<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bakteri | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/bakteri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bakteri</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>bakteri | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/bakteri</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşılama]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[Bulaş]]></category>
		<category><![CDATA[erişkinler]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[ingilterede]]></category>
		<category><![CDATA[Küme]]></category>
		<category><![CDATA[menenjitte]]></category>
		<category><![CDATA[meningokok]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[vakalar]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>Halk arasında menenjit olarak bilinen meningokok hastalığı, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir bakteri enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. </span></span></span></b><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de ortaya çıkan menenjit vakalarının geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirildiğini söyledi. Meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Bozkurt, bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinlerin en riskli grupları oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu kaydetti. </span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Bozkurt, son günlerde İngiltere’de görülen vakalarla gündeme gelen menenjit hastalığına ilişkin bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Adölesan ve genç erişkinlerde genel taşıyıcılık oranı yükseliyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının, Neisseria meningitidis adlı bakterinin neden olduğu, nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyebilen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bu bakteri genellikle nazofarenkste yani boğazın arka kısmında bulunur ve çoğu zaman herhangi bir belirtiye neden olmadan taşınabilir. Toplumda genel taşıyıcılık oranı yüzde 5–10 civarındayken, özellikle adölesan ve genç erişkinlerde bu oran yüzde 20–30’a kadar çıkabilmektedir. Buna rağmen invaziv hastalık yalnızca taşıyıcı bireylerin küçük bir kısmında gelişir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Kalabalık kapalı alanlarda bulaş riski artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin esas olarak damlacık yoluyla bulaştığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Öksürük ve hapşırıkla yayılan solunum damlacıkları, öpüşme, ortak eşya kullanımı ve sigara veya elektronik sigara paylaşımı bulaşta önemli rol oynar. Bununla birlikte meningokok, influenza gibi yüksek bulaşıcılığa sahip değildir; bulaş için genellikle uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu nedenle hastalık çoğunlukla aynı evde yaşayan bireyler, yurt ortamındaki öğrenciler veya kalabalık kapalı alanlarda uzun süre vakit geçiren kişiler arasında görülür” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En riskli gruplar; bebekler ve genç erişkinler</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Epidemiyolojik açıdan bakıldığında, meningokok hastalığının belirli yaş gruplarında daha sık ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Bebekler ve 15–25 yaş arası genç erişkinler en riskli grupları oluşturur. Özellikle üniversite öğrencileri, hem artmış taşıyıcılık oranı hem de yoğun sosyal temas nedeniyle dikkat çekmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde hastalık gelişme riski belirgin şekilde artar” uyarısında bulundu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>“Menenjit” ve “meningokoksemi” şeklinde kendini gösteriyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Klinik olarak meningokok hastalığının “menenjit” ve “meningokoksemi” olarak iki ana tablo ile kendini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Menenjit durumunda ateş, baş ağrısı, ense sertliği ve ışığa hassasiyet gibi bulgular ön plandadır. Meningokoksemi ise bakterinin kana geçmesiyle oluşur ve daha ağır seyirlidir. Bu tabloda ateş, halsizlik, hipotansiyon ve özellikle basmakla solmayan mor döküntüler görülür. Hastalık bazı durumlarda saatler içinde ilerleyebilir ve yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir” şeklinde bilgi verdi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Türkiye’de özellikle serogrup W ön planda yer alıyoır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok bakterisinin kapsül yapısına göre farklı serogruplara ayrıldığını kaydeden Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şu bilgileri verdi: </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>“Günümüzde 12’den fazla serogrup tanımlanmış olmakla birlikte, hastalığa en sık neden olanlar A, B, C, W ve Y serogruplarıdır. Bu serogrupların dağılımı coğrafi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Avrupa’da serogrup B daha yaygınken, Türkiye’de özellikle serogrup W ön plandadır. Bu durum, uluslararası seyahatler, özellikle hac ve umre gibi toplu organizasyonlar ve aşılama politikaları ile ilişkilidir.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>İngiltere’deki vakalar salgın değil, sınırlı bir küme</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Dünya gündeminde son günlerde yer alan menenjit vakalarını değerlendiren Prof. Dr. Fatma Bozkurt, şunları söyledi:</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span> “Son yıllarda İngiltere’de, özellikle Kent ve Canterbury bölgesinde meningokok vakalarının kümelendiği bildirilmiştir. Bu durum geniş çaplı bir salgın olarak değil, sınırlı bir “küme” olarak değerlendirilmektedir ve vakaların çoğunun serogrup B ile ilişkili olduğu görülmüştür. Bu tür lokal kümelenmeler, meningokok hastalığının genellikle geniş çaplı pandemiler yerine belirli sosyal ağlar içinde yayıldığını göstermektedir.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yayılımlar sınırlı kalır</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: İngiltere’de görülen bu vakalar Türkiye’ye yayılabilir mi? Teorik olarak, taşıyıcı bireylerin uluslararası seyahatleri yoluyla bakterinin farklı ülkelere taşınması mümkündür. Ancak meningokokun bulaşması için yakın ve uzun süreli temas gerektiğinden, bu tür yayılımlar genellikle sınırlı kalır. Mevcut epidemiyolojik veriler, İngiltere’deki vakaların Türkiye’de geniş çaplı bir artışa yol açtığını göstermemektedir. En olası senaryo, uygun koşullar oluştuğunda küçük ve lokal kümelenmelerin ortaya çıkmasıdır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>En etkili yöntem aşılama</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Fatma Bozkurt, meningokok hastalığından korunmada en etkili yöntemin aşılama olduğunu belirterek “Günümüzde iki temel aşı grubu bulunmaktadır: MenACWY ve MenB aşıları. MenACWY aşısı, A, C, W ve Y serogruplarına karşı kapsül temelli konjuge bir aşı olup hem bireysel koruma sağlar hem de bakterinin taşınmasını azaltarak toplum bağışıklığı oluşturur. MenB aşısı ise kapsülün insan dokularına benzerliği nedeniyle protein temelli olarak geliştirilmiştir ve özellikle bireysel koruma sağlar” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi artıyor</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Aşılama stratejilerinin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Fatma Bozkurt, “Örneğin İngiltere’de MenB aşısı bebeklik döneminde rutin olarak uygulanırken, MenACWY aşısı ergenlik döneminde uygulanarak taşıyıcılığın azaltılması hedeflenir. Türkiye’de ise meningokok aşıları rutin ulusal aşı programında yer almamakta, daha çok risk gruplarına ve özel durumlara göre önerilmektedir. Ancak mevcut epidemiyolojik veriler göz önüne alındığında, özellikle genç erişkinler ve risk altındaki bireyler için aşılamanın önemi giderek artmaktadır” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Yerel kümelenmeler dikkatle izlenmeli ve uygun aşılama stratejileri uygulanmalı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Meningokok hastalığının nadir görülmesine rağmen hızlı ilerleyen ve ciddi sonuçlara yol açabilen bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Fatma Bozkurt, sözlerini şöyle tamamladı: “Hastalığın kontrolünde yalnızca klinik vakaların tedavisi değil, aynı zamanda taşıyıcılığın ve bulaş dinamiklerinin anlaşılması da büyük önem taşımaktadır. Küresel hareketliliğin arttığı günümüzde, yerel kümelenmelerin dikkatle izlenmesi ve uygun aşılama stratejilerinin uygulanması, hastalığın kontrolünde temel unsurlar arasında yer almaktadır.”</span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/menenjitte-en-riskli-grup-bebekler-ve-genc-eriskinler-622592">Menenjitte en riskli grup, bebekler ve genç erişkinler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lahana turşusu tok tutuyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 07:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[Fermantasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Kübra Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[lahana]]></category>
		<category><![CDATA[sağlar]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tok]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[turşu]]></category>
		<category><![CDATA[turşusu]]></category>
		<category><![CDATA[turşusunun]]></category>
		<category><![CDATA[tutuyor]]></category>
		<category><![CDATA[üzerindeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775">Lahana turşusu tok tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, lahana turşusunun probiyotik değeri ve sağlık üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p><strong>Turşu geleneksel bir fermantasyon yöntemi</strong></p>
<p>Turşunun Türk mutfağındaki yerinin son derece köklü olduğunu belirten Kübra Şahin, “Hem tarihsel hem de sosyo-kültürel açıdan değerlendirildiğinde oldukça önemli ve köklü bir yere sahiptir.  Turşu yapımı ve tüketimi Türk toplumunun beslenme alışkanlıklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Türk mutfak kültüründe hem besinsel hem de kültürel açıdan zengin bir mirasın temsilcisidir. Geleneksel koruma yöntemi sayesinde soğuk kış aylarında taze sebzeye erişimin sınırlı olduğu dönemlerde, turşular önemli bir besin kaynağı olmuştur. Uzun süre saklanabilmesi amacıyla kullanılan geleneksel bir fermantasyon yöntemidir. Fermente bir ürün olduğu için probiyotik özellikler taşıdığı da bilinmektedir. Türk sofralarında hemen her yemekle birlikte turşu sunmak yaygın bir gelenektir.” dedi.</p>
<p><strong>Lahana turşusu geniş coğrafyada benimsenmiş</strong></p>
<p>Lahana turşusunun Türk mutfağında özel bir yere sahip olduğunu belirten Kübra Şahin, bu popülerliğin hem tarımsal hem de ekonomik nedenlere dayandığını söyledi. Şahin, “Lahana, fermantasyona son derece uygun bir yapıya sahiptir ve turşu olarak uzun süre bozulmadan saklanabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında Türkiye’nin birçok bölgesinde bol miktarda yetişmesi, Karadeniz’den İç Anadolu’ya, Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada lahana turşusunun yaygınlaşmasını sağlamıştır. Maliyetinin düşük olması, halk arasında kolayca temin edilip işlenmesine olanak sağlamıştır. Lahana turşusu, özellikle etli yemekler, kuru fasulye, nohut, pilav gibi ana yemeklerle uyumlu bir lezzete sahiptir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Probiyotik değeriyle öne çıkıyor</strong></p>
<p>Lahana turşusunun probiyotik açıdan son derece değerli bir besin olduğunu vurgulayan Kübra Şahin, fermantasyon sürecinin bu noktadaki belirleyici rolünü şöyle açıkladı:</p>
<p>“Lahana turşusu, laktik asit fermantasyonu ile oluşur. Bu süreçte faydalı bakteriler devreye girer ve lahana üzerindeki doğal şekerleri fermente ederek laktik asit üretir. Bu durum hem turşunun korunmasını sağlar hem de yararlı bakteri içeriğini artırır.”</p>
<p>Lahananın yüksek posa içeriğinin bağırsak sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Şahin, “Lahana, yüksek posa içeriği sayesinde bağırsak florası için uygun bir ortam oluşturur. Posa, probiyotik bakterilerin beslenmesi için gerekli olan prebiyotik etkiyi sağlar. Bu da sindirim sisteminde iyi bakterilerin çoğalmasını destekler.” ifadesinde de bulundu.</p>
<p><strong>Diğer turşulara göre daha dayanıklı</strong></p>
<p>Lahana turşusunun fermantasyon sürecinin diğer sebze turşularından farklı olduğuna işaret eden Şahin, “Lahana turşusu, salatalık veya havuç turşusuna kıyasla daha uzun süre fermantasyona dayanabilmektedir. Salatalık ve havuç turşuları daha kısa sürede olgunlaşırken, dokuları da daha çabuk yumuşamaktadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Kilo kontrolü ve metabolizma için destekleyici</strong></p>
<p>Lahana turşusunun sağlık üzerindeki etkilerine de değinen Kübra Şahin, özellikle kilo kontrolü ve bağırsak sağlığı açısından önemli faydalar sunduğunu belirtti. Şahin, “Lahana turşusu düşük kalorili ve posa açısından zengindir. Bu özellikleri sayesinde tokluk hissi sağlar ve aşırı yemeyi önlemeye yardımcı olur. Posa içeriği sindirimi yavaşlatarak kan glikozu dalgalanmalarını dengeler ve ağırlık kontrolüne katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Probiyotiklerin metabolizma üzerindeki rolüne dikkat çeken Kübra Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Turşuda bulunan probiyotik bakteriler bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesine destek olur. Sağlıklı bir bağırsak florası bağışıklık sistemi için de oldukça önemlidir. Ayrıca fermente besinlerin, mikrobiyom üzerinden enerji harcamasını ve yağ metabolizmasını olumlu yönde etkileyebildiğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Lahana turşusunun içerdiği vitamin ve mineraller de genel metabolik işlevler için gerekli desteği sağlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lahana-tursusu-tok-tutuyor-602775">Lahana turşusu tok tutuyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 08:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ayaz]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[furkan]]></category>
		<category><![CDATA[hastalarına]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığını]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ms]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597891</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, çalışma alanı olan bağışıklık sistemindeki gelişmelerle ilgili yaptığı sunum ile Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görüldü. Üniversite yetkilileri, Ukrayna’da devam eden savaşın seyrine bağlı olarak önümüzdeki bir yıl içinde Ukrayna’da ders vermek, projelerde yer almak ve akademik etkileşimi sürdürmek üzere Ayaz’ı ağırlamak istediklerini de duyurdu.</p>
<p>Günümüzde dünyada 3 milyon kişi, Türkiye’de ise 75 bin kişi merkezi sinir sistemiyle organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkan Multiple Skleroz (MS) hastalığıyla mücadele ediyor. Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS hastalığını engelleyecek bir ilaç geliştirmesiyle tanınıyor. MS hastalarına umut olacak olan bu ilaçla birlikte bu hastalıkla mücadele edenlerin yaşam standartlarını yükseltmeyi umduklarını belirten Prof. Dr. Ayaz, genetik olarak MS’e yatkınlığı olduğu düşünülenlere de bu ilacın önceden verilerek hastalığın engellenebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>“Çok şaşırdım ve onur duydum”</strong></p>
<p>Odesa Ulusal Tıp Üniversitesi tarafından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora’ya layık görülmesinden dolayı onur duyduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “Böyle bir şey olacağını tahmin etmiyordum. Bağışıklık sistemindeki gelişmelerle, biyoteknolojik ürünlerle ilgili online olarak üniversiteye bir sunum yaptım. Üniversite akademisyenlerinin ve öğrencilerinin ilgisi yoğundu. Sunumun ardından Visiting Profesör unvanı ve Fahri Doktora vereceklerini söylediler, çok şaşırdım ve onore oldum” diyerek üniversiteyle birlikte akademik çalışmalar ve araştırmalara devam edeceklerini belirtti.</p>
<p><strong>MS hastalığının engellenmesi için ilaç geliştirdi</strong></p>
<p>İnsan bağırsağında yer alan bir bakteriden elde edilen ekzopolisakkaritlerin MS hastalığını tamamen engellediğini gözlemledikten sonra ilaç için çalışmalara başlayan İstinye Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğretim Üyesi Prof. Dr. Furkan Ayaz, 2019’da başladığı çalışmanın ardından iki yılın sonunda laboratuvar deneylerinde hastalığı engellediğini gördüklerini söyledi. İlacın çalışmasının şu anda altı yıldır ABD’de devam ettiğini belirten Prof. Dr. Ayaz, şöyle konuştu:</p>
<p>“İlaç, insan vücudundaki düzenleyici bakterilerden elde ediliyor. Bu bakteri aynı zamanda bağırsakta iltihaplanmayı engelliyor. Buradan yola çıkarak MS hastalığının tedavisinde kullanmak için çalışmaya başladık. Tabi bakteri direkt olarak insanlara enjekte edilemez. Bakterinin üzerindeki şeker molekülünün MS hastalığına iyi geldiğini keşfettikten sonra bunun üzerine çalıştım. Kısacası ilaç bu bakteriden elde ediliyor. MS hastalığında olumlu sonuç verdiği gözlendikten sonra romatizmal hastalıklarda da denendi. Onda da faydalı oldu. İki yıl süren çalışmanın ardından fare deneylerinde olumlu sonuç elde ettik. Deneylerimizde MS hastalığının ilerlemediğini gördük.”</p>
<p><strong>“Hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz”</strong></p>
<p>MS hastalığında merkezi sinir sistemini etkileyen iltihaplanmanın hastaların durumunun kötüleşmesine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Ayaz, “MS hastalarında iltihaplanma bir artıyor bir azalıyor. Azalma olduğu zaman bu ilaç uygulandığında hastalığın tekrardan nüksetmesini engellemeyi hedefliyoruz. Patenti alınan ilaca Amerika&#8217;daki uluslararası ilaç firması 500 bin dolar bütçe desteği sağladı. İlacın çalışmalarının devam etmesi için ABD’de bir şirket kuruldu, şirket şu anda altı yıldır ilaç üzerinde çalışmaya devam ediyor. Klinik denemeler için daha büyük ilaç firmaları ile anlaşma sağlanmaya çalışılıyor. Çalışmalar sonlandıktan sonra klinik denemelere </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-furkan-ayaz-ms-hastalarina-umut-olacak-ilac-gelistirdi-597891">Prof. Dr. Furkan Ayaz, MS Hastalarına Umut Olacak İlaç Geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız kokusuna yol açan 6 neden</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-591704</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Nov 2025 08:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açan]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Hekimi]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[kokusuna]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591704</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağız kokusu, toplumda sık görülen ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyen problemlerden biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-591704">Ağız kokusuna yol açan 6 neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ağız kokusu, toplumda sık görülen ve sosyal yaşamı olumsuz etkileyen problemlerden biri. Günlük iletişimi zorlaştırarak kişide öz güven kaybına yol açabilen bu sorun, çoğu zaman ağız hijyeni eksikliklerinden kaynaklansa da bazı durumlarda, altta yatan farklı sağlık sorunlarının da habercisi olabiliyor. Toplum Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında değerlendirmede bulunan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Ağız kokusu yalnızca diş çürükleri veya diş taşı gibi ağız içi problemlerden değil; reflü, sinüzit, diyabet ya da bademcik taşı gibi sistemik rahatsızlıklardan da meydana gelebiliyor. Bu yüzden, kişide geçmeyen bir ağız kokusu varsa bir uzmana görünmesi önemli” dedi.</strong></p>
<p>Ağız kokusunu önlemenin düzenli bakım ve doğru alışkanlıklarla mümkün olduğunu belirten Diş Hekimi Arzu Tekkeli, “Ağız kuruluğu, tükürük azlığı veya dil üzerinde bakteri birikimi gibi durumlar kokuya zemin hazırlar. Günde en az iki kez diş fırçalamak, dil temizliği yapmak, yeterli su tüketmek, sigara ve alkol gibi ağız kuruluğuna yol açan alışkanlıklardan kaçınmak ve düzenli diş hekimi kontrollerini ihmal etmemek, ağız kokusunu önlemede çok etkilidir. Ancak ağız kokusu sürekli ve şiddetliyse, mutlaka diş hekimine başvurulmalı; gerekirse kokunun başka bir sağlık sorunundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı araştırılmalı” diye konuştu.</p>
<p>Diş Hekimi Arzu Tekkeli, ağız kokusuna sebep olabilecek en yaygın nedenleri sırladı:</p>
<p><strong>Ağız içi problemler</strong></p>
<p>Çürük ya da enfekte dişler, diş taşı, çekilmesi gereken ancak ağızda bırakılmış kök ve dişler kötü kokuya yol açabilir.</p>
<p><strong>Yetersiz ağız bakımı</strong></p>
<p>Dişlerin günde en az iki kez fırçalanmaması, diş ipi ile diş aralarının temizlenmemesi ağızda bakteri birikimine neden olur ve bu da kötü koku oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p><strong>Dil yüzeyindeki bakteriler</strong></p>
<p>Dil üzerinde biriken bakteriler koku oluşumunun önemli bir nedenidir. Son araştırmalar, dilin de dişlerle birlikte fırçalanmasının ağız kokusunu azaltmada oldukça etkili olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Sistemik hastalıklar</strong></p>
<p>Reflü, mide rahatsızlıkları, bademcik taşları, sinüzit ve diyabet gibi hastalıklar da ağız kokusuna neden olabilir.</p>
<p><strong>Ağız kuruluğu</strong></p>
<p>Tükürüğün azalması hem kötü koku hem de diş çürüklerinin oluşmasına yol açar. Ağız kuruluğu sigara, alkol, bazı ilaçlar ya da yetersiz su tüketiminden kaynaklanabilir.</p>
<p><strong>Geçici sabah kokusu</strong></p>
<p>Sabahları oluşan ağız kokusu genellikle normaldir. Uyku sırasında tükürük salgısının azalması nedeniyle ağızda bakteri birikir. Ancak bu durum gün içinde de devam ediyorsa mutlaka diş hekimi görüşü alınmalıdır.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusuna-yol-acan-6-neden-591704">Ağız kokusuna yol açan 6 neden</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:35:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[Ağız Kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[derinden]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Fırça]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[hijyen]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[kokusu]]></category>
		<category><![CDATA[lişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[sarsabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[sarsar]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sık karşılaşılan ve bireylerin sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilen ağız kokusu yani tıptaki adı ile halitozis, bazen ciddi bir sağlık problemlerinin de habercisi olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344">Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sık karşılaşılan ve bireylerin sosyal yaşamını olumsuz etkileyebilen ağız kokusu yani tıptaki adı ile halitozis, bazen ciddi bir sağlık problemlerinin de habercisi olabiliyor. Nedenleri sadece ağız hijyeniyle sınırlı olmayan ağız kokusu, diyabetten mide rahatsızlıklarına kadar birçok sağlık sorunundan kaynaklanabiliyor. Tedavi edilmeyen ve kalıcı hale gelen ağız kokusu şikayetleri iletişim problemleri, özgüven kaybı ve sosyal ilişkilerden uzaklaşılması gibi olumsuzluklara yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Diş Bölümü’nden Dt. İrem Merve Özbek,<strong> </strong>ağız kokusunun nedenleri ve çözüm yolları hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>
<h3><strong>Ağız kokusunun en sık nedeni bakterilerdir</strong></h3>
<p>Ağız kokusu çoğunlukla ağız içindeki bakterilerden kaynaklanır. Yetersiz ağız hijyeni, diş eti hastalıkları, diş çürükleri, dil üzerindeki bakteri tabakası ve bademcik taşları bu duruma yol açan başlıca etkenler arasındadır. Yetersiz su tüketimi, sigara kullanımı, uzun süre aç kalmak gibi alışkanlıklar da ağızda kötü koku oluşmasına neden olur. Daha nadir olarak sinüs enfeksiyonları, diyabet ve mide problemleri gibi sistemik hastalıklar da ağız kokusunun kaynağı olabilir. Bazı ilaçların uzun süreli kullanımı veya beslenme bozuklukları tükürük yapısını bozarak bakteri birikimine zemin hazırlar. Bu durum da ağız kokusunun kalıcı hale gelmesine yol açabilir.</p>
<h3><strong>Sadece diş macunuyla kokuyu bastırmak yetmez</strong></h3>
<p>Sürekli devam eden ağız kokusu; diyabet, karaciğer veya mide hastalıklarının ilk sinyali olabilir. Bu nedenle, ağız kokusu geçici değilse, yalnızca ağız hijyenine odaklanmak yerine altta yatan tıbbi nedenlerin araştırılması gerekir. Erken dönemde fark edilen sistemik hastalıklar, hem ağız kokusunun ortadan kalkmasını sağlar hem de genel sağlık açısından hayati önem taşır.</p>
<h3><strong>Düzenli bakım kötü kokuyu önlemenin anahtarı</strong></h3>
<p>Düzenli ağız bakımı, ağız kokusunu önlemede en etkili yöntemlerden biridir. Dişlerin günde en az iki kez fırçalanması, diş ipiyle arayüz temizliğinin yapılması ve dilin özel bir fırça ya da kazıyıcı ile temizlenmesi ağız hijyenini sağlar. Yılda en az iki kez diş hekimi kontrolüne gitmek, diş eti hastalıklarını ve çürükleri erken dönemde tespit etmeye yardımcı olur. Diş taşı temizliği ve polisaj işlemi hem estetik hem de hijyen açısından büyük önem taşır. Ayrıca fırçalamaya destek olarak ağız duşu (oral irrigator) kullanımı, bakterilerin azaltılmasında oldukça etkilidir.</p>
<h3><strong>Sürekli ağız kokusu ciddi hastalık belirtisi olabilir</strong></h3>
<p>Ağız kokusunun geçici değil, sürekli bir hale gelmesi durumunda bir uzmana başvurulması gerekir. Kokunun kaynağı sadece ağızda olmayabilir; bazı durumlarda kulak burun boğaz ya da gastroenteroloji uzmanlarının değerlendirmesi gerekebilir. Altta yatan sistemik hastalık tedavi edildiğinde, ağız kokusu da ortadan kalkar.</p>
<h3><strong>Ağız kokusunu engelleyen 10 önemli öneri</strong></h3>
<ul>
<li>Dişlerinizi günde en az iki kez fırçalayın</li>
<li>Her gün diş ipi ile arayüz temizliği yapın</li>
<li>Dilinizi özel bir fırça veya dil kazıyıcıyla temizleyin</li>
<li>Ağız duşu (oral irrigator) kullanarak fırçalamayı destekleyin</li>
<li>Gün içinde yeterli miktarda su için, ağız kuruluğunu önleyin</li>
<li>Sigara ve alkol tüketimini azaltın veya bırakın</li>
<li>Soğan, sarımsak, kahve gibi kokuya neden olan gıdaları aşırı tüketmeyin</li>
<li>Şekersiz sakız çiğneyerek tükürük üretimini artırın</li>
<li>Antibakteriyel ağız gargaraları ile ağız hijyenini destekleyin</li>
<li>Yılda iki kez diş hekimi kontrolü yaptırarak olası sorunları erken fark edin</li>
<li></li>
</ul>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agiz-kokusu-sosyal-iliskileri-derinden-sarsar-589344">Ağız Kokusu Sosyal İlişkileri Derinden Sarsar!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mikrobiyolog Ali Rıza Akın&#8217;dan Kışa Hazırlık Tüyoları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mikrobiyolog-ali-riza-akindan-kisa-hazirlik-tuyolari-575304</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Sep 2025 16:10:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağız]]></category>
		<category><![CDATA[akın]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[Bağışıklık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[hazırlık]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kışa]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyolog]]></category>
		<category><![CDATA[Mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotikler]]></category>
		<category><![CDATA[rıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğada tüm canlılar yaklaşan kışa hazırlanır. Hayvanlar yuvalarını güçlendirir, bitkiler köklerine çekilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikrobiyolog-ali-riza-akindan-kisa-hazirlik-tuyolari-575304">Mikrobiyolog Ali Rıza Akın&#8217;dan Kışa Hazırlık Tüyoları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğada tüm canlılar yaklaşan kışa hazırlanır. Hayvanlar yuvalarını güçlendirir, bitkiler köklerine çekilir. Çünkü uzun kış aylarını sağlıklı ve güçlü atlatmanın yolu hazırlıktan geçer. İnsanların da bu doğal döngüden öğreneceği çok şey var. Bağışıklık sistemimizin düzenleyicisi olan mikrobiyotamızı desteklemek, kışın soğuk algınlığı ve enfeksiyonlara karşı en büyük kalkanımız olabilir. <strong>Next Microbiome Baş Bilim İnsanı ve Mikrobiyolog Ali Rıza Akın:“Kışa hazırlanmak sadece kalın giyinmekle olmaz; asıl hazırlık mikrobiyotamızı güçlendirmektir. Sağlıklı bir mikrobiyota, soğuk algınlığı ve enfeksiyonlara karşı en doğal korumamızdır</strong>”diyor.</p>
<p><strong>Bağışıklığın %70’i bağırsakta mı?</strong></p>
<p>Bilimsel araştırmalar, bağışıklık sistemimizin yaklaşık %70’inin bağırsakta başladığını ortaya koyuyor. Bağırsak duvarı, milyonlarca bağışıklık hücresinin konuşlandığı ve sürekli eğitildiği bir ordu kışlası gibidir. Sağlıklı bir bağırsak, bu ordunun disiplinli ve güçlü kalmasını sağlar. Bağırsak mikrobiyotası zayıfladığında ise en küçük virüs ya da bakteri bile kolayca saldırabilir.</p>
<p><strong>Kışa Hazırlanırken Günlük Yaşamda Uygulanabilecek 3 Basit Öneri</strong></p>
<p>             •           Doğal ve liften zengin beslenin: Sebzeler (lahana, brokoli, pırasa), baklagiller (nohut, mercimek, fasulye) ve fermente gıdalar (lahana turşusu, şalgam, boza) bağırsak dostu bakteriler için güçlü yakıttır.</p>
<p>             •           Bilimsel olarak tasarlanmış takviyeler kullanın: Özellikle çiğnenebilir Akkermansia gibi yeni nesil probiyotikler ve geniş spektrumlu prebiyotikler, hem ağız hem de bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek bağışıklık sistemini iki cepheden güçlendirir.</p>
<p>             •           Düzenli uyuyun, antibiyotik kullanımına dikkat edin: Bağışıklık sistemi uyku sırasında kendini yeniler. Gereksiz antibiyotik kullanımı dost bakterileri yok ederek savunma hattını zayıflatır.</p>
<p><strong>Sadece Bağırsak Değil: Ağız Mikrobiyotası da Kritik</strong></p>
<p><strong>Ali Rıza Akın konuyla ilgili, “Bağışıklığın kapısı aslında ağızdan açılıyor. Ağız mikrobiyotası, sindirim sistemine giden ilk savunma hattı ve bağışıklık dengemizin kilit noktasıdır. Bu nedenle sadece bağırsak değil, oral mikrobiyota da desteklenmelidir. Çiğnenebilir Akkermansia içeren yeni nesil probiyotik takviyeleri, probiyotiklerin ağızda daha uzun süre kalmasını sağlayarak hem oral mikrobiyotayı güçlendirir hem de bağırsak mikrobiyotasına aktif destek sunar. Böylece bağışıklık sistemi iki cephede birden korunmuş olur’</strong>’ diyor</p>
<p><strong>Türkiye’de Mikrobiyota Bilinci</strong></p>
<p><strong>Akın’</strong>a göre toplumda farkındalık giderek artsa da hâlâ üç temel eksiklik öne çıkıyor:</p>
<p>             •           Probiyotik çeşitliliği algısı: Yoğurt ve süt ürünleriyle sınırlı bilinen probiyotikler, yüzlerce faydalı bakteri türünden yalnızca birkaçını içeriyor.</p>
<p>             •           Yanlış beslenme alışkanlıkları: Rafine şeker ve fast food gibi işlenmiş gıdalar dost bakterileri yok ederek bağışıklığı zayıflatıyor.</p>
<p>             •           Bilgi kirliliği: Sosyal medyadaki yanlış yönlendirmeler, bilimsel verilerin önüne geçebiliyor.</p>
<p><strong>Next Microbiome’dan Bağışıklık Destek Paketi</strong></p>
<p>Mikrobiyota sağlığına odaklanan Next Microbiome, geliştirdiği özel formüllerle bağışıklık sistemini destekleyen yeni bir ürün paketi sunuyor. Paket; probiyotiklerden oluşan <strong>Next Microbiome Probiyotik Ailesi</strong> ve prebiyotik liflerle zenginleştirilmiş <strong>Next Microbiome Prebiyotik Ailesi</strong> ürünlerini bir araya getiriyor.</p>
<p> <strong>Probiome-Novo</strong>: Yeni nesil probiyotik Akkermansia muciniphila ve geleneksel probiyotiklerin bir araya geldiği formülüyle sindirim ve bağışıklık dengesine katkı sağlıyor. Çiğnenebilir formu sayesinde kullanım kolaylığı sunan Novo, hem ağız hem de bağırsak mikrobiyotasını destekleyen çifte etkili bir probiyotik olarak öne çıkıyor. </p>
<p><strong>Probiome -Boost</strong>: Etkinliği kanıtlanmış geleneksel probiyotik bakterilerle sindirim ve bağışıklık sistemini destekliyor.</p>
<p><strong>Fiberbiome-Guard</strong>: Zengin bitkisel lif içeriğiyle mikrobiyotayı desteklerken, kurkuminin güçlü antioksidan ve antiinflamatuar özellikleri sayesinde bağışıklık sistemine ek katkı sağlıyor.</p>
<p>Next Microbiome, geliştirdiği probiyotik ve prebiyotik formüllerle, mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemini desteklemeyi ve toplumda mikrobiyota bilincini artırmayı hedefliyor. Probiyotik ve prebiyotik formüllerinin yanı sıra, yenilenen web sitesi üzerinden de kullanıcılarına güncel içerikler ve ürün bilgileri sunuyor.</p>
<p>Next Microbiome, yenilenen web sites ile; güncel içerikler, bilimsel araştırmalar ve ürün bilgilerini kullanıcılarla buluşturarak, sağlıklı yaşam ve mikrobiyota farkındalığını artırmayı amaçlıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mikrobiyolog-ali-riza-akindan-kisa-hazirlik-tuyolari-575304">Mikrobiyolog Ali Rıza Akın&#8217;dan Kışa Hazırlık Tüyoları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 08:08:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[egeli]]></category>
		<category><![CDATA[ekibi]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırdı]]></category>
		<category><![CDATA[literatüre]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[turunu]]></category>
		<category><![CDATA[yaşa]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457344</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Yaşa ve ekibi tarafından Bozdağ bölgesine endemik bir baklagil olan Astragalus flavescens'in kök nodüllerinden simbiyotik azot fiksasyonu yapan yeni bir bakteri türü keşfedildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Yaşa, Ege Üniversitesi’nin “2024-Vefa Yılı”nda keşfedilen yeni bakteri türüne EÜ Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı kurucusu ve ülkemizin mikrobiyoloji alanının öncülerinden Prof. Dr. Mehmet Öner’e ithafen “Phyllobacterium Onerii” adını verdi.</p>
<p>Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, Prof. Dr. İhsan Yaşa ve EÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Temel ve Endüstriyel Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Arş. Gör. Asiye Esra Eren Eroğlu’nu makamında ağırlayarak, sürdürdükleri bilimsel çalışmalar hakkında bilgi aldı. Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz akademisyenleri bilim dünyasına kazandırdıkları önemli keşifleriyle gurur kaynağımız olmaya devam ediyor. Değerli hocamız Prof. Dr. İhsan Yaşa ve ekibini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.</p>
<p><b>“Biyoteknolojik uygulamalara katkı sağlayacak”</b></p>
<p>Keşfedilen yeni bakteri türü hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yaşa, “Biyoçeşitliliğin ekosistem üzerine doğrudan ve dolaylı katkısı hesaplanamayacak kadar büyüktür. Biyolojik azot fiksasyonu kabiliyetinin tüm zirai bitkilere adapte edebilme öngörüsünün gerçekleşmesinin ilk adımı rhizobiyal bakterilerin doğadan izole edilip saflaştırılması ve tüm genomik özelliklerinin ortaya çıkarılmasıdır. Rhizobiyal türler ve bitki büyümesini teşvik eden bakteriler gibi faydalı kök mikroorganizmalarının toprak verimliliğinin kilit oyuncularıdır. Bu mikroorganizmaların çevre ve birbirleriyle olan etkileşimlerini düzenleyen genetik determinantların belirlenmesi, sürdürülebilir ekosistemler ve tarımın geliştirilmesi için de çok önemlidir. Çalışmamızda da olduğu gibi, genomik analizler bir bakteriyel suşun gelecekteki biyoteknolojik uygulamaları için tüm cephaneliğinin ortaya çıkarılabilmesine imkân sağlayacak” dedi. </p>
<p><b>“Bozdağ önemli bir endemik bitki merkezi”</b></p>
<p>Yerel rhizobiyal türler ile ilgili araştırmalarına devam edeceklerini söyleyen Prof. Dr. Yaşa, “El değmemiş doğası ile İzmir’in endemik, nadir bitkilerle sayıca zengin ve mikroklimatik özellikleri ile de tarımsal açıdan önemli bir potansiyele sahip bölgelerinden olan Bozdağ, çok sayıda doğal baklagil türleri ile yerli ve yeni rhizobial bakterilerin de potansiyel bir kaynağıdır. Özellikle bitki endosimbiyontu rhizobiyal türler çölleşme ve kuraklık tehditlerine karşı biyolojik çeşitlilik ve ekosistem için bir tür sigorta görevi gördüklerinden inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egeli-akademisyen-prof-dr-yasa-ve-ekibi-yeni-bir-bakteri-turunu-literature-kazandirdi-457344">Egeli akademisyen Prof. Dr. Yaşa ve ekibi yeni bir bakteri türünü literatüre kazandırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
