<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>belirtileri | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/belirtileri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/belirtileri</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>belirtileri | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/belirtileri</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[Hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[şareti]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612328</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nörogelişimsel bir bozukluk olan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), bireyin yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha fazla dikkat dağınıklığı, dürtüsellik ve hiperaktivite göstermesi olarak tanımlanıyor. Çocukluk çağında başlayan ve tedavi edilmezse erişkin yaşta da devam edebilen DEHB, sadece dikkat dağınıklığı ve hareketlilikle sınırlı kalmıyor kişinin yaşam kalitesini de düşürüyor. Memorial Ankara Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Klinik Psikolog Eda Atay, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu hakkında bilgi vererek, erken tanı ve bütüncül olarak uygulanan tedavilerin önemine değindi. </p>
<p>Günümüzde DEHB’in fark edilme oranı artış göstermektedir. Daha önce “Çok yaramaz” ya da “Dalgın” olarak adlandırılan çocukların aslında dikkat eksikliği ya da dürtüsellik belirtileri gösterdiği artık bilinmektedir. Günümüzde çocuklar çok sayıda uyaranla karşılaşmaktadır. Gün içinde ekran maruziyeti sürelerinin artması, hızlı uyarıcı akışına alışma, dopamin sistemini etkileyerek dikkat süresini kısaltabilmektedir. Bu durum DEHB belirtilerini daha fark edilir hale getirmektedir. Artık hem aileler hem öğretmenler hem de uzmanlar bu belirtileri daha erken tanıyabilmektedir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler DEHB için sinyal veriyor olabilir!</strong></p>
<ol>
<li><strong>Dikkat Eksikliği:</strong> Detaylara dikkat etmeme, görevleri tamamlama konusunda zorlanma, dikkatin kolayca dağılması, ödev/görev unutma ve eşya kaybetme gibi durumlarla kendini belli etmektedir. </li>
<li><strong>Hiperaktivite:</strong> Sürekli hareket ihtiyacı, aşırı konuşma, sabretmekte zorlanma olarak gözlemlenir. </li>
<li><strong>Dürtüsellik:</strong> Sıra bekleyememe, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme, riski gözetememe olarak tanımlanabilir. Belirtilerin hangi alanda olduğu ve şiddeti kişi özelinde değişiklik gösterebilir. Belirtiler üç alanda birden gözlemlenebileceği gibi ayrı ayrı da gözlemlenebilir. Bireysel değerlendirmeler sonucu kişinin DEHB düzeyi ve zorlanmalarının hangi alanlarda, ne derece şiddetli olduğu belirlenir. Bunun yanı sıra sessiz ve sakin olarak nitelendirilen, bu yüzden de daha geç fark edilen hipoaktif olarak gözlemlenmesine rağmen dikkatini toplamakta zorlanan çocuklar da vardır. Sakin olarak nitelendirdiğimiz çocuklarda da dikkat eksikliği gözlemlenebilir, bu çocuklar da gözden kaçırılmamalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Erişkinlerde de görülüyor</strong></p>
<p>DEHB, çocukluk çağında tanılanması sebebiyle toplumda genellikle çocukluk çağına özgü bir durum olarak düşünülse de aslında sadece çocukluk çağına özgü bir durum değildir. Çoğu bireyde belirtiler ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder. Klinikte, çocukluk çağında tanılanmamış ancak DEHB belirtileri taşıyan yetişkin bireylerle de karşılaşıyoruz. Yaş ilerledikçe sosyal uyuma bağlı olarak hiperaktiviteye yönelik şikayetler genellikle azalır ancak dikkat dağınıklığı, unutkanlık ve organizasyon güçlükleri yetişkin yaşamda da etkisini sürdürür. Yetişkinlikte DEHB, çocukluktaki kadar belirgin özellikler yerine içsel huzursuzluk ve dağınıklık hissiyle kendini göstermektedir.  </p>
<p><strong>Kişiye özel bütüncül tedaviler ile başarılı sonuçlar elde ediyor </strong></p>
<p>Bireysel değerlendirme sonucuna bağlı olarak, ilaçlar ve davranış terapileri ortak kullanılmaktadır. İlaç tedavisi her çocuk için zorunlu değildir. Belirtilerin şiddeti, çocuğun yaşı ve yaşam alanlarındaki işlevsellik düzeyi dikkate alınarak tedavi planı yapılır. Hafif düzeydeki vakalarda yalnızca davranışsal terapiler ve çevre düzenlemeler yeterli olabilmektedir. Ancak akademik ve sosyal yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa ilaç tedavisi gerekebilir. İlaçlar beynin kimyasal sistemindeki farklılığı düzenlerken, davranışsal psikoterapiler ile semptomları hafifletmek, öğrenme becerilerini geliştirmek mümkün hale gelir. Tedavi yöntemleri uzun süreli ve bütüncül olarak uygulandığında, belirgin gelişmeler ve kalıcı fayda sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Erken tanı başarı oranını artırıyor </strong></p>
<p>Erken tanı ve tedavi, çocuğun akademik başarısını, özgüvenini ve sosyal ilişkilerini olumlu yönde etkiliyor. Müdahale edilmediğinde özsaygı düşüklüğü, okul başarısızlığı ve davranış sorunları görülebiliyor. Erken destek, bu zinciri kırarak çocuğun potansiyelini sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarmasına yardımcı oluyor. Durumun erken fark edilmesi ve doğru yönetilmesi, bireyin yaşam boyu uyumunu güçlendirir.</p>
<p><strong>Tedavide aile ve öğretmenlerin rolü büyük!</strong></p>
<p>Çocuklar için planlanan tedavilere ek olarak ailelerin de bu konuya yönelik ebeveyn danışmanlığı alması önemlidir. Ailelerin öncelikle bu durumun çocuğun elinde olmayan, kasıtlı olmayan bir durum olduğunu bilmeleri, çocuğun davranışlarını “İnat” veya “Tembellik” olarak yorumlamamaları önemlidir. Net kurallar, kısa yönergeler, olumlu pekiştirme ve öngörülebilir rutinler çocuğun uyumunu kolaylaştırmaktadır. Ayrıca çocuğun çabasını fark edip takdir etmek motivasyon açısından değerlidir. Öğretmenler, DEHB’li öğrencilerin potansiyellerini fark edip, öğrenme ortamını buna göre düzenleyerek sürece destek olabilirler. Kısa ve net yönergeler vermek, olumlu gerim bildirimlerde bulunmak, sık ama kısa molalar tanımak, görsel materyaller kullanmak, sınıf ortamında öğretmenlerin kullanabileceği etkili yöntemlerdendir. Ayrıca sınıf içinde öğrenciyi etiketlemeden, bireysel farklılıklara duyarlı bir yaklaşım sergilemek önemlidir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarin-bu-4-davranisi-dehb-isareti-olabilir-612328">Çocukların Bu 4 Davranışı DEHB İşareti Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:58:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[biçimde]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[in]]></category>
		<category><![CDATA[karıştırılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[koah]]></category>
		<category><![CDATA[orta]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmayla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592204</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkan, yavaş seyreden ve belirtileri nedeniyle çoğu zaman yaşlanmanın ya da sigara içmenin etkileriyle karıştırılan ciddi bir solunum hastalığı. Nefes darlığı, öksürük ve balgam gibi şikâyetlerle kendini gösteren KOAH’ın, erken dönemde fark edilmediğinde yaşam kalitesini belirgin biçimde düşürebildiğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH’lı hastalar genellikle bu semptomları sigara kullanımına veya yaşlanmaya bağlayarak doktora başvurmayı geciktiriyor. Oysa erken tanı, tedavi başarısını ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırıyor” dedi.</strong></p>
<p>KOAH’ın tanısında solunum fonksiyon testlerinin (nefes testleri) belirleyici olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Bu testler sayesinde hastalığın evresi ve akciğer kapasitesindeki kayıp net biçimde ortaya çıkar. Tedavide sigarayı bırakmaya yönelik medikal destekler, düzenli egzersiz ve solunum rehabilitasyonu büyük önem taşır. Ayrıca grip ve zatürre aşıları, oksijen tedavisi ve ileri evrelerde yapılan bazı özel akciğer girişimleri sayesinde hastaların nefes alma konforu ve günlük yaşamı belirgin biçimde iyileştirilebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Hastalık hâlâ yanlış tanı ve eksik tedaviyle mücadele ediyor</strong></p>
<p>KOAH’ın gerek toplumda gerekse bazı hekimler arasında yeterince tanınmadığı için çoğu zaman doğru biçimde teşhis edilemediğini ve bu nedenle eksik ya da hatalı tedavi yaklaşımlarına maruz kalabildiğini belirten Doç. Dr. Çalışkan, “Oysa hastalığın erken evrede doğru biçimde tanımlanması, toplum sağlığı açısından son derece önemli. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı, genellikle tütün ürünlerinin kullanımı veya zararlı gaz ve partiküllere uzun süre maruz kalma sonucu ortaya çıkar. Ancak doğru tedbirlerle büyük ölçüde önlenebilir ve erken tanı ile kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğu unutulmamalı” dedi.</p>
<p><strong>Soba dumanına maruz kalmak KOAH riskini artırıyor</strong></p>
<p>Hastalığın uzun yıllar boyunca erkeklerde daha sık görüldüğünün düşünüldüğünü ancak son dönemde yapılan araştırmaların, KOAH’ın kadın ve erkeklerde neredeyse eşit oranda ortaya çıktığını gösterdiğini belirten Çalışkan, “Hatta artık kadınların sigara dumanının zararlı etkilerine karşı daha hassas oldukları biliniyor. Sigara, puro ve nargile gibi tütün ürünlerinin kullanımı, mesleki olarak; toz, duman veya kimyasal maddelere maruz kalmak, evde odun ya da saman gibi biyomas yakıtlarla ısınmak veya yemek pişirmek ve genetik yatkınlık, bu akciğer hastalığına yakalanma riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/koahin-erken-belirtileri-yaslanmayla-karistiriliyor-592204">KOAH&#8217;ın erken belirtileri yaşlanmayla karıştırılıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2025 15:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[bitkin]]></category>
		<category><![CDATA[çaresiz]]></category>
		<category><![CDATA[davranışlar]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkinin]]></category>
		<category><![CDATA[işareti]]></category>
		<category><![CDATA[kalma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmış]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[Toksik İlişki]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=587277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Toksik ilişkilerin umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabileceğini söylüyor.</strong></p>
<p><strong>Toksik ilişkilerde kişilerin kendini sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissedebildiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir.” dedi. Yalnız kalma korkusu ile verilen emek ve alışkanlıkların, toksik ilişkiyi sürdürmede önemli rol oynadığına vurgu yapan Beyaz, farkındalık oluşturmanın, belirtileri gözlemleyerek sınırlar çizmenin, korunmanın ilk adımı olarak öne çıktığını aktardı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, toksik ilişkilerin belirtileri, nedenleri, kişiler üzerindeki etkileri ile bu ilişkilerden korunma ve çıkış yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tüm ilişkiler toksik olabilir!</strong></p>
<p>‘Toksik’ kelimesinin, Türkçe’de doğrudan karşılığı olmasa da anlam olarak zarar veren, zehirleyen ve uzak durulması gereken durumları çağrıştırdığını ifade eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “İlişki boyutunda da benzer bir anlam taşır. Umutsuzluk yaratan, özgüveni zedeleyen, strese sokan ilişki türleri için kullanılır. Toksik ilişkiler, romantik ilişki, arkadaşlık, iş ilişkileri veya genel sosyal ilişkilerde karşımıza çıkabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Bu belirtiler toksik ilişkinin kanıtı!</strong></p>
<p>Bir ilişkide toksik ortamın varlığını anlamanın birkaç belirgin yolu olduğunu aktaran Beyaz, “Kişi kendini ilişkide sürekli bitkin, çaresiz ve kullanılmış hisseder. İhtiyaçlarının göz ardı edildiğini, sürekli ikinci planda kaldığını düşünür. Karşı tarafın ruh halindeki tutarsızlıkları fark eder ve bu durumdan strese girer. Alınan kararlar veya yapılan davranışlar, suçluluk, korku, öfke gibi yoğun duygularla geri döner. Karşı tarafı kırmamak için davranışlarına aşırı dikkat eder ve tepkilerinden endişe duyar. Bunların yanında sözel ve psikolojik şiddet, manipülatif davranışlar, aşağılayıcı veya kontrol edici tutumlar, cezalandırıcı davranışlar ve duygusal istismar da toksik ilişkinin doğrudan belirtileridir. Yalan söylemek de bu tür ilişkilerde sıkça rastlanan bir işaret olabilir, ancak tek başına toksik ilişki varlığını kanıtlamaz, diğer belirtilerle birlikte değerlendirilmeli.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Yalnız kalma korkusu toksik ilişkiyi sürdürmeye neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Toksik ilişkilerin çoğu zaman yalnızlık korkusu nedeniyle sürdürüldüğüne işaret eden Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kişi, ilişkiyi sonlandırdığında başka birini bulamama veya yalnız kalma kaygısı yaşayabilir.” dedi.</p>
<p>‘Başka biri beni aynı şekilde sevmeyecek’ veya ‘eski çekiciliğim kalmadı’ gibi düşüncelerin, ayrılmayı zorlaştıran inançlar olduğunu kaydeden Beyaz, “Ayrıca ilişki boyunca verilen emek, zaman ve sevgi, ilişkiyi sürdürme eğilimini güçlendirir. Alışkanlıklar ve rutinler de değişimden kaçınmayı beraberinde getirir. Birlikte geçirilen keyifli zamanlar, evde yalnız olmanın yarattığı güvensizlik duygusu, ilişkide kalmayı cazip kılar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Toksik bir ilişkiyi fark etmek, korunmanın ilk adımı!</strong></p>
<p>Toksik bir ilişkiyi fark etmenin, korunmanın ilk adımı olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Birey, belirtileri gözlemleyip, ilişki öncesi ve sonrası kendi halindeki değişimleri fark edebilir.” dedi.</p>
<p>Farkındalık oluşturmak için önerilerde bulunan Beyaz, “Düşünceleri ve duyguları not etmek, farkındalık oluşturur. Karşı tarafa sınırlar çizmek, disiplinli ve tutarlı olmak önemlidir. Toksik davranışların, çoğu zaman karşı tarafın kendisiyle ilgili sorunlardan kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim ve farkındalık, bazen toksik davranışları azaltabilir; ancak bu süreç uzun zaman ve emek gerektirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kişi etkileri fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün!</strong></p>
<p>Çoğu durumda toksik ilişkilerin, boşanma veya pasif agresif iletişimle sonuçlandığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ancak kişi kendi üzerindeki etkilerini fark edip inkâr etmeyi bırakırsa, süreci yönetmek mümkün olabilir.” dedi.</p>
<p>Toksik ilişkiden kurtulmak için inkârı bırakarak yaşanan durumu gerçekçi bir şekilde kabul etmek gerektiğinin altını çizen Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kişinin kendisine iyi gelen etkinlikleri ve alışkanlıklarını ihmal etmemesi önemlidir. Uzman desteği almak, duygusal iyileşmeyi hızlandırır ve süreci daha sağlıklı kılar. İlişki sona erse bile etkileri bir süre hissedilebilir. Bu dönemde sabırlı olmak, kendine şefkat göstermek ve sezgilerine güvenmek kritik öneme sahiptir. Kararlar, kişinin kendisiyle yüzleşmesi açısından önemlidir; bu nedenle rasyonel ve farkındalıkla alınmalıdır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bitkin-caresiz-ve-kullanilmis-hissetmek-toksik-iliskinin-isareti-587277">Bitkin, çaresiz ve kullanılmış hissetmek toksik ilişkinin işareti!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Sep 2025 09:46:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579801</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanserinin-en-sik-gorulen-belirtileri-579801">Gırtlak kanseri için en sık görülen belirtiler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:08:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak]]></category>
		<category><![CDATA[Gırtlak Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578741</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında gırtlak kanseri olarak bilinen larenks kanseri, ülkemizde özellikle 50-69 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanserler arasında 6. sırada yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, özellikle sigara ve alkol kullanımı ile çok yakın ilişki gösteren gırtlak kanserinin, son yıllarda kadınlarda ve gençlerde de artış gösterdiğini belirterek “Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor.</p>
<p>Gırtlak kanserinin (larenks kanseri) belirtilerinin çoğunlukla üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği, bu nedenle tanıda geç kalınabildiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Yılmaz, özellikle 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı ve boğazda takılma hissinin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguluyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, gırtlak kanserinde en sık görülen ve ihmale gelmez belirtileri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Sigara ve alkol kullanımı, yapılan tüm bilimsel çalışmalarda gırtlak kanserinin önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz</strong>, “Gırtlak kanserinde en önemli risk faktörleri sigara ve alkol kullanımıdır. Bu ikisinin birlikte kullanılması ise riskin katlanarak artmasına neden olmaktadır. Sigara ve alkolün bırakılması larenks kanser riskini azaltsa da, genç popülasyonda ve kadınlarda sigara kullanım sıklığının artmış olması bu gruplarda görülen larenks kanserlerini arttırmaktadır. Özellikle genç bireylerde yaygınlaşan  sigara kullanımının artması, gırtlak kanseri görülme yaşını maalesef erkene çekmiştir” diyor. Doç. Dr. Yılmaz, diğer önemli risk faktörlerine yönelik şöyle konuşuyor: “Güncel veriler; kötü beslenme alışkanlıkları, obezite, kontrolsüz diyabet gibi metabolik bozuklukların da larenks kanserine bağlı ölüm oranlarını arttırdığını göstermektedir. Özellikle 65 yaş üzeri olanlar, ailede gırtlak kanseri öyküsü bulunanlar, mesleki olarak asbest, boya, ahşap tozu ve metal dumanları gibi zehirli maddelere maruz kalanlar, gastro-özefageal reflü hastaları ve Human Papilloma Virüs (özellikle tip 16) bulunanlarda risk çok daha fazladır.”</p>
<p><strong>Gırtlak kanserinde bu belirtileri önemseyin!</strong></p>
<p>Gırtlak kanserinin en sık ses tellerinden kaynaklandığını, bu nedenle ses kısıklığının ilk ve en erken belirti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz “Fakat gırtlağın üst kesiminden kaynaklanan tümörlerin belirtileri daha sinsi olup; yutma güçlüğü, boğazda takılma hissi vb  müphem semptomlar ile kendini gösterebilir. Bu nedenle tanı alması gecikebilir. Kanlı balgam, nefes darlığı, boyunda şişlik gibi şikayetler sıklıkla ileri evreye işaret eder” diyor.</p>
<p>Ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerin larenks kanserine özel olmayıp, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunda bile görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam ediyor: “Önemli olan bu belirtilerin ne kadar süre olduğudur. Örneğin; 1 aydır geçmeyen boğazda takılma hissi veya 3 haftadan uzun süren ses kısıklığı gibi şikayetler mevcutsa ve özellikle kişinin sigara ya da alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları vb risk faktörleri de varsa en kısa sürede bir KBB hekimine başvurmalıdır.”</p>
<p><strong>Erken tanı, tedavinin yöntemini belirliyor!</strong></p>
<p>Hastaların başlangıçta basit ses kısıklığı gibi olan bulgularının gecikildiğinde, nefes darlığı, kanlı balgam, ciddi beslenme problemleri, yutamama gibi sorunlara ilerleyeceğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumda tedavi daha zorlu olacaktır. Kitlenin giderek büyümesi, gırtlakta tıkanmaya ve acil olarak nefes borusuna delik açılmasına (trakeotomi) neden olabilir” diyor. Erken tanının hayat kurtardığını vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, tanının muayenehane koşullarında ağrısız ve endoskopik olarak yapılabildiğini belirterek “Kişi ne kadar erken tanı alırsa tedavi seçenekleri de daha az girişimsel olacaktır. Her kanserde olduğu gibi larenks kanserinde de erken tanı, hem fonksiyonları korunmuş bir tedavi seçeneği sunar hem de hayat kurtarır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Tedavide en güncel yöntemler</strong></p>
<p>KBB Uzmanı Doç. Dr. Yetkin Zeki Yılmaz, en güncel tedavi yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Konuşma, yutma ve nefes alma larenksin temel görevidir. Erken evre tedavi yöntemlerinde bu fonksiyonların çok büyük kısmı korunabilmektedir. Erken evre tümörlerde tedavi yöntemleri; Trans-oral LAZER Cerrahisi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün LASER ile çıkarılması), Trans-oral Robotik Cerrahi (boğaza delik açılmadan ağız içerisinden, gırtlaktaki tümörün robotik cerrahi ile çıkarılması), Açık Parsiyel Larenjektomiler (gırtlağın bir kısmı korunarak tümörlü bölgenin çıkarılması) veya Radyoterapidir. İleri evre tümörlerde ise birkaç tedavi yöntemi bir arada uygulanmaktadır. Gırtlağın tamamının alınması konuşma fonksiyonunun bir daha olamayacağı korkusuyla hastalarımız tarafından çekinilen bir cerrahi gibi gözükse de birçok hastamız bu cerrahi sonrası konuşma protezi aparatları ve özefageal konuşma (yemek borusundan konuşma) ile anlaşılabilir bir konuşmaya sahip olabilmektedirler.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/girtlak-kanseri-kadinlarda-ve-genclerde-yayginlasiyor-578741">Gırtlak kanseri kadınlarda ve gençlerde yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Sep 2025 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[göre]]></category>
		<category><![CDATA[hidrosefali]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=577229</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, hidrosefali hastalığının nedenleri, yaşa göre değişen belirtileri, tanı ve tedavi yöntemleri ile erken tanının öneminden bahsetti.</p>
<p><strong>Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösteriyor! </strong></p>
<p>Hidrosefalinin, halk arasında ‘beyinde su toplanması’ olarak bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Normalde beyni ve omuriliği koruyan ve besleyen beyin-omurilik sıvısı (BOS), beynin içinde ‘ventrikül’ adı verilen boşluklarda bulunur. Bu sıvı her insanda belirli bir miktarda mevcuttur. Ancak sıvının üretimi ile emilimi arasındaki denge bozulduğunda ve miktarı arttığında, ventriküller genişler ve ‘hidrosefali’ adı verilen hastalık ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Bu genişlemenin, beynin çevresindeki hayati merkezlere baskı yaparak çeşitli klinik bulgulara yol açtığına dikkat çeken Yaman, “Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiklik gösterir. Yenidoğan ve bebeklerde, kafatası kemikleri henüz tam kapanmadığı için baş çevresinde belirgin büyüme görülür. Beslenme sonrası fışkırır tarzda kusma ve gözlerin aşağı doğru kayması (‘güneş batışı’ bakışı) dikkat çekicidir. Büyük çocuklarda, baş ağrısı, bilişsel bozukluklar, yürüme problemleri ve akademik başarıda gerileme görülebilir. Erişkin ve yaşlılarda, yürüme ve konuşmada yavaşlama ile idrar kaçırma gibi şikâyetler ön plandadır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İleri evrede şant cerrahisi gerekebilir! </strong></p>
<p>Hastaların önce ayrıntılı muayeneden geçirildiğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Bulguları doğrulamak için radyolojik görüntüleme yöntemleri kullanılır. En önemli tanı araçları beyin tomografisi (BT) ve manyetik rezonans (MR) görüntülemedir.” dedi.</p>
<p>Hidrosefali tedavisinde öncelikle altta yatan nedenin belirlendiğini ve ortadan kaldırıldığını ifade eden Yaman, “Nedene yönelik doğru tedavi uygulandığında hastalığın tekrarlama olasılığı büyük ölçüde ortadan kalkar. İleri evre vakalarda beyin içine şant yerleştirilmesi gibi cerrahi yöntemler gerekebilir. Cerrahi sonrasında düzenli kontrollerle sürecin takibi önemlidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada önemli! </strong></p>
<p>Erken tanı ve uygun tedavi ile şant cerrahisi geçiren veya hidrosefali tanısı alan çocukların ise bilişsel, motor ve fonksiyonel gelişimlerinin genellikle normal seyrettiğine değinen Prof. Dr. Onur Yaman, “Ancak tanının gecikmesi ya da tedavinin yetersiz kalması durumunda, ilerleyen dönemlerde motor, duyusal ve zihinsel gelişim gerilikleri ile akademik başarıda düşüş görülebilir. Erken tanı ve düzenli takip, hidrosefali hastalarının yaşam kalitesini korumada kritik önem taşır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hidrosefali-belirtileri-yasa-gore-degisiyor-bebeklerde-kusma-ve-goz-kaymasi-onemli-sinyaller-577229">Hidrosefali belirtileri yaşa göre değişiyor! Bebeklerde kusma ve göz kayması önemli sinyaller!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 20:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[durumdur]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[ntihar]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlenebilen]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574328</guid>

					<description><![CDATA[<p>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.   İntihar riskinin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, kişinin intiharı çağrıştıran söylemlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada intiharın tedavi ile önlenebilen bir durum olduğunu söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon hafife alınmamalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Ruhsal hastalıkların tedavisinin ve takibinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Depresyon toplumda en sık görülen, tedavi edilebilir bir ruhsal hastalık olmasına rağmen; tedavi edilmediği takdirde intiharla sonuçlanabilen hastalıkların başında gelir. Dolayısıyla depresyonu hafife almamak, erkenden ruh sağlığı uzmanlarından destek almak çok önemlidir. Yine şizofreni, kişilik bozuklukları ile alkol madde kullanım bozuklukları intihara sıklıkla eşlik eden durumlardır. Önemli olan altta yatan bu ruhsal sorunları hemen fark etmek ve zamanında tedavi etmektir. Yani intihar aslında tedavi ile önlenebilir bir durumdur” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntihar riskini gösteren belirtilere dikkat!</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar riskinin anlaşılabileceğini ve bu riskin bazı belirtileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Altta yatan depresyon ve şizofreni gibi bir ruhsal hastalık tablosunun olması, kişide kişilik bozukluğunun varlığı, alkol ve madde kullanım bozukluğu olması, ailede intihar öyküsü varlığı ve kişinin daha önce intihar girişiminde bulunmuş olması önemli risk faktörleri arasında sayılabilir. Kişinin intihar düşüncesinden söz ediyor olması bir diğer önemli risktir. Kişinin çevresel faktörlerden ve sosyal destekten yoksun olması da intihar riskini arttıran başlıca durumlardır” uyarısında bulundu. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon belirtilerini iyi tanımak önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihara en sık eşlik eden tablonun depresyon olması nedeni ile depresyonun belirtilerini tanımanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Moral bozukluğu, üzüntü, sıkıntı hali, isteksizlik, yaşamdan tat alamama; halsizlik, yorgunluk, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, iştahsızlık veya aşırı iştah açılması eşlik ediyorsa; enerjide azalma, dikkat dağınıklığı, hareketlerde konuşmada yavaşlama, ağlama eşlik ediyorsa, yine düşünce içeriğinde umutsuzluk, karamsarlık veya intihar düşüncesi eşlik ediyorsa biz bu durumda depresyondan söz edebiliriz. Bu belirtilerin en az ikisi olmak kaydı ile 15 günden fazla tam gün sürüyorsa mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurmak ve destek almak gerekir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Belirtilerin şiddeti artmadan uzmana başvurulmalı…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu belirtilerin hepsinin bir arada olması gerekmediğini kaydeden Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bu belirtilerin hepsi bir arada olduğunda zaten tablo ağırlaşmış ve hastalığın şiddeti ile beraber intihar riski de artmış demektir. O yüzden belirtilerin şiddeti ve süresi uzamadan yardım almak yani erken tedavi başvurusu çok önemlidir. Sonuç olarak depresyon, tedavi edilebilir bir hastalık; intihar da önlenebilir bir durumdur” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Depresyon tedavisinde yeni tedavi yöntemler kullanılıyor…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Günümüzde depresyon tedavisindeki yöntemlerin değiştiğini belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Bugün artık depresyon tedavisinde uygulanan psikofarmakolojk tedavilerin yan etkileri oldukça az olup günlük hayatı ve çalışmayı aksatmayacak niteliktedir. Yine depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların, doktor kontrolünde kullanılmak kaydıyla bağımlılık yapıcı özelliği yoktur. Bugün depresyon tedavisinde en kabul gören yöntem, psikoterapi ile birlikte psikofarmakolojik tedavinin bir arada yürütülmesidir” dedi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharın erken fark edilmesi önemli…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın yalnızca bireysel bir kayıp değil; aileleri, yakın çevreyi ve toplumu derinden etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ensari, “Erken fark edilmesi, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ile intiharların büyük bir kısmının önlenebilir olduğu bilinmektedir” dedi.    </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İntiharı çağrıştıran söylemler ciddiye alınmalıdır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntihar eğilimi olan kişilere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken güvene dayalı iletişim kurmak esastır. Yine ortamın intihara erişimi kolaylaştıran araç ve gereçlerden arındırılmış olması gerekir. İntihar düşüncesi olan bireye yaklaşırken mümkün olduğu kadar empatik bir yaklaşımla, kişiyi eleştirmeden, yargılamadan anlamaya yönelik etkin bir dinleme ile yorum yapmadan, umut aşılamak gerekir. Görüşme esnasında intihar düşüncesinin tespiti halinde, kişiyi ruh sağlığı uzmanından destek almaya yönlendirmek, ikna etmek çok önemlidir. Acil durumlarda aile yakınları durumdan haberdar edilip; mümkünse kişi yalnız bırakılmayıp; gerektiğinde 112 haberdar edilerek; sağlık kuruluşuna kadar eşlik edilmelidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Sosyal destek, koruyucu bir faktördür…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İntiharın önlenmesinde sosyal desteğin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, “Toplum olarak zaten kültürümüzde var olan dayanışmayı güçlendirmek, yalnızlık ve çaresizlik duygusunu azaltır. Sosyal bağların güçlenmesine yardımcı olur. Sosyal destek her zaman intihar için koruyucu bir faktördür. Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve damgalama ile mücadelenin güçlendirilmesi, intiharı önleme çalışmalarında çok önemlidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Umut her zaman, hepimiz için vardır…</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Günü için bu yılın temasının “Umutla Bağlanmak” vurgusunu taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Hülya Ensari, “Hepimiz, küçük de olsa bir adımla, bir kişinin hayatında kelebek etkisi ile fark yaratabiliriz. Gelin ruhsal sıkıntılarınızı paylaşmaktan, destek almaktan çekinmeyin. Umut her zaman hepimiz için her zaman var, unutmayalım” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/intihar-tedavi-ile-onlenebilen-bir-durumdur-574328">İntihar, tedavi ile önlenebilen bir durumdur</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Isı çarpmasına karşı &#8216;önce soğutun, sonra taşıyın&#8217;!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/isi-carpmasina-karsi-once-sogutun-sonra-tasiyin-571242</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Sep 2025 09:27:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[işi]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[serin]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571242</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, hava sıcaklığı ve yangın döneminde hayvan sağlığını bekleyen tehlikeleri değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isi-carpmasina-karsi-once-sogutun-sonra-tasiyin-571242">Isı çarpmasına karşı &#8216;önce soğutun, sonra taşıyın&#8217;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, hava sıcaklığı ve yangın döneminde hayvan sağlığını bekleyen tehlikeleri değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8216;Önce soğutun, sonra taşıyın&#8217;</strong></p>
<p>Evcil hayvan sahiplerine kritik bir hatırlatmada bulunan Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, &#8220;Bir hayvanın sıcak çarpması geçirmesi için havanın her zaman &#8216;sıcak&#8217; olması gerekmez. Sıcak havalarda aşırı egzersiz yapmak veya havalandırması iyi olmayan sıcak veya nemli bir ortamda kalmak, hayvanların hızla aşırı ısınmasına neden olabilir. Evcil hayvanınızın aşırı ısındığından endişeleniyorsanız, hemen harekete geçmelisiniz. Isı çarpması geçiren köpek ve kediler için acil ilk yardım müdahalesi olarak &#8216;önce soğutun, sonra taşıyın&#8217; öneriyoruz. Sahipleri en kısa sürede veteriner hekime başvurmalıdır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı kilolular havadan daha çok etkileniyor!</strong></p>
<p>Bazı hayvanların sıcak havalardan daha fazla etkilendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Aşırı kilolu hayvanlar, Pug ve Fransız Bulldog gibi basık yüzlü ırklar veya İran kedileri gibi dar hava yollarına sahip hayvan ırkları, kalın tüylü evcil hayvanlar, yaşlı ya da çok genç hayvanlar, özellikle solunum yolu, akciğer veya kalp sorunları gibi önceden var olan rahatsızlıkları olan hayvanlar risk altındadır.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Evcil hayvanlarda sıcak çarpmasının erken belirtileri neler?</strong></p>
<p>Evcil hayvanlarda sıcak çarpmasının belirtilerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Evcil hayvanlarda sıcak çarpmasının erken belirtileri köpeklerde ve kedilerde benzerdir (kedilerde belirtiler genellikle daha belirsizdir) ve şunları içerebilir; hızlı nefes alma, sıcak çarpması kötüleştikçe sıkıntılı veya gürültülü nefes almaya dönüşebilir. Huzursuzluk veya istemsiz hareket, volta atma, gölge veya su arama davranışlarının ortaya çıkması, 40°C&#8217;nin üzerinde vücut ısısı, salya akışı, kırmızı dil veya diş etleri, artan kalp atış hızı, kusma veya ishal belirtiler arasında yer almaktadır. Evcil hayvanlarda sıcak çarpmasının ileri evrelerinde ise; uyuşukluk, kafa karışıklığı, halsizlik veya bayılma, nöbetler ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Köpeklerde ve kedilerde sıcak çarpmasının erken belirtilerinin ilk başta kolayca gözden kaçabileceğini ifade eden Dr. Çevreli, “Köpekler sıkıntıya rağmen oynamaya devam edebilirken, kediler sessizce geri çekilip saklanabilirler.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Soğutmak için buz gibi su kullanmayın!</strong></p>
<p>Evcil hayvanında sıcak çarpmasından şüphelenen sahipler için hayati ilk yardım adımlarını paylaşan Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, şöyle devam etti:</p>
<p>“Evcil hayvanınızı serin bir yere, tercihen iyi havalandırılan bir yere götürün veya vantilatör kullanın. Az miktarda su verin (içmeye zorlamayın). Soğuk suya batırma, genç ve sağlıklı köpekler için etkili bir yaklaşımdır. Buharlaştırma yönteminde ise; köpeğinizinkinden daha soğuk olan herhangi bir sıcaklıktaki suyu üzerlerine dökmek ve yaşlı köpekler veya altta yatan sağlık sorunları olan köpekler için esinti, vantilatör veya klimadan gelen hava hareketiyle birleştirmek (buharlaştırıcı soğutma) önemli. Buharlaştırma yöntemini kullanamıyorsanız, üzerlerine soğuk su dökerek/hortumla tutarak serinletin. Buz gibi su kullanmamak önemlidir. Çünkü bu, cilde giden kan akışını azaltabilir, serinleme yeteneklerini azaltabilir veya hatta titremelerine neden olarak ısı üretimini artırabilir.</p>
<p>Evcil hayvanınız iyi görünse bile, aksi belirtilmedikçe, kontrol ettirmeniz önemlidir, çünkü sıcak çarpmasının daha ciddi belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir. Evcil hayvanınızı serin ve ıslak bir havluya sarın ve havluyu serin ve ıslak bir havluyla değiştirmeye devam edin. Havluyu evcil hayvanınızın üzerinde bırakmayın, çünkü bu ısınabilir. Daha büyük evcil hayvanlar için, hafifçe hortumla yıkayın veya soğuk suyla yıkayın, ardından başına ve karnına soğuk havlu uygulayın.”</p>
<p><strong>Evcil hayvanlarınızı asla arabalarda bırakmayın; &#8216;bir dakikalığına bile&#8217;</strong></p>
<p>Evcil hayvanlar için güvenli ve serin bir ortam yaratmanın ipuçlarını da veren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, &#8220;Perdeleri kapatın; güneş alan pencerelerde ısı birikmesini önleyin. Hava akışını teşvik edin; vantilatör kullanın veya iç kapıları açık bırakın. Islak mama verin; beslenmelerine su kazandırır. Birden fazla su kabı koyun; özellikle en sevdikleri yerlere. Sık sık fırçalayın; uzun tüylü kedilerin daha serin kalmasına yardımcı olur. Evcil hayvanlarınızı asla arabalarda bırakmayın; &#8216;bir dakikalığına bile&#8217;. Kapalı verandalardan veya kış bahçelerinden kaçının; bunlar hızla ısınır. Soğutma ürünleri kullanın; evcil hayvanlar için güvenli paspaslar veya vantilatörler gibi. Sıcak günlerde egzersizi kısıtlayın (köpekler günün en sıcak saatlerinden kaçınmak için sabahın erken saatlerinde veya akşamın geç saatlerinde yürüyüşe çıkarılmalıdır.) Yürüyüşlerde yanınızda su şişesi bulundurun. Unutmayın, sıcak kaldırımlar patileri yakabilir! Pati koruması kullanın; bot veya pati mumu gibi.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Tıraş ettirmek daha da ısınmasına neden oluyor</strong></p>
<p>Tıraş ettirmenin serinlemeye yardımcı olup olmadığı konusuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Evcil hayvanınızı tıraş ederseniz, onun doğal vücut ısısı sistemine müdahale etmiş olursunuz ve bu da rahatsızlığa ve aşırı ısınmaya yol açabilir. Evcil hayvanınızın tüyleri sadece vücut ısısını kontrol etmekle kalmaz, aynı zamanda güneş yanığını önler ve cilt kanserinden korunmasına yardımcı olur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Sokakta yaşayan hayvanlar için sıcak havaların getirdiği risklerin daha da büyük olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Daima elinizle test edin. Avucunuzun için çok sıcaksa, patileri için de çok sıcaktır. Islak mama verin; beslenmelerine su kazandırır. ‘Bir kap su’ gerçekten hayat kurtarır. Birden fazla su kabı koyun ve günlük taze ve serin su ile değiştirin.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yangınlar evcil hayvanları da etkiliyor</strong></p>
<p>Orman yangınlarının, sadece yaban hayatını değil, evcil ve sokak hayvanlarını da tehdit ettiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, &#8220;Dumanın etkilerini kendiniz görebiliyor veya hissedebiliyorsanız hem evcil hayvanlarınızı hem de yaban hayatındaki hayvanları güvende tutmak için önlemler almalısınız. Kalp-damar veya solunum yolu hastalığı olan hayvanlar özellikle dumandan dolayı risk altındadır ve hava kalitesinin düşük olduğu tüm dönemlerde yakından izlenmelidir. Hayvanlarda olası duman veya toz tahrişi belirtilerini arayın. Yangın sonrası öksürük veya öğürme, ağız açık nefes alma ve nefes alırken artan ses dahil olmak üzere nefes almada zorluk, göz tahrişi ve aşırı sulanma, boğaz veya ağız iltihabı, burun akıntısı, artan solunum hızı, yorgunluk veya halsizlik, yön kaybı veya tökezleme, iştah azalması ve/veya susuzluk belirtilerinden herhangi biri görüldüğünde derhal veterinere başvurulması gerekiyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlk yardımda neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Yangın sırasındaki ilk yardıma da değinen Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, &#8220;Hayvanı yakalayın ve güvenli bir alana götürün. Vücudun yıkanması- soğutma etkisi ve yabancı cisimlerin atılması. Yanıkların soğutulması. Yaralıysa hareket kabiliyetini azaltmak için atel ve bandaj uygulaması. Sakinleştirici cihazlar- çanta, havlu, kutu. Stres yönetimi- gürültüyü en aza indirme, elle tutma. Hastayı veteriner tedavisi için nakledin.&#8221; şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/isi-carpmasina-karsi-once-sogutun-sonra-tasiyin-571242">Isı çarpmasına karşı &#8216;önce soğutun, sonra taşıyın&#8217;!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyabetik Ayak Belirtileri ve Tedavisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/diyabetik-ayak-belirtileri-ve-tedavisi-564727</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 08:07:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[diyabetik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=564727</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyabetik ayak belirtileri ve tedavisi. Diyabet hastalarında sinirlerde ve damar sisteminde oluşan hasarlar nedeniyle ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetik-ayak-belirtileri-ve-tedavisi-564727">Diyabetik Ayak Belirtileri ve Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyabetik ayak belirtileri ve tedavisi. Diyabet hastalarında sinirlerde ve damar sisteminde oluşan hasarlar nedeniyle ortaya çıkıyor.</p>
<p>Sinir hasarı, ayağın ağrı, sıcaklık ve yaralanma gibi uyarıları hissetmesini engelliyor, bu nedenle hastalar küçük yaraları fark edemez hale geliyor ve tedavi de gecikebiliyor. Öte yandan, damar hasarları dokulara giden kan akışını azaltarak, yaranın iyileşmesini zorlaştırıyor ve enfeksiyon riskini artırıyor. Yaz aylarında sıcaklık, terleme ve yanlış ayakkabı kullanımı da bu süreci hızlandırarak, ayakta ciddi yaralara ve çeşitli sorunlara yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Serkan Akçay, yaz aylarının diyabetik ayak hastaları için özel riskler barındırdığını belirterek, alınması gereken önlemleri paylaştı.</p>
<p><b><strong>Yazın yara oluşumu kolaylaşıyor</strong></b></p>
<p>Sıcak hava, terleme, uygunsuz ayakkabı seçimi ve çıplak ayakla dolaşma gibi etkenler, diyabetik ayak hastalarında yara oluşumunu kolaylaştırabilir veya mevcut yaraları kötüleştirebilir. Yazın artan mantar ve enfeksiyon riski de bu dönemi diyabetik ayak hastaları için daha hassas hale getirir.</p>
<p><b><strong>Sıcak ve güneşten korunmak için önlem alın </strong></b></p>
<p>Hastaların ayaklarını güneşten koruması önemlidir çünkü yaz aylarında sık görülen güneş yanıkları yara oluşumuna neden olabilir. Kum, asfalt veya taş zeminler aşırı ısınabilir ve nöropatisi olan hastalar bu yanıkları fark edemeyebilir. Yeterli sıvı tüketerek cilt kuruluğunu ve çatlak oluşumunu önlemek önemlidir.</p>
<p><b><strong>Ayak bakımı ve günlük kontrol</strong></b></p>
<p>Yaz aylarında diyabetik ayak hastalarının ayak sağlığını koruyacak bazı önlemler alması gerekir. Bu tedbirler şöyle sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Ayaklarınızı her gün yaralar, kızarıklık, su toplaması, çatlak veya renk değişikliği açısından kontrol edin.</li>
<li>Ayak altını görmek için ayna kullanın.</li>
<li>Ayaklarınızı her gün ılık suyla yıkayın, ancak uzun süre suda bekletmeyin.</li>
<li>Yumuşak havluyla, özellikle parmak aralarını dikkatlice kurulayın.</li>
<li>Tırnak batması veya nasır varsa kendi başınıza müdahale etmeyin.</li>
</ul>
<p><b><strong>Ayakkabı ve çorap seçimi önemli</strong></b></p>
<p>Diyabetik ayak hastalarının yazın çıplak ayakla dolaşmaması önerilmektedir. Bu dönemde konu ile ilgili dikkat edilmesi gereken birkaç nokta bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li>Sahilde, havuz kenarında, bahçede ya da balkonda diyabetik terlik veya ayakkabı kullanın.</li>
<li>Nefes alabilen, dikişsiz ve ortopedik ayakkabılar tercih edin.</li>
<li>Yeni ayakkabıları önce evde kısa süreli deneyin.</li>
<li>Pamuklu, terletmeyen ve dikişsiz çoraplar giyin, her gün değiştirin.</li>
</ul>
<p><b><strong>Belirtileri tanıyın, önleyici sağlık önlemlerine dikkat edin</strong></b></p>
<p>Dikkat edilmesi gereken durumlar arasında yeni yara veya su toplaması, kızarıklık ve şişlik, ayakta sıcaklık artışı, iltihap veya kötü koku ile yara iyileşmesinde duraklama yer alır. Ayrıca kan şekeri seviyesini düzenli olarak takip etmek, diyete özen göstermek, şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak ve sigara kullanıyorsanız bırakmak, dolaşımın korunması ve yara iyileşmesinin desteklenmesi açısından büyük önem taşır. Ayrıca diyabetik ayak hastalarının düzenli doktor kontrollerini de yaptırması gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/diyabetik-ayak-belirtileri-ve-tedavisi-564727">Diyabetik Ayak Belirtileri ve Tedavisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2025 14:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=541558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda bağırsak enfeksiyonu belirtileri nelerdir? Uzmanlar, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonu belirtileri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558">Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda bağırsak enfeksiyonu belirtileri nelerdir? Uzmanlar, çocuklarda sık görülen bağırsak enfeksiyonu belirtileri ve tedavileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında sık karşılaşılan ve halk arasında “mide üşütmesi” olarak bilinen gastroenterit, bir başka deyişle bağırsak enfeksiyonu, çocuk acil servis başvurularında ilk sıralarda yer alıyor. Su ve gıda yoluyla veya kişiden kişiye bulaşabilen bu enfeksiyon, özellikle hijyen koşullarının yetersiz olduğu ortamlarda hızla yayılabiliyor; kreş, okul ve bakım evleri gibi toplu yaşam alanlarında salgınlar oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan,  </strong>bağırsak enfeksiyonunun<strong>  </strong>vücutta<strong> </strong>hızla sıvı kaybına yol açtığı için tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlar oluşturabileceği uyarısında bulunarak, “Bu enfeksiyon dünyada 5 yaş altındaki çocuklarda hastane başvurularının hatta ölüm nedenlerinin başında gelmektedir.  Bu nedenle,<strong> </strong>enfeksiyon belirtileri başlar başlamaz çocuğun sıvı alımı sağlanmalı, iştahsızlık ya da kusma nedeniyle sıvı alamıyorsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve çocuk gözlem altında tutulmalıdır” şeklinde konuştu.</p>
<p>AŞIRI SICAKLARDA AKUT GASTROENTERİTE DİKKAT !</p>
<p><b><strong>Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Nedeni genellikle virüs oluyor </strong></b></p>
<p>Virüs, bakteri veya parazitlerin yol açtığı ve bağırsak sistemini etkileyen gastroenterit, çocukluk döneminde, özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda yılda birkaç kez görülebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, bebeklik döneminde görülen bağırsak enfeksiyonlarının en yaygın nedeninin rota virüsü olduğunu belirterek, diğer etkenleri şöyle sıralıyor: “Bunun dışında, adeno virüs ve noro virüs gibi diğer viral ajanlar da sık görülür. Bakteriyel nedenler arasında salmonella, shigella, campylobacter ve E. coli gibi mikroorganizmalar sayılabilir. Parazitler, daha uzun süren ishallerle kendini gösterir.”</p>
<p><b><strong>6 ay ile 5 yaş arası en riskli grup</strong></b></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarında, bağışıklık sistemi tam gelişmediği için 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar en riskli grubu oluşturuyorlar. Dr. Muhammed Sami Tufan, ayrıca bu yaş grubundaki çocukların ellerini ağızlarına götürme davranışlarını sık yaptıkları için dışkı-ağız yoluyla bulaşan enfeksiyonlara daha açık olduklarına işaret ederek, “Bağırsak enfeksiyonu genellikle hafif belirtilerle seyretmekle birlikte, bazı çocuklarda ciddi sıvı kaybı, elektrolit bozuklukları ve beslenme yetersizliği gibi sonuçlar oluşabilir. Bu da özellikle küçük yaş grubundaki çocuklarda hastaneye yatış hatta yoğun bakım ihtiyacına neden olabilir. Ciddi tablolarda bilinç kaybı, böbrek yetmezliği ve çoklu organ hasarı gelişebilir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Ani başlayan ishal, kusma ve karın ağrısına dikkat!</strong></b></p>
<p>Çocuklarda çoğunlukla aniden başlayan ishal, kusma ve karın ağrısı gibi belirtilerle kendini gösteren bağırsak enfeksiyonunun şiddetine göre belirtiler hafif ya da ağır seyredebiliyor. Dr. Muhammed Sami Tufan, dışkının genellikle sulu ve kötü kokulu olduğunu belirterek, “Bakteriyel enfeksiyonlarda dışkıda kan ya da mukus da görülebilir. Ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, idrar yapamama, halsizlik ve uykuya meyil gibi belirtiler de sıvı kaybının ciddiyetini gösterir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><b><strong>Bol sıvı ve elektrolit takviyesi çok önemli!</strong></b></p>
<p>Bağırsak enfeksiyonlarının tedavisinde temel hedef, sıvı ve elektrolit kaybının yerine konulması oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, hafif tablolarda evde ağızdan sıvı takviyesi yeterli olurken, orta ve ağır durumlarda ise çocuğa hastanede damar yoluyla sıvı verilmesi gerekebildiğini vurgulayarak, ”Viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisi yoktur ve kullanılmamalıdır. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise ancak hekim önerisiyle antibiyotik tedavisine başlanabilir. Zira, gereksiz yere alınan antibiyotikler çocuklarda antibiyotik direncinin gelişmesine, yararlı bağırsak bakterilerinin zarar görmesine ve bağışıklık sisteminin dengesinin bozulmasına yol açabilir” diyor.  Dr. Muhammed Sami Tufan, ağızdan sıvı alabilen çocuklara sıvı kaybını önlemek için su, ayran, çorba ile meyve suyu gibi sıvılar verilmesinin son derece önemli olduğunu ve iştahı olan çocukların beslenmelerine de devam edilmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p><b><strong>Kolay sindirilen gıdalar verilmeli</strong></b></p>
<p>İshal döneminde çocuğun posalı, haşlanmış, yağsız ve kolay sindirilen gıdalar ile beslenmesi gerektiğini belirten Dr. Muhammed Sami Tufan, “Pirinç lapası, patates püresi, muz, yoğurt gibi besinler verilebilir. Şekerli, yağlı ve süt içeren gıdalar sindirim sistemini zorlayabileceği için tavsiye edilmez. Emzirilen bebeklerde ise anne sütüne mutlaka devam edilmelidir” diye konuştu.</p>
<p><b><strong>Rota virüs aşısı yüksek koruma sağlıyor</strong></b></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Muhammed Sami Tufan, bağırsak enfeksiyonlarından korunmak için rota virüsü aşısının rutin aşı programına dahil edilmesinin önemini anlatarak, “Zira bu aşı çocukları enfeksiyondan yüksek oranda korumaktadır. Ayrıca ellerin sabunla yıkanması, güvenilir içme suyu kullanımı, gıdaların iyi pişirilmesi ve saklanması, hijyen kurallarına dikkat edilmesi bağırsak enfeksiyonlarını önlemede temel adımları oluşturmaktadır” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-bagirsak-enfeksiyonu-belirtileri-541558">Çocuklarda Bağırsak Enfeksiyonu Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kedi Alerjisi Belirtileri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kedi-alerjisi-belirtileri-462714</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 May 2024 21:01:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjisi]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=462714</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kedi alerjisi belirtileri hakkında bilgi edinin. Yaygın belirtiler, teşhis yöntemleri, başa çıkma yöntemleri ve alınabilecek önlemleri öğrenerek yaşam kalitenizi artırın. Kedi alerjisi ile ilgili tüm detaylar burada.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedi-alerjisi-belirtileri-462714">Kedi Alerjisi Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kedi Alerjisinin Yaygın Belirtileri</b></p>
<p><b>Kedi alerjisi</b> olan kişiler, kedilerle temas ettiğinde veya kedi tüyü, deri döküntüsü gibi alerjenlere maruz kaldığında çeşitli belirtiler gösterebilir. İşte kedi alerjisinin yaygın belirtileri:</p>
<ul>
<li><strong>Hapşırma:</strong> Kedilere alerjisi olan kişiler sık sık hapşırabilir.</li>
<li><strong>Burun Akıntısı:</strong> Burun akıntısı, kedi alerjisinin en yaygın belirtilerinden biridir.</li>
<li><strong>Gözlerde Kaşıntı ve Kızarıklık:</strong> Gözlerde yanma, kaşıntı ve kızarıklık da sık görülen belirtilerdendir.</li>
<li><strong>Öksürük:</strong> Kedi alerjisi olan kişilerde öksürük de yaygın bir belirtidir.</li>
<li><strong>Nefes Darlığı:</strong> Özellikle astımı olan kişilerde nefes darlığı yaşanabilir.</li>
<li><strong>Deride Kızarıklık ve Kaşıntı:</strong> Kedi tüyü veya tükürüğü ile temas eden bölgelerde kızarıklık ve kaşıntı görülebilir.</li>
<li><strong>Göz Altlarında Şişlik:</strong> Göz altlarında şişlik ve morarma da belirtiler arasında yer alabilir.</li>
</ul>
<p><i>Kedi alerjisi belirtileri</i> kişiden kişiye değişebilir ve belirtilerin şiddeti de farklılık gösterebilir. Eğer kedilere karşı alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız, bir uzmana danışmanız önemlidir.</p>
<p><b>Kedi Alerjisi Nasıl Teşhis Edilir?</b></p>
<p>Kedi alerjisi, özellikle kedilere karşı hassasiyeti olan kişilerde yaygın bir sorundur. Alerjinin teşhisi, doğru tedavi ve önlemler için çok önemlidir.</p>
<p>Kedi alerjisinin teşhisinde ilk adım, belirtilerin dikkatli bir şekilde takip edilmesidir. Yaygın belirtiler şunlardır:</p>
<ul>
<li>Gözlerde kaşıntı ve sulanma</li>
<li>Burun akıntısı veya tıkanıklığı</li>
<li>Hapşırma</li>
<li>Öksürük ve hırıltı</li>
<li>Ciltte kaşıntı ve kızarıklık</li>
</ul>
<p>Doktor, hastanın tıbbi geçmişini dinler ve fiziksel muayene yapar. Bu muayene sırasında belirtilerin kediyle temas sonrası artıp artmadığına dikkat edilir.</p>
<p><strong>Deride Prick Testi:</strong> Küçük miktarda kedi alerjeni, cilde uygulanır ve reaksiyon gözlemlenir.</p>
<p><strong>Kandaki IgE Testi:</strong> Kedi alerjenine karşı oluşan antikorların seviyesi ölçülür.</p>
<p>Kediden uzak bir ortamda bir süre yaşamak ve belirtilerin azalıp azalmadığını gözlemlemek, teşhis için faydalı olabilir. Aynı şekilde, kedinin bulunduğu ortama geri dönüldüğünde belirtilerin artması da alerjiye işaret eder.</p>
<p>Bu yöntemler, kedi alerjisinin teşhisinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Doğru teşhis, uygun tedavi ve önlem için önemlidir.</p>
<p><b>Kedi Alerjisi ile Başa Çıkma Yöntemleri</b></p>
<p>Kedi alerjisi, birçok insanı etkileyen yaygın bir durumdur. Alerji belirtilerini hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak için bazı yöntemler mevcuttur.</p>
<ul>
<li><u>Kediyi Evin Belirli Bölgeleriyle Sınırlamak:</u> Kediyi yatak odası gibi sık kullanılan alanlardan uzak tutmak, alerji semptomlarını azaltabilir.</li>
<li><u>Temizlik:</u> Evi düzenli olarak süpürmek ve toz almak, kedi tüylerinin ve alerjenlerin birikmesini önler.</li>
<li><u>Hava Temizleyici Kullanmak:</u> HEPA filtreli hava temizleyiciler, havadaki alerjenleri azaltmada etkili olabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li><u>Ellerinizi Yıkamak:</u> Kediyle temas ettikten sonra ellerinizi yıkamak, alerjenlerin yayılmasını önler.</li>
<li><u>Kıyafet Değiştirmek:</u> Kedinizle oynadıktan sonra kıyafetlerinizi değiştirmek, alerjenlerin vücudunuza temasını azaltır.</li>
<li><u>Yüz Maskesi Kullanmak:</u> Temizlik yaparken yüz maskesi takmak, alerjenlere maruz kalmayı azaltabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li><u>Antihistaminikler:</u> Bu ilaçlar, alerji semptomlarını hafifletmek için kullanılabilir.</li>
<li><u>Burun Spreyleri:</u> Burun spreyleri, burun tıkanıklığı ve akıntısını azaltmada yardımcı olabilir.</li>
<li><u>Aşı Tedavisi:</u> Alerji aşıları, alerjenlere karşı duyarlılığı azaltabilir.</li>
</ul>
<p><b>Sonuç olarak,</b> kedi alerjisi ile başa çıkmak, doğru yöntemler ve alışkanlıklarla mümkündür. Evde alınacak önlemler, kişisel hijyen ve medikal tedaviler, alerji semptomlarını yönetmenize yardımcı olabilir.</p>
<p><b>Kedi Alerjisine Karşı Alınabilecek Önlemler</b></p>
<p>Kedi alerjisi olan kişiler için yaşam kalitesini arttırmak ve alerji belirtilerini en aza indirmek mümkündür. İşte alerjiye karşı alınabilecek bazı önlemler:</p>
<ul>
<li><b>Kediyi Evden Uzak Tutmak:</b> Eğer mümkünse, kediyi evden uzak tutmak en etkili çözümdür. Kedinin evin içinde dolaşmasına izin vermemek, alerjenlerin yayılmasını önler.</li>
<li><b>Evde Temizlik:</b> Evi düzenli olarak temizlemek ve toz almak önemlidir. <i>HEPA filtreli</i> elektrik süpürgeleri alerjenleri daha etkili bir şekilde toplar.</li>
<li><b>Kediyi Düzenli Yıkamak:</b> Kediyi düzenli olarak yıkamak, tüylerde ve deride biriken alerjenleri azaltabilir. Ancak kediyi sık sık yıkamak cildine zarar verebilir, bu nedenle dikkatli olunmalıdır.</li>
<li><b>Hava Temizleyiciler:</b> <u>HEPA filtreli</u> hava temizleyiciler kullanarak evdeki hava kalitesini arttırabilir ve alerjen miktarını azaltabilirsiniz.</li>
<li><b>Kediye Özel Alan Oluşturmak:</b> Kedinin belirli odalarda kalmasını sağlamak ve yatak odası gibi kişisel alanlara girmesini engellemek alerjen yayılımını sınırlar.</li>
<li><b>El ve Yüz Temizliği:</b> Kediyle temas ettikten sonra ellerinizi ve yüzünüzü yıkamak, alerjenlerin cildinizde birikmesini önler.</li>
<li><b>Antihistaminikler:</b> Doktor tavsiyesi ile kullanılan antihistaminik ilaçlar, alerji belirtilerini hafifletebilir.</li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kedi-alerjisi-belirtileri-462714">Kedi Alerjisi Belirtileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 09:08:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[çankaya]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[güneri]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[ilgili]]></category>
		<category><![CDATA[insanları]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[verdiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=448845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda kanser hastalığına ve kanser türlerine dikkat çekmek, kanser konusunda farkındalığın oluşmasını sağlamak amacıyla ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında “Ulusal Kanser Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845">Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Toplumda kanser hastalığına ve kanser türlerine dikkat çekmek, kanser konusunda farkındalığın oluşmasını sağlamak amacıyla ülkemizde her yıl 1-7 Nisan tarihleri arasında “Ulusal Kanser Haftası” kapsamında çeşitli bilgilendirme etkinlikleri düzenleniyor. </span></p>
<p><span>Bu kapsamda, Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hülya Çankaya ve Prof. Dr. Pelin Güneri tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelen ağız kanseri konusunda önemli açıklamalarda bulundu. </span></p>
<p><span>Ağız kanseri ve belirtileri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Güneri, “Ağız kanseri toplumda meme kanseri, akciğer kanseri kadar tanınmayan ve daha çok erkeklerde görülen bir kanser türüdür. Son zamanlarda ağız kanseri vakaları 30’lu yaşlara kadar inmiştir ve tüm kanser türleri sıralamasında sekizinci sırada yer almaktadır. Çok sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan bizler hastalarımıza 3’üncü veya 4’üncü evrede tanı koyabiliyoruz. Vücudumuzdaki değişikliklerin nasıl farkındaysak aslında ağzımızdaki değişikliklerin de farkında olmamız gerekiyor; ancak hastalık ilerleme sürecinde hastada hiçbir şikâyet yaratmıyor. Hasta ses kısıklığı, yutma güçlüğü, dil hareketinde bozukluk, dişlerde sebepsiz sallanma veya o bölgede herhangi bir şişlik meydana geldiğinde, ağızda bir renk değişikliği ve yara olduğunda, uyuşukluk veya tat değişikliği oluştuğunda hekime geliyor. Bu nedenle tanı geç evrelerde konabiliyor ve geç kalındığında da, yaklaşık 5 yıl içerisinde hastaların yarısını kaybediyoruz” dedi. </span></p>
<p><span>Ağız kanserinde tedavi yöntemlerinden bahseden Prof. Dr. Güneri, “Hastayı gördüğümüz zaman ağızda yakınmalarına sebep olabilecek bütün faktörleri ortadan kaldırıyoruz ve hastayı takibe alıyoruz. Hastada tüm etkenleri ortadan kaldırdıktan sonra yaklaşık iki hafta bekliyoruz ve hastayı yeniden görüyoruz. Eğer herhangi bir iyileşme yoksa o zaman mutlaka biyopsi alıyoruz. Bir diğer değerlendirme yöntemi olarak ‘vital boyama’ işlemi de yapıyoruz.  Boyama yöntemi kanser riski taşıyan bölgeleri ağızda daha rahat seçmemize olanak sağlıyor. Ege Üniversitesi bu yöntemi kullanan ilk üniversitelerden biri ve bu konuda öncüyüz. Bunun dışında; boyayla reaksiyon veren bölgelerde de biyopsi fırçası kullanılarak hastada herhangi bir cerrahi işlem olmaksızın değerlendirme yapabiliyoruz. Fırça biyopsisini yapmak için patentini aldığımız bir fırça üretimimiz bulunuyor. Her ne kadar üretimini çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleştirememiş olmamıza rağmen, bu alandaki çalışmalarımız devam ediyor” diye konuştu. </span></p>
<p><b><span>“Sigara, alkol tüketimi ve ağız hijyeni en önemli etkenler”</span></b></p>
<p><span>Ağız kanserine neden olan etkenlere ve tanının gecikmesinin sebeplerine değinen Prof. Dr. Güneri, “Ağız kanserini tetikleyen birçok faktörün olduğunu biliyoruz. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi, alkol ve tütün kullanımı ağız kanseri oluşumunda da birinci faktör olarak karşımıza çıkıyor. Biz her sağlıklı bireye yılda bir kez hekim kontrolü öneriyoruz; ancak 65 yaş üzerindeyseniz, ağız hijyeniniz iyi değilse, sigara ve alkol tüketiyorsanız daha sık doktor kontrolüne gitmenizi tavsiye ediyoruz. Ağız kanserinde geç tanı sebeplerinden ilki hastaların korktuğu için hekime gelmemesi ve ağız sağlığını önemsememesidir. İkincisi, hekimlerin kanser olgularını ağızda hep karşılaştığımız kanser olmayan diğer lezyonlardan ayırt etmekte zorluk çekmeleridir. Üçüncü sebep ise sistemden kaynaklı geç tanıdır. Tanı konduktan tedavinin başlangıcına dek geçen sürenin uzun olması büyük bir kayıp olduğundan, bizler bu süreyi hastaları ve hekimleri eğiterek kısaltmaya çalışıyoruz” dedi. </span></p>
<p><b><span>“Biz hastanın yolculuğunda onun yol arkadaşı oluyoruz”</span></b></p>
<p><span>Ağız kanserinin tedavisi ve tedaviye bağlı olarak hastaların yaşadığı zorluklardan bahseden Prof. Dr. Hülya Çankaya, “Ağız kanseri teşhisi konmuş hastalarımıza 3 ayrı tedavi yöntemi uygulanıyor. Bu yöntemler kanserin yerine, tipine, büyüklüğüne, hastanın durumuna ve birçok farklı faktöre bağlı olarak değişiyor. Birisi cerrahi tedavi; kanserli dokunun ve altındaki kemiğe yayılması durumunda kemiğin çıkarılmasıdır. Diğeri kemoterapi de dediğimiz ilaç tedavisidir. Üçüncüsü  ise radyasyon tedavisi yani halk arasında bilinen adıyla ışın tedavisidir. Bunlar tek başına kullanılabileceği gibi birlikte de uygulanabilen tedavilerdir. Kemoterapi dediğimiz ilaç tedavisi ve radyasyon tedavisinde hastanın yaşantısını olumsuz etkileyen bazı yan etkiler görülmektedir. Cerrahi tedavi yapılan hastalarda ise sağlıklı dokudan da biraz alınmak zorunda kalındığından büyük defektler yani yüzde ve boyunda deformiteler, estetik olarak bozulmalar meydana gelmektedir. Dünyada bu konuda çalışma yapan birçok uluslararası kuruluş tarafından ağız hijyeni iyi olan hastalarda kanser tedavisinde oluşan yan etkilerin görülme sıklığının az olduğu belirlenmiştir. Yan etkileri önlemek için hasta ağız kanseri tanısı alır almaz, hekimlerin hastalarını bize de göndermelerini istiyoruz. Böylelikle bizler hastaların ağız bakımını kanser tedavisinden önce yapabiliyor ve hastaların ağız sağlığı için gerekli olan işlemleri uygulayabiliyoruz. Bunun dışında hastalara birtakım önerilerde bulunuyoruz. Hastalara sabah-akşam dişlerini flor oranı yüksek diş macunları kullanarak fırçalamalarını, bol su tüketerek ağızı sürekli nemli tutmalarını, asitli baharatlı gıdalardan kaçınmalarını, alkol ve sigara tüketiminden uzak durmalarını öneriyoruz. Kısacası, tanı konduğu andan itibaren hastanın yanında oluyoruz, tedavi öncesinde, tedavi sırasında onun yanındayız ve tedavi tamamlandıktan sonra da yanında olmaya devam ediyoruz. Biz hastanın yolculuğunda onun yol arkadaşı oluyoruz” diye konuştu.</span></p>
<p><span>Diş Hekimliği Fakültesi’nin halkın ve diş hekimlerinin yanı sıra, onkoloji hastalarının bakımını sağlayan hemşirelerin ve hasta yakınlarının da eğitimlerini sağlayan birçok projenin koordinatörü olduğunu belirten Prof. Dr. Çankaya, fakülte web sitesinde onkoloji hastalarının ağız bakımlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı bir bağlantının da yer aldığını söyledi.</span></p>
<p><b><span>         “EÜ Yüz ve Ağız Lezyonları Konseyi Türkiye’de bir ilk”</span></b></p>
<p><span>Prof. Dr. Güneri, “Ege Üniversitesi olarak ağız kanseri konusuna oldukça önem veriyoruz. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de, hastayı her açıdan değerlendirebilen bir konsey olan ‘EÜ Yüz ve Ağız Lezyonları Konseyi (EGEYA)’ EÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Apaydın öncülüğünde 2009 yılında kuruldu. Bu konsey, tıp fakültesinden kulak burun boğaz, dermatoloji, patoloji, radyasyon onkolojisi, diş hekimliğinden ise Oral Diagnoz, Periodontoloji ve Cerrahi Anabilim dallarından hekimlerin bir arada olduğu ve hastayı birlikte değerlendirdikleri uluslararası standartlardaki bir konseydir. 2009 yılından pandemi dönemine kadar her hafta ağız kanseri hastalarının değerlendirildiği bu konseyde pek çok hastaya çare olmaya çalıştık. Ayrıca konseyin düzenlediği uluslararası toplantılarla deneyimlerimizi diğer hekimlerle paylaştık ve ülkemizdeki üniversitelere de bu konuda öncü olduk” dedi. </span></p>
<p><span>Ağız kanseri ve ağız sağlığı konusunda bir sosyal sorumluluk projesi de yürüttüklerini belirten Prof. Dr. Güneri ve Prof. Dr. Çankaya, “</span><span>Ege Üniversitesi Rektörlüğü ile İzmir İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan<br />İşbirliği Protokolü kapsamında öğrencilerimizle gerçekleştirdiğimiz ‘Ağız Kanserlerinde Erken Teşhisin Önemi’ başlıklı sosyal sorumluluk projesi ile bilgilendirici broşürler hazırladık. Bu broşürleri, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası etkinlikleri kapsamında hastalarımıza dağıtarak, onların ağız kanseri konusundaki farkındalıklarını artırmayı hedefledik” diye konuştu.</span></p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-bilim-insanlari-prof-dr-cankaya-ve-prof-dr-guneri-agiz-kanseri-belirtileri-ve-tedavisi-ile-ilgili-onemli-bilgiler-verdiler-448845">Egeli bilim insanları Prof. Dr. Çankaya ve Prof. Dr. Güneri, ağız kanseri belirtileri ve tedavisi ile ilgili önemli bilgiler verdiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Sep 2023 06:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşan]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[tanınamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yolla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=401507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507">Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıklarının kolay tanınan belirtileri olmadığını belirten uzmanlar, bu belirtilerin bazen yıllarca ortaya çıkmayabileceğini söylüyor. Bu hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çizen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tedavi her zaman gereklidir. Korunmasız ilişki olduğunda, bulgu olmasa bile gecikmeden doktora başvurulmalıdır. Başvuru için hiç bir zaman geç değildir.” dedi. Tedavi sürecinde de hastalık bulaştırılabileceğine vurgu yapan Mamçu, başka şekilde gebelikten korunulsa bile, prezervatifle korunulmamış ilişkilerden kaçınılmasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara dikkat çekti ve bu hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri sıraladı.</p>
<p> </p>
<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir</strong></p>
<p>Cinsel ilişki sırasında bulaşan mikroplarla, kadın ve erkeklerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen durumlara Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (zührevi hastalıklar) denildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kişiye hastalık bulaşmış olsa da belirtileri hemen ortaya çıkmayabilir.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Yaralı veya zedelenmiş dokular hastalık kapma riskini artırır </strong></p>
<p>Hastalık etkeni taşıyan kişinin mikroplarının cinsel ilişki sırasında, vücut salgıları yoluyla eşine bulaştığını ifade eden Mamçu, “Bulaşma, hazne (vajina), makat ya da ağızla yapılan cinsel ilişkiyle olur. Arada erkek ya da kadın prezervatifi, vücuda salgı temasını engelleyen şeffaf film gibi koruyucular olmaksızın cinsel ilişkide bulunmak enfeksiyonların bulaşması açısından yüksek risk taşır. Sağlıklı deri bir dereceye kadar koruyucudur. Damak, dil, dudaklar ve cinsel organlarda yara veya zedelenme olduğunda hastalık riski artar. Hepatit B, Herpes ve HPV gibi bazı enfeksiyonlar kılıf kullanılsa bile terli cildin teması yoluyla da bulaşabilirler.” uyarısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Sterilize edilmemiş kesici delici aletler de enfeksiyon bulaş riskini artırabilir</strong></p>
<p>HIV, Hepatit B ve Hepatit C virüslerinin kan yoluyla da bulaşabildiğine dikkat çeken Mamçu, “Bu kişilerden yapılan kan nakliyle olduğu gibi, kan alma ve tedavilerinde kullanılan cerrahi alet veya iğnelerin sterilize edilmeden başkasında tekrar kullanılması bulaşmaya neden olur. Aynı şekilde HIV etkeni taşıyan birisinde kullanıldıktan sonra sterilize edilmemiş, kesici alet ve iğnelerle dövme yapılması, kulak delinmesi ve manikür pedikür yapılması da bulaşmaya neden olabilir. Virüs taşıyan birinin kullandığı iğneyle uyuşturucu madde kullanımı da madde bağımlılarını yüksek risk grubuna sokar.” açıklamasını yaptı. </p>
<p> </p>
<p><strong>Cinsel yolla bulaşan hastalıklar bebeklerin sağlığını olumsuz etkiler</strong></p>
<p>Bu hastalıklardan herhangi birinin mikrobunu alan kadınların gebelik, doğum veya emzirme sırasında bu mikropları bebeklerine geçirebileceklerinin altını çizen Mamçu, bu durumda bebeklerin sağlığının olumsuz etkilenebileceğini vurguladı. </p>
<p>Başkasının bardağını veya çatal kaşığını kullanmakla cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanılamayacağını belirten Mamçu, “Başkasının nefes ve öksürüğünden, el sıkışmaktan ve öpmekten de bu tür enfeksiyonlar bulaşmaz. Böcek, sivrisinek ısırması, tuvaletler (klozete oturmak), yüzme havuzları veya hamamlar, sanıldığının aksine, bulaşmaya neden olmaz.” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Kadınlarda belirtiler daha zor fark edilir</strong></p>
<p>Bu gruptaki hastalıkların kolay tanınan belirtileri olmadığına dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hiçbir belirtileri olmayabileceği gibi, her etkene özgü farklı belirtiler olabilir. Genel olarak görülen belirtiler arasında; idrar yaparken yanma, acıma, sık sık idrara gitme, peniste, vajinada, makatta veya ağızda ağrısız ya da ağrılı yaralar, siğiller ve içi su dolu ağrılı kabarcıklar, penis, hazne veya makattan gelen su gibi, beyaz, sarımtırak veya yeşil olabilir ve kokusu her zamankinden farklı akıntılar, kasıklarda, makatta veya haznede kaşıntı, kasıklarda bezeler, karnın alt bölümünde tek ya da çift taraflı ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve ilişki sonrasında kanama, deride el ve ayak tabanında döküntüler sıralanabilir.” dedi.</p>
<p>Bu belirtilerden herhangi biri olduğunda cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon olup olmadığını anlamak için doktora gitmek gerektiğini vurgulayan Mamçu, “Özellikle deride, ağız içinde, cinsel organların iç ve dış yüzeylerinde görülen belirtiler başka bir cinsel yolla bulaşan enfeksiyonu almayı kolaylaştırır. Belirtilerin görülmesi haftalar, aylar veya yıllar sürebilir. Bazen hiç belirti olmaz ya da o kadar azdır ki fark edilmeyebilir. Özellikle kadınlarda belirtiler daha zor fark edilir. Bu nedenle bir hastalık olduğu belirlenmediğinden tedavi de edilmez. Böylece hastalık farkında olmadan başkalarına bulaştırılabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi sürecinde de hastalık bulaştırılabilir</strong></p>
<p>Bu hastalıkların genellikle kendiliğinden iyileşmeyeceğinin altını çizen Mamçu, “Tedavi her zaman gereklidir. Belirti olduğunda ya da korunmasız ilişki olduğunda, bulgu olmasa bile gecikmeden doktora başvurulmalıdır. Başvuru için hiç bir zaman geç değildir. ilk belirtiler geçse bile başvuru yapılmalıdır. Kendiliğinizden, ya da doktora danışmadan özellikle antibiyotik kullanmayın. Doktora kendinizde böyle bir hastalıktan kuşkulandığınızı söyleyin.” uyarısını yaptı.</p>
<p>Teşhis için laboratuvar incelemeleri gerektiğini dile getiren Mamçu, “Bazen bütün tetkiklerin sonuçlanması zaman alabilir. Verilen tedaviyi, şikayetleriniz geçse bile tam uygulayın. Tedavi süresince cinsel ilişkide bulunmayın ya da ilişki olduğunda siz veya eşiniz kılıf kullanın. Eşinizi veya ilişkide bulunduğunuz kişiyi uyarın. Hastalığın size bulaştığı andan sonra ve tedavi süresince cinsel ilişkide bulunduğunuz kişilere hastalık etkeni bulaştırabilirsiniz. Bu nedenle kontrol ve tedavi olmaları için geçmişte cinsel ilişkide bulunduğunuz eşlerinize bilgi vermelisiniz.” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>Korunmasız cinsel ilişkilerden kaçınılmalı </strong></p>
<p>Cinselliğin güven içinde yaşanması gerektiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Geçmiş dönemde de olsa, sizin ya da eşinizin başkalarıyla cinsel ilişkisi olması, her zaman risklidir.” dedi.</p>
<p>Prezervatifle korunulmamış ilişkilerden kaçınılmasını öneren Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kaçınamadığınız ilişkiler olduğunda tanı ve tedavi için gecikmeden tıbbi yardım alın. Kimsenin bir hastalık etkeni bulundurup bulundurmadığı anlaşılamadığından, insanları konumlarına göre değerlendirerek yanılmayın. Kılıf en etkili korunma yoludur. Başka şekilde gebelikten korunuyorsanız bile kılıf da kullanarak eşinizi ve kendinizi hastalıklara karşı güvenceye alabilirsiniz. Eşinizde bir bulaşma varsa tedavi bitene dek ilişiye girmeyin.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklarin-belirtileri-kolay-taninamiyor-401507">Cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtileri kolay tanınamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
