<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ağrısı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/agrisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/agrisi</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ağrısı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/agrisi</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[geç]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[tanısı]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[usta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623814</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında ‘çikolata kisti’ olarak bilinen endometriozis, ülkemizde üreme çağındaki 2 milyonu aşkın kadını, bir başka deyişle her 10 kadından birini etkileyen ve bazen organ kayıplarına ya da anneliğe engel olan önemli bir hastalık. Rahim iç dokusunun rahim dışına yayılmasıyla gelişen bu hastalık, farklı rahatsızlıklarla karıştırıldığı için tanısı çoğu zaman gecikiyor bazen yıllarca tanı konulamayabiliyor. </p>
<p>İşte, Mart ayı-Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde “Olağan Şüpheli: Endometriozis” etkinliği düzenlendi. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin moderatörlüğünü <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> yaptı. <strong>Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta,</strong> yıllarca teşhis konulamamasından dolayı, kadınlarda gelişebilen infekritilite (kısırlık) başta olmak üzere böbrek kaybına kadar ilerleyen önemli ve ciddi hastalığa, tedavisindeki en yeni yöntemlere yönelik önemli bilgiler verdi. Hastalar da geç tanı, şiddetli ağrılar ve zorlu süreçlerini içtenlikle paylaştı.</p>
<p>Söyleşinin ardından atölye çalışmasında katılımcılar hep birlikte, Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında bahar çiçeklerinden süsler hazırladılar. </p>
<p><strong>Prof. Dr. Taner Usta: “Hastalık her 10 kadından 1’ini etkiliyor”</strong></p>
<p><strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Taner Usta</strong>, dünyada çok yaygın bir hastalık olan endometrioze tanı konulmasının çok uzun yıllar alabildiğini beirterek şöyle konuştu: “<strong>Rahmin iç zarının olmaması gereken yere yerleşip özellikle de yumurtalıklara yerleşip, bazen de komşu organlara yerleşip çok ciddi ağrılarla seyredebilen, kısırlık yapabilen ve kadınların 20’li ve 30’lu yaşlarında ortaya çıkabilen bir hastalık olmasıyla da önem arz ediyor. 10 kadından 1 tanesini etkileyen bir riskten bahsediyoruz. Kontrole kadın doğum uzmanına gitmeli ve akla özellikle çikolata kisti hastalığı geliyorsa bu konuyla ilgilenen kadın doğum uzmanının görmesi çok önemli. İlerleyince hastalık rahim, tüpler, yumurtalıklar bir çok yeri çok etkilemiş oluyor. Bu grup hastada işimiz çok zor. Zaten aslında bu farkındalık etkinliklerinin en önemli amacı; erken tanı koyalım, tedaviyle ilgili fırsat zamanını kaçırmayalım.”</strong></p>
<p>Endometriozisin yol açtığı ağrıların, başka hastalıklarda da görülebildiğini belirten Prof. Dr. Taner Usta, bu nedenle tanı konulmasında gecikme yaşanabildiğini vurguladı: <strong>“Karındaki ağrılar birçok hastalıkta görülebiliyor. Mesela bel fıtığı hastalığıyla karışabiliyor veya hassas bağırsak sendromu ile karışabiliyor. Ama pelvik bölgede bir kadında adetlerle bağlantılı veya yumurtlamayla bağlantılı eğer bir ağrı durumu varsa mutlaka akla endometriozis gelmeli. Birçok durumda da karşımıza endometriozis  çıkıyor.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tedaviye yönelik şu bilgileri verdi: <strong>“Tedavide ilaç tedavilerinden çok faydalanıyoruz. Endometriozis eğer yumurtalık rezervini azalttıysa yumurtaları dondurma veya embriyo dondurma gibi tedavi seçeneklerini mutlaka düşünüyoruz ve hastayla tartışıyoruz. Özellikle çok derin tutulumlar, organları tehdit eden tutulumlar var veya şüpheli bir görüntü varsa da böyle bir durumda cerrahi tedaviye başlıyoruz.”</strong> </p>
<p><em><strong>Esra Erol: “Endometriozisi de toplumda yüksek sesle konuşabilmeliyiz”</strong></em></p>
<p>Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen söyleşinin 2. kez moderatörlüğünü yapan <strong>Sunucu ve televizyon programcısı Esra Erol</strong> da; endometriozis hastalığı konusunda toplumsal farkındalık oluşmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Erol şöyle konuştu: </p>
<p><strong>“Kadın hastalıklarına dair toplumda çok yüksek sesle konuşamıyoruz. Bunun tabi kültürel yapıdan, kadının toplumdaki yerinden ve halk arasındaki önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Bazı hastalıklarda olduğu gibi bence endometriozisi de yüksek sesle konuşmalıyız.”</strong></p>
<p>Kadınların yaşamını kabusa çevirebilen bu hastalığa yönelik toplumsal farkındalık oluşturabilmek için katkıda bulunmaya özen gösterdiğini vurgulayan Erol, sözlerine şöyle devam etti: “<strong>Bulunduğum konum itibariyle de bu konuda bir farkındalık yaratabiliyorsak ne mutlu. Çünkü halk arasında endometriozis ile ilgili bu hastalığı bilmeyen insanlar genelde şunu söylüyorlar; ‘yaa ne kadar nazlı niyazlı, sanki ağrıları birazcık abartıyor, sanırım senin ağrılarının bir psikolojik karşılığı var’ Aslında böyle değil, çok ciddi bir hastalık. Biz bu hastalığı ne zaman yüksek sesle konuşur farkında olursak sanırım erken teşhis ve tanı ve sürecin anlaşılmasını sağlayabiliriz.”</strong></p>
<p> </p>
<p><em><strong> “7 yılda tanı aldım, keşke daha önce bilseydim”</strong></em></p>
<p><em>Etkinlikte konuşan <strong>48 yaşındaki Aygen Yapıcıkardeşler</strong> de hastalığına 7 yıl tanı konulmadığını belirterek, bir yıl önce, bağırsağında da görülen ‘bağırsak endometriozisi’ tanısı aldığını söyledi. Bağırsağında 4,5 santimlik endometriozis nedeniyle geçtiğimiz ay Prof. Dr. Usta’ya ameliyat olan Yapıcıkardeşler, tanı konulana kadar yaşadığı zorlu süreci şöyle anlattı: </em></p>
<p><em><strong>“Bundan 8 sene kadar önce sol tüpümde tıkanıklık olduğu fark edildi, fakat o zaman teşhis konulmadı. Endometriozis kelimesini de aslında çok yakın bir zamanda duydum. 2024’ün Aralık ayında yaptırdığım check-upta doktorlarımdan bir tanesi ‘çikolata kisti ama bu endometriozis olabilir’ dedi. Benim için kistti, çok bir şey ifade etmiyordu açık söyleyeyim bu konuda tabiri caizse cahil olduğumu düşünüyorum. Bu kelime ‘kist’ demek ki dedim ve çok önemsemedim ama doktorum üzerine gitti, 3 ay sonra tekrar kontrole çağırdı. Başka bir şikayetim var mı anlamaya çalıştı ama ben yine aynı şekilde rahimle bağırsak arasında bu kadar büyük bir ilişki olduğunu bir kadın olarak bilmiyordum. Benim teşhisim Derin Endometriozis olarak konuldu</strong> <strong>ama bağırsak endometriozisydi asıl, evet rahimde endometriozis vardı ama bağırsağa da sıçramıştı. Teşhis konulduğunda 4,5 cm kadar bağırsakta endometriozis vardı”</strong></em></p>
<p><em>48 yaşında olduğunu ve her yıl check-up yaptırdığını belirten Yapıcıkardeşler, 8 yıl önce başlayan sorunlarına ancak bir yıl önce tanı alabildiğinden yakındı: “</em></p>
<p><em><strong>“Yaptırdığım checkuplarda sol tüpümün tıkalı olduğu fark edildi amaı teşhis 8 yıl önce konulmadı. Dolayısıyla ben endometriozis kelimesini 8 yıl önce değil, son 1 sene içerisinde yaptığım görüşmelerde duydum. Bir ay önce olduğum ameliyatın sonucunda da aslında o tarihte tüpümün tıkalı olmasının sebebinin de endometriozis olduğu çok yeni ortaya çıkmış oldu. Belki 8 sene önce tanı konulsaydı farklı bir tedavi uygulanırdı, bağırsak yoluna gitmezdi, bağırsak endometrizoisi olarak sçırmayıp medikal tedaviyle sonuçlanırdı belki de.”</strong></em></p>
<p><em><strong>“Hamileliğimin 30. Haftasında aldığım haberle şok oldum”</strong></em></p>
<p>Bir bebek annesi olan 28 yaşındaki Öykü Güncan da hiçbir şikayeti yokken 2023 yılında rutin kontrolde endometriozis tanısı aldığını ama bunu önemsemediğini söyledi. Evlendikten haftalar sonra çikolata kistinin patlamasıyla acil ameliyata alınan Güncan, hamileliğinde yaşadığı şoku da şöyle paylaştı: </p>
<p><strong>“Herhangi bir sorun yok diye düşünüyorduk fakat çikolata kisti büyümeye devam etmiş içerde. Kist hamile kalınca da büyümeye devam etti ve doktorum, o süreci takip eden doktorum yani sorun yaratmadı en başta ama 30. Haftaya geldiğimizde ‘bu şekilde doğum yaptıramayacağım dedi. Daha sonra yeni bir doktor arayışına girdik ve Taner hocayı bulduk, sağ olsun kabul etti bizi.” </strong></p>
<p>Prof. Dr. Taner Usta tarafından yakın klinik izleme alınan Güncan, doğuma kadar da herhangi bir müdahale yapılmadan izlendi. 30 haftalıkken 6 santim olan endometriozisin doğumda 8 santime ulaştığı görüldü. Bebeğini dünyaya getirmek için sezaryen ameliyatı olan Öykü Güncan’ın ameliyat sırasında çikolata kistinin içi boşaltıldı.. Bebeğine kavuşan Öykü Güncan, endometriozisin oluşturduğu sağlık sorunundan da kurtuldu.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrisi-cok-tanisi-gec-hastalik-623814">Ağrısı çok, tanısı geç hastalık!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[davranıştan]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Günlük yaşam kalitesini düşüren ve tedavisi geciktirildiğinde  çok daha ciddi sorunlara yol açabilen omuz ağrısının genç yaşlarda da yaygınlaştığını belirten <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift</strong>, “Vücudumuzun en hareketli eklemi olan omzumuzu hatalı davranışlarla hızla yıprandırıyoruz. Eskiden daha çok ağır iş yapanlarda görülen omuz ağrıları, artık gençlerde de çok sık görülüyor. ‘Nasılsa geçer’ deyip tedaviyi geciktirmek ise sorunun çok daha ciddi boyutlara ulaşmasına neden oluyor. Ofiste, masa başında ya da evde bazı pratik egzersizleri yapmak omuzlarımızı sağlıklı ve dinç tutabilirken, bir haftadan daha uzun süren ağrılarda ise doktora başvurmak gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan hatalı alışkanlıkları ve alınması gereken önlemleri anlattı, basit ama etkili 5 egzersizi açıkladı. </p>
<ul>
<li><strong>Doğru oturuş alışkanlığı kazanın</strong></li>
</ul>
<p>Bilgisayar başında çalışırken sırt dik, omuzlar gevşek ve geride olmalıdır. Ekran göz hizasında olmalı, klavye ve mause kullanırken omuzlar yukarı kalkmamalıdır. Uzun süreli kambur duruş, omuz kaslarında gerginlik ve sıkışmaya yol açar.</p>
<ul>
<li><strong>Tek taraflı yük taşımayın</strong></li>
</ul>
<p>Çanta veya poşetleri tek omuzda ya da tek elde taşımak omuz dengesini bozar. Yükü iki kola eşit dağıtmak gerekir. Sırt çantası kullanılacaksa iki askı birlikte takılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Omuz eklemi hareket ettikçe beslenir. Gün içinde en az 2-3 saatte bir omuz çevirme, esneme ve hafif germe hareketleri yapılmalıdır. Masa başında çalışanların kısa molalar vermesi omuz sağlığı için önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Spor öncesi mutlaka ısınma hareketi yapın</strong></li>
</ul>
<p>Isınmadan yapılan spor aktiviteleri, özellikle ağırlık kaldırma egzersizleri omuz tendonlarında yırtıklara yol açabilir. Egzersiz öncesi mutlaka ısınma yapılmalı ve bilinçli program uygulanmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Ağrı uzarsa mutlaka doktora başvurun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısının ‘nasılsa geçer’ denilerek ertelenmemesini, zamanında müdahale edilmeyen problemlerin omuz hareketlerinde kısıtlılık, kas güçsüzlüğü ve kronik ağrıya yol açabildiğini vurgulayarak “Omuz ağrısı bir-iki haftadan uzun sürüyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa ya da kolu kaldırmayı zorlaştırıyorsa ihmal edilmemelidir. Erken dönemde yapılacak muayene ve görüntüleme yöntemleriyle sorunun ilerlemesini engellemek mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Omuz ağrısına yol açan 7 hatalı alışkanlık!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan en yaygın 7 önemli hatayı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Uzun süre bilgisayar başında yanlış oturuş</li>
<li>Sürekli öne eğik telefon kullanımı</li>
<li>Ağır sırt çantası veya tek omuzda taşınan çantalar</li>
<li>Laptop ve dosya çantalarının taşınması</li>
<li>Ağır poşetlerin tek kolla kaldırılması</li>
<li>Hareketsiz yaşam tarzı, düzenli omuz egzersizleri yapmamak</li>
<li>Ani ve bilinçsiz yapılan spor hareketleri</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>İşte basit ama etkili 5 egzersiz </strong></p>
<p>Günlük hayatta 5 egzersizin düzenli yapılmasının, boyun, omuz ve sırt kaslarının çalışmasına yardımcı olacağını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Ancak egzersizler ağrı sınırını aşmadan yapılmalıdır. Şiddetli ağrı, uyuşma veya güç kaybı varsa egzersiz öncesi ortopedi uzmanına başvurulmalıdır” diyor.  Prof. Dr. Çift, basit ama etkili 5 egzersizi şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Omuz germe</strong>: Otururken ya da ayakta dik durarak omuzlarınızı kulaklara doğru kaldırın, geriye doğru çevirerek indirin. 10 kez geriye, 10 kez öne doğru yapın.</li>
<li><strong>Kürek kemiği sıkıştırma</strong>: Omuzlarınızı geriye doğru çekerek iki kürek kemiğini birbirine yaklaştırın. 5 saniye tutun ve gevşetin. 10 tekrar yapın. </li>
<li><strong>Boyun germe</strong>: Çenenizi önce bir omuza değdirip 5’e kadar sayın. Sonra aynı işlemi diğer omuza yapıp hareketleri 10 defa tekrar edin. </li>
<li><strong>Duvar yürüyüşü</strong>: Yüzünüz duvara dönük şekilde durun.        Parmaklarınızı duvarda yukarı doğru “yürütün”. Kolunuzu zorlamadan yukarıya götürün. 5 saniye bekleyin, indirin. 10 tekrar yapın.Bu işlemi duvara yan dönerek de aynı şekilde uygulayın. </li>
<li><strong>Kol sallama</strong>: Hafifçe öne doğru eğilin ve bir elinizi masa ya da sabit bir yere destek olarak dayayın. Diğer kolunuzu serbest bırakın. Kolunuzu küçük daireler çizerek yavaş ve kontrollü şekilde hareket ettirin. Bu hareketleri her iki kola 3 dakika uygulayın.  </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 08:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[atlamak]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Reflü]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>
		<category><![CDATA[sahuru]]></category>
		<category><![CDATA[tetikliyor]]></category>
		<category><![CDATA[Yiyecekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun saatler süren açlığın ardından iftar yemeğinde midemize aniden ve hızlı bir şekilde yükleniyoruz.  Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdaları soframızdan eksik etmiyoruz. İftardan kısa bir süre sonra da kendimizi kanepenin üzerinde uzanmış buluyoruz. Oruç tutmak aslında son derece sağlıklı olsa da, yaptığımız bu tür hatalar mide ve bağırsak sistemimize zarar verebiliyor.  Mide ağrısı, hazımsızlık, şişkinlik, reflü atakları ve safra sorunları, Ramazan’da en sık görülen sorunları oluşturuyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>Ramazan’da mide problemleri yaşamamak için dikkat etmemiz gereken 3 temel kuralı; “İftarı yavaş ve küçük porsiyonlarla açmak,  sahuru mutlaka yapmak, aşırı yağlı, şekerli ve ağır yiyeceklerden kaçınmak” olarak sıralıyor.  <strong>Prof. Dr. Murat Saruç,</strong> kronik hastalığı veya herhangi bir sağlık sorunu olan kişilerin  oruca başlamadan önce ilaçların saatlerinin yeniden düzenlenmeleri için mutlaka doktorlarıyla görüşmeleri gerektiğine de vurgu yapıyor. <strong>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, </strong>oruç tutarken dikkat etmemiz gereken 8 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p><strong>Sahura mutlaka kalkın</strong></p>
<p>Sahur, kan şekerinin gün boyu dengede kalmasını ve bu sayede insülin düzeyinde yükselme olmamasını sağlıyor. Tüm gün oruç tutarken yetersiz beslenmemize bağlı hipoglisemiyi de önlüyor. Sahur öğününün atlanması halinde birçok sağlık sorunu ortaya çıkabileceği uyarısında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç,<strong> </strong>“Sahur yapmamak uzun açlık süresini daha da uzatır ve bunun sonucunda; halsizlik, baş ağrısı ile ani tansiyon düşmelerine yol açabilir. Ayrıca, mide asidi boş mideye daha uzun süre temas eder; bu durum gastrit ve reflüyü tetikler” diyor.  </p>
<p><strong>İftara yavaş ve küçük porsiyonlarla başlayın</strong></p>
<p>Uzun süren açlıktan sonra mide hareketleri yavaşlıyor ve sindirim enzimleri azalıyor. Dolayısıyla, iftar öğününde bir anda fazla yemek midenin yükünü çok artırıyor, bunun sonucunda; şişkinlik, mide ağrısı, gastrit ve reflü  gibi sorunlar gelişiyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, “İftarda orucumuzu ‘çorba, su ve hurma’ gibi hafif yiyecekler ile açmak, midemizi daha sonra yiyeceğimiz kalorili yiyeceklere hazırlar. Ana yemeğe geçmeden 10–15 dakika beklemek de sindirimi ciddi şekilde rahatlatır” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan kaçının</strong></p>
<p>İftar ile sahurda aşırı yağlı, kızartma türü ve hamur işi gıdalardan uzak durmanız da çok önemli.<strong> </strong>Çünkü, Ramazan’da artan mide şikâyetlerinin ana nedenini bu beslenme alışkanlığı oluşturuyor. <strong> </strong>Bu tür yiyecekler mide boşalmasını geciktiriyor ve mide asidini artırıyor. Sonuç olarak; hazımsızlık, yanma ve gece reflüsü   sıkça oluşabiliyor.  Ayrıca karaciğer ve safra kesesi de daha fazla zorlanıyor. </p>
<p><strong>Tuzlu besinleri sınırlayın</strong></p>
<p>Tuzlu yiyecekler vücuttan su atılımını artırıyor ve susuzluğu şiddetlendiriyor. Bu durumun tansiyon düzensizliği, baş ağrısı ve ödemle sonuçlanacağını söyleyen Prof. Dr. Murat Saruç, “Sahurda salam, sucuk ve peynir gibi tuzlu yiyeceklerin fazla tüketilmeleri bu yüzden risklidir. Ramazan’da sıvı dengesini korumak en az besin seçimi kadar önemlidir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Bir anda fazla su içmeyin</strong></p>
<p>İftar ve sahur arasında yeterli su içmeniz çok önemli. Çünkü,   yetersiz sıvı alımı kabızlık, böbrek taşı ve tansiyon problemlerini artırıyor. Ancak,<strong> </strong>bir anda fazla su içmek de mideyi geriyor, şişkinlik yapıyor ve elektrolit dengesini bozabiliyor.  Bu nedenle, su tüketimini iftar ile sahur arasına yaymanız gerekiyor. “Susuzluğunuzu gidermek için mutlaka 3-4 litre su içmelisiniz” şeklindeki tavsiyelerin doğru olmadığı uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Saruç, bu durumun su zehirlenmesine yol açabileceğine vurgu yapıyor.  Prof. Dr. Murat Saruç, çay ve kahvenin ise su yerine geçmediğini, aksine sıvı kaybını artırabildiğini sözlerine ekliyor.</p>
<p><strong>İftardan sonra en az 1.5 – 2 saat kuralına dikkat! </strong></p>
<p>İftardan sonra hemen yatmak, mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştırıyor. Bu durumun reflü, mide yanması ve boğazda acı su hissine neden olacağına işaret eden Prof. Dr. Murat Saruç,  “Yemekten sonra en az 1,5–2 saat dik pozisyonda kalmak sindirimi destekler. Özellikle mide problemi olanlar için bu kural oldukça önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>İlaçlarınızın saatlerini gelişigüzel değiştirmeyin</strong></p>
<p>İlaç kullanım saatlerinin Ramazan’da mutlaka hekim önerisiyle yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Gastreonteroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, hekime danışılmadan gelişigüzel yapılan saat değişikliğinin ilacın etkisini azalttığını belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Ayrıca, varsa birlikte kullanılan diğer ilacın da etkisini azaltabilir ya da artırabilir. Örneğin,  bu bir kan sulandırıcı ise kanamaya neden olabilir; tiroit ilacı ise tiroit yetersizliğine yol açabilir; ritim ilaçları ise bulantı-kusma, karın ağrısı, çarpıntı ve baş ağrısı gibi sorunlar oluşturabilir.” Özellikle mide koruyucuların mutlaka aç karnına alınmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Muraç Saruç, “Aksi halde bu ilaçların vücuttaki etkileri yeterli seviyeye ulaşmayacak, reflüye bağlı yemek borusu ülserleri oluşabilecek, mide koruyucu özelliği kaybolacağı için mide kanamaları ortaya çıkabilecektir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Egzersizi bırakmayın ama zamanını doğru seçin</strong></p>
<p>Tamamen hareketsiz kalmak kabızlık ve kilo artışını tetikliyor. Dolayısıyla, egzersizleri her gün alışkanlık haline getirmek, sağlığımız için çok önemli. Ancak, aç karnına yapılan ağır egzersizler bayılmaya ve kas yıkımına neden olabiliyor. İftardan 1–2 saat sonra yapılan hafif yürüyüşler ise sindirimi hızlandırıyor ve kan şekerini dengeliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sahuru-atlamak-bu-hastaliklari-tetikliyor-613370">Sahuru atlamak bu hastalıkları tetikliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 08:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[gençlerde]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetleri]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yeme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=611095</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı<strong> </strong>şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebec</strong>i “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci</strong>, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”</p>
<p><strong>Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…</strong></p>
<p>Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.” </p>
<p><strong>Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili</strong></p>
<p>Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse!</strong></p>
<p>Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”</p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;</strong></p>
<p><strong>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, </strong>kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Aşırı kafein tüketimi </li>
<li>Sigara ve alkol </li>
<li>Düzensiz uyku saatleri</li>
<li>Uzun süre ekran karşısında kalma</li>
<li>Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)</li>
<li>Hareketsiz yaşam</li>
<li>Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama</li>
<li>Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete</li>
<li>Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/genclerde-kalp-carpintisi-ve-gogus-agrisi-sikayetleri-yayginlasiyor-611095">Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jan 2026 07:23:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609469</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-2-609469">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:49:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[Bel Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[disk]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[kişiden]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608565</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde uzun süre masa başında çalışmak, hareketsiz bir yaşam sürmek ve çağımızın önemli sorunu olan obezite, bel fıtığının görülme sıklığını giderek artırıyor. Yapılan çalışmalar, şiddetli bel ve bacak ağrısının en sık rastlanan sebeplerinden biri olan bel fıtığına bağlı sinir kökü sıkışmasının yaşam boyu gelişme riskinin dünya genelinde yüzde  3–5 civarında olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye’de ise her 4 kişiden 1’inin son bir yıl içerisinde bel  ağrısı yaşadığı belirtilirken, bel fıtığının bu ağrıların önemli bir kısmını oluşturduğu vurgulanıyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı</strong> <strong>Dr. Özkan Yükselmiş,</strong>  genellikle 30–50 yaş arasında görülen bel fıtığının modern yaşam koşullarının etkisiyle son yıllarda 20’li yaşların başında, hatta üniversite çağındaki gençlerde bile giderek artış gösterdiğini  belirterek, “Telefon, tablet veya bilgisayar karşısında  kambur pozisyonda uzun süre oturmak, hareketsiz bir yaşam sürmek, egzersiz sırasında yanlış teknikle ağırlık kaldırmak ve fazla kilolu olmak, özellikle gençlerde bel fıtığının artışında en sık görülen nedenleri oluşturuyor” diyor. </p>
<p><strong>2 hafta süren şiddetli bel ve bacak ağrısına dikkat! </strong></p>
<p>Omurgamızdaki bel omurları arasında yer alan ve “disk” olarak adlandırılan yastıkçıkların zamanla yıpranıp dışarı doğru bombeleşerek sinir köklerine baskı yapmaları “bel fıtığı” olarak tanımlanıyor. Bel bölgesinde ani başlayan veya giderek artan bel ağrısı,  belden başlayıp bacağın arkasından topuğa kadar inen “elektrik çarpması” veya “çekilme tarzında” ağrı, hissizlik ile iğnelenme (bacakta, ayakta veya parmaklarda) ve belde kas spazmı, en sık görülen şikayetler arasında yer alıyor. Ancak hastaların önemli bir bölümü bu belirtileri “geçer” düşüncesiyle göz ardı ederek doktora gitmeyi geciktiriyor. Hastalığın ilerlemesine bağlı olarak ağrının kronikleşmesi ve şiddetinin artması günlük yaşam aktivitelerini ciddi ölçüde kısıtlarken, acil ameliyat gereksinimi de ortaya çıkabiliyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.  Özkan Yükselmiş, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi ve kalıcı hasarın önlenebilmesi için bel fıtığının erken dönem belirtilerini ihmal etmemek gerektiğini anlatarak, “İlaç ve istirahate rağmen yaklaşık 2 haftadır geçmeyen şiddetli bel ve bacak ağrısında zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığının 7 önemli nedeni! </strong></p>
<p>Bel fıtığı genellikle birden fazla faktörün birleşmesiyle ortaya çıkıyor.  Dr. Özkan Yükselmiş,<strong> </strong>bel fıtığına neden olan etkenleri şöyle sıralıyor: </p>
<p><strong>Genetik yatkınlık:</strong>  Ailede bel fıtığı öyküsü varsa, disk yapısı daha kolay yıpranabiliyor. </p>
<p><strong>Yaşa bağlı yıpranma:</strong> Diskler yaşla birlikte su kaybederek esnekliğini yitiriyor. Bu doğal süreç fıtıkla sonuçlanabiliyor. </p>
<p><strong>Hareketsiz bir yaşam:</strong>   Düzenli egzersiz yapmamak ve hareketsiz bir yaşam sürmek riski artıran  önemli faktörlerden. Çünkü, özellikle bel ve karın kasları güçlü değilse, omurganın yükünü diskler ve eklemler taşımak zorunda kalıyor. </p>
<p><strong>Yanlış duruş ve uzun süre oturma:</strong>  Özellikle gençlerde; kambur pozisyonda, öne eğilerek saatlerce telefon veya tablet ekranına bakmak, omurgaya binen yükü artırıyor. Ayrıca, bilgisayar karşısında çalışırken veya araç kullanırken uzun süre hatalı pozisyonda oturmak ve eğilerek çalışmak da aynı nedenle bel fıtığına yol açabiliyor.  </p>
<p><strong>Ağır kaldırma ve ani hareketler:</strong> Eğilerek ve gövdeyi çevirerek ağır bir yük kaldırmak diskin aniden yırtılmasına ve fıtığın ortaya çıkmasına neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Fazla kilo:</strong> Vücut ağırlığı arttıkça, bel omurlarına binen yük de artıyor. </p>
<p><strong>Sigara:</strong> Disklerin beslenmesini bozarak daha çabuk yıpranmalarına sebep olabiliyor. </p>
<p><strong>Ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Toplumdaki yaygın inanışın aksine, bel fıtığı tanısı alan hastaların büyük bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Güncel kılavuzlar, idrar kaçırma, çok ileri güç kaybı ve felç gibi acil durumlar yoksa, öncelikle konservatif (ameliyatsız) tedavilerin denenmesini öneriyor. Dr. Özkan Yükselmiş, “Güncel veriler, erken tanı sayesinde, ameliyata gerek kalmadan, uzman hekim kontrolünde başlanan fizik tedavi, egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle  ağrı ile fonksiyon kaybının belirgin ölçüde düzeldiğini, hastaların büyük bir kısmının günlük yaşamlarına geri dönebildiğini gösteriyor. Bazı hastalarda şikâyetler neredeyse tamamen kaybolurken, bazı hastalarda hafif ve aralıklı ağrılar ise kalıcı olabiliyor; bu noktada düzenli egzersiz ile yaşam tarzı değişiklikleri devreye giriyor” diyor. </p>
<p><strong>Bel fıtığında ilk basamak fizik tedavi!</strong></p>
<p>Fizik tedavi ve rehabilitasyon, bel fıtığında ameliyatsız tedavinin temel taşını oluşturuyor. Yüzeyel ısı uygulamaları, derin ısı ajanları, elektrik akımları, manuel terapi ve traksiyon, esneme ile güçlendirme egzersizleri, duruş ve ergonomi eğitimi, fizik tedavinin başlıca yöntemlerini oluşturuyor.  Dr. Özkan Yükselmiş, bu yöntemlerin genellikle  tek tek değil, kombine şekilde uygulandığını; hastanın kliniğine ve MR bulgularına göre kişiselleştirildiğini vurguluyor. Dr. Özkan Yükselmiş, ilaç ve fizik yöntemlerine rağmen ağrısı çok şiddetli olan veya ameliyat öncesinde “ara basamak” tedavisine ihtiyaç duyulan hastalarda ise epidural veya transforaminal gibi girişimsel yöntemlerin de gündeme geldiğini anlatıyor. </p>
<p><strong>Tedavi sonrasında koruma planı çok önemli! </strong></p>
<p>Ameliyatsız tedavinin başarısında  hastanın aktif katılımının en az tedavinin kendisi kadar önem taşıdığını ifade eden Dr. Özkan Yükselmiş, bu süreçte dikkat edilmesi gereken başlıca noktaları, &#8220;Doktorun verdiği egzersiz programını şikâyetler azalınca bırakmamak, ani ve ağır yük kaldırmaktan kaçınmak,  uzun süre aynı pozisyonda kalmamak,  doğru oturma ve yatış pozisyonuna özen göstermek, kilo kontrolü sağlamak, sigarayı bırakmak, stres yönetimine dikkat etmek” şeklinde sıralıyor.   Ayrıca, bel fıtığında uzun vadeli koruma planının da kilit bir rol üstlendiğini belirten Dr. Özkan Yükselmiş, <strong> </strong>“Çünkü, bel fıtığı aynı veya farklı seviyede tekrar edebiliyor. Bu risk, düzenli egzersiz, kilo kontrolü ve doğru duruş alışkanlıkları gibi koruyucu yaklaşımlarla ciddi oranda azaltılabiliyor” diye konuşuyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-4-kisiden-1i-bel-agrisi-yasiyor-608565">Her 4 kişiden 1&#8217;i bel ağrısı yaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:05:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mesane]]></category>
		<category><![CDATA[Mesane Kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[Robotik Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yapay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595643</guid>

					<description><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde daha sık görülen ve çoğunlukla belirti vermeden ilerleyen mesane kanserine, idrar torbasının iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalması neden oluyor. 50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bu belirtileri ciddiye alın!</strong></p>
<p>Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; </p>
<ul>
<li>İdrarda kan </li>
<li>Ayaklardaki şişlik</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Kilo kaybı</li>
</ul>
<p><strong>Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur</strong></p>
<p>Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır.</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor</strong></p>
<p>Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem   tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır </strong></p>
<p>Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır.</p>
<p><strong>Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı</strong></p>
<ol>
<li>Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.</li>
<li>Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.</li>
<li>Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.</li>
<li>Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.</li>
<li>Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.</li>
<li>Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.</li>
</ol>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-mesane-kanseri-habercisi-olabilir-595643">Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 14:06:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kayması]]></category>
		<category><![CDATA[kaymasının]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=594400</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, bel kaymasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Bel kayması farklı belirtiler gösterebilir!</strong></p>
<p>Bel kaymasının, alt omurlardan birinin diğerinin üzerine kayması sonucu ortaya çıkan klinik bir durum olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Kayan kemiğin veya diskin omuriliğe ya da bacağı besleyen sinirlere bası yapması, çeşitli belirtilere yol açabilir.” dedi. </p>
<p>Bel kaymasının en sık görülen belirtisinin bel ağrısı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yaman, “Kayan kemiğin sinirlere bası yapması durumunda bacaklarda ağrı, uyuşukluk ve kuvvetsizlik görülebilir. Daha ileri vakalarda idrar ve büyük abdest kontrolünde sorunlar yaşanabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Yaşlanmaya bağlı sorunlar bel kaymasının en sık görülen nedeni!</strong></p>
<p>Bel kaymasının çeşitli nedenlerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Yaşlanmaya bağlı olarak disk ve eklemlerde meydana gelen değişiklikler bel kaymasının en sık görülen nedenlerindendir.” dedi.</p>
<p>Ayrıca travmaların da bel kaymasına yol açabileceğine işaret eden Prof. Dr. Yaman, bazı durumlarda ise doğuştan gelen anatomik farklılıklar nedeniyle bel kaymaları gelişebileceğini ifade etti.</p>
<p><strong>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durum!</strong></p>
<p>Bel kaymasının tedavisinde hem konservatif hem de cerrahi yöntemler uygulanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Onur Yaman, “Konservatif tedavide bel ve kalça kaslarını güçlendiren egzersizler, korse kullanımı ve ağrıya yol açan nedenin ortadan kaldırılması amaçlanır.” dedi.</p>
<p>Bu yöntemlerin, birçok hastada cerrahiye gerek kalmadan semptomların kontrol altına alınmasını sağladığının altını çizen Prof. Dr. Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Cerrahi tedavi ise, konservatif yöntemlerle şikayetleri geçmeyen veya nörolojik defisiti olan hastalarda uygulanır. Cerrahi endikasyonu, özellikle bacaklarda kuvvetsizlik, idrar kontrol problemleri ve uzun süreli ağrı şikayetleri belirler.</p>
<p>Bel kayması, uygun tanı ve tedavi ile yönetilebilen bir durumdur. Erken tanı ve doğru tedavi yaklaşımı, komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bel-agrisi-bel-kaymasinin-belirtisi-olabilir-594400">Bel ağrısı bel kaymasının belirtisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Nov 2025 10:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Direnç]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[doz]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[gerektirmez]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[leyla]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=591906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906">Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Antibiyotik direnci, tedavi edilebilen hastalıkları giderek daha ölümcül hale getiriyor!</strong></p>
<p>Önemli bir çalışmanın, antimikrobiyal dirençle (AMR) bağlantılı çocuk ölümlerinde rahatsız edici bir artış olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “ESCMID Global 2025 konferansında sunulan bu araştırma önemli bir direnç riski taşıyan ve dünyada kullanım oranları izlenen ‘dikkat antibiyotikleri’nin kullanımlarının Güneydoğu Asya&#8217;da yüzde 160 ve Afrika&#8217;da yüzde 126 oranında arttığını gösteriyor.” dedi.</p>
<p>Yaygın antibiyotiklerin etkinliğini yitirdikçe, zatürre, sepsis ve ishalli hastalıklar gibi daha önce tedavi edilebilen durumların etkilenen bölgelerdeki çocuklar için giderek daha ölümcül hale geldiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Çalışma, bu kısır döngünün düşük ve orta gelirli ülkeleri orantısız bir şekilde nasıl etkilediğini vurguluyor. Her ne kadar kesin bir sayı yoksa da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin önemli bir kısmının dirençli bakterilerle oluşan enfeksiyonlar olduğu öngörülüyor.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Doğru antibiyotik kullanımı için, enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı! </strong></p>
<p>Doğru ilaç kullanımının hastanın bireysel ihtiyaçlarına en uygun ilacın, uygun dozda,  yeterli sürede ve en düşük maliyetle verilmesi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır.” dedi.</p>
<p>Dr. Mamçu, tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılmasının, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması gibi sonuçlara yol açabileceğini ve bu gibi durumlarda antibiyotiklerin uygun kullanılmamış olacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Gelişen direnç bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde! </strong></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün 2024 tarihli raporuna göre, 2050 yılına kadar antibiyotik direnci nedeniyle yılda 10 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gelişen direnç ne yazık ki bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde.” dedi.</p>
<p>Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil hayvan yetiştiriciliği ve tarım alanında da kullanıldığına değinen Dr. Mamçu, “Tüm dünyada yaygın ve kontrolsüz kullanılmaları, gıda, su, çevre yoluyla dirençli bakterilerin çok daha kolay yayılmasına ve insana geçmesine neden oluyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını bir arada içeren, ulusal ve uluslararası politikalarla ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dirençli mikroorganizmalar ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor! </strong></p>
<p>Ülkemizde yazılan her 100 reçetenin 14’ünde en az bir antibiyotik yer aldığını kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotikler tüketilen ilaçlar listesinde maliyet ve kullanım oranı açısından ikinci sırada yer alıyor.” dedi.</p>
<p>Son yıllarda antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesinin bu anlamda çok önemli bir yarar sağladığını dile getiren Dr. Mamçu, şunları söyledi:</p>
<p>“Antibiyotiklerin doğru kullanılması için yürütülen faaliyetler sonucunda antibiyotik tüketiminde bir miktar azalma olsa da, hem antibiyotik tüketimi hem de antimikrobiyal direnç açısından istenilen seviyelere erişilemedi. Dirençli mikroorganizmalarla gelişen enfeksiyonlar özellikle de yoğun bakım ortamında ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor. Dirençli bakterilerin neden olduğu bu hastalıklar, tedaviye de dirençli olup, hastanede yatış sürelerinin uzamasına ve bununla ilgili komplikasyonların gelişmesine, ölüm ve hastalığa yakalanma oranlarında artışa neden oluyor. Koordineli küresel politikalar, özellikle yüksek riskli bölgeler için geliştirilen antibiyotik yönetimi programları ve alt yapı destekleri umut veriyor.”  </p>
<p><strong>Antibiyotik gerekip gerekmediğine karar verme yetkisi yalnızca doktora ait!</strong></p>
<p>Antibiyotiklerin etkili ve güvenli kullanılması için önerilerde bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“İlk ve en önemli adım doktorun talimatlarına uymak. Antibiyotikler her zaman bir doktor reçetesi ile alınmalı. Doktorunuzun belirlediği dozajı, sıklığı ve tedavi süresini tam olarak uygulayın. Antibiyotikleri tam olarak bitirin, reçetede belirtilen sürede tamamen kullanın. Enfeksiyonun belirtileri geçse bile, ilacı erken bırakmak direnç gelişimine ve enfeksiyonun tekrarlamasına neden olabilir. Antibiyotiği düzenli aralıklarla alın. Eğer bir dozu kaçırırsanız, normal sürecinize geri dönün ve sonraki dozu zamanında alın. Eğer herhangi bir yan etki veya rahatsızlık fark ederseniz, hemen doktorunuza başvurun. Antibiyotiğinizi değiştirmesi veya dozajı ayarlaması gerekebilir.</p>
<p>Antibiyotiklerin doğru ve düzenli kullanımı, enfeksiyonların etkili bir şekilde tedavi edilmesine ve direnç gelişiminin önlenmesine yardımcı olur. Unutmayın; her boğaz ağrısı, baş ağrısı ve geniz akıntısının, antibiyotik kullanmayı gerektirecek bir durum olmayabilir. Antibiyotik gerekip gerekmediği konusunda karar verme yetkisi yalnızca doktora aittir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bogaz-agrisi-antibiyotik-gerektirmez-591906">Her boğaz ağrısı antibiyotik gerektirmez!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 08:33:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[artıyor]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hava]]></category>
		<category><![CDATA[oranında]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[sonbaharda]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583907</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong>  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. <strong>Nöroloji Uzmanı</strong> <strong>Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,</strong> sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu. </p>
<p><strong>Değişen hava koşulları </strong></p>
<p>Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>Artan stres yükü </strong></p>
<p>Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon,<strong> </strong>yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın. <br /><strong>Alerjik reaksiyon ve sinüzit</strong></p>
<p>Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.</p>
<p><strong>Uyku kalitesinin bozulması</strong></p>
<p>Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, <strong> </strong>kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Yetersiz su tüketimi</strong></p>
<p>Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması   dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin. </p>
<p><strong>Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi </strong></p>
<p>Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 mg olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.</p>
<p><strong>Beslenme düzeninin değişmesi</strong></p>
<p>Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrısına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;KUTU BİLGİSİ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</strong></p>
<p><strong>Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat! </strong><strong> </strong></p>
<p>Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:</p>
<p>Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, &#8220;Hayatımın en kötü baş ağrısı&#8221; olarak tarif edilmesi.</p>
<p>Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi. </p>
<p>50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)</p>
<p>Ateş, kilo kaybı  ve   gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması. </p>
<p>Kafa travması sonrasında ortaya çıkması. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-sonbaharda-artiyor-583907">Baş ağrısı sonbaharda artıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Sep 2025 08:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[Boğaz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[covid]]></category>
		<category><![CDATA[ishal]]></category>
		<category><![CDATA[jilet]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[Nimbus]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Semptom]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[varyantı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=580493</guid>

					<description><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş, titreme, baş ve kas ağrıları, ishal, kusma ve bazen tat‑koku kaybı… Koronavirüs döneminden alışık olunan tüm bu belirtiler tekrar gündeme geliyor. Bu kez mevsimsel grip gibi atlatılan yeni salgın, özellikle çocuklarda test yapıldığında COVID olarak kendini gösteriyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Acil Servis Sorumlusu Dr. Öğretim Üyesi Süleyman Alpar, çocuklarda COVID salgınıyla ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi gözlemleniyor </strong></p>
<p>Nimbus (NB.1.8.1) ve Stratus (XFG) gibi yeni Omicron alt varyantlarının ortaya çıkması, dünya genelinde yavaş seyreden bir yaz dalgasına yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD verileri, özellikle çocuklar ve yaşlılar gibi hassas gruplarda test pozitifliğinin ve acil servis başvurularının arttığını, ancak hastanelerin kapasitesini zorlayacak düzeye ulaşmadığını göstermektedir. Türkiye’de resmi veriler olmasa da benzer bir artış eğilimi gözlemlenmektedir. Acil serviste karşılaşılan COVID‑19 vakaları, 2024‑2025 sezonunda Omicron soylarının etkisiyle genelde üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu çizmektedir. Burun tıkanıklığı veya akıntısı, öksürük, halsizlik, ateş veya titreme, baş ve kas ağrıları, boğaz ağrısı, hapşırma, nefes darlığı, ishal, mide bulantısı/kusma ve bazen tat‑koku kaybı gibi semptomlar en sık görülenler arasındadır. Yeni varyantlarda da bu belirtiler ateş, öksürük, hapşırma, burun akıntısı, baş ve kas ağrıları şeklindedir. Bazı hastalarda bu tabloya ishal ve bulantı gibi sindirim sistemi şikayetleri de eklenebilmektedir. </p>
<p><strong>“Jilet gibi boğaz ağrısı” varsa dikkat edin </strong></p>
<p>Öne çıkan Nimbus (NB.1.8.1) varyantı, halk arasında “jilet gibi boğaz ağrısı” olarak tarif edilen daha keskin boğaz ağrısı ile dikkat çekmektedir. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi yetkilileri, bu varyantın belirgin bulgularının keskin boğaz ağrısı ve boyundaki lenf bezlerinde şişme olduğunu; bunun dışında yorgunluk, ateş ve kas ağrısı gibi klasik COVID semptomlarının da görüldüğünü bildirmektedir. Ülkemizdeki ise Nimbus’un burun akıntısı, baş ağrısı, yorgunluk, hapşırma ve boğaz ağrısının yanı sıra mide bulantısı, kusma ve ishal gibi sindirim sistemi ile ilgili şikayetler yapabildiği gözlemlenmektedir. ABD’deki vakaların yaklaşık %43’ünden de Nimbus varyantının sorumlu olduğu ortaya çıkmaktadır. </p>
<p>Stratus (XFG) varyantı ise Avrupa ve Hindistan’da yaygınlaşmaktadır ve semptomları Omikron’un diğer soylarıyla benzer seyretmektedir. Hastalarda titreme, nefes darlığı, boğaz ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı, bulantı‑kusma, kas ağrıları, ishal ve bazı durumlarda tat/koku kaybı görülmektedir. Bazı hastalarda ses kısıklığına yol açtığı da bildirilmektedir.</p>
<p>Doktora başvuran hastaların çoğunda üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileri görülmektedir. Nimbus varyantıyla boğaz ağrısının daha keskin tarif edilmesi ve bazı kişilerde bulantı‑ishal gibi şikayetlerin olması dışında önceki dalgalara göre belirgin bir semptom değişikliği yoktur. Bu nedenle, bu belirtilerin grip ve diğer virüslerle karışabileceğini hatırlamak, gerektiğinde test yaptırarak tanıyı netleştirmek önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>PCR ve antijen testleri tarama için önemli! </strong></p>
<p>Uluslararası kılavuzlar, COVID‑19 tanısında nükleik asit amplifikasyon testlerini (PCR veya benzeri NAAT) öncelikli yöntem olarak kabul etmektedir. PCR, virüsün genetik materyalini tespit ettiği için en güvenilir yöntemdir; hızlı antijen testleri ise daha çabuk sonuç verir ancak duyarlılıkları daha düşüktür ve ilk test negatif çıksa bile birkaç gün arayla tekrarlanması gerekir. Semptomu olan kişilerin test yaptırması ve test sonucu netleşene kadar izolasyonda kalması tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Enfeksiyon hastalıkları rehberleri, yalnızca semptomlara bakarak COVID tanısı koymanın doğru olmadığını, tanının PCR veya hızlı antijen testleriyle doğrulanması gerektiğini özellikle belirtiyor. Eğer bir temas öyküsü varsa, semptomsuz kişiler için de test önerilebilir; ancak hiçbir temas veya belirti olmayan bireylerde rutin tarama yapılması gerekmiyor.</p>
<p><strong>Okulların başlamasıyla birlikte çocuklarda artış gözlemleniyor</strong></p>
<p>Dünya genelindeki veriler incelendiğinde, yaz sonunda ve okullar açılmadan hemen önceki dönemde vaka artışının en çok küçük çocukları etkilediği görülmektedir. Amerika’da 2025 yazı boyunca acil servis başvuruları genel olarak artmış durumdadır ve en yüksek oranların 0‑4 yaş grubunda görüldüğü bildirilmektedir. Ağustos 2025’te acil servis başvurularının %15,2 yükseldiği ve artışın genç çocuklarda belirgin olduğu gösterilmektedir, buna rağmen hastaneye yatış ve ölüm oranlarının düşük seyrettiği söylenebilir.</p>
<p>Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi de COVID aktivitesinin düşük bir tabandan yavaşça arttığını, ancak doktora başvuruların önceki sezonlarla benzer veya daha düşük düzeyde olduğunu belirtmektedir. Nimbus varyantının diğer Omicron soylarına göre ekstra bir tehdit oluşturmadığı ve mevcut aşıların koruyuculuğunu etkilemediği ifade edilmektedir.</p>
<p><strong>Kronik hastalıkları olan ve bağışıklığı düşük çocuklara dikkat! </strong></p>
<p>Ülkemizde yaz tatili sonrası kreş ve okul öncesi çağdaki çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu şikâyetleriyle acil servise başvuranların arttığı gözlemlenmektedir. Çoğu çocuk vakası hafif seyretmekte; ateş ve üst solunum yolu belirtileri ön planda olmakta ve destekleyici tedavi ile evde izolasyon genellikle yeterli olmaktadır. Ancak kronik hastalığı olan veya bağışıklık sistemi zayıf çocukların aşı hatırlatma dozlarını yaptırmaları konusunda özellikle dikkatli olunması önerilmektedir..</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/jilet-gibi-bogaz-agrisi-cocuklarda-covid-belirtisi-olabilir-580493">&#8220;Jilet Gibi Boğaz Ağrısı&#8221; Çocuklarda COVID Belirtisi Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jul 2025 14:11:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[neden]]></category>
		<category><![CDATA[olur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=558783</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuk karın ağrısı neden olur? Uzmanlar yaz aylarında gelişen karın ağrısının nedenleri hakkında önemli bilgiler verdi.   </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783">Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk karın ağrısı neden olur? Uzmanlar yaz aylarında gelişen karın ağrısının nedenleri hakkında önemli bilgiler verdi.   </strong></p>
<p><b>Karın Ağrısına Dikkat</b></p>
<p>Çocuklarda görülen karın ağrısı, çoğunlukla basit nedenlere bağlı olsa da, cerrahi müdahale gerektiren ciddi hastalıkların da belirtisi olabilir. Yaz aylarında artan sıcaklık ve enfeksiyon riskiyle birlikte bu şikayetler daha sık görülmeye başlamaktadır. Çocuklarda karın ağrısının altında yatan nedenin mutlaka dikkatle araştırılması ve tedavi planının buna göre belirlenmesi önemlidir. Memorial Bodrum Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mithat Günaydın, çocukluk çağında karın ağrısına neden olabilecek hastalıklar ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Çocukluk çağında karın ağrısına genellikle idrar yolu enfeksiyonu, ishal veya bağırsak parazitleri gibi ilaçla tedavi edilebilecek nedenler yol açar. Ancak karın ağrısına neden olabilecek yaklaşık 50 farklı hastalık bulunduğu unutulmamalıdır. Bu vakaların yalnızca %1 ila %3’ü cerrahi müdahale gerektiren durumlardır. Yine de, erken tanı hayati önem taşır.</p>
<p><b><strong>İnvajinasyon: Sessiz ilerleyen tehlike</strong></b></p>
<p>Cerrahi müdahale gerektiren karın ağrısı nedenlerinin başında akut apandisit ve invajinasyon (bağırsakların iç içe geçmesi) gelir. Özellikle invajinasyon, daha çok süt çocukluğu döneminde görülür ve ishal sonrası gelişebilir. Yaz aylarında bakteriyel ve viral ishallerin artmasıyla bu risk daha da yükselir.</p>
<p><b><strong>Belirtileri tanıyın, gecikmeden harekete geçin</strong></b></p>
<p>İshal sonrası ortaya çıkan kıvranır tarzda karın ağrısı, kusma, karında “sucuk gibi” kitlenin hissedilmesi ve zamanla çilek jölesi şeklinde kanlı dışkı görülmesi invajinasyonun habercisi olabilir. Bu durumda vakit kaybetmeden çocuk cerrahisine başvurulmalıdır. Tedavi edilmediği takdirde bağırsakta kangren gelişebilir ve çocuğun genel durumu hızla bozulabilir. Tanıda; kan tahlilleri, direkt karın grafisi ve karın ultrasonu yardımcı olur. Tanı konduğunda ağızdan beslenme kesilir, mideye tüp yerleştirilir, sıvı-elektrolit tedavisine başlanır ve hasta yakından izlenir. Tedavide öncelikle invajinasyonun kendillğinden açılıp açılmadığı takip edilir. Açılmadığı durumlarda radyoloji eşliğinde su (hidrostatik) veya hava (pnömatik) redüksiyon yöntemleri uygulanır. Bu işlemlerde çocuk cerrahı ve deneyimli bir radyologun birlikte çalışması gerekir. Nadir durumlarda bağırsak delinmesi olabileceğinden cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahi müdahale laparoskopik (kapalı) ya da açık yöntemle yapılabilir. Laparoskopide bağırsakların dolaşımı sağlıklıysa işlem burada sonlandırılır. Açık ameliyatta ise iç içe geçmiş bağırsaklar elle açılır; dolaşımı bozulmuşsa bu kısım çıkarılarak sağlıklı uçlar yeniden birleştirilir.</p>
<p><b><strong>Apandisit yaz aylarında daha sık görülüyor</strong></b></p>
<p>Yaz döneminde çocuklarda daha sık karşılaşılan bir diğer cerrahi durum ise apandisittir. Kalın bağırsağın başlangıcında yer alan apendiksin iltihaplanmasıyla oluşan bu tablo, genellikle göbek çevresinde başlayan ve sağ alt karna yerleşen karın ağrısı ile kendini belli eder. Ağrıya iştahsızlık, ateş ve bazen kusma eşlik edebilir.</p>
<p>Apandisit, öykü ve fizik muayene ile birlikte yapılan laboratuvar tetkikleri ve ultrasonografiyle teşhis edilebilir. Bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi de gerekebilir. Tedavisi cerrahidir. Ameliyat açık ya da laparoskopik yöntemle yapılabilir. Patlamamış apandisit durumunda çocuk genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilebilir.</p>
<p><b><strong>Ciddi hastalıkların habercisi olabilir</strong></b></p>
<p>Özellikle yaz aylarında karın ağrısı yaşayan çocuklar, cerrahi olasılık göz önünde bulundurularak dikkatle izlenmelidir. Gerekirse tekrar tekrar muayene edilmeli ve klinik tablo yakından takip edilmelidir. Erken tanı ve doğru müdahale sayesinde, ciddi komplikasyonların önüne geçilmesi mümkündür. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-karin-agrisi-neden-olur-558783">Çocuk Karın Ağrısı Neden Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jul 2025 08:26:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=556969</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin metastazının, vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserin beyin dokularına, zarlarına veya kafatasına yayılması anlamına geldiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Kanser hücreleri, genellikle kan dolaşımı yoluyla beyne ulaşır ve burada yeni bir tümör oluşturur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969">Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin metastazının, vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserin beyin dokularına, zarlarına veya kafatasına yayılması anlamına geldiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Kanser hücreleri, genellikle kan dolaşımı yoluyla beyne ulaşır ve burada yeni bir tümör oluşturur. Beyin metastazlarının belirtileri, tümörün büyüklüğüne, yerine ve çevre dokular üzerindeki etkisine bağlı olarak değişebilir. En yaygın belirtiler arasında ise; baş ağrısı, bulantı ve kusma, epileptik ataklar, görme bozuklukları, kol veya bacaklarda güçsüzlük veya uyuşma, hafıza sorunları veya dikkat kaybı, kişilik ya da davranış değişiklikleri, denge bozuklukları, konuşma veya hareket bozuklukları yer alır. Bu belirtilere sahip kanser atlatmış hastaların beyin metastazı şüphesi ile bir sağlık merkezine başvurması önemli” dedi.</strong></p>
<p>Beyin metastazlarının genellikle; akciğer, meme, melanom yani cilt, böbrek ve kolorektal kanser türlerinde oluştuğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Multidisipliner yaklaşımın, kişiye özel tedavide kilit bir rolü var. Kanser hastalarına multidisipliner bir yaklaşım gerektiği için şüpheli bir hastanın değerlendirilmesinde Beyin ve Sinir Cerrahisine ek olarak Tıbbi Onkoloji, Radyasyon Onkolojisi, Radyoloji, Nöroloji ve Patolojinin kanıta dair görüşleri alınır. Bu uzmanlıklardan oluşan nöro-onkoloji tümör kurulundaki değerlendirme sonucunda hasta için en uygun tedavi planı seçilir. Örneğin kanama riskine sahip bazı beyin metastazlarında ani şekilde genel durum bozukluğu oluşabilir. Bu tür riskler varsa cerrahi tedavi önceliklenir” dedi.</p>
<p><strong>Şüpheli durumlarda biyopsi şart</strong></p>
<p>Hastaların kanser taramalarında adını sıklıkla duyduğu PET-CT’nin, beyin metastazlarını göstermede yetersiz kalabileceğine vurgu yapan Göçmen, “Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) bu alandaki en önemli yöntemdir. Ayrıca Bilgisayarlı Tomografi (BT) de yardımcı bir görüntüleme yöntemi olarak tercih edilebilir. Şüpheli lezyonlarda ise kesin tanı için beyin biyopsisi şarttır. Kan testleri ve diğer görüntüleme yöntemleri ise tanıya destek ve tedavi takibi amaçlı kullanılır. Tedavi; metastazların sayısına, boyutuna, hastanın genel sağlık durumuna ve kanserin türüne bağlı olarak değişir. Beyindeki metastazların büyümesini durdurmak ya da küçültmek için de radyoterapiden faydalanılır. Bunların yanında kemoterapi, hedefe yönelik tedavi ve immünoterapi de kullanılır. Hastanın şikayetlerini hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmak için ise palyatif bakımdan destek alınır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Erken tanı her zaman hayat kurtarıyor</strong></p>
<p>Erken tanının, beyin metastazlarının etkili bir şekilde tedavi edilmesinde kritik rol oynadığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Nöroşirurji Uzmanı Dr. Emre Zorlu, “Belirtiler fark edildiğinde bir uzmana başvurmak hayati önem taşıyor. Belirli risk faktörleri varsa örneğin hasta daha önce akciğer kanseri atlatmışsa, belirli aralıklarla nörolojik muayene ve görüntüleme ile mutlaka izlenmeli. Karmaşık bir sağlık problemi olduğu için multidisipliner bir yaklaşım gerektiren beyin metastazlarında erken tanı, etkili tedavi ve hasta yönetimi bu yüzden çok önemli&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Hasta yakınlarının desteği kıymetli</strong></p>
<p>Beyin metastazı tanısı alan bir hastanın hem kendisinin hem de ailesinin tedavi sürecinde aktif rol alması gerektiğini vurgulayan Zorlu, “Doktorun önerdiği tedavi planına uyum sağlamak ve düzenli kontrolleri aksatmamak tedavi başarısını artırabilir. Beyin metastazlarıyla mücadele zorlayıcı bir süreç olsa da doğru tedavi ve destekle yaşam kalitesini artırmak mümkün. Esas tedavi planına ek olarak psikolojik destek almak ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek, bu süreçte büyük fark yaratabilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-kanserin-yeniden-sinyali-olabilir-556969">Baş Ağrısı Kanserin Yeniden Sinyali Olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[geçirmek]]></category>
		<category><![CDATA[göğüs]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[krizi]]></category>
		<category><![CDATA[mümkün]]></category>
		<category><![CDATA[olmadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=547275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp krizi denildiğinde genellikle göğüs ağrısı akla gelse de her zaman tek belirti olmayabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275">Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kalp krizi denildiğinde genellikle göğüs ağrısı akla gelse de her zaman tek belirti olmayabilir. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, kalp krizinin sırt ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, mide bulantısı gibi göğüs dışı belirtilerle de ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Özellikle kadınlar, yaşlılar ve diyabet hastaları gibi bazı gruplarda bu atipik belirtilerin daha sık görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, bu durumun tanı sürecini zorlaştırabildiğine dikkat çekerek uyarılarda bulundu. </em></p>
<p>Kalp ve damar hastalıkları hem Türkiye’de hem de dünyada yaşam kayıplarına neden olan hastalıkların başında geliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Fatih Yılmaz, Türkiye’de her yıl yaklaşık 300 bin kişinin kalp krizi geçirdiğini belirterek, özellikle son yıllarda genç yaşlarda görülen kalp krizi vakalarında artış olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Yılmaz, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Son zamanlarda 30’lu yaşlarda kalp krizi vakalarında artış gözlemliyoruz. Bunun en sık nedenleri arasında hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, erken yaşta sigara ve madde kullanımı ile genetik yatkınlık yer alıyor. </p>
<p><strong>DİYABET HASTALARINDA SESSİZ KALP KRİZİ ÖNEMLİ BİR RİSK!</strong></p>
<p>Kalp krizinin farklı belirtilerle de ortaya çıktığını ve en sık görülen ve hastaların da en çok bildiği belirtinin göğüs ağrısı olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, bunun yanında hastaların yaklaşık yüzde 20-30’unda kalp krizinin göğüs ağrısı olmadan seyredebileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Yılmaz, “Nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı, sırt ya da çeneye vuran ağrılar kalp krizinin habercisi olabilir. Özellikle kadınlarda mide bulantısı ve terleme gibi belirtiler öne çıkabiliyor. Diyabet hastalarında ise “sessiz kalp krizi” olarak bilinen, fark edilmeden geçirilen krizler ciddi risk oluşturuyor. Bu hastalar kalp krizi geçirmiş bir şekilde karşımıza geldiği için kalpte artık hasar geri dönüşümsüz olur ve hastalarda kalp yetmezliği gelişir. Sonrasında ritim bozuklukları ya da ani ölüm gibi komplikasyonlarla hastaneye başvuru olabilir” diye konuştu. </p>
<p><strong>GÖĞÜSTEKİ BASKI EFORLA ARTIYORSA DİKKAT!</strong></p>
<p>Son yıllarda 30’lu yaşlarda kalp krizi vakalarındaki artışa işaret eden Doç. Dr. Yılmaz, genç hastalarda da göğüs ağrısı dışı belirtilerin öne çıkabildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti; “Örneğin, eforla artan göğüste baskı hissi, yanma, genellikle mide problemleriyle karıştırılabiliyor. Ancak bu tür şikayetlerin ciddiye alınması gerekir. Bu belirtiler, özellikle risk faktörleri varsa, kalp krizine işaret edebilir. Mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmelidir.” </p>
<p><strong>‘KALP KRİZİNİN İLK SAATLERİ ÇOK KRİTİK’</strong></p>
<p>Kalp krizinde ilk saatlerin, hatta dakikaların kritik olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, “Her geçen dakika kalp hasarını artırır. Erken tanı ve hızlı müdahale, kalbin zarar görmesini önleyebilir. Özellikle bu şikayetler ani başladıysa ve hastanın yaşı ve belirli risk faktörleri varsa tabii ki kalp krizi olabilir. Bu nedenle ani başlayan sırt ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya mide bulantısı gibi belirtiler, özellikle diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı ya da ailede kalp hastalığı öyküsü gibi risk faktörleri varsa, mutlaka ciddiye alınmalı.” Dedi. </p>
<p><strong>‘ŞİKAYETLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ’</strong></p>
<p>Kalp krizinin bilinmeyen işaretlerine karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Yılmaz, erken teşhisin önemine dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırdı: “Özellikle 40 yaş sonrası, diyabet, tansiyon, kolesterol yüksekliği ya da sigara kullanımı gibi risk faktörleri olan kişiler, şikayetleri olmasa bile yıllık kontrollerini ihmal etmemeli. Şikayetlerin göz ardı edilmemesi ve herhangi bir şüphede doktora başvurulması, hayat kurtarıcı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/gogus-agrisi-olmadan-da-kalp-krizi-gecirmek-mumkun-547275">Göğüs Ağrısı Olmadan da Kalp Krizi Geçirmek Mümkün!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Spor ağrısı 24 saatten fazla sürmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/spor-agrisi-24-saatten-fazla-surmemeli-528027</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 May 2025 08:26:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[saatten]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sürmemeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=528027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dolaşım, solunum, sinir, sindirim, iskelet ve kas gibi pek çok sisteme iyi gelen fiziksel aktivite, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Hareketsizliğin getirdiği pek çok sağlık sorunundan düzenli egzersiz sayesinde korunulabileceğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Spor her yaşta sürdürülmesi gereken bir alışkanlık. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-agrisi-24-saatten-fazla-surmemeli-528027">Spor ağrısı 24 saatten fazla sürmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dolaşım, solunum, sinir, sindirim, iskelet ve kas gibi pek çok sisteme iyi gelen fiziksel aktivite, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası. Hareketsizliğin getirdiği pek çok sağlık sorunundan düzenli egzersiz sayesinde korunulabileceğinin altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Spor her yaşta sürdürülmesi gereken bir alışkanlık.</strong> <strong>Buradaki önemli nokta; kişinin yaşına, cinsiyetine, sağlık durumuna ve beklentilerine uygun bir spor dalı ya da egzersiz planı seçilmesi. Örneğin küçük yaştaki çocuklar paylaşma alışkanlığının oturması için basketbol veya voleybol gibi takım sporlarına yönlendirilebilir, gençlere ise yüzme veya tenis gibi performans geliştirici türler tavsiye edilebilir” dedi.</strong></p>
<p>Spor her zaman ve herkes için gerekli olsa da bilinçsizce yapılan her fiziksel aktivitenin çeşitli sakatlıklara zemin hazırlayabileceğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Semih Akı, “Sportif faaliyetlerin uygun yapılmadığı takdirde vücuda zarar vermesi kaçınılmaz. İdeal yoğunluk, süre ve sıklıkta yapılmayan fiziksel aktiviteler, cerrahi operasyonlara neden olabilecek sakatlıklara bile yol açabilir. Antrenman sonrası çalıştırılan bölgelerde ağrı olması doğal ancak bu şikayetler 24 saatten fazla sürer ve ağrıya ekimoz, şişlik, uyuşma veya hassasiyet eşlik ederse bir sağlık merkezine başvurmakta fayda var” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Isınma ve soğuma bölümleri atlanmamalı</strong></p>
<p>Spor ve egzersiz programının, iyi bir uzmanın önerdiği şekilde yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Semih Akı, “Egzersiz öncesi ısınma, sonrası soğuma hareketleri ihmal edilmemeli. Kullanılacak spor aletlerinin vücuttaki hangi bölgeleri ve kas gruplarını çalıştıracağı bilinmeli. Bunun nedeni; kas gruplarına yönelik egzersiz programları ile solunum veya dolaşım sistemlerine yönelik egzersiz programlarının birbirinden oldukça farklı yöntem ve aktivitelere sahip olması. Yürüyüş, yüzme veya bisiklete binme gibi egzersizlerin haftada 4-5 gün, günde 30-60 dakika orta yoğunlukta yapılması sağlıklı ve formda kalmak için ideal sayılabilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/spor-agrisi-24-saatten-fazla-surmemeli-528027">Spor ağrısı 24 saatten fazla sürmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2024 09:26:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilerinden]]></category>
		<category><![CDATA[biri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=460917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parkinson hastalığı Türkiye’de yaklaşık 200 bin kişiyi etkiliyor. Parkinson hastalığının tedavisinde pek çok umut veren bilimsel çalışmalar yapıldığını belirten uzmanlar, erken teşhisin hastanın yaşam kalitesinde oldukça büyük bir etkisi olduğuna da dikkat çekti.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917">Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Emre ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Nöroloji Prof. Dr. Okan Doğu, konu ile ilgili dikkat çekici bilgiler paylaştı.</p>
<p>Nörodejeneratif hastalıklar olarak nitelenen Parkinson hastalığı, beyinde belli bir grup hücrenin, henüz tam olarak bilinmeyen sebeplerden dolayı, yavaş yavaş ölmesi sonucu ortaya çıkan hastalıklardan biridir. “Parkinson hastalığında, beyinde dopamin denen maddeyi üreten hücrelerin yavaş yavaş ölümü söz konusudur. Beyinde dopaminin azalması sonucu hareketler genel olarak yavaşlar, yürüme yavaş, öne eğik ve küçük adımlı bir hale gelir. Yavaşlığa kaslarda katılaşma, ellerde, bazen bacaklarda istirahat halinde ortaya çıkan bir titreme eşlik eder. Hareketle ilgili bu belirtilerin yanı sıra hastalarda duygudurum bozuklukları, kabızlık gibi sorunlar, ileri yaşlarda zihinsel bozulma da ortaya çıkabilir” şeklinde konuşan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Emre risk faktörleri ile ilgili çarpıcı bilgiler verdi:</p>
<p><strong>PROF. DR. MURAT EMRE: “TARIM İLAÇLARI, KUYU SUYU VE KAFA TRAVMASI RİSKİ ARTIRIYOR”</strong></p>
<p>“Bugüne kadar yapılan çalışmalar tarım ilaçlarına maruz kalma, kuyu suyu kullanımı gibi bazı çevresel faktörlerin yanında ciddi kafa travması geçirmiş olmanın Parkinson riskini artırdığını göstermiştir. Kahve ve sigara kullanımı ise hastalık riskini artıran faktörler arasında yer alır. Hastalığın genetik formları da vardır, ancak bu grup tüm hastaların %5-10 arası bir grubunu oluşturur.”</p>
<p>Erken teşhisin birçok önemli faydası olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Emre, öncelikli hedefin tetkikler yoluyla hastalığın benzerlerinden ayırarak, doğru tedaviye başlamak ve gerekli yaşam tarzı önlemlerini almak olduğunu dile getirdi. “İlaç tedavisinin gecikmeden başlanması, beyinde dopamin eksikliği sonucu oluşacak bazı değişikliklerin önüne geçilebilir. Uygun tedaviyle hastanın yaşam kalitesi erken dönemden itibaren iyileştirilip daha uzun bir süre işlevsel kalması sağlanabilir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Emre, hastalığın tedavisi ile ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Bugün elimizde bulunan ilaçlarla hastalığın belirtilerini büyük ölçüde gidermek, hastanın normal ya da normale yakın bir işlevselliğe kavuşmasını sağlamak mümkündür. Bu ilaçlar beyindeki dopamin seviyesini yükseltir veya onun etkisini taklit ederler.”</p>
<p><strong>AKILLI SAAT UYGULAMALARI PARKİNSON TAKİBİNDE FAYDALI MI?</strong></p>
<p>Günümüzde kullanım oranı artan akıllı saatler, özellikleri ve eklenen uygulamalar sayesinde sağlıklı yaşam konusunda birer yardımcı haline geldi. “Son yıllarda kişinin motor becerilerini, hareket sıklığı ve hızını, titremeyi akıllı saatler ya da sensörlerin kullanıldığı daha kompleks cihazlarla uzaktan izlemek mümkün hale gelmiştir. Bu yöntemlerin avantajı kişinin günlük hayattaki performansını kendi ortamında ve tüm gün boyunca değerlendirmeyi mümkün kılmalarıdır” şeklinde konuşan Prof. Dr. Emre, özellikle klinik çalışmalarda denenmekte olan ilacın etkinliğinin ölçülmesinde ya da tedaviye verilen cevabın gün içinde değişkenlik gösterdiği hastalarda, ilaç dozlarını ayarlanmasında bu yöntemler önemli avantajlar sağlar” bilgisini verdi.</p>
<p><strong>PROF. DR. OKAN DOĞU: “TÜRKİYE’DE PARKİNSON HASTALIĞININ GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIYOR”</strong></p>
<p>Toplumların giderek yaşlanması ile birlikte Parkinson hastalığının görülme sıklığında artış yaşandığını belirten<strong> </strong>Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev yapan Nöroloji Prof. Dr. Okan Doğu, ülkemizde de aynı riskli artışın geçerli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Prof. Dr. Doğu, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Fakat hastalık sayısındaki artışı sadece yaşlanmanın artması ile açıklayamıyoruz; bunun yanı sıra son yıllarda çevresel risk faktörlerinin Parkinson hastalığının oluşması üzerindeki etkilerine ilişkin çok kuvvetli kanıtlar var. Hava kirliliği, gıda kirliliği, maruz kaldığımız toksinler ve hatta tükettiğimiz su ve sütlerde bulunan zararlı içerikler Parkinson hastalığına yatkınlığı artırmaktadır. Parkinson hastalığı 65 yaş üzeri toplumda %1 sıklığında görülen bir hastalık ve yaş ilerledikçe bu sıklık oranları daha da artmakta, 80 yaş üzerinde yüzde beşlere kadar çıkmaktadır. Ülkemizde ise 150 ila 200 bin civarında Parkinson hastası olduğunu tahmin ediyoruz.”</p>
<p><strong>PROF. DR. OKAN DOĞU: “OMUZ AĞRISI PARKİNSON HASTALIĞI BELİRTİSİ OLABİLİR!”</strong></p>
<p>Henüz hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasını sağlayan bir tedavinin söz konusu olmadığını ancak günümüzde çok güçlü tedavi seçenekleri olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Doğu, “Örneğin bir çalışmada, bir grup Parkinson hastasına uygulanan yeni bir antikor tedavisinin hastalık seyrinin yavaşlattığı gösterildi. Bu nedenle tedaviye dair umutlu olmak için elimizde çok neden olduğunu düşünüyorum.”</p>
<p>Dünya çapında yapılan araştırmalar ve tedavide gelinen gelişmelerle birlikte ülkemizde de bu tedavilere erişimin çok iyi bir noktada olduğunu belirten Prof. Dr. Doğu, önemli bir uyarıda bulundu:</p>
<p>“Hastalık şüphesi olanlar ilk olarak elbette bir nöroloji uzmanına başvurmalı. Çünkü hastalığın bazı başlangıç belirtileri titreme ya da hareketlerde yavaşlama şeklinde olmayabiliyor; örneğin omuz ağrısı, koku duyusunda azalma ya da kayıp, kaygı bozukluğu ve depresyon, kabızlık gibi belirtilerle de ortaya çıkabiliyor.”</p>
<p><strong>İMREN DİNÇER: “HAREKET BOZUKLUKLARI GRUBUMUZ İLE PARKİNSON HAKKINDA FARKINDALIK YARATAN PROJELER YAPIYORUZ”</strong></p>
<p>Güvenilir ve yüksek kaliteli sağlık çözümleri, güçlü global ortaklıkları ve yenilikçi Ar-Ge çalışmaları ile Türkiye’nin en hızlı büyüyen ilaç şirketlerinden biri olan GEN, ülkemizde görülme oranı giderek artan Parkinson hastalığı ile ilgili farkındalık yaratan çalışmalarına devam ediyor.</p>
<p>Konu ile ilgili bilgiler veren GEN Birim Müdürü İmren Dinçer şu şekilde konuştu:</p>
<p>“Parkinson hastalığı, derneklerin ve firmaların hasta odaklı yaklaşımları ile toplum tarafından daha fazla bilinir hale geldi. Nadir çözümler üzerine yoğunlaşmış ve hasta odaklı bir firma olarak bizler de Parkinson hastalığının çok uzun soluklu bir yolculuk olduğunun bilincindeyiz. </p>
<p>Hareket Bozuklukları Grubumuz ile birlikte Parkinson hastalığı konusunda farkındalığı artıran projeler yapmaktayız. Bu projelerimiz ile yolculuklarının her aşamasında hasta, hasta yakını ve hekimlerimizin yanında yer almaktayız.” </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dikkat-omuz-agrisi-parkinson-belirtilerinden-biri-olabilir-460917">Dikkat! Omuz Ağrısı Parkinson Belirtilerinden Biri Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2024 07:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=457674</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga (Vertebra) tümörleri çeşitli şekillerde tanımlanabilir. Öncelikle omurga kemiği ile omurilik tümörlerini birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Biz burada sizlere omurga kemiği tümörlerinden bahsedeceğiz.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga kemiği tümörleri kendi dokusundan (primer=birincil) ve vücudun başka kanser odağından kaynaklanan (metastatik=sekonder) olmak üzere iki gruba ayrılır.</p>
<p>Omurga, akciğer ve karaciğeri takiben kanser hücrelerinin metastaz yaptığı en yaygın üçüncü bölgedir Omurları etkileyen çoğu tümör, vücudun başka bir yerinden omurgaya yayılır (metastaz yapmış) ve genellikle prostat, meme, akciğer, böbrek, tiroid veya barsak kaynaklıdır. Vücudun herhangi bir yerinde kansere yakalanmış tüm hastaların% 40&#8217;ından fazlası, kanserlerinin yaşamları boyunca omurgalarına yayılmasını yaşayacaktır. Neyse ki, bu hastaların sadece% 10&#8217;unda şikayete neden olur. Bu nedenle vertebral tümörler, daha önce kanser öyküsü olan kişilerde daha yaygındır. </p>
<p>Omurganın kendi dokusundan kaynaklı (primer) tümörler çok daha az yaygındır. Primer tümörler iyi (benign) ya da kötü (malign) karakterde olabilir.</p>
<p>• İyi huylu bir spinal tümör genellikle düzgün sınırlara sahiptir. İyi huylu bir tümör kanser değildir, ancak şikayetlere neden oluyorsa, omurga üzerinde hasara neden oluyorsa veya sinirlere baskı oluşturuyorsa çıkarılması gerekebilir. Anevrizmal kemik kisti, osteoid osteoma, osteoblastoma, osteokondrom ve hemanjiom bunlara örnektir.</p>
<p>• Kötü huylu tümörler komşu sağlıklı dokulara yayılabilen, başka organlara (akciğer, karaciğer vs) sıçrayabilen ve hayatı tehdit edebilen kanserlerdir. Malign omurga tümörlerinde kondrosarkomlar, Ewing sarkomları ve osteosarkomlar bulunur.</p>
<p>Omurga tümörleri, özellikle büyüdükçe ve bulunduğu yerdeki dokulara hasar verdiği ölçüde, farklı şikayetlere neden olabilir. Tümörler omurga kemiğiniz dışında omuriliğinizi veya sinir köklerini, kan damarlarını veya komşu organlarınızı etkileyebilir. Omurga tümör belirtileri ve semptomları arasında şunlar olabilir:</p>
<p>• En sık şikayet sırt ağrısıdır. Sırt ağrısı istirahat ile hafiflemediği gibi geceleri daha şiddetli olabilir. </p>
<p>• Özellikle kollarınız veya bacaklarınızda duyu kaybı veya kas zayıflığı</p>
<p>• Yürüme zorluğu, bazen düşmelere neden olabilir.</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonunun kaybı (idrar ve dışkı yapamama/kontrol edememe)</p>
<p>• Yavaş ya da hızlı gelişen kol ya da bacağın bir kısmını yada tümünü etkileyen felç gelişebilir.</p>
<p>Omurga tümörleri, tümör tipine bağlı olarak farklı oranlarda ilerler.</p>
<p><strong>Ne zaman doktora görünmek gerekir</strong></p>
<p>Sırt ağrısının birçok nedeni vardır ve çoğu sırt ağrısına bir tümör neden olmaz. Ancak, erken tanı ve tedavi vertebral tümörler için önemli olduğu için, doktorunuza sırt ağrınız ile ilgili şu bilgileri verin:</p>
<p>• Kalıcı ve ilerleyici</p>
<p>• Etkinlikle ilgili değil</p>
<p>• Geceleri daha da kötüleşiyor</p>
<p>• Kanser hikayeniz var ve yeni sırt ağrısı gelişti</p>
<p><strong>Aşağıdaki durumlarda hemen tıbbi yardım alın:</strong></p>
<p>• Bacaklarınızda veya kollarınızda ilerleyici kas zayıflığı veya uyuşma</p>
<p>• Bağırsak veya mesane fonksiyonundaki değişiklikler</p>
<p><strong>Gidişat (Prognoz)</strong></p>
<p>Bir omurga tümöründe gidişatı belirleyen mevcut tümörün iyi ya da kötü olmasıdır. İyi huylu tümörler uygun cerrahi ile genellikle sorunsuz iyileşir. Omurganın kendisinden kaynaklanan (primer) kötü huylu tümörlerde gidişatın iyi olması, tümörün başka organa yayılmamasına, cerrahi ile tamamının çıkarılmasına ve kemoterapi ve/veya radyoterapiye iyi bir cevap vermesine bağlıdır.   </p>
<p>Başka bir kanser odağından kaynaklanan (metastaz) omurga tümörlerinde gidişat başlıca, mevcut kanserin cinsi, omurga dışında başka bir organa yayılım varlığı ve hastanın genel durumuna bağlıdır.</p>
<p><strong>Riskler</strong></p>
<p>Hem iyi hem de kötü vertebral tümörler, omiriliğinizdeki sinirleri sıkıştırarak, tümörün bulunduğu yerin altında bir hareket veya duyu kaybına yol açabilir. Bu bazen bağırsak ve mesane fonksiyonunda değişikliklere neden olabilir. Sinir hasarı kalıcı olabilir.</p>
<p>Bir vertebral tümör, omurganın kemiklerine de zarar verebilir ve onu dengesiz hale getirebilir; bu da ani bir kırık veya omuriliği yaralayabilecek omurganın çökmesi riskini artırır.</p>
<p>Bununla birlikte, eğer tümör erken yakalanır ve hızlı bir şekilde tedavi edilirse, daha fazla fonksiyon kaybını önlemek ve sinir fonksiyonunu yeniden kazanmak mümkün olabilir. Yerleşin yerine bağlı olarak, omuriliğin kendisine doğru baskı yapan bir tümör yaşamı tehdit edici olabilir.</p>
<p><strong>Teşhis</strong></p>
<p>Vertebral tümörler bazen göz ardı edilebilir çünkü semptomları daha sık görülen durumlara benzemektedir. Bu nedenle, doktorunuzun tam tıbbi geçmişinizi bilmesi ve genel fiziksel ve nörolojik muayeneleri yapması özellikle önemlidir.</p>
<p>Eğer doktorunuz bir vertebral tümörden şüpheleniyorsa, aşağıdaki testlerden biri veya birkaçı tanının doğrulanmasına yardımcı olabilir ve tümörün yerini belirleyebilir:</p>
<p>Düz grafi: Düz radyografi, pediküllerin veya omur gövdesinin erozyonunu göstermek için kullanılır. Bununla birlikte, radyolojik bulgular sadece kemik yıkımı% 30-50&#8217;ye ulaştığında ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>• Manyetik rezonans görüntüleme (MRG). MRG, omurga, omurilik ve sinirlerinizin doğru görüntülerini üretmek için güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgaları kullanır. MRG genellikle vertebral tümörleri teşhis etmek için tercih edilen testtir. Belli dokular ve yapıları vurgulamaya yardımcı olan bir kontrast madde, test sırasında ayağınızdaki veya önkoldaki bir damar içine enjekte edilebilir.</p>
<p>• Bilgisayarlı tomografi (BT) taraması. MRG yumuşak dokuları daha ayrıntılı gösterirken BT kemik yapıları göstermede daha üstün ve kullanışlıdır. BT taraması MRG ile kombinasyon halinde kullanılabilir. Ayrıca nereden kaynaklandığı bilinmeyen metastaz hastalarında primer odağı saptamak için akciğer, karın (batın) tomografisi çekilir. </p>
<p>Metastatik hastalarda başka bir omurga lokalizasyonunda da lezyon olabilme ihtimalinden dolayı (%15) görüntüleme yöntemleri tüm omurgayı içerecek şekilde çekilmelidir.</p>
<p>Kemik tarama(sintigrafi): Özellikle metastaz hastalarında omurga dışında başka bir kemikte lezyon olup olmadığını teyit etmek için kullanılır.</p>
<p>Pozitron emisyon tomografisi (PET) –CT: Sistemik hastalığın hızlı taranmasına ve evrelemesine izin verir. Ayrıca kanserli hastalarda kemoterapiye yanıtı belirlemek için kontrol amaçlı çekilebilir.</p>
<p>• Biyopsi. Çoğu zaman, tümör tipini belirlemenin tek yolu, bir mikroskop altında küçük bir doku örneğini (biyopsi) incelemektir. Biyopsi sonuçları tedavi seçeneklerini belirlemede yardımcı olacaktır.</p>
<p>Biyopsi örneğini elde etmek için kullanılan yöntem, genel tedavi planının başarısı için kritik olabilir. Çoğu durumda anestezi altında bir görüntüleme (genellikle X-ışını=skopi veya BT ) klavuzluğunda biyopsi iğnesi ile kapalı olarak işlem uygulanır.</p>
<p>Çoğu vertebral tümör için tedavi seçenekleri şunlardır:</p>
<p>• <strong>Ameliyat.</strong></p>
<p>Cerrahi olarak vertebral tümörün çıkarılması ve oluşan boşluğun doldurulması: İdeal olarak, vertebral tümör tedavisinin amacı tümörden tamamen kurtulmaktır. Ancak, bu, omurilikte veya çevredeki sinirlerde kalıcı hasar riskiyle beraber olabilir. Bu seçenek genellikle genel durumu iyi olup uzun dönem yaşam beklentisi olan hastalar için tercih edilir.</p>
<p>Omirilik basısına neden olan tümör dokusunun ortadan kaldırılması ve omurganın sabitlenmesi: Özellikle malign karakterdeki tümörler omirilik basısına neden olarak kısmı yada tam felçe neden olabilir. Bu durumda basıyı ortadan kaldırmak için omiriliğin etrafı boşaltılır (seperasyon cerrahisi) ve etkilenen omurgayı sabitlemek için vidalama yöntemi (enstrümentasyon) uygulanır.  </p>
<p>Vertebroplasti/ Kifoplasti: Bu prosedürler, çökmüş vertebral kemiği yeniden yapılandırıp hizalanmayı düzeltmesine veya bir sinir üzerindeki basıncı gidermesine izin verir. Vertebroplasti ve kifoplasti, X-ray ekipmanı (skopi) olan bir ameliyathanede gerçekleştirilen görüntü kılavuzlu prosedürlerdir.</p>
<p>Bu prosedür ya genel anestezi altında ya da lokal anestezi destekli sedasyon altında (hastanın uyanık olduğu) yapılır. Bir veya iki iğne, arkadaki deriden kırık vertebraya röntgen rehberliği altında kapalı olarak ilerletilir. Skopi ile iyi iğne yerleşimini doğruladıktan sonra, cerrah kemik çimentosunu kırık vertebraya enjekte eder. Çimento, birkaç dakika içinde sertleşir, kemikte ani stabilite ve ağrının giderilmesini sağlar. Bu yöntem genel durumu iyi olmayan kanser hastalarında uygulanabilir.</p>
<p>•<strong>Radyoterapi: </strong> Bu, tümüyle çıkarılamayacak tümörlerin kalıntılarını ortadan kaldırmak için operasyonu takiben veya ameliyat edilemez tümörleri tedavi etmek için uygulanabilir</p>
<p>Bazı vertebral tümörler için ilk basamak tedavi olabilir. Radyasyon tedavisi, ameliyat çok riskli olduğunda yalnızca ağrıyı hafifletmek için de kullanılabilir.</p>
<p>Stereotaktik radyocerrahi (SRS). Aslında cerrahi olmayan bu tedavi, yüksek dozda kesin olarak hedeflenen radyasyon sağlar. SRS&#8217;de, doktorlar, bilgisayarları radyasyon ışınlarını tüm noktalarda kesin doğrulukta ve birden çok açıdan odaklamak için kullanır. Klasik radyoterapi yöntemlerine göre etkinliği yüksek ve yan etkisi düşüktür. Radyocerrahide, vertebra tümörlerini tedavi etmek için radyasyonu stereotaktik olarak kullanan farklı tipte (Cyberknife vs) teknolojiler vardır. </p>
<p>• <strong>Kemoterapi: </strong> Birçok kanser türü için standart bir tedavi olan kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek veya büyümelerini engellemek için kullanılır. Tek başına ya da diğer terapilerle kombinasyon halinde kullanılabilir.</p>
<p>• <strong>Hormonoterapi:</strong> Sıklıkla prostat ve meme kanserli hastalarda kullanılır.</p>
<p> •<strong>İmmünoterapi:</strong> Melanom, akciğer ve böbrek kanserine bağlı metastatik hastalarda kullanılır</p>
<p>•<strong>Steroidler:</strong> Cerrahi ve radyasyon terapisi, tümörlerin kendisi de omurilikte mikropsuz iltihaba (enflamasyon) neden olabilir, doktorlar bazen ameliyatı takiben ya da radyasyon tedavisi sırasında ödemii azaltmak için kortikosteroidler reçete ederler.</p>
<p>Kortikosteroidler inflamasyonu azaltsalar da, kas güçsüzlüğü, osteoporoz, yüksek tansiyon, diyabet ve enfeksiyona karşı artmış duyarlılık gibi ciddi yan etkilere neden olduğu için genellikle kısa süreli olarak kullanılırlar.</p>
<p>• <strong>Bifosfanatlar:</strong> Kemik güçlendirmesi için kullanılan bu ilaçlar tümörden etkilenen kemiklerde çökme ve kırılma riskini azaltmaktadır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sirt-agrisi-omurga-tumoru-habercisi-olabilir-457674">Sırt Ağrısı Omurga Tümörü Habercisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Dec 2023 13:02:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sinyali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=429228</guid>

					<description><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boyun ağrısı tüm dünyada bel ağrısından sonra en sık görülen bölgesel ağrıyı oluşturuyor. Her 3 kişiden 1’i hayatı boyunca en az bir kez boyun ağrısı çekiyor. Son yıllarda cep telefonu ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasına paralel olarak boyun ağrısı görülme sıklığı da giderek artıyor. Boyun ağrısı genellikle duruş bozukluğu ve boyun fıtığı gibi etkenler sonucu görülse de birçok önemli hastalığın habercisi de olabiliyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong> erken tanı birçok hastalıkta hayat kurtarıcı olabileceği için boyun ağrılarını hafife almamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şiddetli ağrılarda hasta zaten mutlaka doktora başvuruyor. Önemli olan, tedaviye rağmen bir haftadan uzun süren ve sık sık tekrarlayan boyun ağrılarıdır. Bu hastalar mutlaka detaylı olarak araştırılıyor” diyor. Boyun ağrılarının altta yatan nedene göre tedavi edildiğini belirten <strong>Dr. Siyavuş Muhammedrezai, </strong>boyun fıtıkları, kireçlenmeler, kasların çok ya da hatalı kullanılması sonucu gelişen boyun ağrılarında girişimsel ağrı yöntemlerinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini belirtiyor. </p>
<p><strong>Pek çok ciddi hastalığa işaret edebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun ağrıları her zaman boyun omurgası veya yapılarına bağlı gelişmiyor; göğüs, kalp, hatta karın boşluğundaki iç organların hastalıkları bu bölgede ağrı oluşturabiliyor. Örneğin, faranjit, larenjit, kalbe bağlı anjina,  akciğer tümörü, pankreas hastalıkları, safra kesesi taşı veya iltihabı, omurga dışında gelişen boyun ağrıları arasında yer alıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai,<strong>   </strong>omurgaya bağlı ağrıların da mekanik ve mekanik olmayan boyun ağrıları olarak ikiye ayrıldığını vurgulayarak, şöyle devam ediyor: “Tümör metastazları, romatizmal, enfeksiyon ve metabolik hastalıklar ile fibromiyalji, mekanik olmayan nedenleri oluşturuyor. Mekanik boyun ağrıları ise genellikle trafik kazalarında oluşan yaralanmalar sonucu boyun tutulması, kireçlenme, kötü postür, alışılmamış fiziksel aktivite, omuz kavşağı ve kol eklemlerine bağlı sorunlar nedeniyle gelişiyor. Boyun ağrılarına pek çok etkenin yol açması ise tanıyı zorlaştırıyor” </p>
<p><strong> Girişimsel yöntemlerle ‘ağrı’ kontrol altında! </strong></p>
<p>Boyun ağrılarında tedavi altta yatan etkene göre planlanıyor. Örneğin, hatalı hareketler nedeniyle gelişen kas kaynaklı boyun ağrılarında istirahat, boyun egzersizleri ve kas gevşeticiler genellikle yeterli oluyor. Ciddi olmayan boyun fıtıkları, kireçlenmeler veya miyofasial ağrılarda ilaç ve fizik tedaviyle başarılı sonuçlar alınıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, ancak tedaviye rağmen ağrı devam ediyorsa, bu hastalarda girişimsel ağrı tedavisi uygulandığını belirterek, “Ağrının tümünün veya bir kısmının kontrol altına alınmasıyla sorun çözülüyor ya da iyileşmeye yardımcı olunuyor” diyor. Selektif sinir kökü bloğu, faset eklem bloğu, disk içi enjeksiyon, sempatik blok, epidural uygulama, epidural nöroplasti, radyofrekans teknikler, lazer uygulaması, nöromodulasyon (ağrı pompası) ve omurgada kırık varsa kifoplasti veya vertebroplasti ağrıları dindirmede başvurulan girişimsel yöntemler arasında yer alıyor. </p>
<p><strong>Mikroenjeksiyon yöntemi</strong></p>
<p>Mikroenjeksiyon yöntemine, özellikle eklem kireçlenmelerinde, hastanın ağrılarını azaltmak amacıyla başvuruluyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, mikroenjeksiyon yönteminin sedasyon veya lokal anestezi altında kolayca uygulandığını belirterek, “Hasta işlem sırasında genelde hiç ağrı hissetmiyor. Eklem içine lokal anestezik ajan ile az miktarda kortizol enjekte edilip, aynı seansta faset eklemine radyofrekans uygulandığında, ağrılarda ciddi azalma görülüyor” diyor. Etkisi genelde işlemden hemen sonra ortaya çıkan mikroenjeksiyon yöntemi, hastaya göre, bir kaç aydan bir kaç yıla kadar etkili oluyor. Hasta günlük yaşantısına ertesi gün veya iki gün sonra devam edebiliyor. Yöntem yıllar içinde defalarca tekrarlanabiliyor. </p>
<p><strong> Epidural enjeksiyon </strong></p>
<p>Epidural enjeksiyon küçük boyun fıtıklarında, kireçlenmeye bağlı sinir sıkışmalarında veya boyun disklerinde oluşan<strong> </strong>anüler yırtıklarda ve omurilik sıkışmasına yol açmayan kanal darlıklarında ağrının giderilmesinde faydalı oluyor. Yöntem lokal anestezi veya sedasyon altında yapılıyor. Dr. Siyavuş Muhammedrezai, epidural steroidlerin güçlü antienflamatuar etkileri sayesinde, bası altında kalmış olan sinir dokusunda ödemi azaltmaları ve enflamasyonu önlemeleri nedeniyle epidural enjeksiyonun uzun yıllardır kullanıldığını vurgulayarak, “Etkisi genelde işlem sonrası başlayan yöntem uzun süre kalıcı etki sağlıyor. Hasta bir veya iki gün sonra günlük yaşamına devam ediyor. Epidural enjeksiyon da belli aralıklarla defalarca uygulanabiliyor ama genelde tekrara gerek kalmıyor” diye konuşuyor. </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/boyun-agrisi-ciddi-hastaliklarin-sinyali-olabilir-429228">Boyun ağrısı ciddi hastalıkların sinyali olabilir !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 10:54:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=397622</guid>

					<description><![CDATA[<p>İşitme kaybı, dengesizlik, baş dönmesi, dolgunluk hissi, ağrı, kanama, kulak akıntısı, kulak ağrısı, kulak çınlamaları ve kulaktan ses gelmesi ve kulak kepçesi etrafındaki lenf bezelerine dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622">Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İşitme kaybı, dengesizlik, baş dönmesi, dolgunluk hissi, ağrı, kanama, kulak akıntısı, kulak ağrısı, kulak çınlamaları ve kulaktan ses gelmesi ve kulak kepçesi etrafındaki lenf bezelerine dikkat!</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Nedir?</strong></p>
<p>Kanser, insan bedeninde herhangi bir dokudaki veya organdaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir durumdur. Maalesef, bu hastalık günümüzde en sık görülen ve çağımızın vebası olarak tanımlanan hastalıklardan biri.   Bedenimizin herhangi bir bölgesinde ortaya çıkabilen kanser, belirtilere dikkat edilmediği takdirde çok hızlı ilerleyerek tanı ve tedavide gecikmeye, vücutta kalıcı hasarlara hatta ölüme yol açabiliyor. Kulak kanseri de; bu kanser türlerinden bir tanesi.</p>
<p>Peki, kulak kanseri nedir, ne zaman bu kanser türünden şüphelenmeliyiz, tedavi süreci nasıldır?</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi KBB Bölümünden Doç. Dr. Ayşe Pelin Yiğider,  ‘kulak kanseri’ hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı</strong></p>
<p>Kulak kanseri; kulak deri, deri ekleri, kıkırdak, kas ve kemiklerinden kaynaklanan bir kanserdir. İç kulak yapılarından kaynaklanan ve daha çok kafa içi tümörler olarak karşımıza çıkan kanserler de kulak kanserleridir. Kulak çevresi dokuların kanser hücrelerinin kulak ve ilişkili dokulara direkt yayılımı ile de kulak bölgesinde kanser ile karşılaşabiliriz.</p>
<p><strong>Kulak Kanserinin Nedenleri Nelerdir?</strong></p>
<p>Genel olarak kanser gelişimine yatkınlık sağlayan genetik bozuklukların varlığı başlı başına bir nedendir. Ayrıca, kulak bölgesi deri ve eklerinin kanserleri genel olarak güneş ışığı maruziyetinden kaynaklanır.</p>
<p><strong>Hangi Şikâyetler Kulak Kanserinin Belirtileri Olabilir?</strong></p>
<p>Hastalar gözle görülen yaralar veya geçmeyen lekeler ile başvurabildikleri gibi, kulak ve çene bölgesine yayılan ağrılar ile de başvurabilirler. Bunun dışında işitme kaybı, denge kaybı, yüz felci, baş ağrısı, kulak ve çevresinde normalden farklı bir şişlik ya da ağrı gibi durumlar önemli bulgulardandır.</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?</strong></p>
<p>Öncelikle yaşadığımız şikâyetleri göz ardı etmeyip hemen bir hekime muayene olmalıyız. Sonrasında hekim istemi doğrultusunda çeşitli tahliller, tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, biyopsi gibi sistemlerle kulak kanserinin tanısı konulabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak Kanseri Nasıl Tedavi Edilebilir? </strong></p>
<p>Kulak kanserinin birincil tedavisi cerrahidir. Cerrahi ile tam bir temizlik sağlandıktan sonra dokunun patolojik özelliklerine göre ek olarak kemoterapi ve radyoterapi verilmesi gerekebilmektedir. Cerrahi uygulamaların en önemli basamaklarından biri de tümör temizlenirken oluşan doku kaybının hem estetik ve fonksiyonel açıdan, hem de beyin, boyun damarları gibi hayati yapıları koruma amacıyla telafi edilmesi aşamasıdır. Bu noktada lokal veya uzak fleplerle vücudun başka bölgelerinden getirilen dokular ile yara açıklığı kapatılır.</p>
<p><strong>Kulak Kanserinden Nasıl Korunabiliriz?</strong></p>
<p>Kulak kanserinin en önemli sebeplerinden biri güneşe olan maruziyettir. Bu sebeple, kulak kanserinden korunmak için mümkünse güneş ışığından kaçınmak, gölgede vakit geçirmek, güneşin en sert açılarla geldiği öğle vaktinde güneşin altında olmamak, eğer güneşe maruz kalacağımız bir durumdaysak da kulaklarımızı güneşten koruyacak şekilde kapamak ve solaryum gibi suni bronzlaştırıcı ışınlardan kaçınmak gereklidir.</p>
<p>Bir başka şekilde de; eğer ailemizde bu tür bir kanser geçmişi olan bir birey varsa, kulak bölgemizde veya çevresinde herhangi bir sıkıntı yaşadığımız zaman gecikmeden bir doktor muayenesinden geçmeliyiz. Ağrı, şişlik, lekelenme, işitme kaybı, baş ağrısı, yüz felci, denge kaybı gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki; her hastalıkta olduğu gibi kulak kanserinde de erken teşhis çok önemlidir ve eğer kalıcı bir hasar kalmasını istemiyorsak, yaşadığımız durumun belirtilerini iyi kavrayıp bir doktora başvurmamız gereklidir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-kanser-belirtisi-olabilir-397622">Kulak Ağrısı Kanser Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 13:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[tümörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=396183</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrısı, çoğumuzun hayatında zaman zaman karşılaştığı yaygın bir şikayettir. Ancak, beyin tümörleri gibi ciddi hastalıkların da baş ağrısının bir belirtisi olabileceğini unutmamak gerekir. <strong>Egepol Hastaneleri Beyin Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Seyhan Orak</strong>, beyin tümörleri ile baş ağrısı arasındaki ilişki ile ilgili merak edilenlere cevaplar veriyor.</p>
<p>Beyin tümörlerinin, kafatası içinde beyin dokusu ve çevre zarlardan gelişen kontrolsüz büyüyen hücrelerin oluşturduğu kitleler olduğunu belirtiyor. Baş ağrısının, beyin tümörlerinin erken evrelerinde nöbetler halinde başlayabileceğini ve zamanla sürekli hale gelebileceğini ifade ediyor. Bu baş ağrısının genellikle alın ve şakak bölgesinde hissedildiğine dikkat çekiyor. Beyin tümörleri, kusma, görme bozuklukları, baş dönmesi, uyuklama gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ancak bu belirtiler yalnızca beyin tümörüne özgü değildir ve bazı nörolojik hastalıklarda da görülebilir. Bu nedenle her baş ağrısında beyin tümörü ihtimali vardır demek doğru olmaz. Ancak tıbbi protokoller gereği, bu risk göz ardı da edilmez. Tanı ve değerlendirme yapılması için tıbbi görüntüleme doğru bir seçenek olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Nedenleri ve Türleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri oluşumunun tam olarak nedenleri hakkında henüz kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak uzmanlar, ailevi yatkınlık, travma ve bazı virüs enfeksiyonlarının beyin tümörlerine yol açabileceğini düşünmektedir. Beyin tümörleri, iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana grupta sınıflandırılabilir. İyi huylu tümörler genellikle kafatası içinde beyin dokusu dışında gelişir ve çoğunlukla cerrahi olarak tamamen çıkarılabilir. Bunların tekrarlama olasılığı düşüktür. Kötü huylu tümörler ise kanserli tümörlerdir ve beyin dokusuna ait olabilirler (glial tümörler) ya da vücudun diğer organlarından beyne metastaz yaparak yerleşebilirler. En sık rastlanan metastazlar akciğer, meme, kalın bağırsak ve mide kanserinin beyne yayılması sonucu görülür. Malign tümörlerin tedavisi, cerrahi müdahaleye ek olarak ışın tedavisi ve kemoterapiyi de içeren kombine tedavi yöntemlerini gerektirebilir.</p>
<p><strong>Erken Teşhis ve Tedavinin Önemi</strong></p>
<p>Her hastalıkta olduğu gibi, beyin tümörlerinde de erken teşhis büyük önem taşır. Beyin dokusunun yenilenme yeteneği olmadığından, tümör dokusunun beyinde kalıcı hasar bırakmadan teşhis edilmesi ve mümkün olduğunca tamamen çıkarılması hayati önem taşır. Modern tanı yöntemleri olan bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, beyin tümörlerinin erken evrelerinde bile tesadüfen yakalanmasını sağlamaktadır. Bu sayede tedavi şansı artmaktadır. Tedavi yöntemleri üç aşamalıdır: Cerrahi, ışın tedavisi (radyoterapi), ve ilaç tedavisi (kemoterapi). Cerrahi tedavi, genellikle ilk tercih edilen yöntemdir ve tümörün mümkün olduğunca tamamen çıkarılması amaçlanır. Ancak her zaman tam başarı sağlanamayabilir. Bu durumda, hastalarda malign tümörlerde ışın tedavisi ve kemoterapi gibi ek tedavilere başvurulur. İyi huylu tümörlerin cerrahi olarak tamamen çıkarılması genellikle yeterli olur ve diğer tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulmaz.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Belirti Verme Şekilleri</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, yerleşik olduğu bölgeye göre farklı belirtiler verebilir. Baş ağrısı, beyin tümörlerinin en sık görülen belirtilerinden biridir ve başlangıçta nöbetler halinde ortaya çıkabilir. Daha sonra baş ağrısı sürekli hale gelebilir ve genellikle alın ve şakaklarda hissedilir. Kusma da beyin içi basıncın artmasına bağlı olarak bulantı olmadan fışkırır şekilde görülebilir, özellikle sabahları aç karnına rahatsız edebilir. Bayılma (epilepsi nöbeti) durumu, beyin kabuğunun tümör tarafından zedelendiği durumlarda görülebilir ve diğer belirtiler olmaksızın tümörün gelişiminin habercisi olabilir. Beyincik bölgesinde yerleşen tümörlerde dengesizlik, baş dönmesi, yürüme bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Konuşma merkezine yerleşen tümörler ise çeşitli konuşma bozukluklarına neden olabilir. Hareket merkezine yakın yerleşen tümörlerde ise vücudun sağ ya da sol tarafında felçlerle karşılaşılabilir. Beyin tümörlerinin belirti verme şekilleri, tümörün yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak farklılık gösterebilir.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ve Diğer Nörolojik Hastalıklar Arasındaki Benzerlikler</strong></p>
<p>Beyin tümörleri belirtileri, yalnızca beyin tümörlerine özgü olmayabilir ve bazı nörolojik hastalıklarla benzerlik gösterebilir. Beyin dokusuna yayılan enfeksiyon hastalıkları, migren, damar tıkanıklıkları ve beyin kanaması gibi pek çok nörolojik hastalık da baş ağrısı, görme bozuklukları, dengesizlik ve epilepsi gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu nedenle, herhangi bir belirtiyle başvuran hastalarda beyin tümörü düşünülmeli ve diğer nörolojik hastalıklardan ayırt edici tanı yöntemleri kullanılmalıdır. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme, bu konuda büyük bir ilerleme sağlamıştır ve doğru teşhisin erken dönemde konulmasına yardımcı olmaktadır. Beyin tümörleri, hastalığın tanısından tedavisine kadar multidisipliner bir yaklaşım gerektiren karmaşık hastalıklardır ve doğru teşhisle birlikte uygun tedavi planlaması hastaların yaşam kalitesini artırmada büyük rol oynamaktadır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörlerinin Yaş Gruplarına Göre Görülme Sıklığı</strong></p>
<p>Toplumda beyin tümörlerinin görülme sıklığı 100.000/5&#8217;tir. Beyin tümörlerinin yaş gruplarına göre görülme sıklığında farklılıklar görülmektedir. 3-12 yaş ve 40-70 yaş aralığında beyin tümörlerine daha sık rastlanmaktadır. Bu yaş gruplarında beyin tümörlerinin görülme sıklığının artmasının nedeni, henüz tam olarak anlaşılmamış olsa da, genetik faktörlerin yanı sıra yaşla birlikte artan risk faktörlerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Özellikle çocuklarda beyin tümörleri erken teşhis ve tedavi ile daha iyi sonuçlar alınabilirken, ileri yaşlarda görülen tümörlerde tedavi süreci daha karmaşık olabilir. Bu nedenle, her yaş grubunda baş ağrısı gibi beyin tümörü belirtileri ile başvuran hastaların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli tanı yöntemlerinin kullanılması hayati önem taşır.</p>
<p><strong>Beyin Tümörleri ile İlgili Farkındalık ve Eğitim</strong></p>
<p>Beyin tümörleri, hayati öneme sahip bir sağlık sorunudur ve toplumda farkındalığın artırılması ve eğitimin yaygınlaştırılması büyük önem taşır. Erken teşhis ve tedavi, beyin tümörlerinde hastalığın seyrini ve hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Sağlık kurumları ve uzmanlar, beyin tümörleri ve belirtileri konusunda halkı bilgilendirmek için çeşitli eğitim programları ve etkinlikler düzenlemelidir. Ayrıca, bilgi ve farkındalık düzeyini artırmak amacıyla medya aracılığıyla da bilgilendirici içerikler sunulmalıdır. Halkın beyin tümörleri konusunda bilinçli ve farkında olması, hastalığın erken teşhisine ve uygun tedaviye erişimi sağlayarak hastaların sağlık durumuna olumlu katkılar sağlayacaktır.</p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrisi-beyin-tumoru-habercisi-mi-396183">Baş Ağrısı Beyin Tümörü Habercisi mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 09:54:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[covid]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[geçirenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[görülen]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393148</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs enfeksiyonunun tedavisi sonrasında farklı rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148">Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs enfeksiyonunun tedavisi sonrasında farklı rahatsızlıklar ortaya çıkabiliyor. Bu rahatsızlıklardan birini de kalça kemiğinde kanlanma bozukluğu olarak bilinen femur başı avasküler nekrozu oluşturuyor. Kalçada ağrı ile belirti veren avasküler nekrozun görülme sıklığının, özellikle Covid- 19 tedavisi sonrasında kortizol kullanımına bağlı olarak artış gösterdiği görülüyor.  Erken teşhisin önem taşıdığı bu rahatsızlıkta tedavi ise hastalığın evresine göre farklılaşabiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Hakan Özsoy, kalça kemiğinde kanlanma bozukluğu ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Kalça kemiğinin kanlanma bozukluğuna bağlı olarak oluşur</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozu ya da diğer adı ile femur başı aseptik nekrozu, kalça kemiğinin kanlanma bozukluğuna bağlı oluşan bir hastalıktır. Kırık ve çıkıklar gibi travma sonucu ortaya çıkabilen bu hastalığın diğer sebepleri arasında kortizon kullanımı, aşırı alkol tüketimi, bazı pıhtılaşma bozuklukları ve romatizmal hastalıklar da bulunmaktadır. Genel olarak bu hastalık erkeklerde daha sık görülmektedir. </p>
<p><strong>Pandemi sonrası avasküler nekrozun görülme sıklığı arttı</strong></p>
<p>Kortizonun (steroid) Covid-19 gibi ciddi hastalıklarda hayat kurtarmakla birlikte ne yazık ki pek çok yan etkisi bulunmaktadır. Femur başı avasküler nekrozu, steroidlerin uzun süreli kullanımı sonucu görülen önemli yan etkilerden birini oluşturmaktadır. Covid-19 enfeksiyonu sebebiyle hastanede tedavi gören KOAH, astım ve akut solunum sıkıntısı yaşayan hastalara uygulanan kortizon tedavisi sebebiyle oluşan kalça kemiğinde kanlanma bozukluğunun izlenme sıklığının ise özellikle pandemi sonrası arttığı gözlemlenmektedir.  </p>
<p><strong>Covid -19 sonrası ortaya çıkan kalça ağrıları ciddiye alınmalı</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozunda uyluk kemiğinin baş kısmının dolaşımının bozulmasına bağlı olarak kemik içinde basınç artışı, ödem ve hücre ölümü görülür. Bu hastalık yavaşça gelişen kalça ağrısı ile ortaya çıkmaktadır. Hastaların çoğunlukla şikayeti yürümek ve hareketle artan kasık içinde ağrı olmaktadır. Bu ağrı uyluğun iç kısmına yayılabilir ve genellikle istirahat ile azalır. Hastalar kalçanın ileri derece hareketini gerektiren ayakkabı bağcığını bağlama, ayak tırnağını kesme gibi aktiviteleri yapmakta zorlanır. Özellikle Covid -19’dan sonra gelişen kalça ağrıları, avaskuler nekrozun gözden kaçırılmaması açısından ciddiye alınmalıdır. </p>
<p><strong>Erken teşhis tedavide önem taşır</strong></p>
<p>Muayene sırasında kalça eklem hareketinde kısıtlılık ve hareketle gelen ağrı en önde gelen bulgulardır. Erken teşhis bu hastalığın tedavisinde önemlidir. Teşhis için muayenenin yanında kalça Röntgen grafileri ve kalça MR’ı gereklidir. Özellikle MR görüntüleri femur başı içindeki ödemi, doku ölümünü (nekroz), kıkırdak altındaki kırığı ve kemik yüzeyindeki çökmeyi net olarak gösterir. Diğer yandan bazı kan testleri de (romatizmal testler, pıhtılaşma testleri, kan yağ seviyeleri)  yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Hastalığın evresi tedaviyi şekillendirir</strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozu tedavisinde hastalığın evresi ve radyolojik olarak çökmenin olup olmaması tedaviyi şekillendirir.   Çökmenin olmadığı ve nekrozun (doku ölümü) az olduğu durumlarda cerrahiye ek olarak bazı tedaviler yapılabilir. Kan yağ seviyesini düzenleyen ilaçlar (statinler), bazı kemik erimesi ilaçları (bisfosfonatlar), kan sulandırıcı ilaçlar ve damar açıcı bazı ilaçlar (iloprost) kullanılabilir. Koltuk değneği kullanılarak kalçanın yükünün azaltılması önemlidir. Diğer yandan femur başındaki oksijen miktarını artırıp iyileşmeyi hızlandırıcı hiperbarik oksijen tedavisi denenebilir. Ama cerrahi tedavi erken dönemde baştaki ödemin azaltılıp kan dolaşımının artırılmasında önemli yer tutar.</p>
<p><strong>Cerrahi ile bölgede basınç azaltılırken, kanlanma artırılır </strong></p>
<p>Femur başı avasküler nekrozunun erken döneminde yani baş kısmında çökmenin olmadığı ve nekrozun küçük olduğu durumlarda kor dekompresyon (core decompression) ya da diğer adıyla foraj denilen ameliyat yapılabilir. Burada amaç femur baş ve boyun içine delikler açarak artmış basıncın azaltılması ve kanlanmanın artırılmasıdır. Bu sırada açılan deliklerin içine kök hücre ve taze kemik parçalarının (kemik grefti) eklenmesi başarıyı artırır. Bu cerrahi yöntemin başarı oranı yüzde 60-70 civarındadır. Ameliyat sonrasında 4-6 hafta boyunca koltuk değneği kullanılarak kalça üzerine verilen yükün azaltılması gereklidir.</p>
<p><strong>İleri evre hastalara total kalça protezi takılıyor</strong></p>
<p>Hastalığın daha ileri evrelerinde yani başta radyolojik olarak çökme varsa ve nekroz alanı çok genişse, asetabulum denilen kalçanın çatı kısmında da hastalık mevcutsa total kalça protezi en uygun tedavi olmaktadır. Ameliyat sonrasında erken dönemde hasta bacağına yük verebilir ve fizik tedavi başlanabilir.</p>
<p>Bazı hastalarda çökme olmasına rağmen ağrı hastanın hayatını kısıtlayacak seviyede değilse fizik tedavi ile kalça çevresi kaslar güçlendirilip takip edilebilir. Kilo vererek kalçaya binen yükü azaltma burada önem taşımaktadır. Takipte ağrıda artma olursa total kalça protezi yapılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/covid-gecirenlerde-gorulen-kalca-agrisi-ihmal-edilmemeli-393148">Covid Geçirenlerde Görülen Kalça Ağrısı İhmal Edilmemeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jun 2023 09:10:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[hareketsiz]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=381445</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bel ağrısı, gribal enfeksiyonlarından sonra en yaygın karşılaşılan sağlık sorunlarından biri. Hareketi kısıtlayarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini ve toplumun büyük bir bölümünün yaşamlarında en az bir kez bel ağrısına maruz kaldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrılarının en önemli sebebi olarak hareketsiz yaşam tarzı ve kilo artışı sayılabilir. Bel ve sırt kaslarının güçsüzleşmesine yol açan hareketsiz yaşam ve kilo bel bölgesine binen yükün artmasına neden oluyor. Bel ve boyun ağrısından korunmak, tedavi edilmesinden daha kolay” açıklamasında bulundu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Genellikle ani başlayan bel ağrılarının bir kısmının istirahat, ilaç tedavisi, fizik tedavi gibi yöntemlerle tamamen iyileştiğini ve kalıcı olmadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Bel ağrısı ataklarının çoğu geçicidir ve genellikle kalıcı bir sakatlığa sebep olmaz. Ağrıların yüzde 7-10’u 6 ayı geçerek kronik hale dönüşebilir. Kronikleşen bel ve sırt ağrılarında ilaç ile korse kullanımı, enjeksiyonlar, kayropraktik tedavi yöntemi ve cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor. Kişilerin yüzde 75’i eğitim programlarına katılarak bel ağrılarından korunabilir” dedi.</p>
<p>Bel ağrılı olgularının yüzde 50’sinin bir haftada, yüzde 90’ının 8 haftada, yüzde 3’ünün ise 1 aydan fazla sürede rahatladığını belirten Prof. Dr. Semih Akı, bel ve boyun ağrısından korunmanın tedavisinden çok daha kolay olduğunu vurgulayarak bel ağrısını önleyecek önerilerde bulundu:</p>
<p> </p>
<p><strong>EVDE </strong></p>
<ul>
<li>Bir eşyayı kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışın. Yerden alırken dizlerinizi bükerek ve çömelerek alın, belden eğilmeyin. </li>
<li>Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın. </li>
<li>Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak bel gerilmemeli, ipin seviyesi uygun boyda ayarlanmalı.</li>
<li>Ağırlık taşımanız gerekiyorsa, yükü her iki elinize de eşit olarak paylaştırın. Ağır yükü, belden daha yükseğe kaldırmayın.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>YATARKEN</strong></p>
<ul>
<li>Yataktan kalkarken önce tam yan dönün, daha sonra ellerinizle yandan destek alırken bacaklarınızı kıvırarak oturur pozisyona geçin ve kalkın. Yatmak için ise bu işlemleri tersten uygulayıp yatağa uzanın. </li>
<li>Yüzüstü ve sırtüstü dümdüz yatmaktan mümkün olduğunca kaçının. Uygun olanı, kalça ve dizlerinizden çekip bacaklarınızı toplayarak, ana rahmindeki gibi yatmaktır. </li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>OFİSTE </strong></p>
<ul>
<li>Otururken mutlaka dik pozisyonda olun ve bunu alışkanlık haline getirin. </li>
<li>Doğru oturma pozisyonunda diz eklemleriniz kalça eklemlerinden daha yüksekte olmalı, ayak tabanlarınız yere tam olarak temas etmeli. </li>
<li>Otururken zaman zaman pozisyon değiştirin. Aynı oturma pozisyonuna 30-40 dakikadan fazla devam edilmemeli.</li>
<li>Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.</li>
<li>Ofiste masa sandalye bilgisayar ilişkisi daima önerilen ölçülere uygun olmalı.</li>
</ul>
<p> </p>
<p><strong>SOKAKTA </strong></p>
<ul>
<li>Dışarıda ya da kapalı bir yerde bir süre ayakta beklemeniz gerekiyorsa tek ayağınızın altına 15-20 cm yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin. Bir süre sonra diğer ayağınızı koyun. </li>
<li>Ayaktayken belinizi sağa veya sola doğru döndürüp eğilerek yerden bir şey almayın. Dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızla dönün.</li>
<li>Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.</li>
<li>Otomobil kullanırken koltuğunuzu, dizlerinizin ve kalçanızın biraz yukarısında olacak şekilde ayarlayın. </li>
</ul>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hareketsiz-yasam-ve-kilo-bel-agrisi-nedeni-381445">Hareketsiz yaşam ve kilo bel ağrısı nedeni</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Apr 2023 12:18:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[her]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=371108</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel ağrıları; herkes tarafından hayatın bir bölümünde hissedilen ağrılar arasındadır. Bel ağrısının en önemli nedenleri genellikle ağır kaldırma, yanlış duruş, kas zayıflığı gibi nedenlerden oluşur.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108">Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bel ağrıları; herkes tarafından hayatın bir bölümünde hissedilen ağrılar arasındadır. Bel ağrısının en önemli nedenleri genellikle ağır kaldırma, yanlış duruş, kas zayıflığı gibi nedenlerden oluşur. </p>
<p>Hayatı olumsuz yönde etkileyen bu ağrılarda ilk akla gelen bel fıtığı şüphesidir ve hastalar genellikle ameliyat korkusu nedeniyle erken dönem de doktora gitmeyerek ağrının daha da şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Her ağrı bel fıtığını işaret etmez, erken dönemde ağrıların önüne geçmek doğru tanı ve tedavi ile mümkündür.</p>
<p><strong>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Yiğit Kültür bel ağrısı yöntemleri hakkında bilgiler verirken, her bel ağrısının bel fıtığını işaret etmediğini tanı ve tedaviler ile ağrıların önüne geçilebileceğini söyledi. </strong></p>
<p><strong>Bel ağrısının en sık sebebi nedir ve tedavi sürecinde nasıl ilerlenir?</strong></p>
<p>Bel ağrısı toplumda acil servise başvuru nedenlerinin başında gelmektedir. Bu başvuruların büyük çoğunluğu mekanik ağrı karakterindedir ve altta yatan problemli bir durum yoktur. Mekanik ağrıların sebebi çoğunlukla omurga etrafındaki kas, ligaman ve bağların gerilmesi sonrasında oluşan yangı, enflamasyon ve ödemdir. Çeşitli travmalar, ağır yük kaldırma, fazla kilo, sigara kullanımı, hareketsizlik veya aşırı aktivite predispozan faktörlerdir. Çoğunlukla birkaç gün içinde ağrı azalmaya başlar ve en geç birkaç hafta içinde ağrı tamamen kaybolmaktadır. Bu durumlarda yatak istirahati çok fazla önerilmez çünkü ağrıya sebep olan sitokinlerin kan dolaşımı ile spontan olarak vücuttan uzaklaştırılması için standart bir aktivitenin devamı teşvik edilir. Uzun süreli korse kullanımı adele zayıflamasına sebep olabileceği için korsenin yaklaşık 1 hafta kullanımı genelde önerilir. Bu süreçte ağrının kontrolü için uygun topikal veya oral non-steroid ilaçlar yardımcı olabilir. </p>
<p><strong>Hangi durumlarda bel ağrısı problem yaratabilir ve ileri tetkik/tedavi edilmesi gerekir?</strong></p>
<p>Bazı durumlarda bel ağrısının kaynağı sadece kas/adele/tendon gerilmesi-zedelenmesi olmayıp altta yatan ve incelenmesi gereken durumlar olabilir. Eğer kişinin ağrısı 4-5 haftadan uzun sürüyorsa, ağrının şiddeti azalma eğilimi göstermiyorsa, bel ağrısı kalçadan bacaklara vuruyorsa veya uyluk ile bacağın herhangi bir bölgesinde ağrı/uyuşma/karıncalanma eşlik ediyorsa, sistemik ateş varsa, idrar ve dışkı yapmada veya tutmada problemler oluyorsa, yakın ağır kaldırma, yanlış omurga cerrahı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. </p>
<p><strong>Her bel fıtığı ameliyat gerektirir mi? Ameliyat gerektiren bel fıtığı nasıl bir karakterdedir?</strong></p>
<p>Yapılan bir çok çalışmada hiçbir şekilde bel ağrısı şikayeti olmayan hastalarda dahi çekilen emar (MR) görüntülerinde çok kez bel fıtığı tespit edildiği görülmüştür. Tabi ki de bu tarz fıtıklara yaklaşımda ameliyat ile tedavi gündeme gelmemektedir. Önemli olan mevcut fıtıkta problemli veya problem yaratmayan fıtık ayrımının yapılmasıdır. Eğer bel fıtığının kişide yarattığı ağrıda zamanla belirgin derece azalma yok ise, bel ağrısına eşlik eden bir kalça/uyluk/bacak ağrısı var ise, bacaklarda güç kaybı var ise ve kişinin ağrısı şiddetli ise mutlaka tetkik edilmeli, gerekli tanı-tedavi planlamaları yapılmalıdır. Birçok durumun tedavide aciliyet gerektirebileceği dikkate alınarak erken müdahale önem kazanabilmektedir.</p>
<p><strong>Kanal daralması ve bel kayması nedir? Tanı ve tedavi süreci nasıldır?</strong></p>
<p>Orta-ileri yaştaki hastalarda görülen kanal daralması ve bel kayması problemleri çoğunlukla omurganın dejeneratif (kireçlenme) süreçleri sonrasında meydana gelmektedir. Bu problemler çoğunlukla her iki omur arasındaki <em>“intervertebral disk” </em>yapılarındaki uzun vadede meydana gelen sıvı ve yükseklik kaybı sonrasında problemin omurların diğer bölgelerine yayılması sonrasında ilerleyici bir kısır döngüye sebep olarak kişinin günlük aktivitelerini, yaşamsal faaliyetlerini ve konforunu oldukça etkileyebilecek durumlara sebep olabilmektedir. Kanal daralması ve bel kaymasının yarattığı ağrı ve nörolojik durumlar sebebiyle kişinin günlük yürüme mesafesi azalabilmekte, hareket halindeyken olan ağrılar kişiyi oldukça rahatsız edebilmektedir. Her hastada mevcut problemin durumuna göre oluşan şikayet tablosu genellikle farklı ve kişiye özel olmaktadır. </p>
<p>Omurga-bel problemlerinin değerlendirmesinde ilk aşamada muayene oldukça önem arz etmektedir. Bazı durumlarda kalça-diz gibi komşu eklemlerdeki problemler bel problemleri ile karışabilmekte iken detaylı bir fizik muayene ile bunun ayrımına tecrübeli bir hekim tarafından rahatlıkla varılabilmektedir. Sonrasında rahatsızlığın durumuna göre röntgen-dinamik röntgen- MR- tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden faydalanılmaktadır. Ayrıca her hastada bu tetkiklerin uygulanma yöntemleri farklı olup hekimin radyoloji uzmanı ve teknisyenini bu konuda yönlendirmesi önemlidir. Omurgadan çıkan sinirlerde mevcut rahatsızlıktan kaynaklı bir bası varlığını tespit ve dökümante edebilmek amacıyla omurga problemlerinde yetkin bir Nöroloji uzmanı tarafından yapılacak EMG birçok durumda hekimin mevcut problemin kaynağına detaylı bir şekilde ulaşabilmesine yardımcı olabilmektedir. </p>
<p><strong>Her kanal daralması ve bel kayması ameliyat gerektirir mi? İleri yaşlı hastalarda bu problemlere yönelik cerrahi uygulanabilir mi?</strong></p>
<p>Her kanal daralması ve bel kayması problemi cerrahi gerektirmemektedir. Birçok durumda cerrahi dışı yöntemlerden faydalanılabilmektedir. Bu tedaviler kilo verme, egzersiz, fizik tedavi ve görüntüleme yöntemleri eşliğinde omurgaya enjeksiyon uygulamalarını içermektedir. Ayrıca ameliyat gerektiren bazı durumlar “acil” kabul edilmekte ve uygulanmakta bazı durumlar ise ”görece acil” yani ilerleyen zamanda gelişebilecek nörolojik problemleri engellemek amacıyla mümkün olan en erken ve uygun zamanda cerrahinin planlanması şeklinde olup, bazı durumlarda da kişinin hayat kalitesini arttırmak, ağrılarını kontrol altına almak ve günlük aktivitesini daha iyi bir seviyeye ulaştırmak için cerrahi tedavi seçilmektedir. </p>
<p>Omurga cerrahisi ameliyatlarının bu konuda yetkin bir ekip ile yapılmasında fayda vardır. Anestezi ekibi, nöromonitorizasyon ekibi, ameliyat hemşire ve personelleri ameliyatın birçok aşamasında önemli görevlere sahiptir. İleri yaştaki hastaların da ameliyatları omurga cerrahisinde tecrübeli bir anestezi ekibinin desteğiyle ve ameliyat sonrası ilk akşam gözlem altında tutulabilmek amacıyla tam kapsamlı yoğun bakım ünitesinin mevcudiyetiyle mümkün olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/her-bel-agrisi-fitik-degildir-371108">Her Bel Ağrısı Fıtık Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2023 09:55:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkların]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=369221</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulak ağrısı dönem dönem pek çok insanın yaşadığı ve günlük yaşamı oldukça zorlaştıran ağrı tiplerinden biri olarak ifade ediliyor. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkıyor ancak bu ağrı kanser gibi ciddi hastalıklardan da kaynaklanabiliyor. Vücudun herhangi bir yerindeki bir ağrı alarm anlamına geliyor ve bu nedenle ciddiye alınıp en erken zamanda doktora başvurulması gerekiyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Bilazer, kulak ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.  </p>
<p><strong>Kulak ağrısının nedeni çok önemli</strong></p>
<p>Kulak ağrısının en çok görülen nedeni enfeksiyonlardır. Orta kulak ve dış kulak yolu enfeksiyonları çok ağrılıdır. Orta kulak enfeksiyonu daha çok üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olurken dış kulak yolu enfeksiyonu kulağı aşırı kurcalama, hijyenik olmayan denize ve havuza girme sonucu oluşur. Daha az sıklıkla kulak kepçesindeki enfeksiyon ve darbelere bağlı şişmeler, kulak zarına ve dış kulak yoluna basınç yapan kulak kirleri, boğaz ve ağız bölgesindeki enfeksiyon, yara ve kanserlerde, çene eklemi ve diş hastalıklarında da kulağa yansıyan ağrılar görülebilir. Ayrıca nörolojik ve psikolojik hastalıklarda da kulak ağrısı ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p><strong>Kulak içi ağrısı da görülebilir</strong></p>
<p>Bazen boğaz enfeksiyonları sırasında, ağızda aft ve yara oluştuğunda kulak içine yansıyan ağrılar olabilir. Ayrıca ağız boşluğu, dil, yutak, gırtlak, geniz bölgelerindeki kanserlerde de kulak ağrısı oluşabilir. Çene eklemindeki ve dişlerdeki hastalıklarda da kulak ağrısı görülebilir. Bununla birlik dişlerini çok sıkan kişilerde de ağrı olabilmektedir. Bu durumda vakit kaybedilmeden uzman yardımı alınmaktadır.<br /> </p>
<p><strong>Mutlaka doktora başvurun</strong></p>
<p>Kulak ağrısı durumunda öncelikle otoskop veya endoskop ile kulağın içine bakılmaktadır. Orta kulak enfeksiyonunda kulak zarı kızarmıştır, orta kulakta iltihap birikmesi de başlamış olabilir. Dış kulak yolu enfeksiyonunda kulak kanalı daralmış, şişmiş ve çok ağrılıdır, hasta kulağına dokunulunca aşırı ağrı hisseder. Kulak muayenesi normalse ağrının nedenini bulmak için burun, geniz, ağız boşluğu, yutak, gırtlak bölümlerini de endoskop ile muayene etmek gerekmektedir.</p>
<p>Dış kulak yolu enfeksiyonlarında antibiyotik içeren damla ve tabletler ile kortizon içeren damlalar kullanılır, bazen dış kulak yolu enfeksiyonuna mantarlar neden olur o zaman antifungal damlalar kullanılır. Orta kulak enfeksiyonunda ise antibiyotik içeren tablet veya iğnelerden yararlanılmaktadır.</p>
<p><strong>Bebeklerde ve çocuklarda da görülebiliyor</strong></p>
<p>Bebekler elini kulağına götürüyor, ağlıyor ve huzursuzsa orta kulak enfeksiyonu veya diş çıkarmaya bağlı olabilir; kulak, burun, boğaz uzmanına muayene ettirmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Çocuklarda da genelde orta kulak enfeksiyonu vardır, parasetemol veya ibuprofen içeren ağrı kesiciler, lidokain içeren damlalar verilebilir. İlk fırsatta da kulak, burun, boğaz uzmanına muayeneye gidilmesi önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulak-agrisi-ciddi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-369221">Kulak Ağrısı Ciddi Hastalıkların Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
