<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>alarm | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/alarm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/alarm</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>alarm | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/alarm</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:53:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[Araz]]></category>
		<category><![CDATA[derneği]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarda]]></category>
		<category><![CDATA[hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hipertansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622851</guid>

					<description><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş’ta düzenlenen etkinlikte uzmanlar, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun artırılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, hipertansiyon, diyabet ve obezite gibi hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde ciddi komplikasyonlara ve erken ölümlere yol açtığını vurguladı.</p>
<p>27 Mart ‘Dünya Tedaviye Uyum Günü’ kapsamında Kahramanmaraş KİGEM Kadın İşgücünü Geliştirme Merkezi’nde Prof. Dr. Mustafa Araz ve Prof. Dr. Oktay Ergene, Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla Türkiye’de ilk defa 14 derneğin iş birliği ile hayata geçen “Türkiye 2030’da yüzde 50” projesi kapsamında vatandaşlarla bir araya geldi. Hasta, hasta yakını, sağlık profesyonelinin katıldığı ve katılımcıların tansiyon değerlerinin ölçülmesiyle başlayan etkinliğin moderatörlüğünü tiyatro sanatçısı-yönetmen Mert Öner yaptı.</p>
<p><strong>Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Araz, </strong>Dünya Tedaviye Uyum Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kronik hastalıklarda tedaviye uyumun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Kronik hastalıkların uzun vadede organ ve dokularda ciddi hasarlara yol açtığını ifade eden Araz, “En sık görülen hastalıklar arasında hipertansiyon ve diyabet yer alıyor. Bu hastalıklar; kalp, damar, böbrek ve sinir sistemi gibi birçok organda hasara neden olarak uzun vadeli komplikasyonlara ve ölüm riskinde artışa yol açıyor” dedi.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de kronik hastalık oranları yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de hipertansiyonun erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 31’inde, diyabetin ise yüzde 16’sında görüldüğünü aktaran Araz, bu oranların yüksekliğine dikkat çekti. Kontrol oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Araz, kronik hastalıklarda hedef değerlere ulaşma oranının yüzde 30-40 civarında olduğunu kaydetti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de tedaviye uyum oranı yüzde 36&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun hem dünyada hem de Türkiye’de yeterli düzeyde olmadığını dile getiren Araz, “Hastaların tedaviye uyum oranı dünya genelinde yüzde 30 ila 50 arasında. Türkiye’de ise bu oran yaklaşık yüzde 36 seviyesinde” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Uyum artarsa ölüm ve komplikasyonlar azalıyor&#8221;</p>
<p>Tedaviye uyumun artırılmasının önemli kazanımlar sağlayacağını vurgulayan Araz, “Tedaviye uyum sayesinde ölüm oranlarında yaklaşık yüzde 21 azalma, organ hasarı ve komplikasyonlarda ise yüzde 30 ila 50 oranında düşüş sağlamak mümkün” dedi.</p>
<p>&#8220;2030’da tedavi başarı hedefi yüzde 50&#8221;</p>
<p>2030 yılına yönelik hedeflere de değinen Araz, tedaviye uyumu artırarak tedavi başarısında artışa yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti ve “Amacımız Türkiye’de tedavi başarı oranını diyabette yüzde 36,7’den, hipertansiyonda ise yüzde 22,2’den %50’ye çıkarmak. Bu sayede hastalıkların uzun vadede oluşturduğu zararları azaltmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> &#8220;Metabolik hastalıklar erken ölümlerin başlıca nedeni&#8221;</p>
<p><strong>Kalp Damar Hastalıklarından Korunma ve Farkındalık Derneği Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene</strong> ise diyabet, obezite ve hipertansiyonun birbiriyle bağlantılı olduğunu belirterek, bu hastalıkların kontrol altına alınmaması halinde erken ölüm riskinin ciddi şekilde arttığını söyledi.</p>
<p>Metabolik hastalıkların temelinde obezite ve glikoz kontrol bozukluğunun yer aldığını belirten Ergene, “Diyabet, kalp ve böbrek hastalıkları birbiriyle ilişkili. Bu hastalıklar orta ve uzun vadede ciddi organ hasarlarına yol açarak dünyada erken ölümlerin en önemli nedenlerinden biri haline geliyor” dedi.</p>
<p>&#8220;50 yaş sonrası risk hızla artıyor&#8221;</p>
<p>ABD’de yapılan bir araştırmaya değinen Oktay Ergene, belirli yaşın üzerindeki bireylerde bu hastalıklardan en az birinin görülme oranının yüzde 90’ların üzerine çıktığını belirterek, “50 yaş sonrası 10 kişiden 9’unda bu hastalıklardan en az biri görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de obezite ve diyabet oranı yüksek&#8221;</p>
<p>Türkiye’de obezite oranının erişkin nüfusta yüzde 36-40 seviyelerinde olduğunu, diyabetin ise yaklaşık yüzde 17 oranında görüldüğünü aktaran Ergene, bu oranların Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>&#8220;Türkiye’de yaşam süresi daha kısa&#8221;</p>
<p>Türkiye’de yaşam süresinin gelişmiş ülkelere göre daha kısa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oktay Ergene, “Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 80’li yaşların üzerine çıkarken, Türkiye’de bu rakam 77 civarında. Arada 10 yıla varan farklar bulunuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazanılmalı&#8221;</p>
<p>Hastalıkların önlenmesinde sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine işaret eden Ergene, yaşam tarzının genç yaşlarda düzenlenmesi gerektiğini belirtti. Hastalık geliştikten sonra ise ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğunu söyledi.</p>
<p>&#8220;Hipertansiyon çoğu zaman ciddiye alınmıyor&#8221;</p>
<p>Hipertansiyonun çoğu zaman hafife alındığını dile getiren Prof. Dr. Oktay Ergene, “Hipertansiyon, dünyadaki ölümlerin ve kalp hastalıklarının önemli bir kısmından sorumlu. Ancak toplumda yeterince ciddiye alınmıyor ve ilaç kullanımı ihmal ediliyor. Türkiye’de sağlık sisteminde ilaca erişim çok iyi durumda iken kronik hastalıklar için düzenli ilaç kullanım oranlarımız çok düşük.” dedi.</p>
<p>&#8220;Tuz tüketiminin azaltılması önemli&#8221;</p>
<p>Toplumsal önlemlerin önemine de değinen Ergene, tuz tüketiminin azaltılmasının hipertansiyonla mücadelede önemli bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>&#8220;70 yaşında hipertansiyon oranı yüzde 70&#8221;</p>
<p>İleri yaşlarda hipertansiyon görülme sıklığının arttığını ifade eden Ergene, “30 yaşındaki bireylerde hipertansiyon görülme oranı %30 iken, 40 yaşındaki bireylerde %40, 70 yaşındaki bireylerde ise bu oranı %70’i buluyor. Yani 10 kişiden 7’sinde hipertansiyon var” dedi. </p>
<p> &#8220;Tansiyon kontrolü hayati önem taşıyor&#8221;</p>
<p>Kan basıncının kontrol altına alınmasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Ergene, “Günümüzde artık biliyoruz ki tansiyonun 130/80 mmHg’nin altına indirilmesi gerekiyor. Aksi halde kalp krizi ve inme riski ciddi şekilde artıyor. Basit bir ilaç tedavisiyle bu riskleri büyük ölçüde azaltmak mümkün” diye konuştu.</p>
<p>“Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır.”</p>
<p><strong>Tiyatro sanatçısı Mert Öner</strong> ise aynı takvimde buluşan Dünya Tedaviye Uyum Günü ve Dünya Tiyatro Günü’nün adeta hayatın dengesine vurgu yaptığını söyledi: “27 Mart’ın iki anlamı var: Dünya Tiyatro Günü ve Tedaviye Uyum Günü. Aynı günde buluşmaları, hayatın hem sahnede hem bedenimizde aynı incelikli dengeyle aktığını hatırlatıyor; bu rastlantının içinde tuhaf bir sevinç, derin bir anlam var.   Sahne, insanın doğayla yeniden aynı ritmi aradığı yerdir. Bir nefes, bir söz, bir beden…  Hepsi görünmeyen bir uyumun parçası. Tiyatro hatırlatır. Uyum yaşatır. Hikâyeler ise unuttuklarımızı iyileştirir. Bizi birbirimize, toprağa, hayata yeniden bağlar. Çünkü dünya, ancak hikayelerimizi paylaştığımız sürece dengede kalır.” diye konuştu.</p>
<p>“Türkiye 2030’da yüzde 50 projesi”</p>
<p>Dünyada veriler her iki hastadan birinin tedaviye uyumsuz olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü rakamlarına göre dünyada 1.3 milyar kişi hipertansiyon, 800 milyondan fazla kişi de diyabet hastası. Her 9 kişiden biri diyabetle yaşadığının farkında değil. OECD verileri, tedaviye uyumun artmasıyla uzun dönemde ölüm oranlarının yüzde 21 azaltılabileceğini gösteriyor. Aynı araştırma, yüksek hasta uyumunun sağlık harcamaları üzerinde yıllık 125 milyar Euro katkı sağlayabileceğini ortaya koymaktadır.  </p>
<p>Türkiye’de ise tüm erişkinlerin yüzde 31’i hipertansiyon, yüzde 16,6’si diyabet hastası. Hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların yarısı ilk iki yılda tedavilerini yarım bırakıyor. Tedaviye uyum sağlamayan hastaların hastaneye yatışlar üzerindeki artış oranı yüzde 20’ye varıyor. Alarm veren bu tablonun değişmesine katkı sağlamak için hayata geçen Türkiye 2030’da %50 projesi 13 uzmanlık 1 hasta derneğinin katılımıyla ortaya çıkan ve hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda hastanın tedaviye uyumu ve tedavi başarısının yükselmesini hedefleyen bir sosyal sorumluluk projesidir.  Servier Türkiye’nin koşulsuz desteklediği bu projenin amacı 2030 yılına kadar hipertansiyonda %22,2, diyabette yüzde 36,7 olan tedavi başarı oranını %50’ye çıkartmaktır.</p>
<p>“14 dernek ortak amaç için birleşti”</p>
<p>Hipertansiyon ve diyabet gibi kronik hastalıklarda tedaviye uyum oranlarını yükselterek hastalık kontrol başarısını 2030&#8217;a kadar en az yüzde 50&#8217;ye ulaştırmayı hedefleyen bu projede, Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor.  </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-kronik-hastaliklarda-alarm-tedaviye-uyum-hayati-onemde-622851">Türkiye&#8217;de kronik hastalıklarda alarm: Tedaviye uyum hayati önemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-isgucune-katiliminda-alarm-artis-var-ama-ivme-kayboluyor-612810</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Feb 2026 09:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın İstihdamı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların]]></category>
		<category><![CDATA[katılım]]></category>
		<category><![CDATA[katılımında]]></category>
		<category><![CDATA[şgücüne]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>
		<category><![CDATA[var]]></category>
		<category><![CDATA[vme]]></category>
		<category><![CDATA[yön]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=612810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların işgücüne katılım oranı, bir ülkenin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik düzeyini ve sosyal politikalarının etkinliğini de yansıtan temel göstergelerden biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-isgucune-katiliminda-alarm-artis-var-ama-ivme-kayboluyor-612810">Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların işgücüne katılım oranı, bir ülkenin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik düzeyini ve sosyal politikalarının etkinliğini de yansıtan temel göstergelerden biri. Küresel ölçekte kadın istihdamında artış eğilimi sürse de son yıllarda bu ivmenin yavaşladığı görülüyor. İstinye Üniversitesi iktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Figen Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artmakla birlikte hem dünya hem de Avrupa Birliği ortalamalarının gerisinde kalıyor. Uzmanlara göre tablo, kadınların istihdama erişiminde ve kariyer ilerlemesinde süregelen yapısal sorunlara işaret ediyor.</p>
<p><strong>“Kadınların iş gücüne katılım artışı yavaşladı”</strong></p>
<p>Kadınların işgücüne katılım oranı artışının son yıllarda yavaşladığını belirten Prof. Dr. Figen Yıldırım, şunları söyledi:</p>
<p>“Kadınların işgücüne katılım oranı, çalışma çağındaki kadın nüfusun ne kadarının istihdamda ya da aktif olarak iş aradığını gösteren temel bir göstergedir. Bu oran, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda toplumsal eşitlik, eğitim düzeyi ve sosyal politika etkinliğini de yansıtır. Dünya genelinde, kadınların işgücüne katılım oranı uzun vadede artış eğiliminde olmakla birlikte son yıllarda bu artışın belirgin biçimde yavaşladığı görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Bankası verilerine göre, küresel kadın işgücüne katılım oranı bugün yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. 2014 sonrası dönemde özellikle gelişmekte olan ülkelerde artış sürmüş, ancak pandemi sonrası toparlanma süreci bu ivmeyi sınırlamıştır. Küresel ölçekte hâlâ erkeklerle kadınlar arasında yaklaşık 18–20 puanlık bir katılım farkı bulunmaktadır.”</p>
<p><strong>Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış gösteriyor</strong></p>
<p>“Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı, 2000’li yılların başına kıyasla artmış olsa da bu artış yavaş ve kırılgan bir seyir izlemektedir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>“Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı 2002’de yaklaşık yüzde 27,9 iken 2023’te yüzde 35,8’e, 2024 itibarıyla ise yaklaşık yüzde 36 düzeyine yükselmiştir. Bu durum uzun vadede bir ilerlemeye işaret etse de, son beş yılda artış hızının belirgin biçimde düştüğü görülmektedir. Pandemi dönemi kadın istihdamını olumsuz etkilemiş, toparlanma ise sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de eğilim yön olarak yukarı, ancak hız açısından zayıflamış durumdadır. Ancak bu oranları yalnızca toplam katılım üzerinden okumak yeterli değildir. Alt kırılımlara bakıldığında tablo daha çarpıcıdır. Türkiye’de kadın istihdam oranı yaklaşık yüzde 31–35 bandında seyrederken, kadınların yönetici pozisyonlarındaki payı yüzde 20’ler düzeyindedir. Bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinin belirgin biçimde gerisindedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de kadınlar istihdama girmekte zorlandıkları gibi, girdiklerinde de yukarı doğru ilerlemede ciddi bir ‘cam tavan’ ile karşılaşmaktadır.”</p>
<p><strong>“AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumda”</strong></p>
<p>Avrupa Birliği ülkelerinde farklı bir tablo olduğuna dikkat çeken Profesör, “Avrupa Birliği ülkelerinde ise tablo farklıdır. Eurostat verilerine göre AB’de kadınların istihdam oranı yüzde 70,8 düzeyine ulaşmış durumdadır. Kadınların işgücüne katılımı yüksek ve istikrarlıdır. Ayrıca son on yılda beyaz yaka kadın istihdamı düzenli biçimde artarken, mavi yaka kadın istihdamının payı azalmaktadır. Bu durum, Avrupa’da mesleki dönüşümün ve nitelikli istihdama geçişin kadınlar açısından daha sistematik biçimde yönetildiğini göstermektedir. Buna karşın AB ülkelerinde de kadınların üst ve karar verici pozisyonlarda temsili, toplam istihdam içindeki paylarına kıyasla daha düşüktür. Yani Avrupa’da temel sorun istihdama katılım değil, yüksek düzeyli görevlerde eşit temsil meselesidir. Türkiye ile Avrupa arasındaki fark tam da bu noktada belirginleşmektedir. Avrupa’da sorun daha çok ‘yükseliş’, Türkiye’de ise hem ‘katılım’ hem ‘yükseliş’tir. Türkiye’de kadınlar istihdamda nicel olarak sınırlı temsil edilirken, nitel olarak da yönetim kademelerinde yoğun bir ayrışma yaşamaktadır. 2014–2023 döneminde beyaz yaka kadın istihdamı artmış olsa da bu artış yönetici pozisyonlarına aynı oranda yansımamıştır” dedi.</p>
<p><strong>“Kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde”</strong></p>
<p>Kadınlar iş dünyasında karşılaştığı en büyük zorluklarla ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu:</p>
<p>“Kadınların iş dünyasında karşılaştığı sorunlar tek bir başlık altında toplanamaz; yapısal, kültürel ve kurumsal engeller iç içedir. Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı artış eğiliminde olsa da hâlâ AB ve dünya ortalamalarının oldukça altındadır; bu da sorunun yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını göstermektedir. En temel sorunlardan biri bakım yükünün büyük ölçüde kadınların üzerinde olmasıdır. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımına yönelik kamusal hizmetlerin yetersizliği ile esnek çalışma modellerinin yaygın olmaması, kadınların istihdama katılımını ve işte kalıcılığını olumsuz etkilemektedir. Bir diğer önemli alan kariyer ilerlemesidir. Kadınlar istihdama girseler bile yönetici pozisyonlara yükselmede ciddi bir cam tavanla karşılaşmakta; kadın yönetici oranının yüzde 20’lerde kalması bu durumu ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri, görünmez önyargılar ve ücret eşitsizliği de bu tabloyu pekiştirmektedir. AB ve küresel örnekler, kalıcı ilerlemenin eğitim, bakım altyapısı, esnek çalışma ve eşitlikçi politikaların birlikte uygulanmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda kadın istihdamını destekleyen ekosistemler ve buna özgü üretim alanları geliştirilmelidir.”</p>
<p><strong>“Ücret eşitsizliği kader değildir”</strong></p>
<p>“Türkiye’de cinsiyete dayalı ücret farkı, bireysel bir adaletsizlikten çok yapısal bir eşitsizliktir” diyen Yıldırım, şöyle devam etti:</p>
<p>“TÜİK ve OECD verilerine göre kadınların ortalama kazancı erkeklere kıyasla yaklaşık yüzde 15–20 daha düşüktür. Eğitim düzeyi yükseldikçe fark azalsa da tamamen ortadan kalkmamaktadır. Bu durum, sorunun doğrudan ‘aynı iş–aynı ücret’ ihlalinden ziyade dolaylı ve yapısal mekanizmalarla ortaya çıktığını göstermektedir. Ücret farkının temel nedenlerinden biri kadınların daha düşük ücretli sektör ve pozisyonlarda yoğunlaşmasıdır. Kadınlar daha çok hizmet sektöründe, kayıt dışı ya da yarı zamanlı işlerde yer alırken; erkekler ücret ve terfi imkânı daha yüksek alanlarda çalışmaktadır. Dolayısıyla fark çoğu zaman aynı unvandan değil, farklı kariyer yollarından kaynaklanmaktadır. Bir diğer önemli neden kariyer kesintileridir. Çocuk ve bakım sorumlulukları nedeniyle kadınlar iş yaşamına ara verebilmekte, daha yavaş terfi etmekte ya da daha düşük ücretli esnek işleri tercih etmek zorunda kalmaktadır. Buna ek olarak, yönetici pozisyonlarda kadınların düşük temsili, görünmez önyargılar, ücret pazarlığında dezavantaj ve şeffaf olmayan ücret politikaları da farkı derinleştirmektedir. Uluslararası örnekler bu sorunun çözülebilir olduğunu göstermektedir. İzlanda’da eşit ücret belgelendirme zorunluluğu, AB’de ise 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek ücret şeffaflığı düzenlemeleri ücret farkının azaltılmasında etkili araçlardır. İskandinav ülkelerinde babalık izninin zorunlu ve devredilemez olması da kadınların kariyer kesintilerini azaltarak uzun vadede ücret eşitsizliğini düşürmüştür. Türkiye’de ücret eşitsizliğinin azaltılması için ücret şeffaflığının artırılması, objektif ücret ve terfi sistemlerinin kurulması, düzenli ücret eşitliği analizlerinin yapılması ve kadınların yönetici pozisyonlara yükselmesini destekleyen politikaların güçlendirilmesi kritik önem taşımaktadır. Sonuç olarak, ücret eşitsizliği kader değildir; kamu ve özel sektörün eş zamanlı ve kararlı adımlarıyla kalıcı biçimde azaltılabilir.”</p>
<p><strong>“Bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekli”</strong></p>
<p>Prof. Dr. Figen Yıldırım, daha fazla kadının iş gücüne katılımı alınabilecek önlemlerle ilgili ise şunları söylüyor:</p>
<p>“Türkiye’nin kadın istihdamında gerçek bir sıçrama yapabilmesi için parça parça çözümler yerine bütüncül ve kararlı bir dönüşüm iradesi gerekmektedir. Yalnızca istihdam yaratmak yeterli değildir; kadınların işgücüne katılımını sınırlayan yapısal engeller eş zamanlı ele alınmalıdır. Bu noktada bakım yükünü hafifletecek kamusal mekanizmaların güçlendirilmesi, özellikle yaygın kreşler ve yaşlı bakım hizmetleri, kadın istihdamında en hızlı ve kalıcı etkiyi yaratmaktadır. İkinci kritik alan, esnek ama güvenceli çalışma modellerinin yaygınlaştırılmasıdır. Uzaktan çalışma, esnek saatler ve sosyal güvenceden kopmayan yarı zamanlı istihdam, özellikle eğitimli kadınların işgücünde kalıcılığını artırmaktadır. Avrupa Birliği deneyimleri, bu modellerin kadın istihdamını istikrarlı biçimde yükselttiğini göstermektedir. Ancak kalıcı dönüşüm, kadınların yönetici ve karar alma pozisyonlarına erişimiyle mümkündür. Şeffaf terfi sistemleri, mentorluk programları ve üst yönetimde cinsiyet dengesi hedefleri; ücret eşitsizliği ve cam tavan sorununu azaltan en etkili araçlardır. Bu çerçevede USİKAD ve İstinye Üniversitesi iş birliğiyle geliştirilen Kadın Organize Sanayi Bölgesi projesi, kamu, özel sektör ve akademiyi bir araya getiren bütüncül bir model sunmaktadır. Kadın OSB; bakım altyapısı, nitelikli istihdam ve liderlik programlarıyla kadınların üretimden yönetime uzanan değer zincirine katılımını hedefleyen ölçeklenebilir bir iş birliği örneğidir. Kadın odaklı kamu ve özel sektör projelerinin yaygınlaşması, yalnızca farkındalık değil, kalıcı çözüm üretir. Gerçek eşitlik ise kız çocuklarını ailede söz sahibi bireyler ve iş yaşamında güçlü aktörler olarak yetiştirmekle başlar.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadinlarin-isgucune-katiliminda-alarm-artis-var-ama-ivme-kayboluyor-612810">Kadınların İşgücüne Katılımında Alarm: Artış Var Ama İvme Kayboluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çeşme Turizminde Alarm Zili: Güvenli Tesisler İçin Kritik Toplantı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cesme-turizminde-alarm-zili-guvenli-tesisler-icin-kritik-toplanti-610909</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[güvenli]]></category>
		<category><![CDATA[tesisler]]></category>
		<category><![CDATA[toplantı]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[turizminde]]></category>
		<category><![CDATA[zili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Yeni Yangın Yönetmeliği kapsamında konaklama tesislerine tanıdığı uyum sürecinin devam ettiği bu dönemde, Çeşme’de turizm sektörü için kritik bir toplantı düzenleniyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesme-turizminde-alarm-zili-guvenli-tesisler-icin-kritik-toplanti-610909">Çeşme Turizminde Alarm Zili: Güvenli Tesisler İçin Kritik Toplantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Yeni Yangın Yönetmeliği kapsamında konaklama tesislerine tanıdığı uyum sürecinin devam ettiği bu dönemde, Çeşme’de turizm sektörü için kritik bir toplantı düzenleniyor.</p>
<p>Alaçatı Turizm Derneği öncülüğünde gerçekleştirilecek “Güvenli Tesis, Sürdürülebilir Turizm – Yeni Yangın Yönetmeliği ve 2026 Sezonu Perspektifi” başlıklı toplantı, 11 Şubat 2026 tarihinde Çeşme Ilıca Otel’de yapılacak.</p>
<p>Toplantıda; yeni yangın yönetmeliğine uyum sürecinde tesislerin karşılaşabileceği teknik ve idari riskler, denetimlerde öne çıkan kritik eksiklikler ve olası mağduriyetlerin önlenmesine yönelik yol haritaları ele alınacak. Bakanlık tarafından tanınan sürenin etkin ve doğru kullanılması açısından toplantının, özellikle konaklama işletmeleri için hayati öneme sahip olduğu vurgulanıyor.</p>
<p>Programın ilk bölümünde İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı yetkilileri ve uzman isimler, sahadaki uygulamalara ilişkin bilgilendirme yapacak. Toplantının devamında Mehmet İşler (ETİK Başkanı &#038; TGA Yönetim Kurulu Üyesi) Türkiye turizminin 2026 sezonu beklentilerini aktaracak.</p>
<p>Sürdürülebilirlik başlığı Levent Köseoğlu’nun karbon nötr uygulamalara ilişkin sunumuyla ele alınırken, toplantı Salim Kadıbeşegil’in katılımıyla gerçekleştirilecek açık oturumla sona erecek. Oturumda, Alaçatı’nın marka değeri, kurumsal itibar ve destinasyon algısı değerlendirilecek.</p>
<p>Alaçatı Turizm Derneği Başkanı Kerem Ünsal, toplantının önemine dikkat çekerek, “Bakanlığın tanıdığı süreyi doğru değerlendirmek ve 2026 sezonuna güvenli tesislerle girmek zorundayız. Bu toplantı, bölge turizmi için ortak akıl oluşturma açısından kritik bir fırsat” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cesme-turizminde-alarm-zili-guvenli-tesisler-icin-kritik-toplanti-610909">Çeşme Turizminde Alarm Zili: Güvenli Tesisler İçin Kritik Toplantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı alarm veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor-608562</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alan]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[artış]]></category>
		<category><![CDATA[Ayas]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencileri]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilerinde]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>
		<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, dünya genelinde üniversite öğrencileri arasında ruh sağlığı sorunlarının son on yılda ciddi biçimde arttığını ve mevcut destek sistemlerinin bu artışı karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor-608562">Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, dünya genelinde üniversite öğrencileri arasında ruh sağlığı sorunlarının son on yılda ciddi biçimde arttığını ve mevcut destek sistemlerinin bu artışı karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koydu.</p>
<p>Küresel ölçekte 72 bin 288 lisans öğrencisinin katıldığı araştırma, dünya genelindeki üniversitelerde ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşandığına, son on yılda lisans öğrencileri arasında kaygı, depresyon, intihar düşüncesi ve kendine zarar verme vakalarının belirgin biçimde arttığına dikkat çekti.</p>
<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, dikkat çeken bu araştırmayı değerlendirdi.</p>
<p><strong>Pandemi, ruh sağlığı açısından da bir krizdi</strong></p>
<p>Araştırmanın, üniversitelerdeki ruh sağlığı krizinin Covid-19 Pandemisi döneminde artış gösterdiğini ve sonrasında biraz azalma eğilimi olduğunu vurguladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Fakat yine de 2013’ten bu yana bir artıştan söz edilebilir. Pandemiyi yalnızca fizyolojik bir sağlık krizi olarak değil hem fizyolojik sağlığa hem sosyal hayata hem de ruh sağlığına yönelik bir kriz olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla ruh sağlığı alanındaki sorunlarda görülen pandemi dönemdeki artış, kriz olarak tanımlanabilir.” dedi.</p>
<p><strong>Ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı</strong></p>
<p>Ruh sağlığı sorunlarının yalnızca bireysel zorluklardan kaynaklanmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Pandemi dönemi aktif olarak sona erse de psikolojik anlamdaki etkilerinin sona ermesi daha uzun soluklu olacaktır. Bunun yanında Dünya Sağlık Örgütü ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı olarak belirlemiştir. Bu yaş dönemindeki artışın, bireysel sorunlardan öte biyolojik ve toplumsal nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Özellikle şizofreni, bipolar bozukluk gibi bazı psikotik özellikli bozuklukların başlangıç yaşı ortalama olarak (19-25) bu döneme denk gelmektedir. Bu tamamen ruhsal bozukluğun ortaya çıkışına yönelik biyolojik bir nedendir. Bunun yanında bu yaş döneminin getirdiği bazı bireysel ve toplumsal nedenler de bu hastalıkların oraya çıkışında önemli stres faktörü olabilmektedir.”</p>
<p><strong>Üniversiteye geçiş psikolojik olarak kırılgan bir dönem</strong></p>
<p>Üniversiteye geçiş sürecinin gençler için neden bu kadar hassas olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, şöyle devam etti:</p>
<p>“Biyolojik nedenlerin yanında, toplumsal açıdan bakıldığında üniversite dönemi; aileden bağımsızlaşılan, sorumlulukların arttığı, akran ilişkilerinin yoğunlaştığı, mali problemlerin oluşabildiği, zaman yönetiminin önem kazandığı bir dönmedir. Tüm bu sayılanlara mali zorluklar, gelecek endişeleri gibi daha çok sosyoekonomik açıdan dezavantajlı koşullar eşlik ettiğinde kaygı bozukluğu, depresyon gibi ruhsal bozuklukların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla üniversite dönemindeki değişim ve bağımsızlık tek başına gençlerin gelişimi, olgunlaşması, yetişkinliğe adım atılması için avantaj sağlarken, bu döneme mali dezavantaj, gelecek endişeleri, sosyal destek eksikliği, politik endişeler gibi olumsuz durumlar dezavantaja çevirebilir ve gençlerin ruh sağlığında kırılganlık yaratabilir. Fakat unutmamak gerekir ki üniversite dönemindeki bu bağımsızlaşma girişimleri ve üniversite yaşam deneyimleri gençlerin yetişkinlik dönemi için çok önemli bir temel oluşturmaktadır. Özellikle ailesinden ayrı şehirde bulunan üniversite öğrencileri için bu çok daha önemli ve kazandırıcı bir deneyim olmaktadır.”</p>
<p><strong>Psikolojik esneklik ve duygu düzenleme çok önemli</strong></p>
<p>Kaygı ve depresyon oranlarındaki artışı da ele alan Dr. Ayas, “Bireylerin psikolojik dayanıklılığının belirleyicisinin, başına gelen olaylardan çok başına gelen olayları nasıl yorumladığı olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla psikolojik esneklik bireylerin karşılaştıkları zorlu yaşam olaylarına karşı daha az ruhsal bozukluk geliştirmeleri için önemli faktördür. Duyguları tanıma, ifade edebilme ve düzenleyebilme becerileri psikolojik esneklik ve psikolojik dayanıklılık için geliştirilmesi gereken önemli becerilerdir.” dedi.</p>
<p>Belirsizlik, gelecek kaygısı ve başarısızlık korkusunun, öğrencilerin ruh sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “İçinde bulunan ekonomik zorluklar, gelecek endişeleri, sosyal açıdan dezavantajlı gruplarda ruh sağlığı için önemli risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli</strong></p>
<p>Üniversitelerde sunulan psikolojik danışmanlık hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Üniversitelerdeki psikolojik destek birimlerinin; oryantasyonlarda daha iyi tanıtılması, öğrenciler açısından ulaşılabilir olması, alanında uzman profesyonelleri çalıştırması çok önemlidir. Bunun yanında üniversitelerin koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmalar yapmaları da önemlidir.</p>
<p><strong>Dezavantajlı gruplardaki öğrenciler ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmeli</strong></p>
<p> Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmaların, ruhsal problemler ortaya çıkmadan önlemeye yönelik çalışmalar olduğu için, en az ruh sağlığı müdahale programları kadar önemli olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle özellikle üniversitelerde; öğrencilerin sosyal becerileri geliştirici kulüp etkinliklerine önem verilmesi ve desteklenmesi, öğrencilerin yaşadığı hem akademik hem de diğer zorlukla baş edebilmeleri ve olumlu yaşam deneyimleri kazanabilmeleri adına etkinlik, festival, şenlik gibi organizasyonların düzenlenmesi, dezavantajlı gruplardaki öğrencilerin ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesi üniversite öğrencilerinin ruh sağlığına yönelik önemli koruyucu hizmetler olarak önem arz etmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>
<p><strong>13 yıldan bu yana Pozitif Psikoloji dersi…</strong></p>
<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten Üsküdar Üniversitesi’nde 2013 yılından bu yana Pozitif Psikoloji dersleri zorunlu ders olarak veriliyor.</p>
<p><strong>Dünyanın sayılı üniversitelerine öncü oldu </strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi, bu alanda öncü olarak dünyanın sayılı üniversitelerinden yıllarca önce bu dersi akademik ders programına alan ilk üniversite oldu. Mutluluk dersleri, pozitif psikoloji alanında ülkemizde yapılan çalışmaların önemini de hatırlattı. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor-608562">Üniversite öğrencilerinde ruh sağlığı alarm veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deri Sektöründe Alarm Zilleri: İhracatçılar enflasyonla doğru orantılı kur istiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/deri-sektorunde-alarm-zilleri-ihracatcilar-enflasyonla-dogru-orantili-kur-istiyor-607034</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:48:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[deri]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyonla]]></category>
		<category><![CDATA[firma]]></category>
		<category><![CDATA[fiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hracatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[kur]]></category>
		<category><![CDATA[rekabet]]></category>
		<category><![CDATA[sektörün]]></category>
		<category><![CDATA[sektöründe]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[zilleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği, Nisan ayında gerçekleştirilecek genel kurul öncesinde sektörün 2018–2025 dönemine ilişkin performansını alt sektörler bazında değerlendirerek, 2026 ve sonrası için yol haritasını açıkladı. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deri-sektorunde-alarm-zilleri-ihracatcilar-enflasyonla-dogru-orantili-kur-istiyor-607034">Deri Sektöründe Alarm Zilleri: İhracatçılar enflasyonla doğru orantılı kur istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği, Nisan ayında gerçekleştirilecek genel kurul öncesinde sektörün 2018–2025 dönemine ilişkin performansını alt sektörler bazında değerlendirerek, 2026 ve sonrası için yol haritasını açıkladı. </p>
<p>Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin 2018–2025 değerlendirmesi; ihracat fiyatlarındaki değişimi, enflasyon-kur baskısı, artan maliyetleri ve küresel rekabetin boyutlarını ortaya koydu.</p>
<p>Başkan Zandar, ayakkabı sektörünün son yıllardaki seyrine ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>
<p>“2018 yılında 64 milyon dolar olan ayakkabı ihracatı, 2020’ye kadar 112 milyon dolarla iki katına çıktı. 2024–2025 döneminde ise 91 milyon dolara geriledi. 2018’de 336 olan ihracatçı sayımız, 2022’de 456’ya yükseldi. Birliğimize yaklaşık 100 yeni ihracatçı kazandırdık. Bu artışta özellikle İtalya’da düzenlenen Expo Riva Schuh Fuarı milli katılım organizasyonumuzun çok önemli katkısı oldu. Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen fuar dört gün sürdü ve katılımcı firmalar organizasyondan son derece memnun ayrıldı.” </p>
<p><strong>Deri sektörünün beklentisi enflasyonla doğru orantılı kur </strong></p>
<p>Erkan Zandar, “Kilogram ihracat fiyatı mamulde yükselmiş olsa da hammaddede düştü. Döviz kurunun enflasyondaki artışın gerisinde kalması nedeniyle uluslararası pazarlarda fiyat tutturmakta zorlanıyoruz. Çünkü Türkiye’de üretim maliyetlerinin ana kalemini enflasyona bağlı işçilik giderleri ve genel üretim maliyetleri oluşturuyor. 2018’de ayakkabıda ortalama kg ihraç fiyatımız 27,5 dolar seviyesindeydi. 2021–2022 döneminde bu rakam 20 dolara kadar geriledi. Bu süreçte kur artışı, iç maliyetlerdeki yükselişi kısmen dengeleyebiliyordu. Ancak sonraki dönemde kur ile enflasyon arasındaki bağ tamamen koptu. 2023’te önce 26 doları, ardından 24 doları gördük ancak ihracat geriye gitti. Ortalama 21 dolar seviyesindeyken yüksek hacimli satış yapabiliyorduk. Çünkü bu seviyede kur, maliyet artışlarını karşılayabiliyor; üreticiye rekabet gücü sağlayabiliyordu. Bugün 4 dolarlık fark bile sektörün tüm dengesini anlatıyor. İhracatçının en temel beklentisi; enflasyonla doğru orantılı, öngörülebilir bir kur politikasıdır. Bugün fiyat açısından pahalı bir ülke konumundayız.” dedi. </p>
<p><strong>Saraciye ve deri konfeksiyonda katma değer avantajı</strong></p>
<p>Saraciyenin halen sektörün en yüksek katma değerli alanlarından biri olduğunu belirten Zandar, “Kilogram fiyatı 21 dolardan 18 dolara geriledi, buna rağmen ihracatta ciddi bir düşüş yaşanmadı. Ancak Türkiye’de kapasitesi yüksek firma sayısının sınırlı. Saraciyede 250 bin dolar üzeri ihracat yapan firma sayımız sadece 7. Güçlü ve ölçekli firma sayısını artırmamız gerekiyor. Deri konfeksiyon sektöründe ise üretim zorlukları var. Katma değerli bir alan ancak nitelikli eleman bulmak zor, üretim maliyetleri yüksek ve ihracat fiyatını tutturmak her geçen gün daha güç hale geliyor.” diye konuştu. </p>
<p>Ham deri ve kürk ihracatında kilogram fiyatlarının 8 dolardan 5 dolara kadar gerilediğini belirten Erkan Zandar, bunun temel nedeninin dünya genelinde deri fiyatlarındaki düşüş olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Sektörde konsolidasyon süreci geliyor </strong></p>
<p>Başkan Zandar, önümüzdeki 5 yıllık perspektife ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Sektörümüzde ciddi bir konsolidasyon süreci yaşanacak. Sadece güçlü markalar ayakta kalacak. Tüketiciye ulaşabilen, fiyatı erişilebilir, üretim gücü olan markalar yoluna devam edecek; diğerleri ya dönüşecek ya da piyasadan çekilecek. Tüketici davranışları köklü biçimde değişiyor. Hibrit alışveriş modellerinin yaygınlaşıyor, yapay zekâ ve otomasyon yatırımları sektörün geleceğini belirliyor. Çin başta olmak üzere dünya otomasyon yatırımlarını hızla artırdı. Biz uzun yıllar ucuz iş gücüne güvendik. Bu oyunun dışında kaldık. Ayakta kalmak için teknoloji ve otomasyon yatırımlarını mutlaka yapmak zorundayız.” dedi. </p>
<p><strong>Türkiye’nin şansı butik ve katma değerli üretim</strong></p>
<p>Zandar, Türkiye’nin Mısır gibi düşük maliyetli ülkelere kıyasla farklı bir kulvarda rekabet edebileceğini vurgulayarak: “Bizim şansımız; butik üretim, saraciye, deri konfeksiyon ve ayakkabıda tasarım gücümüzdür. Ancak firmalarımızın fiziki altyapıları ve sertifikasyon süreçleri halen yetersiz. Bu alanlarda yoğun çalışmamız gerekiyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Uzak Doğu rekabet gücümüzü zayıflatıyor </strong></p>
<p>Başkan Zandar, “Hammadde maliyetlerimiz özellikle Uzak Doğu’dan gelen girdiler karşısında rekabet gücümüzü zayıflatıyor. Özellikle Çin’den temin edilen hammaddelerde ciddi bir fiyat rekabeti söz konusu. Bu durum üretim maliyetlerimizi artırırken, lojistik giderlerindeki yüksek seyir de ihracatçımızın yükünü ağırlaştırıyor. Bugün geldiğimiz noktada fiyat rekabetinde geride kalıyoruz.  Bu nedenle yalnızca üretmek değil, aynı zamanda etkili bir PR ve tanıtım stratejisi yürütmek zorundayız. Türk deri ve moda ürünlerinin uluslararası pazarlarda doğru anlatılması büyük önem taşıyor.” dedi. </p>
<p><strong>Hammaddeye erişim sektörün en can yakıcı sorunu</strong></p>
<p>Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Halil Gündoğdu, “Hepinizin sahada birebir yaşadığı, bizlerin de Yönetim Kurulu olarak her platformda dile getirdiği en can yakıcı sorundan başlamak istiyorum: Hammadde ve ara maddeye erişim. Biz ihracatçılar olarak Avrupa pazarında yıllarca &#8220;kaliteli üretim ve uygun fiyat&#8221; dengesiyle var olduk. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu avantajımızı kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Neden mi? Çünkü Türkiye’de üretimi dahi olmayan ara maddelere uygulanan yüksek ithalat vergileri ve gümrük koruyucu önlemler belimizi büküyor. Soruyorum sizlere; Türkiye’de üretilmeyen bir malzemenin ithalatına vergi koyarak kimi koruyoruz? Bu durum yerli üreticiyi korumuyor aksine ihracatçıyı rekabet edemez hale getiriyor.” dedi. </p>
<p><strong>Hem maliyette pahalıyız hem ürün kalitemiz dezavantajlı</strong></p>
<p>Gündoğdu, Avrupa’daki rakibin aynı ara maddeyi gümrüksüz, sadece vergisini ödeyip alırken; Türkiye’nin gümrük duvarlarına takıldığını söyledi. </p>
<p>“Bu durum bizi hem maliyette pahalı kılıyor hem de kaliteli hammaddeye ulaşamadığımız için ürün kalitemizde dezavantaj yaratıyor. Bizim, &#8220;Bu ürün Türkiye&#8217;de yoksa, ihracatçı bunu dünya fiyatlarından alabilmeli&#8221; tezini Bakanlık nezdinde sonuna kadar savunacağız. Çözüm odaklıyız, takipçisiyiz. Sadece sorunları değil, çözümleri de masaya yatırıyoruz.”</p>
<p><strong>Finansmana erişimde taleplerimiz var</strong></p>
<p>Bakanlık ile kurdukları temaslarda ihracatçıların finansmana erişimdeki zorluklarıyla ilgili iki temel talepleri olduğunu açıklayan Halil Gündoğdu şu sözlerle devam etti:</p>
<p>“Birincisi fuar katılımlarında firmalarımıza prefinansman (ön finansman) sağlanması, ikincisi hak edilen devlet teşviklerinin ödeme sürelerinin 1 ay gibi makul bir süreye indirilmesi. İhracatçı parasını yıllarca beklememeli, hemen üretime ve yeni pazarlara döndürmeli. Milli katılım organizasyonlarımızda, İtalya Expo Riva Schuh fuarında yakaladığımız o yüksek memnuniyeti ve başarıyı biliyorsunuz. Avrupa bizim kalemiz, buradaki faaliyetlerimizi artırarak sürdüreceğiz.” </p>
<p><strong>Hedef ABD pazarından yüzde 1 pay almak</strong></p>
<p>Gündoğdu, “ABD pazarında artık düşünce aşamasından aksiyon aşamasına geçmek zorundayız. Rakamlar ortada; ABD&#8217;nin deri ithalatından Türkiye&#8217;nin aldığı pay sadece %0,26. Daha da vahimi, Ege Bölgesi olarak bizim aldığımız pay %0,029. Yani binde bir bile değil! Hedefimiz yüzde 1 pay almak. Bu tabloyu değiştirmek boynumuzun borcudur. Ayrıca, deri konfeksiyon ürünlerimizin kıymetini bilen Kuzey Avrupa ülkeleri de önümüzdeki dönemde agresif pazarlama yapacağımız yeni rotalarımız olacak.” diye konuştu. </p>
<p><strong>İzmir Deri Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi kurulmalı</strong></p>
<p>Halil Gündoğdu, “Bugün sektörümüze baktığımızda; Deri Mamulleri özelinde bir OSB yer almamakta. Türkiye’nin en büyük 3. ili olan İzmir’imizde ise bu eksiklik artık daha fazla hissedilmektedir. Deri sektörümüzün kümelenememiş olması, dağınık yapıda kalması ne yazık ki sektörümüzü olumsuz etkilemektedir. Emek yoğun bir sektörüz; yan sanayinin gelişmesi, nitelikli ara eleman devamlılığının sağlanması ve istihdamın artırılması ancak sektörün bir arada, omuz omuza hareket etmesiyle mümkündür.” dedi.</p>
<p>Bölgeden gerçekleşen deri ve deri mamulleri ihracatının yarısının, 300 aktif firmanın içerisinden sadece 40 firmanın sırtladığını açıklayan Gündoğdu, “Bu sürdürülebilir değildir. Sektörümüzün kümelenmesi ve güçlenmesi, ihracatın tabana yayılmasını sağlayacak, geriye kalan firmalarımızı da oyunun içine daha güçlü bir şekilde dahil edecektir. Bu noktada hedefimiz nettir: İzmir Deri Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması. Önümüzdeki yeni dönemde başkan adaylığımı da açıklamak istiyorum.” diye konuştu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/deri-sektorunde-alarm-zilleri-ihracatcilar-enflasyonla-dogru-orantili-kur-istiyor-607034">Deri Sektöründe Alarm Zilleri: İhracatçılar enflasyonla doğru orantılı kur istiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 11:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Aktive]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[çıkarabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[modundan]]></category>
		<category><![CDATA[Sarılma]]></category>
		<category><![CDATA[sarılmak]]></category>
		<category><![CDATA[Sinir Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[temas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606766</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla, sarılmanın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766">Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, 21 Ocak Dünya Sarılma Günü dolayısıyla, sarılmanın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarıyor!</strong></p>
<p>Sarılmanın, basit bir temas gibi görünse de beyin ve sinir sistemi açısından oldukça güçlü bir düzenleyici etkisi olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, “Nörobiyolojik açıdan bakıldığında sarılma, insan bedenine ‘güvendesin’ mesajı veren en temel uyaranlardan biridir.” dedi.</p>
<p>Sarılma sırasında beyinde başta oksitosin olmak üzere bazı nörokimyasal maddelerin salınımının arttığını aktaran Erol, “Oksitosin, bağlanma, güven ve sakinlik duygusuyla ilişkilidir. Aynı anda stres hormonu olarak bilinen kortizol düzeyi düşmeye başlar. Bu denge değişimiyle birlikte kişi daha sakin, daha bağlı ve daha regüle hisseder. Kalp atışları yavaşlar, nefes derinleşir ve kas gerginliği azalır. Yani sarılma, bedeni biyolojik olarak ‘alarm modundan’ çıkarır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Sinir sistemi, sarılma yoluyla gevşeme fırsatı buluyor! </strong></p>
<p>Sarılmanın özellikle parasempatik sinir sistemini aktive ettiğine değinen Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu sistem, bedenin dinlenme ve onarım modudur.” dedi.</p>
<p>Günlük yaşamda sürekli tetikte olan sinir sisteminin, sarılma yoluyla kısa süreli de olsa gevşeme fırsatı bulduğunu kaydeden Erol, “Bu yüzden sarıldıktan sonra birçok kişi rahatladığını ya da daha iyi hissettiğini ifade eder. Bu his psikolojik olduğu kadar biyolojiktir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Sarılma, duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebilir! </strong></p>
<p>Yalnızlığın sadece duygusal bir durum olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog İpek Erol, “Beyinde tehdit algısını artıran bir süreçtir. Fiziksel temasın azalması, beynin sosyal güvenlik sinyallerini zayıflatır.” dedi.</p>
<p>Sarılmanın ise bu sinyalleri yeniden aktive ederek kişiye ‘yalnız değilsin’ mesajı verdiğini dile getiren Erol, bu nedenle sarılmanın, özellikle duygusal zorlanma dönemlerinde sözel destekten bile daha hızlı yatıştırıcı etki gösterebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, stres sistemini aktive edebilir! </strong></p>
<p>Çocuklarda sarılmanın, gelişmekte olan sinir sistemi için temel bir düzenleyici olduğunun altını çizen Klinik Psikolog İpek Erol, “Güvenli ve tutarlı fiziksel temas, çocuğun stres sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Sarılan çocuk, duygularının fark edildiğini hisseder ve bu deneyim beyninde duygu düzenleme yollarının gelişmesini destekler.” dedi.</p>
<p>Bu çocukların ilerleyen yaşlarda duygularını daha iyi tanıyacağını, sakinleşme becerilerinin daha güçlü olacağını aktaran Erol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Sarılma, çocuk beyninde güven ve sakinlik duygusunu destekleyen güçlü bir düzenleyicidir; ancak etkili ve sağlıklı olabilmesi için sınırlarla birlikte düşünülmeli. İstenmeyen, zorlayıcı ya da ani temas ise tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Yani aynı davranış, rıza yoksa beyin tarafından ‘tehdit’ olarak algılanabilir.</p>
<p>Sağlıklı sarılmanın sınır ilkelerinin başında ‘rıza’ gelir. ‘Sarılabilir miyim?’ gibi basit bir soru, çocuğun bedenine saygıyı öğretir. Zamanlama da önemli bir noktadır. Çocuk yoğun öfke, korku ya da utanç içindeyken sarılmak istemeyebilir. Böyle durumlarda önce regülasyon, sonra temas daha uygundur. Sarılmanın süresi ve yoğunluğu da önemlidir. Kısa ve yumuşak temas, çocuğun sinir sistemi için genellikle daha güvenlidir. Sarılmak istemeyen çocuk için el tutma, yanına oturma, göz teması gibi seçenekler sunulabilir.</p>
<p>Sarılmak her bireyde psikolojik açıdan aynı etkiyi yaratmaz. Nörobiyolojik olarak sarılmanın yatıştırıcı etkisi ancak kişi kendini güvende hissediyorsa ortaya çıkar. İstenmeyen ya da sınır ihlali içeren temas, tam tersine stres sistemini aktive edebilir. Bu nedenle sarılmanın iyileştirici olması için rıza, zamanlama ve karşı tarafla kurulan güven ilişkisi belirleyicidir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sarilmak-bedeni-alarm-modundan-cikarabiliyor-606766">Sarılmak bedeni &#8216;alarm modundan&#8217; çıkarabiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 08:39:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[bariyeri]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[değişimler]]></category>
		<category><![CDATA[dönem]]></category>
		<category><![CDATA[geçişlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[leke]]></category>
		<category><![CDATA[mevsim]]></category>
		<category><![CDATA[Nem]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=599659</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk ve rüzgârlı havaların etkisine girdiğimiz bu günlerde cildimiz için yeni bir dönem başlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659">Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk ve rüzgârlı havaların etkisine girdiğimiz bu günlerde cildimiz için yeni bir dönem başlıyor. Mevsim geçişleri dönemlerinde yaşanan ani değişimler cilt üzerinde yıpratıcı etkiler gösterebiliyor. Peki, bu hızlı ve keskin hava değişimleri karşısında cildinizi nasıl koruyacağınızı ve mevsim geçişlerinin getirdiği kuruluk, hassasiyet ile cilt problemlerine karşı nasıl önlem alacağınızı merak ediyor musunuz? Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Aslı Tatlıparmak, bu dönemde özellikle cilt bariyerinin zayıfladığına; güneş ışınları, rüzgâr, nem farklılıkları ve sıcaklık değişimlerinin ciltte kuruluk, hassasiyet, kaşıntı, pullanma ve lekelenme gibi sorunlara yol açabildiğine dikkat çekerek mevsim geçişlerinde cilt sağlığının korunması için önemli açıklamalarda bulundu.<br /><strong>Soğuk havalar cildinizde kuruluğa neden olabilir <br /> </strong>Sonbahar ve yaz aylarında uzun süreli UV ışığına maruz kalmak, sıcaklık değişimleri, rüzgâr ve nem farklılıkları cildimizde sandığımızdan çok daha fazla zarara yol açabilmektedir. Bu hava değişikliklerinin neden olduğu cilt kuruluğu, oldukça sık rastlanan bir deri problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde kışa geçerken yaşanan nem kaybı, cildin mat ve cansız görünmesine de neden olmaktadır.<br /><strong>Kronik cilt hastaları daha fazla etkileniyor<br /> </strong>Özellikle rozasea ve egzama (atopik dermatit) gibi kronik deri problemleri olan kişiler, güneş ışığı, rüzgâr ve sıcaklık değişimlerinden çok daha fazla etkilenmektedir. Rozasea hastalarında kızarıklık ve damar belirginliği bu dönemlerde artarken, egzama hastalarında da yazın klimalı ortamların etkisiyle sıcak-soğuk geçişleri cilt bariyerini daha da bozarak kaşıntı, kuruluk ve lezyonlarda artışa neden olabilmektedir.<br /><strong>Güneş lekesine yalnızca estetik bir sorun olarak bakmayın<br /> </strong>Sonbahar ve kış aylarına girilen geçiş döneminde güneş ışığına (UV) bağlı ciltte güneş lekeleri kendini göstermeye başlamaktadır. Güneş ışınları melanin üretimini artırarak zamanla “güneş lekesi” olarak bilinen hiperpigmentasyon sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu lekeler özellikle elmacık kemikleri, alın ve burun çevresinde belirgin hale gelirken, cilt tonunun düzensizleşmesine ve daha yaşlı bir görünüm oluşmasına yol açabilmektedir. Güneş lekeleri yalnızca estetik bir sorun değil; aynı zamanda cildin UV hasarına karşı verdiği biyolojik bir tepkidir. Bu nedenle hem önleyici koruma hem de tedavi protokolü büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Leke tedavisinin ilk basamağını öncelikle melanin üretimini baskılayan, cilt tonunu dengeleyen ve hücre yenilenmesini destekleyen özel formülasyonlara sahip kremler oluşturmaktadır. Retinoik asit, C vitamini, niasinamid veya azelaik asit gibi içerikler ciltteki pigmentasyonu düzenlemeye yardımcı olurken; aynı zamanda güneş koruyucu içeren nemlendirici ürünlerle cilt bariyerinin onarımını desteklemektedir. Bu aşamada düzenli kullanım ve sabır, tedavinin başarısı açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. </p>
<p><strong>Cilt tedavilerinde de teknolojiden yararlanmak mümkün</strong><br /> Özellikle son yıllarda gelişmiş lazer sistemi teknolojisi, leke tedavisinde büyük bir ilerleme ve kolaylık sağlamaktadır. Oldukça kısa süreli seanslar ile gerçekleştirilen bu uygulamalar, minimal düzeyde ısı enerjisiyle çalıştığı için acısız ve hastanın işlem sonrası günlük yaşamına hemen dönebildiği konforlu bir süreç sunmaktadır.  Seans sonrası deride yalnızca hafif bir kızarıklık görülebilmekte, ancak bu durum da genellikle birkaç saat içinde kaybolmaktadır. Ciltte soyulma ya da kabuklanmaya yol açmadığından işlem sonrası aynı gün sosyal yaşamına rahatlıkla dönülebilmektedir.</p>
<p>Leke tedavisinde oldukça konforlu ve etkili bir lazer uygulaması olan ve işlem esnasında özellikle cilt altındaki melanin yoğunluğunu hedef alan Q-Switch ve Fraksiyonel lazer sistemleri lekeleri güvenli şekilde açarken, aynı zamanda cilt yenilenmesini desteklemektedir. Böylece leke görünümünde iyileşme sağlarken aynı zamanda daha sağlıklı bir cilt için çalışmaktadır. Yenilikçi ve profesyonel lazer uygulamalarının doktor kontrolünde ve klinik ortamda uygulanması son derece önemlidir. Bu işlemler yalnızca Dermatoloji uzmanı tarafından uygulanmalıdır. Cilt yapısı, şikayet, lekenin derinliği gibi değişkenlere bağlı olarak hangi lazer uygulaması ile tedavinin yapılacağı ve ne kadar süre devam edeceğine de uzman hekimin karar verebileceği unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Gerekli önlemleri aldığınızdan emin olun!</strong></p>
<p>Mevsim geçişlerinde yaşanan cilt lekesi ve kuruluk problemlerine karşı önlem almak son derece önemlidir. İlk ve en önemli adım, güneş kremi kullanımını ihmal etmemektir. Bu yalnızca güneşin yoğun olduğu günlerde değil, yıl boyu uygulanması gereken etkili bir koruma yöntemidir. Böylece UV ışınlarına bağlı cilt problemlerini minimuma indirebilirsiniz. Bir diğer önemli adım ise cildin nem dengesini korumaktır. Özellikle havaların soğuduğu bu günlerde tüm cilt tipleri daha fazla neme ihtiyaç duymaktadır. Cilt yapınıza uygun bir nemlendirici kullanarak cildinizin nemini koruduğunuzdan emin olmalısınız. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/mevsim-gecislerinde-cilt-bariyeri-alarm-veriyor-599659">Mevsim Geçişlerinde Cilt Bariyeri Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılara yönelik dolandırıcılık vakaları alarm veriyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yaslilara-yonelik-dolandiricilik-vakalari-alarm-veriyor-594548</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 17:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[dolandırıcılık]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[suç]]></category>
		<category><![CDATA[vakaları]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılara]]></category>
		<category><![CDATA[yönelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594548</guid>

					<description><![CDATA[<p>FBI’ın İnternet Suçları Merkezi’ne göre, yalnızca 2024 yılında, 60 yaş üstü Amerikalılar çevrimiçi dolandırıcılık nedeniyle yaklaşık 4,9 milyar dolarlık kayıp bildirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilara-yonelik-dolandiricilik-vakalari-alarm-veriyor-594548">Yaşlılara yönelik dolandırıcılık vakaları alarm veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>FBI’ın İnternet Suçları Merkezi’ne göre, yalnızca 2024 yılında, 60 yaş üstü Amerikalılar çevrimiçi dolandırıcılık nedeniyle yaklaşık 4,9 milyar dolarlık kayıp bildirdi. Bu rakam bir önceki yıla göre  yüzde 43’lük,  2020’ye göre ise beş kat artışa karşılık geliyor. Yaşlılara yönelik dolandırıcılık nedeniyle ortalama kayıp 83 bin dolarken tüm yaş gruplarında bu rakam 19 bin dolar. Bu rakamların arkasında, yıllarca biriktirdikleri birikimlerini yanlış bir güvenle bir anda kaybeden ve refahları ve mali güvenlikleri derinden sarsılan bireyler ve aileler var. Yaşlıları hedef alan dolandırıcılıkların boyutu, ailelerin dikkatini çekmeli ve birlikte mücadele etmelerini sağlamalı ancak belirsiz uyarılar yeterli değil. Etkili koruma, sürekli aile iletişimi, teknik kontroller ve bir sorun çıktığında uygulanacak net bir çözüm planı olması gerekir. </p>
<p><strong>Dolandırıcılar neden yaşlıları hedef alır?</strong></p>
<p>Birçok yaşlı, dolandırıcıların kolay av olarak gördüğü nakit tasarrufları, emeklilik hesapları veya diğer istikrarlı servet kaynaklarına sahiptir.  Güven ve otoriteye ilişkin nesiller boyu süregelen alışkanlıklar, bazı yaşlıları “resmî” gibi görünen telefonlara veya mektuplara daha duyarlı hâle getirir. Sosyal izolasyon, flört dolandırıcılığı gibi ilişki temelli dolandırıcılıkların yıkıcı bir etkiye sahip olmasını sağlayabilir.  Düzinelerce çevrimiçi hesabı yönetmekte zorlanırlar.  Eski cihazlar ve güncel olmayan yazılımlar kullanırlar; tüm hesaplarında aynı parolaları kullanırlar. Genellikle gerçeği sahteden ayırt etmekte zorlanırlar.  Bunların tümü, saldırganların işini kolaylaştırabilecek temel koşullardır. Ayrıca becerikli saldırganlar, yeraltı forumlarında bulunan büyük çaplı ele geçirilmiş kimlik bilgileri veri tabanlarından yapay zekâ destekli ses klonlamaya kadar planlarının “inandırıcılığını” artırmak için kullandıkları kullanışlı araçlara sahiptir. </p>
<p>Dolandırıcılar insanları harekete geçmeye ikna etmek için aciliyet, otorite ve kıtlık hissi uyandırırlar. Anlık bir karar hatası, bilişsel aşırı yükleme, stres ve uyku yoksunluğu bile dolandırıcılıklara karşı duyarlılığımızı artırabilir, bu da nihayetinde önlemenin en azından teknolojik olduğu kadar davranışsal da olmasının nedenidir. Açık iletişim kurmak, önemli bir savunma katmanı oluşturabilir. Para göndermeden önce her zaman iki kez kontrol edeceğimiz bir aile kuralı koymak iyi olabilir.  Bir aile üyesinin herhangi bir finansal talep için başvurulacak “doğrulama arkadaşı” olması için “duraklat ve doğrula” temelli basit bir plan uygulama düşünülebilir. Ebeveynlerinizin veya büyükanne ve büyükbabanızın bankası yaşlı müşteriler için özel korumalar sunuyorsa bunları kullanın. Bunlar, bazı işlem türleri için doğrulama aramaları, yeni alacaklılara sınırlamalar veya büyük havale işlemlerinde bekletme ve belirli bir eşiğin üzerindeki tüm transferler için büyükanne ve büyükbabaya ve güvenilir bir aile üyesine gönderilen uyarılar olabilir.</p>
<p><strong>Temel cihaz ve hesap siber hijyeni</strong></p>
<p>Yukarıdaki adımlar, yaygın olarak istismar edilen teknolojik boşlukları kapatabilecek önlemlerle birleştirildiğinde en iyi sonucu verir. Yaşlı akrabalarınızın şunları yaptığından emin olun:</p>
<p>·       Özellikle değerli olan her çevrimiçi hesap için  güçlü ve benzersiz bir parola oluşturmak ve saklamak için bir parola yöneticisi kullanmak</p>
<p>·       Mümkün olduğunca iki faktörlü kimlik doğrulamayı etkinleştirmek, ideal olarak SMS mesajları yerine bir mobil kimlik doğrulama uygulaması veya bir donanım anahtarı kullanmak</p>
<p>·       Telefon operatörlerinden temin edilebilen güvenlik araçları veya önlemleri kullanarak pop-up’ları ve otomatik aramaları engellemek</p>
<p>·       Tüm cihazlar, özellikle telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar için otomatik güncellemeleri etkinleştirmek</p>
<p>·       Akrabalarınıza, istenmeyen mesajlardaki ekleri indirmemelerini veya bağlantılara tıklamamalarını hatırlatın – şüphe duyduklarında  ESET’in ücretsiz, kullanımı kolay bağlantı denetleyicisini kullanabilirler,</p>
<p>·       Tüm cihazlarına saygın bir güvenlik yazılımı yüklemeleri. </p>
<p>Bu adımları ebeveyniniz veya büyükanne ve büyükbabanızla birlikte gözden geçirin. </p>
<p><strong>Dolandırıcılar karşısında kötü senaryo</strong></p>
<p>Hız genellikle çok önemlidir. Ne kadar çabuk harekete geçerseniz parayı geri alma veya en azından daha fazla hırsızlığı durdurma şansınız o kadar artar. Ebeveyniniz veya büyükanneniz ve büyükbabanız mağdur olursa:</p>
<ul>
<li>Havale işlemlerini derhal dondurun: Akrabalarınızın bankasının “bilgilendirildiğinden” emin olun, böylece dışarıya yapılan havale işlemlerini durdurabilir.</li>
<li>Her şeyi belgelendirin: Dolandırıcılıkla ilgili telefon numaralarını, e-postaları veya ekran görüntülerini kaydedin.</li>
<li>Bildirin: Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı veya E-Devlet üzerinden yine Emniyet Genel Müdürlüğü’nün “Siber Suç İhbar” hizmeti aracılığıyla şikâyette bulunun.</li>
<li>Krediyi dondurun: (Büyük)annenizin veya (büyük)babanızın adına yeni kredi hesapları açılmasını önlemek için krediyi dondurun.</li>
<li>Akrabalarınıza duygusal destek sağlayın: Onları suçlamak yerine, bir suçun kurbanı olduklarını hatırlatın. Utanç, insanları sessiz kalmaya zorlar ve bu da sonuçta dolandırıcıların işine yarar.</li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yaslilara-yonelik-dolandiricilik-vakalari-alarm-veriyor-594548">Yaşlılara yönelik dolandırıcılık vakaları alarm veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Bilet Sayıları Alarm Veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bilet-sayilari-alarm-veriyor-588430</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 10:13:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[bilet]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[milyon]]></category>
		<category><![CDATA[sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<category><![CDATA[yapım]]></category>
		<category><![CDATA[Yapımcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588430</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yönetmen ve yapımcı Murat Şeker, rakamlar eşliğinde üretim ve bilet satışındaki korkunç düşüşü gözler önüne serdi. Şeker “Artan üretim maliyetleri dolayısıyla 20 yıldır ilk defa bu yaz film çekmedim” dedi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bilet-sayilari-alarm-veriyor-588430">Türkiye&#8217;de Bilet Sayıları Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen ve yapımcı Murat Şeker, rakamlar eşliğinde üretim ve bilet satışındaki korkunç düşüşü gözler önüne serdi. Şeker “Artan üretim maliyetleri dolayısıyla 20 yıldır ilk defa bu yaz film çekmedim” dedi. </p>
<p>62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yan etkinlikler, 31 Ekim Cuma günü gerçekleştirilen, “Yeni Dalga mı Durgunluk mu:  Bu Gişe Bizi Kurtarır mı?” ve “Pelikülden Dijitale &#8211; Sinemada Tasarım” panelleriyle sona erdi. </p>
<p>Türk sinema sektöründeki üretim ve seyirci sayısı sorunları; yönetmen ve yapımcı Murat Şeker, CJ ENM Dağıtım Müdürü Ferhat Aslan ve Cinema Pink by Maximum Film Programlama Müdürü İlkay Erdem’in katıldığı “Yeni Dalga mı Durgunluk mu:  Bu Gişe Bizi Kurtarır mı?” başlıklı panelde ele alındı.  </p>
<p>Bilet satışı en çok düşen ülke, Türkiye; en çok artan ise Suudi Arabistan</p>
<p>Murat Şeker’in verdiği sayısal bilgiler, korkunç bir manzarayı işaret ediyordu. Önce Türkiye’de yıllar içindeki değişimi resmetti Şeker; buna göre 2017’de toplam 72 milyon bilet satılmışken bu sayı, 2024&#8217;te 33 milyona düşmüştü ve bu yıl için beklenti, 24 milyondu. Pandemi öncesi, 2015-2019 arası satılan toplam bilet sayısı 290 milyon iken 2020-2024 arası; bu rakam sadece 130 milyon. Uluslararası karşılaştırmalı bilgilerse durumun vehametini çok daha keskin gösteriyordu: Pandemi öncesi 5 yılda satılan toplam 6 milyon bileti, 70 milyona çıkaran tek ülke; Suudi Arabistan. </p>
<p>“20 yıldır ilk defa bu yaz film çekmedim”</p>
<p>Bilet satışlarındaki düşüşün sebebinin, alım gücünün düşmesinin uzantısı olduğunun bilindiğini ancak asıl sıkıntının, eşzamanlı olarak yapım maliyetlerinin yükselmesi olduğunu belirten Şeker, “Kendimden örnek vereceğim; 20 yıl sonra ilk defa bu yaz film çekmedim çünkü çekim maliyetini göze alamadım” dedi. </p>
<p>Şeker; “Yapım maliyetlerinin artmasının Türkiye&#8217;deki özel sebebi; Netflix, Disney gibi Amerikan menşeli firmaların dijital platformalarda yapıma başlaması, yapım giderlerini dolar bazında yükseltmesi ve piyasayı dengesizleştirmesi. Burada; festivallere katılan, özellikle festival filmi üreten arkadaşların dikkat etmediği bir husus var: Ülkenin ana akım sineması çarkları dönmediğinde zaten festivaller, yarışmalar düzenlenemez hale gelir” uyarısında bulundu. </p>
<p>“Üç yılda bir film üreten yapımcı kalmadı”</p>
<p>CJ ENM Dağıtım Müdürü-Yapımcı Ferhat Arslan’sa kurumsallığın ve endüstrinin oluşmamasına dikkat çekti: Aslan, “BKM vardı, TAFF vardı, Avşar Film vardı. Med Yapım, Ay yapım; girdi, çıktı. Fakat hiçbirisi sürdürülebilir bir ekosistem yaratamadı. Biz bir yapımcı kültürü oluşturamadık. Türkiye&#8217;de üç yılda bir film üreten yapımcı kalmadı” </p>
<p>“Sinema salonlarında doluluk oranımız, yüzde 5; bu bir felaket!” diyen Aslan; bu rakamın, bir seansın gösteriminin elektrik bedelini karşılamadığını ifade etti. </p>
<p>Seyirciyi salonlara çekmek için alternatif yollar denenmesi gerektiğini söyleyen, Cinema Pink by Maximum Film Programlama Müdürü İlkay Erdem, “Bu nedenle etkinliklerin arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Mesela 27- 28 Eylül&#8217;de çok düşük bir bilet fiyatıyla bir festival gerçekleştirdik. Vizyon filmleriyle devamını da getirmeyi planlıyoruz” diye konuştu. Bu uygulamada; 80 TL’lik bilet fiyatıyla hafta sonu satılan bilet sayısının 800 bin olduğu bilgisini veren Murat Şeker, “Bu, bize bir şey işaret ediyor: Türk insanının kültüre ayıracak parası yok” dedi. “Sektörü yakın zamanda sorunlar bekliyor; ilk filmini yapanlar belki bir daha film yapamayacaklar, salonlar kapanacak” şeklinde konuşan Şeker, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sektörün çoğunluğu, televizyon ve dizi dünyasına yöneldi. Devlet desteği olmadan, bireysel yapımcıların finansal desteğiyle gerçekleşen sinemaya da ‘bunu neden yapıyorsun?’ diyemeyiz. Zaten bu sayede 70 milyon seyirci, senede 250 film, yarışmalar, festivaller gibi güzellikleri yaşadık”  </p>
<p>Melies’ten Da Vinci Resolve’a </p>
<p>Altın Portakal’da günün diğer paneli, sinemada tasarım üzerineydi. “Pelikülden Dijitale &#8211; Sinemada Tasarım” panelinde akademisyen Emre Ahmet Seçmen, Melies’ten Da Vinci Resolve’a; sinema tarihindeki dönüm noktaları üzerinden değerlendirmelerde bulundu. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/turkiyede-bilet-sayilari-alarm-veriyor-588430">Türkiye&#8217;de Bilet Sayıları Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ergene Nehri Kurudu, Edirne’de Tarım Alarm Veriyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ergene-nehri-kurudu-edirnede-tarim-alarm-veriyor-549255</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 07:47:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[edirnede]]></category>
		<category><![CDATA[ergene]]></category>
		<category><![CDATA[kurudu]]></category>
		<category><![CDATA[nehri]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[veriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=549255</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP Edirne İl Başkanı Av. Harika Taybıllı, Meriç’e bağlı Yenicegörece Köyü’nde çeltik üreticilerini ziyaret ederek bölgedeki tarımsal sorunlara dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergene-nehri-kurudu-edirnede-tarim-alarm-veriyor-549255">Ergene Nehri Kurudu, Edirne’de Tarım Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ergene Nehri’nin hem debi hem de kirlilik açısından alarm verici bir durumda olduğunu belirten Taybıllı, üreticilerin temiz suya erişimde büyük zorluklar yaşadığını ifade etti.</p>
<p>Başkan Taybıllı, yaptığı açıklamada, &ldquo;Ergene Nehri neredeyse akmaz hale geldi. Bir zamanlar çeltik üreticilerimiz için umut kaynağı olan nehir, artık kirliliği ve düşük debisiyle tarımı tehdit ediyor. Kuraklık, artan girdi maliyetleri ve yıllardır çözülmeyen sulama yatırımları, Edirne’nin tarımını ve çeltik üretimini derinden sarsıyor&rdquo; dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/ergene-nehri-kurudu-edirnede-tarim-alarm-veriyor-0-puGRZaAb.jpeg"></p>
<p>Ülkenin çeltik ambarı Edirne’de üreticilerin toprağını, mahsulünü ve geleceğini korumak için mücadele ettiğini vurgulayan Başkan Taybıllı, &ldquo;Üreticilerimiz yalnız bırakılmamalı. Kalıcı çözümlerle desteklenmeleri şart. Edirne tarımı susuz kalırsa, Türkiye pirinçsiz kalır&rdquo; uyarısında bulundu.</p>
<p>Taybıllı, yetkilileri acil ve etkili adımlar atmaya çağırdı.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ergene-nehri-kurudu-edirnede-tarim-alarm-veriyor-549255">Ergene Nehri Kurudu, Edirne’de Tarım Alarm Veriyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir&#8217;in Palmiyeleri İçin Alarm Sistemi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/izmirin-palmiyeleri-icin-alarm-sistemi-405980</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2023 09:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>
		<category><![CDATA[izmirin]]></category>
		<category><![CDATA[palmiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=405980</guid>

					<description><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, palmiyeleri içten içe yok eden kırmızı palmiye böceğine karşı Türkiye’de ilk kez sismik sensör uygulaması başlattı. Kent genelinde tüm palmiyelere takılacak sistem, hastalık ilk başladığında cep telefonlarına bildirim veriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-palmiyeleri-icin-alarm-sistemi-405980">İzmir&#8217;in Palmiyeleri İçin Alarm Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi, palmiyeleri içten içe yok eden kırmızı palmiye böceğine karşı Türkiye’de ilk kez sismik sensör uygulaması başlattı. Kent genelinde tüm palmiyelere takılacak sistem, hastalık ilk başladığında cep telefonlarına bildirim veriyor. Böylelikle hasta ağaçlara hızlı müdahale hastalığın yayılmasının önüne geçiliyor.    </p>
<p>Kentin yeşil varlığını her geçen gün artıran İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’in doğal güzellikleri arasında yer alan palmiye ağaçlarının yaşatılması için de çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir son olarak ülkeye ithal yollarla gelen ve palmiye ağaçlarını içten kemirerek yok eden kırmızı palmiye böceğine karşı mücadelede alarm sistemine geçti. Vakanın İzmir’de görüldüğü 2007 yılından beri ilaçlama ve tuzaklama çalışmalarını sürdüren ekipler, son olarak dünyanın çeşitli ülkelerinde uygulanan sismik sensör uygulamasını İzmir’de başlattı.<br />Bilim insanları kontrolünde takılan alarmlar sayesinde hangi ağaçta hastalığın olduğu, ağaçların sağlık durumu ve tedavi sürecindeki gelişim cep telefonları üzerinden takip edilebiliyor. Böylelikle binlerce ağacı ilaçlayarak doğaya zarar vermek yerine hasta olan ağaçlara doğrudan ve hızlı müdahale edilebiliyor. Mücadele kapsamında palmiye ağaçlarının yoğunlukta olduğu bölgelerde ise böcekleri palmiyelerden uzak tutan feromon tuzaklar kuruldu.</p>
<p><strong>“Türkiye’de ilk kez İzmir Büyükşehir Belediyesi başlattı”</strong><br />Sistemin işleyişi hakkında bilgi veren Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Hazır, “Özellikle Sayın Başkanımız Tunç Soyer, bilimsel çalışmalarla buradaki bitkilerin korunmasına çok büyük ilgi gösteriyor. Bu doğrultuda bizim başlattığımız bir çalışma bu. İzmir palmiyenin çok önemli bir merkezi. İklim olarak çok uygun ve binlerce palmiye var İzmir’de. Peyzaj için çok önemli bir ağaç. Palmiyeyi kaldırdığınız zaman bu güzellik kalmıyor. Kırmızı palmiye böceği ağaçlara çok büyük zarar veriyor. Türkiye’de palmiye bulunan her yerde bunu hastalığı görüyoruz ve palmiyelerin ölümüne neden oluyor. Dıştan ağaç ölene kadar gerçekten de hissedilmiyor, bilinmiyor. Bu nedenle de mücadelesi çok zor. Çevreye zarar vermeden, bilimin ışığında çok güzel bir yöntem başlattık. Bu sistem Türkiye’de ilk defa İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılıyor. Bu bir ilktir” ifadelerini kullandı.  </p>
<p><strong>“Böceğin larvası ağacı kemirmeye başladığında alarm veriyor“</strong><br />Prof. Dr. Hazır, “Biz burada bilimsel bir proje başlattık. Sismik sensör dediğimiz bir sistem kullanıyoruz. Her palmiye ağacının üzerine bu sismik sensörleri takıyoruz. Bunlar çok ileri derecede hassas sensörler. Ağacın içinde böceğin larvası ağacı kemirmeye başladığında oluşturulan mikro düzeydeki titreşim hemen bizim alıcılarımızla uyduya, uydudan da bizim cep telefonlarımıza bildiriyor. Hangi ağaçta zarar varsa, o ağacı kırmızıya boyayarak müdahale uyarısı yapıyor. Biz böylece buradaki binlerce ağacı ilaçlamak gibi çılgınca bir yöntem yapmak yerine sadece o ağaca gidiyoruz. Yaptığımız tedavi sonucunda ağacın içindeki larva ortadan kalktığında sistem bunu bize yeşil ve temiz diye gösteriyor” diye konuştu.<br />Hazır, “Palmiye ağaçlarının yok olmasıyla ilgili çeşitli rivayetler var. Türkiye’de palmiye ağaçlarının ölümünden sorumlu tek faktör kırmızı palmiye böceğidir. Bu da ülkemize bildiğimiz kadarıyla 2005 yılında ithal palmiyeyle Mısır’dan geldi. Onun dışında palmiyelerimizi öldüren başka bir patojen ya da hastalık yok” dedi.</p>
<p><strong>Mücadele İzmir’e yayılacak</strong><br />Çalışmaları yürüten İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültürpark Şube Müdürü Sinan Baydar, “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Tunç Soyer’in bu konuda büyük bir hassasiyeti var. Kendisinin verdiği talimatla bu yılın başından beri bir çalışma yürütüyoruz. Tüm dünyadaki bilimsel uygulamaları takip ettik ve çok güzel bir sonuca vardık. Fransa, İtalya, İsrail, Meksika gibi ülkelerde uygulanan sismik sensör yöntemiyle biz çok daha doğru müdahaleler yaparak bu sorunlarla ilgili bir mücadele başlattık. Uygulamayla sağlıklı ya da sağlıksız ağaçları ayırt edebiliyoruz ve her ağaca müdahale etmek zorunda kalmıyoruz.  Şu an pilot bölge olarak Kültürpark’ta çalışmalara başladık ve palmiyelerin hepsine taktık. Sevindirici bir haberimiz var. Kültürpark’ta sadece 3 ağaçta bu hastalığa rastladık. Onların da iyileştirilmesi için çalışıyoruz. İzmir’deki tüm palmiye ağaçlarına bu uygulama yapılacak. Kültürpark’ın ardından Kordon, Cumhuriyet Meydanı başta olmak üzere kent geneline yayılacağız. İlk etapta bin ağaçla çalışmaya başladık. Bu sayı gittikçe artacak. Alarmın yanı sıra palmiye çevresine feromon tuzakları kurarak böceklerin ağaçlara yaklaşmasını engellemeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“İzmir’deki bütün ağaçlar takip altında”</strong><br />Ölmüş ağaçların kesilmesi gerektiğini ve bunun kamuoyunda yanlış anlaşıldığını aktaran Baydar, “Maalesef kamuoyunda çok yanlış anlaşılan bir durum var. Hastalanan ve ölmüş ağaçların kesilerek alandan uzaklaştırılması gerekiyor ki içindeki kırmızı palmiye böcekleri diğerlerine zarar vermesin. Biz bu kesilen ağaçların yerine hemen yenilerini dikiyoruz. Onları da hemen kontrol ve takip altına alıyoruz. Bu sistem oturduğu zaman da İzmir’deki bütün ağaçlarımız takip altında olacak. Sadece palmiyeler değil İzmir’deki bitkilerin hepsi bizim canımız. Onlar bizim için çok kıymetli. Gözümüz gibi hepsine bakıyoruz. Çok hassasız bu konuda. Tüm bitkilerimizin gerekli hastalıklarla mücadelesini, ilaçlamasını, budamasını yapıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/izmirin-palmiyeleri-icin-alarm-sistemi-405980">İzmir&#8217;in Palmiyeleri İçin Alarm Sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jul 2023 08:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[alarm]]></category>
		<category><![CDATA[devam]]></category>
		<category><![CDATA[ediyor]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[maddelerin]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yasaklı]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlerinde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=391200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarım zehirleri (pestisitler) sebebiyle 2023 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 103 bildirim yapıldı. Bildirimlere göre ülkemizde yasaklanan pestisitlerin kullanımı hâlâ devam ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200">Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Tarım zehirleri (pestisitler) sebebiyle 2023 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği’nden Türkiye kaynaklı 103 bildirim yapıldı. Bildirimlere göre ülkemizde yasaklanan pestisitlerin kullanımı hâlâ devam ediyor. Gıda güvenliği ve sağlıklı bir gelecek için mücadele eden Zehirsiz Sofralar Platformu, Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan iç pazarda yapılan denetimler ve sonuçlarına dair açıklama bekliyor.</p>
<p>Gıda veya yemde belirlenen ciddi risklere karşı alınan önlemler konusunda bilgi alışverişini sağlayan RASFF (Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi) 2022 raporunda Türkiye menşeili meyve ve sebzede pestisit kaynaklı 430 bildirim yapmıştı. Bu bildirimlerin sayısı 2023’ün ilk yarısında 103’e ulaştı. Bildirimlerden 80 parti ürün sınırda reddedilerek ülkemize iade edildi ve neredeyse yarısı yasaklı pestisit aktif maddelerini içeriyor. </p>
<p>Tablo 1: Bildirimi yapılan aktif maddeler</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>PESTİSİT AKTİF MADDESİ </p>
</td>
<td>
<p>TÜRKİYE’DE KULLANIMI</p>
</td>
<td>
<p>ADET</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PROCHLORAZ</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FENBUTATİN OXİDE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>5</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>KLORPRİFOS METİL</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>27</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PİRİMİPHOS METHYL</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ACETAMİPRİD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>16</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>KLORPRİFOS</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>9</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>METHİCARB</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>SULFOXAFLOR</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ETHILEN OXIDE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FOSTHİAZATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>TEBUFENPYRAD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>BUPROFEZİN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>6</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FORMETANATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>4</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>IMAZALİL</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ALDİCARB</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>PROPİCONAZOLE</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>TEBUCONAZOLE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FOSTHİAZATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>CHLOROTHALONİL</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>CYFLUMETOFEN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>BUTACHLOR</p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>DINICONAZOLE </p>
</td>
<td>
<p>YASAK</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>FLONİCAMİD</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>ACRİNATHRİN</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>DİMETHOATE</p>
</td>
<td>
<p>RUHSATLI</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Resmî Gazete’de yasaklı ilan ettiği aktif maddelerin ülkemizde kullanımının devam etmesi konuya ilişkin gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun şekilde yapılmadığını, bu maddelerin piyasadan uygun şekilde toplatılmadığını ve sonuç olarak bir şekilde hâlâ kullanılabildiğini gösteriyor. </p>
<p>PAN Uluslararası Yüksek Tehlikeli Pestisitler Listesi’nde belirtildiği üzere;</p>
<ul>
<li>
<p>Fenbutatin Oxide, Aldicarb, Chlorothalonil pestisit aktif maddeleri solunduğunda ölümcül; </p>
</li>
<li>
<p>Butachlor, Chlorothalonil, Ethylen Oxide sırasıyla insan kanserojeni, yüksek olasılıkla kanserojen, bilinen/varsayılan kanserojen; </p>
</li>
<li>
<p>Klorprifos, Klorprifos metil, Methiocarb, Aldicarb bal arılarına karşı yüksek düzeyde toksik; </p>
</li>
<li>
<p>Propikanazol insan üreme sistemine karşı şüpheli toksik; Ethylen Oxide insan üreme hücrelerinde kalıtsal mutasyona yol açtığı bilinen maddelerdir. </p>
</li>
</ul>
<p>Türkiye’ye en çok iade edilen ürün biber</p>
<p>2023 yılının Ocak &#8211; Haziran ayları arasında biber başta olmak üzere limon, mandalina, domates, greyfurt, nar, portakal, kabak, ayva gibi meyve sebzelerde; ayrıca kimyon, kuru nane, sumak gibi baharatlarda ve asma yaprağı, rezene gibi ürünlerde limit üzeri pestisit kalıntısı tespit edildi.</p>
<p>Tablo 2: Ürünlerin bildirim sayısı</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Ürün adı</p>
</td>
<td>
<p>Bildirim sayısı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Biber</p>
</td>
<td>
<p>41</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Limon</p>
</td>
<td>
<p>27</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Domates</p>
</td>
<td>
<p>7</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Mandalina</p>
</td>
<td>
<p>10</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Greyfurt</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Nar</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Portakal</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Ayva</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kabak</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kimyon</p>
</td>
<td>
<p>2</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Sumak</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Kuru Nane</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Asma Yaprağı</p>
</td>
<td>
<p>3</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Rezene</p>
</td>
<td>
<p>1</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bildirimlerde pestisit kokteylleri dikkat çekiyor</p>
<p>Geçtiğimiz yıllarda nardaki tarım zehri bir çocuğun ölümüne neden olmuştu. Bildirimlere bakıldığında narda Acetamiprid, Imazalil, Sulfozaflor ve yasaklı olan Propiconazole’un aynı anda kullanıldığı görülüyor. Bu sonuç acı sonuçlardan bile ders çıkarılmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bildirilen diğer meyve ve sebzede de birden fazla pestisit kullanıldığı dikkat çekiyor. Birden fazla pestisit aktif maddesi birbiriyle etkileşime girerek kokteyl etkisi yaratıyor ve böylece daha zararlı hale gelebiliyor. Yasal düzenlemeler için yapılan toksikolojik çalışmalar yalnızca tek bir toksik kimyasal maddenin yol açtığı sağlık sorunlarına odaklanıyor. Aynı gün içerisinde farklı gıdalardan alınan pestisitleri, aynı gıdadan alınan farklı pestisitleri veya çevresel yolla maruz kalınan diğer kimyasalları hesaba katmıyor.</p>
<p>Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim</p>
<p>Rekor seviyelerle tarım zehiri bildirimleri giderek artan Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyeli yüksek olmasına rağmen ticari itibarı zarar görüyor.</p>
<p>Bildirimlerin artması ve yasaklı pestisitlere dair bildirimlerin devam etmesi ise denetimler konusunda tüketicide endişe yaratıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapsa da denetim sonuçlarının şeffaflıkla paylaşılmaması, ihraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması ve kullanımı sonlandırılan pestisitlerle ilgili bildirimlerin bulunması iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair endişeleri artırıyor.</p>
<p>Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS) ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ve yasaklı aktif madde kullanımına ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>Tarım zehirlerine mahkûm değiliz</p>
<p>Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği ve Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu yöntemler ile bunları kullanan üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Zehirsiz Kampanya’ya (Change.org/ZehirsizSofralar) bugüne kadar 180 bini aşkın kişi imza desteği verdi. Kampanya sayesinde pestisitlerin zararları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratıldı.</p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı. Ancak kampanya talepleri arasında yer alan Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı. Zehirsiz Sofralar Platformu, ülkemiz tarımında hâlâ kullanılan 9 pestisit aktif madde ile birlikte başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren; havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.</p>
<p>Zehirsiz Sofralar Platformu Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan “Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası”nın dikkate alınmasını talep ediyor. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik, ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli; doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin, yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tarim-zehirlerinde-alarm-yasakli-maddelerin-kullanimi-devam-ediyor-391200">Tarım Zehirlerinde Alarm: Yasaklı Maddelerin Kullanımı Devam Ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
