<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bazı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bazi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bazi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bazı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bazi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 09:13:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik]]></category>
		<category><![CDATA[alerjiler]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[etkileyebilir]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığını]]></category>
		<category><![CDATA[sendrom]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623501</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücut, farklı hastalıklara karşı çeşitli tepkiler geliştirebilen karmaşık bir yapıya sahip.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501">Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vücut, farklı hastalıklara karşı çeşitli tepkiler geliştirebilen karmaşık bir yapıya sahip. Öyle ki bağışıklık sisteminin verdiği tepkilerle kalp sağlığının kesiştiği durumlara da rastlanabiliyor. Kounis Sendromu’nun, bağışıklığın aşırı koruyucu tepkisinin kalbi zorlamasıyla ortaya çıktığını belirten Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Alerjik bünyeye sahip olanlarda ya da bilinen kalp rahatsızlığı bulunan kişilerde ani gelişen reaksiyonlarla birlikte görülen göğüs ağrısı önem taşıyor. Erken tanı ve doğru müdahale ile kalıcı hasar riski en aza indirilebiliyor. Kalp ve bağışıklık sistemi birlikte çalıştığı için birinde yaşanan sorun diğerini de etkiliyor” dedi.</strong></p>
<p>Reçetesiz satılan bir ilaç, arı sokması ya da akşam yemeğinde tüketilen deniz ürünleri… Vücudun bu tür etkenlere verdiği alerjik yanıtın bazı durumlarda kalbi de etkileyebildiğini açıklayan Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kounis Sendromu, alerjik veya aşırı duyarlılık reaksiyonları sırasında ortaya çıkan akut koroner sendrom olarak tanımlanır. Halk arasında alerjik kalp krizi ya da alerjik anjina olarak da bilinen bu tabloda, bağışıklık hücrelerinin aktive olmasıyla salınan bazı maddeler, kalp damarlarında spazma yol açabilir” dedi.</p>
<p><strong>Fındık, fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler tehlikeyi artırıyor</strong></p>
<p>Kounis Sendromu teşhisini zorlaştıran en önemli etkenin, alerji belirtileri ile kalp krizi semptomlarının iç içe geçmesi olduğunu vurgulayan Koylan, “Hastalarda göğüs ağrısı ve sıkışma hissi, nefes darlığı ve çarpıntı ile birlikte vücutta yaygın kaşıntı, kızarıklık veya kurdeşen görülebilir. Buna tansiyon düşüklüğü, bayılma hissi ya da bilinç kaybı da eşlik edebilir. Sendromu tetikleyen en yaygın unsurlar; antibiyotikler başta olmak üzere bazı ilaçlar, ağrı kesiciler ve kontrast maddeler, arı ve eşek arısı sokmalarıdır. Kabuklu deniz ürünleri, fındık ve fıstık gibi yüksek alerjen içeren besinler ile lateks alerjisi ya da bazı kimyasal maruziyetler de tetikleyici olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Bazı vakalarda adrenalin hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Teşhis aşamasında EKG, troponin testleri ve bazı durumlarda ekokardiyografinin kullanıldığını açıklayan Koylan, “Tanıda en kritik nokta hastanın öyküsünde alerjen maruziyetinin olup olmadığının belirlenmesidir. Tedavi sürecinde ise hem alerjik reaksiyonun baskılanması hem de kalp damarlarının rahatlatılması gerekir. Şiddetli vakalarda adrenalin hayat kurtarıcı olabilirken, Tip I Kounis vakalarında damar spazmını artırabileceği için dikkatli kullanılmalı. Bu süreçte hipertansiyon ve damar sağlığına yönelik yaklaşımlar hastanın uzun dönem takibinde önemli rol oynar” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/alerjiler-kalp-sagligini-etkileyebilir-623501">Alerjiler kalp sağlığını etkileyebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 07:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hiçbir]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[olmasa]]></category>
		<category><![CDATA[Pap]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetiniz]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Bu artışın başlıca nedenleri arasında; yaşam süresinin uzaması, sigara kullanımı, obezite, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve bazı çevresel risk faktörleri yer alıyor. Üstelik kanser kalp damar hastalıklarından sonra dünya genelinde en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bazı yaş gruplarında ise birinci sıraya yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her yıl yaklaşık 230–240 bin yeni kanser vakası görülüyor.  <strong>Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez,</strong> aslında kanserin risk faktörlerinin önemli bir kısmının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Bilimsel çalışmalar, uygun önlemler alındığında kanserlerin yaklaşık yüzde 30–40’ının önlenebileceğini göstermektedir. Kanserden korunmada en temel kurallar ise sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunların yanı sıra tarama tetkiklerini düzenli olarak yaptırmak da kanser riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir” diyor. <strong> Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, </strong>kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun</strong></p>
<p>Sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 50’den fazlasının kansere yol açabildiği biliniyor. Bu etkisi nedeniyle sigara ve tütün ürünleri; başta akciğer kanseri olmak üzere ağız, gırtlak, pankreas, mesane ve böbrek gibi pek çok kanser türüne yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara ve tütün ürünlerinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu zararlı alışkanlığın bırakılması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong></p>
<p>Sebze, meyve, tam tahıllar ve liften zengin besinlerin tüketildiği “Akdeniz tipi” beslenme kanser riskinin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Bu besinler içerdikleri antioksidanlar, vitaminler ve fitokimyasallar sayesinde hücrelere zarar veren serbest radikalleri azaltarak DNA hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra liften zengin besinler, bağırsakta zararlı maddelerin daha hızlı atılmalarını sağlayarak, özellikle kolorektal kanser riskini düşürüyor. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinde riski yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini gösteriyor. </p>
<p><strong>Sağlıklı kilonuzu koruyun </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, kanser riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Obezite; kronik iltihap, artmış insülin ve IGF-1 hormon düzeyleri ile yağ dokusundan salgılanan östrojen gibi bazı hormonların artışı yoluyla hücre çoğalmasını tetikleyebiliyor. Bu durum bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Obezitenin özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve karaciğer kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın </strong></p>
<p>Düzenli egzersiz; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, hormon dengesini düzenlemesi, bağırsak hareketlerini artırması ve kronik iltihabı azaltması sayesinde kanser riskini  düşürebiliyor. Büyük ölçekli çalışmalar; düzenli egzersizin kanser riskini yaklaşık yüzde 10 – 30 oranında azalttığını gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkili olduğunu belirten<strong> </strong>Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Sağlıklı bir yaşam için haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önemlidir”   diyor. </p>
<p><strong>Alkolden uzak durun</strong></p>
<p>Alkol vücutta asetaldehit adı verilen toksik bir maddeye dönüşerek oksidatif stres ve hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Bu durum DNA’ya zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Alkol tüketimi; karaciğer, ağız, yemek borusu, meme ve kolon kanserleriyle ilişkili oluyor. Alkol tüketimi arttıkça kanser riski de yükseliyor.  </p>
<p><strong>İşlenmiş et ürünlerinden kaçının</strong></p>
<p>İşlenmiş et tüketimi özellikle kolorektal kanser riskini artırabiliyor. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş ürünler; içerdikleri nitrit ve nitratların kansere neden olabilen N-nitrozo bileşiklerine dönüşmesi sebebiyle risk oluşturuyor. Ayrıca, bu ürünler yüksek sıcaklıkta pişirildiğinde oluşan zararlı bileşikler de DNA hasarına yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Güneşin zararlı ışınlarından korunun</strong></p>
<p>Aşırı güneş ışığına maruz kalmak cilt kanserlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşten korunmak ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı riski azaltabiliyor. Bu nedenle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında mümküne dışarı çıkmayın. Mecbursanız güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulamayı ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Enfeksiyonlara karşı aşı olun</strong></p>
<p>HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri; hepatit B ve C virüsleri ise karaciğer kanseriyle ilişkili oluyor. Aşı olmak bu kanserlerin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak yerini koruyor. </p>
<p><strong>Tarama programlarını ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Meme kanseri için mamografi, kolon kanseri için kolonoskopi ve rahim ağzı kanseri için Pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) tarama testleri kanserin önlenmesi açısından büyük bir öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, hiçbir yakınmanız olmasa bile bu tarama yöntemlerini düzenli olarak yaptırmanızın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor. </p>
<p><strong>Kolonoskopi:</strong> Kansere dönüşebilen poliplerin saptanması için 45 yaşından itibaren 5-10  yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa tarama 40 yaşında başlatılabiliyor. İltihabi bağırsak hastalığı gibi risk faktörlerinde takvim daha öne çekilebiliyor. </p>
<p><strong>Pap smear ve HPV DNA testi:</strong> 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir Pap smear testi yaptırılması gerekiyor. 30 yaşından sonra 5 yılda bir Pap Smear ile birlikte  HPV DNA testinin yapılması, rahim ağzı kanserine neden olabilen CIN (Cervical Intraepithelial Neoplasia) lezyonlarının erken saptanmasını sağlıyor.</p>
<p><strong>Mamografi:</strong> 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılan mamografi taramasıyla meme kanserinin öncül lezyonları tespit edilebiliyor.  </p>
<p><strong>Zararlı çevresel maddelerden kaçının</strong></p>
<p>Hava kirliliği ve bazı kimyasallar (asbest, kurşun, arsenik, pestisit ve civa) DNA hasarına ve inflamasyona neden olarak özellikle akciğer kanseri riskini artırabiliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hicbir-sikayetiniz-olmasa-bile-623192">Hiçbir şikayetiniz olmasa bile…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevirebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kabusa]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzeri kişilerde özellikle ameliyat sonrası gelişen bu fıtıkların toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yapılan çalışmalar; karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan insizyonel, yani ameliyat kesi yerinden gelişen karın duvarı fıtıklarının, 50 yaş üzerindeki hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde görülebildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Metin Ertem hayatı kabusa çevirebilen, bazı hastaların boyunlarına çarşaf bağlayarak taşıdıkları dev karın fıtıklarını ve yeni tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Vücudumuzda ‘koruyucu zırh’ olan karın duvarı zayıfladığında ya da ameliyat gibi bir nedenle bütünlüğü bozulduğunda, iç organlar dışa doğru itilerek dev karın fıtığı ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzerindeki kişilerde dev karın fıtıklarının görülme sıklığının arttığını belirterek “Bunun en önemli nedeni yaşla birlikte kolajen doku sentezinin azalmasıdır. Kolajen, karın duvarının dayanıklılığını sağlayan temel yapı taşlarından biridir. Bu yapı zayıfladığında karın duvarı adeta bir kumaşın sökülen dikişi gibi açılmaya başlar” diyor. Karın duvarındaki büyük açıklıkların sadece estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ertem şöyle konuşuyor: “Bu dev fıtıklar, bel ve sırt ağrılarına, ıkınma olamayacağından dışkılama zorluğuna ve hatta solunum güçlüğü gibi yaşamı tehdit eden sorunlara neden olabiliyor. Fıtıklar tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirken, bunun en tehlikeli sonuçlarından birini, halk arasında “bağırsak düğümlenmesi” olarak bilinen sorun oluşturuyor.”</p>
<p><strong> Bağırsak delinmesi ve hayati riske yol açabiliyor</strong></p>
<p>Bağırsakların fıtık kesesi içinde sıkışarak; hastalarda şiddetli karın ağrısı, kusma ve büyük abdest yapamama gibi şikayetlere neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, soruna müdahale edilmezse bağırsak delinmesine kadar giden çok ciddi tablolar oluşturabildiğini ve bu durumun hayati riske yol açabildiğini söylüyor. Dev fıtıkların boyutlarının bazen dramatik olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin Ertem, bazı hastaların yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ”Bazen fıtık o kadar büyüyebiliyor ki, neredeyse iki çocuk başı büyüklüğüne ulaşabiliyor. Hatta bazı hastalar fıtığı desteklemek için karınlarının altından çarşaf geçirip boyunlarına bağlayarak taşımak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sorun ilerlemeden erken tedavi olmak günlük yaşam konforu açısından ve tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.” </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası iyileşme döneminde dikkat!</strong></p>
<p>Karın ameliyatı geçiren kişilerin özellikle iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor. Prof. Dr. Ertem, ihmale gelmez bazı önlemleri “ameliyat sonrası erken dönemde ağır kaldırmamak, kabız kalmamaya özen göstermek, kronik öksürük varsa mutlaka tedavi olmak, yeterli ve dengeli beslenmek” şeklinde sıralıyor. Çünkü bu faktörler karın duvarına binen baskıyı artırarak fıtık gelişimini kolaylaştırabiliyor. Karın ameliyatı olmayan kişilerde de bazı fıtık türlerinin görülebileceğini; özellikle doğum yapanlarda karın duvarındaki zayıf noktalardan yağ dokusu ve bağırsakların dışarı çıkmasıyla epigastrik fıtıklar (göbek üstü fıtığı) oluşabildiğini belirten Prof. Dr. Ertem “Gebelik sırasında karın büyüdükçe karın duvarı gerilir ve bazı bölgelerde zayıflık oluşabilir. Bu durum küçük fıtıkların gelişmesine yol açabilir” diyor. </p>
<p><strong>Dev fıtıklarda yeni tedavi dönemi</strong></p>
<p>Dev karın fıtıklarının cerrahisinin oldukça özellikli bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ertem, son yıllarda kullanılan yeni yöntemlerin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Eskiden bu fıtıklar çoğunlukla sadece dikiş yöntemiyle kapatılmaya çalışılırdı. Ancak bu yöntemde nüks oranları yüzde 50’ye kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise dev fıtıklarda çok daha ileri teknikler kullanıyoruz. Özellikle, özel cihazlarla karın duvarı kontrollü şekilde genişletiliyor. Gerekli durumlarda karın kaslarına botoks uygulanarak kasların gevşemesi sağlanıyor. Ardından karın duvarı onarılıyor ve yama ile destekleniyor. Bu modern yöntemler nüks oranlarını yüzde 2-5’lere kadar düşürdü.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 14:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kişilerde]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcılar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[psikozu]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[sistemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yoğun]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=618919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, yapay zekâ sohbet robotlarının yaygın kullanımı, olası psikolojik etkileri, riskli gruplar ve güvenli kullanımına dair bilgiler paylaştı.</p>
<p><strong>Yoğun sohbet robotu kullanımı bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyebilir mi?</strong></p>
<p>Son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinin günlük hayatın önemli bir parçası hâline geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle ‘sohbet robotları’ olarak adlandırılan ve kullanıcılarla yazılı veya sözlü iletişim kurabilen sistemler, milyonlarca insan tarafından bilgi edinmek, sohbet etmek veya duygusal destek almak amacıyla kullanılıyor.” dedi.</p>
<p>Sohbet robotlarının; insanların yazdığı metinleri analiz ederek olası cevaplar üreten yazılım sistemleri olduğunu ve günümüzde çok gelişmiş dil modellerine dayandığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Özellikle son yıllarda klinisyenler ve araştırmacılar, yoğun sohbet robotu kullanımının bazı kişilerde ruhsal belirtileri etkileyip etkileyemeyeceğini tartışmaya başladı. 2023 yılında bazı araştırmacılar, sohbet robotu kullanımının psikotik belirtilerle ilişkili olabileceğini ifade ederek ‘yapay zekâ psikozu’ kavramını gündeme getirdi. Ancak bu kavram henüz resmi bir psikiyatrik tanı değil ve bu konuda kesin bilimsel veriler oldukça sınırlı.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz!</strong></p>
<p>Bugün yapay zekâ sistemlerinin dünya genelinde çok büyük bir kullanıcı kitlesine ulaştığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bazı araştırmalar, özellikle genç yetişkinlerin önemli bir kısmının ruh sağlığıyla ilgili sorular için yapay zekâ sistemlerine başvurduğunu gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Bununla birlikte, uzmanların önemli bir noktaya dikkat çektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, şunları söyledi:</p>
<p>“Sohbet robotu kullanmak tek başına ruhsal hastalığa yol açmaz. Bugüne kadar yapay zekânın doğrudan psikoz başlattığını gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmamakta. Mevcut bilgiler daha çok vaka raporları, klinisyen gözlemleri ve medya haberlerinden elde edilmekte.</p>
<p>Ancak bazı vakalarda yoğun ve uzun süreli kullanımın mevcut psikiyatrik hassasiyetleri etkileyebileceği düşünülmekte. Örneğin bazı klinisyenler, günler boyunca çok yoğun yapay zekâ sohbeti yapan kişilerde sanrısal düşünceler veya gerçeklik algısında bozulma gibi belirtilerin arttığını bildirmiştir.”</p>
<p><strong>Bazı kullanıcılar sistemi insan gibi algılayıp ona bilinç atfedebilir!</strong></p>
<p>Sohbet robotlarının insan gibi düşünmediğini veya bilinç sahibi olmadığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu sistemler yalnızca büyük veri kümelerinden öğrendikleri dil kalıplarına dayanarak istatistiksel olarak en olası cevabı üretirler. Yani kullanıcıya doğru ya da yanlış olduğuna bakmadan, konuşmayı sürdürmeye en uygun yanıtı vermeye çalışırlar.” dedi.</p>
<p>Bu durumun bazı problemlere neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Çünkü sohbet robotları çoğu zaman kullanıcıya karşı çıkmak yerine onu onaylayan cevaplar verebilir. Araştırmalar, bazı yapay zekâ modellerinin kullanıcı davranışlarını insanlarınkinden daha sık onayladığını gösteriyor. Ayrıca yapay zekâ sistemlerinin konuşma tarzı oldukça akıcı ve insan benzeridir. Bu durum bazı kullanıcıların sistemi bir insan gibi algılamasına, hatta ona özel bir bilgi veya bilinç atfetmesine neden olabilir. Psikolojide buna antropomorfizm, yani insan özelliklerinin cansız varlıklara atfedilmesi denir.</p>
<p>Uzun ve kesintisiz sohbetler de başka bir sorun yaratabilir. Araştırmalar, uzun süreli etkileşimlerde bazı yapay zekâ modellerinin tutarsız veya hatalı cevaplar verme eğiliminin arttığını gösteriyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Bazı kişilerde daha dikkatli olunmalı!</strong></p>
<p>Genel nüfus için sohbet robotu kullanımının çoğu zaman güvenli kabul edildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Ancak bazı kişilerde daha dikkatli olunması gerekir.” dedi.</p>
<p>Özellikle bazı grupların daha hassas olabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Psikotik bozukluklara yatkın kişiler, yoğun sosyal izolasyon yaşayan bireyler, duygusal destek ihtiyacı yüksek olan kişiler, uzun süre ve yoğun biçimde yapay zekâ ile sohbet eden kullanıcılar risk altında sayılabilir. Bu kişilerde yapay zekâ ile kurulan ilişki bazen gerçek sosyal ilişkilerin yerini alabilir veya mevcut düşünce kalıplarını güçlendirebilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>“Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz!”</strong></p>
<p>Yapay zekâ teknolojilerinin tamamen zararlı olmadığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Aksine, doğru tasarlanmış ve sınırları belirlenmiş sistemlerin ruh sağlığı alanında faydalı olabileceğini gösteren çalışmalar da bulunmakta. Bazı klinik araştırmalar, yapılandırılmış sohbet robotlarının depresyon ve anksiyete belirtilerinde iyileşme sağlayabildiğini gösteriyor.” dedi. </p>
<p>Ancak bu teknolojileri kullanırken bazı temel noktaların unutulmaması gerektiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yapay zekâ bir insan değildir.<strong> </strong>Bu sistemler düşünmez, hissetmez ve profesyonel klinik değerlendirme yapamaz. Ruh sağlığı sorunlarında profesyonel destek esastır.<strong> </strong>Yapay zekâ sistemleri psikiyatrist veya psikologların yerini tutamaz. Kullanım süresine dikkat edilmelidir.<strong> </strong>Uzun ve yoğun sohbetler gerçek sosyal ilişkilerin yerini almamalıdır. Gerçek ilişkiler korunmalıdır.<strong> </strong>Aile, arkadaş ve profesyonel destek ağları ruh sağlığı için temel unsurlardır. Şüpheli belirtiler ortaya çıkarsa yardım alınmalıdır.<strong> </strong>Gerçeklik algısında bozulma, sosyal hayattan uzaklaşma veya yoğun yapay zekâ bağımlılığı gibi durumlarda bir uzmana başvurmak önemlidir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kullanicilar-yapay-zeka-psikozu-riski-altinda-olabilir-618919">Bazı kullanıcılar &#8216;yapay zeka psikozu&#8217; riski altında olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 07:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[erişim]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[izin]]></category>
		<category><![CDATA[izni]]></category>
		<category><![CDATA[mobil]]></category>
		<category><![CDATA[tuzağına]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[Uygulama İzinleri]]></category>
		<category><![CDATA[uygulamalarda]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617416</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir uygulamayı kullanmaya başladığımızda genellikle uygulama izinlerini incelenmeden onaylıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416">Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni bir uygulamayı kullanmaya başladığımızda genellikle uygulama izinlerini incelenmeden onaylıyoruz. Bu durum kullanıcıları ciddi  gizlilik ve güvenlik risklerine maruz bırakabilir.  Siber güvenlik şirketi ESET uygulama izinleri ile ilgili süreçleri inceledi ve önerilerde bulundu.</strong></p>
<p>Uygulama izinleri, uygulamalarınızın hangi tür verilere ve cihazlara erişebileceğini belirleyen, neredeyse görünmez bir nöbetçi gibidir. Yeni bir uygulama indirdiyseniz veya yeni bir özelliği etkinleştirdiyseniz muhtemelen bir izin istemi ile karşılaşmışsınızdır.  Bazı izinler uygulama için uygunken bazıları gerekli olan sınırları aşabilir. Ayrıca bazıları  tamamen kötü niyetli olabilir. Hangilerini kabul edip hangilerini engelleyeceğinizi anlamak önemlidir.  </p>
<p><strong>Uygulama izinleri ne işe yarıyor?</strong></p>
<p>Uygulama izni açılır penceresi, mobil işletim sisteminiz ile sizin aranızdaki bir diyalogdur. Bu pencere, yeni bir uygulamanın belirli verilere veya özelliklere erişmek istediğini size bildirir. Uygulamanın bunu yapması için onayınızı ister. Bu istekler eskiden kurulum öncesinde gelirdi. Ancak modern iOS sürümleri, uygulamayı ilk kez kullanmaya başladığınızda çalışma sırasında izin istemleri gösterir. Android her ikisini de yapar ve yalnızca düşük riskli izinler için kurulum sırasında istemler gösterir. Geliştiriciler için izinler, kullanıcılara sorunsuz ve zengin özellikli deneyimler sunmanın kritik bir yoludur. Bir uygulama, cihaz verilerine veya işlevlerine her kullandığında erişim izni istemek zorunda olsaydı neredeyse kullanılamaz hâle gelirdi. </p>
<p><strong>Uygulama izinleri tehlikeleri nelerdir?</strong></p>
<p>Kötü niyetli olsun ya da olmasın, bazı uygulamalar ihtiyaç duyduklarından daha fazla erişim izni ister. Örneğin, rehberinize erişim izni isteyen bir mobil oyun veya mikrofonunuza ve kameranıza erişim izni isteyen bir hesap makinesi uygulaması düşünün. Düşünmeden izinleri onaylayarak, kötü niyetli geliştiricilerin akıllı telefonunuzdaki hassas verilere (takvim, mesajlaşma uygulamaları, SMS, dosyalar ve depolama alanı, kişiler, arama kayıtları, konum, mikrofon ve kamera gibi) erişmesine olanak sağlayabilirsiniz. Siz yazarken ekranınızı bile okuyabilirler. Bu erişimle şunları yapabilirler:</p>
<ul>
<li>En hassas hesaplarınızın parolalarını toplayabilir,</li>
<li>Tek kullanımlık SMS parolalarını ele geçirebilir,</li>
<li>Cihazınızı yüksek ücretli abonelik hizmetlerine kaydettirebilir,</li>
<li>Dijital yaşamınızın bir resmini oluşturup reklamcılara satabilir,</li>
<li>Konumunuzu izleyerek fiziksel güvenliğinizi tehlikeye atabilir,</li>
<li>Kamerayı/mikrofonu açarak akıllı telefonunuzu dinleme cihazına dönüştürebilir,</li>
<li>Dosyalarınızı şifreleyip ve fidye için elinde tutabilir,</li>
<li>Cihazınıza kötü amaçlı yazılım yükleyebilir </li>
</ul>
<p>Yapay zekâ asistan uygulamaları  özellikle dikkat edilmesi gereken, giderek artan bir izin riski oluşturmaktadır. Birçoğu, uyandırma kelimesini algılamak için her zaman açık mikrofon erişimi ayrıca kişiler, takvim ve bazı durumlarda ekran içeriği erişimi talep eder. Yapay zekâ uygulamalarına diğer kategorilerle aynı titizlikle yaklaşın. Sağlık ve fitness verileri, bir başka göz ardı edilen risk unsurudur. Sağlık verilerinize erişimi olan uygulamalar, bu verileri gerçek dünyada sonuçları olan şekillerde paylaşabilir veya satabilir; bu durumun sigorta ve veri aracılığı gibi alanlarda etkileri olabilir. </p>
<p><strong>Uygulama izinleri güvenli bir şekilde yönetilmelidir</strong></p>
<p>·    Her şeyden önce, yalnızca güvenilir mağazalardan (Google Play/App Store) uygulama indirin.</p>
<p>·       İndirmeye karar vermeden önce uygulamaların yorumlarını okuyun.</p>
<p>·       Saygın bir güvenlik sağlayıcısından bir mobil güvenlik çözümü yükleyin.</p>
<p>·       İzin vermeden veya engellemeden önce, söz konusu uygulamanın çalışması için izin gerekli olup olmadığını her zaman değerlendirin.  </p>
<p>·       Bir başka iyi kural da yalnızca &#8220;bir kez izin ver&#8221; veya &#8220;kullanım sırasında izin ver&#8221; seçeneğini kullanmaktır. </p>
<p>·       Birçok uygulamada izinlerinizi düzenli olarak gözden geçirmeniz istenir. Ancak izinleri proaktif olarak denetlemek iyi bir fikir olabilir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mobil-uygulamalarda-izin-tuzagina-dikkat-617416">Mobil uygulamalarda izin tuzağına dikkat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 08:38:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[hızlandıran]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[menopoz]]></category>
		<category><![CDATA[menopozu]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yumurtalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50–51 iken Türkiye’de kadınlar genellikle 47–49 yaş arasında menopoza giriyor. Ancak, bazı etkenler menopoz yaşını birkaç yıl önce çekebiliyor! <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali,</strong> menopoz yaşının en çok aile öyküsünden ve genetik faktörlerden etkilendiğine dikkat çekerek, “Ayrıca, kanser öyküsü ve tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı cerrahi müdahaleler ile otoimmün hastalıklar da menopozun erken görülmesine neden olabiliyor. Bu etkenler menopozun değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor” diyor. Bunların yanı sıra menopoz yaşını öne çeken bazı etkenlerin ise önlenebileceğini vurgulayan <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>“Sigara ve nikotin kullanımı, yoğun stres ile uykusuzluk menopozu hızlandıran en önemli üç etkendir. Özellikle sigara alışkanlığı menopozun görülme yaşını ortalama 2 yıl öne çekiyor” uyarısında bulunuyor. <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, </strong>menopoz sürecini hızlandıran değiştirilebilir risk faktörlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Sigara alışkanlığı</strong></p>
<p>Sigara, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmelerine yol açabiliyor. Bunun nedeni ise nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturmaları.  2018’de yayımlanan geniş bir meta-analiz, sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl daha erken girdiğini gösteriyor. Benzer şekilde Amerikan Üreme Tıbbı Derneği de sigaranın yumurta rezervini azalttığını vurguluyor. </p>
<p><strong>Düşük vücut kitle indeksi (aşırı zayıflık)</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, yağ dokusunun sadece enerji deposu değil, aynı zamanda östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku olduğunu belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Çok merkezli çalışmalardaki veriler incelendiğinde, çok zayıf kadınların menopoz yaşının anlamlı şekilde daha erken olduğu görülüyor. Özellikle uzun süreli kalori kısıtlaması yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.”</p>
<p><strong>Kronik stres ve yoğun yaşam temposu</strong></p>
<p>American Journal of Epidemiology Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma, yüksek algılanan stres düzeyinin menopozun daha erken yaşta görülme riskini artırabileceğini gösteriyor. Modern çağın önemli bir sorunu olan kronik stres durumunda vücut sürekli “alarm halinde” kalıyor ve stres hormonu olan kortizol yükseliyor. Sürekli yüksek stres, üreme hormonlarının düzenlendiği hipotalamo-hipofizer-ovaryan aksını etkileyebiliyor. Dr. Cavide Ali, “Bu durum, hormon dengesini bozarak, yumurta rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun daha erken başlamasına zemin hazırlayabiliyor” diyor. </p>
<p><strong>Uykusuzluk </strong></p>
<p>Düzenli ve kaliteli uyku, over (yumurtalık) sağlığının korunmasında önemli bir faktörü oluşturuyor.  Dr. Cavide Ali,<strong> </strong>vücudun hormon dengesini düzenleyen biyolojik saatin uyku bozukluğundan çok ciddi etkilendiğini belirterek, “Özellikle gece salgılanan melatonin, üreme hormonlarının dengelenmesinde önemli rol oynuyor. Uykusuz kalındığında melatonin hormonu yeterince salgılanamadığı için hipotalamo-hipofizer-ovaryan aks üzerindeki düzenleyici etkisini ve yumurtalıklardaki güçlü antioksidan koruyucu rolünü tam olarak yerine getiremiyor; bu durum artmış oksidatif stres ve bozulmuş GnRH ritmi üzerinden folikül kaybını hızlandırarak menopoz sürecini öne çekebilecek bir zemin oluşturabiliyor. Ayrıca, kronik uykusuzlukta stres hormonu kortizol yükseliyor ve bu da  yumurtalıkları yöneten hormonal sistemi baskılayabiliyor” diye konuşuyor.  2018 yılında yayımlanan bir çalışma, uzun süreli uyku sorunları yaşayan kadınlarda menopozun daha erken görülebileceğini bildiriyor.  2023’te yayımlanan başka birçok merkezli çalışmada da düşük kaliteli uyku ile erken menopoz geçişi arasında anlamlı bir ilişki olduğu vurgulanıyor. </p>
<p><strong>Hatalı beslenme alışkanlıkları</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, beslenme alışkanlıklarının da menopoz yaşını etkileyebilen değiştirilebilir risk faktörlerden biri olduğunu vurguluyor. Dr. Cavide Ali, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiği; buna karşılık rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise bu süreci önce çekebildiği gösterilmiş. Nurses’ Health Study adlı çalışmanın verileri de bitkisel protein ve yeterli D vitamini alımının erken menopoz riskini azalttığını ortaya koyuyor.  Antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler, yumurtalık yaşlanmasında rol oynayan oksidatif stresi azaltarak, koruyucu etki gösterebiliyor. Buna karşılık, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar ise hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor.” </p>
<p><strong>Endokrin bozucu kimyasallar (BPA, ftalatlar)</strong></p>
<p>Plastiklerde bulunan bazı kimyasallar vücutta östrojen benzeri etki gösterebiliyor ve bunun sonucunda östrojen reseptörlerine bağlanarak fizyolojik geri bildirim mekanizmasını bozabiliyor. Bu yalancı östrojenik uyarı hipotalamo-hipofizer aksı baskılayıp, folikül gelişimini düzensizleştirerek, uzun vadede over rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun erkene kaymasına zemin hazırlayabiliyor. Journal of Clinical Endocrinology &#038; Metabolism Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmada, kanda yüksek düzeyde bazı çevresel toksinler bulunan kadınlarda, menopozun daha erken görülebildiği ortaya konmuş. Bu nedenle, günlük hayatta plastik kullanımını azaltmak, cam ürünlerini tercih etmek ve kimyasal maruziyeti sınırlamak büyük önem taşıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menopozu-hizlandiran-en-onemli-3-neden-615575">Menopozu hızlandıran en önemli 3 neden!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hekimle]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kararı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrik]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[verilmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615406</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, psikiyatrik rahatsızlığı olanların Ramazan’da oruç tutma kararını nasıl vermesi gerektiği ve ilaçlarının kullanımını nasıl planlaması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>
<p><strong>Oruç kararı hekim değerlendirmesiyle verilmeli! </strong></p>
<p>Ramazan ayının, birçok kişi için manevi açıdan son derece kıymetli bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Günay Hajiyeva, “Ancak söz konusu sağlık olduğunda niyet tek başına yeterli değildir. Bu nedenle Ramazan’da oruç tutma kararı bireysel, dikkatli ve mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir.” dedi.</p>
<p>Tıbbi açıdan riskli durumlarda kişinin kendini korumasının hem dini hem de insani açıdan en doğru yaklaşım olduğunu aktaran Dr. Hajiyeva, “Psikiyatrik rahatsızlığı olanların oruç tutup tutamayacağı konusunda doğru bir yanıt yok. Her hasta kendi klinik durumu, hastalığın şiddeti, kullanılan ilaçlar ve son dönem seyri açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli. Uzun süreli açlık, susuzluk, uyku düzenindeki değişiklikler ve ilaç saatlerinin kayması bazı hastalarda klinik tabloyu olumsuz etkileyebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oruç, bazı psikiyatrik hastalarda alevlenme riskini artırabilir! </strong></p>
<p>Özellikle bazı durumlarda daha dikkatli olunması gerektiğine vurgu yapan Dr. Günay Hajiyeva, “Hastalık aktif dönemdeyse, son 6 ay içinde atak geçirilmişse, ilaç dozları yeni ayarlanmışsa, özellikle son bir yılda hastaneye yatış öyküsü varsa, intihar ve başkalarına zarar verme riski mevcutsa, oruç tutmak hastalığın alevlenme riskini artırabilir.” dedi.</p>
<p>Bazı psikiyatrik hastalıklarda düzenli biyolojik ritmin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Hajiyeva, şunları söyledi:</p>
<p>“Beyin ritmi sever; sirkadiyen düzen sık değiştiğinde ise bu biyolojik istikrarsızlık klinik tabloya yansıyabilir. Uyku düzenindeki bozulma ve biyolojik ritmin kayması bipolar bozukluktaki mani ya da depresyon atağını tetikleyebilir. Özellikle geçmişte mevsimsel atak öyküsü olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Majör depresyonda uzun süren açlık, enerji düşüklüğü ve kan şekeri dalgalanmaları bazı hastalarda çökkünlüğü artırabilir. Zaten düşük seyreden bir enerji düzeyine fizyolojik stres eklemek tabloyu ağırlaştırabilir. Psikotik bozukluklarda tedaviye uyumun bozulması veya ilaç saatlerinin kayması belirtilerin tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir. Anksiyete bozuklukları ve panik bozukluklarda açlık ve susuzluğa bağlı çarpıntı, titreme gibi bedensel belirtiler anksiyete belirtilerini artırabilir. Beden alarm verdiğinde, zihin bunu genellikle ‘tehlike var’ şeklinde yorumlar. Yeme bozukluklarında oruç süreci, bazı hastalarda yeme davranışı üzerindeki kontrolü olumsuz etkileyebilir.”</p>
<p><strong>Oruç tutarken ilaç kesilmemeli ve doz düzeni hekim kontrolünde planlanmalı!</strong></p>
<p>Oruç tutarken en kritik konunun, ilacın kesilmemesi ve doz düzeninin hekim kontrolünde planlanması olduğunu kaydeden Dr. Günay Hajiyeva, “İlacın farmakokinetik özellikleri (yarı ömrü, etki süresi, kan düzeyi dengesi) dikkate alınmadan yapılan değişiklikler tedavi etkinliğini azaltabilir.” dedi.</p>
<p>Birçok psikiyatrik ilacın günde bir veya iki doz şeklinde kullanıldığını hatırlatan Dr. Hajiyeva, “Günde tek doz kullanılan ilaçlar, uygun görülürse iftar sonrasına kaydırılabilir. Ancak günde üç doz kullanılan, kısa yarı ömürlü veya kan düzeyi izlem gerektiren ilaçlar ise bireysel ve ayrıntılı bir klinik değerlendirme yapılmadan düzenlenmemeli. Örneğin lityum kullanan hastalarda dehidrate kalmak kan düzeyini yükselterek toksisite riskini artırabilir. Benzer şekilde bazı antipsikotikler tansiyon düşüklüğüne yol açabilir; uzun süreli açlık bu etkiyi artırabilir.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Psikiyatrik ilaçlar ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar değil!</strong></p>
<p>Psikiyatrik ilaçların ‘iyileşince bırakılan’ ilaçlar olmadığının altını çizen Dr. Günay Hajiyeva, “Çoğu zaman belirli bir süre stabil iyilik hali sağlandıktan sonra, yine hekim kontrolünde ve kademeli azaltılarak kesilir.” dedi.</p>
<p>Ani ilaç kesilmesinin doğurabileceği risklere işaret eden Dr. Hajiyeva, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastalığın alevlenmesi, mani veya ağır depresyon atağı, psikotik belirtilerin geri dönmesi, intihar riskinde artış ve yoksunluk sendromu gibi durumlar görülebilir. Klinik pratiğimizde Ramazan ayında ‘oruç tutabilmek için’ ilacını aniden bırakan ve birkaç hafta içinde ağır atakla başvuran hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu durum hem hasta hem ailesi için ciddi bir yüktür.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
</p>
<p> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/psikiyatrik-hastaliklarda-oruc-karari-hekimle-verilmeli-615406">Psikiyatrik hastalıklarda oruç kararı hekimle verilmeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı kitaplar geleceğe yazılır</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MAGAZİN]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[mutfak]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[şahin]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yazılır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606781</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Geleceğin Mutfağı”, yalnızca mutfakta değil, toprağın kalbinde de filizleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781">Bazı kitaplar geleceğe yazılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><i>“Geleceğin Mutfağı</i></b><i>”, yalnızca mutfakta değil, toprağın kalbinde de filizleniyor. Ödüllü kitabın yazarı </i><b><i>Özge Şahin</i></b><i>, sürdürülebilirlik vizyonunu geleceğe somut bir mirasa dönüştürerek, </i><b><i>Ege Orman Vakfı</i></b><i> iş birliğiyle İzmir Kınık Kalemköy mevkiinde 2.000 fidanın dikilmesine katkı sağladı ve bir hatıra ormanı oluşturdu.</i></p>
<p>Gastronomi dünyasının en prestijli ödüllerinden Gourmand World Cookbook Awards 2025’te “Sürdürülebilirlik” kategorisinde dünya birinciliğine layık görülen Geleceğin Mutfağı, bu anlamlı iş birliğiyle yalnızca bir ödül kazanmakla kalmadı; doğaya ve geleceğe uzanan kalıcı bir iz bıraktı. 1995 yılından bu yana orman ekosistemlerinin sürdürülebilirliği ve gelecek kuşaklara sağlıklı, yaşanabilir bir dünya hedefiyle çalışmalarını sürdüren Ege Orman Vakfı ile birlikte hayata geçirilen bu proje, kitabın vizyonunu toprağa taşıdı.</p>
<p>Oluşturulan orman alanını, Ege Orman Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sertaç Bakioğlu ve Başkan Vekili Enver Bakioğlu ile birlikte ziyaret eden <b>Özge Şahin</b>, fidan dikimini bizzat kendisi gerçekleştirdi. Böylece Geleceğin Mutfağı, yalnızca sayfalarda değil, doğanın içinde de kök salmış oldu.</p>
<p>Fidan dikiminin ardından, Ege Orman Vakfı’nın doğa eğitimleri ve farkındalık çalışmaları kapsamında hayata geçirdiği <b>Sıfır Karbon Noktası Eğitim Merkezi</b>’nde Mavi Şehir İlköğretim okulu öğrencileri ile bir araya gelen Özge Şahin, “atıksız mutfak” yaklaşımı üzerine soruları yanıtladı. Yoğun ilgiyle karşılanan buluşma, sürdürülebilirliğin yalnızca bir mutfak pratiği değil, eğitimle güçlenen bir yaşam biçimi olduğunun da altını çizdi.</p>
<p>Geleceğin Mutfağı’nın sürdürülebilirlik vizyonu, bugün yalnızca mutfakta değil; toprağın, eğitimin ve kolektif bilincin içinde de karşılık buluyor.</p>
<p><b>Bir Yemek Kitabından Çok Daha Fazlası</b></p>
<p><i>Geleceğin Mutfağı, klasik bir yemek kitabının çok ötesinde; okuru bir ay boyunca elektriksiz yaşayabilecek kadar güçlü bir mutfak sistemine, geçmişin bilgeliğini bugüne taşıyan zamansız reçetelere ve gıdayla yeniden kurulan bilinçli bir ilişkiye davet ediyor. Osmanlı’dan Avrupa mutfaklarına uzanan 100 özgün tarif ve sayısız atıksız mutfak tekniğiyle kitap; krizlere dayanıklı, köklerinden güç alan, yenilikçi ve sürdürülebilir bir yaşam rehberi sunuyor.Geçmiş ile geleceği aynı sofrada buluşturan Geleceğin Mutfağı, gıdaya saygıyı merkeze alan yaklaşımıyla sürdürülebilir mutfak kültürünün bir trend değil, geleceğin zorunlu yaşam biçimi olduğunun altını çiziyor.</i></p>
<p><b>Özge Şahin Hakkında: </b></p>
<p><i>Boğaziçi Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Bölümü mezunu olan Özge Şahin, mutfakla kurduğu bağı doğanın ritmini esas alan bir yaşam anlayışıyla şekillendirdi. Hilton ve Divan gibi markalardaki profesyonel deneyimlerinin ardından odağını; toprağın sunduğu bereketi koruyan, atıksız ve sürdürülebilir bir mutfak kültürüne yöneltti.</i></p>
<p><i>Sağlıklı Mutfak Şefliği, Sıfır Atık Mutfak ve Sürdürülebilir Mutfak üzerine aldığı eğitimlerle mutfaktaki dönüşüm yolculuğunu derinleştiren Şahin, Özyeğin Üniversitesi – Le Cordon Bleu’daki kapsamlı çalışmalarıyla uluslararası bir perspektif kazandı. Stanford Üniversitesi’nin Food Sustainability ve Mindful Eating programları ise ona, gıdanın sadece bir tüketim alanı değil; doğayla kurulan döngüsel bir ilişki olduğunu hatırlatan yeni bir bakış açısı sundu.</i></p>
<p><i>Anadolu’nun köklü mutfak mirasını çağdaş sürdürülebilirlik ilkeleriyle buluşturan Şahin, yıllar içinde geliştirdiği tariflerde mevsimselliği, yerellik bilgisini ve toprağa saygıyı merkezine aldı. TV 360, Show TV, FOX ve Star TV ekranlarında paylaştığı sağlıklı ve atıksız tariflerle geniş kitleleri bilinçli tüketim kültürüyle buluşturdu; 39 bölümlük “Atıksız Mutfak” serisiyle bu alanda farkındalık yarattı.</i></p>
<p><i>Bugün hâlâ üretmeye, araştırmaya ve doğanın bilgeliğini mutfaklara taşımaya devam eden Şahin; tariflerini YouTube ve Instagram üzerinden paylaşarak sürdürülebilir yaşamı herkes için ulaşılabilir kılıyor.</i></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-kitaplar-gelecege-yazilir-606781">Bazı kitaplar geleceğe yazılır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akran]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların]]></category>
		<category><![CDATA[davranışları]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[evde]]></category>
		<category><![CDATA[görünmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzbaşıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığı]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalığının]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunların başında geliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık davranışlarının önemli bir bölümünün çocukların ev ortamında maruz kaldığı iletişim dili ve ebeveyn tutumlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyeni ve Karatay Çocuk Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği “üstünlük” algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek önemli bilgiler paylaştı.</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığı, eğitim ortamlarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak görülüyor. Çocukların, kendilerine söylenenlerden çok, günlük yaşamda gözlemledikleri davranışları model aldığını belirten KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Yasemin Yüzbaşıoğlu şunları kaydetti; “Evde sorunların bağırarak çözüldüğü, öfkenin bastırıldığı ya da bireylerin etiketlendiği bir iletişim dili, fark edilmeden çocukların akran ilişkilerine taşınıyor. Bu durum, okul bahçelerinde görülen itme, alay etme, dışlama ve lakap takma gibi davranışların temelini oluşturabiliyor. Araştırmalar, sert, tutarsız ya da aşırı kontrolcü ebeveynlik tutumlarıyla büyüyen çocukların, akran ilişkilerinde daha fazla saldırganlık ve zorbalık davranışı sergileyebildiğini gösteriyor. Ev ortamında sınırların tehdit, korku ya da utandırma yoluyla çizilmesi, çocuğun sınır kavramından ziyade güç ilişkisini öğrenmesine neden oluyor.”</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Akran Zorbalığı Her Zaman Fiziksel Değildir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu, bazı çocukların evde bastırılan öfkesini okulda dışa vurduğunu, bazılarının ise evde öğrendiği üstünlük algısını, kendisinden daha güçsüz gördüğü akranları üzerinde denediğini belirterek; “Özellikle fiziksel cezaya ya da sert otoriteye maruz kalan çocuklarda empati becerileri daha zayıf gelişiyor ve başkalarının duygularını fark etmede güçlük yaşıyorlar.  Zorbalık, fiziksel şiddetle sınırlı değildir. Dışlama, alay etme, bilinçli yok sayma ve lakap takma gibi davranışlar da zorbalık kapsamında değerlendirilmelidir. Zorbalık dendiğinde çoğu ebeveyn kendini otomatik olarak geri çeker. ‘Benim çocuğum öyle bir çocuk değil.’ Oysa zorbalık her zaman yumruk atmak değildir. Bazı ebeveyn tutumları, istemeden de olsa bu davranışları besleyebilir. Çocuğu sürekli başkalarıyla kıyaslamak, sen daha iyisin vurgusunu abartmak, başarıyı insan değerinin önüne koymak, çocuğun hatalarını başkalarının önünde küçümsemek gibi davranışlar, çocuğun kulağına yüksek sesle değil, fısıltıyla yerleşir. Zamanla çocuk, kendi değerini başkalarıyla karşılaştırarak tanımlamaya başlar. Bu durum, ilişkilerde sağlıksız güç arayışlarını ve zorbalık davranışlarını tetikleyebilir” dedi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Duyguların İlk Öğretildiği Yer: Ev”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Duygu düzenleme becerilerinin gelişiminde aile ortamının belirleyici rol oynadığını ifade eden Yüzbaşıoğlu; “Ağlamanın abartı, öfkenin ayıp, korkunun ise saçma olarak görüldüğü evlerde çocuk, duygularını tanımayı ve ifade etmeyi öğrenemiyor. Bastırılan duygular ise okul ortamında saldırgan davranışlar olarak ortaya çıkıyor. Konuşulamayan öfke fiziksel davranışlara, ifade edilemeyen hayal kırıklığı alaya, görülmeyen korku ise güç gösterisine dönüşebilir” şeklinde konuştu.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span>“Davranışla Verilen Eğitim, Sözcüklerden Daha Etkilidir”</span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Akran zorbalığıyla mücadelede en etkili yöntemin, çocuklara uzun öğütler vermekten çok, yetişkinlerin davranışlarında gizli olduğunu vurgulayan Yüzbaşıoğlu; “Hata yaptığında özür dileyebilen, öfkesini yönetebilen, gücünü baskı kurmaktan çok adil ve tutarlı davranarak gösteren ebeveynler, çocuklara kalıcı mesajlar verir. Başkalarının sınırlarına saygı duyan, haklı olmak yerine adil olmayı seçen bir yetişkinle büyüyen çocuk, ilişkilerde gücün nereden geldiğini öğrenir. Bu derste ceza yoktur, nutuk yoktur ama etkisi uzun yıllar süren bir öğrenme vardır” ifadelerine yer verdi.</span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span>Yüzbaşıoğlu; “Akran zorbalığı yalnızca okulun, öğretmenin ya da öteki çocukların sorunu değildir. Bu mesele çoğu zaman akşam sofralarında kurulan cümlelerde, evde yükselen ses tonlarında, çocuğun duygularına verilen tepkilerde sessizce filizlenir. Zorbalığı konuşurken gözlerimizi çocukların davranışlarına çevirmek kolaydır. Asıl zor olan, ebeveynlerin günlük hayatta verdikleri küçük ama sürekli mesajları fark edebilmektir. Çünkü bazı davranışlar okul bahçesinde görünür hâle gelir ancak onların dili, sınırları ve tonu çok daha önce evin içinde öğrenilmiştir. Okul, çoğu zaman sadece bu öğrenmenin sahnesidir. Senaryo ise çoktan evde yazılmıştır” diyerek önemli tavsiyelerde bulundu.</span></span></span></span></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-yuzbasioglu-akran-zorbaliginin-gorunmeyen-yuzu-evde-ogrenilen-davranislardir-606778">Dr. Yüzbaşıoğlu: &#8220;Akran Zorbalığının Görünmeyen Yüzü Evde Öğrenilen Davranışlardır&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 08:05:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aydoğan]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[Erkeklerde Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[sanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605560</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde erkeklerde meme kanseri, kadınlara göre nadir görülse de son yıllarda giderek artış gösteriyor. Toplumumuzda ‘erkeklerde meme kanseri olmaz’ gibi yanlış bir algı olduğunu belirten <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Türkiye&#8217;de yılda yaklaşık 25 bin kadında, 200-250 erkekte meme kanseri teşhis ediliyor. Erkeklerde kadınlardan daha ileri dönemde 65-70 yaşlarında görülmektedir. En sık yapılan hataların başında; meme kanserinin sadece kadınlara özgü bir hastalık sanılması, gelişen kitlelerin önemsenmemesi ve doktora geç başvurulması gelmektedir. Bilimsel araştırmalar; erkeklerde meme kanserinin çoğunlukla geç fark edildiğini gösteriyor” diyor. </p>
<p>Genetik yatkınlık ve ailede meme kanseri öyküsü olmasının riski artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydoğan buna karşın bazı yanlış yaşam alışkanlıklarının da meme kanserine zemin hazırlayabildiğini vurguluyor. <strong>Onkoloji Cerrahisi</strong> <strong>Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong>, erkeklerde meme kanserine neden olan 7 etkeni sıraladı, erkeklerde meme kanserine yönelik uluslararası dergide yayınlanan bilimsel çalışmalarında ortaya çıkan çarpıcı sonucu paylaştı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<ul>
<li><strong>Aşırı alkol kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Alkol, karaciğer fonksiyonlarını bozarak hormon dengesini etkileyebilir. Karaciğerin düzgün çalışmaması, vücutta östrojenin artmasına yol açar. Bu durum meme dokusunu olumsuz etkileyerek kanser riskini artırabilir. Düzenli ve aşırı alkol tüketimi, erkeklerde meme kanseriyle ilişkilendirilmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Fazla kilo ve obezite</strong></li>
</ul>
<p><strong>Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Fatih Aydoğan</strong> “Fazla kilo, erkeklerde meme kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Yağ dokusu arttıkça vücutta kadınlık hormonu olarak bilinen östrojenin düzeyi yükselir. Bu hormon artışı meme dokusunu olumsuz etkileyebilir. Obezite aynı zamanda bağışıklık sistemini zayıflatır ve vücuttaki iltihabi durumu artırır. Bu nedenle kilo kontrolü büyük önem taşır” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz yaşam</strong></li>
</ul>
<p>Düzenli fiziksel aktivitenin olmaması, meme kanseri riskini artıran faktörler arasındadır. Hareketsiz yaşam kilo alımına, hormon dengesinin bozulmasına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Düzenli yürüyüş, egzersiz ve aktif yaşam tarzı hem kilo kontrolünü sağlar hem de kanser riskini azaltır. Özellikle masa başı çalışan erkeklerde bu risk daha belirgindir.</p>
<ul>
<li><strong>Aile öyküsü ve genetik yatkınlık</strong></li>
</ul>
<p>Ailede meme kanseri öyküsü olan erkeklerde risk artar. Özellikle anne, kız kardeş ve erkek akrabalarda meme kanseri bulunması önemlidir. Bazı erkekler doğuştan meme kanseri riskini artıran genetik değişiklikler taşıyabilir. En bilineni BRCA2 genidir. Ancak ailede kanser öyküsü olmayan erkeklerde de meme kanseri görülebilir. </p>
<ul>
<li><strong>İleri yaş</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkek meme kanseri en sık ileri yaşlarda görülür. Özellikle 60 yaşından sonra risk belirgin şekilde artar. Yaş ilerledikçe vücutta hormon dengesi değişir ve hücrelerde birikmiş hasar artar. Bu durum kanser gelişimine zemin hazırlayabilir. Erkeklerde meme kanserinin kadınlara göre daha geç yaşlarda ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri budur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Göğüs bölgesine radyasyon maruziyeti</strong></li>
</ul>
<p>Daha önce göğüs bölgesine radyoterapi uygulanmış erkeklerde meme kanseri riski artabilir. Özellikle genç yaşta alınan radyasyonun etkisi daha fazladır. Lenfoma gibi hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyasyon alan kişilerde bu risk yıllar sonra ortaya çıkabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Hormon dengesizliği ve bazı hastalıklar </strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Aydoğan “Erkeklerde hormon dengesini bozan bazı durumlar meme kanseri riskini artırabilir. Karaciğer hastalıkları, testosteron düşüklüğü ve bazı endokrin sorunlar buna örnektir. Ayrıca Klinefelter sendromu gibi doğuştan gelen bazı durumlarda meme kanseri riski belirgin şekilde yükselir” diyor.</p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bilimsel araştırmada çarpıcı gerçek! </strong></p>
<p><strong>Duygusal ve sosyal destek tıbbi tedavi kadar hayati rol oynuyor!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Fatih Aydoğan’ın da yer aldığı ekibin, uluslararası dergide yayınlanan çalışması, meme kanserinde çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Prof. Dr. Aydoğan şöyle konuşuyor: “Özellikle meme kanseri olan erkeklerde, toplumdaki önyargılar ve yanlış algılar nedeniyle yalnızlık sık görülebiliyor. Kanser tedavisinde ilaç kadar önemli olan bir şey varsa, o da moral ve paylaşım duygusudur. Yaptığımız bilimsel araştırmanın sonuçları; duygusal ve sosyal desteğin tıbbi tedavi kadar hayati olduğunu gösteriyor. Tedavi sürecinde hastanın yanında onu anlayan ve motive eden biri ya da birilerinin varlığı -ki bu aile bireyleri, arkadaş, komşu, hekim ekibi hatta hasta destek grupları olabilir- sağkalımı doğrudan etkileyebiliyor.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cogu-erkek-kadin-kanseri-saniyor-ama-605560">Çoğu erkek &#8216;kadın kanseri&#8217; sanıyor ama…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 07:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[doğuştan]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[Düztaban]]></category>
		<category><![CDATA[düztabanlığın]]></category>
		<category><![CDATA[gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaline]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık veya ‘pes planus’ adı verilen sorun ayak iç arkının düzleşmesi ve tüm tabanın yere değmesiyle kendini belli ediyor. Genetik faktörlerin de tetiklediği düztabanlığa obezite, diyabet, romatizmal eklem iltihaplanmaları ve ayak yaralanmaları da neden olabiliyor. Ayak ağrıları ve şişmeleriyle bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilen ve sık görülen düztabanlık ailelerin endişelenmesine neden oluyor. Bu durumda çocukların sağlıklı adımlar atabilmesi için mutlaka uzman yardımı alınması ve erken dönemde gerekli önlemleri alınması önem taşıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, çocuklarda düztabanlıkla ilgili bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Bebekler doğuştan düztabandır</strong></p>
<p>Aslında bebekler doğuştan düztabandır. Ayak taban yağ dokusunun fazla olması nedeniyle çocuk ayakları doğuştan düztaban görünümünde olur. Yürümeye başladıktan sonra şekillenmeye başlayan ayak arkları genellikle 6-10 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Bu nedenle tüm çocuklarda belli bir yaşa kadar düztabanlık görünen bir durumdur. Aileler genellikle çocuk yürümeye başladıktan sonra içe basma şikayeti ile ortopedi ve travmatoloji polikliniklerine başvurmaktadır. Bu nedenle ayak anatomisinin, ayak gelişiminde ki doğal seyrin iyi bilinmesi ve düztabanlığın bir hastalık mı yoksa fizyolojik bir gelişim aşaması mı olduğu ayrımı iyi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Ayak kemeri gelişmezse</strong></p>
<p>Ayak kemerleri, dik yürüme mekaniğinde önemli bir unsurdur ve insanlara özgü bir durumdur. Ayak kemerlerinin oluşumu kemik, eklem ve bağ dokularının ortak gelişimi sonucunda oluşur.  Çocuklarda ayak kemerinin gelişememesi sonucunda düztabanlık bir sorun olarak ortaya çıkabilir. Bu sorun nedeniyle tedaviye gerek olmadığı düşünülse de düztabanlığın sebebi önemlidir. Erken çocukluk döneminde oluşan ayak kemeri, ilerleyen süreçte gelişmezse veya ileriki yaşlarda çökerse (düşük ayak kemeri), bu durum ağrıya neden olabilmekte ve yürümeyi olumsuz etkilemektedir. Ayağı bir arada tutan dokudaki yaralanma veya aşınma nedeniyle daha büyük çocuklarda da düztabanlık gelişebilir. Düztabanlık genetik bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.</p>
<p><strong>Düztabanlığın 2 çeşidi var</strong></p>
<p>Düztabanlık farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar ebeveynlerinden bu sorunu miras olarak alır. </p>
<p><strong>Esnek düztabanlık</strong>: En yaygın tiptir ve çocukluk döneminde fizyolojik bir durumdur. Ayak kemeri yüklenme ile kaybolurken parmak ucunda yükselme veya yük azaltma durumunda ayak arkının oluşmasıdır. Genellikle bağ esnekliği suçlanmakla beraber kesin nedeni bilinmemektedir. Aile öyküsü pozitiftir. Bu durum genellikle aktif şikayet yaratmazken bazı çocuklarda ayak ve ayak bilek çevresinde ağrıya neden olabilir. Ayak gelişiminin 10 yaşında kadar geliştiği düşünüldüğünde soruna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin görülmemesi nedeniyle çocuklarda ileri tetkik ve egzersiz dışı tedavi gereksizdir. Ancak belirti veren çocuklarda egzersiz dışında medial ark destekli tabanlık ve ayakkabılar kullanılabileceği gibi çok nadirde olsa cerrahi gerekebilir.</p>
<p><strong>Sert düztabanlık:</strong> İster ayakta ister oturur durumdayken medial ayak arkının oluşmama durumudur. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak görülebilmektedir. Doğuştan nedenler arasında Aksesuar navikular kemik, tarsal koalisyon, vertikal talus (talus kemiğinin dikey olması), kazanılmış nedenler arasında ise posterior tibial tendon yetmezliği, travma ve tümörler neden olabilir. Sert düztabanlık genelde semptomatik olmaktadır.</p>
<p>Düztabanın sorun olduğu çocukların belirlenmesinde şu belirtiler anlamlı olabilmektedir;</p>
<ol>
<li>Ayak ağrısı, özellikle topuk veya kemer bölgesinde</li>
<li>Hareketle artan ayak ağrısı</li>
<li>Ayak bileği şişmesi</li>
<li>Sıkı topuk bağları</li>
</ol>
<p><strong>Riski artıran nedenlere dikkat!</strong></p>
<p>Bazen de genetik bir rahatsızlığın parçası olarak düztabanlık gelişebilir. Zamanla düztabanlığın riskini artırabilecek bazı faktörler vardır;</p>
<ul>
<li>Obezite</li>
<li>Diyabet (şeker hastalığı)</li>
<li>Romatizmal eklem iltihabı</li>
<li>Ayak veya ayak bileği yaralanmaları</li>
<li>Yaşlanmanın etkisi</li>
</ul>
<p><strong>Erken teşhis önemli</strong></p>
<p>Düztabanlık belirtilerinin çocuklarda erken fark edilmesi, tedavi sürecini hızlandırır.  Düztabanlığı olan bazı çocuklar herhangi bir rahatsızlık hissetmezken, bazı çocuklarda ise günlük aktiviteleri olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkar. Yapılan bazı çalışmalar çocuklarda asemptomatik esnek düztabanlıkta kullanılan tabanlık ve ayakkabıların normal ayak gelişimini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle düztabanlığın gelişimsel doğal sürecin bir parçası mı yoksa hastalık mı olduğu ayrımı yapılmalı ve gereksiz tedavilerden kaçınılmalıdır. Ancak semptomatik esnek veya sert düztabanlığın erken teşhis edilmesi, nedene yönelik ve deformite düzeltici tedavi gerekmektedir.v</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-duztabanligin-4-onemli-sinyaline-dikkat-600900">Çocuklarda Düztabanlığın 4 Önemli Sinyaline Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Bazı Bölgelerinde Metrekareye 67 KG Yağış Düştü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/istanbulun-bazi-bolgelerinde-metrekareye-67-kg-yagis-dustu-597256</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 07:35:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[67]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bölgelerinde]]></category>
		<category><![CDATA[kg]]></category>
		<category><![CDATA[metrekareye]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[un]]></category>
		<category><![CDATA[yağış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597256</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul etkili olan yağışlı ve soğuk hava, gece yarısından itibaren kuvvetli sağanak ve fırtınaya neden oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulun-bazi-bolgelerinde-metrekareye-67-kg-yagis-dustu-597256">İstanbul&#8217;un Bazı Bölgelerinde Metrekareye 67 KG Yağış Düştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul etkili olan yağışlı ve soğuk hava, gece yarısından itibaren kuvvetli sağanak ve fırtınaya neden oldu.</strong></p>
<p>AKOM verilerine göre, dün gece yarısından itibaren şiddetini artıran gök gürültülü sağanak özellikle Arnavutköy, Sarıyer, Şişli, Bakırköy, Beykoz ve Üsküdar ilçelerinde etkili oldu. İstanbul’un farklı noktalarında 5 ile 67 kg/m² arasında yağış kaydedildi.</p>
<p><strong>ARNAVUTKÖY VE BAŞAKŞEHİR’DE YAĞIŞ ETKİSİNİ ARTIRDI</strong></p>
<p>Arnavutköy, Çatalca ve Başakşehir’de devam eden kuvvetli yağışın bugün akşam saatlerinde Anadolu Yakası’nda da etkili olması bekleniyor. Yağışın pazartesi sabahına kadar yer yer yoğun şekilde devam edeceği öngörülüyor.</p>
<p>Avrupa Yakası’nın kuzey bölgelerinde rüzgârın zaman zaman 40–60 km/s hızla eserek fırtına seviyesine çıkması bekleniyor. </p>
<p><strong>İBB EKİPLERİ TEYAKKUZDA: 5.887 PERSONEL, 1.972 ARAÇ SAHADA</strong></p>
<p>İBB Afet İşleri Dairesi AKOM verilerine göre İstanbul genelinde meteorolojik olumsuzluklara karşı İSKİ, Yol Bakım, İtfaiye, Atık Yönetimi, Park Bahçeler, Zabıta, Trafik, İETT, Metro İstanbul, Şehir Hatları, İGDAŞ ve diğer destek birimlerinden toplam 5.887 personel ve 1.972 araç–iş makinesi görev yapıyor.</p>
<p>İSKİ’nin 70 motopomp ve 2 dalgıç pompa; İtfaiye’nin 245 motopomp, 601 dalgıç pompa ve 386 seyyar jeneratör ile sahada görev yapıyor.   </p>
<p><strong>910 İHBARA MÜDAHALE EDİLDİ</strong></p>
<p>İBB birimleri tarafından şu ana kadar İSKİ 675, İtfaiye 140, Yol Bakım 80, Park Bahçeler 15 olmak üzere toplam 910 ihbara müdahale edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/istanbulun-bazi-bolgelerinde-metrekareye-67-kg-yagis-dustu-597256">İstanbul&#8217;un Bazı Bölgelerinde Metrekareye 67 KG Yağış Düştü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 11:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyetesi]]></category>
		<category><![CDATA[arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[atağı]]></category>
		<category><![CDATA[atak]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beklenti]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[kaçınma]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[Panik Bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, panik atağın nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla sürdüğü, nasıl tedavi edildiği ve yönetiminde hangi yöntemlerin etkili olduğu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133">Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, panik atağın nasıl ortaya çıktığı, hangi davranışlarla sürdüğü, nasıl tedavi edildiği ve yönetiminde hangi yöntemlerin etkili olduğu hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Panik atak yaşayanlar sık sık yeniden atak geçirme kaygısı taşıyor!</strong></p>
<p>Panik atağın, bir anda ortaya çıkan, etkisini saniyeler içinde artıran ve kişinin işlevselliğini, ikili ilişkilerini ve iletişimini ciddi şekilde bozabilen bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Genellikle beklenmedik şekilde başlar, hızla şiddetlenir ve dakikalar içinde kendiliğinden sonlanır.” dedi.</p>
<p>Panik atak yaşayan bireylerin çoğu zaman yeniden atak geçireceklerine dair yoğun kaygı duyduklarını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Bu nedenle panik atak yaşadıkları yerlerden, ortamlardan veya o an yanlarında bulunan kişilerden uzak durma eğilimi gösterebilirler. Bu durum, ‘ya yine olursa?’ şeklindeki beklenti anksiyetesinin bir sonucudur ve kaçınma davranışlarını beraberinde getirir. Kişiler bu kaygı nedeniyle sürekli bir güvenlik arayışı içinde olabilir; kontrol edilebilmek için yanlarında birilerini bulundurmaya çalışabilir ya da toplu taşıma gibi ortamlardan uzak durabilirler.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Panik bozuklukta temel hedef, kaçınma ve güvenlik arayışını azaltmak!</strong></p>
<p>Panik atak geçiren bireylerde sık gözlemlenen bir diğer durumun, yaşadıkları fiziksel belirtileri sürekli kontrol etme çabası olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Nabız ve tansiyon ölçümleri buna örnektir. Günümüzde akıllı saat gibi teknolojik araçların bu kontrol davranışını tetikleyebildiği biliniyor.” dedi.</p>
<p>Panik bozukluğun yönetiminde en önemli üç unsuru sıralayan Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Kaçınma davranışlarını azaltmak, güvenlik arayıcı davranışları ortadan kaldırmak ve beklenti anksiyetesini düşürmek önemlidir. İlaç dışı yöntemlerde bu süreç özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile yürütülür ve birkaç seans içinde dahi yüksek oranda olumlu sonuçlar elde edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden geçiyor…</strong></p>
<p>Panik atağı özellikle ilk kez yaşayan bireyler için bu sürecin oldukça tedirgin edici olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, şunları söyledi:</p>
<p>“Panik atağın doğası gereği, ortada hiçbir gerçek tehlike yokken vücut bir anda tehlike varmış gibi davranır. Duyguların kodlandığı bölge olan amigdala, çarpıntı, nefes alamama hissi gibi basit bir duyumu tehlike olarak algılayıp vücuda alarm sinyali gönderir. Bunun sonucunda çarpıntı, nefes darlığı, yerinde duramama, uyuşma, kasılma, baş dönmesi, idrara sıkışma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Kişi dayanamayacakmış, çıldıracakmış veya ölecekmiş gibi hissedebilir. Bu belirtiler hızla şiddetlenip sonra kendiliğinden söner. Ancak güvenlik arayıcı davranışlar, beklenti anksiyetesi ve kaçınmalar bu döngüyü besleyerek panik atakların daha sık yaşanmasına neden olabilir. Bu nedenle terapötik süreçlerde özellikle bu davranışların üzerine çalışılır.”</p>
<p><strong>Panik bozukluk tedavi edilebilir ve hastalar kısa sürede olumlu yanıt alabilir!</strong></p>
<p>Panik bozukluğun, psikiyatri pratiğinde sıkça karşılaşılan ve tedavisinin genellikle yüz güldüren bir rahatsızlık olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, “Bazı hastalarda ilaç, bazılarında terapi, bazılarında ise her ikisinin birlikte uygulanmasıyla kısa sürede olumlu yanıtlar alınabilir. Hangi yöntemin uygun olacağına psikiyatri uzmanının karar vermesi en doğru yaklaşım olacaktır.” dedi.</p>
<p>Bilişsel davranışçı terapide kullanılan bazı tekniklerin panik bozuklukta oldukça etkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şentürk, “Nefes düzenleme tekniği iyi bir örnek. 3-4 saniye burundan nefes almak, 6-7 saniye boyunca yavaşça vermek ve bunu yaklaşık 3 dakika sürdürmek, sakinleştirici sistemi devreye sokar. Kasma-gevşeme egzersizleri ve duyusal odaklanma teknikleri, kişinin ana dönmesini sağlayarak rahatlatır. Atak sırasında kişinin kendisini telkin etmesi, ‘bu daha önce geçti, ölümcül değil, birazdan sönümlenecek’ gibi ifadelerle durumu normalize etmesi oldukça faydalıdır.” ifadelerini kullandı. </p>
<p><strong>Yaşam tarzı düzenlemeleri panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sağlıyor!</strong></p>
<p>Yaşam tarzı değişikliklerinin panik bozuklukta büyük önem taşıdığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Erman Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Mümkün olduğunca stresten uzak durmak, sağlıklı uyku ve beslenme düzeni, aşırı kafeinden kaçınmak, sigara ve alkol tüketimini azaltmak olumlu etkiler sağlar. Meditatif uygulamalar, yoga ve düzenli spor da panik bozukluk belirtilerini hafifletmeye katkı sunar. Bazı bireylerde ataklar çok sık ve yoğun olabilir; işlevselliği bozacak seviyeye geldiğinde terapiye ilaç tedavisi eklenmesi gerekebilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kacinma-guvenlik-arayisi-ve-beklenti-anksiyetesi-panik-atagi-surduruyor-597133">Kaçınma, güvenlik arayışı ve beklenti anksiyetesi panik atağı sürdürüyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden bazı kişiler en ufak sesten rahatsız olur?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/neden-bazi-kisiler-en-ufak-sesten-rahatsiz-olur-586048</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 13:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[işitme]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[normal]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsız]]></category>
		<category><![CDATA[Saçlı]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sesten]]></category>
		<category><![CDATA[testler]]></category>
		<category><![CDATA[ufak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586048</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Yeter Saçlı, işitme eşiği kavramını anlattı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-bazi-kisiler-en-ufak-sesten-rahatsiz-olur-586048">Neden bazı kişiler en ufak sesten rahatsız olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü’nden Dr. Yeter Saçlı, işitme eşiği kavramını anlattı.</p>
<p><strong>İşitme eşiği işitme testleriyle belirleniyor</strong></p>
<p>İşitme eşiğinin, bir kişinin duyabildiği en düşük ses şiddetini ifade ettiğini dile getiren Dr. Yeter Saçlı, “Bu eşiklerin belirlenmesi, odyologlar tarafından uygulanan işitme testleriyle mümkündür. Bu amaçla odyoloji kliniklerinde, kişilerin özellikle yaşları ve zihinsel durumları dikkate alınarak, sessiz kabin içerisinde saf ses odyometrisi olarak bilinen işitme testleri uygulanır. Yapılan testler sonucunda işitme eşiklerinin normal olup olmadığı; varsa işitme kaybının tipi ve derecesi belirlenebilir. İşitme kaybı derecelerini belirlemek için farklı sınıflandırmalar olsa da genellikle 15 desibele kadar olan eşiklerin normal kabul edildiği söylenebilir.” dedi.</p>
<p><strong>Normal sesler bile rahatsız edici olabilir</strong></p>
<p>Ses hassasiyetlerine dikkat çeken Dr. Saçlı, şunları kaydetti:</p>
<p>“İşitme eşiklerinin normal olması, kişinin gürültülü ya da zorlayıcı dinleme koşullarında konuşmayı anlama problemi yaşamayacağını veya seslere karşı algısal hassasiyet göstermeyeceğini garanti etmez. Örneğin, çoğu insanın tolere edebildiği sesleri tolere edemeyen bireyler olabilir. Azalmış ses toleransı olarak da bilinen hiperakuzi, başkalarının normal olarak algıladığı seslerin rahatsız edici ve dayanılmaz derecede yüksek hissedilmesi sonucu ortaya çıkan fiziksel rahatsızlık veya ağrıyı tanımlar. Bu duruma sahip kişilerde işitme kaybı olmayabilir; ancak genellikle çınlama gibi işitsel semptomlar eşlik eder. Gürültüye maruziyet bu durumun başlıca nedeni olarak öne çıksa da travma gibi farklı etkenler de hiperakuziye yol açabilir.”</p>
<p><strong>Çiğneme, şapırdatma veya solunumdan rahatsızlar…</strong></p>
<p>Sesleri tolere etmekte zorlanan bir diğer hasta grubunun da misofoniye sahip olanlar olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Dr. Yeter Saçlı, “Misofoni, belirli seslere (çiğneme, şapırdatma, solunum vb. vücut sesleri) karşı yoğun duygusal tepkilerin verilmesiyle karakterizedir. Bu duruma sahip bireylerde de genellikle işitme eşikleri normaldir. Misofoninin altında yatan nedenler genetik, psikolojik ya da nörolojik olabilir. Eğer kişi sesleri tolere etmekte zorlanıyorsa öncelikle bir kulak burun boğaz muayenesinden geçerek odyologa başvurmalıdır. Yapılan testler sonucunda odyolojik açıdan herhangi bir sorun tespit edilmezse, problemin çözümüne yönelik olarak psikiyatri, nöroloji gibi ilgili branşlara yönlendirme yapılabilir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Profesyonel destek şart!</strong></p>
<p>Seslere karşı aşırı hassasiyet gösteren bireylerin profesyonel destek alması gerektiğine işaret eden Dr. Yeter Saçlı, “Problemin altında yatan nedene bağlı olarak uygulanacak tedavi veya terapi yöntemleri farklılık gösterebilir. Ayrıca bu yöntemler kişiye özel olarak planlanır. Tedavinin yanı sıra, bireyin günlük yaşamını kolaylaştırmak amacıyla tetikleyici unsurlarını belirlemesi ve kendisine rahat, tutarlı bir ses alanı oluşturması tavsiye edilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/neden-bazi-kisiler-en-ufak-sesten-rahatsiz-olur-586048">Neden bazı kişiler en ufak sesten rahatsız olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Oct 2025 11:46:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[belirti]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[görüntüleme]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[Hormon]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[tesadüfen]]></category>
		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
		<category><![CDATA[üstü]]></category>
		<category><![CDATA[vermiyor]]></category>
		<category><![CDATA[yakalanıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585823</guid>

					<description><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Böbreklerimizin hemen üstünde küçük üçgen şeklinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbrek üstü bezleri yaşantımızı sürdürebilmemiz için gerekli olan hormonları üretmek ve salgılamak gibi son derece önemli işlevler üstleniyorlar.  Öyle ki vücudumuzun enerji üretiminden kan basıncının düzenlenmesine, kalp-damar sağlığından stres yönetimine kadar pek çok kritik göreve sahip hormonları salgılıyorlar. Dolayısıyla, bu bezlerde oluşan kitlelerin bazı türleri, zamanında teşhis ve tedavi edilmediğinde vücutta ciddi  sağlık sorunlarına neden olabiliyor.  <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, </strong>böbreküstü bezinde gelişen kitlelerin çoğunun belirti vermediğine ve genellikle başka bir sebeple başvurulan görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen bulunduğuna dikkat çekerek, “Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle tehlikeli değildir. Ancak, özellikle pheochromocytoma ve kortizol ile aldosteron hormonu salgılayan kitleler ciddi kardiyovasküler, metabolik ve elektrolit sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca, büyük olan veya sürekli büyüyen kitlelerde de kanser riski artmaktadır. Bunların yanı sıra bu kitleler özellikle akciğer, meme veya böbrek kanserlerinin yayılmaları sonucu da gelişebilmektedir. Dolayısıyla, bazı kitleler ciddi ve acil müdahale gerektirebilmektedir” diyor.<strong> Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,</strong> bu nedenle böbrek üstü bezinde oluşan her kitlenin mutlaka uygun tanı yöntemleriyle değerlendirilmesinin ve ihtiyaç halinde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığı uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Bazı risk faktörleri tetikleyebiliyor!</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezinde oluşan kitleler büyük oranda sebepsiz olarak ortaya çıkıyor. Ancak, bazı risk faktörleri kitle gelişimini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Melih Kara,<strong> </strong>ileri yaşın risk faktörlerinden biri olduğunu belirtirken, “Ayrıca, önceden kötü huylu tümör varlığının, genetik sendromların (MEN2, von Hippel-Lindau, SDH mutasyonları gibi) ve sürekli kullanılan bazı ilaçların riski artırdığı bilinmektedir. Bu bulgular, böbrek üstü bezi kitlelerinde çok çeşitli faktörlerin rol oynadığını ve tanı ile tedavi süreçlerinde kişiye özel değerlendirmelerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Çoğunlukla iyi huylu oluyor, ancak…</strong></p>
<p>Vücudumuzun sağlıklı çalışmasında kritik bir rol üstlenen kortizol, aldosteron, androjen, adrenalin ile noradrenalin  gibi hormonların üretimini ve salgılanmasını sağlayan böbrek üstü bezlerinde kitleler oluşabiliyor. Adrenal tümörler olarak adlandırılan bu kitleler, temelde hormon üreten ve üretmeyen olarak iki gruba ayrılıyor.  En sık görülen tipi olan adrenokortikal adenom genellikle iyi huylu oluyor ve hormon üretmiyor. Ancak, çoğu sorun oluşturmasa da böbrek üstü bezinde oluşan kitlelerin bazı türleri ise vücutta önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, böbrek üstü bezinde oluşan ve hormon salgılayan kitlelerin yol açabildikleri problemleri şöyle sıralıyor: </p>
<p>“Aşırı kortizol üreten kitleler Cushing sendromuna neden olabilmektedir. Bunun sonucunda; obezite, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz ve ciltte kolay morarma gibi sorunlar gelişebilir. Aşırı aldosteron üreten kitlelerde  ise dirençli hipertansiyon veya hipokalemi nedeniyle kas krampları ile halsizlik gibi şikayetler oluşabilir. Pheochromocytoma hormonu üretiyorsa; dirençli hipertansiyon, taşikardi, tekrarlayan baş ağrısı, geçici yüksek tansiyon atakları görülebilir.” </p>
<p><strong>Sıklıkla belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</strong></p>
<p>Böbrek üstü bezlerinde oluşan kitleler genellikle herhangi bir belirti vermedikleri için hastalar tarafından fark edilmiyor. Günümüzde BT ve MR gibi ileri görüntüleme tekniklerinin yaygınlaşması sayesinde, farklı nedenlerle yapılan taramalarda böbrek üstü bezi kitleleri daha sık tespit ediliyor. Ancak, eğer hormon etkisi varsa hipertansiyon ve metabolik bozukluklar<strong> </strong>sık görülen ilk belirtilerini oluşturuyor. İlerleyen aşamalarda hormon fazlalığına bağlı olarak sistemik komplikasyonlar da gelişebiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyat genellikle tedavinin temelini oluşturuyor</strong></p>
<p>Tedavi planı, böbrek üstü bezi kitlesinin türüne, büyüklüğüne, hormon salgılayıp salgılamadığına ve hastanın genel sağlık durumuna göre düzenleniyor. Küçük, iyi huylu ve hormon salgılamayan kitlelerde BT veya MR gibi görüntüleme yöntemleriyle yapılan düzenli takip yeterli gelebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, cerrahi müdahalenin genellikle tedavinin temelini oluşturduğunu belirterek, “Özellikle belirgin olarak fazla hormon salgılayan tümörlerde, kanser şüphesi taşıyan veya büyük boyutlu (>4 cm) tümörlerde cerrahi yönteme başvurmak gerekmektedir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Minimal yaklaşımlar tercih ediliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, cerrahi yöntemlerde, sağladıkları pek çok avantaj nedeniyle minimal invaziv (laparoskopi / retroperitoneal / robotik)  yaklaşımlar tercih ediliyor. Daha küçük portlar, tek port uygulamaları, gelişmiş görüntüleme teknikleri ve  yapay zeka destekli alet tanıma gibi teknolojik yeniliklerin uygulandığı minimal invaziv yöntemler hem cerrahların hem hastaların yüzünü güldürüyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Bu teknolojilerle gerçekleştirilen ameliyatlar hastaların daha kısa sürede taburcu olmalarını sağlamakta, iyileşme sürecini hızlandırmakta ve estetik açıdan daha iyi sonuçlar sunmaktadır. Bu etkileri sayesinde de hastaların yaşam kaliteleri artmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Laparoskopik yöntem altın standart olarak görülüyor</strong></p>
<p>Laparoskopik adrenalektomi (Transperitoneal lateral yaklaşım) uzun süredir böbreküstü bezi tümörü ameliyatlarının altın standardı olarak kabul ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Tercih ettiğimiz ilk seçenek olan ve cerraha iyi görünür bir alan sağlayan bu yöntem  geleneksel açık cerrahiye göre daha iyi sonuçlar, hastalarda daha az ağrı, hastanede daha kısa kalış süresi ve daha hızlı iyileşme sunmaktadır” diyor. Özellikle küçük tümörlerde ve obezite hastalarında başvurulan posterior retroperitoneal (PR) laparoskopik yöntemin de doğrudan sırt bölgesinden böbreküstü bezine ulaşılmasını sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Melih Kara,  “Bu sayede karın boşluğu açılmadığı için ameliyat süresi kısalmakta ve ağrı şikayeti azalırken, günlük yaşama dönüş daha hızlı olmaktadır. Robotik adrenalektomi yöntemi ise 3 boyutlu görüntüleme ve daha esnek aletler sayesinde zorlu anatomilerde ve büyük veya derin yerde yer alan tümörlerde kolaylık sunmaktadır. Bazı çalışmalarda, bu etkisiyle daha az kan kaybı ve kısa yatış süresiyle sonuçlandığı bildirilmektedir” diyerek sözlerini tamamlıyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genellikle-belirti-vermiyor-tesadufen-yakalaniyor-585823">Genellikle belirti vermiyor, tesadüfen yakalanıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 10:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınmalı]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[dikkate]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Lenf]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tipler]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583956</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomada, yeni geliştirilen hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bir kısmı yavaş seyirli olup sadece izlenebilirken, hızlı seyirli olanların erken tanıyla tedavi edilme oranı çok yüksektir” dedi.<strong> Lenfomanın artık korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen </strong></em><strong>Prof. Dr. Ateşoğlu,</strong><em><strong> </strong>doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planının hastalığın gidişatını tamamen değiştirebileceğine dikkat çekti. </em></p>
<p>Lenfomanın bağışıklık sisteminin doğal parçası olan lenf bezlerinden kaynaklanan bir hastalık olduğunu anlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastaneleri Hematoloji Bilim Dalı Bölüm Başkanı ve Kemik İliği Nakli Direktörü Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, “Halk arasında lenf kanseri olarak biliniyor. Bir kısmı yavaş seyirlidir ve tedavisiz izlenebilir. Hızlı seyirli olanlarda ise tedavi edilme oranı yüksektir. Ancak doğru zamanda konulan tanı ve uygun tedavi planı hastalığın gidişatını tamamen değiştirebilir” diye konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Ateşoğlu, “Seksenin üzerinde alt tipi olan lenfomanın erken tanıyla tedavi edilme oranı yüz güldürücüdür. Kalıcı lenf bezi büyümeleri, gece terlemeleri, açıklanamayan kilo kaybı ve ateş ihmal edilmemelidir” dedi. </p>
<p><strong>“ADI KANSER OLSA DA BİR KISMI YAVAŞ SEYİRLİDİR”</strong></p>
<p>Lenfomanın bir lenf bezi hastalığı olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenfoma, halk arasında ‘lenf kanseri’ olarak bilinen, lenf bezlerinin büyümesiyle kendini gösteren bir hastalıktır. Son yıllarda farkındalık günlerinin de etkisiyle toplumda tanınırlığı giderek artıyor. Bu çok önemli çünkü lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Seksenin üzerinde alt tipi bulunur; bazıları tedavi gerektirmeden izlenebilir, bazıları ise daha hızlı seyrettiği için tedaviye ihtiyaç duyar. Bu nedenle her lenfoma tanısından korkmamak gerekir.”</p>
<p>“Adı kanser olsa da bir kısmı yavaş seyirlidir ve hızlı seyirli olanların da tedavisi mümkündür” diye konuşan Prof. Dr. Ateşoğlu, “Erken tanı ile erken tedavi sağlanır, bu da yüz güldürücü sonuçlara ulaşmamızı sağlar. Doğru zamanda, doğru biyopsi ve patoloji raporlarıyla konan tanı çok önemlidir çünkü her alt tipin tedavisi farklıdır. Yıllarca nüks etmeden yaşayan pek çok lenfoma hastası vardır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“GECE TERLEMELERİNE DİKKAT”</strong></p>
<p>Lenf bezlerinin bağışıklık sisteminin doğal bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ateşoğlu, şunları söyledi: “Lenf bezlerimiz vücudun savunma hattıdır. Enfeksiyonlarla savaşırken geçici olarak büyüyebilirler ve çoğu kişi bunu enfeksiyona bağlayarak önemsemez. Evet, her enfeksiyonda lenf bezi büyüyebilir ancak <strong>uzun süren, giderek büyüyen ve kaybolmayan lenf bezleri mutlaka araştırılmalıdır. </strong>Bu her zaman lenfoma anlamına gelmez, farklı nedenlerden de kaynaklanabilir ama sebebin netleşmesi için doktora başvurmak gerekir.” Prof. Dr. Ateşoğlu, şüphelenilmesi gereken bulgular konusunda şu bilgileri verdi: “Gece uykudan uyandıracak kadar yoğun terleme, istemsiz kilo kaybı, iştah azalması, nedeni açıklanamayan ateşler ve geçmeyen kaşıntılar bizim için önemlidir. Bu belirtiler enfeksiyon sırasında da görülebilir fakat enfeksiyon bittiğinde kaybolması beklenir. Eğer devam ediyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır.”</p>
<p><strong>“LENFOMADAN ŞÜPHELENMEK İÇİN İLERİ YAŞTA OLMAK GEREKMEZ”</strong></p>
<p>Lenfomanın bazı alt tiplerinin erkeklerde, bazılarının ise kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de bu konuda net bir veri tabanı yok ancak mevcut veriler, ülkemizdeki sıklığın Avrupa ülkelerine benzer olduğunu gösteriyor. Dünyanın farklı bölgelerinde bazı alt tipler daha sık görülebiliyor; Türkiye’deki dağılım Avrupa’ya yakın. Lenfoma genellikle ileri yaş hastalığıdır ancak gençlerde de görülebilir. Bu nedenle lenfomadan şüphelenmek için ileri yaşta olmak gerekmez.”</p>
<p><strong>“TEDAVİ BAŞARISI ERKEN TANIYA BAĞLI”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin evreye göre tedavi edilen bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Ateşoğulu, tedavi yaklaşımları konusunda şu bilgileri aktardı: “Lenfomanın yavaş seyirli tipleri bazen yalnızca takip edilirken, agresif tiplerde tanıyı ne kadar erken koyarsak tedavi süresi o kadar kısalır ve başarı oranı o kadar yükselir. Geçmişte tedavi yalnızca kemoterapiyle yapılırken, bugün tedavi seçenekleri büyük ölçüde gelişmiş durumda. İmmünoterapiler bu alanda adeta bir çığır açtı. Lenfomaların iki ana tipi vardır: B hücreli ve T hücreli. Özellikle B hücreli tiplerde kullanılan hedefe yönelik ilaçlar tedavi yaklaşımını tamamen değiştirdi. Artık kemoterapi tek başına değil, immünoterapi ile birlikte uygulanıyor. T hücreli lenfomalarda da hedefe yönelik yeni ilaçlar geliştirildi ve hastalara daha etkili tedavi imkânı sağlanıyor.”<strong> </strong></p>
<p><strong>“KEMİK İLİĞİ NAKLİ NE ZAMAN GÜNDEME GELİR?”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinde kemik iliği naklinden de yararlandıklarını anlatan Prof. Dr. Elif Birdal Ateşoğlu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bazı agresif lenfomalarda, ilk tedaviden sonra hastalığın geri gelmesini önlemek için otolog (kendinden) kök hücre nakli yapılır. Bazı hastalarda ise nakil gerekmez, yalnızca hastalık tekrarladığında uygulanır. Dirençli ve genç hastalarda allojenik (vericiden) nakil seçeneği de gündeme gelebilir.”</p>
<p><strong>“ÖNÜMÜZDEKİ YILARDA TEDAVİDE ÇOK DAHA ETKİLİ SONUÇLAR BEKLİYORUZ”</strong></p>
<p>Lenfoma tedavisinin hızla geliştiği ve önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar alınabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ateşoğlu, “Yeni ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde, daha önce dirençli olan hastalarda bile yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor. Özellikle CAR-T hücre tedavisi, kemoterapiye yanıt vermeyen hastalarda büyük bir umut haline geldi. Bağışıklık sistemini aktive ederek hastalığı yok etmeyi amaçlayan bu tedavilerin, önümüzdeki yıllarda çok daha etkili sonuçlar sağlaması bekleniyor.” diye konuştu. </p>
<p>Lenfoma bir kanser hastalığıdır ancak çok yavaş seyirli tipleri de vardır; bazı hastalar yıllarca sadece düzenli kontrollerle izlenebilir. Agresif tiplerde ise tedavi gerekir ve en iyi sonuçlar erken evrede tanı konulduğunda alınır. Tedaviden sonra hastalık tekrarlayabilir ama nüks en sık ilk iki yılda görülür; beş yıl sonrasında tekrarlama riski belirgin şekilde azalır. Sonuç olarak, lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Gelişen tedavi seçenekleri sayesinde her geçen gün daha başarılı ve umut verici sonuçlar elde ediyoruz.”</p>
<p><strong>İŞARETLERİN FARK EDİLMESİNDE TOPLUMSAL FARKINDALIK ŞART!</strong></p>
<p>Erken tanıyla tedavide elde edilen başarının önemine işaret eden Prof. Dr. Elif Birtaş Ateşoğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerekliliğini değinerek, “Bu konuda birçok sivil toplum kuruluşu da önemli çalışmalar sürdürüyor. Halen Lenfoma Bilimsel Alt Komite Başkanlığı görevini yürüttüğüm Türk Hematoloji Derneği’ nde de hem bilimsel hem de toplumsal çalışmaları ulusal ve uluslararası boyutta sürdürüyoruz. Amacımız tüm toplumlarda lenfomanın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak erken tanının ne denli önemli olduğunu anlatmak” diye konuştu</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lenf-bezlerinde-kalici-buyume-dikkate-alinmali-583956">Lenf Bezlerinde Kalıcı Büyüme Dikkate Alınmalı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yabancı: Bırak bazı insanlar seni sevmesin</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yabanci-birak-bazi-insanlar-seni-sevmesin-582375</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 07:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bırak]]></category>
		<category><![CDATA[fuar]]></category>
		<category><![CDATA[insanlar]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[seni]]></category>
		<category><![CDATA[sevmesin]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582375</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin en çok ziyaret edilen kitap fuarı unvanını taşıyan Kocaeli Kitap Fuarı, 15. yılında da edebiyatseverlerin buluşma noktası olmaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yabanci-birak-bazi-insanlar-seni-sevmesin-582375">Yabancı: Bırak bazı insanlar seni sevmesin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en çok ziyaret edilen kitap fuarı unvanını taşıyan Kocaeli Kitap Fuarı, 15. yılında da edebiyatseverlerin buluşma noktası olmaya devam ediyor. Fuar kapsamında düzenlenen söyleşide konuşan psikolog ve yazar Serhat Yabancı, katılımcılara gerçek yüzleşmenin kapılarını şu cümle ile araladı: “Bırak bazı insanlar seni sevmesin.”</p>
<p><b>YABANCI’DAN ÖNEMLİ TESPİTLER</b></p>
<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında düzenlenen söyleşide uzman psikolog ve yazar Serhat Yabancı, “Bende Az Değilim: Yüzleşme” başlığıyla Kocaeli Kongre Merkezi Akçakoca Salonu’nda dinleyicilerle buluştu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen fuarın en dikkat çeken oturumlarından biri olan söyleşide Yabancı, ilişkilerdeki kırılmalar, kişisel farkındalık ve geçmişle yüzleşme üzerine çarpıcı tespitlerde bulundu.</p>
<p><b>“KENDİNİZİ SEVDİRMEYE ÇALIŞMAYIN”</b></p>
<p>Söyleşisinde “herkesle iyi geçinme” kaygısının insanın kendine yabancılaşmasına yol açtığını vurgulayan Serhat Yabancı, şu çarpıcı ifadeleri kullandı; “Dürüstsen yalancılar seni sevmez. Namusluysan ahlaksızlar seni sevmez. Bırak bazı insanlar seni sevmesin. Kendimizi sevdirmeye çalışırken sürekli taviz veriyoruz. Bu da kişiliğimizden ödün vermek demektir.”</p>
<p><b>“KİMSE BORCUNU ÖDEMEYECEK”</b></p>
<p>Yabancı, çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yaşanan kırılmaların yetişkinlikte ilişkiler üzerindeki etkilerine de dikkat çekti. Otopsi metaforuyla geçmişle yüzleşmenin önemine değinen Yabancı,</p>
<p>“Bugün otopsi dönemindeyiz. Kendinizi affedin. Geçmişe takılı kalan biri, geleceğe adım atamaz. Hepimiz geçmişten alacaklıyız ama üzgünüm, kimse ‘borcumu ödeyeceğim’ demeyecek” dedi.</p>
<p><b>“BUGÜNKÜ AKLIMI DÜNKÜ ACILARA BORÇLUYUM”</b></p>
<p>İlişkilerdeki tekrar eden tartışmaların tek taraflı olmadığını, bireyin kendine yönelmesi gerektiğini vurgulayan Yabancı, özellikle kadınların duygusal süreci daha derin yaşadığını ifade ederek, “Kadın süreçte üzülür, erkek sonuçta. Kadın bitirdiyse geriye dönmez. Bu ilişkiler çoğu zaman mutlu olmak için değil, haklı çıkmak için yürütülüyor. Oysa bazen tek çözüm, aynı şeyleri yapmamaktır” ifadelerini kullandı. Söyleşi sonunda Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Serhat Yabancı’ya günün anısına teşekkür plaketi takdim etti.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yabanci-birak-bazi-insanlar-seni-sevmesin-582375">Yabancı: Bırak bazı insanlar seni sevmesin</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 10:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579552</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552">Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hava koşullarının farklı seyrettiği mevsim geçişlerinde karşılaşılabilen enfeksiyon hastalıkları ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Mevsim geçişleri hastalıklara zemin hazırlıyor!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde hava sıcaklıklarının değiştiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Sıcaklıkla birlikte nem oranı değişiyor. Havadaki nem miktarı ve güneş ışınlarının açısı farklılaşıyor. Yani vücudumuzun dünyaya geldiği şartlar ve bu şartların etkileri değişiyor.” dedi.</p>
<p>Hormonal bazı değişikliklerin de yaşandığını ifade eden Dr. Mamçu, “Bunlara bağlı olarak yediğimiz besin ögeleri de farklılaşıyor. Yazın yediklerimizle kışın yediklerimiz aynı değil. En önemlisi çevresel faktörler değişiyor; bazı alerjenler havaya karışıyor ya da bazıları ortadan kayboluyor. Tüm bunlar bağışıklık sistemimizde değişikliklere sebep oluyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Isı değişimi bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor! </strong></p>
<p>Hem hormonal sistemde hem de bağışıklıkla ilgili işleyişte değişimler meydana geldiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Güneş enerjisinin azalmasıyla ışığın azalması, melatonin ve serotonin düzeylerini etkiliyor ve bu da D vitamini seviyelerinin düşmesine yol açıyor.” dedi.</p>
<p>Klinik çalışmaların bazı mevsimlerde bazı hastalıkların daha fazla ortaya çıktığını gösterdiğini aktaran Dr. Mamçu, “36–37 dereceye ayarlanmış olan vücut ısımız bu dönemde değişen hava şartlarıyla dengesini sağlayamayabilir ve bu durum bağışıklık sistemimizin zayıflamasıyla bizi hasta edebilir. Bağışıklık sistemi, vücudumuzu yabancı ve zararlı mikroorganizmalara, toksinlere, virüslere, parazitlere karşı korur ve sağlıklı kalmamızı sağlar. Mevsim geçişlerinde özellikle ısı farkları bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur. Eğer bu sırada enfeksiyonlara maruz kalır ve koruyucu tedbirleri almazsak, ağır seyirli hastalıklar yaşayabiliriz.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Mevsim geçişlerinde en çok bu hastalıklar görülüyor!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde özellikle bazı hastalıkların öne çıktığına dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, bu hastalıkları şöyle sıraladı:</p>
<p>“Soğuk havalarla birlikte insanlar daha çok kapalı ortamlarda bulunur. Açık havada geçirilen zaman azalır. Okullar ve kreşler açılır, çocuklar bir araya gelir. Alışveriş merkezleri gibi kapalı alanlarda geçirilen süre artar. Bu da solunum yoluyla geçen mikroorganizmaların bulaşmasını hızlandırır. Üst solunum yolu hastalıklarından en çok nezle veya soğuk algınlığı (rinovirüs kaynaklı) görülür. Ayrıca farenjit ve sinüzit de sık karşılaşılan rahatsızlıklardır. Alt solunum yolu hastalıkları da önemlidir. Özellikle KOAH gibi kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlar, bronşit, bronşektazi, astım gibi rahatsızlıkları bulunanlar veya sigara içenlerde alt solunum yolu enfeksiyonlarında akut alevlenmeler görülebilir. Dışarıdan gelen herhangi bir virüs ya da bakteri, zemininde hastalık olan akciğerde kolaylıkla enfeksiyon yaratabilir.</p>
<p>Havadaki nem azalır, ısı değişir. Vücudumuzun en büyük organı olan deride kuruma, çatlama, pullanma ve dökülmeler olabilir. Bu da kaşıma veya temasla enfeksiyonlara yol açabilir ya da mevcut cilt hastalıkları artabilir.</p>
<p>Mevsimsel geçişte çoğumuzda bıkkınlık, çökkünlük, yaz günlerinin bitmesini istememe, karamsarlık gibi depresyon benzeri belirtiler olabilir. Bunların sebebi, vücudumuzda değişen hormonlar ve biyokimyasal dengelerdir.”</p>
<p><strong>Riskli gruplar için aşılar önemli!</strong></p>
<p>Yapılan çalışmaların, mevsim geçişi hastalıklarının genellikle bir hafta-on gün sürebildiğini, bazen bir aya kadar uzayabildiğini gösterdiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu hastalıklar özellikle ‘kırılgan yaş’ dediğimiz 65 yaş üstü ve 2 yaş altındaki bireylerde, ayrıca kronik böbrek, akciğer veya kalp hastalığı olanlarda, hipertansiyonu veya diyabeti bulunanlarda, kanser ilacı kullananlar gibi bağışıklığı baskılanmış kişilerde daha sık görülür.” dedi.</p>
<p>Bu riskli gruplar için aşıların büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Mamçu, “Özellikle grip ve zatürre aşıları bu dönemde önerilir. Grip aşısının her yıl tekrarlanması gerekir. Dünya Sağlık Örgütü, ülkede en sık görülen alt tiplere uygun olarak her yıl içeriğini günceller. Türkiye’de eylül-ekim aylarından başlayarak şubat-mart aylarına kadar grip vakaları görülebilir. Özellikle yaşlılar, gebeler, 2 yaş altı çocuklar, kronik hastalığı olanlar, sağlık çalışanları ve grip hastalığını ağır geçirmek istemeyen herkes aşı yaptırmalıdır. ‘Streptococcus pneumoniae’ adlı bakterinin neden olduğu zatürre, bazı kişilerde çok ağır seyredebilir ve ölümcül olabilir. İki çeşit aşı vardır. Birincisi ‘polisakkarit’ aşısıdır ve her yıl tekrarlanması gerekir. Diğeri daha uzun süre koruma sağlayan ve beş yılda bir tekrarlanan aşıdır. Hekimle görüşerek bu aşıyı yaptırmakta yarar vardır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Korunmanın ilk adımı hijyen kurallarına uymak…</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerini hastalanmadan atlatmak için önerilerin, diğer bulaşıcı hastalıklara karşı alınan önlemlerle aynı olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulaşıcı hastalık belirtileri olan kişinin kendini izole etmesi hastalık zincirini kırar.” dedi.</p>
<p>Covid pandemisinden hatırladığımız maske, mesafe ve hijyen önlemlerinin tüm bulaşıcı hastalıklar için geçerli olduğunun altını çizen Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Hastaysak evden çıkmamalı, okula veya iş yerine gitmemeli, mecbur kalmadıkça toplu taşıma kullanmamalıyız. Kullanmak zorundaysak maske takmalıyız. Alışveriş merkezleri gibi kalabalık kapalı alanlara girmekten kaçınmalı, evde kırılgan yaş grubundakiler varsa onlarla teması azaltmalıyız. El yıkamak çok önemli. Dokunduğumuz her şey enfekte olabilir, ellerimizi ağzımıza götürerek mikroorganizmaları vücudumuza alabiliriz. Bu nedenle el yıkamaya özen gösterilmeliyiz.</p>
<p>Bunların yanı sıra bol su tüketmek, düzenli uyumak, dengeli beslenmek, yeterince taze sebze ve meyve yemek, günlük vitamin ve mineral ihtiyacını karşılamak, sigara ve alkolden uzak durmak, açık havada egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak ve mevsime uygun giyinerek vücut ısısını sabit tutmak önemlidir.</p>
<p>Bazı kişiler takviye veya ilaç kullanmak isteyebilir. Bu, özellikle altta yatan hastalığı olanlar için faydalı olabilir ancak mutlaka doktor veya diyetisyen önerisiyle, bilimsel kanıta dayalı şekilde yapılmalı. Bağışıklık için D vitamini çok önemlidir; düzeyinizi ölçtürerek veya günlük takviye alarak D vitamini desteği sağlanabilir. Gerektiğinde A ve E vitaminleri ile özellikle enfeksiyon dönemlerinde C vitamini (günde 1–2 g) de alınabilir. Selenyum, magnezyum ve çinko gibi antioksidanlar da destek olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-alginligi-ve-grip-artiyor-579552">Soğuk algınlığı ve grip artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 08:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilge]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[önemsenmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[ritim]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ülkemizde]]></category>
		<category><![CDATA[yaygın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalp çarpıntısının ihmale gelmez bir sorun olduğunu, ancak toplumumuzda çoğu kişinin, bu şikayeti çoğunlukla önemsemeyip, geçici bir durum sandığını belirterek “Bazı aritmiler zararsız olsa da, yalnızca stres ya da heyecandan kaynaklanmaz, kalpte ritim bozukluğu gibi altta yatan ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle çarpıntı şikayeti önemsenmeli, uzman bir aritmi merkezine başvurulmalıdır. Tedavi planı, kişiye özel yapılmalıdır” diyor. </p>
<p>Erken tanı ve doğru tedaviyle pek çok çarpıntının kalıcı olarak kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge, ritim bozukluklarının tedavisinde ise, kardiyoloji alanındaki modern yöntemlerden biri olan ‘ablasyon’un öne çıktığını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısına yol açan etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalbin normalden hızlı ya da düzensiz atması olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge</strong>, kalbin hızlı, düzensiz, tekleme veya “kuş kanadı çırpması” gibi hissedilmesine neden olan kalp çarpıntısına bazı durumlarda göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, çabuk yorulma ve huzursuzluk gibi şikayetlerin de eşlik ettiğini belirterek “Acil değerlendirilmesi gereken durumların başında; şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, ani nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya felç bulguları ile gelen çarpıntı yer almaktadır” diyor. Çarpıntı sorunu yaşayan kişilerin kendi kendine teşhis koymak yerine, mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge “Erken teşhis ve doğru yöntemle hem kalp sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Kalp çarpıntısını tetikleyen etkenler!</strong></p>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Bilge Kaya kalp çarpıntısının en sık tetikleyicilerini şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein (çay, kahve, enerji içeceği) tüketmek</li>
<li>Uykusuzluk</li>
<li>Stres, anksiyete</li>
<li>Alkol, sigara vb zararlı maddeler</li>
<li>Yoğun egzersiz </li>
<li>Kansızlık</li>
<li>Tiroid bozuklukları</li>
<li>Gebelik</li>
<li>Bazı ilaçlar ve uyarıcı haplar</li>
<li>Elektrolit dengesizlikleri (vücutta su ve tuz dengesizliği)</li>
</ul>
<p><strong>Altta kalp hastalığı mı yatıyor yoksa başka bir sorun mu?</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısına yönelik tanıda muayene ve hasta öyküsünün önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilge şöyle konuşuyor: “EKG çarpıntı esnasında yakalanırsa en değerli testtir. Ritim izleme (24-48 saatlik holder, 7-14 günlük patch kayıtları, olay kaydedici veya nadir ataklar için implant edilebilir loop kayıt cihazı ile akıllı saat/telefon uyarıları yararlı ipucu olabilir ama tek başına tanı koydurmaz), Ekokardiyografi, Kan Testleri (Tiroid, elektrolitler, kansızlık vb), Efor testi ve gerektiğinde ileri testler yapılarak aritminin tipini kanıtlanmalı, altta yatan kalp hastalığı olup olmadığı saptanmalı ve kişiye özel olarak en uygun tedavi planlanmalıdır.” </p>
<p><strong>Modern sistemler 3 Boyutlu haritalama!</strong></p>
<p>Kalp çarpıntısının en yaygın nedenlerinden biri olan kalpte ritim bozukluğuna karşı ilaç tedavisinin, bazı hastalarda yeterli veya geçici çözüm olabildiğini belirten Prof. Dr. Bilge “İlaçlara rağmen çarpıntısı süren veya ilaçlara tolerans gösteremeyen hastalar başta olmak üzere bazı kişilerde ‘kalpkateter ablasyon’ denilen ablasyon tedavisinin uygulanması gerekiyor. Kateter ablasyonu, ritim bozukluğunun kaynağını kalpte hedefleyerek ısı (radyofrekans) veya soğuk (kriyoterapi) ile ortadan kaldıran girişimsel tedavidir. Birçok aritmide kalıcı çözüm sağlayabilir” diyor. Yöntemin, sedasyon altında yapıldığını yani hastanın bilincinin açık olduğunu ancak ağrı hissetmediğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge “Bu yöntemde modern sistemler ve 3 Boyutlu haritalama ile radyasyon maruziyeti oldukça düşüktür; bazı işlemler X ışını kullanmadan yapılabilir. Çoğu hasta 2–3 gün içinde işe döner ama kompleks işlemlerde süre uzayabilir. Bazı aritmilerde tekrarlama olabilir, bu durumda yeniden ablasyon veya ilaç düzenlemesi gerekebilir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ulkemizde-yaygin-gorulen-ama-onemsenmeyen-sorun-kalp-carpintisi-574778">Ülkemizde yaygın görülen ama önemsenmeyen sorun: Kalp çarpıntısı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2025 14:24:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[Greyfurt]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İlaçlarla]]></category>
		<category><![CDATA[Soya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567919</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı olduğunu düşünerek tükettiğimiz bazı besin ve içecekler, kullandığımız ilaçlarla etkileşime girerek sağlık açısından beklenmedik etkiler doğurabiliyor. Özellikle; nar suyu, yeşil çay, greyfurt, süt ürünleri ve soya tüketimi ilaçlarla en fazla etkileşime giren besinler arasında. <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selin Yavuz</strong>, birden fazla ilaç kullanan bireylerin, kronik hastalığı olanların ve ileri yaş gruplarının besin-ilaç etkileşimleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğine dikkat çekiyor. Yavuz, yapılan bilimsel araştırmalara göre tüketilirken dikkat edilmesi gereken besinler hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Nar Suyu </strong></p>
<p>Nar suyu; zengin antioksidan içeriği sayesinde faydalı görünse de bazı ilaçlarla birlikte alındığında vücutta istenmeyen durumlara yol açabilir. Çünkü nar suyu, ilaçları parçalayan bazı karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir. Bu da ilacın vücutta daha uzun süre kalmasına, etkisinin artmasına ve yan etkilerin görülme ihtimaline neden olabilir. Özellikle epilepsi, tansiyon, diyabet ve kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde bu etki daha da belirginleşebilir. Eğer düzenli olarak nar suyu içiyorsanız, kullandığınız ilaçlarla etkileşim ihtimalini mutlaka doktorunuza bildirin.</p>
<p><strong>Yeşil Çay </strong></p>
<p>Yeşil çay; içerdiği güçlü antioksidanlar sayesinde pek çok fayda sağlarken bazı ilaçlarla birlikte dikkatli tüketilmeli. İçindeki EGCG adlı bileşen, ilaçların vücutta işlenmesini sağlayan enzimleri yavaşlatabilir veya bazı ilaçların bağırsaktan emilimini engelleyebilir. Düzenli ilaç kullanıyorsanız yeşil çay tüketimini doktorunuza danışarak sınırlamanızda fayda var.</p>
<p><strong>Greyfurt Suyu </strong></p>
<p>İçeriğindeki bazı maddeler nedeniyle ilaçların parçalanmasını engelleyebilir. Bu durum, ilacın kanda birikmesine ve toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir. Özellikle kalp-damar hastalıkları, tansiyon, kolesterol, depresyon gibi durumlarda kullanılan ilaçlar greyfurttan etkilenebilir. Bilimsel araştırmalar, sadece bir bardak greyfurt suyunun bile bazı ilaçların etkisini değiştirebildiğini ve bu etkinin 12 saate kadar sürebildiğini gösteriyor. Greyfurtun etkisi bazen 72 saate kadar çıkabilmekte. Greyfurt veya greyfurt suyu tüketiyorsanız, özellikle ağız yoluyla aldığınız ilaçlarla birlikte alamamaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Süt ve Süt Ürünleri</strong></p>
<p>Süt ve süt ürünleri de bazı ilaçların emilimini azaltabilen besinlerden. Bazı antibiyotikler, sütten gelen kalsiyum ve magnezyum gibi minerallerle birleşerek çözünemeyen yapılar oluşturabilir. Bu da ilacın bağırsaktan yeterince emilememesine ve tedavi etkinliğinin azalmasına yol açabilir. Antibiyotik kullanırken süt ürünlerinden uzak durmak, ilacı süt ürünlerinden en az 2 saat önce veya sonra almak en sağlıklısıdır.</p>
<p><strong>Soya </strong></p>
<p>Soya; doğal yapısında bulunan izoflavonlar sayesinde bazı hormon benzeri etkiler gösterirken, ilaçlarla da önemli düzeyde etkileşebilir. Soya tüketimi; bazı ilaçların parçalanmasını sağlayan karaciğer enzimlerini yavaşlatabilir ya da ilaçların bağırsaklardan emilmesini engelleyebilir. Eğer soya ağırlıklı bir diyetiniz varsa, ilaç etkilerinde değişim yaşanmaması için bu tüketimin sabit ve ölçülü olması önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tukettigimiz-bazi-besinler-ilaclarimizin-etkisini-degistiriyor-567919">Tükettiğimiz Bazı Besinler İlaçlarımızın Etkisini Değiştiriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 10:41:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alp]]></category>
		<category><![CDATA[baskın]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyni]]></category>
		<category><![CDATA[çalışmak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuz]]></category>
		<category><![CDATA[değiştirmeye]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eli]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[motor]]></category>
		<category><![CDATA[nörogelişimsel]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[solaksa]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565558</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklığın beyin işleyişi, genetik ve çevresel faktörlerle ilişkisi, nörogelişimsel etkileri, yaratıcılık ve zeka ile bağlantısı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>El tercihi doğuştan gelen, genetik ve çevresel etkenlerle şekillenen bir özellik!</strong></p>
<p>El tercihinin doğuştan gelen, büyük oranda beynin işleyişine bağlı bir özellik olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beynimizin motor komutları veren bölümleri, özellikle de karşı beyin yarımküresiyle çalışan motor korteks, hangi elimizi baskın kullandığımızı belirler.” dedi.</p>
<p>Sağ elini kullananların motor sisteminin genellikle sol beyin yarımküresiyle daha aktif çalışırken, solaklarda bu durumun çoğunlukla tersi olduğunu aktaran Alp, “Solaklık genetik faktörlerden de etkilenir. Ailede solak bireylerin bulunması, çocuğun da solak olma ihtimalini artırır. Ancak bu aktarım matematiksel olarak öngörülebilir bir şekilde gerçekleşmez. Genetik yatkınlık kadar, çevresel etkenler ve hatta doğum öncesi gelişim süreci de belirleyicidir. Yani bir çocuk, genetik olarak solaklığa eğilimli olabilir, ancak çevresel baskılar ya da nörogelişimsel faktörler onun sağ el kullanmasını da şekillendirebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Solaklarda dil işlevleri daha esnek dağılıyor!</strong></p>
<p>Beynimizin vücudun karşı tarafını kontrol ettiğini hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dolayısıyla solak bir birey yazı yazarken ya da bir işi sol eliyle yaparken, beyninin sağ yarımküresi daha yoğun çalışır. Fakat işin ilginç yanı şu, solak bireylerin beyin yapısında, özellikle sağ ve sol beyin yarımküreleri arasındaki iletişimi sağlayan ‘korpus kallozum’ gibi bazı yapılarda daha fazla bağlantı gözlemlenmiştir.” dedi.</p>
<p>Dil gibi karmaşık işlevlerde, sağlak bireylerde genellikle sol beyinin daha baskın olduğunu kaydeden Alp, solaklarda ise bu dağılımın daha esnek olduğunu, bazı solakların dili sağ beyinle işlediğini, bazılarının ise her iki beyni birlikte kullandıklarını vurguladı. Alp, bu esnekliğin, onların farklı bilişsel stratejiler geliştirmesine de olanak tanıyabildiğini aktardı.</p>
<p><strong>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark yok!</strong></p>
<p>Solak bireylerin genel zeka düzeyi veya öğrenme becerilerinde belirgin bir fark olmadığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ancak beynin bilgiyi işleme biçimindeki farklılıklar nedeniyle, zaman zaman bazı avantajlar veya farklı yollar izlenebilir. Örneğin solak bireyler bazı görevlerde daha üretken, daha farklı düşünebilen bireyler olarak tanımlanır. Bu, beynin iki yarımküresi arasındaki daha dengeli ya da farklı iletişim yollarından kaynaklanıyor olabilir. Bazı araştırmalar, solakların uzamsal becerilerde, örneğin harita okuma ya da şekil tanımada daha başarılı olabileceğini öne sürüyor. Ancak bunlar tüm solaklar için geçerli genel kurallar değildir; bireysel farklılıklar her zaman ön plandadır.”</p>
<p><strong>Nörolojik hastalıklarda solaklık, tek başına bir risk faktörü değil! </strong></p>
<p>Solak bireylerde bazı nörolojik hastalıklara yatkınlığın daha fazla olup olmadığı konusunda bilimsel tartışmaların devam ettiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak bazı araştırmalar solaklık ile bazı nörolojik veya gelişimsel farklılıklar arasında ilişki olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Disleksi, dikkat eksikliği ya da şizofreni gibi sorunların solak bireylerde biraz daha yüksek oranda rapor edildiğini belirten Alp, “Ancak burada önemli olan şu: Solaklık, tek başına bir risk faktörü değildir. Beyindeki bazı farklı yapılanmalar, hem solaklığı hem de bu tür hastalıklarla ilişkili olabilecek bilişsel örüntüleri beraberinde getirebilir. Yani bu, neden-sonuç ilişkisi değil, daha çok ‘ortak bir yolun kesişimi’ gibi düşünülebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmeye zorlamak, nörogelişimsel süreçte çeşitli zorluklara yol açabilir!</strong></p>
<p>El tercihinin, doğumdan sonra yavaş yavaş netleşen bir özellik olduğuna işaret eden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Genellikle 3 ila 6 yaş arasında baskın el belirginleşir. Bazı çocuklar bu süreçte başlangıçta sol elini daha fazla kullansa da zamanla sağ eli tercih etmeye başlar. Bu dönüşüm bazen doğal gelişimin parçasıdır, bazen de çevresel yönlendirmelerle olur.” dedi.</p>
<p>Beynin oldukça esnek bir yapıda olduğunu ve özellikle çocukluk döneminde kullanılan elin sinirsel temsili güçlendiğini vurgulayan Alp, şunları söyledi:</p>
<p>“Ancak bu dönüşüm dış baskılarla oluyorsa, örneğin çocuk yazı yazarken sol eliyle yazmak istiyor ama sağ elle yazmaya zorlanıyorsa, bu durum çocuğun nörogelişimsel sürecinde bazı zorluklara yol açabilir. Bu tür zorlamalar, yazı yazma güçlüklerinden ince motor becerilerde gerilemeye kadar uzanan çeşitli etkiler yaratabilir. Hatta bazı durumlarda dikkat dağınıklığı veya konuşma akıcılığı sorunları da gözlemlenmiştir.</p>
<p>Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalı. Günlük yaşamdaki bazı alışkanlıklar, örneğin yemek yeme gibi pratik davranışlar, bireyin el tercihi ne olursa olsun zamanla sağ elle de yapılabilir hale gelebilir. Nitekim, bir davranışın motor düzeyde kolayca öğrenilebilmesi ile bireyin baskın motor elini değiştirmek aynı şey değildir. El tercihi bir yönelimdir, alışkanlıklar ise öğrenilebilir ve şekillendirilebilir.”</p>
<p><strong>Solaklar daha mı yaratıcı? </strong></p>
<p>Solaklık ile yaratıcılık ya da sanatkârlık arasında bir ilişki olup olmadığı konusunda değinen Uzman Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda zaman zaman sol elini kullanan bireylerin problem çözme yaklaşımlarında veya sanatsal ifade alanlarında biraz daha farklı yollar izleyebildiği gözlemlenmiş. Özellikle görsel-uzamsal algı, özgün düşünme stratejileri gibi alanlarda bazı eğilimler söz konusu olabiliyor. Ama bu, her solak bireyin sanatla iç içe olduğu ya da mutlaka farklı düşündüğü anlamına gelmiyor.” dedi.</p>
<p>Beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin solak bireylerde daha esnek olabildiğinin düşünüldüğünü dile getiren Alp, “Bu da bazı durumlarda olaylara farklı açılardan bakabilmelerine katkı sağlayabilir. Elbette bu her birey için geçerli değil; kişisel yatkınlıklar ve çevresel faktörler burada çok belirleyici. Kısacası, bu alanda bazı ilginç bulgular var ama doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi kurmak için elimizde yeterince net veri yok.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuz-solaksa-dikkat-baskin-eli-degistirmeye-calismak-norogelisimsel-risk-tasiyor-565558">Çocuğunuz solaksa dikkat! Baskın eli değiştirmeye çalışmak nörogelişimsel risk taşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalp hastalıklarında bazı sinyaller gözden kaçabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklarinda-bazi-sinyaller-gozden-kacabiliyor-563632</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 08:17:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[gözden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[kaçabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[sinyaller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=563632</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıcak havalar yorgunluk, nefes darlığı ya da halsizlik gibi şikayetleri artırabiliyor. Ancak kimi zaman bu belirtiler, sadece mevsim şartlarından değil, kalbin sessizce verdiği uyarılardan da kaynaklanabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklarinda-bazi-sinyaller-gozden-kacabiliyor-563632">Kalp hastalıklarında bazı sinyaller gözden kaçabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalar yorgunluk, nefes darlığı ya da halsizlik gibi şikayetleri artırabiliyor. Ancak kimi zaman bu belirtiler, sadece mevsim şartlarından değil, kalbin sessizce verdiği uyarılardan da kaynaklanabiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar</strong> “Kalp hastalıklarında bazı belirtiler sıklıkla gözden kaçabiliyor. Oysa günlük yaşantıda yaz sıcaklarına, strese ya da yoğun çalışma temposu gibi farklı nedenlere yorduğunuz bazı şikayetleriniz kalp hastalıklarının göstergesi olabilir. Bazı belirtiler tek başına ya da başka belirtilerle ortaya çıkabilir. Kalp hastalıklarında erken fark edilen işaretler, hayati riskleri önlemenin en güçlü yoludur. Erken tanı ve tedavi, kalp sağlığınızı korumada kritik öneme sahiptir. Bu nedenle mutlaka bir doktora başvurmak gerekir” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar kalp hastalıklarında gözden kaçabilen belirtileri ve kalpte alarm veren 9 sinyali anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<ul>
<li><strong>Yorgunluk</strong></li>
</ul>
<p>Günlük aktiviteleri yapmak eskisine göre daha zor geliyor, merdiven çıkmak ya da kısa bir yürüyüş bile nefes nefese bırakıyor olabilir. Kalp, vücuda yeterince oksijenli kan pompalayamadığında, enerji seviyeleri düşer. Normalden fazla yorgunluk dinlenmeyle bile geçmiyorsa, kalp hastalıklarının erken bir işareti olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Nefes darlığı</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Onur Taşar “Günlük aktiviteler sırasında nefes darlığı yaşamaya başlamak, dinlenme halinde bile nefes almakta zorlanmak ya da gece uykudan nefes tıkanmasıyla uyanmak kalp sorunlarının hatta kalp yetmezliğinin bir belirtisi olabilir. Kalp zayıfladığında, akciğerlerde sıvı birikerek nefes almayı güçleştirir. Özellikle efor sırasında nefes darlığı artıyorsa vakit kaybetmeden değerlendirilmelidir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Göğüs rahatsızlığı</strong></li>
</ul>
<p>Göğüs ağrısı dışında, göğüste sıkışma, baskı, yanma veya doluluk hissi kalp krizi öncesi en sık görülen uyarılardandır. Bu his bazen kola, çeneye, boyuna ya da sırta yayılabilir. Bu tür belirtiler gözden kaçabildiğinden dolayı özellikle eforla artan göğüs rahatsızlığı mutlaka dikkate alınmalı ve doktora başvurulmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Bacaklarda veya ayaklarda şişlik</strong></li>
</ul>
<p>Özellikle ayak bilekleri, bacaklar ya da karında nedensiz şişlikler, kalbin dolaşımı yeterince sağlayamadığını gösterebilir ve kalp yetersizliği belirtisi olabilir. Yetersiz kan pompalama, vücutta sıvı birikmesine neden olur. Bu durum genellikle gün sonunda daha belirgin hale gelir.</p>
<ul>
<li>Hızlı veya düzensiz kalp atışı</li>
</ul>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Kalp ritminin aniden hızlanması, ritmin düzensizleşmesi ya da çarpıntı hissi ciddi ritim bozukluklarının işareti olabilir. Normalden hızlı atan kalp, yeterince verimli çalışmayabilir. Bu durum, bayılma ya da baş dönmesiyle birlikteyse acilen değerlendirilmelidir” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Baş dönmesi veya bayılma</strong></li>
</ul>
<p>Aniden gelen sersemlik hissi, bulanık görme ya da kısa süreli bilinç kaybı, beyne yeterli kan gitmediğinin işareti olabilir. Kalp ritim bozuklukları ya da ciddi kapak sorunları bu tabloya yol açabilir. Tekrarlayan bayılma atakları kesinlikle ihmal edilmemelidir.</p>
<ul>
<li><strong>Uyku sorunu</strong></li>
</ul>
<p>Geceleri sık sık uyanmak, uykusuzluk ya da nefes darlığı nedeniyle oturur pozisyonda uyuma ihtiyacı hissetmek kalp sağlığına dair ipuçları verebilir. Kalp fonksiyonları zayıfladığında, yatarken akciğerlerde sıvı birikir. Bu da kaliteli uykuyu zorlaştırır.</p>
<ul>
<li><strong>Terleme</strong></li>
</ul>
<p>Ani ve aşırı terleme, özellikle soğuk soğuk terleme kalp krizi belirtisi olabilir. Vücut kalp üzerindeki baskıyı azaltmak için bu şekilde tepki verir. Vücut, kalp üzerindeki baskıyı azaltmak için bu şekilde tepki verir. Açık bir neden olmadan terleme yaşayan kişiler dikkatli olmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Göğüs ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Onur Taşar “Göğüs bölgesindeki ani, şiddetli ya da uzun süren ağrı kalp kriziyle doğrudan ilişkili olabilir. Ağrı bazen mide ekşimesi ya da kas ağrısıyla karıştırılabilir ancak kalp kaynaklı olanı eforla artar ve dinlenmekle geçmez. Bu durum acil tıbbi müdahale gerektirir” diyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kalp-hastaliklarinda-bazi-sinyaller-gozden-kacabiliyor-563632">Kalp hastalıklarında bazı sinyaller gözden kaçabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcaklıklar mevsim normallerini aşıyor: Bazı iller 38 dereceyi görecek</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sicakliklar-mevsim-normallerini-asiyor-bazi-iller-38-dereceyi-gorecek-546493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 10:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[aşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[dereceyi]]></category>
		<category><![CDATA[görecek]]></category>
		<category><![CDATA[iller]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[normallerini]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklıklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meteoroloji'nin bugünkü hava durumuna göre ülke genelinde sıcaklıklar yükseliyor. Trabzon ve Rize'de öğle saatlerinde yağış beklenirken hava sıcaklığı, mevsim normalleri üzerinde seyretmesi bekleniyor. Marmara'da 30 dereceyi geçen sıcaklık, güney bölgelerinde termometreler 40 dereceyi zorlayacak.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakliklar-mevsim-normallerini-asiyor-bazi-iller-38-dereceyi-gorecek-546493">Sıcaklıklar mevsim normallerini aşıyor: Bazı iller 38 dereceyi görecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü&#8217;nün 19 Haziran Perşembe günü hava durumu tahminlerine göre ülke geneli az bulutlu ve açık. Öğle saatlerinden sonra Trabzon ve Rize’nin iç kesimlerinin yerel olmak üzere <strong>sağanak yağışlı</strong>, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><b>Yaz kendini gösteriyor</b></p>
</div>
<div>
<p>Hava sıcaklığının ülke genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi bekleniyor. Marmara&#8217;da 30 dereceyi geçen sıcaklık, güney bölgelerinde termometreler 40 dereceyi zorlayacak. Rüzgar, genellikle kuzey yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette eseceği tahmin ediliyor.</p>
</div>
<div>
<p><strong>MARMARA</strong><br /><strong>Balıkesir:</strong> 33°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Edirne:</strong> 34°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>İstanbul:</strong> 30°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Kırklareli:</strong> 33°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>EGE</strong><br /><strong>Afyonkarahisar:</strong> 30°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>İzmir:</strong> 36°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Muğla:</strong> 36°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Uşak:</strong> 32°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>AKDENİZ</strong><br /><strong>Adana:</strong> 37°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Antalya:</strong> 38°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Hatay:</strong> 31°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Isparta:</strong> 32°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>İÇ ANADOLU</strong><br /><strong>Ankara:</strong> 31°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Eskişehir:</strong> 32°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Konya:</strong> 30°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Sivas:</strong> 26°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>BATI KARADENİZ</strong><br /><strong>Bolu:</strong> 29°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Düzce:</strong> 30°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Sinop:</strong> 28°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Zonguldak:</strong> 25°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>ORTA ve DOĞU KARADENİZ</strong><br /><strong>Amasya:</strong> 31°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Rize:</strong> 26°C, az bulutlu, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri yerel olmak üzere sağanak yağışlı<br /><strong>Samsun:</strong> 27°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Trabzon:</strong> 24°C, az bulutlu, zamanla parçalı bulutlu, öğle saatlerinden sonra iç kesimleri yerel olmak üzere sağanak yağışlı</p>
</div>
<div>
<p><strong>DOĞU ANADOLU</strong><br /><strong>Erzurum:</strong> 25°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Kars:</strong> 24°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Malatya:</strong> 34°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Van:</strong> 24°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<div>
<p><strong>GÜNEYDOĞU ANADOLU</strong><br /><strong>Diyarbakır:</strong> 38°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Gaziantep:</strong> 36°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Mardin:</strong> 34°C, az bulutlu ve açık<br /><strong>Siirt:</strong> 36°C, az bulutlu ve açık</p>
</div>
<p>
Kaynak: <a href="https://tr.sputniknews.com/20250619/sicakliklar-mevsim-normallerini-asiyor-bazi-illerde-38-dereceyi-gorecek-1097136769.html">TR Sputnik<br />
</a></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sicakliklar-mevsim-normallerini-asiyor-bazi-iller-38-dereceyi-gorecek-546493">Sıcaklıklar mevsim normallerini aşıyor: Bazı iller 38 dereceyi görecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pazar günü bazı yollar trafiğe kapanacak</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/pazar-gunu-bazi-yollar-trafige-kapanacak-416291</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Oct 2023 16:08:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[kapanacak]]></category>
		<category><![CDATA[pazar]]></category>
		<category><![CDATA[trafiğe]]></category>
		<category><![CDATA[yollar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=416291</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın onayı ve İzmir Valiliği’nin izniyle 22 Ekim Pazar günü İzmir'de düzenlenecek Turkcell Granfondo İzmir 2023 Bisiklet Yarışı kapsamında, Konak’tan Urla’ya kadar uzanan rota, yarış saatlerinde trafiğe kapatılacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pazar-gunu-bazi-yollar-trafige-kapanacak-416291">Pazar günü bazı yollar trafiğe kapanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın onayı ve İzmir Valiliği’nin izniyle 22 Ekim Pazar günü İzmir&#8217;de düzenlenecek Turkcell Granfondo İzmir 2023 Bisiklet Yarışı kapsamında, Konak’tan Urla’ya kadar uzanan rota, yarış saatlerinde trafiğe kapatılacak. 06.00-15.00 saatleri arasında, bölgedeki ESHOT otobüs hatlarının güzergâhlarında değişiklikler olacak. Üçkuyular Feribot İskelesi ise hizmet veremeyecek. </p>
<p>İzmir, Cumhuriyet’in 100. yılında bir büyük bisiklet organizasyonuna daha ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın onayı ve İzmir Valiliği’nin izniyle 22 Ekim Pazar günü Turkcell Granfondo İzmir 2023 Bisiklet Yarışı düzenlenecek. Kısa ve uzun parkur olmak üzere iki etapta yapılacak yarış kapsamında, 06.00 – 15.00 saatleri arasında yarış güzergâhı üzerindeki yollar trafiğe kapatılacak.  Haydar Aliyev Caddesi ile İnciraltı Caddesi de trafiğe kapatılacağından rotada faaliyet gösteren ESHOT otobüsleri de geçici olarak farklı güzergâhlarda çalışacak.  Üçkuyular Feribot İskelesi hizmet veremeyecek.</p>
<p><strong>Kısa parkur 08.30’ta</strong><br />Pazar günü saat 08.30’ta Cumhuriyet Meydanı’nda başlayacak kısa parkur, Cumhuriyet Bulvarı, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, Haydar Aliyev Bulvarı, Başak Sokak, İnciraltı Caddesi, İzmir &#8211; Çeşme Otoyolu deniz tarafındaki yan yol (Mustafa Kemal Sahil Bulvarı), Mithatpaşa Caddesi, Seferihisar Caddesi, Mithat Ünal Caddesi, 629 Sokak, 627 Sokak, Şehit Kemal Caddesi, 343 Sokak, 488 Sokak, Eski Seferihisar, İstikbal, Abdullah Baydar, Yarendede caddeleri, 12 Sokak, Mithatpaşa ve Yıldırım Kemal caddeleri, İzmir &#8211; Çeşme Otoyolu deniz tarafındaki yan yol (Mustafa Kemal Sahil Bulvarı), İnciraltı Caddesi, Başak Sokak, Haydar Aliyev Bulvarı, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı ile Cumhuriyet Bulvarı’nı takiben tekrar Cumhuriyet Meydanı&#8217;nda son bulacak. </p>
<p><strong>Uzun parkur 08.00’de</strong><br />Aynı gün saat 08.00&#8217;de Cumhuriyet Meydanı&#8217;nda başlayacak uzun parkur ise,  Cumhuriyet, Mustafa Kemal Sahil, Haydar Aliyev bulvarları, Başak Sokak, İnciraltı Caddesi, İzmir &#8211; Çeşme Otoyolu deniz tarafındaki yan yolu (Mustafa Kemal Sahil Bulvarı), Mithatpaşa Caddesi, Mareşal Fevzi Çakmak Bulvarı, Çeşme Urla İzmir Asfaltı Caddesi, Mithatpaşa Caddesi, Neyzen Tevfik,  İskele, Yalı,  Harbiye caddeleri, 16/3 Sokak, Koca Dere Yolu Sokak, Özbek, Özbekyolu, Ahmet Besim Uyal, Ovacık,  Bademler caddeleri,  15035/1 Sokak, 15035 Sokak, Seferihisar, Mithat Ünal caddeleri, 627 Sokak, Şehit Kemal Caddesi, 343 Sokak, 488 Sokak, Eski Seferihisar, İstikbal,  Abdullah Baydar, Yarendede caddeleri, 12 Sokak, Mithatpaşa, Yıldırım Kemal caddeleri, İzmir &#8211; Çeşme Otoyolu deniz tarafındaki yan yolu (Mustafa Kemal Sahil Bulvarı.), İnciraltı Caddesi, Başak Sokak, Haydar Aliyev, Mustafa Kemal Sahil, Cumhuriyet bulvarlarını takiben Cumhuriyet Meydanı&#8217;nda son bulacak.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/pazar-gunu-bazi-yollar-trafige-kapanacak-416291">Pazar günü bazı yollar trafiğe kapanacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soğuk çaylardaki bazı katkı maddeleri bağımlılık dürtüsünü arttırabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/soguk-caylardaki-bazi-katki-maddeleri-bagimlilik-durtusunu-arttirabiliyor-384880</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jun 2023 20:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[arttırabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[çaylardaki]]></category>
		<category><![CDATA[dürtüsünü]]></category>
		<category><![CDATA[katkı]]></category>
		<category><![CDATA[maddeleri]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=384880</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazlı içeceklerin sağlığa zararlı olduğu yönünde toplumda ortak bilinç oluştuğunu belirten uzmanlar bu sebeple soğuk çaylara yönelimin arttığını söylüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-caylardaki-bazi-katki-maddeleri-bagimlilik-durtusunu-arttirabiliyor-384880">Soğuk çaylardaki bazı katkı maddeleri bağımlılık dürtüsünü arttırabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazlı içeceklerin sağlığa zararlı olduğu yönünde toplumda ortak bilinç oluştuğunu belirten uzmanlar bu sebeple soğuk çaylara yönelimin arttığını söylüyor. Bir kutu soğuk çayın yaklaşık 7-10 adet küp şeker içerdiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, fazla şeker tüketiminin insülin direnci, karaciğer yağlanması gibi kronik hastalıkları tetiklediğini vurguluyor. İçerdiği katkı maddelerinin bağımlılık dürtüsünü arttırabileceği, uyku bozuklukları, ödem, migren krizleri, çocuklarda ve gençlerde dikkat eksikliği gibi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyaran Yiğit, soğuk çayın evde hazırlanması önerisinde bulunuyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, son yıllarda tüketimi artan ve havaların ısınmasıyla sıklıkla tercih edilen soğuk çaylardaki tehlikeye dikkat çekti ve evde hazırlanabilecek sağlıklı soğuk çay tarifi paylaştı.</p>
<p><strong>Soğuk çaylar ne kadar sağlıklı</strong></p>
<p>Yaz mevsiminin gelmesi ile birlikte soğuk içecek tüketme isteğimizin arttığını söyleyerek sözlerine başlayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Özellikle gazlı içeceklerin sağlığa zararlı olduğu yönünde toplumda oluşmaya başlayan ortak bilinç sebebiyle soğuk çaylar sık tercih edilenler arasında yerini alıyor.” diyerek bu içeceklerin ne kadar sağlıklı oldukları sorusuna dikkat çekti.</p>
<p><strong>Adı çay ama su ve şekerden ibaret</strong></p>
<p>Çayın dünyada en çok tüketilen içecek olduğunu belirten Yiğit, “Ülkemizde de sıcak çaydan farklı bir formatta olan soğuk çay tüketimi son yıllarda artışa geçti. İlk soğuk çay 1904 yılında Saint Louis Dünya Fuarı&#8217;nda İngiliz Richard Blechynden tarafından geliştirildi. Blechynden sıcak çayı buz küplerinin üzerine dökerek satmayı düşünmüş ve bu düşüncesi neticesinde büyük başarı elde etmiştir.” dedi. </p>
<p>Soğuk çaylardaki farklı aromalar ve ambalaj çeşitlerinin, soğuk çayı cazip hale getirdiğini sözlerine ekleyen Yiğit, “Bu içecekleri incelediğimizde içeriğinde su, şeker, meyve konsantresi, asitlik düzenleyici  ve tatlandırıcılar barındırdığını görüyoruz. Yani aslında ürünün adı çay olarak geçse de, içeriği su ve şekerden ibaret. İçeriğindeki çay, yok denecek kadar az. 330 ml’lik olan soğuk çayların içeriğinde yaklaşık 7-10 adet kadar küp şeker bulunuyor. Günlük enerji ihtiyacının yüzde 10’undan fazla şeker tüketildiğinde insülin direnci, karaciğer yağlanması gibi kronik hastalıkların ortaya çıktığını biliyoruz. Ayrıca iştah kontrolünün sağlanmasını da olumsuz etkiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Asitlik düzenleyici gibi katkı maddeleri bağımlılık dürtüsünü arttırabiliyor</strong></p>
<p>Soğuk çayların bazı çeşitlerinde ‘şekersiz’  etiketleri yer aldığını dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bunlar tüketiciyi yanıltıyor. Şekersiz olan içeceklerin içeriğinde tatlandırıcılar bulunuyor. Tatlandırıcılarla ilgili araştırma ve tartışmalar devam ediyor. Ancak, yapılan hayvan çalışmalarında bazı çeşitlerinin beyin, mesane ve kolon gibi kanser türleriyle ilişkili olduğu görüldü. Yapılan bir başka araştırmaya göre de tatlandırıcı karıştırılmış su içen deneklerin, aynı miktarda saf su içen deneklere göre daha fazla açlık hissi duydukları görüldü. Ayrıca soğuk çayların içeriğinde bulunan asitlik düzenleyici gibi bazı gıda katkı maddelerinin yüksek miktarlarda alımı bireylerde bağımlılık dürtüsünü arttırabiliyor, uyku bozuklukları, ödem, migren krizleri, çocuklarda ve gençlerde dikkat eksikliği gibi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.” uyarısında bulundu</p>
<p><strong>Soğuk çayınızı evde de hazırlayabilirsiniz</strong></p>
<p>Serinlemek amacıyla tercih edilen paketli soğuk çayların çoğunun fazla şekerli ve vücutta etkileri tam olarak bilinmeyen tatlandırıcılar ile gıda katkı maddeleri barındırdığını ifade eden Yiğit, “Özellikle yaz aylarında soğuk bir şeyler içmek istediğinizde paketli soğuk çaylara yönelmek yerine, daha doğal, şekersiz ve sağlıklı bir alternatife yönelebilirsiniz.” dedi ve evde herkesin kolaylıkla hazırlayabileceği sağlıklı soğuk çay tarifi paylaştı:</p>
<p>“Evde soğuk çay hazırlayabilmeniz için gerekli olan malzemeler, bulunması kolay ve hemen herkesin evinde zaten var olan malzemeler. 2 adet orta boy şeftali, 1 su bardağı demlenmiş çay (poşet çay ile de hazırlanabilir), 1 yemek kaşığı bal, yarım limonun suyu ve 3 bardak su. Şeftalileri büyük parçalar halinde dilimleyin ve su ile beraber küçük bir tencerede kaynatın.  Su kaynadıktan 8-10 dakika sonra şeftaliler yumuşayınca  tencerenin altını kapatın ve bir sürahiye süzdürün. Daha sonra demlenmiş çayınızı, bal ve limon suyunu sürahiye ekleyip karıştırın. Buzdolabında soğutun. İçeceğinizi taze nane yaprakları ve limon veya şeftali dilimleri ile servis edebilirsiniz. Afiyet olsun.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/soguk-caylardaki-bazi-katki-maddeleri-bagimlilik-durtusunu-arttirabiliyor-384880">Soğuk çaylardaki bazı katkı maddeleri bağımlılık dürtüsünü arttırabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yöneticiler bazı temel siber güvenlik terimlerini bilmiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yoneticiler-bazi-temel-siber-guvenlik-terimlerini-bilmiyor-363434</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Apr 2023 09:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[siber]]></category>
		<category><![CDATA[temel]]></category>
		<category><![CDATA[terimlerini]]></category>
		<category><![CDATA[yöneticiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=363434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’deki birçok şirketin üst düzey yöneticisi, siber güvenlik konularını tartışırken bu konudaki anlayış eksikliğini kabul etmemeyi tercih ediyor. Yakın zamanda yapılan bir Kaspersky araştırması, üst düzey yöneticilerin üçte birinin DDoS, botnet ve APT gibi terimleri bilmediğini ortaya koyuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoneticiler-bazi-temel-siber-guvenlik-terimlerini-bilmiyor-363434">&#8220;Yöneticiler bazı temel siber güvenlik terimlerini bilmiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’deki birçok şirketin üst düzey yöneticisi, siber güvenlik konularını tartışırken bu konudaki anlayış eksikliğini kabul etmemeyi tercih ediyor. </strong></p>
<p><strong>Yakın zamanda yapılan bir Kaspersky araştırması, üst düzey yöneticilerin üçte birinin DDoS, botnet ve APT gibi terimleri bilmediğini ortaya koyuyor. </strong></p>
<p><strong>Türkiye’deki yöneticilerin %42’si, BT ve BT güvenliği ile bir yapılan toplantılardan bir şeyi anlamadıkları belirtmekten çekineceklerini söylerken, %43’ü bu konudaki kafa karışıklıklarını gizlemeyi tercih ediyor. </strong></p>
<p>İşin her aşamasına yön veren kararlarda siber güvenliği göz önünde bulundurmak günümüzde bir norm haline gelmiş olsa da, birçok yönetici siber güvenlik harcamalarının kurumlarının karşı karşıya olduğu en önemli risklere karşı koyabilecek şekilde yönlendirildiğinden emin olamıyor. Kaspersky, BT ve üst düzey yöneticilerin bu konuda ortak bir zeminde buluşmasına yardımcı olmak ve yanlış anlamaların nedenlerini keşfetmek için özel bir araştırma gerçekleştirdi.</p>
<p>Kaspersky anketi, C seviyesi yöneticilerin bazı durumlarda BT güvenliğine dair konuları anlamakta zorlanmakla birlikte bu konudaki kafa karışıklığını itiraf etmeye her zaman hazır olmadığını gösteriyor. Türkiye’deki yöneticilerin %42’si, BT ve BT güvenliği ile bir yapılan toplantılardan bir şeyi anlamadıkları durumda bunu belirtmekten çekineceklerini söylüyor. %43’ü bu konudaki kafa karışıklıklarını gizliyor ve her şeyi toplantıdan sonra kendi çabalarıyla açıklığa kavuşturmayı tercih ediyor, %42&#8217;si ise BT alanındaki meslektaşlarının bunu basit bir şekilde açıklayabileceğine inanmadıkları için ek soru sormuyor. Türkiye’den araştırmaya katılanların yarısından fazlası (%53) konuyu anlamadıklarını ifade etmekten çekiniyor ve %47&#8217;si bunu BT’den anlayan meslektaşlarının önünde bilgisiz görüntüsü vermemek için yapıyor.</p>
<p><strong>DDoS, botnet ve APT gibi terimler tam olarak bilinmiyor</strong></p>
<p>Ayrıca ankete katılan tüm üst düzey yöneticiler güvenlikle ilgili konuları BT güvenlik yöneticileriyle düzenli olarak konuşsa da, %33&#8217;ü botnet&#8217;in, %32&#8217;si APT&#8217;nin ve %37&#8217;si DDoS saldırısının ne olduğunu tam olarak açıklayamıyor. Bununla birlikte Spyware, Malware, Trojan ve Phishing gibi kavramlar üst düzey yöneticilerin kulağına daha tanıdık geliyor.</p>
<p><strong>Aşağıdaki ifadelerden hangisi aşağıdaki tehditler hakkındaki bilgi ve anlayışınızı en iyi şekilde tanımlamaktadır?</strong></p>
<p>Türkiye’deki bazı üst düzey yöneticiler DevSecOps (%15), ZeroTrust (%13) ve Pentesting (%7) gibi siber güvenlik terimlerini hiç duymadıklarını itiraf ediyor.</p>
<p>Kaspersky Çözüm Mimarı <strong>Sergey Zhuykov</strong>, şunları söylüyor: <em>&#8220;BT harici üst yönetimin karmaşık siber güvenlik terminolojisi ve kavramları konusunda uzman olması gerekmiyor. BT güvenlik yöneticilerinin yönetim kuruluyla iletişim kurarken bu durumu aklında tutması gerekiyor. Sİber güvenlik konusunda etkili bir işbirliği kurmak için CISO, C düzeyi yöneticilerin dikkatini tam olarak anlamlı ayrıntılara odaklayabilmeli ve şirketin siber güvenlik risklerini en aza indirmek için tam olarak ne yaptığını açıkça anlatabilmelidir. Bu yaklaşım, paydaşlara net metrikler iletebilmenin yanı sıra sorun yerine çözüm sunmayı gerektirir.&#8221;</em></p>
<p>Kaspersky, BT güvenliği ile şirket içindeki iş birimleri arasındaki iletişimi kolaylaştırmak için aşağıdakileri öneriyor:</p>
<ul>
<li>BT güvenliği, kurumda büyüme ve inovasyon için bir itici güç olarak konumlandırılmalıdır. Bunu başarmak için BT güvenlik ekibi kısıtlayıcı ve yasaklayıcı taktiklerden uzaklaşmalı ve siber güvenlik risklerini azaltırken işletmenin hedeflerine nasıl ulaşabileceğini açıklamalıdır.</li>
<li>CISO’lar operasyonel faaliyetlere aktif olarak katılmalı ve şirketin paydaşlarıyla ilişkiler kurmalıdır. CISO&#8217;ların %20&#8217;sinden daha azının satış, finans ve pazarlama alanlarındaki kilit yöneticilerle işbirliği yaptığı göz önüne alındığında, işletmenin ihtiyaçlarından haberdar olmaları zordur.</li>
<li>Yönetim kuruluyla iletişim kurarken, uzmanlar tarafından tehditlere dair genel bir bakış açısı eşliğinde, şirketinizin saldırıya uğrama durumuna ve bu alandaki en iyi uygulamalara dayanan argümanlara başvurmalısınız.</li>
<li>Yönetim kuruluna BT güvenlik ekibinin temel sorumluluklarının neler olduğunu açıklayın. Mümkünse, en önemli BT güvenlik zorlukları hakkında fikir edinmek için onlara bir CISO&#8217;nun yerine geçme fırsatı verin.</li>
<li>Siber güvenlik yatırımlarınızı etkinliğini ve yatırım getirisini kanıtlanmış araçlara ayırın. Yanlış pozitif seviyesini düşüren, saldırı tespit sürelerini, vaka başına harcanan zamanı ve diğer ölçümleri azaltan araçlar tüm BT güvenlik ekipleri için son derece büyük önem taşır.</li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yoneticiler-bazi-temel-siber-guvenlik-terimlerini-bilmiyor-363434">&#8220;Yöneticiler bazı temel siber güvenlik terimlerini bilmiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanser Hastalarına Önemli Uyarı! Bazı Bitkisel Ürünler Tedaviye Zarar Veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kanser-hastalarina-onemli-uyari-bazi-bitkisel-urunler-tedaviye-zarar-veriyor-362366</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 09:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bitkisel]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[ürünler]]></category>
		<category><![CDATA[uyarı]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362366</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanserin tedavi sürecinde hastalar bir an önce iyileşmek için alternatif yöntemlerle ilgili arayışa girebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-hastalarina-onemli-uyari-bazi-bitkisel-urunler-tedaviye-zarar-veriyor-362366">Kanser Hastalarına Önemli Uyarı! Bazı Bitkisel Ürünler Tedaviye Zarar Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserin tedavi sürecinde hastalar bir an önce iyileşmek için alternatif yöntemlerle ilgili arayışa girebiliyor. Özellikle bazı zorlu durumların varlığında bu arayış daha da artıyor. Bir yandan da eş, dost ve komşulardan sürekli öneriler geliyor. “Tanıdığım deneyip iyileşmişti”, “Şöyle bir bitki var, çok iyi geliyor” gibi söylemler kulaktan kulağa yayılıyor ve hatta bazen bu konuda uzman olmayan kişilerin piyasaya sürdüğü çeşitli karışımlar elden ele dolaşıyor. Bu son derece zararlı yönlendirmeler, hastalığın tedavisinde aksamalara neden olabiliyor, onkoloji ilaçlarıyla etkileşime girerek sürece zarar verebiliyor. Oysa yapılan birçok çalışmada bunların yerine refleksoloji, masaj, aromaterapi ve yoga gibi yöntemlerin kanserde tedavi sürecine ne denli katkı sağladıkları günümüzde herkes tarafından biliniyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Onkoloji Merkezi’nden Prof. Dr. Sadi Kerem Okutur, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle kanser tedavisine zararı olabilecek ya da destek olabilecek toplumda talep gören alternatif yöntemler hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kurkumin, aloe vera, ginseng, reishi gibi bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebiliyor</strong></p>
<p>Fitoterapi adı ile bilinen bitkisel tedaviler toplumda çok ilgi çekmektedir. Çünkü insanlarda her hastalığın çaresinin doğada var olduğuna dair bir inanış bulunmaktadır. Bu durumda bu inanışı besleyen durumlar hastaları, her hastalık için bir iksir aramaya itmektedir. Öyle bir karışım olmalıdır ki tüketince bir anda hasta iyileşmelidir. Maalesef bu inanış hayatın ve tıbbın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Öncelikle, bu ürünlerin hiç biri “ilaç” değildir ve gıda kodeksinde “takviye edici gıda” olarak adlandırılmaktadır; yani bir hastalığı ya da tıbbi durumu tedavi edici özellikleri bulunmamaktadır. Özellikle kemoterapi, akıllı ilaç ya da hormonal tedavi uygulanan, yani modern tıp yöntemleriyle tedaviye başlanan hastalarda onkoloji hekimine bilgi vermeden alınan kurkumin, aloe vera, ginseng, reishi gibi ürünler ilaçlarla etkileşime yol açarak ilaçların etkilerini azaltabildikleri gibi, bazen yan etkilerini de artırabilmektedir. Bu bitkisel ürünlerin neredeyse hepsi karaciğerde bulunan ve “sitokrom enzimleri” denilen, kanseri tedavi etmek için kullanılan ilaçları vücuttan uzaklaştıran ya da onları etkili hale getiren enzimlerle etkileşmektedir. İşte bu karşılıklı etki durumu tehlikeli yan etkilere ya da verilen kanser tedavisinin etkisiz hale gelmesine neden olabilmektedir. Koşul ne olursa olsun, eğer hastanın böyle bir isteği varsa takiplerini yapan onkoloji hekimine bu durumdan kesinlikle bahsetmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Refleksoloji, masaj, aromaterapi, yoga ve sanatla buluşun!</strong></p>
<p>Kanser tedavi sürecinde yaşam kalitesini artırdığı bilinen farklı yöntemler bulunmaktadır. Örneğin refleksoloji, masaj ve aromaterapi bunlardan sadece bazılarıdır. Bugün, bu yöntemlerin normal sağlıklı bireyleri dahi fiziksel ve zihinsel olarak rahatlattığı bilinmektedir ki kanserli hastaların bazı şikayetlerini azalttığı ve onların yaşam kalitesine katkı sağladığı çok sayıda çalışmayla kanıtlanmıştır. Yine aynı şekilde yoga, üzerinde en çok araştırma yapılan yöntemlerden bir diğeridir. Fiziksel germe-gevşeme yöntemleri ve beraberinde bir tür meditasyonu barındırır. Bu yöntemlerin uygulanmasının kanser hastalarında yaşam kalitesini yükselttiği ve iyi hissetme halini sağladığı bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Bunlara ek olarak resim, seramik gibi sanatlar kanser hastalarının motivasyonlarını yükseltmelerinde önemli bir role sahiptir.</p>
<p><strong>Hastaların bilinçlendirilmesi çok önemli</strong></p>
<p>Tüm bu sayılan yöntemler yaşam kalitesini artıran, tedaviye uyumu ya da iyileşmeyi destekleyen tamamlayıcı uygulamalar olarak görülmelidir. Ayrıca onkoloji umanlarının hastalarını tamamlayıcı tıp yöntemleri konusunda bilgilendirmesi ve onları karşılaşabilecekleri güçlüklere hazırlarken, aynı zamanda fayda sağlayacak yöntemleri de yaşamlarına entegre etmeyi önermeleri hastaların faydasına olacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kanser-hastalarina-onemli-uyari-bazi-bitkisel-urunler-tedaviye-zarar-veriyor-362366">Kanser Hastalarına Önemli Uyarı! Bazı Bitkisel Ürünler Tedaviye Zarar Veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı Maçlarda Galibiyetten Daha Değerli Anlar Vardır…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bazi-maclarda-galibiyetten-daha-degerli-anlar-vardir-352414</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 13:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SPOR]]></category>
		<category><![CDATA[anlar]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[değerli]]></category>
		<category><![CDATA[galibiyetten]]></category>
		<category><![CDATA[maçlarda]]></category>
		<category><![CDATA[vardır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=352414</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaralarımızı hep birlikte sarmak ve tüm gelirini depremden etkilenen vatandaşlarımıza bağışlamak amacıyla düzenlenen Ayvalıkgücü Belediyespor ve 1966 Edremitspor dostluk maçında; futbolculardan teknik adamlara ve seyircilere kadar hemen herkes tek yürek oldu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-maclarda-galibiyetten-daha-degerli-anlar-vardir-352414">Bazı Maçlarda Galibiyetten Daha Değerli Anlar Vardır…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaralarımızı hep birlikte sarmak ve tüm gelirini depremden etkilenen vatandaşlarımıza bağışlamak amacıyla düzenlenen Ayvalıkgücü Belediyespor ve 1966 Edremitspor dostluk maçında; futbolculardan teknik adamlara ve seyircilere kadar hemen herkes tek yürek oldu. </p>
<p>Karşılaşmayı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan, Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, her iki belediyenin meclis üyeleri de takip etti. Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinin ardından tüm Türkiye afetzedeler için tek yürek olurken, asrın felaketinde yaraların sarılması için Balıkesir’in Ayvalık ilçesi de anlamlı bir karşılaşmaya ev sahipliği yaptı.</p>
<p>Ayvalık Hüsnü Uğural Stadyumu’nda gerçekleşen karşılaşmada iki ezeli rakip ve ezeli dost takımın taraftarları aynı tribünde “Türkiye tek yürek” diye haykırdı. </p>
<p>Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin, ülkemizin 10 kentini etkileyen, Cumhuriyetin en büyük felaketinin yaşandığını vurgulayarak, “Bu depremlerde çok insanımızı kaybettik. Acımız çok büyük. Allah ülkemize ve milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın. Bu duygularla böylesi bir anlamlı bir karşılaşmayı organize etme teklifimize olumlu yanıt veren Edremit Belediye Başkanı Sayın Selman Hasan Arslan’ın yanı 1966 Edremitspor kulüp yöneticilerine ve karşılaşmanın tüm biletlerinin satılmasını sağlayan Edremit ve Ayvalık halkına şükranlarımı sunuyorum “dedi.</p>
<p>Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan da, yaşanılan felakette, yaraların sarılması amacıyla düzenlenen karşılaşmanın örnek olmasını temenni ederek, “Türkiye depremzedeler için tek yürek oldu. Tabi ki büyük bir camia olan spor camiası bu duruma duyarsız kalamazdı. Böylesi anlamlı bir maçın oynanması için bize teklifte bulunan Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’e çok teşekkür ediyoruz. Böylesi bir organizasyonu düzenleyerek bu karşılaşmaya taraftarların da destek vermesiyle ortaya çıkan bu ortak enerjinin aynı heyecanla süreceğine inanıyorum” diye konuştu.</p>
<p>Ayvalıkgücü Belediyespor Kulüp Başkanı Mehmet Babayiğit, 1966 Edremitspor Kulüp Başkanı Tümdeniz Çelebi ve Ayvalıkgücü Belediyespor Teknik Direktörü Mehmet Yıkılmazdağ da afetzedeler için böylesi anlamlı organizasyonda var olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi.<br /> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bazi-maclarda-galibiyetten-daha-degerli-anlar-vardir-352414">Bazı Maçlarda Galibiyetten Daha Değerli Anlar Vardır…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
