong></p>
<p>TMU ile karşılaştırıldığında, TPS yönteminde daha az seans uygulandığına işaret eden Prof. Dr. Barış Metin, “TMU’dan farklı olarak Alzheimer hastalığında doğrudan onay almış bir yöntemdir” dedi.</p>
<p>Risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde, çok yakın zamanda beyin kanaması ya da inme geçirmiş hastalara bu tedavinin uygulanmaması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kafa içinde beyin pili ya da işitme implantı bulunan hastalar dışında, TPS birçok hastaya uygulanabilir. Yakın zamanda inme ya da beyin kanaması geçirmemiş hastalarda da, bu tedavi yine güvenle uygulanabilir. TPS tedavisinin temel uygulama alanı Alzheimer hastalığıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-tps-tedavisi-umut-vadediyor-599826">Alzheimer&#8217;da TPS tedavisi umut vadediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:24:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[ketojenik]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599692</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Alzheimer hastalığı, hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise beslenmenin, özellikle beynin enerji metabolizmasını hedef alan yaklaşımların, Alzheimer tedavisinde destekleyici bir rol oynayabileceği tartışılıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer ve beslenme ilişkisini ele alan güncel bilimsel çalışmalara dikkat çekerek, ketojenik diyetin beyin enerji kullanımı üzerindeki potansiyel etkilerinin araştırıldığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş’a göre keton cisimlerinin beyin için alternatif bir enerji kaynağı oluşturması, Alzheimer’da görülen glukoz kullanımındaki bozulmalar açısından umut verici bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Bilimsel çalışmalar, ketojenik diyetin Alzheimer hastalığında beyin fonksiyonlarını ve bilişsel işlevlerin korunmasını destekleyebileceğine işaret ediyor; bu alandaki bulgular ise giderek artıyor.</strong></em></p>
<p><em><strong>Dünya genelinde yaklaşık 55 milyon kişiyi etkileyen Alzheimer, demansın en yaygın nedeni olarak kabul ediliyor. Türkiye’de ise 700 binin üzerinde hastayı ilgilendiren bu hastalığın günümüzde kesin bir tedavisi bulunmuyor. Mevcut yaklaşımlar daha çok semptomların kontrol altına alınmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına odaklanıyor. Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada beslenme temelli stratejilerin, özellikle de ketojenik diyetin, destekleyici bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor…</strong></em></p>
<p>Ketojenik diyet, vücudu alıştığı enerji düzeninden çıkarıp farklı bir “yakıt sistemine” geçiren özel bir beslenme modeli olarak biliniyor. Yani ketojenik diyette karbonhidrat çok ciddi şekilde kısıtlanıyor, yağ oranı artırılıyor, protein ise kontrollü tutuluyor. “Burada amaç, vücudu ketozis denen metabolik duruma sokmak. Bu durumda vücut enerji için glukoz yerine yağdan üretilen ketonları kullanmaya başlıyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, Alzheimer hastalığında beynin enerji kullanımında ciddi bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor: “Sağlıklı bir beyinde temel enerji kaynağı glukozdur. Ancak Alzheimer hastalığında beynin glukozu kullanma kapasitesi azalır. Nöronlar adeta aç kalır. Bu noktada keton cisimcikleri, beyin için alternatif ve daha kolay kullanılabilen bir yakıt haline gelir”… </p>
<p>Araştırmalara göre ketojenik diyetin Alzheimer hastalarında tedaviye olumlu etki ettiğine dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Ketojenik diyet karbonhidratı ciddi biçimde kısıtlayıp yağdan zengin bir beslenme modeli sunarak vücudu keton üretimine yönlendiriyor. Böylece beyin, glukoz yerine ketonları enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Yani beynin aç kalan hücrelerine alternatif bir enerji kapısı açılıyor” şeklinde konuşuyor. </p>
<p><strong>10 Klinik Çalışma, 691 Hastada Dikkat Çeken Sonuçlar</strong></p>
<p>2024 yılında <em>The Journal of Nutrition, Health &#038; Aging</em> dergisinde yayımlanan kapsamlı bir derleme, Alzheimer hastalarında ketojenik diyet ve orta zincirli trigliserit (MCT) bazlı beslenme yaklaşımlarını inceleyen 10 farklı klinik çalışmayı analiz etti. Toplam 691 Alzheimer hastasının yer aldığı bu çalışmalarda, ketojenik veya MCT yağdan zengin diyet uygulanan bireylerde bilişsel işlevlerde anlamlı iyileşmeler saptandı.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu bulguları şöyle değerlendiriyor:</p>
<p>“Mini Mental Durum Testi (MMSE) ve ADAS-Cog gibi bilişsel değerlendirme testlerinde belirgin puan artışları görülmesi son derece önemli. Bu, diyetin yalnızca teorik değil, klinik olarak da ölçülebilir bir etki yaratabildiğini gösteriyor.”</p>
<p><strong>Ketojenik Diyet Herkese Uygun Değil </strong></p>
<p>Ketojenik diyetin Alzheimer üzerindeki etkileri yalnızca tek bir çalışmaya dayanmıyor. <em>Experimental Gerontology</em>, <em>Progress in Neurobiology</em> ve <em>Frontiers in Nutrition</em> gibi saygın dergilerde yayımlanan araştırmalar, ketonların beyin hücrelerinde enerji üretimini artırabildiğini, oksidatif stresi azaltabileceğini ve bazı hastalarda hafıza performansını destekleyebileceğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Literatürdeki ortak noktaya dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışmaların büyük bölümü, ketojenik yaklaşımın Alzheimer’da bozulan enerji dengesini kısmen de olsa yeniden kurabildiğini söylüyor. Ancak bilim insanları bu etkiyi ‘umut verici ama sınırlı’ olarak tanımlıyor” diyor. </p>
<p>Her bilimsel bulguda olduğu gibi, ketojenik diyetin de riskleri bulunuyor. İncelenen çalışmalarda bazı katılımcılarda trigliserit ve LDL kolesterol düzeylerinde artış gözlendi. Ayrıca diyetin katı yapısı nedeniyle bazı hastaların uzun süre uyum sağlayamadığı bildirildi. Ketojenik diyetin herkese uygun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Baş, “Özellikle kalp-damar hastalığı, lipid metabolizma bozuklukları olan bireylerde mutlaka hekim ve diyetisyen kontrolünde planlanmalıdır” şeklinde uyarıda bulunuyor. </p>
<p><strong>Alzheimer’da Beslenme Yaşam Kalitesini Yükseltiyor </strong></p>
<p>Mevcut çalışmaların önemli bir kısıtlılığı, sürenin genellikle 8–12 hafta ile sınırlı olması. Uzun yıllar süren bir hastalık olan Alzheimer’da, ketojenik diyetin uzun vadeli etkileri ve güvenliği henüz net değil.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada temkinli iyimserlik çağrısı yapıyor:</p>
<p>“Bugün için şunu söyleyebiliriz: Ketojenik diyet Alzheimer’da bazı ilaçların etkisini taklit edebilir, hatta destekleyebilir. Ancak ilacın yerini alacak mucizevi bir çözüm olarak görülmemelidir.”</p>
<p>Alzheimer hastalığıyla mücadelede beslenme, giderek daha güçlü bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Ketojenik diyet, beynin enerji krizine alternatif bir yol sunarak umut verici bir pencere açıyor. Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kişiye özel, kontrollü ve bilimsel veriler ışığında uygulanması gerektiği konusunda hemfikir.</p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, “Beslenme, Alzheimer’da tek başına bir tedavi değil; ama doğru planlandığında hastaların yaşam kalitesine anlamlı katkılar sunabilecek güçlü bir araçtır. Önümüzdeki yıllarda daha büyük ve uzun süreli çalışmalarla bu tablonun çok daha netleşeceğine inanıyoruz” şeklinde sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimerda-ketojenik-diyet-beyin-fonksiyonlarini-olumlu-etkiliyor-599692">Alzheimer&#8217;da Ketojenik Diyet Beyin Fonksiyonlarını Olumlu Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anlama]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçiren]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ülkeye göre değişmekle birlikte inme 2-5’inci sırada yer alırken; erken tanı, hızlı müdahale ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hem hayati risk azalıyor hem de kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor. Memorial Şişli ve Göztepe Hastaneleri Nörorehabilitasyon ve Robotik Fizik Tedavi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar bu yıl 5’incisini düzenlediği Mucize Organ Beyin Sempozyumu’nda inme konusunda önemli açıklamalarda bulunurken, inme geçiren hastalar da iyileşme süreçleri ile ilgili deneyimlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Kalıcı hasarların önüne geçmek mümkün</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akımının tıkanması ya da beyin damarlarında meydana gelen kanama sonucu gelişen ani başlangıçlı ve acil müdahale gerektiren, hayati risk yaratabilen bir rahatsızlıktır. İnme geçiren kişilerde vücutta güç kaybı, uyuşma, konuşma ya da anlama güçlüğü gibi belirtiler aniden ortaya çıkar. Bazı sinirsel felç bulguları geri döndürülebilir olsa da, uygun ve hızlı tedavi sağlanmadığında çoğu zaman kalıcı hasara yol açabilir. İnme gibi erken müdahale gerektiren bir diğer durum olan beyin hasarları ise travmalar, beyin tümörleri, kalp durmasına bağlı olarak beynin oksijensiz kalmasıyla gelişmektedir. Bu nedenle hastalıkların zamanında tedavi edilmesi hem yaşam şansını artırır hem de kalıcı sakatlık riskini belirgin bir şekilde azaltabilmektedir.</p>
<p><strong>Yürüme robotları felçli hastaları tekrar ayağa kaldırıyor</strong></p>
<p>Felçli hastaların erken dönemde müdahale ile yatağa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilmektedir. Son yıllarda inme ve beyin hasarı tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini artırmakta ve bağımsız hareket edebilme potansiyellerini iyileştirmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi liderliğinde alanında uzman fizyoterapist, ergoterapist ve konuşma-yutma terapisti eşliğinde kişiye özel planlanan çeşitli fizik tedavi yöntemleri, uygulanan nörorehabilitasyon teknikleri ve el-kol ve yürüme robotları sayesinde hastalara hem yürüme yetileri yeniden kazandırılmakta hem de ince motor becerilerini geri gerilebilmektedir. Böylelikle hastaların önemli bir bölümü yatağa bağımlılıktan kurtularak kısmi veya tam bağımsızlığa kavuşmaktadır.</p>
<p><strong>“İnme Benim Miladım Oldu”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Mucize Organ Beyin Sempozyumu” inme geçiren hastaların ilham veren hikayeleri ile büyük ilgi gördü. 16 yaşında inme geçirerek uzun bir süre yatağa bağımlı olan ancak Prof. Dr. Engin Çakar ve ekibinin tedavi uygulamaları ile yeniden hayata dönen Sude Yılmaz, hayatını inmeden önce ve sonra olarak ikiye ayırdığını belirtti.  2 kez beyin kanaması geçiren ve şuan 22 yaşında olan Sude Yılmaz yaşadığı süreci şöyle anlattı; “Hastalıkla tanışmam çok genç yaşta oldu. Daha öncesinde ara ara başım ağrıyordu; o gün arkadaşlarımdan ilaç almıştım. Daha sonra eve geldim. Normal bir baş ağrısı sandığım için hastaneye gitmeyi hiç düşünmemiştim. O gün sınavıma çalışıyordum, ailem dışarıdaydı. O sırada başım aniden çok şiddetli ağrımaya başlamış. Bu kısmı hatırlamıyorum. Normalde hiçbir ağrı için komşuya gitmem ama o gün komşumuza gidip ‘Başım çok ağrıyor, bu normal değil. Beni hastaneye götürün.’ demişim. Hastaneye vardığımızda baygınmışım ve beyin kanaması geçirmeye başlamışım. Ailem geldiğinde o hastanede beni tutmamış çünkü yeterli donanıma sahip değilmiş; başka bir hastaneye sevk edilmişim. İlk beyin kanaması durdurulmuş. Hatta kendime geldiğimde anneme, ‘Anne bugün sınavım vardı, ben neden buradayım?’ demişim. Bir–iki saat sonra ‘Sude Yılmaz ikinci beyin kanamasını geçirmiştir’ anonsu yapılmış.</p>
<p><strong>‘Yenilgiyi Bekleyen Değil, Kazanmak İçin Savaşmayı Seçen Olun’</strong></p>
<p>İlk beyin kanamasının ardından kendisini tamamen iyi hissettiğini ancak ikinci kanamanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Yılmaz, “İlk beyin kanamasından sonra her şey normalleşmişken, ikinci kanamadan sonra tamamen felç geçirmişim. Yürüyemiyor, göremiyor, hareket edemiyor; hayatla ilgili tüm fonksiyonlarımı kaybetmişim. Kendimi bile tanımıyordum, ailemi de tanımıyordum. İkinci kanama durdurulduktan sonra benim için adeta milattan önce ve milattan sonra gibi bir dönem başladı. Milattan sonrası; yeniden yürümeyi, konuşmayı, görmeyi, kendimi tanımayı öğrendiğim uzun bir süreçti. Özel nörorehabilitasyon programı ve robotik fizik tedavinin ve doktorlarımızın desteği sayesinde bugün buradayım. Bu süreçte mücadele eden herkese söylemek istediğim şu: İnme başlangıçta bir yaşam mücadelesi iken sonrasında ise özgürlük savaşıdır. Yenilgiyi bekleyen değil, kazanmak için savaşmayı seçen olun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Kimse Umudunu Kaybetmesin! Tedaviye İnanın Ve Bununla Sonuna Kadar Mücadele Edin!’</strong></p>
<p>İnme geçiren hastalardan bir diğeri ise 52 yaşındaki Armağan Erdoğan, 2018 yılında iş yerinde yaşadığı ani baş ağrısı sonrası gelişen süreci şöyle anlattı: “2018 yılının Ağustos ayında iş yerinde çalışırken başım ağrımaya başladı. Şirkette doktorlarımız vardı; tansiyonumu ölçmelerini istedim. Ancak kısa süre sonra baygınlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Beyin kanaması geçirdiğimi öğrendim. Hemen ameliyat edildim ve yaklaşık yirmi gün yoğun bakımda kaldım. Ardından taburcu oldum. Eylül ayının başında ikinci bir beyin kanaması daha geçirdim. Bu süreçten sonra tamamen ağır bir tablo gelişti. Uzun bir yoğun bakım döneminin ardından robotik fizik tedavi ile rehabilitasyon kliniğinde özel nörorehabilitasyon tedavisi almaya başladım. Aralık ayında, elimde bastonla yürüyebilir hâle gelerek tedavimi tamamladım. Şimdi hayatıma devam edebiliyorum ve yardımsız bastonsuz özgürce yürüyebiliyorum; kendi işlerimi yapıyorum, evime bakabiliyorum, araba kullanabiliyorum. Geçen yaz yüzmeye başladım. Bunlar benim için çok büyük adımlar. Bunları yapabildiğim için herkese teşekkür borçluyum. Hiç kimse vazgeçmesin. Çünkü bu tedavi mümkün. Bence kimse umudunu kaybetmesin, tedaviye inansın ve bununla sonuna kadar mücadele etsin”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 13:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Berke]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[bilgin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığına]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tık]]></category>
		<category><![CDATA[tourette]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591924</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, tik (Tourette sendromu) bozukluğu nedeniyle yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen bir hastaya beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924">Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, tik (Tourette sendromu) bozukluğu nedeniyle yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen bir hastaya beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından yapılan ameliyat sonrası 20 yaşındaki Berke Bilgin’in tiklerinde belirgin azalma görülürken, sosyal uyumu ve yaşam kalitesi anlamlı şekilde arttı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 20 yaşındaki Berke Bilgin’e  beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Tıptaki adı Tourette Sendromu olantik bozukluğu nedeniyle yaklaşık 10 yıldır yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen Berke Bilgin, şikayetinden büyük ölçüde kurtuldu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İzmir Tire’de yaşayan Berke Bilgin, çocukluk döneminde başlayan istemsiz hareketlerin (tikler), yıllar içinde şiddetlenmesi nedeniyle sosyal yaşamında ve eğitim hayatında zorluklar ve olumsuzluklar yaşadı. Uzun yıllar ilaç tedavilerinden fayda göremeyen Berke Bilgin’e, Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi ekibi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda beyin pili takılmasına karar verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tiklerde belirgin azalma görüldü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cerrahi operasyon Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası tiklerde belirgin azalma görülürken, hastanın sosyal uyumu ve yaşam kalitesi anlamlı şekilde arttı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Beyin pili,  Tourette Sendromu’nda etkili bir seçenektir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Kocabıçak, “Beyin pili tedavisi, sadece Parkinson veya distoni gibi hastalıklarda değil, tedaviye dirençli tik (Tourette Sendromu)<b> </b>bozukluklarında da etkili bir seçenektir.” dedi. Prof. Dr. Kocabıçak, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nde beyin pili cerrahisinde uluslararası standartlarda hizmet sunmaya devam edildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Berke Bilgin: “Yaşam kalitem yükseldi, sosyal ortamlarda rahatladım”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin pili ameliyatı sayesinde yaşam kalitesinin arttığını belirten Berke Bilgin, “Ameliyattan sonra  tiklerimde çok fazla azalma oldu,artık arkadaşlarımla olduğum ortamlarda çok daha rahatım” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Berke’nin yaşam kalitesi arttı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Berke Bilgin’in annesi Zerrin Bilgin ve babası Nail Bilgin, çocuklarının 10 yaşında ortaya çıkan vokal ve hareket tik bozukluğu nedeniyle özellikle sosyal yaşamında zorluklar yaşadığını söyledi. Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından Mayıs ayında gerçekleşen başarılı beyin pili operasyonu ile Berke’nin şikayetlerinin büyük ölçüde ortadan kalktığını söyleyen Bilgin çifti, Berke’nin yaşam kaltesinin arttığını, artık arkadaşlarıyla çok rahat bir şekilde sosyalleşebildiğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924">Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nörofest akademik dünyayla gençleri bir araya getirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/norofest-akademik-dunyayla-gencleri-bir-araya-getirdi-590259</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 12:21:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dünyayla]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[gençleri]]></category>
		<category><![CDATA[getirdi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Nöro]]></category>
		<category><![CDATA[Nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nörofest]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=590259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim, sanat ve teknolojiyi tek çatı altında buluşturan beyin festivali Nörofest, İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü’nde gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norofest-akademik-dunyayla-gencleri-bir-araya-getirdi-590259">Nörofest akademik dünyayla gençleri bir araya getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilim, sanat ve teknolojiyi tek çatı altında buluşturan beyin festivali Nöro</span></span></span></b><b><span><span><span>f</span></span></span></b><b><span><span><span>est, İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüsü’nde gerçekleştirildi. “Bilimin Işığı, Sanatın Ritmi, Beynin Gücü” sloganıyla yola çıkan festival, beyin araştırmalarından nöroteknolojiye, sanattan farkındalık atölyelerine uzanan programıyla akademik dünyayı</span></span></span></b><b><span><span><span>gençler</span></span></span></b><b><span><span><span>le </span></span></span></b><b><span><span><span>bir araya getirdi. İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, nörobilimin bütün disiplinlerin bir arada çalışması gereken bir alan olduğunu belirterek “Beyin, insanlığın en büyük gizemi. Bugün burada bu gizemi birlikte anlamaya, paylaşmaya geldik” dedi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs’te gerçekleştirilen Nörofest 2025 nörobilim, nöroloji, beyin ve sinir  cerrahisi, genetik, biyoloji, psikiyatri, psikoloji, sanat, mühendislik ve tasarım gibi farklı alanlardan öğrencileri, araştırmacıları ve uzmanları aynı çatı altında buluşturdu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bugün beyni anlamaya çalışacağız”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleştirilen Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş’ün de katıldığı açılış töreninde İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Bugün aslında bir festivalden çok beynin kendini anlamaya çalıştığımız bir etkinlik de diyebiliriz. Nörobilim dediğimiz şey aslında beynin kendini anlamaya gayret etmesi. Çok uzun zamandır h</span></span></span><span><span><span>ekimler </span></span></span><span><span><span>ve nörobilimciler </span></span></span><span><span><span>olarak </span></span></span><span><span><span>beyni merak ediyoruz. Beyin nasıl bir organ, nasıl çalışıyor? Acaba beynin kapasitesini artırabilir miyiz? Kronik hastalıkları beynin frekanslarıyla tedavi edebilir miyiz? Bugün bu soruların bir kısmının cevabı var, bir kısmının cevabı yok. Aslında bu cevapları bulmak için de nörobilim var” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yakın zamanda yapay zeka ve nöroteknoloji</span></span></span> <span><span><span>konusunda çok önemli gelişmeler olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Konuşma yetisini kaybetmiş  insanlar artık avatarları aracılığı ile konuşabiliyor ya da tamamen felçli olan insanlar beyin-makine birleşimleri ile artık kendi ihtiyaçlarını görebilecekler. Bunlar günbegün gelişiyor. Ya da beyne konan derin elektrotlar vasıtasıyla görsel hafızanın arttığını artık biz biliyoruz. Bunun nereye kadar gideceğini şu anda kestiremiyoruz ama bu tür çalışmalar var. Klinikte de belki bu tür çalışmalar artacak” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Nörobilim bütün disiplinlerin bir arada çalışması gereken bir alan” </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde artık disiplinlerin bir arada çalışmak mecburiyetinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Nörobilim de aslında bütün disiplinlerin bir arada çalışması gereken bir alan.  Bu anlamda da gençlere örnek olmak istiyoruz. Bu festivalde katılımcılar yeni bağlantılar kuracak, disiplinler arası düşünmeyi öğrenecek ve bilimi eğlenceli bir atmosferde deneyimleyecekler. Çünkü yeni fikirler, farklı bakışların kesiştiği ortamlarda filizlenir. Beyin, insanlığın en büyük gizemi. Bugün burada bu gizemi birlikte anlamaya, paylaşmaya geldik. Katılan, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Nörofest, bilimi konuştuğumuz kadar hissettiğimiz bir gün olacak” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Nörosever, beyin dostu ve bir o kadar meraklı bir kampüsüz”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Festival kapsamında düzenlenecek konferans ve etkinlikleri büyük bir merakla beklediklerini kaydeden Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, “Nörobilimin kurucusu Cajal, ‘İsteyen her insan kendi beyninin heykeltraşı olabilir’ diyor. Atlas Üniversitesi olarak Beyin Araştırmaları ve Yapay Zeka Uygulama Araştırma Merkezimizi kurduk. Yakın zamanda faaliyete geçecek. Gençlerimiz burada mentor hocalarıyla beraber gelip çalışmalarını yapabilirler. Biz kendimizi nörosever, beyin dostu ve bir o kadar meraklı bir kampüs olarak tanımlıyo</span></span></span><span><span><span>r</span></span></span><span><span><span>uz ve bugün için hepimize nöronlarımızın bol ve hızlı bağlantılı, dopamini ve seratonini yüksek bir festival diliyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel: “21. yüzyılın en çok hayatımıza dokunan bilim alanlarından biri nörobilimdir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel,  Nöro</span></span></span><span><span><span>f</span></span></span><span><span><span>est’te beyin ve sinir bilimini kutlayacaklarını belirterek “Bilim insanlarına 90’ların sonunda önümüzdeki 21. yüzyılın bilimi ne olacak diye sorulduğunda hepimizin hemfikir olduğu bir konu vardı: Bu da nörobilimdi. 21. Yüzyılın en çok hayatımıza dokunan bilim alanlarından biri nörobilimdir. Alzheimer ve Parkinson’da son derece hızlı bir artış görüyoruz. Daha uzun yaşıyoruz, uzun yaşadığımız için de daha çok nörodejenerasyonlar oluyor. Artık beyni bilgisayara bağlıyoruz. Pek çok çalışma var. O nedenle Nöro</span></span></span><span><span><span>f</span></span></span><span><span><span>est çok önemli bir festival. Atlas Üniversitesi ailesi olarak böyle bir organizasyona liderlilk yapmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ali Jahanshahi, Nöro</span></span></span><span><span><span>f</span></span></span><span><span><span>est 2025 etkinliğine katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek nörobilim alanındaki son gelişmelerin ele alınacak olmasının katılımcılar açısından son derece faydalı olacağını söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dr. Merve Alökten: “Nöro</span></span></span></b><b><span><span><span>f</span></span></span></b><b><span><span><span>est bilim iletişimini destekleyen bir paylaşım ortamı yaratıyor”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Nöro</span></span></span><span><span><span>fes</span></span></span><span><span><span>t Düzenleme Komitesi Temsilcisi Dr. Merve Alökten, Nörofest’i beyni anlamaya çalışan herkesi bir araya geldiği bir paylaşım alanı şeklinde tasarladıklarını belirterek “Çünkü biliyoruz ki nörobilim sadece laboratuvarlarda yapılan deneylerden ibaret değil. Sanatla, teknolojiyle, düşünceyle ve insan hikayeleriyle iç içe bir alan. Nöro</span></span></span><span><span><span>f</span></span></span><span><span><span>est’i planlarken amacımız nörobilimi gençlere öğrencilere, merak eden herkese tanıtmaktı. Herkesin, beyni biraz daha yakın tanıdığı, dokunduğu, sorguladığı bir gün olsun istedik. Bilimin toplumla kurulan bağla güçlndiğine inanıyoruz. Bu yönüyle Nöro</span></span></span><span><span><span>f</span></span></span><span><span><span>est bilim iletişimini destekleyen bir paylaşım ortamı yaratmakta” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel: “Beynin çeşitli bölgelerinden kayıt ve bilgi topluyoruz”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel, “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı konferansında beynin bilinmeyen yönlerini anlattı. Prof. Dr. Yasin Temel,  günümüzde özellikle epilepsi, Tourette Sendromu, kulak çınlaması gibi beyin fonksiyonlarıyla ilgili çalışma ve araştırmaların sadece beyin cerrahisi ile değil, nöroloji ve bilgisayar mühendisliği gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışmasıyla gerçekleştiğini belirterek “Beyne yerleştirilen elektrotlar ve EEG yöntemi sayesinde beynin çeşitli bölgelerinden kayıt alma ve bilgi toplama imkanımız artık var” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bilim ve sanat bir arada: Art &#038; Brain</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Festivalin en ilgi çekici bölümlerinden biri olan Art &#038; Brain oturumunda Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Armağan Uysal, Alzheimer hastalığında gerçeklik ve benlik algısını nöroestetik bir bakışla ele aldı. Doç. Dr. Armağan Uysal, Anthony Hopkins ve Olivia Colman’ın başrollerini paylaştığı Alzheimer hastası bir babanın yaşamından kesitler sunduğu 2020 yapımı “The Father” filmini hastalığın seyri ve aşamalarını inceleyerek değerlendirdi. Oturumun ardından katılımcılar, etkileşimli “NöroTest” etkinliğiyle nörobilim bilgilerini eğlenceli bir şekilde test etti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin ağlarının gücü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, “Nöroplastisite ve Nöromodülasyon: Beyindeki Ağların Aktivitesini Dışarıdan Değiştirmek Mümkün mü?” başlıklı konuşmasında beynin esnekliğine ve yeniden yapılanma gücüne ışık tuttu. fMRI, tDCS, TMS gibi uygulamalar hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Aslı Demirtaş Tatlıdede, beynin yoğun plastite gösteren dinamik ve değişken bir yapı olduğunu belirterek “Beyin talep ve ihtiyaca cevap verecek şekilde organize olur. Plastisite rTMS/tDCS gibi yöntemlerle dışarıdan indüklenebilir ve şebekeler modüle edilebilir. Etkilenen ağlar dışarıdan uyarılarak uzun etkili yanıt elde edilebilir. Tedavide kullanımıyla ilgili araştırmalar yoğun şekilde devam ediyor” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Atölyelerle etkileşimli deneyim</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Festival boyunca düzenlenen paralel atölyelerde, katılımcılar beyni deneyimle öğrenme fırsatı buldu. İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Dr. Burcu Gülez, “CRISPR Tasarım Atölyesi: Bir Nöronu Yeniden Programlamak – CRISPR’ın Beyindeki Gücü”; Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ali Jahanshahi, “Optogenetik Atölyesi: Neurons On and Off with Light and Chemistry Tools that Revolutionized Neuroscience”; İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü’nden Nuray Sancar ve Dr. Canan Aysel Ulusoy, “Translasyonel Nörobilim: Laboratuvardan İnsanlara”; Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Berkhan Genç ve Paul Weger, “Brain–Computer Interfaces: Reconnecting the Disconnected”; Wellist Psikoloji ve Sanat Merkezi’nden Uzm. Psk. Gözde Nur Şahin ve Tasarımcı İpek Diler, “Sanat ve Farkındalık: Zihnin Deseni, Nöral Haritalar ve İçsel Bağlantılar” ve İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Fatma Göral, “tDCS ile Nöromodülasyon: Atlas PSYLAB’da Beyin Uyarım Deneyimi” başlıklı atölyeler gerçekleştirdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Öğrencilere ilham, bilime katkı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Festival, genç araştırmacıların poster sunumlarına da ev sahipliği yaptı. Günün sonunda “En İyi Poster Sunumu Ödülü” ile festival kapsamında gerçekleştirilen “NöroTest” etkinliğinde kazanan katılımcılara ödülleri takdim edildi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/norofest-akademik-dunyayla-gencleri-bir-araya-getirdi-590259">Nörofest akademik dünyayla gençleri bir araya getirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimsiz ellerden gelen felç tehlikesi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egitimsiz-ellerden-gelen-felc-tehlikesi-589863</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2025 11:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçsiz]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimsiz]]></category>
		<category><![CDATA[ellerden]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kütletme]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyan]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtılma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde sosyal medyada sıkça görülen ‘boyun kütletme’ videolarına karşı uyarılarda bulunan uzmanlar, bilinçsiz yapılan bu hareketin ciddi sonuçları olabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitimsiz-ellerden-gelen-felc-tehlikesi-589863">Eğitimsiz ellerden gelen felç tehlikesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son dönemde sosyal medyada sıkça görülen ‘boyun kütletme’ videolarına karşı uyarılarda bulunan uzmanlar, bilinçsiz yapılan bu hareketin ciddi sonuçları olabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Boyun omurlarına yapılan ani ve sert hareketlerin, beyne kan taşıyan damar duvarlarında yırtılmaya neden olabileceğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Arter duvarında meydana gelen bu yırtılma kanın pıhtılaşmasını tetikleyerek hayati önem taşıyan damarları tıkayabilir. Bu durum, ‘inme’ olarak bilinen beyin enfarktüsüne yol açar.” dedi. Bilinçsiz manipülasyonların, yalnızca damarları değil omurilik ve sinir köklerini de zedeleyebileceğini vurgulayan Dr. Şalçini, bu işlemlerin yalnızca eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından uygulanması gerektiği uyarısında bulundu.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, halk arasında ‘boyun kütletme’ olarak bilinen servikal manipülasyonun, bilinçsizce yapıldığında neden olabileceği sağlık sorunları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Ani ve sert hareketler, boyundaki hassas damar duvarlarında yırtılmaya neden olabilir!</strong></p>
<p>Halk arasında &#8216;boyun kütletme&#8217; olarak bilinen servikal manipülasyonun, boyun omurlarına ani ve kontrollü bir kuvvet uygulanarak yapıldığını dile getiren Dr. Celal Şalçini, “Bu hareket sırasında duyulan &#8216;kütleme&#8217; sesi, eklem sıvısı içindeki gaz kabarcıklarının serbest kalmasından kaynaklanır ve geçici bir rahatlama hissi verebilir.” dedi.</p>
<p>Ancak bu işlemin zararlarının, sağladığı rahatlamadan çok daha ağır olabileceğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “En büyük risk, boyun omurlarının içinden geçerek beyne kan taşıyan vertebral arterlerde (beyni besleyen ana damarlardan biri) meydana gelebilecek hasarlardır. Ani ve sert bir döndürme hareketi, bu hassas damar duvarlarında yırtılmaya (diseksiyon) neden olabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Pıhtı oluşumu tetiklenebilir ve beyne taşınarak hayati önem taşıyan damarları tıkayabilir!</strong></p>
<p>Arter duvarında meydana gelen bu yırtılmanın, kanın pıhtılaşmasını tetikleyeceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Oluşan pıhtı, kan akımıyla beyne taşınarak hayati önem taşıyan damarları tıkayabilir. Bu durum, ‘inme’ olarak bilinen beyin enfarktüsüne yol açar.” dedi.</p>
<p>Dr. Şalçini ayrıca, özellikle beynin arka kısmını (beyin sapı ve beyincik) besleyen damarların tıkanmasının, denge kaybı, şiddetli baş dönmesi, görme bozuklukları, konuşma güçlüğü ve bilinç kaybı gibi son derece ciddi nörolojik tablolara sebep olacağını aktardı.</p>
<p><strong>Boyun kütletme felç edebilir mi?</strong></p>
<p>Uzman olmayan kişilerce yapılan sert boyun masajları ve bilinçsiz manipülasyonların, &#8216;kütletme&#8217; işlemiyle benzer riskler taşıdığına vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “Boyun, son derece karmaşık ve hassas bir anatomik yapıdır. Bilinçsizce yapılan baskı veya ani hareketler, sadece damarlara değil, aynı zamanda omurilikten çıkan sinir köklerine veya doğrudan omuriliğin kendisine de zarar verebilir.” dedi.</p>
<p>Bu tür bir travma sonucu gelişen inmenin, vücudun bir tarafında veya daha kötüsü, her iki kol ve bacakta kalıcı güç kaybı (tetrapleji) ile sonuçlanabileceği uyarısında bulunan Dr. Şalçini, “Beyin sapı inmeleri, solunum ve kalp atışı gibi temel yaşamsal fonksiyonları kontrol eden merkezleri etkileyerek koma veya ani ölüme dahi yol açabilir. Dolayısıyla, ‘boyun kütletme felç edebilir mi?’ sorusunun yanıtı, maalesef ‘evet’tir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Eğitimsiz kişilere boyun manipülasyonu yaptırmak, kalıcı sorunlara neden olabilir! </strong></p>
<p>Boyun ağrısı yaşayan kişilerin sosyal medyada gördükleri uygulamalara itibar etmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Boyun manipülasyonu, yalnızca bu konuda eğitim almış fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimleri, eğitimli fizyoterapistler veya kayropraktörler gibi lisanslı sağlık profesyonelleri tarafından, detaylı bir muayene ve risk değerlendirmesi sonrası gerekli görülürse uygulanmalı. Berber, masör veya spor salonu eğitmeni gibi eğitimsiz kişilere boyun manipülasyonu yaptırmak, geri dönülmez sağlık sorunlarına davetiye çıkarabilir. Boyun ağrıları için en güvenli yol, bir hekime başvurarak altta yatan nedenin tespit edilmesi ve ilaç, egzersiz, nazik tıbbi masaj gibi uygun tedavi yöntemlerinin planlanmasıdır.” </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egitimsiz-ellerden-gelen-felc-tehlikesi-589863">Eğitimsiz ellerden gelen felç tehlikesi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[amaç]]></category>
		<category><![CDATA[amaçsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[rüya]]></category>
		<category><![CDATA[sembol]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin psikolojik etkileri konusunu değerlendirdi.</p>
<h3><strong>Sembolik öğrenme yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembolik öğrenmenin yalnızca insanlara özgü bir öğrenme modeli olduğunu ifade ederek, diğer canlıların yaşamı temel fizyolojik ihtiyaçlar çerçevesinde sınırlıyken, insanın soyut, sembolik ve kavramsal düşünce üretebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin, beynin çalışma mekanizmalarının anlaşılmasıyla birlikte yapay zekanın doğuşuna zemin hazırladığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Yapay zeka beyni taklit ediyor. Makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi alanlarda ilerleyen yapay zeka, beynin görüntüleri nasıl işlediğini, sembolleri nasıl oluşturduğunu ve anlam bağlarını nasıl kurduğunu da anlamaya çalışıyor.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Beyin algoritmaları ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin bilgi işleme sürecini katmanlı bir yapıya benzeterek, girilen bilgilerin çeşitli katmanlarda (görüntü, duygu, korku gibi) işlendiğini ve bir çıktıya dönüştüğünü, bu sürecin algoritmalarla çalıştığını ve bu algoritmaların sosyal öğrenme yoluyla geliştiğini belirterek, &#8220;İnsan, çevresinden ve yaşantısından edindiği deneyimlerle öğrenir. Bir maymun, genetik olarak insana yüzde 96 oranında benzese de o yüzde 4&#8217;lük gen farkı nedeniyle insan gibi davranmayı öğrenemez. Bu fark, zaman, anlam, ölüm gibi soyut kavramlarla ilgili &#8216;zihin üstü&#8217; genlerden kaynaklanmaktadır.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Beyin belirsizlikten hoşlanmıyor…</strong></h3>
<p>Beynin belirsizlikten hoşlanmadığını ve bu durumun korku ve tedirginliğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin düzen, denge ve devamlılık istiyor. Öyle olursa rahat çalışıyor. Bunu yapabilmesi için de mecburen olayları anlamlandırması gerekiyor. Bunun için sembolleri kullanıyor. Aksi halde anlam ve amaçsızlık beyin orkestrasını bozar.” ifadesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Sembollerin çok katmanlı anlamları</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sembollerin beynin bilgi kaydederken kullandığı temel öğeler olduğunu belirterek, &#8220;Büyüklük, şekil, renk gibi unsurlar birer semboldür. Matematikteki &#8216;artı&#8217; işareti, kırmızı renginin enerji, güç, cesaret gibi pozitif anlamları veya kan, ateş gibi negatif çağrışımları, mavinin sonsuzluk ve huzuru temsil etmesi veya hüznü ifade etmesi gibi örneklerle sembollerin çok boyutlu anlamları vardır. Siyahın bazı kültürlerde gücü, bazılarında ise korkuyu sembolize etmesi de buna örnektir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kültür ve sembol ilişkisi</strong></h3>
<p>Sembollerin kültüre, inançlara ve değer sistemlerine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “El hareketleri bile farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıyabiliyor. Bizim kültürümüzde &#8216;mükemmel&#8217; anlamına gelen bir el hareketi, İtalya&#8217;da &#8216;dikkatli ol&#8217;, Ortadoğu&#8217;da ise &#8216;sabırlı ol&#8217; anlamına gelebilir. Dini ikonlar, trafik levhaları ve emojiler de birer semboldür ve evrensel tepkiler uyandırabilir. Çocukluktan itibaren sembollerle öğreniriz ve sembollerin olmadığı bir ortamda insanlık öğrenilemez.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Kelime, dil ve kavramların gücü</strong></h3>
<p>Kelimenin de bir sembol olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, beynin Broca alanının duygu ifadesiyle, Wernicke alanının ise anlamayla ilgili olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Dilimizdeki sözcükler de birer semboldür. Bir dil ne kadar çok kavram ve kelimeye sahipse, insan o kadar yeni düşünce üretebilir. Örneğin &#8216;kalp&#8217; kelimesi hem somut anlamda organı hem de soyut anlamda duyguları ifade eder. Kalbin Arapçada &#8216;inkılap&#8217; kökünden gelmesi, yani değiştirmek anlamına gelmesi, duygusal dünyadaki dönüşüm ihtiyacının zihinsel bir temsili olabilir.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h3><strong>Rüya teorisi ve kolektif bilinçaltı</strong></h3>
<p>Nörobilim alanındaki gelişmelerle birlikte rüyaların anlamı üzerine yapılan açıklamaların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung&#8217;un rüya analizlerinin nörobilime çok daha uygun olduğunu, Jung&#8217;un rüyaları &#8220;semboller dünyası&#8221; olarak tanımlamasının, günümüz nörobiliminin bulgularıyla örtüştüğünü dile getirdi.</p>
<p>İnsanların diğer canlılardan farklı olarak bilinç sahibi ve varoluşunun farkında olan tek varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Her birey ayrı bir bilince sahipken, bunun altında kültürel mirasla şekillenen bir kolektif bilinçaltı bulunur. Rüyalar, bu kolektif bilinçaltındaki sembolleri yaşattığımız alanlardır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, rüya tabirlerinin kişiye özel olması gerektiğinin altını çizerek, &#8220;Su gibi evrensel bir sembolün rüyadaki anlamı, kişinin kişilik yapısı, suya yüklediği anlamlar ve kültürel bağlamına göre değişir. Bu nedenle rüya tabiri kitaplarındaki genel yorumlar yanıltıcı olabilir. Rüyalar anlamsız değildir; fiziksel gerçekliğin, hayal gerçekliğinin ve rüya gerçekliğinin birleştiği, üst bir gerçeklik sunar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Gerçeklik testi ve şizofreni ilişkisi</strong></h3>
<p>Rüyaların ve hayallerin gerçeklikten ayırt edilememesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, beyindeki &#8220;gerçeklik test ağı&#8221; nın önemli olduğunu, şizofreni hastalarında bu ağın bozulduğunu ve kişinin rüyalarına veya hayallerine inanarak hayatını buna göre tanzim edebildiğini ifade etti ve &#8220;Şizofreninin temelinde, hayal, rüya ve fiziksel gerçeklik arasındaki ayrımı yapamama yatar. Beyindeki ilgili ağın bozulması bu duruma yol açar.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>Sembollerin evrensel dili</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sesin de tıpkı renkler gibi güçlü bir sembol olduğunu ve müziğin beyni en çok harekete geçiren unsurlardan biri olduğunu kaydederek, &#8220;Mantıksal kavramlar sol beyinde işlenirken, sanatsal ve sesle ilgili kavramlar sağ beyinde, görüntüyle ilgili kavramlar ise arka beyinde işlenir. Kuantum fiziğine göre her renk bir frekanstır. Renklerin matematiğiyle siyah ve beyaz gibi farklı tonlar oluşur. Görme duyumuz ve ışık, evrendeki her şeye anlam katar.&#8221; dedi.</p>
<p>İnsan beyninin dış dünyadan gelen beş duyu bilgileri, zihnin ürettiği bilgiler ve duygularla sürekli etkileşim halinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Beynimiz bu bilgileri algılar, tanımlar, yorumlar ve tepki verir. Siyah-beyaz düşünce tarzı, yani olayları ya iyi ya kötü olarak görme eğilimi, toksik kişilerin özelliklerinden biridir ve esnek olmamaya, empati yapamamaya yol açar.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Zihin ekonomisi ve sosyal öğrenme</strong></h3>
<p>İnsan beyninin &#8220;zihin ekonomisi&#8221; prensibiyle ve bilgileri en ekonomik şekilde kullanmaya çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayvan beyni ödül-ceza sistemiyle ilkel düzeyde öğrenirken, insan deneyimleyerek, anlam katarak ve yorumlayarak öğrenir. Bir bilgi karşısında &#8216;kim söyledi, ne söyledi, neden söyledi&#8217; sorularını sormadan tepki vermek, sembollerin aleyhimize işlemesine yol açar.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, beynin önbelleğini boş tutmanın, ani hataları önlemede ve sembolleri doğru yorumlamada önemli olduğunu vurguladı.</p>
<h3><strong>İlahi işaretler</strong></h3>
<p>&#8220;Tanrı sessiz mi?&#8221; sorusunun, insanın ilahi bir işaret bekleme isteği, yani bir sembol arayışı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu işaretlerin ikaz, müjde veya ceza şeklinde yorumlanabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayatı bir sınav olarak düşündüğümüzde, öğretmen sınav sırasında konuşmaz. Adil bir yarış için sessiz kalır. Bu dünya da ruhlar alemiyle bu dünya arasında bir geçiş sürecidir.&#8221; dedi.</p>
<p>Kuantum fiziği ve sicim teorisine göre evrende madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin enerji olduğunu ve manyetik iplikçiklerden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Süper determinizmde, görünen sebeplerin yanı sıra olaylarda görünmeyen sebepler de vardır. Bu görünmeyen sebepleri okumak sembol diliyle olur. İbn-i Arabi gibi düşünürler, sembollerin dilini kullanarak olaylara derin anlamlar yüklemişlerdir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Kalp gözü ile herkes göremiyor</strong></h3>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sembollerin ilahi mesajlar taşıdığını ve insanın olayları anlamlandırma biçiminin hayatını derinden etkilediğini dile getirerek, karınca istilası gibi sıradan bir olayın bile İbn-i Arabi tarafından sabır, çalışkanlık, ümitsizlikten kaçınma ve takım çalışması gibi derin anlamlarla yorumlandığını örnek vererek, &#8220;Bu gözle bakan bunu görebiliyor, herkes göremiyor. Buna &#8216;kalp gözü&#8217; deniyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Bir hastalığa veya hayat olaylarına nasıl anlam yüklendiğinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bir insan &#8216;ben bunu hak etmedim, niye geldi?&#8217; derse veya &#8216;keşke şunu yapmasaydım&#8217; diye geçmişi suçlarsa, olayı daha çok büyütür ve daha çok acı çeker. Hayatta her şey yolunda gitmiyor. İnsan zihni sadece seçer ve gözlemler, sonrası bizim kontrolümüzde değildir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Kontrol duygusu ve radikal kabullenme</strong></h3>
<p>İnsanların sınırsız isteklerine karşın sınırlı güce sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kontrol duygusunun geleceği, hayatı ve doğayı kontrol etme arzusuna dönüştüğünde bireylerde yüksek tansiyon gibi sorunlara yol açabildiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu durumda &#8220;radikal kabullenme&#8221; nin önemine işaret ederek, &#8220;Kişi, elinden geleni yaptıktan sonra kontrolü ilahi iradeye bırakırsa sakinleşir. Buna &#8216;tevekkül&#8217; diyoruz. Tembellik veya miskinlik değil, sorumlulukları yerine getirdikten sonra teslim olabilmektir.&#8221; diye konuştu.</p>
<h3><strong>İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var</strong></h3>
<p>Her şeyin önceden belli olduğu fikrinin insan iradesini ortadan kaldırmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsanın genlerinin verdiği sınırlar içerisinde özgür bir iradesi var. Olayları anlamlandırma, soyut düşünce üretme yeteneği var. Bir fikir geldiğinde onu anlamlandırır, seçer ve seçtikten sonra sadece gözlemci oluruz. Kuantum fiziğine göre biz olayları kontrol edemiyoruz, sadece seçiyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>İlhamların zihinsel çaba ve emek gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Arşimet, kralın verdiği görev üzerine taçtaki altının sahte olup olmadığını bulmak için kafa yorarken ilham geldi ve &#8216;Evreka!&#8217; diyerek hamamdan fırladı. İlhamlar, belirli bir zihinsel çilenin sonucudur.&#8221; dedi.</p>
<h3><strong>Taşların şifalı gücü ve meditasyon</strong></h3>
<p>Taşların da renkler gibi bir frekansı ve salınımı olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, ametist ve kehribar gibi taşların manevi anlamları ve rahatlatıcı etkileri olduğunu söyledi ve &#8220;Ametist taşı eline alan birinin anksiyetesinin kaybolması gibi, bu tür kültürel birikimler bilimsel araştırmalarla teyit edilmeli, ancak saçma denilmemelidir.&#8221; İfadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, kişilerin kendilerine bir rahatlatma sembolü seçerek bunu hipnoterapi veya yogadaki mantralar gibi kullanılabileceğini ifade ederek, &#8220;Beynimizde mutluluk hormonu salgılamak için üç şeyi bir arada yapmak gerekir; hareket, müzik ve sembolik bir tekrar. Mevlana&#8217;nın sema meditasyonu da bu metodolojiye dayanır. Ritim tedavisi olarak da bilinen bu yöntemlerle beyin rahatlar.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Müzik de sembolik anlamlar taşıyor</strong></h3>
<p>Müziğin de sembolik anlamlar taşıdığını ve kişiye yüklediği anlama göre farklı etkiler yarattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, bazı müziklerin öfke ve saldırganlık uyandırırken, bazılarının sakinleştirici etki gösterdiğini söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, insan kişiliğinin (persona) üçte birinin genetik, üçte birinin sosyal öğrenme ve üçte birinin de kişisel seçimlerden oluştuğunu belirterek, &#8220;Sembolik, anlamsal ve kavramsal düşünce yeteneği olan bir kişi, diğer üçte iki yönünü de yönetebilir, yeni anlamlar yükleyerek, yeni hedefler koyarak ve yeni yöntemler geliştirerek kişiliğini olumlu yönde şekillendirebilir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<h3><strong>Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri de sahtelik</strong></h3>
<p>Sahteliğin hayatın her alanına yayılmış durumda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İnsanın da sahtesi var. Bu sahtelik güveni zayıflatıyor, güven zayıflayınca derin ilişkiler kayboluyor. Derin ilişkilerin olmadığı yerde de yalnızlık artıyor. Küresel yalnızlaşmanın temel sebeplerinden biri, insanın içiyle dışının bir olmamasıdır. İnsan ilişkilerinde en önemli nokta, kişinin iç ve dış görünüşünde denge kurabilmesidir. ‘Benim kalbim temiz’ demek yeterli değil; dış görünüm de bu uyumun bir parçası olmalı. Böyle insanlar uzun vadeli ilişkiler kurabilir. Onların iç huzuru, pozitif bir etki olarak dışarıya yansır. İnsanlar bu tür kişilere ister istemez saygı ve sevgi duyar, etrafında toplanır. Kurulu düzen onları istemese bile toplum onları benimser. Tarihte de böyle insanlar dönüşüm yaratan, kalıcı iz bırakan şahsiyetlerdir. Ama rol yapan, sahte davranan kişiler uzun vadede kaybeder. Çünkü insan yüzünde sirke satıyorsa, elinde bal olsa bile kimse ondan bal almak istemez. Asıl mesele insanın içi ile dışının uyumlu olması, kendisiyle barışık yaşamasıdır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anlam-ve-amac-eksikligi-beynin-uyumunu-bozar-589084">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Anlam ve amaç eksikliği, beynin uyumunu bozar”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri, 2024</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-586327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:53:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Göçü Oranı]]></category>
		<category><![CDATA[En Yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[göçü]]></category>
		<category><![CDATA[mezunlar]]></category>
		<category><![CDATA[mezunları]]></category>
		<category><![CDATA[mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[statistikleri]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>
		<category><![CDATA[yükseköğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı %2,0 oldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-586327">Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri, 2024</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2024 yılında bir önceki yıla göre değişmeyerek %2,0 oldu. Beyin göçü oranı kadınlarda %1,6, erkeklerde ise %2,4 olarak gerçekleşti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Cinsiyete göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı, 2015-2024</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.beyazhaberajansi.com/images/files/2025/10/68fb33811dfb3.png"/><br /> </p>
<p><strong>Vakıf üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı %4,3 oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Devlet üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2023 yılında %1,7 iken, 2024 yılında değişmeyerek aynı kaldı. Vakıf üniversitesi mezunlarında beyin göçü oranı 2023 yılında %4,5 iken, 2024 yılında %4,3 oldu. Vakıf üniversitesi mezunları arasında 2024 yılında en yüksek beyin göçü oranı %8,3 ile tam burslu eğitim alanlarda gözlemlenirken, bu sırayı %3,7 ile kısmi burslu eğitim alanlar ve %3,6 ile ücretli eğitim alanlar izledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Üniversite türü ve burs durumuna göre beyin göçü oranı, 2024</strong><br /><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/10/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-1-AdTusZSK.png"/></p>
<p> </p>
<p><strong>En yüksek beyin göçü oranına sahip alan bilişim ve iletişim teknolojileri oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>En yüksek beyin göçü oranına sahip eğitim ve öğretim alanları bilişim ve iletişim teknolojileri (%6,7), mühendislik, imalat ve inşaat (%4,4) ve doğa bilimleri, matematik ve istatistik (%2,7) oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yükseköğretim mezunlarının eğitim ve öğretim alanlarına göre beyin göçü oranı, 2024</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.beyazhaberajansi.com/images/files/2025/10/68fb33817774f.png"/></p>
<p><strong>En yüksek beyin göçü oranına sahip bölüm moleküler biyoloji ve genetik oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, en yüksek beyin göçü oranına sahip lisans programları sırasıyla, moleküler biyoloji ve genetik (%15,0), işletme mühendisliği (%10,8), elektronik mühendisliği (%9,6), matematik mühendisliği (%9,5) ve biyomühendislik (%9,4) oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yükseköğretim mezunlarının tamamladıkları bölüme göre beyin göçü oranı, 2024</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/10/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-3-JjPunwOs.png"/></p>
<p><strong>Fransızca eğitim alan mezunlar, en yüksek beyin göçü oranına sahip oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Öğrenim diline göre mezunların beyin göçü oranları incelendiğinde, Fransızca eğitim alan mezunlar %9,9 ile en yüksek beyin göçü oranına sahip oldu. Fransızcayı, İngilizce (%6,2), Almanca (%5,9) ve Rusça (%4,7) takip etti.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yükseköğretim öğrenim diline göre beyin göçü oranı, 2023-2024</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/10/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-4-YCnQqnxE.png"/><br /> </p>
<p><strong>Mezunların en çok göç ettiği ülke Amerika Birleşik Devletleri oldu</strong></p>
<p> </p>
<p>Bir lisans programını tamamlayanların göç etmek için tercih ettikleri ilk beş ülke sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (%19,6), Almanya (%19,4), Birleşik Krallık (%11,3), Hollanda (%7,0) ve Kanada (%5,2) oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yükseköğretim mezunlarının göç ettikleri ülke dağılımı, 2024</strong><br /> </p>
<p><img decoding="async" src="https://www.beyazhaberajansi.com/images/files/2025/10/68fb33813d89d.png"/><br /> </p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ni en çok elektrik-elektronik mühendisliği mezunları tercih etti</strong></p>
<p> </p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne göç eden mezunlar içinde en büyük paya sahip lisans programı elektrik-elektronik mühendisliği olurken, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollanda&#8217;yı en fazla tercih eden mezunlar bilgisayar mühendisliği bölümünden oldu. Kanada&#8217;ya göç etmeyi tercih eden mezunlar arasında en fazla paya sahip olan lisans programı işletme oldu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Mezunların en çok göç ettiği ilk beş ülkeye göre tamamladıkları ilk beş bölüm, 2024</strong></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/10/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-6-vafq88T9.png"/></p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksekogretim-beyin-gocu-istatistikleri-2024-586327">Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri, 2024</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 14:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktive]]></category>
		<category><![CDATA[alınabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[altına]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[obsesyon]]></category>
		<category><![CDATA[Obsesyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Provokasyon]]></category>
		<category><![CDATA[provokasyonla]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, provokasyon eşliğinde Derin TMU (derin transkraniyal manyetik uyarım) tedavisinin obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık gibi rahatsızlıklarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402">Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, provokasyon eşliğinde Derin TMU (derin transkraniyal manyetik uyarım) tedavisinin obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık gibi rahatsızlıklarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Provokasyon uygulaması, çeşitli bozuklukların tedavisinde kullanılabilir!</strong></p>
<p>Derin TMU, Deep TMS, dTMS gibi isimlerle anılan ‘derin transkraniyal manyetik uyarım tedavisi’nin hastanın semptomlarının sistematik ve kontrollü bir şekilde geçici olarak tetiklenmesi olduğunu aktaran Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu işlem, uzman bir klinik psikolog tarafından provokasyon uygulamasıyla gerçekleştirilir. Böylece semptomlarla ilişkili beyin devreleri aktive edilerek Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili biçimde uyarması ve beyin aktivitesini düzenlemesi desteklenir.” dedi.</p>
<p>Etkisinin tek başına izole edilememiş olsa da araştırmaların, provokasyon eşliğinde yapılan uyarımın, provokasyonsuz uygulamalara kıyasla daha etkili olabileceğine işaret ettiğini dile getiren Aytop, “Provokasyon uygulaması, obsesif kompulsif bozukluk ve bağımlılık başta olmak üzere, hekimin uygun gördüğü çeşitli bozuklukların tedavisinde Derin TMU’ya eşlik eden destekleyici bir yöntem olarak uygulanabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar kompulsiyon gerçekleştirilmeden yönetilir!</strong></p>
<p>Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisinde provokasyonlu derin TMU kullanımından bahseden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Obsesyon, bireyin kontrol edemediği, rahatsız edici ve genellikle kişinin değerleri ya da inançlarıyla çelişen düşüncelerdir. Yoğun kaygıya neden olan bu düşünceler, tekrarlayan, istenmeyen imgeler veya dürtüler şeklinde ortaya çıkar. Kompulsiyon ise obsesyonlardan kaynaklanan kaygıyı azaltmak için yapılan, zihinsel ya da fiziksel olabilen tekrarlayıcı davranışlardır. Bu davranışlar kısa vadede kaygıyı hafifletse de uzun vadede rahatsızlığın sürmesine neden olur.” dedi.</p>
<p>OKB’nin tedavisinde provokasyon uygulamasının, Derin TMU sırasında hastanın obsesyonlarını tetikleyen uyaranlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılmasını içerdiğini kaydeden Aytop, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu takıntılı düşünceleri tetiklemede faydalı olabilecek çeşitli görsel materyallerden ve imajinasyon yönteminden yararlanılabilir. Örneğin, kir ve mikrop ile ilişkili obsesyonları olan bir hastaya kir ve mikrop temalı görseller gösterilerek obsesyonlarının aktive olması sağlanır. Provokasyonla tetiklenen obsesyonlar, hastada kompulsif davranış isteği uyandırır; ancak bu davranış gerçekleştirilmez. Bu süreç, işlevsel bozukluk gösteren beyin devrelerini aktive ederek Derin TMU’nun OKB ile ilişkili bölgeleri etkili bir şekilde modüle etmesini destekleyebilir.”</p>
<p><strong>Tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakılmak, zamanla duyarsızlaşma gelişmesini sağlayabilir!</strong></p>
<p>Bu etkiye ek olarak, provokasyon uygulamasının bilişsel, duygusal ve davranışsal açıdan da tedavi sürecine katkı sağlayabildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Provokasyon sırasında hasta obsesyonlarıyla ilişkili tetikleyicilere tekrarlı biçimde maruz bırakıldığında, zamanla duyarsızlaşma (habituation) gelişebilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun takıntılı düşüncelerin daha sıradan hale gelmesine ve tetikleyici etkilerinin azalmasına katkıda bulunabildiğine açıklık getiren Aytop, “Böyle bir süreç, kaygı düzeyinde azalmaya, obsesyon–kompulsiyon bağı üzerinde zayıflamaya ve hastanın kompulsiyonlara başvurmadan kaygıyı tolere edebileceğini deneyimlemesine yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olması beynin daha etkili uyarılmasını sağlıyor!</strong></p>
<p>Bağımlılık tedavisinde de provokasyon uygulamasının kullanıldığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Derin TMU sırasında kişinin bağımlılığıyla ilişkili uyaranlara sistematik bir şekilde maruz bırakılması yoluyla aşermesi tetiklenir. Bu uyaranlar görseller, videolar veya zihinsel imajinasyon yoluyla sunulabilir.” dedi.</p>
<p>Provokasyonla ortaya çıkan aşermenin, bağımlılıkla ilişkili beyin devrelerinin aktive olmasını sağladığına dikkat çeken Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu aktivasyon, Derin TMU cihazının hedeflenen beyin bölgelerini daha etkili bir şekilde uyarmasını kolaylaştırarak dopamin ve diğer nörotransmitterlerin salınımını düzenleyen kapsamlı bir nöromodülasyonu destekler. Ayrıca, provokasyon sırasında kişinin bağımlılıkla ilişkili tetikleyici uyaranlara sistematik biçimde maruz bırakılması, zamanla koşullanmış tepkilerinin zayıflamasına ve bu çeldirici uyaranlara karşı duyarsızlaşmasına katkı sağlayabilir. Böylece birey, aşermeyi tetikleyen faktörler ile bağımlılık davranışı arasındaki otomatik bağlantının zayıfladığını deneyimleyebilir. Bu süreç, aynı zamanda duygusal regülasyonu destekleyerek kişinin aşermeyi tolere etme ve yönetme kapasitesini güçlendirebilir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/provokasyonla-obsesyon-ve-bagimlilik-kontrol-altina-alinabiliyor-585402">Provokasyonla obsesyon ve bağımlılık kontrol altına alınabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 13:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bugün]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Nöronlar]]></category>
		<category><![CDATA[nöroteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[pusula]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[yarının]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584795</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, İstanbul Atlas Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Töreni’nde </span></span></span></b><span><span><span>“<b>Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. Nöroteknoloji bilim alanının bugün ve yarının bilim alanı olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, nöroteknolojinin artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Gelecekte bilim alanında farklı disiplinlerin bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” dedi.</b></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Akademik Açılış Töreni, Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda gerçekleşti.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törene Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İran, Kanada, Hindistan, Tanzanya’nın İstanbul Konsolosluğu’ndan temsilciler, Emekli Büyükelçi Naci Koru, Kağıthane Kaymakamı Yüksel Kara, Bağcılar Kaymakamı Abdullah Uçgun, Kâğıthane Belediye Başkan Yardımcısı Levent Dirice ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de bulunduğu davetlilerin yanı sıra akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Törenin açılışında sahne alan İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Orkestrası seslendirdiği eserlerle büyük beğeni topladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Bir üniversitenin başarısı, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak, üniversite olarak eğitime, bilime ve araştırmaya yön veren yenilikçi ve uluslararası düzeyde kabul görmüş öncü bir üniversite olmayı arzu ettiklerini belirterek “Elbette tüm saygın yükseköğretim kurumları gibi biz de uluslararası metriklerde yer almayı, her geçen yıl daha iyi sıralamalara ulaşmayı hedefliyoruz. Ancak biliyoruz ki bir üniversitenin başarısı yalnızca aldığı derecelerle değil, insanlığa kattıklarıyla da ölçülür. Bu bağlamda, gençlerimize sadece mesleki bilgi ve beceri kazandırmakla yetinmiyor; onları adalet, merhamet, özgürlük, insan onuru gibi temel insani değerlerle donatarak dünyaya iyi bireyler olarak kazandırmayı da asli görevimiz sayıyoruz” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilginin insanlığın yararına kullanılması da bizim sorumluluğumuzda”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar bize bu sorumluluğun ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermekte” diyen Prof. Dr. Kocabıçak, şunları söyledi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Gazze’de aylardır insanlık tarihinin en karanlık sayfalarına yazılacak bir vahşet yaşanıyor. Çocuklar, kadınlar, masum siviller hayatlarını kaybediyor; şehirler haritadan siliniyor, bir halk sistematik biçimde yok edilmeye çalışılıyor. Bu tablo, bilimin ve teknolojinin insanlık değerlerinden, hukuktan ve vicdandan koparıldığında nasıl bir yıkım aracına dönüşebileceğinin acı bir göstergesi aslında. Üniversiteler olarak bilgiyi üretmek kadar, o bilginin insanlığın yararına kullanılmasını sağlamak da bizim sorumluluğumuzda. Bu nedenle sadece aklı değil, vicdanı da büyüten; sadece zihinleri değil yürekleri de eğiten bir yükseköğretim anlayışına inanıyoruz. Akademik özgürlükten insan haklarına, ifade hürriyetinden adalete kadar bizi biz yapan bütün değerlere sahip çıkmak ve onları güçlendirmek, yalnızca akademik bir görev değil, tarih önünde ahlaki yükümlülüğümüz. Bu sorumluluk bilincimizin bir yansıması olarak, Gazze’de yaşanan insanlık dramını görünür kılmak ve vicdanlarımızda daha derin bir farkındalık yaratmak amacıyla bir fotoğraf sergisi hazırladık. Serginin açılışını, bu törenin hemen ardından gerçekleştireceğiz. Hepinizi, bu sergiyi gezmeye ve tanıklığınızla bu sessiz çığlığa ortak olmaya davet ediyorum.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Yasin Temel’den açılış dersi: “Beyin: Görünmez Pusula”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende Maastricht Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yasin Temel, “Beyin: Görünmez Pusula” başlıklı açılış dersi verdi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyindeki nöronların pusula işlevi gördüğünü belirten Prof. Dr. Yasin Temel, “Beynimizde gerçekten bir pusula var. Spesifik nöronlar bu görevi üstlenir. Bir grup araştırmacı sinekler üzerinde yaptığı araştırmada GPS navigasyon nöronları tespit etmiştir. <span>Yapılan çalışmalar, sineklerin nöronlar sayesinde yemek ve</span> ışık gibi işaretlemelere göre yönünü belirleyebildiğini ortaya koyuyor. Bu nöronlar o anda kayıt altında ve spesifik bir bölgede bu nöronların aktif olduğu tespit edilebiliyor. Pusula sadece GPS veya yön değil, aslında beynimizde pek çok pusula var” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Beyinle ilgili çalışma alanı artık multidisipliner bir alan”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin ve sinir cerrahisi alanında ekibiyle beraber yaptığı çalışmalardan örnekler sunan Prof. Dr. Yasin Temel, günümüzde özellikle epilepsi, Tourette Sendromu, kulak çınlaması gibi beyin fonksiyonlarıyla ilgili çalışma ve araştırmaların sadece beyin cerrahisi ile değil, nöroloji ve bilgisayar mühendisliği gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışmasıyla gerçekleştiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünyanın önde gelen epilepsi merkezlerinden birinde gerçekleştirilen bir ameliyatta beyne yerleştirilen elektrotlar sayesinde epilepsinin beynin hangi bölgesinde oluştuğunun tespit edilebildiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, “Tespitlerin ardından o bölge ameliyatla çıkarılıyor. Enteresan olanı biz bu elektrotları günlerce bilgisayara bağlıyoruz. Nöronları takip ediyoruz. Akademisyenler, nörologlar ve aynı zamanda mühendislerle birlikte bir takım çalışması yapıyoruz. Bilgisayar mühendisliği ile beraber aslında beyni analiz ediyoruz” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Nöroteknoloji hayatımıza çoktan girdi”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde beyni kontrol etmenin en çok merak edilen konulardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Yasin Temel, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Beyin kontrol edildi, her şey kontrol edildi diyenler var. Aslında biz buna nöroteknoloji diyoruz. Nöroteknoloji bilim alanı, bugün ve yarının bilim alanı ama günlük hayatımıza çoktan girdi. Birçoğunuzun akıllı telefonu var. Bütün tercihlerinizi ve davranışlarınızı kaydediyor. Akıllı ev sistemleri var. Ne zaman geldiğinizi, ne zaman çıktığınızı, kaloriferin hangi gün kaç derecede olması gerektiğini, hangi saatte nerelerde olduğunuzu kaydedip analiz ediyor. Akıllı araçlar aynı şekilde ne aldığınızı, neler araştırdığınızı ve beğenilerinizi tespit ediyor. Kısacası davranışlarımızı zaten bilgisayarlara bağladılar. Güçlü firmalar insanları kendilerine bağlamak için çok uğraştı. İnanılmaz yatırımlar yapıldı ve hedefe ulaşıldı” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Bilimde multidisipliner çalışma misyonumuz…”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Gelecekte bilimde bütün alanların bir arada çalışması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Yasin Temel, sözlerini, “Gelecek için bizim misyonumuz, bilimde bütün alanların multidisipliner bir şekilde çalışıp insanlığa daha büyük katkıda bulunmasıdır” şeklinde tamamladı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Akademik başarı gösteren akademisyenlere plaket takdim edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Törende akademik başarı gösteren akademisyenler ve akademik başarı alan öğrencilere plaket takdim edildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Gazze’deki insanlık dramına “Tanıklık” edildi</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Açılış töreni kapsamında Creative Lab’da Gazze’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek üzere düzenlenen “Tanıklık” başlıklı fotoğraf sergisi de açıldı. Serginin açılışını Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Yusuf Elgörmüş, İstanbul Atlas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve rektör yardımcıları ile dekanlar yaptı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-yasin-temel-noroteknoloji-bugun-ve-yarinin-bilim-alani-584795">Prof. Dr. Yasin Temel: &#8220;Nöroteknoloji, bugün ve yarının bilim alanı&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong>  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Nöroloji Uzmanı</strong> <strong>Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong> sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu. </p>
<p><strong>Değişen hava koşulları </strong></p>
<p>Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Artan stres yükü </strong></p>
<p>Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon,<strong> </strong>yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın. <br /><strong>Alerjik reaksiyon ve sinüzit</strong></p>
<p>Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.</p>
<p><strong>Uyku kalitesinin bozulması</strong></p>
<p>Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, <strong> </strong>kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması   dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi </strong></p>
<p>Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 mg olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.</p>
<p><strong>Beslenme düzeninin değişmesi</strong></p>
<p>Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrısına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;KUTU BİLGİSİ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat! </strong><strong> </strong></p>
<p>Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:</p>
<p>Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, &#8220;Hayatımın en kötü baş ağrısı&#8221; olarak tarif edilmesi.</p>
<p>Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi. </p>
<p>50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)</p>
<p>Ateş, kilo kaybı  ve   gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması. </p>
<p>Kafa travması sonrasında ortaya çıkması. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin de dengesini kaybedebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-de-dengesini-kaybedebiliyor-581918</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 14:09:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[Denge Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[dengesini]]></category>
		<category><![CDATA[İç Kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kaybedebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[metin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581918</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, beyinde denge kaybının nedenleri, belirtileri, teşhis yöntemleri ve tedavi seçenekleri ile yaşam kalitesine etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-de-dengesini-kaybedebiliyor-581918">Beyin de dengesini kaybedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, beyinde denge kaybının nedenleri, belirtileri, teşhis yöntemleri ve tedavi seçenekleri ile yaşam kalitesine etkisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Beyin, beyincik ve iç kulak arasındaki iletişimin bozulması beynin dengesini de bozuyor!</strong></p>
<p>Beyinde denge kaybının, günlük yaşamda fark edilmese bile kişinin hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Düşme riskini artıran, baş dönmesi ve sersemlik hissiyle kendini gösteren bu durumun ardında basit nedenler olabileceği gibi ciddi hastalıklar da yatabilir.” dedi.</p>
<p>Beyinde denge kaybının, merkezi sinir sisteminde dengeyi sağlayan beyin, beyincik ve iç kulak arasındaki iletişimin bozulması sonucu ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Metin, “Bu durum, kişinin yürüme, oturma veya ayakta durma gibi temel hareketlerinde dengesizlik, sendeleme veya baş dönmesi hissetmesine yol açar. Denge, yalnızca beyincik tarafından değil, gözler, iç kulak ve sinir sisteminden gelen bilgilerin bütünleşmesiyle sağlanır. Bu sistemdeki en küçük bir aksama bile kişinin günlük yaşamını zorlaştıran semptomlara neden olabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyinde denge kaybı pek çok nedenle ortaya çıkabilir!</strong></p>
<p>Denge kaybının en sık ileri yaş grubunda görülse de gençlerde de rastlanabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Beyinde denge kaybı pek çok nedenle ortaya çıkabilir. Yaşla birlikte beyincik dokusunda hücresel kayıplar ve sinir iletim hızının düşmesi dengeyi etkiler.” dedi.</p>
<p>Beyincik hasarının ve koordinasyon merkezinin etkilenmesinin yürüyüşte bozulma ve yalpalamaya yol açabileceğini aktaran Prof. Dr. Metin, diğer problemleri şöyle sıraladı:</p>
<p>“İç kulak problemleri, yani vestibüler sistemdeki enfeksiyonlar ve Meniere hastalığı dengeyi doğrudan bozabilir. Beyin tümörleri nedeniyle oluşan basınç artışı dengeyi etkiler. İnme ve damar tıkanıklığı gibi sorunlar beyne giden kan akışının azalmasına neden olarak ani denge kaybına yol açabilir. Multipl skleroz, Parkinson gibi nörolojik hastalıklar sinir iletimini etkiler. Özellikle B12 eksikliği sinir sistemini olumsuz etkileyerek denge sorunlarını tetikler.”</p>
<p><strong>Çeşitli fiziksel belirtilerle kendini gösterebilir! </strong></p>
<p>Beyinde denge kaybının belirtilerine değinen Prof. Dr. Barış Metin, “Yürüme veya ayakta durmada sağa sola yalpalama, sürekli veya tekrarlayan baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma, kulakta uğultu ve baş ağrısı, bulanık görme veya çift görme, ileri vakalarda konuşmada bozulma, kas güçsüzlüğü ve titreme ortaya çıkabilir. Bazı hastalar odanın döndüğünü hissederken, bazıları ayaklarının altındaki zemin kayıyormuş gibi tarif eder. İleri vakalarda bilinç bulanıklığı görülebilir.” dedi.</p>
<p>Denge kaybının kaynağını belirlemek için bazı yöntemler kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Metin, “Hastanın hikayesi dinlenir ve fiziksel muayeneyapılır. MR veya BT gibi görüntüleme yöntemleri ile beyin tümörü, kanama veya damar tıkanıklığı olup olmadığı tespit edilir. Romberg testi başta olmak üzere denge ölçümleri yapılır. İç kulak kaynaklı sorunlar ile vitamin eksiklikleri ve metabolik nedenler araştırılır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doğru teşhis ve tedavi ile denge kaybı düzelebilir!</strong></p>
<p>Tedavinin, altta yatan nedene göre planlandığını kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, “Neden tespit edildikten sonra, ilaç tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, cerrahi müdahale, yaşam tarzı düzenlemeleri ve psikolojik destek yöntemlerinden biri veya birkaçı hastaya önerilebilir.” dedi.</p>
<p>Beyinde denge kaybının, kendi başına ölümcül olmasa da düşme riskini artırarak özellikle yaşlılarda kırık ve yaralanma riskini yükseltebileceğinin altını çizen Prof. Dr. Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çoğu durumda doğru teşhis ve tedavi ile denge kaybı düzelebilir veya kontrol altına alınabilir. Bu duruma en sık B12 vitamini eksikliği yol açarken, yoğun stres ve anksiyete de bazı kişilerde baş dönmesi ve dengesizlik hissi yaratabilir. Denge kaybı yaşayan kişilerin öncelikle nöroloji uzmanına başvurması önerilir; iç kulak kaynaklı sorunlarda KBB uzmanı da değerlendirme yapabilir. Her zaman kalıcı olmamakla birlikte, altta yatan neden tedavi edilirse denge genellikle düzelir. Ayrıca vestibüler rehabilitasyon ve denge egzersizleri, beynin denge mekanizmasının yeniden uyum sağlamasına yardımcı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-de-dengesini-kaybedebiliyor-581918">Beyin de dengesini kaybedebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[demans]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastadan]]></category>
		<category><![CDATA[inde]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde çoğumuzun yakındığı ‘unutkanlık’ özellikle ileri yaşın doğal bir sonucu olarak düşünülse de aslında demansın, bir başka deyişle bunamanın ilk sinyallerinden biri olabiliyor! Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte demans dünya çapında giderek artan hızla yaygınlaşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon kişiye demans tanısı konulduğu ve 2021 yılında bu sayının 57 milyona yükseldiği belirtiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, </strong>demans sorununda erken tanı ve tedavinin büyük bir önem taşıdığını belirterek, “Demansın kesin bir tedavisi olmasa da hem hastalara hem de bakımını üstlenen kişilere destek olmak için çok şey yapılabilmektedir. Sosyal hayata katılmak, fiziksel ve zihinsel olarak olarak aktif olmak demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltirken, bazı ilaçlar da hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomların yönetilmesine yardımcı olabilmektedir. Bu nedenle, demansın ilk belirtilerinden olan unutkanlık günlük hayatın yoğunluğu veya ileri yaşın bir sonucu olarak düşünülmemeli, mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu demans riskini azaltan 10 önerisini sıraladı, önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><strong>Günlük yaşamı etkileyecek şiddete ulaşıyor! </strong></p>
<p>Demans, günlük yaşamı etkileyecek kadar şiddetli hafıza, dil, sorunları çözme ve diğer düşünme becerilerinin kaybını ifade eden genel bir terim. Zamanla sinir hücrelerini tahrip eden ve beyne zarar veren bir dizi hastalığın neden olabileceği bir sendrom. Genellikle bilişsel işlevlerde, yani düşünceyi işleme yeteneğinde biyolojik yaşlanmanın olağan sonuçlarından beklenenin ötesinde bir bozulmaya yol açıyor. Bilinç etkilenmese de bilişsel işlevlerdeki bozulmaya genellikle ruh hali, duygusal kontrol, davranış veya motivasyon değişiklikleri eşlik ediyor ve bazen de öncesinde görülüyor.</p>
<p><strong>İlk akla gelen Alzheimer olsa da… </strong></p>
<p>Demans denildiğinde ilk akla gelen Alzheimer olsa da aslında pek çok demans türü mevcut. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, beyni etkileyen çeşitli hastalıklardan ve yaralanmalardan kaynaklanabilen demansın ek sık görülen tiplerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Alzheimer: Demansın yüzde 60-70 gibi yüksek bir oranı Alzheimer kaynaklı oluyor.</li>
<li>Vasküler demans:  Beyinde mikroskobik kanama ve kan damarı tıkanıklığı sonucu gelişiyor ve demansın en yaygın 2’inci sebebini oluşturuyor.</li>
<li>Lewy cisimcikli demans: Sinir hücreleri içinde anormal protein birikmesi nedeniyle ortaya çıkıyor.</li>
<li>Frontotemporal demans: Beyin ön lobunun dejenerasyonu sebebiyle görülüyor.</li>
</ul>
<p><strong>Obeziteden hipertansiyona… </strong></p>
<p>İleri yaş demansın en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor.  İlerleyen yaşın yanı sıra genlerdeki mutasyonun da demans için 2’inci en büyük risk faktörünü oluşturduğuna işaret eden Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Örneğin, Alzheimer hastalığı olan her 3 hastadan neredeyse 2’sinde en az bir ApoE4 gen kopyası bulunmaktadır” diyor. Bunların yanı sıra kan basıncı yüksekliği   (hipertansiyon), kan şekeri   yüksekliği (diyabet), aşırı kilo veya obezite, sigara kullanımı, çok fazla alkol tüketimi, fiziksel olarak hareketsiz bir yaşam sürmek, sosyal olarak izole olmak, zihnen aktif olmamak ve depresyon da sık izlenen risk faktörleri arasında yer alıyor. Ayrıca beslenme yetersizlikleri ve hava kirliliği de riski artırıyor.</p>
<p><strong>İşitme kaybı demans riskini artırıyor</strong></p>
<p>İşitme kaybı bile demans için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, 40-50<strong> </strong>yaş grubunda gelişen işitme kaybının demans riskini ortalama yüzde 90 oranında artırabildiği uyarısında bulunarak, “İşitme sorunları olan kişilerin sosyal ortamlardan uzaklaşma ve zamanla daha fazla izole olma, depresyona girme olasılığı daha yüksektir. Sosyal izolasyon ve depresyon da demans için risk faktörleridir. İşitme kaybı ayrıca sesleri ve konuşmayı anlamamıza yardımcı olan beyin bölgelerinin seslerin ne olduğunu anlamak için daha fazla çalışmaları gerektiği anlamına gelebilir. Bu ek çaba, hafızamızı ve düşünme yeteneklerimizi etkileyen beyinde değişikliklere yol açabilmektedir” diyor. İşitme kaybının düzeyinin ve ne kadar sürdüğünün demans riskini etkilediğini belirten Dr. Ayla Sifoğlu, “Ancak bu, işitme kaybı olan bir hastada mutlaka demans gelişeceği değil, sadece risklerinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Demans riskine karşı işitme sağlığını korumak için yüksek sesli ortamlardan kaçınılmalı, işitme testi yaptırmalı ve ihtiyaç halinde işitme cihazı kullanılmalıdır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genç yaşta başlayan demansa dikkat! </strong></p>
<p>Demans için bilinen en güçlü risk faktörü ileri yaş olsa da biyolojik yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmuyor. Ayrıca demansın ilk belirtileri her 100 hastadan 9’unda 30 &#8211; 65 yaşları arasında ortaya çıkıyor. Yani, her 10 hastadan yaklaşık 1’inde erken yaşta görülüyor ve bu tablo “genç başlangıçlı demans” olarak adlandırılıyor.  Bu demans türü genellikle stres, anksiyete, depresyon veya menopoz gibi sorunlara bağlandığı için tanısı gecikebiliyor.  Demanslı genç hastalarda ileri yaştaki hastalara nazaran ilk belirtilerden biri olarak hafıza kaybı daha nadir görülüyor. Bu hastalarda ilk sinyaller genellikle dil, görme veya davranış sorunları oluyor. Ayrıca hareket, denge ve koordinasyon problemleri de gelişebiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Bir kişinin neden diğerinden daha erken yaşta demans geliştirdiğini söylemek genellikle zordur. Ancak, genetik yatkınlığın önemli bir rol oynayabildiğini biliyoruz. Öyle ki genç yaşta demans hastası olan yaklaşık her on kişiden 1’inde demansa neden olan gen tespit edilmektedir” diyor. Dr. Ayla Sifoğlu, demansın erken yaşta felç geçirmek, travmatik beyin hasarı, bazı enfeksiyonlar ve aşırı alkol kullanımı gibi genetik olmayan nedenlerle de genç insanlarda gelişebileceğini söylüyor.</p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin! </strong></p>
<p>Demansın, özellikle erken evrede en yaygın görülen belirtilerinden biri, yakın zamanda öğrenilen bilgilerin ve yaşanan olayların unutulması oluyor. Eşyaları kaybetme veya yanlış yere koyma, yürürken veya araba kullanırken kaybolma, tanıdık yerlerde bile kafa karışıklığı yaşama, zamanı karıştırma, konuşmaları takip etme veya kelime bulmada zorluk, sorun çözme veya karar vermede güçlük, aynı soruları tekrar tekrar sorma, diğer belirtileri arasında yer alıyor. Hafıza kaybı nedeniyle endişeli, üzgün veya öfkeli hissetme, kişilik değişiklikleri, uygunsuz davranışlarda bulunma, işten veya sosyal aktivitelerden çekilme gibi yaygın ruh hali ve davranış değişiklikleri de izleniyor. Demans ilerledikçe hastalar aile üyelerini veya arkadaşlarını tanımayabiliyor, kişisel bakım konusunda yardıma ihtiyaç duyuyor.</p>
<p><strong>Kesin tedavisi olmasa da ilerlemesi yavaşlatılıyor! </strong></p>
<p>Kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaçlar demansın ilerlemesini yavaşlatmaya ve semptomlarının yönetilmesine destek oluyor. Ayrıca kan basıncını ve kolesterolü kontrol altına alan ilaçlar da vasküler demansa bağlı beyinde ek hasar oluşmasını önleyebiliyor. Fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalmak, sosyal hayata katılmak da demans hastalarının yaşam kalitelerini yükseltiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, “Hekimler her hasta için uygun tedaviyi düzenlemekte ve hastayı yaşam boyu takip etmektedir. Tedavide ihtiyaç halinde değişiklikler yapmakta ve hastalık süresince ortaya çıkabilecek sorunlar için gerekli desteği sağlamaktadırlar” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Demansı önlemek için 10 etkili öneri! </strong></p>
<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Ayla Sifoğlu, demansı önlemek için dikkat etmeniz gereken 10 önemli kuralı şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Fiziksel olarak aktif olun. Yürüyün, koşun, dans edin, bisiklete binin, bahçede çalışın, ev işleriyle uğraşın.</li>
<li>Zihninizi aktif tutun. Yeni hobiler edinin, yeni bir dil öğrenin, kelime veya sayı oyunları oynayın.</li>
<li>Sosyal olarak aktif kalın. Aileniz, arkadaşlarınız ve çevrenizle sık sık görüşün, sohbet edin.</li>
<li>Beynin kan dolaşımının hasar görmemesi için diyabet ve obeziteye karşı önlem alın. Bu hastalıklarınız varsa kontrol altında olmasını sağlayın.</li>
<li>Kalbinizi koruyun ve tansiyonunuzu kontrol altında tutun.</li>
<li>İşitme duyunuzu koruyun. Yüksek sese maruz kalmayın, işitme sorunu yaşıyorsanız,<strong> </strong>gerekirse işitme cihazı kullanın.</li>
<li>Alkol tüketimini sınırlayın, asla sigarı içmeyin ve içilen ortamlarda bulunmayın.</li>
<li>Depresyon sorunu yaşıyorsanız mutlaka destek alın.</li>
<li>Kaliteli ve düzenli uyumaya özen gösterin. Uyku apnesi veya başka uyku sorunları yaşıyorsanız, tedavi olun.</li>
<li>Beyin sarsıntısına ve travmatik beyin hasarına karşı beyninizi riske atabilecek aktivitelerden uzak durum.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-10-hastadan-1inde-erken-yasta-goruluyor-579031">Her 10 hastadan 1&#8217;inde erken yaşta görülüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[hidrosefali]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>
<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>
<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>
<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>
<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[olabilecek]]></category>
		<category><![CDATA[topçuoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olan Alzheimer hastalığında beyin hücre ölümünün çok hızlı ve erken olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda ortaya çıkan birtakım değişikliklerin iyi gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi gibi belirtiler mutlaka dikkate alınmalı ve uzmana başvurulmalı” uyarısında bulundu. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hastalığın ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin hücre ölümü, çok hızlı ve erken gerçekleşiyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer hastalığının tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olduğunu belirten   </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Alzheimer hastalığı, henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş büzüşmeye başlar ve küçülür. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Bu belirtiler göz ardı edilmemeli</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer belirtilerinden bahseden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi önemli belirtiler arasındadır. Eşyaları yanlış yere koyma ve sonrasında koyduğu yeri bulamama, muhakeme yeteneğinin bozulması, iş hayatından ve sosyal aktivitelerden kaçınma, duygudurum ve kişilik değişiklikleri de diğer belirtiler arasında sıralanabilir” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Mekânsal ilişkiyi anlamada güçlük çekilebiliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, g</span></span></span><span><span><span>örsel olarak objeleri ve bunların mekânsal ilişkilerini anlamada güçlük çekmenin de bir başka belirti olduğunu söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Örneğin p</span></span></span><span><span><span>encereden bakarken gördüğü bir cismi kendine ait bir eşyaya benzetme ve eliyle uzanırsa ya da pencereden aşağıya adım atarsa ona ulaşabileceğini sanmak da belirtiler arasında yer almaktadır” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Unutkanlığın farklı nedenleri olabilir</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Her unutkanlığın Alzheimer habercisi olmadığını ancak ciddiye alınması gerektiğini belirten </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “</span></span></span><span><span><span>Unutkanlık bir semptomdur. Alzheimer dışında da pek çok hastalık ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu durumlar ciddiyet açısından bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinden beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede olabilirler. O nedenle unutkanlık yakınması da tüm diğer semptomlar gibi ciddiye alınıp hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Aile öyküsü, kafa travması, depresyon risk faktörleri arasında…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’da risk faktörlerine dikkat çeken </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></span><span><span><span>, bu faktörleri yaş, aile öyküsü, kafa travması, geçirilmiş depresyon öyküsü, kalp-damar ya da beyin- damar hastalıkları, düşük eğitim düzeyi ve ApoE4 taşıyıcılığı olarak sıraladı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İşleyen beyin ışıldar</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Alzheimer’in ortaya çıkmasının önlenemeyeceğini ancak bu durumun yaşam koşullarına bağlı olarak daha ileri yaşlara ertelenebileceğini ifade eden </span></span></span><span><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“</span></span></span><span><span><span>Her ne kadar hastalığın oluş mekanizmasını önlemeye yönelik tedavi çalışmaları sürse de Alzheimer hastalığının ortaya çıkması, günümüz koşullarında önlenememektedir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, işleyen beyin ışıldar. Eğitimli, sosyal hayatın içinde, üretmeye çalışan insanlarda semptomlar çok daha geç ortaya çıkabilecekken, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hayatın dışında kalma gibi unsurlar, hastalık belirtilerinin çok daha erken ortaya çıkmasına neden olur. Bu da kişinin yaşam kalitesi açısından çok önem taşır.” </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-belirtisi-olabilecek-farkliliklar-dikkate-alinmali-576953">Alzheimer belirtisi olabilecek farklılıklar dikkate alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 09:51:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen alzheimer, yalnızca yaşlılığın bir belirtisi olarak değil, beyin hücrelerinin hasar görmesiyle oluşan, hafıza kaybı ve davranış değişiklikleriyle ilerleyen bir hastalık olarak biliniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561">Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen alzheimer, yalnızca yaşlılığın bir belirtisi olarak değil, beyin hücrelerinin hasar görmesiyle oluşan, hafıza kaybı ve davranış değişiklikleriyle ilerleyen bir hastalık olarak biliniyor. İlk belirtiler genellikle unutkanlıkla ortaya çıkarken, ilerleyen evrelerde hastalar günlük işlerini yapamaz hale gelebiliyor. Sağlıklı yaşam tarzı, düzenli beyin egzersizleri ve erken tanı, hastalığın seyir hızını önemli derecede etkiliyor. </p>
<p>Memorial Ankara Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Neşe Yavaşoğlu,  “21 Eylül Dünya Alzheimer Günü” öncesinde, alzheimer hastalığı ve belirtileriyle ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hastalığın altında genetik bozukluk ve stres yatıyor </strong></p>
<p>Dünya genelinde 60 yaş üstünde %5-8, 85 yaşın üstünde %30 oranında alzheimer görülmektedir. Türkiye’de ise 65 yaş üstü %8-10 kişide görülmektedir. Dünyada şu an 55 milyon, Türkiye’de 600 bin kadar Alzheimer hastası bulunmaktadır. Alzheimer hastalığı, beyinde sinir hücresi hasarına neden olan ilerleyici bir nörodejeneratif bozukluktur. Hastalığın oluş mekanizması tam aydınlatılamamıştır. Çalışmalar birçok farklı mekanizmanın rol oynadığını karmaşık bir süreci işaret etmektedir. Hastalığın oluş mekanizması kesin olarak anlaşılamamış olsa da, araştırmalar birkaç temel mekanizmanın rol oynadığını göstermektedir. Beta-amiloid adı verilen bir proteinin birikimi sonucu gelişen Amiloid Plaklar, tau proteininin anormallikleri, inflamasyon ve serbest radikallerin hücrelere zarar vermesi sonucu ortaya çıkan oksidatif stres, özellikle APOE- ε4 geninin varlığı gibi genetik yatkınlık ve epigenetik faktörlerdir.</p>
<p><strong>Alzheimer’ın 10 önemli sinyali!</strong></p>
<ol>
<li>Yakın dönemde olan durumları hatırlayamama, zaman ve mekanı karıştırma,</li>
<li>Eşyaları kaybetme, </li>
<li>Aynı soruları tekrarlama, </li>
<li>Konuşurken kelime bulmada güçlük çekme ve duraksama, </li>
<li>Bilinen yollarda kaybolma, </li>
<li>Yemek tarifi gibi planlama gerektiren işlerde zorlanma</li>
<li>TV izlerken konuyu takipte zorlanma, </li>
<li>Derinlik algısı bozulduğu için merdiven çıkmakta zorlanma, </li>
<li>Davranış değişiklikleri (kolay sinirlenme, huzursuzluk içe kapanma, sosyal yönden gerileme ve kişisel bakımını aksatma.)</li>
<li>Orta dönemde yakınlarını tanımada güçlük, ileri dönemde iletişim kuramama, yürüme ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarda bağımlılık </li>
</ol>
<p> Hastalığın tanısında, klinik öykü ve nörolojik muayene, bilişsel testler (MMSE, MOCA), MRI, PET (FDG-PET, Amyloid PET): gibi görüntüleme yöntemleri, beyin omurilik sıvısı veya kan testleri: Plazma p-tau181, p-tau217 vb. biyobelirteçler değerlendirilmektedir. Yaş, kadın cinsiyet, aile öyküsü, genetik mutasyonlar, sigara, alkol, hipertansiyon, diyabet, obezite, kolesterol yüksekliği, hareketsizlik, depresyon, sosyal izolasyon, uyku apnesi, kafa travmaları, hava kirliliği ve toksin maruziyetleri, alzheimera yakalanma riskini artırmaktadır. </p>
<p><strong>Kesin tedavi yok ama belirtiler azaltılabilir</strong></p>
<p>Alzheimer için günümüzde hastalığı tamamen durduran veya geri<strong> </strong>döndüren kesin bir<strong> </strong>tedavi<strong> </strong>yöntemi henüz bulunmamaktadır. Belirtileri azaltmaya yönelik asetilkolinesteraz inhibitörleri, NMDA reseptör antagonisti kullanılmaktadır. Son yıllarda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik bazı tedavi seçenekleri de gündemde; bu ilaçlar beyinde biriken amiloid-beta plaklarını azaltmakta, hastalığın ilerlemesini de bir miktar yavaşlatabilmektedir. Ancak beyin ödemi ve mikrokanama gibi yan etkiler meydana gelebileceğinden, kullanımları sınırlamaktadır. </p>
<p><strong>Yaşam tarzı değiştirilmeli ve koruyucu takviyeler alınmalı </strong></p>
<p>Alzheimer beyinde düzensiz proteinlerin yavaş yavaş biriktiği sinsi bir hastalık olmakla birlikte, bu birikimler belirtiler ortaya çıkmadan tam 10-15 yıl önce başlamaktadır. Bu nedenle koruyucu tedaviler almak gerekmektedir. Omega-3 Yağ Asitleri (DHA, EPA), B Vitaminleri, Resveratrol, Koenzim Q10, Ginkgo Biloba Ekstresi vb. çok sayıda araştırılmış takviyeler bulunmaktadır. Ancak bu takviyelerin yan etkileri veya ilaç etkileşimleri nedeni ile doktor önerileri doğrultusunda kullanılmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda, az kalori tüketimine, haftada en az 150 dakika orta düzey aerobik egzersiz yapmaya (yürüyüş, bisiklet, yüzme), yeni şeyler öğrenme, stresi azaltmak için meditasyon yapmaya, 7-8 saat kaliteli düzenli uyku çekmeye özen gösterilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, Alzheimer’ın genetik geçişi<strong> </strong>%1’den azdır. Büyük çoğunluğunda genetik yatkınlık, yaşam tarzı ve çevresel faktörler etkili olmaktadır<strong>.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-belirtiler-alzheimerin-habercisi-olabilir-576561">Bu Belirtiler Alzheimer&#8217;ın Habercisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 16:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybetmeyene]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[umudunu]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, umut ve umutsuzluk konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869">Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, umut ve umutsuzluk konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Umut sadece bir duygu değil</strong> <strong>&#8220;yaşam enerjisi&#8221;…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan,<strong> </strong>umudun sadece bir duygu değil, aynı zamanda hayatta kalmak için tüm canlıların genlerine kodlanmış bir &#8220;yaşam enerjisi&#8221; olduğunu belirterek, normal olanın umut, anomalinin ise umutsuzluk olduğunu söyledi.</p>
<p>İnsanın doğuştan umutlu olmaya programlandığını ancak öğrendiği yanlış düşünce kalıpları ve &#8220;kendini gerçekleştiren kehanetler&#8221; ile umutsuzluğa sürüklendiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir hayvan kesimhaneye giderken bile otlamaya devam eder çünkü gelecek projeksiyonu yoktur, umutsuzluğu bilmez. İnsan ise geleceğin ve belirsizliğin farkında olduğu için umutsuzluğa düşebilir. Ancak bu, sonradan öğrenilen bir durumdur.&#8221; dedi.</p>
<p>Umudun, bir duygudan öte, bilinçli ve öğrenilmiş zihinsel bir beceri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, &#8221; Umut bir duygudan öte bilinçli bir şeydir, zihinsel bir öğrenme sonucunda ortaya çıkar. Yani insan umutla umutsuzluk arasında ilerleyen bir varlıktır. Beynimiz küserse umutsuz oluruz. &#8216;Ben başaramam, her şey boş, hayat anlamsız&#8217; gibi düşünceler beyni savunmaya geçirir ve kişiyi yalnızlığa, depresyona iter.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Psikolojik sağlamlığın en önemli kaynaklarından biri ümidi yüksek tutabilme becerisi</strong></p>
<p>Psikolojik sağlamlığın en önemli kaynaklarından birinin, her koşulda ümidi yüksek tutabilme becerisi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin amaç odaklı düşünme ve sabır gibi diğer karakter güçleriyle desteklendiğini ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, umutsuzluğun en büyük kaynaklarından birinin, insanların olumsuz ön yargıları ve &#8220;zihin okuma&#8221; alışkanlıkları olduğunu, düşünce katılığına sahip, eleştiriye kapalı ve inatçı kişilerin kendilerini değişime kapattığını dile getirerek, 21. yüzyılın en önemli becerilerinin yenilikçilik ve farklı fikirlere açık olmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Umut duygusunu korumak için çocukları örnek almamız gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;En ümitsiz ortamda bile insan kendine bir ümit ışığı yakabilir. Tohum yerin altında bekler, şartlar oluştuğunda fidan olur, ağaç olur, meyve verir. Umut da böyledir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>İnsanın en temel korkularının altında &#8220;belirsizliğe tahammülsüzlük” yatıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel korkularının altında yatan &#8220;belirsizliğe tahammülsüzlüğün&#8221;, umutsuzluğun ana kaynağı olduğunu dile getirerek, “İnsan, diğer canlılardan farklı olarak her şeyi kontrol etme arzusundadır.” dedi.</p>
<p>Kutsal metinlerin &#8220;ilahi plana güvenme&#8221; yani teslimiyet ve tevekkül tavsiye ettiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, insanın &#8220;Şu an benim için kötü olan şey, belki yarın için iyidir&#8221; diyerek büyük resmi görmeye çalıştığında ve kontrol edemeyeceği durumları &#8220;radikal kabullenme&#8221; ile rafa kaldırdığında, belirsizliğin azaldığını ve umutsuzluğun umuda dönüştüğünü ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu yaklaşımın, kişinin gücünün yetmediği konularda boşa enerji harcamak yerine, hedeflerine odaklanmasını ve anı yaşamasını sağlayan modern bir terapi yöntemi olduğunu da dile getirdi.</p>
<p><strong>Umut, öğrenilmiş zihinsel bir beceri</strong></p>
<p>Umudun, öğrenilmiş zihinsel bir beceri ve bir karakter gücü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, psikolojik sağlamlığın temelinde &#8220;zihinsel esnekliğin&#8221;, yani A planı olmayınca B ve C planlarını düşünebilmenin yattığını kaydetti.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Yunus Peygamber kıssasının da bir sabır öyküsünden çok, &#8220;ne olursa olsun ümitsizliğe düşmeme&#8221; kıssası olarak okunması gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Bazı kişilerin, sorumluluk almamak ve riskten kaçmak için &#8220;depresyondan beslendiğini&#8221; ve &#8220;Ben zaten böyleyim, hayat kötü&#8221; diyerek kendilerini bir kadere hapsettiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumun bir kendini kandırma yöntemi olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Ümitli bir insan su gibi…</strong></p>
<p>20&#8217;li yaşların, kimlik arayışı ve hayal kırıklıklarının sıkça yaşandığı bir &#8220;karar yılları&#8221; olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hayata taktığınız zihinsel gözlük siyahsa, her şeyi siyah görürsünüz. Ümitli bir insan ise su gibidir; önüne bir engel çıktığında etrafından dolaşır, yoluna devam eder. Müthiş bir metafor su. Su akıyor, önüne bir engel çıktığı zaman etrafını dolaşıyor. Damlaya damlaya geçiyor, gidiyor. Buhar oluyor, tekrar dönüyor. Yani ümitli olan bir insan su gibi hayata bakar. Hayatta her şey bakış açımızla ilgili. Zümrüdüanka kuşu var. Türkçede de Hüma kuşu diye geçiyor. Zümrüdüanka küllerinden yeniden doğmuş. Zümrüdüanka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı metafor olarak terapide de kullanıyoruz.” diye konuştu.</p>
<p>Gençlere, küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka kuşunu örnek almalarını tavsiye eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;İnsana doğuştan bu kapasite verilmiştir. En karanlık anlar, aydınlığın kıymetinin anlaşıldığı şafak vaktidir. Kapalı kapıları zorlamak yerine, açık kapıları arayıp bulmalı ve oradan ilerlemelisiniz.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Umut duygusu beyinde serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarını harekete geçiriyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, umut duygusunun yüksek olmasının beyinde serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarını harekete geçirdiğini ve kişinin enerjisini artırdığını belirterek, &#8220;Beynimiz, umutlu olduğumuzda bize yardım eder. Krizlere ve depresyona çözüm bulur. Biyolojik olarak umutlu olmaya kodlanmışız. Umut duygusu, insan için bilişsel ve zihinsel bir beceridir. Umut duygusunun yüksek olması, motivasyonun da yüksek olması demektir. Depresyon tedavisinde veya kariyer eğitimlerinde ilk öğretilen şey, iyileşme beklentisi ve umut duygusudur. İyileşme beklentisi ve umut duygusu olan kişilerin beyinlerinde serotonin, dopamin, oksitosin ve endorfin gibi mutluluk ve hazla ilgili hormonlar adeta coşar. Bu hormonlar sayesinde kişinin enerjisi artar ve kendini harekete geçirir. Umutlu bir kişi, önüne çıkan engelleri birer ‘engel’ olarak değil, ‘büyümenin bir parçası’ olarak görür. Bakış açısı tamamen bununla ilgilidir. Yaşadığı travmaları ‘geliştiren travma’ olarak nitelendirir. Bir olayın tehdit boyutu yerine fırsat boyutuna odaklanır. Tehditleri analiz eder ama asıl olarak ‘Yaşadığım bu olaydan nasıl bir fırsat çıkarabilirim?’ diye düşünür. İşte bu bakış açısına sahip olduğunda, umut o kişi için gerçek bir yaşam enerjisine dönüşür.” dedi.</p>
<p><strong>Beynimiz adeta bir kimya laboratuvarı, bir eczane gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Ümitsizlik ve karamsarlığın insan doğasına aykırı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Çünkü en zor durumda bile içinde bir umut ışığı taşıyan kişi, harekete geçme gücünü bulabiliyor. Böylece motivasyonu ve enerjisi artıyor. En önemlisi de beyin ona yardım ediyor. Beynimiz adeta bir kimya laboratuvarı, bir eczane gibi çalışıyor. Umudu yüksek olan kişinin beyni, depresyona ya da krize çözüm üretmeye başlıyor. Beyin destek verince çıkış yolu da daha kolay bulunuyor. Çünkü biz biyolojik olarak buna uygun şekilde kodlanmışız.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-umudunu-kaybetmeyene-yardim-ediyor-575869">Beyin, umudunu kaybetmeyene yardım ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:29:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demansın en yaygın nedeni olan Alzheimer, beynin yapısında ve işleyişinde değişikliklere yol açan ciddi bir rahatsızlık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593">Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demansın en yaygın nedeni olan Alzheimer, beynin yapısında ve işleyişinde değişikliklere yol açan ciddi bir rahatsızlık. Yaşlanmanın doğal bir sonucu olmasa da en önemli risk faktörü yaştır ve çoğunlukla 65 yaş ve üzerinde görülür. Beyindeki amiloid ve tau proteinlerinin birikmesinin hücrelerde fonksiyon kaybına yol açtığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bu durum git gide hücrelerin birbiriyle iletişim kurmasını engeller ve zamanla hücreler ölür. Sinir hücresi kaybı ilerledikçe beyin küçülür, hafıza, düşünme, dil, davranış ve sosyal yetenekler kaybolur. Hastalığın teşhisi için; kişinin sağlık geçmişi, semptomları değerlendirilerek zihinsel testler ve beyin görüntülemelerine başvurulur” dedi.</strong></p>
<p>Alzheimer’ın kesin nedeni henüz bilinmese de erken yaşta genetik, ileri yaşta ise çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkilendirilir. Belirtilerin hastalığın evresine göre farklılık göstereceğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Erken dönemde unutkanlık, kelime bulma, plan yapma ve problem çözmede zorlanma öne çıkar. Orta evrede hafıza kaybı ve kafa karışıklığı artar, kişi yakınlarını tanımakta zorlanır, kişisel bakım için destek ister ve duygusal dalgalanmalar yaşayabilir. İleri evrede ise hafıza neredeyse tamamen kaybolur, yemek yeme, yürüme ve konuşma gibi temel gereksinimler için bile yardıma ihtiyaç duyar, iletişim sınırlanır ve enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir” dedi.</p>
<p><strong>Tedavinin amacı hayat kalitesini korumak</strong></p>
<p>Günümüzde Alzheimer’ın kesin bir tedavisi olmasa da bazı ilaç ve tedavi yöntemleri ile ilerlemenin yavaşlatılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Kütükçü, “Bu tedavi yöntemleri; hastalığın neden olduğu davranışsal sorunları hafifletebilir ve hastaların hayat kalitesini olabildiğince korumaya çalışır. Erken teşhis ve hasta yakınlarının desteği de bu süreçte büyük önem taşır. Hastalıkla ilgili bilimsel araştırmalar ise tüm dünyada yoğun bir şekilde sürdürülüyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, Alzheimer riskini artırabilecek 8 önemli faktörü sıraladı:</p>
<p><strong>İleri yaş</strong></p>
<p>Alzheimer için en büyük risk faktörü yaştır. Özellikle 65 yaş üstünde risk önemli ölçüde artar.</p>
<p><strong>Genetik yatkınlık</strong></p>
<p>Ailede Alzheimer öyküsü bulunması hastalık riskini yükseltir.</p>
<p><strong>Zihinsel aktivite eksikliği</strong></p>
<p>Zihni az çalıştırmak Alzheimer’a yatkınlığı artırır. Okuma, öğrenme, bulmaca gibi etkinlikler beyin sağlığını destekler.</p>
<p><strong>Fiziksel travmalar</strong></p>
<p>Ciddi kafa yaralanmaları veya tekrarlayan travmalar hastalık riskini artırabilir.</p>
<p><strong>Damar sağlığı problemleri</strong></p>
<p>Hipertansiyon, diyabet, obezite ve kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri beyin damarlarını etkileyerek tehlike yaratır.</p>
<p><strong>Uyku bozuklukları</strong></p>
<p>Kronik uyku apnesi veya yetersiz uyku, beyin sağlığını olumsuz etkileyerek Alzheimer’a zemin oluşturur.</p>
<p><strong>Sigara ve aşırı alkol kullanımı</strong></p>
<p>Tütün ürünleri ve yoğun alkol tüketimi beyin hücrelerine zarar vererek demans riskini artırır.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı</strong></p>
<p>Fiziksel aktivite eksikliği hem kalp-damar hem de beyin sağlığını olumsuz etkiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alzheimer-riskini-artiracak-8-faktor-571593">Alzheimer riskini artıracak 8 faktör</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 10:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[solaksa]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El tercihi doğuştan gelen, genetik ve çevresel etkenlerle şekillenen bir özellik!</strong></p>
<p>El tercihinin doğuştan gelen, büyük oranda beynin işleyişine bağlı bir özellik olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beynimizin motor komutları veren bölümleri, özellikle de karşı beyin yarımküresiyle çalışan motor korteks, hangi elimizi baskın kullandığımızı belirler.” dedi.</p>
<p>Sağ elini kullananların motor sisteminin genellikle sol beyin yarımküresiyle daha aktif çalışırken, solaklarda bu durumun çoğunlukla tersi olduğunu aktaran Alp, “Solaklık genetik faktörlerden de etkilenir. Ailede solak bireylerin bulunması, çocuğun da solak olma ihtimalini artırır. Ancak bu aktarım matematiksel olarak öngörülebilir bir şekilde gerçekleşmez. Genetik yatkınlık kadar, çevresel etkenler ve hatta doğum öncesi gelişim süreci de belirleyicidir. Yani bir çocuk, genetik olarak solaklığa eğilimli olabilir, ancak çevresel baskılar ya da nörogelişimsel faktörler onun sağ el kullanmasını da şekillendirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Solaklarda dil işlevleri daha esnek dağılıyor!</strong></p>
<p>Beynimizin vücudun karşı tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dolayısıyla solak bir birey yazı yazarken ya da bir işi sol eliyle yaparken, beyninin sağ yarımküresi daha yoğun çalışır. Fakat işin ilginç yanı şu, solak bireylerin beyin yapısında, özellikle sağ ve sol beyin yarımküreleri arasındaki iletişimi sağlayan ‘korpus kallozum’ gibi bazı yapılarda daha fazla bağlantı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>
<p>Dil gibi karmaşık işlevlerde, sağlak bireylerde genellikle sol beyinin daha baskın olduğunu kaydeden Alp, solaklarda ise bu dağılımın daha esnek olduğunu, bazı solakların dili sağ beyinle işlediğini, bazılarının ise her iki beyni birlikte kullandıklarını vurguladı. Alp, bu esnekliğin, onların farklı bilişsel stratejiler geliştirmesine de olanak tanıyabildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark yok!</strong></p>
<p>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark olmadığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklar nedeniyle, zaman zaman bazı avantajlar veya farklı yollar izlenebilir. Örneğin solak bireyler bazı görevlerde daha üretken, daha farklı düşünebilen bireyler olarak tanımlanır. Bu, beynin iki yarımküresi arasındaki daha dengeli ya da farklı iletişim yollarından kaynaklanıyor olabilir. Bazı araştırmalar, solakların uzamsal becerilerde, örneğin harita okuma ya da şekil tanımada daha başarılı olabileceğini öne sürüyor. Ancak bunlar tüm solaklar için geçerli genel kurallar değildir; bireysel farklılıklar her zaman ön plandadır.”</p>
<p><strong>Nörolojik hastalıklarda solaklık, tek başına bir risk faktörü değil! </strong></p>
<p>Solak bireylerde bazı nörolojik hastalıklara yatkınlığın daha fazla olup olmadığı konusunda bilimsel tartışmaların devam ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak bazı araştırmalar solaklık ile bazı nörolojik veya gelişimsel farklılıklar arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Disleksi, dikkat eksikliği ya da şizofreni gibi sorunların solak bireylerde biraz daha yüksek oranda rapor edildiğini belirten Alp, “Ancak burada önemli olan şu: Solaklık, tek başına bir risk faktörü değildir. Beyindeki bazı farklı yapılanmalar, hem solaklığı hem de bu tür hastalıklarla ilişkili olabilecek bilişsel örüntüleri beraberinde getirebilir. Yani bu, neden-sonuç ilişkisi değil, daha çok ‘ortak bir yolun kesişimi’ gibi düşünülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmeye zorlamak, nörogelişimsel süreçte çeşitli zorluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>El tercihinin, doğumdan sonra yavaş yavaş netleşen bir özellik olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Genellikle 3 ila 6 yaş arasında baskın el belirginleşir. Bazı çocuklar bu süreçte başlangıçta sol elini daha fazla kullansa da zamanla sağ eli tercih etmeye başlar. Bu dönüşüm bazen doğal gelişimin parçasıdır, bazen de çevresel yönlendirmelerle olur.” dedi.</p>
<p>Beynin oldukça esnek bir yapıda olduğunu ve özellikle çocukluk döneminde kullanılan elin sinirsel temsili güçlendiğini vurgulayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu dönüşüm dış baskılarla oluyorsa, örneğin çocuk yazı yazarken sol eliyle yazmak istiyor ama sağ elle yazmaya zorlanıyorsa, bu durum çocuğun nörogelişimsel sürecinde bazı zorluklara yol açabilir. Bu tür zorlamalar, yazı yazma güçlüklerinden ince motor becerilerde gerilemeye kadar uzanan çeşitli etkiler yaratabilir. Hatta bazı durumlarda dikkat dağınıklığı veya konuşma akıcılığı sorunları da gözlemlenmiştir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalı. Günlük yaşamdaki bazı alışkanlıklar, örneğin yemek yeme gibi pratik davranışlar, bireyin el tercihi ne olursa olsun zamanla sağ elle de yapılabilir hale gelebilir. Nitekim, bir davranışın motor düzeyde kolayca öğrenilebilmesi ile bireyin baskın motor elini değiştirmek aynı şey değildir. El tercihi bir yönelimdir, alışkanlıklar ise öğrenilebilir ve şekillendirilebilir.”</p>
<p><strong>Solaklar daha mı yaratıcı? </strong></p>
<p>Solaklık ile yaratıcılık ya da sanatkârlık arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda değinen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda zaman zaman sol elini kullanan bireylerin problem çözme yaklaşımlarında veya sanatsal ifade alanlarında biraz daha farklı yollar izleyebildiği gözlemlenmiş. Özellikle görsel-uzamsal algı, özgün düşünme stratejileri gibi alanlarda bazı eğilimler söz konusu olabiliyor. Ama bu, her solak bireyin sanatla iç içe olduğu ya da mutlaka farklı düşündüğü anlamına gelmiyor.” dedi.</p>
<p>Beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin solak bireylerde daha esnek olabildiğinin düşünüldüğünü dile getiren Alp, “Bu da bazı durumlarda olaylara farklı açılardan bakabilmelerine katkı sağlayabilir. Elbette bu her birey için geçerli değil; kişisel yatkınlıklar ve çevresel faktörler burada çok belirleyici. Kısacası, bu alanda bazı ilginç bulgular var ama doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak için elimizde yeterince net veri yok.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Aug 2025 14:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kalabilir]]></category>
		<category><![CDATA[modunda]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=562909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusu konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Anlamlı bir korku faydalıdır</strong></p>
<p>Korkunun aslında faydalı bir duygu olduğunu ve hayatta kalmamızı sağladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korku, tehlikelerden korunmamızı, doğru ve sağlıklı kararlar vermemizi ve kendimizi geliştirmemizi sağlar. Tanımlanmış ve anlamlı bir korku faydalıdır.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, sağlıksız korkuların ise genellikle rasyonel olmayan, orantısız ve ölçüsüz korkular olduğunu dile getirerek, &#8220;Anlam arayışı, özgürlük arayışı, yalnızlığı giderme ihtiyacı ve ölümü açıklayamama korkusu varoluşsal korkuları oluşturur. Belirsizlik ise bunların temel nedenidir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Korkuyu yönetmenin hiç de zor olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi kendine başa çıkamadığı durumlarda profesyonel yardım alabileceğini söyledi.</p>
<p>&#8220;Olayları doğru analiz edersek, ön yargılarımızı ve zihinsel şartlanmalarımızı değiştirebilirsek, birçok korkunun temelsiz olduğu ortaya çıkar. Karar verirken korkuyu yönetebilmek çok önemlidir.&#8221; Diyen Prof. Dr. Tarhan, beynin belirsizliği gidermesi durumunda korkunun yönetilebileceğini vurguladı.</p>
<p><strong>Beyin sisi uzun süreli stresle ilişkili</strong></p>
<p>Günümüzde sıkça duyulan &#8220;beyin sisi&#8221; kavramının uzun süreli stresle ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Uzun süreli stres, beyinde stres hormonu olan kortizol salgılanmasına neden oluyor. Bu durum, beyindeki anlama, kavrama, algılama ve karar mekanizmalarının yavaşlamasına yol açıyor. Kişinin beyni adeta yavaş çekimde çalışıyor. Başka bir psikiyatrik problemi olmasa da sadece zihinsel yavaşlama görülüyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, tükenmişlik sendromu gibi durumlarda kişinin kronik stresi yönetemediğini ve çaresizlik hissettiğini ifade ederek, &#8220;Hayattaki iş yükünü, çocuklarla ilgili sorumlulukları yönetemeyen ve sağlıklı çözümler üretemeyen kişilerde bu durum ortaya çıkıyor. Çözüm üreten kişi ise beyindeki belirsizliği gideriyor. Belirsizliği gidermek, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Doğum anı bebek için ilk korku deneyimi</strong></p>
<p>Doğum anının bebek için ilk korku deneyimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Anne karnında bebek nefes almaya bile ihtiyaç duymaz, her şey hazırdır. Ancak vücuttaki mekanizma doğum sonrasına göre planlanmıştır. Doğduktan sonra çocuğun ilk duyduğu his korku, ilk verdiği tepki ise ağlamaktır. Hemen annesine sığınıp rahatlar. Bu, temel güven duygusunun geliştiği andır. 0-3 yaş arası anne veya anne yerine geçen kişinin sıcaklığının yerini hiçbir şey tutamaz.&#8221; dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, perinatal psikoloji alanındaki çalışmalara da değinerek, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin, sezaryenle doğanlara göre stres testlerinde daha az stres hormonu salgıladığını ifade ederek, &#8220;Normal doğum, hayatın ilk meşakkatidir ve çocukları psikolojik olarak daha dayanıklı kılar. Sezaryenle doğan çocuklarda daha çok stres hormonu oluyor.&#8221; diye ekledi.</p>
<p><strong>Korku, insan için bir kamçıdır</strong></p>
<p>Yaşanan olumsuz hayat olaylarının &#8220;geliştiren travma&#8221; olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Travma sonrası büyüme ölçekleriyle bunu ölçüyoruz. Kişi bu travmadan bir şeyler öğrenerek çıktı mı? Travma sonrası büyümede yeni ihtimaller ortaya çıkar, kişi insan ilişkilerini gözden geçirir, kişisel güçlerini fark eder. Gücünün yetmediği şeylerde radikal kabullenme yöntemini kullanır. Bu, korkunun bir kazanıma dönüşmesidir. Korku, insan için bir kamçıdır, insanı harekete geçiren ve yeni keşif alanları sunan bir duygudur. Korkudan korkmak yerine korkuyu yönetmek önemlidir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkuların önemli bir nedeni</strong></p>
<p>Çocukluk çağı travmalarının bugünkü korkularımızda önemli bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Çocukluk çağı travmaları bugünkü korkularımızın önemli bir nedenidir. Tüylü nesnelerden korkan bir kişiyi incelediğimizde, bu korkunun kökeninin genellikle çocukluk döneminde tüylü bir varlıkla (veya nesneyle) ilgili yaşadığı olumsuz bir deneyime dayandığını görürüz. Kişi bu olayı bilinçli olarak unutmuş olabilir, ancak bu deneyim genel bir tüy veya tüylü nesne korkusu olarak devam edebilir. Bu tür korkuların ve altında yatan travmaların ele alınması, kişinin ruhsal sağlığı ve gelişimi açısından büyük önem taşır. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklukta yaşanan travmaların &#8216;ömür boyu bende kalacak&#8217; şeklinde bir kader olduğu düşünülmemelidir. Çünkü bu tür etkiler genetik değil, epigenetiktir; yani çevresel faktörlerle değişebilir ve iyileştirilebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Deprem korkusu (sismofobi) yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürüyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem korkusunun (sismofobi) ve sonrasında gelişebilen akut stres bozukluğunun doğal tepkiler olduğunu ancak yönetilemediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü kaydederek, &#8220;Kişi zihinsel olarak kendisini bu konuda eğitirse, tıpkı yangın eğitimi almış birinin ne yapacağını bilmesi gibi, panik minimize olur. Çoğu kayıp, afetten değil panikten kaynaklanır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Japonya&#8217;da 4-6 yaş arası çocuklara verilen afet eğitimlerinin etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu eğitimler sonraki yaşlarda daha zor öğreniliyor. Deprem çantası hazırlamak önemli ama asıl mesele o anda ne yapılacağını bilmek. &#8216;Aman deprem konuşmayalım, çocuğun ruh sağlığı bozulur&#8217; demek yerine, okul öncesi dahil çocuklarla &#8216;Deprem olursa ne yapacağız?&#8217; senaryoları konuşulmalı, evde pratik yapılmalı. Kişi ne olacağını bildiğinde korkusu orantısız olmaktan çıkar. Korku doğal bir duygu. Tabii ki korkacağız. Ama zihinsel hazırlık çok önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bazı kişiler devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor</strong></p>
<p>Deprem anında beyinde sempatik sinir sisteminin aşırı aktive olduğunu (göz bebeklerinde büyüme, kas gerilmesi, tansiyon yükselmesi), ancak tehlike geçtikten sonra parasempatik sistemin devreye girerek rahatlama sağlaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bazı kişilerde parasempatik sinir sistemi devreye girmiyor. Devamlı tehdit var, tehlike var diye yaşıyor. Travmatik bir olay karşısında, eğer korkunun kaynağı belirsizse, kişide ilk tepki genellikle inkar veya reddetme şeklinde ortaya çıkıyor. Ancak korku, deprem gibi somut ve inkar edilemeyecek bir kaynağa dayanıyorsa, ikinci bir tepki olarak kişi olayla ilgili depresif bir ruh haline girebiliyor. Bu durum, bazı kişilerde öfke patlamaları, bazılarında ise içe kapanma şeklinde kendini gösterebiliyor. Ardından, bazı bireylerde &#8216;savaş, kaç ya da donakal&#8217; tepkileri gözlemlenebiliyor. Bazı kişilerde geçici olarak dil tutulması görülebiliyor veya panikle pencereden atlama gibi davranışlar sergilenebiliyor. Tüm bunlar, akut stres durumunda ortaya çıkan tipik tepkilerdir ve bu tepkilerin birkaç saat veya birkaç gün içinde düzelmesi beklenir. Ancak, bu durum kişinin uyku düzenini bozuyor, kişi vaktinin büyük çoğunu (örneğin, bir saatin 50 dakikasını) depremi düşünerek geçiriyorsa veya &#8216;flashback&#8217; olarak adlandırılan, olayı yeniden yaşantılama durumları sıkça görülüyorsa (yani olayın her an yeniden olacağı hissine kapılıyorsa), eve girememek, sürekli diken üstünde oturmak, &#8216;hipervijilans&#8217; denilen aşırı tetikte olma hali gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa, hatta kişi uyumaktan korkar hale geliyorsa, durum ciddiyet kazanmış demektir.&#8221;</p>
<p><strong>Bazı kişiler korkuyu &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutar</strong></p>
<p>Yoğun korkunun, adeta beyindeki &#8216;programı&#8217; bozabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Eğer bu durum günlük yaşam aktivitelerini etkilemiyorsa, özellikle ilk bir ay içinde (bazı görüşlere göre ise 8 haftaya kadar) hastalık olarak kabul edilmez. Bu süreçte genellikle ilaç tedavisi gerekmez; aksine, bu stresin bir ölçüde yaşanması ve işlenmesi beklenir. Hatta bu stres, kişinin yeni bakış açıları kazanması, farklı düşünmesi, olaylara yeni anlamlar yüklemesi, derin analizler yapması ve küçük ayrıntıları fark ederek kendini geliştirmesi için bir fırsata dönüşebilir. Kişinin olaya olumlu ya da olumsuz yaklaşımı ve anlamlandırma biçimi, bu sürecin seyrini belirler. Genellikle bu durum, 6-8 hafta içinde çözülür ve kişi normal hayatına döner. Bu süreçte sağlıklı olan, korkuyu &#8216;minyatürize etmek&#8217;, yani küçülterek yönetmektir. Ancak bazı kişiler korkuyu minyatürize edemez, aksine &#8216;mumyalaştırarak&#8217; hayatlarında sürekli canlı tutarlar. Bu kişilerde durum, nesnesi belirsiz bir obsesyondan ziyade, kaynağı belli bir korkuya işaret eder ve bu da genellikle kaçınma davranışlarına yol açar. Sürekli düşünce tekrarları görülür; bu durum daha çok &#8216;rüminasyon&#8217; şeklinde, negatif veya bazen pozitif içerikli olabilir. Kişi sürekli aynı konuyu düşünür. Obsesyonda kişi düşüncelerinin saçma olduğunun farkındadır, ancak rüminasyonda düşüncelerine inanarak onları sürekli zihninde döndürür. O beyni çok yoran bir şeydir. Bu tür tepkilerin 6-8 hafta kadar sürmesi doğaldır. Bu sürenin sonunda kişinin travma sonrası büyüme kazanımlarıyla hayatına devam etmesi beklenir. Eğer bu başarılamazsa, uzman yardımı almak gerekir.&#8221;</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesi&#8221; kentsel dönüşüm olmalı</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;un &#8220;çılgın projesinin&#8221; öncelikle kentsel dönüşüm olması gerektiğini savunan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Şu an binaların yaklaşık yüzde 70&#8217;i 2000 öncesi yapılar ve yüksek risk taşıma potansiyeline sahip. Bu konuda liderlik ve ciddi bir gelecek projeksiyonu şart.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, deprem konusunda farklı uzman görüşlerinin &#8220;felaketleştirenler&#8221; ve &#8220;tehlike atlatıldı diyenler&#8221; şeklinde insanları şaşırttığını ve bilgi kirliliğine yol açtığını belirterek, &#8220;Uzmanların kendi aralarında oturup çözüm üretmesi gerekirken, herkes farklı bir şey söylüyor. Rasyonel hareket etmek ve düşünmek gerekiyor.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz</strong></p>
<p>Toplumun zamanla travmaları unutma eğiliminde olduğunu (6 Şubat depremleri gibi) ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Korkuyu yok saymak yerine &#8216;minyatürize edip&#8217; toplumun devamlılığını sağlamak gerekiyor. &#8216;Yarın 7.4 olabilir&#8217; gibi söylemler korkuyu &#8216;mumyalaştırmaktır&#8217; ve bu korkuyla yaşanmaz. Bir odada yılan varken onunla yaşamaya alışılmaz. Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz. Yöneticilerin işi ciddiye alıp plan yaptıklarını görmek, örneğin Şehircilik Bakanlığı&#8217;nın bina tespit çalışmaları gibi adımlar, insanlarda güven duygusunu artırır, panik davranışını minimize eder ve gelecekle ilgili belirsizliği giderir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Deprem korkusu adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabiliyor</strong></p>
<p>Deprem korkusunun adli ve psikiyatrik vakalarda artışa neden olabileceğini, toplumdaki temel güven duygusunu zedeleyebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Güven duygusu olursa, insan &#8216;bunun çözümü vardır&#8217; diyerek sorunları daha rahat aşar.&#8221; dedi.</p>
<p>Başa çıkma yöntemlerinden ilkinin pozitif psikoloji olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu yaklaşım, olayları olumlamak ve onlara anlam yükleyebilmek üzerine kuruludur. Her olayın bir tehdit, bir de fırsat boyutu vardır. Tehdit boyutunu görüp fırsat boyutuna odaklanmak, gerçekleri kabul edip hedef belirlemek ve strateji geliştirmek korkuyu en güzel yönetme biçimidir. Buna ‘radikal kabullenme’ diyoruz; kabullenip onu bir fırsata dönüştürmek.&#8221; diye açıkladı.</p>
<p><strong>Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var</strong></p>
<p>İkinci önemli yöntemin dini başa çıkma olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Hepimizin gücünün yettiği ve yetmediği şeyler var. Böyle durumlarda kişinin zihinsel bir sığınağa ihtiyacı olur: Büyük bir anlamın, bir değerin, bir yaratıcının parçası olmak. Evrendeki olayların tesadüfen olmadığını, bir geminin kaptanı olduğu gibi dünyanın da bir sahibi olduğuna inanmak, insanın gücünün yetmediği yerde bu yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlar. Empati, vicdan duygusunun bir ürünüdür. Vicdan duygusu olmayan kimse empati yapamaz. Bencil kişilerde vicdan duygusu körelir. Deprem gibi olaylarda dini başa çıkma yöntemini kullanan kişiler bu konuda bazen aşırı fedakar olabiliyorlar. Aşırı orantısız tepkiler de olabiliyor. Stres altında soğukkanlı kalma konusunda kendini eğitmiş kişiler bu olaylarda liderlik yapıyorlar. Aileyi de yatıştırıyorlar, çevreyi de yatıştırıyorlar. Biraz zihinsel olarak, emek vermek gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deprem-sonrasi-beyin-surekli-tehlike-modunda-kalabilir-562909">Deprem sonrası beyin &#8216;sürekli tehlike&#8217; modunda kalabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin sağlığı, yaşam kalitesinin anahtarıdır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-yasam-kalitesinin-anahtaridir-556688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:25:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anahtarıdır]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesinin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin sadece düşünce ve duyguların değil; hareket, hafıza, hormonlar, bağışıklık ve metabolizma dahil olmak üzere tüm sistemlerin yönetim merkezi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-yasam-kalitesinin-anahtaridir-556688">Beyin sağlığı, yaşam kalitesinin anahtarıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin sadece düşünce ve duyguların değil; hareket, hafıza, hormonlar, bağışıklık ve metabolizma dahil olmak üzere tüm sistemlerin yönetim merkezi. Beyin sağlığını korumanın yalnızca nörolojik hastalıkların önlenmesi değil, aynı zamanda kaliteli bir yaşamın sürdürülebilmesi için de kritik önem taşıdığını belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, modern yaşamın getirdiği risklere karşı önerilerde bulundu. Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu’na göre, beyin sağlığını korumada fiziksel aktivite, beyin dostu beslenme, kaliteli uyku, stres yönetimi, dijital detoks, zihinsel aktivite ve damar sağlığını koruma etkili oluyor.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 22 Temmuz Dünya Beyin Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada beyin sağlığının önemini vurguladı.  </span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><strong><span><span>Sağlıklı bir beyin, karar verme becerilerini güçlendirir</span></span></strong></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Beyin sağlığının genel sağlığımızın ve yaşam kalitemizin temel taşlarından biri olduğunu kaydeden <strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></strong>, “Çünkü beynimiz yalnızca düşüncelerimizi ve duygularımızı değil; hareketlerimizi, hormonlarımızı, hafızamızı ve hatta bağışıklık sistemimizin düzenlenmesini bile kontrol eder. Beyin, vücudun yönetim merkezidir. Tüm organların işleyişi beynin kontrolü altındadır. Zihinsel ve duygusal denge burada başlar. Sağlıklı bir beyin; stresle başa çıkmayı, odaklanmayı ve karar verme becerilerini güçlendirir. Hafıza ve öğrenme için kritiktir. Beynin sağlıklı kalması, ileri yaşlarda Alzheimer ve diğer demans türlerinden korunma şansı sunar. Uyku, beslenme ve hareketle doğrudan ilişkilidir. Beyin, kaliteli uyku ile kendini onarır, dengeli beslenme ile beslenir ve egzersizle genç kalır” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Nörolojik hastalıkların küresel artışında yaşlanma etkisi…</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Nörolojik hastalıkların artış hızının nüfusun yaşlanmasıyla beraber paralellik gösterdiğini ifade eden <strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></strong>, “1990–2021 yılları arasında nörolojik hastalıkların yol açtığı hastalık yükü (DALY), 375 milyondan 443 milyona çıktı yani toplam yük yüzde 18 arttı. Ancak yaşlanma ve nüfus artışı etkisinden arındırıldığında DALY oranları yaklaşık yüzde 30 azaldı. Bu artış temelde demografik nedenlerden kaynaklanıyor yani daha fazla insan, daha uzun yaşıyor. Yaş ve demografiyi dikkate alırsak, nörolojik hastalıklara bağlı DALY oranlarında yaklaşık yüzde 27, ölüm oranlarında da yüzde 34 azalma görüldü. Ayrıca yaşa göre standardize edilmiş DALY oranlarında öne çıkan düşüşler, tetanozda yüzde 93, menenjitte yüzde 62, inmede yüzde 39 oranında düşüş görüldü. Yani kişi başına riskin azaldığını ama nüfus yaşlanıp büyüyünce toplam yükün arttığını söylemek mümkündür” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Günümüz şartları beyin sağlığımızı nasıl etkiledi?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Günümüz şartlarının beyin sağlığı üzerindeki etkilerine işaret eden <strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></strong>, bunları şöyle açıkladı: </span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Nüfusun Yaşlanması:</span></b><span> Parkinson, demans, inme gibi hastalıklar yaşla birlikte artıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Çevre Kirliliği &#038; Toksinler</span></b><span>: Hava kirliliği, ağır metaller, pestisitler beyin yaşlanmasını hızlandırıyor, nörodejeneratif hastalıklara katkıda bulunuyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Metabolik Problemler: </span></b><span>Diyabet, obezite, yüksek tansiyon sinirlere zarar veriyor, nöropati ve inme (stroke) riskini artırıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Modern Yaşam Tarzı:</span></b><span> Stres, sedanter yaşam ve çevresel toksinler uzun vadede beyin sağlığını zayıflatıyor.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>İlerlemiş Teşhis &#038; Kayıtlar</span></b><span>: Nörolojik hastalıkların tanısı daha yaygın, kayıtlara düşme oranları arttı.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Bölgesel Eşitsizlik</span></b><span>: Düşük</span><span>‑</span><span>orta gelirli ülkelerde beyin sağlığına erişim, bakım ve önleme çok daha sınırlı</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Teknolojinin beyin sağlığına etkileri çok yönlü</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Teknolojinin beyin sağlığına etkisinin çok yönlü olduğunu belirten <strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, </span></span></strong>“Teknolojinin hem koruyucu ve iyileştirici etkileri var hem de zarar verici risklerinden bahsedilebilir. Teknoloji erken teşhis ve tedavi, nörorehabilitasyon ve halk sağlığı alanında pek çok destek sunuyor. Erken teşhis ve tedavi alanında yapay zeka ve nörogörüntüleme teknolojileri (fMRI, PET) Alzheimer, Parkinson, epilepsi gibi hastalıkların çok daha erken fark edilmesini sağlıyor. Akıllı saatlerde motor hız, tremor takibi gibi dijital biyobelirteçler, hastalık progresyonunu izlemeyi kolaylaştırıyor.  Nörorehabilitasyon alanında sanal gerçeklik (VR) ve robotik cihazlar felç sonrası rehabilitasyonda beyin plastisitesini artırıyor. Elon Musk’ın Neuralink’i gibi uygulamalar, Brain-Computer Interfaces (BCI) ağır felçli hastalara hareket ve iletişim kabiliyeti kazandırıyor. Teknoloji halk sağlığı açısından da önemli yararlar sağlamaktadır. Mobil sağlık uygulamaları (uyku, stres takibi), meditasyon aplikasyonları (Headspace, Calm) bireylerin farkındalığını artırıyor. Erişim kolaylığı önemli avantajlar sağlamaktadır.  Uzaktan nöroloji hizmetleri (telemedicine) özellikle pandemi sonrası yaygınlaştı” diye konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Teknoloji, beyni tembelleştiriyor mu?</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Teknolojinin negatif etkilerine değinen <strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “A</span></span></strong>şırı ekran süresi, dikkat dağınıklığı ve uyku bozukluğu sorunlarına yol açıyor. Sosyal medya bağımlılığı, gençlerde anksiyete ve depresyon gibi sorunlara neden oluyor. GPS ve dijital hafıza, bilişsel tembelleşme riski doğurmaktadır. Beynin tembelleşmesi derken aslında şu kastediliyor. Bilişsel yükün azalması: GPS kullanırken yön bulma yetimizin zayıflaması. Hafıza kullanımının azalması: Telefonlar sayesinde numara ezberlememek. Sürekli kolay erişim: Her bilgiye Google’dan bakmak, araştırma-öğrenme süreçlerini kısaltmak. Bu örnekler gerçekten de bazı beyin bölgelerinin daha az çalışmasına yol açabiliyor. Örneğin hipokampus (mekânsal bellek), prefrontal korteks (yürütücü işlevler) üzerindeki aktivite, GPS kullanımına alışıldığında azalma eğiliminde olabiliyor. Ancak bu, kalıcı bir tembelleşme değil; kullanılmadığında zayıflayan bir “kas” gibi düşünebilirsiniz” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>Beyin sağlığını koruyan 7 öneri</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin sağlığının sadece Alzheimer ve inmeden korunmak değil, aynı zamanda ruhsal dengeyi, üretkenliği ve yaşam kalitesini de sürdürmenin temeli olduğunu belirten </span></span></span><strong><span><span>Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu</span></span></strong><span><span><span>, “Modern çağın riskleri karşısında önleyici sağlık davranışlarını benimsemek hiç olmadığı kadar önemlidir” diyerek<strong><span><span> beyin sağlığını korumak için önerilerini de şöyle sıraladı:</span></span></strong></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Fiziksel Aktivite:</span></span></span></b><span><span><span> Haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beyin Dostu Beslenme:</span></span></span></b><span><span><span> Akdeniz tipi diyet tercih edilmeli; omega-3, antioksidanlar ve sağlıklı yağlar öne çıkarılmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kaliteli Uyku:</span></span></span></b><span><span><span> Her gece 7–9 saat uyku alınmalı; ekranlar uyumadan en az 1 saat önce kapatılmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Stres Yönetimi:</span></span></span></b><span><span><span> Meditasyon, nefes egzersizleri ve sosyal destek ile stres kontrol altına alınmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Dijital Detoks:</span></span></span></b><span><span><span> Bildirimler kapatılmalı, gün içinde “ekransız zaman” uygulanmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Zihinsel Aktivite:</span></span></span></b><span><span><span> Yeni şeyler öğrenmek (dil, enstrüman), satranç gibi oyunlarla beyin aktif tutulmalı.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Damar Sağlığına Dikkat:</span></span></span></b><span><span><span> Hipertansiyon, diyabet ve kolesterol düzenli takip edilmeli.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-yasam-kalitesinin-anahtaridir-556688">Beyin sağlığı, yaşam kalitesinin anahtarıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:11:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507">Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor. Bu şikayetler kimi zaman beyin kanaması gibi çok ciddi hastalıkların da belirtisi olabildiğinden dikkat etmek gerekiyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai</strong>, beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini, bunun da hayati riski artırabildiğini vurguluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai beyin kanamasının 8 belirtisini sıraladı, aşırı sıcaklardan beyni korumanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Yaz mevsimiyle birlikte bastıran aşırı sıcaklar, birçok hastalığı tetikleyebilirken, beynimiz için daha da fazla risk oluşturuyor. Yükselen ısı beyin hücrelerine zarar veriyor, migren, epilepsi ve felç gibi hastalıklara neden olabiliyor. Aşırı sıcak havaların beyin kanaması riskini artırdığını vurgulayan <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai</strong> “Üstelik beyin kanaması sanılanın aksine sadece ileri yaştaki kişilerde değil, altta kanamayı kolaylaştıran sistemik ve/veya anevrizma (damarda baloncuk) ile arteriovenöz malformasyon (damar yumağı) gibi damarsal hastalıklara sahip gençlerde de görülebiliyor” diyor. Beynimizin yüzde 80’inin sudan oluştuğunu ve sıcak havanın beynin en büyük düşmanlarından biri olduğunu belirten Dr. Muhammedrezai “Vücut sıcaklığının artmasıyla yaşanan terlemeyle birlikte kişi sıvı-tuz kaybı yaşar, kan basıncında hızlı değişiklikler meydana gelir ve bu da kan pıhtılaşmasında bozulmalara neden olur. Bu tür bir tablo inme (felç) ve beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Aşırı sıcak havaların ayrıca kan basıncını yükseltebildiğini, özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde bu durumun çok daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Muhammedrezai, tansiyon yükselmesine bağlı olarak beyin kanaması gelişebildiğini, bu kişilerin ilaçlarını düzenli almalarının ve aşırı sıcak, aşırı güneşli ortamlardan kaçınmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Ani ve şiddetli baş ağrısına dikkat!</strong></p>
<p>Beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini belirten Dr. Muhammedrezai bunun da hayati riski artırabildiğini vurguliyor. Tek başına olan baş ağrısının her zaman beyin kanaması bulgusu olmayabildiğini  ancak temkinli olmak için bazı belirtiler başgösterdiğinde en kısa sürede, en yakın sağlık merkezine başvurmak gerektiğini vurgulayan Dr. Siyavuş Muhammedrezai şöyle konuşuyor: “Ani ve şiddetli baş ağrısı, bilinçte bulanıklık, geveleyerek konuşma, denge kaybı, el ve kolda uyuşukluk, el ve kolda karıncalanma, genellikle tek taraflı ortaya çıkan yüz felci ve mide bulantısı beyinde başlayan kanama ile birlikte görülen beyin kanaması belirtileridir. Bu belirtiler olduğunda en kısa sürede en yakın sağlık merkezine başvurmak en doğru iştir.” </p>
<p><strong>Beyni korumanın basit ama etkili yolları!</strong></p>
<p>Dr. Muhammedrezai, aşırı sıcaklarda beyin sağlığını korumak için alınabilecek basit ama etkili 6 önlemi şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmayın.</li>
<li>Düzenli sıvı alımına dikkat edin, suyu tek bir seferde değil, vücutta tutulacak şekilde düzenli aralıklarla ve yudum yudum için. </li>
<li>Aşırı sıcaklarda çay ve kahve tüketimini sınırlandırın ya da tamemen bırakın.</li>
<li>Yorucu aktivitelerden kaçının.</li>
<li>Açık renk kıyafetler tercih edin ve mutlaka şapka takın.</li>
<li>Gün içerisinde ılık duş alarak vücut sıcaklığının artmasını engelleyin. </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor-556507">Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin Sağlığı İçin 3 Altın Kural: Olumlu Düşün, Sağlıklı Beslen, Korun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-icin-3-altin-kural-olumlu-dusun-saglikli-beslen-korun-556407</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 12:14:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[beslen]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[düşün]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[korun]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[olumlu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556407</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-icin-3-altin-kural-olumlu-dusun-saglikli-beslen-korun-556407">Beyin Sağlığı İçin 3 Altın Kural: Olumlu Düşün, Sağlıklı Beslen, Korun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı, ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik halinin bütünüdür…</strong></p>
<p>Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.</p>
<p>Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beslenmek demek beyni beslemek demek!</strong></p>
<p>Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hayata pozitif ve şükrederek bakmak gerekir!</strong></p>
<p>Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Sosyal etkileşimleri güçlü ve canlı tutmak gerekir!</strong></p>
<p>İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı için farkındalık oluşturulmalı!</strong></p>
<p>Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenmek beyin sağlığını da koruyor!</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligi-icin-3-altin-kural-olumlu-dusun-saglikli-beslen-korun-556407">Beyin Sağlığı İçin 3 Altın Kural: Olumlu Düşün, Sağlıklı Beslen, Korun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 09:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yılın 22 Temmuz Dünya Beyin Günü teması “Her Yaşta Beyin Sağlığı.” Çünkü beyin, yalnızca yaşlandıkça değil, hayatın her döneminde özen istiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078">Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yılın 22 Temmuz Dünya Beyin Günü teması “Her Yaşta Beyin Sağlığı.” Çünkü beyin, yalnızca yaşlandıkça değil, hayatın her döneminde özen istiyor.</p>
<p>Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından belirlenen bu tema, beyin sağlığının sadece yaşlılık dönemine özgü bir konu olmadığını; yaşamın her aşamasında dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, konuyla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin sağlığı, sadece unutkanlık başladığında düşünülmesi gereken bir konu değildir. Anne karnındaki gelişimden çocukluğa, yetişkinlikten ileri yaşlara kadar beynimiz her dönemde korunmaya ihtiyaç duyar. Çünkü beynimiz hayatımızın merkezidir: düşünür, karar verir, duygularımızı yönetir, hatırlar ve öğrenir. Onun sağlığı da yaşam kalitemizi doğrudan etkiler.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığı için En Güçlü İlaç Yaşam Tarzı!</strong></p>
<p>Küresel verilere göre, bugün dünyada her iki kişiden biri hayatının bir döneminde bir nörolojik hastalıkla karşılaşıyor. Bu hastalıklar arasında epilepsi, migren, inme, parkinson, alzheimer, dikkat eksikliği ve otizm gibi çok farklı sorunlar yer alıyor.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar… Her yaş grubunun karşı karşıya kaldığı farklı riskler var. Beyin sağlığı dediğimiz şey, yalnızca bir hastalık ortaya çıktığında devreye giren bir tedavi süreci değil; tam tersine, bu hastalıkları oluşmadan önce önleyebilme becerisidir. Ve bu beceri, günlük yaşam alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkilidir.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığını Korumak İçin 6 Öneri</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, sağlıklı bir beyin için şu önerilerde bulunuyor:</p>
<ul>
<li><strong>Beslenme: </strong>“Akdeniz tipi, doğal besinlere dayalı bir beslenme modeli, beyin dostu bir tercihtir. Renkli sebzeler, meyveler, balık, zeytinyağı, ceviz ve tam tahıllar hem bedenimizi hem zihnimizi korur.”</li>
<li><strong>Hareket: </strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık tempolu yürüyüş bile beyne giden kan akışını artırır. Bu da öğrenme, dikkat ve hafıza üzerinde olumlu etki yapar.”</li>
<li><strong>Uyku: </strong>“Beyin, uykuda kendini yeniler. Yetişkinler için ideal olan her gece 7-8 saat kesintisiz, kaliteli uykudur.”</li>
<li><strong>Stres Yönetimi: </strong>“Stres, beynin düşmanıdır. Onu tamamen hayatımızdan çıkaramayız ancak yönetmeyi öğrenebiliriz. Derin nefes almak, doğada zaman geçirmek, sevdiğiniz bir işle uğraşmak bu konuda etkili olur.”</li>
<li><strong>Zihinsel Aktivite: </strong>“Beyin kullanılmazsa körelir. Kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni bir beceri öğrenmek beynin canlı kalmasına yardımcı olur.”</li>
<li><strong>Sosyal İlişkiler: </strong>“İnsan sosyal bir varlıktır. Sevdiklerimizle vakit geçirmek, sohbet etmek, birlikte gülmek sadece ruhu değil, zihni de besler.”</li>
</ul>
<p><strong>Beyin Sağlığı Her Yaşta Farklı Şekilde Desteklenmeli!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Aykut Bingöl, her yaşın beyin sağlığı açısından farklı ihtiyaçlar taşıdığına dikkat çekiyor:</p>
<p>“Bebeklikte beyin gelişimi için sağlıklı bir gebelik süreci ve güvenli bir doğum çok önemlidir. Çocukluk döneminde ise koruyucu bir çevre ve nitelikli bir eğitim sistemi beyin gelişimini destekler. Ergenlikte duygusal dengeyi sağlayacak ruhsal destek gerekirken, yetişkinlikte sağlıklı yaşam alışkanlıkları ön plana çıkar. İleri yaşlarda ise sosyal bağların güçlendirilmesi ve düzenli sağlık kontrolleri, beyin sağlığının korunmasına katkı sağlar.”</p>
<p><strong>Beyin Sağlığı Yaşam Önceliği Olmalı!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, beyin sağlığının önemine şu sözlerle dikkat çekti:</p>
<p>“Beyin sağlığı bir lüks değil, bir yaşam önceliğidir. Herkes, her yaşta, kendi hayatında küçük ama etkili adımlarla beynine iyi bakabilir. Bugün atacağımız adımlar, hem bugünkü hem de gelecekteki zihinsel sağlığımızı belirler. Dünya Beyin Günü vesilesiyle herkesi bu konuda düşünmeye ve harekete geçmeye davet ediyorum.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yas-degil-yasam-tarzi-beyin-sagligini-etkiliyor-556078">Yaş Değil, Yaşam Tarzı Beyin Sağlığını Etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 09:43:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[fonksiyonlarını]]></category>
		<category><![CDATA[olumsuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda bilinirliği hızla artan kavram dijital bağımlılık; bireyin telefon, tablet, bilgisayar gibi dijital cihazları ya da internet aracılığıyla sosyal medya veya çevrim içi oyunlar gibi içerikleri kontrolsüz ve aşırı şekilde kullanması anlamına geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081">Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toplumda bilinirliği hızla artan kavram dijital bağımlılık; bireyin telefon, tablet, bilgisayar gibi dijital cihazları ya da internet aracılığıyla sosyal medya veya çevrim içi oyunlar gibi içerikleri <strong>kontrolsüz ve aşırı şekilde kullanması anlamına geliyor. </strong>Bu sorunun; kişinin <strong>günlük yaşamını, sosyal ilişkilerini, akademik veya mesleki işlevselliğini</strong> olumsuz etkileyebilecek ciddi bir problem olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, “Sosyal medyada, video oyunları, arkadaşlık uygulamaları, çevrim içi araştırma, alışveriş, haber takibi gibi kontrollü tüketildiği zaman fayda sağlayabilecek kullanımları, bağımlılıktan korunarak sürdürmek önemli” dedi.</strong></p>
<p>Dijital bağımlılık beynin; ödül işleme, dürtü kontrolü ve duygusal düzenleme gibi temel işlevlerinden sorumlu bölgelerini etkileyen nöropsikolojik bir sorundur. Dopamin salınımının tetiklenmesiyle bağımlılığın pekiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, “Dijital içerikler beyindeki bazı bölgelerde dopamin salınımını sürekli teşvik ederek kısa vadeli haz beklentisini artırır. Bu durum zamanla odaklanma, ruh hali düzenleme ve sağlıklı ilişkiler kurma becerilerini zayıflatır. Beynin en çok etkilenen bölgelerden biri olan karar verme ve öz denetimden sorumlu prefrontal korteks, dijital bağımlılarda hem yapısal hem işlevsel olarak zayıflar. Ayrıca duygusal tepkiler açısından amigdala, dikkat ve çoklu görev becerileri noktasında da parietal lob da zarar görür. Tüm bu değişimler, dikkat süresini kısaltır ve odaklanma güçlüğüne yol açar. Bu nedenle dijital bağımlılığın erken fark edilerek önüne geçilmesinin, beyin sağlığı açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Dijital dünyaya bağımlı olanlar daha çok erteliyor </strong></p>
<p>Aşırı dijital kullanımının, bireyleri çevrim içi etkileşimlere öncelik verir hale getirebileceğine dikkat çeken Tezel, “Bu durum; aile üyeleri, arkadaşlar ve partnerlerle yüz yüze iletişimin ve birlikte geçirilen kaliteli zamanın azalmasına yol açarak ilişkilerde çatışmalara neden olabilir. Aslında teknoloji, kişiler arasındaki mesafeleri ortadan kaldırarak sosyal bağları güçlendirme imkânı yaratsa da dozu kaçırıldığı takdirde kişinin tam tersi şekilde sanal dünyaya yoğunlaşarak sosyal bağlarının zayıflamasına ve yalnız hissetmesine yol açabilir. Buna ek olarak akademik, mesleki ve kişisel alanlarda erteleme, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybı gözlemlenebilir. Bireyler dijital dünyada geçirdikleri süreyi kontrol altına alamazlarsa, odaklanma ve dikkati sürdürme becerileri zayıflamaya başlar” dedi.</p>
<p><strong>Risk altındaki grup 9-18 yaş arası </strong></p>
<p>Dijital bağımlılığın en çok çocukları ve ergenleri etkilediğini paylaşan Tezel, “Özellikle bilişsel gelişimini henüz tamamlamamış 9-18 yaş arası; dürtü kontrolü ve öz denetim becerisi yeteri kadar olgunlaşmadığı için dijital uyaranlara karşı daha hassastır. Bu yaş grubunda bulunan sosyal medya, oyun ve çevrim içi etkileşimlere yönelik yüksek ilgi, bağımlılık riskini artırır. Yetişkinlerde de dijital bağımlılık görülebilir ancak gelişmiş otokontrol becerileri sayesinde risk daha düşüktür. Özellikle 10-15 yaş arası bireylerde hafıza ve karar verme gibi aktif düşünme süreçlerinden sorumlu yürütücü kontrol ağına ait beyin bölgelerinde işlevsel bağlantıların genel olarak azaldığını ortaya koyan çalışmalar var. Bu konuda yapılan çeşitli araştırmalara göre hem dijital araçlara bağımlı hem de çalışan ebeveynlere sahip ergenler, daha yüksek risk taşıyor” dedi.</p>
<p><strong>Sanal dünyaya düşkünlük uyku düzenini de bozuyor</strong></p>
<p>Yapılan bir çalışmaya göre teknoloji bağımlılarının uyku problemi yaşama olasılığının, bağımlı olmayan bireylere kıyasla 2,2 kat daha yüksek olduğunu paylaşan Tezel, “Yine aynı araştırmaya göre, bağımlı bireylerin uyku süresinin normal bireylere göre daha sağlıksız ve kısa olduğu da göz önüne serilmiştir. Aynı zamanda sosyal medya kullanımının gençler arasındaki artışı, özellikle genç kızların öz güveni ve beden memnuniyetini de zedeliyor. Bazı araştırmalar, medya içeriklerinin beden memnuniyetsizliği ve yeme bozukluklarıyla ilişkili olduğunu gösteriyor, bazı içeriklerin; kıyaslama, kendini-yaşantısını-bedenini beğenmeme, suçlama, öz değer eksiklikleri, öfke ve motivasyon düşüklüğüne sebep olabileceğini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-bagimlilik-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor-556081">Dijital Bağımlılık Beyin Fonksiyonlarını Olumsuz Etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin sisi gerçekte ne?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-gercekte-ne-541961</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 18:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gerçekte]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel fonksiyonlardaki bozuklukları tanımlamak için kullanılan ‘beyin sisi’ hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-gercekte-ne-541961">Beyin sisi gerçekte ne?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, zihinsel fonksiyonlardaki bozuklukları tanımlamak için kullanılan ‘beyin sisi’ hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Sağlıklı düşünemiyormuş gibi hissetmek tarzı şikayetler beyin sisini tanımlıyor</strong></p>
<p>Beyin sisinin, popüler kültürde sıkça duyulmaya başlanan bir terim olduğunu dile getiren Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin sisi bilimsel ya da tıbbi olarak bir hastalık değildir. Daha çok insanların kendi zihinsel fonksiyonlarıyla ilgili algıladıkları bir soruna halk dilinde verdikleri bir isimdir.” dedi.</p>
<p>Her insanın kendi zihinsel yeteneğindeki azalmayı fark etmesinin bir hastalık anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Barış Metin, “Bazen insanların kendilerinden çok yüksek performans beklentileri olabiliyor. Böyle durumda yüksek performans beklentisini karşılayamamak da bir rahatsızlık gibi algılanabiliyor. Bazen bunun altından farklı bir rahatsızlık da çıkabiliyor. Bu nedenle araştırmak gerekiyor. İnsanlar ‘ben eskisi kadar dikkatimi yoğunlaştıramıyorum, eskisi kadar kafam hızlı çalışmıyor, hafızam eskisi kadar güçlü değil, sanki böyle uykudan uyanamamışım gibi hissediyorum, sağlıklı düşünemiyormuş gibi hissediyorum’ gibi şikayetlerle bize başvurabiliyor ve bu tip şikayetler beyin sisini tanımlıyor. Biz bu şikayetleri duyduğumuz zaman altta yatan nedenleri düşünmeye başlıyoruz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Hafıza bozukluğu beyin sisi olarak da algılanabiliyor</strong></p>
<p>Depresyon ve anksiyetenin beyin sisi üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Barış Metin, bu bozuklukların özellikle beynin ön bölgesini etkilediğini söyledi ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durumu, yapılan nörogörüntüleme tetkiklerinde görebiliyoruz. Depresyon ve anksiyete hastalarında beynin ön bölgesinde, yani frontal loblarda yavaşlama görülüyor. Frontal loblar da beynin karar verme ve hatırlama ile ilgili bölgeleri olduğu için depresyon ve anksiyete bozukluğu olan insanlar özellikle hafıza bozukluğu yaşayabiliyor. Hafıza bozukluğu kişiler tarafından beyin sisi olarak da algılanabiliyor. Yani, depresyon ve anksiyete bozukluğu olan kişiler gerçek zihinsel kapasitesini frontal lob etkilenmesine bağlı olarak kullanamayabilir. Bu nedenle günlük yaşamında performans düşüklüğü yaşayabilir.”</p>
<p><strong>Beyin sisi bir görme bozukluğu sorunu değil! </strong></p>
<p>Sık rüya görmenin beyin sisiyle bir bağlantısı olup olmadığına da açıklık getiren Prof. Dr. Barış Metin, “Sık rüya görmek, aslında uyku kalitesinin bozuk olduğunu gösteriyor. Aslında her gece rüya görüyoruz, rüyamızı hatırlamamız uykumuzun bölündüğü anlamına geliyor ki o bölündüğü sıralarda uyandığımız için rüyayı hafızaya kaydediyoruz. Sık rüya gören insanların genellikle uyku kalitesi düşüktür. Bu durumun nedeni uyku apnesi, depresyon veya farklı bir rahatsızlık da olabilir. Bunların hepsi beyin sisi ile bağlantılı rahatsızlıklardır.” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Barış Metin ayrıca beyin sisinin bir görme bozukluğu olmadığına ve ‘beyin sisi’ denilince bulanık görme gibi bir durumu düşünmemek gerektiğine vurgu yaptı.</p>
<p><strong>Beyin sisini önlemek için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Beyin sisi tedavisi için altta yatan hastalığın bulunması gerektiğini yineleyen Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin sisi şikayeti bulunan hastalar uzman hekimlere başvurduğunda çoğunlukla hekimler altta yatan nedeni anlayabiliyor. Çoğunlukla beyin sisi şikayetinin altından depresyon, anksiyete bozuklukları, uyku bozuklukları, bunamaların erken dönem belirtisi gibi hastalıklar çıkıyor. Altta yatan hastalık tespit edildikten sonra, bu hastalığa yönelik kişiye özel bir tedavi planlamak gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Beyin sisi şikayetini önlemek için önerilerde de bulunan Prof. Dr. Barış Metin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Düzenli uyku çok önemli. Uyku bozukluğu problemi varsa mutlaka tedavi edilmeli. Herhangi bir vitamin eksikliği tespit edilmesi halinde ona yönelik tedavi planlanmalı. Bünyeyi yormadan düzenli egzersiz yapılmalı. Stres hayatımızın bir parçası, stressiz bir yaşam mümkün değil. Ancak aşırı stresten kaçınmak gerekir. Yoğun kaygılarınız varsa, kendinizi hiçbir şeyden keyif almıyormuş gibi hissediyorsanız bir uzmandan destek alınması gerekir. Bu tip rahatsızlıklar zihinsel kapasiteyi de etkiler.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sisi-gercekte-ne-541961">Beyin sisi gerçekte ne?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pozitif psikoterapi ile beyin algoritmaları yeniden düzenlenebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pozitif-psikoterapi-ile-beyin-algoritmalari-yeniden-duzenlenebiliyor-533967</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 May 2025 08:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algoritmaları]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[düzenlenebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=533967</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, nörobilim temelli pozitif psikoterapi tekniği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pozitif-psikoterapi-ile-beyin-algoritmalari-yeniden-duzenlenebiliyor-533967">Pozitif psikoterapi ile beyin algoritmaları yeniden düzenlenebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, nörobilim temelli pozitif psikoterapi tekniği hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Psikolojik bütünlük bozulduğunda farklı arayışlar ortaya çıkabiliyor!</strong></p>
<p>Terapi teknikleri içerisinde pozitif psikoloji 2.0’ın kapsadığı ve nörobilim temelli olmasından dolayı birçok psikoterapi ekolünü birleştiren bir yaklaşımı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Biliyorsunuz, bize gelenler dertli insanlar. İnsanın fiziksel bütünlüğünde çatlak olduğunda ağrı hisseder, bunun için ilaç kullanır veya farklı tedaviler görür. Psikolojik bütünlüğümüzü koruyan bir kafes var, o kafes çatladığı zaman sızıntı oluyor, psikolojik belirtiler ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Bu sızıntıyı kapatmanın çeşitli yolları olduğunu dile getiren Tarhan, “Bazı kişiler bunu, özellikle basit çatlakları kendi kendine halledebiliyor. Bazıları farkında olmadan büyütüyor. Kimisi bunu alkolle kapatıp doldurmaya çalışıyor, kimisi eğlenceye veriyor, dikkat dağıtarak yapıyor. Teknolojinin getirdiği YouTube’daki eğlenceyle birçok derdini unutmaya çalışıyor ama sorun daha da büyüyor, çatlak daha da büyüyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Gardner ölçeğini muhakkak hastalarda uygulanmalı” </strong></p>
<p>Pozitif psikoterapinin, bu bakış açısıyla kişinin çatlakları giderirken kendine öz şefkatle bakmasını önemsediğini vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Terapi tekniklerinden farkı, alıp da onu tamir etmeye çalışmak, negatifi düzeltmek değil; pozitif savunma mekanizmaları&#8230;” dedi.</p>
<p>Gardner ölçeğini hatırlatan Tarhan, “Bu ölçeğin muhakkak hastalarda uygulanması gerekiyor. Kişinin öz şefkat eğitimiyle yapılıyor. Ölçekte, kendini tanıma yolculuğuna çıkmak, kendini keşfetmek, kendi açısından içeriden yaraları düzeltmek var. Bunu yaptığınızda çatlaklar da düzeliyor. Bir terapist olarak bunu öğretmeliyiz hastalara. Bunu öğreten bir teknik bu. Bu kullanıldığında beyin de dinamiğini, algoritmalarını kullanıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bu tedavi tekniği insan beyindeki algoritmaları düzenliyor</strong></p>
<p>Kişinin geldiği noktada beyninin çocukluktan beri öğrenilen, genetik olarak kodlanan algoritmalara göre tepkiler verdiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Algoritmalara göre yaklaşımlar oluyor. Beynimizdeki algoritmaları terapi teknikleri yeniden yazıyor.” dedi.</p>
<p>Yapay zekâ algoritmaları üzerine yapılan çalışmalar, 2024 yılında Nobel Fizik Ödülü aldığını hatırlatan Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu ödülü kazananlardan biri kognitif psikolog, diğeri ise bir genetikçiydi. Kognitif psikoloğun çalıştığı alan, kognitif psikolojidir. Bu alan, beyni bir bilgisayar gibi gören psikoloji dalıdır. Genellikle bu kavramı kognitif terapi ile karıştırıyoruz; oysa burada söz konusu olan, kognitif psikolojidir. Bu psikolog, ödülünü yapay sinir ağları üzerine yaptığı çalışmalarla kazandı. Yani, bu tedavi tekniği insan beynindeki algoritmaları düzenliyor. Biz hem bu algoritmaları içeriden düzeltiyoruz hem de kişiye bunları nasıl düzelteceğini öğretiyoruz.</p>
<p>Bu nedenle bununla ilgili yöntemler gelecekte daha da parlayacak. Kullandıkça işe yaradığını görüyorsunuz. Çift terapilerinde, bağımlılıkta, anksiyetede işe yarıyor. Ama çok büyük, derin patolojiler varsa önce nörobiyolojik düzelme olacak, ondan sonra bu yöntemler uygulanabilir.”</p>
<p><strong>“Bu yöntemle hastalar kendini tedavi etmeyi öğreniyor”</strong></p>
<p>Bu yöntemin diğer tedavi tekniklerini reddetmediğinin altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “CBT’nin yeri ayrı. Hatta bu son bir senede ‘Pozitif CBT’ diye bir yaklaşım getirdim. O da aslında bu yöntemin bir versiyonu gibi.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemin uzun süreli takip gerektiren hastaların tedavisinde kolaylık sağladığını kaydeden Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalar çok kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Onlara kendi kendini tedavi etmeyi öğretiyoruz. Bu sayede devamlı terapiste muhtaç olmuyorlar. Becerisi gelişmiş kişiler bunu kolaylıkla yapabiliyor. Bazı kişilerde bir seansta bile işe yarayabiliyor. Bir seansta kişiler kendi ihtiyacını çözebiliyor. Tabii bu her zaman bu şekilde ilerleyemeyebiliyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pozitif-psikoterapi-ile-beyin-algoritmalari-yeniden-duzenlenebiliyor-533967">Pozitif psikoterapi ile beyin algoritmaları yeniden düzenlenebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 09:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[haritalamasıyla]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[özel]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=530398</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olarak adlandırılan üç boyutlu beyin haritalaması teknolojisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398">Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olarak adlandırılan üç boyutlu beyin haritalaması teknolojisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Üç boyutlu beyin haritalaması ile sadece semptomlar değil, işlev bozuklukları da görülebiliyor  </strong></p>
<p>Klasik saçlı deriden kaydedilen EEG’den (beyin grafiğinden) elde edilen verilerin ileri düzeyde bir analizle üç boyutlu beyin haritasına dönüştürülebildiğini dile getiren Nöroloji Uzman Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Yani beyin yüzeyinden alınan elektriksel sinyaller, yeni bir teknoloji sayesinde beynin derinliklerine kadar takip edilebilir hale geldi.” dedi.</p>
<p>Klasik EEG’nin ‘nerede bir sorun olabilir?’ sorusuna yüzeysel yanıtlar verirken, üç boyutlu beyin haritalaması yapan yeni teknolojinin bu sinyalleri işleyerek beynin iç bölgelerinde hangi alanın ne ölçüde çalıştığını milimetrik hassasiyetle gösterdiğini kaydeden Tarlacı, “Bu, sanki düz bir film yerine, detaylı bir üç boyutlu MR görüntüsüne geçmek gibi ama görüntü değil, işleyiş haritasıdır. Böylece sadece semptomları değil, beynin sessiz ama belirleyici bölgelerindeki işlev bozukluklarını da görebiliyoruz.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Şikâyet başlamadan bile beyin işleyişindeki düzensizlikleri tespit edip önlem almak mümkün!</strong></p>
<p>“Üç boyutlu beyin haritalaması, EEG’nin bilgeliğini alır, derinliğini artırır ve doktor-hasta ilişkisine yepyeni bir boyut katar.” diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, beynin artık sadece anlaşılmakla kalmayacağını, konuşup yol göstereceğini kaydetti.</p>
<p>Üç boyutlu beyin haritalamasının, modern tıbbın sunduğu en etkileyici yeniliklerden biri olduğunu vurgulayan Tarlacı, şunları söyledi:</p>
<p>“Çünkü artık sadece hastalığın dışa yansıyan belirtilerine değil, beynin derinliklerinde neler olup bittiğine de bakabiliyoruz. ‘Beynin haritasını çıkarıyoruz’ demek, artık bir mecaz değil, gerçek. Bu teknoloji sayesinde kişiye özel, isabetli tedavi planları yapmak mümkün hale geldi. İlaçlar işe yaramadığında nedenini görebiliyor, hangi beyin bölgesinin desteğe ihtiyaç duyduğunu anlayabiliyoruz. Özellikle dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete gibi görünmeyen ama yaşam kalitesini düşüren hastalıklarda bu teknoloji adeta görünmeyeni görünür kılıyor. Kimi zaman şikâyet henüz başlamamışken bile beyin işleyişindeki düzensizlikleri tespit edip önlem almak mümkün. Artık hastalıkla savaşta elimizde daha net bir harita, daha sağlam bir pusula var. Beynin kendisi bize ne olduğunu anlatıyor.”</p>
<p><strong>Birçok psikiyatrik hastalığın tanı, tedavi ve takibinde kullanılabiliyor!</strong></p>
<p>Bu yeni teknolojinin, beynin iç bölgelerindeki elektriksel aktiviteleri detaylı bir şekilde haritaladığını ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bir beyin filmi gibi çalışır ama görüntü yerine elektriksel işleyişi gösterir. Bu sayede beynin hangi bölgelerinin normal çalıştığını, hangilerinde sorun olduğunu ayrıntılı bir şekilde görmemizi sağlar. Kişiye özel harita çıkardığı için tedavi planları daha isabetli olur. Yani hastalığın kökenine inerek, sadece semptomları değil, altta yatan beyin işleyişini hedef alır.” dedi.</p>
<p>Sağladığı bu avantajın hangi hastalıkların tanı, tedavi ve takibinde kullanılabildiğine de açıklık getiren Tarlacı, “Özellikle dikkat eksikliği, depresyon, anksiyete (kaygı bozukluğu), epilepsi, travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk (takıntılar) gibi ruhsal ve nörolojik hastalıkların tanı ve takibinde kullanılır. Ayrıca Alzheimer gibi bazı hafıza hastalıklarında ya da beyin travmaları sonrasında da oldukça değerlidir. Tedavi öncesi ve sonrası beyin haritaları karşılaştırılarak, tedavinin işe yarayıp yaramadığı net biçimde görülebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sadece tedavi değil, koruyucu sağlık için de önemli bir araç!</strong></p>
<p>Bir hastalığı sadece belirtiler üzerinden değil, beyinde neye yol açtığını görerek anlamanın hem teşhiste doğruluğu artırdığını hem de kişiye özel, etkili bir tedavi yolu açtığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Hekim, hangi bölgenin ne kadar aktif olduğunu görünce, ilaç mı gerekir, beyin eğitimi mi (neurofeedback gibi) gerekir kararını daha sağlıklı verir. Hasta da iyileşme sürecini somut verilerle görüp, güven duyar, tedaviye daha istekli yaklaşır.” dedi.</p>
<p>Bu yeni teknolojinin sadece tanı koymakla kalmadığını aynı zamanda kişiye özel bir yol haritası sunduğunu yineleyen Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bazı hastalar ilaç tedavisine dirençli olabilir veya ilaç kullanmak istemeyebilir. Bu gibi durumlarda beynin çalışmasını doğrudan görüp, beyin eğitimi (neurofeedback) gibi yöntemlerle doğal bir müdahale yapılması mümkün olur. Ayrıca, kişinin şikâyeti olmasa bile, ileride sorun yaratabilecek beyin işleyişlerini erken fark ederek önlem alınmasını sağlar. Yani sadece tedavi değil, koruyucu sağlık için de önemli bir araçtır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uc-boyutlu-beyin-haritalamasiyla-kisiye-ozel-tedavi-mumkun-530398">Üç boyutlu beyin haritalamasıyla kişiye özel tedavi mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2025 08:22:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anlamlı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[care]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[derneğinden]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[gününde]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[inmede]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=529889</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, 10 Mayıs İnme Farkındalığı Günü kapsamında toplumda inme farkındalığını artırmayı ve hayat kurtaracak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasını hedefleyen bir kampanya hayata geçiriyor. “İnmede Çare Erken Müdahale” söylemiyle başlatılan kampanya, erken müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunu ve inmenin etkilerinin azaltılmasındaki rolünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>İnme Belirtilerini Tanıyın, Hayat Kurtarın!</strong></p>
<p>Halk arasında beyin felci olarak bilinen inme, kalıcı engellilik ve ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alan ciddi bir sağlık sorunudur. Her bir dakikada yaklaşık 1,9 milyon nöronun kaybedildiği inme vakalarında hızlı tanı ve müdahale, kalıcı etkileri önleyebilmek açısından kritik önem taşıyor.</p>
<p>İnme anında hızlı hareket etmek için belirtileri bilmenin önem taşıdığını vurgulayan Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “Erken teşhis ve doğru tedavi, inme geçiren bir kişinin hayati fonksiyonlarının korunmasında ve iyileşmesinde en kritik rolü oynar. Erken teşhis ve hızlı müdahale için ise herkesin inme belirtilerini bilmesi gerekir. Yüzde ani asimetri, kolda veya bacakta güçsüzlük, konuşmada bozulma, anlama veya tepki vermede güçlük, şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu inme habercisi olabilir. Bu belirtilerden herhangi birinin görülmesi durumunda kişinin stabilize edilmesi, hareket ettirilmemesi, sırt üstü yatırılması gerekmektedir ve zaman kaybetmeden 112 aranmalıdır” diyor.</p>
<p><strong> Dijitalleşme Gençlerde İnme Riskini Artırıyor</strong></p>
<p>Geleneksel olarak ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda yapılan araştırmalar inmenin genç bireyler arasında da ciddi oranda arttığını gösteriyor. Amerikan Kalp Derneği&#8217;nin 2024 verilerine göre, 18-44 yaş arası bireylerde iskemik inme oranı son 10 yılda %14,6 oranında artış gösterdi.</p>
<p>Bu artışın arkasında dijital çağın getirdiği yaşam alışkanlıkları yatıyor. Uzun süre ekran başında kalmak, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, kronik stres ve uyku bozuklukları gençlerde inme riskini artırıyor. Sosyal izolasyon, dijital bağımlılık ve zihinsel yorgunluk gibi durumlar da inme riskini artıran faktörler arasında sayılıyor.</p>
<p>Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ethem Murat Arsava, “İnme belirtileri sadece ileri yaşlarda görülmez. 30’lu, hatta 20’li yaşlarda bile karşımıza çıkabiliyor. Ancak gençlerde inme belirtileri çoğu zaman göz ardı ediliyor veya geç tanınıyor. Oysaki erken müdahale, hayat kurtarıcıdır,” diyerek konuya dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnmede Erken Tanının Gücü Yapay Zeka ile Artıyor</strong></p>
<p>Sağlık teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, inme tanı ve tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Özellikle acil servislerde kullanılan yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, beyin tomografilerini saniyeler içinde analiz ederek sağlık ekiplerini hızla yönlendirebiliyor. Yapay zekadan; tomografi ve MR görüntülerinin otomatik analiz edilmesi, acil servislerde hekim dışı sağlık personelinin tanıya erişimini kolaylaştırma ve tedavi kararlarını hızlandırarak zaman kaybını önlemede yararlanılabiliyor. Böylece tedavi sürecine daha erken başlama ve beyin dokusunun korunma şansı artıyor.</p>
<p>“Yapay zekâ algoritmaları, damar tıkanıklığı ile beyin kanamasını hızlıca ayırt edebiliyor. Bu sayede tedaviye geçiş süresi %30 oranında kısalıyor,” diyen Prof. Dr. Arsava, teknolojinin inme yönetiminde oynadığı hayati role dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>İnme Riski Azaltılabilir</strong></p>
<p>İnme, yalnızca kriz anında değil, öncesinde de önlenebilir bir sağlık sorunudur. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme, tansiyon ve kolesterol seviyelerinin kontrol altında tutulması, sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması, ekran süresinin azaltılması, düzenli uyku ve stres yönetimi inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.</p>
<p><strong>İnmede Çare Erken Müdahale</strong></p>
<p>10 Mayıs’ı sadece bir sağlık takvimi günü değil; yaşam kurtaran bilgiyi ve teknolojiyi topluma ulaştırma fırsatı olarak gören Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği, Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteği ile “İnmede Çare Erken Müdahale” kampanyasını hayata geçiriyor. Dernek, dijital ve fiziksel görünürlük sağlayan çalışmalarıyla inme konusunda kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-damar-hastaliklari-derneginden-10-mayis-dunya-inme-farkindaligi-gununde-anlamli-kampanya-inmede-care-erken-mudahale-529889">Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği&#8217;nden 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalığı Günü&#8217;nde Anlamlı Kampanya: &#8220;İnmede Çare Erken Müdahale&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 11:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[tümörünün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=453047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beyin tümörleri, çocuklarda lösemiden sonra en yaygın görülen 2’inci kanser türünü oluşturuyor. Çocuklarda iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin neden oluştuğuna yönelik kesin bir veri ise henüz mevcut değil.</p>
<p>Günümüzde tıp dünyasında atılan dev adımlar, beyin tümörlerinin tedavisinden etkin sonuçlar alınmasını sağlıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> beyin tümörlerinin tedavisinden başarılı sonuçlar elde edilmesinde erken tanı ve tedavinin kilit rol oynadığına işaret ederek, “Erken tanı için ebeveynlerin bazı belirtilerde zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Özellikle baş ağrısı, bulantı ve kusma, en yaygın görülen üç belirtiyi oluşturmaktadır. Çocuğun her gün ısrarlı baş ağrısından yakınması ve özellikle sabahları yataktan kalkar kalkmaz, henüz yemek yemeden fışkırır tarzda kusması, beyin tümörünün önemli bir işareti olabilmektedir. Dolayısıyla bu yakınmaları olan çocuğa mutlaka beyin MR tetkiki yapılmalıdır” uyarısında bulunuyor. <strong>Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,</strong> çocukluk çağı beyin tümörleriyle mücadelede ebeveynlerin rolünün de büyük önem taşıdığını belirterek, “Hastalığın erken sinyallerini tanımak, çocuğu düzenli sağlık kontrollerine götürmek ve tedavi sürecinde psikolojik destek sağlamak, tedavinin başarı şansını arttıran faktörler arasındadır” diyor.<br /> </p>
<p><strong>Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!</strong></p>
<p>Çocukluk çağı beyin tümörlerinin belirtileri, tümörün tipine ve konumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebiliyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek, çocuklarda gelişen iyi ve kötü huylu beyin tümörlerinin belirtilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Bebeklerde</strong> </p>
<ul>
<li>Henüz bıngıldağı açık bebeklerde baş çevresinin normalden fazla genişlemesi,</li>
<li>Güçsüz emme refleksi, </li>
<li>Aktivite düşüklüğü, </li>
<li>Bulantı, kusma ve kilo kaybı. </li>
</ul>
<p><strong>Çocuklarda</strong></p>
<ul>
<li>Bulantı, kusma ve baş ağrısı, </li>
<li>Gözlerde kayma, </li>
<li>Konuşma bozukluğu, </li>
<li>El-kol koordinasyon bozukluğu, </li>
<li>Kol ve bacaklarda güç kaybı, </li>
<li>Denge problemleri. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>Genellikle ameliyata başvuruluyor! </strong></p>
<p>Çocuk beyin cerrahı tarafından tümörün cinsi, yerleşim yeri, yayılımı, büyüklüğü, el ve kolu hareket ettiren yollara olan yakınlığı gibi parametreler değerlendirilerek tümöre uygun bir tedavi planlanıyor. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek,<strong> </strong>tedavide genellikle cerrahi yönteme başvurulduğunu belirterek, “Nadiren de olsa bazı nörofibramatözis gibi genetik hastalıklarla beraber görülen tümörler ve bazı iyi huylu tümör çeşitlerinde cerrahi yerine izlem önerilebilmektedir. Fakat takip sırasında yapılan beyin MR’larında görülecek en ufak bir değişiklikte doku örneği alınması şarttır. Tümörün cinsi ile ilgili en son kararı her zaman ameliyat sırasında alınan doku örneği ile patoloji bölümü söyleyecektir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Tedavideki gelişmeler umut veriyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında oluşan her 6 tümörden birinin beyinde yerleştiği belirtiliyor. Bu tümörlerin yüzde 52’si ilk 2-10 yaş, yüzde 42’si ise 11 – 18 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocuklarda ilk 12 ayın altında gelişen beyin tümörleri de yaklaşık yüzde 5.5 oranında görülüyor. Erken tanı ve tedavi, çocukluk çağında gelişen beyin tümörlerinin üstesinden gelmede kritik bir öneme sahip. Çocuk Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Memet Özek<strong>, </strong> gelişen tıbbi teknolojiler ve tedavi yöntemlerinin bu zorlu mücadelede umut verici sonuçlar sunduğuna işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Beyin tümörlerinin tedavi seçenekleri arasında cerrahi müdahale, radyoterapi ve kemoterapi yer almakta olup, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş tedavi planları uygulanmaktadır. Günümüzde sağlıklı dokulara hasar vermeyen hedefe yönelik kemoterapiler geliştirilmektedir. Ayrıca tümörlerin barındırdıkları mutasyonlara etki edebilen ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlara günümüzde akıllı ilaç diyoruz. Bu sayede iyi veya kötü huylu tümörlerin yeniden büyümeleri ve beynin diğer bölgelerine yayılmaları önlenebilmektedir”  Özellikle  bazı tümör türlerinin gelişim aşamalarını anlayabilmede moleküler testlerin oldukça önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Memet Özek, “Bu testler sonucunda hastalığın gidişatı açısından daha net bilgiler elde edebilmekte ve ayrıca sadece o moleküler değişikliklere sahip hücreleri yok etmeyi amaçlayan hedefli tedaviler planlanabilmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-beyin-tumorunun-ilk-sinyali-olabilir-453047">Çocuklarda Beyin Tümörünün İlk Sinyali Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeyrek asırdır toplanan beyin görüntüleme verileri yapay zekada!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ceyrek-asirdir-toplanan-beyin-goruntuleme-verileri-yapay-zekada-444216</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Feb 2024 21:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[asırdır]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çeyrek]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[toplanan]]></category>
		<category><![CDATA[verileri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[zekada]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=444216</guid>

					<description><![CDATA[<p>NPİstanbul Hastanesinde 26 yıldır elde edilen nörogörüntüleme (EEG ve fMRI) verileri Üsküdar Üniversitesinin uygulama ve araştırma merkezlerinde analiz edilerek BraiNP/NP Model oluşturuldu. Yapay Zeka (YZ) algoritmalarının kullanıldığı model, farklı psikiyatrik hastalıkların ön tanısını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ceyrek-asirdir-toplanan-beyin-goruntuleme-verileri-yapay-zekada-444216">Çeyrek asırdır toplanan beyin görüntüleme verileri yapay zekada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>NPİstanbul Hastanesinde 26 yıldır elde edilen nörogörüntüleme (EEG ve fMRI) verileri Üsküdar Üniversitesinin uygulama ve araştırma merkezlerinde analiz edilerek BraiNP/NP Model oluşturuldu. Yapay Zeka (YZ) algoritmalarının kullanıldığı model, farklı psikiyatrik hastalıkların ön tanısını sağlıyor.</strong></p>
<p><strong>BraiNP’nin Prof. Dr. Nevzat Tarhan danışmanlığında geliştirildiğini ve npmodel.com adresinde web arayüzü ile kullanıma sunulduğunu ifade eden Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “BraiNP mevcut haliyle Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), sağlıklı kontrol, unipolar &#8211; bipolar ve depresyonda Transkraniyal manyetik uyarım (TMU) cevabı öngörü modelleri ile yüksek doğruluk sağlıyor.”</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi (MDBF) Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın danışmanlığında geliştirilen BraiNP/NP Model hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>1998’den bu yana toplanan nörogörüntüleme verileri yapay zeka ile sınıflandırıldı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, BraiNP ya da NP Model olarak adlandırılan sistem hakkında bilgi vererek, şunları dile getirdi:</p>
<p>“NP Model, kurulduğu 1998 yılından itibaren psikiyatrik hastalıkların tanı ve tedavisindeki uluslararası birikimiyle NPİstanbul Hastanesinde toplanan nörogörüntüleme (EEG ve fMRI) verilerinin Üsküdar Üniversitesinin uygulama ve araştırma merkezlerinde analiz edilerek geliştirilen ve tüm süreçlerinde Yapay Zeka (YZ) algoritmaları kullanılan, farklı psikiyatrik hastalıkların ön tanı sınıflandırmasına veya tedavi sonucu öngörüsüne ilişkin geliştirilen yüksek öngörü becerisine sahip bir modelidir.”</p>
<p><strong>Hedef; toplanan verilerin sağlık sistemine kazandırılması</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ergüzel, modelin hedefini, “Bu modelin daha önce NPİstanbul ve Üsküdar Üniversitesi bünyesinde yürütülmüş öngörü modellerinin bilimsel yayın ile sınırlı kalmaması, toplanan verilerin tekrar sağlık sistemine kazandırılarak hastalıkların erken ön tanı ve tedavi sonucu öngörü süreçlerinde hekim, danışan ve sağlık sistemi kaynaklarının etkin kullanılmasını hedeflemektedir” şeklinde açıkladı.</p>
<p><strong>“Gelişmelerin temelinde toplanan verinin artan çözünürlüğü de yer alıyor”</strong></p>
<p>Son üç yıl içinde, klasik yapay zeka (YZ) algoritmalarının hastalıklar için biyolojik belirteçleri kullanarak sınıflandırma yapma konusunda kayda değer bir gelişme yaşandığını ifade eden Ergüzel, bu gelişmelerin temelinde, toplanan verinin artan çözünürlüğü, hastalara ait veri setlerinin çeşitlenmesi ve özellikle derin öğrenme algoritmalarının yaygın olarak kullanılmasının yer aldığını kaydetti.</p>
<p>Yeni nesil öğrenme algoritmalarının, sınıflandırma süreçlerinde ham veride bulunan ayırt edici öznitelikleri başarıyla çıkarabildiğini, özellikle, zamansal (temporal) çözünürlüğü yüksek olan EEG gibi veriler ile uzamsal (spatial) çözünürlüğü yüksek olan fMRI gibi verileri, hastalardan veya sağlıklı kontrol gruplarından elde edildikten sonra, ön işleme adımlarıyla gürültüden arındırdığını anlatan </p>
<p>Ergüzel, daha sonra, geliştirilen algoritmalar sayesinde, bu temizlenmiş verilerin Cloud üzerinde bulunan GPU&#8217;lu bilgisayarlar tarafından kullanılarak öznitelik çıkarma işlemi gerçekleştirildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Uluslararası patent başvurusu yapıldı</strong></p>
<p>NP Modelin Üsküdar Üniversitesinin Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında desteklenen bir proje çerçevesinde Prof. Dr. Nevzat Tarhan danışmanlığında geliştirildiğini ve npmodel.com adresinde web arayüzü ile kullanıma sunulduğunu ifade eden Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şöyle devam etti:</p>
<p>“BraiNP mevcut haliyle Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), sağlıklı kontrol, unipolar &#8211; bipolar ve depresyonda Transkraniyal manyetik uyarım (TMU) cevabı öngörü modelleri ile yüksek doğruluk sağlamaktadır. Ayrıca yeni veriler ile sistem daha kararlı tahminlerde bulunabilecek şekilde tasarlanmıştır. Depresyon, OKB, DEHB, bipolar bozukluk, trikotilomani, bağımlılık gibi yaygın görülen psikiyatrik hastalıkların sınıflandırılmasında ön tanı kapasitesi ile geliştirilen model, NPİstanbul Hastanesindeki nörolog ve psikiyatrist, Üsküdar Üniversitesindeki sinir bilim uzmanları ve yazılım mühendisleri ile birlikte tasarlanmıştır. Modelin uluslararası patent başvurusu yapılmıştır. Patent tescili, uygulamanın potansiyelinin ve özgün, yenilikçi becerisinin tescili olmakla birlikte NPİstanbul Hastanesi hekimleri kullanımına açılmıştır.”</p>
<p><strong>Hasta, hekim ve sağlık sistemi için 7 temel katkı sağlanacak</strong></p>
<p>Bu sayede kısa ve uzun vadede hasta, hekim ve sağlık sistemi için 7 temel katkı sağlanacağını da dile getiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, bunları şöyle sıraladı: </p>
<p>“<strong>Erken Müdahale:</strong> Ruh sağlığı sorunlarının erken tespit edilmesi, durumun daha da kötüleşmesini önleyebilecek hızlı müdahale ve tedaviye olanak tanır. Erken müdahale genellikle daha iyi tedavi sonuçları ve daha iyi prognoz ile ilişkilidir.</p>
<p><strong>Komplikasyonların Önlenmesi:</strong> Ruh sağlığı bozukluklarının erken aşamada tespit edilmesi, komorbid durumlar, madde bağımlılığı veya kendine zarar verme davranışları gibi komplikasyonların gelişmesini önlemeye yardımcı olur.</p>
<p><strong>Azaltılmış Acı:</strong> Zamanında teşhis, bireylerin uygun destek ve tedavi almalarını sağlayarak acılarını azaltır ve yaşam kalitelerini artırır. Semptomları hafifletebilir ve bireylerin durumlarıyla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Kişiselleştirilmiş Tedavi Planları</strong>: Ön tanı, bireyin özel ihtiyaçlarına ve koşullarına göre uyarlanmış kişiselleştirilmiş tedavi planları geliştirmek için bir temel sağlar. Bu yaklaşım, tedavi etkinliği ve hasta memnuniyeti olasılığını artırır.</p>
<p><strong>Kaynak Tahsisi:</strong> Erken teşhis, sağlık sistemi içinde kaynakların daha iyi tahsis edilmesini sağlar. Hastaların uygun düzeyde bakım almasını sağlayarak acil servisler üzerindeki yükü azaltır ve gereksiz hastaneye yatışları önler.</p>
<p><strong>Eğitim ve Destek</strong>: Teşhisin erken bilinmesi, bireylerin ve ailelerinin ilgili eğitim ve destek hizmetlerine erişmelerini sağlar. Bu, durumu daha iyi anlamalarını, başa çıkma stratejilerini öğrenmelerini ve devam eden destek için toplum kaynaklarına erişmelerini sağlar. </p>
<p><strong>İyileştirilmiş Prognoz:</strong> Erken teşhis ve müdahale ile semptomları etkili bir şekilde yönetme ve uzun vadeli prognozu iyileştirme şansı daha yüksektir. Ayrıca hastalığın tekrarı riskini en aza indirebilir ve iyileşmeyi kolaylaştırabilir.”</p>
<p><strong>“Beyin-bilgisayar arayüzleri felç sonrası rehabilitasyon için faydalı olabilir”</strong></p>
<p>Sağlık bilişiminde öğrencilere, BCI (Beyin-Bilgisayar Arayüzleri) ve yapay zeka çalışmalarının yanı sıra beyin uyarımı, nöro-görüntüleme laboratuvarları ve sağlık fiziği gibi konularda uygulama ve klinik imkanların sağlandığını da dile getiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şöyle devam etti:</p>
<p>“Beyin-bilgisayar arayüzleri beyin sinyallerini alır, analiz eder ve istenen eylemleri gerçekleştiren çıkış cihazlarına gönderilen komutlara dönüştürür. BCI&#8217;ın temel fonksiyonu, amiyotrofik lateral skleroz, serebral palsi, felç veya omurilik yaralanması gibi nöromüsküler bozukluklar nedeniyle engeli olan hastaların yararlı işlevlerini değiştirmek veya geri kazandırmak. </p>
<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri felç sonrası rehabilitasyon ve diğer bozukluklar için de faydalı olabilir. Gelişmeler odağında yer alan nörobilim araştırmalarımız lisansüstü programlarımızda Nörobilim Yüksek Lisans ve Doktora programları ile araştırmacılara uygulama geliştirme olanağı sunuyor.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ceyrek-asirdir-toplanan-beyin-goruntuleme-verileri-yapay-zekada-444216">Çeyrek asırdır toplanan beyin görüntüleme verileri yapay zekada!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Beyin Cerrahından Rekor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahindan-rekor-442951</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 21:03:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahından]]></category>
		<category><![CDATA[rekor]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=442951</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyaca ünlü beyin cerrahımız Prof. Dr. Uğur Türe, kendi geliştirdiği ameliyat tekniğiyle alanında dünyanın en prestijli bilimsel dergisi olarak kabul edilen “Journal of Neurosurgery’nin Ocak 2024 kapağında, 'dördüncü kez yer alarak' hem büyük bir başarıya hem de bu anlamda bir rekora imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahindan-rekor-442951">Türk Beyin Cerrahından Rekor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dünyaca ünlü beyin cerrahımız Prof. Dr. Uğur Türe, kendi geliştirdiği ameliyat tekniğiyle alanında dünyanın en prestijli bilimsel dergisi olarak kabul edilen “Journal of Neurosurgery’nin Ocak 2024 kapağında, &#8216;dördüncü kez yer alarak&#8217; hem büyük bir başarıya hem de bu anlamda bir rekora imza attı.<br /> </em><br />“Dünya Beyin Cerrahisi Dernekleri Federasyonu” Onursal Başkanı Prof. Dr. Uğur Türe; beynin farklı bölgelerindeki lezyonların başarılı biçimde çıkartılabilmesi için geliştirdiği farklı ameliyat teknikleriyle alanındaki en saygın dergi konumundaki “Journal of Neurosurgery” dergisinde bir kez daha kapak konusu oldu.</p>
<p>İlk kez Kasım 2004&#8217;de aynı derginin kapağında Hocası Profesör Yaşargil ile birlikte yer alan Dr. Türe Mayıs 2016 ve daha sonra da Ağustos 2021’de geliştirdiği yeni ameliyat teknikleriyle kapak konusu olmayı başarmıştı. Son olarak Ocak 2024 sayısının kapağıyla da dördüncü kez beyin ve sinirbilim alanının ‘en önemli’ yayınının kapak makalesine imza atmış oldu.</p>
<p><strong>BEYNE ZARAR VERMEYEN TEKNİK</strong><br />Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkan Prof. Dr. Uğur Türe kendi geliştirdiği ve bilim dergisinin Ocak 2024 kapak konusu olan yeni cerrahi teknikle çok önemli bir yenilik ortaya koyuyor. “Daha önce beyin ve beyincik arasından yapılan ameliyatlar sırasında o bölgedeki toplar damarlar yakılıyordu ve bu, hastanın iyileşme sürecine olumsuz etki edebiliyordu” diyen Prof. Dr. Türe, ameliyat edilen bölgedeki damarları alışılageldiği gibi yakmak yerine koruyarak beyne zarar vermeden müdahale etmenin bir yolunu buldu. Böylece hem damarlar zarar görmeden korunmuş oluyor hem de ameliyat sonrasında gelişebilecek komplikasyonlar minimuma iniyor.<br /> Prof. Dr. Türe; yeni tekniğini önce laboratuvarında, sonra da ameliyatlarında kullanarak mükemmelleştirdi. Böylece hem hastalarının beyinlerinin daha az zarar görmesini sağladı hem de ameliyat sonrası iyileşme hızlarını artırarak tüm dünyada büyük yankı uyandırdı.  </p>
<p><strong>BEYİN LABORATUVARI KURDU</strong><br /> Sürekli olarak ülkemizde ve dünyada verdiği eğitimler ve düzenlediği uluslararası konferanslar aracılığıyla pek çok beyin cerrahının yetişmesinde büyük emeği bulanan Prof. Dr. Türe, Yeditepe Üniversitesi bünyesinde kurmuş olduğu beyin laboratuvarında, ülkemizin ve dünyanın dört bir yanından gelen araştırmacıların eğitimini ve gelişimini desteklemeye devam etmektedir. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turk-beyin-cerrahindan-rekor-442951">Türk Beyin Cerrahından Rekor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmıyor, sadece yaş alıyoruz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-yaslandikca-psikolojik-olarak-yaslanmiyor-sadece-yas-aliyoruz-430957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 10:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alıyoruz]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlandıkça]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, hayat döngüsünde insanları farklı biçimlerde etkileyen bir süreç. Bu etki, kişilik özellikleri, sosyal destek, beyin yapısı, kronik hastalıklar ve kültür gibi bir dizi faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor. Yaş ile birlikte beyin mekanizmalarının daha az stresli olmaya, daha pozitif duyguları hatırlamaya meyilli olduğunu  vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Aslında beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmaz yaş alır sadece.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-yaslandikca-psikolojik-olarak-yaslanmiyor-sadece-yas-aliyoruz-430957">Beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmıyor, sadece yaş alıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yaşlanma, hayat döngüsünde insanları farklı biçimlerde etkileyen bir süreç. Bu etki, kişilik özellikleri, sosyal destek, beyin yapısı, kronik hastalıklar ve kültür gibi bir dizi faktöre bağlı olarak değişiklik gösterebiliyor.</strong> <strong>Yaş ile birlikte beyin mekanizmalarının daha az stresli olmaya, daha pozitif duyguları hatırlamaya meyilli olduğunu  vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Aslında beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmaz yaş alır sadece.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, psikolojik yaşlanma konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Yaşlılığı etkileyen beyin yapısı, kültür gibi bir dizi faktör var</strong></p>
<p>Yaşlılığın insan yaşamının bir dönemi olarak değerlendirildiğinde bu yaşam döngüsünün bireyleri nasıl etkileyeceğinin bir dizi faktöre bağlı olarak değiştiğini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Kişilik özellikleri, sosyal destek, beyin yapısı, kronik hastalıklar, kültür bu faktörlerden bazılarıdır. Aslında beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmaz yaş alır sadece.” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı yaşlılık için daha erken yaşlarda bazı yaşam alışkanlıklarını değiştirmek gerek</strong></p>
<p>Yaş ile birlikte beyin mekanizmalarının daha az stresli olmaya, daha pozitif duyguları hatırlamaya meyilli olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Yaşlandıkça daha sağlıklı psikolojik yapı ya da psikolojik sağlamlılık için daha erken yaşlarda bazı yaşam alışkanlıklarını değiştirmemizde fayda var.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Beyin ve beden sağlığı için meşguliyet önemli</strong></p>
<p>Egzersiz, sağlıklı beslenme ve sosyal ilişkilerin yanı sıra aile bağlarını güçlendirme, beyne fayda sağlayabilecek egzersizleri düzenli olarak yapma ve günlük hedefler belirlemenin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Unutmayalım ki beyin ve beden sağlığı için meşguliyet önemlidir. Meşguliyeti olan cennettedir.” dedi.</p>
<p>Aktif bir zihnin, genellikle daha sağlıklı bir yaşam tarzı ve pozitif bir ruh halini beraberinde getirdiğini de dile getiren Prof. Dr. Gül Eryılmaz, yaşlılığın, daha sağlıklı ve dengeli bir psikolojik yapıyla daha keyifli bir dönem haline gelebileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-yaslandikca-psikolojik-olarak-yaslanmiyor-sadece-yas-aliyoruz-430957">Beyin yaşlandıkça psikolojik olarak yaşlanmıyor, sadece yaş alıyoruz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrinin Geleceği Beyin Haritalama ve Kişiselleştirilmiş İlaçlarda</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrinin-gelecegi-beyin-haritalama-ve-kisisellestirilmis-ilaclarda-409903</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2023 09:10:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[haritalama]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kişiselleştirilmiş]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrinin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogörüntüleme teknolojilerinin öncüsü kabul edilen California Üniversitesi Radyoloji ve Psikiyatri Profesörü Monte Buchsbaum: “İnanıyorum ki ilaçlardan ilham alan EEG metodu beyindeki doğru noktaları bularak, uygun farmakolojik terapiyle hastaları eşleştirmemizi sağlayacak.” dedi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrinin-gelecegi-beyin-haritalama-ve-kisisellestirilmis-ilaclarda-409903">Psikiyatrinin Geleceği Beyin Haritalama ve Kişiselleştirilmiş İlaçlarda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nörogörüntüleme teknolojilerinin öncüsü kabul edilen California Üniversitesi Radyoloji ve Psikiyatri Profesörü Monte Buchsbaum: “İnanıyorum ki ilaçlardan ilham alan EEG metodu beyindeki doğru noktaları bularak, uygun farmakolojik terapiyle hastaları eşleştirmemizi sağlayacak.” dedi. Kanada Saint Vincent Üniversitesinden Prof. Dr. Derek Fisher ise, “Beyin haritalama ile beynin hangi ilaçla nasıl göründüğünü ya da ilacın bazı durumları nasıl tersine çevirdiğini görebiliyoruz. Bu da hangi ilaca ya da ilaçlara başlamanın daha etkili olacağına dair bir ipucu oluyor.” açıklamasını yaptı.</strong></p>
<p>QEEG olarak adlandırılan Topoğrafik Beyin Haritalama metoduyla saçlı deriden alınan beyin elektriksel aktivite kaydı analiz ediliyor ve beynin çalışması hakkında dolaylı bilgi sağlanıyor. Öte yandan Elektroensefalografi (EEG) ile de beyindeki elektriksel aktivite kaydediliyor. Peki tüm bunların psikiyatrideki rolü ne?</p>
<p>Konu, Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesinde gerçekleştirilen 6. Temel Klinik ve Çok Modelli Görüntüleme (Basic Clinical and Multimodal Imaging, BaCI) Konferansında gündeme geldi, programa katılan ve fahri doktora cübbesini Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın giydirdiği nörogörüntüleme teknolojilerinin öncüsü kabul edilen California Üniversitesi Radyoloji ve Psikiyatri Profesörü Monte Buchsbaum, kişiselleştirilmiş tıbbın önemini vurguladı.</p>
<p><strong>“Kişiselleştirilmiş tıp sağlık sektörünün en önemli alanı olacak”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Buchsbaum, şu anki teknoloji ve yeni ilaçlarla şizofreninin tedavi edilebildiğini ancak hala istenilen seviyede olmadığını ifade ederek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Kişiselleştirilmiş tıp ruh sağlığı için altın standarttır. Gelecekte, kişiselleştirilmiş tıp, genetik kodu okuma ve bunu tedaviyle eşleştirme sağlık sektöründe gelişen en önemli alanlar olacak. Uzayan insan ömrü, bize başarılı yaşlılık yılları veriyor. Her insanın genetik kodunu okuyup ve her genetik mesajın fizyolojisine bakıp, uygun ilaçları reçete edebiliriz. Biz, psikiyatristlerin sadece tahmini bir ilaç vermesini istemiyoruz, spesifik olarak hedeflenmiş bir ilaç yazmak istiyoruz.  Bu yüzden EEG gibi bilimsel ölçme teknikleri kullanılmalıdır.”</p>
<p><strong>“Şizofreni ve depresyondaki bir hastanın farklılıklarını anlamak çok önemli”</strong></p>
<p>Bilimsel ölçme tekniği olarak EEG kullanımının öneminin altını çizen Prof. Dr. Buchsbaum, “İnsanlar birbirinden farklı. Hangi hastaya hangi ilacın verileceğini belirlemek çok önemli. Psikiyatride herhangi bir şekilde hataya yer yok. Bu yüzden EEG gibi bilimsel ölçme teknikleri kullanılmalı. Şizofreni ve depresyondaki bir hastanın farklılıklarını anlamak bizim için çok önemli. İnanıyorum ki ilaçlardan ilham alan EEG metodu beyindeki doğru noktaları bularak uygun farmakolojik terapiyle hastaları eşleştirmemizi sağlayacak.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“EEG sonuçları doğru ilaç seçimine yardımcı oluyor”</strong></p>
<p>Gelecekte, bireysel tedavi planlarını oluştururken ilk önce EEG’den data alınacağını ve EEG sayesinde sağlıklı bireylerden nasıl farklılık olduğu ve nerede değiştiğinin görüleceğini de ifade eden Prof. Dr. Buchsbaum, şunları söyledi:</p>
<p>“Bu bize beyinde bir nokta söyleyecek. Büyük ihtimalle ön lobda veya başka muhtemel noktalarda. Sonra kütüphanemize, resimlerimize bakacağız. EEG’nin bizim kütüphanemizdeki resimlerden ve datalardan nasıl diğer ilaçlardan değişik bir sonuç verdiğine bakacağız. Sonra EEG’deki sonuçlara bakarak spesifik olarak hangi ilacın hangi noktayı etkilediğine karar verebileceğiz. Bu, bizim doğru ilacı seçmemizi sağlayacak.”</p>
<p><strong>“EEG tekniğini tam potansiyeliyle kullanmak çok önemli”</strong></p>
<p>EEG’de ilaçların psikiyatrik ve diğer nörolojik hastalıklara iyi geldiğine dair çok açık kanıtlar bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Buchsbaum, EEG tekniğini tam potansiyeliyle kullanmanın bu yüzden çok önemli olduğunu kaydetti.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesinin global bilgi paylaşımı konusunda lider üniversitelerden biri olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Buchsbaum, “Global iletişim sayesinde bilim hızla ilerliyor. Eskiden bu çalışmaları tüm dünya genelinde karşılaştırmak çok zordu. Ama şimdi bir bilgi havuzu oluşturabiliyoruz ve buna tüm dünyanın ulaşmasını sağlayabiliyoruz. Global konferanslar sayesinde araştırma tekniklerimizi paylaşabiliyoruz. Üsküdar Üniversitesinin bu alandaki eforu heyecan verici.” dedi.</p>
<p><strong>Beyindeki değişiklikleri tanımlamak için görüntüleme teknolojileri önemli </strong></p>
<p>Konferansın katılımcılarından Kanada Saint Vincent Üniversitesinden bilişsel ve klinik sinirbilim alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Derek Fisher da şizofreni ve psikoz bağlamında beynin nasıl değiştiği konusundaki incelemeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Yeni nörogörüntüleme teknolojileriyle yapabilecek pek çok şeyin var olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fisher, gelecekte hasta gruplarını sınıflandırmak için teknolojileri kullanmanın çok önemli olacağını anlatarak, şöyle devam etti:</p>
<p>“Şu an verdiğimiz tedaviler bir tür tahmin çalışması ya da geçmişte işe yarayan yöntemler. Ancak kişiye özel değil. Bu yüzden belirli tedavilere daha iyi veya daha kötü yanıt verebilecek bireylerin beynindeki belirli değişiklikleri tanımlamak için görüntüleme teknolojilerinden azami derecede faydalanmak olacak. Böylece hasta bireylerin gerçekten etkili bir erken tedavi almasına kadar geçen süre kısalacak.’’ </p>
<p><strong>Kişiye özel tedavi planı oluşturmanın önemi</strong></p>
<p>Nörogörüntüleme teknolojilerinin gelişiminin kişiye özel tedavi planı oluşturmak için önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Fisher, şunları kaydetti:</p>
<p>“QEEG&#8217;nin (beyin haritalama) gösterdiği harika çalışmalar olduğunu, bu yüzden örneğin bazı ilaçların belirli anahtar EEG kalıpları ürettiğini biliyoruz. Beynin hangi ilaçla nasıl göründüğünü ya da ilacın bazı durumları nasıl tersine çevirdiğini görebiliyoruz. Bu da hangi ilaca ya da ilaçlara başlamanın daha etkili olacağına dair bir ipucu oluyor.” </p>
<p>Prof. Dr. Fisher, hastalar için en etkili tedaviyi bulmanın ve onları bu tedaviyle daha erken buluşturmanın önemine de işaret ederek, bu durumun, hastaların yaşam kalitelerini olumlu yönde etkileyeceğini de söyledi.</p>
<p><strong>12 farklı ülkeden 60 uluslararası araştırmacı katılmıştı</strong></p>
<p>3-7 Eylül 2023 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesinde gerçekleştirilen konferansta 12 farklı ülkeden 60 uluslararası araştırmacı, nörobilim, genetik, tıp alanlarındaki son gelişmeleri ele almıştı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrinin-gelecegi-beyin-haritalama-ve-kisisellestirilmis-ilaclarda-409903">Psikiyatrinin Geleceği Beyin Haritalama ve Kişiselleştirilmiş İlaçlarda</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin hasarı cinsiyete göre farklılık gösteriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-hasari-cinsiyete-gore-farklilik-gosteriyor-402875</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Sep 2023 23:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyete]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[gösteriyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=402875</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde devam eden 6. BaCI (Basic Clinical and Multimodal Imaging) Konferansında Stanford Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Maheen Adamson, beyin hasarındaki cinsiyet farklılıkları konusuna dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-hasari-cinsiyete-gore-farklilik-gosteriyor-402875">Beyin hasarı cinsiyete göre farklılık gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde devam eden 6. BaCI (Basic Clinical and Multimodal Imaging) Konferansında Stanford Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Maheen Adamson, beyin hasarındaki cinsiyet farklılıkları konusuna dikkat çekti. Dünyada beyin hasarı olmadan önce dahi kadınların daha fazla depresyon yaşadığını güncel çalışmaların gösterdiğini belirten Adamson, ‘’Beyinde gerçekleşen hasarlar, depresyon ve demansı tetikliyor. ‘Evet, sizde bunama olabilir’ demenin en eski yollarından biri, kafanızı çarpmış olmanızdır. Yani, travmatik beyin hasarı bir kez meydana geldiğinde kadınlarda farklı semptomlar ortaya çıkıyor.’’ dedi.</strong></p>
<p>Prof. Dr. Maheen Adamson, nörogörüntüleme teknolojisinin gelişiminin bireyselleştirilmiş tedavi oluşturmak için nasıl kullanılabileceğine dikkati çekerek, konferanstaki konuşmasında şunları dile getirdi:</p>
<p>‘’Herkesin beyin fonksiyonları farklıdır. Ayrıca beyin fonksiyonları genetiğe ve içinde bulunduğunuz ortama da bağlıdır. Dolayısıyla, beyin özellikle çevreye yanıt veren bir organ türüdür çünkü çevreden gelen uyarılara yanıt olarak davranırız. Kadınların bir duruma tepki verme şekli de erkeklerden farklıdır ve bu beyinde de görülebilir.’’</p>
<p> </p>
<p><strong>Beyinde yaralanma cinsiyete göre farklılık gösteriyor mu?</strong></p>
<p>Yaralanma durumunda beyindeki cinsiyet farklılıkları konusuna da değinen Prof. Dr. Adamson, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Elde ettiğimiz veriler; erkeklere göre kadınların vertigo ve denge sorunları gibi bilişsel sorunları daha fazla bildirdiğini gösteriyor. Ayrıca, psikiyatrik hastalıklardan da daha fazla muzdaripler. Bu gerçekten ilginç çünkü dünyada beyin hasarı olmadan önce dahi kadınların daha fazla depresyon yaşadığını güncel çalışmalar göstermektedir. Bununla birlikte kadınlar erkeklere göre daha fazla bunama yaşayabiliyor. </p>
<p>Beyinde gerçekleşen hasarlar, depresyon ve demansı tetikliyor ve ben bunu tsunami etkisi olarak nitelendiriyorum. ‘Evet, sizde bunama olabilir’ demenin en eski yollarından biri, kafanızı çarpmış olmanızdır. Yani, travmatik beyin hasarı bir kez meydana geldiğinde kadınlarda farklı semptomlar ortaya çıkıyor. </p>
<p>Beyin hasarından 10 yıl sonra bile korteksin kalınlığı kadınlarda orijinal boyutuna geri dönmüyor, ancak erkeklerde dönüyor. Bunun nedeni nedir? Şimdilik bilmiyorum. Tedavi açısından başka farklılıklar da var, EEG raporları nedeniyle kadınlar buna erkekler kadar iyi yanıt vermiyor.’’</p>
<p>Prof. Dr. Maheen Adamson, sanal ve artırılmış gerçeklik konusunda da bilgi vererek, artırılmış gerçekliğin travması olan insanlar için tedavide kullanabileceğini de söyledi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Asıl mesele, hayal gücüne dayalı teknikleri hastalara nasıl ulaştıracağımızdır’’</strong></p>
<p>Konferansın konuşmacıları arasında yer alan diğer bir isim Maastricht Üniversitesi Nörobilim Uzmanı Prof. Dr. Martin Arns ise depresyon ile kalp ilişkisini ele aldığı konuşmasında, nörogörüntüleme teknolojilerinin gelecekte hastaların tedavisine nasıl katkıda bulunabileceğine değindi. </p>
<p>Prof. Dr. Arns, bu konudaki çalışmaların teorik temelde devam ettiğine vurgu yaparak, ‘’Aslında asıl mesele, hayal gücüne dayalı teknikleri hastalara nasıl ulaştıracağımızdır.’’ dedi.</p>
<p>Teması, 2023 yılı için ‘Nöroelektrofizyoloji ve Genetiğin Buluşma Noktası’ olarak belirlenen Kongre, nöroelektrofizyoloji ve genetik alanlarının uluslararası uzmanlarını ve ilgi duyanları bir araya getirdi. </p>
<p> </p>
<p><strong>12 farklı ülkeden 60 uluslararası araştırmacı katıldı</strong></p>
<p>03-07 Eylül 2023 tarihleri arasında Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesinde gerçekleştirilen konferansta 12 farklı ülkeden 60 uluslararası araştırmacı, nörobilim, genetik, tıp alanlarındaki son gelişmeleri masaya yatırdı. </p>
<p>Program kapsamında nörogörüntüleme teknolojilerinin öncüsü kabul edilen Prof. Monte Buchsbaum&#8217;a fahri doktora takdimi de yapıldı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-hasari-cinsiyete-gore-farklilik-gosteriyor-402875">Beyin hasarı cinsiyete göre farklılık gösteriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 13:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir. <strong>Egepol Hastaneleri Beyin Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seyhan Orak</strong>, beyin tümörleri ile baş ağrısı arasındaki ilişki ile ilgili merak edilenlere cevaplar veriyor.</p>
<p>Beyin tümörlerinin, kafatası içinde beyin dokusu ve çevre zarlardan gelişen kontrolsüz büyüyen hücrelerin oluşturduğu kitleler olduğunu belirtiyor. Baş ağrısının, beyin tümörlerinin erken evrelerinde nöbetler halinde başlayabileceğini ve zamanla sürekli hale gelebileceğini ifade ediyor. Bu baş ağrısının genellikle alın ve şakak bölgesinde hissedildiğine dikkat çekiyor. Beyin tümörleri, kusma, görme bozuklukları, baş dönmesi, uyuklama gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca beyin tümörüne özgü değildir ve bazı nörolojik hastalıklarda da görülebilir. Bu nedenle her baş ağrısında beyin tümörü ihtimali vardır demek doğru olmaz. Ancak tıbbi protokoller gereği, bu risk göz ardı da edilmez. Tanı ve değerlendirme yapılması için tıbbi görüntüleme doğru bir seçenek olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Nedenleri ve Türleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri oluşumunun tam olarak nedenleri hakkında henüz kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak uzmanlar, ailevi yatkınlık, travma ve bazı virüs enfeksiyonlarının beyin tümörlerine yol açabileceğini düşünmektedir. Beyin tümörleri, iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılabilir. İyi huylu tümörler genellikle kafatası içinde beyin dokusu dışında gelişir ve çoğunlukla cerrahi olarak tamamen çıkarılabilir. Bunların tekrarlama olasılığı düşüktür. Kötü huylu tümörler ise kanserli tümörlerdir ve beyin dokusuna ait olabilirler (glial tümörler) ya da vücudun diğer organlarından beyne metastaz yaparak yerleşebilirler. En sık rastlanan metastazlar akciğer, meme, kalın bağırsak ve mide kanserinin beyne yayılması sonucu görülür. Malign tümörlerin tedavisi, cerrahi müdahaleye ek olarak ışın tedavisi ve kemoterapiyi de içeren kombine tedavi yöntemlerini gerektirebilir.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Tedavinin Önemi</strong></p>
<p>Her hastalıkta olduğu gibi, beyin tümörlerinde de erken teşhis büyük önem taşır. Beyin dokusunun yenilenme yeteneği olmadığından, tümör dokusunun beyinde kalıcı hasar bırakmadan teşhis edilmesi ve mümkün olduğunca tamamen çıkarılması hayati önem taşır. Modern tanı yöntemleri olan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, beyin tümörlerinin erken evrelerinde bile tesadüfen yakalanmasını sağlamaktadır. Bu sayede tedavi şansı artmaktadır. Tedavi yöntemleri üç aşamalıdır: Cerrahi, ışın tedavisi (radyoterapi), ve ilaç tedavisi (kemoterapi). Cerrahi tedavi, genellikle ilk tercih edilen yöntemdir ve tümörün mümkün olduğunca tamamen çıkarılması amaçlanır. Ancak her zaman tam başarı sağlanamayabilir. Bu durumda, hastalarda malign tümörlerde ışın tedavisi ve kemoterapi gibi ek tedavilere başvurulur. İyi huylu tümörlerin cerrahi olarak tamamen çıkarılması genellikle yeterli olur ve diğer tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulmaz.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Belirti Verme Şekilleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, yerleşik olduğu bölgeye göre farklı belirtiler verebilir. Baş ağrısı, beyin tümörlerinin en sık görülen belirtilerinden biridir ve başlangıçta nöbetler halinde ortaya çıkabilir. Daha sonra baş ağrısı sürekli hale gelebilir ve genellikle alın ve şakaklarda hissedilir. Kusma da beyin içi basıncın artmasına bağlı olarak bulantı olmadan fışkırır şekilde görülebilir, özellikle sabahları aç karnına rahatsız edebilir. Bayılma (epilepsi nöbeti) durumu, beyin kabuğunun tümör tarafından zedelendiği durumlarda görülebilir ve diğer belirtiler olmaksızın tümörün gelişiminin habercisi olabilir. Beyincik bölgesinde yerleşen tümörlerde dengesizlik, baş dönmesi, yürüme bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Konuşma merkezine yerleşen tümörler ise çeşitli konuşma bozukluklarına neden olabilir. Hareket merkezine yakın yerleşen tümörlerde ise vücudun sağ ya da sol tarafında felçlerle karşılaşılabilir. Beyin tümörlerinin belirti verme şekilleri, tümörün yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak farklılık gösterebilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ve Diğer Nörolojik Hastalıklar Arasındaki Benzerlikler</strong></p>
<p>Beyin tümörleri belirtileri, yalnızca beyin tümörlerine özgü olmayabilir ve bazı nörolojik hastalıklarla benzerlik gösterebilir. Beyin dokusuna yayılan enfeksiyon hastalıkları, migren, damar tıkanıklıkları ve beyin kanaması gibi pek çok nörolojik hastalık da baş ağrısı, görme bozuklukları, dengesizlik ve epilepsi gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu nedenle, herhangi bir belirtiyle başvuran hastalarda beyin tümörü düşünülmeli ve diğer nörolojik hastalıklardan ayırt edici tanı yöntemleri kullanılmalıdır. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, bu konuda büyük bir ilerleme sağlamıştır ve doğru teşhisin erken dönemde konulmasına yardımcı olmaktadır. Beyin tümörleri, hastalığın tanısından tedavisine kadar multidisipliner bir yaklaşım gerektiren karmaşık hastalıklardır ve doğru teşhisle birlikte uygun tedavi planlaması hastaların yaşam kalitesini artırmada büyük rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Yaş Gruplarına Göre Görülme Sıklığı</strong></p>
<p>Toplumda beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100.000/5&#8217;tir. Beyin tümörlerinin yaş gruplarına göre görülme sıklığında farklılıklar görülmektedir. 3-12 yaş ve 40-70 yaş aralığında beyin tümörlerine daha sık rastlanmaktadır. Bu yaş gruplarında beyin tümörlerinin görülme sıklığının artmasının nedeni, henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da, genetik faktörlerin yanı sıra yaşla birlikte artan risk faktörlerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle çocuklarda beyin tümörleri erken teşhis ve tedavi ile daha iyi sonuçlar alınabilirken, ileri yaşlarda görülen tümörlerde tedavi süreci daha karmaşık olabilir. Bu nedenle, her yaş grubunda baş ağrısı gibi beyin tümörü belirtileri ile başvuran hastaların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli tanı yöntemlerinin kullanılması hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ile İlgili Farkındalık ve Eğitim</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, hayati öneme sahip bir sağlık sorunudur ve toplumda farkındalığın artırılması ve eğitimin yaygınlaştırılması büyük önem taşır. Erken teşhis ve tedavi, beyin tümörlerinde hastalığın seyrini ve hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Sağlık kurumları ve uzmanlar, beyin tümörleri ve belirtileri konusunda halkı bilgilendirmek için çeşitli eğitim programları ve etkinlikler düzenlemelidir. Ayrıca, bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak amacıyla medya aracılığıyla da bilgilendirici içerikler sunulmalıdır. Halkın beyin tümörleri konusunda bilinçli ve farkında olması, hastalığın erken teşhisine ve uygun tedaviye erişimi sağlayarak hastaların sağlık durumuna olumlu katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2023 18:54:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[arttırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=392456</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son zamanlarda beyin kanaması vakalarının arttığını belirten uzmanlar beyin kanamasının en sık sebebinin travma olduğunu söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456">Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son zamanlarda beyin kanaması vakalarının arttığını belirten uzmanlar beyin kanamasının en sık sebebinin travma olduğunu söylüyor. Travma olmaksızın gelişen spontan beyin kanamaları görülebileceğini de belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal spontan beyin kanamalarının tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Sıcak havalarda daha sık beyin kanaması görüldüğüne dair kanıt olmadığını vurgulayan Ünal, protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise beyin kanaması riskini arttıran sebepler arasında olduğunu ifade ediyor. Ünal, korunmak için kontrolsüz kan sulandırıcı kullanılmaması ve sağlıklı bir yaşam tarzı belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, beyin kanaması nedenleri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Beyin kanamalarının birincil nedeni travma</strong></p>
<p>Son zamanlarda beyin kanaması haberlerinin arttığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Bu durum, akıllara birçok soruyu getiriyor. Acaba insanların beyin kanaması geçirme ihtimali mi arttı? Beyin kanaması geçiren insan sayısında artış mı var? Yoksa  beyin kanaması geçiren insan sayısı aynı ama haber kaynakları arttığı için daha mı fazla gündeme geliyor? Bu sorulara cevap vermeden önce, beyin kanaması sebeplerini anlatmak gerekir ki, cevapları daha açık hale gelsin. Beyin kanamasının en sık sebebi, travmadır. Yani düşme, trafik kazası gibi sebeplere bağlı olur. Ancak bir de travma olmaksızın gelişen beyin kanamaları var. Bunlara spontan beyin kanamaları denir. Spontan beyin kanamalarının en sık sebebi tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasıdır. Damar yapısını bozan sebepler arasında kötü beslenme, kilo fazlalığı, sigara kullanımı, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar vardır. Tabi yaş ilerledikçe, damar yapısının bozulma ihtimali arttığı için, ileri yaşı da beyin kanaması sebepleri arasında sayabiliriz.” dedi.</p>
<p><strong>Az protein fazla karbonhidrat beyin kanaması riskini arttırıyor</strong></p>
<p>Ülkemizdeki nüfus artışı ve yaşlı nüfusun artmasına bağlı olarak daha fazla insanda beyin kanaması görülmesinin aslında doğal bir sonuç olduğuna dikkat çeken Ünal, “Bunun yanında tıp teknolojisi ve görüntüleme teknikleri ilerledi. Eskiden vefat eden insanların vefat sebepleri bulunamazken, artık   teşhis konulabiliyor ve hatta zamanında müdahale ile insanlar kurtarılabiliyor. Bunların dışında, gıdaların yetiştirilme tekniklerinin değişmesi, daha fazla nüfusa yetmesi için gıda üretiminde çeşitli ilaçların ve katkı maddelerinin kullanımının artması, ekonomik sebeplere bağlı proteinden az, karbonhidrattan daha fazla beslenmenin ön plana çıkması, beyin kanaması arttıran sebepler arasında. 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, sosyoekonomik seviyesi düşük ülkelerde beyin kanaması geçiren insan sayısının daha fazla olması da, bu bilgiyi destekler nitelikte.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sıcak havalarda daha sık görüldüğüne dair kanıt yok</strong></p>
<p>Travma haricinde gelişen, yani spontan beyin kanamalarının hava sıcaklıklarıyla ilişkisinin belirlenebilmesi için dünyada çeşitli çalışmalar yapıldığını belirten Ünal, “Türkiye’de yapılan çeşitli çalışmalarda, sonbahar aylarında daha fazla beyin kanaması olduğu gösterilmiştir. 2021 yılında Almanya’da, 800 hasta üzerine yapılan çalışmada ise, hava koşullarının beyin kanaması ile bir ilişkisi gösterilmemiştir. Özetle, özellikle sıcak havalarda daha sık beyin kanaması olduğu kanıtlanmış bir durum değil.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doktor kontrolünde olmayan kan sulandırıcı kullanımı, beyin kanaması ihtimalini arttırır</strong></p>
<p>Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar veya sigara kullanımı gibi alışkanlıkların tüm vücut damar yapısını bozduğu gibi, beyin damar yapısını da bozduğunun altını çizen Op. Dr. Emre Ünal, “Yapısı bozulan damarın çeperinde hasarlanmalar ve zayıflamalar olur. Üzüntü, sevinç, öfke gibi tansiyonu anlık yükselten doğal durumlar bu zayıflamış olan çeperde yırtılmalara sebep olabilir. Bu yırtıklardan, damar dışına çıkan kan, beyin dokusu içerisine dağılarak beyin kanamasına yol açar. Bu tarz hastalıklarda, bazı durumlarda kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak gerekir. Kan sulandırıcı kullanmak da, beyin kanaması ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu sebeple doktor özellikle önermediği sürece, rutin olarak aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak tehlikelidir. Nitekim, bilinen bir hastalık olmadan rutin kan sulandırıcı kullanmanın kalp krizine karşı koruyucu olmadığı ispatlanmıştır.” uyarılarında bulundu.</p>
<p><strong>Sigara kullanmamak en önemli korunma adımı</strong></p>
<p>Beyin kanamasından korunmanın yollarının, sağlıklı yaşam için gerekli olan genel kuralları içerdiğini vurgulayan Ünal, “Sigara içmemek bunların başında gelir. Sigara, sadece akciğeri etkileyen bir alışkanlık gibi algılansa da, tüm vücut üzerinde ki olumsuz etkileri sayısız bilimsel çalışmada ispatlanmıştır. Bunun dışında düzenli egzersiz yapmak, tüm damar sistemini olumlu yönde destekler, yıpranma ihtimalini azaltır. Haftanın 4 günü, sadece tempolu 30 dakika yürüyüş yapmak bile bunun için yeterlidir. Düzenli spor ile birlikte dengeli ve sağlıklı beslenme, şekerli gıdalardan uzak durmak beyin kanaması ihtimalini belirgin düzeyde azaltan diğer unsurlardır.” dedi.</p>
<p>Travma harici oluşan beyin kanamalarının, çocuklarda çok nadir görüldüğünü dile getiren Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yeni doğan bebeklerde, erken doğum, beyin kanaması ihtimalini arttırır. Bunun dışında, çocuklarda daha ileri yaşta görülen beyin kanamalarında, altta yatan bir hastalık olup olmadığını, beyin tümörü veya beyin damar yumağı gibi hastalıkları mutlaka araştırmak gerekir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-392456">Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2023 08:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyne]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[boyu]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[insana]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığına]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141">Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor. Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, iyi bir beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek olduğunu söylüyor. Sağlıklı beslenmenin yanında ruhsal iyilik halinin beyin sağlığı için önemli olduğunun altını çizen Tarlacı, yalnızlığın ise beyne iyi gelmediğine vurgu yapıyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>İyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek</strong></p>
<p>Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.</p>
<p>Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Beyin sağlığı için sağlıklı beslenme çok önemli</strong></p>
<p>Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bardağın dolu tarafını görmeye kendimizi alıştırmalıyız</strong></p>
<p>Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.</p>
<p>Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</strong></p>
<p>İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.</p>
<p><strong>Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin sağlığını korumak için beslenme, egzersiz, uyku ve stres yönetimi önemli</strong></p>
<p>Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bir-gun-degil-hayat-boyu-beyin-sagligina-dikkat-edilmeli-yalnizlik-insana-iyi-gelmez-beyne-hic-iyi-gelmez-389141">Bir gün değil hayat boyu beyin sağlığına dikkat edilmeli Yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin Sağlığımızı Korumak İçin Bu Önerileri Dikkate Alın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligimizi-korumak-icin-bu-onerileri-dikkate-alin-389126</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 22 Jul 2023 08:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alın]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığımızı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=389126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hem bilişsel hem de fiziksel işlevlerimizi en iyi şekilde gerçekleştirmek için beyin sağlığının mutlaka korunması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligimizi-korumak-icin-bu-onerileri-dikkate-alin-389126">Beyin Sağlığımızı Korumak İçin Bu Önerileri Dikkate Alın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hem bilişsel hem de fiziksel işlevlerimizi en iyi şekilde gerçekleştirmek için beyin sağlığının mutlaka korunması gerekiyor. Üstelik yaşam kalitemizin artırılması için de bu konunun son derece önemli olduğunu söyleyen Nöroloji uzmanı Dr. Yüksel Dede, “Aslında genel sağlığımızı korumamıza yönelik yaptığımız her şey aynı zamanda beyin sağlığımızı korumamıza da yardımcı olur” dedi.</em></p>
<p>Beyin sağlığımız yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız ve günlük etkinliklerimizle güçlü ilişkisi olan bir durum. Dolayısıyla günlük yaşamımızda yapacağımız küçük değişikliklerin beyin sağlığımızı korumamıza katkı sağlayacağının altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Yüksel Dede, “Dünya Beyin Günü”nde bu konuda yapabileceklerimiz konusunda önerilerde bulundu. </p>
<p>Bilişsel ve fiziksel işlevlerimizi sorunsuz yerine getirebilmenin yanında hayat kalitemizi de yükseltmek için sağlıklı bir beyne sahip olmamız gerektiğine işaret eden Uzm. Dr. Dede, günlük yaşamımızda beslenmeden uyku düzenine, egzersiz alışkanlığından stresi kontrol edebilme becerimize kadar pek çok unsurun beyin sağlığımız ile birebir ilişkili olduğunu anlattı. </p>
<p><strong>“AKDENİZ TİPİ BESLENİN”</strong></p>
<p>Sağlığımızın temelini oluşturan en önemli unsurlardan biri olan beslenmenin beyin sağlığı için de olmazsa olmazların başında geldiğini söyleyen Uzm. Dr. Dede, özellikle Akdeniz tipi beslenmenin beyin sağlığını korumaya yönelik etkisinin bilimsel olarak da kanıtlandığını ifade etti.   Uzm. Dr. Dede, liften zengin meyve ve sebzenin bol tüketilmesi, tam tahıl, kuruyemiş ve protein kaynaklarının dengeli kullanılması, omega 3 yağ asitlerinden zengin balık, ceviz, keten tohumu gibi besinlerin günlük beslenme düzeninde mutlaka olması gerektiğini söyledi. </p>
<p><strong>“AKTİF BİR HAYAT SÜRÜN”</strong></p>
<p>Düzenli egzersiz yapmanın ve fiziksel açıdan aktif bir hayat sürmenin beyin sağlığına olumlu etki yaptığını anlatan Uzm. Dr. Dede, “Egzersiz sırasında kan dolaşımı artar, beyne daha fazla oksijen taşınır. Aynı zamanda egzersiz yapmak stresin de azalmasına katkı sağlar. Bu nedenle hangi yaşta olursanız olun mutlaka kendinize uygun bir egzersizi hayatınıza alın. Yürüyüş, koşu, pilates ya da farklı bir egzersiz. Önemli olan nokta bunu düzenli hale getirebilmektir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GÜNDE MUTLAKA 7 SAAT UYUYUN”</strong></p>
<p>Bedenin uykuyla kendini yenileyip dinlendirebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Dede, kaliteli ve yeterli bir uykunun beyin sağlığı için olmazsa olmaz bir unsur olduğunu belirti.  “Günde en az 7 saat uyku uyumak beynin onarım ve dinlenme süreci için gereklidir. Daha kaliteli bir uyku için öğleden sonra kafein tüketilmemeli, uykudan önce ağır yemekler yememeye çalışılmalı, belirli bir uyku düzeni oluşturulmalı ve karanlık, sessiz, uygun sıcaklıkta iyi bir uyku ortamı sağlanmalıdır” diye konuştu. </p>
<p><strong>“STRESİNİZİ KONTROL ETMEYE ÇALIŞIN”</strong></p>
<p>Beyin sağlığı için yapılması gerekenlerle birlikte yapılmaması gerekenlerin de bulunduğunu ve bunların başında da stresin geldiğini söyleyen Dr. Dede, “Kronik stresin beyin sağlığını olumsuz etkilediği biliniyor. Bu önlemek için yoga, meditasyon, nefes egzersizleri gibi stresle başa çıkma yöntemlerini kullanmak, hobilere vakit ayırmak, doğada vakit geçirmek faydalı olacaktır” dedi. </p>
<p><strong>“SOSYALLEŞİN VE BEYNİNİZİ ZİNDE TUTACAK AKTİVİTELER YAPIN”</strong></p>
<p>Beynin sürekli aktif tutulmasının ve bunu sağlarken de keyif verici, stres azaltıcı aktivitelere yönelmenin her yaşta pozitif etkileri olacağını belirten Dr. Yüksel Dede, “Beyni zinde tutmak için düzenli olarak zihinsel aktivite yapmak önemlidir. Yeni bir dil öğrenme, kitap okuma, bulmaca çözme, satranç oynama, yeni beceriler edinme gibi zihinsel aktiviteler beyin sağlığına büyük katkı sağlar” diye konuştu. </p>
<p>Bununla birlikte sosyal bir hayat sürmenin sosyalleşmenin ve farklı insanlarla etkileşimde bulunmanın de sağlıklı bir beyin için önemli bir unsur olduğunu belirten Dr. Dede, sözlerine şöyle devam etti: “Sosyal etkileşimde bulunmanın, aile ve arkadaşlarla vakit geçirmenin, beyin sağlığını olumlu yönde etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle her yaş dönemindeki ama özellikle ileri yaştaki kişilerin yalnız kalmamalarını, farklı ortamlara girmelerini ve beyinlerini aktif tutacak çalışmalarda bulunmalarını tavsiye ediyoruz.” </p>
<p><strong>SİGARA VE ALKOLDEN UZAK DURUN</strong></p>
<p>Sadece beyin sağlığı değil genel sağlığın korunması için de sigara, alkol ve uyuşturucu maddelerden uzak durmak gerektiğini hatırlatan Dr. Dede, “Bu maddelerin kalp ve damar sağlığına olumsuz etkilerinin yanı sıra kaliteli bir uykunun sağlanmasına ve beynin bilişsel fonksiyonlarına da olumsuz etkileri biliniyor. Bu nedenle bu alışkanlıklar varsa geç kaldım diye düşünmeden hemen bırakılmalı” diye konuştu. </p>
<p><strong>KAFA TRAVMALARINA KARŞI KENDİNİZİ KORUYUN</strong></p>
<p>Son derece önemli olmakla birlikte zaman zaman gözden kaçan bir durum olan kafa travmalarının da beyin sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu belirten Dr. Dede, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu noktada özellikle travmaya mahal verebilecek sporları yaparken gerekli önlemlerin alınması önemli. Gerekli ve doğru ekipmanların kullanılması ve emniyetin sağlanması her yaştaki kişilerin için mutlaka alınması gereken önlemler arasında yer alıyor.”</p>
<p><strong>KRONİK HASTALIKLARINIZ İÇİN DÜZENLİ KONTROLLERİNİ İHMAL ETMEYİN</strong></p>
<p>Beyin sağlığının genel vücut sağlığı ile çok yakın ilişkide olduğunu ve genel sağlığın iyi ya da kötü olmasının beyni birebir etkilediğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Yüksel Dede, özelikle kronik hastalıkları olan kişilerin sağlık muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları gerektiğinin belirtti. Dr. Dede, “Diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi kronik hastalıklar kalp ve damar sağlığının yanı sıra beyin sağlığı üzerinde de etkili olabilir. Bu nedenle kronik hastalıkların kontrol altında tutulması gerekir. Aynı zamanda genel sağlığın kontrolü ve potansiyel sorunların çözümü için de düzenli hekim kontrolleri sağlanmalıdır” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-sagligimizi-korumak-icin-bu-onerileri-dikkate-alin-389126">Beyin Sağlığımızı Korumak İçin Bu Önerileri Dikkate Alın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Global beyin avcısı Boyden ile yurt dışı pazarlara açılma fırsatı…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/global-beyin-avcisi-boyden-ile-yurt-disi-pazarlara-acilma-firsati-374891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 12:12:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[avcısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[boyden]]></category>
		<category><![CDATA[dışı]]></category>
		<category><![CDATA[fırsatı]]></category>
		<category><![CDATA[global]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[pazarlara]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın 45 ülkesinde 70 ofisiyle faaliyet gösteren Boyden Global, yatırımları ile Türkiye pazarında büyüyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/global-beyin-avcisi-boyden-ile-yurt-disi-pazarlara-acilma-firsati-374891">Global beyin avcısı Boyden ile yurt dışı pazarlara açılma fırsatı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın 45 ülkesinde 70 ofisiyle faaliyet gösteren Boyden Global, yatırımları ile Türkiye pazarında büyüyor</p>
<p><em>Küresel çapta stratejik bir pazar olan Türkiye’de yatırımlarını arttırarak sürdüreceklerini belirten Boyden CEO’su Chad Hesters, “Türkiye’nin merkezi konumu üzerinden uluslararası arenaya ve Azerbaycan başta olmak üzere tüm bölge ülkelerine hizmetlerimizi sunmak için sabırsızlanıyoruz” dedi.</em></p>
<p><em>Boyden Türkiye Ülke Lideri Murat Ergene, “Boyden Global’in küresel sinerjisi ve yetenekleri ile Ergene Consulting’in yerel gücünü birleştiren işbirliğimiz, Türk yöneticilerini uluslararası arenaya ihraç etme ve Türkiye’ye yurt dışından yönetici yerleştirmedeki rolümüzü artıracak, yeni iş fırsatları sunacaktır” dedi.</em></p>
<p>Üst düzey yönetici seçme yerleştirme ve insan kaynakları danışmanlığı alanında 2009 yılından bu yana faaliyet gösteren Ergene Consulting, alanında dünyanın önde gelen liderlik ve yetenek danışmanlığı şirketi Boyden Global ile gerçekleştirilen işbirliği anlaşmasını duyurdu. Türkiye’de büyüme kararı alan ABD merkezli global beyin avcısı Boyden, dünyanın en köklü ve ilk 10 üst düzey yönetici seçme şirketinden biri olarak 45 ülkede 70 ofisi ile faaliyet gösteriyor. </p>
<p>Boyden’in küresel ağı ve gücü ile Ergene’nin yerel gücünün birleştiği işbirliği ile üst düzey yönetici yerleştirme, bağımsız yönetim kurulu üyesi seçme ve liderlik gelişimi hizmetleri bundan böyle şirketin Türkiye yeni temsilcisi Boyden Türkiye çatısı altında yürütülecek. Ergene Consulting ise insan kaynakları hizmetlerine odaklı yoluna mevcut yapısı ile büyüyerek devam edecek.  </p>
<p>Boyden Türkiye, işbirliği doğrultusunda doğru adaylara ulaşmak için 45 ülkedeki yönetici adaylarına ulaşabilecek ve veri tabanından yararlanabilecek. Bağımsız yönetim kurulu üyesi yerleştirme projeleri ve özellikle şirketlerin tepe yönetimleri için uygulanan liderlik gelişim projeleri ile gerek Avrupa gerekse Amerika’da çok yaygın olan proje bazlı yönetici seçme uygulamaları da bu kapsamda yürütülecek. </p>
<p><strong>CEO Chad Hesters Türk iş dünyası ile buluştu </strong></p>
<p>İşbirliğinin duyurusu Boyden Global Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Chad Hesters’in katılımı ile Ulus 29’da gerçekleştirildi. Boyden Türkiye Ülke Lideri Murat Ergene ve Yönetici Ortağı İbrahim Paksoy’un ev sahipliğinde düzenlenen iki ayrı etkinlikte Chad Hesters, ekonomi basını ve Türkiye’nin önde gelen iş insanları ile buluştu. </p>
<p>CEO Chad Hesters ekonomi basını ile buluşmasında Türkiye’nin Boyden Global için küresel çapta stratejik bir pazar olduğunu ve Türkiye’ye yatırımlarını arttırarak sürdüreceklerini söyledi. Dünya ekonomisinin dalgalandığı bir dönemde Türkiye’de büyüme kararının, ülkenin ekonomisine ve yetenek kaynağına duydukları güvenin sonucu olduğunu belirten Hesters, “Türkiye’de küresel operasyonlarımızla desteklenen seçkin bir ekiple iş dünyasına hizmet vermeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Görevimiz, yarının liderleri ile bugünün organizasyonlarını dönüştürmektir” dedi.</p>
<p><strong>“Büyük şirketleri büyük liderlerle buluşturuyoruz.”</strong></p>
<p>Chad Hesters, yerelleştirilmiş bir yaklaşımı küresel yeteneklerle birleştirerek; üst düzey yönetici yerleştirme ve liderlik gelişimi çözümleri ile büyük şirketleri büyük liderlerle buluşturduklarını belirtti. Hesters, konuşmasını şöyle sürdürdü: “75 yılı aşkın süredir dünya çapında liderlik yeteneğini optimize ediyor;  özen, güven ve değeri uzun vadeli başarının temel taşları olarak görüyoruz. Küresel çapta stratejik bir pazar olan Türkiye’de yatırımlarımızı arttırarak sürdüreceğiz. Türkiye’nin merkezi konumu üzerinden uçtan uca uluslararası arenaya ve Azerbaycan başta olmak üzere bölge ülkelerine hizmetlerimizi sunmak için heyecanlıyız.”</p>
<p><strong>“Krizleri iyi yönetmeleri Türk yöneticileri her platformda değerli kılıyor.”</strong></p>
<p>Küresel pazarda rekabet arttıkça yetenekli yöneticilere talebin arttığını vurgulayan Chad Hesters, perakendeden hava taşımacılığına, içecekten akaryakıta, bilişimden lojistiğe kadar uluslararası arenada Türk yöneticilerinin birçok sektörde başarı ile şirketlerine liderlik ettiklerini söyledi. Chad Hesters, “Çünkü Türk yöneticiler küresel bir yapıda çalışmaya istekli oluyor. Mobil hareket edebiliyor ve esnekler. Krizleri iyi yönetmeleri de onları uluslararası her platformda değerli kılıyor” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Murat Ergene: “Yönetici ihraç etme rolümüz artacak.” </strong></p>
<p>Boyden Türkiye Ülke Lideri Murat Ergene de konuşmasında, “Boyden Global CEO’su Chad Hesters’a ve Boyden yönetim kuruluna Türkiye’ye ve bizlere duydukları güven için teşekkür ediyorum. Bu birleşmenin yaratacağı sinerji ile Boyden’in iş dünyası için referans adres olacağına gönülden inanıyorum” dedi. </p>
<p>Hızlı tüketim, telekomünikasyon, finans-bankacılık, teknoloji, sanayi, sağlık, enerji ve inşaat-gayrimenkul başta olmak üzere diğer pek çok sektöre hizmet vereceklerini vurgulayan Murat Ergene, “İşbirliğimiz Türk yöneticilerini uluslararası arenaya ihraç etme ve Türkiye’ye yurt dışından yönetici yerleştirmedeki rolümüzü artıracak ve yeni iş fırsatları sunacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Türk şirketlerinin globalleşme hamlesi hız kazandı</strong></p>
<p>10 yıldır hız kazanan Türk şirketlerinin globalleşme hamlesine dikkati çeken Murat Ergene, konuşmasına devamla, “halen onlarca Türk şirketi, doğrudan ya da satın alma yoluyla yatırım alternatiflerini küresel çapta aktif olarak değerlendiriyor” dedi. Ergene, Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımlarındaki artışı, Ticaret Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıl Haziran ayında yayınladığı ‘Yurt Dışı Yatırım Anketi’ verileri ile açıkladı. Buna göre, Türkiye&#8217;de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin 126 ülkede yaptıkları yatırımların sermaye pozisyonları 2021 yılı sonu itibarıyla 46,5 milyar dolara ulaştı. </p>
<p><strong>Özel sermaye şirketlerinin Türkiye yatırımları arttı </strong></p>
<p>Son yıllarda <em>özel sermaye </em>şirketlerinin de Türkiye’deki yatırımlarında ciddi bir artış gözlendiğine işaret eden Ergene’nin verdiği bilgiye göre, 2022 yılında ülkemizde 400’ün üzerinde şirket birleşme/satın alma işlemi gerçekleşti.  Bir önceki yıla göre yüzde 8 oranında artan bu işlem hacmi, yaklaşık 11 milyar dolarlık bir değere ulaştı. Murat Ergene, “tabii pazarda rekabet arttıkça, beraberinde yetenekli yöneticilerin önemi ve talebi de artıyor. Boyden Türkiye olarak çıktığımız bu yeni yolda, küresel ekonomiye entegrasyon süreçlerinde bize ihtiyaç duyan tüm şirketlerimizin ve yöneticilerimizin yanında olmaya ve onları desteklemeye gayret edeceğiz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/global-beyin-avcisi-boyden-ile-yurt-disi-pazarlara-acilma-firsati-374891">Global beyin avcısı Boyden ile yurt dışı pazarlara açılma fırsatı…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal NPİSTANBUL Hastanesi&#8217;nde hasta kabulüne başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-ve-sinir-cerrahisi-uzmani-op-dr-emre-unal-npistanbul-hastanesinde-hasta-kabulune-basladi-370016</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Apr 2023 11:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[emre]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesinde]]></category>
		<category><![CDATA[kabulüne]]></category>
		<category><![CDATA[npistanbul]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[ünal]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=370016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi kadrosuna alanında deneyimli uzmanlar katılmaya devam ediyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, NPİSTANBUL Hastanesi’nde göreve başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ve-sinir-cerrahisi-uzmani-op-dr-emre-unal-npistanbul-hastanesinde-hasta-kabulune-basladi-370016">Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal NPİSTANBUL Hastanesi&#8217;nde hasta kabulüne başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi kadrosuna alanında deneyimli uzmanlar katılmaya devam ediyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, NPİSTANBUL Hastanesi’nde göreve başladı.</strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi kadrosuna katıldı.</p>
<p>Op. Dr. Emre Ünal’ın uzmanlık alanları içerisinde beyin tümörleri, pediatrik tümörler, boyun fıtığı, beyin travmaları, karpal tünel sendromu, omurga tümörleri, kronik ağrılar, peroneal sinir tuzaklanması, trigerminal nevralji, omurga travmaları ve ameliyatsız bel fıtığı tedavisi bulunuyor. Epidural enjeksiyon, derin beyin stimülasyonu (beyin ve omurilik pili), vidasız omurga darlığı cerrahisi de Op. Dr. Emre Ünal’ın başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Op. Dr. Emre Ünal kimdir?</strong></p>
<p>Çok iyi derecede İngilizce dil bilgisi olan Op. Dr. Emre Ünal, Yeditepe Üniversitesi Fakültesinden 2005 yılında mezun oldu. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde 2013 yılında uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Devlet Hizmet Yükümlülüğü (Mecburi Hizmet) kapsamında 2 yıl Ağrı Devlet Hastanesi&#8217;nde görev yaptı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-ve-sinir-cerrahisi-uzmani-op-dr-emre-unal-npistanbul-hastanesinde-hasta-kabulune-basladi-370016">Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal NPİSTANBUL Hastanesi&#8217;nde hasta kabulüne başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 10:16:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[tümörlerinin]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gelişen teknoloji ve sistemler sayesinde artık Patoloji uzmanları sadece kanser tanısı koymakla kalmıyor, aynı zamanda doğru tedavinin de uygulanmasında önemli katkılarda bulunuyor. Son teknoloji ile özellikle beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Tanı koymak için kullandığımız son teknoloji ve yeni yöntemler sayesinde artık hastanın tümöründe olan hedeflere göre tedavi planlanıyor. Bir terzinin üzerinize özel bir giysi dikmesi gibi, tedaviler de artık kişiye özel planlanıyor. Bu da tedavideki başarıyı artırıyor. Tüm bu tedaviler de patoloji uzmanlarının verdiği bilgiler sayesinde planlanıyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Son yıllarda en önemli gelişmelerin beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşandığına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “2000’li yıllarda tümörlerin gen dizilimlerinin tümüyle ortaya konması, yani bir tümörün DNA içerisindeki bütün genetik değişikliklerinin ortaya konması önemli bir aşama oldu. Bu genetik değişiklikleri saptamada yeni nesil gen sekanslama (NGS) önemli rol oynadı. Beyin tümörlerinin DNA’sı da bu şekilde incelenerek çok farklı bulgular saptandı ve sınıflandırılması neredeyse tamamıyla değişti. Böylece bazı beyin tümörlerinin davranışını daha iyi anladık. Moleküler genetik değişikliklerin ortaya konmasıyla birlikte artık tümörleri daha iyi tanır hale geldik. Patolojinin sağladığı tüm bu bilgiler tedavinin daha etkili olmasına katkı sağladı” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tanı koymamız ortalama 2 gün sürüyor</strong></p>
<p>Hastalar ve yakınlarının patoloji sonuçlarını olabildiğince çabuk öğrenmek istediklerini belirten Prof. Dr. Önder Öngürü, “Özel boyama yöntemleri, hatta moleküler analizler de dahil çoğu vakanın incelemesini ortalama iki gün içinde tamamlayarak raporluyoruz. Gerekli gördüğümüzde ek moleküler tetkikler de yapıyoruz” dedi. </p>
<p>Hastanın öyküsü, radyoloji sonuçları, ışık mikroskobundan alınan bilgiler ve bunlara eklenen bulguların hepsinin birleştirilerek tanı konduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Önder Öngürü, “Artık bunlara tümörün moleküler genetik değişikliklerini de ekliyoruz. Pek çok parametrenin dikkate alınarak yapıldığı bir inceleme bu. Beyin tümörleri için tüm ekibin deneyimi ve merkezin de beyin tümörleri konusunda özelleşmiş olması önemli. Özellikle kanser konusunda pek çok branşın işin içinde olduğu bütüncül bir yaklaşım çok önemli. Özellikle beyin kanserlerinin tanı ve tedavisinde rol oynayan ekipte radyolog, nörolog, patolog, cerrah, radyasyon onkoloğu ve tıbbi onkolog yer almalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Beyinden tanı için biyopsi almanın riski artık çok düşük</strong></p>
<p>Beyin özellikli bir yapıya sahip olduğundan tümörün yerleşim yerinin önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Önder Öngürü, “Eğer tümör beyin sapındaysa buradan biyopsi almak zor olabiliyor. Ancak tümör beyni örten zarların dış yüzündeyse doku almak veya tümörün çıkarılması daha kolay olabiliyor. Patolojiye beyin tümörlerinden doku genelde iki şekilde gelir. Cerrahi işlem ile tümör çıkarılarak gönderilebilir veya tümör çıkarılamayacak bir yerdeyse stereotaktik biyopsi alınabilir. Stereotaktik biyopside görüntüleme sistemiyle beyne girilip, küçük doku parçaları alınır ve incelenmesi için patoloji bölümüne iletilir. Gelişen teknoloji sayesinde hibrit ameliyathane şartlarında özel nöronavigasyon sistemleri kullanılarak tüm bu işlemler gerçekleştiriliyor. Hata payı ve risk çok düşük seviyede” olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Metastatik kanserler beyinde daha sık görülüyor</strong></p>
<p>Beyinde en sık metastatik tümörlerin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Önder Öngürü, “Beyinde metastatik, yani vücudumuzun başka yerindeki kanserin beyne sıçramasıyla ortaya çıkan tümörlere sık rastlıyoruz. Akciğer ve meme kanseri beyne en çok giden tümörler. Metastatik tümörler dışında bir de ‘primer’ dediğimiz beynin kendine ait olan tümörleri var. Bunlar içinde de beyin zarlarından gelişen tümörleri ve beynin içerisindeki nöronlara desteklik yapan hücrelerin tümörlerini sık görüyoruz” dedi. </p>
<p><strong>Tüm beyin tümörleri kötü huylu değil</strong></p>
<p>“Beyin tümörü” dendiğinde çoğu insanın korktuğunu söyleyen, oysa gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde artık beyin kanserlerinin de başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Önder Öngürü, “Bu korku aslında hem doğru hem de değil. Beyin zarlarından gelişen tümörlerin çoğu ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapi ile tedavi edilebiliyor. Hastaların birçoğu da hayatını normal bir şekilde sürdürebiliyor. Bunların nüksetme ihtimali düşük oluyor. Nüksetse de tekrar ameliyatla çıkarılabiliyor veya radyoterapiyle tedavi edilebiliyorlar. Çocukluk çağı beyin tümörleri içerisinde de pilositik astrositomlar var, bunlar da genellikle iyi seyrediyorlar. Ancak kötü huylu tümörler de var maalesef. Glioblastoma dediğimiz ve yaşlı hastalarda pratikte sık karşılaştığımız tümörler çok hızlı seyrediyorlar” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/en-onemli-gelismeler-beyin-tumorlerinin-tani-ve-tedavisinde-yasaniyor-365957">En önemli gelişmeler beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde yaşanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin Göçüne Dur Demek İçin İlber Ortaylı, Sinan Canan, Özgür Bolat ve Bir Çok Önemli İsim Ankara&#8217;da Bir Araya Geldi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-gocune-dur-demek-icin-ilber-ortayli-sinan-canan-ozgur-bolat-ve-bir-cok-onemli-isim-ankarada-bir-araya-geldi-346845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 10:08:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ankarada]]></category>
		<category><![CDATA[araya]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[bolat]]></category>
		<category><![CDATA[canan]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[demek]]></category>
		<category><![CDATA[dur]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[göçüne]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[ilber]]></category>
		<category><![CDATA[isim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[özgür]]></category>
		<category><![CDATA[sinan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seziyorum, Ocak 2023’te bir şeyler değişecek!” mottosuyla çıkışını yapan, özellikle tıp camiasında büyük bir heyecanla beklenen, her biri alanında uzman birbirinden değerli isimlerin konuşmacı olarak yer aldığı, 1. Sağlık ve Estetik Zirvesi gerçekleşti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-gocune-dur-demek-icin-ilber-ortayli-sinan-canan-ozgur-bolat-ve-bir-cok-onemli-isim-ankarada-bir-araya-geldi-346845">Beyin Göçüne Dur Demek İçin İlber Ortaylı, Sinan Canan, Özgür Bolat ve Bir Çok Önemli İsim Ankara&#8217;da Bir Araya Geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seziyorum, Ocak 2023’te bir şeyler değişecek!</strong>” mottosuyla çıkışını yapan, özellikle tıp camiasında büyük bir heyecanla beklenen, her biri alanında uzman birbirinden değerli isimlerin konuşmacı olarak yer aldığı, <strong>1. Sağlık ve Estetik Zirvesi </strong>gerçekleşti.</p>
<p><strong>Prof. Dr. İlber Ortaylı, </strong>&#8220;Bu memlekette öğretmenler, hekimler itibar için yaşarlar. Doktorlar size nasıl yaşamanız gerektiğini gösterirler. Ve bir toplum ne yapacağına karar verirken olayları kenardan izleyemez.&#8221; diyerek değerli deneyimlerini sağlık öğrencilerine aktardığı konuşması salondan alkış aldı.</p>
<p><strong>Dr. Özge Aydın ve Dr. Pınar Cömert</strong>’in organizasyon ev sahipliğini üstlendiği, organizasyon sorumlusu olarak <strong>Bahar Yağyemez</strong>’in görev aldığı <strong>Ceuticreve </strong>ana sponsorluğunda gerçekleştirilen etkinlikte<strong> Prof. Dr. Sinan Canan, Dr. Özgür Bolat</strong> ve bir çok değerli isim, beyin göçünün önüne geçmek için mesleğe yeni katılacak öğrencilere “<strong>Beyin Göçüne Dur De! Çünkü; Birlikte Harikayız!”</strong> mesajıyla gerekli motivasyon ve farkındalığı sempozyum boyunca ilettiler.</p>
<p>Bu yıl, birinci oturumu gerçekleşen Türkiye’nin en kapsamlı sağlık ve estetik zirvesinde, katılan öğrenciler arasında yapılan çekilişlerde <strong>10 öğrenciye 1 yıllık eğitim bursu organizasyon ana sponsoru Ceuticreve tarafından verildi.</strong></p>
<p><strong>Saat 21:00</strong>’de ise <strong>Ajda Pekkan Gala Konseri </strong>ile yerini coşkulu dakikalara bırakan <strong>etkinlikte, organizasyon gelirinin %10’u Türk Eğitim Vakfına </strong>bağışlandı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-gocune-dur-demek-icin-ilber-ortayli-sinan-canan-ozgur-bolat-ve-bir-cok-onemli-isim-ankarada-bir-araya-geldi-346845">Beyin Göçüne Dur Demek İçin İlber Ortaylı, Sinan Canan, Özgür Bolat ve Bir Çok Önemli İsim Ankara&#8217;da Bir Araya Geldi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OBASE, Beyin Göçünü Beyin İhracatına Çeviriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obase-beyin-gocunu-beyin-ihracatina-ceviriyor-346302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2023 08:22:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[çeviriyor]]></category>
		<category><![CDATA[göçünü]]></category>
		<category><![CDATA[hracatına]]></category>
		<category><![CDATA[ihracatına]]></category>
		<category><![CDATA[obase]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazılım ve Teknoloji Geliştirme Şirketi OBASE, yaratıcı insan kaynakları uygulamaları, üniversite iş birlikleri, Ar-Ge çalışmaları, çalışan yan hakları ve yetkinlik artırmaya yönelik çalışmaları ile kıtalar ötesine dokunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obase-beyin-gocunu-beyin-ihracatina-ceviriyor-346302">OBASE, Beyin Göçünü Beyin İhracatına Çeviriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazılım ve Teknoloji Geliştirme Şirketi OBASE, yaratıcı insan kaynakları uygulamaları, üniversite iş birlikleri, Ar-Ge çalışmaları, çalışan yan hakları ve yetkinlik artırmaya yönelik çalışmaları ile kıtalar ötesine dokunuyor. 2022 yılı itibariyle 20 ülkeye ulaşarak yurt dışı pazarlarda büyümeye devam eden OBASE, beyin göçünü beyin ihracatına çeviren İK yaklaşımıyla ekip bağlılığını artırıyor. OBASE, ekibinin 6 ile 26 yıl arasında çalışan sayısının yüzde 32,5 olması başarının en önemli çıktılarından biri.</strong></p>
<p>Türkiye’nin öncü teknoloji geliştirme ve yazılım şirketlerinden OBASE, sektördeki en önemli gündem konularından biri olan beyin göçüne yaratıcı insan kaynakları (İK) uygulamalarıyla öncülük ediyor. Esnek çalışma politikaları, OBASE Akademi programı, Ar-Ge Merkezi ve üniversite iş birlikleri ile yeteneği elde tutma konusundaki kaslarını güçlendiren şirket, beyin göçünü beyin ihracatına çeviriyor. OBASE, 2022 yılında çözüm sağladığı ülke sayısını 20 ülkeye çıkartarak küresel büyümesini sürdürdü. </p>
<p>Şirketin küresel büyümesinin ardındaki en önemli itici güç olan İK vizyonu ile ilgili bilgi veren OBASE İnsan Kaynakları Direktörü Emel Güney, OBASE’in yetenek yönetimindeki başarısını, içinde bulunulan dönemin ve koşulların gerektirdiği değişime hızlı adapte olabilmek olarak özetledi. Güney, “28 yıldır teknoloji geliştirme, yazılım, sektörel çözümler ve veri analitiği alanlarında hizmet veren bir şirket olarak, insan odaklı bir yaklaşımla çalışanlarımızın güvenliğini, mutluluğunu ve konforlu bir şekilde çalışabilmesini önceliğimiz kabul ediyoruz. Bu bakış açısıyla, uzaktan ve hibrit çalışma modeline geçtik. Ayrıca ‘belirli bir süre için farklı şehirden çalışma’ uygulaması ile çalışanlarımıza daha fazla esneklik sağlıyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Yeteneği elde tutma başarısı</strong></p>
<p>Emel Güney, OBASE ekibinin yüzde 32,5&#8217;inin 6 ile 26 yıl arasında değişen sürelerdir görev yaptığını ve sektör için rekor kabul edilebilecek bu oranın, çalışan memnuniyetinin daha da önemlisi çalışan bağlılığının bir sonucu olduğunu vurguladı. Güney, “Aynı zamanda bir Ar-Ge Merkezi olarak sektörümüzdeki gelişmeleri ve ihtiyaçları iyi analiz ediyoruz. Yetkinlik setlerimizi güncellenmeyi öncelik olarak görüyor, sektörümüzde farklılaşarak değer yaratmayı amaçlıyoruz. ‘Akademik Teşvik Prosedürü’ ile OBASE çalışanlarının bireysel ve kurumsal ölçekte yapacakları akademik çalışmaları teşvik ederken; teknik bilgi ve yetkinliklerinin gelişmesine de katkıda bulunuyoruz. Doktora ve yüksek lisans eğitimine devam eden arkadaşlarımıza izin desteği sunuyor, makale ve bildiri yayınlarını teşvik ediyoruz. </p>
<p><strong>Şirket içi yeteneğin potansiyeli önemli</strong></p>
<p>Emel Güney, şirket çalışanlarının yetenek, deneyim ve bilgilerinden yararlanabilmenin şirketin öğrenme ve gelişim stratejisinde önemli bir yeri olduğunu, mesleki ve davranışsal gelişimleri hedefleyen iç eğitmenlik programlarıyla bu kaynağın etkin kullanıldığını belirtti. Güney, “Kişisel gelişimlerini ve mevcut yetkinliklerini geliştirmek amacıyla Pomodoro Tekniği, Diksiyon, Mindfulness, İngilizce, Etkin İletişim, Çatışma Yönetimi, Zaman Yönetimi, Brainwriting gibi farklı alanlarda eğitim ve çalıştaylara katılımlarına olanak tanıyoruz” diyor. </p>
<p><strong>Geleceğin liderlerine yatırım</strong></p>
<p>Emel Güney, OBASE’in sürdürülebilir başarısı için geleceğin liderlerine, orta ve üst düzey yöneticilerine yönelik çalışmaların da öncelikli olduğunu söyledi. OBASE, yöneticilik ve liderliğin yalın ve önemli özelliklerini zenginleştirmek, yenilemek ve güçlendirmek amacıyla ‘Başarı Yolu’ ve ‘Gelişen ve Geliştiren Liderlik’ programlarını hayata geçirdi. Bu programların hedefi organizasyonda yer alacak geleceğin liderlerini yetiştirebilmek. Ayrıca OBASE içinde kullanılmakta olan Fikir Ağacı uygulaması ile çalışanların her konudaki fikir ve önerileri ciddiyetle ele alınıyor.</p>
<p><strong>Genç Yeteneklere Fırsatlar Sunuyor…</strong></p>
<p>Liyakate dayalı işe alım süreciyle kendine yeni yetkinlikler kazandırmaya istekli, yetenekli ve sürekli öğrenmeye meraklı adayları ekibe dahil etme çalışmalarını kesintisiz sürdürdüklerini belirten Güney, şirket için yeni mezun gençlerin istihdamının öncelikli olduğunu ifade etti. OBASE’in bu amaçla her yıl yeni mezunlara yönelik eğitimler organize ettiğini vurgulayan Güney, “Eğitim sonrası değerlendirmelere göre başarılı bulunan gençlerin işe alımlarını gerçekleştiriyoruz. Üniversite iş birlikleri ile her yıl üniversitelerin 3 ve 4. sınıf öğrencilerine staj olanağı sunuyoruz. Ayrıca bu yıl, lise öğrencileri ile buluşup üniversite alan seçimlerindeki sorularını yanıtlayabilmek amacıyla mentorluk programı gerçekleştireceğiz. Üniversitelerdeki lisansüstü derslere devam desteği vererek sektörümüz için değer üretmeye çalışıyoruz. Uzaktan çalışmanın getirdiği avantajla farklı illerde yaşayan arkadaşlarımızla çalışma fırsatı yakaladık, 15 farklı ilde 240 kişilik güçlü bir ekibimiz var. Üniversite işbirliklerimiz ile her ilden yeni mezun gençleri bünyemize katabiliyoruz.” cümlelerini kullandı.</p>
<p><strong>Esenlik kavramına bütünsel yaklaşım</strong></p>
<p>Çalışanın duygusal, zihinsel, fiziksel ve finansal esenliğinin verimlilikte büyük rolü olduğuna dikkat çeken Güney, İK uygulamalarının kişiselleştirilmiş yan haklarla da desteklendiğini ifade etti. OBASE’in küresel teknoloji şirketlerinin insan yönetimi politikalarını ve trendleri takip ettiğini belirten Güney, “İK alanında her zaman insan odaklı bir yaklaşımı savunarak çalışanlarımızın ihtiyaçlarının karşılanması ve memnuniyetlerinin sağlanması için çalışıyor, her açıdan kendilerini iyi hissedecekleri bir iş ortamı yaratmaya özen gösteriyoruz” dedi.  </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obase-beyin-gocunu-beyin-ihracatina-ceviriyor-346302">OBASE, Beyin Göçünü Beyin İhracatına Çeviriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
