<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>besin | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/besin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/besin</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>besin | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/besin</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Diyeti]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[denge]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Glüten]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserden]]></category>
		<category><![CDATA[korur]]></category>
		<category><![CDATA[olan]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[trend]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625688</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karbonhidratı kesenler, gluteni bırakanlar, şekeri tamamen hayatından çıkaranlar… Her yıl yeni bir beslenme akımı ortaya çıkıyor ve kısa sürede büyük ilgi gören bu trendler, çoğu zaman aynı hızla gündemden düşüyor. Oysa bilimsel veriler, sağlıklı beslenmenin tek bir besini hedef almakla değil; dengeli ve sürdürülebilir bir modelle mümkün olduğunu gösteriyor. Üstelik bu denge yalnızca kilo kontrolü için değil, kanser başta olmak üzere birçok kronik hastalığın riskini azaltmada da kritik rol oynuyor. </p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kanser riskine etkileri ve Akdeniz diyetinin bu süreçteki rolü hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Akdeniz diyeti koruyucu etki gösteriyor</strong></p>
<p>Araştırmalar sebze, meyve, zeytinyağı, tam tahıl ve balık ağırlıklı beslenmenin, özellikle kolorektal kanser başta olmak üzere birçok kanser türünde risk azalmasıyla ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu etkinin temelinde; antioksidanlardan zengin beslenme, düşük inflamasyon ve bağırsak sağlığının korunması yer almaktadır. Yıllardır dünyanın en sağlıklı beslenme modeli olarak kabul edilen Akdeniz diyeti, yalnızca kalp sağlığını değil, kanser riskini de doğrudan etkileyen bir özelliğe sahiptir. Akdeniz diyeti modeli, güçlü bilimsel kanıtlarla da etkisini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fakir sofrasından modern tıbbın rehberine</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti, bir moda akımı değil; tarihsel bir gerçekliğin ürünüdür. 2. Dünya Savaşı sonrası yoksulluk döneminde şekillenen bu beslenme biçimi, 1950’lerde Amerikalı bilim insanı Ancel Keys tarafından yapılan çalışmalarla bilim dünyasının dikkatini çekmiştir. “Yedi Ülke Çalışması”, beslenme ile kronik hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur ve bugün hala referans alınan en önemli araştırmalardan biridir.</p>
<p><strong>Kanserden korunmada asıl mesele “bütüncül beslenme”</strong></p>
<p>Kanser gelişiminde tek bir besin suçlu değildir. Risk; uzun vadeli beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve metabolik dengeyle ilişkilidir. Akdeniz diyeti işlenmiş gıdaları sınırlar, liften zengin beslenmeyi destekler, sağlıklı yağları ön plana çıkarır ve anti-inflamatuvar etki gösterir. Bu bütüncül yaklaşım, hücresel hasarı azaltarak kanser gelişimini önleyici bir ortam oluşturur.</p>
<p><strong>Tek suçlu gluten olarak görülmemeli</strong></p>
<p>Son yıllarda gluten, kanser dahil birçok hastalığın nedeni gibi gösterilmektedir. Oysa bilimsel veriler bu yaklaşımı desteklememektedir. Toplumun yalnızca küçük bir kısmında görülen çölyak hastalığı dışında, glutenin genel popülasyon için doğrudan bir kanser riski oluşturduğuna dair güçlü bir kanıt bulunmamaktadır. Asıl problem çoğu zaman gluten değil; işlenmiş, rafine ve düşük lifli besinlerin fazla tüketimidir.</p>
<p>Glutensiz ürünler çoğu zaman daha az lif içerir ve besin değeri açısından zayıf olabilir. Oysa tam tahıllar; bağırsak sağlığını destekleyen ve özellikle kolorektal kanser riskini azaltan önemli bileşenlerdir. Bu nedenle beslenmede hedef, belirli bir bileşeni tamamen çıkarmak değil; sağlıklı dengeyi kurmaktır.</p>
<p><strong>Beslenme planınızda sebze, tam tahıl ve zeytinyağı var mı?</strong></p>
<p>Akdeniz diyeti yasaklar üzerine değil, denge üzerine kuruludur. Rafine yerine doğal olanı, aşırılık yerine ölçülülüğü savunur. Kanserden korunmada da en kritik nokta, kısa süreli radikal değişiklikler değil, sürdürülebilir sağlıklı alışkanlıklardır. Kanserden korunma, tek bir besini hayatımızdan çıkarmakla değil; doğru beslenme modelini istikrarlı şekilde sürdürmekle mümkündür. Bu nedenle sofraya bakarken yalnızca “neyi çıkardığımıza” değil, “neyi eklediğimize” odaklanmak gerekir. Sebze var mı? Tam tahıl var mı? Zeytinyağı var mı? Bu kontrolleri yapmamız gerekir. Sağlık çoğu zaman radikal değişimlerde değil, doğru dengeyi sürdürebilmekte gizlidir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/trend-olan-degil-dengeli-beslenme-kanserden-korur-625688">Trend Olan Değil Dengeli Beslenme Kanserden Korur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[besinlerdeki]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[porsiyon]]></category>
		<category><![CDATA[sebze]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikesine]]></category>
		<category><![CDATA[tüketimini]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan boyunca uzun süreli açlık ve değişen öğün saatleri nedeniyle vücudumuz farklı bir metabolik düzene uyum sağlıyor. Bayramla birlikte bu düzenin aniden değişmesi ise bazı beslenme hatalarını ve buna bağlı sağlık risklerini beraberinde getirebiliyor. Güne ağır bir kahvaltıyla başlamak, şerbetli tatlı ve hamur işi gibi yüksek kalorili besinlerin tüketimini artırmak, hızlı yemek yemek ve porsiyon kontrolüne dikkat etmemek bayramda sık yapılan beslenme hataları arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> bu tür beslenme hatalarının hazımsızlık, şişkinlik ve reflü gibi şikayetlere yol açabileceğine dikkat çekerek, “Aynı zamanda kan şekeri düzeylerinde hızlı dalgalanmalara, gün içinde halsizlik, yorgunluk ve ani enerji düşüşlerine sebep olabilir” diyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı olan bireylerde bu hataların daha  ciddi etkiler oluşturabileceğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong>    “Rafine karbonhidrat ve şeker alımının yüksek olması diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine neden olabilir. Tuz ve yağ içeriği yüksek besinlerin fazla tüketimi ise tansiyon yükselmesine ve kardiyovasküler risklerin artmasına yol açabilir. Özellikle diyabet hastalarında kontrolsüz tüketimler sonucunda hiperglisemi atakları, hatta bayılma ve komaya kadar gidebilen ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu nedenle bayram döneminde porsiyon kontrolüne dikkat etmek ve sebze tüketimini artırarak dengeli bir beslenme planı sürdürmek sağlık açısından önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,</strong> Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmek için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlayın</strong></p>
<p><strong>Ramazan boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayram sabahına dengeli bir kahvaltıyla başlamak, gün içindeki besin tüketiminin daha kontrollü ilerlemesine yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sağlıklı bir kahvaltıyı şöyle anlatıyor: “Yumurta ve peynir gibi protein kaynakları; yulaf, çavdar veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllar ve taze mevsim sebzeleri tercih edilmelidir. Reçel, bal ile şekerleme gibi yüksek şeker içeren besinler ise kan şekeri düzeyinde hızlı yükselmelere ve ardından ani düşüşlere neden olarak daha çabuk acıkmaya yol açabileceği için sınırlandırılmalıdır.”</strong></p>
<p><strong> Porsiyon kontrolüne dikkat edin</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde farklı yiyecek ve tatlıların arka arkaya sunulması fark edilmeden yüksek miktarda kalori alınmasına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, bu nedenle porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “<strong>Ana öğünlerde tabağın yarısının sebzelerden, dörtte birinin et, tavuk veya balık gibi protein kaynaklarından ve kalan kısmının bulgur, karabuğday veya tam buğday ekmeği gibi tam tahıllardan oluşması dengeli bir yaklaşım sağlar.</strong> Ziyaretlerde sunulan tatlı ve hamur işleri ise küçük porsiyonlarla veya bir başkasıyla paylaşılarak tüketilmelidir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Şerbetli tatlıları sınırlayın</strong></p>
<p>Bayram sürecinde sık tüketilen şerbetli tatlılar yüksek yağ ve şeker içeriği nedeniyle kan şekerinin ani yükselmesine sebep oluyor. Ayrıca, yüksek kalorileri nedeniyle porsiyonlara dikkat edilmezse, kilo artışına da yol açabiliyor. Dolayısıyla tatlı tüketimini ölçülü tutmanız ve mümkünse günde tek porsiyonla sınırlandırmanız önem taşıyor. Tatlı tüketecekseniz şerbetli tatlılar yerine sütlü veya meyve içeren tatlıları tercih etmelisiniz. Şerbetli tatlılarda en fazla 40–60 gram, sütlü tatlılarda ise yaklaşık 150 gramlık bir porsiyon  tüketmeniz yeterli olacaktır. </p>
<p><strong>Sebze ve lif tüketimini artırın</strong></p>
<p>Bayramda hamur işleri ve tatlı tüketiminin artması nedeniyle sebze yemeklerine yönelim azalabiliyor. Oysa sebzeler, lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasını destekliyor ve tokluk hissini artırıyor. Ayrıca, öğünlerde salata veya sebze yemeklerine yer vermek besin çeşitliliğini artırırken  dengeli beslenmeye de katkı sağlıyor.  Bu nedenle günde en az 300–400 gram sebze tüketmeyi ihmal etmeyin. </p>
<p><strong>Sofranızda bağırsak dostu besinler mutlaka olsun</strong></p>
<p>Bayram sofralarında yüksek kalorili ve ağır besinlerin tüketiminin artması sindirim sistemi üzerinde yük oluşturabiliyor. Dolayısıyla bağırsak sağlığını destekleyen probiyotik ve prebiyotik besinlere günlük beslenmenizde yer vermeniz önem taşıyor.   Yoğurt, kefir ve fermente süt ürünleri gibi probiyotik kaynakları bağırsaklardaki yararlı bakteri dengesinin korunmasına yardımcı oluyor. Soğan, sarımsak, pırasa, enginar, yulaf ve tam tahıllar gibi prebiyotik besinler ise bu yararlı bakterilerin beslenmesini destekleyerek sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. </p>
<p><strong>Sofradaki tuz tehlikesine dikkat! </strong></p>
<p>Bayram sofralarında salamura peynirler, zeytin ve işlenmiş et ürünleri tuz alımını artırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, yetişkin bireylerde günlük tuz tüketiminin 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemesini öneriyor. Çünkü, yüksek tuz tüketimi özellikle hipertansiyon ve kalp hastalarında tansiyonun yükselmesine yol açabiliyor. Bu nedenle yemeklerde ilave tuz kullanımını sınırlandırmaya özen gösterin. Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine karabiber, pul biber, kekik ve kimyon gibi baharatlar ile limon gibi doğal aromaları kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong>Yavaş ve bilinçli yemek yiyin</strong></p>
<p>Hızlı yemek yemek vücudun doyma sinyallerini algılamasını zorlaştırarak  daha fazla besin tüketilmesine neden olabiliyor. Doygunluğun sağlanabilmesi için öğünlerin ortalama 15–20 dakika sürmesi gerektiğini anlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, sözlerine şöyle devam ediyor:   “Lokmaları iyi çiğneyerek ve daha yavaş bir tempoda yemek yemek hem sindirim sürecini destekler hem de porsiyon kontrolünü kolaylaştırır. Ayrıca yemek sırasında acele etmemek ve öğüne odaklanmak daha bilinçli bir yeme davranışı geliştirilmesine yardımcı olabilir.” </p>
<p><strong>Bol bol su tüketin</strong></p>
<p>Yeterli su içmek sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlıyor ve metabolik süreçlerin sağlıklı şekilde devam etmesine yardımcı oluyor. Ek olarak, tokluk hissinin desteklenmesine ve gereksiz atıştırmaların azalmasına katkı sağlayabiliyor.  Gün içinde yetersiz sıvı alımı baş ağrısı, halsizlik ve kabızlık gibi sorunlar oluşturabiliyor. Günlük su ihtiyacınızı vücut ağırlığınızın her kilogramı için yaklaşık <strong>30–35 ml</strong> olacak şekilde hesaplayabilirsiniz. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin ardından mutlaka su için</strong></p>
<p>Bayram ziyaretlerinde çay, kahve ve şekerli içeceklerin tüketimi artabiliyor. Ancak şekerli ve gazlı içecekler günlük şeker alımını yükseltiyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Susuzluğu gidermek için su, ayran, kefir veya sade maden suyu gibi içeceklerin tercih edilmesi daha sağlıklı bir seçim olacaktır. Çay ve kahve ise suyun yerini tutmaz;  aksine diüretik etkileri nedeniyle vücuttan sıvı kaybını artırabilir. Dolayısıyla bu içeceklerin ardından yeterli su içmeye özen gösterilmelidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Yemek sonrasında 30-45 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Bayram döneminde artan enerji alımını dengelemek için fiziksel aktivitenin sürdürülmesi büyük önem taşıyor. Gün içinde yapılan hafif ve orta şiddette yürüyüşler sindirim sisteminin daha düzenli çalışmasına destek olurken, kan şekeri seviyelerinin daha dengeli seyretmesine yardımcı olabiliyor. Özellikle yemeklerden sonra 30–45 dakikalık yürüyüşler hem metabolik dengeyi destekliyor hem de bayram sofraları sonrasında oluşabilecek şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim şikayetlerinin azalmasına yardımcı olabiliyor.  </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besinlerdeki-seker-ve-tuz-tehlikesine-dikkat-621290">Besinlerdeki şeker ve tuz tehlikesine dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2026 07:33:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[Gece Boyunca]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hatası]]></category>
		<category><![CDATA[kalitenizi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Melatonin]]></category>
		<category><![CDATA[sabote]]></category>
		<category><![CDATA[sessizce]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku Kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[vücudun]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uykunun yalnızca bedenin dinlendiği pasif bir süreç olmadığını belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Uyku aynı zamanda vücudun kendini onardığı, yenilediği ve bir sonraki güne hazırlandığı kritik bir biyolojik dönemdir. Uyku sırasında protein sentezi artar, gün içinde hasar gören dokular tamir edilir, öğrenilen bilgiler hafızaya kaydedilerek kalıcı hale gelir ve bağışıklık sistemi yeniden düzenlenir. Aynı zamanda büyüme hormonu salgılanır, iştahı düzenleyen hormonların dengesi sağlanır ve metabolik sistemin sağlıklı işleyişi desteklenir. Ancak pek çok kişinin zaman zaman yaşadığı uykuya dalamama, gece sık uyanma ya da sabah yorgun kalkma gibi sorunlarının ardında yalnızca stres veya yoğun yaşam temposu değil, fark edilmeden sürdürülen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hatalı besin seçimleri de yer alabilir. Özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketilen bazı besinler, vücudun biyolojik ritmini etkileyerek uykuya dalış süresini uzatabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve gece boyunca gerçekleşmesi gereken onarım süreçlerini sekteye uğratabilir” diyor. </p>
<p><strong>Uykuyu İyileştiren Hayatını İyileştiriyor!</strong></p>
<p>Uyku kalitesinin iyileştirilmesinin yalnızca daha iyi bir uyku anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Life</strong> <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Kaliteli uykunun sağlanmasıyla birlikte kronik ağrıların azalabildiği, depresyon ve kaygı belirtilerinin gerileyebildiği, migren ataklarının daha seyrek görülebildiği ve metabolik sağlığın olumlu yönde etkilenebildiği gösteriliyor. Özellikle insülin direnci olan bireylerde uyku düzeninin iyileşmesiyle insülin duyarlılığının artabildiği, iştah kontrolünün dengelenebildiği ve uzun vadede tip 2 diyabet ile obezite riskinin azaltılabildiği belirtiliyor. Bu noktada beslenme alışkanlıkları kritik bir rol üstleniyor. Tüketilen besinlerin içerdiği biyoaktif bileşenler, melatonin üretiminin düzenlenmesinden gece boyunca kan şekeri dengesinin korunmasına ve beyin aktivitesinin desteklenmesine kadar pek çok mekanizma üzerinden uyku kalitesini doğrudan etkileyebiliyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Uyku Kalitesini Bozan 5 Kritik Beslenme Hatası</strong></p>
<p>“Uyku kalitesini etkileyen en önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen faktörlerden biri, gün içinde ve özellikle akşam saatlerinde yapılan beslenme tercihleridir” diyen <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı,</strong> uyku kalitesini doğrudan etkileyen en yaygın beslenme hatalarını sıralıyor:</p>
<ul>
<li><strong>Geç saatlerde kafein tüketmek:</strong> Kahve, çay ve diğer kafein içeren içecekler sinir sistemini uyararak uykuya dalış süresini uzatabilir ve derin uyku evrelerini kısaltabilir. Kafeinin uyku üzerine etkilerinin incelendiği bir çalışmada; kafein tüketiminden sonra, toplam uyku süresinde 2 saatlik azalma görüldüğü gözlemlenmiştir.</li>
<li><strong>Akşam saatlerinde ağır ve geç yemek yemek:</strong> Sindirimi zor ve yüksek kalorili öğünler, gece boyunca metabolizmanın aktif kalmasına neden olarak vücudun dinlenme sürecini sekteye uğratabilir.</li>
<li><strong>Rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmek:</strong> Yapılan çalışmalarda hem gün içinde, hem uyku öncesinde basit şeker ve rafine karbonhidrat, glikoz, fruktoz tüketen bireylerin daha yüzeysel uykuya sahip oldukları, sabah yorgun uyandıkları görülmüştür.</li>
<li><strong>Uyku kalitesini destekleyen mikro besinleri yetersiz almak:</strong> Magnezyum, triptofan ve B vitaminleri gibi besin öğelerinin eksikliği, uyku düzenini sağlayan hormonların üretimini olumsuz etkileyebilir.</li>
<li><strong>Düzensiz ve biyolojik ritme uygun olmayan beslenme alışkanlıkları:</strong> Gün içinde düzensiz öğün saatleri ve geç saatlerde beslenme, vücudun doğal sirkadiyen ritmini bozarak uyku kalitesini düşürebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Uyku Kaynağı Besinler</strong></p>
<ul>
<li><strong>Melatonin ve Serotonin kaynakları: </strong>Uyku kalitesini destekleyen en önemli biyolojik mekanizmalardan birinin melatonin hormonu olduğunu belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Vücudun doğal ritmini düzenleyen melatonin hormonudur. Melatonin, mutluluk ve denge hormonu olarak bilinen serotoninden, serotonin ise triptofan adlı bir amino asitten sentezlenir. Bu nedenle, günlük beslenmede bu biyolojik döngüyü destekleyen besinlere yer vermek, daha kolay uykuya dalmayı ve gece boyunca kesintisiz bir uyku sürecini destekleyebilir. Et, balık, yumurta, kemik suyu, nohut ve susam gibi protein kaynakları, bu süreci destekleyerek uyku kalitesinin artmasına katkı sağlayabilir. Bununla birlikte çilek, nar, kivi, badem, ceviz, brokoli ve mantar gibi melatonin içeriği yüksek besinler, antioksidan etkileri ve biyolojik ritim üzerindeki düzenleyici rolleri sayesinde uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir” diyor. </li>
<li><strong>Vitamin kaynakları:</strong> Serotonin ve melatonin metabolizmasının sağlıklı şekilde devam edebilmesi için folik asit ile B3 ve B6 vitaminlerinin de kritik rol oynadığını ifade eden <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller, yumurta, balık, kabak çekirdeği, kuruyemişler ve muz gibi besinler, sinir sistemi ve hormon dengesi üzerinden uyku kalitesini destekleyen önemli mikro besin öğeleri içerir. Aynı şekilde magnezyum eksikliği, melatonin üretimini olumsuz etkileyerek uyku bölünmelerine neden olabilir. Yeşillikler, tohumlar, balık, meyveler ve aromatik bitkiler magnezyum açısından zengin kaynaklar arasında yer alır” diyor. </li>
<li><strong>Amino asit kaynakları:</strong> Bazı amino asitlerin uyku kalitesi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong>, “Arjinin, büyüme hormonunun salgılanmasını destekleyerek gece boyunca gerçekleşen onarım süreçlerine katkı sağlarken; kırmızı et, balık, yumurta ve baklagiller bu amino asidin önemli kaynaklarıdır. Glisin ise sinir sistemini sakinleştirici etkisiyle uykuya geçişi kolaylaştırabilir ve daha derin bir uyku sürecini destekleyebilir” ifadelerini kullanıyor. </li>
</ul>
<p>“Bunların yanı sıra mor ve koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunan antosiyanin gibi güçlü antioksidanlar ile maydanoz, kereviz, nane ve turunçgillerde bulunan apigenin gibi flavonoidler, hücresel düzeyde koruyucu etkiler göstererek uyku kalitesini artırmaya katkı sağlayabilir” diyen <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Belinda İrem Ardal</strong> bu bileşenlerin düzenli olarak beslenmeye eklenmesinin biyolojik ritmi desteklediğini ve vücudun gece boyunca kendini daha etkin şekilde yenilemesine yardımcı olabileceğini belirtiyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uyku-kalitenizi-sessizce-sabote-eden-5-beslenme-hatasi-620897">Uyku Kalitenizi Sessizce Sabote Eden 5 Beslenme Hatası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[ergen]]></category>
		<category><![CDATA[ergenler]]></category>
		<category><![CDATA[modelleri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önerdiği]]></category>
		<category><![CDATA[planları]]></category>
		<category><![CDATA[riskler]]></category>
		<category><![CDATA[tarafından]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zekanın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620801</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde gelişimi olumsuz yönde etkileyebilecek riskler barındırdığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801">Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde gelişimi olumsuz yönde etkileyebilecek riskler barındırdığını ortaya koydu. Yapay zekâlı diyet planlarının ergenlerde besin alımını önemli ölçüde kısıtlamayı önerdiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ergenlik döneminin büyüme ve gelişim açısından kritik bir dönem olması nedeniyle bu tür dengesiz beslenme modellerinin uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen ve Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan tarafından gerçekleştirilen “Artificial Intelligence Diet Plans Underestimate Nutrient Intake Compared to Dietitians in Adolescents” başlıklı araştırma çalışması, uluslararası bilimsel dergi Frontiers in Nutrition’da yayımlandı.</p>
<p><b>Diyetisyenlerin oluşturduğu bilimsel diyet planları ile karşılaştırıldı</b></p>
<p>Çalışmada yaygın olarak kullanılan yapay zekâ sohbet sistemleri tarafından oluşturulan diyet planları ile diyetisyenler tarafından bilimsel kılavuzlara uygun şekilde hazırlanan diyet planları karşılaştırıldı.</span></span></span></span></span></span><br /> </p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Beş yapay zeka modeli ile 60 adet diyet planı oluşturuldu</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ tabanlı beslenme önerilerinin halk arasında giderek yaygınlaşsa da özellikle büyüme ve gelişme dönemindeki ergenler için üretilen diyetlerin doğruluğu ve güvenilirliğinin yeterince bilinmediğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Betül Demirbaş Bilen, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Bu çalışma, farklı yapay zekâ modelleri tarafından oluşturulan diyetlerin besin içeriğini diyetisyen referans planlarıyla karşılaştırarak yapay zekanın klinik geçerliliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu kesitsel ve karşılaştırmalı çalışmada, dört standartlaştırılmış ergen profili için beş yapay zekâ modeli tarafından iki oturumda toplam 60 adet üç günlük diyet planı oluşturulmuştur. Her profil için bir diyetisyen referans planı hazırlanmıştır. Enerji ve makro-mikro besinler BeBiS (Beslenme Bilgi Sistemi) ile analiz edilmiştir. Karşılaştırmalar tek örneklem <i>t-</i> testi, Cohen&#8217;s d ve Bland-Altman uyum analizleri ile değerlendirilmiştir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Önemli sapmaların oluşabildiği gösterildi</span></span></span></b></p>
<p><span><span><span>Araştırma sonuçları, yapay zekâ tarafından oluşturulan diyet planlarının özellikle ergenlerde günlük enerji ihtiyacını ortalama yaklaşık 700 kcal daha düşük hesaplayabildiğini ve makro besin dağılımında karbonhidratın azalması, protein ve yağ oranlarının artması yönünde sapmalar oluşabildiğini gösterdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ modellerinin, enerji (sapma: +695 kcal), protein (+19,9 g), lipit (+15,8 g) ve karbonhidrat (+114,6 g) değerlerini sistematik olarak düşük hesaplama eğiliminde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Makro besin yüzdelerinde, protein (Yüzde 21,5–23,7) ve lipit (Yüzde 41,5–44,5) oranları önerilen ergen kılavuzlarının üzerindeyken, karbonhidrat oranları (Yüzde 32,4–36,3) önemli ölçüde altındaydı. Mikro besin içeriklerinde modeller arasında önemli farklılıklar gözlemlendi ve hiçbir model tüm besinler açısından diyetisyene tutarlı bir yakınlık göstermedi” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Ergenlik döneminde dengesiz beslenme modelleri risk oluşturuyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Yapay zekâ modellerinin, ergenler için hazırlanan diyet planlarında hem makro hem de mikro düzeyde klinik olarak önemli sapmalar gösterdiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, ergenlik döneminin büyüme ve gelişim açısından kritik bir dönem olması nedeniyle bu tür dengesiz beslenme modellerinin uzun vadede sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>Dr. Öğr. Üyesi Gülen Ecem Kalkan, “Bulgular, yapay zekâ tabanlı diyet önerilerinin profesyonel gözetim olmadan kullanılmasının uygun olmadığını ve bu alanda daha güvenilir veri üretimi için model iyileştirmelerine duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır” dedi.</p>
<p><b>Araştırma uluslararası basında yer aldı</b></p>
<p>Çalışma yayımlanmasının ardından uluslararası basında da geniş yer buldu. Araştırma bulguları, 30’a yakın uluslararası medya kuruluşunda haber olarak yer aldı.</span></span></span></p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yapay-zekanin-onerdigi-diyet-planlari-ergenler-icin-riskler-barindiriyor-620801">Yapay zekânın önerdiği diyet planları ergenler için riskler barındırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Mar 2026 08:03:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değişmezse]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda fazla kilolardan kurtulma konusunda ilaç ve cerrahi gibi farklı yöntemler halk arasında gittikçe popülerleşiyor. Bu tedavilerden kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için beslenme düzeninin de mutlaka yeniden planlanması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu yöntemler doğru kişiye uygulandığında kilo kaybını hızlandırabilir ancak yeme alışkanlıkları yeniden yapılandırılmazsa kas kaybı ve besin eksiklikleri ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi sürecinde sadece kilo kaybına odaklanmak yerine dengeli ve yeterli beslenme alışkanlıklarının kazanılması büyük önem taşır” dedi.</strong></p>
<p>Kilo kaybı hızlandığında vücudun ihtiyaçlarının da değiştiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu süreçte özellikle protein alımı ve öğün dengesi büyük önem taşır. Yetersiz ya da dengesiz beslenme kas kaybına, enerji düşüklüğüne ve bazı besin eksikliklerine yol açabilir. Bu nedenle ilaç ya da cerrahi gibi destek tedaviler uygulanırken kişiye özel bir beslenme planı oluşturulmalı ve beslenme eğitimi tedavinin bir parçası olmalı. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmazsa tedavi sonlandığında eski alışkanlıklara dönüş ve kilo geri alımı görülebilir. Kilo yönetiminde gerçek başarı ise verilen kilonun sağlıklı ve kalıcı şekilde korunabilmesiyle mümkündür” dedi.</p>
<p><strong>Besin değeri yüksek küçük porsiyonlar tercih edilmeli</strong></p>
<p>İştahın azalmasının beslenme düzenini de değiştirebileceğini ifade eden Örnek, “Bazı kişilerde ilaç tedavisi sırasında erken doyma hissi ortaya çıkabiliyor. Bu durumda gün içinde yeterli ve dengeli besin almak zorlaşabilir. Bu nedenle öğünlerin içeriği daha dikkatli planlanmalı, küçük ama besin değeri yüksek porsiyonlar tercih edilmeli. Böylece hem vücudun ihtiyaçları karşılanır hem de sağlıklı kilo kaybı desteklenir” dedi.</p>
<p><strong>Liften zengin gıdalar tokluğa yardımcı oluyor</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde yeterli sıvı alımının ve lifli besin tüketiminin de önemli olduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu dönemde yeterli su içmek ve sebze, meyve, tam tahıl gibi liften zengin gıdalara ağırlık vermek sindirim sisteminin daha dengeli çalışmasına yardımcı olur. Bu alışkanlıklar aynı zamanda tokluk hissini destekleyerek kişinin günlük beslenme düzenini daha sürdürülebilir hale getirir” ifadelerini kullandı. Sağlıklı kilo yönetiminin, tıbbi tedavilerin doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklendiğinde kalıcı sonuçlar verdiğini hatırlatan Örnek, sürecin mutlaka uzman takibiyle yürütülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflama-tedavisinde-beslenme-aliskanliklari-degismezse-kas-kaybi-yasanabilir-618364">Zayıflama tedavisinde beslenme alışkanlıkları değişmezse kas kaybı yaşanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 10:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[değerinde]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Ramazan’da yapılan beslenme hatalarını anlattı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935">Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, Ramazan’da yapılan beslenme hatalarını anlattı.<strong> </strong></p>
<p><strong>Uzun süreli açlık sonrası mideye yüklenmeyin</strong></p>
<p>Ramazan’da beslenme düzeninin tamamen değiştiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “İnsan yaşamında bazı özel dönemler vardır, Ramazan ayı bunların en önemlilerindendir. Çünkü beslenme şekli tamamen değişir. Uzun süreli bir açlık sonrası iftarla birlikte o açlık sonlandırılır. Bu nedenle iftar öğünü en önemli öğündür. Ancak aç olan mide zaten asit salgılamış durumdadır. Hızlı ve yüksek miktarda besin alımı ciddi mide sorunlarına yol açabilir.” dedi.</p>
<p>İftara suyla başlanmasının en doğru tercih olduğunu belirten Prof. Dr. Arslan, “Uzun süreli dehidrasyon söz konusu olduğu için iftarın suyla açılması en doğru tercihtir. Açlık süresince mide asit salgılamaya devam ettiği için, iftar anında hızlı ve yüksek miktarda besin tüketmek ciddi sindirim sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle iftara hafif bir çorba ya da geleneksel olarak sofralarda yer alan mantı gibi nispeten hafif bir seçenekle başlanabilir. İftarı açtıktan sonra mutlaka kısa bir ara verilmesi önerilir. Çorba veya ölçülü iftariyeliklerin ardından 15–20 dakikalık bir mola sindirime zaman tanır. Bu süreçte namaz kılınabilir ya da sofradan kısa süreliğine uzaklaşılabilir. İftariyeliklerde de porsiyon kontrolü önemlidir. Peynir ince bir dilim olacak şekilde tüketilmeli; sucuk ve pastırma gibi ürünler ise abartılmamalıdır. Amaç, uzun süreli açlık sonrası mideyi yormadan sindirime geçişi sağlamaktır. Aranın ardından zeytinyağlılar veya sebze yemekleri tercih edilebilir. Hemen ağır ana yemeklere, özellikle et ve yoğun protein içeren yemeklere geçilmesi önerilmez. Sindirim sistemine kademeli olarak uyum sağlatıldıktan sonra ana yemeklere geçilmesi daha sağlıklı bir iftar düzeni oluşturacaktır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tatlı yasak değil, doğru tercih önemli</strong></p>
<p>Ramazan’da tatlı tüketiminin tamamen yanlış olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Uzun süreli açlıklarda en önemli noktalardan biri, besinlerin hızlı tüketilmemesi ve doğru tercihler yapılmasıdır. Hem yeme hızı hem de tüketilen besinin türü sindirim sağlığı açısından belirleyicidir. Tatlı konusu ise genellikle yanlış anlaşılıyor. Tatlıya tamamen karşı çıkmak doğru değildir; tatlı beslenmede yer alabilir. Ancak burada belirleyici olan, hangi tatlının ve ne miktarda tüketildiğidir. Ramazan sofralarında sıklıkla şerbetli ve hamurlu tatlılara yer verildiğini görüyoruz. Oysa bunun yerine sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Güllaç, sütlaç, tavukgöğsü veya su muhallebisi gibi şeker ve şerbet içeriği daha düşük seçenekler daha uygun alternatiflerdir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hızlı yemek, gereğinden fazla tüketmeye ve sindirim sorunlarına yol açar</strong></p>
<p>Ramazan’da yapılan en büyük hatalardan birinin de ezanla birlikte yemeğe hızlı ve kontrolsüz bir şekilde başlanması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Oysa hem ana yemekler hem de tatlılar yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Çünkü besin ağza alındıktan yaklaşık 15 dakika sonra tokluk hissi beyne ulaşır. Hızlı yemek, gereğinden fazla tüketmeye ve sindirim sorunlarına yol açar. ‘Ramazan kilo aldırır’ ya da ‘oruç mideyi bozar’ şeklindeki yaygın inanışlar doğru değildir. Asıl önemli olan, nasıl beslendiğiniz, neyi tercih ettiğiniz ve ne hızda tükettiğinizdir. Yavaş ve dengeli beslenmek hem sindirime zaman tanır hem de uzun süreli açlık sonrası oluşabilecek kan şekeri dalgalanmalarının dengelenmesine yardımcı olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Sahur altın değerinde</strong></p>
<p>Sahurun atlanmaması gerektiğini özellikle vurgulayan Prof. Dr. Müge Arslan, “Sahurun tamamen atlanmasındansa, gece 12–01 gibi geç saatlerde de olsa bir öğün yapılmasını tercih ediyoruz. Çünkü Ramazan’da 8–10 hatta 12 saate varan uzun süreli açlık söz konusu oluyor ve bu süreçte kan şekeri dengesinde ciddi dalgalanmalar yaşanabiliyor. Bu nedenle sahur, adeta ‘altın değerinde’ bir öğündür ve mutlaka yapılmasını öneriyoruz” dedi.</p>
<p>Uyku nedeniyle sahura kalkmanın zor olabildiğini belirten Prof. Dr. Arslan, sağlıklı bir oruç süreci için bu öğünün ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Sahurda hafif, mideyi yormayan ve kan şekerini dengeleyen besinlerin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Kahvaltı tarzı bir öğün iyi bir seçenek olabilir. Peynir, yumurta veya omlet, zeytin, yeşillikler ve 1–2 dilim ekmek dengeli bir alternatif sunar. Daha yemek tarzında bir tercih yapmak isteyenler için çorba ya da zeytinyağlılar uygun olabilir. Pratik bir seçenek arayanlar ise yoğurt içine yulaf, meyve ve badem ekleyerek doyurucu ve dengeleyici bir öğün hazırlayabilir.” diye konuştu.</p>
<p>Sahura kalkamayan kişiler için ise hiç yememektense hafif bir alternatifin tercih edilmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, en azından gece geç saatlerde küçük bir öğün tüketmenin daha doğru olacağını ifade etti.</p>
<p><strong>İftar ile sahur arasında su tüketimine dikkat</strong></p>
<p>Sıvı tüketiminin önemine de değinen Prof. Dr. Arslan, iftardan sahura kadar geçen sürede yeterli su alınması<strong> </strong>gerektiğini söyledi ve “Uzun süreli susuzluk nedeniyle dehidratasyon gelişir. Bireysel farklılıklar olmakla birlikte en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz.” dedi.</p>
<p>İftarda şekerli ve şerbetli içecekler yerine su ve ayranın tercih edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, bu tür içeceklerin kan şekeri dengelendikten sonra ve sınırlı miktarda tüketilmesinin daha uygun olacağını vurguladı.</p>
<p>Çay ve kahvenin ölçülü tüketilebileceğini ancak aşırı tüketimin kalp atım hızını artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, özellikle tansiyon ve kalp-damar hastalığı olanların dikkatli olması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>Kilo artışı, Ramazan’dan ziyade besin tercihleri ve yaşam tarzıyla ilişkili</strong></p>
<p>Ramazan ayının tek başına kilo aldırdığı yönündeki inanışın doğru olmadığını söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Kilo artışı, Ramazan’dan ziyade besin tercihleri ve yaşam tarzıyla ilişkilidir. Ramazan’da birçok kişi normal beslenme düzeninden farklı bir modele geçiyor. Uzun süreli açlığın ardından sofraya oturulduğunda, özellikle pide, ekmek, pilav ve makarna gibi karbonhidrat ağırlıklı besinler hızlı ve büyük porsiyonlarla tüketilebiliyor. Ancak boş mideye bir anda yüksek miktarda yemek yüklenmesi sindirim sistemine zaman tanımıyor ve mide rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Ayrıca uzun süre düşük seyreden kan şekeri, hızlı ve yoğun karbonhidrat alımıyla aniden yükseliyor; ardından tekrar düştüğünde ise halsizlik, titreme ve yemekten sonra bitkinlik hissi ortaya çıkabiliyor. Sahura kalkmamak ya da sahurda ağır ve yüksek kalorili besinler tüketmek süreci olumsuz etkiler. Sahurda baklava, pilav, makarna ya da iftar kadar ağır bir öğün tüketmek elbette kilo alımına neden olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ramazan’da kilo almak bir yana, kilo vermek bile mümkün olabilir</strong></p>
<p>Sağlıklı bir Ramazan için iftarın kademeli yapılmasını öneren Prof. Dr. Müge Arslan, “Önce ölçülü iftariyelikler (peynir, zeytin, az miktarda pastırma gibi), ardından çorba ve kısa bir ara… Sonrasında salata veya hafif bir sebze yemeğiyle devam edilip, mideye sindirim için zaman tanındıktan sonra ana yemeğe geçilmelidir. Tatlı tercihi ise sütlü tatlılardan yana kullanılmalıdır. Ayrıca iftardan 1–2 saat sonra yapılacak 30–45 dakikalık bir yürüyüş hem sindirimi destekler hem de kilo kontrolüne katkı sağlar. Günümüzde iftar saatlerinin daha erken olması, akşam yürüyüşü için zaman da yaratmaktadır. Düzenli ve dengeli beslenme ile birlikte hafif fiziksel aktivite eklendiğinde, Ramazan’da kilo almak bir yana, kilo vermek bile mümkün olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-sahur-altin-degerinde-bir-ogun-616935">Ramazan&#8217;da sahur &#8220;altın değerinde&#8221; bir öğün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[ftarda]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[metabolizmayı]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[zorluyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, Ramazan’da beslenme konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072">İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin,<strong> </strong>Ramazan’da beslenme konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İftarda hızlı ve aşırı yemek tokluk mekanizmasını bozuyor</strong></p>
<p>Ramazan ayında uzun süreli açlığın ardından iftarda hızlı ve aşırı yemek yemenin sindirim sistemi başta olmak üzere metabolik dengeyi olumsuz etkilediğini kaydeden Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Aşırı yemek yemenin kalp ve dolaşım sistemi üzerinde de etkileri bulunmaktadır. Sindirim için mide ve bağırsaklara yönelen kan akışı, kalbin yükünü artırabilmektedir. Özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalığı olanlarda çarpıntı ve halsizlik gibi şikâyetler daha sık ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca hızlı yemek tokluk mekanizmasını bozmaktadır. Beynin ‘doydum’ sinyalini geç algılaması, farkında olmadan fazla enerji alımına neden olmaktadır.” dedi.</p>
<p><strong>Mide hacmi ani şekilde genişliyor ve hazımsızlığa yol açıyor</strong></p>
<p>Gün boyu boş kalan mideye kısa sürede büyük porsiyonlarda besin alınmasının, mide hacminin ani şekilde genişlemesine neden olduğunu da söyleyen Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Bu durum şişkinlik, mide ağrısı, hazımsızlık ve reflü şikayetlerini beraberinde getirmektedir. Hızlı yemek, yeterli çiğnemenin önüne geçtiği için sindirim sürecini daha da zorlaştırmaktadır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Reaktif hipoglisemi görülebiliyor</strong></p>
<p>Uzun açlık sonrası özellikle karbonhidrat ağırlıklı ve hızlı tüketilen öğünlerin kan şekerinin ani yükselmesine yol açtığını da ifade eden Şahin, “Buna bağlı olarak insülin salınımı artar ve kısa süre sonra halsizlik, baş dönmesi ve uyku haliyle kendini gösteren reaktif hipoglisemi görülebilmektedir. Bu dalgalanmaların uzun vadede insülin direnci ve kilo artışı riskini artırmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İftara çorbayla başlayın!</strong></p>
<p>Uzun süren açlığın ardından iftara çorba, hurma ya da suyla başlanmasının hem doygunluk hissinin sağlanması hem de sindirim problemlerinin önlenmesi açısından etkili olduğunu belirten Şahin, “İftara su veya çorba ile başlanması, mide hacminin yavaş yavaş genişlemesini sağlayarak şişkinlik, mide ağrısı ve hazımsızlık riskini azaltıyor. Sıvı içeriği yüksek bu besinler, mide asidinin daha dengeli salınmasına katkı sağlıyor. Hurma ise içerdiği doğal şekerler sayesinde kan şekerinin kontrollü bir şekilde yükselmesine yardımcı oluyor. Aynı zamanda lif içeriğiyle bağırsak hareketlerini uyararak sindirimi destekliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İftarda hemen tatlı yemeyin!</strong></p>
<p>Hızlı ve arka arkaya tüketilen ağır öğünlerin, mide ve kan şekeri üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini anlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ana yemek sonrası mide besinlerin sindirim açısından yoğun şekilde çalışmaya başlıyor. Bu aşamada hemen tatlı tüketilmesi, mideye ek bir sindirim yükü bindirerek şişkinlik, hazımsızlık ve reflü şikâyetlerini artırabiliyor. Özellikle şerbetli ve yağlı tatlılar mide boşalmasını geciktirerek sindirim sürecini zorlaştırıyor. Ayrıca kan şekerinde ani yükselmelere neden olabiliyor. Bu durum, kısa süre sonra halsizlik ve uyku haliyle kendini gösteren kan şekeri dalgalanmalarına yol açabiliyor. Ana yemekten sonra en az 1–2 saat beklenmesini ve tatlı tercihlerinde sütlü veya meyve bazlı seçeneklere yönelinmesi hem sindirim sistemini rahatlatır hem de kilo kontrolünü sağlar.”</p>
<p><strong>Çorbadan sonra 15-20 dakika ara verin </strong></p>
<p>Gün boyu süren açlığın ardından iftara ağır ve büyük porsiyonlarla başlanmasının, mide hacminin ani şekilde genişlemesine neden olduğunu hatırlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Bu durum şişkinlik ve mide rahatsızlıklarını artırıyor. İftara çorba, su veya hurma gibi hafif besinlerle başlanması ve 15-20 dakika kısa bir ara verilmesi sonrası az yağlı / ızgara et yemeği, kurubaklagil, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmesi hem doygunluk hissinin sağlanması hem de sindirim problemlerinin önlenmesi açısından etkili olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>İftarda yavaş yiyin</strong></p>
<p>Yeterince çiğnenmeden tüketilen besinlerin sindirim yükünü artırırken, tokluk hissinin geç algılanmasına yol açtığını kaydeden Şahin, “Bu nedenle yavaş yemek ve porsiyon kontrolü yapılması önemlidir. İftarda aşırı yağlı, kızartılmış ve baharatlı besinlerin tercih edilmesi reflü riskini artırabiliyor. O nedenle haşlama, fırın veya ızgara yöntemleriyle hazırlanmış yemekleri tercih etmeliler. Tatlı tüketiminin ise ana yemekten hemen sonra değil, 1-2 saat geçtikten sonra tüketilmesi gerekir.  Sıvı tüketimi de iftar sonrası halsizlik ve şişkinliği etkileyen faktörler arasındadır. Yemek sırasında aşırı sıvı tüketiminin mideyi gereğinden fazla doldurduğu, bunun yerine sıvının iftar ile sahur arasına yayılması gerekmektedir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çayı iftardan 2 saat sonra için</strong></p>
<p>Vücudun ihtiyacı olan suyun; metabolik su, günlük içtiğimiz sıvılar (çay, kahve, taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto suyu vb.) ve yediğimiz yiyeceklerle sağlandığını anlatan Öğr. Gör. Kübra Şahin, “İftar ve sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 2–2,5 litre su tüketilmelidir ve bunun zaman dilimine yayılması önerilmektedir. Gazlı içecekler, aşırı kafeinli içecekler ve şekerli içeceklerin ise iftar sonrası dönemde mide şikâyetlerini artırabileceği için bu tür içecekler yerine su, ayran veya şekersiz bitki çayları tercih edilmelidir. Yemekten hemen sonra çay ve kahve tüketilmesi önerilmemektedir. Bu içeceklerde bulunan bazı bileşenler, demirin emilimini azaltmaktadır. Bu nedenle çay ve kahvenin, yemekten en az iki saat sonra tüketilmesi daha uygundur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ana yemekten 1–2 saat sonra hafif bir ara öğün yapın</strong></p>
<p>Ara öğün planlamasının da iftar sonrası denge açısından önemli olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Ana yemekten yaklaşık 1–2 saat sonra yapılacak hafif bir ara öğün, kan şekeri dengesini korumaya yardımcı oluyor. Bu ara öğünlerde süt ve yoğurt gibi protein içeren besinler, meyve ve bir miktar kuruyemiş, şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü veya meyve bazlı tatlılar gibi sağlıklı seçenekler tercih edilmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iftarda-hizli-ve-asiri-yemek-metabolizmayi-zorluyor-614072">İftarda hızlı ve aşırı yemek metabolizmayı zorluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıbadem]]></category>
		<category><![CDATA[başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Bitter Çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolojik Yaş]]></category>
		<category><![CDATA[bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[diyetetik]]></category>
		<category><![CDATA[Kakao]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Murat Baş]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614002</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kakaonun sağlığa etkileri uzun yıllardır bilim dünyasının gündeminde yer alıyor. Kalp-damar sağlığından ruh haline kadar pek çok alanda araştırılan bitter çikolata, şimdi de “biyolojik yaşlanma” ile ilişkisi üzerinden yeniden mercek altında.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002">Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kakaonun sağlığa etkileri uzun yıllardır bilim dünyasının gündeminde yer alıyor. Kalp-damar sağlığından ruh haline kadar pek çok alanda araştırılan bitter çikolata, şimdi de “biyolojik yaşlanma” ile ilişkisi üzerinden yeniden mercek altında. Aging (Albany NY) dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, kakaoda doğal olarak bulunan teobromin adlı bileşenin biyolojik yaşlanma göstergeleriyle bağlantılı olabileceğini ortaya koyuyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>İngiltere ve Almanya’da yürütülen ve toplamda 1.600’den fazla kişinin verilerinin incelendiği araştırmada, yaşlanma süreci yalnızca takvim yaşıyla değil, DNA üzerinden hesaplanan “biyolojik yaş saatleri” ile değerlendirildi. Bulgular, kandaki teobromin düzeyi daha yüksek olan bireylerde biyolojik yaşlanmanın daha yavaş seyrettiğini gösteriyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, çalışmanın dikkat çekici olduğunu ancak temkinli yorumlanması gerektiğini vurguluyor. </strong></em></p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, biyolojik yaş kavramının kronolojik yaştan farklı olduğuna dikkat çekerek, “Takvim yaşı hepimiz için aynıdır; ancak biyolojik yaş, hücrelerimizin ve dokularımızın ne kadar ‘yıprandığını’ gösterir. Bu çalışmada DNA metilasyonuna dayalı yaş saatleri kullanılmış. Yani vücudun gerçek yaşlanma hızı ölçülmeye çalışılmış. Araştırmada, katılımcıların kanındaki teobromin düzeyleri ile bu epigenetik yaş, yani hücresel yaşlanma göstergeleri karşılaştırılmış. Sonuçlar, kanında daha yüksek teobromin bulunan kişilerin hücrelerinin daha yavaş yaşlandığını gösteriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bitter Çikolata Gençleştiriyor Mu? </strong></p>
<p>Bitter çikolatada doğal olarak bulunan teobromin, kakao çekirdeğine özgü bir bileşen. Çoğu zaman kafeinle karıştırılsa da etkileri farklı. Prof. Dr. Murat Baş, “Teobromin kafein değildir. Uyarıcı etkisi daha hafiftir ve metabolik etkileri farklıdır. Çalışmanın önemli yönlerinden biri, gözlenen etkinin kafeinle açıklanamıyor olması. Yani konu ‘kahve içmekle’ aynı şey değil; kakao kökenli özel bir molekülden söz ediyoruz” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Çalışma iki farklı Avrupa popülasyonunda benzer sonuçlar göstermesi açısından dikkat çekici. Ancak Prof. Dr. Murat Baş, bu noktada şu uyarıyı yapıyor:<br /> “Bu çalışma nedensellik kanıtlamaz. Yani ‘teobromin gençleştirir’ demek bilimsel olarak doğru olmaz. Ancak iki bağımsız grupta benzer sonuçların bulunması, bu ilişkinin araştırılmaya değer olduğunu gösteriyor”…</p>
<p><strong>“Daha Çok Çikolata Yiyin” Mesajı Doğru Mu? </strong></p>
<p>Araştırmanın kamuoyunda yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Murat Baş, “Bu çalışma ‘daha fazla çikolata tüketin’ demiyor. Bitter çikolata, enerjisi yoğun bir besindir ve fazla tüketimi kilo artışına yol açabilir. Burada asıl mesaj, bazı besin bileşenlerinin yaşlanma biyolojisi üzerinde etkili olabileceğidir. Bitter çikolatanın özellikle yüksek kakao oranına (genellikle %70 ve üzeri) sahip olan türlerinde teobromin miktarı daha yüksektir. Ancak ticari ürünlerde şeker ve yağ oranı da dikkate alınmalıdır” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Prof. Dr. Murat Baş, sağlıklı yaşlanmanın bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguluyor: “Sağlıklı yaşlanma tek bir besine bağlı değildir. Akdeniz tipi beslenme, yeterli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve kaliteli uyku temel belirleyicilerdir. Bitter çikolata burada sadece bir ipucu olabilir”…</p>
<p><strong>Sağlıklı Yaşlanmak İçin Dengeli Beslenmek Şart </strong></p>
<p>Dünya genelindeki çalışmalar, beslenme alışkanlıklarımızın hücrelerimizin çalışma biçimini etkileyebileceğini gösteriyor. Özellikle bitkisel kaynaklı, antioksidan içeriği yüksek besinlerin hücreleri yıpratan süreçleri yavaşlatabildiği düşünülüyor. “Yani ne yediğimiz, hücrelerimizin nasıl yaşlandığını etkileyebiliyor. Sebze, meyve ve kakao gibi bitkisel besinlerde bulunan bazı doğal maddeler, hücreleri strese karşı koruyabiliyor” diyen Prof. Dr. Murat Baş, beslenmenin sadece bir kalori hesabı olmadığına da dikkat çekiyor: “Yediğimiz besinlerin içeriğindeki biyoaktif bileşenler, hücresel düzeyde süreçleri etkileyebilir. Bu çalışma, yaşlanma biyolojisi ile beslenme arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık ve heyecan verici olduğunu bir kez daha gösteriyor”…</p>
<p>Bilim dünyası için yeni bir araştırma alanı açan bu bulgular, beslenmenin yalnızca kilo kontrolü değil, sağlıklı yaş alma süreci açısından da kritik rol oynadığını ortaya koyuyor. Ancak uzmanlar, bireysel besinlere odaklanmak yerine dengeli ve çeşitli bir beslenme modelinin benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/acibadem-universitesi-beslenme-ve-diyetetik-bolumu-baskani-prof-dr-murat-bas-bitter-cikolata-ile-ilgili-yeni-arastirmayi-yorumladi-bitter-cikolata-yaslanmayi-yavaslatiyor-ancak-bilincli-tuketil-614002">Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, Bitter Çikolata İle İlgili Yeni Araştırmayı Yorumladı: &#8220;Bitter Çikolata Yaşlanmayı Yavaşlatıyor, Ancak Bilinçli Tüketilmeli&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baştan]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bildiklerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[işlenmiş]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[lgili]]></category>
		<category><![CDATA[lif]]></category>
		<category><![CDATA[metabolik]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sil]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611998</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’nin 2025–2030 yeni beslenme rehberiyle birlikte güncellenen beslenme piramidi, “daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin” mesajıyla geniş yankı uyandırdı. Ancak piramidin görsel ve içerik önceliklerindeki değişim, bazı besin gruplarının biyolojik etkilerinin yanlış yorumlanabileceği endişesini de beraberinde getiriyor. Özellikle protein ve hayvansal gıdaların öne çıkması, lif kaynaklarının görsel olarak geri planda kalması ve beslenmenin bireysel biyolojiden bağımsız ele alınması, uzun vadeli metabolik ve inflamatuvar etkiler açısından daha temkinli bir değerlendirme gerektiriyor. <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, yeni piramidin önemli bir adım olmakla birlikte, kritik 3 riskine dikkat çekiyor. </p>
<p><b>Tahılları Hayatımızdan Çıkaralım mı?</b></p>
<p>ABD’nin 2025–2030 yılları için yayınlanan yeni beslenme rehberinde verilen ana mesajın daha az işlenmiş gıda, daha fazla gerçek besin olduğunu belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Ancak beslenme yalnızca bir piramit görselinden ibaret değil; bağırsak, bağışıklık, beyin ve hormonların aynı anda konuştuğu canlı bir biyolojik dil. Bu nedenle her yeni rehberi alkışlamadan önce durup bakmak ve ayrıntıları sorgulamak gerekiyor. Yeni piramit ilk bakışta metabolik hastalıklarla mücadele hedefi taşısa da tahılların geri plana çekilmesi, protein ve yağ gruplarının daha geniş temsil edilmesi besin gruplarının biyolojik rollerinin yanlış yorumlanma riskini de beraberinde getiriyor” diyor. </p>
<p><strong>O Besinler Tamamen Dışlandı</strong></p>
<p>Yeni piramidin en güçlü yönlerinden birinin ultra-işlenmiş gıdaların net biçimde dışlanması olduğuna dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Bu yaklaşım; obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve metabolik sendrom riskinin azaltılması açısından bilimsel verilerle desteklenmektedir. Ultra-işlenmiş gıdaların metabolik dengeyi bozduğu, inflamatuvar yükü artırdığı ve uzun vadede çoklu sistemleri olumsuz etkilediği iyi bilinmektedir. Bu yönüyle yeni yaklaşım, “gerçek gıdaya dönüş” açısından olumlu bir paradigma değişimi sunuyor” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Beslenme Piramidinde Protein Tartışması</strong></p>
<p>Piramitte protein ve hayvansal gıdaların daha merkezi bir konuma taşınmasının dikkatli yorumlanması gerektiğini belirten <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Buradaki risk protein alımının kendisi değil; uzun süre kırmızı et ağırlıklı ve yüksek düzeyde hayvansal protein tüketimidir. Bu tür bir beslenme modeli, hücresel büyüme ve çoğalma sinyallerini yöneten mTOR yolunun sürekli aktif kalmasına neden olabilir. mTOR, çocukluk döneminde, kas onarımında ve kısa süreli iyileşme süreçlerinde gerekli olan bir mekanizma olsa da uzun süreli ve aşırı uyarımı inflamatuvar yükü artırarak kardiyometabolik risklerin yükselmesine zemin hazırlayabilir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Yetersiz Lif Bağırsakları Nasıl Etkiliyor?</strong></p>
<p>Lifin metabolik sağlık ve bağışıklık sistemi açısından taşıdığı kritik role dikkat çeken Acıbadem Life <strong>Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramitte tahılların görsel olarak küçültülmesi yetersiz lif riskini beraberinde getiriyor. Oysa lif yalnızca sindirimle ilişkili bir bileşen değil; metabolik denge ve inflamasyon kontrolünde de temel bir oyuncudur. Bağırsaklardaki faydalı bakteriler için ana besin kaynağı olan lif, bu bakteriler tarafından kısa zincirli yağ asitlerine dönüştürülür. Bu bileşikler ise bağırsak, beyin ve bağışıklık sistemi arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasını destekler. Yetersiz lif alımı metabolik esnekliğin azalmasına, inflamasyonun artmasına ve insülin direncine yatkınlığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle lif kaynaklarının beslenme planlarında bireyin toleransı ve ihtiyacına göre yer alması önem taşır” diyor. </p>
<p>Fonksiyonel tıp perspektifinde ideal beslenme modelinin sebze ağırlıklı, renkli ve polifenolden zengin; lif ve prebiyotik içeriği güçlü; protein kalitesi ön planda olan (balık, baklagil, fermente ürünler gibi); zeytinyağı ve omega-3 merkezli yağ profili içeren, ultra-işlenmiş gıdalardan uzak ve bireyin mikrobiyota yapısı, insülin direnci ve inflamasyon düzeyi gibi biyolojik özelliklerine göre kişiselleştirilmiş bir yaklaşımı gerektirdiğini belirten <strong>Acıbadem Life Beslenme ve Diyet Uzmanı Kumsal Kurucu</strong>, “Yeni piramit önemli bir adım olsa da, beslenme rehberlerinin tek tip öneriler yerine biyolojiyle uyumlu, kişisel farklılıkları gözeten ve görsel mesajı bilimsel dengeyle sunan bir çerçevede hazırlanması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beslenme-ile-ilgili-bildiklerimiz-sil-bastan-mi-611998">Beslenme İle İlgili Bildiklerimiz Sil Baştan mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pratik ama tuz yüklü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pratik-ama-tuz-yuklu-611427</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 11:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[pratik]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<category><![CDATA[yüklü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611427</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, hazır çorbaların tüketiminde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pratik-ama-tuz-yuklu-611427">Pratik ama tuz yüklü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, hazır çorbaların tüketiminde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Birçok hazır çorba, tek porsiyonda günlük tuz ihtiyacının büyük kısmını karşılayabilir!</strong></p>
<p>Hazır çorbaların, pratik olmaları nedeniyle günlük beslenmede sıklıkla tercih edildiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İçeriklerine bakıldığında bu ürünlerin büyük bölümünün rafine unlar, nişasta, bitkisel yağlar ve tuzdan oluştuğu görülüyor.” dedi.</p>
<p>Sebze oranının çoğu zaman sınırlı kalırken, lezzetin standart hale gelmesi amacıyla aroma vericiler ve bazı ürünlerde lezzet artırıcı katkı maddeleri kullanılabildiğine işaret eden Yiğit, “Hazır çorbalarla ilgili en önemli konulardan biri sodyum içeriğidir. Birçok hazır çorba, tek porsiyonda günlük tuz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilir. Yüksek sodyum alımı, vücudun tuz–su dengesini etkileyerek su tutulumuna yol açar. Bu durum özellikle kısa vadede geçici ağırlık artışları şeklinde kendini gösterebilir. Bu artış yağ kazanımından bağımsız olsa da, kilo kontrolü ya da kilo verme hedefi olan bireyler için süreci zorlaştırabilir. Bu nedenle hazır çorbaların sık ve kontrolsüz tüketimi konusunda dikkatli olunması gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Hazır çorbalar ana öğün olarak tüketildiğinde protein içeren besinlerle desteklenmeli!</strong></p>
<p>Besin öğesi dağılımı açısından değerlendirildiğinde, hazır çorbaların çoğunlukla karbonhidrat ağırlıklı olduğu ve protein içeriklerinin düşük kaldığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle ana öğün olarak tercih edildiklerinde besin dengesini sağlamak adına yanına protein içeren bir besin eklenmesi faydalı olur.” dedi.</p>
<p>Yoğurt, ayran veya kefir gibi süt ürünleriyle birlikte tüketmenin, hem protein alımını artırdığını hem de tokluk süresini uzatmaya katkı sağladığını ifade eden Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hazır çorba seçiminde etiket okuma alışkanlığı büyük önem taşır. İçindekiler listesinin kısa olması, tuzun ilk sıralarda yer almaması ve katkı maddelerinin sınırlı olması daha sağlıklı bir tercih açısından yol göstericidir. Hazır çorbalar tamamen kaçınılması gereken besinler değildir; doğru ürün seçildiğinde ve dengeli şekilde tüketildiğinde beslenme düzeni içinde yer alabilirler.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pratik-ama-tuz-yuklu-611427">Pratik ama tuz yüklü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağırlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[meyve]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, son yıllarda popülerliği giderek artan tek tip diyetleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sadece meyve veya sıvı ağırlıklı diyetler sağlıklı çözüm sunmuyor</strong></p>
<p>Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetlerin kısa sürede kilo kaybı sağlıyor gibi görünse de vücut için kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmadığını belirten Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Sadece meyve, detoks veya sıvı ağırlıklı diyetler; vücudun ihtiyaç duyduğu protein, yağ, vitamin ve mineralleri yeterince karşılamaz. Bu diyetler genellikle kısa sürede ağırlık kaybı sağlasa da bu kaybın büyük kısmı yağdan değil; kas dokusu ve sudan olur. Kişi, diyeti bıraktığında ise kaybedilen vücut ağırlığı hızlıca geri alınır. Yani bu yöntemler kalıcı ve sağlıklı bir çözüm sunmaz.” dedi.</p>
<p><strong>“Doğal ve temiz” gibi söylemlerle pazarlanması tehlikeli</strong></p>
<p>Bu tür diyetlerin tehlikeli yönünün, “doğal”, “temiz”, “vücudu arındıran” gibi ifadelerle pazarlanması olduğuna işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Özellikle genç ve hızlı sonuç arayan bireyler, bu söylemlere kolayca inanabiliyor. Oysa sağlıklı yaşam; tek bir besin grubuna odaklanmak değil, dengeyi koruyup çeşitliliği sağlamaktır. Yanlış diyetler, sağlıklı yaşam adı altında normalleştirildiğinde, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önü açılabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Sadece meyveyle beslenmenin metabolik bedeli ağır</strong></p>
<p>Meyvenin sağlıklı bir besin grubu olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade eden Hatunoğlu, “Sadece meyveyle beslenildiğinde aşırı fruktoz alımı olur, kan şekeri dalgalanır. Aynı zamanda B12, demir, çinko ve esansiyel yağ asitleri gibi hayati besin ögeleri yetersiz alınır. Bu durum halsizlik, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve bağışıklık zayıflığına yol açabilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Karaciğer sağlığı sessizce bozulabiliyor</strong></p>
<p>Protein ve sağlıklı yağ eksikliğinin karaciğer üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çeken Hatunoğlu, “Protein ve sağlıklı yağlar, metabolik dengenin korunması için gereklidir. Uzun süre bu besinleri almamak, karaciğerde yağ birikimini artırabilir. Özellikle meyve ağırlıklı beslenmede aşırı fruktoz alımı, karaciğerde yük oluşturur ve zamanla yağlanmaya neden olabilir. Bu durum alkol kullanılmasa bile karaciğer sağlığını olumsuz etkileyebilir. Yanlış ve dengesiz beslenme alkol kullanılmadan da karaciğer hastalıklarına, hatta siroza kadar ilerleyen tablolara neden olabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman ‘sessiz’ ilerler; kişi uzun süre belirti hissetmez. Belirtiler ortaya çıktığında ise hastalık genellikle ileri evrededir. Bu yüzden düzenli beslenme ve koruyucu sağlık kontrolleri büyük önem taşır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemi dengeyle güçleniyor</strong></p>
<p>Tek yönlü beslenmenin, bağışıklık sistemini doğrudan zayıflattığını çünkü bağışıklığın güçlü kalabilmesi için karbonhidrat, protein ve yağların dengeli alınması gerektiğini ifade eden Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Yetersiz protein alımı, bağışıklık hücrelerinin ve antikorların üretimini azaltırken; sağlıklı yağ eksikliği hücre zarlarının yapısını bozarak bağışıklık hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkiler. Aşırı veya dengesiz karbonhidrat tüketimi ise kan şekeri dalgalanmalarına yol açarak vücudun savunma yanıtını zayıflatabilir. Bunun yanında tek tip diyetlerde A, C ve D vitaminleri ile çinko, demir ve selenyum gibi bağışıklık için önemli vitamin ve minerallerin eksikliği sık görülür. Bu mikro besin yetersizlikleri, kişinin daha sık hastalanmasına ve hastalık sonrası iyileşme sürecinin uzamasına neden olabilir; bu nedenle bağışıklık sistemi ancak besin çeşitliliği ve dengeyle güçlü kalabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Hollywood diyetlerinin bilimsel karşılığı yok</strong></p>
<p>Ünlü isimler üzerinden pazarlanan diyet programlarının büyük bölümünün bilimsel dayanağı olmadığını belirten Hatunoğlu, “Hollywood diyeti, ünlü diyeti gibi isimlerle sunulan programların büyük çoğunluğunun bilimsel bir temeli yoktur. Sağlıklı kilo vermenin olmazsa olmazı; kişiye özel, sürdürülebilir ve dengeli bir beslenme planıdır. Hızlı kilo değil, kalıcı sağlık hedeflenmelidir. Düzenli öğünler, yeterli protein, sağlıklı yağlar, sebze-meyve dengesi ve hareketli bir yaşam temel yaklaşımlardır. Beslenme bir cezalandırma yöntemi değil, vücudu destekleme aracıdır. Sağlıklı yaşam; yasaklarla değil, dengeyle mümkündür. En doğru yol, bilimsel bilgiye dayalı ve bireye uygun beslenme alışkanlıkları kazanmaktır.” diyerek sözlerine son verdi</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yanlis-diyetler-sagligi-tehdit-ediyor-609481">Yanlış diyetler sağlığı tehdit ediyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış mevsiminde iştah kontrolü sağlanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-mevsiminde-istah-kontrolu-saglanabilir-608870</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alımı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[iştah]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[mevsiminde]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Tarzı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608870</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış aylarının sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için bir engel değil; doğru planlama ile bir fırsata dönüştürülebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Ayşenur Çalık, dengeli beslenme, düzenli hareket ve bilinçli tercihlerle kilo kontrolünün sağlanabileceğini ve bağışıklık sisteminin desteklenebileceğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-mevsiminde-istah-kontrolu-saglanabilir-608870">Kış mevsiminde iştah kontrolü sağlanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış aylarının sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için bir engel değil; doğru planlama ile bir fırsata dönüştürülebileceğini belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Ayşenur Çalık, dengeli beslenme, düzenli hareket ve bilinçli tercihlerle kilo kontrolünün sağlanabileceğini ve bağışıklık sisteminin desteklenebileceğini söyledi. Hekim veya diyetisyen önerisi olmadan besin takviyesi kullanımından kaçınılması gerektiğini vurgulayan Ayşenur Çalık, “Takviyeler yerine beslenme düzeni sağlanmalı ve yaşam tarzı değişikliklerine gidilmelidir. Bu kapsamda yeterli protein ve lif alımı sağlanmalı, düzenli ana ve ara öğünler yapılmalı, kan şekerini dengeleyen besin seçimleri yapılmalıdır. Yeterli uyku ve stres yönetiminin de iştah kontrolünde çok daha etkili ve güvenli yöntemler olduğu unutulmamalıdır” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Ayşenur Çalık, kış mevsiminde sağlıklı, doğru ve dengeli beslenmeye ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p>Sağlıklı beslenme alışkanlıkları sürdürülmeli</p>
<p>Kış mevsiminde kilo artışı olabildiğini belirten Ayşenur Çalık, “Kış aylarında hava sıcaklıklarının düşmesi, gün ışığından daha az faydalanılması ve fiziksel aktivitenin azalması; iştah artışı ve buna bağlı kilo alımı riskini beraberinde getirmektedir. Bu dönemde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının sürdürülmesi hem kilo kontrolü hem de bağışıklık sisteminin korunması açısından büyük önem taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Kışın iştahımız neden artıyor?</p>
<p>Kış mevsiminde iştah artışı ile beraber kilo alımının da kolaylaştığını ifade eden Ayşenur Çalık, “Soğuk havalarda vücut, ısıyı korumak için daha fazla enerji ihtiyacı hissedebilir. Buna ek olarak günlerin kısalmasıyla serotonin düzeylerinde azalma görülebilir ve bu durum karbonhidrat ağırlıklı besinlere yönelimi artırabilir. Fiziksel aktivitenin azalması ve evde geçirilen sürenin artması da kilo alımını kolaylaştıran faktörler arasındadır” dedi.</p>
<p>İştah kontrolü yaşam tarzı ile sağlanmalı</p>
<p>İştah kontrolü sağladığı iddia edilen gıda takviyeleri yerine yaşam tarzı değişikliğini öneren Ayşenur Çalık, “Kış aylarında iştah kontrolü mümkündür; ancak bunun temel yolu beslenme düzeninin ve yaşam tarzının düzenlenmesidir. Zaman zaman iştah kontrolü amacıyla krom pikolinat gibi gıda takviyeleri önerilebilmektedir. Krom, karbonhidrat metabolizmasında rol oynayan bir mineraldir; ancak iştah azaltma veya kilo kaybı üzerindeki etkilerine dair bilimsel kanıtlar sınırlıdır. Bu nedenle, hekim veya diyetisyen önerisi olmadan besin takviyesi kullanımından kaçınılmalıdır. Takviyeler yerine beslenme düzeni sağlanmalı ve yaşam tarzı değişikliklerine gidilmelidir. Bu kapsamda yeterli protein ve lif alımı sağlanmalı, düzenli ana ve ara öğünler yapılmalı, kan şekerini dengeleyen besin seçimleri yapılmalıdır. Bu tavsiyelerin yanı sıra yeterli uyku ve stres yönetiminin de iştah kontrolünde çok daha etkili ve güvenli yöntemler olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.</p>
<p>Enerji dengesinin korunmasına dikkat edilmeli</p>
<p>Kış mevsiminde hem ağırlık artışını önlemek hem de bağışıklığı güçlendirmek için beslenme düzeninde yapılması gerekenlere değinen Ayşenur Çalık, “Kış aylarında beslenme planı hem enerji dengesini koruyacak hem de bağışıklık sistemini destekleyecek şekilde oluşturulmalıdır. Bu dönemde sağlıklı beslenme uygulanmalıdır. Sağlıklı beslenme için de her gün besin gruplarındaki besinlerden her birey için gerekli olan miktarlarda tüketilmelidir. Örneğin süt, yoğurt grubu (en az 2 porsiyon/gün), et, balık, kurubaklagil grubu (1-2 porsiyon/gün), sebze meyve grubu (5-10 poorsiyon/gün) ve tahıl grubundan (4-11 porsiyon/gün) tüketilerek çeşitli beslenme sağlanmalıdır” diye konuştu.</p>
<p>Sebze ve meyve tüketimi artırılmalı</p>
<p>Bu dönemde sebze ve meyve tüketiminin artırılması ve özellikle mevsim sebzelerinin tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Ayşenur Çalık, “Özellikle antioksidan ve fitokimyasallar yönünden zengin çeşitli renklerdeki sebze ve meyvelerin tüketilmesi bağışıklık sisteminin güçlenmesinde destek olacaktır. Yeterli protein alımına özen gösterilmeli. Yumurta, balık, yoğurt, kuru baklagiller düzenli olarak önerilen miktarlarda tüketilmelidir. Tam tahıllı ürünler tercih edilerek lif alımı artırılmalıdır. Bağışıklık sistemi için D vitamini, C vitamini, çinko ve antioksidanlardan zengin besinler diyetin bir parçası olmalıdır. Su tüketimi soğuk havalarda azalabildiği için sıvı alımı bilinçli olarak takip edilmelidir” tavsiyesinde bulundu.</p>
<p>Hızlı kilo vermek isteyenler dikkat!</p>
<p>Kış aylarında bahara hazırlık amacıyla uygulanan şok diyetlerin, kısa sürede kilo kaybı sağlasa da sağlık açısından riskli olduğunu vurgulayan Ayşenur Çalık, “Halk arasında şok diyetler olarak bilinen tek tipli diyetler pek çok sağlık sorununa yol açabilmektedir. Hızlı ağırlık kaybı; kas kaybı, metabolizma hızının düşmesi, vitamin-mineral yetersizlikleri ve kilo geri kazanımı (yo-yo etkisi) gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Sağlıklı ağırlık kaybı; haftada ortalama 0,5–1 kg olacak şekilde, dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme planı ile mümkündür” diye konuştu.</p>
<p>Kış mevsiminde kilo kontrolü için bu tavsiyelere kulak verilmeli</p>
<p>Araştırma Görevlisi Ayşenur Çalık, kış mevsiminde kilosunu korumak ve sağlıklı kilo vermek isteyenlere şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<p>• Moda diyetler (şok diyetler, aralıklı açlık gibi) yerine sağlıklı beslenme uygulanmalı.</p>
<p>• Öğün atlanmamalı, düzenli beslenme alışkanlığı kazanılmalıdır.</p>
<p>• Porsiyon kontrolü sağlanmalı, özellikle yüksek kalorili şerbetli tatlılar tüketilmemeli ya da mümkün olduğu kadar seyrek ve miktar yönünden az tüketilmeli, sütlü tatlılar tüketilmelidir.</p>
<p>• Fiziksel aktivite kış aylarında da sürdürülmeli; ev içi egzersizler veya yürüyüşler tercih edilebilir.</p>
<p>• Uyku düzeni korunmalı, stres yönetimine önem verilmelidir.</p>
<p>• Gerçekçi hedefler belirlenmeli ve hızlı çözümler yerine kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri benimsenmelidir.</p>
<p>Kış ayları doğru planlama ile fırsata dönüştürülebilir</p>
<p>Araştırma Görevlisi Ayşenur Çalık, sözlerini şöyle tamamladı: “Kış ayları, sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için bir engel değil; doğru planlama ile bir fırsata dönüştürülebilir. Dengeli beslenme, düzenli hareket ve bilinçli tercihlerle hem kilo kontrolü sağlanabilir hem de bağışıklık sistemi desteklenebilir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-mevsiminde-istah-kontrolu-saglanabilir-608870">Kış mevsiminde iştah kontrolü sağlanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kış aylarında kilo almak kolaylaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kilo-almak-kolaylasiyor-606025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 09:05:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[almak]]></category>
		<category><![CDATA[aylarında]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kaşığı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kolaylaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[oldukça]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yeterli]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında kilo kontrolü ve bağışıklığı korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kilo-almak-kolaylasiyor-606025">Kış aylarında kilo almak kolaylaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında kilo kontrolü ve bağışıklığı korumak için yapılması gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Soğuk mevsimde vücut fizyolojik olarak yağ depolamaya daha müsait! </strong></p>
<p>Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte vücudun ısı dengesini sağlamak için daha fazla enerji alma eğiliminde olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Soğuk mevsimde vücut fizyolojik olarak yağ depolamaya daha müsait hale gelebiliyor.” dedi.</p>
<p>Vücudun ısısını koruyabilmek için enerjiyi en kolay şekilde elde etmek istediğini aktaran Yiğit, “Karbonhidratlı, yağlı besinlere yönelim ve iştah artışının nedeni bu durumla bağlantılı. Bu yönelimler sonucunda eğer yeterli kontrol sağlanmazsa istenmeyen kilo artışları görülebilir. Vücut yağ oranının erkeklerde yüzde 25’ten kadınlarda yüzde 30’dan fazla olması vücut işlevleri açısından olumsuz kabul edilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlk adım yeterli su tüketimi! </strong></p>
<p>Kış aylarında vücut ısısını dengelemek, yağ oranını dengede tutmak ve sağlıklı kalmak için neler yapılabileceğine değinen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, ilk adımın yeterli su tüketimi olduğunu vurguladı ve şöyle devam etti:</p>
<p>“Vücut ısısını sağlamak için en temel yaşamsal ögemiz olan suyun yeterli miktarda tüketilmesi önemli. Suyu sadece çay, kahve gibi sıcak içeceklerden almak vücut için yeterli değil. Günlük mutlaka 1,5-2 litre su, sade olarak tercih edilmeli. Su içmenin iştah kontrolünü sağlamak için de oldukça önemli fizyolojik etkisi olduğu unutulmamalı. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireyler kış aylarında fiziksel olarak daha da kısıtlı olur. Günlük en az 30 dk hafif tempolu bir yürüyüş özellikle kış aylarında sizi hastalıklardan koruyacak ve daha az gün ışığı görmeye bağlı olarak ortaya çıkan depresyona meyilli ruh halinize iyi gelecektir. Eğer yürüyüş yapmak için uygun bir alanınız yok ise, evde adım hareketleri tercih edilebilir.”</p>
<p><strong>Kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli! </strong></p>
<p>Yeterli vitamin ve mineral almak için günlük en az 3 porsiyon meyve tüketilmesi ve tuzsuz çiğ kuruyemişlere beslenmede yer verilmesi gerektiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit “Ancak bu besinleri akşam yemeği sonrası değil, gün içinde tercih etmek oldukça önemli. Yoğurt, kefir, tarhana, şalgam suyu tüketerek bağırsak sağlığınızı destekleyebilirsiniz.” dedi.</p>
<p>Kilo kontrolü ve bağışıklık için iyi çalışan bir sindirim sisteminin önemine işaret eden Yiğit, “Ayrıca fındık, ceviz badem gibi kuruyemişler, patlamış mısırlar, tuzlu bisküviler gibi yiyecekler tüketilirken kendimizi sınırlamak oldukça zorlaşır. Bu nedenle özellikle bu yiyecekler tüketilecekse, mutlaka küçük tabaklara konulmalıdır ki ne kadar yediğiniz fark edilsin, porsiyon kontrolü sağlansın. Görüldüğü üzere kış aylarında kilo kontrolü ve sağlık için de yeterli ve dengeli beslenme kuralları geçerli. İçeriği net olarak bilinmeyen yağ yakıcı olarak adlandırılan çaylara, kahvelere ihtiyaç yok.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Soğuk havalarda bağışıklığı güçlü tutmak daha da önemli! </strong></p>
<p>Hava sıcaklıklarının düşmesinin ayrıca bakteri ve virüs kaynaklı hava yolu ile bulaşan gribal enfeksiyonlara, hastalıklara yakalanma sıklığını artırdığını da hatırlatan Yiğit, bu nedenle bağışıklık sistemini güçlü tutmanın daha da önem kazandığını vurguladı.</p>
<p>Yeterli beslenmenin, beslenirken dengeli olmanın, güçlü bir bağışıklık sistemi için oldukça önemli olduğunun altını çizen Yiğit, şunları söyledi:</p>
<p>“C ve E vitaminleri, çinko, demir bağışıklığı en çok destekleyen vitamin ve mineraller arasındadır. Günlük beslenmenizde işlenmemiş kırmızı et, hindi eti, balık, yeterli sebze ve meyve tüketerek bu besin ögelerini vücudunuza almış olursunuz. Kefir, ev yoğurdu, tarhana, şalgam suyu, boza gibi probiyotik besinler de güçlü bir bağışıklık için elzemdir.”</p>
<p><strong>Vitaminler besinlerden alındığında daha yüksek biyoyararlanım sağlıyor! </strong></p>
<p>Son yıllarda kış aylarında multivitaminlere yönelimin oldukça yüksek düzeyde olduğunu kaydeden Yiğit, “Vitaminler doğal olarak besinlerden alındığında, birbirleriyle olan sinerjik etkileri nedeniyle biyoyararlanımları daha yüksek olur.” dedi.</p>
<p>Eğer düzenli beslenilemiyor; günlük 2-3 porsiyon meyve, en az 2 porsiyon sebze yemeği/yeşillik yenilemiyorsa, bu noktada multivitamin desteklerinin  tercih edilebileceğini aktaran Yiğit, “Ancak bu destekleri alırken bakanlık onayına mutlaka bakılmalı ve içerikleri incelenmeli. Öte yandan şekerli-tuzlu beslenme alışkanlığınız ve hareketsiz bir yaşantınız var ise, sadece multivitamin kullanarak bağışıklığınızı güçlendirmek oldukça zordur. Çünkü düzenli olarak vücuda alınan, şeker/hazır işlenmiş gıdalar vücutta hücresel stresi arttırarak bağışıklığın zayıflamasına sebep olabilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Şeker ihtiyacını azaltırken bağışıklığınızı destekleyebilirsiniz! </strong></p>
<p>Bağışıklığın güçlendirilmesi için antioksidan zengini bitkisel ürünlere de beslenmede yer açılması gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, kış aylarında hem şeker ihtiyacını azaltacak, hem de bağışıklığı güçlendirecek ‘Altın Süt’ tarifini paylaşarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Altın süt için malzemelerimiz şöyle; 1 su bardağı yarım yağlı süt, 1 tatlı kaşığı toz zerdeçal, 1 tatlı kaşığı zencefil, yarım çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ve isteğe göre karanfil ve bal da kullanabilirsiniz.</p>
<p>1 bardak sütü ısıtmak için cezveye koyun. Ilıklaşmaya başladıktan sonra 1 çay kaşığı toz zerdeçal, kaynadıktan sonra karabiber ve tarçını ilave edin. En son 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı ilave edip, karıştırarak tüketebilirsiniz.</p>
<p>Eğer düzenli olarak kullandığınız bir ilaç varsa, tüketmeden önce doktorunuza ve diyetisyeninize danışmanızda fayda var.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kis-aylarinda-kilo-almak-kolaylasiyor-606025">Kış aylarında kilo almak kolaylaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 12:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Alphan]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetlilerin]]></category>
		<category><![CDATA[görevi]]></category>
		<category><![CDATA[karbonhidrat]]></category>
		<category><![CDATA[Ketojenik Diyet]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Miktar]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yağlar]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565">Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, diyabet tedavisinde amacın kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmek olduğunu söyledi. Diyabetin kontrol altında tutulmasında en önemli görevin diyabetlilere ait olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” dedi.<br />İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada diyabetlilerin beslenmesinde dikkat etmeleri gerekenlere ilişkin tavsiyelerde bulundu.<br />Diyabetin iyi yönetilmesi çok önemli… <br />Diyabetin ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetin tedavisinde amacımız kan şekeri düzeylerini kontrol altına almak, diyabetle ilgili belirtileri ortadan kaldırmak veya hafifletmek, diyabete bağlı oluşabilecek hastalıkları/komplikasyonları önlemek veya geciktirmektir. Burada en önemli görev diyabetlilere aittir. Çünkü diyabet, hayat boyu diyabetlilerle birlikte olacak bir arkadaş gibidir. Diyabetlilerin arkadaşları olan bu hastalık ile iyi geçinebilmeleri için yanlış olan beslenme alışkanlıklarını değiştirip, yerine, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını benimsemeleri, günlük öğün planını, yiyeceklerin içerdiği besin öğeleri ile besinlerin porsiyon ölçülerini öğrenmeleri ve diyabetle ilgili belirtilere uygun acil önlemler almaları gereklidir” uyarısında bulundu<br />Beslenme, diyabet tedavisinin temelini oluşturuyor<br />Beslenme, kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesinde en önemli faktör olduğu için beslenmenin diyabetin tedavisinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, ayrıca beslenmenin diyabetle ilgili komplikasyon riskini azaltmaya ve diyabetlilerin genel olarak sağlıklı olmalarına yardımcı olduğunu söyledi. Prof. Dr. M. Emel Alphan, doğru ve dengeli beslenmenin önemli olduğu üç noktayı şöyle açıkladı:<br />Kan şekeri kontrolü: Besinlerdeki karbonhidratlar, kan şekeri seviyelerini doğrudan etkilediği için diyabetliler, öğünlerde karbonhidrat sayımı yaparak ve glisemik indeksi düşük besinleri tercih ederek kan şekeri seviyelerini daha iyi kontrol edebilirler.<br />Komplikasyon riskinin azaltılması: Sağlıklı beslenme, diyabete bağlı oluşabilecek kalp-damar hastalığı, böbrek hastalığı (nefropati), görme bozukluğu (retinopati) ve sinir hasarı (nöropati)  gibi komplikasyonların riskini azaltmaya yardımcı olur.<br />Ağırlık yönetimi: Diyabetlilerin çoğu tanı konulduğu zaman şişmandırlar. Diyabetlilerin tanı konulduktan sonra ağırlıklarının yüzde 10’unu kaybetmeleri bile kan şekerlerinin, kan basıncının, kan yağlarının (toplam kolesterol, trigliserid, LDL-K), 3 aylık kan şekeri ortalamalarının (HbA1c), kullanılan ilaç (ağızdan alınan ilaçlar veya insülin vb.) dozlarının azalmasına neden olur. O yüzden diyabetliler için sağlıklı ağırlık yönetimi çok önemlidir. Kişiye özel beslenme planı, kilo verme veya kilo koruma hedeflerine ulaşmada yardımcı olabilir.<br />Özel bir beslenme planı oluşturulmalı<br />Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme, diyabetlilerin enerji seviyelerini iyileştirmeye ve yorgunluklarını azaltmaya da yardımcı olabilir. Her bireyin beslenme ihtiyacı farklı olduğu için, diyabetlilerin bir diyetisyen ile ya da diyabet alanında uzman bir diyetisyen ile çalışarak kişiye özel bir beslenme planı oluşturmaları önemlidir.<br />Diyabetli bireylerin beslenmesinde bu noktalara dikkat!<br />Diyabetlilerin beslenmelerinde dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalara da değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Bunlar genel önerilerdir. Her diyabetlinin, diyabet diyetisyeni ile birlikte oluşturdukları kendilerine özel bir beslenme planı olmalıdır” diyerek önerilerini şöyle sıraladı: <br />Karbonhidrat sayımı: Kan şekerini etkileyen en önemli faktör karbonhidrattır. Diyabetlilerin karbonhidrat alımlarını takip etmeleri, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutmaları için önemlidir. Diyabetlilerin karbonhidrat kaynağı besinleri ve karbohidrat içeriklerini bilmeleri ve önerilen karbonhidratları öğünlerine dengeli olarak dağıtmaları çok önemlidir.  Tam tahıllar (tam buğday ekmeği, çavdarlı ekmek ile bulgur vb. posalı tahıllar), sebzeler, meyveler ve kurubaklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Ayrıca süt, yoğurt, kefir vb. besinlerde de karbonhidrat bulunur.<br />Glisemik indeks: Glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinler seçilmelidir. Glisemik indeks, 50 gram karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerine olan etkisini gösterirken, glisemik yük; besinlerin yenilen miktarının kan şekerine olan etkisini gösterir. Bu besinler kan şekerini daha yavaş yükseltir. Bu besinlere örnek olarak tam buğday ekmeği, yulaf, baklagiller, sebzeleri verebiliriz. Ama miktar çok önemlidir. Örneğin 4-5 yemek kaşığı tüketilen mercimeğin glisemik indeksi ve glisemik yükü düşüktür. Fakat bu miktarın üzerine çıkıldığında glisemik yük arttığı için kan şekeri seviyeleri yükselebilir. Düşük glisemik indeksli meyveler seçilmelidir.<br />Posalı besinler: Posa, kan şekeri seviyelerini kontrol etmeye yardımcı olur.   Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve baklagiller posa açısından zengindir. Özellikle çözünebilir posadan zengin olan sebzeler, meyveler ve baklagiller kan şekerini ve kan yağlarını düşürmede etkilidir.<br />Proteinli besinler: Sağlıklı beslenmede önemli bir yeri olan proteinli besinlerin yağsız olanları tercih edilmelidir (yağsız et, tavuk, balık, yumurta, baklagiller ile az yağlı süt, yoğurt, peynir vb.)<br />Yağlar: Doymuş yağlardan ve trans yağlardan kaçınmak gerekir.  Yemeklerde tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine zeytinyağı ve fındık yağı ile ayçiçek yağı, soya yağı gibi bitkisel sıvı yağların az miktarda kullanılmasına özen gösterilmelidir. Ayrıca trans yağların en önemli kaynağı olan paketli besinler (bisküvi, kraker, kurabiye vb.), fast food restoranlarda defalarca yanmış yağda kızartılan patatesler, cipsler ve hidrojene edilmiş yağlardan uzak durulmalıdır.<br />Porsiyon kontrolü: Porsiyon boyutlarına dikkat edilmelidir. Aşırı miktarlarda yenilen her yemek kan şekeri seviyelerini olumsuz etkileyebilir.<br />Sıvı tüketimi: Diyabetlilerin su içmeleri çok önemlidir. Şekerli meşrubatlardan ve içeceklerden kaçınılmalı, çay, kahve şekersiz içilmelidir, gerektiğinde belirli miktarlarda yapay tatlandırıcı kullanılabilir.<br />Ara öğünler: Meyveler, sebzeler ve belirli ölçüde kuruyemişler ara öğünlerde tercih edilebilir. Elma, armut, şeftali, portakal ve çilek gibi düşük glisemik indeksli meyveler ara öğünler için uygundur.<br />Alkol ve şekerli besinler: Alkol tüketilmemeli ya da çok az alınmalı. Şekerli besinler ve içecekler tüketilmemelidir.<br />Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır<br />Diyabetli bireylerin şeker, çikolata ve tatlı tüketmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Diyabetlilere eskiden şeker, şekerli içecekler, çikolata ve tatlılar belli ölçülerde karbonhidratlı besinlerin yerine sayılarak veriliyordu. Fakat Amerikan Diyabet Derneği, son rehberinde bu tür besinlerin ve içeceklerin kesinlikle yenilmemesi ve içilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bunun nedeni; bu olayın diyabetliler tarafından abartılması, özellikle tip 1 diyabetlilerin karbonhidrat miktarlarını gözetmeden tatlı vb. besin ve içecekleri tüketerek uyguladıkları insülin dozlarını çok fazla arttırmalarıdır. İnsülin tedavisinde olan tip 1 ve tip 2 diyabetlilerin insülin dozlarının çok yüksek olması istenmez. Minimum insülin dozu ile maksimum yarar sağlanmalıdır. O yüzden diyabetlilerin içecek olarak sadece su tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Unutulmaması gereken en önemli konu; diyabetlilerin tedavilerinde ilaç/insülin olsa bile sağlıklı beslenme ile birlikte bu ilaçların etkinliğinin artacağını bilmeleridir” diye konuştu.<br />Ketojenik diyetler diyabetliler için uygun mu?<br />Karbonhidratın yer almadığı ketojenik diyetlere de değinen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Son yıllarda ketojenik diyetler popüler diyetler arasında yerini aldı. Aslında ketojenik diyetlerin tedavi edici özelliği sadece epileptik çocuklarda kanıtlandı ve epilepsi tedavisinde kullanılmaktadır. Ketojenik diyet ve obezite ile ilgili araştırmalar, 1960&#8217;lı yıllarda başladı ve ilk sonuçlar net değildi, zayıflamada başarılı olduğunu iddia eden çalışmalar var. Ketojenik diyetlerin kan yağları üzerine etkili olduğu yönünde yapılan çalışmaların sonuçları da karışıktır. Yapılan çalışmaların ya vaka sunumu ya da küçük gruplarda yapılan çalışmalar olduğu ve bu çalışmaların uzun süreli olmadığı ve büyük popülasyonlarda yapılmadığı bilinmektedir. Ketojenik diyetler, kilo vermeye yardımcı olsa da vücuttan su kaybına (dehidratasyon), hipotansiyona (tansiyon düşüklüğü), baş dönmesine, yorgunluğa, besin öğesi eksikliklerine, posa eksikliği nedeniyle kabızlığa ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Başlangıçta kan lipidlerini düzelttiği iddia edilse de uzun dönemde kan yağlarının yükselmesine neden olduğu için kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon riskini arttırabilir” uyarısında bulundu.<br />Diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor<br />Ketojenik diyetlerinin karbonhidrat miktarının çok az olduğu (enerjinin yüzde 5’i), yağ ve proteinlerin fazla miktarlarda verildiği diyetler olduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: <br />“Beslenme rehberleri, obez ve diyabetliler için ketojenik diyetlerin kullanımını desteklemiyorlar. Rehberlere göre diyabetlilerin 130 gramın altında karbonhidrat tüketmemeleri gerekiyor. Bu da enerjinin yüzde 40’ının karbonhidrattan gelmesi demektir. Ketojenik diyetlerin kısa vadede genel olarak güvenli olduğu bulunmuş olsa da uzun süreli uygulanamazlar. Uzun süreli, kesintisiz ketojenik diyetlerin güvenliği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır.  Meyve, baklagiller ve yüksek posalı tam tahılları yememek, birçok faydalı besin öğesinin vücuda alınmaması demektir ve bu besin öğeleri takviyelerle yerine konulmazsa yan etkilerin görülme olasılığı daha da artar. Bu bahsettiğimiz besinler yukarıda da anlatıldığı gibi diyabetlilerin mutlaka alması gereken besinlerdir.  Özellikle tip 1 diyabetlilerde ketojenik diyetler, ketoasidoz komasını tetikleyebilir, hipoglisemi (şeker düşüklüğü) riskini arttırabilir. Ayrıca, alınan yüksek miktarlardaki yağ ve protein nedeniyle kalp-damar hastalığı riski artabilir, nefropati oluşumuna zemin hazırlayabilir. Ayrıca alınan aşırı protein kemiklerden kalsiyumun çekilerek idrarla atılmasına ve osteoporoz (kemik erimesi) riskinin artmasına neden olur.”<br />Diyabet yönetiminde yaşam tarzı değişikliği yapılmalı<br />Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için sağlıklı beslenmeyi uygulayarak yaşam tarzı değişikliği yapmak (sağlıklı beslenmek, fiziksek olarak aktif olmak, sigara/alkol kullanmamak, kaliteli ve düzenli uyku ve güneşten yeterince yararlanarak D vitamini almak) diyabetlilerin sağlıklı olarak uzun yaşamalarına neden olduğu bir gerçektir.”</p>
<p> </p>
<p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetlilerin-en-onemli-gorevi-diyabet-kontrolu-591565">Diyabetlilerin en önemli görevi, diyabet kontrolü…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliklerle]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[etmek]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Şekeri]]></category>
		<category><![CDATA[Kenger]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Nişasta]]></category>
		<category><![CDATA[ogün]]></category>
		<category><![CDATA[pişirme]]></category>
		<category><![CDATA[şekerini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemeklerinizde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591433</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünü destekleyecek önerilerde bulundu. Kenger, diyabetin kan şekerinin kronik olarak yüksek seyretmesiyle karakterize metabolik bir hastalık olduğunu belirterek “Kan şekerini kontrol altında tutmak, diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını önlemek açısından büyük önem taşır. Özellikle beslenme alışkanlıklarında yapılacak basit değişikliklerle, kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak ve daha dengeli seyretmesini sağlamak mümkün” dedi. </p>
<p><strong>Yemeğe hangi besinle başladığınız önemli</strong></p>
<p>Besinlerin tüketim sırası, kan şekeri üzerindeki etkisini doğrudan belirliyor. Kenger, öğünlere lifli sebze veya salata ile başlamanın, midede sindirim hızını etkileyerek glikozun kana karışma hızını değiştirdiğini belirtti: “Öğünlere sebze ve proteinle başlayıp karbonhidratı en sona bırakmak kan şekerinin daha kontrollü yükselmesini sağlar. Yapılan araştırmalar, aynı öğünde karbonhidratı sona bırakan bireylerin kan şekeri ve insülin düzeylerinin çok daha düşük olduğunu gösteriyor” dedi. </p>
<p><strong>Pişirme şekli ve sıcaklığı kan şekerini etkiliyor</strong></p>
<p>Yiyeceklerin pişirilme yöntemleri, süresi ve servis sıcaklığının yiyeceklerin glisemik indeksini değiştirebildiğini belirten Kenger, “Karbonhidrat içeren besinlerin pişirilme biçimi, nişastanın yapısını ve sindirim hızını değiştirerek glisemik indeksini etkiler. Bir besin ne kadar uzun süre pişirilir veya işlemden geçirilirse o kadar hızlı sindirilir ve kan şekerini o denli hızlı yükseltir.  Patates gibi nişastalı bir gıdayı fırında çok uzun süre pişirmek veya ezerek püre haline getirmek, nişastayı kolay parçalanır duruma getirip daha yüksek bir glisemik etki yaratabilir. Buna karşın, bazı pişirme ve hazırlama hileleriyle aynı yiyeceğin kan şekerine etkisini azaltmak mümkün” dedi.</p>
<p>Kenger, pişirme sürecinde “dirençli nişasta” oluşturmanın önemine dikkat çekerek “Pişirilip soğutulan pirinç, makarna veya patates daha fazla dirençli nişasta içerir. Bu formdaki nişasta ince bağırsakta sindirilmez, dolayısıyla kan şekerini klasik nişastalar kadar yükseltmez ve bağırsaklardaki faydalı bakteriler için lif benzeri bir görevi olur. Yapılan araştırmalar, taze pişmiş sıcak pilav yerine pişirilip 24 saat buzdolabında soğutulduktan sonra ısıtılan pirincin 2,5 kat daha fazla dirençli nişasta içerdiğini ve tüketildiğinde kan şekerinde daha küçük bir yükselişe yol açtığını gösteriyor. Benzer şekilde, soğutulmuş patatesin glisemik indeksi, sıcak patatese kıyasla da yüzde 25–28 daha düşüktür” dedi.</p>
<p>Kenger, makarna gibi nişastalı yiyeceklerin çok yumuşayana kadar pişirilmesinin, nişastayı fazla jelatinize ederek glisemik indeksini yükselttiğini belirtti. Buna karşın, “al dente” yani biraz daha kısa süre pişirilmiş makarnanın daha yavaş sindirildiğini ve kan şekerini daha yavaş yükselttiğini de vurguladı.</p>
<p><strong>‘Sebzeyi püre yapmak yerine bütün tüketin’</strong></p>
<p>Yiyeceklerin fiziksel formunun önemine değinen Kenger, “Bütün halde tüketilen tahıllar veya sebzeler, meyveler püre veya suyu sıkılmış formlara göre daha düşük glisemik etki gösterir. Aynı besini farklı şekillerde hazırlamak kan şekeri üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Daha düşük ısıda veya kısa süre pişirmeyi, yemekleri mümkünse biraz soğutup tüketmeyi, besinlerin lifli kısımlarını öğünlerde bırakmayı deneyerek glisemik yükü azaltabilirsiniz” dedi.</p>
<p><strong>‘Hızlı yemekten kaçının’</strong></p>
<p>Kenger, günlük yaşamda uygulanabilecek bazı pratik önerilere de dikkat çekti. Yemekleri yavaş tüketmenin, yemek sonrası kan şekeri ve insülin seviyelerinin yükselmesini önlediğini belirterek yavaş yemenin hem tokluk sinyallerini artırdığını hem de daha dengeli bir kan şekeri seyri sağladığını vurguladı. Öğün atlamamanın ve porsiyonları dengelemenin de önemli olduğunu ifade eden Kenger, uzun süre aç kalıp ardından fazla yemek yemenin kan şekerinde keskin yükselişlere yol açabileceğini, bu nedenle üç ana ve üç ara öğün şeklinde düzenli beslenmenin faydalı olduğunu söyledi. Ayrıca, günde bir çay kaşığı tarçın tüketiminin açlık kan şekerini düşürmeye ve insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olabileceğini, yemek sonrası 5–10 dakikalık hafif bir yürüyüşün de kan şekeri artışını yavaşlattığını belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yemeklerinizde-kucuk-degisikliklerle-kan-sekerini-kontrol-etmek-mumkun-591433">&#8216;Yemeklerinizde küçük değişikliklerle kan şekerini kontrol etmek mümkün&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 12:17:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Diyetle]]></category>
		<category><![CDATA[diyetler]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarına]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp-damar]]></category>
		<category><![CDATA[Kalp-Damar Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[popüler]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[sıra]]></category>
		<category><![CDATA[uyarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[zemin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579886</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı, kalp-damar hastalıklarını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886">Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı, kalp-damar hastalıklarını tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, başlıca risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp hastalığı ve inmeye bağlı erken ölümlerin en az yüzde 80’inin önlenebileceğini söyledi. Tansiyon ve kan yağlarının yükselmesinin kalp-damar hastalıkları için en önemli risk faktörleri arasında geldiğini belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, günümüzde popüler olan bazı hatalı diyetlerin kalp-damar hastalıklarına zemin hazırladığı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Alphan, “Bu diyetler, ketojenik diyetler, glutensiz ve laktozsuz diyetlerdir. Ketojenik diyetlerin özelliği, karbonhidratı tamamen keserek aşırı yağlı ve proteinli besinleri tüketmektir. Aşırı yağlı ve proteinli besinler, kan kolesterolünü yükselttikleri gibi posanın kaynağı olan karbonhidratlı besinlerin kısıtlanması nedeniyle mikrobiyotayı da olumsuz etkiler ve bu da kalp-damar hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar” uyarısında bulundu.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. M. Emel Alphan, 29 Eylül Dünya Kalp Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlıklı ve dengeli beslenmenin kalp sağlığına etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><b>Kalp damar hastalıkları, ölüm nedenlerinin ilk sırasında geliyor</b></p>
<p>Kalp damar hastalıklarının dünyada ve ülkemizde ölüm nedenlerinin birinci sırasında yer aldığını belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Kalp hastalıklarının yüksek kan kolesterol düzeyi ile ilişkili olduğu ve kan kolesterol düzeyinin düşürülmesinin kalp hastalıkları görülme riskini azalttığı bilinir. Kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, kalp hastalığı oluşma olasılığı da artar. 29 Eylül Dünya Kalp Günü, insanları her yıl tüm dünyada yaklaşık 18 milyon kişinin yaşamını kaybetmesine neden olan kalp hastalıkları ve inmenin, başlıca ölüm nedeni olduğuna ilişkin bilgilendirmek için düzenleniyor” dedi.</p>
<p><b>Ülkemizde ölüm nedenlerinin ilk sırasında dolaşım sistemi hastalıkları var</b></p>
<p>Kalp damar hastalığına bağlı ölüm oranlarına ilişkin bilgileri paylaşan Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Kalp hastalığının en yaygın görüldüğü ülkeler ABD, Orta Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri olsa da kalp-damar hastalığına bağlı gerçekleşen ölümlerin yüzde 75’inin düşük ve orta gelirli ülkelerde olduğu tespit edilmiştir. Orta Asya ve Doğu Avrupa ülkelerinin ise bu hastalığa bağlı ölüm oranlarının en yüksek olduğu ülkeler arasında olduğu bildirilmiştir. Kalp-damar hastalığı nedeniyle en düşük ölüm oranlarına sahip ülkeler ise Güney Kore, Fransa, Japonya, İsrail ve Portekiz’dir. TÜİK verilerine göre; Türkiye’de de dünyada olduğu gibi ölüm nedenlerinin birinci sırasında 2024 yılında yüzde 36,0 ile dolaşım sistemi hastalıkları yer aldı. 2023 yılında bu oran yüzde 33,6 idi” dedi.</p>
<p><b>Erken ölümlerin en az yüzde 80’inin önlenmesi mümkün</b></p>
<p>Kalp hastalığını tetikleyen faktörleri sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek tansiyon, aşırı tuzlu yiyecekler, tütün ve alkol kullanımı olarak sıralayan Prof. Dr. M. Emel Alphan, bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp hastalığı ve inmeye bağlı erken ölümlerin en az yüzde 80’i önlenebilir” dedi.</p>
<p><b>Kalp-damar sağlığını korumada beslenmenin yeri önemli</b></p>
<p>Kalp ve damar sağlığını korumada alınacak önlemlere dikkat çeken Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Sigara ve alkol kullanımı ile hipertansiyon yani yüksek tansiyon ve kan yağlarının yükselmesi, kalp-damar hastalıkları için en önemli risk faktörlerindendir. Hipertansiyon ve kan yağlarının yükselmesini önlemek için beslenme önerilerine göre, birinci kural özellikle doymuş yağdan (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı vb.) ve zeytinyağı bile olsa aşırı yağ tüketiminden kaçınarak kan kolesterol düzeyinin yükselmesini önlemek son derece önemlidir. Aslında kolesterol, dışarıdan diyetle alındığı gibi vücutta da yapılan yağa benzer bir yapısı olan, vücuttaki pek çok hormonun (östrojen, progesteron, testosteron vb.) ön maddesidir ve vücut için gereklidir” dedi.</p>
<p><b>Zeytinyağı tüketiminde ölçüye dikkat edilmeli</b></p>
<p>Aşırı kolesterol ve doymuş yağ alımı ne kadar zararlı ise tamamen yağsız bir beslenmenin de vücut için o kadar zararlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Zayıflamak amacıyla yağsız bir diyet uygulayanlarda hormon dengesizliği nedeniyle kadınlarda adet döngüsü bozulur. O yüzden sağlıklı beslenme için belirli bir yağa ihtiyaç vardır ki bu oranın enerjinin yüzde 20’sinin altına düşürülmemesi gerekir. Yapılan yanlışlardan birisi de zeytinyağının faydalı olduğunu düşünerek bardak bardak zeytinyağı içilmesidir. Unutmayın ki 1 çay bardağı zeytinyağı ile vücuda bir günlük enerji ihtiyacınızın yarısını (yaklaşık 900 kalori) almış olursunuz” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Kalp-damar sağlığını korumada bu önerilere dikkat!</b></p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, kalp-damar hastalığını önlemek ve kolesterolü yükseltmemek için önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>-Doymuş yağ içeren tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı gibi yağları ve trans yağ içeren besinleri tüketmemek. Özellikle zeytinyağını ve diğer bitkisel yağları tercih etmek.</p>
<p>-Kırmızı et, tavuk ve balık tüketiminin günde 1 porsiyonla sınırlandırılması gerekir. Kolesterol sadece kırmızı ette yoktur, balık ve tavuk da benzer miktarlarda kolesterol içerir.</p>
<p>-Hayvansal kaynaklı besinleri azaltırken, bitkisel kaynaklı proteinlerin alımını (kurubaklagiller) arttırmak.  Mümkünse her gün kurubaklagilleri tüketmek.</p>
<p>-Beyin, böbrek, dil, karaciğer, dalak, işkembe gibi organ etlerinden kaçınmak.</p>
<p>-Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünlerinden kaçınmak.</p>
<p>-Yemek pişirme metodu olarak kızartılmış besinleri (et vb. hamur ve sebze kızartmaları da dahil) tüketmemek, aşırı yağlı yemek tüketiminden kaçınmak.</p>
<p>-Az yağlı süt, yoğurt vb. süt ürünlerini tercih etmek.</p>
<p>-Sebze ve meyve tüketiminin günlük 5-10 porsiyon olması.</p>
<p>-Fındık, fıstık, ceviz ve badem vb. sert kabuklu yemişleri günde 20-25 gramı aşmayacak miktarlarda tüketmek (Çünkü bu besinlerin 100 gramı 650-700 kalori içerir).</p>
<p>-Rafine şeker tüketimini azaltmak, kompleks karbonhidratları ve dolayısıyla posalı besinlerin özellikle tam tahılların (tam buğday ekmeği, çavdarlı ve yulaflı ekmekler) tüketimini arttırmak.</p>
<p><b>Akdeniz, DASH ve vejetaryen diyetler kalp-damar sağlığını korumada etkili</b></p>
<p>Dünyada en sağlıklı beslenme modeli olan Akdeniz ve DASH diyetleri ile vejetaryen ve düşük yağlı diyetlerin hipertansiyon ve kalp-damar hastalığından korumada etkili olduğunu belirten Prof. Dr. M. Emel Alphan, “Hipertansiyonu olanların da tuzu az tüketmelerinin yanı sıra DASH diyetini uygulaması onların kalp-damar hastası olmasını önleyecektir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. M. Emel Alphan, şunları söyledi: “Kalp krizi geçirenlerin yüzde 50’sinin kan kolesterollerinin<b> </b>düşük olması, kalp damar hastalığı riskine neden olan başka faktörlerin de olduğunu ortaya koymuştur. Kalp-damar hastalıklarında D vitamininin düşük olması, homosisteinin yüksek olması ve inflamasyonun (iltihabi durumun) rolü hakkındaki bilgilerin artması ve mikrobiyota denilen vücudun ikinci beyini olarak kabul edilen vücudumuzdaki yararlı mikroorganizmaların zararlı mikroorganizmalarla yer değiştirmesi (disbiyozis) sonucu oluşan endotoksemi, ateroskleroz (damar sertliği) varlığını ve aterosklerozun derecesini göstermek için kullanılan belirteçlerdir.</p>
<p><b>Popüler diyetlere dikkat!</b></p>
<p>Zayıflamak amacıyla diyet yapanlar bazen hatalı diyetleri uygulayabiliyor. Bu hatalı diyetler de kalp-damar hastalığına zemin hazırlayabiliyor. Bu diyetler, ketojenik diyetler, glutensiz ve laktozsuz diyetlerdir. Ketojenik diyetlerin özelliği, karbonhidratı tamamen keserek aşırı yağlı ve proteinli besinleri tüketmektir. Aşırı yağlı ve proteinli besinler, kan kolesterolünü yükselttikleri gibi posanın kaynağı olan karbonhidratlı besinlerin kısıtlanması nedeniyle mikrobiyotayı da olumsuz etkiler ve bu da kalp-damar hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p>Ayrıca aralıklı açlık diyetlerinin kısa vadede kilo kaybı ile glikoz ve insülin duyarlılığı gibi metabolik avantajları olmasına rağmen, 2024 yılında Sebastian SA ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre, bu tarz beslenmenin uzun vadede olumsuz etkileri olabileceği öne sürülmüştür. 20 bin kişide yapılan bir çalışmanın sonuçları; yiyeceklerini günde 8 saatten az bir sürede tüketen kişilerde kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskinin yüzde 91 daha yüksek olduğu bulunmuştur.”</p>
<p><b>Kalp sağlığını koruyan mucize bir besin yok</b></p>
<p>Kalp hastalığını önleyen mucize bir besin, sebze ya da meyve olmadığını kaydeden Prof. Dr. M. Emel Alphan, sözlerini şöyle tamamladı: “Sağlıklı beslenme bir bütündür.  Bahsedilen diyetlerin içerdiği besinlerin her birisinin vücuda farklı yararları vardır.  O yüzden bütün besin gruplarının yer aldığı sağlıklı beslenme tarzı, kalp-damar hastalıklarından koruyucu olduğu gibi kalp-damar hastalarının da uygulayabileceği bir beslenme tarzı olacaktır. Kalp-damar hastalarında, omega-3 yağ asidi, C, D, E vitaminleri, beta-karoten ve kalsiyum dahil olmak üzere besin desteklerinin kullanımı, akut kardiyovasküler hastalık riskini azaltmada faydalı değildir. Bunun yerine sağlıklı beslenme yoluyla bu besin öğelerinin besinlerden alınması yararlı olacaktır. Çünkü besinlerde vücuda gerekli olan vitamin ve mineraller gibi besin öğelerinin yanı sıra, özellikle sebze ve meyvelerde pek çok hastalıktan koruyucu oldukları kanıtlanmış olan fitonutrientler ile antioksidan ve antiinflamatuar etkileri olan, besin öğesi olmayan bileşenler de bulunur. O yüzden tek başına kalsiyum, magnezyum vb. takviye almak yerine, farklı renklerdeki sebze ve meyveleri her gün tüketerek pek çok besin öğesini ve besin öğesi olmayan bileşenlerini almak mümkün olacaktır.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/populer-diyetler-kalp-damar-hastaliklarina-zemin-hazirliyor-uyarisi-579886">Popüler diyetler kalp-damar hastalıklarına zemin hazırlıyor uyarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 10:30:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etmesin]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığınızı]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[vitamin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak havalar hamilelik döneminde hormonların etkisiyle daha yoğun hissedilirken vücuttaki su kaybı da fazla oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152">Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcak havalar hamilelik döneminde hormonların etkisiyle daha yoğun hissedilirken vücuttaki su kaybı da fazla oluyor. Dolayısıyla sonbahar mevsimi yaz aylarına göre anne adayları için daha konforlu bir dönem. <strong>Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme</strong>, ancak bu avantajlarının yanı sıra sonbahar aylarında enfeksiyon hastalıkları da yaygınlaştığı için anne adaylarının dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, “Bu enfeksiyonlar daha çok nezle, grip, larenjit ve bademcik iltihabı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ve gastroenterit, yani bağırsak enfeksiyonlarıdır. Hamilelik döneminde bağışıklığın daha düşük olması nedeniyle enfeksiyonlar anne adaylarında daha ağır seyredebilir ve bu durum uzun sürdüğünde bebekte gelişim geriliğiyle sonuçlanabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme,</strong> sonbahar mevsimini sağlıklı geçirmeniz için almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Maske takın, ellerinizi sık sık yıkayın! </strong></p>
<p>Sonbahar dönemi üst solunum yolu enfeksiyonlarını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla, bu dönemde kalabalık ortamlarda maske takmalı ve yakın temastan kaçınmalısınız. Ayrıca dış ortamdan geldikten sonra veya başka insanlarla temas ve tokalaşmanın ardından ellerinizi en az 20 saniye bol sabunla yıkamanız da enfeksiyonlardan korunmanız için çok önemli. </p>
<p><strong>Grip aşınızı mutlaka yaptırın</strong></p>
<p>Hamilelik sürecinde bağışıklığınız daha düşük olduğu için grip daha ağır seyrediyor, bunun sonucunda pnömoni (zatürre), hastane yatışı gerektiren durumlar ve uzun süren enfeksiyonlarda bebekte gelişim geriliği<strong> </strong>gibi ciddi sorunlar oluşabiliyor. Bu nedenle, gripten korunmak için hamilelik döneminde de grip aşısı öneriliyor. Dr. Seyhan Özleme, “Grip aşısı canlı virüs aşısı değildir ve uzun dönem çalışmalarda anne adaylarında güvenli olduğu ortaya konmuştur. Dolayısıyla, hamileliğin özellikle 3’üncü ayı sonrasında grip aşınızı yaptırabilirsiniz“ diyor. </p>
<p><strong>C vitamininden zengin besinleri daha çok tüketin</strong></p>
<p>Dengeli ve  sağlıklı beslenme, yeterli vitamin alımı da hem sizin bağışıklığınız hem de bebeğinizin sağlıklı gelişimi için büyük bir öneme sahip.    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme, hamilelik döneminde beslenmenizde dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle özetliyor: “Öğünleriniz az az, sık sık olmalı; her besin grubunu dengeli olarak içermelidir. Bağışıklığınızı güçlendirmek için özellikle C vitamininden zengin besinlere diyetinizde daha çok yer vermelisiniz. Sonbahar aylarında    C vitamininden en zengin olan besinler; turunçgiller, limon, ıspanak, brokoli, kırmızı lahana, pırasa ve kividir.” </p>
<p><strong>Bu besinlerden uzak durmanız şart! </strong></p>
<p>Sonbahar dönemi sadece üst solunum yolları enfeksiyonları açısından değil, aynı zamanda mide gribi olarak bilinen gastroenterit salgınları açısından da riskli bir dönem. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme, “Brusella enfeksiyonları<strong> </strong>riski taşıdıkları için<strong> </strong>pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerinden özellikle kaçınmanız gerektiği uyarısında bulunarak, “Yapılan araştırmalar sonucunda, Brusella enfeksiyonlarının anne karnındaki bebekte doğum kusurlarına neden olabileceği vurgulanmıştır. Ayrıca,  hamileliğin ilk üç ayında iseniz yine bebeğinizde doğum kusurlarına yol açma riski nedeniyle toksoplazma enfeksiyonlarından kaçınmak için çiğ köfte, sushi, salam, sosis gibi çiğ et ürünlerinden de uzak durmalısınız” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Pamuklu ve çok terletmeyen kıyafetler giyin </strong></p>
<p>Günün sıcaklığına göre çok ince veya çok kalın giyinmemek de hamilelik sürecinde dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.    Hatalı kıyafet seçimi; yani havanın sıcaklığına göre çok ince veya çok kalın giyinmek vücut sıcaklığını olumsuz etkileyecek, enfeksiyonlara davetiye çıkaracaktır. Bu nedenle, sonbahar aylarında<strong> </strong>özellikle pamuklu, çok terletmeyen kıyafetler tercih etmelisiniz. </p>
<p><strong>Haftada bir kez mutlaka balık tüketin </strong></p>
<p>Anne adayının kemik kaybının, immun tolerans ile düşüğün önlenmesinde; bebeğin sağlıklı kemik gelişiminde, yeterli doğum kilosuna erişmesinde ve erken doğumun önlenmesinde D vitamini önemli bir rol oynuyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Seyhan Özleme,   yaz mevsiminin sona ermesiyle birlikte artan D vitamini açığını kapatmak için doktorunuzun tavsiye ettiği takviyelerin yanı sıra düzenli olarak balık tüketmeniz gerektiğini vurgulayarak,   “Haftada bir, mevsim balıklarını yemek, D vitamini ve omega açısından sizi ve bebeğinizi destekleyecektir. Ancak, büyük ve dipte yaşayan balıkların cıva birikimi fazla olacaktır. Dolayısıyla, balık tercih ederken çok büyük ve dip balıkları olmamasına, taze olmasına özen göstermeniz çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Bol bol su içmeyi alışkanlık edinin</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde yeterli su içmemek ve bunun sonucunda dehidratasyon gelişmesi düşük ile erken doğum riskini artırabiliyor.  Her gün 1,5-2 litre su tüketimini gün içerisinde dengeli olarak sağlamanız sizi hem zinde tutacak, hem de dehidratasyonu önleyecektir.  </p>
<p><strong>Uyku saatleriniz düzenli olsun</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde güçlü bir bağışıklık sistemi için en önemli faktörlerden biri de uyku düzeninin sağlanmasıdır. Dolayısıyla, her gün en az 7 saat uyumayı ihmal etmeyin.<strong> </strong></p>
<p><strong>Her gün 30 – 40 dakika yürüyüş yapın</strong></p>
<p>Hamilelik döneminde hareketinizi kısıtlayan tıbbi bir durumunuz yoksa, özellikle günün çok sıcak veya soğuk olmayan saatlerinde, örneğin akşamüzeri normal tempoda 30 – 40 dakika yürüyüş yapmayı alışkanlık edinin. Düzenli yürüyüş yapmak sırt ve bel ağrılarınızı azaltacak, kilo kontrolünüzü de olumlu yönde etkileyecektir.</p>
<p><strong>Cildinizi nemlendirmeyi unutmayın</strong></p>
<p>Sonbahar döneminde de güneşli havalarda yüzünüzü ve cildinizi korumak için en az 40 faktör, mineralli ve kimyasal içermeyen güneş koruyucunuzu sürmeyi alışkanlık edinin. Zira, hamilelik döneminde cilt kurumaya; buna bağlı kaşıntı ve çatlak oluşumuna yatkın oluyor. Düzenli nemlendirme sağlarsanız bu riski azaltabilirsiniz. Özellikle gün sonunda cildinizi; göğüs altı, kol altı, göbek çevresi ve baldırlar başta olmak üzere hamilelik dönemine uygun yağlarla masaj yaparak nemlendirin.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-hastaliklar-sagliginizi-tehdit-etmesin-574152">Bu hastalıklar sağlığınızı tehdit etmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı beslenme okul başarısını artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-okul-basarisini-artiriyor-571319</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 00:23:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendirir]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, okul çağındaki çocukların sağlıklı beslenmesinin hem akademik başarıları hem de gelişimleri üzerindeki etkisinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-okul-basarisini-artiriyor-571319">Sağlıklı beslenme okul başarısını artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, okul çağındaki çocukların sağlıklı beslenmesinin hem akademik başarıları hem de gelişimleri üzerindeki etkisinden bahsetti.</p>
<p><strong>Çocuklar üç ana öğün yemeli…</strong></p>
<p>Okulların açılmasıyla birlikte hem akademik başarı hem de sağlıklı gelişim açısından beslenme düzeninin önem kazandığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu dönem, çocuklara doğru beslenme alışkanlıkları kazandırmak ve beyin gelişimini desteklemek için değerli bir fırsat sunar.” dedi.</p>
<p>Çocukların günün büyük bir kısmını okulda geçirdiği düşünüldüğünde, yeterli enerji, protein, vitamin ve mineral almalarının, fiziksel ve zihinsel performanslarını olumlu yönde etkileyebildiğini kaydeden Yiğit, “Gelişme çağındaki çocukların enerji ihtiyaçları yüksektir; bu nedenle günde üç ana öğün yapılması önerilir. Güne peynir ve yumurta gibi protein içeriği yüksek bir kahvaltı ile başlamak, odaklanma ve hafıza performansını destekler. Kahvaltı yapılamadığı durumlarda, ilk teneffüslerde tüketilebilecek yeşillikli sandviçler veya esmer unla hazırlanmış ev yapımı peynirli poğaçalar sağlıklı bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Kahvaltıda enerji sağlaması amacıyla tercih edilen çikolatalı kremalar yerine, tahin-pekmez veya şekersiz fındık/fıstık ezmeleri önerilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beyin gelişimini destekleyen 8 süper besin</strong></p>
<p>Yeni eğitim döneminde zihinsel performansı, dikkat süresini ve hafızayı güçlendirmek için sofralarda mutlaka yer verilmesi gereken besinler olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, bu besinleri şöyle sıraladı:</p>
<p>Yumurta: Kolin içeriği sayesinde hafıza ve öğrenme süreçlerini güçlendirir.</p>
<p>Yağlı balıklar: Somon, uskumru ve sardalya gibi Omega-3 zengini balıklar, odaklanmayı artırır.</p>
<p>Ceviz, Fındık, Badem gibi kuruyemişler: Sağlıklı yağlar ve magnezyum açısından zengindir; beyin hücrelerinin enerji ihtiyacını karşılar.</p>
<p>Koyu Yeşil Yapraklı Sebzeler: Folat ve demir içerikleriyle zihinsel performansı destekler.</p>
<p>Tam Tahıllar: Kompleks karbonhidratlarla uzun süreli enerji sağlar, B vitaminleriyle beyin fonksiyonlarını güçlendirir.</p>
<p>Süt ve Süt Ürünleri: Protein ve kalsiyum kaynağıdır; sinir sistemi sağlığını korur.</p>
<p>Mevsimsel Renkli Meyveler: Antioksidan içerikleriyle hafıza dostudur ve bağışıklığı güçlendirir. Eğer çocuk meyve suyu tüketmeyi seviyorsa, taze sıkılmış meyve suları tercih edilmelidir; bu mümkün değilse, üzerinde yüzde 100 meyve suyu ibaresi bulunan cam şişelerdeki ürünler daha sağlıklı bir seçenek olacaktır.</p>
<p>Probiyotik İçeren Besinler <em>(kefir, yoğurt, tarhana, ev yapımı turşu)</em>: Bağırsak mikrobiyotasını dengeler, bağışıklık sistemini güçlendirir ve bağırsak-beyin ilişkisi sayesinde dikkat ile öğrenme süreçlerini destekler.</p>
<p><strong>Okul başarısı ve gelişim için sağlıklı beslenme ile düzenli hareket önemli… </strong></p>
<p>Çocukların öğünlerinde sebzelerin mutlaka yer alması gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “En az bir ana öğünde sebze yemeği bulunmalı; ayrıca tabağı dört eşit parçaya bölerek her besin grubuna yer vermek, beslenme çeşitliliği açısından önem taşır.” dedi.</p>
<p>Paketli kekler, çikolatalı gevrekler ve basit şeker içeriği yüksek ürünlerin, kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olarak dikkat dağınıklığına yol açabildiğine vurgu yapan Yiğit, “Bu nedenle beslenme çantalarına ev yapımı, katkısız atıştırmalıklar eklemek çok daha sağlıklı bir seçimdir. Ayrıca, günün büyük bölümünü sıralarda oturarak geçiren çocukların yeterli fiziksel aktivite yapmasına fırsat tanımak hem okul başarısına hem de genel gelişimlerine katkı sağlar. Sağlıklı beslenme ve düzenli hareket, zihinsel performansı desteklerken öğrenme süreçlerini de güçlendirir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/saglikli-beslenme-okul-basarisini-artiriyor-571319">Sağlıklı beslenme okul başarısını artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2025 12:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dışarıda]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[hazır]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemek yemenin uzun vadeli sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122">Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, sürekli dışarıdan yemek yemenin uzun vadeli sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sürekli dışarıda yemek yemek, sağlığı olumsuz etkiliyor</strong></p>
<p>Dışarıda sürekli yemek yemenin, genellikle yüksek tuz, şeker ve yağ içeriği nedeniyle sağlığı olumsuz etkilediğine işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Restoranlar, yemekleri daha lezzetli hale getirmek için bu malzemeleri daha fazla kullanır ve bu durum kalori alımını arttırır. Uzun vadede aşırı tuz ve yağ tüketimi, hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet ve obezite gibi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca dışarıda hazırlanan yemeklerin içeriğine bağlı olarak besin değerleri daha düşük olabilir. Bu nedenle sürekli dışarıda yemek yemek, vücutta vitamin ve mineral eksikliklerine de sebep olabilmektedir.” dedi.</p>
<p><strong>Sağlıklı besin seçimleri yaparak dışarıdan yemek yemenin zararı yok</strong></p>
<p>Ancak sağlıklı besin seçimleri yaparak dışarıdan yemek yemenin sağlıklı bir beslenmeye olumlu yönde etki edebileceğini de söyleyen Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Doğru restoran seçimi, porsiyon kontrolü, işlenmiş, aşırı tuz ve şeker içeren besinlerden kaçınarak dışarıda da sağlıklı bir beslenme sürdürülebilir. Böylece kişi hem iştah kontrolünü yapacak hem de sosyal açıdan kendisini iyi hissedecektir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Evde hazırlanan yemeklerin sağlık açısından sağladığı avantajlar neler?</strong></p>
<p>Evde hazırlanan yemeklerin, sağlıklı beslenme açısından önemli avantajlar sunduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“İlk olarak, tencere yemekleri genellikle taze ve işlenmemiş malzemelerle hazırlanır. Bu durum, yemeklerin besin değerlerini korumasına yardımcı olur. Sebzeler, etler ve tam tahıllar, evde hazırlanan yemeklerin temel bileşenleridir ve bunlar vücuda gerekli vitamin, mineral ve posayı sağlar. Böylece sindirim sistemi düzgün çalışır, bağışıklık sistemi güçlenir ve genel sağlık iyileşir.”</p>
<p><strong>Evde pişen yemeklerde yağ ve tuz kontrolü mümkün</strong></p>
<p>Ayrıca, evde yemek yapmanın en büyük avantajlarından birinin, içeriklerin tamamen kontrol edilebilmesi olduğunu da dile getiren Hatunoğlu, “Mutfakta kullanılan tuz, yağ ve şeker miktarları ayarlanabilir bu da özellikle hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların yönetilmesinde önemli bir rol oynar. Örneğin, evde pişirilen yemeklerde yağ miktarını azaltmak, tuz yerine doğal baharatlar kullanmak mümkündür. Bu da yemeklerin daha sağlıklı hale gelmesini sağlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Evde yemek yaparak porsiyon kontrolü de sağlanıyor</strong></p>
<p>Evde yemek hazırlamanın, porsiyon kontrolü açısından da büyük fayda sağladığını ifade eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Restoranlarda ya da dışarıda yemeklerde porsiyonlar genellikle büyük olur ve yüksek kalori alımına yol açabilir. Oysa evde yemek yaparken porsiyonlar kişisel ihtiyaca göre ayarlanabilir ve dengeli bir beslenme sağlamaya yardımcı olabilir. Ayrıca çoğunlukla evde yemek hazırlamak ekonomik açıdan da daha avantajlıdır.” dedi.</p>
<p><strong>Ev yemekleri daha az katkı maddesi içeriyor</strong></p>
<p>Ev yemeklerini dışarıda hazırlananlardan ayıran en temel farkın tazelik, doğallık ve besin değeri olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Ev yemekleri, genellikle daha az katkı maddesi içerir ve daha fazla taze sebze, meyve, et ve tam tahıl kullanılır. Bu da yemeklerin besin değerini artırır ve vücuda faydalı olan vitamin ve minerallerin kaybolmamasını sağlar. Dışarıda satılan yemeklerde ise genellikle hazır soslar, konservantlar ve katkı maddeleri kullanılır, bu da yemeklerin besin değerini düşürür ve vücudun ihtiyacı olan doğal gıdalardan uzaklaşılmasına neden olabilir. Ayrıca evde yemekler, porsiyon kontrolüne olanak tanır; bu da aşırı kalori alımını engeller.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vitamin ve posa açısından da zengin…</strong></p>
<p>Ev yemeklerinin tazeliği, doğal içerikleri ve besin dengesinin, dışarıdaki yemeklerden önemli ölçüde ayrıştığına da işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şunları söyledi:</p>
<p>“Evde yemek hazırlarken kullanılan malzemeler genellikle taze ve mevsimsel olarak seçilir ve yemeğin besin değerlerini korumasını sağlar. Sebzeler, meyveler, tam tahıllar ve doğal protein kaynakları kullanılarak yapılan yemekler, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve posa açısından zengindir. Evde pişirilen yemeklerde katkı maddeleri, koruyucular ve hazır soslar nadiren bulunduğu için yemekler daha temiz ve sağlıklı olur. Dışarıda ise genellikle hazır malzemeler, işlenmiş besinler ve yoğun katkı maddeleri kullanılarak yemekler hızlıca hazırlanır. Bu durum, besin değerlerinin kaybolmasına ve vücuda zararlı bileşenlerin girmesine neden olabilir. Ev yemekleri, doğru pişirme teknikleriyle (örneğin haşlama, buğulama) daha sağlıklı hale getirilebilir ve daha besleyici olabilir.”</p>
<p><strong>Dengeli beslenme için doğru seçimler yapılmalı</strong></p>
<p>Dengeli bir beslenme için dışarıda yemek tüketimini evde tencere yemekleri ile dengelemenin önemine vurgu yapan Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Haftanın 1-2 günü doğru seçimler yaparak ve porsiyon kontrolüne dikkat ederek dışarıdan yemek yemek, sağlıklı bir yaşam tarzı için sorun oluşturmaz. Hatta sürdürülebilir sağlıklı beslenme için olumlu bir etkisi olacaktır. Evde ise dengeli bir beslenme için sebze, protein ve kompleks karbonhidrat içeren yemekler hazırlanmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surekli-disaridan-yemek-hastaliklara-davetiye-cikariyor-570122">Sürekli dışarıdan yemek hastalıklara davetiye çıkarıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Greyfurt]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçlarla]]></category>
		<category><![CDATA[Soya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor. Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz</strong>, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Nar Suyu </strong></p>
<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>
<p><strong>Yeşil Çay </strong></p>
<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>
<p><strong>Greyfurt Suyu </strong></p>
<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Süt ve Süt Ürünleri</strong></p>
<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>
<p><strong>Soya </strong></p>
<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntoleranslara uygun beslenmenin 10 faydası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/intoleranslara-uygun-beslenmenin-10-faydasi-568077</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 12:44:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[İntolerans]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda beslenme kaynaklı sağlık sorunlarının artmasıyla birlikte gıda intolerans testleri önem kazandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intoleranslara-uygun-beslenmenin-10-faydasi-568077">İntoleranslara uygun beslenmenin 10 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Son yıllarda beslenme kaynaklı sağlık sorunlarının artmasıyla birlikte gıda intolerans testleri önem kazandı. Kan örneği üzerinden yapılan bu testler, yaklaşık 10 gün içinde hem şikâyetlere yol açan gıdaları hem de kişinin beslenme programına destek olabilecek alternatif besinleri ortaya koyuyor. Testin doğru sonuç verebilmesi için uzman merkezlerde ve hekim kontrolünde yapılması gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, Örnek, “Bazı kişiler, hafif düzeyde intolerans çıkan bir gıdanın bile ömür boyu tamamen yasaklanması gerektiğini düşünebilir. Oysa test, intolerans şiddetini farklı renklerle derecelendirir. Yani sonuçlar mutlaka kişiye özel analiz edilmelidir. İlgili gıdayı belirli bir süre diyetten çıkardıktan sonra kontrollü bir şekilde yeniden dahil etmek en sağlıklı yaklaşımdır” dedi.</strong></p>
<p>Kaynağı net olmayan gaz, şişkinlik gibi şikâyetlerde veya kişinin hangi gıdanın rahatsızlık verdiğini ayırt edemediği durumlarda intolerans testleri yol gösterici olur. Bu testlerin, alerjik etki yaratan gıdanın yerine benzer besin değerlerine sahip alternatifleri de sunduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bir besin grubunun tamamı alerjiye yol açıyorsa, o besinleri diyetten tamamen çıkarmak kısa vadede sorun oluşturmaz. Daha sonra küçük porsiyonlarla vücudun tepkisi yeniden gözlemlenir. Eğer şikayetler tekrarlanırsa ilgili gıda uzun vadeli olarak tamamen yasaklanır. Ancak bu durumda olası besin eksikliklerini önlemek için diyetisyen desteğiyle kişiye özel bir beslenme planı oluşturulmalı” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Mucize beklentisi hayal kırıklığı yaratabilir</strong></p>
<p>Eliminasyon diyetlerinin kilo vermek amacıyla herkesin ömür boyu uygulayabileceği mucizevi yöntemler olmadığının altını çizen Örnek, “Bu diyetler ancak gerçekten gerekli olduğunda ve tıbben uygun görüldüğünde, diyetisyen eşliğinde doğru planlama ve zamanlama ile uygulandığında fayda sağlar. Bu şekilde ciddi iyileşmeler elde edilebilir. Ancak bilimsel temeli olmayan yaklaşımlar ya da bilimsel olsa bile yanlış kişiye, yanlış biçimde uygulanan yöntemler hatalı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle profesyonel destekle kişiye özel beslenme planı hazırlanması büyük önem taşır” dedi.</p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, intoleranslara uygun bir beslenme planının kişiye sağlayacağı 10 önemli faydayı sıraladı:</p>
<ol>
<li>Sindirim sorunları azalır; şişkinlik, gaz ve mide ağrısı gibi sık görülen şikayetlerin hangi gıdalardan kaynaklandığı tespit edilir.</li>
<li>Vücudu zorlayan besinlerden uzak durulduğunda halsizlik azalır, kişi gün içinde daha dinç ve zinde hisseder.</li>
<li>Egzama veya akne gibi bazı cilt sorunları intoleransla ilişkili olabilir. Beslenme düzeniyle birlikte cilt sağlığı da desteklenir.</li>
<li>Ödem ve metabolizma sorunlarına yol açan gıdalar belirlendiğinde kilo kontrolü çok daha kolay bir şekilde sağlanır.</li>
<li>Test sonuçlarıyla kişiye özel, daha dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme programı hazırlanabilir.</li>
<li>Vücudu sürekli meşgul eden intoleranslı gıdaların çıkarılmasıyla bağışıklık sistemi daha verimli çalışır.</li>
<li>Nedeni bulunamayan kronik yorgunluklarda rahatlama sağlanabilir.</li>
<li>Bazı gıdalar migreni tetikleyebilir, test sayesinde bu tetikleyiciler saptanır. Böylece baş ağrılarının sıklığı belirgin şekilde azalabilir.</li>
<li>Bağırsakları zorlayan gıdaların eliminasyonu ile sindirim sistemi rahatlar, daha derin ve kesintisiz uyku sağlanabilir.</li>
<li>Daha dengeli bir vücut işleyişi ile hem fiziksel hem ruhsal iyilik hali artar, genel yaşam kalitesi yükselir.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intoleranslara-uygun-beslenmenin-10-faydasi-568077">İntoleranslara uygun beslenmenin 10 faydası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2025 10:56:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmasını]]></category>
		<category><![CDATA[yavaşlatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=554873</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yalnızca uzun yaşamak değil, yaş alırken enerjik, sağlıklı ve üretken kalabilmek de bir o kadar önemli.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873">Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Günümüzde yalnızca uzun yaşamak değil, yaş alırken enerjik, sağlıklı ve üretken kalabilmek de bir o kadar önemli. İşte tam bu noktada devreye longevity beslenmesi giriyor. Longevity yaklaşımının; sağlıklı, kaliteli ve enerjik şekilde yaş almayı, kronik hastalıkları önlemeyi hedeflediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Bu yaklaşım aslında bitkisel kaynaklı besinlerin ağırlıklı olduğu Akdeniz diyetine çok benzer. Ancak Akdeniz diyetinden farklı olarak, kırmızı et ve süt ürünleri çok daha nadir önerilir. Bu beslenme planında tavsiye edilen besin grupları değiştiği gibi, açlık süresinin de 12–13 saat arasında olması gerekir” dedi.</strong></p>
<p>Hücresel faaliyetler oksidatif strese maruz kaldığında, yaşlanma süreci hızlanır. Oksidatif stresin en basit haliyle vücudun zararlı maddelerle baş edememesi anlamına geldiğinden bahseden Örnek, “Bu yükü azaltmak adına; basit şeker, rafine beyaz un ve trans yağlar içeren yiyeceklerden, özellikle katkı maddeleri yoğun kullanılmış hazır gıdalardan ve alkollü/asitli/şekerli içeceklerden uzak durmak gerekir. Antioksidan özelliği olan gıdalar ise hücreleri yeniler. Bunları da en çok rengârenk sebze ve meyvelerden sağlayabiliriz. Ayrıca fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar; zeytinyağı, avokado, balık yağı da güçlü antioksidanlar içerir. Ek olarak, yoğurt, kefir ve turşu gibi fermente gıdaların da önemli katkıları bulunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Diyetisyen takibinde uygulanmalı</strong></p>
<p>Aralıklı açlık uygulamalarının hücrede yenilenmeyi ve onarımı sağladığını ve insülin duyarlılığını dengeleyerek birçok kronik hastalığın önüne geçebileceğinin düşünüldüğünü dile getiren Örnek, “Ancak öğün saatlerinin ve uykunun düzenli olması, hücresel fonksiyonların sağlıklı işlemesi açısından oldukça kıymetli. Dolayısıyla aralıklı orucu işin uzmanı bir diyetisyen eşliğinde hayata geçirmek kritik önem taşıyor. Sağlıklı olmak için bilinçsizce yapılan diyetler, tam tersi şekilde genel sağlığa daha büyük zararlar verebilir” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Beslenme düzeni kişiye özel planlanmalı</strong></p>
<p>Cinsiyet ve yaş gibi farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eden Örnek, “Yaş ilerledikçe metabolizma yavaşlar, kas kütlesi azalır, hormon seviyeleri değişir, kemik yoğunluğu düşer. Bu nedenle beslenme planı oluşturulmadan önce kişinin; protein alımı, D vitamini, kalsiyum ve hormon seviyeleri gibi faktörleri daha yakından takip edilmeli. Çıktılar doğrultusunda beslenme programı oluşturulmalı, gerekirse doktor kontrolünde takviye alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>Longevity için beslenme tek başına yeterli değil</strong></p>
<p>Longevity, yani sağlıklı yaş alma için beslenmenin önemi büyük ancak tek başına yeterli değil diyen Örnek, “Uzun ve sağlıklı bir yaşam için; sağlıklı beslenmenin yanında yeterli fiziksel aktivite, stres yönetimi, düzenli uyku, sigara gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak ve sağlık kontrollerinin düzenli yapılması gibi tamamlayıcı önlemlerin de alınması şart” şeklinde konuştu.</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, hücre yaşlanmasını yavaşlatan en önemli 10 besini sıraladı:</p>
<p><strong>Yaban mersini</strong></p>
<p>İçerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerle savaşarak hücre hasarını azaltır.</p>
<p><strong>Brokoli</strong></p>
<p>Detoks işlevi görür, hücre yenilenmesini destekler.</p>
<p><strong>Zeytinyağı</strong></p>
<p>Polifenoller ve E vitamini açısından zengindir, hücreleri oksidatif strese karşı korur.</p>
<p><strong>Ceviz</strong></p>
<p>Omega-3 içeriğiyle inflamasyonu azaltır, beyin ve hücre sağlığını destekler.</p>
<p><strong>Balık</strong></p>
<p>Yüksek omega-3 yağ asitleriyle hücre yapısını güçlendirir.</p>
<p><strong>Yeşil çay</strong></p>
<p>Güçlü antioksidanlar içerir, hücrelerdeki yaşlanma süreçlerini yavaşlatır.</p>
<p><strong>Avokado</strong></p>
<p>Sağlıklı yağlar ve glutatyon içeriğiyle hücresel yaşlanmayı önleyici etki gösterir</p>
<p><strong>Zerdeçal</strong></p>
<p>İçeriği sayesinde inflamasyonu baskılar, hücreleri oksidatif stresten korur.</p>
<p><strong>Kefir</strong></p>
<p>Probiyotik içeriğiyle bağırsak mikrobiyotasını dengeler, bağışıklık ve hücre yenilenmesine katkı sağlar.</p>
<p><strong>Bitter çikolata (Yüzde 70 üzeri kakao)</strong></p>
<p>Damar sağlığını ve hücre gençliğini destekler.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hucre-yaslanmasini-yavaslatan-10-besin-554873">Hücre yaşlanmasını yavaşlatan 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 08:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[buz]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenmesine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=551764</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yaz aylarında özellikle içeceklere konulan ve uygun koşullarda depolanmayan buzlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilecek besin zehirlenmeleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>“Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir”</strong></p>
<p>Yaz sıcaklarının artması ile birlikte besin zehirlenmeleri daha sık yaşanmaya başladığını hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Ancak son zamanlarda soğuk içecek tüketiminin artması ile birlikte besin zehirlenmelerinin yanı sıra buz zehirlenmeleri ile de karşılaşmaktayız. Buz da bir besindir ve zararlı mikroorganizmaları barındırabilir.” dedi.</p>
<p>Buzlar dondurulurken genellikle çeşme sularının kullanıldığını kaydeden Yiğit, “Eğer buz dondurulurken kullanılan su temiz değilse, buzlar bardaklara konulurken çıplak el ile dokunuluyorsa, buza dokunan kişinin elleri temiz değilse ve buzlar uygun koşullarda depolanmıyorsa zararlı mikroplar için de bir yaşam alanı haline gelebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Buz, hijyen koşullarına uygun olarak depolanmalı! </strong></p>
<p>Buz kullanılırken, buzların çözdürülüp tekrar dondurulmadığından ve temiz sudan yapıldığından emin olunması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “İşletmeler buz yapmak için kullandığı makinelerin temizliğine özen göstermeli. Evde ise buz kalıplarını temizlerken koku oluşmaması için karbonatlı su kullanılabilir.” dedi.</p>
<p>Besin zehirlenmelerinin bozulmuş besinin tüketiminden birkaç saat veya birkaç gün sonra ortaya çıkabildiğini aktaran Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Besin zehirlenmelerinde sıklıkla mide bulantısı, karın ağrısı, ishal gibi semptomlara rastlanır. Besin zehirlenmelerinde vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koymak ve düşük yağlı beslenmek önemlidir. Buzun da bir besin olduğu, hijyen koşullarına uygun olarak depolanması ve tüketiciye sunulurken dikkatli olunması gerektiği unutulmamalı.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buz-da-besin-zehirlenmesine-neden-olabilir-551764">Buz da besin zehirlenmesine neden olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalbe iyi gelen 10 besin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalbe-iyi-gelen-10-besin-535941</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 May 2025 08:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kalbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=535941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, damar ve kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbe-iyi-gelen-10-besin-535941">Kalbe iyi gelen 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, damar ve kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Dolaşım sistemi başta olmak üzere vücudun pek çok bölümünün bu faktörlerden zarar gördüğünü belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Günde yaklaşık 100 bin kere atarak tüm vücudumuza kan yani hayat pompalayan kalbimizi korumak pek çok açıdan hayati değere sahip. Ek olarak sadece kalbin değil, tüm organların sağlıklı işleyişi için damar sağlığına özen göstermek çok önemli. İşlenmiş ürünlerden uzak durmak, aşırı tuzdan vazgeçmek ve trans yağlardan kaçınmak gibi beslenme alışkanlıklarımızda yapacağımız küçük iyileştirmelerle damar sağlığımızı olası rahatsızlıklara karşı güçlendirmek çok kolay” dedi.</strong></p>
<p>Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, dolaşım sistemi sağlığını destekleyecek 10 besin hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Yaban mersini</strong></p>
<p>Yaban mersini içeriğindeki güçlü antioksidanlar sayesinde damarları oksidatif stresten koruyarak kan damarlarının elastikiyetini artırır. Bu sayede damarlardaki kan akışı rahat bir şekilde gerçekleşir ve dolaşım sistemi desteklenmiş olur.</p>
<p><strong>Yağlı balık</strong></p>
<p>Yağlı balıklar omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3’ler vücuttaki iltihabı azaltır, kan basıncını dengeler ve damar tıkanıklıklarını önler. Amerikan Kalp Derneği, kalp damar sağlığı için haftada en az 2 kez yağlı balık tüketimi öneriyor.</p>
<p><strong>Zeytinyağı</strong></p>
<p>Soğuk sıkım sızma zeytinyağı, damar sertliğini önleyen tekli doymamış yağlar ve polifenoller açısından zengindir. Yapılan bilimsel çalışmalar, Akdeniz diyetinin zeytinyağı ile zenginleştirilmiş versiyonunun damar hastalıklarını azalttığını gözler önüne sermiştir.</p>
<p><strong>Ispanak</strong></p>
<p>Ispanak; folat, magnezyum ve nitratlar bakımından zengindir. Nitratlar, kan damarlarını genişleterek kan akışını artırmaya yardımcı olur. Yapılan araştırmalar, yeşil yapraklı sebzelerin damar sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini doğrulamıştır.</p>
<p><strong>Bitter çikolata </strong></p>
<p>Yüzde 70 ve üzeri kakaoya sahip çikolatalar, flavonoid adı verilen antioksidan bileşenler içerir. Bu maddeler damarların genişlemesini sağlayarak kan dolaşımını rahatlatır, aynı zamanda tansiyonu düşürür.</p>
<p><strong>Ceviz</strong></p>
<p>Ceviz, alfa-linolenik asit yani bitkisel omega-3 ve E vitamini bakımından oldukça zengindir. Omega-3 ve E vitamini de anti-inflamatuar özellikleri sayesinde damar duvarlarını korumaya yardımcı olur. Circulation Dergisi’nde yayımlanan bir araştırma, ceviz tüketiminin LDL kolesterolü ve damar sertliğini azalttığını ortaya çıkarmıştır.</p>
<p><strong>Domates</strong></p>
<p>Domates güçlü bir antioksidan olan likopen içerir. Likopen de damar duvarlarındaki hasarları azaltarak kalp damar sağlığına katkıda bulunur.</p>
<p><strong>Yulaf</strong></p>
<p>Yulaf, beta-glukan adı verilen çözünür lif içerir. Bu lif, kolesterolü düşürerek damarları korur.</p>
<p><strong>Sarımsak </strong></p>
<p>Sarımsak, içeriğindeki allicin maddesi sayesinde damarların gevşemesini sağlar ve kan basıncını düşürür.</p>
<p><strong>Yeşil çay</strong></p>
<p>Yeşil çay sahip olduğu maddeler sayesinde damar iltihabını azaltır, kolesterolü dengeler. Düzenli yeşil çay tüketiminin kalp krizi riskini azalttığını savunan pek çok araştırmayla karşılaşmak mümkün.</p>
<p>Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan konuyla ilgili, “Verilen 10 örneğin dışında genel olarak dengeli, düzenli ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarına sahip olmanın, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde temel öneme sahip olduğu unutulmamalı. Sağlıklı ve güçlü çalışan bir kalp için yaşam tarzı alışkanlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalbe-iyi-gelen-10-besin-535941">Kalbe iyi gelen 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-418355</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Oct 2023 11:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiren]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=418355</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharda kalabalık ve kapalı mekanlarda virüslerin kolayca bulaşması ve havadaki ani ısı değişiklikleri derken pek çok kişi soğuk algınlığı ve grip başta olmak üzere hastalıklarla mücadele ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-418355">Sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharda kalabalık ve kapalı mekanlarda virüslerin kolayca bulaşması ve havadaki ani ısı değişiklikleri derken pek çok kişi soğuk algınlığı ve grip başta olmak üzere hastalıklarla mücadele ediyor. Bu nedenle bağışıklığın güçlendirilerek vücut direncinin artırılması için sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım</strong> “Vücut direncini artırmada içerdikleri vitamin, mineral ve antioksidan maddelerle bazı besinler daha da ön plana çıkıyor. Hastalıkların arttığı sonbahar döneminde bu gıdaların sıklıkla tüketilmesi bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak bazı açılardan bu besinleri tüketirken dikkatli olmak gerekir. Yeterli su tüketimi ve fiziksel olarak aktif kalmak da bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden mutlaka günlük yaşam alışkanlıkları arasına eklenmelidir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım, sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. <strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1. Mandalina</strong></p>
<p>Mandalina; C vitamini ve antioksidanlardan zengin içeriğiyle bağışıklık sistemini virüslerden ve bakterilerden korumaya yardımcı olurken, vücutta stres yaratan maddeleri azaltarak da hastalıklara karşı koruma sağlar. Ancak asidik olması ve şeker içeriği nedeniyle mide hastalıkları ya da diyabeti olanlar dikkatli tüketmelidir. Mandalinayı suyunu sıkmak yerine posasıyla tüketmek gerekir. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2. Kabak çekirdeği</strong></p>
<p>Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle hastalıklardan korunmaya katkı sağlayan kabak çekirdeği, içerisinde doğal olarak bulunan triptofan ve yüksek magnezyum sayesinde de uyku kalitesini artırarak bağışıklığı güçlendirir. Ara öğün olarak ya da salatalarınıza ekleyerek de tüketebileceğiniz kabak çekirdeğini yüksek kalori içerdiğinden dolayı aşırı tüketmemek gerekir. </p>
<p> </p>
<p><strong>3. Kefir</strong></p>
<p>Protein, kalsiyum, magnezyum ve B12 gibi önemli besin öğelerinden zengin olan kefir, bağırsak ve bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklardan korur. Her gün 1 bardak kefir tüketerek bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardımcı olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Meyveli kefirler şeker içerdikleri için tüketilmemelidir. Kefir içmekte zorlananlar evde bir meyve ile blenderden geçirerek tüketebilir” diyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>4. Pırasa</strong></p>
<p>Pırasa düşük kalori içermesine karşı bağışıklığı güçlendirici zengin vitamin ve mineralleriyle hastalıklardan korunmada önemli bir fayda sağlar. Ancak zengin K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>5. Balık</strong></p>
<p>Balık, vücutta iltihabi duruma neden olan maddelerin üretimini engelleyerek bağışıklık sistemini destekleyen omega-3 açısından son derece zengindir. Yetişkin bireylerin haftada 2-3 kez 250 &#8211; 350 gram balık tüketmesi önerilmektedir. Ancak yüksek civa içeriği olan balıklardan kaçınılmalıdır. Böbrek hastaları balık tüketimi konusunda doktor ve diyetisyenine danışmalıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>6. Yulaf</strong></p>
<p>Yulafta bulunan lifler ve özellikle beta glukan, bağışıklık sistemini uyararak hastalıklara karşı koruma sağlar. İçerdiği zengin mineraller vücutta antioksidan etki oluşmasına yardımcı olurken, ferulik asit içeriği virüsün yapışma ve geçişini engelleyerek antiviral etki oluşturmaktadır. Yulafı kahvaltınıza ve ara öğününüze ekleyebilir, yulaf unu şeklinde tariflerde kullanabilirsiniz. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>7. Ispanak </strong></p>
<p>Düşük kalorisine karşı tam bir vitamin ve mineral deposu olan ıspanak bağışıklığı güçlendirirken kilo kontrolü de sağlar. Ancak yüksek oksalat içeriği sebebiyle böbrek taşı olanlar ve yüksek K vitamini içeriği sebebiyle kan sulandırıcı ilaç kullananlar tüketimini sınırlandırmalıdır. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>8. Yeşil Mercimek </strong></p>
<p>Zengin lif içeriğiyle antibakteriyel özellik gösteren yeşil mercimek tam bir antioksidan deposudur. Bitkisel protein açışından da çok iyi bir kaynaktır. Ancak fazla miktarda tüketimi gaz problemi yaratabildiğinden özellikle sindirim problemi olanlar gaz yapıcı içeriğini azaltmak için suda bekletebilir ve pişirme tamamlanırken kimyon baharatı ekleyebilirler.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>9. Zencefil </strong></p>
<p>Yapılan çalışmalarda; zencefilin solunum sistemiyle ilgili hastalıklara sebep olan bazı virüslerle savaştığı gösterilmiştir. Bulantıyı azaltıp, sindirimi rahatlatan zencefil taze olarak çay, çorba ve yemeklere eklenebilir. Ancak 5 gramın üzeri yan etki oluşturmaktadır. Hamileler, kan sulandırıcı ilaç kullananlar, safra kesesi hastalığı olanlar uzmana danışmalıdır.    </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>10. Yeşil çay </strong></p>
<p>Yeşil çay, güçlü antioksidan içeriğiyle vücut hücrelerini zararlı maddelere karşı korur ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Kayım “Her gün 1 fincan yeşil çay tüketmek bağışıklığı güçlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak kafein hassasiyeti veya hipertansiyonu olanlar yeşil çay tüketmemelidir” diyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sonbaharda-bagisikligi-guclendiren-10-besin-418355">Sonbaharda bağışıklığı güçlendiren 10 besin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Sep 2023 08:40:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[diyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ürtiker]]></category>
		<category><![CDATA[ürtikeri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=409533</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533">1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi   Prof. Dr. İnsu Yılmaz 1 Ekim Dünya Ürtiker Günü’nde halk arasında sık görülen ve kurdeşen olarak bilinen ürtiker hakkında doğru bilinen yanlışları anlattı. Yılmaz, “Bu hastalara gereksiz ve yanlış besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi hastayı strese sokabilir ve hastalığı daha da alevlendirebilir” diye konuştu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ürtiker, halk arasındaki ifadesi ile kurdeşen (dabaz) hayatı tehdit eden bir hastalık olmamakla birlikte yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyen hastalıklar arasında yer gösteriliyor. Bazen anjioödem dediğimiz vücudun belirli yerlerinde ortaya çıkan şişlikler de bu hastalık ile birlikte olabiliyor. Ürtiker hastalığında “ürtika” adı verilen cilt lezyonları kızarma, kabarma, kaşınma ve kaybolup geri çıkma şekline kendini gösteriyor. Eğer bu durum 6 haftadan kısa sürerse buna akut ürtiker adı veriliyor. Altı haftadan uzun sürerse de kronik ürtiker olarak adlandırılıyor.  Her insan, hayatı boyunca yaklaşık yüzde 20 oranında akut ürtiker geçirebilme potansiyeline sahip.  Kronik ürtiker ise toplumun yaklaşık yüzde 1’i  ila 3’ünde görülebiliyor.</p>
<p> </p>
<p>Akut ürtikerde çoğunlukla nedensel faktör bilinmese de enfeksiyonların, gıdaların ve ilaçların akut ürtikere neden olabileceğini ifade eden <strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi    Prof. Dr. İnsu Yılmaz</strong> akut ürtiker tedavisinde antihistaminik ilaçların kullanıldığını, bazı durumlarda kortizon tedavisinin de eklendiğini söyledi. Sonrasında nedensel faktörler araştırıldığını belirten Yılmaz, bu süreçte hastada enfeksiyon olup olmadığı, tetikleyici olabilecek ilaç kullanımı ve gıdaların da sorgulanması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“ÜRTİKERİ VÜCUDUN KENDİSİ OLUŞTURUYOR”</strong></p>
<p> </p>
<p>Kronik ürtikerin, kronik spontan (kendiliğinden) ürtiker ve uyarılabilir ürtiker olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Uyarılabilir ürtikere göre daha sık görülen kronik spontan ürtikerde nedensel bir faktör yoktur. Ürtikeri vücudun kendisi oluşturur ve belirli bir zaman sonra kendisi yok eder. Ortalama 5 yıl sürebilir. Vücudun kendi hücresine karşı antikor oluşturarak reaksiyon göstermesi (oto-alerji) ya da kendi alerji hücresine karşı otoimmün dediğimiz bağışıklık yanıtı oluşturması ile ilgili bir durumdur. Bir başka ifade ile gıdalar gibi dışarıdan bir tetikleyici ile hiçbir ilişkisi yoktur. <strong>Bu hastalara gereksiz besin diyeti verilmesi hastalığı geriletmeyeceği gibi</strong> <strong>hastayı strese sokabilir</strong> ve <strong>hastalığı daha da alevlendirebilir</strong>. Kronik spontan ürtiker tedavisinde antihistaminikler, dirençli olgularda omalizumab ya da siklosporin gibi ilaçlar kullanılabilir. Kronik uyarılabilir ürtiker ise kronik ürtikerin daha az görülen formudur. Bu grubu çoğunlukla fiziksel ürtikerler oluşturur. Semptomatik dermografizm dediğimiz basınç ile ilişkili ürtiker, solar (güneş) ürtikeri, sıcak ürtikeri, vibratuar (titreşim) ürtiker, soğuk ürtikeri bunlardan bazılarıdır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>ÇORAP, KEMER GİBİ VÜCUDU SIKAN NOKTALARDA ÜRTİKER DAHA KOLAY GELİŞEBİLİYOR</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>İçlerinde en sık semptomatik dermografizm denilen formun görüldüğünü söyleyen Yılmaz, bu tip vakalarda vücutta sürekli bir kaşıntı olduğunu, hastanın kaşıdığı bölgelerde kızarma ve kabarma olduğunu ve belirli bir süre sonra kaybolduğunu söyledi. Yılmaz konuşmasına şöyle devam etti: “Basınç gören yerlerde (çorap, kemer gibi basınç maruziyeti olan bölgeler) bu durumu daha fazla hissederler. Bir diğer uyarılabilir ürtiker türü de kolinerjik (ter ürtikeri) ürtikerdir. Özelikle sıcak banyo, terleme ile ortaya çıkan küçük toplu iğne başı şeklinde kızarıklıklar ile kendirini gösterir ve çok kaşıntılıdır. Uyarılabilir ürtiker tedavisinde de uyaran faktörden uzak durmak ve antihistaminikler kullanılabilir Hastalarımız hiçbir zaman bu hastalık ile ilgili endişeye kapılmamalı, kronik olan formunun da mutlaka geçeceğini bilmeli ve asla pes etmemelidirler. Ürtikerlerini kontrol altına alacak ilaçların olduğunu da bilmelidirler.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) Hakkında:</strong></p>
<p>Ülkemizde alerji ve immünoloji alanında kurulan ilk dernek olan Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), erişkin- çocuk alerji ve klinik immünoloji uzmanlarını bir çatı altında toplamaktadır. Alerji ve Klinik İmmünoloji biliminin ve hizmetinin ülkemizde gelişimine katkı sağlamayı ve alerjik – immünolojik hastalıklar konusunda toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefleyen AİD, uluslararası katılımlı kongre ve bilimsel toplantılar gerçekleştirerek branş hekimlerinin ve ilişkili sağlık personelinin en yeni bilgiler ile güncellenmesi sağlanmaktadır. Uluslararası bilimsel kurumlarla (AAAAI, EAACI, SIAF, WAO) iş birliği yapan dernek bu iş birliklerinin ışığında uluslararası kurumların düzenlediği kongre ve kursları ülkemizde başarıyla gerçekleştirmiş, ülkemizi başarıyla temsil ederek biliminin ilerlemesine önemli bir katkı sunmuştur. Yine farkındalık yaratma misyonuyla öne çıkan dernek, üyeleri için bilimsel toplantılara katılımı için maddi destek sağlamakta dernek üyeleri dışında da bedelsiz bir şekilde kurs ve okul şeklinde çeşitli eğitim toplantıları düzenlenmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/1-ekim-dunya-urtiker-gunu-gereksiz-besin-diyetleri-urtikeri-tetikliyor-409533">1 Ekim Dünya Ürtiker Günü: Gereksiz Besin Diyetleri Ürtikeri Tetikliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeşitli ve dengeli beslenme besin alerjisi gelişimini önlüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-400594</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2023 07:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çeşitli]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimini]]></category>
		<category><![CDATA[önlüyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=400594</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanmasının besin alerjisi gelişimini önleyebileceğine dikkat çekerek, tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve besin alerjisi sıklığında azalmaya katkı sunacağını söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-400594">Çeşitli ve dengeli beslenme besin alerjisi gelişimini önlüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanmasının besin alerjisi gelişimini önleyebileceğine dikkat çekerek, tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit ve besin alerjisi sıklığında azalmaya katkı sunacağını söyledi.</strong></p>
<p>Yaklaşık 2500 yıl önce tıp biliminin öncü ismi Hipokrat; “<em><strong>Besinler ilacınız</strong></em>, <em><strong>ilacınız besininiz olsun</strong></em>” sözü ile tüketilen besinlerin ve yemek yeme davranışının sağlığın sürdürülebilmesindeki önemini vurgulamıştı. Son yıllarda besin alerjisinden korunmada ve tedavide beslenme tarzındaki değişimler güncellik kazandı. Bu konuda “diyet çeşitliliğin artırılması, yoğurt, turşu gibi fermente gıdaların tüketimi ve akdeniz diyeti&#8221; gibi beslenme rejimleri, üzerinde en çok çalışma yapılan yaklaşımlar olarak öne çıkıyor. </p>
<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Serkan Filiz</strong> “hayatın ilk yıllarında itibaren yenen yiyeceğin çeşitliliğinin arttırılması bağırsak çeşitliliğini zenginleştirerek sağlıklı bağırsak florası gelişimini uyararak alerjik hastalık gelişimini önleyebiliyor. Besin çeşitliliğine, hayatın ilk 4-6 ay içinde başlanması besin alerjisi gelişimini önlemek açısından önemli. Buna fırsat penceresi adı verilmektedir. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (European Academy of Allergy and Clinical Immunology) , hayatın ilk yıllarında tek tip beslenme yerine çeşitli ve dengeli beslenmenin, ileri yaşlarda astım, alerjik rinit, besin alerjisi sıklığında azalmaya yol açabileceğini belirtmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Pişirmeden sonraki en eski gıda işleme yöntemi olan <strong>f</strong><strong>ermentasyon </strong>ile<strong> tat, yapı, besin değerlerinin iyileştirilmesi ve raf ömrü uzatılması </strong>sağlanır. Peynir, yoğurt, tereyağı, kefir, turşu ve tarhana gibi ev yapımı fermente gıdaların diyet çeşitliliğinin arttırılmasına ve bağırsak florasının zenginleştirilmesine yol açarak besin alerjisi gelişimini önlediğini ve tolerans gelişimine katkı sağladığını ifade eden Filiz, Akdeniz tipi beslenmenin de önemine dikkat çekti. </p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenme astımdan koruyor!</strong></p>
<p>Günümüzde Akdeniz diyeti en sağlıklı beslenme modellerinden biri olarak kabul ediliyor. Akdeniz diyeti, tahıllar, baklagiller, meyveler, sebzeler, zeytinyağı ve fındık gibi çeşitli ürünlerin yüksek tüketimi, ılımlı ölçüde kümes hayvanları ve balık tüketimi, düşük miktarda kırmızı et tüketimi ile karakterize sağlıklı bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor. Akdeniz diyetinin; sağlıklı yağ alımı, düşük karbonhidrat, düşük glisemik indeks, yüksek posa, antioksidan bileşenler ve antiinflamatuar etkileriyle kanser ve kardiyovasküler hastalık gibi kronik hastalık risklerini azalttığını ifade eden Serkan Filiz, gebelik, emzirme ve çocukluk döneminde akdeniz diyetine yüksek düzeyde uyumun, <strong>astım semptomları </strong>üzerine koruyucu etki gösterdiğinin altını çizdi. Filiz, hamilelik, emzirme döneminde ve erken yaşlarda diyet çeşitliliğinin artırılması ve ev yapımı fermente gıdaların tüketilmesinin alerjik hastalıkların önlenmesinde etkili olacağını bu gıdaların tüketilmesinin sağlık açısından çok önemli olduğunu ifade etti. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesitli-ve-dengeli-beslenme-besin-alerjisi-gelisimini-onluyor-400594">Çeşitli ve dengeli beslenme besin alerjisi gelişimini önlüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mide Şişkinliğine İyi Gelen 10 Besin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mide-siskinligine-iyi-gelen-10-besin-396365</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 09:10:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[gelen]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[şişkinliğine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda gerek yanlış yaşam alışkanlıklarının gerekse modern çağın vazgeçilmezi stresin yol açtığı sorunlardan biri olan mide şişkinliği giderek yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-siskinligine-iyi-gelen-10-besin-396365">Mide Şişkinliğine İyi Gelen 10 Besin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda gerek yanlış yaşam alışkanlıklarının gerekse modern çağın vazgeçilmezi stresin yol açtığı sorunlardan biri olan mide şişkinliği giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik</strong>,<strong> </strong>ülkemizde her 3 kişiden 1’inin karşılaştığı mide şişkinliğine; yanlış beslenme davranışı, öğünde dengeli olmayan yiyecek seçimleri ve sindirim sisteminin tolere edemediği besinlerin tüketiminin yol açabildiğini belirterek “Genelde yemekten sonra aşırı gaz üretimi, sindirim sistemi kaslarının hareketindeki bozukluklar, mide asidi veya sindirim enzimlerinin azalması ve bağırsakta yaşayan bakteriler tarafından üretilen gaz ya da yemek yerken yutulan hava gibi nedenlere bağlı da gelişebilmektedir. Mide şişkinliği; karın bölgesinde şişkinlik, karın ağrısı, midede doluluk hissi, bulantı, gaz çıkarma, geğirme, kramp, spazm, dolgunluk ve iştahsızlık gibi şikayetlerle de görülebilir” diyor. Bu durumun sık yaşanmasının kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Çelik, bu sorunları olanların mutlaka hekime danışmaları, ayrıca günlük yaşam alışkanlıklarında bazı kurallara dikkat etmeleri gerektiğini söylüyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik, mide şişkinliğine karşı faydalarıyla öne çıkan 10 besini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Elma sirkesi</strong></p>
<p>Organik elma sirkesinin içerdiği maya sindirim sistemi için yararlı birçok bakteri bulundurur. Asitli yapısına rağmen alkalize edici bir etkiye sahiptir ve mide asidini tedavi etmeye yardımcı olarak mide yanması ve şişkinliğini rahatlatır. Mide asidinin azalmasıyla oluşan şişkinliğe karşı da fayda sağlar. Yemekten önce bir yemek kaşığı organik elma sirkesini suyla seyreltip içebilir veya salatanıza ekleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Fesleğen</strong></p>
<p>Fesleğen, mide asidi, gaz ve şişkinliğin giderilmesinde ve rahatlamasında etkilidir. Yatıştırıcı özelliğiyle yemeklerde, salatalarda çiğ olarak kullanabilir veya 4-5 fesleğen yaprağını kaynatıp  ılık bir şekilde çayını içebilirsiniz.</p>
<p><strong>Tarçın</strong></p>
<p>Mide yanması, şişkinlik, hazımsızlık gibi rahatsızlıkların tedavisinde antiasit ilaçlar sıklıkla kullanılmaktadır. Benzer etki gösteren tarçın doğal bir antiasit gibi çalışır ve mide şişkinliğinin giderilmesine yardımcı olur. Günde 2 kez tarçın çayı şeklinde içebilir, toz formunu çorba veya ılık laktozsuz süt ile tüketebilirsiniz.</p>
<p><strong>Ananas</strong></p>
<p>Ananas birçok meyveden farklı olarak bir enzim ailesi olan bromelain içerir. Bromelain protein sindirimine yardımcı olur. Sindirimi destekleyerek midede kalma süresini kısaltır ve şişkinlik, hazımsızlık gibi rahatsızlıkların azalmasına katkı sağlar. İki parmak kalınlığında, olgunlaşmış 1 dilim ananas ara öğünlerde tüketilebilir. Kan şekerini yükseltme hızı da düşük olduğundan diyabet, insülin direnci gibi kan şekeri metabolizması ile ilgili hastalıklarda da tercih edilebilir. Gebeliğin ilk 3 ayında olanlar, kan sulandırıcı ilaç, antiepileptik ilaç kullanan kişiler tüketim sıklığı ve miktarına dikkat etmelidir.</p>
<p><strong>Kivi</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Proteinden zengin besinlerin sindirimi ve mideden boşalma hızı daha uzundur. Proteinleri sindirmeye yardımcı bir enzim olan actinidin içeren kivi bu sayede sindirime, şişkinlik ve şişkinliğe bağlı meydana gelen semptomların azalmasına yardımcı olur. Potasyumdan zengin bir meyve olan kiviyi böbrek yetmezliği olan, hemodiyaliz alan hastalar hekim veya diyetisyen kontrolünde tüketmelidir” diyor.</p>
<p><strong>Fermente Lahana Turşusu</strong></p>
<p>Enzim içeriği yüksek, probiyotik bakterilerden zengin besinlerden biri olan lahana turşusu sindirim şikayelerini ve buna bağlı gelişen mide şişkinliğini azaltabilir. Ancak hipertansiyonu olan kişiler içerdiği tuz miktarından dolayı tüketiminden kaçınmalıdır. Aşırı tüketimi günlük tuz alımının artmasına ve su kaybına neden olacağından gün aşırı ya da daha uzun aralıklarla az miktarda tüketilebilir. Guatrojenik bir besin olan lahana, guatr ya da tiroit bezi rahatsızlığı olan bireylerde de diyetten çıkarılan besinlerden biridir. Ancak hastalık şiddeti ve bireysel seyri göz önünde bulundurularak hekim veya diyetisyen kontrolünde kullanılabilir. </p>
<p><strong>Zencefil</strong></p>
<p>Mide bulantısında sıklıkla tercih edilen zencefil içerdiği enzimlerle sindirim sisteminin daha hızlı çalışmasına yardımcı olarak mide şişkinliği ve buna bağlı meydana gelen krampların azalmasını destekler. Midedeki besinlerin ince bağırsağa geçişini hızlandırarak mide şişkinliğinin azalmasına yardımcı olur. Aşırı tüketimi midedeki rahatsızlıkların artmasına, ritim bozukluğuna yol açabileceğinden günde en fazla 2 kupa ılık zencefil çayı şeklinde tüketebilir. Taze olarak ise 1 küçük parça zencefili salatalarınıza rendeleyerek diyetinize ekleyebilirsiniz. Ülser gibi ilerlemiş mide rahatsızlığı olan ve safra kesesinde taş bulunan bireyler tüketiminden kaçınmalıdır.</p>
<p><strong>Yoğurt</strong></p>
<p>Yoğurtta bulunan probiyotik bakteriler midedeki enzimleri destekleyerek sindirimi kolaylaştırır. Kaymaklı yoğurtların yağ içeriği yüksektir ve mide yanması, şişkinlik, reflü gibi semptomları tetikleyebilir. Mide ile ilgili sorun yaşıyorsanız kaymaksız yoğurt tercih etmeniz daha iyi bir seçenek olacaktır. Herhangi bir intoleransınız varsa laktozsuz yoğurt tercih edebilirsiniz.</p>
<p><strong>Rezene</strong></p>
<p>Gaz şikayelerinde sıklıkla tercih edilen rezene sinirim sistemindeki düz kasları gevşeten antispazmodik etkisi ile midedeki şişkinlik, gaz ve krampları azaltabilir. Kronik ilaç kullanımı olmayan, sağlıklı bireyler günde 2 fincan rezene çayı içebilir. Yaşlı, hamile ve çoklu ilaç kullanımı olan hastalar tüketiminden kaçınmalıdır. Uzun vadeli kullanan bireyler içinse alerjik reaksiyon, ciltte döküntü gibi sorunlar yaşanmaması için 1 ay tüketim sonrasında 2-3 hafta ara verilmesi önerilmektedir.</p>
<p><strong>Papaya</strong></p>
<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Ezgi Hazal Çelik “Enzim yönünden zengin besinlerden biri olan papaya, içerdiği papin ile mide şişkinliği, kabızlık ve mide yanması semptomlarını iyileştirebilir. 1 orta boy yaklşaık 150 gr papaya 1 porsiyona denk gelmektedir. Tek öğünde daha fazla tüketmek, sık sık yemek tıkalı solunum, rahat nefes alamama gibi semptomlara yol açabilir. Ayrıca böbrek taşı ve ciltte alerjik reaksiyonlar açısından da tüketim miktarına ve sıklığına dikkat edilmelidir. Gebelikte, özellikle aşırı tüketimi, düşük riskine neden olabileceğinden önerilmez” diyor.   </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mide-siskinligine-iyi-gelen-10-besin-396365">Mide Şişkinliğine İyi Gelen 10 Besin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerji Seminerleri Başlıyor ! 15-21 Mayıs Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alerji-seminerleri-basliyor-15-21-mayis-dunya-besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-374699</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 08:28:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[haftası]]></category>
		<category><![CDATA[mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[seminerleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=374699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Besin alerjileri, günümüzde giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmeye başladı ve özellikle çocukların hayatını önemli ölçüde etkileyen bir tehdide dönüştü.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerji-seminerleri-basliyor-15-21-mayis-dunya-besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-374699">Alerji Seminerleri Başlıyor ! 15-21 Mayıs Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Besin alerjileri, günümüzde giderek artan bir sağlık sorunu haline gelmeye başladı ve özellikle çocukların hayatını önemli ölçüde etkileyen bir tehdide dönüştü. Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla 15-21 Mayıs Besin Alerjisi Farkındalık Haftası kapsamında alerji uzmanlarıyla birlikte 3 gün sürecek Youtube canlı yayınları yaparak alerjiye dair en güncel araştırmalardan besin alerjisi hakkında bilinmesi gerekenlere kadar merak edilenleri yanıtlayacak. </strong></p>
<p>Her yıl dünya genelinde<strong> </strong>farklı tarihlerde kutlanan, bu yıl ülkemizde<strong> 15-21 Mayıs </strong>tarihlerinde kutlayacağımız<strong> Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası</strong>, besin alerjilerine ve bu konuda farkındalık yaratmaya fırsat tanıyor.  Bu farkındalığı oluşturmak amacıyla her yıl bir dizi etkinliği hayata geçiren <em><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD)</strong></em>, bu yıl da <strong>“Az Çok Fark Etmez Besin Alerjisi Affetmez” </strong>sloganı ile bu özel haftaya dikkat çekmek için bestesi ve yorumu Dr. İskender Türsen’e ait olan bir şarkı hazırladı. Ayrıca, <strong>16-17-16 Mayıs 2023 tarihlerinde 3 gün sürecek Youtube canlı yayın seminerlerini </strong>Alerji ile Yaşam Derneği ortaklığıyla düzenleyen AİD, gerçekleştireceği online programla besin alerjisi konusunu psikolog, alerji uzmanları ve aileler ile derinlemesine konuşacak, bu konudaki yeni araştırmaları katılımcılarla paylaşacak.</p>
<p><em><strong>“Her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..”</strong></em></p>
<p><strong>Konuyla ilgili konuşan AİD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Dilşad Mungan: “Az çok fark etmez, besin alerjisi affetmez”</strong> sloganı, aslında besin alerjisi olan çocuklar ve ebeveynlerin topluma bir haykırışı…Bu haykırış daha çok farkındalık sağlamak, daha çok anlaşılabilmek için. Kimi zaman paylaşımın, kimi zamansa ödüllendirmenin bir ifadesi olan besin ikramının, bu çocuklar için doğru olmadığını anlatabilmek için… Hazırladığımız bu şarkıyla ve seminer serisiyle onların sesi olmak istedik. Çünkü biliyoruz ki <em>“her besin ödül değildir, en iyi ödül farkındalıktır!..”<strong> </strong></em>dedi.</p>
<p><em><strong>Montero’nun koşulsuz katkıları ile gerçekleştirilecek programın detayları şöyle:</strong></em></p>
<p> </p>
<p><strong>ONLINE PROGRAM TAKVİMİ:</strong></p>
<p><strong><u>1.GÜN</u></strong></p>
<p><strong><u>16 MAYIS 2023</u></strong></p>
<p><strong>14:00-14:10                  </strong>Açılış</p>
<p>Moderatör sunuş<strong>       </strong>Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu</p>
<p>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Başkanı<strong> Prof. Dr. Dilşad Mungan’</strong>nın açılış konuşması </p>
<p>Moderatörün konuşmacıları sunması </p>
<p><strong>14:10 – 14:40 </strong>              «Besin ilişkili anafilaksi yaşamış çocuklarla başa çıkmada ebeveynlerin karşılaştığı sorunlar araştırması» ve ebeveynlerin sorunlarla baş etme yöntemleri &#8211; AİD – Prof. Dr. Emine Dibek Mısırlıoğlu, <strong>Alerji ve Yaşam Derneği Başkanı</strong> Özlem Ceylan </p>
<p><strong>14.40 – 14:50</strong>                            Soru – cevap</p>
<p><strong>14:50 – 15:20</strong>              Çocukla oyunun bir parçası olarak alerji (Çocuğa ve ebeveyne alerjiyi anlatırken kolaylaştırıcı bilgiler) Oyun Terapisti, <strong>Klinik Psikolog Çağla Tuğba Selveroğlu</strong></p>
<p><strong>15:20 – 15:30</strong>              Soru – cevap</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><u>2.GÜN</u></strong></p>
<p><strong><u>17 Mayıs 2023</u></strong></p>
<p><strong> </strong>Moderatör: Prof. Dr. Demet Can</p>
<p><strong>14:00-14:35    </strong>              Besin Alerjisi Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar &#8211; AİD Prof. Dr. Ayşen Bingöl </p>
<p><strong>14:35 – 14:45</strong>                            Soru – cevap</p>
<p><strong>14:45 – 15:15</strong>                            Besin alerjili çocuklarda akademik başarı ve sosyalleşme  &#8211; <strong>Prof. Dr. Demet Can, </strong><strong>Psikoterapist Yasemin Meriç Kazdal</strong></p>
<p><strong>15:15 – 15:25</strong>                            Soru – cevap</p>
<p><u> </u></p>
<p><strong><u>3. GÜN</u></strong></p>
<p><strong><u> 18 MAYIS 2023</u>                        </strong></p>
<p>Moderatör: Prof. Dr. Özge Soyer</p>
<p><strong>14:00 – 14:35</strong>                            Alerji sözcüsü olmak (Alerjiyi okula ve çevrenize anlatmak) </p>
<p><strong>Prof. Dr. Özge Soyer, Nazlı Gözdem Çınga Bektaş (Anne)</strong></p>
<p><strong>14:35 – 14:45</strong>                            Soru – cevap</p>
<p><strong>14:45 – 15:15</strong>                            Beslenme (Alerjik çocuğu beslemek, çevreyi bilgi ile beslemek) </p>
<p><strong>Prof. Dr. Derya Ufuk Altıntaş</strong></p>
<p><strong>15:15 – 15:25</strong>                            Soru – cevap</p>
<p> </p>
<p><strong>PROGRAMA KATILIM BİLGİLERİ:</strong></p>
<p>Program, Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği’nin Youtube hesapları üzerinden canlı yayınla gerçekleştirilecektir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerji-seminerleri-basliyor-15-21-mayis-dunya-besin-alerjisi-farkindalik-haftasi-374699">Alerji Seminerleri Başlıyor ! 15-21 Mayıs Dünya Besin Alerjisi Farkındalık Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
