<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ameliyat | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/ameliyat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ameliyat</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ameliyat | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/ameliyat</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çevirebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[dev]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Fıtıkların]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[kabusa]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=620018</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzeri kişilerde özellikle ameliyat sonrası gelişen bu fıtıkların toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yapılan çalışmalar; karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan insizyonel, yani ameliyat kesi yerinden gelişen karın duvarı fıtıklarının, 50 yaş üzerindeki hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde görülebildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Metin Ertem hayatı kabusa çevirebilen, bazı hastaların boyunlarına çarşaf bağlayarak taşıdıkları dev karın fıtıklarını ve yeni tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Vücudumuzda ‘koruyucu zırh’ olan karın duvarı zayıfladığında ya da ameliyat gibi bir nedenle bütünlüğü bozulduğunda, iç organlar dışa doğru itilerek dev karın fıtığı ortaya çıkabiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem</strong>, 50 yaş üzerindeki kişilerde dev karın fıtıklarının görülme sıklığının arttığını belirterek “Bunun en önemli nedeni yaşla birlikte kolajen doku sentezinin azalmasıdır. Kolajen, karın duvarının dayanıklılığını sağlayan temel yapı taşlarından biridir. Bu yapı zayıfladığında karın duvarı adeta bir kumaşın sökülen dikişi gibi açılmaya başlar” diyor. Karın duvarındaki büyük açıklıkların sadece estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ertem şöyle konuşuyor: “Bu dev fıtıklar, bel ve sırt ağrılarına, ıkınma olamayacağından dışkılama zorluğuna ve hatta solunum güçlüğü gibi yaşamı tehdit eden sorunlara neden olabiliyor. Fıtıklar tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirken, bunun en tehlikeli sonuçlarından birini, halk arasında “bağırsak düğümlenmesi” olarak bilinen sorun oluşturuyor.”</p>
<p><strong> Bağırsak delinmesi ve hayati riske yol açabiliyor</strong></p>
<p>Bağırsakların fıtık kesesi içinde sıkışarak; hastalarda şiddetli karın ağrısı, kusma ve büyük abdest yapamama gibi şikayetlere neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, soruna müdahale edilmezse bağırsak delinmesine kadar giden çok ciddi tablolar oluşturabildiğini ve bu durumun hayati riske yol açabildiğini söylüyor. Dev fıtıkların boyutlarının bazen dramatik olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin Ertem, bazı hastaların yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ”Bazen fıtık o kadar büyüyebiliyor ki, neredeyse iki çocuk başı büyüklüğüne ulaşabiliyor. Hatta bazı hastalar fıtığı desteklemek için karınlarının altından çarşaf geçirip boyunlarına bağlayarak taşımak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sorun ilerlemeden erken tedavi olmak günlük yaşam konforu açısından ve tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.” </p>
<p><strong> Ameliyat sonrası iyileşme döneminde dikkat!</strong></p>
<p>Karın ameliyatı geçiren kişilerin özellikle iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor. Prof. Dr. Ertem, ihmale gelmez bazı önlemleri “ameliyat sonrası erken dönemde ağır kaldırmamak, kabız kalmamaya özen göstermek, kronik öksürük varsa mutlaka tedavi olmak, yeterli ve dengeli beslenmek” şeklinde sıralıyor. Çünkü bu faktörler karın duvarına binen baskıyı artırarak fıtık gelişimini kolaylaştırabiliyor. Karın ameliyatı olmayan kişilerde de bazı fıtık türlerinin görülebileceğini; özellikle doğum yapanlarda karın duvarındaki zayıf noktalardan yağ dokusu ve bağırsakların dışarı çıkmasıyla epigastrik fıtıklar (göbek üstü fıtığı) oluşabildiğini belirten Prof. Dr. Ertem “Gebelik sırasında karın büyüdükçe karın duvarı gerilir ve bazı bölgelerde zayıflık oluşabilir. Bu durum küçük fıtıkların gelişmesine yol açabilir” diyor. </p>
<p><strong>Dev fıtıklarda yeni tedavi dönemi</strong></p>
<p>Dev karın fıtıklarının cerrahisinin oldukça özellikli bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ertem, son yıllarda kullanılan yeni yöntemlerin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Eskiden bu fıtıklar çoğunlukla sadece dikiş yöntemiyle kapatılmaya çalışılırdı. Ancak bu yöntemde nüks oranları yüzde 50’ye kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise dev fıtıklarda çok daha ileri teknikler kullanıyoruz. Özellikle, özel cihazlarla karın duvarı kontrollü şekilde genişletiliyor. Gerekli durumlarda karın kaslarına botoks uygulanarak kasların gevşemesi sağlanıyor. Ardından karın duvarı onarılıyor ve yama ile destekleniyor. Bu modern yöntemler nüks oranlarını yüzde 2-5’lere kadar düşürdü.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dev-karin-fitigi-hayati-kabusa-cevirebiliyor-620018">Dev karın fıtığı hayatı kabusa çevirebiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[hareketle]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[yırtıklarını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor. Gençlerde genellikle spor aktiviteleri sırasında meydana gelen bu durum, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, menisküs yırtığı sadece “profesyonel sporcu hastalığı” değil. Haftada bir halı saha maçı yapan veya hafta sonları doğa yürüyüşüne çıkan ofis çalışanlarında ya da fitness salonuna giden herhangi bir bireyde de sıkça görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatolojij Uzmanı Doç. Dr.  Burak Özturan,</strong>  menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebildiğini belirterek, “Menisküs yırtığı; sürekli veya hareketle tetiklenen diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi basit günlük aktivitelerde bile güçlük yaşanmasına neden olabilir. Uzun dönemde ise dizde kıkırdak aşınmasına ve buna bağlı olarak kireçlenme (osteoartrit) gibi ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle, erken teşhis için özellikle spor yapan kişiler diz ağrılarını  asla ihmal etmemelidir” diyor.  </p>
<p><strong>Bu sorunlardan biri bile varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Menisküs yırtığının genellikle en sık görülen belirtileri; ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı oluyor.  Bazı hastalar yaralanma anında dizin içinden &#8220;çıt&#8221; sesi geldiğini veya kopma hissi yaşadıklarını belirtirken, ardından özellikle ilk gün  belirginleşen dizde ağrı ve şişlikten yakınıyorlar. Bazen de bu belirtiler hiç olmadan; dizde başlayan ağrıyla birlikte dizi tam olarak bükmede veya düzleştirmede zorluk, merdiven inip çıkarken veya çömelirken ağrının artması gibi sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar.  Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>erken tanı için dizinizde aşağıda yer alan sorunlardan biri bile varsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Ani bir hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa</li>
<li>Dizinizde takılma, kilitlenme gibi mekanik belirtiler varsa</li>
<li>Bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen diz ağrınız varsa</li>
<li>Merdiven inip çıkarken batma oluyorsa </li>
</ul>
<p><strong> Erkeklerde yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor! </strong></p>
<p>Her iki dizimizde, uyluk ve kaval kemikleri arasında &#8220;C&#8221; şeklinde yer alan iki adet kıkırdak yapı “menisküs” olarak adlandırılıyor. Menisküs; vücut ağırlığını dengeli bir  şekilde dağıtarak, ekleme binen baskıyı azaltıyor ve eklem stabilitesini artırarak ani hareketlerde dizin korunmasına yardımcı oluyor. Ancak çeşitli etkenler, bu önemli yapının yırtılmasına neden olabiliyor. Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküsün erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 3 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, “Bunun temel nedeni, erkeklerin ani dönme ve zıplama hareketleri içeren futbol ve basketbol gibi yüksek riskli sporları kadınlara oranla daha yoğun bir şekilde yapma eğiliminde olmalarıdır” diyor. </p>
<p><strong>En önemli nedeni bilinçsizce yapılan spor! </strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının son yıllarda daha fazla görüldüğünü ifade ederek, bu artışın en önemli nedenini şöyle anlatıyor: “İnsanlar artık daha aktif bir yaşam sürüyor, düzenli spor yapıyorlar. Bu durum genel sağlık için oldukça önemlidir.  Ancak, bilinçsizce ya da hazırlıksız yapılan sporlar diz yaralanması riskini artırır. Bunun dışında, halı saha maçları, kayak ile basketbol gibi ani yön değiştirme ve dönme hareketleri içeren sporların popülerliği, özellikle gençlerde travmatik menisküs yırtıklarının daha sık görülmesine sebep olmaktadır.” </p>
<p><strong>Yırtığın büyüklüğü, yeri ve tipi çok önemli!</strong></p>
<p>Menisküsün kan damarlarından zengin olan dış (periferik) kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle kendiliğinden iyileşebiliyor. Ancak, menisküsün kanlanması zayıf olan iç kısımlarındaki yırtıkların veya büyük ve karmaşık yırtıkların kendi kendine iyileşme olasılığı çok düşük oluyor. Doç. Dr. Burak Özturan, bu nedenle tedavi planlanırken yırtığın büyüklüğünün, yerinin ve tipinin dikkate alındığını  ifade ederek, “Bununla birlikte, hastanın yaşı ve aktivite seviyesi de dikkate alınır.   Tedavide en önemli hedefimiz ise ağrıyı gidererek hayat kalitesini arttırmak ve beraberinde oluşabilecek kıkırdak yaralanmalarının önüne geçmektir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>İlk tercih ameliyat dışı tedaviler</strong></p>
<p>Her menisküs yırtığı ameliyat gerektirmiyor. Doç. Dr. Burak Özturan, kanlanması iyi olan bölgedeki küçük yırtıklarda ve stabil yırtıklarda ilk tercihin ameliyat dışı tedaviler olduğunu söyleyerek,  “Ödemi ve ağrıyı dindirmek için dinlenme, buz tedavisi ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sonrasında, diz çevresindeki kasları güçlendirerek ekleme binen yükü azaltmak ve hareket açıklığını geri kazanmak için fizik tedavi uygulanır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Cerrahide artroskopik yöntem tercih ediliyor</strong></p>
<p>Konservatif tedavinin yetersiz kaldığı, dizde kilitlenme gibi mekanik belirtilerin olduğu veya büyük yırtıkların görüldüğü durumlarda ise ameliyat kararı alınıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, günümüzde artroskopik olarak kapalı yöntemle bu ameliyatların rahatlıkla yapılabildiğini belirterek, “Bu yöntem, dizin önünden açılan yaklaşık 0.5 cm&#8217;lik birkaç küçük delikten iletilen bir kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirilir. Ekrana yansıyan görüntü eşliğinde ya yırtık kısım özel dikişlerle tamir edilir  ya da tamiri mümkün değilse sadece yırtık olan küçük parça temizlenerek vücuttan çıkarılır” diyor. Yırtık parçanın temizlendiği ameliyatlarda hastaların 1-2 hafta içinde günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade eden Doç. Dr. Burak Özturan, “Ancak, menisküs onarımının yapıldığı, yani cerrahi dikiş gerçekleştirilen hastalarda ise yırtığın tipine göre özel önlemler ve rehabilitasyon süreçleri gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 önemli kural!</strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin. </li>
<li>Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın. </li>
<li>Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.</li>
<li>Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.</li>
<li>Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.</li>
<li>Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.</li>
<li>Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2026 08:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[Burun Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[kalın]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sorular]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=614993</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti (burun estetiği) hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993">Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op.Dr. Sinan Uluyol, rinoplasti (burun estetiği) hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p>Burun estetiğinde en önemli temel ilke yaş ilkesi olarak belirtiliyor. Bireyin burun estetiği ameliyatı olma konusunda yaş kriteri 18 yaş olarak ifade ediliyor. Özel ENTO Cerrahi Tıp Merkezi’nde görevli  Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr Sinan Uluyol, rinoplasti ameliyatı olacak kişilerin kanuni olarak kemik yüz yapısının gelişiminin tamamlandığı yaş sınırını geçmiş olması kriterinin önemine işaret ediyor.  Bu sınırın da 18 yaş olduğunu söyleyen Uluyol, burun estetiği ameliyatları konusunda önemli bilgiler verdi. <br /> <br />Burun Estetiği Sonrası Şişlik ve Morluklar Normal Mi?<br /> <br />Burun estetiği ameliyatlarından sonra göz çevresinde ve yüzde ağrı, şişlik, morluklar olması normal mi? sorusu en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor.  Op. Dr. Uluyol, rinoplasti sonrasındaki ilk iki-üç gün özellikle göz çevresinde kırmızı, yeşil, sarı, mor renk değişiklikleri olabileceğini, bu durumlarda iyi bir buz uygulaması yapılırsa, uygun ilaç tedavisi verilirse ve başı yüksekte tutarak uyuma gerçekleştirilirse bu durumların daha hızlı bir sürede düzeleceğini söyledi. <br /> <br />Rinoplasti Sonrası Ağrıları Hakkında <br /> <br />Rinoplasti ameliyatından sonra yedinci günün sonunda bu bölgede sadece ufak sarı lekeler kalacağını onların da kısa sürede kaybolacağını ifade eden Sinan Uluyol, “Yüzün tam orta kısmında zonklama tarzında bir ağrı hissedilir. Burun estetiği dokuya minimal hasar verildiği takdirde ağrı sızı duyma olasılığı da azalmış olur. Burun estetiği ameliyatları çok ağrılı ameliyatlar değildir. Iyi bir estetik ve fonskiyonel sonuç alınması hedeflenen operasyonlar da bu bahsettiğimiz durumlar çekilmesi muhtemel ufak ağrılardır” dedi. <br /> <br />Kalın Ciltlerde Rinoplasti Yapılmasının Avantaj ve Dezavantajları<br /> <br />Kalın ciltlerde burun estetiği mümkün müdür? konusunda bilgi veren Uluyol, “Kalın ciltlerde rinoplasti ameliyatı olmak hem bir avantajdır hem de dezavantajdır.  Önce dezavantajlarını sıralamam gerekirse; kalın ciltlerde burun ucunu çok ince yapamayabiliyoruz. Cilt burnu bir yorgan gibi örttüğü için yapıları kapatıyor. Aynı zamanda kalın cilde sahip hastalarda burun ucu çok ağır olur. İyi bir teknik uygulanmaz ise burun ucunun düşme ihtimali, ince cilde göre daha fazla olabilir.  Bunun yanında kalın cilde sahip hastalar ameliyat yapıldıktan sonra 3 aylık periyotta burun ucunda normalden daha fazla şişlik yaşarlar. Demoralize olurlar”diye konuştu. “Bu kadar dezavantajı var ama avantajı var mı? diye soranlara da şunu söyleyebilirim” diyerek devam eden Op. Dr. Uluyol, “Burun estetiği ameliyatlarında, biz deyimi yerindeyse sular çekildikten sonra asıl sonucu net bir şekilde görürüz. Bu da bir, bir buçuk yıl içinde olur. Kalın ciltli hastalar biraz sabrederse sonları selamet oluyor” vurgusunda bulundu.  <br /> <br /> Rinoplasti Uygulanan Hastada Burun Ucu Düşer Mi?<br /> <br />Burun estetiğinden sonra burun ucu düşmesi konusuna da açıklık getiren KBB Uzmanı Op. Dr. Uluyol şunları söyledi: “Burun ucu, altında kemik yapı olmadığı için oynar bir yapıdır. Yaşla beraber bağ ve destek dokusu azalır. Zaten aslında kişiler ameliyat olmasa da yaş ilerledikçe, yaşamın gereği olarak burun ucu aşağı doğru yer değiştirir.” <br /> <br />Rinoplasti operasyonlarında cerrahi ekibin, burun ucunu doğru yere oturtması, uygun teknikler kullanmasının burun ucunun düşmemesini sağlayabileceğini belirten Uluyol, “Bu noktada burun estetiği düşünen hastaların hekim seçiminde dikkatli olması önem arz ediyor.  Özellikle uzun dönem ameliyat sonuçlarını gördükleri, ameliyat sonuçlarının video görsellerini gördükleri ve inandıkları hekimleri seçmelerini tavsiye ediyorum” diye konuştu. <br /> <br />Burun Şekli Tercihlerinde Neye Dikkat Edilmeli?<br /> <br />“Burun estetiğinde iki önemli nokta var” diyen Uluyol şöyle devam etti: “Her burnun ayrı bir hikayesi vardır. Bunu cerrahi ekip ameliyat sırasında anlar ve hastanın isteği doğrultusunda yapabileceği en yakın şekli verir. Fotoğraf getirip de ameliyat olmak isteyen hastalarımız var. Kişi burnunun şeklinden memnun değilse ve kendisine yakışacağını düşündüğü burun şeklini belirlemiş ise bunu öncelikle iyi araştırdığı ve önceki çalışmalarını gözlemleyebildiği bir hekime danışmalıdır. Önemli olan hekimin hastasının isteği doğrultusunda götürebileceği noktadır. Ve uzun dönem sonuçlarını göremediğiniz bir hekim ve ekibine yönelmek yanlış bir tercih olabilir. Hekim seçiminde kişilerin beğendikleri burunları ortaya çıkartan hekimleri tercih etmeleri çok önemlidir. Bir diğer unsur ise yüzyüze görüşmedir. Bir diğer tavsiyem de, ameliyat düşünenlerin en az iki tane deneyimli ekip ile görüşülme yapmaları olacaktır. Bu yöntem hastayı doğru yola ulaştırır.”<br /> <br />Amaç Sadece Burnu İyi Şekillendirmek Olmamalıdır!<br /> <br />Burun estetiğinde hedeflenenin sadece istenilen şeklin verilmesi olmadığının, burun sağlığının da öneminin altını çizen Op. Dr. Sinan Uluyol, “Daha iyi nefes alan daha güçlü bir burun hedeflenmelidir. Burun estetiği sırasında burun orta bölgesinde var olan devüasyon gibi durumları da çözebiliyoruz. Hemen hemen her hastada bu durumlar vardır. Örneğin, yanlarda burun eti denilen noktalara da radyo frekans uygulanır. Bunlar rutin yapılan işlemlerdir. Estetikle aynı zamanda hastada polip, sinüzit gibi durumlar varsa bunlar da operasyon sırasında giderilebilen sorunlardır” dedi.<br /> <br />Rinoplasti Ameliyatı Teknikleri Nelerdir? <br /> <br />Rinoplasti ameliyatlarının açık ya da kapalı olması konusunda hastalardan çokça soru aldıklarını söyleyen Uluyol, “Bir hasta ameliyat olurken güzel şekilli bir burnu olsun, bunu uzun süre kullansın ve bu yeni burnu ile de güzel bir şekilde nefes alabilsin ister. Burada tekniğin teorik olarak hiçbir önemi yok burada önemli olan güvenilir bir cerrahi ekiptir. Düzgün uygulanan teknikte her türlü şişlik, morluk gibi unsurlar minimal düzeyde olur.” vurgusunda bulundu.  <br /> <br /> Kıkırdak Eğriliği Olan Hastalara Hatırlatma!<br /> <br />KBB Uzmanı Op. Dr. Sinan Uluyol son olarak bir gün burun estetiği ameliyatı olması muhtemel, bu ameliyatı olmayı aklına koymu olan kişilere yönelik önemli bir hatırlatmada bulundu. <br /> <br />Uluyol, “Biz kıkırdak eğriliği söz konusu olup, burun estetiği ameliyatı olmayı aklına koymuş hastaların, gidip septoplasti ameliyatı olmalarını asla istemeyiz. Burun kıkırdağında eğrilikler olan kişiler septoplasti ile bu eğrilikleri düzelttiriyorlar. Septoplasti ameliyatı olan bir hasta bir süre sonra burun estetiği (rinoplasti) ameliyatı da olmak isterse yeterli kıkırdak doku bulunamayacaktır. Biz burun estetiğinde kıkırdağa ihtiyaç duyarız. Kıkırdak yoksa bu yapı kulaktan ya da kaburgadan alınmak zorunda kalınacaktır. Bu alış tekniklerinin de bazı yan etkileri vardır ve bazen burundaki kıkırdak kaynağına uyumlu olmayabilirler. Bu nedenle, eğer burun estetiği olma ihtimali aklınızdan geçiyorsa lütfen burun ortasından kıkırdak ameliyatı olmayınız. İşinizi zorlaştırmayınız” uyarısında bulundu.<br /> <br /> <br /> <br /> </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/burun-estetigi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler-sorular-614993">Burun estetiği hakkında en çok merak edilenler sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Az]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün öne çıkan başlıklarından biri karın bölgesinde kesi yapılmadan gerçekleştirilen vNOTES izsiz cerrahi uygulamaları oluyor. Minimal invaziv cerrahinin geldiği bu noktada, vajinal doğal açıklıklarının kullanıldığı bu yöntem kadınlara hem konforlu hem de estetik bir tedavi süreci sunabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Günkaya, jinekolojk hastalıkların tedavisinde uygulanabilen “izsiz cerrahi vNOTES” hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Doğal açıklıktan yapılan cerrahi yaklaşım</strong></p>
<p>vNOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery), cerrahi aletlerin ve kamera sisteminin vajinal doğal açıklıktan yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen endoskopik bir yöntem olarak tanımlanır. Operasyon boyunca karın bölgesinde kesi ya da delik açılmaz. Bu özelliğiyle klasik açık cerrahi ve laparoskopik yöntemlerden ayrılan vNOTES, vücuda daha az travma oluşturan bir yaklaşım sunar. Karın bölgesinde iz bırakmaması nedeniyle “izsiz cerrahi” olarak anılan bu yöntem, ameliyat sonrası iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırır.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası konfor ön planda</strong></p>
<p>vNOTES tekniğinde cerrahi işlemler doğrudan görüş altında gerçekleştirilir. Bu durum, kanama kontrolünü kolaylaştırırken komplikasyon oranlarının da düşük olmasına katkı sağlar. Karın bölgesinde kesi bulunmaması, ameliyat sonrası ağrının klasik yöntemler ve laparoskopiye göre çok az olmasından dolayı ile hastaların büyük bölümünde ağrı kesici ihtiyacı minimum düzeyde kalır. Ayrıca görünür bir yara olmadığı için pansuman ya da özel yara bakımı gerekmez. Bu sayede hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına daha kısa sürede dönebilirler. Özellikle obez hastalarda karın bölgesinden yapılan cerrahilerde yaşanabilen teknik zorluklar, vNOTES yönteminde büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu yönüyle vNOTES, farklı hasta gruplarında güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>Geniş bir uygulama alanına sahip</strong></p>
<p>vNOTES yöntemi günümüze birçok jinekolojik cerrahide kullanılmaktadır. Rahmin alınması ve rahim sarkması ameliyatları bu uygulamaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra korunma amacıyla tüplerin bağlanması, tüplerin alınması, tüplerin açıklığının değerlendirilmesi, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların alınması, dış gebelik ve uygun yerleşimli miyom ameliyatları da bu yöntemle gerçekleştirilebilir. Geniş kullanım alanıyla vNOTES yöntemi kadın hastalıkları cerrahisinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>Hasta seçimi ve cerrahi planlama önem taşıyor</strong></p>
<p>vNOTES, çoğu kadında uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte bazı özel durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Derin endometriozis, tubaovaryan apse ya da pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda cerrahi planlama titizlikle yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda farklı cerrahi yaklaşımlar da gündeme gelebilir. Ayrıca vNOTES, özel eğitim ve deneyim gerektiren bir teknik olarak dikkat çeker. Endoskopik görüntüleme sistemlerinin ve cerrahi aletlerin hassas kullanımı, yöntemin başarısında belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>Kadın hastalıklarında izsiz cerrahi uygulamaları yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde vNOTES, jinekolojik ameliyatlarda giderek daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. Karından delikler açılarak yapılan laparoskopik cerrahinin, vajinal yoldan ve hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir alternatifi olarak değerlendirilir. Daha az ağrı, hızlı toparlanma, erken taburculuk ve iz bırakmaması gibi özellikleriyle vNOTES, kadın hastalıklarında cerrahi yaklaşımın geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Hasta konforunu önceleyen bu yöntem, modern jinekolojik cerrahinin önemli uygulamalarından biri olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>vNOTES tekniğinin öne çıkan 7 avantajı </strong></p>
<ol>
<li><strong>Daha az kanama ve komplikasyon riski:</strong> Operasyonun tamamı vajinal yoldan ve direkt görüş altında gerçekleştirildiği için olası bir kanama durumunda müdahale daha kolay sağlanır ve komplikasyon oranları düşüktür.</li>
<li><strong>Obez hastalarda teknik zorlukların azalması:</strong> Karın bölgesinden giriş yapılmadığı için obez hastalarda karşılaşılan fiziki zorluklar bu yöntemde yaşanmaz ve vNOTES bu hasta grubunda önemli bir tercih sebebi olur.</li>
<li><strong>Karın bölgesinde kesi veya delik olmaması:</strong> Ameliyat sırasında karın bölgesinde herhangi bir kesi ya da delik açılmadığı için vücutta görünür cerrahi iz oluşmaz.</li>
<li><strong>Ameliyat sonrası daha az ağrı:</strong> Hastalar ameliyatın konforunu ilk dakikalardan itibaren hisseder, açık cerrahi ve laparoskopiye kıyasla daha az ağrı duyar.</li>
<li><strong>Ağrı kesici ihtiyacının azalması</strong>: Ameliyat sonrası dönemde birçok hastada ağrı kesici kullanımına ihtiyaç duyulmaz.</li>
<li><strong>Günlük yaşama daha hızlı dönüş:</strong> Daha az ağrı ve kesi olmaması sebebiyle hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına çok daha kısa sürede geri dönebilir.</li>
<li><strong>Daha iyi kozmetik sonuç ve pansuman gerektirmemesi:</strong> Karnında hiçbir iz olmaması iyi kozmetik sonuçlar sunar. Görünürde kesi veya delik olmadığı için yara bakımı ve pansuman ihtiyacı da ortadan kalkar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2026 08:23:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[Prostat Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612526</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen prostat kanserinin tedavisinde önemli ilerlemeler yaşanıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde yeni bir döneme girmiş bulunmaktayız. Tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini koruyan ‘minimal girişimsel tedavi yöntemleri’ giderek yaygınlaşıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeler sayesinde artık ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal (bölgesel) tedavi çok daha fazla uygulanıyor. Çok yakın gelecekte fokal tedavi, ameliyatın pabucunu dama atmaya aday gözüküyor” diyor. Prof. Dr. Can Öbek, günümüzde artık gençlerde de sık görülen ve sinsice ilerleyen prostat kanserinde yeni tedavi dönemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan prostat kanseri, artık sadece ileri yaşta değil, gençlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Üroloji ve Üroonkoloji Uzmanı Prof. Dr. Can Öbek </strong>“Prostat erkek üreme sistemine ait bir salgı bezidir. Prostat bezi hücrelerinden kaynaklanan prostat kanseri, dünya ülkelerinin çoğunda erkeklerde en sık görülen organ kanserdir. Erken tanı hayat kurtarmakta, kanser prostatta sınırlıyken yakalanıp tedavi edildiğinde tam başarı sağlanabilmektedir. Ancak ülkemizde erkek kanserlerinde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alan prostat kanseri sinsice ilerlediği ve erken dönemde herhangi bir belirti vermediğinden dolayı, geç tanı konulma oranı yüzde 30’u bulmakta ve bu imkan önemli oranda kaçırılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>40 yaş sonrası tarama testi kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Erken tanı için, günümüzde 40 yaşından itibaren PSA testi yaptırılmasının ve prostat muayenesinin çok önemli oldunu vurgulayan Prof. Dr. Öbek “Böylelikle kişinin mevcut durumunu ve ileride prostat kanseri riskini de tespit edebiliyoruz; takip sıklığımızı buna göre ayarlıyoruz. Erken tanı için PSA testi şart ancak kesin tanı muayenedeki bulgulara göre prostat biyopsisi ile konuluyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Ameliyatın yerini bölgesel (Fokal) tedavi alıyor</strong></p>
<p>Son yıllarda organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde, teknoloji ve tıptaki hızlı ilerlemelerin de sayesinde büyük değişim yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Öbek, tedavi etkinliğinden ödün vermeden, hastanın yaşam kalitesini korumak odaklı, minimal girişimsel yöntemlerin daha çok tercih edildiğini söylüyor. Prof. Dr. Öbek sözlerine şöyle devam ediyor: “Robotik cerrahi, büyük ölçüde açık ameliyatın yerini aldı. Daha yakın dönemde, MR ve MR füzyon biyopsi teknolojisinin gelişmesi, fokal (bölgesel) tedavi yönteminin ortaya çıkmasına ve yaygınlaşmasına zemin hazırladı. Ameliyatsız bir yaklaşım olan fokal tedavi, giderek artan sıklıkta hastalar tarafından tercih edilmekte ve hekimler tarafından da uygulanmaktadır. Kanımca çok yakın gelecekte, ameliyatın pabucunu dama atmaya adaydır.”  </p>
<p><strong>Prostatın sağlıklı bölgeleri korunuyor</strong></p>
<p>Ameliyatta prostatın tamamı çıkarılıp, radyoterapide tamamının ışınlandığını; oysa fokal tedavide sadece prostat içindeki kanserli odağın tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Öbek son yıllarda öne çıkan bu yöntem hakkında şu bilgileri veriyor: “Fokal tedavi, biyopsi ile tanısı konmuş kanser odağının, çevresindeki güvenlik alanıyla birlikte imha edilmesi ve prostatın sağlıklı bölgelerinin korunması prensibine dayanır. MR ile prostattaki kanser odağının net olarak görülebildiği, tek bir alanda gelişmiş ve biyopsi sonucuna göre orta derecede saldırgan (Gleason skoru 7) olduğu saptanan prostat kanseri hastaları, fokal tedavi için ideal hastalardır.”</p>
<p><strong>Yan etkileri çok daha nadir görülüyor</strong></p>
<p>Fokal tedavinin en önemli avantajları arasında; idrar kaçırma ve iktidarsızlık gibi yan etkileri minimum düzeye indirmesi bulunuyor. Prof. Dr. Öbek “Dünya literatürüne göre; ameliyat veya radyoterapiden sonra idrar kaçırma riski yüzde 10-21, sertleşme sorunu riski yüzde 23-68 ve bağırsak sorunu yaşama riski yüzde 35 olarak bildirilmektedir. Fokal tedavi bu yan etkileri bertaraf etmek iddiasında bir tedavi yaklaşımıdır” diyor. Fokal tedavi yaklaşık 60-90 dakika sürüyor ve anestezi altında uygulanıyor. Herhangi bir ameliyat kesisi olmuyor. Hasta en fazla bir gece hastanede kalıyor. </p>
<p><strong>Dünya literatüründe çarpıcı gerçek!</strong></p>
<p>Dünya literatüründe; fokal tedavi uygulanarak sonrasında 5 yıl izlenen hastalarda, hastalığın nüks riskinin yüzde 10-20 olarak bildirildiğini belirten Prof. Dr. Öbek şöyle konuşuyor: “Diğer bir deyişle, yüzde 80-90 oranında fokal tedavi etkili ve başarılı olmaktadır. Prostat kanserinde fokal tedavinin etkinliği ve güvenliği konusunda bilimsel yayınlar giderek arttığından, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzu, fokal tedavi yaklaşımını artık deneysel kategorisinden çıkartmış bulunmaktadır. Önümüzdeki 10 yılda, uygun hastalarda, prostatın tamamının tedavisinin tarih olacağı ve bu alanda fokal tedavinin standart olacağı düşüncesindeyim.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/erkeklerde-en-sik-gorulen-ikinci-kanser-612526">Erkeklerde en sık görülen ikinci kanser!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kapalı]]></category>
		<category><![CDATA[Laparoskopik]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[safra]]></category>
		<category><![CDATA[sayesinde]]></category>
		<category><![CDATA[yaklaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kapalı yöntemle yapılan ameliyatlar (laparoskopik cerrahi) ileri teknolojinin ve deneyimin birleştiği modern cerrahi yaklaşımı temsil ediyor. Örneğin safra kesesi, kasık fıtığı cerrahisi ve onkolojik cerrahide laparoskopik ameliyatlar hastaya önemli konfor sağlıyor. Karın içine açılan birkaç küçük kesi ile yüksek çözünürlüklü kamera sistemleri ve özel cerrahi enstrümanlar kullanılarak gerçekleştirilen yöntem sayesinde güvenli, etkili ve hasta odaklı sonuçlar elde ediliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Maksimum cerrahi hassasiyet</strong></p>
<p>Laparoskopik cerrahide ameliyat alanı büyütülerek izleme yapılır. Bu durum anatomik yapıların son derece net ayırt edilmesini sağlar. Damarlar, sinirler ve doku planları açık cerrahiye kıyasla daha detaylı değerlendirilir. Bu üstün görüntüleme avantajı sayesinde parçalara ayırmanın (diseksiyon) kontrollü yapılmasına, kan kaybının azaltılmasına ve komplikasyon riskinin düşürülmesine doğrudan katkı sağlar.</p>
<p><strong>Minimal travma, hızlı ve güvenli iyileşme</strong></p>
<p>Minimal invaziv yaklaşım sayesinde karın duvarı bütünlüğü büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası ağrının azalması nedeniyle hareket yeteneğinin ve taburculuğun kısalmasını sağlar. Klinik veriler, kapalı cerrahinin daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı fonksiyonel iyileşme sağladığını açıkça göstermektedir.</p>
<p><strong>Kapalı safra kesesi cerrahisi (Kolesistektomi)</strong></p>
<p>Safra kesesi taşları ve safra kesesine ait iltihabi hastalıklarda laparoskopik kolesistektomi, günümüzde altın standart tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Yüksek çözünürlüklü görüntüleme sayesinde safra yolları ve çevre anatomik yapılar net bir şekilde değerlendirilir, bu sayede cerrahi güvenliği artar. Cerrahinin avantajları şunlardır;</p>
<ul>
<li>Ameliyat sonrası daha az ağrı</li>
<li>Aynı gün veya ertesi gün taburculuk</li>
<li>Günlük yaşama hızlı dönüş</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon oranları</li>
</ul>
<p><strong>Kapalı kasık fıtığı cerrahisi</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarında laparoskopik onarım, özellikle iki taraflı ve nüks fıtıklarda önemli avantajlar sağlamaktadır. Karın arka duvarının içeriden değerlendirilmesi sayesinde fıtık bölgeleri detaylı olarak görülür ve anatomik onarım daha fizyolojik bir şekilde gerçekleştirilir. Kapalı cerrahi sayesinde;</p>
<ul>
<li>Daha az doku hasarı</li>
<li>Düşük kronik ağrı riski</li>
<li>Kısa sürede işe ve sosyal yaşama dönüş</li>
<li>Her iki tarafın aynı seansta güvenle onarılabilmesi gibi nedenler modern fıtık cerrahisinin önemli bir parçasıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Onkolojik cerrahide bilimsel güvence</strong></p>
<p>Kolon ve rektum kanserleri başta olmak üzere gastrointestinal sistem malignitelerinde laparoskopik cerrahi; onkolojik cerrahinin temel prensiplerinden ödün vermeden başarıyla uygulanmaktadır. Yeterli cerrahi sınırlar ve uygun lenf nodu diseksiyonu, laparoskopik yaklaşımla güvenle sağlanabilmektedir. Uluslararası kılavuzlar ve geniş klinik çalışmalar, deneyimli merkezlerde uygulanan laparoskopik onkolojik cerrahinin; açık cerrahi ile eşdeğer uzun dönem sağkalım ve lokal kontrol sonuçları sunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Doğru hasta seçimi ve cerrahi deneyim</strong></p>
<p>Kapalı cerrahinin başarısı; doğru endikasyon, uygun hasta seçimi ve cerrahın deneyimi ile doğrudan ilişkilidir. İleri teknoloji, bilimsel bilgi ve klinik tecrübe ile birleştiğinde maksimum cerrahi başarı ve hasta güvenliği sağlar. </p>
<p><strong>Modern genel cerrahinin vazgeçilmez yaklaşımı</strong></p>
<p>Safra kesesi hastalıkları, kasık fıtıkları ve onkolojik cerrahi başta olmak üzere kapalı yöntem; günümüz genel cerrahisinde hasta konforunu ve bilimsel mükemmeliyeti merkeze alan bir yaklaşımdır. Daha az travma ile daha güçlü sonuçlar sunan bu yöntem, modern cerrahinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bilimsel verilerle desteklenen laparoskopik cerrahi, cerrahinin geleceğini bugün hastalarla buluşturmaktadır.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kapali-cerrahinin-4-onemli-avantaji-608541">Kapalı Cerrahinin 4 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:05:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kalkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[nöbet]]></category>
		<category><![CDATA[nöbetleri]]></category>
		<category><![CDATA[ortadan]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=604923</guid>

					<description><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Epilepsi, her yaştan insanı etkileyen kronik, bulaşıcı olmayan bir beyin hastalığıdır. Dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişi epilepsi hastasıdır ve bu da onu küresel olarak en yaygın nörolojik hastalıklardan biri yapıyor. Epilepsisi olan kişilerde erken ölüm riski, genel nüfusa göre üç kat daha fazla görülüyor. Epilepsi ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hasta gruplarında ilaca direnç görülerek ilaç tedavileri nöbetlerin kontrol altına alınmasında etkili olmayabiliyor. Bu durumda, dirençli epilepsi hastalarına epilepsi cerrahisi uygulanarak; nöbetler kontrol altına alınarak geçirilen bu nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Beyin, Sinir, Omurga ve Omurilik Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Akyüz epilepsi cerrahisi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.</p>
<p><strong>Herkeste nöbet farklı olabiliyor</strong></p>
<p>Epilepsi tekrarlayan nöbetlere neden olan bir beyin rahatsızlığıdır. Birçok epilepsi türü vardır. Bazı kişilerde neden belirlenebilir. Diğerlerinde ise neden bilinmemektedir. Epilepsi her cinsiyetten, ırktan, etnik kökenden ve yaştan insanı etkileyebilir ve maalesef yaygın görülen bir hastalıktır. Nöbet belirtileri büyük ölçüde değişebilir. Bazı insanlar nöbet sırasında bilincini kaybedebilirken diğerleri kaybetmez. Bazı insanlar nöbet sırasında birkaç saniye boş boş bakar. Diğerleri kollarını veya bacaklarını tekrar tekrar seğirebilir, bu hareketlere konvülsiyon denir. </p>
<p>İlaç tedavisi veya bazen ameliyat, epilepsisi olan çoğu kişide nöbetleri kontrol edebilir. Bazı kişiler ömür boyu tedaviye ihtiyaç duyabilir. Bazı hastalarda nöbetler geçebilir. Epilepsisi olan bazı çocuklar yaşla birlikte bu durumdan kurtulabilir.</p>
<p><strong>Epilepsiye neden olan durumlar aşağıdaki gibidir;</strong></p>
<ul>
<li>Doğum öncesi veya doğum sırasında oluşan beyin hasarı (örneğin doğum sırasında oksijen kaybı veya travma, düşük doğum ağırlığı)</li>
<li>Ciddi bir kafa travması</li>
<li>Beyne giden oksijen miktarını kısıtlayan felç</li>
<li>Menenjit, ensefalit veya nörosistiserkoz gibi bir beyin enfeksiyonu</li>
<li>Belirli genetik hastalıklar</li>
<li>Beyin tümörü</li>
</ul>
<p><strong>Epilepsi hastaları için büyük şans</strong></p>
<p>Epilepsi düzgün bir şekilde tedavi edilmezse ortaya çıkabilecek komplikasyonlar ve sağlık riskleri nedeniyle nöbetleri yönetmek çok önemlidir. İlaçla yönetilemeyen nöbetler için epilepsi cerrahisi büyük şanstır. Epilepsi cerrahisi sayesinde, geçirilen nöbetlerin sayısı ve şiddeti azaltılır. Diğer tedavi yöntemleri yetersiz kaldığında, hastaların nöbetleri yönetmesine yardımcı olmaktadır. Epilepsi cerrahisi; nöbetler her zaman beynin tek bir bölgesinde gerçekleşiyorsa çok etkilidir. Epilepsi cerrahisinde nöbetlerin ortaya çıktığı bölge kaldırılır ya da değiştirilir. </p>
<p><strong>Yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştiriyor</strong></p>
<p>Epilepsisi olan kişilere, epilepsi cerrahisinin bir seçenek olup olmadığını ve ne tür bir cerrahi yapılması gerektiğini öğrenmek için ameliyattan önce birkaç test uygulanır. Epilepsi ameliyatı olmak büyük bir karardır. Ameliyat olmanın epilepsiyi iyileştirmediğini unutmamak gerekir. Ameliyattan sonra nöbetsiz olunacağının bir garantisi yoktur ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir. Epilepsi cerrahisinde her hastada görülen sonuç farklıdır. </p>
<p><strong>Nöbetler yüzde 90 ortadan kaldırılabiliyor</strong></p>
<p>Cerrahide beklenen sonuç ilaçla nöbet yönetimidir. En yaygın prosedür olan temporal lobdaki dokunun çıkarılmasında, hastaların yaklaşık üçte ikisinde nöbetler durdurulur. Çalışmalar, bir kişi antiepileptik ilaç alırsa ve temporal lob ameliyatından sonraki ilk yılda nöbet geçirmezse, iki yıl sonra nöbetsiz olma olasılığının %87 ila %90 olduğunu göstermektedir. İki yıl içinde nöbet geçirmezse, beş yıl sonra nöbetsiz olma olasılığı %95 ve 10 yıl sonra %82&#8217;dir. En az bir yıl boyunca nöbetsiz kalırsa, sağlık antiepileptik ilaçlar azaltılır ve sonunda ilaç tamamen kaldırılabilir. Antiepileptik ilacı bıraktıktan sonra nöbet geçiren çoğu kişi, ilacı yeniden başlatarak nöbetlerini tekrar yönetebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/epilepsi-nobetleri-cerrahi-ile-ortadan-kalkabiliyor-604923">Epilepsi Nöbetleri Cerrahi ile Ortadan Kalkabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 09:22:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Münür Selçuk Kendir]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=600256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda. Bunun nedeni ise  öncelikle kadınların bedenleriyle ilgili beklenti ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirmeleri, estetik ameliyatlarını sadece görünüm değişikliği değil, kendini iyi hissetmenin de bir yolu olarak görmeleri.  <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiğine olan<strong> </strong>talebin artmasındaki<strong>  </strong>ikinci önemli etkenin ise cerrahi tekniklerdeki gelişmeler olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde kullanılan yeni nesil silikon implantlar, minimal iz bırakma teknikleri ve hızlı iyileşme protokolleri ameliyatı  hem daha güvenli hem de konforlu hale getirdi. Modern tekniklerin getirdikleri güven hissi doğal olarak kadınların daha kolay karar vermelerini sağlamaktadır. Ayrıca, sosyal medya ve dijital platformlar da kadınların bu konuda daha fazla bilgi edinmelerine destek olmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar alınıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde,  cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde  meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve  vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor.  <strong>Dr. Münür Selçuk Kendir,</strong> özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir. <strong> </strong>Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. <strong>Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7  soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 &#8211; 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra  yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir,   sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.” </p>
<p><strong>Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim? </strong></p>
<p>Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.” </p>
<p><strong>Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı? </strong></p>
<p>Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi? </strong></p>
<p>Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong> meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca, meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin  erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor. </p>
<p><strong>Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi? </strong></p>
<p>Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek,   “Slikonların rutin olarak  belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi? </strong></p>
<p>Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong>“Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım?  <br /> <br /> </strong>Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor.<strong> </strong>Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor:</p>
<ul>
<li>Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız. </li>
<li>Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli. </li>
<li>Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin. </li>
<li>Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin. </li>
<li>Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının. </li>
<li>Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor. </li>
<li>Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-2-600256">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 23:15:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[çağını]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastane]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[hizmet]]></category>
		<category><![CDATA[İznik Devlet Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıkta]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[ünitesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[znik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599856</guid>

					<description><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İznik Devlet Hastanesi son dönemde güçlü hekim kadrosu, deneyimli sağlık personeli ve modern tıbbi altyapısıyla İznik halkına 7 gün 24 saat tam kapasiteyle sağlık hizmeti sunuyor.</p>
<p>İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta ve AK Parti İlçe Başkanı İnanç Şahin, İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu sık sık bir araya gelerek hastanenin eksik ve ihtiyaçları konusunda görüşme gerçekleştiriyor. Görüşmeler neticesinde ortaya çıkan talepler gerek Milletvekilleri ve gerekse de devletin ilgili makamlarına iletiliyor.</p>
<p>Hastane bünyesinde görev yapan 31 uzman hekim ve 21 pratisyen hekim olmak üzere toplam 52 hekim, 340 sağlık personeliyle birlikte kesintisiz hizmet veriyor. Acil, poliklinik, yataklı servisler ve destek birimleriyle İznik Devlet Hastanesi, bölgenin sağlık ihtiyacını karşılayan önemli merkezler arasında yer alıyor. Hastanede yer alan 14 yataklı Palyatif Bakım Ünitesi, evde bakımı mümkün olmayan hastalara yönelik hizmet sunarken, son 10 yılda binlerce hastanın tedavisi gerçekleştirildi. Hasta memnuniyetinin üst seviyelerde olduğu bu birim, özellikle kronik ve ileri evre hastalar için büyük önem taşıyor.2. basamak 10 yataklı Yoğun Bakım Ünitesi ise ileri düzey tedavi olanaklarıyla kritik hastalara hizmet veriyor.</p>
<p>Tanı ve görüntüleme alanında da tam kapasite çalışan İznik Devlet Hastanesi’nde Bilgisayarlı Tomografi (BT) ünitesi 24 saat kesintisiz hizmet veriyor ve acil vakaların raporları kısa sürede sonuçlandırılıyor. Tam zamanlı ultrason hekimi tarafından her gün ortalama 60 hastaya ultrason çekimi yapılıyor.</p>
<p>Fizik Tedavi Ünitesi, uzman hekim ve fizyoterapistler eşliğinde yatarak ve ayaktan olmak üzere günde yaklaşık 100 hastaya hizmet sunuyor. Evde Sağlık Hizmetleri Birimi ise hastaneye ulaşamayan yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç hastalar için doktorlu ekiplerle ayda yaklaşık 300 hastaya ev ziyareti ve tedavi hizmeti gerçekleştiriyor.</p>
<p>Hastane bünyesindeki Diyaliz Ünitesi, 8 diyaliz cihazıyla haftanın 6 günü aralıksız hizmet verirken, 34 diyaliz hastasının evlerinden alınıp tedavi sonrası evlerine bırakılması da hastane tarafından sağlanıyor.</p>
<p>24 saat esasına göre çalışan ameliyathanelerde; ortopedi, genel cerrahi, kulak burun boğaz, göz ve kadın hastalıkları branşlarında çok sayıda nitelikli ameliyat başarıyla gerçekleştiriliyor. Kalça ve diz protezleri, acil kırık ameliyatları, kapalı safra kesesi ve fıtık ameliyatları, apandisit, guatr ve meme cerrahisi, geniz eti, burun estetiği, göz kapağı ve gözyaşı kanalı ameliyatları ile sezaryen ve normal doğumlar hastanede yapılabiliyor.</p>
<p>Vatandaşlar, 8 farklı branşta aynı gün ya da birkaç gün içinde MHRS randevusu oluşturabiliyor. Bunun yanı sıra hastanede; Beslenme ve Diyetetik Polikliniği, Gebe Okulu, olog Polikliniği, Yenidoğan İşitme Tarama ve Odyometri Hizmetleri, Sosyal Hizmetler, Diyabet Eğitim Birimi, 7/24 aktif Kan Transfüzyon Ünitesi ve Laboratuvar Hizmetleri de kesintisiz olarak sunuluyor.</p>
<p>İznik Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Aybars Alemdaroğlu “tüm birimleriyle tam kapasite çalışarak, modern ve nitelikli sağlık hizmetini İznik halkına en hızlı ve güvenilir şekilde ulaştırmayı sürdürüyoruz” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/iznik-saglikta-altin-cagini-yasiyor-599856">İznik Sağlıkta Altın Çağını Yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 11:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dik]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[gelmez]]></category>
		<category><![CDATA[ihmale]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Estetiği]]></category>
		<category><![CDATA[öncesinde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Meme estetiği dünyada ve Türkiye’de  en sık yapılan estetik ameliyatların başında geliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) verilerine göre; özellikle meme büyütme ve dikleştirme ameliyatlarına olan ilgi son yıllarda belirgin şekilde artmış durumda. Bunun nedeni ise  öncelikle kadınların bedenleriyle ilgili beklenti ve ihtiyaçlarını daha rahat dile getirmeleri, estetik ameliyatlarını sadece görünüm değişikliği değil, kendini iyi hissetmenin de bir yolu olarak görmeleri.  <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiğine olan<strong> </strong>talebin artmasındaki<strong>  </strong>ikinci önemli etkenin ise cerrahi tekniklerdeki gelişmeler olduğuna dikkat çekerek, “Günümüzde kullanılan yeni nesil silikon implantlar, minimal iz bırakma teknikleri ve hızlı iyileşme protokolleri ameliyatı  hem daha güvenli hem de konforlu hale getirdi. Modern tekniklerin getirdikleri güven hissi doğal olarak kadınların daha kolay karar vermelerini sağlamaktadır. Ayrıca, sosyal medya ve dijital platformlar da kadınların bu konuda daha fazla bilgi edinmelerine destek olmaktadır” diyor.</p>
<p><strong>Son derece doğal ve vücutla uyumlu sonuçlar alınıyor!</strong></p>
<p>Günümüzde,  cerrahideki teknik gelişmeler ve kadına özel planlama sayesinde  meme estetiği ameliyatında son derece doğal ve  vücutla uyumlu sonuçlar elde edilebiliyor.  <strong>Dr. Münür Selçuk Kendir,</strong> özellikle kullanılan yeni nesil protezlerin doku, şekil ve kalite olarak doğal meme dokusuna çok yakın özellikler taşıdıklarını belirterek, “Ayrıca, her kadında meme yapısı, göğüs kafesi genişliği ve cilt elastikiyeti analiz edilmekte ve bu sayede vücuda en uygun hacim ile ameliyat tekniği belirlenmektedir. Amacımız, ‘yapılmış’ bir görünüm değil; aksine, kadının kendi vücut oranlarına yakışan, doğal ve estetik bir form elde etmektir. <strong> </strong>Ameliyatın en önemli kazanımı ise fiziksel görünümün yanı sıra özgüveni ve yaşam enerjisini de olumlu yönde etkilemesidir” diye konuşuyor. <strong>Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, </strong>meme estetiği ameliyatları ile ilgili en çok merak edilen 7  soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! <strong> </strong></p>
<p><strong>Meme estetiği ameliyatında yaş sınırı var mıdır?</strong></p>
<p>Meme estetiği ameliyatları için belirli bir “üst yaş sınırı” yoktur; önemli olan kadının genel sağlık durumu ve vücut gelişimini tamamlamış olmasıdır. Meme estetiği ameliyatının genellikle 17 &#8211; 18 yaşından itibaren, yani meme dokusunun gelişimini tamamladıktan sonra  yapılabildiğini anlatan Dr. Münür Selçuk Kendir,   sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak, bazı istisnalar olabilir; örneğin doğuştan belirgin asimetri, tek taraflı gelişim bozukluğu veya aşırı büyük olması nedeniyle oluşan fiziksel rahatsızlıklar gibi durumlarda, psikolojik ve fiziksel sağlığı korumak adına, daha erken yaşlarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Ameliyat kararı, vücut gelişimi kadar kadının psikolojik olarak hazır oluşu da göz önünde bulundurularak verilmektedir.” </p>
<p><strong>Bu fotoğraftaki gibi yaptırabilir miyim? </strong></p>
<p>Meme estetiği yaptırmak isteyen kadınlar hekimlerine bir fotoğraf gösterip, “Bu şekilde istiyorum” diyebiliyorlar. Ancak, beğenilen görünüm her vücut yapısında aynı sonucu vermeyebiliyor. Meme estetiğinin kesinlikle “tek kalıp” bir operasyon olmadığını vurgulayan Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Münür Selçuk Kendir, şu değerlendirmede bulunuyor: “Her kadının göğüs kafesi genişliği, cilt kalınlığı, meme dokusu miktarı ve vücut oranları birbirinden farklıdır. Bizim yaklaşımımız, hastalarımızın isteklerini dikkatle dinleyip, bu istekleri vücudun ölçülerine, doku özelliklerine ve doğal dengesine uygun bir biçimde planlamaktır. Amaç, fotoğraftaki görüntüyü birebir kopyalamak değil, vücutta en güzel ve en doğal duracak formu oluşturmaktır.” </p>
<p><strong>Dikleştirme ameliyatı sonrasında göğüslerim yeniden sarkar mı? </strong></p>
<p>Meme dikleştirme ameliyatında amaç sarkmış dokuyu toparlayıp meme başını yeniden ideal konuma taşımak ve memeye daha diri, dik ve estetik bir form kazandırmak. İhtiyaç halinde fazla deri çıkarılabiliyor veya meme aynı anda küçük bir silikon protezle desteklenerek hacim dengesi sağlanabiliyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, meme dokusunun yerçekimi, kilo alıp vermeler veya yeni bir emzirme dönemi gibi etkenlerle hafifçe değişebildiğine, ancak tekrar aynı derecede sarkmanın genelde görülmediğine değinerek, “Sarkmayı önlemek için ideal kiloda kalmak, düzenli sütyen kullanımı ve cilt elastikiyetini koruyan yaşam alışkanlıkları çok önem taşımaktadır” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Slikon protezler emzirmemi veya kanserin erken tanısını önler mi? </strong></p>
<p>Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong> meme dokusu korunarak yapılan meme büyütme ameliyatlarının emzirme fonksiyonunu genellikle etkilemediğini söylüyor. Ayrıca, meme dokusunun arkasına yerleştirildikleri için silikon protezlerin mamografi ve ultrason taramalarında kanserin  erken tanısını önlemediğine de vurgu yapıyor. </p>
<p><strong>Slikon protezlerin bir süre sonra değiştirilmeleri gerekir mi? </strong></p>
<p>Meme büyütme ameliyatında; meme dokusunun veya kasın altına yerleştirilen silikon protezlerle meme hacmi artırılıyor. Seçilen teknik ise kadının cilt dokusunun yapısına ve beklentisine göre belirleniyor. Dr. Münür Selçuk Kendir, günümüzde kullanılan yeni nesil silikon protezlerin son derece güvenli olduklarını ve genellikle ömür boyu dayandıklarını belirterek,   “Slikonların rutin olarak  belirli bir sürede değiştirilmeleri gerekmez. Ancak, çok nadir durumlarda, implantın formu veya çevre dokularla ilişkisi değişirse, ihtiyaç halinde değişim önerilmektedir” diyor. </p>
<p><strong>Meme küçültme ameliyatı sonrasında omuz ve sırt ağrılarım geçer mi? </strong></p>
<p>Meme küçültme ameliyatına hem estetik görünümü düzeltmek hem de büyüklüğü dolayısıyla oluşan boyun, sırt ve omuz ağrısı gibi fiziksel şikâyetleri gidermek amacıyla başvuruluyor. Meme küçültme ameliyatında fazla olan meme dokusu ve deri çıkarılarak meme yeniden şekillendiriliyor ve meme başı ideal konuma taşınıyor. Meme küçültmenin sadece estetik değil, yaşam kalitesini artıran bir ameliyat olduğunu ifade eden Dr. Münür Selçuk Kendir,<strong> </strong>“Ameliyat sonrasında boyun, sırt ve omuz ağrısı ile sürekli terleme nedeniyle oluşan cilt problemleri de ortadan kalkmaktadır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Ameliyat öncesinde hangi hazırlıkları yapmalıyım?  <br /> <br /> </strong>Ameliyat öncesinde doğru planlama, dikkatli hazırlık ve bilinçli davranış; hem daha kısa iyileşme süresi hem de daha doğal ve kalıcı sonuçlar anlamına geliyor.<strong> </strong>Dr. Münür Selçuk Kendir, ameliyat öncesinde yapılması gereken hazırlıkları şöyle anlatıyor:</p>
<ul>
<li>Dokuları olumsuz etkileyerek yara iyileşmesini geciktirebilen sigarayı ameliyattan en az 2–3 hafta önce mutlaka bırakmalısınız. </li>
<li>Kan sulandırıcı ilaçlar, E vitamini, yeşil çay veya balık yağı gibi ürünler kanamayı artırabiliyor. Bu tür ilaçlar ve takviyeler kullanıyorsanız, geçici bir süreliğine bırakmanız gerektiği için hekiminizi bilgilendirmeniz çok önemli. </li>
<li>Vücudun iyileşme kapasitesini güçlendirdikleri için sağlıklı beslenmeye, bol su içmeye ve yeterince dinlenmeye özen gösterin. </li>
<li>Kronik hastalık nedeniyle kullandığınız ilaçlar varsa, özel doz ayarlamaları yapılacağı için hekiminizi mutlaka bilgilendirin. </li>
<li>Kanamayı artırabildiği ve anestezi sürecini olumsuz etkileyebildiği için alkol kullanımından kaçının. </li>
<li>Aşırı egzersiz veya ağır fiziksel aktiviteleri bırakın, çünkü yorgun kaslar ameliyat sonrasında toparlanmayı zorlaştırabiliyor. </li>
<li>Fazla kafein tüketimi ödem riskini artırabiliyor; bu nedenle kahve ve enerji içeceklerini sınırlandırın.  </li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-oncesinde-ihmale-gelmez-7-onemli-kural-599767">Ameliyat öncesinde ihmale gelmez 7 önemli kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahiden]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mert Erkan]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavilere]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Pankreas kanseri, tüm kanser türleri arasında en sinsi seyredenlerden biri. Genellikle belirti vermeden ilerleyen bu hastalığın, erken evrede yakalanması ise hayati önem taşıyor. <strong>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla kişiye pankreas kanseri tanısı konuyor</strong>. Türkiye’de ise <strong>her yıl yaklaşık 4–5 bin yeni vaka</strong> görülüyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Ancak tüm bunlara karşın geliştirilen yeni tedaviler de yüz güldürüyor. Pankreas kanserinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğundan söz eden Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi <strong>Prof. Dr. Mert Erkan</strong>, “Pankreas, vücudun en derin bölgelerinden birinde yer aldığı için tümörler uzun süre belirti vermez. Bu nedenle çoğu vakada hastalık ileri evrede fark edilir. Son yıllarda uygulanan yeni tedavi yöntemleri sayesinde sağ kalım oranları belirgin biçimde arttı” diyor. </strong></em></p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle<strong> </strong>ameliyat öncesi tümörü küçültmek için uygulanan ilaç ve ışın tedavisi (<strong>neoadjuvan tedavi)</strong>, <strong>robotik cerrahi</strong> ve <strong>Whipple prosedüründeki teknik yeniliklerin</strong> pankreas kanseri tedavisinde çığır açtığını vurguluyor. Cerrahi öncesinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde artık ileri evre hastalarda bile tümörler küçültülerek ameliyat şansı doğabiliyor. Ayrıca yüksek teknolojiyle uygulanan <strong>robotik ve laparoskopik cerrahiler</strong>, hem iyileşme süresini kısaltıyor hem de hastanın yaşam kalitesini artırıyor…</strong></em></p>
<p>Karaciğerden sonra sindirim sisteminin ikinci büyük salgı organı olan pankreas, insülin ve glukagon hormonlarını salgılayarak kan şekeri dengesini korurken, aynı zamanda yağ, protein ve karbonhidrat sindiriminde görevli enzimleri üretiyor. Bu çok yönlü yapısı nedeniyle pankreas, hem metabolik hem de sindirimsel açıdan yaşamsal öneme sahip.</p>
<p>Pankreasta gelişen kötü huylu tümörlerin ise, bu fonksiyonların hızla bozulmasına neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreas kanseri uzun süre belirti vermez; sırt ve karın ağrısı, kilo kaybı, sarılık, sindirim sorunları, ani gelişen diyabet gibi bulgular genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıkar. Pankreas kanseri en sık 60–65 yaş aralığında görülüyor; ancak genetik yatkınlığı olan kişilerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabiliyor. Ailesinde genç yaşta pankreas kanseri öyküsü olan bireyler risk grubundalar. Bu kişilerin özel tarama programlarına dahil edilmesi gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Mert Erkan, özellikle genetik geçişli vakalarda erken tanı için düzenli kontrollerin hayati olduğunu vurguluyor.</p>
<p><b><strong>Tedavideki Gelişmeler Yüz Güldürüyor</strong></b></p>
<p>Tanı koymak için ultrasonun çoğu zaman yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Mert Erkan, “Şüpheli durumlarda mutlaka bilgisayarlı tomografi veya MR gibi ileri görüntüleme yöntemleri kullanılmalı. Ayrıca tümör belirteçleri olan CA 19-9 ve CEA değerlerinin yüksekliği de takip edilmeli” şeklinde konuşuyor. </p>
<p>Pankreas kanseri tedavisinde artık klasik yöntemlerin ötesine geçildi. Günümüzde multidisipliner yaklaşımla genel cerrahi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının birlikte planladığı tedavi protokolleri uygulanıyor.</p>
<p>“Eskiden cerrahiye uygun olmayan birçok hasta, artık ameliyat edilebilir hale geliyor. Neoadjuvan tedavi dediğimiz kemoterapi ve radyoterapi kombinasyonları sayesinde tümörler küçültülüyor, ardından cerrahiyle tamamen çıkarılabiliyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Mert Erkan, bu yaklaşımın sonucunda 5<strong> </strong>yıllık sağ kalım oranının yüzde 15’lerden yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda olduğunu vurguluyor… </p>
<p>Robotik ve laparoskopik cerrahi tekniklerin de pankreas ameliyatlarında giderek daha fazla kullanıldığını belirten Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu yöntemlerle hastalar daha hızlı iyileşiyor ve komplikasyon oranları azalıyor” diyor.</p>
<p><b><strong>En Etkili Ameliyatlardan Biri: Whipple Prosedürü</strong></b></p>
<p>Pankreas kanseri çoğunlukla organın baş bölgesinde görülüyor. Prof. Dr. Mert Erkan, “Bu durumda en etkili cerrahi yöntem ‘Whipple prosedürü’ olarak bilinen operasyon. Bu ameliyatta pankreasın baş kısmı, onikiparmak bağırsağı ve safra yolu birlikte çıkarılır. Sindirim sisteminin devamlılığını sağlamak için mide, pankreas ve safra yolları ince bağırsakla yeniden birleştirilir. Genel Cerrahi’nin en zor ameliyatlarından biri olan bu Whipple Prosedürü, deneyimli merkezlerde başarıyla uygulanabiliyor. Whipple ameliyatının ardından hastaların büyük bir kısmı 7–10 gün içinde taburcu edilip normal beslenmeye dönebiliyor” diyor.   </p>
<p>Bazen pankreasın tamamının da alınması gerekebiliyor. Ancak böyle bir durumda dahi yaşamı sürdürmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mert Erkan, “Pankreasın tamamen alınması durumunda, hastalar yaşam boyu insülin tedavisi ve sindirim enzimleri takviyesi alıyor. Hastalar yemek sırasında aldıkları tablet şeklindeki enzim ilaçlarıyla sindirim sürecini sürdürebiliyor. İnsülin desteğiyle de metabolik denge korunuyor” diyor. </p>
<p>“Artık pankreas kanseri tanısı bir son değil. Multidisipliner yaklaşımla, doğru merkezde ve zamanında müdahale edilen hastalarda yaşam süresi anlamlı şekilde uzuyor” şeklinde sözlerini sürdüren Prof. Dr. Mert Erkan, bir zamanlar tedavi şansı çok sınırlı olan pankreas kanserinin, bugün modern cerrahi teknikler, moleküler onkoloji ve neoadjuvan yaklaşımlar sayesinde çok daha yönetilebilir hale geldiğine dikkat çekiyor&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/robotik-cerrahiden-akilli-tedavilere-598400">Robotik Cerrahiden Akıllı Tedavilere…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 07:51:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[boyutlu]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kişiye]]></category>
		<category><![CDATA[le]]></category>
		<category><![CDATA[mplantlar]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisinde]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<category><![CDATA[yaşla]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=597548</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Günümüzde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte omurga sağlığı, hem yaşam kalitesini hem de bağımsız hareket edebilme kapasitesini belirleyen en kritik unsurlardan biri haline geldi. Yaşla beraber omurga yapılarında görülen yıpranma, omurilik kanal daralmasından disk dejenerasyonuna, sinir sıkışmalarından kamburluğa kadar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. <strong>Bugün ise robotik cerrahi, navigasyon sistemleri ve kişiye özel 3D implantlar sayesinde omurga ameliyatları çok daha güvenli ve hassas şekilde yapılabiliyor. Yapay zekâ destekli planlama yöntemleri, hastanın omurgasının gelecekte nasıl şekilleneceğini öngörerek tedaviyi daha da kişiselleştiriyor.</strong> Acıbadem Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Alanay, yaşlanan omurganın artık çok daha etkili yöntemlerle tedavi edilebildiğini vurguluyor ve hem koruyucu önlemleri hem de son yıllarda öne çıkan cerrahi yenilikleri anlatıyor.</strong></em></p>
<p><b><strong>“Omurga yaşlanması kaçınılmaz ama etkilerini azaltmak elimizde”</strong></b></p>
<p>Yaşlanmanın doğal bir süreci olarak omurga yapılarının da zaman içinde zayıfladığını belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Herkes yaşlanıyor ama herkes aynı şekilde yaşlanmıyor. Omurga, yaşam tarzından en fazla etkilenen organlarımızdan biri. Düzenli hareket eden, kaslarını güçlü tutan ve doğru duruş alışkanlıkları geliştiren bireylerde yaşlanmanın etkileri çok daha az görülüyor” diyor. </strong></p>
<p>Uzun süreli masa başı çalışma, yanlış oturuş, hareketsizlik ve fazla kilo; omurga yaşlanmasını hızlandıran başlıca faktörler arasında. Yaşın ilerlemesiyle birlikte omurga çevresindeki kasların zayıfladığını hatırlatan Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle 40’lı yaşlardan sonra düzenli egzersizin öneminin arttığını vurguluyor:<br /><strong>“Her gün yapılan 30 dakikalık bir yürüyüş bile omurgayı korur. Esneme, </strong>karın-bel bölgesini güçlendiren egzersizler<strong> ve yüzme, omurga sağlığı için son derece değerli. Bunları hayat rutininin bir parçası haline getirmek, ileride karşılaşılacak sorunların şiddetini ciddi şekilde azaltır.”</strong></p>
<p>Ayrıca, osteoporozun omurga kırıkları açısından yüksek risk oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, beslenme ve D vitamini takibinin önemini de vurguluyor. </p>
<p><b><strong>“Bacaklarda uyuşma ve yürüme mesafesinde azalma alarmdır”</strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın ilk sinyalleri çoğu zaman göz ardı ediliyor. <strong>Hastaların başlangıçta bunu sadece bel ağrısı olarak gördüklerine değinen Prof. Dr. Ahmet Alanay, “Oysa kanal daralması başladığında bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güçsüzlük ve yürüme mesafesinde azalma görülür. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir” şeklinde konuşuyor. </strong></p>
<p><strong>Teknoloji sayesinde omurga ameliyatları artık çok daha güvenli</strong></p>
<p>Son yıllarda omurga cerrahisinde yaşanan dönüşümün en önemli ayağının teknoloji olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Alanay, özellikle navigasyon, robotik cerrahi ve 3 boyutlu planlama sistemlerinin rutinleştiğini söylüyor:<br /><strong>“Artık ameliyat öncesi hastanın omurgasını üç boyutlu olarak modelleyebiliyor, vidaların yerleşimini milimetrik hassasiyetle planlayabiliyoruz. Robotik sistemler, bu planlamayı ameliyatta birebir uygulamamıza yardımcı oluyor. Bu sayede cerrahinin güvenliği artıyor, hata payı azalıyor.”</strong></p>
<p>Navigasyon ve robotik destekli operasyonların hastaların iyileşme sürecini de hızlandırdığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Eskiden büyük kesilerle yapılan ameliyatlar, bugün daha küçük kesi ve daha az kan kaybıyla tamamlanıyor. Hastalar daha az ağrı yaşıyor, çok daha kısa sürede ayağa kalkabiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Kişiye Özel, Hedefe Odaklanan Ameliyatlar </strong></b></p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Alanay’a göre yaşlanan omurganın en sık karşılaşılan sorunu spinal stenoz, yani omurilik kanal daralması. Bugün tedavilerde kişiye göre şekillenen bir yaklaşım benimseniyor:<br /><strong>“Herkese aynı tedaviyi uyguladığımız dönemler geride kaldı. Bazı hastalarda sadece sinir üzerindeki baskıyı kaldırmak yeterli olurken, bazılarında omurganın stabilitesini yeniden sağlamamız gerekiyor.”</strong></p>
<p>Bu noktada minimal invaziv yöntemlerin önem kazandığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Kasları fazla zedelemeden yapılan minimal invaziv ameliyatlar sayesinde hastalar birkaç gün içinde rahatlıkla günlük yaşamlarına dönebiliyor” diyor. </strong></p>
<p><b><strong>Omurga Cerrahisinde 3 Boyutlu, Kişiye Özel İmplantlar</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde son yılların en önemli devrimlerinden birinin kişiye özel üretilen 3 boyutlu implantlar olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Alanay, <strong>“Hastanın anatomisine tamamen özel olarak tasarlanan titanyum implantlar, hem cerrahinin doğruluğunu artırıyor hem de uzun vadeli sonuçları iyileştiriyor. Özellikle skolyoz ve kompleks deformite cerrahilerinde bu teknolojiden büyük fayda görüyoruz” diyor. </strong></p>
<p>Yaşlanan omurga için cerrahiyi her zaman en son seçenek olarak gördüklerine de dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Alanay, koruyucu yaklaşımların gücünü şöyle özetliyor:<br /><strong>“Düzenli egzersiz, doğru kilo yönetimi, kas güçlendirme ve postür eğitimi; ameliyat ihtiyacını yıllarca öteleyebilir. Bazı hastalarda bu önlemler sayesinde hiç cerrahiye gerek kalmıyor.”</strong></p>
<p><b><strong>“Gelecekte Yapay Zeka İle Omurganın Nasıl Yaşlanacağını Öngörebileceğiz”</strong></b></p>
<p>Omurga cerrahisinde geleceğin, kişiselleştirilmiş tedaviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Alanay, “<strong>Yakın gelecekte yapay zekâ destekli sistemler, bir kişinin omurgasının önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini tahmin edebilecek. Bu sayede tedbirleri çok daha erken alabileceğiz” diyerek böylece tedavilerin kişiye özgü olarak planlanabileceğine de dikkat çekiyor… </strong></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/3-boyutlu-implantlar-ve-yapay-zeka-ile-omurga-tedavisinde-yeni-donem-597548">3 Boyutlu İmplantlar ve Yapay Zeka İle Omurga Tedavisinde Yeni Dönem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 09:05:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatlarına]]></category>
		<category><![CDATA[bezi]]></category>
		<category><![CDATA[Biyopsi]]></category>
		<category><![CDATA[gereksiz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[nodüller]]></category>
		<category><![CDATA[nokta]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tiroit]]></category>
		<category><![CDATA[yalancı]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596490</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tiroit ultrasonlarında sıkça görülen ancak çoğu kişinin adını bile duymadığı “yalancı nodüller”, uzmanlara göre gereksiz biyopsilere ve hatta yanlış ameliyatlara yol açabiliyor. Özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda yaygın olan bu oluşumların, gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara, hem de yüksek riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırladığını söyleyen Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı nodüllerin kanserle hiçbir ilişkisi olmadığını vurgulayarak, en kritik hatanın bu yapılara biyopsi yapılması olduğunu belirtti. </em></p>
<p>Tiroit hastalıkları toplumda çok sık karşılaşılan bir sorun olmasına karşın birçok kişi “yalancı nodül” tanımını bilmiyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, tiroit nodülleri konusunda toplumda ve hatta bazı hekimlerde bile sıkça karıştırılan kritik bir yanlış anlaşılmaya dikkat çekti. Bu oluşumlara özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık rastlandığını belirten Prof. Ayşan, yalancı nodüllerin gerçek nodüllerle karıştırılmasının hem yanlış tanılara hem de riskli cerrahi müdahalelere zemin hazırlaması açısından ciddiye alınması gereken bir nokta olduğunu anlattı. </p>
<p><strong>GERÇEK NODÜL İLE YALANCI NODÜL ARASINDAKİ KRİTİK FARK</strong></p>
<p>Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, yalancı ve gerçek nodülleri birbirinden ayıran noktayı şöyle ifade etti: “Gerçek nodül, tiroit bezinin içinde sınırları belirgin, tiroit dokusundan net şekilde ayırt edilen yapılardır. Yalancı nodül ise kapsülü olmayan, gerçek sınırları belirgin olmayan, ultrason sırasında nodül görüntüsü veren ama aslında gerçek nodül olmayan oluşumlardır.” </p>
<p><strong>EN SIK 40 YAŞ ÜZERİ KADINLARDA GÖRÜLÜYOR</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin yaygınlığının tiroit hastalıklarıyla, özellikle de tiroit iltihaplarıyla yakın ilişkili olduğunu belirten Prof. Ayşan, “Bu yapıları en sık 40 yaş üzerindeki kadınlarda görüyoruz. Kadın cinsiyeti ve 40 yaş üzeri grup, yalancı nodüllerin en yaygın olduğu yaş ve cinsiyet grubudur” diye konuştu. </p>
<p>Bu oluşumların ortaya çıkmasındaki en büyük etkenin Haşimoto hastalığı olduğunu belirtin Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Haşimoto tiroit bezinin iltihabıdır ve 40 yaş üzerindeki kadınlarda çok sık görülür. İltihap hücreleri bir bölgede kümelenerek bir kitlesel yapı oluşturuyorlar ve bu yapılar ultrasonda yalancı nodül imajının oluşmasına neden oluyor. İşte Haşimoto gibi iltihabi hastalıklarda yalancı nodüllerin sık görülmesinin nedeni de budur.” </p>
<p> </p>
<p><strong>“BELİRTİ VERMEZ, ÇOĞU ULTRASON SIRASINDA TESADÜFEN BULUNUR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüllerin tıpkı gerçek nodüller gibi çoğu zaman hiçbir belirti vermediğini vurgulayan Prof. Ayşan, sözlerine şöyle devam etti: “Hiçbir bulgu vermedikleri için sıklıkla rastlantısal olarak tespit edilirler. Haşimoto sebebiyle ya da diğer tiroid bezi hastalıklarında yapılan ultrasonlarda tesadüfen yalancı nodülleri tespit ediyoruz. “</p>
<p>Bu nodüllerin hormon işlevi üzerinde de bir etkisi olmadığına değinen Prof. Ayşan, “Yalancı nodüllerle tiroid hormon salgısı arasında herhangi bir ilişki bulunmuyor. Tiroit bezindeki yalancı nodül sayısının az ya da çok olması da bu sonucu etkilemiyor. Ancak, tiroid bezindeki iltihap yani altta yatan sebep hormon salgısını bozabilir” dedi.</p>
<p><strong>“GERÇEK NODÜLE DÖNÜŞMEZ, KANSER RİSKİ TAŞIMAZ”</strong></p>
<p>En çok merak edilen konulardan biri olan yalancı nodüllerin gerçek nodüle dönüşmesi ya da kanser riski taşımasıyla ilgili olarak Prof. Ayşan şu açıklamayı yaptı: “Yalancı nodüllerin zaman içinde gerçek nodüle dönüşmediğinin altını çizmemiz gerek. Tiroid bezindeki iltihabın şiddetine bağlı olarak şekil ve boyut değiştirebilirler, büyüyüp küçülebilirler ancak gerçek nodüle dönüşme riskleri yoktur.  Yalancı nodüllerin kanser gelişmesiyle de hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten bu oluşumlarla ilgili olarak yaşadığımız en önemli sorun da bu. Konuyu bilmeyen ya da konudan uzak olan meslektaşlarımız bunları gerçek nodül gibi algılayabiliyor ve boyutları arttığında kanser olduğunu düşünebiliyorlar.”</p>
<p><strong>“KANSER ZANNEDİLİP BİYOPSİ YAPILIP AMELİYATA GİDİLEBİLİYOR”</strong></p>
<p>Yalancı nodüller konusunda en kritik noktanın gereksiz biyopsiler olduğunu vurgulayan Prof. Ayşan, tabloyu şöyle özetledi.  “Yalancı nodüllere kesinlikle biyopsi yapılmaz. Bakın ‘biyopsiye gerek yoktur’ demiyorum ‘kesinlikle biyopsi yapılmamalıdır’ diyorum. Burası çok önemli! Çünkü biyopsi yapıldığında iltihap hücreleri mikroskop altında tümör hücrelerine çok benzediği için patolog bunu kanser riskli olarak yorumlayabiliyor. İşte sorun tam da bu noktada başlıyor. Bu raporu alan klinisyen hastaya ‘kanser riskiniz var, mutlaka ameliyat olmalısınız’ diyor. İşte yapılmaması gereken bir biyopsi hastayı ameliyathane kapısına kadar getirebiliyor, ne yazık ki. Dolayısıyla yalancı nodüllerin doğru teşhisi kritik düzeyde önemli bir konu.”</p>
<p>Yanlış tanıyla birlikte gerçekleştirilen ameliyatın da hasta açısından yüksek risk barındırdığına işaret eden Prof. Ayşan, “Tiroit bezi iltihaplı olduğu için bu ameliyatlarda komplikasyon riski yüksektir. Çünkü iltihap cerrahın çalışma planlarını bozar, görüş alanını kısıtlar, kanama riskini arttırır. Bu durumda paratiroid bezleri ve ses siniri gibi çok önemli organ ve yapılar hasar görebilir. Üstelik bunlar kalıcı olabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>“TEDAVİ NODÜLÜN KENDİSİNE DEĞİL, HAŞİMATOYA YÖNELİK OLMALI”</strong></p>
<p>“Şu nokta çok önemli; yalancı nodülü olan bir hastada amaç yalancı nodülü tedavi etmek değildir. Amaç, buna sebep olan altta yatan hastalığı yani tiroit iltihabını tedavi etmek olmalıdır” diyen Prof. Dr. Erhan Ayşan “Hekim Haşimoto hastalığına odaklanmalı. Ancak şu da var ki, Haşimoto kronik ve tedavisi zor hatta birçok zaman imkansız olan bir hastalıktır; iyileşmeyebilir ama yönetilebilir” şeklinde konuştu. </p>
<p>Prof. Dr. Erhan Ayşan sözlerini şu uyarıyla tamamladı: “Altını çizmek istediğim ana mesajım şu: Yalancı nodülleri ultrasonda doğru tanımak ilk ve en önemli noktadır. İkinci önemli nokta bu oluşumlara kesinlikle biyopsi yapılmaması gerektiğidir. Aksi halde patoloji uzmanından gelecek yanıltıcı raporla hastalar gereksiz yere ameliyat edilebilirler. Tiroid bezlerini gereksiz yere kaybettikleri gibi ameliyata bağlı komplikasyonlarla da uğraşmak zorunda kalabilirler.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yalanci-noduller-gereksiz-tiroit-ameliyatlarina-yol-acabiliyor-596490">Yalancı Nodüller Gereksiz Tiroit Ameliyatlarına Yol Açabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:35:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[önal]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[travmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[yetmezliği]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595698</guid>

					<description><![CDATA[<p>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Travmalar, kas dokusundaki yıkımla birlikte böbrekleri susturabiliyor. Yaşanan bir kaza farkına bile varmadan hayatı diyaliz makinelerine bağlı hale getirebiliyor. Tıpkı 41 yaşındaki aksiyon sahneleri yönetmeni Onur Ozan Önal’ın yaşadıkları gibi… Altı yıl önce geçirdiği trafik kazası ve akabinde yaşadığı düşme sonrasında böbrek fonksiyonlarını kaybeden Önal, bir yıl boyunca diyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürdü. Önal, böbreklerini hiç düşünmeden bağışlayan ablası Nalan Önal sayesinde yeniden hayata tutundu. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen başarılı nakil operasyonunun ardından sağlığına kavuşan Onur, “Hayatın gerçek anlamını, sevdiklerim sayesinde yeniden öğrendim” dedi. </em></p>
<p>İstanbul’da yaşayan evli ve iki çocuk babası 41 yaşındaki Onur Ozan Önal’ın şikayetleri 2019 yılında yaşadığı trafik kazası sonrasında gelişmeye başladı. Ancak onu böbrek yetmezliğine götüren sebep yüksekten düştüğü o kaza oldu. Bu olay sonrasında böbrek fonksiyonlarını tamamen kaybeden Önal bir yıl boyunca diyaliz tedavisi gördü. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından gerçekleştirilen nakil ameliyatı drensiz şekilde tamamlanan Onur ameliyatın üçüncü, ablası Nalan ise ikinci gününde taburcu edildi.</p>
<p><strong>‘BÜYÜK TRAVMALAR VE BAZI İLAÇ TEDAVİLERİ DE BÖBREK HASARINA NEDEN OLABİLİYOR’</strong></p>
<p>Trafik kazaları, ağır travmalar veya kas ezilmeleri gibi durumlar böbreklerde ciddi hasara yol açabiliyor. Bu tür travmalar sonrası gelişen böbrek yetmezliğinin çoğu zaman geç fark edildiğine işaret eden Doç. Dr. Veysel Umman, bu nedenle travma, halsizlik veya ödem gibi belirtiler yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerektiğini vurguları. Türkiye’de her yıl binlerce kişi böbrek yetmezliğiyle mücadele ederken, Onur’un hikayesinin bir kez daha organ bağışının ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu hatırlattı. </p>
<p><strong>“BÖBREK FONKSİYONLARIMI TAMAMEN KAYBETTİM”</strong></p>
<p>Hastalığını ilk kez 2019 yılında trafik kazası sonrasında öğrendiğini söyleyen Onur Ozan Önal, yaşadığı süreci şöyle anlattı: “Kaza sonrasında halsizlik ve bitkinlik hissetmeye başladım. Yapılan muayenelerde ödemler nedeniyle nefrolojiye yönlendirildim. Tetkikler sonucunda vücudumda protein kaçağı olduğu, yani nefrotik sendrom teşhisi konuldu. Yaklaşık beş yıl boyunca tedaviler devam etti. Ancak çalışırken yaşadığım yüksekten düşme travması nedeniyle böbrek fonksiyonlarımı tamamen kaybettim ve diyaliz tedavisine başlamak zorunda kaldım. Diyaliz süreci oldukça zorluydu çünkü dört saat boyunca makineye bağlı kalıyorsunuz. Sürekli hareket halinde olmam gereken bir işim var, ancak bu süreç işime devam etmemi güçleştirdi. Bazen diyalize beş kilo fazla gidiyordum ve bayılacak kadar halsiz düşüyordum. Bu durum hem iş hem aile yaşamımı olumsuz etkiledi.”</p>
<p><strong> “BÜYÜK TRAVMALAR BÖBREKLERİ SUSTURABİLİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Veysel Umman, kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda genellikle enerji düşüklüğü, halsizlik, bitkinlik ve iştah kaybı görüldüğünü belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Hastamız da benzer şekilde yorgunluk ve enerji düşüklüğü şikayetleriyle başvurdu. Günlük yaşamına devam edebiliyordu ancak sürekli bir halsizlik hali vardı. Vericisi kız kardeşiydi. Kardeşler arasında genetik uyum genellikle daha yüksektir. Bu hastada da üç bölü altı uyum dediğimiz, risk açısından avantajlı bir eşleşme vardı.”</p>
<p>Doç. Dr. Umman, Önal’ın altı yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından hastanede tedavi gördüğünü, o dönemde ödem ve benzeri şikayetlerin başladığını belirtti. “Uzun dönem takiplerinde kronik böbrek yetmezliği teşhisi konulmuş. Böbrek fonksiyonları zamanla azalmış ve son bir yıldır diyaliz tedavisi alıyordu. Bu hasta özelinde, trafik kazası sonrasında ortaya çıkan bir böbrek yetmezliği söz konusu. Ancak genel olarak, büyük travmalar, deprem gibi kas ezilmesine yol açan durumlar veya bazı ilaç tedavileri de böbrek hasarına neden olabiliyor. Bu nedenle halsizlik, ödem, şişlik gibi belirtiler yaşayan kişilerin mutlaka böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmesi gerekiyor” dedi.</p>
<p><strong>“KAS DOKUSU PARÇALANDIĞINDA BÖBREK SÜZME FONKSİYONUNU YİTİRİYOR”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, Onur Ozan Önal’ın yüksekten düşme travmasının da tabloyu ağırlaştırdığını belirterek, “Olay sonrasında yapılan tetkiklerde böbrek enzimlerinin çok yüksek olduğu ve böbreklerin artık çalışmadığı tespit edilerek diyaliz tedavisine başlanmış. Bu tablo, deprem gibi kas hasarı ve dokusal yıkıma neden olan durumlarda görülen böbrek hasarıyla benzerlik gösteriyor. Kas dokusu parçalandığında böbrek süzme fonksiyonunu yitiriyor ve tıkanma meydana geliyor” dedi.</p>
<p><strong>AMELİYAT ÖNCESİNDE 10 KİLO VERDİ</strong></p>
<p>Hastanın aynı zamanda obeziteyle de mücadele ettiğini belirten Umman, “Kilo fazlalığı nedeniyle operasyon öncesi yaklaşık üç buçuk aylık bir hazırlık süreci planladık. Hastamız bu süreçte 10 kilo vererek ameliyata hazır hale geldi. Obez hastalarda karın bölgesindeki yağlanma, böbreğin yerleştirileceği alana ulaşmayı ve damar bağlantılarını yapmayı zorlaştırabiliyor. Ayrıca kilo vermek diyabet riski açısından da büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“TAM KAPALI BÖBREK NAKLİ İYİLEŞME SÜRECİNİ HIZLANDIRDI”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, başarılı geçen operasyonun ardından alıcı ve vericinin kısa sürede taburcu olduğunu belirterek şunları söyledi: “Her iki hastamız da şu anda iyi durumda, böbrek fonksiyonları sağlıklı şekilde çalışıyor. Böbrek nakillerinde iyileşmeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri kapalı ameliyat yöntemidir. Bu yöntem sayesinde vericide ağrı çok daha az görülür, yara iyileşmesi hızlı olur ve kişiler kısa sürede işine ve günlük yaşamına dönebilir. Bu hastamızda da benzer şekilde sorunsuz bir iyileşme süreci yaşandı. Organ yetmezlikleri ister böbrek ister karaciğer olsun, ülkemizde giderek artıyor. Bu nedenle organ bağışı bilincinin yaygınlaşması çok önemli. Canlı vericiler dışında kadavradan yapılan organ bağışlarının da artması, bu hastalar için hayat kurtarıcı olacaktır.”</p>
<p><strong>‘NAKİLDEN SONRA DAHA ÇOK AİLEME VE KENDİME YÖNELDİM’</strong></p>
<p>Geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Önal bu süreçle birlikte hayata bakışının tamamen değiştiğini söyleyerek,  şunları anlattı: “Nakil sonrasında ise hayatım tamamen değişti. Nakilden önce daha çok iş ve dış dünya odaklıydım; nakilden sonra ise daha çok aileme ve kendime yöneldim. Bu süreçte elimden geldiğince bedensel olarak da daha sağlıklı, daha formda bir yapıya kavuşmaya çalıştım. Beslenmeme dikkat ediyorum, hareket ediyorum.”</p>
<p><strong>“HAYAT, SEVDİKLERİMİZLE BİRLİKTEYKEN GÜZEL”</strong></p>
<p>Kardeşine böbreğini bağışlayan Nalan Önal ise, “Kazadan sonra Onur aynı gün diyalize bağlandı. O an kardeşimi makineye bağlı görünce kararımı verdim. Çünkü hayat, sevdiklerimizle birlikteyken güzel. Diyalizin ne kadar yıpratıcı olduğunu biliyordum. Daha önce çevremde böbrek nakli olmuş kişiler vardı, bu nedenle ilk günden itibaren böbreğimi vermeye kararlıydım. Ameliyattan iki gün sonra taburcu oldum, kısa sürede normal hayatıma döndüm. İnsanlar korkmasın, bu süreç sanıldığı kadar zor değil. Zaten birçok kişi farkında olmadan tek böbrekle hayatına devam ediyor. Benim de hayatımda hiçbir değişiklik olmadı; yeme içmem, yürüyüşüm, iş performansım aynı şekilde sürüyor. En önemlisi, artık sevdiklerimle daha sağlıklı ve uzun bir ömür geçireceğim” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/travma-sonrasi-bobrek-yetmezligi-gelisen-yonetmen-onurun-hayatini-ablasinin-bagisi-kurtardi-595698">Travma Sonrası Böbrek Yetmezliği Gelişen Yönetmen Onur&#8217;un Hayatını Ablasının Bağışı Kurtardı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 14:36:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[pankreas]]></category>
		<category><![CDATA[Pankreas Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[son]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavisindeki]]></category>
		<category><![CDATA[uzmanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yasin]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594521</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalarla uzmanların katıldığı<strong> “Bu öykülerde bilim, cesaret, umut var”</strong> başlıklı söyleşi gerçekleştirildi. <strong>Sunucu </strong>Leyla Yıldırım’ın moderatörlüğünde söyleşiye katılan<em> <strong>Genel Cerrahi Uzmanları Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan ve Prof. Dr. Mert Erkan, Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Er, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Enis Özyar ile Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Çolak,</strong></em><strong> bilim alanındaki yeni gelişmeleri anlatırken, </strong>hastalar da şaşırtıcı ve umut dolu hikayelerini paylaştılar.. </p>
<p>Dünya genelinde her yıl 500 binden fazla, Türkiye’de de yaklaşık 8 bin kişiye pankreas kanseri tanısı konuluyor. Üstelik<em> </em>görülme sıklığı giderek artan pankreas kanserinin 2030 yılında ölüme neden olan kanser türleri arasında 4. sıradan 2. sıraya yükseleceği belirtiliyor. Buna karşın pankreas kanserine yönelik toplumsal farkındalık hala çok düşük. Pankreas Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında <strong>Acıbadem Maslak  Hastanesi’nde</strong> düzenlenen söyleşide, pankreas kanseri hakkında genel bilgilerin yanı sıra hastanın yaşam kalitesini ve süresini artıran yenilikçi tedavi yöntemleri de anlatıldı. </p>
<p><em><strong>“5 yıllık sağkalım yüzde 54’lere ulaştı”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güralp Onur Ceyhan</strong>, pankreas kanserinin teşhis ve tedavisinde son yıllarda çok önemli ilerlemeler sağlandığını belirterek, bu sayede kanserden sağkalım oranlarının da çok ciddi oranda arttığını vurguladı. Prof. Dr. Ceyhan sözlerine şöyle devam ett: “Sağ kalım oranları çok ciddi oranda arttı. Ben bilimsel olarak çalışmaya başladığım zaman, 25 sene önce ameliyat ettiğimiz hastaların sağ kalımı (5 yıl sağkalımdan hep hesaplarız) yüzde 12’lerdeydi şimdi 10 sene önce biz bunu yüzde 35, yüzde 40’a çıkartabildik. En son çalışmalardan sonra yüzde 54’e kadar bile arttı. Bu bir şekilde pankreas kanserinin şu an ön tedavilerle iyi bir şekilde kontrol edilip bu 5 yıllık sağ kalımları sağlayabilmemizi gösteriyor. Onkolojik tedavi, cerrahi tedavi iyi bir şekilde birleştiği zaman bu sonuçları artık hastalarımız için elde edebiliyoruz. Belki siz bana bu 5 yıl sağkalımı 10 yıl sonra sorarsanız, belki ben size yüzde 75 bile diyebileceğim.” </em></p>
<p><em><strong>“Kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydediliyor”</strong></em></p>
<p><em>Özellikle damar tutulumunun olduğu lokal ileri pankreas kanserlerinde ya da sınırlı sayıda metastaz bulunan hastalarda da, uygulanan kemoterapi sayesinde önemli ilerlemeler kaydettiklerini belirten Prof. Dr. Ceyhan “Bu tedavi ile hastaları, sanki erken evre pankreas kanseriymiş gibi değerlendirme ve ameliyat şansı sunma imkanı oluyor. Bu bizim için çok değerli bir gelişme çünkü geçmişte bu hastaların çoğunu tedavi açısından kaybedilmiş kabul ediyorduk. Şimdi ise doğru tedaviyle bu hastalara da umut verebiliyor ve başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz” dedi.   </em></p>
<p><strong>“Son 6 ayda diyabet tanısı aldınızsa…”</strong></p>
<p><strong>Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mert Erkan da konuşmasında; </strong>pankreas kanserinin toplumda nadir görülmesine rağmen ciddiyeti ve hızla ilerleyen yapısı nedeniyle çok daha dikkat gerektiren bir noktada olduğunu vurguladı. Toplumda görülme oranı normalde 10 binde 1 düzeyindeyken, 50 yaşın üzerinde bireylerde son 6 ay içinde yeni diyabet tanısı konulması ve buna kilo kaybının eşlik etmesi durumunda riskin 150’de 1’e yükseldiğini belirten Prof. Dr. Erkan sözlerine şöyle devam etti: “Bu grupta yaklaşık 70 katlık bir yoğunlaşma var. Pankreas kanseri aslında en sık 60’lı 70’li yaşlarda gözüküyor. Ama baktığımızda pankreas kanseri yüzünden ameliyat 18’li 20’li yaşlara kadar hastalar geliyor. Çocukluk çağı tümörü olarak bile, 3-4 yaşında bile görebildiğimiz özel formları var.”</p>
<p><strong> “Erken tanı mümkün olmaya başladı”</strong></p>
<p>Kanserin tüm zorluklarına rağmen artık giderek daha kontrol edilebilir bir hastalık haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Erkan şöyle konuştu: “Pankreas kanserinde erken tanı artık mümkün olmaya başladı. Bir takım risk gruplarını tanımlayabiliyoruz. Pankreasında kisti olan hastalarımızı daha yakın takip ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki o kistler belli bir aşamada, tümü değil ama bir grubu kansere dönüşebiliyor. Yeni tanı diyabet bizim için çok önemli. Son 6 ay içinde diyabet tanısı konulmuş 50 yaşın üzerindeyse bu bireyler araştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Geçen bir 1,5 yıl içinde ortaya çıkan yeni pankreas kanseri aşıları var. Yani pankreas kanseri bu bugün için hani dünden çok daha iyi durumda ama yarından hala daha kötü bir hastalık.”</p>
<p><strong>34 yaşında ileri evre pankreas kanseri teşhisi aldı</strong></p>
<p>Etkinliğe katılan <strong>Hasan Karaduman</strong> tanı ve tedavi sürecinde yaşadıklarını katılımcılarla paylaşırken gözyaşlarını tutamadı. 34 yaşında ileri evre pankreas kanseri ve karaciğerinde iki metastaz olduğunu öğrendiğinde şok olduğunu belirtti. O süreçte 6 yaşında bir oğlu ve aynı zamanda 4 aylık hamile olan eşiyle yeni bir bebek heyecanı yaşadığı günlere denk gelen tanı şokundan sonra neler yaşadığını ise şöyle anlattı:  </p>
<p> “Karın ağrısı şikayetiyle acile başvurduğumda yapılan tetkikler sonucunda pankreas kanseri olduğumu öğrendim. Oradaki hekim bu haberi bana vermedi eşime verdi. Eşime verdiği için de eşimden öğrendim ben bunu. Ondan sonra kemoterapi sürecim başladı. Üç aylık kemoterapi sürecimi güzel değerlendirdim. Ameliyat olma durumum oldu, cerrah araştırması içerisine girdik. Güralp hocayı internet araştırmasında bulduk. İyi ki de bulmuşum. Hocayla ilk görüşmemde online üzerinden görüştüğümde ben bu tanıyı 34 yaşında aldığım için ‘babam için mi’ aradığımı sormuştu. Kendim için aradığımı söyleyince çok şaşırmıştı. Ameliyatım güzel geçti, 12 saat sürdü. Ameliyat sonrası kemoterapi sürecim tekrar oldu. Bu süreçte eşim doğum yaptı. Ameliyatım ve kemoterapim iyi geçtiği ve kızım olduğu için kızımın adını Melek koydum. Hayatıma umut dolu Meleğim olsun diye Melek ismini koydum”</p>
<p><strong>“Ameliyat edilemez” denmişti, ancak…  </strong></p>
<p>76 yaşındaki Fazilet Molla da 2017 yılında halsizlik, iştahsızlık, çok şiddetli kaşıntı, karında ağrı ve göz aklarında yoğun sarılık nedeniyle hastaneye başvurduğunu, pankreas başı ve safra kanalını tıkayan kanserli tümör tespit edildiğini ve kanseri ileri evrede olduğu için ‘ameliyat edilemez’ denildiğini anlatan Mollaoğlu çarpıcı hikayesini şöyle özetledi: “Önce umutsuz hasta olduğum, katiyen iyileşmeyeceğim söylendi çocuklara. Benim haberim yoktu. Ondan sonra ‘15 gün ya da 3 ay yaşar götürün, hiçbir şey yapmayın’ dendi. Ondan sonra Mert Hoca&#8217;yı bulduk. Ameliyat oldum. Ben 76 yaşındayım. 9 senedir yaşıyorum ve Mert&#8217;in sayesinde kahraman gibi yaşıyorum. Her işimi yapıyorum, geziyorum, torunuma gidip yemek yapıyorum”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzmanlar-pankreas-kanseri-tedavisindeki-son-yenilikleri-hastalar-umut-veren-deneyimlerini-anlatti-594521">Uzmanlar, pankreas kanseri tedavisindeki son yenilikleri Hastalar, umut veren deneyimlerini anlattı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 13:06:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Berke]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Pili]]></category>
		<category><![CDATA[bilgin]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığına]]></category>
		<category><![CDATA[pili]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sendromu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[tık]]></category>
		<category><![CDATA[tourette]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Kalitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591924</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, tik (Tourette sendromu) bozukluğu nedeniyle yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen bir hastaya beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924">Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span><b><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, tik (Tourette sendromu) bozukluğu nedeniyle yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen bir hastaya beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından yapılan ameliyat sonrası 20 yaşındaki Berke Bilgin’in tiklerinde belirgin azalma görülürken, sosyal uyumu ve yaşam kalitesi anlamlı şekilde arttı.</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 20 yaşındaki Berke Bilgin’e  beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu – DBS) ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Tıptaki adı Tourette Sendromu olantik bozukluğu nedeniyle yaklaşık 10 yıldır yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenen Berke Bilgin, şikayetinden büyük ölçüde kurtuldu.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>İzmir Tire’de yaşayan Berke Bilgin, çocukluk döneminde başlayan istemsiz hareketlerin (tikler), yıllar içinde şiddetlenmesi nedeniyle sosyal yaşamında ve eğitim hayatında zorluklar ve olumsuzluklar yaşadı. Uzun yıllar ilaç tedavilerinden fayda göremeyen Berke Bilgin’e, Atlas Üniversitesi Hastanesi Nöromodülasyon Merkezi ekibi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda beyin pili takılmasına karar verildi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Tiklerde belirgin azalma görüldü</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Cerrahi operasyon Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası tiklerde belirgin azalma görülürken, hastanın sosyal uyumu ve yaşam kalitesi anlamlı şekilde arttı. </span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak: “Beyin pili,  Tourette Sendromu’nda etkili bir seçenektir”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Prof. Dr. Kocabıçak, “Beyin pili tedavisi, sadece Parkinson veya distoni gibi hastalıklarda değil, tedaviye dirençli tik (Tourette Sendromu)<b> </b>bozukluklarında da etkili bir seçenektir.” dedi. Prof. Dr. Kocabıçak, Atlas Üniversitesi Nöromodülasyon Merkezi’nde beyin pili cerrahisinde uluslararası standartlarda hizmet sunmaya devam edildiğini söyledi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Berke Bilgin: “Yaşam kalitem yükseldi, sosyal ortamlarda rahatladım”</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Beyin pili ameliyatı sayesinde yaşam kalitesinin arttığını belirten Berke Bilgin, “Ameliyattan sonra  tiklerimde çok fazla azalma oldu,artık arkadaşlarımla olduğum ortamlarda çok daha rahatım” dedi.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><b><span><span><span>Berke’nin yaşam kalitesi arttı</span></span></span></b></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span>Berke Bilgin’in annesi Zerrin Bilgin ve babası Nail Bilgin, çocuklarının 10 yaşında ortaya çıkan vokal ve hareket tik bozukluğu nedeniyle özellikle sosyal yaşamında zorluklar yaşadığını söyledi. Prof. Dr. Ersoy Kocabıçak ve ekibi tarafından Mayıs ayında gerçekleşen başarılı beyin pili operasyonu ile Berke’nin şikayetlerinin büyük ölçüde ortadan kalktığını söyleyen Bilgin çifti, Berke’nin yaşam kaltesinin arttığını, artık arkadaşlarıyla çok rahat bir şekilde sosyalleşebildiğini söyledi. </span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-pili-ameliyati-tik-hastaligina-tourette-sendromu-umut-oldu-591924">Beyin pili ameliyatı, tik hastalığına (Tourette sendromu) umut oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gürcistan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye Umut Yolculuğu: 63 Yaşındaki Baba Oğluna Böbreğini Verdi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gurcistandan-turkiyeye-umut-yolculugu-63-yasindaki-baba-ogluna-bobregini-verdi-588687</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Nov 2025 11:34:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Böbreği]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[Diyaliz]]></category>
		<category><![CDATA[gürcistan]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hiç]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[verici]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ye]]></category>
		<category><![CDATA[yolculuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588687</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gürcistan’da yaşayan 39 yaşındaki Namık Mamedov, 14 yıldır böbrek yetmezliğiyle mücadele ediyordu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gurcistandan-turkiyeye-umut-yolculugu-63-yasindaki-baba-ogluna-bobregini-verdi-588687">Gürcistan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye Umut Yolculuğu: 63 Yaşındaki Baba Oğluna Böbreğini Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Gürcistan’da yaşayan 39 yaşındaki Namık Mamedov, 14 yıldır böbrek yetmezliğiyle mücadele ediyordu. Henüz genç yaşında diyaliz makinesine bağlı kalmak istemeyen Mamedov, çareyi Türkiye’de aradı. Onun bu yolculuğuna en büyük desteği ise 63 yaşındaki babası Djambulat Mamedov verdi. Baba, “Oğlumun durumu kötüleşmesin diye böbreğimi vermeye karar verdim” diyerek hiç düşünmeden donör oldu. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından tam kapalı yöntemle gerçekleştirilen başarılı operasyon sayesinde baba ve oğlu kısa sürede sağlığına kavuştu.</em></p>
<p>14 yıldır kronik böbrek yetmezliğiyle mücadele eden Mamedov’a, 63 yaşındaki babası Djambulat Mamedov böbreğini bağışladı. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibi tarafından kapalı (laparoskopik) yöntemle gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından baba ve oğul kısa sürede sağlıklarına kavuştu. Ameliyat sonrası yaşadığı değişimi anlatan Namık Mamedov, “Ben Tiflis’ten geldim ve ameliyattan sonra hiçbir zorluk yaşamadım. Her şey çok kolay ve konforluydu. Bu süreci düşünen kim varsa hiç tereddüt etmesin. Çok başarılı, çok güvenli bir operasyondu. Veysel Hocama ve ekibine sonsuz teşekkür ediyorum” dedi.</p>
<p><strong>“DİYALİZE GİRMEK İSTEMEDİM, TÜRKİYE’DE HAYATIM DEĞİŞTİ”</strong></p>
<p>Evli ve iki çocuk babası olan Namık Mamedov, hastalıkla geçen ve organ nakline götüren yıllarını şöyle anlattı: “Yirmi dört yaşındaydım, bir tren yolculuğundan sonra ayaklarımın diz altına kadar şiştiğini fark ettim. O zamana kadar hiçbir sağlık sorurum yoktu. Gürcistan’da yapılan değerlendirmeler sonrasında Böbrek yetmezliği tanısı konuldu ama kimse bana nakil seçeneğinden bahsetmedi. Yıllarca ilaç tedavisi gördüm, ayda bir veya iki haftada bir hastanede 12–24 saat süren serum tedavisi uygulanıyordu. Tuz, şeker yasaktı. Suyu bile kısıtlı içmem gerekiyordu. Hayat kalitem çok düşmüştü. Diyaliz benim için son seçenekti, o aşamaya gelmeden çözüm bulmak istedim. Türkiye’ye geldim ve burada inanılmaz bir süreç yaşadım. Ameliyatım çok kolay geçti, hiçbir zorluk yaşamadım. Şimdi tamamen normal hayatıma döndüm.”</p>
<p><strong>“KALİTELİ BİR YAŞAM İÇİN BÖBREK NAKLİ GEREKİYORDU”</strong></p>
<p>Namık Mamedov’un tedavi sürecini anlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Veysel Umman şu bilgileri verdi:  “Hastamız uzun süredir böbrek yetmezliği olan, ‘kronik glomerülonefrit’ dediğimiz böbrek iltihabı tanısıyla takip edilen bir hastaydı. Diyaliz tedavisi almadan, idrar çıkışı mevcut şekilde izleniyordu. Ancak yaşam kalitesi düşmüş, enerji seviyesi oldukça azalmıştı ve artık daha kaliteli, konforlu bir yaşam için böbrek nakli olması gerekiyordu. Babasının verici olarak başvurmasıyla yapılan testlerde, genetik yakınlık nedeniyle uyum saptandı. Bu vakada karşılaştığımız zorluk, verici böbreğini besleyen iki atardamarın bulunmasıydı. Bu durum ameliyatı teknik olarak zorlaştırıyor çünkü hem böbreği çıkarırken hem de alıcıya takarken bu küçük damarları koruyup yeniden bağlamak gerekiyor. İki damarı da başarıyla koruyup alıcıda bağlantılarını yaptık. Böylece böbreğin beslenmesi daha sağlıklı hale geldi.”</p>
<p><strong>“NAKİL İÇİN SON AŞAMAYI BEKLEMEMEK GEREKİYOR”</strong></p>
<p> “Bu hastada olduğu gibi, birçok hastanın nakil için son aşamayı beklememesi gerekiyor” diyen Doç. Dr. Umman, “Bazı hastalar ‘olabildiğince dayanayım, en son çare olarak nakil olayım’ düşüncesine kapılıyor. Oysa bu doğru değil. Preemptif nakil dediğimiz, diyalize başlanmadan önce yapılan nakiller, hastanın hem genel sağlığı hem de uzun dönem yaşam kalitesi açısından çok daha avantajlı. Çünkü uzun süreli diyaliz, kalp ve enfeksiyon risklerini artırıyor, vücutta yorgunluk ve komplikasyonlara neden oluyor. Bu hastada babası verici oldu, testlerde uyum uygun çıktı. Teknik olarak zorlu bir vakaydı çünkü verici böbreğini besleyen iki atardamar vardı. Ancak ameliyatı kapalı yöntemle başarılı şekilde tamamladık ve her iki hasta da kısa sürede taburcu edildi.”” dedi.</p>
<p><strong> “TAM KAPALI CERRAHİ İLE BÖBREK NAKLİ YAPILDI”</strong></p>
<p>Operasyonu tamamen kapalı (laparoskopik) teknikle gerçekleştirilmesinin hem hasta hem de verici açısından çok büyük kazanım sağladığını söyleyen Doç. Dr. Umman, “Bu yöntemde organa doğrudan temas edilmeden, küçük deliklerden böbrek serbestleştirilip bir torba içinde dışarı alınıyor. Bu sayede ameliyat sonrası ağrı, enfeksiyon ve iyileşme süresi açısından çok daha konforlu bir süreç yaşanıyor. Kapalı yöntem, hem vericinin kısa sürede normal yaşamına dönmesini sağlıyor hem de böbreğin hızlı şekilde çıkarılıp nakledilmesine olanak tanıyor.”</p>
<p>Doç. Dr. Umman sözlerine şöyle devam etti; “Bu vakadaki dikkat çekici noktalardan biri, vericinin 63 yaşında olmasıydı. Genellikle 65 yaş civarı üst sınır olarak değerlendirilir ancak bu durum kişiye özel olarak ele alınır. Yaptığımız testlerde babanın fiziksel olarak iyi durumda olduğunu ve hiçbir engel bulunmadığını tespit ettik. Böylece 63 yaşındaki baba, oğluna böbreğini bağışladı. Ameliyat sonrası kontrollerde böbreğin gayet iyi çalıştığını ve hem babanın hem oğlunun sağlıklı olduğunu gördük.”</p>
<p><strong>“TÜRKİYE ORGAN NAKLİNDE DÜNYA ÇAPINDA GÜVENİLEN BİR MERKEZ”</strong></p>
<p>Türkiye’nin organ nakli alanında dünya genelinde güçlü bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Umman, “Gürcistan’dan, Balkanlar’dan, Orta Doğu’dan birçok hasta ülkemizi tercih ediyor. Biz hastaları hızlıca değerlendirip ameliyatlarını planlayabiliyoruz. Operasyonun ardından vericiyi ikinci, alıcıyı ise üçüncü günde taburcu ettik. Taburculuk sonrası birkaç hafta Türkiye’de kalarak kontrollerine devam etmelerini sağladık.”</p>
<p><strong>“OĞLUMUN YÜZÜ GÜLSÜN YETER”</strong></p>
<p>Babasının fedakârlığını duygulanarak anlatan Namık Mamedov, “O, benim için sadece hayat veren değil, hayatıma yeniden ışık tutan kişi oldu” dedi. 63 yaşındaki Djambulat Mamedov ise sözlerini şöyle tamamladı: “Oğlumun sağlığı benim için her şeyden önemliydi. Böbreğim ona uydu, hiç düşünmeden verdim. Şimdi ikimiz de çok iyiyiz, Allah’a şükür her şey yolunda. Sanki hiç ameliyat olmamış gibi hissediyorum.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gurcistandan-turkiyeye-umut-yolculugu-63-yasindaki-baba-ogluna-bobregini-verdi-588687">Gürcistan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye Umut Yolculuğu: 63 Yaşındaki Baba Oğluna Böbreğini Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 10:40:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[başarısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahların]]></category>
		<category><![CDATA[hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Karaciğer Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Leiden Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[naklinde]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[Organ Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[verici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585964</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk cerrahlar, Hollanda’nın en eski ve prestijli hastanelerinden biri olan Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde, ülkenin ilk erişkin canlı vericili karaciğer naklini gerçekleştirdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964">Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türk cerrahlar, Hollanda’nın en eski ve prestijli hastanelerinden biri olan Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde, ülkenin ilk erişkin canlı vericili karaciğer naklini gerçekleştirdi. </em></p>
<p><em>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı ve Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ile Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat, Hollanda’da ilk defa yapılan canlı vericili karaciğer nakline imza attılar.  </em></p>
<p>Türkiye geçmişte yabancı cerrahların bilgi ve deneyimlerinden faydalanan bir ülke iken, bugün Türk cerrahlar, özellikle canlı vericiden yapılan organ nakilleri alanında dünyaya rehberlik ediyor. Bilgi birikimleri ve deneyimleriyle uluslar arası alanda örnek gösterilen hekimler, eğitimler gerçekleştiriyor, operasyonlara öncülük ediyor. Bunun son örneği, 250 bin nüfuslu üniversite şehri olan Leiden’de,<em> </em>450 yıl önce kasabaya ödül olarak kurulan Leiden Üniversitesi’nin hastanesinde gerçekleşti. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı ve Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ile Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat</strong>, Hollanda’da ilk defa Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan canlı vericili karaciğer nakline imza atarken, üniversitenin tıp tarihinde yeni bir sayfa açan başarısına da ortak olmanın mutluluğunu yaşadılar. </p>
<p><strong>Geçen yıl Türkiye’ye gelmişlerdi </strong></p>
<p>Türkiye kadavradan nakilde dünya genelinde son sıralarda yer alırken, canlı vericiden organ naklinde ise ilk sırada bulunuyor. Bu alanda kazandıkları bilgi ve deneyimleri günümüzde yabancı meslektaşlarına aktarır duruma gelen Türk hekimler, önemli başarılara imza atıyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı geçtiğimiz günlerde Hollanda’da Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirdikleri canlı vericiden karaciğer nakline yönelik şöyle konuştu: “Geçtiğimiz yıl Leiden’in organ nakli ekibi (cerrahlar, gastroenterologlar, radyologlar, patologlar, anestezi ve yoğun bakım uzmanları, ameliyat hemşireleri) bizleri Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’mizde ziyaret etmiş, bir hafta boyunca yanımızda bulunarak üç karaciğer nakli ameliyatımızı gözlemlemişti. Ülkelerine döndükten sonra nihayet ilk vaka için alıcı, verici hazırlandı, online olarak yaptığımız konseyde uygun olduklarına karar verip ameliyat gününü kararlaştırdık. 45 yaşındaki Hollandalı hastaya, 29 yaşındaki donör olan yeğeninden karaciğeri naklettik ve 13 saat süren ameliyatı başarı ile tamamladık. Bu arada verici ameliyatı, ekibe Tayvan’dan katılan bir cerrahın katkısıyla robotik olarak gerçekleştirildi. Leiden Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi dünyada iyi bilinen prestijli bir kuruma böyle bir destek vermekten ülkemiz adına gurur duyduk.”</p>
<p><strong>Türkiye canlı vericili nakil başarısında dünyada 1. sırada</strong></p>
<p>Halen resmi verilere göre, Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bekleme Listesi’ne kayıtlı 35 bine yakın hastanın çoğunun acil organ nakline ihtiyaçları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karakayalı “Organ bağışı ihtiyacı karşılamaya yetmiyor ve hastaların çoğu bekleme sürecinde ne yazık ki hayatını kaybediyor, bu sırada listeye sürekli yeni hastalar ekleniyor. Buna karşın donör bulan hastaların tedavi edilmesini sağlayan canlı vericili karaciğer nakli sayılarına bakıldığında ülkemiz 1. sırada yer alıyor. Oysa ideal olan kadavradan bağış oranının yüksek olması. Bu nedenle ülkemizde kadavradan nakilleri mutlaka artırmalıyız” dedi. Prof. Dr. Karakayalı, Sağlık Bakanlığı’nın yeni yayınladığı yönetmeliğe göre artık, organ bağışı beyanlarının E-Devlet ve E-Nabız üzerinden yapılabileceğini de belirterek bunun kadavradan bağışın artmasında umut verici bir gelişme olduğunu söyledi. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/organ-naklinde-turk-cerrahlarin-basarisi-585964">Organ Naklinde Türk cerrahların başarısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kireçlenmeye karşı kalıcı çözüm: protez cerrahisi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi-583678</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 12:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenmeye]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583678</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kireçlenme, eklem kıkırdağının zamanla yıpranmasıyla ortaya çıkan ve özellikle diz, kalça, bel ve ellerde ağrı, tutukluk ve hareket kısıtlılığına yol açan önemli bir sağlık sorunu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi-583678">Kireçlenmeye karşı kalıcı çözüm: protez cerrahisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kireçlenme, eklem kıkırdağının zamanla yıpranmasıyla ortaya çıkan ve özellikle diz, kalça, bel ve ellerde ağrı, tutukluk ve hareket kısıtlılığına yol açan önemli bir sağlık sorunu. Tamamen önlenemese de yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli takip ile ilerlemesini yavaşlatmanın ve yaşam kalitesini artırmanın mümkün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Diz eklemini harap eden ileri düzey kireçlenme özellikle orta ve ileri yaş grubunda günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtlıyor. Yürümekte zorlanan, merdiven inip çıkmakta güçlük çeken ya da dinlenme halinde bile ağrı yaşayan hastalar için protez cerrahisi fark yaratan bir çözüm” dedi.</strong></p>
<p>Modern tekniklerle yapılan diz protezi ameliyatlarının günümüzde çok daha güvenli ve konforlu hale geldiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selim Şanel, “Ameliyat kararı verildikten sonra hastaya detaylı tetkikler uygulanır ve anestezi ile reanimasyon uzmanları tarafından kapsamlı bir değerlendirme yapılır. Hazırlıkların ardından gerçekleştirilen operasyon ortalama bir ila bir buçuk saat sürer. Ameliyat sonrası temel amaç hastayı en kısa sürede ayağa kaldırmak ve yürütmektir. Çoğu hasta ameliyatın ertesi günü ilk adımlarını atabilse de bu süreçte fizik tedavi ve rehabilitasyon desteği de çok kıymetli” dedi.</p>
<p><strong>Cerrahi sonrası spor hayatına dönülebilir</strong></p>
<p>Gelişen implant teknolojisi sayesinde kullanılan protezlerin ortalama 15–20 yıl dayanabildiğini söyleyen Şanel, “Ameliyat sonrası hasta günlük yaşamına daha ağrısız ve rahat bir şekilde döner. Uygun kas ve vücut yapısına sahip olanlar; yürüyüş, yüzme, bisiklet hatta tenis gibi sporlara bile geri dönebilir” açıklamasında bulundu. </p>
<p>Her ne kadar protez teknolojisindeki gelişmeler hastalara büyük konfor sunsa da kireçlenmenin önlenmesi ve eklem sağlığının korunmasının hâlâ en etkili yaklaşım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Selim Şanel, kireçlenmeye karşı alınabilecek önlemlerden bahsetti:</p>
<p><strong>Düzenli egzersizle kaslarınızı güçlendirin</strong></p>
<p>Fizik tedavi egzersizleri ve hafif direnç çalışmaları ile kaslarınızı güçlendirerek eklemlerin yükünü azaltın. Yürüyüş, yüzme, pilates veya bisiklet gibi eklemi zorlamayan aktiviteler de tercih edilebilir.</p>
<p><strong>İdeal kilonuzu koruyun</strong></p>
<p>Fazla kilo özellikle diz ve kalça eklemlerinde kireçlenmeyi hızlandıracağı için ideal kilonuzu korumaya özen gösterin.</p>
<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>
<p>Omega-3 içeren balık, ceviz, keten tohumu gibi gıdalarla, C ve E vitamini içeren besinleri sofranızdan eksik etmeyin.</p>
<p><strong>Bol su için</strong></p>
<p>Eklem kıkırdaklarının beslenmesi için günlük yeterli sıvı alımına özen gösterin.</p>
<p><strong>Eklem dostu alışkanlıklar edinin</strong></p>
<p>Uzun süre ayakta kalmaktan, diz çökme ve çömelme gibi zorlayıcı hareketlerden kaçının.</p>
<p><strong>Ortopedik ayakkabılar tercih edin</strong></p>
<p>Ayağınızı ve dizinizi destekleyen ayakkabılar eklem sağlığını koruyacağı için ortopedik olanları seçmeye dikkat edin.</p>
<p><strong>Sıcak-soğuk kompresten yararlanın</strong></p>
<p>Kireçlenmede sıcak kompres kasları gevşetip eklem sertliğini azaltırken, soğuk kompres iltihap ve şişliği hafifletir, ağrıyı azaltır. Bu nedenle eklemde şişlik yoksa sıcak, şişlik ve iltihap varsa soğuk kompres tercih edin.</p>
<p><strong>Düzenli doktor kontrolünü ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Erken teşhis ve takip, kireçlenmenin ilerlemesini yavaşlatır bu nedenle doktor kontrollerinizi aksatmayın.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kireclenmeye-karsi-kalici-cozum-protez-cerrahisi-583678">Kireçlenmeye karşı kalıcı çözüm: protez cerrahisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme onarımıyla doğal görünüme yakın sonuçlar alınıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-onarimiyla-dogal-gorunume-yakin-sonuclar-aliniyor-583645</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 10:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[estetik]]></category>
		<category><![CDATA[görünüme]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[onarım]]></category>
		<category><![CDATA[onarımıyla]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yakın]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583645</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde her 8 kadından 1’i yaşamının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimiyla-dogal-gorunume-yakin-sonuclar-aliniyor-583645">Meme onarımıyla doğal görünüme yakın sonuçlar alınıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde ve ülkemizde her 8 kadından 1’i yaşamının bir döneminde meme kanserine yakalanıyor. Meme kanserinin kadınlarda görülme oranı giderek artarken, tanı ve tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler ise hayat kurtarıyor. Erken tanı yöntemlerindeki ilerlemeler ve tedavi seçeneklerinin çeşitlenmesi, artık birçok kadının memenin alınmasına gerek kalmadan iyileşmesini mümkün kılıyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak,</strong> ancak yine de bazı durumlarda memenin kısmen veya tamamen alınmasının gerekebildiğini belirterek, “Kanserle savaşmak gibi zorlu bir mücadeleye meme kaybı da eklendiğinde, hastalarda özgüven kaybından derin duygusal etkilenmeye kadar uzanan psikolojik zorluklar gelişebilmektedir” diyor.<br /> </p>
<p>Son yıllarda meme onarımı (rekonstrüksiyon) ameliyatları sayesinde kadınların hem estetik hem de psikolojik açıdan büyük bir rahatlama yaşadıklarına dikkat çeken <strong>Prof. Dr. Bülent Saçak,</strong> “Meme onarımı yalnızca fiziksel bir yeniden inşa değil, aynı zamanda kadınların kendilerini yeniden bütün, güçlü ve özgüvenli hissetmelerini sağlayan uzun bir iyileşme sürecidir” diyor. Kanser tedavisindeki yeniliklere paralel olarak meme onarımının bütüncül meme tedavisinin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini vurgulayan <strong>Prof. Dr. Bülent Saçak,</strong> sözlerine şöyle devam ediyor: ”Bugün hastalarımıza birbirinden farklı onarım seçenekleri sunabiliyoruz. Ancak, her seçenek avantajlar ve dezavantajlar barındırır. Hangi seçeneğin sizin için en uygun olduğuna, plastik cerrahınızla yapacağınız görüşme ve muayene sonrasında karar verilmelidir. En ideal sonuçlara ulaşmak doğru hastada doğru tedaviyi planlamakla, bazen birden fazla ameliyatla ve zamana yayılan bir süreçle mümkündür. Doğru zamanlama, uygun yöntem seçimi ve multidisipliner yaklaşım, hem estetik hem de psikolojik açıdan en tatmin edici sonuçlara ulaşmanın anahtarıdır.&#8221;  </p>
<p><strong>Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak</strong>, meme onarımı hakkında en çok merak edilen 7 soruyu yanıtladı. </p>
<p><strong>Meme onarımı için en ideal zaman nedir?<br /> </strong><br />Cerrahi olarak tamamı veya bir kısmı alınan memenin tekrar bir bütün haline getirilmesi “meme onarımı” olarak adlandırılıyor. Meme onarımı; mastektomi (memenin alınması ameliyatı) ile aynı anda ya da daha sonra olmak üzere iki farklı dönemde yapılabiliyor. Onarımın zamanlamasında hastanın tercihi ve yaşam tarzı önemli olsa da; yaşı, genel sağlık durumu, kanserin evresi, ameliyat sonrası radyoterapi veya kemoterapi alıp almayacağı gibi pek çok faktör dikkate alınıyor. Prof. Dr. Bülent Saçak, “En ideal onarım, gerek kozmetik gerekse psikososyal üstünlükleri nedeniyle eş zamanlı onarımdır. Ancak onkolojik veya başka nedenlerle yapılamamışsa, geç dönemde de meme onarımı ameliyatı gerçekleştirilebilir” diyor.</p>
<p><strong>Mastektomi ile aynı anda onarım neden tercih ediliyor?<br /> </strong><br />Mastektomi ile aynı anda yapılan onarımda, hastalıklı olmayan meme cildi ve bazı durumlarda meme ucu korunarak normale yakın ve oldukça tatmin edici bir meme görünümü elde edilebiliyor. Prof. Dr. Bülent Saçak, &#8220;Memenin alınması ile aynı operasyonda gerçekleştirilen onarımda meme cildinin korunabilmesi sayesinde hem estetik açıdan daha doğal bir görünüm elde edilir hem de hastalar meme kaybı yaşamadıkları için psikolojik olarak çok daha rahat bir iyileşme süreci geçirirler&#8221; bilgisini veriyor. Geç onarımda elde edilen estetik sonuçlar ise genellikle eş zamanlı onarımlara kıyasla daha az tatmin edici oluyor.<br /> </p>
<p><strong>Meme onarımı için seçenekler nelerdir?<br /> </strong><br /> Meme onarımı temel olarak üç ana seçenekten oluşuyor:</p>
<p>•  Hastanın kendi dokusuyla onarım</p>
<p>•  Silikon protez kullanımı</p>
<p>•  Her iki yöntemin kombinasyonu</p>
<p><strong>Hastanın kendi dokusuyla onarım:</strong> Bu teknikte vücudun farklı bölgelerinden alınan dokular nakledilerek meme yeniden şekillendiriliyor. Dokuların yapısal benzerliği nedeniyle doğala en yakın sonuçlar elde edilirken, yabancı bir materyalin kullanılmaması sebebiyle uzun vadede en sorunsuz ve memnuniyet verici sonuçlar bu yöntemle sağlanıyor. En çok tercih edilen doku kaynağı karın bölgesi olmakla birlikte kalça, sırt ve uyluk bölgeleri de kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>Silikon protezle onarım:</strong> Bu yöntemde meme, vücudun başka bir bölgesinden doku alınmadan, silikon protezlerle yeniden şekillendiriliyor. Silikon protezlerle onarım hastanın ve hastalığının durumuna göre tek seansta veya iki seansta tamamlanıyor. En uygun adaylar, vücudunda ek bir ameliyat istemeyen, cildi sağlıklı olan ve radyoterapi almamış veya almayacak olan hastalardır.</p>
<p><strong>Her iki yöntemin kombinasyonu: </strong>Protez ve özdoku tekniklerinin avantajlarını birleştirirken, her iki yöntemin risklerini de taşıyabiliyor. Bu nedenle günümüzde en son tercih edilen seçenektir.</p>
<p><strong>Meme ucunda hangi yöntemlere başvuruluyor?<br /> </strong><br />Bazı hastalarda mastektomi sırasında meme ucunun da alınması gerekebiliyor. Bu durumda, ameliyattan veya radyoterapi tedavisinden 4–6 ay sonra yeni meme ucu oluşturulabiliyor. Prof. Dr. Bülent Saçak, meme ucunu çevreleyen ve “areola” olarak adlandırılan bölgenin ise dövme (tatuaj) işlemiyle memenin diğer kısmıyla uyumlu şekilde renklendirildiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Kemoterapi ve radyoterapi meme onarımını engeller mi?<br /> </strong><br />Prof. Dr. Bülent Saçak, kemoterapi ve radyoterapi tedavisinin meme onarımı için engel olmadığını, ancak onarım metodu seçerken dikkate alınması gerektiğini, esas önemli olanın ise meme onarımının bu tedavileri aksatmaması olduğunu ifade ediyor; “Onarımın ardından gelecek radyoterapi veya kemoterapi tedavisinin gecikmemesi gerekir. Onarım sonrasında yara iyileşme problemleri tedavide gecikmelere yol açabilir. Bu nedenle, onarım yönteminin titizlikle seçilip uygulanması tedavi sürecinin güvenliği açısından önemlidir” diyor. Öte yandan, onarım sonrası uygulanan radyoterapi nihai estetik sonucu da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle implant ile onarılmış memede radyoterapi önemli komplikasyonlara yol açabiliyor. Radyoterapi tedavisinin planlandığı durumlarda, uygulanacak onarım yönteminin buna uygun şekilde seçilmesi büyük önem taşıyor. Hastanın radyoterapi süreci ve olası etkileri konusunda önceden bilgilendirilmesi, hem estetik sonuçların hem de tedavi başarısının korunmasına yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Meme onarımı kanserin tekrarlamasını kolaylaştırır mı?<br /> </strong><br />Prof. Dr. Bülent Saçak, meme onarımının kanserin tekrarlamasını kolaylaştırdığına veya teşhis edilmesini zorlaştırdığına dair bir kanıt bulunmadığını vurgulayarak, “Kanserin tekrarlama riski, hastalığın evresi ve uygulanan tedavi yöntemiyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle, meme kanseri sonrasında taramalar eksiksiz sürdürülmelidir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Günlük aktivitelere ne zaman dönülür?<br /> </strong><br />Meme onarımı sonrasında günlük aktivitelere dönüş süresi, seçilen onarım yöntemine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 3–4 haftayı buluyor. Yürüyüş gibi basit egzersizlere ilk günden itibaren başlanabilirken, pilates ve ağırlık kaldırma gibi daha kompleks egzersizler için yaklaşık 6 hafta beklemek gerekiyor. Prof. Dr. Bülent Saçak sözlerini, “Hastanın ilk 3 hafta içinde, işlem yapılan taraftaki omuz ve kol hareketlerini kısıtlaması iyileşmeyi hızlandırmakta ve ağrıyı azaltmaktadır” diyerek sonlandırıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-onarimiyla-dogal-gorunume-yakin-sonuclar-aliniyor-583645">Meme onarımıyla doğal görünüme yakın sonuçlar alınıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 12:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485">Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485">Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerinizdeki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 16:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarda]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[dizlerde]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşan]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemindeki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 08:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alınması]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[edilen]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[Meme Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[merak]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[soru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580235</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 8 kadından 1’inde görülen meme kanseri, yaşamın her döneminde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235">Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 8 kadından 1’inde görülen meme kanseri, yaşamın her döneminde ortaya çıkabiliyor. Pek çok kadın artık meme kanserini yakından tanıyor. Ancak bu hastalıkla ilgili kafalarda netleşmeyen pek çok soru olabiliyor. Meme sağlığı ile ilgili yanlış bilinenler de tanı ve tedavide geç kalınmasına, hastalığın daha ciddi seyretmesine hatta yaşam kaybıyla sonuçlanan tablolara neden olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serkan Keskin, “<strong>1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı”</strong> nedeniyle meme kanseri hakkında merak edilen soruları yanıtladı. </p>
<p><strong>1. Sık mamografi çektirmek meme kanseri yapar mı?</strong></p>
<p>Meme kanseri tanısında çok önemli bir yere sahip olan mamografide verilen ışın dozu düşüktür. Belirli aralıklarla mamografi çektirmek sakıncalı değildir.</p>
<p><strong>2. Mememi ben kontrol ediyorum, şikayetim de yok, doktora gitmeli miyim?</strong></p>
<p>Meme kanseri için en önemli nokta herhangi bir şikayet olmadan doktora gitmektir. Memedeki kitle, ele gelecek hale gelmeden çok önce mamografi ile saptanabilir. Dolayısıyla hiç şikayet olmadan kontrole gidilmelidir.</p>
<p><strong>3. Ailemde hiç meme kanseri yok, bende de olmaz değil mi?</strong></p>
<p>Ailedeki kanser vakaları, meme kanseri riskini artırır. Ancak meme kanserlerinin %85&#8217;i bireysel faktörlerle ortaya çıkar. Bu nedenle ailesinde meme kanseri olmayan kadınlarında rutin kontrollerini ihmal etmemesi gerekir. </p>
<p><strong>4. Doğum yaptım ve emzirdim, benim meme kanseri olma riskim var mı? </strong></p>
<p>Doğum yapmış ve emzirmiş olmak meme kanseri riskini azaltsa da meme kanseri olmayacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>5. Menopozdan önce meme kanseri olur muyum?</strong></p>
<p>Hayati riske sebep olan en önemli hastalıklardan biri olan kanserin çoğu türü her yaşta ortaya çıkabilir. Meme kanseri günümüzde genç yaşlardaki kadınlarda da sık görülmeye başlamış durumdadır. </p>
<p><strong>6. Erkeklerde meme kanseri olur mu?</strong></p>
<p>Ailesinde kanser hikayesi olan erkekler de meme kanseri ve diğer tüm kanser türleri riski taşırlar. Tüm meme kanserlerinin %1’i erkeklerde görülür.</p>
<p><strong>7. Mememde kistler var, meme kanseri miyim?</strong></p>
<p>Meme kistleri çoğu kadında görülür ve kanser riski taşımaz. Ameliyat ile alınmasına gerek yoktur. Büyüyüp ağrı yaptıklarında ya da meme kanseri yönünden kuşku uyandırdıklarında boşaltılabilir.</p>
<p><strong>8. Mememde bir kitle var ve ağrımıyor, kanser mi oldum?</strong></p>
<p> Kitlenin ağrıması ile kanser olması arasında bağlantı yoktur. Memede ele gelen her doku kanser kitlesi demek değildir.</p>
<p><strong>9. Mememdeki akıntı kanser anlamına gelir mi?</strong></p>
<p>Her kadında memeden sıkmakla bir miktar akıntı olabilir. Bu kanser belirtisi değildir. Kendiliğinden olan, tek taraflı ve kanlı akıntılar tehlike habercisidir ve incelenmesi gerekir.</p>
<p><strong>10. Genç yaşta mamografi çektirmek sakıncalıdır mıdır?</strong></p>
<p> Genç yaşta mamografi çektirmenin sakıncası yoktur. Ancak 30 yaşın altındaki kadınlarda meme dokusunun özelliğinden dolayı mamografi ile yeterli görüntü alınamadığından, genç yaşlarda genellikle mamografi yerine ultrason tercih edilir.</p>
<p><strong>11. Meme MR’ı ile yüksek dozda radyasyon alınır mı?</strong></p>
<p>Meme MR çekimlerinde hasta herhangi bir radyasyona maruz kalmaz.</p>
<p><strong>12. Çok sık meme ultrasonu yaptırmak sakıncalıdır mıdır?</strong></p>
<p> Ultrason, anne karnındaki bebeğe bile yapılabilir. Hangi sıklıkta gerekiyorsa o sıklıkla yapılabilir.</p>
<p><strong>13. Biyopsi yaptırmak kitlenin kanserleşmesine yol açar mı?</strong></p>
<p> Biyopsi işlemi, bir kitlenin adının konması için en güvenli yoldur ve kitlenin niteliğini değiştirmez. Hastalığın yayılmasına neden olmaz.</p>
<p><strong>14. Kanserli bir kitlenin ameliyatla alınması kanserin vücuda yayılmasına yol açar mı?</strong></p>
<p>Kanser vücuda yayılacaksa, kanserli kitleden ayrılan hücreler yoluyla yayılır. Bu kitlenin alınması yayılmayı engeller. Kitlenin alınmasında geç kalınmış ise, ameliyattan önce vücuda yayılmış hücreler, kitlenin kendisi alınsa bile bir süre sonra yeni kitleler oluşturabilir. Bu durumun ameliyatla ilgisi yoktur.</p>
<p><strong>15. Bende meme kanseri tespit edildi, mememi kaybedecek miyim?</strong></p>
<p>Çok geç kalınmamışsa meme kanseri ameliyatlarında memenin tümünün alınmasına gerek yoktur. Yalnızca kanserli dokunun alınmasıyla memeye dokunmadan tedavi tamamlanmaktadır. Gecikmiş olgularda ise, memenin tamamen alınması gerekse bile, aynı seansta hastanın kendi dokularından ya da hazır protezler kullanılarak aynı seansta hastanın alınan memesi yerine konabilmektedir.</p>
<p><strong>16. Meme kanseri ameliyatlarında koltuk altı lenf bezleri tamamen alınır ve bu da kolun şişmesine, sakatlanmasına yol açar. Kolumu artık eskisi gibi kullanamayacak mıyım?</strong></p>
<p>Çok geç kalınmamışsa koltuk altı lenf bezlerinin tamamının alınmasına gerek yoktur. Çeşitli işaretleme yöntemleri ile ameliyat sırasında lenf bezlerinin birkaçı işaretlenip alınarak incelenir. Eğer sorun yoksa diğer lenf bezlerine hiç dokunulmaz. Diğer lenf bezlerinin alınması gerekse bile bu durum mutlaka kolun şişmesi anlamına gelmez. Kolun şişmemesi için tedbirler alınmalıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-en-cok-merak-edilen-16-soru-580235">Meme Kanseri Hakkında En Çok Merak Edilen 16 Soru</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omzunuz ağrıyor ve kolunuzu kıpırdatamıyorsanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omzunuz-agriyor-ve-kolunuzu-kipirdatamiyorsaniz-578059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Sep 2025 10:20:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Durumlarda]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[Kemiği]]></category>
		<category><![CDATA[kıpırdatamıyorsanız]]></category>
		<category><![CDATA[kolunuzu]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[omzunuz]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578059</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan vücudunun en hareketli eklemlerinden biri olan omuz ekleminin hareket kabiliyeti oldukça yüksektir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omzunuz-agriyor-ve-kolunuzu-kipirdatamiyorsaniz-578059">Omzunuz ağrıyor ve kolunuzu kıpırdatamıyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan vücudunun en hareketli eklemlerinden biri olan omuz ekleminin hareket kabiliyeti oldukça yüksektir. Omuz, geniş hareket kapasitesi nedeniyle travma ve hasarlanmaya da oldukça açık bir bölgedir. Bu eklemde ortaya çıkan ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi sorunlar yaşam kalitesini büyük ölçüde düşürmektedir. Omuz ekleminin kısmen ya da tamamının protez ile değiştirilmesi şeklinde gerçekleştirilen omuz protezi ameliyatı hastaya yaşam konforunu geri kazandırmaktadır. Memorial Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ufuk Özkaya, omuz ağrıları ve protez ameliyatı hakkında detaylı bilgi verdi.</p>
<p><strong>Protez cerrahisi omzunuzdaki yükü alıyor</strong></p>
<p>Omuz eklemi, üst kol kemiği olan humerus’un baş kısmı ile kürek kemiği (skapula) üzerindeki glenoid adı verilen yuva bölümünden oluşmaktadır. Her iki kemiğin eklem yüzeyinde kıkırdak, kıkırdağı besleyici eklem sıvısını üreten eklem kapsülü bulunmaktadır. Omuz eklemi, vücudumuzdaki diğer eklemlerden daha geniş bir hareket aralığına sahip olmasından dolayı bazı durumlarda omuz ekleminin kısmen ya da tamamının protez ile değiştirilmesi gerekebilmektedir.</p>
<p>Tanıda genellikle röntgen filmi çoğu zaman yeterli olmaktadır. Bazı durumlarda; kemik bütünlüğünü değerlendirmek için Bilgisayarlı Tomografi, omuz eklemindeki kas ve liflerin durumunu değerlendirmek için Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR) de yapılabilmektedir. Bunun yanı sıra hastalarda sinir hasarı olabileceğinden şüphelenildiği durumlarda sinirlerin değerlendirilmesi için bir EMG testi veya sinir iletim tetkikleri de istenebilmektedir.</p>
<p>Omuz protezi ameliyatı, ilerleyici omuz eklem hastalıklarında ve diğer tedavi yöntemlerinin etkili olmadığı durumlarda hem ağrıyı hafifletmek hem de hareket kabiliyetini geri kazandırmak için etkili bir yöntemdir. Bu ameliyat diğer tedavi yöntemlerinden fayda sağlanamadığı durumlarda yapılmaktadır. Genellikle ilk uygulanan tedavi yöntemleri ilaç tedavisi, eklem içi iğne tedavileri ve fizik tedavidir. Ameliyat kararı, yalnızca detaylı tetkikler ve uzman görüşü sonrasında verilmelidir.  Omuz ağrısı, hareket kısıtlılığı ya da eklem işlev bozukluğu varsa geç kalmadan bir ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurulmalıdır.</p>
<p><strong>Sizde de bu hastalıklar varsa dikkat!</strong></p>
<ul>
<li>Omuz ekleminin artrozu (kireçlenmesi)</li>
<li>Omuz ekleminin ilerleyici harabiyeti ile seyreden romatizmal hastalıklar</li>
<li>Humerus başının beslenmesinin ve yapısının bozulduğu avasküler nekroz</li>
<li>Kırık tedavisinin ve iyileşmesinin ameliyatsız veya plak vida ile mümkün olmadığı yaşlı hastalardaki parçalı omuz kırıkları</li>
<li>İyi huylu ve kötü huylu tümörler </li>
<li>Ciddi düzeyde omuz liflerinin yırtılması sonucu gelişen kireçlenme, ağrı ve fonksiyon bozuklukları</li>
</ul>
<p><strong>Hastaya özel protez yöntemi belirleniyor</strong></p>
<p>Omuz protezi gereken hastalarda omuzun durumuna göre farklı protez çeşitleri bulunmaktadır. Tüm omuz protez çeşitleri temel olarak bir baş ve başın oturduğu yuvadan oluşmaktadır.  Ancak tasarım ve çalışma prensipleri farklıdır. Bu protezler yarım omuz protezi, total omuz protezi ve ters omuz protezi olarak sıralanabilmektedir. Hangi hastaya hangi protez yönteminin uygulanacağına hekim muayene ve tetkikler sonrasında karar vermektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Yarım Omuz Protezi</strong></li>
</ul>
<p>Bu protez tipinde omuz ekleminin yarısı değiştirilmektedir. Glenoid denilen eklem yuvasına protez parçası yerleştirilmez. Humerus kemiğinin kanal kısmına yerleştirilen sap kısmının üzerine metal baş takılmaktadır. Bu metal baş, hastanın doğal eklem yuvasına oturarak çok parçalı humerus üst uç kırıklarının tedavisinde tercih edilmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Tam Omuz Protezi</strong></li>
</ul>
<p>Bu omuz protezinde, eklem yuvasına plastik polietilen soket (yuva), protez ameliyatlarında kullanılan özel bir yapıştırıcı ile (çimento) kemiğe tutturulmaktadır. Alt tarafta ise humerus (üst kol) kemiği kanalının içine yerleştirilen sap (titanyumdan imal edilir) kısmı üzerine metal baş (krom-kobalttan imal edilir) yerleştirilmektedir. Bu protezin yapılması için hastanın omuz eklemini saran liflerin (rotator manşet) sağlam olması ve işlev görmesi gerekmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Ters Omuz Protezi</strong></li>
</ul>
<p>Normal omuz ekleminde humerus üst ucundaki top gibi olan baş kısım hafif çukur olan yuvaya oturtulmaktadır. Omuz eklemini çevreleyen tendonlar, hem eklemi sabitlemekte hem de hareket etmesine yardımcı olmaktadır. Ancak bazen tendonlar ciddi şekilde hasar görerek yırtılır veya işlev göremez hale gelir. Bu gibi durumlarda klasik tam omuz protezinde kullanılan protezi yerinde tutacak ve/veya hareket ettirecek tendonlar olmadığından, omuz işlev görmeyecektir. Ters omuz protez tipinde de protez parçaları metal ve plastiktir, ancak tersine çevrilmiştir. Metal baş kısmı eklem yuvasına takılmaktadır. Humerus kemiğinin üst ucuna ise metal sap üzerine plastik polietilen yuva eklenebilmektedir. İleri yaştaki hastalarda omuz liflerinin yırtık olduğu ve işlevsel olmadığı durumlarda protez, omuz etrafındaki kasların gücü ile ekleme hareket ve fonksiyon kazandırmaktadır. </p>
<p><strong>Omuz protezinden sonra günlük yaşama dönüş </strong></p>
<p>Ameliyat sonrası işe dönüş süresi omuz hareketlerine ve kas gücüne bağlıdır. 3 hafta sonra masa başı çalışmaya dönüş mümkündür. Daha ağır fiziksel aktivitenin ve gücün gerektiği işlere dönüş ortalama 4-6 ay isteyebilmektedir. Bu süreçte fizik tedavi ile eklem hareketleri artırılmakta ve kaslar güçlendirilmektedir. Ameliyattan sonraki ilk ay, beş kilodan daha ağır bir şey kaldırılmaması gerekmektedir. Ayrıca kolu yukarı kaldırmak, bir şeye uzanmak, itmek veya çekmek gibi faaliyetlerden kaçınmak gereklidir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omzunuz-agriyor-ve-kolunuzu-kipirdatamiyorsaniz-578059">Omzunuz ağrıyor ve kolunuzu kıpırdatamıyorsanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Sep 2025 12:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıların]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[halsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[huylu]]></category>
		<category><![CDATA[kalsiyum]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Paratiroid Adenomu]]></category>
		<category><![CDATA[sinsi]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[vücut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=576102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Paratiroid adenomu, yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Halsizlik, yorgunluk, geçmeyen sırt ve bel ağrısı… hayat kalitemizi ciddi şekilde bozan bu şikâyetlerin aslında kalp ve böbrekleri sessizce çökerten bir hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çeken Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “<strong>Paratiroid adenomu,</strong> yıllarca fark edilmeyebilen, ancak basit bir kan testiyle bile teşhis edilebilen sinsi bir hastalıktır. Ne yazık ki, teşhis geciktiğinde kalıcı sağlık sorunlarıyla da karşı karşıya kalabiliyoruz.” Dedi. Prof. Ayşan, bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kalsiyum değerine bakılması gerektiğine işaret etti. </em></p>
<p>Toplum tarafından da bilinmeyen paratiroid adenomunun, paratiroid bezinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri, Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, “Biz ‘tümör’ dediğimizde hastalarımız hemen kanseri düşünüyor. Oysa bu bir kanser değildir ancak sinsi ilerleyen ve bu nedenle vücuttaki birçok organda kalıcı hasarlar bırakabilen bir hastalıktır. Şüphe edildiğinde ise basit bir kan testi ile tanı koymak mümkün. Bu hastaların kanında kalsiyum yüksek çıkar. Kandaki yüksek kalsiyum başta kalp ve damarlar olmak üzere vücuttaki birçok sisteme ciddi hasarlar verir. Halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan hastalarda mutlaka kandaki kalsiyum değerine bakılmalı” dedi. Prof. Erhan Ayşan, “gizli hastalık” olarak tanımladığı paratiroid adenomunun sinsi seyreden ciddi bir hastalık olduğunu vurgulayarak hastalık hakkında detaylı bilgiler verdi.</p>
<p><strong>BULGULAR ÇOK SİNSİ SEYREDİYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, “Paratiroid bezleri vücudun en küçük organlarıdır ve temel görevleri kalsiyum dengesini sağlamaktır. Bunu da parathormon isimli bir hormonu salgılayarak yaparlar. Paratiroid adenomu ise bu bezlerden kaynaklanan ve kana fazla miktarda parathormon salgılayarak zarar veren iyi huylu bir tümördür. İyi huylu olması önemli çünkü ‘tümör’ kelimesi hastalarda hemen kanser kaygısı yaratıyor. Fazla parathormon salgılanması sonucu kanda kalsiyum yükseliyor. Yüksek kalsiyum damarlarda ve organlarda birikerek çeşitli hasarlar oluşturuyor. Bu hastalık ‘gizli hastalık’ olarak da bilinir. Bunun üç nedeni var: Paratiroid bezlerinin çok küçük olması, belirtilerin sinsi ilerlemesi ve ameliyat sırasında bu küçük bezleri bulmanın zorluğudur.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“KÖTÜ HUYLU BİR HASTALIK OLMASA DA TEDAVİ İÇİN AMELİYAT OLMAK GEREKİYOR”</strong></p>
<p>Hastalığın seyrinin sinsi olması nedeniyle teşhis koymanın güç olduğunu ve dolayısıyla tedavinin de geciktiğini söyleyen Prof. Ayşan, “İnsanlar bize genellikle kötü huylu bir hastalıkları olduğu endişesiyle geliyorlar. Ancak bu kesinlikle kötü huylu bir hastalık yani kanser değildir. Burada bizim ilk işimiz hastalarımızı bu konuda rahatlatmak oluyor” diye konuştu. Bu hastalığın tedavisinde ameliyatın mutlaka gerekli olduğunu ise şu cümlelerle anlattı: “Çünkü kandaki kalsiyum yüksekliği çok önemli bir sorun. Dünya Sağlık Örgütü son yıllarda kalsiyumun kandaki üst sınırını 10,5&#8217;dan 10&#8217;a indirdi. Bu çok önemli. Çünkü biz tıpta normal değerlerin revize edilmesi durumuyla çok az karşılaşırız. Bu durum, gelişen teknolojiyle kandaki yüksek kalsiyumun vücuda ne tür zararlar verdiğinin son yıllarda daha iyi anlaşılmasıyla gerçekleşti. Sadece bu olay bile kandaki yüksek kalsiyumun ve buna neden olan paratiroid adenomunun ne kadar önemli bir hastalık olduğunu gösteriyor ve adenomun ameliyatla biran önce vücuttan uzaklaştırılmasının önemini ortaya koyuyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong> ŞİKAYETLER BİRÇOK HASTALIKLA KARIŞTIRILIYOR</strong></p>
<p>Prof. Ayşan, kandaki yüksek kalsiyumun en büyük hasarı kalp ve damar sistemine verdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Kandaki fazla kalsiyum, damar duvarlarına tutunarak katmanlar oluşturuyor ve önce damarı daraltarak sonra da tıkayarak kan geçişini azaltıyor ya da engelliyor. Bu durum kalp damarlarında olursa kalp krizi, beyin damarlarında olursa inme yani felçler, böbrek damarlarında olursa kalıcı böbrek yetmezliği ve buna bağlı ömür boyu diyalize girme gibi sonuçlara neden oluyor. Paratiroid adenomu halsizlik, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı gibi çok genel şikayetlere neden olduğu için çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılabiliyor. Teşhis konulamadığında hastalar gereksiz tetkiklerle vakit kaybediyor. Oysa sadece kandaki kalsiyum düzeyinin 10’un üzerinde olması paratiroid adenomunu düşündürmeli.”</p>
<p><strong>AMELİYAT TEK ÇÖZÜM</strong></p>
<p>Kalsiyum değerinin 10’un üzerinde olmasının tanıda çok kritik olduğunun altını çizen Prof. Ayşan, “Paratiroid adenomu teşhisi konmuşsa mutlaka ameliyat gerekir. Ameliyatla adenom dediğimiz iyi huylu tümörün vücuttan çıkartılması gerekiyor. İlaçla tedavi mümkün değildir. Ameliyat öncesi ultrasonografi ve sintigrafi ile adenomun yeri tespit edilmeye çalışılır. Ancak bu her zaman başarılı olmaz. Yani ameliyat öncesi tetkiklerde her zaman adenomun yerini tespit edemiyoruz ne yazık ki! Böyle hastalarımızda ameliyat süresi uzayabilir, zorluk derecesi artabilir. Nitekim Endokrin Cerrahide meşhur bir söz vardır: Paratiroid ameliyatı ya 30 dakika sürer ya da 3 saat!”</p>
<p><strong>“TEDAVİDEN SONRA HASTA KENDİNİ HEMEN İYİ HİSSEDİYOR”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalarda hızlı bir iyileşme görüldüğünü söyleyen Prof. Ayşan, yüksek kalsiyum kandan hemen çekildiği için hastaların ameliyattan sonra yataktan ilk kalkışlarında bile kendilerini daha iyi hissettiklerini söyledi. Prof. Ayşan, “Yıllardır devam eden halsizlik, yorgunluk, depresif bulgular da hızla düzeliyor ve hasta kendini çok daha dinç ve enerjik hissediyor. Özellikle genç ve orta yaş grubunda iyileşme süreci çok daha hızlı oluyor. İleri yaşta ise kemik döngüsü yavaş olduğu için iyileşme biraz daha uzun sürebiliyor” dedi.</p>
<p><strong>“HALSİZLİĞİ OLANLAR KALSİYUMUNA BAKTIRMALI”</strong></p>
<p>Başarılı bir ameliyattan sonra hastalığa bağlı kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği gibi risklerin de ortadan kalktığına işaret eden Prof. Dr. Erhan Ayşan, sözlerini şu uyarılarla sonlandırdı: “Nadir görülen bir hastalık olduğu için meslektaşlarımızın bu hastalığı düşünmesi ve ayırıcı tanıda yer vermesi de zorlaşıyor. Bu nedenle halsizlik, yorgunluk ve yaygın vücut ağrıları olup bir türlü teşhis konulamayan kişilerin sabah aç karna kalsiyum testi yaptırması çok önemli. Aile Sağlığı Merkezilerinde bile yapılabilen bu basit test, hayat kurtarıcı olabilir. Kalsiyum değeri 10’un üzerindeyse mutlaka bir endokrin uzmanına başvurulmalıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/halsizlik-ve-gecmeyen-agrilarin-nedeni-bu-gizli-hastalik-olabilir-576102">Halsizlik ve Geçmeyen Ağrıların Nedeni Bu Gizli Hastalık Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:37:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[Kasık Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[Testis]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=575736</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor. Öyle ki her 100 çocuktan 1 ile 4 arasında kasık fıtığı görülüyor. Kasık fıtıklarının üçte birinin tanısı genellikle ilk altı ay içerisinde konulurken, sonraki yaşlarda da tespit edilebiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> kasık fıtığının bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda görülebildiğini belirterek, “Kasık kanalındaki açıklık testisin inişiyle ilişkili olduğu için kasık fıtıkları erkeklerde kızlara oranla 4 ila 20 kat daha sık görülmektedir” diyor. Çocuklarda kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğine ve tedavide gecikildiğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken <strong>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı,</strong> “Bu nedenle, kasık fıtığı ameliyatı tanı konulduktan sonra en kısa zamanda yapılmalıdır. Çünkü, zamanında ameliyat ile tedavi edilmezse acil müdahale gerektiren bir tablo olan fıtık boğulmasına neden olabilir. Fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalında sıkışan organlarda kangren (çürüme) meydana gelmesine yol açabilir. Ayrıca erkek çocuklarında kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak testis gelişimini bozabilir. Zamanında ve deneyimli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen ameliyat ise çocukların kısa sürede sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlar” diyor. </p>
<p><strong>Pek çok etken zemin hazırlıyor</strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı doğumsal nedene bağlı olarak gelişiyor. Normalde doğumdan sonra kapanması gereken kasık kanalının açık kalması sonucu meydana geliyor. Öne sürülen zemin hazırlayıcı etkenlerin başlıcaları;   prematürite (erken) doğum, düşük doğum ağırlığı, ailenin diğer bireylerinde de kasık fıtığı varlığı, hidrops fetalis, mekonyum peritoniti, assit, cinsiyet gelişim bozuklukları, karın duvarı anomalileri, inmemiş testis, kistik fibroz, bağ dokusu hastalıkları, ventriküloperitoneal (beyin ile karın arasındaki) şantlar ve sürekli periton (karın boşluğu) diyalizi şeklinde sıralanıyor.</p>
<p><strong>Kasık bölgesinde ağrısız şişliğe dikkat!</strong></p>
<p>Bebeklik döneminde oluşan kasık fıtığını anneler çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark ediyorlar. Daha büyük çocuklarda ise fıtığın varlığı çocuk giydirilirken veya banyo sırasında görülüyor. Kasık bölgesinde (erkeklerde ayrıca torbasında) beliren ve kendiliğinden veya üzerine bastırılınca kaybolan ağrısız şişlik, tipik belirtisini oluşturuyor. Ikınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale geliyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, bu şişliklerin sıklıkla ilk muayenede görüldüğünü belirterek, “Görülmediği durumlarda valsalva manevrası, balon şişirtme, çocuğu ayakta gözlemleme veya karın alt kısmına baskı uygulayacak şekilde elle sıvazlama gibi yöntemlerle şişliğin belirmesi sağlanabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumlarda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Organ kaybına neden olabiliyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez, ameliyat tek tedavi yöntemini oluşturur. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının mümkün olan en kısa zamanda, yani belli bir ay veya yaşa kadar beklemeden ameliyatla tedavi edilmesi gerektiğini anlatarak, “Cerrahi tedavinin gecikmeden yapılması çok önemlidir. Çünkü, erken dönemde ameliyat ile müdahale edilmezse fıtık boğulmasına sebebiyet verebilir. Fıtık boğulmasında, fıtık kesesine girerek sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri birkaç saat içinde bozulur ve kangren (çürüme) meydana gelir. Bu da hayati tehlikeyi artırır ve kanlanması bozulan organların çıkarılması gerekir. Acil müdahale gerektiren bu durum genelde bağırsak, nadiren kızlarda over (yumurtalık) kaybına neden olabilir” diyor. </p>
<p><strong>Testislere de zarar verebiliyor!</strong></p>
<p>Kasık fıtığı tedavisinde gecikmenin testislere de zarar verebildiğine işaret eden eden Dr. Kaan Maşrabacı, “Öncelikle, fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak yumurtanın olumsuz etkilenmesine yol açar. Bunun sonucunda, yumurtanın normal gelişimini bozabilir veya kanlanmasını önleyerek kangrene (çürüme) sebebiyet verip, testis kaybına neden olabilir. Ayrıca çocuğun yetişkin fıtık ameliyatındaki gibi yöntemlerle ameliyat edilmesiyle testise zarar verebilir.  Dolayısıyla, bu ameliyatların mutlaka deneyimli çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Günübirlik cerrahi uygulanıyor</strong></p>
<p>Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, çocuklarda kasık fıtığı ameliyatının günübirlik cerrahi olarak uygulandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm’lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bağlanır ve açık kalan kasık kanalı kapatılır. Çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocukların önemli bir kısmı ameliyattan dört ile beş saat kadar sonra evlerine gidebilir. Dikiş yerlerinde hafif şişlikler olabilir, bu görüntü bir ay içinde kaybolur. Çocuklar ameliyat sonrası genellikle birkaç gün içinde ayağa kalkıp normal aktivitelerine dönebilirler. Ancak ağır aktivitelerden ve oyunlardan bir süre uzak durmaları önem taşır.”  </p>
<p><strong>Fıtığın tekrarlama riski çok düşük</strong></p>
<p>Ameliyat sonrasında fıtığın tekrarlama riskinin çok düşük olduğunu vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Yapılan çalışmalarda, ameliyat sonrasında hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun gelişmediği ortaya konmuştur” diyor. Dr. Kaan Maşrabacı, ancak sağ ve solda yer alan iki kasık kanalının birbirinden bağımsız olarak fıtık oluşturabileceğini belirterek, “Dolayısıyla, tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık gelişme ihtimali vardır. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa, sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Ancak bu bir tekrarlama değil, diğer kasıkta yeni bir fıtık oluşumudur. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise çok daha fazladır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-tek-ve-kalici-tedavi-yontemi-ameliyat-575736">Çocuklarda tek ve kalıcı tedavi yöntemi ameliyat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 17:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Boyundan kollara uzanan ağrı boyun fıtığı belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Boyun fıtığının iki kemiğin arasındaki kıkırdak topunun yerinden çıkıp kola giden sinirleri bası altına almasıyla ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Genellikle genç yaş grubundaki kişilerin özellikle bilgisayarı, cep telefonunu çok kullanmalarıyla yaşlı hastalarda da yaşlanmayla birlikte kıkırdak dokusunun eskisi kadar esnek olmamasıyla ortaya çıkan mekanik bir durum.” dedi.</p>
<p>Boyun fıtığı belirtilerinin genellikle boyunda ağrı ile başladığını kaydeden Yaman, “Boyundan başlayan ağrı başa doğru yayılır. Yine fıtığın olduğu yere göre kürek kemiklerinde ve omuzlarda ağrı ortaya çıkabilir. Bazen sinirin üzerindeki basıyla birlikte kollarda ve parmaklarda ağrı, uyuşukluk ve ilerleyen dönemlerde de kuvvetsizlik şikayetleri oluşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Boyun fıtığı ameliyatı önden ya da arkadan yapılabilir! </strong></p>
<p>Boyun fıtığı ameliyatlarının iki şekilde yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ameliyatın ön taraftan ya da arka taraftan yapılmasına karar verilebilir. Bu karar hastanın yaşı, boyun fıtığının sayısı ve yerine göre verilir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatın yapılacağı bölgeye göre risklerin değiştiğini de dile getiren Yaman, “Ön taraftan yapıldığında yemek borusu, nefes borusu, konuşma siniri, şah damarı gibi yapılar ön bölgede yer aldığı için bu hayati organların yaralanmalarına bağlı sorunlar görülebilir. Ancak bu tür sorunların görülme oranı oldukça düşük. Arka taraftan yapıldığında ise enfeksiyon, omurilik zarının yaralanması, kola giden sinirlerin hasar görmesi gibi riskler var. Günümüzde kullanılan teknolojilerle de bu riskler oldukça azalmış durumda.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Boyun fıtığını önlemek ve tekrarını engellemek için yaşam tarzında düzenlemeler şart!</strong></p>
<p>Boyun fıtığını tetikleyen sebeplere değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Özellikle boynu öne doğru getirme hareketi, boyun fıtığı oluşma ve tekrarlama riskini arttırır. Dolayısıyla cep telefonuyla uzun süre kullanılacaksa kulaklık kullanılmalı. Bilgisayar başında çok fazla kalınıyorsa ekranı göz hizasına getirilmeli. Boynu öne doğru eğecek hareketlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Özellikle ön taraftan yapılan boyun fıtığı ameliyatlarından sonra, aynı yerde fıtığın tekrar etme olasılığının düşük olduğunu kaydeden Yaman, “Ancak komşu segment hastalığı denilen, ameliyat edilen yerin bir üst bölgesinin sorun çıkma olasılığı yaklaşık yüzde 20. Dolayısıyla ameliyatlardan sonra hastaların özellikle yaşam tarzlarını düzenlemeleri gerekir. Başlarını çok fazla öne eğmelerine neden olacak pozisyonlardan kaçınmalılar.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Boyun fıtıklarının çoğu cerrahiye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yöntemlerden biri boyunluktur. Fizyoterapi yöntemleriyle sırt ve boyun kaslarını kuvvetlendirerek hastaların şikayetleri geriletilebilir. Bunun dışında ağrıyı ortadan kaldırabilecek enjeksiyonlar da şikayetleri azaltarak fıtığın ilerleyişini durdurabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 12:37:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[Obezite Cerrahisi]]></category>
		<category><![CDATA[riskli]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574572</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından “modern çağın salgını” olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Küresel verilere göre, günümüzde dünyada her 8 kişiden 1&#8217;i obezite hastası<strong>.</strong> Yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 43’ü fazla kilolu<strong>, </strong>yüzde 16’sı obezite sınıfında.<strong> Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> Türkiye’de tablonun daha da dikkat çekici olduğunu belirterek, “Ülkemizde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 32’si obezite hastası, nüfusun üçte ikisi ise fazla kilolu<strong>. </strong>Yani, ülkemizde her 3 kişiden 1’i obezite, 2 kişiden 1’i de fazla kilo sorunu yaşamaktadır. Bu oranlar Türkiye’nin Avrupa’nın en kilolu ülkelerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır” uyarısında bulunuyor. En önemli nedenleri arasında hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili fast-food beslenme alışkanlıkları, artan ekran süresi ve uyku bozukluklarının yer aldığı obezite sadece sağlığı değil,  yaşam  süresini de olumsuz etkiliyor. Araştırmalar, ağır obezite hastalarının hayatını ortalama 8–10 yıl daha erken kaybettiğini<strong> </strong>ortaya koyuyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisi hayat kurtarıyor! </strong></p>
<p>Çağımızın önemli sorunu olan obezite; diyabetten kalp hastalıklarına, infertiliteden depresyona, Alzheimer’dan felce kadar çok geniş bir yelpazede ciddi riskler oluşturuyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 milyon insan obeziteye bağlı nedenlerle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de kalp krizi, inme ve diyabet kaynaklı ölümlerin önemli bir kısmının temelinde obezite yatıyor. Obezite oranlarında yaşanan artış ve hastalığın sebep olduğu ciddi riskler nedeniyle obezite cerrahisine olan başvurular da gün geçtikçe artıyor. <strong>Genel   Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, </strong>toplumda çoğu zaman sadece bir “zayıflama ameliyatı” olarak görülen obezite cerrahisinin aslında kişinin yaşam kalitesini ve süresini doğrudan artıran hayati bir gereklilik olduğuna işaret ederek, “Çünkü cerrahi yöntem sonrasında sadece kilo kaybı olmamakta; tip 2 diyabet gerilemekte, hipertansiyon kontrol altına alınmakta, uyku apnesi düzelmekte ve kalp krizi ile inme riski belirgin şekilde azalmaktadır. Obezitenin yaşam beklentisini 10 yıla kadar kısaltabildiği düşünüldüğünde, cerrahinin doğru hastada uygulanmasının ömre yıllar ekleyebildiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır” diyor.  <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici,</strong> obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><b>Obezite tedavisinde hedef nedir?</b></p>
<p>Obezite tedavisinde asıl hedef, fazla kilolarla birlikte obezitenin yol açtığı tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, infertilite ve eklem problemleri gibi hastalıkların kontrol altına alınmasıdır. Başlangıçta diyet, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzenlemesi ve davranış değişiklikleri obezitenin temel tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Ancak ileri evre obezitede bu yöntemler çoğu zaman kalıcı sonuç vermiyor. Bu noktada obezite cerrahisi, uzun dönemli başarı şansı yüksek tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.</p>
<p><b> Obezite cerrahisine ne zaman başvuruluyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisi, mide ve bağırsaklarda yapılan cerrahi değişikliklerle hem besin alımını kısıtlayan,<strong> </strong>hem de<strong> </strong>hormonal ve metabolik düzenlemeler sağlayan<strong> </strong>işlemlerin genel adıdır. Sıklıkla “zayıflama ameliyatı” olarak bilinse de, esasen bu ameliyatların amacı<strong> </strong>metabolik hastalıkları kontrol etmek, yaşam kalitesini artırmak ve süresini uzatmaktır. Uluslararası kılavuzlara göre, vücut kitle indeksi (VKİ) 40 kg/m² ve üzeri olan hastalarda cerrahi tedavi öneriliyor.  Ayrıca, VKİ 35–40 kg/m² arasında olup tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi ek hastalıklara sahip olan hastalarda da cerrahi güçlü bir seçenek olarak ön plana çıkıyor. Güncel bilimsel veriler, VKİ 30–34,9 aralığında olup kontrolsüz tip 2 diyabet gibi ciddi metabolik sorun yaşayan hastalarda da ameliyatın faydalı olabileceğini gösteriyor. </p>
<p><b>Kimler obezite cerrahisinden yararlanabiliyor?</b></p>
<p>Her hasta, multidisipliner bir kurul (cerrah, endokrinolog, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikiyatrist) tarafından detaylı şekilde değerlendiriliyor.  Kondisyonu yeterli olan, daha önce diyet ve medikal tedavi yöntemleriyle kalıcı başarı sağlanamamış, ameliyat sonrasındaki takiplere uyum gösterebilecek, ciddi psikiyatrik engeli olmayan kişiler ameliyat için aday oluyorlar. </p>
<p><b> Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?  </b></p>
<p>Her cerrahi girişimde olduğu gibi obezite cerrahisinin de riskleri mevcut. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, ancak laparoskopik yöntemlerin yaygınlaşması, anestezi güvenliğinin artması ve deneyimli cerrahların uygulamaları sayesinde bu risklerin günümüzde oldukça düştüğünü anlatarak, “Büyük serilerde ölüm oranı yüzde 0,1 civarındadır, yani safra kesesi ameliyatı ile benzer düzeydedir. Obezite cerrahisi doğru merkezde ve uzman ekiplerce uygulandığında güvenli bir tedavi seçeneğidir.<strong> </strong>Üstelik obezitenin yol açtığı kalp hastalığı, felç ve erken ölüm riskiyle karşılaştırıldığında, cerrahinin sağladığı faydalar çok daha ağır basmaktadır” diyor. </p>
<p><b>Ameliyata hazırlık sürecinde nelere dikkat edilmeli?</b></p>
<p>Hazırlık sürecinde, detaylı kan tetkiklerinden endoskopik incelemeye kalp ve akciğer sistemini ortaya koyan yöntemlerden psikiyatrik değerlendirmeye ve diyete kadar pek çok yönteme başvuruluyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Ameliyat öncesinde sigaranın bırakılması, düzenli yürüyüş yapılması ve vitamin-mineral eksikliklerinin giderilmesi, potansiyel riskleri ciddi ölçüde azaltırken hastanın süreçten faydasını maksimum düzeyde artırmaktadır” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Obezite cerrahisinde hangi yöntemler uygulanıyor?</b></p>
<p>Günümüzde obezite cerrahisinde her yöntemin avantajları ve dezavantajları olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Örneğin reflüsü olan hastalarda bypass daha uygun olabilirken, reflüsü olmayan genç hastalarda tüp mide daha çok tercih edilmektedir” bilgisini veriyor. Doç. Dr. Eyüp Gemici, obezite cerrahisi yöntemlerini şöyle özetliyor: </p>
<p>Sleeve gastrektomi (Tüp mide ameliyatı): Midenin yüzde 70–80’inin çıkarıldığı bu yöntemde mide tüp şeklini almaktadır. İştah hormonu olan ghrelin azalmakta, hasta daha az yemekle doyar hale gelmektedir.</p>
<p>Roux-en-Y gastrik bypass: Küçük bir mide poşu oluşturulmakta ve ince bağırsak yeniden düzenlenmektedir Hem kilo kaybı hem de metabolik hastalıkların kontrolünde oldukça etkili bir yöntemdir.</p>
<p>Mini gastrik bypass: Yaklaşık 6 – 8 cm uzunluğunda bir mide poşu oluşturulup belirli bir miktar bağırsak sindirim dışında tutulmaktadır. Tek bir bağlantı yapılması nedeniyle kısa sürede uygulanabilmektedir.</p>
<p><b>Günlük yaşama ne zaman dönülüyor?</b></p>
<p>Hastaların ameliyat sonrasında genellikle 3–4 gün içinde taburcu edildiğini anlatan Doç. Dr. Eyüp Gemici, “Masa başı çalışanlar 1–2 hafta içinde işlerine dönebilir. Daha aktif işlerde çalışanlarda bu süre 3–4 haftayı bulabilir. Spor aktivitelerine dönüş ise ortalama 6–8 hafta içinde gerçekleşir” diyor.</p>
<p><b> Kilo kaybı ne zaman başlıyor? </b></p>
<p>Obezite cerrahisinin hemen ardından mide hacminin küçülmesi nedeniyle alınan besin miktarı azalıyor, iştah hormonu ghrelinin azalmasıyla birlikte açlık hissi belirgin şekilde düşüyor.  Dolayısıyla, hastalar neredeyse ilk haftalardan itibaren kilo kaybetmeye başlıyor, ilk 1–3 ayda en hızlı kilo kaybı yaşıyorlar.  Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>ameliyatın üzerinden 6–12 ay geçtiğinde fazla kiloların büyük kısmının kaybedilmiş olduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Çalışmalar, hastaların ilk 6 ayda fazla kilolarının yarısını, birinci yılın sonunda ise yüzde 60–80’ini verdiklerini<strong> </strong>göstermektedir. İkinci yıldan itibaren kilo kaybı daha yavaş ilerlemekte ve dengelenmektedir. Bu noktadan sonra amaç, mevcut kilonun korunmasıdır.” </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında tekrar kilo alma riski var mı? </strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında çoğu hasta ilk yıllarda fazla kilolarının büyük kısmını kaybediyor. “Ancak bu kaybın kalıcı olması hastanın yaşam tarzı kurallarına uyumuna bağlıdır” uyarısında bulunan Doç. Dr. Eyüp Gemici,<strong> </strong>“Eğer beslenme kurallarına uyulmaz, egzersiz ihmal edilir ya da düzenli doktor ve diyetisyen kontrolleri aksatılırsa, zamanla verilen kiloların bir kısmı geri alınabilir. Araştırmalar, hastaların yaklaşık dörtte birinde uzun vadede belirli ölçüde kilo artışı görülebildiğini göstermektedir. Yüksek kalorili sıvılar, sık atıştırma, düşük protein alımı ve hareketsiz yaşam bu duruma en çok zemin hazırlayan faktörlerdir” diyor. </p>
<p><strong>Obezite cerrahisinden sonra nelere dikkat etmeli?</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi sonrasında kalıcı başarı, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyum göstermesine bağlı oluyor. Küçülmüş mideye uygun şekilde beslenmek, küçük porsiyonlar halinde ve yavaş yemek, erken doygunluğu fark etmek açısından önem taşıyor. Yemeklerle birlikte sıvı alınması sindirimi bozup mideyi hızla doldurabileceğinden, sıvıların öğünlerden en az yarım saat önce ya da sonra tüketilmeleri gerekiyor. Beslenmede protein öncelikli olmalı; çünkü yetersiz protein kas kaybına ve metabolik dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Ayrıca ameliyat sonrasında vitamin ve mineral emilimi değiştiği için özellikle B12, demir, kalsiyum ve D vitamini takviyelerinin düzenli alınması önem taşıyor. Kilo kaybının sürdürülebilmesi için düzenli fiziksel aktivite yapılması son derece önemli; başlangıçta yürüyüşlerle başlanıp zamanla daha yoğun egzersizlere geçilmesi öneriliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisi-riskli-bir-yontem-mi-574572">Obezite cerrahisi riskli bir yöntem mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.  Dünyada olduğu gibi ülkemizde de erişkinlerde yaklaşık yüzde 25-35 oranında hemoroid hastalığı görülüyor.  Özellikle sosyal ve iş hayatında ciddi sıkıntılara yol açsa da hastalar utanma duyguları nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınıyorlar. <strong>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, </strong>bunun sonucunda hastaların genellikle ameliyatsız tedavi seçeneklerini kaybettiklerine dikkat çekerek, “Oysa hemoroid hastalığı erken dönemde ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilmektedir. Dolayısıyla, rektal kanamalarda ve şişliklerde zaman kaybetmeden mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu muayene ayrıca kanser gibi hastalıkların da ekarte edilmesi açısından çok kıymetlidir” diyor.</p>
<p><strong>Tuvalette uzun süre oturmayın!</strong></p>
<p>Hemoroid; anal kanalın en alt kısmında bulunan damar yastıkçıklarının genişleyip şişmesiyle ve aşağı sarkmasıyla gelişen bir hastalık. Anal kanalda yastıkçık görevi gören bağ dokusuyla çevrili damarsal yapıların basınca maruz kalmaları sonucunda genişlemeleri ve gevşemeleriyle oluşuyor. Bu basınç artışı kabızlık, tuvalette uzun süre oturmak, ıkınmak, hamilelik ve obezite gibi nedenlere bağlı olarak gelişiyor.</p>
<p><strong>İlk belirtisi genellikle ağrısız kanama oluyor</strong></p>
<p>Hemoroidler, bulundukları bölgeye göre iç ve dış hemoroid olarak tanımlanıyor. İç hemoroidler hastalığın ilerleme durumuna göre 1-4 arası evrelendiriliyor ve  ilk belirtiler genellikle dışkılama sonrası parlak kırmızı renkte ve ağrısız kanama oluyor. Bunun yanında kaşıntı, makattan dışarı çıkan şişlikler ve ileri aşamalarda ağrı sık görülüyor. Dış hemoroidlerde benzer şikayetler yaşansa da ağrı, kaşıntı ve oturma sırasında rahatsızlık hissi daha ön plana geçiyor.</p>
<p><strong>Erken evrede ameliyatsız kontrol altına alınabiliyor!</strong></p>
<p>Hemoroid hastalığının tedavisinde hastanın hem şikayetlerini ortadan kaldırmak hem de yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor.   Erken evrede tanı konulduğunda ilaç tedavileri, lifli beslenmek, bol su tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle hemoroidin kontrol altına alınması sağlanabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ileri evrelerde ise cerrahi tedavinin kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, “Sık kanamalı ve ağrılı durumlarda ameliyat etmek en doğru yaklaşımdır” diyor.</p>
<p><strong>Pek çok cerrahi seçenek mevcut!</strong></p>
<p>İç hemoroidlerde 3. ve 4. evrede veya tekrarlayan şiddetli kanamalı tablolarda cerrahi yönteme başvurmak gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde birçok cerrahi seçeneğin olduğunu belirterek, bu yöntemleri “Hemoroidektomi (klasik cerrahi olarak hemoroid yastıkçıklarının çıkarılması), Stapler Hemoroidopeksi, lazer yöntemleri, THD veya HAL gibi arter ligasyonu (damar bağlama)” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Gelişen teknoloji tedaviyi kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda hemoroid cerrahisinde, ağrının daha az hissedildiği, hızlı iyileşme ve işe dönüş sağlayan yeni cerrahi yöntemler ön plana çıkıyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ancak her cerrahi yöntemin kendine ait avantajları ve dezavantajları olduğunu belirterek, “Bu nedenle, planlama hasta özelinde yapılıp kullanılacak olan ameliyat tekniği belirlenmektedir. Doğru hastada doğru teknik seçildiğinde ameliyat sonrasında hemoroid nüksleri beklemediğimiz bir durumdur” diyor. Dr. Gülden Cancan, son yıllarda daha çok stapler, THD ve lazer gibi yöntemlerin tercih edildiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemlerin daha az ağrı, hızlı iyileşme ve erken iş gücü dönüşü sağladıkları için avantajlı oldukları söylenebilir. THD, ameliyat sırasında doppler ultrason eşliğinde hemoroidleri besleyen damarların bağlanıp memeciklerin küçülmesinin sağlandığı bir yöntemdir. Doku çıkartılmadığı için iyileşme daha hızlı ve işgücü kaybı kısa sürelidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 08:36:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[işlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[uygun]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam, hamilelik, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi nedenlerle ortaya çıkan hemoroid, ağrı ve kanama şikayetleriyle yaşam konforunu olumsuz etkileyen ve her yaşta görülebilen bir sağlık sorunudur. Cerrahi kesiye gerek olmadan kol ya da kasık damarından girilerek uygulanan ve konforlu bir iyileşme süresi sunan Hemoroidal Arter Embolizasyonu (HAE) yöntemi, özellikle ameliyat olamayan ve olmak istemeyen hemoroid hastaları için etkili bir tedavi olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522">Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hareketsiz yaşam, hamilelik, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi nedenlerle ortaya çıkan hemoroid, ağrı ve kanama şikayetleriyle yaşam konforunu olumsuz etkileyen ve her yaşta görülebilen bir sağlık sorunudur. Cerrahi kesiye gerek olmadan kol ya da kasık damarından girilerek uygulanan ve konforlu bir iyileşme süresi sunan Hemoroidal Arter Embolizasyonu (HAE) yöntemi, özellikle ameliyat olamayan ve olmak istemeyen hemoroid hastaları için etkili bir tedavi olarak öne çıkmaktadır. Memorial Ataşehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Fırat, ameliyatsız hemoroid tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Kasık ya da kol damarından girilerek işlem uygulanıyor</strong></p>
<p>Halk arasında sıklıkla basur olarak da bilinen hemoroid problemi günümüzde her yaştan kişinin yaşamını olumsuz etkileyen bir sağlık problemidir. Anüs ve rektumun alt kısmında yer alan damarların iltihaplanması, genişlemesi ve şişmesi ile oluşur. Hareketsiz yaşam, kabızlık, yanlış beslenme alışkanlıkları, aşırı kilo gibi birçok neden hemoroidin oluşmasına yol açabilir. Hemoroidal arter embolizasyonu (HAE), hemoroidleri besleyen damarların özel tıkayıcı maddelerle kapatılarak bu bölgedeki basıncın azaltılmasını hedefler. Cerrahi kesi ya da genel anestezi gerektirmeyen bu işlem, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından uygulanır. Anjiyografi ünitesinde lokal anestezi</p>
<p>lpğü</p>
<p>altında kasık ya da kol damarından girilerek hemoroid bölgesini besleyen damarlar görüntülenir ve tıkayıcı materyallerle kapatılır. İşlem kişinin durumuna göre yaklaşık olarak 30-60 dakika kadar sürer.</p>
<p><strong>Kimler için uygun?</strong></p>
<p>Bu tedavi özellikle 2. ve 3. derece hemoroid hastaları için uygundur. Ameliyat olmak istemeyen, cerrahi olması riskli bulunan, daha önce hemoroid ameliyatı geçirmiş fakat şikayetleri devam eden, kronik kabızlık ve kanama şikayetleri olan kişiler için önerilen bir tedavi yöntemidir. Sadece 4. derece hemoroid, şiddetli enfeksiyon veya uygunsuz damar yapısı olan hastalarda cerrahi yöntemler tercih edilebilir.</p>
<p><strong>Makat bölgesine temas edilmiyor</strong></p>
<p>Hemoroidi olan kişiler çoğunlukla utanıp çekinerek muayene ve tedaviden kaçınmaktadır. Bu yöntemde anal bölgeye bir temas olmadığı için kişiler genellikle rahat bir tedavi süreci yaşadığını ifade etmektedir. İşlem kol ya da kasık damarından girilerek yapılır ve makat bölgesine dokunulmaz. Bu da hastalar açısından oldukça konforlu olmaktadır. Ameliyatsız bir yöntemdir. Cerrahi kesi, dikiş veya genel anesteziye gerek duyulmaz. İşlem sırasında ağrı hissi minimumdur. Girişimsel bir işlem olduğu için kısa sürede taburcu olma imkanı sağlar. Hastalar çoğunlukla aynı gün taburcu edilir. İyileşme süresi de hızlıdır. Genellikle 1-2 gün içinde sosyal normal yaşama dönüş mümkündür.</p>
<p><strong>Tedavi sonrası bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Uygun hasta seçimi ve doğru teknikle işlem başarı oranları oldukça yüksektir. Ancak her tıbbi yöntemde olduğu gibi hemoroid embolizasyonunda da tekrarlama ihtimali olabilir. Beslenme alışkanlıkları düzeltilmezse ve kabızlık devam ederse nüks riski artabilir. Bu noktada rahatsızlığın tekrarlama ihtimalini önlemek için;</p>
<ul>
<li>Kabızlığa karşı bol su tüketilmeli,</li>
<li>Lifli beslenilmeli,</li>
<li>İlk birkaç gün ağır kaldırma ve efordan kaçınılmalı,</li>
<li>Anal hijyene özen gösterilmeli,</li>
<li>Hekimin verdiği ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.<strong> </strong></li>
</ul>
<p>Hemoroid embolizasyonu, özellikle ameliyat istemeyen veya cerrahiye uygun olmayan hastalar için yeni nesil, konforlu bir tedavi seçeneği sunmaktadır. Makat bölgesine müdahale edilmemesi, aynı gün taburculuk imkanı olması ve hızlı iyileşme süresi gibi avantajlarıyla günümüzde sık tercih edilen tedavi yöntemi olmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/anjiyo-yontemi-ile-hemoroid-tedavisi-hizli-iyilesme-sagliyor-571522">Anjiyo Yöntemi ile Hemoroid Tedavisi Hızlı İyileşme Sağlıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 11:54:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[damar]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[Umman]]></category>
		<category><![CDATA[ver]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570677</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakarya’da yaşayan 42 yaşındaki ev hanımı Deniz Ağca, eşinin verdiği anlamlı doğum günü hediyesiyle hayata tutundu. Gebeliğinde tanı konan diyabet ve hipertansiyona bağlı olarak böbrekleri iflas eden Ağca’ya, 20 yıllık eşi polis memuru eşi İsmail Ağca böbreğini bağışladığı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677">Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sakarya</em>’<em>da yaşayan 42 yaşındaki ev hanımı Deniz Ağca, eşinin verdiği anlamlı doğum günü hediyesiyle hayata tutundu. Gebeliğinde tanı konan diyabet ve hipertansiyona bağlı olarak böbrekleri iflas eden Ağca</em>’<em>ya, 20 yıllık eşi polis memuru eşi İsmail Ağca böbreğini bağışladığı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman ve ekibinin Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi</em>’<em>nde gerçekleştirdiği başarılı operasyonun ardından Ağca ailesi sağlığına kavuştu. </em></p>
<p>16 yıl önce hamileliği sırasında diyabet teşhisi konulan iki çocuk annesi Deniz Ağca, yıllar içinde hipertansiyon, görmede azalma ve kilo problemleriyle mücadele etti. Tüp mide ve katarakt ameliyatları geçirdi. Ancak takipleri yapılırken bir kontrolde, böbreklerinin artık tamamen iflas ettiği anlaşılan Deniz Ağca için böbrek nakli gerekliliği ortaya çıktı.</p>
<p><strong>HAMİLELİKTE BAŞLAYAN SAĞLIK SORUNLARI BÖBREK YETMEZLİĞİNE DÖNÜŞTÜ</strong></p>
<p>Deniz Ağca yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı: “Hamile kaldığımda diyabet tanısı kondu. O günden beri insülin kullanıyorum. Zaten annemde, ablamda ve abimde de vardı; yani genetik bir durumdu. Doğumdan sonra da insülin kullanmaya devam ettim. Ancak uzun yıllar devam eden kilo problemim de vardı ve bu nedenle iki yıl önce tüp mide ameliyatı olmaya karar verdim. Ameliyat sonrası 30 kilo verdim ve diyabetim kontrol altına alındı. Ama herhalde genetik kaynaklı olduğu için tamamen geçmedi; sadece değerlerim düşüktü.”</p>
<p>Zamanla görme problemleri yaşamaya başlayan Ağca, “Gözlerim de bulanık görme başladı. Doktora gittiğimde katarakt olduğunu öğrendim. Ameliyat oldum, ardından kanamalar başladı. Gözlerime lazer tedavileri uygulandı. Bu arada göz dibi muayenesi yapan doktorum tansiyonumu düzenli kontrol etmemi önerdi. Eve gidip ölçtüğümde 19 çıkınca çok şaşırdım. Çünkü hiçbir belirtim yoktu, ağrım da yoktu. Vücudumdan başka hiçbir sinyal almamıştım.”</p>
<p>“<strong>DİYALİZLE TANIŞMAM, HER ŞEYİN DEĞİŞTİĞİ ANDI”</strong></p>
<p>Yükselen tansiyonun ardından yapılan tetkikler, Deniz Ağca’nın böbreklerinin artık görevini yapamadığını ortaya koydu. Yaşadığı şaşkınlığı ve bu sürecin kendisinde yarattığı etkiyi şu sözlerle aktardı: “Devlet hastanesinde dahiliyeye gittim. Doktor sonuçlara baktıktan sonra, ‘Senin böbreklerin iflas etmiş. Nakil olman gerekli’ dedi. Dünyam başıma yıkıldı. Çünkü bugüne kadar hiç böbrek ağrım olmamıştı ve idrarımı yapabildiğim için iyiyim sanıyordum. Sonra Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı ardından nakil sürecini yürüten Doç. Dr. Veysel Umman ile tanıştım. Her ne kadar iyi ellerde olduğumu bilsem de çok korkuyordum. Bu süreçte diyalize başlamam gerekti. Yaklaşık iki ay boyunca haftada üç gün, dörder saat diyalize girdim.”</p>
<p>‘<strong>EŞİM DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM OLARAK BÖBREĞİNİ VERDİ’</strong></p>
<p>Nakil gerektiği söylendiğinde ise aklından geçen ilk cümle, onu hayata bağlayacak bir gelişmenin kapısını aralayan Deniz Ağca, duygularını şöyle aktardı: “Bana böbrek nakli olmam gerektiğini söylediklerinde aklıma gelen tek şey; ‘Ben kimseye, bana böbreğini ver diyemem’ olmuştu. Eşim bu sözümü telefonda konuşurken duymuş. ‘Senin böbrek aramana gerek yok. Ben sana doğum günü hediyesi olarak böbreğimi veririm.” Dedi.</p>
<p>“<strong>VERİCİ OLMANIN İŞİMİ ETKİLEMEYECEĞİNİ ÖĞRENİNCE İÇİM RAHATLADI”</strong></p>
<p>Deniz Ağca’nın eşi, polis memuru İsmail Ağca, eşinin böbrek yetmezliği haberini aldığında yaşadığı duyguları ve verici olma kararını şu sözlerle anlattı: “Eşim, ‘Ben kimden böbrek alacağım?’ dediğinde içimden dedim ki: ‘Hiç canını sıkma, ben bağış yaparım sana.’ Onun üzülmesini istemedim. Tahlil ve tetkik sürecimiz başladı, doku uyumlarımız da uygun çıkınca kesin kararımı verdim.” Ağca, bu karar öncesinde aklındaki en büyük sorunun mesleğini etkileyip etkilemeyeceği olduğunu ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “İşimi etkiler mi diye kaygılarım vardı. Hocalarımız, herhangi bir kısıtlama olmayacağını, görevime devam edebileceğimi söyledi. Bu güvenceyle rahatladım. Ayrıca nakil sürecinde herhangi bir ücret ödemediğimizi, her şeyin devlet tarafından karşılandığını öğrenince içimiz daha da rahatladı.”</p>
<p><strong>DOÇ.DR. UMMAN </strong>“<strong>NAKİL, BU HASTA İÇİN TEK ÇÖZÜMDÜ”</strong></p>
<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Organ Nakli Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Veysel Umman, Deniz Ağca’nın böbrek fonksiyonlarının artık geri dönülmez biçimde bozulduğunu ve naklin kaçınılmaz hale geldiğini ifade ederek şu bilgileri verdi: “Deniz Hanım bize geldiğinde oldukça yorgun, bitkin ve hem fiziksel hem psikolojik olarak dirençsizdi. Birkaç aydır devam eden böbrek yetmezliği şikayeti sebebiyle takip altındaydı ve böbrek nakli araştırması içerisindeydi. Deniz Hanım’ın durumu biraz özel bir durumdu. Diyabete ek olarak obezite cerrahisi geçirmiş, hipertansiyonu vardı. Bu hastalıklar, böbrek damar yapısına zarar vererek zamanla fonksiyon kaybına yol açmıştı. Artık böbrekler çalışmıyordu, diyaliz sürecine girmişti ve nakil tek çareydi.”</p>
<p>‘<strong>NAKİL KARARI KONSEY TARAFINDAN ALINDI</strong>’</p>
<p>Hastanın, hastane bünyesindeki multidisipliner nakil konseyi tarafından ayrıntılı değerlendirmelerden geçirildiğini belirten Doç. Dr. Umman, operasyon sürecini anlattı: “Nefroloji, cerrahi ve diğer ilgili branşlardan uzmanların katılımıyla hasta ve verici adayı detaylıca değerlendirildi. Alıcı-verici uyum testleri yapıldı. Hem alıcı, hem verici tarafın da ameliyata uygun olduğuna karar verildikten sonra yaklaşık 5-6 saat süren başarılı bir operasyonla nakli gerçekleştirdik.”</p>
<p>Bu vakanın cerrahi anlamda da zorlu bir vaka olduğunun altını çizen Doç. Dr. Umman şunları anlattı: “Deniz Hanım’ın ameliyatını normalden daha güç hale getiren iki önemli etken vardı. İlki, hastamızın vücut kitle indeksinin yüksek olmasıydı. Bu durum, böbreği yerleştirirken ve yeni damar bağlantılarını yaparken daha derin bir alanda çalışmamızı gerektiriyor, bu da cerrahiye erişimi oldukça zorlaştırıyordu. Ancak esas zorluk, böbreğin bağlanacağı damarların hem diyabet hem de hipertansiyon nedeniyle zarar görmüş ve plaklarla kaplı olmasıydı. Bu durumda uygun damar alanını bulmak, damar içindeki plakları temizlemek ve kan akışının kesintisiz sağlanmasını garanti etmek için titiz bir çalışma gerekiyordu.’’ <strong> </strong></p>
<p>“<strong> HEM HASTAMIZ HEM VERİCİMİZİN GENEL DURUMU İYİ”</strong></p>
<p>Doç. Dr. Umman, ameliyat sonrası dönemin sorunsuz geçtiğini ve hem hasta hem vericinin  günlük yaşantılarına sağlıklı şekilde döndüğünü söyledi: “İsmail Bey şu anda istirahat döneminde, yakında işine dönecek. Deniz Hanım ise günlük hayatına adapte oldu, herhangi bir komplikasyon yaşanmadı.”</p>
<p>‘<strong>ERKEN TANI, BÖBREK YETMEZLİĞİNİ ÖNLEYEBİLİR</strong>’</p>
<p>Doç. Dr. Veysel Umman, böbrek yetmezliğine yol açan hastalıkların erken dönemde kontrol altına alınması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklar, zamanında kontrol altına alınmazsa organ yetmezliğiyle sonuçlanabilir. Şeker hastalığı sanki kronik ve ailmde de vardı ve uzun süre bununla yaşayabilirim gibi düşünülüp ihmal edilebilen aslında gizli gizli gözden böbrek damarlarına kadar tüm vücut damar ağını bozan bir hastalık. Hastamız obezite cerrahisi geçirmesine rağmen tekrar kilo alımı olmuş ve diyabeti devam etmiştir. Bu hasta grubunun diyabetinin tüm hasarlarının ve özelikle de böbrek hasarının farkında olmaları çok önemlidir. Erken tanı, bu tür dramatik sonuçların önüne geçilmesi açısından çok değerli. Ancak böbrek yetmezliği gelişmişse ve verici uyumu sağlanabiliyorsa, nakil hastanın hayatını kurtarabilecek bir çözümdür.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dogum-gunu-hediyesi-hayat-oldu-20-yillik-esinden-bobrek-bagisi-570677">Doğum Günü Hediyesi Hayat Oldu: 20 Yıllık Eşinden Böbrek Bağışı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:16:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmağı]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmak]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[Kemiğini]]></category>
		<category><![CDATA[Tarak]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, </strong>Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde  kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Stres kırığına yol açabilir! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir.  Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak, pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genetik faktörlerden dar ayakkabılara… </strong></p>
<p>Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları  diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.</p>
<p><strong>Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Başparmakta dışa doğru yamukluk ve   başparmak çıkıntısında ağrı</li>
<li>Ayak tarak kemiğinin altında ağrı</li>
<li>Ayakkabı giymede güçlük</li>
<li>Ayakta deformasyona bağlı nasır oluşması</li>
<li>Diğer komşu parmakların üst-üste binmesi</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor.  Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Ameliyatla deformite düzeltiliyor</strong></p>
<p>İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı  ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk  gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>günümüzde<strong> </strong>bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini  aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz.  İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 07:55:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[Dikleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Genellikle]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=568988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların vücut imajı ve kendine güveni üzerinde önemli etkileri olan meme estetiği operasyonları, teknolojik gelişmeler ve cerrahi tecrübe ile artık çok daha güvenli ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988">Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların vücut imajı ve kendine güveni üzerinde önemli etkileri olan meme estetiği operasyonları, teknolojik gelişmeler ve cerrahi tecrübe ile artık çok daha güvenli ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda meme büyütme ve meme dikleştirme ameliyatları, plastik cerrahinin en sık yaptığı kozmetik işlemlerdendir. Meme estetiği olmak isteyenlerin bu konuda bilinçli hareket etmesi ve doğru uzman seçimi yapması önemlidir. Memorial Ankara Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Ümit Naci Karaçal, meme büyütme ve dikleştirme operasyonları hakkında merak edilenleri anlattı.</p>
<p>Meme büyütme, genellikle silikon implantlar kullanılarak memenin hacmini artırmayı amaçlayan cerrahi bir işlemdir. Meme dikleştirme ise zamanla sarkan memelerin, fazla derinin çıkarılması ve meme dokusunun yeniden şekillendirilmesi yoluyla daha dik ve genç bir görünüme kavuşturulmasıdır. Bu iki işlem, aynı seansta kombine şekilde uygulanabilmekte ve estetik açıdan dengeli, doğal bir sonuç sağlamaktadır. Bu ameliyatların gerçekleştirilmesi aşağıdaki durumlarda uygun görülmektedir;</p>
<ul>
<li>Memelerin doğum ve emzirme sonrası hacmini ve formunu kaybetmesi</li>
<li>Yaşlanma veya kilo değişimleri sonucu oluşan meme sarkmaları</li>
<li>Genetik olarak küçük ve sarkık meme yapısı olması</li>
<li>Daha dolgun, dik ve simetrik bir meme görünümü istenmesi</li>
</ul>
<p><strong>Hastaların vücut yapısına göre iz kalma ihtimali çok az </strong></p>
<p>Meme büyütme ve dikleştirme işlemleri genellikle genel anestezi altında, hastanın vücut yapısına ve taleplerine göre özel planlanarak uygulanmaktadır. Operasyon ortalama 2-3 saat sürmektedir. Kullanılan implant türü ve dikleştirme tekniği, detaylı bir hekim değerlendirmesi sonrası belirlenmektedir. Kullanılacak olan implant türü yuvarlak veya anatomik olabilirken, genellikle hekimin tecrübeleri ile en iyi sonucu aldığı tip belirleyici olmaktadır. İmplantlar meme altına birkaç yerden konulabilirken; şu anda genel hakim olan yöntem, meme alt katlantısından yapılan 4-5 cm’lik bir kesi ile implantın yerleştirilmesidir. Bu ameliyat sonrasında kişiden kişiye değişmekle birlikte çok minimal bir iz kalmaktadır. Yine implantın memede konulduğu plan da hastadan hastaya değişmektedir ve her tekniğin birbirine karşı üstünlükleri vardır. Meme cilt kalınlığı yeterli olan hastalarda genellikle göğüs kası zarı altına konulması güzel ve doğal bir sonuç doğururken, oluşabilecek olası komplikasyonların da nispeten daha az olması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Birkaç gün içerisinde günlük hayata dönülebiliyor</strong></p>
<p>Hastanın ameliyat sonrasında bir gece hastanede kalması planlanmaktadır. Hastalar genellikle ameliyattan sonraki 2. gün yürüyüş yapıp, kollarını aşırı hareket ettirmeyecek işlerini yapabilmektedirler. Ameliyattan sonraki 3. gün banyo yapabilir, 2. hafta ise suya girebilirler ancak aktif yüzme ve diğer vücut hareketlerini gerektiren sporlar için 6. haftayı beklemeleri önerilmektedir. Şişlik ve morluklar birkaç hafta içinde azalmakta, sonuçlar ise birkaç ay içinde tamamen oturmaktadır.</p>
<p><strong>Meme implantları ömürlük müdür? </strong></p>
<p>Meme implantları hastadan hastaya değişmekle birlikte genellikle ömür boyu kullanılmaktadır. Ancak deri kalitesi kötü ve çok kilo alıp-verme öyküsü olan hastalarda konulan implantların zaman içinde gözden geçirilmesi gerekebilmektedir.</p>
<p>Meme büyütme ve dikleştirme operasyonları, kadınların hem dış görünümlerine hem de kendilerine olan güvenlerine olumlu katkı sağlayan, hasta memnuniyeti oldukça yüksek ameliyatlar olmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meme-estetigi-oncesi-bilmeniz-gerekenler-568988">Meme Estetiği Öncesi Bilmeniz Gerekenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[beliren]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kasıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> özellikle erkeklerde görülme  oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor</strong></p>
<p>Fıtığın Latince &#8216;yırtılma&#8217; kelimesinden türetildiğini ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, &#8220;Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler sinsi olabilir</strong></p>
<p>Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık, kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, &#8216;Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”</p>
<p><strong>Nüks ihtimali olabiliyor</strong></p>
<p>Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.</p>
<p><strong>Korunmak için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncını artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 08:41:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[başboyun]]></category>
		<category><![CDATA[bölge]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[geçmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tümörler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565421</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her yıl bir buçuk milyondan fazla insanda ortaya çıkan baş-boyun bölgesi kanserleri ile ilgili risk, sigara kullananlarda 5- 25 kat daha fazla artırıyor. HPV virüsü, alkol ve güneş ışınlarının da sebep olabildiği bu kanser türü, tümörün yerine göre farklı belirtilerle ortaya çıkıyor. Gırtlakta gelişen tümörler, ses değişikliği ve yutma güçlüğüyle; burun bölgesine yerleşen kötü huylu tümörler ise geçmeyen burun tıkanıklıkları ve kanamalarıyla kendisini belli edebiliyor. Tüm kanserlerin %10’unundan fazlasını oluşturan baş-boyun kanserleri erken tanı ile vücudun diğer bölgelerine yayılması engellenerek tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Seyit Mehmet Ceylan, baş-boyun kanserlerinin sebepleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>HPV aşısıyla baş-boyun kanseri riskini azaltabilirsiniz</strong></p>
<p>Kanser türleri içerisinde erkeklerde 5. kadınlarda ise 12. sırada olan baş- boyun bölgesi kanserlerine dünyada her yıl yaklaşık 890 bin kişi yakalanmaktadır. Baş- boyun bölgesinde bulunan tiroid ve özofagus kanserleriyle birlikte bu rakam 1,5 milyonun üzerine çıkmaktadır.</p>
<p>Kadınlarda tiroid, erkeklerde ise gırtlak (larinks) kanseri sıklık açısından ilk sıradadır. Tütün ve alkol kullanımı yanında Epstein Barr virüsü (EBV) ve insan papilloma virüsü de (HPV) baş-boyun bölgesi kanserlerinde önemli bir risk faktörünü oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde sigara kullanımı azalmasına rağmen baş- boyun kanserlerindeki artışın bir nedeni olarak HPV enfekte kişi sayısındaki artış gösterilmektedir. HPV aşısı yaptırmak baş-boyun kanserleri açısından koruma sağlamaktadır. Oluşumu çevresel ve genetik sebeplerin yer aldığı komplike bir süreç olan baş-boyun kanserleri;</p>
<ul>
<li>Gırtlak (larinks) kanseri</li>
<li>Ağız boşluğu( ağız tabanı, dil, yanak mukozası vb.) kanserleri</li>
<li>Dudak kanseri</li>
<li>Yutak (farinks) kanseri</li>
<li>Geniz (nazofarinks) kanseri</li>
<li>Burun ve sinüs kaynaklı kanserler</li>
<li>Tükürük bezinden köken alan kanserler olarak sıralanabilir. Bunlara ilave olarak tiroid, özofagus (yemek borusu), baş boyun bölgesinde yer alan cilt kanserleri ve diğer bağ dokusu kökenli kanserler, farklı kökenli olup baş boyun bölgesini tutan kanserler de baş boyun bölgesinde yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>Tedaviye rağmen geçmeyen burun tıkanıklığını hafife almayın</strong></p>
<p>Gırtlakta gelişen tümörün ilk belirtisi ses değişikliği, boyunda şişlik, yutma güçlüğü, boğaz ağrısı olurken, burun, sinüsler ve nazofarinkste (genizde) yerleşen tümörler burun tıkanıklığı, burun kanaması, baş ve yüz ve kulak ağrılarına neden olabilmektedir. Gırtlaktaki tümörler uzun süre ses değişiklikleri yapmadan ileri boyutlara ulaşabilmekte ve boyun bölgesine yayılabilmektedir. İki haftadan uzun süren ses değişikliği, burun tıkanıklıkları, katı gıda yutulmasında güçlük, ağız içinde oluşan yaralar, yanakta veya boyunda çıkan ağrısız şişlikler baş-boyun bölgesi kanserlerinin belirtilerinden olabilir. Bu belirtileri yaşayan kişilerin özellikle de sigara kullananların zaman kaybetmeden alanında uzman bir Kulak Burun Boğaz hastalıkları doktoruna görünmesi gerekir.</p>
<p><strong>Hastaya özel tedavi planlaması yapılıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserleri erken tanı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Erken tanı, tedavi süreçlerini kısaltarak fonksiyon kayıplarını en aza indirmektedir. Kanserli bölge tedavi edilirken hastanın yaşam kalitesini en az etkileyecek yöntemler tercih edilmektedir. Organ koruyucu tedaviler, endoskopik yani kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi seçenekler tercih edilmektedir. Günümüzde uygulanan modern yaklaşım baş boyun kanserli hastaların multidisipliner yöntemle tedavi edilmesine yöneliktir. Tedavi sürecinde medikal onkolog, radyasyon onkoloğu ve baş boyun cerrahı aktif rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Lazerle endoskopik ameliyat hastanede kalış süresini azaltıyor</strong></p>
<p>Baş-boyun bölgesi kanserlerine yönelik tedavi seçeneklerinde sadece cerrahi ya da radyoterapi olabileceği gibi; ileri evre tümörlerde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiden oluşan kombine tedaviler de uygulanabilmektedir. Son yıllarda öne çıkan immunoterapi yöntemi de baş-boyun kanserlerinin tedavisinde umut vadeden bir uygulamadır. Baş-boyun bölgesi kanserlerinin tedavi süreçlerinde cerrahi tedavi önemli bir yere sahiptir. Uygulanacak cerrahi seçenekler ve uygulanma şekli hakkında hastanın yeterince bilgilendirilmesi ve karar süreçlerine bilgilendirilmiş bir şekilde katılımının sağlanması güncel yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüzde tedaviye yönelik bu yaklaşım kadar önem kazanan bir başka prensip de yaşam kalitesinin korunmasıdır. Yaşam kalitesinin korunması günümüzde ilaç ve ışın tedavisindeki gelişmeler kadar cerrahi tedavilerin de teknolojik gelişmeler doğrultusunda evrim geçirmesiyle mümkün olabilmektedir. Günümüzde en çok değişen cerrahi yaklaşım endoskopik olarak yapılan kapalı ameliyatların ağırlık kazanmasıdır. Lazer yardımıyla endoskopik olarak gerçekleştirilen larinks (gırtlak) kanseri ameliyatları iyileşmenin hızlı olması ve dolayısıyla daha az hastanede kalma gibi avantajlara sahiptir. Burun ve sinüs tümörlerinde kapalı endoskopik ameliyatlar artık dışarıdan kesiyle yapılan ameliyatların yerini almıştır. Cerrahi navigasyon sistemleri cerrahın kapalı yöntemlerle tümör ameliyatını gerçekleştirmesine yönelik kolaylıklar sağlamıştır.</p>
<p><strong>Fonksiyon kayıpları doku transferi ile en aza indirilebiliyor</strong></p>
<p>Baş-boyun kanserlerinin tedavisinde tercih edilen cerrahi yöntemde, ortaya çıkabilecek fonksiyon kayıplarını en aza indirmek için doku transferleri yapılabilmektedir. Gerek komşu bölgelerden, gerekse vücudun uzak bölgelerinden yapılabilecek transferler ile fonksiyon kaybı en aza indirilebilmektedir. Son yıllarda tıp alanına da giren 3D teknolojisi, rekonstrüksiyon amacı ile kullanılabilecek, kişiye özel rekonstrüksiyon materyallerinin üretilebilmesinin önünü açmıştır.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gecmeyen-ses-degisikligi-bas-boyun-kanseri-habercisi-olabilir-565421">Geçmeyen ses değişikliği baş-boyun kanseri habercisi olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 ayda 5 ameliyat oldu !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/5-ayda-5-ameliyat-oldu-435377</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2024 07:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayda]]></category>
		<category><![CDATA[oldu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=435377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Azerbaycan’da yaşayan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Aytakın Gahramanov, bugüne kadar dünyada sadece 200 kişide görülen ve kulak kemiğini delebilecek kadar agresif büyüyen ‘endolenfatik kese tümörü’ ile 19 yaşında tanıştı! İç kulakta gelişen ve işitme kaybından yüz felcine kadar çok ciddi sorunlara yol açan kötü huylu tümör kısa sürede temizlenmezse genç kız hayatını kaybedecekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-ayda-5-ameliyat-oldu-435377">5 ayda 5 ameliyat oldu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan’da yaşayan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Aytakın<strong> </strong>Gahramanov, bugüne kadar dünyada sadece 200 kişide görülen ve kulak kemiğini delebilecek kadar agresif büyüyen ‘endolenfatik kese tümörü’ ile 19 yaşında tanıştı! İç kulakta gelişen ve işitme kaybından yüz felcine kadar çok ciddi sorunlara yol açan kötü huylu tümör kısa sürede temizlenmezse genç kız hayatını kaybedecekti. Ancak tümör çok riskli bölgede yer almasının yanı sıra aşırı kanamaya meyilli olma özelliğine sahipti. Küçücük bir parçanın alındığı biyopsi işleminde bile yaklaşık 1,5 litre kan kaybettiren endolenfatik kese  tümörüne, teşhisin konulduğu kendi ülkeleri Azerbaycan dahil olmak üzere, 10 farklı ülkedeki uzmanlardan şifa arayan aile hep aynı yanıtı aldı: “Tümör çok riskli bir yerde, kızınızı ameliyat edemeyiz.” Başvurdukları doktorların ameliyat kararı vermeye cesaret edemedikleri, bunun yerine radyoterapi ile küçültmeyi önerdikleri tümör için ameliyat kararını veren ise bir Türk doktoru oldu: <strong>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın.</strong> Yaklaşık 5 ay içinde gerçekleştirilen 5 ameliyat ve zorlu tedavi sürecinin ardından günlük yaşantısına sorunsuz devam eden Aytakın Gahramanov, “İki yıldır rutin kontrollerim için ailemle birlikte düzenli olarak Türkiye’ye geliyorum. Çok şükür hastalığım nüks etmedi. Aylarca süren tedavi sürecinde Prof. Dr. Yunus Aydın başta olmak üzere, hekimler ve sağlık personelleri adeta ailem oldular.” diyor.</p>
<p> <strong>10 ülkeden olumsuz yanıt aldık!</strong></p>
<p>“Kızım Aytakın kulak ağrısından yakınmaya başlayınca önce ne olduğunu anlayamadık” diyen 53 yaşındaki<strong> </strong>Hikmet Gahramanov, kendi ülkeleri Azerbaycan’da yapılan MR sonucunda iç kulakta gelişen kötü huylu tümör teşhisinin konulduğunu söylüyor.<strong> </strong>Hikmet Gahramanov, kızının Azerbaycan’da ameliyat edilemeyeceği söylenince zaman kaybetmeden 10 ülkeye başvurduklarını belirterek, “Almanya, Rusya, Ukrayna, İran, İngiltere bu ülkelerden bazıları. Tüm hekimler ‘tümör çok riskli bölgede, kızınız ameliyattan sağ çıkamayabilir, tümörü çıkaramayız’ dediler. Sonra Azerbaycan’da yaşayan bir Türk arkadaşımız vesilesiyle Prof. Dr. Yunus Aydın’dan haberdar olduk, raporları kendisine gönderdik. Tam da umudumuz tükenirken ‘Ameliyat çok riskli ama tümörü temizleyeceğim’ yanıtını alınca, dünyalar adeta bizim oldu” diyor. Müjdeli haberin gelmesinin ardından Aytakın’ın ailesi zaman kaybetmeden Acıbadem Fulya Hastanesi’ne başvuruyor.</p>
<p><strong>Tümör beyin sapına baskı yapıyordu</strong></p>
<p>Hastanede yapılan tetkikler sonucunda; kulağın arkasında ortaya çıkan ve hızla büyüyen tümörün çevresindeki kemiği bile delip beyincik ile beyin sapına doğru büyüdüğü tespit edildi. Prof. Dr. Yunus Aydın, beyin sapına her geçen gün daha fazla baskı yapan tümörün genç kızın yüzünün sol tarafında felce ve işitme kaybına neden olduğunu belirterek, “Tümör ameliyatla alınamadığı takdirde Aytakın Gahramanov muhtemelen birkaç ay içinde hayatını kaybedecekti” diyor. “Biyopsi yapılmadan tedavi sürecine karar veremeyecektik. Tümörün bulunduğu yer aşırı kanamaya meyilli olduğu için aldığımız tüm önlemlere rağmen, biyopsi amacıyla açtığımız ufacık yerden bile genç kızımız 1,5 litreye yakın kan kaybetti” diyen Prof. Dr. Yunus Aydın, teşhis konulmasının ardından ameliyat planlamalarının yapıldığını ve hem girişimsel radyoloji hem  de Kulak, Burun ve Boğaz uzmanlarıyla yakından çalıştıklarını kaydediyor.</p>
<p><strong>Dünya genelinde sadece 200 kişide görülmüş!</strong></p>
<p>Aytakın’ın sol kulağının hemen arkasında ortaya çıkan ve kafatasının beşte biri büyüklüğüne ulaşan ‘endolenfatik kese tümörü’ için bugüne kadar dünya genelinde bildirilmiş sadece 200 hasta var. Prof. Dr. Yunus Aydın, “Literatüre baktığımızda, daha önce endolenfatik kese tümörünün ameliyat ile çıkarıldığı bir vaka olmadığını görüyoruz. Çok riskli bir tümör olması nedeniyle tedavi tümörün radyoterapi ile küçültülmesiyle sınırlı kalmış. Ameliyat olmasaydı sadece birkaç aylık ömrü kalmıştı genç kızımızın. Bu duruma kayıtsız kalamazdık” diyor.</p>
<p> <strong>5 ameliyat ve zorlu tedavi süreci</strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Yunus Aydın, yaklaşık 5 ay süren tedavi döneminde Aytakın Gahramanov’a 5 önemli ameliyat yapıldığını söylüyor. Prof. Dr. Yunus Aydın,<strong> </strong>yerleştiği bölge ve aşırı kanamaya meyilli olması nedeniyle çok riskli olarak tanımladıkları tümörü tümüyle temizlemenin mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, bu süreci şöyle anlatıyor: “Öncelikle girişimsel radyoloji yoluyla tümörü besleyen damarları tıkayarak işlev dışı bıraktık, böylece aşırı kanamayı mümkün olduğunca azaltmaya çalıştık. Bu uygulama her biri yaklaşık 8 saat süren 2 ayrı operasyonla yapıldı. Sonra asıl ameliyatı planladık ve 7-8 saatlik süreç sonunda tümörün tamamını temizledik. Tam sevinirken bir baktık ki Aytakın’ın kulağından bu kez beyin suyu geliyor. Tümör beyin zarını delmiş ve tüm bölgeyi harap etmiş. Tabi hemen uygun yöntemlerle müdahale ettik. Bu esnada enfeksiyon sonucu hidrosefali gelişti, onu tedavi ettik. Yaklaşık 5 ayda 5 ameliyat ve 15 gün süren yoğun bakım tedavisi sonrasında Aytakın taburcu oldu” Genç kızın tedavi sonrasında ailesiyle birlikte Azerbaycan’a döndüğünü söyleyen Prof. Dr. Yunus Aydın, “Aytakın düzenli olarak kontrollerine geliyor. Yüzündeki felç devam etse de çok şükür 2 yıldır herhangi bir nüks yaşamadı. Bundan sonra hayatına sağlıklı olarak devam edeceğini düşünüyoruz” diyor.</p>
<p><strong>“Hedefim çocuk gelişimi uzmanı olmak”</strong></p>
<p>Halen üniversitede çocuk gelişimi üçüncü sınıf öğrencisi olan Aytakın Gahramanov, gözleri dolarak anlattığı hikayesini şu sözlerle özetliyor: “Evet çok zor bir süreçti ama şimdi çok iyiyim. Anneme ve babama her şeyin iyi olacağını söyledim, kendim de o moralle geldim Türkiye’ye. Aileme ‘Korkmayın, sizi asla bırakmam. Hem ben daha okuyup çok iyi bir çocuk gelişimi uzmanı olacağım’ dedim. Ailem hep yanımda oldu, onlar olmadan yapamazdım. Ameliyatlardan da hiç korkmadım, tamamen hazırdım. Yunus hocaya da tüm Acıbadem ekibine de çok güvendim. Zaten artık bizim ailemiz gibi oldular. Rutin yaptırdığım kontrollerim çok şükür temiz çıkıyor, 2 yıldır bir sorun yaşamadım. Günlük hayatımda her şeyi yapabiliyorum”</p>
<p> <strong>“Kızımızı yeniden hayata bağladılar”</strong></p>
<p>Hikmet Gahramanov, kızının tedavi sürecinde hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının yoğun ilgileriyle karşılaştıklarını söylüyor. Gahramanov, “Tedavi sürecinde, başta Prof. Dr. Yunus Aydın olmak üzere tüm uzmanların emekleri kızımı yeniden hayat bağladı” diyerek tek çocuğu Aytakın Gahramanov’a buruk bir sevinç ve mutlulukla sarılıyor. Ev hanımı olan anne Gülşen Gahramanov da tedavi sürecinde umutlarını hiç yitirmediklerini belirterek, “Kızımız savaşçı bir kişiliğe sahip, tedavi sürecinde bizi sürekli teselli etti. Onun azmi, doktorlar ve sağlık personellerinin yoğun emekleri sayesinde hayatına sorunsuz bir şekilde devam ediyor” diyerek sevincini dile getiriyor.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/5-ayda-5-ameliyat-oldu-435377">5 ayda 5 ameliyat oldu !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlaç mı ? Stent mi? Ameliyat mı?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ilac-mi-stent-mi-ameliyat-mi-419545</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2023 10:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[stent]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=419545</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir kalp gerekiyor. Ancak tüm dünyada ölüme yol açan sebeplerin yüzde 16’sını koroner arter hastalığı oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilac-mi-stent-mi-ameliyat-mi-419545">İlaç mı ? Stent mi? Ameliyat mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>                        İLAÇ MI?  STENT Mİ? AMELİYAT MI?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir kalp gerekiyor. Ancak tüm dünyada ölüme yol açan sebeplerin yüzde 16’sını koroner arter hastalığı oluşturuyor. Hastalar,  ilaç mı stent mi yoksa ameliyat mı? sorusuna yanıt ararken <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz</strong>, koroner arter hastalarında en uygun tedavinin, hastalığın derecesi, sorunlu damar sayısı ve ilave hastalıkların olup olmaması gibi diğer faktörlerin göz önünde bulundurularak kardiyolog ve kalp damar cerrahlarının ortak kararıyla belirlenmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Koroner arter hastalığına yol açan risklerin başında ise sigara kullanımı, hipertansiyon ve diyabet hastalığı, beslenme şekli, ailesel yatkınlık ile stres geliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz, “Günümüzde koroner arteri tam olarak tedavi eden bir yöntem henüz olmasa da, güncel tedavi yöntemleri sayesinde hastalığın ilerleyişi yavaşlatılabiliyor, kalp krizi riski en aza indirilebiliyor ve yaşam süresi uzatılabiliyor” diyor.  Koroner arter hastalığının temel tedavi yöntemlerini; ilaç tedavisi (medikal), girişimsel yöntemler ile damarların açılması (stent uygulanması) ve cerrahi (koroner bypass operasyonu) yöntem olarak özetlemek mümkün. Belirli bir şikayeti ve kritik damar tıkanıklığı olmayan hastaya medikal tedavi uygulanıyor; bununla birlikte kişide hipertansiyon, kan yağları yüksekliği ve diyabet hastalığı bulunuyorsa medikal tedaviye hiç geciktirilmeden başlanması gerekiyor.  </p>
<p><strong>“Stent kalp krizi riskini ortadan kaldırmaz”</strong></p>
<p>Koroner  anjiyografi sonrasında genel olarak kabul edilen iki yaklaşım bulunuyor; aynı damarda birden çok yerde ve uzun lezyon mevcutsa, yani yaygın bir durum varsa, üç damar tıkalıysa ve bunun yanında kalbin kasılmasında azalma başlamış ise genellikle cerrahi tedavi uygulanıyor. Eğer bir veya iki damarda kritik darlık mevcutsa ve darlık çok uzun damar bölgesini tutmuyorsa, dar veya tamamen tıkalı olan bölgelerin balon ve stent ile açılması tercih ediliyor. Stent tedavisinin hastada yarattığı etkiye değinen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz, “Halk arasında ‘bir damarım /iki damarım/ üç damarım stent ile açıldı” ifadesi sıklıkla kullanılıyor. Ancak çoklu damar tıkanıklığında damarların stent yöntemiyle açılması orta ve uzun dönemde bu damarların tekrar tıkanmayacağı, hastaların kalp krizi geçirmeyeceği ve ani ölüm riskinin ortadan kalkacağı anlamına gelmez” diyor.</p>
<p><strong>Stent sonrasında yeniden tıkanma ve daralma oluşabilir</strong></p>
<p>Uzun süreli diyabet hastalığı ile sıklıkla yaygın ve üç damar hastalığı olan hastalarda balon ve stent tedavisinin uzun dönem için iyi sonuç vermediği belirtiliyor. Teknik olarak damar darlıklarının ve tıkanıklıkların çok büyük bir kısmı balon ve stent işlemiyle açılabilse de zamanla bu damarlarda tekrar darlık ve tıkanmaya rastlanabiliyor. Öyle ki stent teknolojisindeki gelişmeler ve ilaç kaplı stentlerin kullanılmalarına rağmen, stentlerde tıkanma ve daralma olmasından dolayı tekrar müdahale gerektirme oranı yılda yüzde 1-2 olarak bildiriliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz, en saygın medikal dergilerden olan J Thorac Cardiovasc Surg’de 2023 yılında yayınlanan bir çalışmayı vurguladı. Bu çalışma,<strong> </strong>4992 stent uygulanan hasta ile 4975 cerrahi uygulanan hastalarda 10 yılın sonunda; cerrahi operasyon geçiren hastaların hayatta kalma oranını yüzde 80, stent takılan hastaların ise yüzde 76 olduğunu ortaya koyuyor. Aradaki fark küçük gibi görünse de tıp dünyasında istatistiksel olarak oldukça önemli bulunuyor.  </p>
<p> <strong>Kardiyoloji ve KVC uzmanları birlikte karar vermeli</strong></p>
<p>Koroner arter hastalığında uygulanacak en uygun tedavi, kardiyolog ve kalp damar cerrahından oluşan ekibin hastayı birlikte değerlendirip, sonrasında tedavi yöntemini yine birlikte belirlemeleri esasına dayanıyor. Hastaların sıklıkla cerrahi tedavi yerine balon ve stent gibi girişimsel yöntemle tedavi olmak istediklerine değinen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Rıza Türköz “En iyi tedavi yöntemi, damar hastalığının derecesi ve hastalıklı damar sayısına göre belirleniyor. Buradaki amaç en uzun sağ kalımı sağlayacak, takiplerde kalp krizi riskini en aza indirecek ve ister anjiyografi olsun ister cerrahi, tekrarlayan girişimi azaltacak tedavi olmalıdır” sözleriyle hastaları ve hasta yakınlarını uyarıyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ilac-mi-stent-mi-ameliyat-mi-419545">İlaç mı ? Stent mi? Ameliyat mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Ameliyat Meme Kanserinin İzlerini Onarıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bu-ameliyat-meme-kanserinin-izlerini-onariyor-413643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2023 10:54:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[izlerini]]></category>
		<category><![CDATA[kanserinin]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[onarıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=413643</guid>

					<description><![CDATA[<p>2020 yılında dünya genelinde 2 milyon 300 bin yeni meme kanseri tespit edilmiş. Bu sayı, yaklaşık olarak her 8 kadından 1’inin meme kanseri olduğunun da göstergesi</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-ameliyat-meme-kanserinin-izlerini-onariyor-413643">Bu Ameliyat Meme Kanserinin İzlerini Onarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2020 yılında dünya genelinde 2 milyon 300 bin yeni meme kanseri tespit edilmiş. Bu sayı, yaklaşık olarak her 8 kadından 1’inin meme kanseri olduğunun da göstergesi. Meme kanserinin görülme oranı geçmiş yıllara göre giderek artıyor. Ancak meme kanseri yaygınlaşırken tedavideki başarı oranlarının yükselmesi de dikkat çekiyor. Uzmanlar bu durumda, kadınların bilinçlerinin artmasının ve tarama programlarına daha sık başvurmalarının önemli bir payı olduğunu söylüyorlar. Tarama programları sayesinde erken teşhis oranı yükseliyor, erken teşhiste tedavi başarısı daha yüksek olduğu için kadınların hayata tutunma oranı artıyor. </p>
<p><strong>Hastalık artıyor ama tedavi başarısı da yükseliyor</strong></p>
<p>Meme kanserinin tedavisinde farklı yöntemler olsa da cerrahi tedavi hala önemli bir yer tutuyor. Tedavide hastaların büyük bir bölümünde, dişilik sembolü olarak algılanan meme korunabiliyor. Ancak yine de bazı durumlarda memenin kısmi veya tümüyle alınması gerekebiliyor. Kanserle savaşmak gibi zorlu bir mücadeleye meme kaybı sonrasında estetik kaygılar de eklenince, hastalarda özgüven kaybından ciddi travmaya kadar uzanan önemli sorunlar gelişebiliyor. Aslında meme kanseri sebebiyle memede oluşan deformasyonlar ve meme kaybı  ‘meme onarımı ameliyatı’ ile başarıyla düzeltilebiliyor. <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Saçak, </strong>meme onarımı ameliyatlarında doğal görünüme oldukça yakın sonuçlar elde edilebildiğine işaret ederek, “Meme onarımı; protez, doku genişletici ve doku transferi gibi çeşitli yöntemlerle yapılıyor. Bu ameliyatların yöntemleri ve zamanlamaları; hastaların genel sağlık durumları, bireysel ihtiyaçları ile tercihleri gibi çeşitli etkenler göz önünde bulundurularak planlanıyor. Meme onarımı ameliyatı sayesinde hastalar özgüvenlerine yeniden kavuşuyor ve yaşamlarına daha sağlıklı devam edebiliyorlar” diyor.</p>
<p><strong> Aynı anda veya geç zamanlı onarım </strong></p>
<p>Cerrahi olarak tamamı veya bir kısmı alınan memenin tekrar bir bütün haline getirilmesi ‘meme onarımı’ olarak adlandırılıyor. Meme onarımı; mastektomi (memenin alınması) ile aynı anda ve geç zamanlı olmak üzere iki şekilde yapılabiliyor. Onarımın zamanlamasında kişisel tercihler ve hayat tarzı önemli olsa da; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, kanserin evresi, ameliyat sonrası radyoterapi ve/veya kemoterapi alınıp alınmayacağı gibi pek çok nokta da göz önüne alınıyor. Mastektomi ile aynı anda onarımla hastalıklı olmayan meme cildi ve bazı durumlarda meme ucu korunarak normale yakın, oldukça tatmin edici meme görünümü elde edilebiliyor. “Aynı anda yapılan meme onarımıyla hastalar ikinci kez ameliyattan kurtuluyorlar. Daha da önemlisi meme kaybı yaşamadıkları için psikolojik ve sosyal zorluklar çekmiyorlar” diyen Prof. Dr. Bülent Saçak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Öte yandan ameliyat ve hastanede yatış süreleri, iş ile normal hayata dönüş zamanları göreceli olarak daha uzun oluyor. Geç onarımda edilen estetik sonuçlar ise mastektomi ile aynı anda onarımla karşılaştırıldığında her zaman daha az tatmin edici kalıyor.” </p>
<p> <strong>Meme ucu yapılabiliyor </strong></p>
<p>Mastektomi ile meme ucunun da alındığı hastalarda ameliyattan ve ışın tedavisi de uygulanacaksa ışın tedavisinin bitiminden 4-6 ay sonra, lokal anestezi altında, lokal deri flepleriyle meme ucu oluşturulabiliyor. Meme ucunu çevreleyen ve areola olarak adlandırılan, meme cildinin diğer kısımlarıyla ton farkı olan bölge ise tatuaj işlemiyle başarıyla yapılıyor. İlerleyen dönemde, iyileşme tamamlandıktan sonra belirgin olan asimetriler varsa, bunları gidermek, görünümünü iyileştirmek için iz düzeltimi, meme dikleştirme ve yağ grefti uygulaması yapılabiliyor. </p>
<p> <strong>Meme onarımında üç yöntem</strong></p>
<p><em>Meme onarımı; protezler, hastaların kendi dokuları ve her iki yöntemin birlikte kombine edildiği, temel olarak üç yöntemle gerçekleştirilebiliyor. Prof. Dr. Bülent Saçak, bu yöntemleri şöyle özetliyor: </em></p>
<p><strong>Protezler ile onarım:</strong> Vücudun başka bir kısmından doku almadan, silikon protezler ile meme onarımı yapılabiliyor. Bu metot için hastanın isteği kadar uygunluğu da önem taşıyor. En uygun hastalar vücudunda başka bir bölgeden ameliyat istemeyen, meme cebi yeterli, radyoterapi almamış/almayacak hastalar oluyor.</p>
<p><strong>Hastanın kendi dokularıyla onarım:</strong> Vücudun başka kısımlarından alınan dokuların taşınarak şekillendirilmesi ile yapılan onarımdır. Hastanın kendi dokularıyla gerçekleştirilen onarım, dokuların benzer nitelikleri nedeniyle doğala en yakın sonuçları veriyor. Vücutta en sık başvurulan doku kaynağı karın bölgesi oluyor. Ayrıca kalça, sırt ve uyluk, diğer özdoku kaynaklarını oluşturuyor. </p>
<p><strong>Her iki yöntemin kombine edilmesi: </strong>Her iki tekniğe ait olumsuzlukların diğer metodun yardımıyla ortadan kaldırılması prensibine dayanıyor. İki tekniğin risklerini de içerdiği için günümüzde en az tercih edilen yöntemdir. </p>
<p> <strong>İyileşme süresi 3-4 haftayı buluyor</strong></p>
<p>Hastanın günlük yaşam aktivitelerine dönüş süresi, tercih edilen onarım yöntemine bağlı olarak değişmekle birlikte, genellikle 3-4 haftayı buluyor. Birçok onarım yönteminde, ameliyat bölgesindeki kan ve sıvıları dışarı almak için kullanılan drenler 1-2 hafta içinde sonlandırılıyor. Hastanın ilk 3 hafta içinde, işlem yapılan taraftaki omuz ve kol hareketlerini kısıtlaması iyileşmeyi hızlandırıyor ve ağrıyı azaltıyor. Yürüyüş gibi basit egzersizlere hemen ilk günden itibaren başlanabilirken, pilates ve ağırlık kaldırma gibi kompleks egzersizler için 2 ay kadar beklemek gerekebiliyor. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bu-ameliyat-meme-kanserinin-izlerini-onariyor-413643">Bu Ameliyat Meme Kanserinin İzlerini Onarıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2023 11:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[sempozyumunda]]></category>
		<category><![CDATA[yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[yayında]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381075</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 7’nci Canlı Cerrahi Sempozyumu kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca 70 göz ameliyatı yapıldı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075">7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği tarafından düzenlenen 7’nci Canlı Cerrahi Sempozyumu kapsamında, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 4 gün boyunca 70 göz ameliyatı yapıldı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sempozyumda göz hekimlerinin yaptığı ameliyatlar canlı olarak yayınlandı ve dünyada 600 üzerinde yabancı göz hekimi tarafından izlendi. Ameliyatlarda ise göz hekimi ve sağlık personeli olmak üzere toplam 250 kişi görev alarak 70 hastanın göz sağlığına kavuşmasını sağladı. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dünyada benzeri yok diyebiliriz</strong></p>
<p><strong>Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ziya Kapran</strong>, sempozyumun canlı cerrahi eğitimleri açısından ulusal ve uluslararası alanda göz hekimleri tarafından çok önem verilen bir etkinlik olduğunu ve yapılan canlı yayınların 600 üzerinde yabancı doktor tarafından izlendiğini anlattı.</p>
<p>Ziya Kapran, &#8220;Bu yıl gözün 6 farklı bilim dalında 4 gün süresince çok yoğun ameliyatlar yapıldı. Bu, dünyada neredeyse benzeri olmayan bir organizasyon. Her ameliyat kayıt ediliyor ve sonrasında da hekimler tarafından izlenip üzerine tartışılıyor. Sempozyum kapsamında yurt dışından ve yurt içinden gelen uzmanlarımız oldu. Onlar da cerrahi operasyonlar gerçekleştirilirken canlı yayın üzerinden öneri ve görüşlerini paylaştılar. Bu çerçevede bilimsel tartışmalar yapıldı. 4 gün boyunca yapılan ameliyatlar gözün bütün cerrahi birimlerini kapsayacak şekilde planlandı. Örneğin, retina (vitreoretinal), kornea, katarakt ve refraktif, glokom, şaşılık ve oküloplastik cerrahi bunun içerisinde yer aldı.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>Ameliyatları 1.500 göz hekimi izledi</strong></p>
<p>Prof. Dr. Kapran, Türkiye&#8217;de göz alanında dünyanın en ileri teknolojisinin kullanıldığına işaret ederek, &#8220;Bu ameliyatları ve sempozyumu yurt dışından yaklaşık 600 göz hekimi de aktif olarak izledi, eğitimlerden faydalandı. Yurt içinden ise sempozyuma 805 göz hekimi katıldı. Bu farklı ameliyatlarda izleyen hekim sayısı zaman zaman arttı, çünkü her hekim kendi alanıyla ilgili ameliyatları canlı izliyor. Sempozyum sonunda baktığımızda toplam yerli ve yabancı bin 500 hekimin sempozyuma katıldığını söylemek mümkün.&#8221; dedi. </p>
<p>Türk Oftalmoloji Derneği olarak böyle bir organizasyonu düzenlemekten onur duyduklarını vurgulayan Kapran, şunları sözlerine ekledi: &#8220;Canlı yayında toplam 70 göz ameliyatı yaptık. Göz sağlığı ile ilgili bütün olguların tedavi edildiği ve çok ileri tedavilerin yapıldığı ameliyatları gerçekleştirdik. Bilkent Şehir Hastanesi’nin bu anlamda teknolojik altyapısı da üst seviyedeydi. Bu teknolojilerin tamamı meslektaşlarımızla paylaşıldı, verdiği önemli destek için hastane yönetimine, TOD adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Göz hekimleri olarak mesleğimizi çok severek, büyük bir gururla, özveriyle yapıyoruz. Ülkemizde kaydedilen tıbbi gelişmeler sayesinde ameliyatların çok başarılı yapılması hepimizi çok gururlandırıyor. Gelecek yıl yapacağımız 8. Canlı Cerrahi Sempozyumu için çalışmalara yarında itibaren başlıyoruz. Emeği geçen tüm hekim ve sağlık personeli mensuplarına TOD Yönetim Kurulu adına teşekkür ederim.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/7-canli-cerrahi-sempozyumunda-120-doktor-canli-yayinda-70-ameliyat-yapti-381075">7. Canlı Cerrahi Sempozyumu&#8217;nda 120 doktor, canlı yayında 70 ameliyat yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:12:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[dakikada]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[konuyor]]></category>
		<category><![CDATA[sırasında]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=362312</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor. Moleküler patoloji alanındaki gelişmeler sayesinde artık kansere hızlı tanı konmasının yanı sıra aynı zamanda hangi ilacın, hangi tedavinin hastada etkili olacağı konusunda da bilgi sahibi olunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312">Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kanser tanı ve tedavisinde her geçen yıl önemli gelişmeler kaydediliyor. Moleküler patoloji alanındaki gelişmeler sayesinde artık kansere hızlı tanı konmasının yanı sıra aynı zamanda hangi ilacın, hangi tedavinin hastada etkili olacağı konusunda da bilgi sahibi olunduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patolojinin kanser hastasının tedavi yönetimine önemli katkıda bulunduğu bir diğer alan ise ameliyat sırasında uygulanan frozen yöntemidir. Bu yöntem sayesinde ameliyat sırasında hastadan alınan doku, hızlıca dondurulduktan sonra kesit alınıp mikroskop altında incelenerek 10-15 dakika gibi kısa bir sürede tanı konuyor ve ameliyatı yapan doktora bilgi verilebiliyor. Böylece ameliyatı yapan cerrah tarafından ameliyatın gidişatı da bu bilgiye göre belirlenebiliyor” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p>Patolojinin sadece kanser tanısının konduğu değil, hastalığın tedavisine ve nasıl seyredeceğine yönelik de pek çok testin yapıldığı bir branş olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Günümüzde kanserde kullanılan, hedefe yönelik tedavi yöntemlerinin her geçen gün artması patolojinin kanser tedavisindeki yerini ve önemini de artırdı. Akıllı ilaçların, sadece bu ilaçlardan fayda görecek kanser hastalarında kullanılması gerekiyor. Bu hastalar ise patolojide yapılan birtakım moleküler testler ile belirlenebiliyor” dedi. </p>
<p><strong>Ameliyat sırasında 15 dakikada tanı</strong></p>
<p>Normalde bir dokunun mikroskop altında incelenebilecek hale gelmesi için hastadan alınan dokuların, “doku takibi” denen bir işlemden geçmesi gerektiğini vurgulayan Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu işlem yaklaşık 12-16 saatlik bir süreç gerektiriyor. Normalde hastadan doku alındıktan 12-16 saatlik bir süre sonra ilk mikroskobik incelemeyi yapabiliyoruz. Frozen yönteminde ise 15 dakikalık bir süre içerisinde doku donduruluyor, kesit alınıyor, boyanıyor ve değerlendirilip tanı konuyor. Nadir durumlarda bu süre biraz daha uzuyor ama genellikle 15 dakika içerisinde işlemi tamamlamış, tanı koymuş ve cerraha ameliyatın nasıl devam edeceğiyle ilgili karar vermesinde konsültan olarak yardımcı olmuş oluyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Vakaların yüzde 90’ına 24-36 saat içerisinde tanı konuluyor</strong></p>
<p>Uluslararası standartlara göre patoloji raporu için kabul edilen ideal sürenin bir hafta ile 10 gün arasında olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Sonrasında yapılacak moleküler testler için de benzer bir süre öngörülüyor. Ancak biz vakalarımızın yüzde 90’dan fazlasına 24-36 saat içerisinde tanı koyuyoruz, ki bunların önemli bir kısmı kanser tanısı. Özellikle kanser hastalarında patoloji raporunun kısa sürede sonuçlanması, tedavinin de kısa sürede başlamasını sağladığı için önemli. Kanser tanısı koyduktan sonra ise, doğru ve etkin tedaviyi belirlemek için gerekli olan moleküler testleri de bir gün ile en fazla bir hafta gibi kısa bir süre içerisinde sonuçlandırıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Frozen, ameliyat sırasında uygulanan bir tanı yöntemidir</strong></p>
<p>Frozen veya “Frozen Kesit” yönteminin ameliyat sırasında gerçekleştirilen bir tanı yöntemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Patoloji pratiğinde yer alan en zor ve özellikli işlemlerdendir. Ameliyat esnasında tümör dokusundan alınan örnek, patolog tarafından mikroskobik olarak değerlendirilip 15 dakika gibi kısa bir sürede ameliyatı yapan cerraha sonuç bildirilir. Ameliyatı yapan cerrah ile birebir görüşerek, cerrahın yapacağı ameliyatı bizim vereceğimiz cevabın nasıl değiştireceğini, tümörün hangi özelliğinin önemli olduğunu öğrenip, bize verilen numune üzerinde kısa sürede bu değerlendirmeleri yapıp, sonucu kendileri ile paylaşıyoruz ve bu cevaba göre ameliyatın şekli belirleniyor. Bu nedenle, frozen işlemi tümör ameliyatlarında ameliyatın şeklini belirlemek için cerrah ile patolog arasında gerçekleştirilen bir fikir alışverişi, bir konsültasyondur” dedi.</p>
<p><strong>Ameliyat sırasında konulan tanı ile ameliyatın seyri değişebiliyor</strong></p>
<p>Tümör ameliyatlarında en önemli noktalardan birinin tümörün güvenli bir cerrahi sınır ile çıkarılması olduğuna dikkat çeken Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Bu tümörün daha sonra lokal nüks riski, tümör bölgesinde tekrarlaması açısından önemlidir. Geride tümör dokusu kalmadığından emin olmak için frozen ile cerrahi sınırların değerlendirilmesi yapılır. Kanser ameliyatlarında bir diğer önemli nokta da tümöral kitlenin çıkarılmasına, lenf nodlarının da ameliyatla alınmasının eklenip eklenmeyeceğidir. Kanser ameliyatlarında tümör dokusu ile bölgesel lenf nodlarının da çıkarılması gerekebilir. Örneğin, meme kanseri ameliyatlarında, koltuk altı lenf nodlarının çıkarılması kararı genellikle ameliyat sırasında yapılan frozen ile verilir. Kanserin ilk yayıldığı lenf nodu olan sentinel lenf nodunda metastaz olmadığı görülürse diğer lenf nodları çıkarılmaz. Bu durum, hastanın sonraki yaşam kalitesi ve konforu açısından önemlidir. Ameliyat öncesi kesin tanısı konamamış hastalarda, ameliyat sırasında kısa sürede vereceğimiz tanı ile ameliyatın şekli ve büyüklüğü tamamen değişebilir. İyi huylu bir tümörde sadece bu tümöral kitlenin çıkarılması yeterli olmakta iken, kanser olduğunu söylediğimizde çok daha kapsamlı bir ameliyat yapılabilir. Ameliyat sırasında bazen, tümörün neden olduğu beklenmedik bir tablo ile karşılaşılabilir. İşte böyle durumlarda da ameliyatın şekline frozen tanı ile yön verilir” dedi.</p>
<p><strong>Bir hafta içerisinde tümörlerin moleküler özellikleri analiz edilip uygun tedavi belirlenebiliyor</strong></p>
<p>Hızlı tanı konmasında kullanılan cihazların modern olması kadar çalışan ekibin bilgi ve deneyiminin de önemli olduğunun altını çizen Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Zafer Küçükodacı, “Kanser hastalarında yaptığımız moleküler testler için kullandığımız yeni nesil sekanslama (NGS) ile bir hafta gibi kısa bir sürede çok sayıda gen bölgesindeki mutasyonların analizi yapılabiliyor. Kanserlerin moleküler özelliklerinin tespit edilmesi, bu moleküler değişikliklere yönelik akıllı ilaçlar olarak bilinen hedefe yönelik ilaçların kullanılmasını da beraberinde getirmiştir. Bu ilaçların etkin ve uygun hastalarda kullanılması patolojide yapılan bu moleküler testler sayesinde olmaktadır” şeklinde konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ameliyat-sirasinda-15-dakikada-kanser-tanisi-konuyor-362312">Ameliyat sırasında 15 dakikada kanser tanısı konuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 09:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahisinde]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[derecesi]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[düşürüldü]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[kriterlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[uygunluk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=345074</guid>

					<description><![CDATA[<p>21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite hastalığının insan hayatını 10 yıl kısaltabileceğini belirten Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, Aralık 2022’de Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS) ‘nin yayınladığı kılavuzdaki değişikliklerle ilgili önemli bilgiler verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074">Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>21’inci yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri haline gelen obezite hastalığının insan hayatını 10 yıl kısaltabileceğini belirten Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, Aralık 2022’de Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS) ‘nin yayınladığı kılavuzdaki değişikliklerle ilgili önemli bilgiler verdi. Op. Dr. Şahan, kılavuzdaki en önemli değişikliğin obezite hastalığı olan bireylerde ameliyat önerilen grupların obezite derecesinin düşürülmesi olduğunu söyledi.  </em></p>
<p>Günümüzün pandemisi haline gelen ve büyükten küçüğe birçok insanı ilgilendiren obezitenin cerrahi tedavisi için IFSO ve ASMBS’nin ortak kılavuzunda vücut kitle indeksine göre hesaplanan obezite derecelerinin bir derece aşağıya çekilmesi ameliyat olabilecek obezite hastalığı olan bireylerin oranını da arttırdı. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, bu oranlarının aşağıya çekilmesinde; obezite cerrahisinin kilo kaybının yanı sıra eşlik eden kronik hastalıklarda gerilemeye, cerrahi komplikasyon oranlarının azalmasına ve yaşam kalitesinde artışla elde edilen başarılı sonuçların etkili olduğunu söyledi. </p>
<p>Op. Dr. Cihan Şahan’ın konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Daha önce 3. derece obezite hastalığı olan bireylerde ek hastalık olup olmadığına bakılmaksızın cerrahi önerilmekte idi. Bu kılavuzda ise obezite hastalığı olan bireylerde 2. derece obezite hastalığı varsa yani vücut kitle indeksleri 35-40 kg/m2 aralığında ise ek hastalık şartı aranmaksızın ameliyat önerilmektedir. Ek hastalığı olan özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalık durumlarında 1. derecede obezite hastalığı olan bireylerde de ameliyat önerilmektedir.” dedi. </p>
<p><strong>“OBEZİTE TEDAVİ EDİLEBİLİR VE ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR” </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 yılındaki verilerine göre obezitenin son 50 yılda yaklaşık 3 kat arttığına dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan “Bu raporda, 18 yaş ve üstü 1,9 milyardan fazla yetişkin fazla kilolu ve bunların 650 milyondan fazlasının obezite hastalığı olan bireyler olduğu belirtiliyor. Ayrıca 5-18 yaş arası 340 milyon çocuk ve ergenin fazla kilolu veya obez olduğu, buna ek olarak 5 yaş altı 39 milyon çocuğun fazla kilolu veya obez olduğu gösteriliyor” diye konuştu. </p>
<p>Obezitenin en temel sebebinin kötü beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivitenin yeterli düzeyde yapılmaması olduğunun altını çizen Op. Dr. Cihan Şahan, “Ancak bilinmesi gereken nokta obezitenin tedavi edilebilir ve önlenebilir bir hastalık olduğudur. Kötü beslenme alışkanlığına, kişilerin küçük yaşlarda sağlıksız beslendiği, çevresel faktörlerin ve bazı psikolojik nedenlerin de devreye girdiği birçok sebep eklenebilir. Obezite tedavisiyle asıl amacımız ise hastalarımıza kilo verdirmek ve kiloyu belli bir seviyede tutmaktır. Bu sayede obeziteye bağlı gelişebilecek diğer komplikasyonların da önüne geçmiş oluruz.” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“HASTALARIN HANGİ TEDAVİ YÖNTEMİNİ ALACAĞI PROFESYONEL BİR EKİP TARAFINDAN BELİRLENİR</strong>”  </p>
<p>Obeziteyi halk sağlığı problemi olarak görmek ve bunun önlemlerini önceden almak gerektiğine değinen Op. Dr. Şahan, konuyla ilgili şöyle konuştu: </p>
<p>“Obezite hastalığı olan kişilerin ihtiyaç duyduğu tedavi kapsamlı olarak ele alınmalı ve deneyimli bir ekip tarafından belirlenmelidir. Hangi hastanın cerrahi veya endoskopik tedaviye hangi hastanın medikal tedaviye ihtiyaç duyduğu multidisipliner bir yaklaşımla tespit edilmelidir. Bu bağlamda cerrahi kararının da obezite ve metabolik cerrahi alanında deneyimli ekiplerin yer aldığı donanımlı merkezlerde alınması son derece önemlidir.”</p>
<p><strong>“OBEZİTE İLE MÜCADELE KISA VE GEÇİCİ YÖNTEMLERLE OLMAZ”</strong></p>
<p>“Kilo sorunu yaşayan kişiler aslında bunun bir sorun olduğunu biliyorlar ve bu sorunun üstesinden gelmek için kendi belirledikleri farklı yöntemleri (diyet ve egzersiz vs) deniyorlar. Bu denemeler kısa süreli ve geçici etki oluşturuyor” diye konuşan Op. Dr. Cihan Şahan sözlerine şöyle devam etti: </p>
<p>“İstenen etki alınamayınca umutsuzluk ve görmezden gelme gibi durumlar neticesinde başarısız olabiliyor. Obezite ile mücadelede önemli olan kısa ve geçici yöntemler değildir. Hayat tarzı değişikliği, doğru beslenme ve egzersiz ile uzun vadeli planlamalar yapmak gerekir. Bir çok kez denenmesine rağmen bireylerin başarıya ulaşamadığı durumları yani kişilerin kendi başlarına obezitenin üstesinden gelemediği durumları klinik obezite olarak tanımlayabiliriz. Uzun yıllar obezite ile mücadele eden bireylerin herhangi bir başarıya ulaşamadıkları ve bu durumun kendi başlarına üstesinden gelemedikleri durumlarda bizim hastalara destek olmamız gerekmektedir.”</p>
<p><strong>“OBEZİTE TEDAVİSİNDE YOL HARİTASI BAŞTAN ÇİZİLMELİ”</strong></p>
<p>Obezite merkezlerinin daha ulaşılabilir olması ve obezite hastalığı olan bireylerin bu merkezlere başvurması neticesinde profesyonel bir değerlendirme sonrası bir yol haritası çizilmesi ve bunun sürekli takiplerinin yapılması gerektiğine de işaret eden Op. Dr. Şahan,  </p>
<p>“Klinik obezite hastalığı” olarak tanımladığımız bu durum çok iyi değerlendirilmeli cerrahi ve medikal yaklaşımlar belirlenmeli ve sonuç olarak ameliyat kararı verilen kişilere ameliyat gerekliliği ve etkinliği doğru bir şekilde anlatılmalıdır. Klinik obezite hastalığında, 2. derece ve üzeri obezite olan kişilerde en etkin yöntemin cerrahi olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“OBEZİTE CERRAHİSİNDE YENİ DÖNEME GİRİLDİ”</strong></p>
<p>Uluslararası Obezite ve Metabolik Cerrahi Federasyonu (IFSO) ile Amerikan Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Derneği (ASMBS)’nin Aralık 2022’da yayınladığı ortak yeni kılavuz ile obezite alanında yeni bir döneme girdiklerine işaret eden Op. Dr. Şahan, süreçle ilgili şunları kaydetti: </p>
<p>“Obezite tedavisi için gelen hastalarımıza öncelikle obezitenin hangi derecede olduğunu değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz yıla kadar 3’üncü derecede obezite, yani vücut kitle endeksi 40’ın üstünde olan hastalarda cerrahi endikasyon koyabiliyorduk. Ancak Aralık 2022 itibariyle yayınlanan yeni kılavuzda 2’nci derecede obezite, yani vücut kitle endeksi 35’in üzerinde olan kişilerde de ek hastalık durumuna bakılmaksızın ameliyat önerilmektedir. Bununla birlikte ek hastalığı bulunan yani vücut kitle endeksi 30-35 arasında olan birinci derecede obezite hastalarında da ameliyatlar önerilmektedir. Bu klavuzun açıklanması ile birlikte obezite cerrahisinde yeni bir döneme girildi.”</p>
<p><strong>“BU KARARDA CERRAHİ TEDAVİDEN ELDE EDİLEN BAŞARILI SONUÇLAR DA ETKİLİ”</strong></p>
<p>Böyle bir kararın alınarak klavuza girmesinde birkaç noktanın etkili olduğunu belirten Op. Dr. Cihan Şahan, “Obezite cerrahisinde yaklaşık 60-70 yıldır uygulanan gastrik by-pass ve yine son 20 yıldır uygulanan tüp mide ameliyatlarından elde edilen başarılı sonuçlar önem arz ediyor. Dünyada salgın haline gelen obezitenin önlenmesinde cerrahinin en etkin ve son yıllarda güvenle uygulanan yöntemler haline gelmesi sebebiyle, obezite derecesinin aşağı çekilerek kılavuzların oluştuğunu düşünüyorum. Ayrıca kronik hastalıkların gerilemesindeki etkisi de önemlidir. Örnek olarak söylemek gerekirse, özellikle ailesel olmayan diyabeti olan obezite hastalığı olan kişilerde obezite ameliyatı sonrası diyabetin yüzde 90’ların üzerinde gerilediği ve hatta ilaç kullanımlarının tamamen bırakıldığını gösteren çalışmalar vardır.</p>
<p><strong>“OBEZİTEYİ ÖNLEDİĞİMİZDE YAŞAM SÜRESİ UZUYOR” </strong></p>
<p>Op. Dr. Şahan, “Obezite hastalığı olan bireylerin normla kilolu bireyler ile kıyaslandığında obezite hastalığı olan kişilerin ortalama yaşam sürelerinin 10 yıl daha az olduğu gösterilmiştir. Obeziteyi önlediğimizde bu anlamda hem yaşam süresi uzuyor hem de obeziteye bağlı kronik hastalıkların özellikle tansiyon, şeker ve kalp hastalığı gibi hastalıkların gerilediği ve yaşam kalitesinin arttığını söylemek mümkün.” dedi.  </p>
<p><strong>“HASTA UYUMU, BAŞARI ORANINI ARTIYOR” </strong></p>
<p>Obezite cerrahisinin başarısında multidisipliner yaklaşımın çok önemli olduğunu vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı Op. Dr. Cihan Şahan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Hastanın ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi ve ameliyat sonrasında da iyi takip edilmesi gerekir.  Hastaların psikolojik olarak bu süreçlere hazır olması, ameliyat sonrası yeni bir yaşam tarzının benimsenmesi, takip programlarına ve beslenme önerilerine uymaları son derece önem teşkil etmektedir. Deneyimli bir ekibin olması gerektiği gibi ameliyat sonrası dönemde hasta takipleri de önemli rol oynamaktadır. Tüm bu süreçleri ameliyat öncesinde hasta ile paylaşıyoruz. Ameliyat sonrası dönemde hasta ne kadar uyum sağlıyorsa, başarı oranı da o oranda artıyor ve uzun yıllar kalıcı oluyor. Bu kalıcılığın sağlanması için ameliyattan sonraki 1 yıl hastalarımız yakından takip ediliyor sonrasında da yıllık takipler yapılarak bu takip süresi 5 yıla kadar devam ediyor. Ameliyat öncesi, ameliyat dönemi ve ameliyat sonrası dönemi kapsayan tüm süreçleri deneyimli ve koordineli bir ekiple takım çalışması yaparak yürütüyoruz.”</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/obezite-cerrahisinde-yeni-donem-ameliyat-icin-uygunluk-kriterlerinde-obezite-derecesi-dusuruldu-345074">Obezite Cerrahisinde Yeni Dönem; Ameliyat İçin Uygunluk Kriterlerinde Obezite Derecesi Düşürüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
