<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bel | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bel</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bel | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bel</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:18:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[100]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşıya]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=626041</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen tüm kanserlerin %30-35’ini lösemiler oluşturuyor ve her yıl yaklaşık 100 bin çocuktan 3-4’üne lösemi tanısı konuluyor. En sık görülen akut lenfoblastik lösemi (ALL) özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Günümüzde erken tanı, gelişmiş laboratuvar yöntemleri, kişiselleştirilmiş tedaviler ve destekleyici bakım sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde iyileşme oranları % 90’ların üzerine çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Barış Malbora, çocukluk çağı lösemileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı lösemileri hızlı ilerliyor</strong></p>
<p>Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerini üreten hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir kanser türüdür. Bu kontrolsüz çoğalma ile sağlıklı alyuvar üretimi azaltmakta, trombosit seviyeleri düşmekte ve normal akyuvarlar kontrolsüz çoğalmaktadır. Bu durumda vücutta kansızlık, sık enfeksiyonlar ile karşı karşıya kalınması ve morarma ve kanama gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda lösemilerin büyük kısmı akut lösemi şeklindedir ve hızlı ilerlemektedir.</p>
<p><strong>Bu belirtiler uzun sürüyorsa dikkat!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında görülen lösemiler genel olarak üç ana grupta değerlendirilmektedir. Bunların içinde en sık rastlanan tip olan akut lenfoblastik lösemi (ALL) olup çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %75–80’ini oluşturmaktadır. Özellikle küçük yaş gruplarında daha sık görülmektedir. İkinci sıklıkta görülen tür akut miyeloid lösemi (AML)’dir ve ALL’ye göre daha nadirdir. Bunun dışında çocuklarda çok daha seyrek olarak görülen kronik lösemi türleri de bulunmaktadır. Löseminin tipinin doğru belirlenmesi, uygulanacak tedavinin planlanması ve başarı şansının artırılması açısından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Lösemi hangi tip olursa olsun, belirtiler çoğunlukla kemik iliğinin sağlıklı kan hücresi üretememesi ve lösemi hücrelerinin organlara yayılması sonucu ortaya çıkmaktadır. İlk belirtiler genellikle sinsi başlamakta ve birkaç hafta içinde belirginleşmektedir. Kemik ve eklem ağrıları, lenf bezlerinde büyüme, karında şişlik ve dolgunluk hissi, iştahsızlık ve nedensiz kilo kaybı, ciltte döküntüler, diş etlerinde şişme ve kanamalar, baş ağrısı, kusma ve görme bozukluklarıdır. Bu belirtiler başka hastalıklarda da görülebilmekte; ancak uzun sürmesi halinde mutlaka çocuk doktoruna başvurulması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Löseminin tipinin belirlenmesi tedavi için oldukça önemli</strong></p>
<p>Çocukta yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde klinik şüpheye dayalı olarak kan sayımı ve periferik yayma ile başlamaktadır. Kesin tanı ve risk sınıflaması için aşağıdaki ileri tetkikler sıra ile uygulanmaktadır. Bunlar şöyle sıralanmaktadır:</p>
<ul>
<li><strong>Kemik iliği incelemesi:</strong> Kesin tanı için kalça kemiğinden özel bir iğne ile küçük bir örnek alınmaktadır. Bu inceleme, lösemi hücrelerinin varlığını göstermede en güvenilir yöntemdir.</li>
<li><strong>Hücrelerin ayrıntılı incelenmesi:</strong> Alınan örnekteki hücrelerin hangi lösemi tipine ait olduğunu anlamak için özel laboratuvar testleri yapılmaktadır. Bu sayede en uygun tedavi planı hazırlanmaktadır.</li>
<li><strong>Genetik incelemeler:</strong> Lösemi hücrelerinde bulunan genetik değişiklikler araştırılmaktadır. Bu bilgiler hastalığın seyrini öngörmeye ve tedaviyi kişiye özel planlamaya yardımcı olmaktadır.</li>
<li><strong>Belden sıvı alma işlemi:</strong> Bazı çocuklarda hastalığın beyin ve omurilik çevresine yayılıp yayılmadığını değerlendirmek için bel bölgesinden ince bir iğne ile sıvı örneği alınabilmektedir.</li>
<li><strong>Kan biyokimya testleri:</strong> Kanda bazı değerler ölçülerek hastalığın vücutta oluşturduğu etkiler ve tedavi süreci yakından takip edilmektedir.</li>
<li><strong>Görüntüleme yöntemleri:</strong> Gerekli durumlarda ultrason, tomografi veya MR gibi yöntemlerle vücuttaki diğer organlar değerlendirilmektedir.</li>
</ul>
<p>Bu testler hastalığın tipini belirleyerek en uygun tedavi planının yapılmasını katkı sağlamaktadır.</p>
<p><strong>Lösemide birçok tedavi seçeneği birlikte kullanılabiliyor </strong></p>
<p>Çocukluk çağı lösemilerinde tedavi, hastalığın tipine ve risk grubuna göre şekillenen multidisipliner bir süreçtir. Çocukluk çağı lösemileri günümüzde yüksek başarı ile tedavi edilebilmektedir. Tedavide; kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, immünoterapi, gerektiğinde kök hücre (kemik iliği) nakli ve destek tedavileri uygulanabilmektedir. Özellikle ALL’de güncel tedavi protokolleri ile başarı oranları oldukça yüksektir. Erken tanı konulan çocukların önemli bir kısmı tamamen iyileşerek sağlıklı yaşamlarına dönebilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Kemoterapi:</strong> Tedavinin ana omurgasını oluşturmaktadır. Kanserli hücreleri yok etmek için farklı evrelerde (indüksiyon, konsolidasyon, idame) uygulanan ilaç kombinasyonlarını içermektedir.</li>
<li><strong>Radyoterapi:</strong> Genellikle merkezi sinir sistemi ve erkek çocuklarda testis tutulumu olan veya yüksek riskli vakalarda kullanılmaktadır.</li>
<li><strong>Kök Hücre Nakli (Kemik İliği Nakli):</strong> Yüksek riskli veya nüks eden vakalarda uygulanmaktadır.</li>
<li><strong>Hedefe Yönelik Akıllı İlaçlar ve Moleküler Tedaviler:</strong> Klasik kemoterapinin aksine, sadece kanser hücresindeki belirli moleküler hedefi (mutasyonu) bulup yok edebilmektedir. Sağlıklı hücrelere verilen zarar minimal düzeydedir.</li>
<li><strong>İmmünoterapi:</strong> İmmünoterapide, bispesifik antikorlar ve CAR-T hücre tedavisi uygulanabilmektedir. Bispesifik antikorlar; bağışıklık sisteminin T hücrelerini lösemi hücresine bağlayan ve köprü görevi gören “akıllı” molekülleridir. CAR-T hücre tedavisi ise hastanın kendi T hücreleri laboratuvarda, lösemi hücrelerini tanıyacak ve yok edecek şekilde düzenlenmektedir. Özellikle nüks veya dirençli ALL’de %80-90’a varan yanıt oranları bildirilmiştir.</li>
</ul>
<p><strong>Erken tanı alan çocuklarda tedavi başarısı oldukça yüksek</strong></p>
<p>Lösemi tanısı aileler için korkutucu olabilmektedir, ancak günümüzde çocukluk çağı lösemileri yüksek oranda tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer almaktadır. Donanımlı ve multidisipliner bir yaklaşım sunan merkezlerde erken tanı ve kişiye özel tedavi süreci başarıyı belirleyen en önemli unsurlardır. Erken tanı:</p>
<ul>
<li><strong>Tedavi şansını ve başarı oranını yükseltir:</strong> Erken evrede yakalanan lösemilerde, tam iyileşme (remisyon) sağlama şansı %90’ın üzerine çıkabilmektedir. İlerlemiş veya komplikasyonlu vakalarda bu oran düşebilmektedir.</li>
<li><strong>Tedavinin yoğunluğunu ve yan etkilerini azaltır:</strong> Erken teşhis, hastalığın yayılmadan kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Bu da daha az agresif kemoterapi protokolleri, daha düşük ilaç dozları ve dolayısıyla daha az kısa ve uzun vadeli yan etki anlamına gelmektedir.</li>
<li><strong>Kök hücre nakli ihtiyacını azaltır:</strong> Erken ve etkili tedaviyle birçok hasta sadece kemoterapi ile iyileşebilirken, geç teşhis edilen ve yüksek riskli hale gelen hastalarda kök hücre nakli tek küratif seçenek olabilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Günümüzde aileden yarı uyumlu nakiller ile tedavi başarısı artıyor</strong></p>
<p>Kök hücre nakli alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler, çocukluk çağı lösemilerinin tedavisinde başarı şansını daha da artırmaktadır. Geçmişte tam uyumlu bir verici bulunamaması önemli bir sorun olarak görülürken, bugün anne, baba veya kardeş gibi aile bireylerinden alınan yarı uyumlu nakiller de güvenli ve başarılı şekilde uygulanabilmektedir. Ayrıca kordon kanından elde edilen kök hücrelerin özel yöntemlerle çoğaltılması, naklin başarı şansını yükseltmekte ve daha fazla çocuk için umut oluşturmaktadır. Nakil öncesinde uygulanan hazırlık tedavilerinin de daha güvenli hale gelmesi sayesinde çocuklar bu süreci daha rahat geçirmekte, yan etkiler ise geçmişe göre daha iyi kontrol altına alınabilmektedir. Tüm bu gelişmeler, özellikle dirençli veya tekrarlayan lösemi vakalarında tedavi seçeneklerini genişletmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-100-bin-cocuktan-3u-losemi-riski-ile-karsi-karsiya-626041">Her 100 Bin Çocuktan 3&#8217;ü Lösemi Riski ile Karşı Karşıya!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bölgesinde]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gecikmeyin]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[insülin]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Artışı]]></category>
		<category><![CDATA[Kortizol]]></category>
		<category><![CDATA[Metabolizma]]></category>
		<category><![CDATA[özellikle]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[Yağlanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kilo vermeye çalışırken bazen hiç beklenmedik bir tabloyla karşılaşabiliyoruz.  Daha az yeriz, daha çok hareket ederiz ama tartı ibresinde bir değişim olmaz. Üstelik, bazen canımızı daha da sıkan bir şey olur; her zamankinden az yediğimiz halde kilo alırız. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr.</strong> <strong>Adnan Batman, </strong>bu durumun çoğu zaman hatalı beslenme ve yaşam alışkanlıklarımızdan kaynaklandığını belirterek, “Diyet sürecinde kalori hesabı yapmamak, az yenilmesine rağmen kilo alınmasının en yaygın sebeplerinden biridir. Ancak, kilo alınmasının nedeni sadece beslenme hataları değildir. Vücudumuz bazen kronik strese, hareketsizliğe ve uyku bozukluğu gibi etkenlere karşı kendini korumaya alır ve yağ depolamaya yönelir. Bu nedenle az yemek her zaman çözüm olmayabilir” diyor. <strong>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman,</strong> ancak kilo artışının hormonal veya metabolik hastalıklardan da kaynaklanabildiğini vurgulayarak, “Özellikle kısa sürede ve karın çevresinde belirgin kilo artışı varsa, metabolik veya hormonal sebeplerin araştırılması son derece önemlidir” ifadelerini kullanıyor. <strong>Doç. Dr. Adnan Batman</strong>,  az yemeye rağmen kilo artışına yol açabilen 10 etkeni anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Hatalı diyetler</strong></p>
<p>Az yenilmesine rağmen kilo alımının en önemli sebeplerinden biri, diyet sürecinde kalori hesabı yapılmamasıdır. Bu durum farkında olmadan ihtiyaçtan fazla enerji alınmasına yol açabiliyor. Ayrıca, şok diyetler de kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlasalar da metabolizmayı yavaşlatabiliyor ve kas kaybına neden olarak kilo alımını kolaylaştırıyor. </p>
<p><strong>Yetersiz ve kalitesiz uyku</strong></p>
<p>Yetersiz ve kalitesiz uyku, az beslenilmesine rağmen kilo artışının önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Doç. Dr. Adnan Batman, beş saatin altında uyuyan kişilerde obezite riskinin yüzde 50 oranına kadar artabildiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaşıyor: “Gece geç uyumak melatonin ve kortizol dengesini bozar. Bu durum insülin duyarlılığını azaltır ve vücudu yağ depolamaya daha yatkın hale getirir. Aynı zamanda kortizolün<strong> </strong>salınımını yükselterek karın çevresinde yağlanmayı artırır.  Dolayısıyla melatonin hormonunun yükseldiği 22:00-23:00 saatleri arasında uyku moduna geçilmesi son derece önemlidir.”</p>
<p><strong>Kronik stres </strong></p>
<p>Kronik stres altında vücut daha fazla kortizol hormonu salgılıyor. Bu hormon uzun süre yüksek düzeyde kaldığında metabolizma hızını düşürüyor. Ayrıca, kan şekerini yükselterek insülin seviyesinin de artmasına neden olabiliyor; bu durum yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Kronik stres altında olan kişiler az yeseler bile yağ depolamaya daha yatkın hale gelebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman,<strong> </strong>  stres hormonu kortizol yüksekliğinin özellikle karın bölgesinde yağ dokusunu artırdığını belirterek, “Karın bölgesi kortizole daha duyarlı olduğu için yağ yakımı burada daha fazla belirginleşmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kas kütlesinde azalma</strong></p>
<p>Kas kaybı 35 yaş sonrasında yavaş ama sürekli bir şekilde ilerliyor. Kas dokusunun metabolik olarak aktif olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Adnan Batman, “Kas kütlesi azaldıkça bazal metabolizma hızı da düşmektedir. Bu durum, aynı miktarda beslenmeye devam edilse bile vücudun daha az enerji harcamasına ve zamanla yağ oranının artmasına neden olabilmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam</strong></p>
<p>Sadece spor yapmak değil, gün içindeki toplam hareket miktarı da enerji harcamasını belirliyor. Masa başında çalışma ve uzun süre oturma gibi alışkanlıklarda günlük enerji harcaması ciddi şekilde azalıyor. Bu durumda kişi az besin tüketse bile harcanan enerji daha düşük olduğu için kilo artışı görülebiliyor. Düzenli günlük hareket, metabolizmanın daha aktif kalmasına yardımcı oluyor ve kilo kontrolünü destekliyor.</p>
<p><strong>Perimenopoz / Menopoz</strong></p>
<p>Perimenopoz ve menopoz dönemlerinde östrojen seviyesinin azalması metabolizmanın yavaşlamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla az yenilse bile metabolizma daha yavaş çalıştığı için kilo alınabiliyor. Bu hormon değişimi vücudun yağı özellikle karın bölgesinde depolama eğilimini artırıyor. </p>
<p><strong>Tiroit yetmezliği (Hipotiroidi) </strong></p>
<p>Metabolizmamızı düzenleyen tiroit hormonlarının eksikliğinde bazal enerji harcaması düşüyor ve sıvı tutulumu gelişebiliyor. Genellikle 2–4 kilo civarında kilo artışı yaşanırken beraberinde halsizlik, üşüme ve kabızlık gibi sorunlar da görülebiliyor. </p>
<p><strong>Cushing sendromu </strong></p>
<p>Cushing sendromu, vücudun uzun süre yüksek miktarda kortizol hormonuna maruz kalmasıyla oluşan bir hastalık. Kortizol yüksekliği özellikle karın bölgesi, ense ve yüzde yağ birikimine yol açıyor. Yüz yuvarlaklaşıyor, cilt inceliyor ve morarmalar gelişebiliyor. Doç. Dr. Adnan Batman, hızlı ve bölgesel kilo artışında Cushing sendromunun mutlaka akla gelmesi gerektiğine işaret ediyor. </p>
<p><strong>İnsülin direnci </strong></p>
<p>İnsülin direncinde hücreler kan şekerini dengelemek için daha fazla insülin salgılıyor. İnsülin, glikozu hücrelere taşıma ve fazla enerjiyi yağ olarak depolama sinyali veren bir hormon. Kan şekeri normal olsa bile yüksek insülin nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale geliyor ve yağ yakımı zorlaşabiliyor. Kilo artışı özellikle karın bölgesinde görülüyor. </p>
<p><strong>Polikistik over sendromu</strong></p>
<p>Polikistik over sendromu olan kadınlarda androjen artışı ile insülin direnci birlikte görülebiliyor.  Bunun sonucunda az yenilmesine rağmen kilo artışı yaşanabiliyor. Ayrıca adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi sorunlar da gelişebiliyor.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;kutu bilgisi &#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><strong>Kilo artışına karşı 5 etkili öneri!</strong></p>
<ul>
<li>Gerçek kalori alımınızı objektif olarak belirleyin. </li>
<li>Uyku sürenizi 7–8 saate çıkarın.</li>
<li> Haftada en az 3 gün direnç egzersizi yaparak, kas kütlenizi koruyun.</li>
<li>Tiroit, insülin ve kortizol gibi temel hormon değerlendirmesi yaptırın. </li>
<li> Kilonuzu ve bel çevrenizi düzenli olarak ölçün.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozellikle-karin-bolgesinde-hizli-yaglanma-varsa-gecikmeyin-622959">Özellikle karın bölgesinde hızlı yağlanma varsa, gecikmeyin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p>Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.</p>
<p><b>“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”</b></p>
<p><b> </b>Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p>Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p>
<p><b>En sık görülen belirtiler</b></p>
<p><b> </b>Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.<b> </b></p>
<p><b>Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor</b></p>
<p>Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi</b></p>
<p>Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yenişehir&#8217;de üreticiye &#8216;On numara&#8217; hizmet</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-ureticiye-on-numara-hizmet-620783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bitki]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[gübre]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[Kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[mersin]]></category>
		<category><![CDATA[numara]]></category>
		<category><![CDATA[ön]]></category>
		<category><![CDATA[organik]]></category>
		<category><![CDATA[Solucan Gübresi]]></category>
		<category><![CDATA[üretici]]></category>
		<category><![CDATA[üreticiye]]></category>
		<category><![CDATA[yenişehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin Yenişehir Belediyesi, sürdürülebilir tarımı desteklemek amacıyla Çukurkeşlik Mahallesi’nde 25 üreticiye 2 bin litre sıvı solucan gübresi dağıttı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-ureticiye-on-numara-hizmet-620783">Yenişehir&#8217;de üreticiye &#8216;On numara&#8217; hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Mersin Yenişehir Belediyesi, sürdürülebilir tarımı desteklemek amacıyla Çukurkeşlik Mahallesi’nde 25 üreticiye 2 bin litre sıvı solucan gübresi dağıttı. Kimyasal gübre yerine belediyenin sunduğu organik solucan gübresini tercih eden çiftçiler; zorlu ekonomik koşullarda tarlaya can suyu olan bu projeyi &#8220;on numara hizmet&#8221; olarak nitelendirdi. Girdi maliyetleri altında ezilen çiftçiye desteklerinin artarak devam edeceğinin altını çizen Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ise, “Mazot fiyatı artsa da, girdi maliyetleri bel bükse de biz elimizdeki tüm imkânları üretici için seferber etmeye devam edeceğiz” dedi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>Mersin Yenişehir Belediyesi, kırsal mahallelerdeki üreticilere yönelik sürdürülebilir tarım hamlesini büyütüyor.Üreticilerin kimyasal gübre kullanımını azaltmak ve maliyetleri düşürmek amacıyla üretilen organik solucan gübreleri, ziraat mühendislerinin eğitimleri eşliğinde çiftçilere ücretsiz ulaştırılıyor. Kırsal Hizmetler Müdürlüğü ekipleri bu kapsamda, son olarak Çukurkeşlik Mahallesi’nde, bölgenin simgesi haline gelen erkenci yenidünya (Malta eriği) üreticileri başta olmak üzere 25 çiftçiye toplam 2 bin litre sıvı solucan gübresi dağıttı. </span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>“ÜRETİCİLERİMİZE DESTEK OLMAYI AMAÇLIYORUZ”</span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span>Yenişehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürlüğü’nde görev yapan Ziraat Mühendisi İsmet Güldoğan, solucan gübresi desteğinin üç yıldır sürdüğünü belirterek, bu yılki dağıtımın ilk olarak Çukurkeşlik Mahallesi’nde başladığını söyledi. Mahallede özellikle erkenci çeşit yenidünya (Malta eriği) üretiminin yaygın olduğuna dikkat çeken Güldoğan, yaklaşık 25 üreticiye yapılan dağıtımla üreticilere önemli bir destek sağlandığını ifade etti. 2026 yılı hedeflerinin kırsal mahallelerdeki üreticilere yılda 3-4 kez solucan gübresi desteği vererek bir yıllık organik gübre ihtiyacının karşılanmasına katkı sunmak olduğunu vurgulayan Güldoğan, “Solucan gübresi, toprağın yapısını iyileştirir. Toprağı gevşetir ve havalanmasını artırır. Toprağın su tutma kapasitesini yükseltir. Bitki gelişimini hızlandırır. İçinde doğal azot, fosfor, potasyum ve mikro elementler bulunur. Kök gelişimini güçlendirir ve bitkinin daha hızlı büyümesini sağlar. Verimi artırır. Meyve ve sebzelerde ürün miktarını ve kalitesini artırabilir. Hastalıklara dayanıklılığı artırır. Topraktaki faydalı mikroorganizmaları artırarak bitkilerin hastalıklara karşı direncini yükseltir. Kimyasal gübre ihtiyacını azaltır. Organik olduğu için toprağı yormaz ve uzun vadede toprağı iyileştirir. Meyve ve sebzelerin kalitesini artırır. Tat, aroma ve raf ömrünü olumlu etkileyebilir” dedi. </span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span>ÜRETİCİDEN TAM NOT; &#8220;ON NUMARA HİZMET&#8221;</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Gübre desteğinden yararlanan üreticiler memnun olduklarını ifade etti. Üretici Mahmut Çetin, solucan gübresini damlama yöntemiyle uyguladığını belirterek,“Solucan gübresi desteğinden dolayı Yenişehir Belediye Başkanımız sayın Abdullah Özyiğit’e teşekkür ediyorum. Ürünlerime damlama usulü ile veriyorum. Biraz da demir ve azot ilave ediyorum. Bu şekilde verimimiz daha da artar hale geldi” dedi. Bir diğer üretici Hüseyin Çetin ise solucan gübresinin kimyasal gübrelere göre daha çevre dostu olduğunu belirterek toprağın yeniden üretken hale gelmesine katkı sağladığını dile getirdi. Üretici Gürkan Erkan da verilen desteğin üreticiler için önemli olduğunu vurgulayarak solucan gübresini özellikle şeftali üretiminde kullandığını ve olumlu sonuçlar aldığının altını çizerek, “Verilen talimatlara göre kullanıyoruz ve çok da memnunuz. Solucan gübresini çiçekli, yapraklı süs bitkileri, sebze-meyve fide, fidan gibi bitkilerde kullanan çiftçi arkadaşlarımız var ama ben ağırlıklı olarak şeftalide kullanıyorum ve çok memnunum. Bu gerçekten &#8216;on numara&#8217; bir hizmet” dedi. </span></span></span></p>
<p><span><span><span>BAŞKAN ÖZYİĞİT: “YENİŞEHİR’İN TARLASI YEŞERİRSE, MERSİN’İN MUTFAĞI ŞENLENİR”</span></span></span></p>
<p><span><span><span>Girdi maliyetleri altında ezilen çiftçiye desteklerinin artarak devam edeceğinin altını çizen Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit, “Tarım sektörü, yaşamın sürekliliği için ihmal edilemeyecek bir sektördür. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, o hepimize pusula olan meşhur sözünü bir kez daha hatırlayalım: “Milli ekonominin temeli tarımdır.” Bu söz, sadece bir temenni değil; tam bağımsız bir Türkiye’nin reçetesidir. Çünkü üretim olmazsa dışa bağımlılık olur.Gıdasını kaybeden ülke geleceğini kaybeder. Bugün çiftçimiz zor bir dönemden geçiyor. Tarlasına giden çiftçi, traktörüne koyacağı mazotun hesabını yapar hale geldi. Çiftçinin toprağına can verecek gübrenin, zararlıdan koruyacak ilacın fiyatı her gün katlanıyor. Evet üreticimizin yükü ağır, omuzlarındaki sorumluluk büyük. Çiftçinin omuzundaki yükü hafifletmek için Yenişehir Belediyesi olarak toprağımızı öldüren kimyasallara karşı; toprağın bereketini artıran, su tutma kapasitesini yükselten organik çözümler üretiyoruz. Mazot fiyatı artsa da, girdi maliyetleri bel bükse de biz elimizdeki tüm imkânları üretici için seferber etmeye devam edeceğiz. Tohumdan fidana, gübreden lojistiğe kadar her adımda yanlarında olacağız. Çünkü biliyoruz ki; Yenişehir’in tarlası yeşerirse, Mersin’in mutfağı şenlenir; Mersin’in çiftçisi kazanırsa, Türkiye güçlenir. Üretiminiz bol, hasadınız bereketli olsun!” dedi. </span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yenisehirde-ureticiye-on-numara-hizmet-620783">Yenişehir&#8217;de üreticiye &#8216;On numara&#8217; hizmet</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevirebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kabusa]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzeri kişilerde özellikle ameliyat sonrası gelişen bu fıtıkların toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yapılan çalışmalar; karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan insizyonel, yani ameliyat kesi yerinden gelişen karın duvarı fıtıklarının, 50 yaş üzerindeki hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde görülebildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Metin Ertem hayatı kabusa çevirebilen, bazı hastaların boyunlarına çarşaf bağlayarak taşıdıkları dev karın fıtıklarını ve yeni tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Vücudumuzda ‘koruyucu zırh’ olan karın duvarı zayıfladığında ya da ameliyat gibi bir nedenle bütünlüğü bozulduğunda, iç organlar dışa doğru itilerek dev karın fıtığı ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzerindeki kişilerde dev karın fıtıklarının görülme sıklığının arttığını belirterek “Bunun en önemli nedeni yaşla birlikte kolajen doku sentezinin azalmasıdır. Kolajen, karın duvarının dayanıklılığını sağlayan temel yapı taşlarından biridir. Bu yapı zayıfladığında karın duvarı adeta bir kumaşın sökülen dikişi gibi açılmaya başlar” diyor. Karın duvarındaki büyük açıklıkların sadece estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ertem şöyle konuşuyor: “Bu dev fıtıklar, bel ve sırt ağrılarına, ıkınma olamayacağından dışkılama zorluğuna ve hatta solunum güçlüğü gibi yaşamı tehdit eden sorunlara neden olabiliyor. Fıtıklar tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirken, bunun en tehlikeli sonuçlarından birini, halk arasında “bağırsak düğümlenmesi” olarak bilinen sorun oluşturuyor.”</p>
<p><strong> Bağırsak delinmesi ve hayati riske yol açabiliyor</strong></p>
<p>Bağırsakların fıtık kesesi içinde sıkışarak; hastalarda şiddetli karın ağrısı, kusma ve büyük abdest yapamama gibi şikayetlere neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, soruna müdahale edilmezse bağırsak delinmesine kadar giden çok ciddi tablolar oluşturabildiğini ve bu durumun hayati riske yol açabildiğini söylüyor. Dev fıtıkların boyutlarının bazen dramatik olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin Ertem, bazı hastaların yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ”Bazen fıtık o kadar büyüyebiliyor ki, neredeyse iki çocuk başı büyüklüğüne ulaşabiliyor. Hatta bazı hastalar fıtığı desteklemek için karınlarının altından çarşaf geçirip boyunlarına bağlayarak taşımak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sorun ilerlemeden erken tedavi olmak günlük yaşam konforu açısından ve tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.” </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası iyileşme döneminde dikkat!</strong></p>
<p>Karın ameliyatı geçiren kişilerin özellikle iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor. Prof. Dr. Ertem, ihmale gelmez bazı önlemleri “ameliyat sonrası erken dönemde ağır kaldırmamak, kabız kalmamaya özen göstermek, kronik öksürük varsa mutlaka tedavi olmak, yeterli ve dengeli beslenmek” şeklinde sıralıyor. Çünkü bu faktörler karın duvarına binen baskıyı artırarak fıtık gelişimini kolaylaştırabiliyor. Karın ameliyatı olmayan kişilerde de bazı fıtık türlerinin görülebileceğini; özellikle doğum yapanlarda karın duvarındaki zayıf noktalardan yağ dokusu ve bağırsakların dışarı çıkmasıyla epigastrik fıtıklar (göbek üstü fıtığı) oluşabildiğini belirten Prof. Dr. Ertem “Gebelik sırasında karın büyüdükçe karın duvarı gerilir ve bazı bölgelerde zayıflık oluşabilir. Bu durum küçük fıtıkların gelişmesine yol açabilir” diyor. </p>
<p><strong>Dev fıtıklarda yeni tedavi dönemi</strong></p>
<p>Dev karın fıtıklarının cerrahisinin oldukça özellikli bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ertem, son yıllarda kullanılan yeni yöntemlerin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Eskiden bu fıtıklar çoğunlukla sadece dikiş yöntemiyle kapatılmaya çalışılırdı. Ancak bu yöntemde nüks oranları yüzde 50’ye kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise dev fıtıklarda çok daha ileri teknikler kullanıyoruz. Özellikle, özel cihazlarla karın duvarı kontrollü şekilde genişletiliyor. Gerekli durumlarda karın kaslarına botoks uygulanarak kasların gevşemesi sağlanıyor. Ardından karın duvarı onarılıyor ve yama ile destekleniyor. Bu modern yöntemler nüks oranlarını yüzde 2-5’lere kadar düşürdü.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor-617944</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 20:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısını]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[hatalar]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617944</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan ayında yapılan bilinçsiz beslenme tercihleri, yalnızca mideyi değil, diz ve omurga sağlığını da tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor-617944">Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Ramazan ayında yapılan bilinçsiz beslenme tercihleri, yalnızca mideyi değil, diz ve omurga sağlığını da tehdit ediyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Ahmet İnanır, sahurun atlanması, iftarda aşırı yemek yenmesi ve yetersiz su tüketiminin kas kaybına ve eklem içi basınç artışına yol açabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>
<p><b><span>“Uzun Açlıkta İlk Kaybedilen Kas Dokusudur”</span></b></p>
<p><span>Sahurun atlanması düşündüğümüzden daha ciddi sonuçlar doğurabilir.</span>Uzun süreli açlıkta ilk kaybedilen kas dokusudur. Kas zayıflığı diz ve bel üzerindeki yükü artırır. Özellikle bel fıtığı, diz kireçlenmesi ve omurga problemleri olan kişilerde ağrılar artabilir.Sahurda mutlaka protein, lif ve sağlıklı yağ kombinasyonu yapılması gerekir.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor-0-1dT91qDP.jpg"/></p>
<p><b><span>“İftarda Aşırı Yemek Omurgayı Zorluyor!”</span></b></p>
<p>İftarda hızlı ve fazla yemek yemek mide basıncını artırır.Mide doluluğu arttıkça diyafram yukarı itilir. Bu durum omurga rahatsızlığı olan kişilerde bel ve sırt ağrısını tetikleyebilir. Kızartma ve ağır yağlı yemekler ise hem reflüyü artırır hem de kas-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etki oluşturur.</p>
<p><b>”Tuz ve Şeker Eklemleri Etkiliyor”</b></p>
<p><span>Aşırı tuz tüketimi ödem oluşturur ve eklem içi basıncı artırabilir.Şekerli sahur tercihleri de gün içinde halsizlik ve kas zayıflığına yol açabilir.</span></p>
<p><b>”Su Tüketimi Hayati Önem Taşıyor !”</b></p>
<p><span>Ramazan’da en sık yapılan hatalardan biri yetersiz su tüketimidir. </span>Susuzluk; baş ağrısı, eklem sertliği ve performans düşüşüne neden olabilir. Sahurda en az 2–3 bardak su içilmeli, iftar ile sahur arasında 2–2,5 litre su hedeflenmelidir. Gazlı ve aşırı kafeinli içecekler sıvı kaybını artırabilir.</p>
<p><b><span>“Ramazan Sağlığı Bozmak Değil,Korumak İçin Bir Fırsat Olabilir”</span></b></p>
<p><span>Doç. Dr. Ahmet İnanır, Ramazan’ın doğru planlandığında kas-iskelet sistemi için risk değil, fırsat olabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:</span>“Bilinçli beslenme ile hem enerji korunur hem de eklem ve omurga sağlığı desteklenir. Ramazan’da önemli olan miktar değil, denge ve doğru kombinasyondur” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
</div>
<p><span><span>—</span></span></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ramazanda-yapilan-bu-hatalar-diz-ve-bel-agrisini-artiriyor-617944">Ramazanda Yapılan Bu Hatalar Diz ve Bel Ağrısını Artırıyor !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 08:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığa]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[lerleyen]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[türkmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Nefrolog Prof. Dr. Kültigin Türkmen</strong>, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı’nın (ODPKD) toplumda sanılandan daha yaygın görülen, ancak farkındalığı hâlâ yeterli olmayan ciddi bir genetik hastalık olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>“<strong>ODPKD, böbreklerde çok sayıda sıvı dolu kistin oluşmasıyla seyreden, kalıtsal ve ilerleyici bir hastalıktır. Dünya genelinde her 400–1000 doğumdan birinde görülür ve diyaliz ya da böbrek nakli gerektiren son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli dört nedeninden biridir</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, hastalığın erken dönemde tanınmasının kritik önem taşıdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Genetik Bir Miras</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, hastalığın tamamen genetik geçişli olduğunu belirterek şu bilgileri paylaşıyor:<br />“<strong>Vakaların yaklaşık %85’i PKD1, %15’i ise PKD2 genindeki mutasyonlardan kaynaklanır. PKD1 mutasyonu olan hastalarda hastalık daha erken yaşta ve daha ağır seyrederken, PKD2 mutasyonu olanlarda genellikle daha yavaş ilerler</strong>.”</p>
<p>Türkmen’e göre, kişi bu genetik yatkınlıkla doğsa da kistlerin oluşumu için yaşam boyunca hücrelerde ikinci bir tetikleyici mekanizmanın devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Sadece Böbrekleri Değil, Tüm Vücudu Etkiliyor</strong></p>
<p>“<strong>ODPKD yalnızca bir böbrek hastalığı değildir; tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalıktır</strong>” diyen Prof. Dr. Türkmen, böbrek yetmezliği gelişmeden çok önce hastaların önemli bir kısmında <strong>yüksek tansiyon</strong> görüldüğünü belirtiyor.</p>
<p>Hastalığın böbreklerle ilişkili en sık belirtileri arasında:</p>
<ul>
<li>Kronik bel ve yan ağrısı,</li>
<li>İdrarda kanama ve enfeksiyon atakları,</li>
<li>Böbrek taşı oluşumu bulunuyor.</li>
</ul>
<p>Böbrek dışı bulgulara da dikkat çeken Türkmen, “<strong>Karaciğer kistleri en sık görülen böbrek dışı bulgudur. Ayrıca bazı hastalarda beyin damarlarında anevrizma riski ve kalp kapakçığı sorunları görülebilir. Bu nedenle hastalar çok yönlü değerlendirilmelidir</strong>” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Tanı Basit, Takip Hayati</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen’e göre ODPKD tanısı çoğu zaman ultrason ile konulabiliyor.<br />“<strong>Manyetik rezonans (MR) görüntüleme, böbrek hacmini ölçerek hastalığın ne kadar hızlı ilerleyeceğini öngörmemizi sağlar. Aile öyküsü olmayan ya da tanısı netleşmeyen hastalarda genetik testler önemli bir destek sağlar</strong>” diyor.</p>
<p><strong>Hastalığın Seyri Değiştirilebiliyor</strong></p>
<p>ODPKD’yi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi henüz bulunmasa da, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Türkmen, şu noktalara dikkat çekiyor:</p>
<p>“<strong>Bol su tüketimi, tuz kısıtlaması ve tansiyonun sıkı kontrolü tedavinin temelini oluşturur. Bunun yanı sıra, uygun hastalarda kullanılan Tolvaptan tedavisi, böbrek hacmindeki artışı yavaşlatır ve böbrek fonksiyon kaybını geciktirebilir</strong>.”</p>
<p>Türkmen, Tolvaptan tedavisi sırasında hastaların düzenli olarak izlenmesi gerektiğini belirterek, “<strong>Sık idrara çıkma ve susuzluk hissi görülebilir; nadiren karaciğerle ilgili yan etkiler ortaya çıkabileceği için düzenli kan testleri büyük önem taşır</strong>” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Geleceğe Umutla Bakılıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kültigin Türkmen, tıp dünyasında ODPKD’ye yönelik yaklaşımın hızla değiştiğini vurguluyor: “<strong>Gelecekte her hastanın genetik yapısına uygun kişiselleştirilmiş tedavilerle, bu hastalıkla yaşayan bireylerin yaşam kalitesini çok daha ileriye taşımayı hedefliyoruz</strong>.”</p>
<p>Son olarak toplumsal farkındalığın önemine dikkat çeken Türkmen, şu mesajla sözlerini tamamlıyor: <strong>“Erken tanı, doğru tedavi ve düzenli takip ile ODPKD ile yaşamak mümkündür.”</strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sessiz-ilerleyen-genetik-hastaliga-karsi-erken-tani-ve-dogru-yonetim-hayat-kurtariyor-614286">Sessiz İlerleyen Genetik Hastalığa Karşı Erken Tanı ve Doğru Yönetim Hayat Kurtarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 08:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşından]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613656</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan hatta Antik Mısır belgelerinde bile bahsedilen böbrek taşı günümüzde en sık görülen hastalıkların başında geliyor. Küresel bir salgın olarak da nitelenen böbrek taşı; bölgesel faktörler, hareketsiz yaşam, yetersiz sıvı alımı, gereğinden fazla protein &#8211; tuz tüketimi ve fazla kilolardan kaynaklanıyor. Kadınlarda da sık rastlanmaya başlayan böbrek taşı, zamanında tedavi edilmediği takdirde böbrek yetmezliği gibi hayati risklerle sonuçlanan rahatsızlıklara neden olabiliyor. Doğum sancısına benzer ağrılarla kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen böbrek taşları, lazerli ve robotik cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek hastanın aynı gün taburcu olması sağlanabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Fatih Yanaral, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Ülkemizde her 100 kişiden 15’inde böbrek taşı görülüyor</strong></p>
<p>Dünya genelinde böbrek taşı görülme sıklığı %5-15 arasındayken, Türkiye’de bu oran %15 seviyelerine kadar çıkmaktadır. Yani ülkemizde her 100 kişiden yaklaşık 15’i hayatının bir döneminde bu ağrılı süreçle tanışma riski altındadır. Bu yüksek oranın nedenlerini üç ana başlıkta açıklayabiliriz:</p>
<ul>
<li><strong>Sıcak İklim:</strong> Türkiye, dünyada &#8220;taş kuşağı&#8221; olarak adlandırılan riskli bölgededir. Artan hava sıcaklıkları vücutta sıvı kaybını artırırken, idrarın yoğunlaşmasına ve kristallerin çökmesine neden olur.</li>
<li><strong>Beslenme Hataları:</strong> Aşırı tuz tüketimi (Türkiye&#8217;de günlük ortalama tuz tüketimi önerilenin iki katıdır) ve hayvansal proteinden zengin beslenme, kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumunu tetikler.</li>
<li><strong>Genetik Faktörler:</strong> Ailesinde taş öyküsü olanlarda risk %30 daha fazladır. </li>
</ul>
<p><strong>Tedavi edilmeyen taş böbrek yetmezliğine neden olabilir</strong></p>
<p>Böbrek taşının en önemli ve en sık belirtisi sırt ve bel ağrısıdır. Taşın olduğu böbrek tarafındaki uzun süren ağrılar ya da bıçak saplanır tarzdaki şiddetli ağrılar ile kendisini belli etmektedir. Ayrıca idrar yaparken yanma, idrar renginde değişiklik, bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşının belirtisi olabilir. Bir böbrek taşı tespit edildiğinde, tedavi planlamasındaki en önemli faktör taşın boyutu ve böbrekteki yeridir. Taşın boyutu ne kadar büyükse, hastanın taşı kendiliğinden düşürme şansı o kadar azdır. Tıbbi cihazlardaki ve lazer teknolojisindeki gelişmeler sayesinde böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde artık kapalı endoskopik yöntemler kullanılmaktadır. </p>
<p><strong>Böbrek taşları bıçaksız ve izsiz tedavi edilebiliyor</strong></p>
<p>Artık böbrek taşları için &#8220;açık ameliyat&#8221; tercih edilmemektedir. Özellikle endoskopik aletler ve lazer teknolojisindeki gelişmeler böbrek taşı tedavisini kolaylaştırmıştır. Son yıllarda gelişen en önemli yenilikler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Lazer teknolojisi: </strong>Geleneksel lazerlerin yerini alan Thulium Fiber Lazer, böbrek taşı tedavisinde daha sık kullanılır hale geldi. Bu lazer taşları sadece kırmamakta, adeta &#8220;un&#8221; haline getirmektedir. Bu yöntemle hastalar, işlem sonrası büyük parçaları düşürme sancısı yaşamamaktadır. Ayrıca hızlı etkisi sayesinde operasyon sürelerini yarı yarıya kısaltmaktadır.</li>
</ul>
<ul>
<li><strong>Akıllı aspirasyon sistemleri: </strong>Artık taşlar kırılırken aynı zamanda endoskopik cihazlara entegre sistemlerle vakumlanarak temizlenir. Bu da böbreğin içinin taşsız hale getirilmesini sağlamaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu yenilikler, endoskopik tedavileri kolaylaştırmakta ve hastalar aynı gün taburcu olabilmektedir.</p>
<p> <strong>Taştan korunmak için yaşam biçiminizi değiştirin</strong></p>
<p>Böbrek taşı tedavisinden sonra yeniden taş oluşmaması için doktor kontrollerinin yayında kişinin yaşam biçiminde de şu değişiklikleri yapması gerekir; </p>
<ol>
<li><strong>Yeterli Su Tüketin:</strong> Günde en az 2,5 litre su tüketin ve içine bir dilim limon atın. Limondaki sitrat taş oluşumunu engeller.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Tuzu Azaltın:</strong> Sofradan tuzluğu kaldırın ve paketli gıdalardan uzak durun.</li>
</ol>
<ol>
<li><strong>Düzenli Egzersiz Yapın:</strong> Düzenli yürüyüş yerçekimi etkisiyle kristallerin böbrekten atılmasına yardımcı olur.</li>
<li><strong>Meyve-Sebze Ağırlıklı Beslenin:</strong> Hayvansal protein tüketimini sınırlayıp sebze ve meyve ağırlıklı beslenme alışkanlığı kazanın</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasindan-korunmak-icin-4-onemli-oneri-613656">Böbrek Taşından Korunmak İçin 4 Önemli Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 07:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[Ekran Kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[Omurga Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613319</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dijital teknolojiler günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak hayatın her alanında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319">Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dijital teknolojiler günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak hayatın her alanında yer alıyor. Ancak ekran karşısında geçirilen sürenin artması ve bilinçsiz kullanım; omurga sağlığı başta olmak üzere kas-iskelet sistemi ve ruhsal denge üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Uzun süre ekran başında kalmak boyun, omuz ve bel ağrılarıyla birlikte duruş bozukluklarına, uyku kalitesinde azalmaya ve dikkat süresinde kısalmaya neden olabiliyor. Bu nedenle dijital kullanımın omurga sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirmek büyük önem taşıyor. Memorial Göztepe Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Topal Yarat, dijital ekran kullanımının omurga sağlığına etkileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Dijital teknolojiler omurga sağlığını nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>İnsan vücudu uzun süreler boyunca sabit bir pozisyonda kalmak üzere tasarlanmamıştır. Bu nedenle hareketsiz yaşam biçimi, zamanla yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik stresin de artmasına yol açar. Ekran karşısında uzun süre hareketsiz kalmak; omurganın doğal eğriliklerinin bozulmasına, kas grupları arasında dengesizliklerin gelişmesine ve eklemlere binen yükün artmasına neden olur. </p>
<p><strong>Bel ve sırt ağrıları, duruş bozuklukları kaçınılmaz </strong></p>
<p>Özellikle başın öne eğik pozisyonda kalması, boyun omurlarına normalin çok üzerinde baskı uygulanmasına yol açar. Bu durum zamanla boyun, bel ve sırt ağrıları, postür (duruş) bozuklukları ve kas spazmları ile kendini gösterebilir. Ayrıca çene sıkma, gerilim tipi baş ağrıları, omuz ve üst sırt bölgesinde sertlik sık görülen şikayetler arasındadır. Uzun süreli ekran kullanımı uyku kalitesinde azalma, dikkat ve konsantrasyon süresinde kısalma gibi bilişsel sorunlara da zemin hazırlayabilir. Tüm bu fiziksel etkiler, beraberinde huzursuzluk, yorgunluk ve ruhsal dengesizlik belirtilerini de getirebilir.</p>
<p><strong>Her yaşta omurga sağlığı için risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Uzun süreli ve kontrolsüz dijital ekran kullanımı, her yaş grubunda omurga sağlığı açısından önemli riskler barındırır. Özellikle çocukluk döneminde artan ekran süresi; boyun eğriliği ve skolyoz gelişimine zemin hazırlayabilir. Sağlıklı bir omurga gelişimi için çocuklarda günlük ekran süresinin ideal olarak 1-2 saati aşmaması önerilir. Yetişkinlerde uzun süreli masa başı ve ekran kullanımı postür bozukluklarına, boyun ve bel problemlerine neden olabilir. Omuz, dirsek ve el bileği ağrıları sık görülen şikayetler arasındadır ve zamanla kronik kas-iskelet sorunlarına dönüşebilir. </p>
<p>Daha ileri yaşlarda ekran karşısında geçirilen sürenin artması, hareketsizlikle birlikte kas kütlesinde azalmaya (sarkopeni) ve omurga problemlerinin belirginleşmesine yol açabilir. Bu durum yaşam kalitesini düşürürken, düşme riski, bağımlılık davranışları ve erken ölüm riskinde artışla da ilişkilendirilmektedir. Yaş grubu ne olursa olsun, aşırı dijital ekran kullanımı; dikkat, hafıza ve bilişsel işlevlerde bozulma ile birlikte ruhsal sağlığı olumsuz etkileyerek bağımlılık riskini artırabilir.</p>
<p><strong>Bilinçli dijital kullanım omurga sağlığını destekler</strong></p>
<p>Dijital dünyada yer almak günümüzde kaçınılmazdır. Ancak ekran kullanımını dengeli ve bilinçli şekilde yönetmek, hem fiziksel hem de ruhsal sağlığın korunmasında önemli rol oynar. Teknolojinin yaşamı yönetmesine izin vermek yerine, kullanım sınırlarını bireyin kendisinin belirlemesi gerekir. Omurga sağlığını koruyarak dijital araçları kullanmak mümkündür. Günlük hayata eklenecek birkaç küçük alışkanlık değişikliği, ekran kullanımının olumsuz etkilerini azaltabilir. Ekranların yalnızca iş ve gereklilik durumlarında kullanılması, teknolojinin bir eğlence aracı değil ihtiyaç aracı olarak görülmesi önem taşır. Çalışma sürelerinin bölünmesi, düzenli aralar verilmesi, esneme ve hafif egzersizlerin günlük rutine eklenmesi omurganın korunmasına katkı sağlar.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir omurga için 7 pratik öneri</strong></p>
<p>Dijital ekran kullanımının omurga üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için günlük yaşamda uygulanabilecek basit ama etkili alışkanlıklar büyük önem taşır. Bu öneriler, hem masa başı çalışanlar hem de uzun süre ekran karşısında vakit geçiren bireyler için yol gösterici olabilir:</p>
<ol>
<li>Her 30 dakikada bir 5 dakika mola verin. Kısa molalar kasların gevşemesine ve omurganın rahatlamasına yardımcı olur.</li>
<li>Her 60 dakikada ayağa kalkın ve yürüyün. Kan dolaşımını artırarak kas-iskelet sisteminin yükünü azaltır.</li>
<li>Boyun, omuz, bel ve el bileklerini düzenli olarak esnetin. Esneme hareketleri kas sertliğini ve spazm riskini azaltır.</li>
<li>Ekranı göz hizasında konumlandırın. Başın sürekli aşağıda veya yukarıda kalması boyun omurlarına aşırı yük bindirir.</li>
<li>Sandalye yüksekliği ile kol ve bilek pozisyonunu ergonomik hale getirin. Eklemlere binen yükü azaltarak uzun vadeli ağrıların önüne geçer.</li>
<li>Basit nefes egzersizleri uygulayın. Nefes egzersizleri hem fiziksel rahatlama sağlar hem de zihinsel stresi azaltır.</li>
<li>Haftada en az 3 gün düzenli egzersiz yapın. Düzenli fiziksel aktivite omurga sağlığını destekler ve kas gücünü artırır.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-dunyada-omurga-sagligi-icin-7-oneri-613319">Dijital Dünyada Omurga Sağlığı İçin 7 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2026 12:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613184</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-2-613184">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 07:23:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Çocukluk Çağı Kanserleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmeler]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[moleküler]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613035</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni bir dönemin heyecanı ve umudu yaşanıyor. Bu yıl 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü çok umut veren gelişmelerle karşıladıklarını belirten <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu</strong> “Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktadayız. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun iyileşmesinin ötesinde, sağlıklı bir erişkin olması” diyor. Prof. Dr. Çorapçıoğlu, <strong>15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada, çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde yeni dönemi anlattı, ailelere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocukluk çağında yaygın görülen lösemi ve lenfoma gibi kanserler, son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemeler sayesinde başarıyla tedavi edilebiliyor. 15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü öncesinde bilim dünyasında heyecan yaratan bir haber aldıklarını belirten Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu şöyle konuşuyor: “Çocuklarda kanser tedavisinde başarı oranı geçmişe kıyasla çok önemli noktalara geldi. Öyle ki; artık neredeyse tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır diyebiliriz. Amerikan Kanser Derneği’nin 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla açıkladığı orana göre; çocukluk çağı kanserleri 1970’lerde yüzde 50-60 civarında tedavi edilebilirken, günümüzde tedavide çok ciddi ilerleme kaydedilmiş ve başarı oranı yüzde 87’lere çıkmıştır. Bu veri son derece ciddiye alınması gereken ve büyük umut veren bir bilgidir.” </p>
<p><strong>Erken tanı ve tedavi çok önemli!</strong></p>
<p>Tedavinin başarısında; kanserin türü, evresi ve çocuğun yaşının önemli faktörler olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünü belirterek “Ebeveynler çocuklarını çok iyi gözlemlemeli, özellikle bacak, bel ya da kemik ağrısı, ateş, çabuk yorulma, halsizlik, vücutta morluklar ya da sık sık burun/ diş eti kanamaları gibi belirtiler varsa mutlaka ciddiye alarak altında yatan nedenin bulunması için ısrarcı ve takipçi olmalıdır. Bazen ‘büyüme ağrısıdır’ denilen ve geçmeyen ağrıların altında çocukluk çağı kanserleri yatabiliyor” diyor. Erken tanı sayesinde özellikle lösemi, lenfoma ve sarkomlarda oldukça başarılı sonuçlar alınsa da bazı saldırgan beyin tümörlerinde daha fazla ilerlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Prof. Dr. Çorapçıoğlu bu alanda da çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Moleküler Çağ: “Tam 12’den Vurmak”</strong></p>
<p>Son yılların en önemli gelişmelerinden birinin de; kanserin moleküler özelliklerinin daha iyi anlaşılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Her tümör kendine özgü genetik ve moleküler değişiklikler taşıyor. Bu değişikliklere yönelik geliştirilen ilaçlar tedavide yeni bir dönem başlattı. Elimizde moleküler tetkikler varsa ve hedefi doğru belirleyebiliyorsak, doğrudan o değişikliğe yönelik ilaçlar kullanabiliyoruz. Buna adeta ‘tam 12’den vurmak’ diyebiliriz. Bazı hastalarda hedefli tedaviler ve immünoterapiler sayesinde kemoterapiye hiç ihtiyaç duymadan tedaviyi sağlayabiliriz. Bazı durumlardaysa bu yeni ilaçları kemoterapinin etkisini artırmak için kullanıyoruz. Eskiden sadece kemoterapiye dayalı tedaviler varken, bugün çok daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım söz konusu. Bu, çocukluk çağı kanserlerinde çok çok büyük bir kazanım.”</p>
<p><strong>Proton tedavisiyle daha az yan etki!</strong></p>
<p>Günümüzde bir başka çok önemli kazanımın da; çocuk onkolojisinde önemli bir yer tutan radyoterapi alanında yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Funda Vesile Çorapçıoğlu “Radyoterapideki teknolojik gelişmeler çocukları koruyarak tedavi etmeye olanak sağlıyor. Bu gelişmeler arasında proton tedavisi öne çıkıyor ki, özellikle beyin tümörlerinde bu yöntemin büyük avantaj sağladığını görüyoruz. Proton tedavisi, çevre dokulara daha az zarar vererek tümörü hedef alabiliyor. Özellikle gelişim çağındaki çocuklarda büyük önem taşıyor” diyor. </p>
<p><strong>Amaç sadece iyileştirmek değil, sağlıklı erişkinler yetiştirmek</strong></p>
<p>Teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde bugün artık sadece çocuğu iyileştirmeyi değil, onun ileride sağlıklı bir erişkin olmasını da hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Çorapçıoğlu, bu nedenle verdikleri her tedavinin uzun dönemli etkilerini dikkatle gözetlediklerini belirterek “15 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü’nü umut veren gelişmelerle karşılıyoruz. Çocukluk çağı kanserlerinde artık çok daha güçlü bir noktada olduğumuzu söyleyebilirim. Bilimsel gelişmeler, moleküler tedaviler ve ileri teknoloji uygulamalarıyla yeni bir döneme girdik. Amacımız her çocuğun sağlıklı bir geleceğe ulaşması” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-hayat-veren-en-yeni-yontemler-613035">Çocukluk çağı kanserlerinde hayat veren en yeni yöntemler!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müzikle laik Cumhuriyet vurgusu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/muzikle-laik-cumhuriyet-vurgusu-611122</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 09:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[Laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[müzikle]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[vurgusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Bornova Şubesi Türk Sanat Müziği Korosu, Bornova Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “İzmir’in Değerleri” başlıklı konserle sanatseverlerle buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muzikle-laik-cumhuriyet-vurgusu-611122">Müzikle laik Cumhuriyet vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Bornova Şubesi Türk Sanat Müziği Korosu, Bornova Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen “İzmir’in Değerleri” başlıklı konserle sanatseverlerle buluştu. Bornova Belediyesi Nevzat Kavalar Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen konser, müzikle birlikte güçlü bir toplumsal mesaj da verdi.</p>
<p>Şef Engin Karadağ yönetimindeki koro, İzmirli sanatçıların birbirinden değerli eserlerini başarıyla seslendirdi. Salonu dolduran Bornovalılar, eserlere coşkuyla eşlik ederken konser yoğun ilgi gördü. Türk Sanat Müziği’nin inceliği ve duygusu, izleyicilere unutulmaz bir gece yaşattı.<b> </b></p>
<p><b>“Laiklik Cumhuriyetin süsü değil, bel kemiğidir”</b></p>
<p>Konser öncesinde konuşan ADD Bornova Şube Başkanı Mübeccel Timaç, sanat ve laiklik arasındaki güçlü bağa dikkat çekti. Timaç, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlanma mücadelesini hatırlatarak, “Laiklik olmadan özgür düşünce olmaz. Özgür düşünce olmadan sanat olmaz. Sanat olmadan da çağdaş bir toplum kurulamaz. İşte bu yüzden laiklik, Cumhuriyet’in süsü değil bel kemiğidir.” diye konuştu.</p>
<p><b>“Sanatı yaşatmak bir duruştur”</b></p>
<p>Laik Cumhuriyetin sistemli biçimde aşındırılmak istendiğini vurgulayan Timaç, sanatın bu karanlığa karşı güçlü bir duruş olduğunu ifade etti. Türk Sanat Müziği’nin bu toprakların susmayan sesi olduğunu belirten Timaç, sanatı yaşatmanın gericiliğe, cehalete ve tek tipleştirmeye karşı bir mücadele olduğunun altını çizdi.</p>
<p><b>“Cumhuriyet sahipsiz değildir”</b></p>
<p>ADD olarak Cumhuriyet’i yalnızca törenlerde değil, her gün savunduklarını dile getiren Timaç, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:</p>
<p>“Cumhuriyet sahipsiz değildir, laiklik sahipsiz değildir, sanat sahipsiz değildir. Bu akşam emeği geçen tüm sanatçılarımıza, bu duruşa güç veren siz değerli cumhuriyetçilere ve salonu tahsis eden belediyemize teşekkür ediyorum.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/muzikle-laik-cumhuriyet-vurgusu-611122">Müzikle laik Cumhuriyet vurgusu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 07:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerine]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[skolyoz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen seminerde aileleri bilgilendirmeye devam ediyor. Fizyoterapist Hatice Kübra Gür, çocuklarda görülen skolyoz (omurga eğriliği) farkındalığına dikkat çekerek, skolyozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirtti.</p>
<p><b>BEL SAĞLIĞI VE SKOLYOZ KONUSU</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Anne Şehir Merkezi’nde düzenlenen seminerde, çocuklarda bel sağlığı ve skolyoz konusunda ailelere önemli bilgiler aktarıldı. Seminerde fizyoterapist Hatice Kübra Gür, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının önemine dikkat çekti. Skolyozun (omurga eğriliği) erken dönemde fark edilmesinin tedavi sürecinde büyük rol oynadığını belirten Gür, ailelere çocuklarında dikkat etmeleri gereken postür bozuklukları ve belirtiler hakkında bilgilendirme yaptı.</p>
<p><b>ÇOCUKLARA BİREBİR DEĞERLENDİRME YAPILDI</b></p>
<p>Programın ardından çocuklar birebir değerlendirilerek muayene edildi. Ailelerin sorularını yanıtlayan Gür, her çocuğun omurga yapısının farklı olduğunu vurgulayarak, gerekli durumlarda kişiye özel egzersiz ve takip sürecinin önemine değindi. Yapılan değerlendirmelerle aileler, çocuklarının durumu hakkında doğrudan bilgi alma fırsatı buldu.</p>
<p><b>AİLELERDE BİLİNÇLENME AMAÇLANIYOR</b></p>
<p>Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen bu tür bilgilendirici programlarla çocukluk ve ergenlik döneminde omurga sağlığının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması, ailelerin erken dönemde olası postür bozuklukları ve skolyoz belirtilerini fark edebilmesi amaçlanıyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-skolyoz-belirtilerine-dikkat-611044">Çocuklarda skolyoz belirtilerine dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konya Büyükşehir 2025&#8217;te 117 Milyondan Fazla Yolcuya Hizmet Verdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2025te-117-milyondan-fazla-yolcuya-hizmet-verdi-607327</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 10:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[117]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehir]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[milyondan]]></category>
		<category><![CDATA[Otobüslerle]]></category>
		<category><![CDATA[te]]></category>
		<category><![CDATA[ucuz]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607327</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, yeni nesil, çevre dostu ve erişilebilir otobüslerle Konyalıların günlük hayatını kolaylaştırmak için çalıştıklarını belirterek, Türkiye’nin öğrenci ulaşımında en ucuz şehri olan Konya’da son bir yılda 117 milyondan fazla yolcuya hizmet verdiklerini söyledi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2025te-117-milyondan-fazla-yolcuya-hizmet-verdi-607327">Konya Büyükşehir 2025&#8217;te 117 Milyondan Fazla Yolcuya Hizmet Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, yeni nesil, çevre dostu ve erişilebilir otobüslerle Konyalıların günlük hayatını kolaylaştırmak için çalıştıklarını belirterek, Türkiye’nin öğrenci ulaşımında en ucuz şehri olan Konya’da son bir yılda 117 milyondan fazla yolcuya hizmet verdiklerini söyledi. </strong></p>
<hr/>
<p>Öğrenci ulaşımında Türkiye’nin en ucuz şehri olan Konya’da, Büyükşehir Belediyesi tarafından 2025 yılında da milyonlarca yolcuya hizmet verildi.</p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, güçlü toplu ulaşım ağıyla, sürdürülebilir, çevreci ve vatandaş memnuniyetini önceleyen ulaşım politikalarıyla örnek olmaya devam ettiklerini söyledi. </p>
<p>Konya’nın öğrenci ulaşımında Türkiye’nin en ucuz şehir konumunda olduğunu anımsatan Başkan Altay, ucuz ve kaliteli toplu ulaşım için yatırım yapmaya devam ettiklerini vurguladı.</p>
<p><strong>OTOBÜSLER 31 MİLYON KİLOMETRE YOL YAPTI</strong></p>
<p>Konya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde toplu ulaşım hizmeti sunan otobüslerin ve tramvayların 2025 yılında da şehri adeta bir mekik gibi dokuduğunu belirten Başkan Altay, “Güçlü altyapımız, çevreci ve konforlu araçlarımız, yaygın sefer ağımızla hemşehrilerimizin günlük hayatını kolaylaştırıyoruz. Geçtiğimiz yıl otobüslerimiz 31 milyon 339 bin 927 kilometre yol kat ederek 964 binden fazla sefer gerçekleştirdi. Otobüslerle bu sürede içerisinde 83 milyon 315 bin 997 yolcuyu güvenli ve konforlu bir şekilde taşıdık. Şehir içi ulaşımın bel kemiğini oluşturan tramvaylarımız ise 77 bin 694 sefer yaparak 34 milyon 170 bin 949 yolcuya hizmet verdi. 2025 yılı boyunca otobüslerimiz ve tramvaylarımızla 117 milyondan fazla yolcu taşıdık” diye konuştu.</p>
<p><strong>YENİ OTOBÜSLERLE GÜÇLENEN FİLO, UCUZ VE KONFORLU ULAŞIM</strong></p>
<p>Başkan Altay, son yıllarda yeni nesil, çevre dostu ve erişilebilir otobüslerle ulaşım filosunun güçlendirildiğini ve hizmet kalitesinin her geçen gün artırıldığını kaydederek, “Filomuza kazandırdığımız yeni otobüslerle hem sefer sayılarımızı artırıyor hem de vatandaşlarımıza daha ucuz, kaliteli, güvenli ve hızlı bir ulaşım imkânı sunmak için çalışıyoruz. Toplu taşımayı cazip hale getirmek, özel araç kullanımını azaltmak ve çevreyi korumak öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Konya için durmadan, yorulmadan çalışmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/konya-buyuksehir-2025te-117-milyondan-fazla-yolcuya-hizmet-verdi-607327">Konya Büyükşehir 2025&#8217;te 117 Milyondan Fazla Yolcuya Hizmet Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergonomi ve egzersiz, çay işçilerinin sağlığını güçlendiriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergonomi-ve-egzersiz-cay-iscilerinin-sagligini-guclendiriyor-607234</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jan 2026 09:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılar]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[çay]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[ergonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[güçlendiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçilerinin]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607234</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında, fizyoterapist İlayda Gür tarafından Rize’de yürütülen tez çalışmasında, çay işçilerine 12 hafta boyunca uygulanan bütüncül müdahalenin etkileri incelendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergonomi-ve-egzersiz-cay-iscilerinin-sagligini-guclendiriyor-607234">Ergonomi ve egzersiz, çay işçilerinin sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında, fizyoterapist İlayda Gür tarafından Rize’de yürütülen tez çalışmasında, çay işçilerine 12 hafta boyunca uygulanan bütüncül müdahalenin etkileri incelendi.</p>
<p><strong>Fiziksel yük çok fazla, ağrılar kaçınılmaz hale geliyor</strong></p>
<p>Araştırma kapsamında Rize’de çay tarımında aktif olarak çalışan 60 işçi değerlendirildi. Çalışmada, çay toplama işinin uzun süre ayakta kalmayı, eğilerek çalışmayı ve tekrarlayıcı el-kol hareketlerini gerektirdiğine dikkat çekildi. İşçilerin topladıkları çayları omuz ve sırtlarında taşımasının ise özellikle boyun, bel, sırt ve omuz bölgelerinde yoğun ağrılara yol açtığı belirlendi.</p>
<p>Katılımcıların büyük çoğunluğunun, çalışmaya başlamadan önce özellikle boyun ve bel bölgesinde kas-iskelet sistemi ağrılarından yakındığı tespit edildi.</p>
<p><strong>Egzersiz eklenen grupta çarpıcı sonuçlar</strong></p>
<p>Araştırmada tüm işçilere ergonomi eğitimi verilirken, bir gruba buna ek olarak haftada üç gün, 40–50 dakikalık seanslardan oluşan egzersiz programı uygulandı. Program; esneme, kas güçlendirme, denge ve postür egzersizlerinden oluştu.</p>
<p>12 haftanın sonunda elde edilen sonuçlar dikkat çekiciydi. Ergonomi eğitimiyle birlikte egzersiz yapan grupta; tüm vücut bölgelerinde ağrı düzeylerinin anlamlı biçimde azaldığı, uyku kalitesinin belirgin şekilde iyileştiği, el, kol ve omuz fonksiyonlarında kayda değer gelişme sağlandığı belirlendi.</p>
<p>Sadece ergonomi eğitimi alan grupta ise omuz ve bel ağrılarında sınırlı bir iyileşme gözlemlendi.</p>
<p><strong>Bütüncül yaklaşım işçinin sağlığını da verimini de artırıyor</strong></p>
<p>Çalışmanın danışmanı Doç. Dr. Ömer Şevgin, elde edilen bulguların çay işçilerinin sağlığında bütüncül yaklaşımların ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>“Çay tarımı son derece yoğun fiziki çaba gerektiren bir alan. Sadece ergonomik düzenlemeler ya da sadece egzersiz yeterli olmuyor. Egzersiz ve doğru çalışma alışkanlıklarının birlikte verilmesi hem işçinin sağlığını koruyor hem de iş verimini artırıyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Şevgin ayrıca, Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda yürütülen çalışmaların, toplumsal problemlere pratik, uygulanabilir ve etkili çözümler üretmeyi hedeflediğini, bilimin hayatla temas eden yönünü güçlendirdiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Koruyucu programlar kurumsal hale getirilmeli</strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten fizyoterapist İlayda Gür ise çay işçilerinde kas-iskelet sistemi ağrılarının oldukça yaygın olmasına rağmen, bu alanda çözüm odaklı uygulamaların sınırlı olduğuna dikkat çekerek, “Çay işçileri ağrıyla çalışmayı neredeyse normal kabul ediyor. Oysa düzenli ergonomi eğitimi, koruyucu egzersiz programları ve fizyoterapist desteği kurumsal düzeyde sağlanabilir. Bu çalışma, bu tür müdahalelerin ne kadar etkili olabileceğini açıkça gösteriyor.” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergonomi-ve-egzersiz-cay-iscilerinin-sagligini-guclendiriyor-607234">Ergonomi ve egzersiz, çay işçilerinin sağlığını güçlendiriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jan 2026 10:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçsiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[egzersizler]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605253</guid>

					<description><![CDATA[<p>Spor ve egzersiz yapmak sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan egzersizler sakatlanmaya yol açabildiği gibi, çeşitli hastalıklara da kapı aralıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253">Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Spor ve egzersiz yapmak sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Ancak bilinçsiz ve kontrolsüz yapılan egzersizler sakatlanmaya yol açabildiği gibi, çeşitli hastalıklara da kapı aralıyor. Özellikle doktora danışmadan, alanında uzman olmayan kişilerin sosyal medyaya paylaştıkları egzersiz videolarında yer alan hareketleri bilinçsizce yapmak bel fıtığı, omuz eklem hasarları ve menisküs gibi ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uz. Dr. İnci Şenses, kişiye özel planlanmayan egzersizlerin oluşturduğu riskler hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yanlış plank ve squat hareketleri sakatlanma nedeni</strong></p>
<p>Fiziksel tıp ve rehabilitasyon kliniklerine başvuran hastalarda egzersize bağlı yaralanmalar belirli hareketlerde yoğunlaşmaktadır. Yanlış teknikle yapılan plank egzersizleri bel fıtığını tetiklemektedir. Uygun olmayan direnç lastikleriyle yapılan egzersizler omuz ekleminde hasara neden olabilir. Kontrolsüz ve yanlış formda uygulanan squat hareketleri ise diz ekleminde menisküs ve bağ yaralanmalarına yol açabilir.</p>
<p><strong>Sosyal medya paylaşımlarındaki egzersizlere dikkat!</strong></p>
<p>Dijital platformlarda paylaşılan egzersiz videoları, bireyin mevcut sağlık durumu değerlendirilmeden uygulandığında sakatlanma riskini artırmaktadır. Bu içeriklerin büyük bölümü; yaş, fiziksel kapasite, omurga sağlığı, eklem yapısı, kilo ve geçirilmiş hastalıkları dikkate almadan hazırlandığı için her birey için güvenli değildir</p>
<p><strong>Yanlış egzersize yol açan temel hatalar</strong></p>
<p>Egzersiz kaynaklı sakatlıkların temelinde üç ana hata öne çıkmaktadır:</p>
<ul>
<li>Ağrının kas, fıtık ya da kemik kaynaklı olup olmadığı belirlenmeden yapılan egzersizler. </li>
<li>“Herkese aynı egzersiz” anlayışıyla kişiye özel planlama yapılmaması.</li>
<li>Yanlış hız, uygunsuz yük ve hatalı tekrar sayılarıyla yapılan uygulamalar.</li>
</ul>
<p><strong>Egzersiz öncesi klinik değerlendirme önemli</strong></p>
<p>Egzersizin koruyucu ve tedavi edici etkilerinden güvenli şekilde yararlanabilmek için uygulama öncesinde klinik değerlendirme büyük önem taşımaktadır. Bireyin egzersize başlamadan önce mevcut şikâyetlerinin kaynağının netleştirilmesi gerekir. Ağrının kas-iskelet sistemi, disk patolojisi ya da eklem yapılarıyla ilişkili olup olmadığı doğru egzersiz planlamasını belirlemektedir.</p>
<p>Planlanan programın bireyin yaşı, fiziksel kapasitesi, eşlik eden kronik hastalıkları ve geçmiş travmalarıyla uyumlu olması gerekir. Standart egzersiz protokollerinin bireysel farklılıklar dikkate alınmadan uygulanması sakatlanma riskini anlamlı ölçüde artırmaktadır.</p>
<p>Egzersizin süresi, sıklığı, yoğunluğu ve hızı klinik açıdan temel parametreler arasında yer alır. Yanlış yükleme, kontrolsüz tempo ve uygunsuz tekrar sayıları kas, tendon ve eklem dokularında aşırı zorlanmaya bağlı hasarlara yol açabilir. Egzersiz sırasında ortaya çıkan ağrının fizyolojik bir adaptasyon mu yoksa patolojik bir sürecin göstergesi mi olduğunun ayırt edilmesi gerekir.</p>
<p><strong>Uygun tedavi planlaması şart!</strong></p>
<p>Kas-iskelet sistemi ağrılarında sosyal medyada görülen veya kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmesi ciddi riskler barındırmaktadır. Ağrı, hareket kısıtlılığı ya da performans kaybı yaşayan bireylerin sosyal medya içerikleriyle değil, mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilerek tedavi sürecine başlaması gerekir.</p>
<p>Egzersizin sağlık için etkili ve güvenli bir araç olabilmesi; doğru tanı, kişiye özel planlama ve uzman kontrolü ile mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilincsiz-yapilan-egzersizler-bel-fitigi-ve-meniskus-nedeni-605253">Bilinçsiz Yapılan Egzersizler Bel Fıtığı ve Menisküs Nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 08:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hpv]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserini]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemenin]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[serviks]]></category>
		<category><![CDATA[Serviks Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yolu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=603367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserlerin başında geliyor. En önemli nedeni HPV virüsü olan serviks kanseri, rahmin alt kısmındaki rahim ağzında gelişen tümörlerden kaynaklanıyor. Çoğu zaman yavaş ilerleyen serviks kanseri, erken teşhis ve kişiye özel uygulanan doğru yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Öz,<strong> “</strong>1-31 Ocak Serviks Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle serviks kanseri ve tedavi yöntemleri hakkında detaylı bilgi verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>30-50 yaş arasındaki kadınlarda daha çok risk altında </strong></p>
<p>Serviks kanseri, en sık 30–50 yaş arasındaki kadınlarda görülmektedir. Ancak yaş dağılımında iki dönemde zirve yapar. Biri 43, diğeri 61 yaş olmak üzere iki dönemde pik yaptığını görmekteyiz. Bu yaş dağılımının en önemli nedeni HPV enfeksiyonunun en sık görüldüğü yaşlar olan 20’li ve 40’lı yaşlardan 15-20 yıl sonrasına denk gelmesidir. Bu nedenle cinsel yaşam başladıktan sonra her yaşta risk vardır ve düzenli tarama büyük önem taşımaktadır. </p>
<p><strong>HPV virüsü serviks kanseri riskini kat kat artırıyor  </strong></p>
<p>Serviks kanserinin en önemli ve temel nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV virüsüdür. Yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18 tipleri, serviks kanserlerinin büyük bölümünden sorumludur. Serviks kanseri riskini artıran diğer nedenler de şunlardır;<strong> </strong></p>
<ol>
<li>Erken yaşta cinsel ilişki</li>
<li>Birden fazla cinsel partner</li>
<li>Sigara kullanımı</li>
<li>Bağışıklık sisteminin zayıf olması (özellikle böbrek ve karaciğer nakilli hastalar ve HIV enfeksiyonu gibi bağışıklık sistemini baskılayan durumlar)</li>
<li>Düzenli taramaların yapılmaması </li>
</ol>
<p><strong>HPV aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin</strong></p>
<ol>
<li>Düzenli smear ve HPV testleri, kanser oluşmadan önceki hücre değişikliklerini saptayarak hastalığı önlemekte çok etkindir.</li>
<li>Serviks kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü HPV enfeksiyonu olduğu için HPV aşısı, serviks kanserine neden olan HPV tiplerine karşı güçlü koruma sağlar ve hayat kurtarıcıdır.</li>
<li>HPV aşısı için ideal yaş aralığı henüz HPV ile karşılaşılmamış ve bağışıklığın güçlü olduğu 9-14 yaş arasıdır. Bu yaş grubundaki hem kız hem de erkek çocuklarına 2 doz şeklinde HPV aşısı yapılması önerilmektedir. </li>
<li>Daha büyük bireylerde de eğer HPV aşısı yapılmadıysa 3 doz aşılama yapılması önerilmektedir. Aşı yapılması için üst yaş sınırı bulunmamaktadır. Her yaştaki bireyler HPV aşılamasından fayda görmektedir. </li>
<li>HPV ile karşılaşmış, hatta HPV’ye bağlı kanser öncülü lezyonları bulunan ve tedavi edilen bireylerde aşılama yapılması kanser öncülü lezyonların tekrar etme riskini önemli oranda azaltmaktadır. </li>
<li>Aşı ve tarama birlikte uygulandığında serviks kanseri büyük ölçüde engellenebilir.</li>
</ol>
<p><strong>Hiçbir belirti vermeden sessizce ilerliyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri erken evrede genellikle belirti vermez. Bu nedenle “sessiz” bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Erken evrede tanı koyulan serviks kanseri genellikle tarama testleri sonucunda tanı almaktadır. Görülen ilk belirti ise cinsel ilişki sonrası kanama ve lekelenmelerdir. Bu şikâyetlerden biri varsa mutlaka kadın doğum uzmanına başvurulmalıdır. Serviaks kanserinin ileri evrelerde görülebilecek belirtiler ise şunlardır; </p>
<ul>
<li>Cinsel ilişki sonrası kanama</li>
<li>Adet dışı veya düzensiz kanamalar</li>
<li>Menopoz sonrası kanama</li>
<li>Kötü kokulu vajinal akıntı</li>
<li>Kasık veya bel ağrısı</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis ve tedavi başarısını artırıyor</strong></p>
<p>Serviks kanseri tanısı biyopsi ile konulabilmektedir. Tarama testlerinde (Pap- smear ve HPV DNA testleri) çıkan anormal sonuçlar doktorunuz tarafından değerlendirildikten sonra biyopsi kararı verildiğinde alınan biyopsi materyali patolojik olarak incelendikten sonra serviks kanseri tanısı konulabilmektedir. Tanı konulduktan sonra doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için doktorunuzun ek testler ve görüntüleme yöntemlerine başvurması gerekmektedir. </p>
<p>İyi bir fiziki muayene yapılması şarttır. Daha sonra hastalığın bölgesel yayılımının değerlendirilmesi için MR görüntüleme, uzak yayılımının değerlendirilmesi için de genellikle PET-BT görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Bütün sonuçların değerlendirilmesinin ardından hasta için en uygun tedavi yöntemine karar verilmektedir. Tedavi hastalığın evresine, hastanın yaşına ve çocuk isteğine göre planlanmaktadır. Erken evrede çoğu zaman cerrahi yeterli olurken, ileri evrelerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi kombine tedaviler uygulanmaktadır. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/serviks-kanserini-onlemenin-6-onemli-yolu-603367">Serviks Kanserini Önlemenin 6 Önemli Yolu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESHOT&#8217;ta saha yönetimi güçleniyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eshotta-saha-yonetimi-gucleniyor-602225</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[eshot]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Müdür]]></category>
		<category><![CDATA[güçleniyor]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[özgen]]></category>
		<category><![CDATA[saha]]></category>
		<category><![CDATA[ta]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaş]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602225</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü, daha güvenli, daha düzenli ve daha erişilebilir bir toplu ulaşım hizmeti için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshotta-saha-yonetimi-gucleniyor-602225">ESHOT&#8217;ta saha yönetimi güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi ESHOT Genel Müdürlüğü, daha güvenli, daha düzenli ve daha erişilebilir bir toplu ulaşım hizmeti için çalışmalarını sürdürüyor. ESHOT Genel Müdürü Övünç Özgen, hareket memurlarına yönelik, seferlerin sevk ve idaresi, anlık müdahale süreçleri ve vatandaş memnuniyetini doğrudan etkileyen operasyonel başlıkların ele alındığı bir toplantı düzenledi. </p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın “vatandaş odaklı, kesintisiz ve nitelikli kamu hizmeti” vizyonu doğrultusunda yürüttüğü ulaşım politikaları kapsamında, ESHOT Genel Müdürü Övünç Özgen hareket memurlarıyla kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi.  İZFAŞ B Seminer Salonu’nda düzenlenen toplantıya, Genel Müdür Yardımcıları Ceyhun Minareci, Burhan Ergül ve Ferit Yüzer’in yanı sıra Otobüs İşletme Dairesi Başkanlığı yöneticileri ve farklı bölgelerde görev yapan hareket memurları katıldı.Toplantıda, lastik tekerlekli toplu ulaşım sisteminin saha yönetimi, seferlerin sevk ve idaresi, anlık müdahale süreçleri ve vatandaş memnuniyetini doğrudan etkileyen operasyonel başlıklar ele alındı.  </p>
<p><strong>“Saha yönetimi, ulaşım hizmetinin bel kemiğidir”</strong><br />Toplantıda konuşan Genel Müdür Övünç Özgen, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın ulaşım hizmetlerinde sahaya verdiği önemin altını çizerek, hareket memurlarının sistemin en kritik unsurlarından biri olduğunu vurguladı. <br />Özgen, “Sayın Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın ortaya koyduğu vizyon; sahada aksaklığa yer bırakmayan, vatandaşın zamanına ve güvenliğine saygılı bir ulaşım anlayışını zorunlu kılıyor. Bu vizyonun sahadaki karşılığı sizlersiniz. Günlük operasyonun nabzını tutan, anlık kararlar alan ve sistemi ayakta tutan temel yapı hareket memurlarıdır” dedi. </p>
<p><strong>Operasyonel disiplin ve standartlaşma vurgusu</strong><br />Toplantı kapsamında; acil durum sefer planlaması, şoför ve durak koordinasyonu, vatandaşla iletişim, sahada sergilenen kurumsal davranış biçimleri ve operasyonel disiplin başlıkları ayrıntılı şekilde değerlendirildi. <br />Özgen, teknolojik altyapının sevk ve idare süreçlerine daha etkin biçimde entegre edileceğini, saha personeline yönelik eğitimlerin artırılacağını ve hizmet standartlarını içeren uygulama el kitabının hazırlandığını ifade etti. </p>
<p><strong>Hedef: Kesintisiz ulaşım, yüksek vatandaş memnuniyeti</strong><br />Toplantının ana odağının, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin temel önceliği olan vatandaş memnuniyeti olduğu vurgulandı. Sahada yapılan her doğru müdahalenin, yurttaşın günlük yaşamına doğrudan etki ettiği ifade edildi.  Kurumsal iletişimin güçlendirilmesi ve saha çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle birlikte, İzmir’de daha güvenli, daha düzenli ve daha erişilebilir bir toplu ulaşım hizmeti sunulmasının hedeflendiği belirtildi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eshotta-saha-yonetimi-gucleniyor-602225">ESHOT&#8217;ta saha yönetimi güçleniyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 07:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[kırık]]></category>
		<category><![CDATA[Omurga Kırıkları]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde hareketsiz (sedanter) yaşam tarzına, yaşla birlikte kasların ve kemik kaybının hızlanmasının da eklenmesi özellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde ciddi bir sağlık tehdidini beraberinde getiriyor: Kemik erimesine bağlı omurga kırıkları!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389">Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde hareketsiz (sedanter) yaşam tarzına, yaşla birlikte kasların ve kemik kaybının hızlanmasının da eklenmesi özellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde ciddi bir sağlık tehdidini beraberinde getiriyor: Kemik erimesine bağlı omurga kırıkları! <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar</strong> “Kemik erimesi olan kişilerde; bazen önemsenmeyen sandalyeden kaymalar ya da düz zeminde tökezlemeyle oluşan düşmeler 60 yaş üzeri bireylerde omurga kırıklarının en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Menopozdan sonra kemik erimesinin hızlanmasıyla özellikle kadınlarda çok yaygın görülen bu sorun, küçük travmaları bile büyük bir tehdide dönüştürebiliyor” diyor. Özellikle yağışlı havalarda ve kış mevsiminde omurga kırıkları ile çok daha fazla karşılaştıklarını belirten Doç. Dr. Kayalar, kemik erimesine bağlı omurga kırıkları ve tedavisine yönelik açıklamalar yaptı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Ani başlayan bel ağrınızın şiddeti istirahate rağmen hafiflemiyor, “düşme bile sayılmaz” dediğiniz bir tökezlemede omurga kırığı teşhisi alıyorsunuz! İşte bu ve benzeri durumlarla karşılaşanların sayısı son yıllarda hızla artıyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar</strong> “Özellikle menopoz sonrası hızla artan kemik ve kas kaybına, hareketsizlik ve ilerleyen yaş da eklendiğinde omurga kırıkları en fazla kadınlarda görülüyor. Dünya genelinde 60 yaşın üzerinde hem kadınlarda hem de erkeklerde önemli bir sorun olan omurga kırıkları yaşam kalitesini çok ciddi oranda azaltırken, tedavide geç kalındığında başkasına bağımlı bir yaşama da neden olabiliyor” diyor. Sağlıklı bir omurga için kemik kalitesi kadar omurganın etrafındaki kasların da güçlü olması gerektiğini, bunun da temel şartının düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kayalar sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle hareketsiz bir yaşam tarzının hakim olduğu son yıllarda, diz ve kalça ağrısının da çok sık görülmesi nedeniyle hareketsiz kalan birçok yaşlıda, bel kasları çok zayıflıyor. Böyle olunca omurga adeta savunmasız kalıyor ve en küçük darbede kırık oluşabiliyor. Özellikle kış aylarında ıslak ve kaygan zeminin de etkisiyle omurga kırıklarının görülme sıklığında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Kayalar “Kış aylarında, karlı havalarda kayarak popo üstü düşmelere ve sakrum (kuyruk sokumu kırığı) kırığına çok sık rastlıyoruz. Kaygan ve buzlu zeminde yürürken çok daha fazla dikkat edilmesi gerekir. İlaçla ve istirahatle geçmeyen kuyruk sokumu kırıklarında minimal invaziv kuyruk sokumunu çıkardığımız cerrahi müdahalelerle hastalar rahatça oturabiliyor ve yıllarca oturma simitlerine mahkum kalmıyor” diyor.</p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>“Basit bir tökezleme, geçer” demeyip, istirahata rağmen geçmeyen ağrıların devam ettiği durumlarda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kayalar, ilaç tedavisinden fayda sağlanamadığında girişimsel ağrı işlemleri, durum daha da ciddi ise cerrahi işlemle tedaviyi gerçekleştirdiklerini söylüyor. Son yıllarda teknoloji ve tıptaki baş döndürücü gelişmeler sayesinde tedavide çok büyük ilerlemeler kaydedildiğini belirten Doç. Dr. Kayalar, eskiden bu hastalara açık cerrahi yapılırken artık kapalı ameliyatla tedavinin çok konforlu, çok daha başarılı ve çok hızlı olabildiğini vurguluyor. </p>
<p><strong>Kapalı yöntemle çimento dolgusu</strong></p>
<p>Omurga kırıklarının en çok bel ve sırt bileşkesinde görüldüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar tedavide yeni dönemi şöyle anlatıyor: “Bugün omurga kırıklarında artık çoğu hastada açık ameliyata gerek kalmıyor. Kırık kemik içerisine özel bir çimento benzeri dolgu maddesi veriyoruz. Bu işleme vertebroplasti diyoruz. Eğer kırıkla beraber kemiğin çöktüğü durumlar varsa önce kemiği yükseltip düzeltmeye yarayan kifoplasti tekniğini kullanıyoruz. Üstelik hastamızı tamamen uyutmuyoruz. Genel anestezi yerine sadece sedasyon dediğimiz kontrollü uyutma sağlıyoruz. Yaklaşık bir saatlik işlemle hastamız iki saat sonra kendi başına yürüyebiliyor. Aynı günün akşamı, en geç ertesi sabah taburcu oluyor.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omurga-kiriklari-kis-aylarinda-artiyor-599389">Omurga kırıkları kış aylarında artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[mplantlar]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi. Yaşla beraber omurga yapılarında görülen yıpranma, omurilik kanal daralmasından disk dejenerasyonuna, sinir sıkışmalarından kamburluğa kadar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. <strong>Bugün ise robotik cerrahi, navigasyon sistemleri ve kişiye özel 3D implantlar sayesinde omurga ameliyatları çok daha güvenli ve hassas şekilde yapılabiliyor. Yapay zekâ destekli planlama yöntemleri, hastanın omurgasının gelecekte nasıl şekilleneceğini öngörerek tedaviyi daha da kişiselleştiriyor.</strong> Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Alanay, yaşlanan omurganın artık çok daha etkili yöntemlerle tedavi edilebildiğini vurguluyor ve hem koruyucu önlemleri hem de son yıllarda öne çıkan cerrahi yenilikleri anlatıyor.</strong></em></p>
<p><b><strong>“Omurga yaşlanması kaçınılmaz ama etkilerini azaltmak elimizde”</strong></b></p>
<p>Yaşlanmanın doğal bir süreci olarak omurga yapılarının da zaman içinde zayıfladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Herkes yaşlanıyor ama herkes aynı şekilde yaşlanmıyor. Omurga, yaşam tarzından en fazla etkilenen organlarımızdan biri. Düzenli hareket eden, kaslarını güçlü tutan ve doğru duruş alışkanlıkları geliştiren bireylerde yaşlanmanın etkileri çok daha az görülüyor” diyor. </strong></p>
<p>Uzun süreli masa başı çalışma, yanlış oturuş, hareketsizlik ve fazla kilo; omurga yaşlanmasını hızlandıran başlıca faktörler arasında. Yaşın ilerlemesiyle birlikte omurga çevresindeki kasların zayıfladığını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle 40’lı yaşlardan sonra düzenli egzersizin öneminin arttığını vurguluyor:<br /><strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş bile omurgayı korur. Esneme, </strong>karın-bel bölgesini güçlendiren egzersizler<strong> ve yüzme, omurga sağlığı için son derece değerli. Bunları hayat rutininin bir parçası haline getirmek, ileride karşılaşılacak sorunların şiddetini ciddi şekilde azaltır.”</strong></p>
<p>Ayrıca, osteoporozun omurga kırıkları açısından yüksek risk oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, beslenme ve D vitamini takibinin önemini de vurguluyor. </p>
<p><b><strong>“Bacaklarda uyuşma ve yürüme mesafesinde azalma alarmdır”</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın ilk sinyalleri çoğu zaman göz ardı ediliyor. <strong>Hastaların başlangıçta bunu sadece bel ağrısı olarak gördüklerine değinen Prof. Dr. Ahmet Alanay, “Oysa kanal daralması başladığında bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük ve yürüme mesafesinde azalma görülür. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir” şeklinde konuşuyor. </strong></p>
<p><strong>Teknoloji sayesinde omurga ameliyatları artık çok daha güvenli</strong></p>
<p>Son yıllarda omurga cerrahisinde yaşanan dönüşümün en önemli ayağının teknoloji olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle navigasyon, robotik cerrahi ve 3 boyutlu planlama sistemlerinin rutinleştiğini söylüyor:<br /><strong>“Artık ameliyat öncesi hastanın omurgasını üç boyutlu olarak modelleyebiliyor, vidaların yerleşimini milimetrik hassasiyetle planlayabiliyoruz. Robotik sistemler, bu planlamayı ameliyatta birebir uygulamamıza yardımcı oluyor. Bu sayede cerrahinin güvenliği artıyor, hata payı azalıyor.”</strong></p>
<p>Navigasyon ve robotik destekli operasyonların hastaların iyileşme sürecini de hızlandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Eskiden büyük kesilerle yapılan ameliyatlar, bugün daha küçük kesi ve daha az kan kaybıyla tamamlanıyor. Hastalar daha az ağrı yaşıyor, çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Kişiye Özel, Hedefe Odaklanan Ameliyatlar </strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın en sık karşılaşılan sorunu spinal stenoz, yani omurilik kanal daralması. Bugün tedavilerde kişiye göre şekillenen bir yaklaşım benimseniyor:<br /><strong>“Herkese aynı tedaviyi uyguladığımız dönemler geride kaldı. Bazı hastalarda sadece sinir üzerindeki baskıyı kaldırmak yeterli olurken, bazılarında omurganın stabilitesini yeniden sağlamamız gerekiyor.”</strong></p>
<p>Bu noktada minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Kasları fazla zedelemeden yapılan minimal invaziv ameliyatlar sayesinde hastalar birkaç gün içinde rahatlıkla günlük yaşamlarına dönebiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Omurga Cerrahisinde 3 Boyutlu, Kişiye Özel İmplantlar</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde son yılların en önemli devrimlerinden birinin kişiye özel üretilen 3 boyutlu implantlar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Hastanın anatomisine tamamen özel olarak tasarlanan titanyum implantlar, hem cerrahinin doğruluğunu artırıyor hem de uzun vadeli sonuçları iyileştiriyor. Özellikle skolyoz ve kompleks deformite cerrahilerinde bu teknolojiden büyük fayda görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Yaşlanan omurga için cerrahiyi her zaman en son seçenek olarak gördüklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, koruyucu yaklaşımların gücünü şöyle özetliyor:<br /><strong>“Düzenli egzersiz, doğru kilo yönetimi, kas güçlendirme ve postür eğitimi; ameliyat ihtiyacını yıllarca öteleyebilir. Bazı hastalarda bu önlemler sayesinde hiç cerrahiye gerek kalmıyor.”</strong></p>
<p><b><strong>“Gelecekte Yapay Zeka İle Omurganın Nasıl Yaşlanacağını Öngörebileceğiz”</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde geleceğin, kişiselleştirilmiş tedaviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Yakın gelecekte yapay zekâ destekli sistemler, bir kişinin omurgasının önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini tahmin edebilecek. Bu sayede tedbirleri çok daha erken alabileceğiz” diyerek böylece tedavilerin kişiye özgü olarak planlanabileceğine de dikkat çekiyor… </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[kaymasının]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir!</strong></p>
<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. </p>
<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni!</strong></p>
<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum!</strong></p>
<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler.</p>
<p>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aylin Özsavaş: Ev Gençliğini Turizme Kazandıracağız</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/aylin-ozsavas-ev-gencligini-turizme-kazandiracagiz-589420</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aylin]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[gençliğini]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[kazandıracağız]]></category>
		<category><![CDATA[özsavaş]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizme]]></category>
		<category><![CDATA[türsab]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589420</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkan Adayı Aylin Özsavaş, Lider Haber TV’de yayınlanan Haber Saati programında Mine Çakmakçı’nın sorularını yanıtladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aylin-ozsavas-ev-gencligini-turizme-kazandiracagiz-589420">Aylin Özsavaş: Ev Gençliğini Turizme Kazandıracağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkan Adayı Aylin Özsavaş, Lider Haber TV’de yayınlanan Haber Saati programında Mine Çakmakçı’nın sorularını yanıtladı. “Biz masa başından değil, sahadan yöneteceğiz” diyerek güçlü mesajlar veren Özsavaş, uzun süredir üzerinde çalıştıkları “Ev Gençliği” projesini ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Projenin amacının, dijital dünyada vakit geçiren gençleri turizm sektörüne kazandırmak olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“Turizmde sürdürülebilir büyüme önemli”</strong></p>
<p>Özsavaş, 2025 yılının ilk dokuz ayında elde edilen 50 milyar dolarlık turizm gelirinin önemli bir başarı olduğunu, ancak bu başarının sürdürülebilirliği konusunda endişelerini dile getirdi:</p>
<p>“Yıl sonu hedefi 64 milyar dolar. Bu tablo elbette gurur verici, ancak önemli olan bu büyümenin tabana yayılmasıdır. Seyahat acentaları güçlenmeden, turizmin sürdürülebilirliği sağlanamaz.”</p>
<p>Özsavaş, son dakika indirimlerinin artışta rol oynadığını, bunun da sektörün sağlıklı fiyat dengesini bozduğunu belirtti.</p>
<p><strong>“TÜRSAB yeniden turizmin merkezine taşınacak”</strong></p>
<p>TÜRSAB’ın son yıllarda kamu politikalarında etkinliğini yitirdiğine dikkat çeken Özsavaş, yeniden güçlü bir meslek örgütü inşa edeceklerini söyledi:</p>
<p>“TÜRSAB, turizmin yönünü belirleyen en güçlü kurumlardan biri olmalıydı. Ancak son dönemlerde bu etki azaldı. Biz, TÜRSAB’ı yeniden turizm politikalarının merkezine taşıyacağız. Kamu, özel sektör ve yerel yönetimlerle güçlü iş birlikleri kuracağız.”</p>
<p><strong>“Acentaların itibarı zedelendi, bu güveni yeniden tesis edeceğiz”</strong></p>
<p>Seyahat acentalarının TÜRSAB içindeki yerinin zayıfladığını ifade eden Özsavaş, bu tabloyu değiştirmekte kararlı olduklarını vurguladı:</p>
<p>“Seyahat acentaları bu ülke turizminin bel kemiğidir. Onların itibarı son yıllarda ciddi biçimde zedelendi. Biz BTK’ları (Bölge Temsil Kurulu) güçlendirecek, her bölgenin sesini duyurabileceği demokratik bir yapı kuracağız. TÜRSAB yeniden acentaların evi olacak.”</p>
<p><strong>“Şeffaf, katılımcı ve adil bir TÜRSAB inşa edeceğiz”</strong></p>
<p>Özsavaş, TÜRSAB’ın mevcut yönetim anlayışını eleştirerek, şeffaflık ve liyakat eksikliğine dikkat çekti:</p>
<p>“Küçük bir grubun karar aldığı, üyelerin dışlandığı bir yapıya dönüştük. TÜRSAB’ı yeniden güçlü bir meslek örgütü haline getirmek için önce güveni tesis etmeliyiz. Harcanan her kuruşun hesabını vereceğiz. Katılımcı, kapsayıcı, şeffaf bir TÜRSAB yaratmak için geliyoruz.”</p>
<p><strong>“Biz masa başından değil, sahadan yöneteceğiz”</strong></p>
<p>Başkan seçilmesi halinde ilk 100 gün içinde atacakları adımları da açıklayan Özsavaş, planlarının hazır olduğunu belirtti:</p>
<p>“Aidat sistemini adil hale getireceğiz, israfı durduracağız. BTK’ları özerk ve etkin hale getireceğiz. Acentalarla doğrudan iletişim kuracak dijital bir platform oluşturacağız. 1618 sayılı Kanun’un günümüz koşullarına uygun şekilde yenilenmesi için güçlü bir lobi faaliyeti başlatacağız.”</p>
<p>“TÜRSAB sahaya inecek. Biz sahadan güç alarak, sahadan yöneteceğiz. Çünkü birlikten doğan bir TÜRSAB, turizmin geleceğini inşa eder.”</p>
<p><strong>Genç Turizmle Geleceğe: Aylin Özsavaş’tan “Ev Gençliği”ne Özel İstihdam Projesi</strong></p>
<p>TÜRSAB Başkan Adayı Aylin Özsavaş, gençlerin turizm sektöründe daha aktif rol alması gerektiğini vurgulayarak uzun süredir üzerinde çalıştıkları “Ev Gençliği Projesi”ni kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>Özsavaş, dijital çağın etkisiyle gençlerin giderek daha fazla “ev gençliği” haline geldiğini belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“İki yıldır üzerinde çalıştığımız bir proje var: Ev Gençliği. Bugün sadece Türkiye’de değil, dünyada da ciddi bir ev gençliği var. Bu gençler bütün gün telefonlarıyla dijital ortamda dünyayı geziyor. Biz o gençleri istihdam edeceğiz, onlara bu mesleğin ne kadar keyifli yapılabileceğini göstereceğiz. Telefonda gördükleri dünyanın gerçeğini göstereceğiz.”</p>
<p>Aylin Özsavaş, TÜRSAB yönetimine geçmeleri halinde bu projeyi devlet nezdinde paylaşacaklarını ve somut adımlar atacaklarını belirtti.</p>
<p>Özsavaş, “Turizm, gençler için büyük bir fırsat alanı. Onların enerjisine, heyecanına ve yenilikçi bakışına sektörün ihtiyacı var. Turizm sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. Biz bu gençleri gezdirerek çalıştıracağız; hem gezip hem öğrenip hem de kazanç sağlayacakları bir düzen kuracağız” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/aylin-ozsavas-ev-gencligini-turizme-kazandiracagiz-589420">Aylin Özsavaş: Ev Gençliğini Turizme Kazandıracağız</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Altay: &#8220;Tüm Muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü Kutlu Olsun&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-muhtarlarimizin-19-ekim-muhtarlar-gunu-kutlu-olsun-585151</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 13:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[altay]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[konya]]></category>
		<category><![CDATA[muhtarlar]]></category>
		<category><![CDATA[muhtarlarımızın]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585151</guid>

					<description><![CDATA[<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, 19 Ekim Muhtarlar Günü vesilesiyle bir mesaj yayımlayarak, “Yerel yönetimlerin bel kemiği olan, mahallelerin yaşayan hafızası muhtarlarımıza fedakâr çalışmaları ve şehrimize kattıkları değer için teşekkür ediyorum. Tüm muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutluyorum” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-muhtarlarimizin-19-ekim-muhtarlar-gunu-kutlu-olsun-585151">Başkan Altay: &#8220;Tüm Muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü Kutlu Olsun&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, 19 Ekim Muhtarlar Günü vesilesiyle bir mesaj yayımlayarak, “Yerel yönetimlerin bel kemiği olan, mahallelerin yaşayan hafızası muhtarlarımıza fedakâr çalışmaları ve şehrimize kattıkları değer için teşekkür ediyorum. Tüm muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutluyorum” dedi.</strong></p>
<p> </p>
<p>Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.</p>
<p>Başkan Altay’ın mesajı şu şekilde:</p>
<p>“Devletle millet arasındaki en sağlam köprülerden biri olan muhtarlık müessesi, 2014 yılında yürürlüğe giren Yeni Büyükşehir Yasası ile çok daha da etkin, çok daha güçlü bir yapıya kavuştu.</p>
<p>Bugün Konya Büyükşehir Belediyesi olarak, Konya Modeli Belediyecilik anlayışıyla 31 ilçemizdeki muhtarımızla omuz omuza verip çok daha güçlü ve müreffeh bir Konya için gayretle çalışıyoruz.</p>
<p>Yaptığımız çalışmalarda, sorunları yerinde tespit eden, çözüm için gece gündüz çalışan, yol arkadaşımız muhtarlarımızın rolü büyüktür.</p>
<p>Yerel yönetimlerin bel kemiği olan, mahallelerin yaşayan hafızası muhtarlarımıza fedakâr çalışmaları ve şehrimize kattıkları değer için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Tüm muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutluyorum.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/baskan-altay-tum-muhtarlarimizin-19-ekim-muhtarlar-gunu-kutlu-olsun-585151">Başkan Altay: &#8220;Tüm Muhtarlarımızın 19 Ekim Muhtarlar Günü Kutlu Olsun&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketlere]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Omuz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[telefonundan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zorlayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer</strong> “Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda omuz ağrısının, bel-boyun ağrısından daha fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. </p>
<p>Cep telefonlarının yoğun kullanımından masa başı çalışırken duruş bozukluklarına, spor yaparken zorlayıcı hareketlerden ağır sırt çantası taşımaya dek günlük yaşamda yapılan bazı yanlışların da omuz hastalıklarının artmasına neden olduğunu belirten Dr. Değer, artık gençlerde hatta çocuklarda da şikayetlerin yaygın görüldüğünü söylüyor.</p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer omuzlarda en sık ortaya çıkan hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile omuzları tehdit eden hataları anlattı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Kimi zaman ‘geçer’ diye beklendiği, kimi zaman da işlerin yoğunluğundan dolayı doktora başvurulması ötelendiği için omuzlarımızda ortaya çıkan sorunlar zamanla çok daha karışık bir hal alarak, basit bir tedavi yerine ameliyata kadar ilerleyebiliyor. Günlük yaşantının koşuşturmacasında yapılan bazı yanlış hareketlerin omuz sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopodi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer “Omuz ağrısı ile kliniğe başvuran hastalarımızda; gömlek, ceket, sütyen vb. kıyafetleri giymekte, saçını taramakta, yemeğini yemekte, raflara uzanmakta zorlanma başlıca şikayet sebepleri olmaktadır. Hastalarımız tarafından ‘elimi belime götüremiyorum’, ‘bir yere uzanıp bir bardak dahi alamıyorum’, ‘omuzumun üstüne yatamıyorum, yatınca uyuyamıyorum’ veya ‘uykudan uyandırıyor’ gibi şikayetler de sıkça dile getiriliyor” diyor. </p>
<p>Omuz ekleminin vücudumuzdaki en fazla hareket açıklığına sahip, en komplike eklem olduğunu vurgulayan Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Omuz çevresinde birçok farklı anatomik yapıdaki problemler omuz ağrısına neden olabilmektedir. Doğru tedavi uygulanabilmesi için, öncelikle detaylı omuz muayenesi ve ardından gerekli görüntülemeler yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde yetersiz veya yanlış tedavilerle kronikleşen durumlar ortaya çıkıp kas dengesinin bozulması ve kas kütle kaybı ile yeni problemler eklenebilir ve hastalıkların tedavisi daha zorlaşıp daha uzun sürebilmektedir.”</p>
<p><strong>Bu hatalardan kaçının!</strong></p>
<p>Günümüzde omuz hastalıklarının gençlerde de yaygınlaştığını hatta çocuk yaşlara kadar indiğini belirten Dr. Göker Utku Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle spor esnasında tekrarlayan omuz hareketleri ile kola ve omuza ağır/ters yük binmesi, omuz ve çevresindeki problemlerin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Toplumun spora olan ilgisinin artması ve erken yaşta profesyonel spora daha fazla yönelinmesi omuz ağrısını çocukluk yaşlarına kadar indirmiştir. Fitness salonlarının ve vücut geliştirme sporunun yaygınlaşması ile de gençlerde ağır veya yanlış egzersizlere bağlı omuz zorlanmaları ve yaralanmalarına bağlı ağrılar sıklıkla görülmektedir. Ayrıca masa başı çalışma esnasında saatlerce bilgisayar karşısında yanlış oturuş, cep telefonlarının yoğun kullanımı nedeniyle uzun süreli duruş bozuklukları, özellikle seyahatlerde uzun süre ağır sırt çantaları ile dolaşmak ve valizlerin taşınması esnasında yanlış hareketler de boyun ve sırt bölgesindeki kasları olumsuz etkileyerek postürün değişimine, ardından da hareket kısıtlılığı ve ağrılara neden olmaktadır. </p>
<p><strong>Omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıklar!</strong></p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Değer omuz ağrısının bel ve boyun ağrısı ile birlikte toplumda ağrı şikayetinin en sık görüldüğü üç bölgeden biri olduğunu belirterek “Yapılan birçok çalışmada; omuz ağrısının toplumun yüzde 25-30’unda görüldüğü bildirilmiştir. Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada da; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda bel-boyun ağrısından fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. Dr. Göker Utku Değer son yıllarda omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıkları “Üst kol kaslarından biri olan biseps kasının tendonunun iltihaplanması (Biseps tendiniti), omuz sıkışması sendromu, omuzda ağrı/güç kaybı ve hareket kısıtlılığına yol açan Rotator manşet tendon zorlanmaları ve yırtıkları, donuk omuz, tekrarlayan omuz çıkığı, halk arasında kulunç olarak bilinen Miyofasiyal Bant, tendonun içinde kalsiyum birikmesi sonucu oluşan ve ağrıya/hareket kısıtlılığına neden olan Kalsifik tendinit ve kireçlenme olarak bilinen omuz eklem artrozu” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Doğru ve erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Omuz ağrısı tedavisinde doğru ve erken tanının çok büyük önem taşıdığını, tedavinin bu sayede hem daha kolay hem de daha kısa sürede başarıya ulaşacağını belirten Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor; “Tedavi erken evrede basit olarak günlük kullanıma dikkat edilmesi, ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar kullanılması ve soğuk uygulaması ile başlamaktadır. Hastanın şikayetinin süresinin veya şiddetinin artması ile hastalıklı dokuyu yenileyici veya yangıyı bastırıcı birtakım enjeksiyon yöntemleri uygulanılıp fizik tedavi uygulamaları ile tedavi kombine edilebilir. Sıklıkla hastalıkların ileri evrelerinde cerrahi tedavilere geçilmektedir. Ancak bazı hastalıkların başlangıç anında –örneğin; akut travmatik rotator manşet yırtığı- cerrahi tedavilere gereksinim duyulmaktadır. Günümüzde omuz ilişkili birçok hastalığa kapalı yöntemlerle cerrahi tedavi uygulamaktayız. Bu sayede ameliyat sonrasında daha az ağrı daha az ameliyat izleri ile hızlı iyileşme sağlanabilmektedir. Teknolojik gelişmeler ile hem cerrahi yöntemler pratikleşmekte hem de uygulanan materyallerin çeşitliliği ve dayanıklılığı artmaktadır.” Dr. Değer omuz çevresi, boyun ve sırt kaslarının bilinçli bir şekilde yapılacak egzersizle kuvvetlendirilmesi, doğru duruş alışkanlığının kazanılması ve omuzları riske atan yanlış hareketlerden kaçınılması ile omuz sağlığını korumanın mümkün olacağını vurguluyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Algoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[duyduklarınız]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücut ağrıları, hayatımızın farklı dönemlerinde karşımıza çıkıyor ve yaşam kalitemizi ciddi şekilde düşürebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720">Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücut ağrıları, hayatımızın farklı dönemlerinde karşımıza çıkıyor ve yaşam kalitemizi ciddi şekilde düşürebiliyor. Ancak birçok kişi, ağrılarla baş ederken kulaktan dolma bilgiler ve yanlış yönlendirmeler nedeniyle doğru tedavi yöntemlerine ulaşamıyor. Ağrının bir hastalık değil, altta yatan başka bir problemin belirtisi olduğunu vurgulayan <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi </strong><strong>Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alireza Soltanzadeh,</strong> bu nedenle her ağrının multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çiziyor ve doğru bilinen yanlışlar hakkında uyarıyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığı varsa ameliyat gerekir mi?</strong></p>
<p>Aslında her bel fıtığı ameliyat edilmez. Çoğu hastada istirahat, egzersiz, fizik tedavi ve algoloji uzmanlarının uyguladığı girişimsel yöntemlerle başarılı sonuçlar alınır. Lazer, radyofrekans veya ozon tedavisi gibi teknikler sayesinde hastalar ameliyatsız ağrılarından kurtulabilir. Ameliyat her durumda zorunlu değildir.</p>
<p><strong>Ağrıya katlanırsam geçer mi? </strong></p>
<p>Kronik ağrı, kendi kendine geçmez. Aksine zamanla sinir sisteminde kalıcı değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle ağrıya katlanmak yerine, erken dönemde bir algoloji uzmanına başvurmak önemlidir. Ağrıyı hafifletmek sadece konfor için değil, sağlığın korunması için de gereklidir.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, migren ya da kronik yorgunluk psikolojik midir? </strong></p>
<p>Bu hastalıkların temelinde sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle ilgili karmaşık mekanizmalar vardır. Elbette ruhsal durum ağrıyı etkiler ama tek neden psikoloji değildir. Vagus sinir hidrodiseksiyonu gibi yeni yöntemler, bu hastalıklarda bedenin dengesini yeniden kurmayı hedefler. Yani bilim, artık bu sorunların “gerçek” olduğunu ve tedavi edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Ağrı kesici ilaçlar zararlı mıdır?</strong></p>
<p>Gereksiz ve uzun süreli kullanım zararlı olabilir ancak kontrollü ve doktor gözetiminde kullanılan ağrı kesiciler güvenlidir. Önemli olan, ağrının kaynağını bulmak ve doğru tedaviyle sorunu çözmektir. Algoloji tam da bu noktada devreye girer.</p>
<p><strong>Sinir blokları tedavisi riskli midir?</strong></p>
<p>Bu yaygın bir korkudur. Oysa ki sinir blokları, ultrason veya floroskopi gibi ileri görüntüleme yöntemleri eşliğinde güvenle yapılır. Doğru ellerde risk son derece düşüktür ve hastaya büyük rahatlama sağlar.</p>
<p><strong>Yaşlılarda ağrı normal midir, tedaviye gerek yok mudur?</strong></p>
<p>Yaş almak, ağrı çekmek anlamına gelmez. Kronik ağrı yaşlıların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürür, hareketlerini kısıtlar ve depresyona yol açar. Algoloji tedavileriyle yaşlılarda da ağrısız ve aktif bir yaşam mümkündür.</p>
<p><strong>Algoloji sadece bel-boyun ağrısına bakar mı?</strong></p>
<p>Algoloji çok daha geniş bir alandır. Kanser ağrılarından migrene, eklem ağrılarından nöropatik ağrılara kadar birçok farklı tabloyu kapsar. Sinir blokları, eklem içi enjeksiyonlar, epidural ve spinal uygulamalar, hatta sinir kökü tedavileri algolojinin alanına girer. Yani algoloji sadece “bel-boyun” değil, bütün kronik ağrılar ile ilgilenen uzmanlık alanıdır ve yüksek teknoloji ile kişiye özel tedaviler sunar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720">Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne Şehir&#8217;den bel sağlığı için öneriler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-bel-sagligi-icin-oneriler-574331</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2025 20:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[den]]></category>
		<category><![CDATA[gür]]></category>
		<category><![CDATA[öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574331</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kadınların fiziksel sağlığını korumaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik etkinliklerine hız kesmeden devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-bel-sagligi-icin-oneriler-574331">Anne Şehir&#8217;den bel sağlığı için öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kadınların fiziksel sağlığını korumaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik etkinliklerine hız kesmeden devam ediyor. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan Anne Şehir Merkezi fizyoterapistlerinden Hatice Kübra Gür, düzenlenen seminerde üyelere bel sağlığı ile ilgili önemli bilgiler aktardı.</p>
<p><b>“AĞRININ KAYNAĞINI TANIMAK İYİLEŞMENİN İLK ADIMIDIR”</b></p>
<p>Bel problemleri ve tedavi yöntemlerinin ele alındığı seminerde Gür, bel fıtığı, bel kayması, kanal daralması, romatizma, kireçlenme gibi yaygın sorunlara dikkat çekti. Katılımcılarla pratik öneriler de paylaşan Gür, “Ağrının her zaman ciddi bir doku hasarını göstermediğini unutmamalıyız. Önemli olan doğru tanı ve bilinçli hareket etmektir” dedi.</p>
<p><b>DOĞRU NEFES, DOĞRU DURUŞ</b></p>
<p>Bel sağlığını korumak için yapılması gerekenleri anlatan Gür, manuel terapi, postür eğitimi, egzersiz ve diyafram nefesi gibi yöntemlerin önemine dikkat çekti. Uyku pozisyonlarından oturma alışkanlıklarına kadar günlük yaşamda farkında olmadan yapılan hataların bel sağlığını olumsuz etkilediğini vurgulayan Gür, “Sihirli bir dokunuş ya da mucize beklemeyin, iyileşme süreci çabayla gelir” ifadelerini kullandı.</p>
<p><b>BİLİNÇLİ HAREKET, GÜÇLÜ BEDEN</b></p>
<p>Kadınlara yönelik yürütülen seminerlerle, farkındalık ve sağlık okuryazarlığının artırılması hedefleniyor. Anne Şehir Merkezleri’nde düzenlenen bu tür etkinliklerle kadınlar hem bilgi edinme hem de yaşam kalitelerini artırma fırsatı buluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anne-sehirden-bel-sagligi-icin-oneriler-574331">Anne Şehir&#8217;den bel sağlığı için öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Alışverişlerinde Çocuk Sağlığına Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/okul-alisverislerinde-cocuk-sagligina-dikkat-570596</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:17:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağır]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boy]]></category>
		<category><![CDATA[çanta]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[kalem]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[olması]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570596</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullar açılırken çocuklar kadar veliler de heyecanla hem ilk zilin çalmasını bekliyor hem de okul alışverişini tamamlamaya çalışıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-alisverislerinde-cocuk-sagligina-dikkat-570596">Okul Alışverişlerinde Çocuk Sağlığına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okullar açılırken çocuklar kadar veliler de heyecanla hem ilk zilin çalmasını bekliyor hem de okul alışverişini tamamlamaya çalışıyor. Öğrenciler için gerekli olan kıyafet, çanta ve kırtasiye malzemesi seçiminde görselliğin değil, çocuğun sağlığının ilk planda tutulması gerekiyor. Bilinçsizce seçilen okul malzemeleri çocuklarda alerji, duruş bozukluğu, solunum problemleri ve hatta kaza geçirme riskini artırabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İncilay Üstündağ, okul alışverişi konusunda ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p><strong>Okul kıyafeti alerji nedeni olmasın</strong></p>
<p>Okul kıyafetleri seçilirken öncelikle okulun belirlediği renk ve standartlara uygun ürünler tercih edilmelidir. Kıyafetlerde marka adı ve logoların yer alması yasaklandığından, veliler standarda uygun herhangi bir kıyafeti rahatlıkla satın alabilir. Bu konuda ilk olarak kıyafetlerin alerjiye yol açabilecek ve terletici özellikteki sentetik kumaşlardan üretilmemiş olmasına dikkat edilmelidir. Bunun yerine yumuşak, nefes alan pamuklu kumaşlar tercih edilmeli; kullanılan boyaların toksik madde içerip içermediği araştırılmalıdır. Çocukların hassas ciltleri için doğal ve güvenli kumaşlar uzun süreli kullanımda daha sağlıklıdır. Ayrıca kıyafetlerin çok bol ya da uzun olması, koşarken takılma, düşme ve yaralanma riskini artırabilir. Özellikle küçük çocuklarda ayakkabı seçiminde ip ve bağcık yerine cırt cırtlı modellerin tercih edilmesi, hem güvenlik hem de kullanım kolaylığı açısından önemlidir. Ayakkabının tabanının kaymaz olması da çocuğun okulda daha rahat ve güvenli hareket etmesini sağlar.</p>
<p><strong>Okul çantasını çocuğunuzun boy ve kilosuna göre seçin</strong></p>
<p>Okul çantaları, çocukların günlük yaşamında en sık kullandığı eşyaların başında gelir. Yanlış seçilen veya yanlış kullanılan bir çanta, özellikle büyüme çağındaki çocuklarda omurga eğrilikleri, sırt ve bel ağrıları, duruş bozuklukları gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Çanta seçiminde öncelikle çocuğun boyuna ve kilosuna uygun, hafif ve ergonomik modeller tercih edilmelidir. Çantanın sırta tam oturması, bel hizasından daha aşağıya sarkmaması önemlidir. Omuz askılarının geniş, yumuşak ve ayarlanabilir olması çantanın ağırlığını eşit dağıtarak omuzlara zarar vermesini engeller. Mümkünse bel ve göğüs destek kemerleri olan sırt çantaları kullanılmalıdır.</p>
<p>Çantanın iç bölmelerinin düzenli olması, ağırlığın eşit şekilde dağılmasına yardımcı olur. Kitaplar ve ağır malzemeler çantanın sırt kısmına yakın yerleştirilmeli, daha hafif malzemeler ön kısımlarda taşınmalıdır. Çocuğun yaşına uygun olarak çanta içindeki ağırlığın vücut ağırlığının %10-15’ini geçmemesi gerektiği unutulmamalıdır.</p>
<p>Ayrıca çocuğa çantayı her iki omuzdan takması öğretilmeli, tek omuzda taşımak alışkanlık haline getirilmemelidir. Böylece omurga dengesiz yüklenmeden korunmuş olacaktır. Gün içinde gereksiz eşyaların çantadan çıkarılması da yükü azaltarak çocuğun sağlığını korur.</p>
<p><strong>Silgi ve kalem kapaklarına karşı dikkatli olun</strong></p>
<p>Okul alışverişinde çocukların en çok heyecanlandığı bölüm şüphesiz kalem, silgi, boya gibi kırtasiye ürünleridir. Renkli, kokulu ve farklı tasarımlardaki ürünler cazip görünse de, bu ürünlerin seçiminde dikkatli olunmalıdır. Boya ve kalemlerde bulunan kimyasal maddeler cilde temas ettiğinde alerjiye, yanlışlıkla ağza alındığında ise zehirlenmeye yol açabilir. Özellikle sulu boyaların bazı çeşitleri ağır metal içerebilir. Çocukların çok sevdiği kokulu silgiler ise yoğun kimyasal içerikleri nedeniyle solunum yolu problemleri ve alerjiye sebep olabilir. Ayrıca küçük silgiler ve kalem kapakları boğulma riski taşır. Bu nedenle kırtasiye ürünlerinde TSE veya CE belgesi bulunmasına ve ürünlerin toksik madde içermemesine dikkat edilmelidir. Güvenli seçimler için;</p>
<ul>
<li>Su bazlı ve yıkanabilir boyalar</li>
<li>Kokusuz, doğal içerikli silgiler</li>
<li>Zararlı kimyasal içermeyen, sertifikalı kalem ve yapıştırıcılar</li>
<li>Küçük parçaları olmayan ürünler tercih edilmelidir.</li>
</ul>
<p>Ayrıca çocuklara, bu malzemeleri ağızlarına almamaları, koklamamaları ve yalamamaları gerektiği mutlaka öğretilmeli; bu konuda alışkanlık kazanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/okul-alisverislerinde-cocuk-sagligina-dikkat-570596">Okul Alışverişlerinde Çocuk Sağlığına Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edremit&#8217;te Zafer Bayramı coşkusu yaşandı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/edremitte-zafer-bayrami-coskusu-yasandi-570180</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Aug 2025 13:34:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[edremit]]></category>
		<category><![CDATA[ertaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zafer]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Edremit Belediyesi tarafından düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları, büyük bir coşkuyla geçti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/edremitte-zafer-bayrami-coskusu-yasandi-570180">Edremit&#8217;te Zafer Bayramı coşkusu yaşandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Edremit Belediyesi tarafından düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları, büyük bir coşkuyla geçti. Fener alayı ve kortej yürüyüşüyle başlayan etkinlikler, ünlü sanatçı Buray&#8217;ın verdiği muhteşem konserle taçlandı. Binlerce Edremitli, ellerindeki Türk bayrakları ve meşalelerle sokakları aydınlatarak birlik ve beraberlik mesajı verdi.</p>
<p><b>BİNLERCE KİŞİYLE ZAFER YÜRÜYÜŞÜ</b></p>
<p>30 Ağustos Zafer Bayramı&#8217;nın 103. yıldönümü kutlamaları, İkizçay Mahallesi&#8217;nden Akçay Cumhuriyet Meydanı&#8217;na kadar süren fener alayı ve kortej yürüyüşüyle başladı. Yürüyüşe Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, CHP Edremit İlçe Başkanı Emin Yalçıntaş, Belediye Meclis Üyeleri, muhtarlar ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yanı sıra binlerce vatandaş katıldı. Katılımcılar, attıkları sloganlar ve söyledikleri marşlarla Akçay Cumhuriyet Meydanı&#8217;na yürüdü.</p>
<p><b>BAŞKAN ERTAŞ: &#8220;YOLUMUZ KOCATEPE’NİN, İZMİR’İN DAĞLARININ YOLU&#8221;</b></p>
<p>Akçay Cumhuriyet Meydanı&#8217;ndaki kutlamalar, saygı duruşu ve İstiklal Marşı&#8217;nın okunmasıyla başladı. Günün anlam ve önemi ile ilgili konuşma yapan Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, tüm vatandaşların Zafer Bayramı&#8217;nı kutladı.</p>
<p>Ertaş, &#8220;Nazım’ın dediği gibi; &#8216;Dörtnala gelip Uzak Asya&#8217;dan, Akdeniz&#8217;e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.&#8217; Bu meydana hangi yoldan gelirsek gelelim, gittiğimiz yol bellidir Edremitliler! Yolumuz; Afyon’da Kocatepe’de direnenlerin, &#8216;Ya istiklal ya ölüm&#8217; diyenlerin, İzmir’in dağlarında çiçekler açtıranların yoludur,&#8221; sözleriyle konuşmasına başladı.</p>
<p>Başkan Ertaş, 30 Ağustos&#8217;un anlam ve önemine değinerek, &#8220;Bu topraklarda, dün olduğu gibi bugün ve daima, gençliğimizin hayalleriyle oynayanlar, kadınlara şiddet uygulayanlar, cehalete bel bağlayanlar, utanmadan Atatürk’ü taşlayanlar, geldikleri gibi giderler,&#8221; dedi. Ertaş, bu zaferin sadece erkeklerin değil, kadınların, çocukların ve gençlerin de zaferi olduğunu vurgulayarak, &#8220;Bu zafer, Fatma Ninelerin, Emir Ayşe’lerin, Sivaslı Fatma Seher’in zaferidir. Zaferiniz kutlu olsun kadınlar,&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Konuşmasının sonunda Buray&#8217;a atıfta bulunan Ertaş, &#8220;Buray&#8217;ın &#8216;Olmuşum Leyla&#8217; şarkısındaki gibi, &#8216;Bu nasıl endam, gözleri derya&#8217; dediğimiz, &#8216;Sen sevdamısın&#8217; dediğimiz sarı saçlı mavi gözlü devimiz Atatürk’ümüzü saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyoruz,&#8221; diyerek Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimizi andı.</p>
<p><b>BURAY İLE ZAFER BAYRAMI COŞKUSU</b></p>
<p>Gecenin en coşkulu anı, ünlü sanatçı Buray&#8217;ın sahneye çıkmasıyla yaşandı. Akçay Cumhuriyet Meydanı&#8217;nı hınca hınç dolduran binlerce kişi, Buray&#8217;ın enerjik performansıyla unutulmaz bir gece geçirdi. Şarkılara hep bir ağızdan eşlik eden vatandaşlar, ellerindeki Türk bayraklarını coşkuyla salladı. Konser sonunda Başkan Ertaş, Buray&#8217;a çiçek takdim ederek hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/edremitte-zafer-bayrami-coskusu-yasandi-570180">Edremit&#8217;te Zafer Bayramı coşkusu yaşandı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 07:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gebe]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>“Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, </strong>beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Önceki gebelikler ipucu veriyor</strong></p>
<p>Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.</p>
<p><strong>İki gebelik arasındaki süre kısaysa…</strong></p>
<p>İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.</p>
<p><strong>Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk</strong></p>
<p>Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.</p>
<p><strong>Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili  </strong></p>
<p>Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Kronik hastalıklara dikkat!</strong></p>
<p>Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.</p>
<p><strong>Sigara ve diyet risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.</p>
<p><strong>Hatalı spor yapmaktan kaçının</strong></p>
<p>Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress, yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.</p>
<p><strong>Depresyon riski 2 kat artırıyor!</strong></p>
<p>Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada, gebeliğin ilk aylarında depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattını oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/depresyon-erken-dogum-riskini-2-kat-artiriyor-565953">Depresyon erken doğum riskini 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 May 2025 07:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çünkü]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=538117</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117">Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… Tüm bunlar ve daha pek çok etken nedeniyle bel bölgesinin omurları arasında yer alan diskler kayma veya yırtılma sonucu, sinirler ile omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştiriyorlar. Bel fıtığı olarak adlandırılan bu tabloda disklerin sinire baskı yapmaları sebebiyle gelişen bel ağrısı, bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk ve kas zayıflığı gibi sorunlar, hastaların günlük aktivitelerini ciddi boyutlarda kısıtlayabiliyor. Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiği belirtiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,  </strong>üstelik bel fıtığının son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre;  15 yaş ve üzeri kişilerde son 12 ay içinde bel bölgesi sorunlarının görülme oranı yüzde 29,7 olarak belirlenmiş.  Ülkemizde, 15-49 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada da; bel ağrısı nedeniyle tanı alanların yüzde 67,5’ine bel fıtığı teşhisi konulduğu bildirilmiş.  Bu veriler, Türkiye’de her yıl bel fıtığı tanısının ne kadar yüksek oranda olduğunu ve görülme yaşının ne kadar düştüğünü göstermektedir” diyor. </p>
<p><strong>Az hareket etmekten hatalı teknikle ağırlık kaldırmaya… </strong></p>
<p>Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor.  Fizik Tedavi ve  Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,  <strong>  </strong>gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirterek, “Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunuyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret ederek,  “Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” bilgisini veriyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, çağımızın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlıyorsa, dikkat! </strong></p>
<p><strong> </strong>Bel bölgesindeki omurlar arasında yer alan diskler, omurganın esnekliğine ve vücut dengesine yardımcı oluyorlar. Bu disklerin yaşlanma, aşırı zorlanma veya ani hareketler nedeniyle zarar görmeleri durumunda fıtık gelişebiliyor ve sinirlere baskı yapabiliyor. Bunun sonucunda, hastada yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyuta ulaşabilen çeşitli yakınmalar gelişebiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturmaktadır” diye konuşuyor.   </p>
<p><strong> Tedaviyle ağrı kontrol altına alınıyor</strong></p>
<p><strong> </strong>Bel fıtığının tedavisinde temel hedef;  omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan   kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak oluyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm bel fıtığı hastalarının sadece  yüzde 5-10’u ameliyat gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,<strong> </strong>sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek,  şunları söylüyor: “Bel fıtığında erken teşhis, iyiliğin korunmasında ve hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle düzenli yapılan egzersizlerle kaslar güçlenmekte,  omurga daha iyi desteklenmekte ve sinir baskısı azalmaktadır.   Bu etkiler  sayesinde ağrı uzun süreli olarak önemli ölçüde hafiflemekte hatta bazı hastalarda geçmektedir.”  Ancak hasta hatalı duruş, hareketsizlik ve ağır kaldırma gibi istenmeyen hataları yapmaya devam ederse ağrının tekrar başlayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ferda Özdemir,   “Düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat  etmek, omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörlerdir” diyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-538117">Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Dec 2023 08:41:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[hafifletilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[rfa]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=430891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kronik bel ağrısını hafifletmek için kullanılan tıbbi bir işlem olan Lomber Radyofrekans Ablasyonu’nun (RFA),  özellikle alt sırt veya bel (lomber) bölgesindeki ağrıları hafifletmek için uygulandığını belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, “RFA ilaç, fizik tedavi gibi yöntemler ile geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891">Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kronik bel ağrısını hafifletmek için kullanılan tıbbi bir işlem olan Lomber Radyofrekans Ablasyonu’nun (RFA),  özellikle alt sırt veya bel (lomber) bölgesindeki ağrıları hafifletmek için uygulandığını belirten VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, “RFA ilaç, fizik tedavi gibi yöntemler ile geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” dedi.</strong> </p>
<p>VM Medical Park Ankara Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Onur Akarca, Lomber Radyofrekans Ablasyonu tedavisi hakkında bilgilendirmede bulundu. RFA yönteminin ne olduğundan bahseden Op. Dr. Akarca, “RFA, eğitimli bir tıbbi profesyonel tarafından gerçekleştirilen minimal invaziv bir işlemdir. Radyofrekans enerjisinin ürettiği ısıyı kullanarak, bel bölgesinden beyne ağrı sinyallerini ileten sinirleri hedef alır ve bozar. İlaç ve fizik tedavi gibi yöntemlerle geçmeyen ağrılar için kullanılabilecek bir metottur” diye konuştu.</p>
<p><strong>RADYO FREKANS ENERJİSİ UYGULANIYOR</strong></p>
<p>İşlemin nasıl yapıldığını anlatan Op. Dr. Akarca, “İşlem sırasında özel bir iğne, görüntüleme (röntgen) rehberliğinde etkilenen bölgeye yerleştirilir. İğne doğru bir şekilde konumlandığında, sinir dokusuna termal bir lezyon oluşturmak için radyo frekans enerjisi uygulanır. Bu durum sinirlerin beyne ağrı sinyali gönderme yeteneğini bozar” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>ORTA VE UZUN VADEDE RAHATLAMA SAĞLAYABİLİR</strong></p>
<p>Lomber RFA&#8217;nın amacının kalıcı bir tedavi sunmak değil, uzun süreli ağrı rahatlaması sağlamak olduğunu belirten Op. Dr. Akarca, “Yöntem orta ve uzun vadede rahatlama sağlayabilir. RFA, hastanın aynı gün evine gidebileceği ayaktan yapılan bir işlemdir. Lomber RFA&#8217;nın faydaları azalan ağrı, artan hareketlilik ve ağrı kesici ilaçlara olan ihtiyacın azalmasıdır. Ayrıca hastanın fizik tedavi ve diğer rehabilitasyon programlarına katılma yeteneğini artırabilir” dedi.</p>
<p><strong>UZMAN HEKİME DANIŞMAK ÖNEMLİ</strong></p>
<p>Genellikle güvenli kabul edilse de herhangi bir tıbbi işlem gibi RFA’da potansiyel riskler ve komplikasyonlar olabileceğini söyleyen Op. Dr. Akarca, “Bunlar arasında enfeksiyon, kanama, sinir hasarı veya geçici ağrının kötüleşmesi bulunabilir. Bu riskleri sağlık uzmanınızla tartışmak önemlidir. İşlemden sonra, hastalar genellikle iyileşmeyi en üst düzeye çıkarmak ve ağrı rahatlamasını sürdürmek için fizik tedavi ve rehabilitasyon geçirirler. Unutmayalım ki, RFA&#8217;nın bir tedavi seçeneği olarak uygunluğu, kişinin rahatsızlığının derecesine bağlıdır. Bu yüzden hastanın hekimine başvurarak detaylı muayene olması mutlaka gereklidir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-bel-agrilari-rfa-yontemi-ile-hafifletilebilir-430891">Kronik bel ağrıları RFA yöntemi ile hafifletilebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yan yatanlarda boyun, sırt ve bel ağrıları daha az görülüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yan-yatanlarda-boyun-sirt-ve-bel-agrilari-daha-az-goruluyor-425073</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Nov 2023 21:09:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yan]]></category>
		<category><![CDATA[yatanlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=425073</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uyku pozisyonu olarak sıklıkla sırtüstü, yüzüstü ve yan yatmanın tercih edildiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, “Uyku pozisyonunun omurga ağrıları üzerine etkisini inceleyen çalışmalar, yan yatma alışkanlığı olan kişilerde boyun, sırt ve bel ağrılarının daha az görüldüğünü ortaya koydu.” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yan-yatanlarda-boyun-sirt-ve-bel-agrilari-daha-az-goruluyor-425073">Yan yatanlarda boyun, sırt ve bel ağrıları daha az görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yan yatanlarda boyun, sırt ve bel ağrıları daha az görülüyor</strong></p>
<p><strong>Uyku pozisyonu olarak sıklıkla sırtüstü, yüzüstü ve yan yatmanın tercih edildiğini ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, “Uyku pozisyonunun omurga ağrıları üzerine etkisini inceleyen çalışmalar, yan yatma alışkanlığı olan kişilerde boyun, sırt ve bel ağrılarının daha az görüldüğünü ortaya koydu.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, boyun, sırt ve bel ağrıları açısından doğru uyku pozisyonu hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Prof. Dr. Özaras, boyun, sırt ve bel ağrılarının, yaşam kalitesini düşüren ve en sık doktora başvuru sebepleri arasında yer alan problemler olduğunu ifade ederek, dinlendirmeyen gece uykusu ve sabah ağrılı uyanmanın da günlük hayatı ve iş hayatını olumsuz etkilediğini kaydetti.</p>
<p>Uyuma pozisyonu, yatak ve yastık seçiminin pek çok araştırmaya konu olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Özaras, şöyle devam etti:</p>
<p>“En sık uyuma şekillerinin sırtüstü, yüzüstü ve yan yatma olduğu biliniyor. Uyku pozisyonunun omurga ağrıları üzerine etkisini inceleyen çalışmalar, yan yatma alışkanlığı olan kişilerde boyun, sırt ve bel ağrılarının daha az görüldüğünü ortaya koydu. Omurgayı destekleyen bir yatakta yan yatma, omurganın en az yük taşıdığı ve dokuların zorlanmadığı bir uyuma pozisyonudur.”</p>
<p><strong>Orta sertlikte yataklar ideal</strong></p>
<p>Yatağın niteliklerinin de omurga kaynaklı ağrıları azaltmada etkili olduğunu anlatan Prof. Dr. Özaras, “Yatak çok yumuşak olmamalı, omurganın fizyolojik pozisyonunu korumaya izin vermeli. Çok sert yataklar iyi destek sağlamakla birlikte genellikle kullanıcılar tarafından konforlu bulunmuyor. Bu nedenle orta sertlikte yataklar ideal. Ayrıca, yataklar terlemeye neden olmayan bir materyalden yapılmış olmalı” diye görüşlerini ifade etti. </p>
<p><strong>Boyun bölgesinin desteklenmesi ağrıları azaltıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Özaras, uyku sırasında boyun bölgesinin uygun bir yastıkla desteklenmesinin boyun ağrılarını azalttığını kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İdeal yastık yüksekliği 10-12 cm’dir. Yatarken boyun çok arkaya, öne veya yana düşmemeli, orta hatta kalmalıdır. Boyun için özel üretilen kavisli veya rulo şeklindeki yastıkların ağrıyı azalttığı iddia edilmekte ancak yapılan araştırmalarda bunu destekleyen yeterli kanıt yok.”</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yan-yatanlarda-boyun-sirt-ve-bel-agrilari-daha-az-goruluyor-425073">Yan yatanlarda boyun, sırt ve bel ağrıları daha az görülüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Oct 2023 11:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[eden]]></category>
		<category><![CDATA[hatalı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuyan hava pek çok hastalığa davetiye çıkarmasının yanı sıra omurga sağlığımızı da tehdit ediyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265">Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuyan hava pek çok hastalığa davetiye çıkarmasının yanı sıra omurga sağlığımızı da tehdit ediyor. Ayrıca hareketsiz bir yaşam tarzı, masa başında geçirdiğimiz uzun saatler, spor yaparken bedenimizi fazla zorlamamız ve daha pek çok hatalı alışkanlıklarımız bel ağrısı, tutulmalar ve bunlara bağlı olarak hareket kısıtlılığına neden olabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Hamit Aytar,</strong> ülkemizde her 10 kişiden 8’inin hayatında en az bir kez bel ağrısı sorunu yaşadığına dikkat çekerek, “Omurgamızın hareketli kısmının en altında kalan, yük binen taşıyıcı kısmı olan belimiz konumu itibariyle ağır yük, hatalı hareketler, travmalar ile alışkanlıkların getirdiği birçok olumsuz duruma maruz kalarak yıpranıyor ve sorunlu hale gelebiliyor. Omurlarımız arasında yer alan kıkırdak yapılı disklerimize bağlı oluşan dejenerasyon ve yıpranma bel ağrısı ile tutulmalara yol açabilen bel fıtığına neden olabiliyor. Ayrıca kemik, tendon, kas yapıları, omurilik ve omurilikten çıkan sinir köklerinde oluşan problemler de bel ağrısıyla sonuçlanabiliyor. Tüm bu etkenler zamanında tedavi edilmezse ilerleyerek büyük cerrahi girişimler ile düzeltilebilen önemli sorunlara dönüşebiliyor” diyor. Aslında, yaşam alışkanlıklarımızda yapacağımız düzenlemelerle vücudumuzun tüm yükünü üstlenen belimizi korumak tamamen elimizde. <strong>Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, </strong>bel sağlığımızı tehdit eden 10 hatalı alışkanlığımızı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!  </p>
<p><strong>Terli halde sokağa çıkmak </strong></p>
<p>Mevsim değişiminde serin havalar belde kas ile tendonların soğuması, bunun sonucunda kolaylaşmış tutulmalar ve ağrılar anlamına geliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, “Bel sağlığınız için sonbahar mevsimine göre giyinmeniz, ince giyinip üşümemeye ve kalın giyinip terlemeye fırsat vermemeniz çok önemli. Özellikle terlemek ve ardından soğuk havaya maruz kalmak bel ağrılarının temel sorumlularından biridir. Zira, terli bölgeler soğuk havayla aniden temas edince kas spazmlarına, böylece bel ağrılarına neden olabiliyor” diyor.</p>
<p> <strong>Isınmadan spor yapmak</strong></p>
<p>Düzenli spor yapmak sağlıklı bir omurga için en etkili yöntemlerden biri ama iyi ısınmadan, kontrolsüz, ani şekilde başlanan aktivite ve ağır yük altına girilen sporlar bel sorunlarına davetiye de çıkarabiliyor. Bu nedenle vücut geliştirme ile squash gibi ağır ve omurgaya yüklenilen sporlarda iyi ısınmayı, kontrollü hareket etmeyi alışkanlık edinmeye özen gösterin. </p>
<p> <strong>Fast – food tarzı beslenmek</strong></p>
<p>Aldığımız kilolar da bel sorunlarına yol açan bir diğer önemli nedeni oluşturuyor. Abur cubur veya fast-food olarak adlandırdığımız bol kalorili ve sağlıksız beslenme alışkanlığı, artan kilo ile özellikle bel bölgesi yağlanmasıyla birlikte bele binen yükü çok artırarak bu bölgedeki kas kalitesini düşürüyor.</p>
<p> <strong>Ağır ve büyük çanta taşımak</strong></p>
<p> Ağır ve büyük çantayı, özellikle de tek tarafta vücudumuza asimetrik yük oluşturur şekilde taşıma alışkanlığı da belimizdeki kas kalitemizi düşüren hatalı alışkanlıklarımızdan.   </p>
<p><strong>Korseyi bilinçsizce kullanmak</strong></p>
<p>Sonbaharla birlikte havalar giderek serinlerken belimizi korumak amacıyla korse ve kuşak gibi destekleri sürekli ve gereğinden fazla kullanmamız bel kaslarımızı tembelleştirip, zayıflamalarına neden olabiliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar,<strong> </strong>bunun sonucunda destekleyici ürünlerin belimize faydadan çok zarara yol açtıklarına işaret ederek, “Korse ve kuşakları; zorlanabileceğiniz çalışma ortamında, soğuk ve rüzgârlı havalarda veya ciddi ağrılı tutuk bir anınızda ihtiyaç duyduğunuz süre kadar kullanmanız bel sağlığınız için en doğru olanıdır” diyor.</p>
<p><strong>Yumuşak yatakta yatmak</strong></p>
<p>“Yumuşak yatakta yatmak kadar, yerde çok sert zeminde yatma alışkanlığı da belimiz için hiç istemediğimiz yıpratıcı faktörlerdendir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, “Orta sert, ortopedik veya yoğun içerikli visko süngerden yapılmış, vücudun şeklini alan ama çökmeyen yataklar en ideal seçimdir” bilgisini veriyor. </p>
<p> <strong>Masa başında uzun saatler oturmak</strong></p>
<p>Kapalı, özellikle klimalı ortamlarda masa başında oturmak ve omurgamızı hatalı bir şekilde döndürmek bel sorunlarına davetiye çıkarmak gibi. Bilgisayar başında uzun saatler çalışmak belimizi hem uygunsuz pozisyona maruz bırakıyor hem de kasların zamanla zayıflayıp yağlanmaya başlamasına yol açıyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, bel sağlınız için masa başında çalışıyorsanız bel boşluğunu destekleyen bir yastık kullanmanız gerektiğini belirterek, “Ayrıca dik ya da dike yakın bir oturuş pozisyonu da bel sağlığınız için çok önemli. Kullandığınız bilgisayarın seviyesini, klavyenin bulunduğu yeri ve masa yüksekliğini de vücut ölçülerinize uygun hale getirmeyi ihmal etmeyin” diyor.  </p>
<p><strong>Klimaya doğrudan maruz kalmak</strong></p>
<p>Ofiste ya da evde doğrudan klimaya maruz kalmak da bel sağlığını tehdit ediyor. Bu nedenle klimaların hava üfleyen kanallarının önünde durmamaya özen gösterin.  Ayrıca sıcak ortamdan çok soğuk ortama aniden geçmemeye de dikkat edin. </p>
<p><strong>Teknolojik cihazları kullanırken öne eğilmek!</strong></p>
<p>Elimizden neredeyse hiç düşürmediğimiz cep telefonuna veya dizüstü bilgisayar ekranına bağımlı olmak, yani öne eğik pozisyonda telefona veya bilgisayar ekranına bakar halde uzun zaman geçirmek bel sağlığını olumsuz etkiliyor. Doç. Dr. Murat Hamit Aytar, cihazların olumsuz etkilerine karşı omurgamızı korumak için dikkat etmemiz gereken noktaları şöyle anlatıyor: </p>
<ul>
<li>Bilgisayar ekranınızın üst kenarını göz seviyesine hizalar şekilde konumlayın,  bilgisayar altı sehpa ya da yükselti kullanın </li>
<li>Başınızı çevirerek açılı bakmak yerine telefonu veya bilgisayar ekranını karşınıza alın </li>
<li>Mümkünse aynı pozisyonda uzun süre kalmayıp ara ara mola verin </li>
<li>Baş -boyun &#8211; sırt esneme hareketleri yapın, hatta mümkünse ayağa kalkın</li>
<li>Birkaç adım atın ve ayakta esneme hareketleri yapın</li>
</ul>
<p> <strong>Sigara içmek </strong></p>
<p>Sigara kullanımı bele ait dejenere olmuş yapıların iyileşme sürecine olumsuz etkisiyle bel sağlığını tehdit ediyor. Belin yanı sıra vücudumuzda yol açtığı pek çok zarar nedeniyle sigara içiyorsanız, hemen bırakmanız çok önemli. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-sagligini-tehdit-eden-10-hatali-aliskanlik-413265">Bel Sağlığını Tehdit Eden 10 Hatalı Alışkanlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzme, bel fıtığı konusunda fazladan fayda sağlamıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuzme-bel-fitigi-konusunda-fazladan-fayda-saglamiyor-387282</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jun 2023 08:08:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[fayda]]></category>
		<category><![CDATA[fazladan]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[sağlamıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yüzme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=387282</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğru yapılan her türlü sporun olumlu etkileri var</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzme-bel-fitigi-konusunda-fazladan-fayda-saglamiyor-387282">Yüzme, bel fıtığı konusunda fazladan fayda sağlamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğru yapılan her türlü sporun olumlu etkileri var</strong></p>
<p><strong>Bel fıtığının bir hastalık olmadığını, yaş ilerledikçe ortaya çıkan doğal bir sonuç olduğunu belirten uzmanlar, doğru yapılan her türlü sporun genel beden sağlığı ve bel fıtığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu söylüyor. Yüzmenin bilinenin aksine, bel fıtığı için zorunlu bir spor olmadığının altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Yüzme hem vakit hem de bedensel anlamda talepkâr bir spor. Öte yandan araştırmalara göre, diğer sporlar ile kıyaslandığında da bel fıtığı konusunda fazladan bir fayda sağlamadığı ortaya çıkıyor.” açıklamasını yapıtı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, yüzmenin bel fıtığına iyi gelip gelmediği konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Bel fıtığı hastalık değil, yaşlılığın bir sonucu</strong></p>
<p>Bel fıtığının, omurga kemikleri arasında bulunan, disk adı verilen kıkırdak dokularının çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulması ve omuriliğe doğru yer değiştirmelerine denildiğini belirterek sözlerine başlayan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Yaşımız ilerledikçe, vücudumuzda her dokuda yıpranma olduğu gibi, disklerde de yıpranmalar ve bozulmalar olur. Bu sebeple bilinenin aksine, bel fıtığı bir hastalık değil, yaşlanmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bel fıtığı, omurilikten çıkan sinirleri ezmeye başladığında veya ağrıya sebebiyet verdiğinde hastalık haline gelir.” dedi.</p>
<p>Her bel ağrısının suçlusunun, bel fıtığı olmadığını belirten Ünal, “Her bel fıtığı da ağrı yapacak diye bir kaide yok. Bu nedenle inatçı bel ağrısı yaşayan bir kimsenin, beyin cerrahisi uzmanı tarafından muayene edilerek, ağrının sebebinin bel fıtığı kaynaklı olup olmadığının araştırılması ve buna göre tedavisinin düzenlenmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Doğru yapılan her türlü sporun genel beden sağlığı ve bel fıtığı üzerinde olumlu etkileri var</strong></p>
<p>Yüzmenin bel fıtığına iyi gelip gelmediği sorusuna değinen Op. Dr. Emre Ünal, “Sadece yüzme değil, doğru yapılan her türlü sporun genel beden sağlığı ve bel fıtığı üzerinde olumlu etkileri tartışılmaz bir gerçek. Ancak bir noktaya dikkat çekmek lazım, ‘doğru yapılan’ spordan bahsediyoruz. Yüzme, vücudumuzda neredeyse tüm kas gruplarını aynı anda çalıştıran, sadece kas güçlenmesini sağlamakla kalmayarak, kalp-damar sistemimizi de aynı anda çalıştıran komple bir spordur. Ancak yüzmenin zorlukları da vardır. Müstakil ve havuzlu bir evde oturmadığınız sürece, ev şartlarında yapmak mümkün değil. Mutlaka yakında bir tesise gitmeniz gerekir. Bu tesislerde yüzme öncesi ve sonrası duş alma zorunluluğu da olduğu için, bu rutine ayrıca vakit ayırılması gerekir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yüzme en az 10 dakika, doğru postür ile aralıksız yapıldığında genel sağlık açısından faydalı</strong></p>
<p>Dört mevsimi yaşayan ülkemizde, özellikle soğuk havalarda yapılmasının zor bir spor olduğunun altını çizen Ünal, “Kapalı bir havuza gidilse bile, havuz çıkışında kişinin kendini soğuktan koruyamaması bel ağrısına ve gribal enfeksiyonlara sebebiyet verebilir. Yüzmenin, genel sağlık açısından faydalı olabilmesi için, en az 10 dakika, doğru postür ve ritim ile ara vermeden yapılması gerekir. Toplumun yüzde kaçı doğru postür ile 10 dakika hiç durmadan yüzebilir ki? 2016 yılında Avrupa Omurga Derneği Dergisi’nde yayınlanan bir makalede, yarışmalara katılan yüzücüler ile, hiç spor yapmayan 200 kişi karşılaştırılmış ve iki grup arasında bel fıtığı gelişimi konusunda belirgin fark görülmemiştir. Tüm bunlar göz önüne alındığında, yüzmenin hem vakit hem de bedensel anlamda talepkâr bir spor olduğu görülüyor. Öte yandan diğer sporlar ile kıyaslandığında da bel fıtığı konusunda fazladan bir fayda sağlamadığı ortaya çıkıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Fıtık sorunu olanlar mutlaka spor yapmalı ama bu yüzme olmak zorunda değil</strong></p>
<p>Doğru yapılan her türlü sporun genel beden sağlığına faydalı olduğunu yineleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Yüzme sporu, en az diğer sporlar kadar faydalıdır ancak genel kanının aksine bel fıtığını önleme konusunda farkı yoktur. Kişinin düzenli spor yapması için, bu sporu yaparken zevk alması ve yeterli vakti ayırabilmesi gerekir. Aksi halde süreklilik sağlanamaz.” dedi.</p>
<p>Ünal sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bel fıtığı olan veya bel fıtığı ameliyatı olmuş bir kişinin hayatında mutlaka spor olmalı. Ancak bu sporun yüzme sporu olma zorunluluğu yok. Hangi sporu yapacağına kişi zamanına, kişisel zevklerine göre karar vermeli.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuzme-bel-fitigi-konusunda-fazladan-fayda-saglamiyor-387282">Yüzme, bel fıtığı konusunda fazladan fayda sağlamıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 11:10:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[dönme]]></category>
		<category><![CDATA[hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[rahatlatmak]]></category>
		<category><![CDATA[sırtı]]></category>
		<category><![CDATA[soruna]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381506</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrısı toplumda en sık görülen ağrıların başında yer alır. Dolayısıyla bel, sırt hatta kalça bölgesinde yaşanan çoğu ağrıların doğal olarak bel kaynaklı olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506">Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bel ağrısı toplumda en sık görülen ağrıların başında yer alır. Dolayısıyla bel, sırt hatta kalça bölgesinde yaşanan çoğu ağrıların doğal olarak bel kaynaklı olduğu düşünülüyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay, az bilinen ancak çok yaygın görülen Maigne Sendromunun bel ağrısı ile başvuran hastaların yaklaşık yüzde 40’ının nedeni olduğunu söyledi. Bel ağrısının sıklıkla bel fıtığına, geçmeyen kasık ve testis ağrılarının ise iç organ hastalıklarına yaygın olarak bağlanmasının hastaların yanlış tanı almasına ve doğal olarak da uygun olmayan zaman alıcı yöntemlerle tedavi edilmesine neden olabildiğine dikkat çekti.</em></p>
<p> </p>
<p><strong>BEL AĞRILARININ ÇOK YAYGIN GÖRÜLEN AMA AZ BİLİNEN NEDENİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Omurganın “alt sırt-üst bel omurlarının birleşme yerindeki fonksiyon bozukluğu sonucu görülen tüm ağrılı durumların Torakolomber Geçiş Sendromu (TLGS) diğer bir ismi ile Maigne Sendromu olarak tanımlandığı bilgisini veren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay şunları anlattı: “Bel ağrılarının sık görülen ama az bilinen bu önemli nedenini şöyle açıkladı: “Bu sendrom en sık 11. ve 12. sırt omuru ile 1.bel omuru seviyeleri arasında görülür. Etkilenen bölgedeki omurların birbiri ile arasındaki bağlantıyı sağlayan ve kaymasını engelleyen eklem olan ‘faset eklemde’ tek taraflı bir hassasiyet, ağrıya neden olur. Bu bölgeden çıkan sinirlerin vücutta dağılarak beslediği ilgili kas, kemik ve deri bölgelerinde anormal belirtilerle seyredebilir. Hastalar özellikle bu alt sırt-üst beldeki geçiş bölgesinde değil de daha çok bel, leğen kemiği, popo, kasık ve testis bölgesindeki ağrıdan veya his azalmasından şikayet eder.”</p>
<p>İç organ sorunları dışlanmış ve sebep bulunamamış alt karın ağrısı, yan ağrısı (böğür ağrısı), kasık ve testis ağrısı olan hastaların yanı sıra nedeni bulunamayan bel ağrısı yaşayan kişilerin Maigne Sendromu şüphesiyle fizik tedavi hekimine başvurmaları gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi K. Neslihan Kurt Oktay böylelikle yanlış tanıya bağlı oluşabilecek zaman kayıplarının önüne geçilmesinin mümkün olabildiğini söyledi. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“GÖVDEYİ ANİ DÖNDÜRME HAREKETİ SONRASINDA AĞRI ORTAYA ÇIKIYOR”</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu sendromun genellikle rotasyonel gövde döndürme hareketleri sonrası başladığını ve ayakta dururken karşı tarafa yana eğilme ile ağrının arttığını söyleyen Dr. Öğr. Ü. Kurt, “Sırt omurlarımızın rotasyon hareketi kaburgalarımız nedeni ile kısıtlıdır. Belimizin yana eğilme (fleksiyon) ve dönme hareketi (rotasyon) en büyük oranda alt sırt-üst bel geçiş bölgesi seviyesinde gerçekleşir. Bu nedenle ani yana eğilme ve dönme hareketi ile gerçekleşen zorlanmalar bu sendromun oluşmasındaki en önemli sebeptir” dedi. Bel ve sırt bölgesinde ani dönme hareketi yapan oyuncular ya da omurgalarına esneme, germeyle birlikte dönme hareketini yapan sporcularda sıkça görülmekle birlikte toplumun her kesimindeki kişilerde bu sorunun ortaya çıkabileceğine işaret etti. TLGS gençlerde de ortaya çıkabildiği gibi sıklıkla 50 yaş üzeri popülasyonda görülebildiğini belirten Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay bunun temel nedeninin yaşlanma ile birlikte omurga yanlarındaki kas kuvvetlerinde azalmanın yanı sıra, o bölgedeki yaşlanmaya bağlı dejenerasyona bağlı gelişen fonksiyon bozukluğu olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BEL FITIĞININ YANI SIRA İÇ ORGAN HASTALIKLARINI TAKLİT EDEBİLİR!</strong></p>
<p> </p>
<p>‘’Hastalar genellikle sırtta yer alan ağrıyı tarif edemez, bununla birlikte en sık görülen yakınma ise bel ağrısıdır’’ diyen Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay, sözlerine şöyle devam etti: “Ağrı alt bel bölgesi, leğen kemiğinin yanı, gluteal bölge (popo ve kaba ette), omurga ve leğen kemiğinin arasında bulunan sakroiliak eklem üzerinde yoğunlaşır bu nedenle bel fıtığında yaygınca görülen siyatik ağrısı ile sıklıkla karışır. Klinik olarak önemi olmayan ama bel MR’ında tesadüfen görülebilecek bel fıtıkları veya bu bölgedeki radyolojik anormallikler bel ağrısının asıl nedeni olarak görülüp de doğru tanının karışmasına neden olup hastalar yanlış tanı alabilmektedir. Uyluğun yan tarafında hissedilen yalancı kalça ağrısı, pubik &#038; kasıkta hassasiyet, testis ağrısı, alt karın ağrısı ve huzursuz barsak semptomları görülebilir. Şikayetler genellikle tek taraflıdır, çok nadiren iki taraflı olabilir. Yalancı kalça ağrısı kalça hastalıklarını taklit edebilir, kasık ve testislere kadar uzanabilir. Ağrı derin, keskin karakterde, hafif veya şiddetli olabilir ve genellikle tekrarlayı karakterdedir. Bu özelliklerinden dolayı organlara bağlı farklı sorunları taklit edebilen bu ağrılar bel ağrısıyla birlikte görülebildiği gibi tek başına da ortaya çıkabilir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “FARKLI HASTALIKLARLA KARIŞTIRILABİLİYOR”</strong></p>
<p> “Özellikle hastaların bel, leğen kemiği, popo kısmında hissettikleri ağrılarının kaynağının yanlışlıkla bel fıtığı gibi nedenlere bağlanabildiği ve gereksiz yanıt vermeyen cerrahi yöntemlerle tedavi edilmelerine neden olabilmektedir. Hastaların alt karın, kasık ve testis bölgesinde hissetikleri ağrılarının ise kasık fıtığı ve varikosel (testis damarlarının varisi) hastalıklarının yol açtığı ağrıları ile karışabildiğini, bu yüzden tanı ve tedavi süreçlerinin uzayabildiğini” ifade eden Dr. Öğr. Ü. Kurt Oktay, “Kasık fıtığı ve varikosel ameliyatı geçirdikten sonrasında kasık ve testis ağrıları geçmeyen hastaların oldukça yaygın olduğunu” da belirtiyor. “Nedeni net bulunamayan bel, alt karın, kasık ve testis ağrılarında<strong> </strong>gereksiz operasyonlara kadar giden bir süreci önlemek için fizik tedavi hekimi tarafından hastaların ayrıntılı bir fizik muayene ile değerlendirilmelerinin doğru tanı açısından çok önemli olduğunun” altını çizdi. </p>
<p><strong>“OMURGADAKİ FONKSİYON BOZUKLUĞUNA GÖRE FARKLI TEDAVİ YAKLAŞIMLARI UYGULANIR”</strong></p>
<p>Öncelikle tanıyı koyduktan sonra hastanın günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi özellikle de rotasyonel (dönme) hareketlerden kaçınılmasının çok önemli olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neslihan Kurt Oktay, tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi: “Fonksiyonel bir restorasyon programı, bel esnekliğini artırıcı ve uyluk kaslarını germeye yönelik egzersizler yanında gövde kaslarını kuvvetlendiren egzersizler, denge ve proprioseptif egzersizler uygulanmalıdır. Fizik tedavi kliniğimizde omurgada fonksiyon bozukluğu görülen seviyedeki faset ekleme ultrason eşliğinde uyguladığımız lokal anestetik ve steroid enjeksiyonları hem tanıyı kesinleştirmede hem de tedavide oldukça etkilidir. Aynı zamanda etkilenmiş alt sırt-üst beldeki bu geçiş bölgesine uygulanan mobilizasyon ve manipülasyon teknikleri ile iyileşme sağlanabilmektedir. Manipülasyon ve enjeksiyon uygulanamadığı durumlarda fizik tedavi programında uygulanan fizik tedavi ajanları etkilidir. İnatçı vakalarda ise radyofrekans ile faset eklemin denervasonu da uygulanabilmektedir.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-ve-sirti-rahatlatmak-icin-yapilan-ani-donme-hareketleri-bu-soruna-neden-olabiliyor-381506">Bel ve Sırtı Rahatlatmak İçin Yapılan Ani Dönme Hareketleri Bu Soruna Neden Olabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 09:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hareketi kısıtlayarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ve toplumun büyük bir bölümünün yaşamlarında en az bir kez bel ağrısına maruz kaldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrılarının en önemli sebebi olarak hareketsiz yaşam tarzı ve kilo artışı sayılabilir. Bel ve sırt kaslarının güçsüzleşmesine yol açan hareketsiz yaşam ve kilo bel bölgesine binen yükün artmasına neden oluyor. Bel ve boyun ağrısından korunmak, tedavi edilmesinden daha kolay” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genellikle ani başlayan bel ağrılarının bir kısmının istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi gibi yöntemlerle tamamen iyileştiğini ve kalıcı olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrısı ataklarının çoğu geçicidir ve genellikle kalıcı bir sakatlığa sebep olmaz. Ağrıların yüzde 7-10’u 6 ayı geçerek kronik hale dönüşebilir. Kronikleşen bel ve sırt ağrılarında ilaç ile korse kullanımı, enjeksiyonlar, kayropraktik tedavi yöntemi ve cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor. Kişilerin yüzde 75’i eğitim programlarına katılarak bel ağrılarından korunabilir” dedi.</p>
<p>Bel ağrılı olgularının yüzde 50’sinin bir haftada, yüzde 90’ının 8 haftada, yüzde 3’ünün ise 1 aydan fazla sürede rahatladığını belirten Prof. Dr. Semih Akı, bel ve boyun ağrısından korunmanın tedavisinden çok daha kolay olduğunu vurgulayarak bel ağrısını önleyecek önerilerde bulundu:</p>
<p> </p>
<p><strong>EVDE </strong></p>
<ul>
<li>Bir eşyayı kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın. Yerden alırken dizlerinizi bükerek ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. </li>
<li>Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın. </li>
<li>Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak bel gerilmemeli, ipin seviyesi uygun boyda ayarlanmalı.</li>
<li>Ağırlık taşımanız gerekiyorsa, yükü her iki elinize de eşit olarak paylaştırın. Ağır yükü, belden daha yükseğe kaldırmayın.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YATARKEN</strong></p>
<ul>
<li>Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alırken bacaklarınızı kıvırarak oturur pozisyona geçin ve kalkın. Yatmak için ise bu işlemleri tersten uygulayıp yatağa uzanın. </li>
<li>Yüzüstü ve sırtüstü dümdüz yatmaktan mümkün olduğunca kaçının. Uygun olanı, kalça ve dizlerinizden çekip bacaklarınızı toplayarak, ana rahmindeki gibi yatmaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>OFİSTE </strong></p>
<ul>
<li>Otururken mutlaka dik pozisyonda olun ve bunu alışkanlık haline getirin. </li>
<li>Doğru oturma pozisyonunda diz eklemleriniz kalça eklemlerinden daha yüksekte olmalı, ayak tabanlarınız yere tam olarak temas etmeli. </li>
<li>Otururken zaman zaman pozisyon değiştirin. Aynı oturma pozisyonuna 30-40 dakikadan fazla devam edilmemeli.</li>
<li>Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.</li>
<li>Ofiste masa sandalye bilgisayar ilişkisi daima önerilen ölçülere uygun olmalı.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>SOKAKTA </strong></p>
<ul>
<li>Dışarıda ya da kapalı bir yerde bir süre ayakta beklemeniz gerekiyorsa tek ayağınızın altına 15-20 cm yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin. Bir süre sonra diğer ayağınızı koyun. </li>
<li>Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru döndürüp eğilerek yerden bir şey almayın. Dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızla dönün.</li>
<li>Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.</li>
<li>Otomobil kullanırken koltuğunuzu, dizlerinizin ve kalçanızın biraz yukarısında olacak şekilde ayarlayın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jun 2023 09:24:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığında]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yapılan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=380123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan hareketsiz yaşam, fazla kilo, bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler ve masa başında yanlış oturma pozisyonu derken, bel ağrısı çekenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123">Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan hareketsiz yaşam, fazla kilo, bilgisayar karşısında geçirilen uzun saatler ve masa başında yanlış oturma pozisyonu derken, bel ağrısı çekenlerin sayısı hızla artıyor. Ülkemizde bel ağrısı şikayeti nedeniyle hekime başvurma oranı baş ağrısından sonra ikinci, cerrahi olarak tedavi edilme açısından üçüncü sırada yer alıyor. Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediğini belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ</strong> “Yapılan çalışmalar, bel ve boyunda saptanan her fıtıklaşmanın bel-boyun ağrısı yapmadığını, dolayısıyla MR’da saptanan her fıtığın tedavi gerektirmediğini ortaya koymuştur. Buna karşın tedavi gerektiren bel fıtığında, uygulanan çeşitli yöntemlerle yüzde 90-95 oranında cerrahiye gerek kalmadan başarı sağlanabilmektedir. Kişilerin bazı yanlış davranışları ve alışkanlıkları da bel fıtığı riskini artırdığı gibi, tedaviyi de olumsuz etkileyebilmektedir” diyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bel fıtığında en sık yapılan yanlışları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p><strong>Yatak istirahatine rağmen oturmak!</strong></p>
<p>Bel fıtığı hastalarında en çok gözlemlenen yanlışlardan biri; doktorun yatak istirahati vermesine rağmen, oturmaya devam etmek oluyor. Oysa oturmak, yatak istirahatinin yerini tutmuyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Oturan bir kişide disk üzerine düşen basınç oturma ve özellikle oturup yanlara eğilme sonucu ciddi bir şekilde artar. Bu nedenle hastaya verilen istirahat süresince kişi oturarak istirahat etmek yerine yatarak istirahat etmelidir. Oturmak istediği zamanlarda da bel boşluğunu destekleyen bir yastıkla bunu yapmalıdır” diyor. </p>
<p><strong>Kilo vermeye özen göstermemek</strong></p>
<p>Fazla kilonun bel ağrısını artırdığı gibi, ağrının oluşumuna da neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Tolga Aydoğ, buna karşın fazla kilolarından kurtulmak için yeterli özen gösterilmemesinin de en sık yapılan hatalar arasında olduğunu söylüyor. Bel ağrısı olan hastanın aktivite düzeyindeki azalışa bağlı olarak kilo alımının hızlanabileceğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bu nedenle istirahatin ve kontrollü hareketin önemli olduğu ilk günlerde gerekirse diyetisyen desteği alınmasının önemli olduğunu vurguluyor.  </p>
<p><strong>‘Çivi çiviyi söker’ diyerek zorlayıcı egzersizler/sporlar yapmak</strong></p>
<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ öne çıkan yanlışlardan birini şöyle açıklıyor: “Bel fıtığının tedavisinde egzersiz çok önemli yer tutar. Bu bağlamda bel ve kalça etrafı kısa kasların uzatılması, zayıf kasların kuvvetlendirilmesi, genel kondisyonun artırılmasına özen gösterilmelidir. Ancak zorlayıcı hareketlerden uzak durulmalıdır çünkü zorlayıcı hareketler kaslarda daha büyük kuvvet artışı yapabilse de bunlar disk üzerine düşen basıncı artırıp sorunun daha da artmasına neden olabilir. O yüzden kişinin fiziksel durumuna göre iyi planlanmış bir egzersiz planı yapmak çok önemlidir.”</p>
<p><strong>Hiç kalkmadan uzun süre yatmak</strong></p>
<p>Akut gelişen bel fıtığının tedavisinde disk üzerine düşen basıncı azaltmada yatak istirahati şüphesiz çok önemli bir yer tutuyor ancak dikkat! Hiç kalkmadan çok uzun süre yatmak kaslarda kuvvetsizliğe, eklemlerde hareket kısıtlılığına yol açıyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ bundan dolayı yatak istirahatinin bir haftayı geçmemesi gerektiğini söylüyor.   </p>
<p><strong>Sigara içmeye devam etmek</strong></p>
<p>Sigaranın genel vücut sağlığı için kanıtlanmış zararları, bel fıtığında da kendini gösteriyor. Sigara içmenin disk kanlanmasını bozarak bel fıtığı riskini artırabildiğini ve tedaviyi olumsuz etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, sigaranın yol açtığı öksürük nedeniyle de bel fıtığına zemin hazırlayabildiğine dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Sert yatak yerine yerde yatmak </strong></p>
<p>Sert yataklarda yatmak bel fıtığı tedavisinde halen kabul görse de bu, sert zemine/yere yatılması anlamına gelmiyor. Yere yatıp- kalkma sırasında belin istenmeyen zorlayıcı pozisyonlara gelebilmesinden dolayı yere yatmaktan kaçınmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Yerde değil, normal yükseklikte sert yatağı tavsiye ediyoruz. Günümüzde vücut şeklini alan ‘visko’ yataklar geliştirilmeden önce bel fıtığında hastaların sert yataklarda yatması gerektiği görüşü genel kabul görüyordu. ‘Visko’ yataklar çıktıktan sonra artık ille de sert yataklar değil, hastanın rahat ettiği yatağın doğru olduğu genel kabul görmektedir. Akut gelişen bel ağrısında ilk tercih sert yataklar olsa da kronik dönemde rahat edilen yatak doğru yataktır, diye düşünmekteyiz” diyor. </p>
<p><strong>Uzman olmayanlara başvurmak</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tolga Aydoğ, bel ağrısı çekenlerin ve MR’ında bel fıtığı saptananların en sık yaptığı yanlışlardan birinin de kulaktan dolma bilgiler ve önerilerle hareket etmeleri olduğunu belirterek “Çevredekilerin ‘aynı sorun bende de vardı veya bir yakınım şu kişiye gitti belini çektirdi, iki büklüm gitmişti sapasağlam ayrıldı” gibi sözleriyle doktora değil işin uzmanı olmayan kişilere yönelinmesi sonucu kalıcı sakatlıklar ortaya çıkabiliyor” uyarsında bulunuyor. </p>
<p><strong>“Bel fıtığı ameliyatı oldum, bir daha tekrarlamaz” diye düşünmek</strong></p>
<p>Bel fıtığı ameliyatı sonrası günlük yaşamda bazı kurallara dikkat edilmediğinde fıtık sorunu aynı seviyeden veya başka bir seviyeden tekrarlayabiliyor. Bu nedenle kişinin bel fıtığı nedeniyle ameliyat olsa da omurgasını korumak için genel kurallara uyması ve egzersizlerle omurga etrafında yeterli esneklik ve kuvvete ulaşmaya, genel kondisyonunu artırmaya özen göstermesi gerekiyor. </p>
<p><strong>Bel açısından doğru ergonomik hareketleri öğrenmemek</strong></p>
<p>Ağır kaldırma ve zorlayıcı fiziksel hareketler yapma hem bel ağrısını hem de bel fıtığı riskini artırıyor. Prof. Dr. Tolga Aydoğ günlük yaşamda bilinçsizce yapılabilen bazı hareketlerin bel fıtığına davetiye çıkarabileceğini belirterek şu önerilerde bulunuyor; </p>
<ul>
<li>Yerden bir şey almak için belden eğilmek yerine dizlerinizi bükün. </li>
<li>Market/pazar alışverişi poşetlerini tek elde değil, iki ele eşit dağıtarak taşıyın.</li>
<li>Otururken bel boşluğunu destekleyici yastıkla doldurun.</li>
<li>Bar koltuğu gibi çok yüksek yerlere veya yere oturmaktan kaçının.</li>
<li>Baş üzeri bir şeyi rafa/dolaba yerleştirirken uzanmak yerine basamak kullanın.</li>
<li>Uzun süreli oturarak çalışıyorsanız en geç her saat başı kalkıp dolaşın. Zira; her saat başı kısa süreli dolaşma; bel omurlarının, bel çevresi bağ ve kasların ayrıca disklerin sağlığı açısından çok önemli.</li>
</ul>
<p><strong>Ameliyatı tek çare olarak görmek </strong></p>
<p>Bel fıtığında ameliyatın son çare olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ, ameliyat gerektiren durumları; ‘bacaklarda kuvvet kaybı, idrar ve gaitayı tutamama ve yapılan her tür tedaviye rağmen bel ağrılarının devam etmesi’ olarak sıralıyor. Ameliyat öncesi uygulanan yöntemlerle yüzde 90-95 oranında başarı sağlanabildiğini belirten Prof. Dr. Tolga Aydoğ şöyle konuşuyor: “Bel fıtığı; çok uzun süre olmayan istirahat, ağrı kesici, kas gevşetici ve steroid olmayan antiinflamatuar (bazen steroid) ilaçlar, egzersiz, görüntüleme destekli bele yapılan enjeksiyonlar (transforaminal / epidural enjeksiyonlar), bel korseleri, elle tedavi (manüpilasyon/kayropraksi) sıcak uygulama ve fizik tedavi gibi yöntemlerde yüzde 90-95 oranında tedavi edilebilir. Bel fıtığı hastasında genelde tek bir tedavi seçerek uygulamak yerine bütüncül yaklaşıp, birçok tedaviyi birlikte uygulamak çok daha doğru bir tedavi tarzıdır.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-fitiginda-en-sik-yapilan-10-hata-380123">Bel Fıtığında En Sık Yapılan 10 Hata!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 12:18:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrıları; herkes tarafından hayatın bir bölümünde hissedilen ağrılar arasındadır. Bel ağrısının en önemli nedenleri genellikle ağır kaldırma, yanlış duruş, kas zayıflığı gibi nedenlerden oluşur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108">Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bel ağrıları; herkes tarafından hayatın bir bölümünde hissedilen ağrılar arasındadır. Bel ağrısının en önemli nedenleri genellikle ağır kaldırma, yanlış duruş, kas zayıflığı gibi nedenlerden oluşur. </p>
<p>Hayatı olumsuz yönde etkileyen bu ağrılarda ilk akla gelen bel fıtığı şüphesidir ve hastalar genellikle ameliyat korkusu nedeniyle erken dönem de doktora gitmeyerek ağrının daha da şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Her ağrı bel fıtığını işaret etmez, erken dönemde ağrıların önüne geçmek doğru tanı ve tedavi ile mümkündür.</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Yiğit Kültür bel ağrısı yöntemleri hakkında bilgiler verirken, her bel ağrısının bel fıtığını işaret etmediğini tanı ve tedaviler ile ağrıların önüne geçilebileceğini söyledi. </strong></p>
<p><strong>Bel ağrısının en sık sebebi nedir ve tedavi sürecinde nasıl ilerlenir?</strong></p>
<p>Bel ağrısı toplumda acil servise başvuru nedenlerinin başında gelmektedir. Bu başvuruların büyük çoğunluğu mekanik ağrı karakterindedir ve altta yatan problemli bir durum yoktur. Mekanik ağrıların sebebi çoğunlukla omurga etrafındaki kas, ligaman ve bağların gerilmesi sonrasında oluşan yangı, enflamasyon ve ödemdir. Çeşitli travmalar, ağır yük kaldırma, fazla kilo, sigara kullanımı, hareketsizlik veya aşırı aktivite predispozan faktörlerdir. Çoğunlukla birkaç gün içinde ağrı azalmaya başlar ve en geç birkaç hafta içinde ağrı tamamen kaybolmaktadır. Bu durumlarda yatak istirahati çok fazla önerilmez çünkü ağrıya sebep olan sitokinlerin kan dolaşımı ile spontan olarak vücuttan uzaklaştırılması için standart bir aktivitenin devamı teşvik edilir. Uzun süreli korse kullanımı adele zayıflamasına sebep olabileceği için korsenin yaklaşık 1 hafta kullanımı genelde önerilir. Bu süreçte ağrının kontrolü için uygun topikal veya oral non-steroid ilaçlar yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda bel ağrısı problem yaratabilir ve ileri tetkik/tedavi edilmesi gerekir?</strong></p>
<p>Bazı durumlarda bel ağrısının kaynağı sadece kas/adele/tendon gerilmesi-zedelenmesi olmayıp altta yatan ve incelenmesi gereken durumlar olabilir. Eğer kişinin ağrısı 4-5 haftadan uzun sürüyorsa, ağrının şiddeti azalma eğilimi göstermiyorsa, bel ağrısı kalçadan bacaklara vuruyorsa veya uyluk ile bacağın herhangi bir bölgesinde ağrı/uyuşma/karıncalanma eşlik ediyorsa, sistemik ateş varsa, idrar ve dışkı yapmada veya tutmada problemler oluyorsa, yakın ağır kaldırma, yanlış omurga cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Her bel fıtığı ameliyat gerektirir mi? Ameliyat gerektiren bel fıtığı nasıl bir karakterdedir?</strong></p>
<p>Yapılan bir çok çalışmada hiçbir şekilde bel ağrısı şikayeti olmayan hastalarda dahi çekilen emar (MR) görüntülerinde çok kez bel fıtığı tespit edildiği görülmüştür. Tabi ki de bu tarz fıtıklara yaklaşımda ameliyat ile tedavi gündeme gelmemektedir. Önemli olan mevcut fıtıkta problemli veya problem yaratmayan fıtık ayrımının yapılmasıdır. Eğer bel fıtığının kişide yarattığı ağrıda zamanla belirgin derece azalma yok ise, bel ağrısına eşlik eden bir kalça/uyluk/bacak ağrısı var ise, bacaklarda güç kaybı var ise ve kişinin ağrısı şiddetli ise mutlaka tetkik edilmeli, gerekli tanı-tedavi planlamaları yapılmalıdır. Birçok durumun tedavide aciliyet gerektirebileceği dikkate alınarak erken müdahale önem kazanabilmektedir.</p>
<p><strong>Kanal daralması ve bel kayması nedir? Tanı ve tedavi süreci nasıldır?</strong></p>
<p>Orta-ileri yaştaki hastalarda görülen kanal daralması ve bel kayması problemleri çoğunlukla omurganın dejeneratif (kireçlenme) süreçleri sonrasında meydana gelmektedir. Bu problemler çoğunlukla her iki omur arasındaki <em>“intervertebral disk” </em>yapılarındaki uzun vadede meydana gelen sıvı ve yükseklik kaybı sonrasında problemin omurların diğer bölgelerine yayılması sonrasında ilerleyici bir kısır döngüye sebep olarak kişinin günlük aktivitelerini, yaşamsal faaliyetlerini ve konforunu oldukça etkileyebilecek durumlara sebep olabilmektedir. Kanal daralması ve bel kaymasının yarattığı ağrı ve nörolojik durumlar sebebiyle kişinin günlük yürüme mesafesi azalabilmekte, hareket halindeyken olan ağrılar kişiyi oldukça rahatsız edebilmektedir. Her hastada mevcut problemin durumuna göre oluşan şikayet tablosu genellikle farklı ve kişiye özel olmaktadır. </p>
<p>Omurga-bel problemlerinin değerlendirmesinde ilk aşamada muayene oldukça önem arz etmektedir. Bazı durumlarda kalça-diz gibi komşu eklemlerdeki problemler bel problemleri ile karışabilmekte iken detaylı bir fizik muayene ile bunun ayrımına tecrübeli bir hekim tarafından rahatlıkla varılabilmektedir. Sonrasında rahatsızlığın durumuna göre röntgen-dinamik röntgen- MR- tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılmaktadır. Ayrıca her hastada bu tetkiklerin uygulanma yöntemleri farklı olup hekimin radyoloji uzmanı ve teknisyenini bu konuda yönlendirmesi önemlidir. Omurgadan çıkan sinirlerde mevcut rahatsızlıktan kaynaklı bir bası varlığını tespit ve dökümante edebilmek amacıyla omurga problemlerinde yetkin bir Nöroloji uzmanı tarafından yapılacak EMG birçok durumda hekimin mevcut problemin kaynağına detaylı bir şekilde ulaşabilmesine yardımcı olabilmektedir. </p>
<p><strong>Her kanal daralması ve bel kayması ameliyat gerektirir mi? İleri yaşlı hastalarda bu problemlere yönelik cerrahi uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Her kanal daralması ve bel kayması problemi cerrahi gerektirmemektedir. Birçok durumda cerrahi dışı yöntemlerden faydalanılabilmektedir. Bu tedaviler kilo verme, egzersiz, fizik tedavi ve görüntüleme yöntemleri eşliğinde omurgaya enjeksiyon uygulamalarını içermektedir. Ayrıca ameliyat gerektiren bazı durumlar “acil” kabul edilmekte ve uygulanmakta bazı durumlar ise ”görece acil” yani ilerleyen zamanda gelişebilecek nörolojik problemleri engellemek amacıyla mümkün olan en erken ve uygun zamanda cerrahinin planlanması şeklinde olup, bazı durumlarda da kişinin hayat kalitesini arttırmak, ağrılarını kontrol altına almak ve günlük aktivitesini daha iyi bir seviyeye ulaştırmak için cerrahi tedavi seçilmektedir. </p>
<p>Omurga cerrahisi ameliyatlarının bu konuda yetkin bir ekip ile yapılmasında fayda vardır. Anestezi ekibi, nöromonitorizasyon ekibi, ameliyat hemşire ve personelleri ameliyatın birçok aşamasında önemli görevlere sahiptir. İleri yaştaki hastaların da ameliyatları omurga cerrahisinde tecrübeli bir anestezi ekibinin desteğiyle ve ameliyat sonrası ilk akşam gözlem altında tutulabilmek amacıyla tam kapsamlı yoğun bakım ünitesinin mevcudiyetiyle mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108">Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 08:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmasından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel düzleşmesi ya da bel fıtığı teşhisi aldınız, ameliyata gerek olmadığı söylendi, fakat fizik tedaviden ve ağrı kesici ilaçlardan fayda görmediyseniz bel ağrılarınızın nedeni; belin iltihaplı romatizması olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059">Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bel düzleşmesi ya da bel fıtığı teşhisi aldınız, ameliyata gerek olmadığı söylendi, fakat fizik tedaviden ve ağrı kesici ilaçlardan fayda görmediyseniz bel ağrılarınızın nedeni; belin iltihaplı romatizması olabilir. <strong>Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Çimen </strong>“Peki hangi durumlarda bel romatizmasından şüphelenmeliyiz?”<strong> </strong>sorusunun cevabını veriyor…</p>
<p>“Tipik olarak bel düzleşmesi, bel kireçlenmesi ve bel fıtığından kaynaklanan bel ağrısına mekanik tipte bel ağrısı denir” açıklamasında bulunanDoç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Mekanik tipte bel ağrısı, uzun süreli yürüyüş, aktivitelerden sonra artar, dinlenme ile azalır. Çoğunlukla geceleri ağrı yakınması olmaz. 45 yaşından küçükseniz, en az 3 aydır devam eden bel ağrınız varsa ve ağrınız dinlendiğinizde geçmiyor aksine artıyorsa, gece devam ediyorsa ve sabahları belinizde tutukluk hissediyorsanız bel ağrınız romatizmadan kaynaklanıyor olabilir.”</p>
<p><strong>Erkeklerde daha fazla görülüyor</strong></p>
<p>Bel romatizması ‘spondiloartritler’ denilen ve ankilozan spondilit, sedef romatizması, reaktif artrit, bağırsak hastalığı ilişkili artrit gibi birçok hastalığı içine alan şemsiye bir terimdir. Bu hastalığın 45 yaş öncesi ortaya çıkan, omurgayı ve sakroiliak eklemleri (omurga ile leğen kemiği arasındaki eklemi) etkileyen iltihaplı bir romatizma türü olduğunu aktaran Yeşim Çimen “Sakroiliak eklem çoğunlukla ilk olarak etkilenir. Zaman içinde hastalığın ilerlemesi ile tüm omurga tutulumu olabilir. İlerleyen yaşlarda omurgada kemikleşme ve öne eğilme ve bel-boyun hareketlerinde kısıtlılık ortaya çıkar. Erkeklerde kadınlara oranla 2-3 kat fazla görülür. HLA-B 27 geni ile yakın ilişkisi olmakla birlikte tek başına bu genin varlığı hastalık olduğunu göstermez. Hastalık çok sık görülmediği için bel fıtığı ve kireçlenme ile karıştırılarak tanıda gecikmeye neden olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Üç aydan uzun süren bel ağrılarına dikkat!</strong></p>
<p> “En önemli belirti üç aydan uzun süren, istirahatte artan, hareketle azalan bel ağrısıdır. Tipik olarak hasta sabah belde tutukluk ile uyanır. Sabah tutukluğu en az bir saat sıklıkla öğleye kadar devam eder, gün içinde azalır” diyen sözlerine şöyle devam etti: “Dr. Yeşim çimen “Bel ağrısı dışında boyun ağrısı, omuz ağrısı, eklem şişliği, topuk ağrısı, göğüs kafesinde ağrı görülebilir. Gözde kızarıklık ve ağrı, iltihaplı bağırsak hastalıkları, kalp tutulumu eşlik edebilir. Erken dönemde hastalığa bağlı kemik erimesi gelişebilir. Behçet hastalığı ve ailevi Akdeniz ateşi ile birliktelik gösterebilir.”</p>
<p><strong>Tedavide farklı uygulamalar yapılır</strong></p>
<p>-Bel romatizması yani spondiloartrit, ilerleyici ve yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için düzenli doktor kontrolü ve ilaç kullanımı gerektirir. Dirençli hastalarda doktorunuz gerekli gördüğü takdirde ‘biyolojik tedavi’ uygulanır, biyolojik tedaviye yanıt genellikle çok iyidir.</p>
<p>-Göğüs kafesi tutulup solunum kapasitesi azalabileceğinden sigara içmemek ve solunum egzersizleri yapmak önem arz eder.</p>
<p>-Günde 15 dakika yüz üstü yatmak, sabahları ılık duş almak önerilmektedir. </p>
<p>-Omurganın öne eğilmesini önlemek için düzenli bel ve boyun egzersizleri, postür egzersizleri yapmak gerekir. Doktor tarafından önerilen durumlarda (hastalık aktif değilken) fizik tedavi uygulamaları yarar sağlar. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059">Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
