<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anlatı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/anlati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlati</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Mar 2026 09:02:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>anlatı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/anlati</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>DEM Müzecilik, Göbeklitepe&#8217;yi İngiltere&#8217;ye taşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dem-muzecilik-gobeklitepeyi-ingiltereye-tasiyor-621709</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 09:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[dem]]></category>
		<category><![CDATA[Dem Müzecilik]]></category>
		<category><![CDATA[deneyim]]></category>
		<category><![CDATA[göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[müzecilik]]></category>
		<category><![CDATA[ngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[taşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<category><![CDATA[ziyaretçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=621709</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deneyim müzeciliğinin ilk örnekleri olan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzeleri’nin yaratıcısı DEM Müzecilik, yeni projesiyle 1995 yılında Şanlıurfa’da keşfedilen ve tarihin kırılma noktası olarak anılan Göbeklitepe’yi, coğrafi sınırların ötesine, Londra’ya taşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dem-muzecilik-gobeklitepeyi-ingiltereye-tasiyor-621709">DEM Müzecilik, Göbeklitepe&#8217;yi İngiltere&#8217;ye taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Deneyim müzeciliğinin ilk örnekleri olan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzeleri’nin yaratıcısı DEM Müzecilik, yeni projesiyle 1995 yılında Şanlıurfa’da keşfedilen ve tarihin kırılma noktası olarak anılan Göbeklitepe’yi, coğrafi sınırların ötesine, Londra’ya taşıyor. Göbeklitepe’den yola çıkan anlatı, Babil, Antik Mısır, Maya ve Rapa Nui gibi insanlık tarihinde iz bırakan kayıp medeniyetlere uzanıyor. Mimariden astronomiye, yazıdan inanç sistemlerine kadar pek çok alanda kültürel miras bırakan bu uygarlıklar, çağdaş deneyim tasarımı, sürükleyici anlatım ve ileri teknolojiler aracılığıyla DEM Müzecilik’in projesinde yeniden hayat buluyor.</p>
<p>Temmuz ayında ziyaretçilerle buluşturulması planlanan proje, kültürel bir deneyim sunmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’nin kültür ihracı vizyonunun da güçlü bir yansıması niteliğini taşıyor. DEM Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin’in liderliğinde şekillenen bu vizyon, kültürel mirasa ve insanlık tarihine yön veren uygarlıkları küresel ölçekte görünür kılmayı hedefliyor. Proje, DEM Müzecilik’in deneyim müzeciliği alanındaki bilgi birikimini ve anlatı gücünü uluslararası arenaya taşıma yolunda önemli bir adım olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>“İnsanlık tarihinin başlangıcına dair en eski izleri dünyayla buluşturacağız”</strong></p>
<p>Müzeciliği ziyaretçinin tarih ve kültürle doğrudan bağ kurduğu, yaşayan bir deneyim olarak ele aldıklarını söyleyen DEM Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Göbeklitepe, insanlık tarihine dair bildiğimiz ne varsa kökten değiştiren eşsiz bir miras. Bu mirası farklı coğrafyalardaki insanlarla buluşturmanın ve dünyaya doğru bir dille anlatmanın önemli bir sorumluluk olduğuna inanıyoruz. Görsel ve işitsel teknolojiler alanındaki 35 yıllık tecrübemizle, son 15 yılda Türkiye’de ve dünyada 18 müze ve kültür kompleksinin hayata geçirilmesinde önemli roller üstlendik. Bu projeyle de hedefimiz, Göbeklitepe’nin evrensel tarih anlatısını diğer kayıp uygarlıkların izleriyle bütünleştirerek ve günümüz anlatım diliyle yorumlayarak, ziyaretçilerin kültür mirası ile daha derin ve kalıcı bir bağ kurmasını sağlamak.”</p>
<p><strong>Göbeklitepe Immerse London’da ziyaretçilerle buluşacak</strong></p>
<p>DEM Müzecilik’in Roma’daki Kolezyum projesi ile birlikte hayata geçirdiği diğer uluslararası çalışması olan proje için Birleşik Krallık’ın yeni nesil deneyim merkezi olan Immerse LDN ile anlaşma imzalandı. Uluslararası bir ziyaretçi profiline sahip Immerse LDN, popüler kültür ve tarihi temalardan ilham alan dünya çapındaki sürükleyici deneyimlerle bugüne kadar 1,5 milyondan fazla ziyaretçiye ev sahipliği yaptı.</p>
<p>DEM Müzecilik’in Immerse LDN’da hayata geçireceği proje, insanlık tarihine yön veren en önemli uygarlıkları Londra’nın kalbinde birçok duyuya hitap eden bir deneyim olarak ziyaretçilerle buluşturacak. DEM Müzecilik’in hayata geçireceği proje ile Immerse LDN, ilk kez bu denli kapsamlı bir tarih deneyimine ev sahipliği yapacak.</p>
<p>DEM Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin “Projede, Göbeklitepe’den başlayan ve diğer önemli uygarlıklarla devam eden evrensel tarih anlatısı ile unutulanı hatırlatıyor, bilinmeyeni öğretiyor, yanlış bilineni düzeltiyoruz. Eşsiz ama sessiz kalmış tarihi dillendiriyoruz. Dünyada yükselen deneyim müzeciliği akımının öncülerinden biriyiz. Bu yeni anlatı türü sayesinde özellikle yeni neslin öğrenme metotlarına uygun biçimde kültürel mirası tanımalarını sağlıyoruz. Tarihi sadece sergilemiyor, ileri teknolojilerle unutulmaz bir deneyime dönüştürüyoruz. Projede, 25 dilde sunulacak hikâye anlatımı ile farklı kültürlerden gelen ziyaretçilere kapsayıcı ve erişilebilir bir deneyim sunmayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p><strong>İçerik disiplinlerarası bir ekip tarafından oluşturuldu</strong></p>
<p>Projenin, mimarlar, küratörler, tarihçiler, arkeologlar ve teknoloji uzmanlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 150 kişilik disiplinlerarası bir ekip tarafından hayata geçirildiğini belirten Esin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yaratıcı konsepti, uluslararası alanda uzmanlaşmış tasarım ve teknoloji profesyonelleriyle birlikte geliştirilen projemizde içerik üretimi sürecinde dönem tarihçileriyle çalıştık. Projenin içeriği, insanlık tarihinin önemli dönüm noktalarını temsil eden beş büyük medeniyete odaklanıyor. Seçilen bu medeniyetler yalnızca büyük yapılar inşa etmediler, insanlığın düşünsel, siyasal ve bilimsel sıçramalarına da yön verdiler. Bugün hala en çok merak edilen ve konuşulan medeniyetler arasında yer almaları da bu seçimi anlamlı kılıyor.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dem-muzecilik-gobeklitepeyi-ingiltereye-tasiyor-621709">DEM Müzecilik, Göbeklitepe&#8217;yi İngiltere&#8217;ye taşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 07:29:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[devri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[dönemin]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lale]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Devri]]></category>
		<category><![CDATA[refik]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Vbky]]></category>
		<category><![CDATA[yayımladı]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619670</guid>

					<description><![CDATA[<p>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), editörlüğünü Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun üstlendiği “Lale Devri mi?” adlı eseri okurlarla buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670">VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), editörlüğünü Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu’nun üstlendiği <em>“Lale Devri mi?”</em> adlı eseri okurlarla buluşturuyor. Kitabın bölümleri, ilki 2015 yılında Sakarya’da, ikincisi 2018’de Tiran’da, üçüncüsü ise 7–9 Eylül 2022 tarihlerinde İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen III. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi’ne (OSARK) sunulan tebliğler temel alınarak, bir çalıştay kapsamında hazırlanmıştır. 1718–1730 yılları arasındaki dönemin kültürel, siyasi ve toplumsal boyutlarını ele alan makalelerden oluşan bu derleme, Ahmed Refik ve onu izleyen tarihçilerin söz konusu dönemi bir “edebî dönem icadı” olarak kurguladıklarını ortaya koymayı amaçlıyor. Eser, lalenin simgesel gölgesinde kalan bu zaman dilimini yeni araştırmalar ışığında yeniden tanımlamayı ve anlamlandırmayı hedefliyor.</strong></p>
<p><strong> </strong>VBKY’nin tarih kitaplığı, Selim Karahasanoğlu’nun editörlüğünü üstlendiği <em>“Lale Devri mi?”</em> adlı eserle genişlemeye devam ediyor. Ahmed Refik’in <em>Lale Devri</em> kitabı, modern Osmanlı tarihçiliğinde çok sayıda çalışmanın ve tartışmanın önünü açmış; söz konusu dönem kimi zaman Osmanlı’da batılılaşmanın başlangıcı, kimi zamansa III. Ahmed ile damadı Nevşehirli İbrahim Paşa’nın zevk ve sefahate dayalı, hatalı ve hedonist tasarruflarının bir anlatısı olarak yorumlanmıştır. Peki “Lale Devri” gerçekten yaşanmış bir dönem midir? Birçok revizyonist çalışmaya da konu olan bu adlandırma, Osmanlı tarih yazımının en köklü klişelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Erken batılılaşma ile sefahat arasında salınan bu dönemin yalnızca nasıl tanımlandığı değil, bizatihi var olup olmadığı da tarihsel bir sorun olarak ele alınmalıdır. 1718–1730 yıllarının kültürel, siyasi ve toplumsal veçhelerini inceleyen makalelerden oluşan bu kapsamlı çalışma, Ahmed Refik ve onu izleyen tarihçilerin bir “edebî dönem icadı” gerçekleştirdiklerini göstermeyi; lalenin simgesel gölgesinde kalan bir zamanı, yeni araştırmalar ışığında yeniden tanımlamayı ve anlamlandırmayı amaçlıyor.</p>
<p>Kitabın giriş yazısında Selim Karahasanoğlu, “Lale Devri” adlandırmasını problematize ederken doktora tezinden günümüze uzanan çalışmaları üzerinden döneme ilişkin historiografik dönüşümü değerlendiriyor. Tülay Artan, dönemin entelektüel çevrelerini, kitap koleksiyonlarını ve zihniyet dünyasını, “Lale Devri” anlatısının merkezî figürlerinden Paris sefiri Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin düşünce dünyası üzerinden inceliyor. Mehmet Yılmaz Akbulut ise söz konusu yılları askerî ve diplomatik açıdan bir “zevk ve sefahat çağı” olarak değil, Avrupa’daki güç dengelerine duyarlı bir diplomatik kırılma noktası olarak yeniden konumlandırıyor. Tuğba Kara’nın, dönemin sembolü hâline gelmiş bostanları birincil kaynaklara dayanarak ele alan çalışması ile Şaduman Tuncer’in padişahın mesireler ve kasırlar arasındaki hareketliliğini inceleyen makalesi, saray çevresindeki gündelik hayatı abartılı anlatılardan arındırarak somutlaştırıyor. Ahlaki bir çöküş ya da yarım kalmış bir batılılaşma çerçevesinin yetersizliğini ortaya koyan bu katkılar, aynı zamanda Ahmed Refik’in <em>Lale Devri</em> kitabının yayımlanmasının ardından kaleme aldığı yazıları da ilk kez kapsamlı biçimde gün yüzüne çıkarıyor. Refik’in birkaç yıl içinde kendi kurduğu anlatıyı nasıl yumuşattığı, hatta yer yer geri aldığı; Fatma Aliye ile girdiği polemikler ve İbrahim Paşa’yı savunma girişimleri, bu metinlerde “Lale Devri”nin ilk revizyonu olarak ele alınıyor. Öte yandan, Türkçede ilk kez okurla buluşan Wilhelm Heinz’ın 1967 tarihli makalesi de dönemin kültür dünyasını popüler anlatıların ötesine taşıyan önemli bir katkı sunuyor.</p>
<p><strong>Kitaptan:</strong></p>
<p><em>“Tarihin akışı içerisinde bir kesiti alıp çıkarmak, öncesi ve sonrası içerisinde konteks­tine oturtmaksızın misli görülmemiş gibi sunmak, Osmanlı tarihçiliğinde yabancısı olmadığımız bir tarzdır. Osmanlı tarihi için öteden beri kuruluş, yükselme, durakla­ma, gerileme ve çöküş yollu bir anlatım benimsenmiştir. Görece yakın dönemlerde­dir ki, bir kabuk kırılması başlamış ve Kanuni Sultan Süleyman dönemi sonrasında da, İmparatorlukta; kültürde, sanatta, siyasette, teknolojide, ekonomide canlılığın görülebildiği kanıtlanmıştır. Denilebilir ki, Osmanlı tarihçiliğinin klişelerinden sıy­rılması yeni sayılabilecek bir olgudur ve bu hususta bir genel kanı hâlâ oluşmuş de­ğildir. Bu bahsettiğim üst klişenin içerisinde en büyük klişelerden birisini de Lale Devri oluşturur. Buna göre, İmparatorluk, zaten bir tefessüh/bozulma evresine gir­miştir. Lale Devri de bu evrenin bir ayağını oluşturur: Ahlâkta, yaşayışta ve siyasette bozulma. Zira, bu dönem bir zevk ve sefahat dönemidir. Son dönemin padişahları da keyiflerine düşkün şahıslardır. Savaş meydanlarında cenk ile meşgul olmayı bı­rakmış, artık son nefeslerini döşeklerinde verir olmuşlardır. Bu ve benzeri standart anlatı örnekleri çoğaltılabilir.</em></p>
<p><em>Yukarıda kabaca özetlediğim bakış açısının, yani Osmanlı İmparatorluğu tarihinin şahıs bazlı yorumunun ne kadar problem barındırdığı düşünülmelidir. Şöyle ki, bir İmparatorluk tarihi, padişahın yahut onun karizmasının gücü ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buna Osmanlı tarihçiliğinde elitist/hanedan eksenli bir tarihyazım geleneğinin yahut basitçe devleti ve toplumu ile kuşatıcı olmayan bir tarihçilik anlayışının sonucu olarak da bakılabilir. Her halükârda, bahsi geçen bakışın tarihselliği ve mantıkiliği sorgulanmaya açıktır.” </em></p>
<p><em><strong> </strong></em><strong>KÜNYE</strong></p>
<p><strong>Yayınevi: VBKY</strong></p>
<p><strong>Kategori: Tarih           </strong></p>
<p><strong>Kitabın adı: Lale Devri mi? </strong></p>
<p><strong>Proje Editörü: Dr. Mehmet Yılmaz Akbulut  </strong></p>
<p><strong>Editör: Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu  </strong></p>
<p><strong>Kapak ve Sayfa Uygulama: Faruk Özcan</strong></p>
<p><strong>Sayfa sayısı: 448 </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/vbky-lale-devri-miyi-yayimladi-619670">VBKY &#8220;Lale Devri mi?&#8221;yi yayımladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehir Tiyatroları 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde İki Etkinlikle Sahnede</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-8-mart-dunya-kadinlar-gununde-iki-etkinlikle-sahnede-616968</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 11:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[8 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[mart]]></category>
		<category><![CDATA[nde]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçılarımız Tarafından Okuma Tiyatrosu Olarak Sahnelenecek “Şiddete Karşı Güçlenme Anlatıları”nın Yanı Sıra “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” Oyunu da 8 Mart Günü Seyirciyle Buluşacak</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-8-mart-dunya-kadinlar-gununde-iki-etkinlikle-sahnede-616968">Şehir Tiyatroları 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde İki Etkinlikle Sahnede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sanatçılarımız Tarafından Okuma Tiyatrosu Olarak Sahnelenecek “Şiddete Karşı Güçlenme Anlatıları”nın Yanı Sıra “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” Oyunu da 8 Mart Günü Seyirciyle Buluşacak</b></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na bağlı Çağdaş Gösteri Sanatları Merkezi (ÇGSM), bir okuma tiyatrosu gerçekleştiriyor.</p>
<p>“Şiddete Karşı Güçlenme Anlatıları” adlı okuma tiyatrosu 8 Mart 2026 Pazar günü saat 20.00’de Müze Gazhane Meydan Sahne’de ücretsiz olarak seyirciyle buluşuyor.</p>
<p>Etkinlikte, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın “Kadına Yönelik Şiddet Deneyimleri” ile “Şiddete Karşı Anlatılar” kitaplarında yer alan anlatılardan Emre Koyuncuoğlu’nun derlediği metinler okunacak.</p>
<p><b>Aslı İçözü</b>’nün yönettiği, kostüm tasarımını <b>Duygu Ateş</b>’in yaptığı okuma tiyatrosunda dayanışma adına sanatçılarımız <b>Aslı İçözü, Aslı Öngören, Berna Adıgüzel, Hazal Uprak, Şirin Asutay, Yeşim Koçak</b> ve <b>Emre Koyuncuoğlu</b> bir arada yer alıyor.</p>
<p><b>“SEN İSTANBUL&#8217;DAN DAHA GÜZELSİN” 8 MART’TA ÜCRETSİZ SAHNELENİYOR</b></p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, “Sen İstanbul&#8217;dan Daha Güzelsin” oyununu 8 Mart Kadınlar Günü’ne özel ücretsiz olarak Üsküdar seyircisiyle buluşturuyor.</p>
<p><b>Murat Mahmutyazıcıoğlu</b>’nun yazıp yönettiği oyun 8 Mart Pazar günü 20.00’de Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde sahneleniyor.</p>
<p>Oyunların biletleri 3 Mart 2026 Salı günü 11.00’de gişelerden, https://sehirtiyatrolari.ibb.istanbul/, biletinial.com adreslerinden ve mobil uygulamamızdan temin edilebilir.</p>
<p><b>SEN İSTANBUL&#8217;DAN DAHA GÜZELSİN</b></p>
<p>Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini…</p>
<p>“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”</p>
<p><b>Murat Mahmutyazıcıoğlu</b>’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor…</p>
<p>Oyunda <b>Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu</b> rol alıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-8-mart-dunya-kadinlar-gununde-iki-etkinlikle-sahnede-616968">Şehir Tiyatroları 8 Mart Dünya Kadınlar Günü&#8217;nde İki Etkinlikle Sahnede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kocaeli&#8217;de masalsı buluşma</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kocaelide-masalsi-bulusma-615084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 11:22:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[buluşma]]></category>
		<category><![CDATA[eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[isimler]]></category>
		<category><![CDATA[kocaeli]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[masalsı]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=615084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültür ve sanat vizyonunun güçlü bir yansıması olarak 16 Şubat’ta kapılarını açtığı “Binbir Gece Resimleri-Düş Atlası” sergisi sanatseverlerden büyük ilgi görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelide-masalsi-bulusma-615084">Kocaeli&#8217;de masalsı buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin kültür ve sanat vizyonunun güçlü bir yansıması olarak 16 Şubat’ta kapılarını açtığı “Binbir Gece Resimleri-Düş Atlası” sergisi sanatseverlerden büyük ilgi görüyor. Sergi 6 Mart Cuma gününe kadar (Pazartesi hariç) her gün 10.00-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.</p>
<p><b>ÇAĞDAŞ SANATIN ÖZGÜN İSİMLERİ</b></p>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın ev sahipliğinde açılan sergi, çağdaş sanatın özgün isimlerini de bir araya getirmenin ayrıcalığını yaşadı. Sergide eseri olan 8 sanatçı soyut dünyanın güzelliğini “Binbir Gece” masallarından aldığı ilhamla tuvallerine yansıttı. Ulusal ve uluslararası üne sahip olan söz konusu ressamlar, Kocaeli’den tüm dünyaya kurdukları düşü yansıtmanın mutluluğunu da sanat yolculuklarına ekledi.</p>
<p><b>PROF. DR. UĞUR BATI’NIN KÜRATÖRLÜĞÜNDE</b></p>
<p>Serginin küratörlüğünü son dönemde kültür sanat alanında birçok çalışmaya imza atan Prof. Dr. Uğur Batı yaptı. Serginin sanatseverlerle buluşması için adeta gece gündüz büyük bir özveri ile çalışan Prof. Dr. Batı, masal koleksiyonundaki başarıya önemli katkı sundu.</p>
<p><b>7 RESSAM VE BİR BASKI SANATÇISI</b></p>
<p>Prof. Dr. Uğur Batı sergide; ulusal ve uluslararası ölçekte çalışmaları bulunan 7 ressam ve 1 baskı sanatçısını bir araya getirerek, yüzün üzerindeki eseri Kocaeli Sanat Galerisi’ne taşıdı. Bu isimler arasında yer alan sanatçılar, hem teknik çeşitlilikleri hem de anlatı dünyalarıyla sergiyi adeta bir “Düş Atlası”na dönüştürdü.</p>
<p><b>DENİZLERİN RESSAMI: MUSTAFA GÜNEN</b></p>
<p>Uluslararası müzayede evlerinde eserleri yer alan, deniz temalı kompozisyonlarıyla dünya çapında tanınan Mustafa Günen, sergi için özel olarak hazırladığı çalışmalarında denizi bir doğa unsuru olmanın ötesine taşıyor. Kendisine “dünyanın en önemli deniz ressamlarından biri” olarak atıfta bulunulurken, eserlerinin yalnızca teknik ustalık değil; aynı zamanda bir anlatı derinliği taşıdığı vurgulandı. Günen’in tablolarında dalga, ışık ve ufuk çizgisi; bir masalın başlangıç cümlesi gibi izleyiciyi içine çekiyor.</p>
<p><b>KARAKAŞLI, KENTİN METAFORLARINI ÇİZDİ</b></p>
<p>Avusturya ekolünden beslenen, neo-ekspresyonist dili ve pop-sürrealist yaklaşımıyla tanınan Ferruh Karakaşlı, alt kültürleri ve kent yaşamını metaforik figürlerle yorumlayan bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Açılış konuşmalarında “bir kent çizer” olarak tanımlanan Karakaşlı’nın eserleri, çağdaş dünyanın katmanlı yapısını renk ve figür üzerinden sorguluyor. Uluslararası sergilerle adından söz ettiren sanatçının Kocaeli’de yer alması, sergiye küresel bir perspektif kazandırdı.</p>
<p><b>TÜRKYILMAZ, ANADOLU’NUN RİTMİNİ TUVALE TAŞIDI</b></p>
<p>Doğal kum ve minerallerle geliştirdiği özgün tekniğiyle bilinen Halime Türkyılmaz, Anadolu’nun belleğini sembolik anlatımlarla görünür kılıyor. Açılışta, kimi zaman fındık toplayan bir kadın, kimi zaman çay işçileri üzerinden Anadolu’nun emeğini ve ritmini yansıttığı ifade edilen sanatçının eserleri; doğa ve insan arasındaki kadim bağı çağdaş bir dille yorumluyor.</p>
<p><b>DOKUNUN VE FORMUN MASALI: MELİSA ÖZGÜR</b></p>
<p>Serginin en genç isimlerinden Melisa Özgür, geometrik soyutlama ve kozmik motifleri bir araya getiren kompozisyonlarıyla dikkat çekiyor. Dokuyu ve formu kendi içinde özel bir dengeyle kullanan Özgür’ün eserlerinde renk enerjisi, katmanlı yüzeyler ve soyut figürler izleyiciye yeni bir görsel deneyim sunuyor.</p>
<p><b>TINÇ’TAN MÜREKKEBİN İZİNDE MİSTİK BİR YOLCULUK</b></p>
<p>Çini mürekkebi tekniğiyle özgün bir anlatı dili geliştiren Pınar Tınç ise, eserlerinde kullandığı mürekkeplerin büyük bölümünü kendisi üreterek sanat pratiğini teknik bir ustalıkla kişisel bir üretim sürecine dönüştürüyor. Malzemeyle kurduğu bu doğrudan ilişki, onun resimlerinde yalnızca bir teknik tercih değil; başlı başına bir ifade biçimi olarak öne çıkıyor. Tınç’ın eserleri özellikle mürekkebin kontrollü akışı ile doğanın kendi ritmi arasında kurduğu denge sayesinde sergiye içe dönük ve derinlikli bir anlatım kazandırdı.</p>
<p><b>RENGİN LİRİK ANLATISI: YASEMEN LATİFE AYVAZ</b></p>
<p>Türkiye’de renk kullanımındaki ustalığıyla bilinen Yasemen Latife Ayvaz, lirik soyutlamalarıyla kent, insan ve kültür arasında çok boyutlu bir bağ kuruyor. Renkleri en iyi kullanan ressamlardan biri olan sanatçının eserleri, izleyiciyi soyut bir kompozisyondan şehir manzarasına, oradan kültürel hafızaya taşıyor.</p>
<p><b>GÜNDOĞDU, SERGİYE MEKÂNSAL BİR DERİNLİK KAZANDIRIYOR</b></p>
<p>Seramik, doğal taş ve cam üzerine gerçekleştirdiği mozaik çalışmalarıyla tanınan Sebahattin Gündoğdu, mimari yüzeyleri sanatsal bir anlatı alanına dönüştüren isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde aldığı eğitimin ardından kurduğu üretim atölyesinde, kamusal alanlardan özel projelere kadar pek çok mekânda özgün uygulamalara imza attı. Sanatında doğanın renklerini ve taşın dokusunu temel alan Gündoğdu, yüzey-ışık-renk ilişkisini sade ve güçlü kompozisyonlarla ele alıyor. “Binbir Gece Resimleri”ndeki eserleri de taş ve seramiğin ifade imkânlarını çağdaş bir yorumla buluşturarak sergiye mekânsal bir derinlik kazandırıyor.</p>
<p><b>BASKI SANATÇISI: HAYRETTİN SUSAM</b></p>
<p>Sergide yer alan tek baskı sanatçısı Hayrettin Susam ise teknik ustalığı ve malzeme hâkimiyetiyle dikkat çeken isimler arasında yer aldı. Açılış konuşmasında, neredeyse “baskı yapamayacağı bir yüzey olmadığı” vurgulanan Susam; mikron boyutlu detaylardan devasa yüzeylere uzanan üretim pratiğiyle sergiye farklı bir disiplin kazandırdı.</p>
<p><b>KENTİN KALBİNE SANAT GALERİSİ</b></p>
<p>Sergi, geçtiğimiz ay Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından kentin kalbine hediye edilen Kocaeli Sanat Galerisi’nde yer alıyor. İzmit Millet Bahçesi içindeki Sanat Galerisi; 2 bin 200 metrekarelik alanı, 360 derece sahnesi ve çok amaçlı salonlarıyla kısa sürede kültür-sanat etkinliklerinin önemli bir adresi haline geldi.</p>
<p><b>6 MART’A KADAR ZİYARETE AÇIK</b></p>
<p>“Binbir Gece Resimleri-Düşler Atlası” sergisi 6 Mart Cuma gününe kadar (Pazartesi hariç) her gün 10.00-22.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kocaelide-masalsi-bulusma-615084">Kocaeli&#8217;de masalsı buluşma</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025 Yılının En İyi Oyunları</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/2025-yilinin-en-iyi-oyunlari-601737</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2025 12:21:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[2025]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[oynanış]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[studios]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[Yapımcı]]></category>
		<category><![CDATA[yi]]></category>
		<category><![CDATA[yılının]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oyun alışverişlerinizdeki bir numaralı adresiniz Oyunfor, 2025 yılında da bilgisayar ve konsol oyunlarının nabzını tuttu, 2025’in en çok dikkat çeken ve beğenilen oyunlarını sıraladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2025-yilinin-en-iyi-oyunlari-601737">2025 Yılının En İyi Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oyun alışverişlerinizdeki bir numaralı adresiniz Oyunfor, 2025 yılında da bilgisayar ve konsol oyunlarının nabzını tuttu, 2025’in en çok dikkat çeken ve beğenilen oyunlarını sıraladı.</strong></p>
<p>2025 yılı, hem büyük markaların geri dönüşleri hem de yeni IP’lerin yarattığı heyecanla oyun endüstrisi açısından oldukça güçlü bir yıl oldu. Oyunfor da  yıl boyunca gerek eleştirmenler, gerekse de oyuncu toplulukları tarafından öne çıkarılan, farklı tür ve ölçeklerden 10 önemli oyunu sizler için bir araya getirdi.</p>
<p>Arc Raiders<br />Yapımcı: Embark Studios<br />Dağıtımcı: Nexon</p>
<p>Arc Raiders, PvPvE yapısını sade ama gerilimli bir oynanış döngüsüyle birleştirerek türün dikkat çeken örneklerinden biri oldu. Embark Studios’un teknik altyapısı ve çevresel hikaye anlatımı, oyunun atmosferini belirgin biçimde güçlendiriyor.<br />Özellikle anlaşmalı oynanışın risk–ödül dengesi, Arc Raiders’ı uzun vadeli bir servis oyunu olarak konumlandırdı.</p>
<p><b>Clair Obscur: Expedition 33<br />Yapımcı: Sandfall Interactive<br />Dağıtımcı: Kepler Interactive</b></p>
<p>Oyunfor ekibinin de favorisi olan Clair Obscur: Expedition 33, sıra tabanlı RPG formülünü gerçek zamanlı refleks öğeleriyle harmanlayan özgün yapısıyla yılın en yaratıcı projelerinden biri olarak öne çıktı ve The Game Awards 2025’te, yılın en iyi ödülü olmak üzere tam yedi dalda ödül aldı.<br />Sanat yönetimi, muhteşem senaryosu, atmosferi ve melankolik anlatısı, oyunu klasik JRPG etkilerinden ayırarak daha modern ve deneysel bir noktaya taşıdı.</p>
<p>Hades II<br />Yapımcı / Dağıtımcı: Supergiant Games</p>
<p>Hades II, ilk oyunun yüksek temposunu ve anlatı gücünü korurken, oynanış derinliğini ve karakter çeşitliliğini belirgin biçimde artırarak yine çok kuvvetli bir oyun olarak karşımıza çıktı.<br />Supergiant Games’in diyalog yazımı ve görsel dili, roguelike türünde hikaye anlatımının halen ne kadar güçlü olabileceğini bir kez daha gösterdi.</p>
<p><b>Ghost of Yōtei<br />Yapımcı: Sucker Punch Productions<br />Dağıtımcı: Sony Interactive Entertainment</b></p>
<p>Ghost of Yōtei, Ghost of Tsushima’nın mirasını yeni bir coğrafya ve dönemle genişleterek PlayStation cephesinin en iddialı yapımlarından biri oldu. Daha karanlık temalar ve gelişmiş yakın dövüş mekanikleri, oyunun anlatı tonunu daha olgun bir seviyeye taşıyor.</p>
<p><b>Battlefield 6<br />Yapımcı: DICE<br />Dağıtımcı: Electronic Arts</b></p>
<p>Serinin klasik büyük ölçekli savaş hissine dönüşü temsil eden Battlefield 6, daha da fazla yıkılabilir çevre ve takım tabanlı oynanışa verilen önemle birlikte Battlefield markasını yeniden merkezine oturttu. Canlı servis yaklaşımıyla uzun vadeli içerik planı, oyunun rekabetçi sahnedeki yerini güçlendirdi.</p>
<p><b>Hollow Knight: Silksong<br />Yapımcı / Dağıtımcı: Team Cherry</b></p>
<p>Uzun süredir beklenen Silksong, beklentileri karşılayan tasarımı ve akıcı oynanışıyla metroidvania türünün zirve örneklerinden biri oldu. Harita tasarımı, boss çeşitliliği ve ritmik dövüş sistemi, Team Cherry’nin detaycılığını bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p><b>Monster Hunter Wilds<br />Yapımcı / Dağıtımcı: Capcom</b></p>
<p>Monster Hunter Wilds, serinin en büyük ve dinamik dünyasını sunarak avlanma deneyimini önemli ölçüde geliştiriyor. Çevresel etkileşimler ve daha canlı ekosistem yapısı, Monster Hunter evrenini önceki oyunlara kıyasla çok daha “yaşayan” bir hale getirdi.</p>
<p><b>Split Fiction<br />Yapımcı: Hazelight Studios<br />Dağıtımcı: Electronic Arts</b></p>
<p>Split Fiction, anlaşmalı oynanışı anlatının merkezine koyan yapısıyla Hazelight Studios’un imzasını net biçimde taşıyor. İki karakterin farklı hikaye perspektifleri üzerinden ilerleyen yapı, hem mekanik hem de duygusal açıdan güçlü bir deneyim sunmakta.</p>
<p><b>The Outer Worlds 2<br />Yapımcı: Obsidian Entertainment<br />Dağıtımcı: Xbox Game Studios</b></p>
<p>The Outer Worlds 2, ilk oyunun mizahi tonunu daha derin RPG sistemleriyle birleştirerek evrenini genişletiyor ve oyuncu seçimlerinin sonuçlara etkisi ve diyalog yazımı, Obsidian’ın anlatı konusundaki ustalığını bir kez daha gösteriyor.</p>
<p><b>Death Stranding 2: On the Beach<br />Yapımcı: Kojima Productions<br />Dağıtımcı: Sony Interactive Entertainment</b></p>
<p>Kojima’nın en farklı oyunlarından biri olan Death Stranding, devam oyunuyla alışılmadık oynanış yapısını daha erişilebilir hale getirirken, anlatı tarafında çok daha kişisel ve politik bir çizgi izliyor. Yapımcı ustanın sinematik yaklaşımı, oyunu klasik tür tanımlarının ötesine taşıyan bir deneyim olarak konumlandırdı.</p>
<p>Oyunfor için 2025 yılı, yaratıcı risklerin daha fazla destek gördüğü, devam oyunlarının ise sadece “daha büyüğü” değil “daha derini” hedeflediği bir yıl olarak öne çıktı. Yukarıdaki yapımlar, hem ticari hem de yaratıcı anlamda bu dönüşümün en güçlü örnekleri arasında yer alıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/2025-yilinin-en-iyi-oyunlari-601737">2025 Yılının En İyi Oyunları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Nov 2025 08:12:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[doğacak]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gelecekte]]></category>
		<category><![CDATA[hibrit]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kabaş]]></category>
		<category><![CDATA[salonları]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591454</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, 14 Kasım Dünya Sinema Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, sinemanın dijital çağda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454">Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, 14 Kasım Dünya Sinema Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, sinemanın dijital çağda geçirdiği büyük dönüşüme dikkat çekti.</p>
<p><strong>Sinema en büyük dönüşümlerinden birini geçiriyor</strong></p>
<p>Sinemanın en büyük dönüşümlerden birini dijital çağla birlikte geçirdiğini, filmin artık sadece bir anlatı sanatı olarak değil aynı zamanda veri akışı, algoritmalar ve içerik stratejileriyle tanımlanmaya başlandığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş,<strong> “</strong>Eskiden sinema, fiziksel olarak bir araya gelinen, ortak duyguların paylaşıldığı ve devamında çeşitli sosyalleşmelerin de yaşandığı bir ritüeldi; bugünse sıklıkla bireysel ekranlara, kısalan dikkat sürelerine ve hızlı tüketim çerçevesine sıkışmaya doğru ilerliyor. Ancak bu değişim, sinemanın bittiği anlamına gelmiyor. Aksine, dijital çağ sinemaya yeni ifade biçimleri de kazandırıyor. Artık bir hikâye yalnızca perdede değil, sosyal medyada, sanal gerçeklikte hatta yapay zekâ destekli deneyimlerde var olabiliyor. Dolayısıyla sinemaya farklı bir gözle bakıldığında aynı zamanda bir tür ‘dijital hafıza alanı’ na dönüşümün söz konusu olduğu da söylenebilir. Bu süreçte film yapanlar, yalnızca kamera arkasında değil, kodun ve verinin içinde de yeni bir anlatım dili kurabiliyor. En nihayetinde dijitalleşmenin en üst seviyesine ulaşarak sinema alanını tamamıyla dönüştürmesinin tam karşılığını henüz göremedik.” dedi.</p>
<p><strong>Pandemi, sinema salonları için dönüm noktası oldu</strong></p>
<p>Pandeminin, sinema salonları için bir anlamda dönüm noktası olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Uzun süre kapalı kalan salonlar ekonomik ve duygusal bir kayıp yaşadı. Evde film izleme alışkanlığıyla birlikte salonların sağladığı kolektif izleme deneyiminden uzaklaşılmaya başlandı. Öte yandan sinema salonlarında film izlemenin ekonomik karşılığının giderek artması, salonların AVM’lere taşınmasıyla birlikte film izlemenin ötesinde bir tüketim çerçevesinin öne çıkması da bu durumu pekiştirdi. Ancak son birkaç yılda bu durumun değiştirilmeye çalışıldığını görebiliyoruz. Ödüllü yerli yapımların salonlarda gösterilmesi, belirli yönetmenlerin sinema perdesi gösterim formatına uygun üretimlerde bulunması ve sinema salonların ‘nostalji’ üretimi doğrultusunda kült yapımları yeniden beyazperdeye taşıması bu konudaki girişimlere örnek olarak verilebilir. Bunların yanı sıra film sonrası söyleşiler, tematik gösterimler, festival organizasyonları da bu bağın yeniden kurulması açısından önem taşıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Dijital platformlar, sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdü…</strong></p>
<p>Netflix, Amazon Prime, Max gibi dijital platformların sinema kültürünü önemli ölçüde dönüştürdüğünü de kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Bir yandan erişim sınırlarını ortadan kaldırarak hikâyeleri zaman-mekân ayrımı olmaksızın küresel ölçeğe taşıdılar öte yandan izleme alışkanlıklarını da kökten değiştirdiler. Artık izleyici filmi bir etkinlik olarak değil, tıpkı bir sosyal medya içeriği gibi hızlıca tüketilen bir ‘akış’ olarak deneyimliyor. Bu durumun iki yönü var: Olumlu tarafı erişimin, çeşitliliğin ve görünürlüğün artması. Olumsuz tarafıysa sinemanın hızlı tüketim ve izleyici verisi odaklı üretim kültürüne teslim olması. Platformların algoritmaları, izleyiciye yeni içerikleri sürekli kişiselleştirilmiş bir şekilde sunarken, derinleşme, film üzerine tartışma ve sinemasal deneyim giderek zayıflıyor. Elbette ki bazı yönetmenlerin de bu dijital koşulları yaratıcı biçimde kullanarak yeni anlatım biçimleri geliştirdiğini de dikkatle takip edebiliyoruz. Dolayısıyla artık bugün sinemayı bir anlatı sanatı olarak nasıl tanımlayacağımız önemli olacaktır.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Gelecekte hibrit bir sinema anlayışı doğacak!</strong></p>
<p>Yapay zekânın artık sinemanın bir parçası hâline gelmeye başladığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, şöyle devam etti:</p>
<p>“Senaryo yazımından görsel efektlere, kurgudan ses tasarımına kadar birçok aşamada üretim süreçlerine dahil edilebiliyor. Bu teknolojiler sayesinde daha hızlı, daha düşük bütçeli ve teknik olarak çok daha gelişkin işler üretmek mümkün kılınıyor. Ancak bu gelişmeler sinemanın insani yönünü tehdit etme riski de taşıyor. Yapay zekâ bir hikâyeyi yapı olarak taklit edebilir, duygusal ritmini analiz edebilir, hatta belli formüllerle istenilen noktalarda izleyiciyi ağlatan ya da heyecanlandıran sahneler üretebilir. Ancak sinemanın anlamını güçlendiren şeyler arasında, insanın duygusal sezgisi ve yaratıcı hataları da bulunmaktadır. Bu nedenle yapay zekâ sinemayı dönüştürüyor ama henüz insanın hayal gücünün yerini tam olarak, en azından bizim kavrayabileceğimiz şekliyle, alamıyor. Belki gelecekte yapay zekâ ile insan yaratıcılığının iç içe geçtiği hibrit bir sinema anlayışı doğacak ama duyguyu algoritmayla değil insanla inşa eden filmler her zaman bir biçimde var olacak.”</p>
<p><strong>Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler yeni kapılar açtı </strong></p>
<p>Deepfake veya dijital oyuncu kullanımının sinemada hem etik hem de hukuki açıdan çok ciddi bir tartışma alanı oluşturduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Deepfake teknolojisiyle bir oyuncunun canlandırılması ya da izinsiz olarak bir yüzün kullanılması, temsiliyet ve rıza kavramları üzerine yeniden düşünmemizi gerektiriyor. Bu tartışmanın sadece teknolojik bir yerden değil aynı zamanda insan onuru, emeği ve sanatsal bütünlüğe dair bir sorumluluk konusu olarak da sürdürülmesi gerekiyor. Dijital oyuncular ya da yapay zekâ ile oluşturulan karakterler, sinemaya teknik olarak yeni kapılar açabiliyor. Fakat bu teknoloji suistimal edildiğinde, sanatın en temel unsuru olan ‘insanlık hâli’ zarar görüyor. Dolayısıyla teknolojiyi kullanan niyeti de tartışmamız gerekiyor. Dolayısıyla sinemada etik çizginin korunması, sanatsal güvenin de korunması anlamına geliyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sinemayı yaşatan insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımı</strong></p>
<p>Sinemanın geleceğinin, teknoloji üzerinden ya da teknolojiye dönük bir rekabet endüstrisi oluşturmaktan değil teknolojiyle birlikte yeni duygusal ve estetik alanlar oluşturmakta gizli olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Denizcan Kabaş, “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir hikâyeyi anlamlı kılan şey her zaman onu anlatan insanın iç dünyası, toplumla kurduğu ilişki ve hayatı yorumlama biçimini aktarma yolu olmaktadır. Bu nedenle, dijital çağda bile sinemayı yaşatan şey, teknolojinin, platformların ya da endüstrinin inşa ettiği değil insanın beyazperdeye yansıyan büyülü anlatımıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gelecekte-hibrit-sinema-anlayisi-dogacak-591454">Gelecekte hibrit sinema anlayışı doğacak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/egede-edebiyat-ve-moda-ayni-sahneyi-paylasti-580203</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 08:09:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[aynı]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[Karakterler]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[paylaştı]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sahne]]></category>
		<category><![CDATA[sahneyi]]></category>
		<category><![CDATA[tasarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580203</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri, edebiyat ile modayı buluşturan özgün bir etkinliğe imza attı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egede-edebiyat-ve-moda-ayni-sahneyi-paylasti-580203">Ege&#8217;de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri, edebiyat ile modayı buluşturan özgün bir etkinliğe imza attı. TÜBİTAK 2209-A kapsamında düzenlenen “Edebiyatın Gardırobu: İkonik Karakterler ve Modanın Anlatısal Gücü” başlıklı defile ve sunum, Edebiyat Fakültesi Nuri Bilgin Konferans Salonunda renkli anlara sahne oldu. Etkinliğe akademisyenler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>EÜ Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Züleyha Çetiner Öktem’in danışmanlığını yaptığı projede, 3. sınıf öğrencisi Irmak Soran yürütücü; 3. sınıf öğrencisi Hazal Yüksel araştırmacı, 2. sınıf öğrencisi Dilruba Tama ise tasarımcı olarak görev aldı.</p>
<p>Proje hakkında bilgi veren Irmak Soran, “Bu projede, edebi metinlerdeki kıyafet anlatılarının ve betimlemelerinin sadece yüzeysel detaylar olmadığını, aslında altında çok daha fazla anlam barındıran önemli ögeler olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Örneğin, Juliet&#8217;in beyaz giymesi onun küçük yaşta evlenme arzusunu ya da masumiyetini temsil ederken, Jay Gatsby&#8217;nin bulunduğu toplum daha koyu tonları tercih etmesine rağmen onun pembe tonda özel dikilmiş takım elbiseler giymesi, o topluma ait olmadığını ve kabul görme çabasını gösteriyor. Farklı kıyafetler üzerinden bu türden önemli detayları ele alarak modanın bir anlatı gücü olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz. Proje kapsamında beş farklı tasarım ortaya koyduk. Bu karakterlerden ilham alan beş farklı kıyafet tasarımı gerçekleştirdik. Karakterlerimiz Jay Gatsby, Orlando, Juliet, Green Knight ve Anna Karenina olmak üzere toplam beş kişiden oluşuyor. Tasarımcımız, İstanbul Üniversitesi&#8217;nde ikinci sınıf öğrencisi olup tüm tasarımları kendisi yaptı. Biz de onunla bu alanda birlikte çalıştık. Projenin akademik çıktılarıyla çeşitli makaleler, akademik çıktılar ve sunumlar gerçekleştirdik” diye konuştu.</p>
<p><b>“Zihinlerdeki karakterleri somut forma dönüştürdük”</b></p>
<p>Edebiyatı sahne sanatları ve moda ile buluşturarak, okuyucuların zihnindeki karakterleri somut ve görsel bir forma dönüştürmeyi amaçladıklarını söyleyen Hazal Yüksel “Bu projede araştırma kısmında yer aldım. Amacımız, edebiyat karakterlerini yalnızca kitap sayfalarında bırakmayıp, moda aracılığıyla sahnede ve görsel dünyada yeniden karşımıza çıkarmaktı. Çalışmamızda farklı dönemlerden karakterler seçtik: Anna Karenina, Jay Gatsby, Juliet, Orlando ve Yeşil Şövalye. Her biri edebiyat tarihinde iz bırakmış, dönemlerinin ruhunu ve evrensel bir anlatıyı temsil eden figürlerdi. Biz de bu yönleriyle onların hikâyelerini moda üzerinden izleyiciye aktarmayı hedefledik” dedi.</p>
<p>Projede yapılan tasarımlarla, edebiyat karakterlerinin ruhunu ve hikâyesini sadece kıyafet olarak değil, birer görsel anlatı olarak sahneye taşıdıklarını belirten Dilruba Tama ise “Ben projede tasarım sürecinden sorumluydum. Karakterleri kumaş, renk ve silüetlerle yeniden yorumladım. Juliet’te romantizm ve gençliği, Gatsby’de 1920’lerin ışıltısını, Anna Karenina’da trajik bir zarafeti, Yeşil Şövalye’de ise güçlü ve mistik bir etkiyi yansıtmaya çalıştım. Tasarımlarımız, yalnızca kostüm değil; karakterlerin ruhunu sahneye taşıyan birer anlatı unsuru oldu” dedi.</p>
<p>Etkinlik, katılımcılardan gelen soruların cevaplanmasıyla son buldu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/egede-edebiyat-ve-moda-ayni-sahneyi-paylasti-580203">Ege&#8217;de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Üniversitesi 2. Uluslararası Turan Film Festivali&#8217;nde Sinemanın Anlatı Dili ve Geleceği Tartışıldı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-2-uluslararasi-turan-film-festivalinde-sinemanin-anlati-dili-ve-gelecegi-tartisildi-527330</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2025 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anlatı]]></category>
		<category><![CDATA[dili]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[festivalinde]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[geleceği]]></category>
		<category><![CDATA[sinemanın]]></category>
		<category><![CDATA[tartışıldı]]></category>
		<category><![CDATA[turan]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=527330</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle; Ege Üniversitesi, TÜRKSOY ve Sinema Genel Müdürlüğü işbirliğiyle düzenlenen 2. Uluslararası Turan Film Festivali etkinlikleri kapsamında  sinema sanatına dair derinlikli oturumlar gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-2-uluslararasi-turan-film-festivalinde-sinemanin-anlati-dili-ve-gelecegi-tartisildi-527330">Ege Üniversitesi 2. Uluslararası Turan Film Festivali&#8217;nde Sinemanın Anlatı Dili ve Geleceği Tartışıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesinin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle; Ege Üniversitesi, TÜRKSOY ve Sinema Genel Müdürlüğü işbirliğiyle düzenlenen 2. Uluslararası Turan Film Festivali etkinlikleri kapsamında  sinema sanatına dair derinlikli oturumlar gerçekleştirildi.</p>
<p>Festival kapsamında Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Sergi Salonunda “Anlamın İzinde: Sinema Göstergebilimi İle Film Çözümlemesi”, “Sinemada Hikaye Anlatımı Ve Yaratıcı Senaryo Yazım Teknikleri”,  “Belgesel Sinemada Yenilikçi Bir Anlatım Formu: İnteraktif Belgeseller”, “Yeni Teknolojiler, Yeni Formatlar, Yeni Anlatılar: İnteraktif Sanal Gerçeklik Film Yapımı” söyleşileri gerçekleştirildi. Söyleşiler,  EÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alev Fatoş Parsa, EÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Elçin As ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Öğretim Elemanı Öğr.Gör.Dr. Kenan Subaşı moderatörlüüğnde yapıldı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ege-universitesi-2-uluslararasi-turan-film-festivalinde-sinemanin-anlati-dili-ve-gelecegi-tartisildi-527330">Ege Üniversitesi 2. Uluslararası Turan Film Festivali&#8217;nde Sinemanın Anlatı Dili ve Geleceği Tartışıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
