<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atalay | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/atalay/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/atalay</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Mar 2026 12:18:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>Atalay | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/atalay</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 12:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[esra]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nezaket]]></category>
		<category><![CDATA[prof]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, 21 Mart Nezaket Günü kapsamında, dijital platformlarda iletişim dili ve nezaket kültürünü değerlendirdi.</p>
<p><strong>Dijital iletişimde mimik ve tonlama yok</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda kurulan iletişimin yüz yüze iletişimden farklı dinamiklere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Atalay, “Dijital platformda iletişim kurarken günlük yaşamda konuşmalarımıza eşlik eden mimikler, jestler, ses tonlamaları yok. Bundan dolayı muhatabımız bizi yalnızca kullandığımız sözlerle değerlendiriyor. Bu sınırlı iletişim biçimi birçok yanlış anlamalara neden olabiliyor. Önemsiz gibi görünen küçük bir kelime seçimi bile çok daha sert algılanabiliyor. Yüz yüze iletişimde genelde kendimizi daha fazla kontrol ediyoruz; çünkü karşımızdaki kişinin tepkilerini anında görüp buna göre kendi mesajımızı yeniden şekillendirebiliyoruz. Dijitalde ise bu geri bildirim gecikmeli ya da hiç yok. Bu da iletişimi daha soğuk ve riskli hale getiriyor. Dolayısıyla nazik bir iletişim üslubu kullanmaya dikkat etmek her zamankinden daha önemli hale geliyor.” dedi.</p>
<p><strong>Sosyal medyada sert dilin nedeni sadece bireyler değil</strong></p>
<p>Sosyal medyada kullanılan dilin çoğu zaman daha sert ve kırıcı olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, insanlar ekranın arkasında kendilerini daha güvende hissediyor. İkincisi, hızlılık baskısı var. Çoğu zaman düşünmeden hemen yazıp gönderiyoruz. Üçüncüsü de sosyal medyanın algoritmik yapısı daha keskin, daha iddialı, hatta daha saldırgan içerikler daha fazla görünür oluyor. Yani sadece bireysel değil, yapısal bir teşvik de söz konusu. Sosyal medyada karşımızdakinin bir insan olduğunu, yazdıklarımızdan, kullandığımız kelimelerden olumsuz etkilenebileceğini daha az düşünüyoruz. Yüz yüze iletişimin avantajları ortadan kalktığında, özellikle anonimlik söz konusuysa çok daha kaba ve kırıcı olunabiliyor.” diye konuştu.</p>
<p>Bu durumun literatürde “çevrimiçi disinhibisyon etkisi” olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Atalay, dijital ortamlarda kurulan iletişimin bazen gerçek değilmiş gibi algılanabildiğine dikkat çekti ve “Çevrimiçi ortamlarda kurulan etkileşimin gerçek değilmiş gibi algılanması olarak özetlenebilecek bu etki altında insanlar sosyal medyada karşımızdakinin ne hissettiğini düşünmeden, olduğundan daha açık sözlü, daha cesur ve ne yazık ki daha kaba olabiliyor. Oysa ekranın arkasında yine bir insan olduğunu hatırlamak önemli.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Emojiler yanlış anlaşılmaları azaltabiliyor</strong></p>
<p>Yazılı dijital iletişimde tonlama ve mimik olmadığı için yanlış anlaşılmaların daha sık yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Atalay, günlük iletişimde emojilerin bu boşluğu kısmen doldurduğunu ifade etti ve “Aslında emojiler bu boşluğu doldurmak, karşı tarafa mesajı kendi yüklediğimiz anlam ve duygu bagajıyla birlikte göndermek için kullanılıyor. Günlük sosyal medya yazışmalarında emojiler kurtarıcı olabiliyor. Ancak daha resmi yazışmalarda emoji kullanmak hoş karşılanmayabilir. Gayri ciddi olarak görülebilir. Bu durumda yazdığımız mesajı kontrol etmeden göndermemek, göndermeden önce mutlaka bir kez sesli okuyarak istediğimizin dışında bir anlam ya da duyguyu çağrıştırıp çağrıştırmadığına dikkat etmek iyi olabilir. Kısa, net, ima, ironi ve esprilerden arındırılmış bir üslup yanlış anlaşılmaların önüne geçebilir.”  ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Anonimlik saygı sınırlarını zayıflatabiliyor</strong></p>
<p>Dijital ortamlarda anonimlik ve mesafe hissinin saygı ve nezaket sınırlarının aşılmasını kolaylaştırabildiğini ifade eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Anonimlik ve mesafe hissi dijital iletişimi daha da kırılgan hale getiriyor. İnsanlar kimlikleri görünür olmadığında ya da karşısındakini ‘gerçek’ bir insan olarak hissetmediğinde, normalde söylemeyecekleri sözleri çok daha rahat dile getirebiliyor. Bu ortamda sosyal normlar gevşiyor, sınırlar esniyor; dolayısıyla saygı ve nezaket ihlalleri artıyor. Özellikle tanımadıkları kişilere karşı, düşünmeden ve ölçüsüzce tepki verebilen bir kullanıcı profili ortaya çıkıyor.” dedi.</p>
<p>Olumsuz yorumların hedefi haline gelen bireyler için bu süreç ciddi bir psikolojik yıpranmaya dönüşebildiğini anlatan Prof. Dr. Atalay, “Üstelik sosyal medyada görünürlük ve ilgi çekme arzusu bu davranışları besliyor. Kendi değerlerini sergilemek, kendince doğru tarafta olduğunu göstermek ya da ahlaki bir üstünlük kurmak adına, çoğu zaman yeterli bilgiye sahip olmadan başkalarını kolayca yargılayan ve linç eden bir dijital kalabalık oluşabiliyor. Ahlaki poz kesme olarak adlandırılan bu duruma sosyal medyada giderek daha çok rastlıyoruz. Bunun mağdurları için ise sosyal yaşam çok zorlaşıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmeliyiz</strong></p>
<p>Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için bireylerden ailelere ve eğitim kurumlarına kadar çok katmanlı bir sorumluluk bulunduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, “Dijital nezaket kültürünün gelişmesi için sorumluluk çok katmanlı bir yapıda.  Bireyler olarak biraz daha yavaşlamak, düşünerek yazmak ve empati kurmak iyi olabilir. Günümüzde dijital nezaket hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının çocuklara, gençlere genel terbiye ve saygı eğitimlerinin önemli bir parçası olmalı. Aileler çocuklara sadece teknoloji kullanmayı değil, dijital ortamda nasıl davranılması gerektiğini de öğretebilirler.  Eğitim kurumları bunu bir yaşam becerisi olarak ele almalı. Kısacası, dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor.” şeklinde sözlerini tamamladı. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/prof-dr-gul-esra-atalay-dijital-dunyada-da-insan-kalmayi-ogrenmemiz-gerekiyor-622053">Prof. Dr. Gül Esra Atalay: &#8220;Dijital dünyada da insan kalmayı öğrenmemiz gerekiyor!&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 09:19:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[düşüyor]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[giderek]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinde]]></category>
		<category><![CDATA[kanserle]]></category>
		<category><![CDATA[kolon]]></category>
		<category><![CDATA[Kolon Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sınırı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tüm dünyada kanserle mücadelede erken tanı ve korunma çalışmaları sürerken kolorektal kanserin görülme oranı artıyor. ABD’de yayımlanan bir araştırma, kolon kanserinin 50 yaş altındaki kişilerde kanser kaynaklı ölümlerde ilk sıraya yükseldiğini gösteriyor. Günümüzde 30 ve 40’lı yaşlarda kolorektal kanser vakalarını daha sık gördüklerini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Ne yazık ki vakalar artıyor ve birçok hasta bize geç evrede başvuruyor. Kolon kanserinin genç yaşlarda daha sık görülmesinin nedeni tam olarak bilinmese de kötü beslenme, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz yaşam ve obezite gibi alışkanlıkların risk faktörleri arasında yer aldığı düşünülüyor” dedi.</strong></p>
<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, “Yoğun stres bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebiliyor. Aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabiliyor ve bu durum kolon kanseri riskini artırabiliyor. Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle dengeli beslenmek, sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer alıyor” dedi.</p>
<p><strong>Kolon kanserlerinin yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor</strong></p>
<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>
<p><strong>Erken tanı ile kemoterapiye bile gerek kalmayabilir</strong></p>
<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>
<p><strong>Mide ve pankreas kanserlerine göre tedavide başarı oranı daha yüksek</strong></p>
<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Atalay, “Hastalık başka organlara yayılmış olsa bile bazı hastalarda tümör cerrahi olarak çıkarılabiliyor ve bu sayede hastalıktan tamamen kurtulma şansı artıyor. Bu durum mide, pankreas gibi kanserler için geçerli değil. Bu vesileyle özellikle şunu vurgulamak isterim; kolon kanseri tedavi edilebilir bir hastalık. Geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabilir, bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolon-kanserinde-yas-siniri-giderek-dusuyor-620072">Kolon kanserinde yaş sınırı giderek düşüyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İletişim profesyonellerine her zamankinden fazla ihtiyaç var!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iletisim-profesyonellerine-her-zamankinden-fazla-ihtiyac-var-579489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 09:24:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[ders]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[fakülte]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[letişim]]></category>
		<category><![CDATA[mezun]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[profesyonellerine]]></category>
		<category><![CDATA[sektör]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[zamankinden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=579489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital çağda iletişim eğitiminin önemine dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iletisim-profesyonellerine-her-zamankinden-fazla-ihtiyac-var-579489">İletişim profesyonellerine her zamankinden fazla ihtiyaç var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital çağda iletişim eğitiminin önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>İletişim profesyoneline ihtiyaç duymayan hiçbir sektör yok</strong></p>
<p>İletişimin, sosyal bir varlık olan insanın temel faaliyet ve ihtiyacı olması dolayısıyla her zaman önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fakat dijital ağların şekillendirdiği günümüzde çok daha önemli hale geldi. Bugün bir iletişim profesyoneline ihtiyaç duymayan hiçbir sektör yok. İletişimin farklı alanlarında uzmanlaşacak profesyonellere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Biz Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak sektörle sıkı iş birliği içerisinde ve onların ihtiyaçlarının bilincindeyiz ve müfredatımızı, etkinliklerimizi en iyi iletişim profesyonellerini yetiştirmek üzere planlıyoruz. Bu nedenle, alanının en iyisi olmak, rakiplerinin birkaç adım önünde bir şekilde mezun olmak isteyen öğrencilerin fakültemizi tercih etmeleri iyi bir seçim olacaktır.” dedi.</p>
<p><strong>Disiplinli eğitim, ortak ders ve proje fırsatları</strong></p>
<p>Fakülte bünyesinde bulunan Çizgi Film ve Animasyon, Gazetecilik, Reklamcılık, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo-Televizyon ve Sinema ile Yeni Medya ve İletişim bölümlerinin öğrencilere geniş bir bakış açısı sunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“İletişim Fakültemizde yer alan Çizgi Film ve Animasyon, Gazetecilik, Reklamcılık, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo, Televizyon ve Sinema, Yeni Medya ve İletişim gibi bölümler, çağın gereklerine uygun, yaratıcı ve çok disiplinli bir eğitim anlayışıyla tasarlandı. Bu bölümler yalnızca mesleki beceriler kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda öğrencilerimize iletişim dünyasını bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirme yetkinliği sağlıyor. İlk iki yıl müfredatlarımızdaki derslerin çoğu ortak. Bu sayede bölümler arası geçişler, Çift Anadal ve Yandal olanakları kolaylaşıyor. Üçüncü sınıf itibariyle bölüm seçmeli, fakülte seçmeli ve üniversite seçmeli dersler devreye giriyor. Bu, öğrencilerin ister iletişim fakültesinin ister üniversitenin diğer fakültelerinin seçmeli ders havuzundan ders alabilmeleri anlamına geliyor. Bu sayede bakış açıları genişliyor, farklı kariyer planlarına özel ders programları oluşturulabiliyor. İletişim eğitiminin günümüzde bütünleşik bir yapıda olması çok önemli. Tek bir alana odaklanmak yerine farklı yetkinlikleri bir araya toplayabilen programları, eğitim sistemleri olan okulları tercih etmek gerek.”</p>
<p><strong>Farklı bölümlerden öğrenciler ortak derslerde bir araya geliyor</strong></p>
<p>Bir iletişim profesyonelinin her şey hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Sadece bir iletişimci değil, biraz sosyolog, biraz siyaset bilimci biraz psikolog gibi de düşünebilmeli. Çünkü iletişimci insanı, toplumu, içinde bulunduğu dünyayı iyi okuyabilirse doğru iletişim stratejilerini belirleyebilir. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde farklı bölümlerden öğrenciler ortak derslerde bir araya geliyor, ortak projeler geliştiriyorlar, etkinlikler planlıyorlar. Aslında profesyonel yaşamda karşılaşacakları durumları henüz üniversitedeyken deneyimlemiş oluyorlar. Bu çok geliştirici bir süreç.”</p>
<p><strong> Yapay zeka teknolojilerine her yıl daha fazla yer veriyoruz</strong></p>
<p>Sadece iletişim alanı değil, tüm sektörlerdeki hızla değişen trendlere ve teknolojik gelişime çok duyarlı olduklarını kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Fakültenin genç ve dinamik yapısı çağa ayak uydurmayı kolaylaştırıyor. Sektörün ihtiyaçlarını gözlemliyor ve gerekli dersleri hızla müfredatımıza uyarlıyoruz. Son üç yıldır müfredatımızda Yapay Zeka teknolojilerine her yıl daha fazla yer veriyoruz. Önce seçmeli dersler eklenmişti, bu yıl her bölümde zorunlu yapay zeka dersleri var. Çünkü iletişim profesyonelleri yapay zekayı en verimli şekilde kullanarak sektörde fark yaratmalı. İletişim Fakültesi olarak bizler, öğrencilerimizi sadece bugünün mesleklerine değil, geleceğin medya ve iletişim ortamlarına da hazırlamayı öncelikli hedef olarak görmekteyiz. Yapay zekâ, sanal gerçeklik, veri gazeteciliği, dijital kampanya yönetimi gibi yeni alanlara uyum sağlayabilen hem teknik hem de etik donanıma sahip mezunlar yetiştiriyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yapay zekanın iletişim alanındaki etkisi</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin ve yapay zekânın iletişim alanına etkisinin göz ardı edilemez boyuta ulaştığını anlatan Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Özellikle AI destekli içerik üretimi, deepfake teknolojileri, sanal (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) ile hikâye anlatımı gibi konuları sadece teknolojik değil, aynı zamanda etik, sosyolojik ve hukuki boyutlarıyla da disiplinler arası değerlendirme gerektiren alanlar olarak ele alıyoruz. Bu kapsamda İletişim Fakültemizin müfredatı, statik bir yapıda değil, aksine son derece dinamik, esnek ve gelişime açık bir anlayışla yeniden tasarlanmakta ve güncellenmekte. Müfredatımızda bu başlıklara doğrudan değinen veya bu alanlara temel hazırlayan derslerimiz bulunmakta. Bu alanlarda çalışan, yayın yapan ve sektörel deneyime sahip akademisyenlerden oluşan bir kadroya sahibiz. Hocalarımız sadece ders anlatmakla kalmayıp; öğrencileri araştırma projelerine, yarışmalara, ulusal/uluslararası iş birliklerine yönlendirmekte.” dedi.</p>
<p><strong>TV ve Radyo stüdyosu, kurgu odası ve laboratuvar imkanı var</strong></p>
<p>Teorinin pratikle birleşmesinin fakültenin önceliği olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Temel hedeflerimiz öğrencilerimizin yalnızca kuramsal bilgiyle donatılmaları değil, aynı zamanda bu bilgileri gerçek yaşam ve sektör koşullarında uygulayabilecek beceriye ulaşmaları. Bu nedenle, eğitim sürecimiz teori ve pratiği iç içe geçiren bir yapıda tasarlandı. Uygulamalı derslerde öğrencilerimiz projeler hazırlıyor, iletişim sektöründeki farklı süreçlerin simülasyonlarında rol alıyorlar. Sektörle kurulan iş birlikleriyle direkt sektöre yönelik proje ve uygulamaları deneyimliyorlar. Sektör profesyonellerinin fakülte bünyesinde verdikleri eğitim ve atölye çalışmalarına katılarak kendilerini geliştirme imkanı elde edebiliyorlar. Fakültede bulunan uygulama alanları öğrencilerimizin uygulamalı eğitim sürecinde çok önemli bir yer tutuyor. Tam donanımlı TV stüdyomuz, radyo stüdyomuz, kurgu odamız, Mac ve PC laboratuvarlarımız ve atölyelerimiz, mesleki pratikleri en iyi şekilde hayata geçirmek üzere tasarlandı. Öğrencilerimiz TV Stüdyosu’nda kendi programlarını çekip kameradan rejiye kadar tüm süreci deneyimleyerek öğrenebiliyorlar. Radyo Stüdyosu ve Kurgu Odası ise başta podcast yayıncılığı olmak üzere sesli içeriklerin kayıt ve kurgu aşamalarının ilk elden deneyimlenmesini sağlıyor. Mac ve PC laboratuvarları animasyon ve grafik tasarımı için sektör standardı haline gelmiş olan yazılımlar ile öğrencilere tasarım alanında ihtiyaç duyacakları bilgi ve becerileri kazandırmayı amaçlıyor. Ayrıca video kurgu, görsel ve ses düzenleme, yapay zeka araçlarını etkin şekilde kullanma gibi günümüzün temel dijital becerileri de edinmiş oluyorlar.”</p>
<p><strong>Mezunlar geniş kariyer fırsatları elde ediyor</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunlarının farklı sektörlerde birçok kariyer imkanına sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Çizgi Film ve Animasyon Bölümü mezunları 2D / 3D animatör, karakter tasarımcısı, storyboard sanatçısı, görsel hikâye anlatıcısı, film ve dizi sektöründe görsel efekt uzmanı, oyun stüdyolarında animasyon tasarımcısı, reklam ajanslarında hareketli grafik tasarımcısı ve dijital platformlarda içerik üreticisi olarak çalışıyor. Gazetecilik bölümü mezunları yazılı, görsel ve dijital medyada muhabirlik, editörlük, fotoğrafçılık, metin yazarlığı, veri gazeteciliği yapabiliyor. Reklamcılık mezunları ajanslarda kreatif direktör, metin yazarı, marka ve iletişim uzmanı, yaratıcı içerik üretimi gibi alanlarda ilerliyor. Görsel İletişim Tasarımı mezunları grafik tasarımcı olarak UI/UX tasarımcısı, web ve mobil uygulama arayüz geliştiricisi olabiliyor. Halkla İlişkiler mezunları PR ajanslarında iletişim danışmanı, etkinlik uzmanı, çeşitli sektörlerde kurumsal iletişim uzmanı, marka direktörü, sosyal sorumluluk ve kriz iletişimi yöneticisi olarak görev yapıyor. Radyo, Televizyon ve Sinema mezunları film ve dizi sektöründe senarist, yönetmen, yapımcı, kurgucu, görüntü yönetmenliği ve kameraman olarak çalışabiliyor, televizyon ve dijital platformlarda kamera önü ve kamera arkasında yer alıyorlar.  Yeni Medya ve İletişim Bölümü mezunları sosyal medya yöneticisi, internet ve sosyal medya editörü, dijital stratejist, influencer pazarlaması ve dijital kampanya uzmanı, web içerik editörü veya dijital marka yöneticisi olabiliyor.” diye bilgi verdi.</p>
<p><strong>İletişim adaylarında en çok aranılan özellik iyi şeyler yapmaya duyulan heyecan</strong></p>
<p>Ek yerleştirmede İletişim Fakültesini tercih edecek gençlere seslenen Prof. Dr. Atalay, “Bir iletişim çağındayız ve bu zamanda iletişim profesyoneli olmak birden çok sektörde iş bulma imkanı sunuyor. Bu imkanları en iyi şekilde öğrenciyle buluşturan, sektöre güncel bilgiyle donanmış yetkin iletişimciler yetiştiren Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesini tercih etmek yarışa bir sıfır önde başlamak demektir. İletişim adaylarında en çok aradığımız özellikse her şeyden önce kendisi, sektör, toplum ve dünya için iyi şeyler yapmaya duyulan istek ve heyecandır. Geri kalan her şeyi biz onlara öğretiyoruz.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iletisim-profesyonellerine-her-zamankinden-fazla-ihtiyac-var-579489">İletişim profesyonellerine her zamankinden fazla ihtiyaç var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital çağın yorgunlarıyız!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 08:53:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızca]]></category>
		<category><![CDATA[yorgunluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=567084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk" konusunu değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, modern toplumun en yaygın sorunlarından biri olan “Dijital Yorgunluk&#8221; konusunu değerlendirdi.</p>
<p><strong>Sosyal medya kullanıcıları nüfusun yüzde 70’ine yaklaştı</strong></p>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanımının artık hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik bu yalnızca gençlere özgü bir alışkanlık değil. Her yaş grubundan milyonlarca insan, günün ciddi bir bölümünü dijital ekranlara bakarak geçiriyor. Sosyal medya kullanıcılarının oranı nüfusun yaklaşık yüzde 70’ine yaklaşmış durumda. Günlük ortalama sosyal medya kullanım süresi 3 saate yakın, internet kullanım süresi ise 7 saatten fazla ve her iki rakam da dünya ortalamasının üzerinde.” dedi.</p>
<p><strong>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıyoruz</strong></p>
<p>Yoğun bir şekilde internet ve sosyal medya kullanıldığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Üstelik yalnızca içerik tüketmekle kalmıyor, sürekli bir şeyler üretme, paylaşma ve sosyal bağlantılar kurma çabası içerisindeyiz. En yakın ilişkilerde dahi sosyal medyanın etkisi günden güne artıyor. Aile üyelerimizi sosyal medyadan gözetliyor, dostla muhabbeti düşmana nispeti sosyal medyadan yapıyoruz. İş için sosyal medya, aşk için sosyal medya, görülmek için sosyal medya, gizlenmek için sosyal medya, eğlenmek ve de öğrenmek için de yine sosyal medyadayız.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor</strong></p>
<p>Dijital dünyanın görünmeyen yüklerinden birinin “dijital yorgunluk” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Esra Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dikkatimiz sürekli gelen bildirimlerle bölünüyor, sosyal medya ve mobil mesajlaşma uygulamaları yakamızı bırakmıyor ve her kaydırmada güncellenen içeriklerle fark etmeden yavaş yavaş tükeniyoruz. Yalnızca zihinsel bir yorgunluk değil bu; duygusal olarak da yıpranıyor, çevremizde olan biteni algılayamamaya başlıyoruz.</p>
<p>Psikoloji terminolojisinde bu durum için ‘Dijital tükenmişlik’ ifadesi kullanılıyor.  Dijital tükenmişliğin başlıca belirtileri, kayıtsızlık, ilgisizlik ya da zihinsel tükenmişlik olarak belirtiliyor. Dijital çağda aşırı bilgiye maruz kalıyoruz. Bilgi toplumu, bilgi çağı gibi ifadeler genellikle bu gerçeği yüceltmek için kullanılsa da zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli olarak karşılaşması sanıldığı gibi olumlu etkilere neden olmuyor.”</p>
<p><strong>Yoğun bilgi yükü hasta ediyor</strong></p>
<p>Prof. Dr. Atalay, “Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stres, uykumuzu bozarak, konsantrasyonumuzu sabote ederek ve bağışıklık sistemimizi zayıflatarak bizi hasta edebiliyor. Sonuçta Bilgi Yorgunluğu Sendromundan mustarip toplumlara dönüşüyoruz. Bu durumun nasıl ortaya çıktığını ortaya koymak için ‘Bilişsel Yük Kuramı’nı hatırlamak gerekiyor. Bilişsel yük kuramı çok fazla bilgiyle karşılaştığımızda zorlanmaya başladığımızı ve problem yaşadığımızı, çünkü çalışma belleğimizin bu bilgiyi işlemek için yeterli kapasiteye sahip olmadığını anlatıyor. Bilgi fazlalığı, yorgunluk ve bireyin bulunduğu durumdan kaçma isteğine yol açıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Ekran başında saatler geçirmek tükenmişliğe itiyor</strong></p>
<p>Durduk yere mesaj gelmiş gibi hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, “Sürekli telefondan ses geliyormuş gibi kulak kabartıyoruz. Dijital teknolojilerle kesintisiz şekilde ve aşırı uyarılmak, ekran başında saatler geçirmek bizi tükenmişliğe itiyor. Bu sorun yalnızca bireyi değil, ailesini, sosyal çevresini de ilgilendiren, insani ilişkileri sekteye uğratan bir boyuta taşındı. Her sabah gözümüzü açar açmaz yüzümüzü yıkamadan, sevdiklerimize günaydın demeden parmaklarımız otomatik pilota bağlı gibi telefona uzanıyor. Bildirim var mı, mesaj gelmiş mi, ‘beğeni’ almış mıyım? Bir bakıp çıkacağız sanıyoruz, olmuyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Aile ve çiftler arasında sorunlara neden oluyor</strong></p>
<p>Sosyotelizmin (phubbing), sosyal ortamlarda yanındaki kişiyle ilgilenmek yerine sürekli olarak akıllı telefona bakmak, sosyal medyada gezinmek uğruna yanı başımızdaki kişileri ihmal etmek anlamında kullanıldığını ve aile, arkadaşlık ilişkilerinde, çiftler arasında sorunlara neden olduğunu da dile getiren Prof. Dr. Atalay, şöyle devam etti:</p>
<p>“Gözlerimizi ekrana her çevirdiğimizde sosyal ilişkilerimizden, çevremizden hatta kendimizden biraz daha soyutlanıyoruz. Aile içi sohbetlerin yerini sessizlik alıyor; çünkü aynı odada olsak, hatta aynı masa etrafında toplanmış olsak da herkes kendi dijital evreninde geziniyor. Dijital yorgunluk bu soyutlanmayı artırıyor, soyutlandıkça ise daha çok yoruluyor, tükeniyoruz. İşin bir de fiziksel yanı var. Dijital teknolojilerin bizi sürüklediği hareketsizlik, hatalı beden duruşları ve uykusuzluk sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor.”</p>
<p><strong>Sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz</strong></p>
<p>Bu durumun sadece bireysel bir irade eksikliği olmadığını, sistemin kendisinin buna göre tasarlandığını vurgulayan Prof. Dr. Atalay, algoritmaların rolünü şöyle anlattı:</p>
<p>&#8220;Sosyal medya mecralarının çok fazla zamanımızı alması elbette yalnızca biz kullanıcıların tercih ve alışkanlıklarıyla açıklanamaz. Hepsinin tabanında kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun şekilde platformda tutmaya programlanmış algoritmalar var. Bu algoritmalar bizim tüm dijital davranışlarımızı gözlemliyor, işliyor ve bizi her gün biraz daha iyi tanıyor. Böylece önümüze ne çıkarırsa gözümüzü ayıramayacağımızı kestirebilmeye başlıyor. Sonunda sosyal medya yorgunluğu kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>İşin ironik yanı, bu konuda yapılan araştırmalar sosyal medya yorgunluğunun zaman içerisinde kullanıcıların sosyal medya aktivitelerinden bunalmasına ve kullanımdan geri çekilmelerine de neden olmaya başladığını gösteriyor. Yani sosyal medya platformlarının hep toplumun iyilik durumu hem de kendi süreklilikleri için algoritma politikalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.”</p>
<p><strong>Dijital minimalizm akımı yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Kullanıcıların bu konudaki hassasiyetleri arttıkça dijital minimalizm akımının da yaygınlaştığını dile getiren Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijital minimalizme başlama adımlarını da şöyle sıraladı:</p>
<p>“-Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlardaki kullanmadığımız uygulamaları silmek,</p>
<p>-Telefonu elimize aldığımızda Ne yapmak için kullanacağım? sorusunu sormak ve gereksiz dolaşmaları azaltmak,</p>
<p>– Sosyal medya ve eğlence amaçlı uygulamaların bildirimlerini kapatmak,</p>
<p>– Ekran süresi belirlemek,</p>
<p>-Haftada bir gün ya da günde belirli saatleri sosyal medyadan uzak geçirilecek zamanlar olarak belirlemek,</p>
<p>– Dijital ekranların yerine kitap okumak, arkadaşlarla buluşmak, yürüyüş yapmak gibi aktiviteler koymak,</p>
<p>Tüm bunlar ilk başta kolay gelmeyebilir ama bir yerden başlamak gerekiyor.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dijital-cagin-yorgunlariyiz-567084">Dijital çağın yorgunlarıyız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
