<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>beden | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/beden/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/beden</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>beden | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/beden</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 13:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[arzusu]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yansıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Bozuklukları]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme Davranışı]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının psikolojik kökenleri ile bazı kişilik özellikleri ve çevresel faktörlerin beden algısı üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mükemmeliyetçilik yeme davranışını etkileyebiliyor! </strong></p>
<p>Mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve duyguların yer değiştirmesinin, yeme bozukluklarının anlaşılmasında önemli psikolojik dinamikler arasında yer aldığını dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle mükemmeliyetçi kişilik özellikleri, yeme bozukluklarının gelişiminde ve sürdürülmesinde belirgin bir rol oynar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun en çarpıcı şekilde Anoreksiya Nervoza örneğinde görüldüğüne değinen Elbaşoğlu, “Mükemmeliyetçi bireyler için kontrol duygusu hayati bir öneme sahiptir ve bu kontrol ihtiyacı çoğu zaman beden ve yeme davranışı üzerinden sağlanmaya çalışılır. Kişi, yeme düzenini ve bedenini ‘kusursuz’ hale getirdiğinde hayatındaki diğer alanların da yoluna gireceğine inanabilir. Bu düşünce yapısı, yeme davranışını yalnızca fiziksel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp psikolojik bir kontrol aracına dönüştürür.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Kontrolünü kaybeden kişi bunu bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabilir! </strong></p>
<p>Yeme bozukluklarında sıkça karşılaşılan bir diğer mekanizmanın ise ‘yer değiştirme’ olduğunu aktaran Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu savunma mekanizması, bireyin bir alanda yaşadığı duyguyu başka bir alana yönlendirmesi şeklinde işler.” dedi.</p>
<p>Kontrol duygusunu hayatının farklı alanlarında kaybeden bir kişinin, bu ihtiyacını bedenini kontrol ederek telafi etmeye çalışabileceği örneğini paylaşan Elbaşoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Özellikle baskıcı aile yapıları veya yoğun denetim içeren çevrelerde büyüyen bireylerde, kontrol edilebilen nadir alanlardan biri beden olabilir. Bu nedenle kişi, yemek yeme davranışı üzerinden hem kontrol hissini yeniden kazanmaya hem de içsel gerilimini azaltmaya çalışır. Ergenlik döneminde ise bu durum daha da belirgin hale gelir; çünkü bu dönem, bireyin bağımsızlık arayışı ile ebeveyn otoritesi arasında çatışmaların yoğun yaşandığı bir süreçtir. Yeme davranışı, bu çatışmanın hem sembolik hem de somut bir ifade alanına dönüşebilir.”</p>
<p><strong>Beden Dismorfik Bozukluğu, bedenin çarpık algılanmasına yol açar! </strong></p>
<p>Sosyal medyanın beden algısı üzerindeki etkisinin günümüzde yadsınamaz bir gerçeklik olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Yeme bozukluklarında sıkça görülen Beden Dismorfik Bozukluğu, bireyin kendi bedenini çarpık ve gerçek dışı bir şekilde algılamasına neden olur.” dedi.</p>
<p>Sosyal medya platformlarında yaygın olarak kullanılan filtrelerin, kusursuzluk algısını güçlendirirken, bireylerin kendilerini bu idealize edilmiş görüntülerle kıyaslamasına yol açtığını kaydeden Elbaşoğlu, “Özellikle ince beden tipinin güzellik, başarı ve kontrol gibi olumlu özelliklerle ilişkilendirilmesi, bu algıyı daha da pekiştirir. Araştırmalar, zayıflığı idealize eden içeriklere yoğun şekilde maruz kalan bireylerde, beden memnuniyetsizliğinin ve olumsuz benlik algısının arttığını gösteriyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sosyal medyadaki ‘kusursuz’ bedenler ergenleri yetersiz hissettirebilir! </strong></p>
<p>Sosyal medya etkisinin özellikle ergenler üzerinde daha güçlü olduğunun altını çizen Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Kimlik gelişiminin ve bedensel değişimlerin yoğun yaşandığı bu dönemde, gençler dış etkilere daha açıktır. Sosyal medyada sunulan ‘kusursuz’ beden imgeleri, ergenlerin kendi bedenlerini yetersiz görmelerine neden olabilir.” dedi.</p>
<p>Ancak yeme bozukluğu olan bireylerin yalnızca ideal bedene ulaşmaya çalışmadığını vurgulayan Elbaşoğlu, “Aynı zamanda kendi mevcut bedenlerini de gerçekçi olmayan bir biçimde algılarlar. Oldukça zayıf bir kişi kendisini hâlâ kilolu olarak değerlendirebilir. Bu durum, sorunun yalnızca dış etkilerle değil, aynı zamanda içsel algı bozukluklarıyla da ilişkili olduğunu gösterir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yeme bozuklukları sadece yemekle ilgili değil! </strong></p>
<p>Diyet yapma ile yeme bozuklukları arasındaki farkın da bu noktada belirginleştiğine işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Her ne kadar yüzeyde benzer davranışlar içeriyor gibi görünseler de, iki durumun altında yatan zihinsel ve duygusal süreçler oldukça farklıdır.” dedi.</p>
<p>Diyet yapmanın genellikle belirli bir hedef doğrultusunda, kontrollü ve sınırlı bir süreyi kapsayan bir davranış olduğunu; buna karşılık yeme bozukluklarında bireyin zihninin sürekli olarak yemek yememek ve beden üzerine yoğunlaştığını kaydeden Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu düşünceler kişinin günlük yaşamının büyük bir bölümünü kaplar ve ciddi bir zihinsel meşguliyet yaratır. Ayrıca yeme bozukluklarında yeme davranışının anlamı da farklıdır. Bu durum, yalnızca beslenme ile ilgili bir mesele değil; kontrol, değer, yeterlilik ve kimlik gibi daha derin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkilidir. Bu nedenle yeme bozukluklarını yalnızca “yemekle ilgili bir sorun” olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Aslında bu bozukluklar, bireyin kendi iç dünyasında denge kurma çabasının, kontrol ihtiyacının ve duygusal çatışmalarının bir yansımasıdır.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kontrol-arzusu-beden-uzerine-yansiyor-622388">Kontrol arzusu beden üzerine yansıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 12:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı]]></category>
		<category><![CDATA[şeylerden]]></category>
		<category><![CDATA[sıradan]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Sağlıklı Yaşlanma-Longevity konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>İnsanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Longevity (uzun ömür) kavramının, özellikle son yıllarda öne çıkan bir konu haline geldiğini ifaden ederek, “Çünkü insanlık tarihinde ortalama yaşam süresi giderek artıyor. 100 yıl kadar önce dünya genelinde ortalama ömür 40’lı yaşlardaydı. Günümüzde ise Türkiye&#8217;de bu süre kadınlarda ortalama 78, erkeklerde ise 74-76 yaş aralığına kadar yükseldi. Küresel ölçekte de benzer bir artış söz konusu. Yaşam süresi uzadıkça, daha önce nadir görülen sağlık sorunları da artmaya başladı. Geçmişte insanlar daha erken yaşta hayatını kaybettiği için Alzheimer gibi hastalıklar fazla ortaya çıkmıyordu. Ancak bugün insanlar 70 yaş ve üzerine çıktığında Alzheimer riski belirgin şekilde artıyor. Unutkanlık daha sık görülüyor. Eğer kişi sağlıklı bir yaşam tarzı benimsememişse, ömrü uzasa da pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa yapılan araştırmalar, hastalıkların yüzde 60-70’inin doğrudan yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu çok ciddi bir oran. Diyabetten depresyona kadar birçok hastalık, sağlıksız beslenme, yetersiz hareket, stresli yaşam gibi faktörlerle ortaya çıkıyor. Yani kişi doğru yaşasa, doğru beslense bu hastalıkların pek çoğu önlenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor</strong></p>
<p>Günümüzde yaşam tarzı eğitimlerine tüm dünyada ağırlık verilmeye başlandığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Artık yaşam tarzı psikoterapisi adı verilen bir yaklaşım uygulanıyor. Bu yöntem, hasta olmadan önce kişiye sağlıklı yaşama becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Bu, aynı zamanda pozitif psikoterapinin de bir türü. Sağlıklı yaşamı desteklemek için duygusal zeka çalışmaları da yapılıyor. Buradaki amaç, sadece uzun yaşamak değil; sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürebilmek.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Beden farkındalığı önemli…</strong></p>
<p>Sağlıklı yaşam tarzı eğitiminde en çok önem verilen konulardan birinin beden farkındalığı olduğunu da belirten Prof. Dr. Tarhan, “Kişinin kendi bedenini tanıması, fark etmesi gerekir. Bir kişiye bakıyorsunuz, obez. Beden kitle indeksi 30’un üzerinde. Ama ‘Su içsem yarıyor’ diyor. Aslında farkında olmadan sürekli bir şeyler yiyor, atıştırıyor. Gerçekte ne yediğinin farkında değil. Benzer şekilde, bazı kişiler ‘Hiç uyumadım’ diyor. Aslında uyumuş ama uyku farkındalığı yok; uyuduğunun farkında değil. Beynimiz algılayan bir organ olduğu için beden farkındalığı çok önemli. Çünkü kişi bedeninin sinyallerini ne kadar iyi tanırsa, o kadar doğru kararlar verir. Farkındalık yanlışsa, alınan karar da yanlış olur.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Zihinsel farkındalık en az bedensel farkındalık kadar önemli</strong></p>
<p>Bedeni tanımanın, güçlü ve zayıf yönlerini bilmenin çok önemli olduğunu, “Hangi gıdalar bana iyi geliyor, hangileri dokunuyor? Nasıl beslenirsem daha sağlıklı olurum? Boyum, kilom ne durumda? Uyku düzenim nasıl? Su tüketimim yeterli mi? Metabolik dengem nasıl?” sorularının yanıtlarının beden farkındalığıyla ilgili odluğunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir de zihinsel farkındalık var. Bu da en az bedensel farkındalık kadar önemli. Zihinsel farkındalık, kişinin psikolojik durumunu, olayları nasıl algıladığını ve nasıl tepki verdiğini içerir. Bir olay yaşanıyor, bir ipucu alıyoruz ve buna alışkanlıkla, otomatik bir yanıt veriyoruz. Hoşumuza giden bir şey olduğunda hemen tepki veriyoruz. Oysa bu tepkiler, zihinsel çarpıtmalar ya da çocuklukta öğrenilmiş yanlış kalıp yargılardan kaynaklanıyor olabilir. Zihinsel yanlış kalıp yargılarımız var. Bunları düzeltmek gibi, kendimizi geliştirmek gibi bir hedefimiz yoksa çocukluğumuz öğrendiğimiz zihinsel kalıpları, kalıp yargılar aynen devam ettiriyoruz. Halbuki şartlar değişmiş, ortam değişmiş ama siz değişmemişsiniz. Hastalıklar başlıyor. Ruhsal hastalıklarda zihin farkındalığı önemli. Bedensel hastalıklarda da beden farkındalığı önemli. Bunun birinci şartı kişinin kendini tanıması. Kendini iç iç keşif yolculuğu. Hem bedensel farkındalık açısından hem zihinsel farkındalık açısından kendini tanımak ilk adım. Buna öz bilinç deniyor. Kendinin farkına varmak. Bunu fark ettikten sonra öz yönetim başlıyor. Güçlü zayıf yönlerini yönetmek başlıyor.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir</strong></p>
<p>İnsanın diğer canlılardan farklı olarak ilişkisel bir varlık olduğunu, sosyal yapıdan izole olan insanın mutsuz olacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Elbette yalnızlık bazen seçilmiş bir durum olabilir. Tasavvufta da bu tür yalnızlıklar, kişinin kendini geliştirmesi için teşvik edilir. Eski zamanlarda insanlar çilehanelere çekilerek manevî gelişim sağlamaya çalışmışlardır. Ancak günümüzde, bu tür bir yalnızlığı sürdürebilmek ve onunla gelişmek oldukça zordur. Artık insanlar sosyal hayatın içinde, ilişkilerini yöneterek gelişmek zorundadır. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için kişinin sosyal hayatın içinde ilişkilerini yönetebilmesi gerekir.” dedi.</p>
<p><strong>Yeme alışkanlıkları sade ve sağlıklı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, mavi bölgeler denilen Japonya, İtalya ve Yunan adalarında örneklerine rastlanan bölgelerde yaşayan insanların ortak bazı özellikleri bulunduğunu, en bilinenlerinden birinin Japonya’daki Okinawa Adası olduğu olduğunu ve bu insanların hem uzun yaşadıklarını hem de sağlıklı bir yaşam sürdürdüklerini anlatarak, “Bir diğer ortak özellikleri de beslenme biçimleri. Yeme alışkanlıkları oldukça sade ve sağlıklı. Bitkisel temelli, renkli tabaklara ağırlık veriyorlar. Sebze odaklı besleniyorlar; meyve tüketimi daha az, ama sebze tüketimi oldukça fazla. Bu kişilerin yaşam felsefeleri de dikkat çekici. Hayata bakışları haz odaklı değil, anlam odaklı. Mesela yemek yerken doymadan kalkıyorlar. Bu, onların en belirgin alışkanlıklarından biri.” diye konuştu.</p>
<p>Midenin her seferinde tıka basa doldurulması durumunda sindirimi sağlamak için midenin genişlemek zorunda kaldığını, her öğünde azıcık genişleyen midenin, bir süre sonra doyma hissini kaybettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Sonunda kişi doyamaz hale gelir ve obezite gelişebilir. Oysa çözüm çok daha basittir: Her öğünde tam doymadan sofradan kalkmak. Tam doymadan sofradan kalkabilen kişilerin midesi büyümüyor. Hava boşluğu kaldığı için sindirim de kolay oluyor. Ve vücutta toksinler de birikmiyor. Yediklerimize dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü yediklerimiz bağırsaktaki mikrobiyotayı oluşturuyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anadolu irfanını unuttuk</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günlük hayatın hızı içinde yapılan 20 dakikalık meditasyon seansının, zihni sakinleştirdiğini ifade ederek, “Mevlana sufi meditasyon şeklinde yapmış. Sema meditasyonu şeklinde yapmış. Bu uygulamalar, bireye kendini gözlemleme ve öz-eleştiri fırsatı sunar. Kişi, ‘Bugün neleri doğru, neleri yanlış yaptım, yanlışlarımdan ne öğrendim?’ sorularını sorarak gelişir. Böylece eleştiriye açık bir zihniyet oluşur ve sürekli öğrenme kültürü benimsenir. Vahşi kapitalizmin tehlikeli virajlarında koşturuyoruz şu anda Türkiye olarak. Böyle olunca Anadolu irfanını unuttuk, kadim kültürümüzü unuttuk.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Meditatif meditasyonun ilk aşaması, kişinin zihinsel olarak rahatlaması</strong></p>
<p>Meditatif meditasyonun ilk aşamasının, kişinin zihinsel olarak rahatlaması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Kişi kendisine mantra tarzında kişi bir kelime seçiyor. O kelimeyi 20 dakika boyunca düşünüyor, hayal ediyor. Bu esnada beyin, günlük rutinden çıkar. Artık zihni ‘Bu niye böyle oldu, şu neden böyle?’ gibi alışılmış sorular sormaz. Bunun yerine, kişi bu kelimeyle birlikte yeni anlamlar üretir, hayal kurar, zihinsel olarak yaratıcı bir sürece girer. İkinci aşama ise fiziksel egzersizdir. Kişi bu sırada vücudunu gevşetmeye yönelik egzersizler yapar. Üçüncü unsur ise ses. Meditasyonu destekleyecek bir müzik, doğa sesi (su, kuş sesi vb.) ya da geçmişte kişiye iyi hissettiren bir melodi kullanılabilir. Böylece zihinsel, fiziksel ve işitsel boyut birlikte devreye girer. Bu üç unsur bir araya geldiğinde meditasyon etkili olur. Çünkü bu sayede beynin farklı bölgeleri aynı anda aktive edilir. Beş duyumuz harekete geçer: işitsel, görsel, fiziksel&#8230; İnce motor, kaba motor, sözel ve duygusal beceriler hep birlikte çalışır. Beynin tüm alanları aktive olur.”</p>
<p><strong>Her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemler oldukça faydalı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her gün 20’şer dakikalık meditatif eylemlerin oldukça faydalı olduğuna işaret ederek, “Ancak burada önemli olan, kişinin zihnini tamamen bu eyleme verebilmesidir. Mesela birçok insan biliyorum ki dini ritüellerini yerine getiriyor, ibadet ediyor ama aklı başka yerde. Aklını ve duygularını ibadete veremediği için bu, meditatif bir eyleme dönüşmüyor. Oysa kişi zihnini ve duygularını tamamen o ana verebildiğinde, işte o zaman bu eylem gerçekten meditatif olur. Bu yaklaşım terapilerde de kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Aşırıya kaçan yalnızlık anlayışının bencillik ve ben-merkezcilik oluşturduğunu, kişinin yalnızca kendi çıkarlarını düşünmesinin sağlıklı olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Seçilmiş yalnızlık, doğru dozda yapıldığında faydalıdır. Ancak aşırıya kaçarsa, kişi kendini ermiş gibi görmeye başlar ve dini narsizm gibi tehlikeli bir duruma düşebilir. Tıpkı etnik narsizmde olduğu gibi, dini narsizm de tehlikelidir. Her şeyin doğru ölçüde ve zamanında olması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>Sıradan şeylerden mutlu olmak uzun ömrün de sırrı…</strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için üç temel unsurun dengeli olması gerektiğini, bunların maddi varlıklar, sağlık ve bilgeliği kapsadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Bu üç şeyi akıl tepsisine koyarak, dengeli bir şekilde yaşamak, uzun ömürlü ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi sağlar. Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır. Mizahı çok kullanan, pozitif etkileşim içinde olan insanlar, çevrelerindeki kişilere huzur verirler. Bir insanın yanında kendinizi huzurlu hissetmiyorsanız, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Stresle baş etmede mizah çok etkili</strong></p>
<p>Negatif enerjisi olan bireylerin çevresine huzursuzluk yaydığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Eğer bir insanın yanında kendinizi huzurlu değil, kaygılı hissediyorsanız o kişi negatif bir kişidir. Pozitif ruh halindeki kişiler ise güven verir, şaka kaldırır, mizahı kullanır, hatta kendileriyle dalga geçebilirler. Böyle kişiler gerçekten daha uzun yaşıyorlar. Stresle baş etmede mizah çok etkilidir. Kayserili bir vatandaş ağır hastalanıyor. Ailesi etrafında toplanınca, &#8216;Hepiniz buradaysanız dükkânda kim var?&#8217; diyor. Herkesi güldürüyor. İnsan ilişkilerinde mizahı kullanabilen kişiler daha uzun ömürlü oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bireyin önce kendisinde değişimi başlatması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Başkalarını düzeltmeye çalışmadan önce kendimize odaklanmalıyız. Farkındalık geliştiren bireyler hem daha sağlıklı kararlar alır hem de ilişkilerde daha az hata yapar.” dedi.</p>
<p><strong>Kadınlar duygusal beyin yapıları sayesinde daha uzun yaşıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının ardındaki biyolojik ve psikolojik nedenleri değerlendirdi ve kadın beyninin yapısal özelliklerinin uzun yaşamda önemli rol oynadığını ifade ederek, “Küresel verilere baktığımızda kadınların erkeklere kıyasla daha uzun yaşadığı görülüyor. Bunun en temel nedenlerinden biri, kadın beyninin duygulara ve şefkate odaklı çalışmasıdır.” dedi.</p>
<p>Kadınların annelik içgüdüsü ve duygusal yapılarıyla daha empatik olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Erkek beyni daha çok avcı karakterde, sol beyin ağırlıklı çalışır; mantık, analiz ve savaşma güdüsüne odaklıdır. Kadın beyni ise sağ beyinle, yani duygular, estetik, sanat ve şefkatle ilişkilidir. Bu yapısal fark, kadınların kendilerini aşmaya ve iç huzura daha fazla odaklanmalarını sağlıyor. Empati yetenekleri de erkeklere kıyasla daha gelişmiş. Bu da uzun ve sağlıklı yaşam için avantaj sağlıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mutlu evlilik yaşam süresini uzatıyor</strong></p>
<p>Araştırmaların evli bireylerin ortalama olarak daha uzun yaşadığını ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun ancak mutlu bir evlilik söz konusu olduğunda geçerli olabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Tarhan, “Eğer evlilik huzursuzsa, çiftler sürekli çatışma halindeyse, bu durumda uzun yaşamak pek mümkün değil. Modern çağın bize dayattığı rekabetçi evlilik modelinde, kadın ve erkek arasında ego savaşları yaşanıyor. Oysa ideal olan, yol arkadaşlığına dayalı, tamamlayıcı bir evliliktir.” dedi.</p>
<p>Evliliğin bireyler arasında bir güç mücadelesine dönüşmesinin ilişkiyi zayıflattığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Rekabetçi evliliklerde taraflar 1+1 gibi ayrı varlıklar olarak kalır. Ama ortak amaçta hareket eden kişilerse iki tane bir yan yana gelince 11 kişi gibi oluyor.” diye konuştu.</p>
<p>Geleneksel kültürde eşlerin ‘Refik’ ve ‘Refika’ yani ‘yol arkadaşı’ olarak tanımlandığını hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu anlayışta çiftler birbirlerini domine etmeye çalışmaz, aksine birlikte güçlenirler. Gerçek bir evlilik, iki ayrı bireyin birleşerek daha büyük bir anlam yaratmasıdır.” diye sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-siradan-seylerden-mutlu-olmak-basit-ama-anlamli-bir-yasam-tarzi-surmek-uzun-omrun-sirridir-622346">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Sıradan şeylerden mutlu olmak, basit ama anlamlı bir yaşam tarzı sürmek, uzun ömrün sırrıdır!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Feb 2026 09:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[değiştiriyor]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[Kilo Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflamak]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615872</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kilo verme süreci çoğu zaman sadece fiziksel bir değişim olarak görülüyor. Oysa bedenle birlikte zihnin ve duyguların da bu sürece uyum sağlaması gerekiyor. Kilo yönetimi sürecinin yalnızca fiziksel ölçütlere göre planlanmaması gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Zayıflama ilaçları ve cerrahi yöntemler kilo kaybı sağlamada etkili olabilir ancak kişi psikolojik olarak hazır değilse ve yeni bir yaşam düzenini benimsemezse bu yöntemlerden kalıcı sonuç almak zorlaşır” dedi.</strong></p>
<p>Kişinin yeme alışkanlıkları, duygularıyla baş etme biçimi ve değişime ne kadar hazır olduğu bu sürecin sonucunu belirler. Duygusal yeme ve gerçekçi olmayan beklentilerin hem ilaç hem de cerrahi sonrası uyumu zorlaştırabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Hızlı kilo kaybı sadece bedeni değil, zihni de etkiler. Birçok kişi yeni bedenine uyum sağlamakta zorlanabilir. Aynadaki görüntü ile kişinin kendini algılayışı her zaman aynı olmayabilir. Uzun yıllar kilolu kimliğiyle yaşamış bireylerde kilo kaybı benlik algısında boşluk hissi yaratabilir. Çevreden gelen ilgi bazı kişilerde öz güveni artırırken bazılarında kaygı ve kontrol ihtiyacını artırabilir. Bu nedenle herkes bu değişime aynı şekilde uyum sağlayamaz” dedi.</p>
<p><strong>Yeme davranışı sadece açlıkla ilgili değil</strong></p>
<p>Yeme davranışının çoğu zaman duygusal ihtiyaçlara da hizmet ettiğini belirten Unutmaz, “Kaygı, yalnızlık, öfke ya da boşluk gibi duygular yemek yoluyla bastırılabilir. Kilo verme sürecinde bu alışkanlık kısıtlandığında, daha önce geri planda kalan duygular daha görünür hale gelir. Bu nedenle yeme davranışını yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değil, geçmişte işe yarayan bir baş etme yolu olarak değerlendirmek gerekir. Sağlıklı kilo yönetimi, duyguları düzenlemek için yeni yollar geliştirmeyi gerektirir. Kilo kaybı bedeni değiştirir ama zihni de dönüştürür. Bu nedenle kalıcı sonuç için kişinin zihinsel hazırlığı, yeme alışkanlıkları ve beden algısı mutlaka birlikte ele alınmalı” dedi.</p>
<p><strong>Kilo kaybı her sorunu çözmez</strong></p>
<p>Kilo verme sürecinde en sık yapılan hatanın, zayıflamanın psikolojik iyileşmenin şartı olarak görülmesi olduğunu belirten Unutmaz, “Birçok kişi beden değiştiğinde öz güveninin ve yaşam doyumunun kendiliğinden artacağını düşünür. Oysa zihinsel altyapı değişmeden gerçekleşen kilo kaybı kalıcı bir iyilik hali sağlamayabilir. Kaygı ortadan kalkmak yerine biçim değiştirebilir, kontrol ihtiyacı artabilir ve bu da sürecin devamını zorlaştırabilir. Kilo yönetimi sadece bedeni değil, kişinin benlik algısını, duygularını yönetme biçimini ve yaşamla kurduğu ilişkiyi de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/zayiflamak-sadece-bedeni-degil-zihni-de-degistiriyor-615872">Zayıflamak sadece bedeni değil zihni de değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenli Ama Yalnız İlişkiler Çağı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-2-604661</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 13:21:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[karşılık]]></category>
		<category><![CDATA[lişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604661</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde dijitalleşmenin de etkisiyle ilişkilerin sayıca arttığının görüldüğünü belirten uzmanlar, ancak gerçek yakınlığın giderek azaldığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-2-604661">Güvenli Ama Yalnız İlişkiler Çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan tek taraflı bağların, güvenli ve kontrol edilebilir yapıları nedeniyle daha çok tercih edildiğini dile getiren Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, </strong><strong>“Ancak insan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla gelişir. Gerçek ilişkiler temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirir.” dedi. </strong><strong>Uzun vadede kişinin, gerçek ilişkilerden uzaklaştıkça içsel boşluk, yalnızlık ve duygusal durgunluk yaşayabildiğine dikkat çeken Yalçın, duygular ifade edilemediğinde ise bedenin devreye girdiğini ve psikosomatik belirtilerin artabildiğini vurguladı.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor! </strong></p>
<p>Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.</p>
<p>Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!</strong></p>
<p>Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor! </strong></p>
<p>Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”</p>
<p><strong>Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar! </strong></p>
<p>İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.</p>
<p>Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur! </strong></p>
<p>Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-2-604661">Güvenli Ama Yalnız İlişkiler Çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jan 2026 09:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çağı]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklı]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<category><![CDATA[yalnız]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604535</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı (parasosyal) ilişkilerin insan psikolojisi ve bedeni üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsetti.</p>
<p><strong>Tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için daha çok tercih ediliyor! </strong></p>
<p>Dijital çağda insan ilişkilerinin görünürde artarken, ‘gerçek’ yakınlığın giderek azaldığına dikkat çeken Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Sosyal medya, ekranlar ve yapay zekâ aracılığıyla kurulan bağlar kişiye sürekli bir ulaşılabilirlik hissi sunuyor; ancak bu temas çoğu zaman karşılıklılıktan ve derinlikten yoksun kalıyor.” dedi.</p>
<p>Bu bağlanma biçiminin psikolojide ‘parasosyalleşme’ olarak adlandırıldığını aktaran Yalçın, “Kişinin bir ekran figürüyle, bir içerik üreticisiyle ya da yapay zekâ ile kurduğu bu tek taraflı ilişkiler, güvenli ve kontrol edilebilir olduğu için giderek daha fazla tercih ediliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İnsan psikolojisi yalnızca güvenle değil, karşılıklı etkileşimle gelişir!</strong></p>
<p>Parasosyal bağların reddedilme ve hayal kırıklığı riskini azalttığına işaret eden Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Kişi incinmeden, çaba göstermeden ve belirsizliğe girmeden bir yakınlık hissi yaşayabiliyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan psikolojisinin yalnızca güvenle değil, karşılıklılıkla geliştiğini ifade eden Yalçın, gerçek ilişkilerin temas, duygusal karşılık ve birlikte regülasyon gerektirdiğini; bu unsurlar olmadığında, kişinin kendini ilişkide hissediyor olsa bile derin bir bağdan yoksun kalabildiğini dile getirdi.</p>
<p><strong>Kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor! </strong></p>
<p>Uzun süre gerçek ilişkilerden uzak kalındığında zihinsel ve duygusal düzeyde bir durgunluk ortaya çıkabildiğini vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, şöyle devam etti:</p>
<p>“Hayata karşı isteksizlik, karar vermekte zorlanma, erteleme davranışları ve içsel boşluk hissi bu sürecin sık görülen yansımaları arasında yer alıyor. Duygular yüzeyde kalıyor; kişi bir şeylere bağlı hissederken aynı anda yalnızlık duygusu yaşayabiliyor. Yakınlık ihtiyacı tam olarak karşılanmadığı için gerçek ilişkiler yorucu, talepkâr ve riskli algılanmaya başlıyor. Bu durum ilişkisel alanda da belirginleşiyor. Karşılıklı bağ kurmak yerine izlemek, takip etmek ve mesafede kalmak daha kolay geliyor. Küçük hayal kırıklıkları bile zor tolere edilir hâle gelirken, ilişki kurma isteği yerini geri çekilmeye bırakabiliyor. Böylece kişi farkında olmadan konfor alanını daraltıyor.”</p>
<p><strong>Duygular ifade edilemediğinde, beden konuşmaya başlar! </strong></p>
<p>İnsan bedeninin ise bu temas eksikliğine kayıtsız kalamadığını aktaran Yalçın, “Sinir sistemi; dokunma, göz teması, ses tonu ve duygusal karşılık gibi canlı ilişkisel uyaranlarla düzenleniyor.” dedi.</p>
<p>Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise bedenin devreye girdiğini ifade eden Yalçın, “Nedeni açıklanamayan ağrılar, kronik yorgunluk, sindirim problemleri, kas gerginlikleri, çarpıntı ve nefes darlığı gibi psikosomatik belirtiler bu süreçte artış gösterebiliyor. Duygular ifade edilemediğinde ya da ilişki içinde yaşanamadığında, beden konuşmaya başlıyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>İnsan, temas ederek ve karşılık bularak var olur! </strong></p>
<p>Yapay zekâ ile kurulan bağların bu noktada dikkat çekici bir alan oluşturduğunun altını çizen Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, “Yargılamayan, her zaman ulaşılabilir ve kırıcı olmayan bir ilişki deneyimi sunması, bu bağları cazip hâle getiriyor.” dedi.</p>
<p>Ancak insan sinir sisteminin yalnızca bir başka canlı sinir sistemiyle düzenlenebildiğini kaydeden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay bağlar geçici bir rahatlama sağlayabilir; kalıcı denge ve iyilik hâli ise gerçek ve karşılıklı ilişkilerle mümkün oluyor. Yakın ilişki kurmak romantik bir beklenti değil, psikolojik ve biyolojik bir ihtiyaçtır. Zihinsel, duygusal ve bedensel iyi oluşu değerlendirirken yalnızca stres düzeyine değil; kişinin nasıl bağlandığına, nerede temastan kaçtığına ve hangi alanlarda yalnız kaldığına da bütüncül bir bakışla yaklaşmak gerekir. İnsan yalnızca izleyerek değil, temas ederek ve karşılık bularak var olur.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guvenli-ama-yalniz-iliskiler-cagi-604535">Güvenli ama yalnız ilişkiler çağı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[defalarca]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[düşünüyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[duygular]]></category>
		<category><![CDATA[klinik]]></category>
		<category><![CDATA[şeyi]]></category>
		<category><![CDATA[sıkı]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel]]></category>
		<category><![CDATA[zihni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor…</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zihinsel yük arttıkça beden alarm veriyor: Uyku bozuluyor, nefes değişiyor, mide hassaslaşıyor… Günümüzde pek çok kişinin ortak şikâyeti aynı: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Uzmanlara göre bu durum yalnızca yoğun düşünce trafiğiyle açıklanmıyor; duygusal sıkışmışlık, stresin artması ve bedenin sessiz tepkileri zihni daha da yoruyor. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, zihinsel ve bedensel yükün birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulayarak ruh sağlığını korumak için önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p><strong>DÜŞÜNCELERİN HIZINA DUYGULAR YETİŞEMİYOR</strong></p>
<p>Günlük hayatta pek çok kişiden aynı cümleyi duyarız: “Düşüncelerim bir türlü durmuyor.” Düşüncelerin durmaması çoğu zaman fazla düşünmekten çok daha derin bir sürecin işaretidir. <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>’ ye göre zihnin hızlanması, kişinin duygularına yaklaşmakta zorlandığı ya da içsel bir sıkışmışlık yaşadığı dönemlerde belirginleşiyor. “Zihin, duygulara temas etmekte güçlük çektiğinde devreye girer ve düşünce üretimini artırarak kendini korumaya çalışır” diyen <strong>Gözeri</strong>, bu durumun stres sisteminin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor. Tehdit algısı yükseldiğinde zihnin fark edilmez bir tempo artışına girdiğini belirten <strong>Klinik Psikolog</strong> <strong>Gözeri</strong>, “Bu nedenle aynı düşüncenin defalarca tekrarlanması, detaylarda kaybolma ya da durmak bilmeyen iç konuşmalar çoğu zaman zihnin yardım çağrısı niteliğinde. İnsan bir çıkış yolu bulamadığında düşünceler hızlanır; içteki gürültü dış dünyanın sesini bastırmaya başlar” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>ÇOK DÜŞÜNMEK ZİHNİNİZİ YORMUYOR; </strong></p>
<p>Zihinsel yorgunluğun yalnızca “çok düşünmekle” açıklanmadığını, kişinin içten içe sıkıştığında, duygularına yaklaşmakta zorlandığında ya da stres yükü arttığında zihnindeki trafiğin hızlandığını ifade eden <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>, “Zihin yorulduğunda beden sessizce devreye girer. Stres sistemi sık aktive olduğunda yalnızca kafa karışmaz; uyku düzeni bozulur, kaslar gerilir, mide hassaslaşır, nefesin ritmi değişir. Yani zihin ve beden birbirinden bağımsız değildir, biri zorlandığında diğeri mutlaka bir yerden sinyal verir” diyor. </p>
<p><strong>ZİHNİNİZ YARDIM ÇIĞLIĞINI UYKUSUZLUK, KALP, MİDE SORUNLARIYLA YANSITABİLİR</strong></p>
<p>Kişinin çıkış yolu bulamadığında düşüncelerinin hızlandığını ve içteki gürültünün dış dünyanın sesini bastırmaya başladığını belirten Gözeri; “Bu dönemde stres yavaş yavaş birikir ve biriken bu yük sonunda kendini bedende gösterir: baş ağrısı, mide yanması, kalp çarpıntısı, omuz–boyun gerginliği, uykuya dalma güçlüğü… Bunların her biri zihinsel yorgunluğun bedensel yankılarıdır” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>BEDENİNİZ DUYGULARI İŞARET EDİYOR</strong></p>
<p>Her insanın taşıyabileceği yükün farklı olduğuna dikkat çeken <strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>; “Üstelik bu yük çoğu zaman fark ettirmeden, sessizce artar. Bu tablonun merkezinde duygular yer alır. <strong>Pek çok kişi duygusunu söylemediğinde sorunun çözüldüğünü sanır; oysa bastırılan duygu kaybolmaz, yalnızca başka bir yerden geri döner. B</strong>u psikolojide <em>duygusal bastırma</em> olarak tanımlanır. Bilimsel araştırmalar da bu durumu doğruluyor: Bastırılan duygular, bedenin stres tepkisini artırarak <strong>kortizol seviyelerini yükseltiyor</strong>. Yani kişi o duyguyu kelimelere dökmese bile, <strong>beden o yükü taşımayı sürdürüyor</strong> ve bir noktada farklı belirtiler üzerinden sinyal vermeye başlıyor” diyor. </p>
<p><strong>STRES DÜŞÜNCELERİ, DÜŞÜNCELER DUYGULARI BESLİYOR</strong></p>
<p>Stres, düşünceler ve duyguların birbirini sürekli besleyen üç halka olduğunu söyleyen <strong>Klinik Psikolog Ertuğ Gözeri</strong>; “Kişi içsel olarak sıkıştığında, en basit günlük işler bile gözünde büyüyebilir; zihinsel gürültü, normalde kolaylıkla yönetilebilecek işleri zorlaştırır. Bu noktada duyguları bastırmak yerine onları tanımaya çalışmak, gün içinde kendimize kısa nefes molaları ya da birkaç dakikalık zihinsel ara yaratmak bu yükü hafifletebilir. Uzun süren, kişiyi sosyal hayattan koparan ve günlük hayat akışını engelleyen süreçlerde ise mutlaka uzmana başvurmak, yardım almaktan çekinmemek gerekir ” ifadelerini kullanıyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Ertuğ Gözeri</strong>, iyileşme sürecindeki en kritik adımın farkındalık olduğunu belirtiyor: “Zihinsel ve bedensel yüklerinizi fark ettiğiniz an, değişim başlamış demektir. Görünür olan her duygu ve stres faktörü, dönüşümün kapısını aralar.” diyor.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ayni-seyi-defalarca-dusunuyorsaniz-600897">Aynı Şeyi Defalarca Düşünüyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 09:52:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[yazabilir]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<category><![CDATA[zihnimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600605</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçmişte yaşanan travmalar, tehdit geçtikten çok uzun süre sonra bile “tehlike halen varmış gibi” fizyolojik tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Ortada belirgin bir tehdit yokken kalbin hızlanması, nefes darlığı ve avuç içlerinin terlemesi, omuz-gövde gerginliği, mide-bağırsak hassasiyetleri ya da hızlı irkilme tepkileri gibi bulgular, psikolojide “travma sonrası fizyolojik yeniden etkinleşme” olarak tanımlanıyor. Fiziksel bir hastalık tanısı olmasa da bedende sürekli bir hazırlıklı olma hali söz konusu olabiliyor. Oysa bunların hiçbiri “kişisel zayıflık” değil; otonom sinir sisteminin tehdit kalıbını kapatamamasının bir sonucu. </p>
<p><strong>Bedenimizin de Hafızası Var</strong></p>
<p>Beynimizin tehdit algılama merkezi olarak bilinen “amigdala” alarm verdiğinde; sempatik sinir sisteminin devreye girmesiyle, adrenalin ve kortizolun artması, kaslardaki gerginliğin yükselmesi ve dolaşım hızının değişmesi gibi bazı bedensel etkiler görülebiliyor. Bu da bize şunu söylüyor: Travmanın izleri yalnızca düşüncelerde değil, sinir sistemi devrelerinde ve bedensel duyumlarda saklanıyor. Literatürde bu durum “Somatik Depolama” veya “Bedensel Hafıza” olarak bilinmekte.  </p>
<p><strong>Sakinleşmek ve Güvende Hissetmek Her Zaman Mümkün mü? </strong></p>
<p>Bedenimizin “sakinleşme ve güvenlik” durumuna geçmesinden sorumlu olan vagus sinirinin, travma sonrasında bu görevinde bir aksama olması (vagal tonusun düşmesi) sık görülen bir durum. Bu süreçte bedenin sakinleşme kapasitesi azalırken, tetiklenme kolaylaşır, dinlenme hali sürdürülemez ve duygu düzenleme mekanizmaları zorlanabilir. Dolayısıyla travma sonrası iyileşme sadece bilişsel bir süreç değil; aynı zamanda bedenin yeniden güvenli bir ritme dönmesini de içeren kapsamlı bir süreç. Peki bu her zaman mümkün mü? Travma sonrası terapilerle bedene yeni bir ritim kazandırmak, yeni bir hikaye yazmak mümkün mü?</p>
<p><strong>Hem Zihnimiz Hem de Bedenimiz Yeniden Öğreniyor </strong></p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Uzm. Kln. Psikolog M. Yasin Çakıroğlu</strong>, travma sonrası terapi ihtiyacının önemine değinirken: “<em>Zihin unutsa da beden unutmaz. Ancak beden de zamanla yeni, güvenli bir hikayeyi öğrenebilir. Dolayısıyla terapi sürecinde beden odaklı çalışmaların pek çok olumlu nörobiyolojik etkileri olduğunu görmek mümkün” </em>diyor. Buna göre, derin nefes egzersizleri; diyafram ile vagus sinirini uyarırken, ritmik hareket sinir sistemine düzen sinyali gönderiyor ve bedensel farkındalığımız tehdit algısını azaltıyor. Ayrıca güvenli ilişki deneyimleri, beynimizin mantıksal karar verme mekanizması (Prefrontal Korteks) ile tehdit algılama merkezi arasındaki (Amigdala) bağlantıyı güçlendiriyor. <strong>Uzm. Kln. Psikolog Çakıroğlu</strong>, böylece anlamlı değişimlerle bedenimizin alarm sistemini yeniden düzenlemeyi öğrenebildiğimize dikkat çekiyor. Elbette bu, travmanın etkilerinin tümüyle yok olduğu anlamına gelmiyor ancak bedenin artık tehdit yerine güveni referans almaya başladığını gösteriyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-zihnimiz-de-bedenimiz-de-yeni-bir-hikaye-yazabilir-600605">Travma Sonrası Zihnimiz De Bedenimiz De Yeni Bir Hikaye Yazabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 08:48:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[boehringer]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[ingelheim]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler]]></category>
		<category><![CDATA[mavi]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592486</guid>

					<description><![CDATA[<p>​​​​​​​Diyabet; dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486">Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Diyabet; dünyada ve Türkiye’de en önemli sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Sosyal ve ekonomik yüküyle toplum sağlığını ve sağlık sistemlerini pek çok güçlükle karşı karşıya bırakan diyabetin, görülme sıklığı ise tüm dünyada artmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)’nun rakamları dünyada her 9 kişiden 1&#8217;inin diyabet hastası olduğunu ve bu hastalığa sahip her 2 kişiden 1&#8217;inin de bu hastalığa sahip olduğunu bilmediğini ortaya koyuyor. </p>
<p>İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği (İÇHASDER), Boehringer Ingelheim Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle, Dünya Diyabet Günü kapsamında yürüttüğü “O aramızda” kampanyası çerçevesinde, diyabet farkındalığını artırmak amacıyla “Mavi Yeryüzü” adlı etkileyici bir sanat enstalasyonunu hayata geçirdi. Dernek, bu proje ile sanatın dönüştürücü gücünü kullanarak toplumda diyabet bilincini artırmayı hedefliyor.</p>
<p>Multidisipliner sanatçı Uğur Acil tarafından tasarlanan “Mavi Yeryüzü”, diyabetin görünmeyen etkilerini bedensel ve duygusal bir deneyime dönüştürmeyi amaçlıyor. İki büyük mavi halkadan oluşan form, kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemlerin beden içinde kurduğu hassas dengeye sembolik bir gönderme yapıyor. Birbirine temas eden halkalar, bu sistemlerin döngüsel uyumunu temsil ederken; mavi renk, diyabetin evrensel simgesinin yanı sıra süreklilik, dayanıklılık ve yaşam döngüsü fikirlerini de yansıtıyor. Formun yumuşak ve nefes alan yapısı, insan bedeninin kırılganlık ile direnç arasındaki hassas dengesine dikkat çekiyor. Ziyaretçiler böylece diyabetin yalnızca fiziksel değil, duygusal boyutuna da dokunan bir sanat deneyimiyle buluşuyor. “Mavi Yeryüzü”, 17–24 Kasım tarihleri arasında Terminal Kadıköy’de ziyaret edilebilecek.</p>
<p>Eserin açılışında konuşan <strong>İÇHASDER</strong> Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Abdülbaki Kumbasar, diyabetin görülme sıklığının giderek arttığını ancak çoğu zaman geç fark edildiğini vurguladı. Prof. Dr. Kumbasar “Bugün diyabetli her iki kişiden birinin hastalığından haberdar olmaması bunun en çarpıcı göstergesi. İÇHASDER olarak amacımız, yalnızca diyabet farkındalığı oluşturmak değil; aynı zamanda özellikle tip 2 diyabetin kalp, böbrek ve metabolik sistemler üzerindeki etkilerini görünür kılmak. ‘O aramızda’ kampanyası ve ‘Mavi Yeryüzü’ enstalasyonu, diyabeti görünür hale getirirken bireyleri erken tanı, düzenli takip ve sağlıklı yaşam konusunda düşünmeye davet ediyor. Bu çalışmanın toplumda önemli bir farkındalık yaratacağına inanıyoruz” diye konuştu. </p>
<p>Boehringer Ingelheim Türkiye’nin insan sağlığını etkileyen ve toplumda büyük bir yük oluşturan hastalıklara dikkat çekmeyi kurumsal bir sorumluluk olarak gördüğünü dile getiren <strong>Boehringer Ingelheim Türkiye Genel Müdürü Okan Güner</strong> şunları söyledi:</p>
<p>“Özellikle tip 2 diyabet hem ülkemizde hem de dünyada milyonlarca insanı etkileyen en önemli sağlık sorunlarından biri. ‘O aramızda’ kampanyası ve ‘Mavi Yeryüzü’ enstalasyonuyla, diyabet farkındalığının önemini vurgularken kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemlerin birbiriyle olan bağlantılarına da dikkat çekmeyi amaçladık. Çünkü özellikle tip 2 diyabetli bireylerin kardiyovasküler hastalık, kalp yetersizliği ve böbrek hastalığı geliştirme riski daha yüksektir. Bu nedenle bu çalışmanın, geniş kitlelerde bilinç oluşturacağına inanıyoruz.”</p>
<p>Toplumda farkındalık yaratacak bir çalışmada yer almaktan mutluluk duyduğunu belirten <strong>sanatçı Uğur Acil</strong> ise “Mavi Yeryüzü ile bedenin görünmeyen ekosistemini görünür kılmak istedik. Diyabet yalnızca kan şekeriyle ilgili bir durum değil; özellikle tip 2 diyabetli kişilerde kalp, böbrek ve metabolik sistemler arasında kurulan hassas bir denge. Bu denge bozulduğunda tüm beden bunu hissediyor. Enstalasyon, bu iç içe geçmişliği mekânsal bir deneyime dönüştürüyor. Ziyaretçiler mavi halkalar arasında dolaşırken kendi ritimlerini, nefeslerini ve kalp atışlarını fark edecek. Bu geçidi yalnızca bir sanat üretimi olarak değil; bedenle, hastalıkla ve yaşamla kurulan barışçıl bir farkındalık yolculuğu olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p><strong>Dünya Çapında 500 Milyondan Fazla Kişi Diyabetli</strong></p>
<p>Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun Diabetes Atlas 11th Edition (2025) verileri, dünya genelinde yaklaşık 589 milyon kişinin diyabetle yaşadığını ortaya koyuyor ve bu sayının 2050 yılına kadar 852,5 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise 20–79 yaş aralığında 9,6 milyon kişinin diyabetli olduğu biliniyor ve bu rakam Türkiye’yi Avrupa’da en yüksek diyabet prevalansına sahip ülke konumuna taşıyor.[1]</p>
<p>Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrin Hastalıklar Prevalans Çalışması TURDEP II ise, Türk toplumunda diyabetin beklenenden daha hızlı bir biçimde arttığını ortaya koyuyor. TURDEP-II’ye göre Türk erişkin toplumunda diyabet sıklığının %13,7’ye ulaştığı görülüyor.[2]</p>
<p><strong>Kardiyovasküler, Böbrek ve Metabolik Sistemleri Etkiliyor</strong></p>
<p>Kardiyovasküler, böbrek ve metabolik sistemler birbiriyle yakın bir etkileşim içindedir. Bu sistemlerden birini etkileyen hastalıklar çoğu zaman diğer sistemler üzerinde de olumsuz etkilere yol açar. Tip 2 diyabeti olan hastalarda kardiyovasküler hastalık, kalp yetersizliği ve hatta böbrek hastalığı gelişme riski artar. Tip 2 diyabeti olan hastalar, kardiyovasküler hastalık geliştirme ve bu nedenle hayatını kaybetme konusunda iki kat daha yüksek risk altındadır.[3] Ayrıca kalp yetersizliği geliştirme riskleri de artmıştır.[4] Diyabet, böbrek hastalığı gelişme ihtimalini arttırır. Günümüzde diyabeti olan her 3 yetişkinden yaklaşık 1’inde kronik böbrek hastalığı bulunmaktadır. Düzenli sağlık kontrollerinin yapılması ve erken teşhis ile zamanında müdahalenin sağlanması, diyabetin yol açacağı hastalıkların önünü kesebilir.[5] </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boehringer-ingelheim-turkiye-ve-ic-hastaliklari-uzmanlik-egitim-arastirma-derneginden-diyabet-farkindaligina-yonelik-proje-592486">Boehringer Ingelheim Türkiye ve İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği&#8217;nden Diyabet Farkındalığına Yönelik Proje</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hissederek dans ettiler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hissederek-dans-ettiler-592388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Nov 2025 07:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[dans]]></category>
		<category><![CDATA[der]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[etme]]></category>
		<category><![CDATA[ettiler]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[hissederek]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=592388</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Herkes İçin Turizm Derneği iş birliğiyle Almanya’dan gelen Rehberlik ve Psikolojik Danışman (PDR) ve Dans Terapisti Mehmet Ballıkaya eşliğinde görme engelli bireyler için özel tasarlanan Dansla Terapi Atölyeleri’ni başlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hissederek-dans-ettiler-592388">Hissederek dans ettiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, Herkes İçin Turizm Derneği iş birliğiyle Almanya’dan gelen Rehberlik ve Psikolojik Danışman (PDR) ve Dans Terapisti Mehmet Ballıkaya eşliğinde görme engelli bireyler için özel tasarlanan Dansla Terapi Atölyeleri’ni başlattı. Katılımcılar, “Ritmi Hisset, Bedeninle Özgürleş” temasıyla düzenlenen atölyede hissederek bağ kurmayı ve dans ederek özgürleşmeyi deneyimledi.</p>
<p>İzmir’de yaşayan görme engelli yurttaşlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü ve Herkes İçin Turizm Derneği iş birliğiyle dans etmenin özgürlüğünü yaşadı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Yurdoğlu Engelli Çalışmaları Merkezi’nde düzenlenen “Dansla Terapi Atölyeleri”, Almanya merkezli Tanz der Kulturen Berlin e.V.’de görev yapan PDR ve Dans Terapisti Mehmet Ballıkaya tarafından yürütülüyor. Toplam 16 katılımcıyla sınırlı atölye, “Ritmi Hisset, Bedeninle Özgürleş” temasıyla katılımcıların bedensel farkındalıklarını güçlendirmeyi, duygularını ifade etmelerini ve sosyal katılımlarını artırmayı hedefliyor. Dans ve yaratıcı drama yöntemlerinin bir arada kullanıldığı çalışmalar, görme engelli bireylerin sanat aracılığıyla kendini ifade etme ve toplumsal yaşama aktif katılım olanaklarını güçlendiriyor. Çalışma, beden farkındalığı ve duygusal ifade üzerine odaklanan hareket temelli bir süreci kapsıyor. Katılımcıların aktif olarak yer aldığı oturum boyunca ritim, nefes ve özgün hareketlerle bedensel deneyim destekleniyor.</p>
<p><strong>“Dans edemezler algısı yanlış”</strong></p>
<p>Çalışma hakkında bilgi veren PDR ve Dans Terapisti Mehmet Ballıkaya, “Dans, sadece eğlenme aracı değil, aynı zamanda duygu işidir. Sanayileşmiş toplumlarda insanlar duygularına da yabancılaşmış durumda. Bu yabancılaşmayı aşmanın bir yolu da dans etmek. Görme engellilerin toplumla bütünleşmeleri, sosyalleşmeleri, bir noktada toplum tarafından sınırlandırılmış durumda. ‘Görmedikleri için yapamazlar, öğrenemezler’ diye bir algı var ve bunun yanlış olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Görmeden öğrenmek ve görerek öğrenmek arasında ciddi bir fark var. Dans, görme eylemli bir hareket. İnsanların, yapılan figürü öğrenmesi için görmesi gerekiyor ama görme engellilerde gelişen başka bir duyu organı var; onlar duyarak görmeye başlıyor. Yaşamın kendisinde bir ritim var. Biz o ritmi yakalamalarını sağlayıp bedenlerine olan yabancılaşmayı aşmaya çalışıyoruz. ‘Ben dans edemem’ duygusunu onlardan almak istiyoruz. Bir dans gecesine çok rahat gidebilirler. Müzik çaldığında ‘yanlış yapıyorum’ kaygısını üzerinden atıp içinden geldiği gibi müziğin ritmi ile bedenlerini dinlendirebilirler. Programa katılan ve ilk başta ‘ben yapamam’ diyenler çok iyi dans etmeye başladı” dedi.</p>
<p><strong>“Özgüven kazanılıyor”</strong></p>
<p>Herkes İçin Turizm Derneği Başkanı Ali Aydoğmuş da “Biz dansın körlerin yaşamında bir farklılık yaratabileceğini gözlemliyoruz. Duyguyu bedene yansıtmayı gözlemleyebiliyoruz. Mehmet Ballıkaya’ya ve hem ev sahipliği hem de ulaşım konusundaki destekleri için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür ediyoruz. Özgüven kazanmak, bir şeyi başarabilmek ya da toplumun ‘yapamaz’ algısıyla engellilerle eşleştiremediği bir olguyu yapabilmiş olmak güzel bir duygu. Engelli bireylerin özgüvenlerini artırıp toplumsal yaşam içinde yer almasıyla bu farkındalığın oluşacağını düşünüyorum. Biz dernek olarak engelli bireylerin turizm ve kültür alanlarında kendilerini var ederek toplumsallaşması için bu atölyenin de bir araç olabileceğini düşünüyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Kendimi tedirgin hissetmeme gerek yokmuş”</strong></p>
<p>Atölyeye katılan 34 yaşındaki Pınar Gürcan, “Kendimi rahatlamış ve özgüvenli hissettim. Farklı koşullarda olan bir insanın bir şeyleri başarma yöntemleri de farklı olabilir ama yapabilir. Bunu burada deneyimliyoruz. Ben bugüne kadar dans ederken kendimi tedirgin, kaygılı hissediyordum ama buna gerek yokmuş. Mutluyum. Bunu devam ettirmeyi önemsiyorum” derken, 27 yaşındaki Oğuzhan Parlaklar ise “Dans etmek bana iyi geldi. Kendimi iyi hissediyorum ve mutluyum” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Dans edilirken genelde oturuyordum”</strong></p>
<p>21 yaşındaki Selinay Erkul, “Buraya ilk geldiğimde dansla ilgili önyargılarım vardı. Sahneye çıktığımda ne yapacağımı bilmemek ya da oradaki durumu analiz etmeye çalışmak beni çok yorduğu için genelde dans ortamındayken oturan kişilerden biri ben oluyorum. Şu an bu durum ne kadar değişti bilmiyorum ama en azından yapabileceğim şeylere olan güvenim gelişti diyebilirim. Aslında fark etmesek de dans, bedeni tanımada insana çok farklı bir boyut kazandırıyormuş” sözlerine yer verdi.</p>
<p><strong>“Kızımın hareketleri hızlandı”</strong></p>
<p>Atölye katılımcılarından Sedef Sakız’ın annesi Emine Sakız ise “Kızım için çok değişik bir ortam oldu. Bir haftalık bir etkinlik bile olsa onlar için çok şey değişiyor. İlgi ve alaka çok güzel. Kızımın hareketleri hızlandı. Bu programı uygulayan herkese teşekkür ediyoruz. Bu tip etkinlikler onları çok mutlu ediyor” dedi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde görevli proje yürütücüsü Emel Pektezel de atölyedeki çalışmalarda rol aldı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hissederek-dans-ettiler-592388">Hissederek dans ettiler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özge Ulusoy: 30-40 yıl daha zirveden inmeyiz</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-30-40-yil-daha-zirveden-inmeyiz-588306</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 17:55:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[inmeyiz]]></category>
		<category><![CDATA[özge]]></category>
		<category><![CDATA[ulusoy]]></category>
		<category><![CDATA[yıl]]></category>
		<category><![CDATA[zirveden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588306</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç büyük beden modasının yeni adresi De White's, Osmanbey'de düzenlenen görkemli bir açılışla kapılarını açtı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-30-40-yil-daha-zirveden-inmeyiz-588306">Özge Ulusoy: 30-40 yıl daha zirveden inmeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genç büyük beden modasının yeni adresi De White&#8217;s, Osmanbey&#8217;de düzenlenen görkemli bir açılışla kapılarını açtı. Açılışın ev sahipliğini Serkan Baş ve Deniz Çağlar yaparken, organizasyonun başında ise başarılı isim Erkan Yılmaz vardı.</p>
<p>Ünlü mankenler Ece Gürsel, Gizem Özdilli ve Özge Ulusoy da şıklıklarıyla açılışa damga vurdu. Ünlü isimler, modada beden bağımsızlığını vurgulayan güçlü mesajlarıyla da dikkat çekti.</p>
<p>Gizem Özdilli, &#8220;Her beden güzel! Kendine baktığın ve sağlıklı olduğun sürece herkes şık olabilir. Önemli olan doğru markalarla doğru kişilerle bir araya gelmek,&#8221; diyerek De White&#8217;s&#8217;ın fark yaratan çizgisine vurgu yaptı.</p>
<p>Ece Gürsel ise markanın büyük beden kadınlar için gerçek bir dönüm noktası olduğunu söyledi:</p>
<p>&#8220;Artık &#8216;benim bedenime göre şık kıyafet bulamıyorum&#8217; dönemi bitti! O kadar güzel modeller var ki herkes kendine uygun tarzı bulabilir. Hatta bize özel parçalar bile hazırlandı, hediye aldık, severek giyiyoruz,&#8221; dedi.</p>
<p>Özge Ulusoy ise uzun yıllardır modanın zirvesinde kalmalarını &#8220;işine duyduğu aşka&#8221; bağladı:</p>
<p>&#8220;Biz işimizi seviyoruz, her şeyini hakkıyla yapıyoruz. O yüzden hâlâ tercih ediliyoruz. Daha 30-40 yıl zirveden inmeyiz!&#8221; diyerek samimi açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Açılış sonrası İstanbul trafiğine yakalanmamak için hızlı bir çıkış yapan Özge Ulusoy, mekândan menajerinin motoruyla ayrıldı. Güzel model, &#8220;İstanbul trafiğinde başka türlü yetişemiyoruz!&#8221; diyerek esprili bir açıklamada bulundu.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ozge-ulusoy-30-40-yil-daha-zirveden-inmeyiz-588306">Özge Ulusoy: 30-40 yıl daha zirveden inmeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 10:33:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[öneri]]></category>
		<category><![CDATA[ruhsal]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<category><![CDATA[yileşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme kanseri, her yıl milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ve kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak kabul ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783">Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme kanseri, her yıl milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ve kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak kabul ediliyor. Tanı konulduğu andan itibaren sadece bedensel bir tedavi süreci değil, aynı zamanda ruhsal bir yeniden yapılanma dönemi de başlıyor. Uzmanlar, fiziksel iyileşmenin yanında psikolojik desteğin de tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Psi. Arzu Beyribey, meme kanseriyle mücadele sürecinde ruhsal dayanıklılığın önemi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Tanı anında şok, kaygı ve belirsizlik duyguları hakim olur</strong></p>
<p>Kanser tanısını duymak, birçok kadın için hayatın durduğu bir an anlamına gelebilir. “Kanser” kelimesi, sadece bir teşhis değil; ölüm, kayıp ve belirsizlik kavramlarını da beraberinde getirir. Bu dönemde hastalar genellikle şok, inkâr, öfke ve yoğun kaygı yaşarken; psikolojik destek, bilgi kirliliğini azaltmak ve yalnızlık hissini gidermek açısından kritik önem taşır.</p>
<p><strong>Cerrahi süreç ve kadınlık kimliği</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavi sürecinde memenin tamamen alınması ya da sınırlı bir kısmın çıkarılması sadece fiziksel değil, duygusal izler de bırakabilmektedir. Meme; kadınlık, annelik ve toplumsal kimliğin sembolü olarak algılandığı için, kaybı ya da şekil değişikliği benlik algısında sarsılmalara yol açabilir. Memenin kaybı ya da şekil değişikliği, kişide “ben hala aynı kadın mıyım?” endişesi ve bedensel bütünlüğün zedelenmesi hissi doğurabilir. “Aynaya bakmaya korkuyorum”, “Eşim beni çekici bulacak mı?” gibi sorular; psikolojik travmanın kaçınılmaz olduğunun bir göstergesidir. Bu süreçte psikolojik destek çok önemlidir. Cerrahi sonrası rekonstrüksiyon fiziksel bir onarım sağlasa da, kadının kendi bedenini yeniden kabullenmesi ve özsaygısını inşa etmesi için psikoterapi büyük önem taşır. </p>
<p><strong>Yorgunluk ve sosyal izolasyon aşaması</strong></p>
<p>Kemoterapi, radyoterapi ve hormon tedavileri, bedeni olduğu kadar ruhu da etkiler. Saç dökülmesi, kilo değişimleri ve yorgunluk gibi yan etkiler, kişinin sosyal çevresinden uzaklaşmasına ve depresif duygulara sürüklenmesine neden olabilir.  Bu süreç depresyon, kaygı bozuklukları, uyku sorunları ve sosyal izolasyonla el ele ilerler. Kimi hastalar sevdiklerinden uzaklaşırken kimileri, toplumdan gelen “artık kırılgansın”, “iyi misin?” gibi iyi niyetli ama yargılayıcı bakışlar nedeniyle içine daha da kapanabilir. Bu noktada bilişsel davranışçı terapi (CBT), mindfulness uygulamaları ve grup terapileri hem kaygıyı azaltır hem de yalnızlık hissini hafifletir. Psikolojik destek, tıbbi tedavinin tamamlayıcısı olarak hastaların yaşam kalitesini artırır.</p>
<p><strong>Çiftlerin iletişimi de etkilenebilir</strong></p>
<p>Meme kanseri sadece bireysel değil, aynı zamanda ilişkisel bir mücadeledir. Cerrahi sonrası yaşanan bedensel değişiklikler, çift ilişkilerinde mesafe yaratabilmektedir. Kadın “Eşim beni hâlâ çekici bulacak mı?” diye kaygılanırken, partneri “Ona nasıl yaklaşmalıyım?” ikilemiyle baş başa kalabilir. Bu noktada çift terapisi ve psikoseksüel terapi, açık iletişimi güçlendirmeye destek olabilir. İlişkilerin yeniden güven, sevgi ve anlayış temeline oturmasını sağlar. </p>
<p><strong>Hayata yeniden dönüşle başlayan hastalanma korkusu</strong></p>
<p>Tedavi tamamlandığında hastalarda çoğu zaman yeni bir kaygı başlar; hastalığın tekrarlama korkusu. Bu nedenle her ağrı ya da kontrol, yeni bir endişeye dönüşebilir. Ancak bu dönem aslında, doğru yaklaşımlarla psikolojik destek sağlandığında, “travma sonrası büyüme”nin de mümkün olduğu bir dönemdir. Birçok kadın bu süreçte hayatın anlamını yeniden tanımlar, ilişkilerini güçlendirir ve kendi iç dayanıklılığını keşfeder. Bu dönemde psikolojik destek almak; kaygıları yönetmek, olumlu baş etme stratejileri geliştirmek ve bireyin kendi iç gücünü keşfetmesini sağlamak açısından vazgeçilmezdir.</p>
<p><strong>Beden ve ruhun ortak iyileşmesi sağlanmalı</strong></p>
<p>Meme kanseri tedavi sürecinde beden ile ruh eşzamanlı iyileştiğinde, gerçek iyileşme kalıcı olur. Çünkü gerçek iyileşme yalnızca tümörün alınmasıyla değil, hastanın yaşam sevincini ve özgüvenini yeniden kazanmasıyla mümkündür. Bu dönemde hasta yakınlarının da dikkat etmesi gereken noktalar var. Örneğin “güçlü olmalısın” demek yerine duygulara alan tanıyın. Beden değişimlerine eleştirel yaklaşmayın; sevgi ve destek diliyle konuşun. Beraber yemek yapmak, refakat etmek gibi basit destekler kişinin yalnızlık hissini azaltır.</p>
<p><strong>Ruhun iyileşmesi için 5 öneri</strong></p>
<ul>
<li>Duygularınızı paylaşın ve profesyonel destek alın.</li>
<li>Bedeninizdeki değişimle uyum sağlamak için kendinize zaman tanıyın.</li>
<li>Grup terapilerine katılın; benzer deneyimlerin paylaşımı yalnızlık hissini azaltır.</li>
<li>Cinsel veya çift sorunlarında uzman desteğine başvurun.</li>
<li>Tekrar hastalanma korkusuyla başa çıkmak için nefes, gevşeme ve farkındalık tekniklerini deneyin. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanserinde-ruhsal-iyilesme-icin-5-oneri-585783">Meme Kanserinde Ruhsal İyileşme İçin 5 Öneri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 10:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[aileler]]></category>
		<category><![CDATA[anatomi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışçı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışının]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[çekildi]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimindeki]]></category>
		<category><![CDATA[Eü]]></category>
		<category><![CDATA[Kadavra]]></category>
		<category><![CDATA[önemine]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584720</guid>

					<description><![CDATA[<p> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde (EÜTF), Dünya Anatomi Günü dolayısıyla Recep Egemen Amfisi’nde bir etkinlik düzenlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720">Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde (EÜTF), Dünya Anatomi Günü dolayısıyla Recep Egemen Amfisi’nde bir etkinlik düzenlendi. Etkinliğe, EÜTF Dekan Yardımcıları Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu ve Doç. Dr. Güneş AK, Başhekim Yardımcısı <span><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Hüseyin Günay, </span></span></span></span></span></span></span>Girişimsel Anatomi ve Plastinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Okan Bilge, Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği üyesi Prof. Dr. Servet Çelik, Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Ertürk, akademisyenler, idari personel, öğrenciler ve bağışçı aileler katıldı. Programda, anatomi biliminin geçmişten günümüze uzanan yolculuğu anlatılırken,  beden bağışçıları anıldı ve bağışçıların ailelerine teşekkür plaketi verildi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>Etkinlikte konuşan EÜTF Dekan Yardımcısı <strong><span>Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu</span></strong>, anatominin tıp biliminin temelini oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Barutçuoğlu, <b>“</b><strong><span>Anatomi, bildiğiniz gibi, Latince’de ‘ayırmak, kesip parçalamak’ anlamına gelen </span></strong><em>anatomia</em><strong> <span>kelimesinden gelir. Ancak anatomi, yaşamın, sağlığın ve insan bedeninin karmaşık düzenini anlamaktır</span></strong>” sözleriyle bilimin bu kadim dalının önemine dikkat çekti. Öğrencilere seslenen Barutçuoğlu, “<strong><span>Anatomiyi sadece bir ders olarak görmeyin lütfen; anatomi size insana saygıyı, detaylara dikkati ve hata yapmama sorumluluğunu öğretir</span></strong>” diyerek genç hekim adaylarına anlamlı mesajlar verdi. Konuşmasında<b> </b><strong><span>beden bağışı farkındalığının</span></strong><b> </b>önemini de vurgulayan Barutçuoğlu,<b> </b>“<strong><span>Bedenlerini bilime adayan bağışçılar, tıp eğitimimizin temel taşıdır</span></strong>” diyerek tüm bağışçılara ve ailelerine EÜ Tıp Fakültesi adına teşekkür etti. Anatominin geleceğine dair fakülte vizyonunu paylaşan Barutçuoğlu, “<strong><span>Geleneksel kadavra çalışmalarını, üç boyutlu görüntüleme, sanal gerçeklik ve yapay zekâ gibi modern yöntemlerle birleştirerek öğrencilerimizi geleceğin tıbbına hazırlamak en büyük hedefimizdir</span></strong>” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Barutçuoğlu konuşmasını, “<strong><span>Nulla Medicina Sine Anatomia – Anatomisiz Tıp Olmaz</span></strong>” sözleriyle tamamladı.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span> “Anatomi bilimi sağlık bilimlerinin temelini oluşturur”</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>         Ege Üniversitesi Girişimsel Anatomi ve Plastinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezinin Türkiye için ilk ve tek olma özelliğini taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Okan Bilge, “Dünya Anatomi Günü 2019 yılından beri resmi gün olarak kutlanıyor. Dünya Anatomi Günü nedeniyle, bu günün anlam ve önemine en çok katkı sağlayan bağışçı ailelerimizle bir araya gelme fırsatı buluyoruz. Merkezimiz ülkemiz için ilk ve tek olma özelliğini taşıyor. Anatomi bilimi sağlık bilimlerinin temelini oluşturan en büyük yapı taşıdır. Bununda başında insan bedeni üzerinde yapılabilecek araştırmalar ve çalışmalar gelir. Bu nedenle insan bedeninin kadavra olarak kullanımını sağlık bilimleri eğitimi açısından büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span> Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği adına konuşan Prof. Dr. Servet Çelik, anatomi biliminin tarihçesine değindi. Çelik “Anatomi, tıbbın en eski dallarından biridir. Antik Roma’dan Rönesans’a kadar süren bir gelişim yolculuğu var. Bugün de biz, o bilgi birikimini yaşatıyoruz” dedi.  </span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>         <b>“Kadavranın eğitimdeki yeri büyük”</b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>EÜTF Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mete Ertürk, “Kadavranın tıp eğitimindeki yeri büyük. Her ne kadar maket, model veya bilgisayar programları kullansak da bunlar ancak yardımcı eğitim materyali olarak karşımıza çıkıyor. Kadavranın yerini asla tutamaz. Kadavra üzerinde eğitim alan öğrencilerimiz daha kaliteli yetişiyor ve yetişen hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız da daha kaliteli olarak halkımıza hizmet ediyor” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><b><span>Bağışçı ailelere teşekkür plaketi verildi</span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span><span>EÜ Intörn Doktoru Anıl Ateş Kondil ise “Kadavra üzerinden gerçekleştirilen eğitim bir hekim adayı için çok kıymetlidir.   Kadavra olarak bağışlanmış bir bedeni, tıp eğitimi ve tıbbın ilerletilmesi için orada olduğunu bilmek, bir hekim açısından empati ve saygının oluşmasının temel basamağı olarak görüyorum. EÜ Tıp Fakültesi öğrencileri adına siz bağışçılarımıza gönülden teşekkür ediyorum, İyi ki varsınız” dedi.  Etkinliğin sonunda, bağışçı ailelere “Teşekkür Plaketi” verildi. Beden bağışı yapan aileler de duygu ve düşüncelerini paylaşarak anlamlı günde duygu dolu anlar yaşattı. Etkinlik, bu samimi paylaşımların ardından sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-bagisinin-tip-egitimindeki-onemine-dikkat-cekildi-584720">Beden bağışının tıp eğitimindeki önemine dikkat çekildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedenin Şifası Kahkaha ve Dansla Geldi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bedenin-sifasi-kahkaha-ve-dansla-geldi-584539</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Oct 2025 12:53:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[bedenin]]></category>
		<category><![CDATA[dansla]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[kahkaha]]></category>
		<category><![CDATA[şifası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584539</guid>

					<description><![CDATA[<p>Narlıdere Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren “Güneş Kitap Kulübü ve Neşeli İyi İnsanlar Atölyesi”, yeni sezona “Kahkaha ve Dansla Bedenin Şifası” etkinliğiyle başladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedenin-sifasi-kahkaha-ve-dansla-geldi-584539">Bedenin Şifası Kahkaha ve Dansla Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Narlıdere Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren “Güneş Kitap Kulübü ve Neşeli İyi İnsanlar Atölyesi”, yeni sezona “Kahkaha ve Dansla Bedenin Şifası” etkinliğiyle başladı. Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte, Wellness Koçu Sevda Kılıçaslan katılımcılara kahkaha, dans ve nefesin bedensel iyileşme üzerindeki gücünü deneyimleme fırsatı sundu. Her yaştan katılımcıya açık olarak düzenlenen etkinlikte, müzik, nefes, kahkaha ve hareketin birleşimiyle katılımcılar neşe, farkındalık ve huzur dolu bir gün yaşadı.</p>
<p>Wellness Koçu Sevda Kılıçaslan, gerçekleştirdikleri etkinliğin yalnızca kahkaha atmak ve dans etmek üzerine kurulu olmadığını ifade ederek, “Modern tıpta kahkaha, doğal bir ağrı kesici, stres hormonu düşürücü ve bağışıklık güçlendirici olarak kabul edilir. Dans ise beynin nörolojik bağlantılarını güçlendirir, dopamin, serotonin ve endorfin gibi mutluluk hormonlarını artırır; bedeni olduğu kadar ruhu da esnetir. Bu tür ritmik hareketler, kahkaha egzersizleri ve nefes pratikleri vagus sinirini aktive eder. Vagus siniri, kalp ritminden sindirime, duygusal dengeye kadar birçok sistemi yöneten sinir ağıdır. Uyarıldığında, beden ‘savaş ya da kaç’ modundan çıkar ve rahatlama, iyileşme ve iç huzur haline geçer. Bizde bu etkinliğimizle müzik, nefes, kahkaha ve hareket yoluyla stresin bedendeki yükünü bırakmayı, yeniden canlılık ve neşe kazanmayı hedefledik” diye konuştu.</p>
<p>Narlıdere Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü yetkilileri, Güneş Kitap Kulübü ve Neşeli İyi İnsanlar Atölyesi’nin yeni sezonda da farklı temalarla etkinliklerine devam edeceğini ifade etti. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bedenin-sifasi-kahkaha-ve-dansla-geldi-584539">Bedenin Şifası Kahkaha ve Dansla Geldi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 11:20:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiya]]></category>
		<category><![CDATA[anoreksiyada]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583989</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, yemek bozukluğu ve anoreksiya nervoza<strong> </strong>konusunu tüm yönleriyle anlattı.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza basit bir zayıflama takıntısı değil</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın, basit bir zayıflama takıntısı değil, beynin beden algısını bozan, yüzde 15 ölüm oranına sahip ciddi bir &#8220;nöropsikiyatrik hastalık&#8221; olduğunu belirten Tarhan, &#8220;Anoreksiya vakalarında küresel bir artış gözleniyor; bu artış Türkiye&#8217;de de belirgin bir şekilde hissediliyor. Anoreksiya nervoza, yalnızca bir yeme bozukluğu değil, aynı zamanda bir nöropsikiyatrik hastalıktır. 29 kiloya düşmüş bir kişi, beyninin oynadığı oyun yüzünden kendini 150 kilo gibi algılıyor. Bu noktadan sonra nasihat fayda etmez, bu bir pasif intihardır ve zorunlu tedavi gerekir.&#8221; dedi.</p>
<p>Toplumda genellikle &#8220;şımarıklık&#8221; veya &#8220;şov&#8221; olarak yanlış anlaşılan anoreksiyanın, aslında beynin beden imajıyla ilgili ağlarının (network) bozulduğu, maddi ve biyolojik bir hastalık olduğunu vurgulayan Tarhan, “Bu durum, yalnızca psikolojik değil, nöropsikolojik bir süreçtir. Geçmişte, bu kişilerin isterlerse iyileşebileceği düşünülüyordu. Ancak güncel beyin araştırmaları, bu bireylerin nöral ağlarının bozulduğunu ortaya koyuyor. Bugün, SW-LORETA gibi beyin haritalama yöntemleri sayesinde, kişinin beynindeki işlevsel alanları yeme bozukluğu veri tabanlarıyla karşılaştırabiliyoruz. Bu haritalamalar, bozulmaları açıkça ortaya koyuyor. Beyin görüntülerinin kişiye gösterilmesi, tedaviyi kabul etmelerini de kolaylaştırıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hastalık basit bir yeme bozukluğu gibi başlıyor</strong></p>
<p>Hastalığın genellikle basit bir yeme bozukluğu gibi başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Başlangıç dönemlerinde çözüm görece daha kolaydır. Ancak hastalık ilerledikçe beynin nöroplastisitesi bozulur. Normalde ‘patika’ gibi olan nöral yollar, beden imajı konularında ‘otoban’ haline gelir. Beyin, bu patolojik durumu otomatik olarak normal kabul etmeye başlar. Bu noktadan sonra nasihat, ikna ya da inandırma yöntemleri etkisiz hale gelir; uzun süreli hastane yatışları ve çok yönlü tedavi protokolleri gerekir. Kişinin beden kitle indeksi (BKİ) 18’in altına düştüğünde, anoreksiya tanısı konulabilir. Ancak bu noktada bile birey kendisini sağlıklı ve normal olarak algılayabilir. Beden dismorfik ölçekleri kullanıldığında, kişiye kendi beden görüntüsü gösterildiğinde dahi, birey görüntüyü sağlıklı kabul edebilir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Madde bağımlıları ile anoreksiya hastalarının beyinleri büyük ölçüde benzerlik gösteriyor”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Bu tür hastalara genotipleme de uyguluyoruz. Beyinlerinde serotonin ve dopamin gen polimorfizmleri bulunabiliyor. Mutlulukla ilişkili genler polimorfik çıkıyor; yani beynin dopamini hızla tükettiği saptanabiliyor. Stres altında dopamin ihtiyacı arttığında kişi daha fazla haz aramaya başlıyor ve haza karşı daha duyarlı hale geliyor. Eğer kişi fiziksel görünümü kutsallaştıran bir kültürel ortamda yetişmişse, bu haz arayışını beden üzerinden gerçekleştirebiliyor. Aynı mekanizmayı başka bireyler madde kullanımıyla tatmin etmeye çalışıyor. Nitekim, madde bağımlılarının beyinleriyle anoreksiya hastalarının beyinlerindeki genetik alt mekanizmalar büyük ölçüde benzerlik gösteriyor. Serotonin taşıyıcı genin yavaş çalışması da kişiyi strese daha duyarlı hale getiriyor. Böyle bireyler, küçük bir stres durumunda bile depresyon veya anksiyete geliştirebiliyor. Bunlar risk genleridir; doğrudan hastalık geni değildir. Ancak bu genetik yapı, hastalığın biyolojik boyutunu oluşturur ve bu, bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Eğer bireyde biyolojik yatkınlık saptanırsa tedavi sürecinde çok daha sistematik ve kararlı ilerliyoruz. Elbette biyolojik yatkınlık olmadan da kişi anoreksik hale gelebilir. Bu gibi durumlarda ise kişinin anlam arayışı ve yaşam felsefesi büyük önem kazanıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Anoreksiyada ölüm oranı yüksek!</strong></p>
<p>Kilo alma korkusunun bireyin beynini adeta bloke ettiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle hastaları genellikle nazogastrik sonda ile besliyoruz; bazı vakalarda doğrudan karın üzerinden mideye (gastrostomi yoluyla) beslenme uygulanıyor. Hastalar kesinlikle gıdasız bırakılmıyor. Ancak anoreksiyada ölüm oranı yüksektir: Her 100 vakadan 15’i kaybedilmektedir. Adet düzensizlikleri baş gösterir, kalp ritmi bozulur, kan değerleri düşer. Tüm bu bulgular hastaya gösterilse bile hasta hâlâ ‘yemeyeceğim’ diyebilir. Çünkü ‘kiloluyum’ şeklindeki bozuk algısı devam eder. Bu, kişinin bilinçli tercihi değil, bozulmuş beyin algısının bir sonucudur. Bu noktada güçlü nöromodülasyon tedavileri, genetik polimorfizmleri dikkate alan bireyselleştirilmiş müdahaleler devreye girer. 29 kiloya düşüp, tüm hormonal dengesi bozulmuş ama uygun tedaviyle tamamen iyileşmiş birçok vaka gördüm. Bu nedenle hiçbir hasta için ‘düzelmez’ denilmemelidir.” dedi.</p>
<p><strong>Yemek yemeyi reddedenler sonda ya da damar yoluyla beslenmeli</strong></p>
<p>Bir hastanın, tedavi sürecinde tüm destek yöntemlerine rağmen bir ay gibi kısa sürede vefat etmesinin durumun ne denli hızlı ve yıkıcı ilerleyebildiğini gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Yemek yemeyi reddeden bireylerde, mutlaka nazogastrik sonda ile ya da damar yoluyla (parenteral) beslenme sağlanmalıdır. Bu, sadece tıbbi değil, aynı zamanda yaşamsal bir zorunluluktur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, erkeklerde anoreksiyanın oldukça nadir görüldüğünü, ancak bunun görülmeyecek anlamına da gelmediğini söyledi.</p>
<p><strong>VR (sanal gerçeklik) gözlükleri tedavinin bir parçası</strong></p>
<p>Günümüzde değerlilik ölçütünün değiştiğini ve artık popüler olan, görünür olanın değerli kabul edildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bu durum, özellikle yeme bozukluklarının ortaya çıkmasında ve derinleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Biz tedavide, özellikle başlangıç döneminde, hastalarımıza ‘beden nötralitesi’ yaklaşımını kazandırmaya çalışıyoruz. Yani, kişinin ‘Bedenimle değil, bedenimin işleviyle varım. Bedenim, hayatımı sürdürebilmem için bir araçtır’ düşüncesini benimsemesi hedeflenmektedir. Hastanede kullandığımız VR (sanal gerçeklik) gözlükleri ile hastaya kendi beden imajı üç boyutlu olarak gösterilir. Bu görüntü çoğu zaman kişide yoğun anksiyeteye yol açar. Ancak bu görüntüye maruz kalma terapisi sayesinde kişi zamanla duyarsızlaşır, beyin de bu korkuya karşı yeni bir algı geliştirmeye başlar. Bu süreç, sadece klasik terapiyle değil, nöropsikiyatrik müdahalelerle yürütülmelidir.”</p>
<p><strong>Bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlaması</strong></p>
<p>Tedavi sürecinde aile dinamiklerinin mutlaka araştırıldığını, eğer fiziksel görünümün yüceltildiği, hatta kutsallaştırıldığı bir aile ortamı varsa, çocuğun ‘Eğer fiziksel olarak güzel ya da inceysem değerliyim, değilsem değersizim.’ algısı geliştirmesine neden olduğunu anlatan Tarhan, “Bu, bireyin öz değer algısını yalnızca dış görünüşe bağlamasına neden olur. Aslında bu, popülariteyi kutsallaştıran küresel sistemin bir sonucudur. Üstelik bu durum, çoğu zaman sanatsal özgürlük kılıfı altında sunulmaktadır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Tedaviyi reddetmek pasif intihar</strong></p>
<p>Eskiden hâkim olan anlayışın, “Kişi isterse tedavi edilir, istemezse edilmez” şeklinde olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde bu anlayış, hâlâ birçok toplumda geçerliliğini koruyor. Ancak bu yaklaşım artık geçersizdir. Anoreksiya gibi durumlarda tedaviyi reddetmek, aslında pasif bir intihar davranışıdır. Bu nedenle, zorunlu tedavi uygulanmalıdır. Gerekirse mahkeme kararıyla hastaneye yatırma süreci başlatılır.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu tür vakalarda genellikle ailelerin ve yakın çevrenin aşırı yumuşak ve duygusal bir tutum sergileyebildiğini de ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna edelim, istemediği hiçbir şeyi yapmayalım” gibi iyi niyetli ama hatalı yaklaşımlar ortaya çıkabildiğini, oysa hastanın, farklı bir gerçeklikte yaşadığını söyledi.</p>
<p><strong>Ailelerin şefkatli tutumu zarar da verebiliyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, “Onu ikna etmek mümkün değildir, çünkü onun beyni farklı bir evrende işlemektedir. Bu, özgürlük değil; beynin bozulmuş bir işleyişinin sonucudur. Böyle durumlarda aileden zorunlu istem formu alınır, ardından mahkeme kararıyla yatış sağlanır. Bu yaklaşım, nörobilimin sunduğu güncel bilgiler ışığında şekillenmiştir. Geçmişte bu tür durumlar, kişinin kendine zarar verme özgürlüğü veya bir çeşit ötenazi olarak görülürdü. Ancak artık biliyoruz ki, bu bir hastalıktır ve kişinin beyin biyolojisi değişmiştir. Aileler çocuklarını sevdikleri için değil, fazla şefkat gösterdikleri için bu hataya düşerler. ‘Aman, zorla tedavi olmasın’ derken, aslında şefkat suistimaline açık bir zemin oluşur. Oysa bazen gerçek şefkat, doğru olanı yapabilme cesaretini göstermektir.” dedi.</p>
<p><strong>İllegal zayıflama iğneleri erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırıyor</strong></p>
<p>Bugün piyasada bulunan bazı illegal zayıflama iğnelerinin, beynin açlık-tokluk merkezine ciddi zararlar verdiğini de dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bu maddeler, erken yaşta demans ve Alzheimer riskini artırır. Kullanıcılar bu ilaçları alırken doğru karar verdiklerini zannederler, çünkü o anda haz sistemi aktif haldedir ve beyin bunu ödül olarak algılar. Bu noktada, dijital vitrinlerin yani sosyal medyanın etkisi çok büyüktür. Bu platformlarda sunulan beden imgelerine özenen bireyler, kendi beden algılarını yitirir. Kişi, duygularını yönetmeyi öğrendiğinde, bu sahte vitrinlere karşı ‘hayır’ deme becerisi kazanıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-anoreksiyada-tedaviyi-reddetmek-pasif-bir-intihar-davranisi-583989">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Anoreksiyada tedaviyi reddetmek, pasif bir intihar davranışı!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar için sağlık sporda…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-saglik-sporda-579191</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 10:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel]]></category>
		<category><![CDATA[gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[uzman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimi için sporun önemi, psikolojik faydaları ve ebeveynin motivasyondaki rolünden bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-saglik-sporda-579191">Çocuklar için sağlık sporda…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimi için sporun önemi, psikolojik faydaları ve ebeveynin motivasyondaki rolünden bahsetti.</p>
<p><strong>Çocuğun hem fiziksel hem ruhsal gelişimi için düzenli sporun önemli…</strong></p>
<p>Çocukluk döneminin, hem bedensel hem de ruhsal gelişimin en yoğun olduğu evre olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Düzenli spor aktiviteleri, kas-iskelet yapısını güçlendirir, obezite riskini azaltır ve motor becerilerin gelişimini destekler.” dedi.</p>
<p>Ancak yalnızca fiziksel faydalarıyla değil, çocuğun kendi bedenini tanıması ve olumlu bir beden algısı geliştirmesi açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Yıldırım, “Sporla birlikte çocuk, kendi sınırlarını ve kapasitesini öğrenir, ‘bedenim bana ait ve güçlü’ hissini geliştirir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Düzenli fiziksel aktivite, endorfin salgısını artırarak stres ve kaygıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Sporun çocukların psikolojik sağlığı üzerindeki etkisinin oldukça belirgin olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Düzenli fiziksel aktivite, endorfin salgısını artırarak stres ve kaygıyı azaltır.” dedi.</p>
<p>Çocuğun zorlandığı ya da öfkelendiği anlarda sporu bir ‘duygusal regülasyon aracı’ olarak kullanabilmesinin, sağlıklı baş etme becerilerini pekiştirdiğini de sözlerine ekleyen Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>“Ayrıca takım sporlarında yaşanan işbirliği ve paylaşım, sosyal bağları güçlendirirken çocuğa aidiyet duygusu kazandırır.</p>
<p>Nöropsikolojik açıdan bakıldığında, sporun dikkat, hafıza ve yürütücü işlevler üzerinde doğrudan etkileri vardır. Düzenli egzersiz, beynin öğrenme ve hafıza ile ilişkili bölgelerini (hipokampus) aktive eder. Bu sayede çocuk, derslerinde daha uzun süre odaklanabilir, problem çözme becerisi artar ve akademik performansında gözle görülür bir yükseliş olur.”</p>
<p><strong>Ebeveynin örnek olup başarıyı takdir etmesi motivasyonu artırır…</strong></p>
<p>Ebeveynlerin burada kritik bir rolü olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, “Çocuğu spora motive ederken ‘başarı odaklı’ değil, ‘süreç odaklı’ yaklaşmak önemlidir.” dedi.</p>
<p>Çocuğun yaptığı aktiviteden keyif aldıkça sporu hayatının doğal bir parçası haline getireceğini aktaran Yıldırım, “Ebeveynin rol model olması, çocuğun ilgisini fark edip desteklemesi ve küçük başarıları takdir etmesi, motivasyonu güçlendirir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Spor bir ‘yükümlülük’ değil, ‘zevk alınan bir yaşam alanı’ olarak sunmalı!</strong></p>
<p>Çocuk spora başlarken göz önünde bulundurulması gereken noktalara da değinen Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve ilgisine uygun bir spor dalı seçilmeli. Rekabetçi yaklaşım yerine, destekleyici ve güven verici bir tutum benimsenmeli. Çocuğun başarısızlıkla karşılaşabileceği ihtimali doğal görülmeli, bu anlar öğrenme fırsatına dönüştürülmeli. Aile, sporu bir ‘yükümlülük’ değil, ‘zevk alınan bir yaşam alanı’ olarak sunmalı.</p>
<p>Spor, yalnızca bedensel değil, ruhsal dayanıklılığın ve sağlıklı bir benlik algısının gelişiminde de temel bir araç. Çocuğa sporu kazandırırken asıl hedef, onun kendini güçlü, değerli ve yeterli hissetmesini sağlamak olmalı.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklar-icin-saglik-sporda-579191">Çocuklar için sağlık sporda…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 14:25:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Anoreksiya Nervoza]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[normalleştirilmeli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tipleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673">Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Her bir yeme bozukluğu kendine özgü özellikler taşır…</strong></p>
<p>Hemen hemen herkes tarafından bilinen anoreksiya nervoza dışında da çeşitli yeme bozuklukları olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “En sık görülenler anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Bunların dışında pika, kaçıngan/kısıtlayıcı gıda alımı bozukluğu ve gece yeme sendromu da diğer yeme bozuklukları arasında sayılabilir.” dedi.</p>
<p>Yeme bozukluklarının farklılıklarına değinen Hüseyin, şunları söyledi:</p>
<p>“Bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme nöbetleri ile karakterizedir. Kişi kontrol kaybı yaşar, hızla yedikten sonra kusma, aşırı egzersiz veya müshil kullanımı gibi telafi davranışları gösterebilir. Bigoreksiya (kas dismorfisi), kişinin kas kütlesini artırma ve yağ oranını azaltma takıntısıdır; çoğunlukla sporcularda görülür. Drankoreksiya, kalori kısıtlaması yerine aşırı alkol tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılama biçimidir. Diabulimiya, diyabet hastalarının insülin kullanımını kilo kontrolü amacıyla bilinçli olarak kısıtlamasıdır. Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı ile başlar; yalnızca ‘temiz’ veya ‘sağlıklı’ kabul edilen yiyecekleri tüketme konusunda aşırı kaygı vardır.”</p>
<p><strong>Anoreksiya nervozada psikolojik, biyolojik ve genetik etkenlerin birlikte rol alıyor!</strong></p>
<p>En sık karşılaşılan anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik boyutlarda geliştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişiler duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını ayırt etmekte zorlanır. Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar. Aşırı kontrol ve kimlik çabası, aşırı zayıf olma uğraşıyla sonuçlanabilir.” dedi.</p>
<p>Biyolojik olarak anoreksiya hastalarının beyin görüntüleme çalışmalarında serebral atrofi ve ventriküllerde genişleme olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Hüseyin, genetik bakımından da yapılan ikiz çalışmalarına göre anoreksiya nervoza kalıtsallığının yüzde 28 ila 74 arasında değiştiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır…</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın kişinin aynadaki yansıması ile gerçek görünümü arasında uçurum oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişi kendini olduğundan çok daha kilolu görür. Bu algı, kilo alma korkusunu artırır ve sağlıksız yeme alışkanlıklarına yol açar.” dedi.</p>
<p>Sürekli ‘yeterince ince değilsin’ düşüncesinin, kişinin sosyal ortamlardan kaçmasına, yemek yemekten suçluluk duymasına ve kendini sürekli kontrol etme ihtiyacına neden olduğunu dile getiren Hüseyin, “Genellikle 12–25 yaş aralığındaki genç kadınlarda daha sık görülür, ancak erkeklerde ve diğer yaş gruplarında da rastlanabilir. Çocukluk ve ileri yaşta da ortaya çıkabilir. Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır. Kalp ritmi düzensizlikleri, düşük tansiyon, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, hormonal dengesizlikler sık görülür. Uzun süreli beslenme eksikliği organ yetmezliğine ve ölümcül sonuçlara yol açabilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemli!</strong></p>
<p>Anoreksiya nervozanın multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Beslenme düzeni oluşturulmalı, gerekirse hastane yatışı uygulanmalı. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile olumsuz düşünce ve inançlar değiştirilmeli. Grup terapisi ve yakın çevrenin desteği iyileşmeyi hızlandırır. Kişinin sağlıklı beden algısı kazanması, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesi ve kendine şefkat göstermesi desteklenmeli.” dedi.</p>
<p>Toplumdaki güzellik ve ideal vücut algısının anoreksiya nervozayı tetikleyebildiğine işaret eden Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Medya ve sosyal medyada sürekli idealize edilen beden imajları, özellikle gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sağlıksız davranışlara yönelmesine neden olur. Sosyal kabul arzusuyla sağlıksız diyetler ve aşırı kilo kontrolü ortaya çıkabilir. Bu nedenle toplumsal farkındalığın artırılması, sağlıklı beden imajlarının medya ve sosyal platformlarda temsil edilmesi ve çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/farkli-beden-tipleri-normallestirilmeli-medya-baskisi-yeme-bozuklugunu-besliyor-576673">Farklı beden tipleri normalleştirilmeli! Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besin hassasiyetinin temelinde anksiyete olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/besin-hassasiyetinin-temelinde-anksiyete-olabilir-570706</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 09:17:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Besin intoleransı, bazı gıdaların sindirilememesiyle ortaya çıkarak; şişkinlik, baş ağrısı ya da cilt sorunları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sağlık sorunu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besin-hassasiyetinin-temelinde-anksiyete-olabilir-570706">Besin hassasiyetinin temelinde anksiyete olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Besin intoleransı, bazı gıdaların sindirilememesiyle ortaya çıkarak; şişkinlik, baş ağrısı ya da cilt sorunları gibi belirtilerle kendini gösteren bir sağlık sorunu. Ancak her şikâyet gerçek bir intoleransa dayanmaz. Bazen stres, travma ya da bedene yönelik aşırı dikkat nedeniyle kişilerin, bazı besinleri kendileri için ‘zararlı’ olarak algılayabileceğinden bahseden </strong><strong>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “</strong><strong>Bu durumda biyolojik değil psikolojik etkenler ön plana çıkar. B</strong><strong>ireyin bedenini kontrol etme arzusu, yaşamdaki belirsizliklerle baş etme stratejisi olarak da ortaya çıkabilir. Gıda tercihlerine sınırlamalar getiren biri, içsel kontrol sağladığını düşünebilir” dedi.</strong></p>
<p>Anksiyete bozukluğu ile mücadele eden bireyler, bedensel duyumlara karşı daha hassastır. Vücutta normal kabul edilen sindirim belirtileri bile bu kişiler tarafından tehdit olarak algılanabilir. Bunun sonucunda da içsel tarama davranışının gelişebileceğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Her mide gurultusu, şişkinlik veya yorgunluk halinin ‘gıda intoleransı’ şüphesiyle değerlendirilmesi doğru değil. Anksiyete bozukluğuna sahip kişiler, kontrol ihtiyacı ve belirsizliklere tahammülsüzlük nedeniyle en azından ne yediklerini kontrol ederek rahatlama hissi yaşamak isterler. Ancak profesyonel destek almadan yapılan gıda kısıtlamaları, sadece fizyolojik yoksunluk yaratmakla kalmaz, aynı zamanda beden algısını da olumsuz etkiler” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Şikayetlerin kaynağı araştırılmalı</strong></p>
<p>Anksiyete bozukluğu olan bireylerde besin intoleransı şüphesiyle daha sık karşılaşılmasının, bilişsel çarpıtmalar ve bedensel duyumların yanlış yorumlanması olduğunu vurgulayan Unutmaz, “İntolerans testleri yardımıyla, beslenme planından bazı besin grupları bir uzman gözetiminde çıkartılarak kişide oluşan şikayetlerin devam edip etmediği gözlemlenebilir ya da bu duruma hangi zihinsel süreçlerin yol açtığı incelenebilir. Bu yaklaşım sayesinde, gereksiz kısıtlamaların önüne geçilerek hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı destekleyen daha bütüncül bir yol izlenebilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mide ve bağırsak ikinci beyin konumunda</strong></p>
<p>Mide, beyinle çift yönlü bir iletişim halinde olduğu için yalnızca bir sindirim organı olarak değerlendirilmemeli diyen Unutmaz, “İkinci beyin olarak adlandırılan bağırsak sistemi de duygu durumla yakından ilişkili. Kaygı, stres, öfke ve korku gibi duygulara karşı mide bulantısı, iştahsızlık, kramp veya şişkinlik gibi fiziksel tepkiler oluşabiliyor. Bu nedenle, psikolojik süreçlerin midenin işleyişini doğrudan etkileyebileceği, aynı zamanda mide kaynaklı duyumların da zihinsel süreçleri tetikleyebileceği bilinmeli. Özellikle sosyal yaşamda yemek; bağ kurma, keyif alma ve kimlik ifade etme yollarından biri olduğu için bu alanın daralması; yalnızlaşma, sosyal kaygı ve yeme davranışlarında bozulma gibi sonuçlar doğurabilir. Ayrıca bireylerde ‘yanlış inançlar’ pekiştikçe, gıdalarla ilgili zorlayıcı düşünceler artabilir. Zamanla bu durum obsesif kompulsif eğilimleri veya sağlık kaygılarını güçlendirebilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/besin-hassasiyetinin-temelinde-anksiyete-olabilir-570706">Besin hassasiyetinin temelinde anksiyete olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sözleşmeli Öğretmen Ataması (Beden Eğitimi)</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sozlesmeli-ogretmen-atamasi-beden-egitimi-560442</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Aug 2025 10:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ataması]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=560442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sözleşmeli öğretmen ataması (Beden Eğitimi) Milli Eğitim Bakanlığı, 2025 milli sporculardan beden eğitimi alanına sözleşmeli atama işlemi duyurusu yayımladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sozlesmeli-ogretmen-atamasi-beden-egitimi-560442">Sözleşmeli Öğretmen Ataması (Beden Eğitimi)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Sözleşmeli öğretmen ataması (Beden Eğitimi) Milli Eğitim Bakanlığı, 2025 milli sporculardan beden eğitimi alanına sözleşmeli atama işlemi duyurusu yayımladı.</p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî eğitim kurumlarının beden eğitimi alanında öğretmen ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar kapsamında, 19 kontenjana millî sporculardan sözleşmeli öğretmen ataması yapılmak üzere duyuru yayımlandı. <span>Bu kapsamda, başvurular 11-15 Ağustos 2025 tarihleri arasında alınacak. </span><span>Başvurular öncelikle Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğünce 18-20 Ağustos 2025 tarihleri arasında değerlendirilecek. </span><span>Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğünce uygun görülen başvurulara ilişkin bilgiler ile adayın sisteme yüklediği belgeler, 27-28 Ağustos 2025 tarihleri arasında il millî eğitim müdürlüklerince incelenerek uygun olan başvurular onaylanacak. </span><span>Atama sonuçları, 2025 Nisan Sözleşmeli Öğretmenliğe Başvuru Duyurusu kapsamında yapılacak atamalar ile birlikte ilan edilecek. </span><span>Duyuruya ilişkin detaylara ulaşmak için </span>tıklayınız.</p>
<p>(BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
</div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sozlesmeli-ogretmen-atamasi-beden-egitimi-560442">Sözleşmeli Öğretmen Ataması (Beden Eğitimi)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beden Eğitimi Alanında Sözleşmeli Öğretmenlik İçin Başvuru Süreci Başlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beden-egitimi-alaninda-sozlesmeli-ogretmenlik-icin-basvuru-sureci-basliyor-559769</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jul 2025 08:56:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alanında]]></category>
		<category><![CDATA[başlıyor]]></category>
		<category><![CDATA[başvuru]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenlik]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşmeli]]></category>
		<category><![CDATA[süreci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=559769</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millî Eğitim Bakanlığı, beden eğitimi alanındaki öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla, Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar kapsamında 19 kontenjana millî sporcular arasından sözleşmeli öğretmen ataması yapılacağını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-egitimi-alaninda-sozlesmeli-ogretmenlik-icin-basvuru-sureci-basliyor-559769">Beden Eğitimi Alanında Sözleşmeli Öğretmenlik İçin Başvuru Süreci Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın resmi internet sitesinde yer alan duyuruya göre, başvurular 11-15 Ağustos 2025 tarihleri arasında alınacak. Başvurular öncelikle Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğünce 18-20 Ağustos 2025 tarihleri arasında değerlendirilecek.</p>
<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğünce uygun görülen başvurulara ilişkin bilgiler ile adayın sisteme yüklediği belgeler, 27-28 Ağustos 2025 tarihleri arasında il mill&icirc; eğitim müdürlüklerince incelenerek uygun olan başvurular onaylanacak.</p>
<p>Atama sonuçları, 2025 Nisan Sözleşmeli Öğretmenliğe Başvuru Duyurusu kapsamında yapılacak atamalar ile birlikte ilan edilecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beden-egitimi-alaninda-sozlesmeli-ogretmenlik-icin-basvuru-sureci-basliyor-559769">Beden Eğitimi Alanında Sözleşmeli Öğretmenlik İçin Başvuru Süreci Başlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-2-446861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 21:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[büyüleyici]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[serüveni]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızların]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier yürütücülüğünde, bölüm öğrencileri Ecem Düzgün ve İremnaz Ulu, toplumun geleceği için önemli bir adım atarak çocuklara yönelik kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-2-446861">&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier yürütücülüğünde, bölüm öğrencileri Ecem Düzgün ve İremnaz Ulu, toplumun geleceği için önemli bir adım atarak çocuklara yönelik kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdiler.</p>
<p>&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni” başlıklı proje ile çocuklara iletişim, öz farkındalık ve beden farkındalığı konularında eğitim verilerek onların kişisel gelişimine katkı sağlanması hedefliyor.</p>
<p>Proje ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier, “Öğrencilerimiz, projenin ilk aşamasında çocuklarla bir araya gelerek iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik interaktif etkinlikler düzenliyorlar. Ayrıca, çocuklara duygularını ifade etme konusunda cesaretlendirme ve empati kurma becerilerini güçlendirme fırsatı sunuyorlar. Projenin ikinci aşamasında ise Uzman Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil eşliğinde çocuklara beden farkındalığı ve mahremiyet eğitimi verilecek. Proje kapsamında verilen çeşitli etkinlik ve eğitimler sonucunda çocuklarda öz farkındalık duygusu oluştururken akranları ile olan iletişim becerilerini de geliştirmeyi hedefliyoruz” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-2-446861">&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-446859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Mar 2024 21:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[büyüleyici]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[küçük]]></category>
		<category><![CDATA[serüveni]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızların]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=446859</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier yürütücülüğünde, bölüm öğrencileri Ecem Düzgün ve İremnaz Ulu, toplumun geleceği için önemli bir adım atarak çocuklara yönelik kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdiler.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-446859">&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier yürütücülüğünde, bölüm öğrencileri Ecem Düzgün ve İremnaz Ulu, toplumun geleceği için önemli bir adım atarak çocuklara yönelik kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesini hayata geçirdiler.</p>
<p>&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni” başlıklı proje ile çocuklara iletişim, öz farkındalık ve beden farkındalığı konularında eğitim verilerek onların kişisel gelişimine katkı sağlanması hedefliyor.</p>
<p>Proje ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Hidaye Aydan Bilgilier, “Öğrencilerimiz, projenin ilk aşamasında çocuklarla bir araya gelerek iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik interaktif etkinlikler düzenliyorlar. Ayrıca, çocuklara duygularını ifade etme konusunda cesaretlendirme ve empati kurma becerilerini güçlendirme fırsatı sunuyorlar. Projenin ikinci aşamasında ise Uzman Klinik Psikolog Pırıl Bilger Özkaranfil eşliğinde çocuklara beden farkındalığı ve mahremiyet eğitimi verilecek. Proje kapsamında verilen çeşitli etkinlik ve eğitimler sonucunda çocuklarda öz farkındalık duygusu oluştururken akranları ile olan iletişim becerilerini de geliştirmeyi hedefliyoruz” dedi. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kucuk-yildizlarin-buyuleyici-yolculugu-iletisim-ve-beden-farkindaligi-seruveni-446859">&#8220;Küçük Yıldızların Büyüleyici Yolculuğu: İletişim ve Beden Farkındalığı Serüveni&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Keçiören 1. beden eğitimi ve spor çalıştayı&#8221; tamamlandı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kecioren-1-beden-egitimi-ve-spor-calistayi-tamamlandi-435303</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:43:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[keçiören]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlandı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Keçiören Kaymakamlığı, Keçiören Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ve Bilişim Teknolojileri Eğitim Derneği iş birliğinde iki gün boyunca devam eden “Keçiören 1 Beden Eğitimi ve Spor Çalıştayı” tamamlandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-1-beden-egitimi-ve-spor-calistayi-tamamlandi-435303">&#8220;Keçiören 1. beden eğitimi ve spor çalıştayı&#8221; tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keçiören Belediyesi, Keçiören Kaymakamlığı, Keçiören Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ve Bilişim Teknolojileri Eğitim Derneği iş birliğinde iki gün boyunca devam eden “Keçiören 1 Beden Eğitimi ve Spor Çalıştayı” tamamlandı.</p>
<p>Çalıştaya; Keçiören Kaymakamı Mehmet Akçay, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Baki Yılmaz, Hacettepe Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gıyasettin Demirhan, Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu Genel Sekreteri Abdullah Albunar, Keçiören Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Ömer Akışık, Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Rekreasyon Bölüm Başkan Yardımcısı Taner Bozkuş, Bilişim Teknolojileri Eğitim Derneği (BTE) Başkanı Burcu Yılmaz katıldı.</p>
<p>Keçiören Yunus Emre Kültür Merkezi&#8217;nde düzenlenen çalıştayın ilk gününde Spor Kültürü Komisyonu sunum yaparken ikinci gününde Yerel Yönetimler Komisyonu sunum yaptı. Birinci gün akademisyenlerin ve spor uzmanların yer aldığı çalıştayın ikinci gününde yerel yönetimlerden temsilciler yer aldı.</p>
<p>Çalıştayın düzenlenmesi için emek verenlere teşekkür eden Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, “Akademisyenlerimizin öncülüğünde, Keçiören Belediyesi spor hocalarımız ve Türkiye`nin her yerinden gelen beden eğitimi öğretmenlerimiz ile Beden Eğitimi ve Spor Çalıştayımızı gerçekleştirdik.</p>
<p>Sağlıklı bir toplumun, sağlıklı nesillerin temeli spor yapmaktır. Beden eğitimi öğretmenlerimize her zaman ihtiyaç vardır. Sporu teşvik etmeliyiz. Sağlıklı bir nesil için spor önemli. Keçiören’de spor tesislerimizin sayısını artırdık. Şehrimizin birçok yerine halı saha, kortu, voleybol ve basketbol sahası, yüzme havuzu, kapalı spor salonu ve bisiklet yolları yapıyoruz. Halı sahalarımızı ücretsiz olarak gençlerimizin hizmetine sunuyoruz. İnsanlarımızın tüm bu imkânlardan faydalanmasını yürekten istiyorum. Çalıştayın düzenlenmesi için emek veren herkese teşekkür ediyorum.” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kecioren-1-beden-egitimi-ve-spor-calistayi-tamamlandi-435303">&#8220;Keçiören 1. beden eğitimi ve spor çalıştayı&#8221; tamamlandı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehir&#8217;den Etkili İletişim ve Beden Dili eğitimi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-etkili-iletisim-ve-beden-dili-egitimi-427057</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2023 08:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[büyükşehirden]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427057</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kurum bünyesindeki personele “Etkili İletişim ve Beden Dili” konulu hizmet içi eğitimi verdi. İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı’nın koordinesinde gerçekleştirilen seminere Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Spor Şube Müdürlüğü’nde antrenör olarak görev yapan personel katıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-etkili-iletisim-ve-beden-dili-egitimi-427057">Büyükşehir&#8217;den Etkili İletişim ve Beden Dili eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükşehir, kurum bünyesindeki personele “Etkili İletişim ve Beden Dili” konulu</p>
<p>hizmet içi eğitim semineri verdi</p>
<p>Büyükşehir’den Etkili İletişim ve Beden Dili eğitimi</p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kurum bünyesindeki personele “Etkili İletişim ve</p>
<p>Beden Dili” konulu hizmet içi eğitimi verdi. İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi</p>
<p>Başkanlığı’nın koordinesinde gerçekleştirilen seminere Gençlik ve Spor</p>
<p>Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Spor Şube Müdürlüğü’nde antrenör olarak görev</p>
<p>yapan personel katıldı. Seminerde katılımcılara özellikle iş yaşamında etkili</p>
<p>iletişim teknikleri, etkili ve güzel konuşma, dinleme, empati, beden dili kullanımı</p>
<p>ve iletişim becerilerine yönelik eğitimler aktarıldı.</p>
<p>HIZLI VE KALİTELİ HİZMET</p>
<p>Belediye Meclis Salonu’nda gerçekleşen eğitimde konuşan İnsan Kaynakları</p>
<p>ve Eğitim Dairesi Başkanı Bayram Bayram, belediye personellerinin vatandaşa</p>
<p>daha hızlı ve kaliteli hizmet verebilmesi amacıyla “Etkili İletişim ve Beden Dili”</p>
<p>seminerinin düzenlendiğini ifade etti. Bu tür eğitimlerin faydasından bahseden</p>
<p>ve eğitime katılan tüm personele teşekkür eden Bayram, eğitimlerin belirli</p>
<p>periyotlarla devam edeceğini kaydetti.</p>
<p>KARŞINDAKİNİ ETKİN VE İLGİLİ DİNLEMEK</p>
<p>Eğitmen Azer Erdem’in interaktif yöntemlerle gerçekleştirdiği eğitimde,</p>
<p>“Karşındakini etkin ve ilgili dinlemek”, “Empati kurabilmek”, “Önyargısız</p>
<p>olmak”, “Eleştirilere açık olmak”, “Beden diline hâkim olup daha iyi iletişim</p>
<p>kurmak”, “Sesin etkin kullanılması”, “Yüz ve göz hareketleri,” “Hitap, ses</p>
<p>düzey, tonlama, vurgu” gibi konular ele alındı.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/buyuksehirden-etkili-iletisim-ve-beden-dili-egitimi-427057">Büyükşehir&#8217;den Etkili İletişim ve Beden Dili eğitimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burak Satıbol, &#8220;Büyük Beden&#8221; Adlı Yeni Gösterisiyle Hayalhane Sahnesi&#8217;nde İlk Kez Seyirciyle Buluşuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burak-satibol-buyuk-beden-adli-yeni-gosterisiyle-hayalhane-sahnesinde-ilk-kez-seyirciyle-bulusuyor-417085</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Oct 2023 12:24:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[adlı]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[buluşuyor]]></category>
		<category><![CDATA[burak]]></category>
		<category><![CDATA[büyük]]></category>
		<category><![CDATA[gösterisiyle]]></category>
		<category><![CDATA[hayalhane]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[sahnesinde]]></category>
		<category><![CDATA[satıbol]]></category>
		<category><![CDATA[seyirciyle]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=417085</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye'nin sevilen komedyenlerinden Burak Satıbol, yeni sezona heyecan verici yeni gösterisi "Büyük Beden" ile başlıyor.Bu özel gösteri, 25 Ekim'de Hayalhane Sahnesi'nde ilk kez seyirciyle buluşacak ve izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burak-satibol-buyuk-beden-adli-yeni-gosterisiyle-hayalhane-sahnesinde-ilk-kez-seyirciyle-bulusuyor-417085">Burak Satıbol, &#8220;Büyük Beden&#8221; Adlı Yeni Gösterisiyle Hayalhane Sahnesi&#8217;nde İlk Kez Seyirciyle Buluşuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burak Satıbol, &#8220;Büyük Beden&#8221; Adlı Yeni Gösterisiyle Hayalhane Sahnesi&#8217;nde İlk Kez Seyirciyle Buluşuyor!</p>
<p> </p>
<p>Türkiye&#8217;nin sevilen komedyenlerinden Burak Satıbol, yeni sezona heyecan verici yeni gösterisi &#8220;Büyük Beden&#8221; ile başlıyor.Bu özel gösteri, 25 Ekim&#8217;de Hayalhane Sahnesi&#8217;nde ilk kez seyirciyle buluşacak ve izleyicilere unutulmaz bir deneyim sunacak.</p>
<p> </p>
<p>Burak Satıbol&#8217;un &#8220;Büyük Beden&#8221; adlı tek kişilik, çok konulu gösterisi, seyircilere sıradışı bir komedi deneyimi sunmayı amaçlıyor. Bu gösteri, seyircinin aktif katılımına dayanarak interaktif bir deneyim sunuyor. Satıbol, sadece kendi bilgisiyle değil, aynı zamanda izleyicilerin düşünce gücünü ve yaratıcılığını kullanarak ortaya çıkan komik anları sahneye taşıyacak.</p>
<p> </p>
<p>Gösteri aynı zamanda Türk sinema ve televizyonunun unutulmaz karakterlerinden bazılarını da geri getiriyor. İşler Güçler&#8217;in unutulmaz karakteri Salih abi, Yusuf Yusuf&#8217;un Yusuf&#8217;u ve Mahşer-i Cümbüş&#8217;ün Burak’ı hikayelerini anlatmaya geliyor.Kimi zaman sinema aleminden kimi zaman ilk gençliğinden kızgınlıkları, mutlulukları,cevap bulamadıkları ile seyircisini oyun oynamaya çağırıyor.</p>
<p> </p>
<p>İşte &#8220;Büyük Beden&#8221; gösterisinin oyun tarihleri:</p>
<p> </p>
<ul>
<li>
<p>25 Ekim &#8211; Hayalhane Sahnesi, İstanbul</p>
</li>
<li>
<p>5 Kasım &#8211; Adana Büyükşehir Belediye Tiyatrosu,Adana</p>
</li>
<li>
<p>13 Kasım &#8211; Kartal Sanat Tiyatrosu, İstanbul</p>
</li>
<li>
<p>16 Kasım &#8211; Torium Avm, İstanbul</p>
</li>
<li>
<p>21 Kasım &#8211; Celtic Irish Pub, İstanbul</p>
</li>
<li>
<p>5 Aralık &#8211; Hiltown Sahne, İstanbul</p>
</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Burak Satıbol&#8217;un &#8220;Büyük Beden&#8221; gösterisi, komedi ve interaktif eğlenceyi bir araya getiren eşsiz bir deneyim sunmak için sahnede olacak. Seyircileri, bu komik ve düşündürücü yolculuğa katılmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burak-satibol-buyuk-beden-adli-yeni-gosterisiyle-hayalhane-sahnesinde-ilk-kez-seyirciyle-bulusuyor-417085">Burak Satıbol, &#8220;Büyük Beden&#8221; Adlı Yeni Gösterisiyle Hayalhane Sahnesi&#8217;nde İlk Kez Seyirciyle Buluşuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:54:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hem]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=398123</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü; halen çok yüksek değerlerde seyreden sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkilerini derledi. Aşırı sıcaklar vücudun bağışıklık sistemini zaafa uğratmakla kalmıyor ruh sağlığını da olumsuz etkileyerek saldırganlık ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi sonuçlar doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123">Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü; halen çok yüksek değerlerde seyreden sıcakların insan sağlığı üzerindeki etkilerini derledi. Aşırı sıcaklar vücudun bağışıklık sistemini zaafa uğratmakla kalmıyor ruh sağlığını da olumsuz etkileyerek saldırganlık ve sosyal hayattan uzaklaşma gibi sonuçlar doğurabiliyor. Aşırı sıcaklar aynı zamanda beyin fonksiyonlarını sekteye uğratıyor, bellek, dikkat ve karar verme performansını düşürüyor.</strong></em></p>
<p>Yaz mevsiminin sonlarına yaklaşırken, Türkiye’nin dört bir yanında yüksek sıcaklıklar hüküm sürmeye devam ediyor. Abdi İbrahim Otsuka (AİO) Medikal Direktörlüğü de aşırı sıcakların ve iklim değişikliklerinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dair kritik bilgiler derledi.</p>
<p><strong>İntihar vakalarında artışa dahi yol açabiliyor</strong></p>
<p>Belli bir seviyenin üstündeki sıcaklıklar gerek ruh gerekse beden sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Nitekim Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yaptığı araştırmaya göre, aşırı sıcağa maruz kalma, stresle başa çıkmak için alkol kullanımı tetikliyor, psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan kişilerin hastaneye başvurularının artmasına ve hatta intihar vakalarında artışa kadar bir dizi olumsuz sonucu tetikliyor. </p>
<p><strong>Susuzluk, beyin fonksiyonlarını sekteye uğratıyor</strong></p>
<p>Aşırı sıcak hava, vücudumuzun terleme yoluyla ısıyı dışarı atmasını zorlaştırır. Bu da, vücut ısımızın yükselmesine ve susuz kalmasına neden olur. Susuzluk, baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik ve depresyon gibi psikolojik belirtilere yol açabilir. Ayrıca, susuzluk beyin fonksiyonlarını da olumsuz yönde etkileyebilir. Araştırmalar, susuz kalan kişilerin bellek, dikkat ve karar verme gibi bilişsel görevlerde daha kötü performans gösterdiklerini ortaya koymuştur.</p>
<p>Aşırı sıcakların aynı zamanda uyku kalitesini de olumsuz etkileyerek, uyku süresini kısaltır. Bu durum da stres, kaygı, depresyon, öfke ve duygudurum bozuklukları gibi psikolojik sorunlara neden olabilir. Uyku yetersizliği aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücudu hastalıklara karşı savunmasız hale getirir.</p>
<p><strong>Sosyal ilişkileri zayıflatıp yalnızlığa itiyor</strong></p>
<p>Aşırı sıcak hava, sosyal ilişkileri de olumsuz etkileyebilir. Sıcaklık insanların davranışlarını ve duygularını değiştirebilir. Araştırmalar, sıcak havalarda insanların daha saldırgan ve şiddet eğilimli olduğunu göstermiştir. Sıcak havalarda insanlar daha az sosyalleşmek ister ve evde kalmayı tercih eder. Bu da, yalnızlık, izolasyon ve sosyal destek eksikliği gibi psikolojik sorunlara yol açabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/asiri-sicaklar-hem-ruh-hem-de-beden-sagligini-etkiliyor-398123">Aşırı sıcaklar hem ruh hem de beden sağlığını etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arkadaşlıklar ruh ve beden sağlığımız için çok önemli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/arkadasliklar-ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-cok-onemli-391964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Jul 2023 11:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[beden]]></category>
		<category><![CDATA[çok]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığımız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutlu olduğumuz, mutsuz olduğumuz, paylaşmaya dair anılarımızı anlatmak istediğimiz, saçmaladığımız, güldüğümüz, ağladığımız anlardaki duygularımızı paylaşabileceğimiz insanlara sahip olmak şüphesiz hayatımızın en büyük zenginliğidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arkadasliklar-ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-cok-onemli-391964">Arkadaşlıklar ruh ve beden sağlığımız için çok önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mutlu olduğumuz, mutsuz olduğumuz, paylaşmaya dair anılarımızı anlatmak istediğimiz, saçmaladığımız, güldüğümüz, ağladığımız anlardaki duygularımızı paylaşabileceğimiz insanlara sahip olmak şüphesiz hayatımızın en büyük zenginliğidir. Tüm dünyada 30 Temmuz; “Dünya Arkadaşlık Günü” olarak kutlanmakta. Peki sosyal destek sağlayan arkadaşlarımızın bizi rahatlatan diğer psikolojik tarafları neler? Liv Hospital, Klinik Psikolog Alara Alagül anlattı.</strong></p>
<p><strong>Hayatın önemli bir parçası</strong></p>
<p>Hem mutlu anların hem de zor zamanların paylaşılabildiği, kimi zaman kişinin “seçilmiş ailesi” olan arkadaşlar hayatın önemli bir parçasını oluşturur. Sahip olunan arkadaşlıklar kişinin psikolojik iyi-oluş hali için büyük bir önem taşır. Arkadaşlar kişiye kendi seçimiyle bir gruba aidiyet hissetmeyi, farklılıklara saygı duymayı ve empatiyi öğretir.</p>
<p><strong>Sosyal desteğin kritik bir parçası</strong></p>
<p>Kişi kendi düşünce ve duygularını daha iyi anlamayı ve ifade etmeyi, kendi sınırlarını ve değerlerini öğrenir. Arkadaşlıklar ruh ve beden sağlığı için oldukça önemli olan sosyal desteğin de kritik bir parçasını oluşturur.</p>
<p><strong>Ruh sağlığı için önemli</strong></p>
<p>İyi bir sosyal destek ağına sahip olmanın birçok hastalık için koruyucu bir etkiye sahip olduğu ve sosyal desteğin daha uzun bir yaşam süresiyle ilişkili olduğu görülmektedir. Sosyal destek ruh sağlığı için ve özellikle depresyona karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. İyi bir sosyal destek ağına sahip olmak daha yüksek bir yaşam doyumu ile ilişkilidir. Sosyal desteğin varlığı ruh ve beden sağlığı için koruyucu bir etkiye sahip olduğu gibi yokluğu ise kişinin bedensel ve ruhsal sağlığı için bir risk faktörü oluşturur.</p>
<p><strong>Sosyal desteğin yetersizliğinde kişi strese daha duyarlı hale gelir</strong></p>
<p>Yalnızlığın vücudun stres tepkisinde artışla ilişkili olduğu bilinmektedir. Arkadaşların sağladığı sosyal destek stresle baş etme, bağımlılıklardan uzaklaşma ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmede önemli rol oynar. İyi arkadaşlıklara sahip olmak yalnızlık ve sosyal izolasyondan korunmayı, ihtiyaç duyulduğunda destek bulabilmeyi sağlar. Dünya arkadaşlık gününüz kutlu olsun!</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/arkadasliklar-ruh-ve-beden-sagligimiz-icin-cok-onemli-391964">Arkadaşlıklar ruh ve beden sağlığımız için çok önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
