<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>azı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/azi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/azi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Jun 2025 08:10:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>azı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/azi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güneş ışınlarının azı yararlı, çoğu zararlı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunes-isinlarinin-azi-yararli-cogu-zararli-546346</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jun 2025 08:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azı]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ışınlarının]]></category>
		<category><![CDATA[yararlı]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=546346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaz aylarında açık havada daha çok vakit geçiriyor, deniz ve havuza girmeye bayılıyoruz. Ama yazın bu keyiflerin tatsız sonuçlarıyla karşılaşmamak için risklerine karşı önlem almak da gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-isinlarinin-azi-yararli-cogu-zararli-546346">Güneş ışınlarının azı yararlı, çoğu zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında açık havada daha çok vakit geçiriyor, deniz ve havuza girmeye bayılıyoruz. Ama yazın bu keyiflerin tatsız sonuçlarıyla karşılaşmamak için risklerine karşı önlem almak da gerekiyor. Yaz aylarının en büyük riski, güneş ışınları. Uzmanlar, aşırı güneş ışığına maruz kalmanın, güneş yanıklarına ya da onarılması güç başka hasarlara neden olduğuna ve cildi yaşlandırdığına dikkat çekiyor. Ama korkulan başka bir sonuç daha var; deri kanseri. Güneşten gelen ultraviyole ışınlarına maruz kalmak deri kanserlerinin önlenebilir sebeplerinin en başında geliyor. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun kanser istatistik verilerine göre; 2009 yılında 353 melanom vakası varken 2014 yılında bu sayı 610’a yükselmiş. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan,</strong> “Güneş sanıldığı kadar masum değil. Güneşin zararlı etkileri zamanla ince, kırışık, lekeli bir cilde ve hatta deri kanserlerine yol açabiliyor. Deri kanserinden korunmanın en etkili yolu ise güneşle teması bilinçli sınırlamaktan geçiyor. Özellikle gündüz saatlerinde doğrudan güneşe çıkmayın, mutlaka çıkmanız gerekirse de gölgede kalmaya çalışın, güneş kremi kullanın, güneş gözlüğü ve şapka takın” sözleriyle uyarıda bulunuyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan</strong> güneşin zararlı etkilerinden korunmak için alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Güneş kremiyle korunun</strong></p>
<p>En az SPF 30 ve üzeri koruma sağlayan bir güneş kremi kullanmaya özen gösterin. Bu konuda tartışmalar olsa da güneş kremlerinin insan sağlığı üzerinde uzun dönemde kanserojenik bir etkiye sahip olduğunu gösteren bilimsel bir çalışma bulunmuyor. Hatta bazı çalışmalar tam tersini, yani güneş kremi korumasından sonra deri kanserlerinin azaldığını ortaya koyuyor. Bu nedenle cildimize düzenli güneş kremi uygulayarak deri kanseri gelişimini engelleyebiliriz. </p>
<p><strong>Çinko oksit kremler ışınları geri yansıtır</strong></p>
<p>Özellikle gebeler, emziren anneler, 6 ay ve üzeri yaştaki çocuklar başta olmak üzere, tüm yaş grupları için titanyum dioksit, çinko oksit gibi fiziksel filtre içeren ürünler daha güvenli bir tercih sunuyor. Bu filtreler ciltten emilmez ve sistemik dolaşıma katılmadığı için hormonal, sistemik yan etki riski taşımaz. Güneş ışınlarını geri yansıtarak cildi güneş ışınlarından korur. Dışarı çıkmadan yarım saat önce iki parmak uzunluğu kadar güneş kremini yüzünüze, sonrasında aynı miktarda kremi sırasıyla boyun, dekolte, kulak üzeri ve el üzerine sürün. Her 2-3 saatte bir ya da deniz, havuz sonrası yenileyin.</p>
<p><strong>Kışın da krem sürmeyi ihmal etmeyin!</strong></p>
<p>Ultraviyole ışınlarının camdan ve buluttan kolaylıkla geçip cildimize ulaşması nedeniyle yaz, kış, bulutlu, güneşli gün, evde ve dışarıda her zaman güneş kremi sürmek gerektiğini unutmayın.</p>
<p><strong>Süresi geçen üründen kaçının</strong></p>
<p>Güneş kremi ambalajı üzerindeki ibareleri dikkatle okuyun. UVA ve UVB işaretleri ultraviyole A ve B’den korur, bu nedenle her iki dalga boyundan koruma sağlayan ürünleri tercih edin. Artı sayısı “+” koruyuculuk gücünü gösterir, mümkünse “++++” ibaresi bulunan ürünleri seçin. Kapağı açık kutu işaretinin ürünün ömrünü gösterdiğini aktaran Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, “Genellikle 6 ay ya da 1 yıl olarak belirlenen süre içerisinde ürünün tüketilmesi gerekir. Kullanım süresini geçen ürün yeterli koruyuculuk sağlayamayacağı için yanıklara, lekelenmelere, uzun dönemde deri kanserlerine neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Geniş çeperli şapka ve gözlük takın</strong></p>
<p>Güneşe maruz kalan vücut alanı ne kadar küçük olursa cilt hasarı da o kadar azalır. Bu amaçla sıklıkla yüzünüzün alın, kulak ve ense kısmını kapatan geniş çeperli şapkalar ve gözlük takın. Mümkünse bu ürünlerin ultraviyole koruması içeren formlarını tercih edin. Ayrıca ince kumaştan kolları ve bacakları örten giysilerin de vücudun güneşten korunmasına katkı sağlayacağını unutmayın.</p>
<p><strong>10:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmayın </strong></p>
<p>Güneş ışınlarının dik olduğu yaz aylarında saat 10:00-16:00 arasında güneşe çıkmamaya özen göstermek ultraviyole maruziyetini kısıtlamak açısından çok değerlidir. Bu saatler güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği saatler olup hem güneş yanıkları açısından hem de lekelenme ve deri kanseri gelişimi açısından riskli saatlerdir. </p>
<p><strong>Gölgede kalın</strong></p>
<p>Dışarıda geçirdiğiniz zaman boyunca mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın. Ancak gölgede kalındığı zaman da yerden yansıyan güneş ışınları nedeniyle ultraviyole maruziyetinin devam ettiğini unutmayın. Bu nedenle gölgede kalacak olsanız bile istenmeyen saatlerde dışarı çıkarken güneş kremini ihmal etmeyin.</p>
<p><strong>Güneş altında geçireceğiniz süreyi kısaltın</strong></p>
<p>Eğer dışarıda vakit geçirmek zorundaysanız güneş altında geçirmeniz gereken süreyi kısıtlamaya özen gösterin. Tüm korunma önlemlerine rağmen güneşte 15 -20 dakika fazla zaman geçirilmesi yüksek ultraviyole maruziyetine neden olur. Gününüzü buna göre planlamaya çalışın.</p>
<p><strong>Koruyucu hap alabilirsiniz</strong></p>
<p>Tüm bu önlemlere ek olarak, deri kanserine genetik yatkınlığı, güneş alerjisi, deri kanseri öyküsü, güneş ile alevlenen deri hastalığı gibi özellikli hastalıkları olan kişilerde ayrıca güneş koruyucu hap gibi ek önlemler de alınabilir. Ancak bu hapların da tek başına güneşten koruma etkisinin kremlerden daha az olması nedeniyle diğer önlemlere ek olarak ve doktor tavsiyesiyle alabilirsiniz. </p>
<p><strong>Solaryumdan uzak durun</strong></p>
<p>Son olarak güneşten neredeyse 10 kat daha fazla ultraviyole maruziyetine neden olan solaryumdan uzak durmak gerektiğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan,<strong> </strong>“Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak adlandırılan solaryum cihazlarının uygulanmasından sonra cilt kanserlerinde ciddi artış gelişimini bildiren çok sayıda çalışma bulunuyor. Bu nedenle yaz kış solaryumdan kaçının” diyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunes-isinlarinin-azi-yararli-cogu-zararli-546346">Güneş ışınlarının azı yararlı, çoğu zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azı kararsızlık, fazlası kibir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-533132</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 May 2025 09:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azı]]></category>
		<category><![CDATA[fazlası]]></category>
		<category><![CDATA[kararsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kibir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=533132</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sağlıklı özgüvenin ne olduğu, nasıl geliştiği, düşük veya aşırı özgüvenin etkileri ve özgüveni güçlendirmek için uygulanabilecek psikolojik yaklaşımlardan bahsetti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-533132">Azı kararsızlık, fazlası kibir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sağlıklı özgüvenin ne olduğu, nasıl geliştiği, düşük veya aşırı özgüvenin etkileri ve özgüveni güçlendirmek için uygulanabilecek psikolojik yaklaşımlardan bahsetti.</p>
<p><strong>Sağlıklı öz güvenin bazı temel bileşenleri var!</strong></p>
<p>Özgüvenin, bireyin kendisi hakkında sahip olduğu genel değerlendirme olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özgüven, kendi değerini bilme, yeteneklerine inanma ve hayatın getirdiği zorluklarla başa çıkabilme kapasitesidir.” dedi.</p>
<p>Sağlıklı özgüvenin temel bileşenlerini açıklayan Demir, “Gerçekçi öz-değerlendirme, yani ne çok yüceltmek ne de küçümsemek. Kendi değerini kabul etmek, başarıdan bağımsız olarak kendini sevmek. Hata yapmaya açık olmak, hatalardan ders çıkarmak, pes etmemek. Bağımsızlık ve sosyal uyum, kendi kararlarını alırken başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmek.” şeklinde konuştu. </p>
<p><strong>Özgüvenin azı da fazlası da hayat kalitemizi etkileyebilir </strong></p>
<p>Özgüvenin genetik yatkınlıkla ilişkili olabileceğini, ancak büyük oranda çevresel faktörler ve yaşam deneyimleriyle şekillendiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Çocuklukta bakım verenlerin tutumu, başarının ve başarısızlığın nasıl karşılandığı, sosyal etkileşimler özgüvenin temelini atar.” dedi.</p>
<p>Düşük özgüven ve aşırı özgüven kavramlarına değinen Demir, şunları söyledi:</p>
<p>“Düşük özgüven,<strong> </strong>sosyal kaygı, depresyon ve çekingenlik, karar verme zorlukları ve kendini sürekli sorgulama, başarı korkusu, erteleme ve risk almaktan kaçınma, başkalarının onayına aşırı bağımlı olma gibi durumlara neden olabilir. Aşırı özgüven ise bazen narsistik eğilimler olarak yorumlanabilecek davranışlarla kendini gösterebilir. Kendi hatalarını fark etmeme, eleştiriyi kabul etmeme, empati eksikliği gibi durumlar kibirli veya gerçeklikten kopuk bir izlenim yaratabilir.</p>
<p>Özgüvenin azı da fazlası da hayat kalitemizi etkileyebilir. Düşük özgüven bizi sürekli sorgulamaya iterken, aşırı özgüven bazen gerçekleri görmemizi engelleyebilir.”</p>
<p><strong>Hataları deneyim olarak değerlendirmek öz güveni artırabilir! </strong></p>
<p>Sağlıklı bir özgüven dengesinin kurulabilmesi için önerilerde bulunan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Kendi güçlü ve zayıf yönlerinizi objektif bir şekilde değerlendirmek önemlidir. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek, eksiklerinizi görüp geliştirmeye açık olmak sağlıklı bir özgüvenin temelidir. ‘Her konuda mükemmel olmalıyım’ yerine, ‘Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum ve gelişmeye açığım’ bakış açısını benimsemek, özgüveni dengede tutar.” dedi.</p>
<p>Hata yapmanın kaçınılmaz ve aslında öğrenmenin en güçlü yollarından biri olduğunun da altını çizen Demir, “Hataları başarısızlık olarak görmek yerine, birer deneyim olarak değerlendirirseniz hem daha cesur hareket edebilir hem de kendinize olan güveninizi artırabilirsiniz. Örneğin, bir hata yaptığınızda kendinize ‘Bundan ne öğrenebilirim?’ diye sormak, gelişiminizi destekleyen sağlıklı bir özgüven geliştirmenize yardımcı olur.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sağlıklı bir özgüven için kendi değerimizi dış faktörlerden bağımsız olarak kabul etmeliyiz</strong></p>
<p>Başkalarının onayına bağımlı olmanın, özgüvenimizi dalgalı hale getirebildiğini kaydeden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Eğer kendimizi sürekli başkalarının beğenisine göre değerlendiriyorsak, eleştiriyle sarsılabilir veya ilgi görmediğimizde özgüvensiz hissedebiliriz. Sağlıklı bir özgüven için kendi değerimizi dış faktörlerden bağımsız olarak kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Kendi kararlarınıza güvenmek ve içinizdeki sesi duymak bu süreci destekler.</p>
<p>Hayat sürekli değişiyor ve bazen planlarımız istediğimiz gibi gitmeyebilir. Sağlıklı bir özgüvene sahip bireyler, bu değişimlere uyum sağlayabilen, alternatif çözümler üretebilen ve belirsizlikle baş edebilen kişilerdir. ‘Planım işlemedi, demek ki ben başarısızım’ yerine ‘bu beklediğim gibi olmadı ama farklı yollar deneyebilirim’ diyebilmek, özgüvenin sağlıklı bir temele oturmasını sağlar.”</p>
<p><strong>Büyük hedefler yerine küçük ve ulaşılabilir hedeflerle özgüven gelişimi desteklenebilir!</strong></p>
<p>Özgüvenin, doğuştan gelen sabit bir özellik değil, zamanla geliştirilebilen bir beceri olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bilişsel davranışçı terapi (BDT) yaklaşımlarına göre, bireyin kendisi hakkında oluşturduğu içsel inançlar ve öğrenilmiş deneyimler, özgüven seviyesini belirler. Beyin nöroplastisite özelliği sayesinde, düşünce ve davranış alışkanlıklarımızı değiştirerek özgüvenimizi güçlendirmek mümkündür.” dedi.</p>
<p>Davranışsal psikolojiye göre, bireyler küçük başarılar elde ettikçe kendilerine olan güvenleri arttığına işaret eden Demir, “Albert Bandura’nın ‘öz yeterlilik’ kavramına göre, bir alanda başarılı deneyimler yaşamak, bireyin o alanda kendine güvenmesini sağlar. Örneğin, büyük hedefler yerine küçük ve ulaşılabilir hedefler koyarak özgüven gelişimi desteklenebilir.” önerisinde bulundu.</p>
<p><strong>Olumlu iç konuşmalar yapın…</strong></p>
<p>Bilişsel psikolojinin, bireyin kendi iç sesiyle kurduğu diyalogların duygusal durumunu etkilediğini gösterdiğini dile getiren Demir, “‘Ben bunu yapamam’, ‘yeterince iyi değilim’ gibi olumsuz iç konuşmalar zamanla düşük özgüvene yol açarken, ‘elimden gelenin en iyisini yapıyorum’, ‘bu bir öğrenme süreci’ gibi destekleyici ve olumlu iç konuşmalar bireyin kendine olan güvenini artırabilir.” dedi.</p>
<p>“Psikolojik araştırmalar, beden dilinin sadece başkalarına değil, kişinin kendisine olan algısını da etkilediğini ortaya koymuştur.” diyen Demir,  yapılan bir çalışmada, dik duruş ve geniş beden hareketleri gibi ‘güç pozlarının’ stres seviyesini düşürdüğü ve bireyin kendini daha güçlü hissetmesine katkı sağladığının bulunduğunu söyledi. </p>
<p><strong>“Özgüven bir kas gibidir, ne kadar çalıştırırsanız, o kadar güçlenir!”</strong></p>
<p>Öğrenilmiş çaresizlik kavramına göre, bireyin sürekli rahat olduğu bir alanda kalmasının, yeni ve bilinmez durumlara karşı korku geliştirmesine neden olabileceğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özgüveni artırmanın en etkili yollarından biri, yeni deneyimlere açık olmak ve küçük adımlarla alışılmışın dışına çıkmaktır. Yeni beceriler öğrenmek, sosyal ortamlara girmek veya yeni sorumluluklar almak, bireyin kendine duyduğu güveni artırabilir.” dedi.</p>
<p>Sosyal karşılaştırma teorisine göre, insanların kendilerini başkalarıyla kıyaslayarak özgüvenlerini şekillendirdiğini aktaran Demir, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ancak sürekli olarak daha başarılı veya daha yetenekli görülen bireylerle kıyas yapmak, özgüvenin azalmasına neden olabilir. Bunun yerine, kişinin kendi ilerlemesine odaklanması ve kendi gelişimini geçmişteki durumuyla kıyaslaması daha sağlıklı bir özgüven geliştirmesini sağlar. Özgüven bir kas gibidir, ne kadar çalıştırırsanız, o kadar güçlenir!”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/azi-kararsizlik-fazlasi-kibir-533132">Azı kararsızlık, fazlası kibir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuzun azı da çoğu da zarar</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tuzun-azi-da-cogu-da-zarar-354775</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 09:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[azı]]></category>
		<category><![CDATA[çoğu]]></category>
		<category><![CDATA[tuzun]]></category>
		<category><![CDATA[zarar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=354775</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı ve normal şartlarda yaşamını sürdüren erişkinlerin günlük tüketmesi gereken tuz miktarının 5 gram olmasını öneriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzun-azi-da-cogu-da-zarar-354775">Tuzun azı da çoğu da zarar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı ve normal şartlarda yaşamını sürdüren erişkinlerin günlük tüketmesi gereken tuz miktarının 5 gram olmasını öneriyor. </strong></p>
<p><strong>Fazla tuz tüketimi kadar az tuz tüketmenin de sağlık için zararlı olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “İçine tuz atmadan yediğimiz ve içtiğimiz hemen her doğal besinin içeriğinde tuz vardır.</strong></p>
<p><strong>Bir ekmek fırınında ekmek pişiren bir kimse ile bilgisayar karşısında çalışan bir insanın su ve tuz gereksinimi aynı değildir. Tuzu az tüketmek önemli ancak sodyum eksikliği de ciddi sağlık sorularına yol açabilir. Kronik hastalığı olanların rutin kontrollerinde kanda sodyum ve klor düzeylerinin de tetkik edilmesi gerekir” açıklamasında bulundu&#8230;</strong></p>
<p>Tuzu az tüketmenin önemli olduğunu ancak sodyum eksikliğinin de ciddi sağlık sorularına yol açabileceğine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bildiğimiz sofra tuzu, sodyum klorür molekülünden oluşmaktadır. Kanda sodyum eksikliği sıklıkla hastanede yatan hastalar ve yaşlı bireylerde görülmektedir. Hiponatremi saptanan hastalarda halsizlik, yorgunluk, bulantı, kusma, huzursuzluk ve baş ağrısı gibi belirtiler yanında ileri evrelerde beyin ödemi sonucunda bilinç kaybı, hatta koma durumu bile gelişebilir” diyerek tuzu az tüketmenin de fazla tüketmenin de zararlarına dikkat çekti&#8230;</p>
<p><strong>Böbrek sağlığını korumada sıvı almak ve sağlıklı beslenmek önemli</strong></p>
<p>Yeterli sıvı almak ve dengeli beslenmenin altını çizen Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Aşırı tuz tüketiminden sakınmak, fazla kilolardan kurtulmak, tansiyon ve şeker düzeyinin aralıklı kontrol edilmesi, sigara kullanılmaması, düzenli olarak orta düzeyde egzersiz yapmak, özellikle ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçları uzun süreli ve sık kullanmaktan kaçınmak böbreklerin sağlıklı kalması için başlıca önlemler olarak sayılabilir” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p><strong>Sodyum eksikliği farklı hastalıklara yol açabilir</strong></p>
<p>İshal, kusma yoğun idrar söktürücü ilaç kullanımı durumlarında hem su hem de sodyum kaybı nedeni ile hiponatremi görülebildiğini belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Sağlıklı olduğunu düşünerek günde 5-6 litre su içilmesi halinde, kanın su kısmı artarken sodyum düzeyi ona paralel yükselmediği için hiponatremi gelişebilir. Benzer bir mekanizma ile tiroid bozukluğu, kalp yetmezliği, karaciğer yetmezliği ve böbrek yetmezliğinde de hiponatremi görülebilir. Diğer bir hiponatremi nedeni ise beyinde hipofizden salgılanan anti-diüretik hormonun fazla salgılanması, bu hormonunun etkisine böbreğin yanıt vermemesi veya bazı kanser türlerinde ADH benzeri moleküllerin yapımı nedeni ile hiponatremi gelişebilir” dedi.    </p>
<p><strong>Her besinin içerisinde sodyum bulunur</strong></p>
<p>Sodyum içeriği yüksek olan besinlere işlenmiş etler, konserve gıdalar, turşu, ketçap-mayonez, kavrulmuş tuzlu kuruyemişin örnek olarak verilebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Her besinin içerisinde doğal olarak sodyum da bulunuyor. Normal şartlarda böbrekler vücuttaki suyu idrar ile atarken beraberinde bir miktar tuzu da atar. Sağlıklı böbrekler vücudun su ve tuz dengesini bozmayacak şekilde bu görevini yerine getirir ve sodyum düzeyi sabit tutulur. Böbreklerin kapasitesini aşan miktarda su içilmesi durumunda su-tuz dengesi bozulabilir” hatırlatmasında bulundu.</p>
<p><strong>Böbrek fonksiyonlarının bozulması böbrek yetmezliğine yol açabilir</strong></p>
<p>Böbreklerin kanı toksinlerden arındırarak idrarla vücuttan atılmalarını sağlayan organlar olduğunu ve böbreklerin fonksiyonlarının bozulması durumunda vücutta zararlı toksinler ve fazla sıvı birikerek böbrek yetmezliği belirtilerinin oluşabileceğini vurgulayan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bu belirtiler arasında yüksek tansiyon, aşırı yorgunluk veya uyuşukluk, inatçı baş ağrıları, yüz ve ayak bileklerinde şişlik, vücutta sıvı birikimi veya bel ağrısı, idrar renginde koyulaşma, nefes darlığı, bulantı-kusma sayılabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Böbreklerde görülen hastalıkların böbrek hastalığının tipine, şiddetine ve gelişme hızına bağlı olarak değişiklik gösterebileceğini belirten Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “İdrar renginin koyulaşması, idrar köpük, idrar miktarının azalması, yan ağrısı, tansiyon yükselmesi, bulantı, kusma, iştahsızlık, vücutta ödem, baş ağrısı, görme bozukluğu, kalp ritim bozuklukları, bilinç değişikliği, koma gibi durumlar gelişebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tuzun-azi-da-cogu-da-zarar-354775">Tuzun azı da çoğu da zarar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
