<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>az | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/az/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/az</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 May 2026 07:23:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favicon-3-32x32.png</url>
	<title>az | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/az</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Günde en az üç kez sarılın!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-638203</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 07:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[günde]]></category>
		<category><![CDATA[ifade]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[Oksitosin]]></category>
		<category><![CDATA[sarılın]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[üç]]></category>
		<category><![CDATA[üzerinde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=638203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-638203">&#8220;Günde en az üç kez sarılın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu.</p>
<p>“İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin&#8221; başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı.</p>
<p>Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi.</p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi.</p>
<p><strong>Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor</strong></p>
<p>Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti.</p>
<p>Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu.</p>
<p>Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili</strong></p>
<p>Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi.</p>
<p>“Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor</strong></p>
<p>Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi.</p>
<p>Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili</strong></p>
<p>Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti.</p>
<p>“İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Öğrenmeyi de güçlendiriyor</strong></p>
<p>Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Yalnızlık doğamıza uygun değil</strong></p>
<p>İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır</strong></p>
<p>Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu.</p>
<p>Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek… Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir</strong></p>
<p>“Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.”</p>
<p><strong>Yalnızlık bir uyarı sinyali</strong></p>
<p>Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi… Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor</strong></p>
<p>Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler… Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor</strong></p>
<p>Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı:</p>
<p>“Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.”</p>
<p>Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p><strong>İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler?</strong></p>
<p>Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:</p>
<p>“Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.”</p>
<p>İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi.</p>
<p><strong>Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor</strong></p>
<p>Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir</strong></p>
<p>Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Ayrılık acısının biyolojik temeli var</strong></p>
<p>İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır</strong></p>
<p>Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor</strong></p>
<p>Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Günde en az üç kez sarılın</strong></p>
<p>Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor</strong></p>
<p>Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu.</p>
<p>Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gunde-en-az-uc-kez-sarilin-638203">&#8220;Günde en az üç kez sarılın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 12:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğin]]></category>
		<category><![CDATA[gör]]></category>
		<category><![CDATA[görme]]></category>
		<category><![CDATA[lkay]]></category>
		<category><![CDATA[meslek]]></category>
		<category><![CDATA[Miyop]]></category>
		<category><![CDATA[öğr]]></category>
		<category><![CDATA[Optisyenlik]]></category>
		<category><![CDATA[rehabilitasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Optisyenlik Programı tarafından düzenlenen “Az Görme ve Görsel Rehabilitasyonda Güncel Yaklaşımlar Sempozyumu”, az görme alanındaki güncel bilimsel yaklaşımları, klinik uygulamaları ve rehabilitasyon süreçlerini ele aldı. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2050 yılında dünyanın özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngördüğünü belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Az görme yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunudur” dedi.</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen sempozyum açılış konuşmaları ile başladı.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Prof. Dr. Engin Gülal: “Hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması bir araya geliyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Engin Gülal, açılış konuşmasında üniversitelerin yalnızca bilgi üreten kurumlar değil, aynı zamanda toplumsal sorunlara çözüm üreten, geleceği öngören, disiplinler arası iş birliğini teşvik eden yapılar olduğunu belirterek “Bugün gerçekleşen sempozyumda ele alınan az görme konusu, tam bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli bir halk sağlığı konusudur. Bir mühendis olarak şunu söyleyebilirim ki teknoloji ve bilim insan hayatını kolaylaştırmak için vardır. Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir. Onu doğru kılan, insan odaklı düşünen, disiplinler arası çalışan profesyonellere ihtiyaç duyulmaktadır. Az görme rehabilitasyonu da bu anlayışın güzel bir örneğidir. Burada hekimlik bilgisi, optisyenlik uygulaması, ergoterapi yaklaşımı ve yardımcı teknolojiler bir araya gelmektedir. Bu bütüncül yaklaşım modern sağlık hizmetlerinin temelini oluşturmaktadır. Meslek Yüksekokulumuzun düzenlediği bu sempozyum, nitelikli sağlık personeli yetiştirme vizyonunun somut bir göstergesidir” diye konuştu.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: “Az görme multidisipliner bir yaklaşım gerektiriyor”</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Öğr. Gör. İlkay Altunsoy ise açılış konuşmasında az görmenin yalnızca görme keskinliği ve görme alanının azalmasıyla ilgili değil, bireyin bağımsızlığını, eğitimini, üretkenliğini ve özellikle yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık durumu olduğunu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 2,2 milyar insanın görme problemleri ile baş ettiğini kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “DSÖ son açıklamalarında dünyanın 2050 yılında özellikle yüzde 50’den fazlasının miyop ile baş edebileceğini öngörüyor. Bu 4 milyar insanın miyop olmasının beklendiği anlamına geliyor. Bunların da yüzde 10’unun yüksek miyopi ile baş edeceği öngörülüyor. Bu anlamda yüksek miyopi, ileride az görme alanında karşılaşacağımız halk sağlığı sorunlarından biri olacak. Dolayısıyla bugün ele aldığımız konu, yalnızca bir klinik alan değil, aynı zamanda geleceğin bir halk sağlığı sorunu. Az görme rehabilitasyonunda optisyenin rolü kritik önemdedir. Bu sempozyumun özellikle bu alanda eğitim gören öğrencilere büyük katkı sağlayacağına inanıyorum” diye konuştu. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Az görmenin genç nüfus, bebekler ve 65 yaş üstü nüfusta görülebilen bir durum olduğunu kaydeden Öğr. Gör. İlkay Altunsoy, “Az görme rehabilitasyonu multidisipliner bir yaklaşım. Özellikle bu alanda uzmanlaşan göz hekimleri, optisyen ve ergoterapistlerin koordineli çalışmasını gerektiren bütüncül bir süreç. Bugünkü sunumların mesleki farkındalığı artıracağını, disiplinler arası iş birliğin güçlendireceğini ve görme rehabilitasyonu alanına yeni bakış açıları kazandıracağına inanıyorum” dedi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span><span>Az görme, her yönüyle ele alındı</span></span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Sempozyumda farklı üniversite ve kurumlardan akademisyen ve uzmanlar, az görme ile ilgili farklı bakış açılarıyla önemli paylaşımlarda bulundu. Sempozyumda “Az Görmenin Klinik Değerlendirmesi ve Saha Uygulamaları”, “Az Görmede Kullanılan Yardımcı Cihazlar ve Güncel Teknolojik Uygulamalar”, “Mikroperimetri ile Az Görme Rehabilitasyon”, “Çocuklarda Nadir Hastalıklara Bağlı Gelişen Az Görme”, “Teleskopik Sistemler ve Montaj Aşamaları”, “Optisyenlik ve Görme Rehabilitasyonu Arasındaki İlişki: Saha Deneyimleri”, “’Az Gören Rehabilitasyonunda Ergoterapistin Rolü” ve “Az Görenlere Yardımcı Cihazlar ve Saha Uygulamaları” başlıklı konular ele alındı. </span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Başta optisyenlik öğrencileri ve mezunları olmak üzere sağlık alanında çalışan profesyonelleri bir araya getiren sempozyum plaket takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ogr-gor-ilkay-altunsoy-az-gorme-gelecegin-halk-sagligi-sorunu-613836">Öğr. Gör. İlkay Altunsoy: &#8220;Az görme geleceğin halk sağlığı sorunu&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[beceri]]></category>
		<category><![CDATA[Beynimiz]]></category>
		<category><![CDATA[beynin]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[ele]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[Mindfulness]]></category>
		<category><![CDATA[nevzat]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bilinçli farkındalık konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>&#8220;Mindfulness&#8221; kavramı Türkçede &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221;</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, &#8220;Mindfulness&#8221; kavramının Türkçeye &#8220;Bilinçli Farkındalık&#8221; olarak çevrilmesinin yerinde bir tanımlama olduğunu belirterek<strong>, </strong>&#8220;Aslında bu, bilinçli zihinsel ve duygusal farkındalık demektir. Bir zihinsel boyutu var, bir de duygusal boyutu. Bu farkındalığın üç ana ayağı var: Niyet, dikkat ve tutum.&#8221; dedi. Prof. Dr. Tarhan, bu üç ayağın nasıl işlediğini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>&#8220;Birincisi niyet ayağıdır. Kişi, niyetini önüne çıkan olaylara değil, kendi gerçek hedeflerine yöneltmeyi bilmelidir. &#8216;Kontrol bende, içinde yaşadığım olaylarda değil&#8217; duygusu önemlidir. İkinci adımda dikkat devreye girer. Niyeti tam da olsa, kişi dikkatini doğru noktaya yöneltmelidir. Üçüncüsünde ise tutum geliştirilmesi gerekir. Yaşanan zor olaylar karşısında kendi tutumunu seçebilmesi kişinin elindedir. Bütün bunları yaptığı zaman, kişi zihinsel yönetimini kendisi ele alır.&#8221;</p>
<p><strong>Meditasyon Mindfulness ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Meditasyonun sıkça Mindfulness ile karıştırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, ikisi arasındaki temel farkı ortaya koydu. Meditasyonun bir gevşeme tekniği olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Meditasyonun da üç önemli ayağı vardır: Zihinsel olarak bir konuya odaklanmak, nefes egzersizleri gibi ritmik bir hareket yapmak ve genellikle rahatlatıcı bir müzik ya da ses olması… Bu üçü ile meditasyon gerçekleşir. Ancak unutmamak gerekir ki meditasyon, Mindfulness&#8217;ın kullandığı bir tekniktir sadece. Bir alt dalı, bir aracıdır. Üst konsept bilinçli farkındalıktır.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkileri kanıtlandı</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın beyin üzerindeki nörobilimsel etkilerinin artık kanıtlandığını dile getirerek, &#8220;Mindfulness&#8217;ın eğittiği organ beynimizdir. Birincisi, beynimizin CEO&#8217;su olan &#8216;Kaptan Köşkü&#8217;, yani frontal bölgeyi yönetmeyi öğretir. Planlama, zamanlama gibi yürütücü işlevler burada kontrol edilir. İkincisi, beynimizin alarm bölgesi olan Amigdala&#8217;yı yönetir. Tehdit karşısında harekete geçen Amigdala&#8217;dan gelen uyaranları fark edip sakin kalmayı sağlar. Üçüncüsü ise beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan &#8216;Default Mode Network&#8217;ü düzenler. Bu network&#8217;ün aşırı aktif olması, kaygının çok yüksek olduğunu gösterir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri var</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, Mindfulness&#8217;ın hücresel düzeyde de etkileri olduğunu, Nobel ödüllü bir araştırmaya atıfta bulunarak, &#8220;Kronik stres altında, hücrelerin kaç defa bölüneceğini gösteren telomerler hızla yıpranır ve DNA hasarı oluşur. Bu da erken yaşlanmadır. Mindfulness, stresi yönetmeyi öğreterek telomerleri onaran Telomeraz enziminin daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Yani biyolojik yaşlanmayı yavaşlatır.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Amaç zor duyguları yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın yanlış anlaşılan bir yönüne de değinen Prof. Dr. Tarhan, bunun bir &#8220;pozitif düşünce&#8221; dayatması olmadığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Aşırı düşünme (overthinking), beynin yoğun bir şekilde stres hormonu salgılamasına neden olur. Bu durum, serotonin ve dopamin gibi beynin temel kimyasallarının hızla tükenmesine yol açar. Tıpkı kronik stresin telomerleri kısaltarak yaşam süresini etkilemesi gibi, beynin kimyasal seviyesini de düşürür. Peki, Mindfulness bunu nasıl engelliyor? Genellikle Mindfulness, &#8216;anı yaşamak&#8217; olarak yanlış anlaşılıyor; oysa doğrusu &#8216;anda yaşamaktır. &#8216;Mindfulness demek pozitif düşünce değil; zor durumlarda, stres esnasında soğukkanlı kalma becerisine sahip olmaktır. Anda kalmaktır. Bu kişiler ya geçmişte yaşıyorlar ya gelecekte, bugünü kaçırıyorlar. Oysa felsefe basittir: Geçmişten öğren, bugünü yaşa, geleceğe bak.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Mevcut durumu kabul etme önemli…</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte mevcut durumu kabul etme kavramının da kritik olduğunu dile getirerek, &#8220;Kişinin gücünün yetmediği, değiştiremeyeceği şeyler vardır. Bunu kabul etmesi gerekir. Hoşuma gitmese de bunu yaşamam gerekiyormuş diyebilmek önemlidir. Unutmayın; bir şeye üzüldüğünüzde çaresi varsa üzülmeye değmez, çaresi yoksa üzülseniz de değişmeyeceği için yine üzülmeye değmez.&#8221;</p>
<p>Mindfulness&#8217;ın uzun vadeli hedefler için bugünkü zorlukları tolere etme becerisi kazandırdığına da vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Niyetlenmiş davranış, beyinde tamamen farklı bir ağı çalıştırır. Kişiyi haz odaklı kısa vadeli hedeflerden çıkarıp, anlam odaklı uzun vadeli hedeflere yöneltir. Şu anda bir şeyden fedakârlık yapıyorsun, konforun kaçıyor ama bu sana 3-5 sene sonra ne kazandıracak? İşte farkındalık, bu bağlantıyı kurabilmektir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanma</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın tek seferlik bir uygulama ile sonuç vermeyeceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, bu becerinin beyne nasıl öğretildiğini bilimsel yöntemlerle anlattı:</p>
<p>&#8220;Bunu bir anlık yaparsanız olmuyor. Sürekli yaptığınız zaman artık stres karşısında soğukkanlı kalma becerisi kazanıyorsunuz. Hatta biz bunu Neurofeedback gibi, kişinin beyninde Alfa dalgası üretmeyi öğrettiğimiz tedavi yöntemleriyle ölçüyoruz. Kişi, ekrandaki bir oyunu oynayarak beynindeki Beta dalgalarını azaltıp Alfa dalgalarını artırmayı öğrendiği zaman, beyin bu dalgayı alet takılı olmadan da üretmeyi öğreniyor. Otomatikleşiyor.&#8221;</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu tekniğin artık psikiyatride &#8220;dokulara saygılı hekimlik&#8221; olarak görüldüğünü belirterek, &#8220;Tıptaki klasik yöntem ameliyat etmek, en güçlü ilaçları vermektir. Bu, müdahaleci bir tekniktir. Mindfulness ise laparoskopik cerrahi gibidir. İnsanın psikolojik bütünlüğünü bozmadan, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığı yenmeye benzer.&#8221; ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Farkındalık kişiyi mutsuz eder mi?</strong></p>
<p>Farkındalığın kişiyi mutsuz ettiği yönündeki eleştirilere de yanıt veren Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mutluluktan ne anladığımız önemli. İki türlü mutluluk var: Biri hedonik mutluluk, yani haz mutluluğu. Diğeri ise anlam mutluluğu. Haz mutluluğu beynin dopamin yolaklarıyla, anlam mutluluğu ise serotonin yolaklarıyla ilgilidir. Dopamin kısa vadelidir, hızla tükenir ve beyin tekrar ister. Eğer mutluluğu sıfır stresli bir hayat olarak hedefliyorsak, bunun adı sahte mutluluktur. Nasıl paranın sahtesine özen göstermiyorsak, mutluluğun da sahtesini ayırt etmemiz gerekir. Satın alınabilen, somut şeylerden elde edilen mutluluk sahte mutluluktur.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakın</strong></p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, farkındalık sürecinde yaşanan yüzleşme anlarının nasıl yönetileceğinin ilişkin de “Bugünün ıstırabı, yarının neşesidir. Bunu anladığınızda mutsuzluk hissini yönetirsiniz. Bunu yaparken kilit beceri gözlemci olmayı öğrenmektir. Kendi duygularına karşı da gözlemci olacaksın, dışarıdan sana sunulan duygulara karşı da&#8230; Gözlemci olduğun zaman o duygu sana bulaşmıyor, zihinsel olarak o duyguyu satın almıyorsunuz. Mutsuz gözüken bir olaya üçüncü bir gözle bakabilen kişi, olayı hemen duygusal olarak onaylamaz. Bu, kendiliğinden olmaz, öğrenilmesi gereken bir beceridir.&#8221; şeklinde bilgi verdi.</p>
<p>Özellikle dijital çağın getirdiği hızlı ve sürekli uyaran akışına karşı &#8220;dijital detoks&#8221; ve kendine zaman ayırmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, kişinin kendi ruh haline objektif bakabilmesinin modern insanın en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilgisayarın ön bellek doluysa yavaşladığını, beynimizin de biyolojik bir bilgisayar gibi çalıştığını kaydederek, &#8220;Bir bilgisayar düşünün; ön belleği doluysa yavaşlar. Beynimiz de biyolojik bir bilgisayar gibi çalışıyor. Beynimizdeki algoritmaların yaklaşık yüzde 30&#8217;u genetik, yüzde 70&#8217;i ise sonradan öğrenilir. Öğrendiğimiz bu algoritmaları yeni bilgilerle yeniden yazmak gerekiyor. Eğer beynimizdeki algoritmaları değiştirmezsek, eski sorulara eski cevaplar veririz. Hâlbuki eski sorulara yeni cevaplar vermek gerekiyor. Bu, beynimizin nöroplastisite özelliğiyle ilgilidir.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olmalı</strong></p>
<p>Bu zihinsel becerinin günlük hayata nasıl entegre edileceğini de açıklayan Prof. Dr. Tarhan, &#8220;Mindfulness tekniği için kişinin yaşam felsefesine göre kendisine ayırdığı bir zaman olması gerekiyor. Bu, meditatif bir eylemdir. Aslında doğanın hız ve ritmine uygun yaşamaktır. Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın. Bu, kişinin rutinden kopup durup düşündüğü, yeniden değerlendirdiği bir moladır. O anda beynin &#8216;otomatik pilotu&#8217; olan Default Mode Network harekete geçer ve beyin stres hormonlarını azaltarak rahatlar. Hatta arama motorları bile &#8216;Search Yourself&#8217; (Kendini Ara) diyerek bu içsel yolculuğu teşvik ediyor. Hayat olumlu ve olumsuz olaylardan oluşan bir çeşnidir. Olumluyu da göreceğiz olumsuzu da göreceğiz ama olayı hızla analiz ettikten sonra olumluya odaklanacağız. Devamlı gerilime ve kronik strese hiçbir vücut dayanmaz. Bir kişinin stres yönetimini öğrenmesi gerektir. Stres yönetimini öğrenmesi bunun için beynindeki nöroplastiteyi geliştirebilmektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Prof. Dr. Tarhan, bu pratiğin zamanla otomatikleşen bir beceriye dönüştüğünü belirterek, bir davranışın kalıcı hale gelme sürecini şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Duyguyla düşünce birleşir ve kişi bunu kabul ederse &#8216;inanış&#8217; olur. İnanışı altı hafta kadar tekrar ederseniz &#8216;alışkanlık&#8217; olur. Alışkanlığı altı hafta daha devam ettirirseniz &#8216;kişilik&#8217; haline gelir. Artık o kişi, bir olayla karşılaştığında bunu otomatik olarak yapar.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;İçsel eleştirmeni&#8221; yönetmek</strong></p>
<p>Mindfulness&#8217;ın en kritik boyutlarından birinin &#8220;içsel eleştirmeni&#8221; yönetmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>&#8220;Hepimizin beyninde kendisini aşağılayan bir eleştirmen var. Mindfulness pratiği yapan bir kimse, içindeki eleştirmene &#8216;Dur, hayır&#8217; diyebilir. &#8216;Şu söylediğin haklı ama bu söylediğin yanlış&#8217; diyerek onu yönetebilir. Kendimizi bu eleştirmene kaptırırsak, rüzgârda yelkensiz sürüklenen bir gemi gibi savruluruz. İçimizdeki eleştirmeni yönetmek de bu sürecin önemli bir boyutudur.&#8221; </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-nevzat-tarhan-her-gun-en-az-20-dakika-kendinize-sessiz-bir-zaman-ayirin-597395">Prof. Dr. Nevzat Tarhan: &#8220;Her gün en az 20 dakika kendinize sessiz bir zaman ayırın!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selvi: Kocaeli&#8217;nin en az İstanbul kadar tarihi var</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/selvi-kocaelinin-en-az-istanbul-kadar-tarihi-var-583010</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 08:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[şehri]]></category>
		<category><![CDATA[selvi]]></category>
		<category><![CDATA[stanbul]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583010</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, Kocaeli Kongre Merkezi’nde tüm hızıyla devam ediyor. “Anadolu’da Bir Arada Yaşama Kültürü” söyleşisinde konuşan Akademisyen ve Yazar Prof. Dr. Haluk Selvi, “Kocaeli’nin en az İstanbul kadar tarihi var” ifadesini kullandı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selvi-kocaelinin-en-az-istanbul-kadar-tarihi-var-583010">Selvi: Kocaeli&#8217;nin en az İstanbul kadar tarihi var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası 15. Kocaeli Kitap Fuarı, Kocaeli Kongre Merkezi’nde tüm hızıyla devam ediyor. “Anadolu’da Bir Arada Yaşama Kültürü” söyleşisinde konuşan Akademisyen ve Yazar Prof. Dr. Haluk Selvi, “Kocaeli’nin en az İstanbul kadar tarihi var” ifadesini kullandı.</p>
<p><b>“20 CİLTLİK KİTAP ORTAYA ÇIKTI”</b></p>
<p>Bu yıl 15 yaşına basan Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, “Anadolu Mayası” temasıyla Kongre Merkezi’nde devam ediyor. Bu kapsamda “Anadolu’da Bir Arada Yaşama Kültürü” söyleşisinde Akademisyen ve Yazar Prof. Dr. Haluk Selvi, “Mimarlık, Estetik ve Anlam: Türk Dünyasının Mekân Anlayışı” söyleşinde Yazar Savaş Barkçin ve Mimar Celaddin Çelik, Selim Sırrı Paşa Salonu’nda okurları ile bir araya geldi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile birlikte 2014 yılından bu yana Kocaeli Tarih ve Kültür Sempozyumları düzenlediklerini belirten Prof. Dr. Haluk Selvi, “Bu düzenlenen tarih ve kültür sempozyumları neticesinde 20 ciltlik kitap ortaya çıktı. Büyükşehir kütüphaneler sayfasına girdiğinizde bu 20 ciltlik bu kitaba ulaşabiliyoruz. Kocaeli’nin ilk çağdan günümüze kadar dil, edebiyat, spor, yemek ve aklınıza ne geliyorsa 500 farklı akademik yazıyı bulabiliyoruz. Bunun içerisinde bu şehirde yaşamış kişiler, bu şehirdeki mekânlar, bu şehri iktisadi ve nüfus geçmişini yine orada bulabiliyoruz. Bu şehirde bir arada yaşayabilme kültürü, bu tarihi ile inşa edilebiliyor” dedi.</p>
<p><b>“KOCAELİ’NİN İSTANBUL KADAR GEÇMİŞİ VE KÜLTÜRÜ VAR”</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın ile Hollanda’ya gittiklerini ve orada Hollanda’yı Hollanda yapan tarihi ve kültür bilgisi olduğunu gördüklerini belirten Selvi, “Onlar tarihlerini yazmışlar ve o tarih üzerinde bir Hollanda inşa etmişler. 2014 yılı itibarıyla Kocaeli’ne geldiğimizde bizim bu şehrimizi öne çıkardığımız nedir? Sanayi şehri, Gebze Organize Sanayi bölgesi gibi alanlar üzerinde dönmüş. Oysa bu şehrin en az İstanbul kadar, Konya kadar ve Bursa kadar geçmişi ve kültürü var. Mutlu şehri inşa edebilmek için bir kültür tarihini yazmamız gerekiyor” dedi.</p>
<p><b>“SANAT OLDUĞU ZAMAN BİR ÖZGÜNLÜK OLMASI GEREKİR”</b></p>
<p>Konuşmasına Mimar Sinan’dan örnekler vererek başlayan Yazar Savaş Barkçin, Mimar Sinan’ın eserlerinin hepsinin birbirinde farklı ve kendine özgü mimarisi olduğunu ifade etti. Yazar Barkçin, “Sanat ve bir güzellik alanı olduğu zaman, özgünlük, özellik, kişilik anlamına geliyor. Kişiliğini gösterme, bir farkı olduğuna dikkat etme ve onun üzerine titreme gerçekten önemlidir” dedi. Söyleşinin diğer konuşmacısı Mimar Celaddin Çelik, “Çok dolu sanatlı bir medeniyet ürünü olan bir besteyi siz söyleyebilirsiniz. Bende duyarım, buna dahil olurum. Onun tesiri bana da geçer. Aynı şekilde aynı medeniyetin ürünü olan bir mimarlık eserini ortaya koymak o kadar basit değildir. Orada çok aktörlü daha büyük bir organizasyon var. Mimarlık ortaya koyabilmek için bir gönül sahibi bestekâr, gönül sahibi içrakar ve dinleyen grup yetmiyor. Mimari de çok daha geniş bir kabul olması lazım. İdarecilerin, bu işin para boyutunun, yapı teknolojisi gibi birçok şeyin bir araya gelmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/selvi-kocaelinin-en-az-istanbul-kadar-tarihi-var-583010">Selvi: Kocaeli&#8217;nin en az İstanbul kadar tarihi var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sürdürülebilir Palm Yağı &#8220;Az Alanda Çok Üretim&#8221; Yaklaşımıyla Çevreci Bir Çözüm Sunuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/surdurulebilir-palm-yagi-az-alanda-cok-uretim-yaklasimiyla-cevreci-bir-cozum-sunuyor-579070</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 12:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[palm]]></category>
		<category><![CDATA[Palm Yağı]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yağı]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşımıyla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezegenimizin geleceğini şekillendiren seçimler, bugün her zamankinden daha belirleyici hale gelmiştir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surdurulebilir-palm-yagi-az-alanda-cok-uretim-yaklasimiyla-cevreci-bir-cozum-sunuyor-579070">Sürdürülebilir Palm Yağı &#8220;Az Alanda Çok Üretim&#8221; Yaklaşımıyla Çevreci Bir Çözüm Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gezegenimizin geleceğini şekillendiren seçimler, bugün her zamankinden daha belirleyici hale gelmiştir. Palm yağı sıkça ormansızlaşma bağlamında ele alınsa da, hektar başına yüksek verimi, aynı miktarda yağı üretmek için soya, kanola ve hindistan cevizi gibi alternatiflerine kıyasla 4-10 kat daha az arazi gerektirerek doğal ekosistemler üzerindeki baskıyı azaltmaya yardımcı olur. Sorumlu üretimi garanti eden ve Malezya Sürdürülebilir Palm Yağı (MSPO) sertifikasyonu gibi sertifikasyon sistemleriyle birlikte değerlendirildiğinde, sürdürülebilir palm yağı, güçlü bir çevresel ve sosyo-ekonomik çözüm olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Palm yağı, artan enerji ve gıda talebi karşısında önemli avantajlar sunuyor</strong></p>
<p>Hannah Ritchie’nin Our World in Data verilerine dayanan bulguları, palm yağının hektar başına veriminin rakipsiz olduğunu gösteriyor. Bir hektardan ortalama 2,8 ton palm yağı elde edilirken, zeytinyağı yaklaşık 0,3 ton seviyesinde kalıyor. Yağ talebinin palm dışı yağlarla karşılanması 5–10 kat daha fazla arazi ihtiyacı anlamına geliyor. Bu durum, artan küresel yağ talebi karşısında ormanların korunması için kritik önem taşıyor.</p>
<p>Palm yağının küresel sera gazı emisyonlarındaki payı ise yüzde 1’in altında kalıyor. Sürdürülebilir tarım uygulamalarıyla üretildiğinde palm yağı, diğer bitkisel yağlara kıyasla daha düşük karbon ayak izi bırakıyor. Bu veriler, artan enerji ve gıda talebi karşısında palm yağının çevresel açıdan önemli bir avantaj sunduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye özelinde bakıldığında, Malezya’dan ithal edilen palm yağı çok çeşitli sektörlerde işlenerek katma değerli ürünlere dönüştürülüyor ve dünya pazarlarına ihraç ediliyor. Bu yapı, çevresel fayda ile ekonomik kazanımın bir arada ilerleyebileceğini ortaya koyuyor. Sertifikalı sürdürülebilir palm yağına yönelmek, çevresel etkilerin azaltılmasına katkı sağlayan etkili bir yol olarak öne çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/surdurulebilir-palm-yagi-az-alanda-cok-uretim-yaklasimiyla-cevreci-bir-cozum-sunuyor-579070">Sürdürülebilir Palm Yağı &#8220;Az Alanda Çok Üretim&#8221; Yaklaşımıyla Çevreci Bir Çözüm Sunuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uykusuz Kalanlar Daha Az Yardımsever!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-346062</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 08:07:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[az]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[kalanlar]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuz]]></category>
		<category><![CDATA[yardımsever]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346062</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı bir yaşamın yanı sıra günlük işlevlerimizi yerine getirebilmemiz için kaliteli ve yeterli süre uyumamız, nefes almak gibi vazgeçilmez bir ihtiyaç. Uyku bedensel dinlenmeyi, en önemlisi zihinsel fonksiyonların yenilenmesini sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-346062">Uykusuz Kalanlar Daha Az Yardımsever!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı bir yaşamın yanı sıra günlük işlevlerimizi yerine getirebilmemiz için kaliteli ve yeterli süre uyumamız, nefes almak gibi vazgeçilmez bir ihtiyaç. Uyku bedensel dinlenmeyi, en önemlisi zihinsel fonksiyonların yenilenmesini sağlıyor.</p>
<p>Dolayısıyla uykusuz kaldığımızda önemli sağlık problemlerinin yanı sıra unutkanlıktan dikkat eksikliğine, yorgunluktan algıda sorun yaşamaya, sinirli ve depresif hissetmekten vücudun zorluklar karşısında reaksiyon süresinin yavaşlamasına kadar, günlük işlerimizi olumsuz etkileyen pek çok sorun gelişebiliyor!</p>
<p>Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan ve Plos Biolog adlı dergide Ağustos 2022&#8217;de yayımlanan bir araştırma, uykusuzluğun yol açtığı bir başka sorunu daha ortaya koydu; daha az yardımsever olmak! Peki insanlar geceleri uykusuz kaldıklarında neden daha az yardımsever oluyorlar? <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Akdemir</strong>, “İnsanlar iyi beslenmiş, güvenli bir yerde uyumuş ve dinlenmişler ise günlük hayatta ortaya çıkan zorluklar karşısında kendilerini güçlü hisseder ve üstesinden geleceklerini düşünürler.</p>
<p>Gece iyi uyuyamamışlar ise dinlenememişlerdir. Kaygıları yüksektir, kendileri ile ailelerini korumada zorlanacaklarını düşünürler ve strese girerler” diyor. <strong>Prof. Dr. Gökhan Akdemir</strong>, bu stresin vücutta önemli değişikliklere neden olduğuna dikkat çekerek, “Örneğin, stres hormonu olarak bilinen kortizol hormonu, hipotolamus, hipofiz ile böbrek üstü bezlerinin ortak katkısıyla salgılanıyor.</p>
<p>Stres altında kaldığımızda bu hormon daha çok artıyor. Artan kortizol hormonu sempatik sistemini baskın hale getiriyor. Sempatik sistem, tehlikede iken veya yetersiz kaldığımız anlarda, eğer uykusuz isek düşünmemiz, karar vermemiz ve yaşamdaki zorlukların üstesinden gelebilmemiz için kendimizi daha çok korumaya alacak şeklindeki davranışlara yol açıyor. Dolayısıyla insanlar kendilerini koruma altına almak için bencilleşiyor ve yardım etmekten kaçınıyorlar” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ülkemizde her 4 kişiden biri uykusuz! </strong></p>
<p>Uykusuzluk sorununun görülme oranı; yaşa, eğitim düzeyine ve ekonomik gelirlere göre değişiklik gösteriyor. Dünyada her 10 kişiden 2’si geceleri uykusuzluk sorunu yaşarken, yine her 10 kişiden 5’i de ayda en az 1-2 kez uykusuzluk çekiyor. Genel olarak uykusuzluk oranı yüzde 30 civarında iken ülkemizde bu rakam yüzde 38’e yükseliyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 10 kişiden 4’ü uykusuzluk problemiyle mücadele ediyor. </p>
<p><strong>Uykusuzluk beyni tehdit ediyor</strong></p>
<p>Erişkin bir kişinin günde ortalama 7-8 saat uyuduğunu düşünürsek, ömrümüzün üçte biri uykuda geçiyor demektir. Hayatımızın önemli bir bölümünü kapsayan uyku, beyin sağlığımız üzerinde kilit bir role sahip. Vücudumuzun diğer bölgelerindeki hücrelerde olduğu gibi beynimizdeki nöronlar da glia olarak adlandırılan hücreler tarafından destekleniyor. Gündüz saatlerinde çalışırken beynimizdeki sinirlerin çalışması sırasında beta albümin ve tau gibi birçok atık maddeler ortaya çıkıyor. Bu atıklar uyku sırasında glia hücreleri tarafından beyinden temizlenerek uzaklaştırılıyor, böylelikle iyi bir uykudan sonra uyandığımızda beynimiz yeni bir güne temizlenmiş olarak hazır oluyor. Uykusuz kaldığımızda ise glia hücreleri görevlerini yerine getiremedikleri için beynimizdeki atık maddeler beynimizden uzaklaştırılamıyor. Bunun sonucunda da sinir hücrelerimizin çalışmasında yavaşlaması, unutkanlık, karar vermede zorluklar gelişiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Uykusuzluk yardımseverliği önlüyor</strong></p>
<p>Kalifornia Üniversitesi’nde gerçekleştirilen çalışma 3 tip uykusuzluk grubu üzerinde yapılmış. Prof. Dr. Gökhan Akdemir, uykusuzluğun yardımseverlik üzerine nasıl etki ettiğini gösteren çalışmayı şöyle özetliyor: </p>
<p><strong>Bir gün az uyuyanlar: </strong>İlk çalışma, 24 saat içinde 7 saatten az uyuyan 18-26 yaş grubundaki 24 genç üzerinde yapılmış. Araştırmada gençlerin ‘yardımda bulunma’ davranışlarıyla ilgili anket gerçekleştirilmiş. Ayrıca fonksiyonel magnetik rezonans (MR) görüntüleme ile sosyalleşme ve yardım etme davranışlarında görev alan beynin orta prefrontal korteks (alın kısmı) ve üst temporal sulkus (şakak kısmı) gibi bazı bölgelerinde beyin aktiviteleri ölçülmüş. Yapılan fonksiyonel MR çalışmalarında; uykusuz kalındığında beynin ‘sosyalleşme ve yardım etme’ davranış bölgelerinin aktivitelerinde yüzde 78 gibi yüksek bir oranda azalma görülmüş. Bilim insanları ‘yardım etmeyi’ de yakınlarına ve yabancılara yardım olarak iki gruba ayırmış. Araştırmada; yabancılara daha az yardım ettikleri belirlenmiş. Bunun nedeni olarak, insanların uykusuz kaldıklarında önce kendilerini ve yakınlarını korumaya yönelik davranmaları gösterilmiş. </p>
<p><strong>Dört gün az uyuyanlar: </strong>171 kişi üzerinde gerçekleştirilen ikinci çalışmada; 4 gün az uyuyan kişilerin ‘yardım etme’ davranışlarına yine anket yapılarak bakılmış. Bu grupta da yardımseverlik konusunda belirgin azalma olduğu tespit edilmiş. </p>
<p><strong>Saat uygulamasına göre az uyuyanlar: </strong>Üçüncü grupta ise ‘yaz saati uygulaması’ dikkate alınmış. Mart ayında yapılan değişikliklerde insanlar bir saat daha az uyurlarken, Kasım ayında ise bir saat fazla uyuyorlar. 2002-2016 yılları arasında 3 milyondan fazla hayırseverin bağışları analiz edilmiş. Mart ve Kasım aylarındaki bir saatlik değişimin bağışlar üzerine etkisine bakılmış. Yapılan çalışma sonucunda; grupların az uyuduklarında daha az, çok uyuduklarında ise daha çok bağış yaptıkları tespit edilmiş. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uykusuz-kalanlar-daha-az-yardimsever-346062">Uykusuz Kalanlar Daha Az Yardımsever!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
