<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ağrı | En Gazete</title>
	<atom:link href="https://www.engazete.com.tr/tag/agri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/agri</link>
	<description>Son Dakika Haberleri ve Türkiye Gündemi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://cdn.engazete.com.tr/2025/06/cropped-favv-32x32.webp</url>
	<title>ağrı | En Gazete</title>
	<link>https://www.engazete.com.tr/tag/agri</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çıkabiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[Diş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[sanılıyor]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=625318</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzün bir tarafında aniden başlayan, elektrik çarpması gibi şiddetli ve keskin bir ağrı… Çoğu kişi bu durumu diş ağrısı ya da sinüzit sanıyor. Oysa bu tablo, ciddi bir sinir hastalığı olan trigeminal nevraljinin habercisi olabiliyor. Uzmanlar, özellikle tek taraflı ve yüz kaslarının kullanıldığı hareketlerle tetiklenebilen yüz ağrılarında vakit kaybetmeden değerlendirme yapılması gerektiğini vurguluyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sakar, halk arasında “yüzde ağrı sendromu” olarak bilinen trigeminal nevralji hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong> Yüzde ağrı ani başlıyor gün içinde tekrarlayabiliyor</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu taşıyan beşinci kranial sinirin etkilenmesiyle ortaya çıkan bir ağrı sendromudur. Sinirin bir noktada sıkışması ya da tahriş olması, ani ve çok şiddetli ağrı ataklarına yol açabilir. Ağrı çoğu zaman yüzün tek tarafında hissedilir. Elektrik çarpması ya da bıçak saplanması şeklinde tarif edilir. Saniyeler sürer ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Diş fırçalama, konuşma, yüz yıkama hatta hafif rüzgarla bile tetiklenebilir. En sık neden, sinire temas eden bir damar baskısıdır. Daha nadir durumlarda yapısal sorunlar ya da nörolojik hastalıklar da tabloya yol açabilir.</p>
<p><strong> Yüzünüzde bu sorunları yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>Genellikle yüzün bir tarafında, saniyeler süren ama çok keskin bir ağrı şeklinde hissedilir. Elektrik çarpması, bıçak saplanması ya da yanma gibi tarif edilir. Diş fırçalama, yüz yıkama, konuşma, hatta hafif bir esinti bile ağrıyı tetikleyebilir. Ağrılar genellikle birden başlar ve kısa sürer, ancak gün içinde defalarca tekrar edebilir. Ağrı sırasında istemsiz yüz kasılmaları veya göz kırpma görülebilir. Ağrının olduğu bölgede dokunmaya karşı aşırı hassasiyet gelişebilir.</p>
<p><strong>En çok diş ağrısı ve sinüzit ile karıştırılıyor</strong></p>
<p>Yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bu hastalık doğru yaklaşımla kontrol altına alınabilir. Trigeminal nevralji bir diş ağrısı değildir. Sinir kaynaklı bir ağrı sendromu olduğu için diş ağrısıyla karışabilir ama mekanizması farklıdır. Ağrı yüzde tek taraflıdır. Çünkü trigeminal sinir, her iki tarafta birer tanedir. Hangi taraftaki sinir etkilenmişse, ağrı genellikle o yüz yarısında hissedilir.</p>
<p>Bu nedenle bu tarz tek taraflı, ani başlayan ve elektrik çarpması şeklinde tarif edilen yüz ağrıları sıradan bir diş ağrısı ya da sinüzit olarak değerlendirilmemelidir. Yanlış tanı sonucu gereksiz diş çekimleri yapılması olasıdır ve bu durum tanı sürecini geciktirebilir. Ağrının tek taraflı, kısa süreli ve tetiklenebilir olması önemli ipuçlarıdır. Gerekli durumlarda beyin MR görüntülemesi yapılarak sinir çevresinde damar teması ya da başka bir neden olup olmadığı değerlendirilir. Böylece doğru tanı konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Konuşmayı bile engelleyebiliyor</strong></p>
<p>Hastalık ilerledikçe ataklar sıklaşabilir ve şiddetlenebilir. Bazı hastalar ağrıyı tetiklediği için konuşmaktan kaçınacak kadar etkilenebilir. Yıllarca çevreleri ile yazı tahtası aracılığıyoa iletişim kurmak zorunda kalan hastaların cerrahi tedavi sonrasında ağrısız konuşmanın rahatlığını yaşadığı görülmektedir. Trigeminal nevralji, doğru tanı konulduğunda etkili şekilde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavi planı, ağrıların sıklığına, şiddetine ve yaşam kalitesine etkisine göre belirlenir. Tedavi kişiye özeldir; her hastada farklı bir yol izlenebilir. Önemli olan, ağrının kontrol altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesidir.</p>
<p><strong> Tedavi mümkün mü?</strong></p>
<p>Tedavinin ilk basamağında sinir üzerindeki hassasiyeti azaltan bazı özel ilaçlar kullanılabilir. Sinir bloğu, radyofrekans ablasyon gibi girişimsel işlemlerle de ağrı kontrol altına alınabilir. Son aşamada ise cerrahi müdahale planlanabilir. Mikrocerrahiyle sinir üzerindeki baskının kaldırılması (mikrovaskülerde kompresyon) pek çok hastada yüksek başarı oranına sahiptir ve kalıcı çözüm sağlayabilir. Tedavide cerrahi şart değildir ve çoğunlukla ilaçlarla rahatlama sağlanabilir; ancak cerrahi uygun seçilmiş vakalarda çok yüksek başarı oranına sahiptir. </p>
<p><strong>Yüzde ağrı sendromundan korunmak için öneriler;</strong></p>
<ol>
<li>Yüzünüzü sert bir şekilde ovmayın.</li>
<li>Yüzünüzü ılık suyla yıkayın.</li>
<li>Yumuşak diş fırçası kullanın.</li>
<li>Rüzgarlı havada atkı ya da şal ile yüzünüzü koruyun.</li>
<li>Çok sıcak ya da soğuk içeceklerden kaçının.</li>
<li>Stresli ve yoğun günlerde kısa molalar verin, nefes egzersizleri yapın.</li>
<li>Atakların sıklığını ve tetikleyicilerini not alın ve doktorunuzla paylaşın.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-agrisi-saniliyor-sinir-hastaligi-cikabiliyor-625318">Diş Ağrısı Sanılıyor Sinir Hastalığı Çıkabiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 08:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[acıyı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[bazı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[dokusu]]></category>
		<category><![CDATA[durumlar]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[Hastanın]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmiyor]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=623811</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beyin, vücudun en hayati ve en karmaşık organlarından biri. Tüm hareketleri ve düşünceleri yönetir. Ağrıyı algılasa da kendi dokusu ağrı hissetmez. Beyin cerrahisinin de ileri düzey uzmanlık ve titizlik gerektirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Günümüzde beyin cerrahisinde en sık ameliyat gerektiren durumlar; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıklarıdır. Ağrıyı algılayan merkez olmasına rağmen beyin dokusunun kendisinin ağrı hissetmemesi, bazı cerrahi aşamaların hastanın konforu korunarak farklı şekillerde yapılabilmesine imkân tanır” ifadelerini kullandı.</strong></p>
<p>Beyin dokusunun ağrı hissetmemesi, bazı ameliyatların hastanın uyanık olduğu şekilde planlanabilmesini de mümkün kılar. Ancak uyanık beyin ameliyatının sanıldığı gibi yeni bir yöntem olmadığını, kökeninin 1970’lere uzandığını ve uzun yıllardır uygulandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyin dokusu ağrıyı algılasa da kendisi ağrı hissetmez, buna karşılık cilt ve kafatası zarı ağrıya duyarlıdır. Bu nedenle bu bölgeler uyuşturularak ameliyatın belirli aşamaları yapılabilir. Özellikle konuşma ve hareket merkezlerine yakın tümörlerde hastanın tepkileri izlenerek ameliyat daha güvenli şekilde gerçekleştirilir. Bu süreç, ameliyatın belirli aşamalarında hastanın kontrollü şekilde uyandırılması ya da ameliyatın tamamen uyanık olarak gerçekleştirilmesiyle yönetilir. Ayrıca hasta bu süreçte herhangi bir ağrı hissetmez, anestezi uzmanları gerekli ayarlamaları yaparak konforu sağlar” dedi.</p>
<p><strong>Beyin ameliyatları titizlikle planlanmalı</strong></p>
<p>Beyin cerrahisinde ameliyat kararı verilirken birçok unsurun birlikte değerlendirildiğini vurgulayan Kaya, “Örneğin bir tümör söz konusuysa, kitlenin bulunduğu yer, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve yol açtığı şikâyetler dikkate alınarak en uygun tedavi planı belirlenir. Günümüzde cerrahi müdahale gerektiren durumlar incelendiğinde; omurgada sinirlere baskı yapan fıtıklar, beyin tümörleri, beyin içinde kanamaya yol açan durumlar ile beyin damar hastalıkları en sık karşılaşılan tablolar arasında yer alır. Bu hastalıkların bir kısmı doğuştan gelen damar yapısı farklılıklarından kaynaklanabilir. Beyin, oldukça hassas bir yapıya sahip olduğundan ve çevresindeki dokuların karmaşıklığı nedeniyle bu alandaki ameliyatlar dikkatli bir planlama gerektirir. Bu nedenle iyi kurgulanmış bir cerrahi yaklaşım büyük önem taşır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Her beyin tümöründe ve kanamasında cerrahi gerekmez</strong></p>
<p>Cerrahinin fayda sağlamayacağı durumlar olduğunu da belirten Kaya, “Gerek beyin tümörlerinde gerekse beyin kanamalarında tedavi kararı hastalığın türüne ve seyrine göre belirlenir. Bazı tümörler bulundukları bölgede sınırlı kalır ve şikâyete yol açmaz ise cerrahi yerine düzenli takip yeterli olabilir. Ancak bazı tümörler normal beyin dokusuyla iç içe olduğu için tamamen çıkarılamaz ve biyopsi ile tanıyı netleştirdikten sonra uygun tedavi seçilir. Öte yandan cerrahinin kaçınılmaz olduğu durumlarda amacımız, tümörü güvenli şekilde çıkarırken sağlıklı beyin dokusunu korumaktır. Benzer şekilde beyin kanamalarında da her zaman ameliyat gerekmez, bazı hastalar yakından izlenebilir. Ancak kanama beyne baskı yapıyor ve hayati risk oluşturuyorsa, bu durumda acil cerrahi hayat kurtarıcıdır” dedi.</p>
<p>          </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/beyin-dokusu-aciyi-hissetmiyor-623811">Beyin dokusu acıyı hissetmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:49:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[bornova]]></category>
		<category><![CDATA[endometriozis]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622277</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bornova Belediyesi, 1–31 Mart Endometriozis Farkındalık Ayı kapsamında Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nde “Adet Sancısı Adetten Değildir!” sloganıyla “İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi” başlıklı bir etkinlik düzenledi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday’ın konuşmacı olduğu söyleşide, endometriozis hastalığı hakkında bilgilendirme yapılırken, hastalığı yaşayan kadınlar da deneyimlerini paylaşarak farkındalık oluşturdu.</p>
<p>Etkinlikte kadın sağlığında sıklıkla göz ardı edilen ancak yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilen endometriozis konusunda katılımcılar hem tıbbi bilgiler edindi hem de benzer deneyimleri paylaşan kadınlarla dayanışma ortamı buldu.</p>
<p><b>“Çikolata kisti kronik bir hastalıktır”</b></p>
<p><b> </b>Söyleşide konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müjde Canday, halk arasında “çikolata kisti” olarak da bilinen Endometriozisin, rahim içini döşeyen dokuya benzer hücrelerin rahim dışında yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu söyledi.</p>
<p>Canday, hastalığın en sık 30’lu ve 40’lı yaşlardaki kadınlarda görüldüğünü belirterek, her kadında aynı belirtilerin ortaya çıkmadığını vurguladı. Bazı kadınların hiçbir şikâyet yaşamayabileceğini, bazı kadınların ise günlük yaşamı zorlaştıran şiddetli ağrılar yaşayabildiğini ifade etti.</p>
<p>Endometriozisin; şiddetli pelvik ağrı, ağrılı cinsel ilişki, karında gaz ve şişkinlik gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Doç. Dr. Canday, tedavi edilmediğinde gebe kalmayı zorlaştırabileceğini, ancak düzenli kontroller ve kişiye özel tedavi yöntemleriyle hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabileceğini söyledi.</p>
<p><b>En sık görülen belirtiler</b></p>
<p><b> </b>Müjde Canday, endometriozisin en yaygın belirtilerini; zamanla artan adet sancısı, alt karın ve bel bölgesinde kronik ağrı, cinsel ilişki sırasında ağrı, adet döneminde bağırsak veya idrar yaparken ağrı, şişkinlik, kabızlık veya ishal ve kısırlık (infertilite) olarak sıraladı.<b> </b></p>
<p><b>Tedaviyle belirtiler kontrol altına alınabiliyor</b></p>
<p>Endometriozisi tamamen ortadan kaldıran kesin bir tedavi bulunmadığını belirten Canday, ancak çeşitli yöntemlerle belirtilerin kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde hormonal tedaviler, ağrı kontrolüne yönelik uygulamalar, gerekli durumlarda cerrahi müdahale ve hekim önerisiyle destekleyici tedavi yöntemleri uygulanabileceğini söyleyen Müjde Canday, hastalığın yönetiminde erken tanı ve düzenli doktor kontrolünün büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><b>Kadınlar söyleşinin ardından Yeşilova Höyüğü’nü gezdi</b></p>
<p>Söyleşinin ardından katılımcılar, rehber eşliğinde İzmir’in bilinen tarihini 8500 yıl öncesine dayandıran kazıların yapıldığı Yeşilova Höyüğü ve ziyaretçi merkezini gezdi. Program kapsamında düzenlenen çömlek yapım atölyesine de katılan kadınlar hem bilgi edindi hem de keyifli bir gün geçirdi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bornovada-endometriozis-farkindaligi-622277">Bornova&#8217;da Endometriozis Farkındalığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2026 10:48:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[akyüz]]></category>
		<category><![CDATA[değildir]]></category>
		<category><![CDATA[Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[emrullah]]></category>
		<category><![CDATA[halkı]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=622025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı'da görevli Op.Dr. Emrullah Akyüz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımın ardından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Dr. Emrullah Akyüz olayı…Ağrı’da görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr. Emrullah Akyüz, aynı hastanede görev yapan perinatoloji uzmanının hastalarıyla ilgilenmediğini öne sürdü ve “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi. Akyüz, sosyal medya hesabından hakkında idari soruşturma başlatıldığını duyurdu. </span></p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn.engazete.com.tr/2026/03/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-0-PT6USIuz.jpeg"/></p>
<p><em>İŞTE O PAYLAŞIM !</em></p>
<p><b><strong>Emrullah Akyüz, “Perinatoloji uzmanı hasta bakmıyor, Ağrı halkı kimsesiz değildir” </strong></b></p>
<p><span>Sosyal medyada paylaşımlarıyla dikkat çeken 11 Mart 2026 tarihinde sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Op.Dr. Emrullah Akyüz, o paylaşımda şu ifadeleri kullandı, “Bir hastam var 25 hafta, riskli gebe, gebelik zehirlenmesi hayati tehlikesi olan bir hasta. Burada yüksek riskli gebelik uzmanı denilen bir perinatoloji uzmanı var. Hasta hakkında kendisine konsültasyon atıyorum. ‘Ben yarın bakarım, sevk et, beni ne alakadar eder, ben yorulamam, eve geldim’ gibi laflar söylüyor. Ben bir hekimimi hayatta şikayet etmem. Ama bir halkı aleni bir şekilde küçük gören bir zihniyeti ben kesinlikle kabul etmiyorum. Adam Ağrı’nın Diyadin’in köyünden gelen adam yalvarıyor, ‘Benim eşim riskli gebe ne olur bakar mısınız’ diyor.  Adam bakmıyor ya , bir tane hastaya bakmıyor. Her gün sıkıntı, her gün kavga dövüş. Ağrı halkı kimsesiz değildir, sahipsiz değildir. Erzurum’a sevk ettim hastaya çok şükür. Hastanın bir çok sıkıntısı var. Bu halk yalnız olmaması lazım” dedi. Dr. Akyüz, bir kaç gün sonra görevinden uzaklaştırıldığını, hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıkladı. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) </span></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dr-emrullah-akyuz-agri-halki-kimsesiz-degildir-dedi-gorevden-uzaklastirildi-622025">Dr. Emrullah Akyüz, “Ağrı halkı kimsesiz değildir” dedi, görevden uzaklaştırıldı !</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 08:23:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Taşı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[diyenler]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[düşürdüm]]></category>
		<category><![CDATA[hatanız]]></category>
		<category><![CDATA[idrar]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taşımı]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619402</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Genetik yatkınlığın yanı sıra, yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımı gibi etkenlerin de böbrek taşının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirten <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran</strong> “Böbrek taşı geçici bir ağrı problemi değildir, doğru takip edilmediğinde kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. Erken tanı ve bilinçli takip ile böbrek kaybı önlenebilir. Ancak sağlıksız yaşam alışkanlıklarının yanı sıra toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler de ne yazık ki böbreklerimize büyük zarar veriyor hatta böbreklerin zamanla kaybedilmesine yol açabiliyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Baran, <strong>12 Mart Dünya Böbrek Günü</strong> kapsamında yaptığı açıklamada toplumda doğru sanılan 10 yanlışı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaparsa tehlikelidir: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Ağrısız taşlar da böbreğe zarar verebilir. Sessiz taşlar hiç ağrı yapmadan zamanla böbrek fonksiyonunu bozabilir. Hatta staghorn (geyik boynuzu) tipindeki taşlar sessizce büyük boyutlara ulaşıp böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. Bu nedenle düzenli takip önemlidir. </p>
<ul>
<li><strong>Bira içmek böbrek taşını düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Toplumda yaygın olan bu inanış bilimsel olarak doğru olmadığı gibi tehlikelidir. Taş tedavisinde bira vb hiçbir alkolün yeri yoktur. Bira sıvı içerdiği için idrar miktarını geçici olarak artırabilir ancak içeriğindeki alkol vücudu susuz bırakabilir ve böbrek sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca alkol bazı taş türlerinde (özellikle ürik asit taşlarında) risk faktörlerini artırabilir. Su en doğru tercihtir.  </p>
<ul>
<li><strong>Taş varsa mutlaka şiddetli ağrı yapar: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Her taş ağrı yapmaz; sessiz taşlar da takip edilmelidir. Böbrekte sabit duran ve idrar kanallarında tıkanıklığa neden olmayan taşlar çoğu zaman hiç belirti vermeyebilir.</p>
<ul>
<li><strong>Bol su içmek tüm taşları düşürür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU: </strong>Az su içmek böbrek taşı riskini artırır ama böbrek taşı oluşumunda genetik, beslenme alışkanlıkları ve metabolik faktörler de etkilidir. <strong>Bol su içmek tüm taşları düşürmez. Küçük taşların düşmesine yardımcı olabilir ama taş boyutu büyüdükçe taşın düşmesi zorlaşır. Sıvı tüketimi destekleyicidir ancak taşın boyutu ve yeri tedavi yöntemini belirler.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Tüm taşlar kendiliğinden düşer: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Büyük taşların idrar kanalından geçmesi mümkün olmadığı için genellikle müdahale gerektirir. Bazı taşlar özellikle 5-6 mm’den büyük olanlara cerrahi ya da girişimsel tedavi yapılması zorunludur” diyor.</p>
<ul>
<li><strong>Taş ağrısı geçti ise taş kesin düşmüştür: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Taş ağrısı genellikle idrar kanalının bir yerinde tıkanıklığa bağlı idrar akımının durmasından kaynaklanır. Taş yer değiştirdiğinde veya idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı geçebilir. Ancak bu, taşın düştüğü anlamına gelmez; görüntülemeyle doğrulanmalıdır. </p>
<ul>
<li><strong>Taş kırdırmak böbreğe zarar verir: YANLIŞ!</strong><br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Doğru hasta seçimi ile uygulanan tedaviler böbreğe kalıcı zarar vermez. Uygun hastada yapılan taş kırma işlemi güvenlidir.</p>
<ul>
<li><strong>T<strong>aş ameliyatı açık cerrahidir ve çok zordur: YANLIŞ!</strong></strong> <br /> </li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Günümüzde çoğu taş kapalı (endoskopik/lazer) yöntemlerle tedavi edilir. Açık cerrahi uygulamaları neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Endoskopik ameliyatlar hastaların normal hayata hızlıca dönmelerini çok kolaylaştırır. Modern taş cerrahisi minimal invazivdir ve iyileşme süresi kısadır.</p>
<ul>
<li><strong>Bir kez taş düşürdüm/ ameliyat oldum tekrar taş oluşmaz: YANLIŞ!</strong> <br /><strong>DOĞRUSU</strong>: Taşı düşürmek sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Taşın içeriği analiz edilmeden ve metabolik değerlendirme yapılmadan tekrar riskini azaltmak mümkün değildir. Taş analizi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleri ile kişiye özel önleyici plan yapılmalıdır. Ameliyat da mevcut taşı temizler ancak yeni taş oluşumunu engellemez. Ameliyat sonrası metabolik değerlendirme ve yaşam tarzı düzenlemesi gerekir.</li>
<li><strong>Bitkisel ürün kullandım, taşım hemen eriyip düştü: YANLIŞ!</strong></li>
</ul>
<p><strong>DOĞRUSU</strong>: Böbreklerdeki taşları hızlı bir şekilde, direkt olarak eriten herhangi bir tedavi (bitkisel ya da medikal) olmadığını belirten Doç. Dr. Baran şöyle konuşuyor: “Halk arasında sıkça önerilen bitkisel ürünlerin böbrek taşını erittiğine dair güçlü bilimsel kanıt yoktur. Bu ürünler “doğal” olarak pazarlansa da içerikleri standart değildir ve yüksek miktarda tüketildiklerinde; mide-bağırsak sorunlarına, elektrolit dengesizliklerine, karaciğer veya böbrek üzerinde yük artışına, tansiyon değişikliklerine neden olabilirler. Böbrek taşı tedavisi ve önlenmesi bilimsel değerlendirme ile planlanmalıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bobrek-tasimi-dusurdum-diyenler-dikkat-bu-hataniz-619402">&#8220;Böbrek taşımı düşürdüm&#8221; diyenler dikkat! Bu hatanız…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2026 07:42:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrınızın]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[kilolarınız]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=619084</guid>

					<description><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baş ağrınızın nedeninin fazla kilolarınızın olabileceğini hiç düşündünüz mü? Fazla kilo yalnızca estetik bir sorun değil; beyni, hormon dengesini ve ağrı mekanizmalarını etkileyen ciddi bir sağlık problemi olarak ifade ediliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı; daha az baş ağrısı, daha kaliteli bir yaşam ve artan bir enerji anlamına geliyor. İşte tam da bu noktada, kilo kontrolünün yalnızca bir görünüm meselesi olmadığı; bütüncül bir sağlık kazanımı sunduğu gerçeği öne çıkıyor. Obezite cerrahisi sonrasında yalnızca kilo kaybı sağlanmakla kalmıyor; hormon dengesi düzenleniyor, hareket kapasitesi artıyor ve enerji seviyesi yükseliyor. Özellikle migren sorunu yaşayan hastalarda baş ağrıları belirgin şekilde hafifliyor, atakların sıklığı ve şiddeti azalıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Vahit Mutlu, obezite cerrahisi sonrası baş ağrısı ve migren ataklarındaki iyileşmelere değinerek bariatrik cerrahi hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><strong>Obezite ameliyatı sadece tartıyı değil yaşam kalitesini de değiştiriyor</strong></p>
<p>Obezite yalnızca fazla kilo anlamına gelmez. Aynı zamanda diyabet, tansiyon, eklem ağrıları, nefes darlığı ve özgüven kaybı gibi birçok sorunu da beraberinde getirir. Laparoskopik tüp mide ameliyatı (sleeve gastrektomi), günümüzde obezite tedavisinde en sık uygulanan yöntemlerden biridir. Ancak bu ameliyatın etkisi sadece kilo kaybı ile sınırlı değildir.</p>
<p>Yapılan bilimsel çalışmalara bakıldığında tüp mide ameliyatı sonrası hastalar ciddi oranda kilo vermekte, kan şekeri ve tansiyon değerlerinde düzelme görülmekte, günlük hareket kapasitesi artmakta, eklem ve bel ağrıları azalmakta, kişinin özgüveni ve sosyal yaşamı olumlu yönde değişmektedir. Kısacası obezite ameliyatı ise sadece kilo verdiremez; hayat kalitesini artırır, hastalık riskini azaltır ve kişinin kendine olan güvenini yeniden kazandırır.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi neden bu kadar etkili?</strong></p>
<p>Tüp mide ameliyatı ile mide hacmi küçültülür. Bu sayede kişi daha az yemekle doyar. Aynı zamanda iştah hormonu olarak bilinen ghrelin hormonunda azalma olur. Bu da açlık hissinin kontrol altına alınmasına yardımcı olur. Obezite cerrahisi bir “mucize” değil, bir tedavi aracıdır. Başarılı sonuç için doğru hasta seçimi, düzenli doktor kontrolleri, beslenme kurallarına uyum ve aktif bir yaşam tarzı oldukça önemlidir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Kilo verince migren azalır mı?</strong></p>
<p>Baş ağrısı hayatımızın bir döneminde neredeyse hepimizin yaşadığı bir sorundur. Ancak bazı kişiler için bu ağrılar sadece “ara sıra” değil; haftalarca, aylarca hatta yıllarca süren bir mücadele haline gelmiştir. Özellikle migren hastaları için yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmektedir. Peki fazla kilo ile baş ağrısı arasında bir bağlantı var mı? Bilimsel veriler bu bağlantıya dikkat çekmektedir.</p>
<p>Obezite; vücutta iltihabi süreçleri artırabilir, hormon dengesini etkileyebilir ve beyindeki ağrı mekanizmalarını hassaslaştırabilir. Araştırmalar, özellikle genç kadınlarda obezite ile migren arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Fazla kilo arttıkça migren görülme sıklığı artabilmekte, ataklar daha şiddetli olmakta, ağrılar kronikleşmektedir.</p>
<p><strong>Obezite cerrahisi sonrası baş ağrısında iyileşme oranı yüksek</strong></p>
<p>Obezite cerrahisi yalnızca kilo vermek için yapılan bir işlem değildir. Diyabet, tansiyon, uyku apnesi gibi birçok hastalıkta iyileşme sağladığı gibi, bazı hastalarda baş ağrısında da ciddi rahatlama sağlayabiliyor. Elbette her baş ağrısı kilo ile ilişkili değildir. Ancak; vücut kitle indeksi yüksek, kronik ve şiddetli migreni olan, hayat kalitesi ciddi şekilde düşmüş hastalarda</p>
<p>kilo kontrolü ve gerekirse cerrahi tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Yapılan çalışmalarda obezite cerrahisi geçiren hastalar incelendi. Özellikle migreni olan hastalarda ameliyat sonrası baş ağrısının şiddetinin belirgin şekilde azaldığı kaydedildi. Günlük hayatı etkileme düzeyi düştü ve ağrı süresi kısaldı. Bazı hastalarda ise atak sıklığında da azalma görüldü. Migren hastalarında iyileşme, gerilim tipi baş ağrısına göre daha belirgindi. Kısacası, kilo kaybı sadece tartıdaki rakamı değil, ağrının hayat üzerindeki yükünü de azaltabilmektedir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bas-agrinizin-sebebi-fazla-kilolariniz-olabilir-mi-619084">Baş Ağrınızın Sebebi Fazla Kilolarınız Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 09:43:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[açabilir]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[İşitme Kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kaybına]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[maruz]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[şitme]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Ses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kulaklarımız çevremizi ve dünyayı algılamamızda önemli rol oynuyor. Ancak günümüzde modern yaşamın getirdiği gürültü kirliliği, yanlış alışkanlıklar ve ihmaller, işitme sağlığını tehdit ediyor. Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kulaklıklar; müzik veya podcast dinlemek, telefonla konuşmak için günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Ancak yanlış kullanım, özellikle yüksek ses seviyeleri ve uzun süreli maruziyet, kulak sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne göre, dünya genelinde 1,5 milyardan fazla insan işitme kaybı riski altında ve erken önlem alınmazsa kalıcı hasarların artacağı öngörülüyor. Memorial Antalya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Neslihan Yaprak Barıt, “3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü” nedeniyle, kulaklıkların işitme sağlığına olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Yanlış kulaklık kullanımı sağlığımızı tehdit ediyor</strong></p>
<p>Kulak sağlığı sadece işitmeyi değil; dengeyi, iletişim becerilerini ve genel yaşam kalitesini de etkiler. Yüksek seslere maruz kalmak, enfeksiyonlar ve yanlış temizlik yöntemleri gibi faktörler, geri dönüşü olmayan kayıplara yol açabilir. Kulaklıklar da en büyük risk faktörlerinden biri haline gelmiştir. Kulaklık kullanımı moderasyonla faydalı olabilir ancak ihmal edildiğinde işitme kaybı, ağrı veya enfeksiyon gibi sorunlar görülebilir. Bu belirtiler fark edilirse, bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak önemlidir. </p>
<p><strong>Kalıcı işitme kaybına yol açabilir</strong></p>
<p>Kulaklıkların aşırı kullanımı, yüksek ses seviyeleri nedeniyle iç kulaktaki tüylü hücreleri tahrip ederek kalıcı işitme kaybına ve kulak çınlamasına neden olabilir; bu, özellikle gençlerde yaygın bir risk faktörüdür. Kulak içi modeller, kulak kanalında nem ve bakteri birikimine yol açarak enfeksiyonlara davetiye çıkarırken, kulak üstü çeşitler uzun süreli baskıdan kaynaklı baş ağrısı ve cilt irritasyonuna sebep olur. Kablosuz kulaklıklar ise radyofrekans sinyalleriyle beyne yakın konumda elektromanyetik maruziyet yaratabilir ancak bu etkinin kesin zararları henüz bilimsel olarak tam kanıtlanmamıştır.</p>
<p><strong>Kulaklıklar yanlış kullanımda şu riskleri içeriyor;</strong></p>
<ul>
<li><strong>İşitme kaybı riski: </strong>Kulaklıkların en yaygın zararı, yüksek ses seviyelerinde uzun süre kullanım sonucu oluşan işitme kaybıdır. İç kulaktaki hassas tüylü hücreler (koklear hücreler), yüksek desibelli seslere maruz kaldığında hasar görür ve bu hücreler yenilenmez. Örneğin, 85 desibelin üzerindeki seslere 8 saatten fazla maruz kalmak, kalıcı işitme kaybına yol açabilir. Kulak içi kulaklıklar, sesi doğrudan kulak zarına ilettiği için bu riski artırır; kulak üstü modellerde ise ses biraz daha dağılır, ancak uzun kullanımda benzer sorunlar yaşanabilir. Araştırmalar, kulaklıkla müzik dinleyenlerin %10&#8217;unda işitme kaybı ve ilgili problemler görüldüğünü gösteriyor. Ayrıca, tinnitus (kulak çınlaması) gibi semptomlar da ortaya çıkabilir.</li>
<li><strong>Enfeksiyon ve bakteri artışı: </strong>Kulak içi kulaklıklar, kulak kanalındaki nem ve sıcaklığı artırarak bakteri üremesini teşvik eder. Bu, dış kulak yolu enfeksiyonlarına veya kulak kiri birikimlerine neden olabilir. Paylaşılan veya temizlenmeyen kulaklıklar, bakteri sayısını 10-12 kat artırabilir ve enfeksiyon riskini yükseltir. Kulak üstü modellerde ise baskıdan kaynaklı tahriş ve baş ağrıları daha sık görülür.</li>
<li><strong>Baş ağrısı ve rahatsızlık</strong>: Uzun süreli kullanım, kulak çevresinde baskı yaratır ve migren benzeri ağrılara yol açabilir.</li>
<li><strong>Denge ve genel sağlık etkileri</strong>: Yüksek ses, iç kulaktaki denge mekanizmasını etkileyebilir, nadir de olsa vertigo gibi sorunlara neden olur.</li>
<li><strong>Sistemik riskler:</strong> Bazı ilaçlar veya mevcut hastalıklar (örneğin diyabet), kulak hassasiyetini artırarak zararı büyütür.</li>
</ul>
<p> <strong>Kulak sağlığını korumak için bu kurallara uyun</strong></p>
<p><strong>60/60 Kuralı:</strong> Ses seviyesini cihazın maksimumunun %60&#8217;ıyla sınırlayın ve günde 60 dakikadan fazla kullanmayın.</p>
<p><strong>Temizlik:</strong> Kulaklıkları düzenli dezenfekte edin, başkalarının kullanmasına izin vermeyin. </p>
<p><strong>Model seçimi:</strong> Mümkünse kulak üstü modelleri tercih edin; kulak içi olanlarda silikon uçları doğru boyutta seçin.</p>
<p><strong>Düzenli kontrol</strong>: Özellikle gençlerde ve yüksek sesli ortamda çalışanlarda yıllık işitme testi yaptırın.</p>
<p><strong>Alternatifler:</strong> Hoparlör kullanmayı veya sessiz ortamları tercih edin.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kulakliklar-kalici-isitme-kaybina-yol-acabilir-617302">Kulaklıklar Kalıcı İşitme Kaybına Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 08:19:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çift]]></category>
		<category><![CDATA[davranıştan]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[durun]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tek]]></category>
		<category><![CDATA[uzak]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=617181</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda omuz ağrısından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Günlük yaşam kalitesini düşüren ve tedavisi geciktirildiğinde  çok daha ciddi sorunlara yol açabilen omuz ağrısının genç yaşlarda da yaygınlaştığını belirten <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Turan Çift</strong>, “Vücudumuzun en hareketli eklemi olan omzumuzu hatalı davranışlarla hızla yıprandırıyoruz. Eskiden daha çok ağır iş yapanlarda görülen omuz ağrıları, artık gençlerde de çok sık görülüyor. ‘Nasılsa geçer’ deyip tedaviyi geciktirmek ise sorunun çok daha ciddi boyutlara ulaşmasına neden oluyor. Ofiste, masa başında ya da evde bazı pratik egzersizleri yapmak omuzlarımızı sağlıklı ve dinç tutabilirken, bir haftadan daha uzun süren ağrılarda ise doktora başvurmak gerekiyor” diyor. Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan hatalı alışkanlıkları ve alınması gereken önlemleri anlattı, basit ama etkili 5 egzersizi açıkladı. </p>
<ul>
<li><strong>Doğru oturuş alışkanlığı kazanın</strong></li>
</ul>
<p>Bilgisayar başında çalışırken sırt dik, omuzlar gevşek ve geride olmalıdır. Ekran göz hizasında olmalı, klavye ve mause kullanırken omuzlar yukarı kalkmamalıdır. Uzun süreli kambur duruş, omuz kaslarında gerginlik ve sıkışmaya yol açar.</p>
<ul>
<li><strong>Tek taraflı yük taşımayın</strong></li>
</ul>
<p>Çanta veya poşetleri tek omuzda ya da tek elde taşımak omuz dengesini bozar. Yükü iki kola eşit dağıtmak gerekir. Sırt çantası kullanılacaksa iki askı birlikte takılmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Hareketsiz kalmayın</strong></li>
</ul>
<p>Omuz eklemi hareket ettikçe beslenir. Gün içinde en az 2-3 saatte bir omuz çevirme, esneme ve hafif germe hareketleri yapılmalıdır. Masa başında çalışanların kısa molalar vermesi omuz sağlığı için önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Spor öncesi mutlaka ısınma hareketi yapın</strong></li>
</ul>
<p>Isınmadan yapılan spor aktiviteleri, özellikle ağırlık kaldırma egzersizleri omuz tendonlarında yırtıklara yol açabilir. Egzersiz öncesi mutlaka ısınma yapılmalı ve bilinçli program uygulanmalıdır.</p>
<ul>
<li><strong>Ağrı uzarsa mutlaka doktora başvurun</strong></li>
</ul>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısının ‘nasılsa geçer’ denilerek ertelenmemesini, zamanında müdahale edilmeyen problemlerin omuz hareketlerinde kısıtlılık, kas güçsüzlüğü ve kronik ağrıya yol açabildiğini vurgulayarak “Omuz ağrısı bir-iki haftadan uzun sürüyorsa, gece uykudan uyandırıyorsa ya da kolu kaldırmayı zorlaştırıyorsa ihmal edilmemelidir. Erken dönemde yapılacak muayene ve görüntüleme yöntemleriyle sorunun ilerlemesini engellemek mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Omuz ağrısına yol açan 7 hatalı alışkanlık!</strong></p>
<p>Prof. Dr. Çift, omuz ağrısına yol açan en yaygın 7 önemli hatayı şöyle sıralıyor;</p>
<ul>
<li>Uzun süre bilgisayar başında yanlış oturuş</li>
<li>Sürekli öne eğik telefon kullanımı</li>
<li>Ağır sırt çantası veya tek omuzda taşınan çantalar</li>
<li>Laptop ve dosya çantalarının taşınması</li>
<li>Ağır poşetlerin tek kolla kaldırılması</li>
<li>Hareketsiz yaşam tarzı, düzenli omuz egzersizleri yapmamak</li>
<li>Ani ve bilinçsiz yapılan spor hareketleri</li>
</ul>
<p><strong>xxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>İşte basit ama etkili 5 egzersiz </strong></p>
<p>Günlük hayatta 5 egzersizin düzenli yapılmasının, boyun, omuz ve sırt kaslarının çalışmasına yardımcı olacağını belirten Prof. Dr. Hakan Turan Çift “Ancak egzersizler ağrı sınırını aşmadan yapılmalıdır. Şiddetli ağrı, uyuşma veya güç kaybı varsa egzersiz öncesi ortopedi uzmanına başvurulmalıdır” diyor.  Prof. Dr. Çift, basit ama etkili 5 egzersizi şöyle sıralıyor; </p>
<ul>
<li><strong>Omuz germe</strong>: Otururken ya da ayakta dik durarak omuzlarınızı kulaklara doğru kaldırın, geriye doğru çevirerek indirin. 10 kez geriye, 10 kez öne doğru yapın.</li>
<li><strong>Kürek kemiği sıkıştırma</strong>: Omuzlarınızı geriye doğru çekerek iki kürek kemiğini birbirine yaklaştırın. 5 saniye tutun ve gevşetin. 10 tekrar yapın. </li>
<li><strong>Boyun germe</strong>: Çenenizi önce bir omuza değdirip 5’e kadar sayın. Sonra aynı işlemi diğer omuza yapıp hareketleri 10 defa tekrar edin. </li>
<li><strong>Duvar yürüyüşü</strong>: Yüzünüz duvara dönük şekilde durun.        Parmaklarınızı duvarda yukarı doğru “yürütün”. Kolunuzu zorlamadan yukarıya götürün. 5 saniye bekleyin, indirin. 10 tekrar yapın.Bu işlemi duvara yan dönerek de aynı şekilde uygulayın. </li>
<li><strong>Kol sallama</strong>: Hafifçe öne doğru eğilin ve bir elinizi masa ya da sabit bir yere destek olarak dayayın. Diğer kolunuzu serbest bırakın. Kolunuzu küçük daireler çizerek yavaş ve kontrollü şekilde hareket ettirin. Bu hareketleri her iki kola 3 dakika uygulayın.  </li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/omuz-sagligi-icin-bu-7-yanlis-davranistan-uzak-durun-617181">Omuz sağlığı için bu 7 yanlış davranıştan uzak durun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 07:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[hareketle]]></category>
		<category><![CDATA[kritik]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlemek]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtık]]></category>
		<category><![CDATA[yırtıklarını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=616036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor. Gençlerde genellikle spor aktiviteleri sırasında meydana gelen bu durum, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, menisküs yırtığı sadece “profesyonel sporcu hastalığı” değil. Haftada bir halı saha maçı yapan veya hafta sonları doğa yürüyüşüne çıkan ofis çalışanlarında ya da fitness salonuna giden herhangi bir bireyde de sıkça görülüyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatolojij Uzmanı Doç. Dr.  Burak Özturan,</strong>  menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebildiğini belirterek, “Menisküs yırtığı; sürekli veya hareketle tetiklenen diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi basit günlük aktivitelerde bile güçlük yaşanmasına neden olabilir. Uzun dönemde ise dizde kıkırdak aşınmasına ve buna bağlı olarak kireçlenme (osteoartrit) gibi ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle, erken teşhis için özellikle spor yapan kişiler diz ağrılarını  asla ihmal etmemelidir” diyor.  </p>
<p><strong>Bu sorunlardan biri bile varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Menisküs yırtığının genellikle en sık görülen belirtileri; ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı oluyor.  Bazı hastalar yaralanma anında dizin içinden &#8220;çıt&#8221; sesi geldiğini veya kopma hissi yaşadıklarını belirtirken, ardından özellikle ilk gün  belirginleşen dizde ağrı ve şişlikten yakınıyorlar. Bazen de bu belirtiler hiç olmadan; dizde başlayan ağrıyla birlikte dizi tam olarak bükmede veya düzleştirmede zorluk, merdiven inip çıkarken veya çömelirken ağrının artması gibi sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar.  Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>erken tanı için dizinizde aşağıda yer alan sorunlardan biri bile varsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Ani bir hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa</li>
<li>Dizinizde takılma, kilitlenme gibi mekanik belirtiler varsa</li>
<li>Bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen diz ağrınız varsa</li>
<li>Merdiven inip çıkarken batma oluyorsa </li>
</ul>
<p><strong> Erkeklerde yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor! </strong></p>
<p>Her iki dizimizde, uyluk ve kaval kemikleri arasında &#8220;C&#8221; şeklinde yer alan iki adet kıkırdak yapı “menisküs” olarak adlandırılıyor. Menisküs; vücut ağırlığını dengeli bir  şekilde dağıtarak, ekleme binen baskıyı azaltıyor ve eklem stabilitesini artırarak ani hareketlerde dizin korunmasına yardımcı oluyor. Ancak çeşitli etkenler, bu önemli yapının yırtılmasına neden olabiliyor. Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküsün erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 3 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, “Bunun temel nedeni, erkeklerin ani dönme ve zıplama hareketleri içeren futbol ve basketbol gibi yüksek riskli sporları kadınlara oranla daha yoğun bir şekilde yapma eğiliminde olmalarıdır” diyor. </p>
<p><strong>En önemli nedeni bilinçsizce yapılan spor! </strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının son yıllarda daha fazla görüldüğünü ifade ederek, bu artışın en önemli nedenini şöyle anlatıyor: “İnsanlar artık daha aktif bir yaşam sürüyor, düzenli spor yapıyorlar. Bu durum genel sağlık için oldukça önemlidir.  Ancak, bilinçsizce ya da hazırlıksız yapılan sporlar diz yaralanması riskini artırır. Bunun dışında, halı saha maçları, kayak ile basketbol gibi ani yön değiştirme ve dönme hareketleri içeren sporların popülerliği, özellikle gençlerde travmatik menisküs yırtıklarının daha sık görülmesine sebep olmaktadır.” </p>
<p><strong>Yırtığın büyüklüğü, yeri ve tipi çok önemli!</strong></p>
<p>Menisküsün kan damarlarından zengin olan dış (periferik) kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle kendiliğinden iyileşebiliyor. Ancak, menisküsün kanlanması zayıf olan iç kısımlarındaki yırtıkların veya büyük ve karmaşık yırtıkların kendi kendine iyileşme olasılığı çok düşük oluyor. Doç. Dr. Burak Özturan, bu nedenle tedavi planlanırken yırtığın büyüklüğünün, yerinin ve tipinin dikkate alındığını  ifade ederek, “Bununla birlikte, hastanın yaşı ve aktivite seviyesi de dikkate alınır.   Tedavide en önemli hedefimiz ise ağrıyı gidererek hayat kalitesini arttırmak ve beraberinde oluşabilecek kıkırdak yaralanmalarının önüne geçmektir” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>İlk tercih ameliyat dışı tedaviler</strong></p>
<p>Her menisküs yırtığı ameliyat gerektirmiyor. Doç. Dr. Burak Özturan, kanlanması iyi olan bölgedeki küçük yırtıklarda ve stabil yırtıklarda ilk tercihin ameliyat dışı tedaviler olduğunu söyleyerek,  “Ödemi ve ağrıyı dindirmek için dinlenme, buz tedavisi ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sonrasında, diz çevresindeki kasları güçlendirerek ekleme binen yükü azaltmak ve hareket açıklığını geri kazanmak için fizik tedavi uygulanır” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Cerrahide artroskopik yöntem tercih ediliyor</strong></p>
<p>Konservatif tedavinin yetersiz kaldığı, dizde kilitlenme gibi mekanik belirtilerin olduğu veya büyük yırtıkların görüldüğü durumlarda ise ameliyat kararı alınıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, günümüzde artroskopik olarak kapalı yöntemle bu ameliyatların rahatlıkla yapılabildiğini belirterek, “Bu yöntem, dizin önünden açılan yaklaşık 0.5 cm&#8217;lik birkaç küçük delikten iletilen bir kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirilir. Ekrana yansıyan görüntü eşliğinde ya yırtık kısım özel dikişlerle tamir edilir  ya da tamiri mümkün değilse sadece yırtık olan küçük parça temizlenerek vücuttan çıkarılır” diyor. Yırtık parçanın temizlendiği ameliyatlarda hastaların 1-2 hafta içinde günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade eden Doç. Dr. Burak Özturan, “Ancak, menisküs onarımının yapıldığı, yani cerrahi dikiş gerçekleştirilen hastalarda ise yırtığın tipine göre özel önlemler ve rehabilitasyon süreçleri gerekir” diyor. </p>
<p><strong>Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 önemli kural!</strong></p>
<p>Doç. Dr. Burak Özturan,<strong> </strong>menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin. </li>
<li>Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın. </li>
<li>Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.</li>
<li>Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.</li>
<li>Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.</li>
<li>Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.</li>
<li>Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının. </li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtiklarini-onlemek-icin-7-kritik-kural-616036">Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Feb 2026 08:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[avantajı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahinin]]></category>
		<category><![CDATA[Daha Az]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklarında]]></category>
		<category><![CDATA[İz]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kesi]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[zsiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=613966</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın hastalıkları alanında uygulanan cerrahi yöntemler, son yıllarda hasta konforunu ön planda tutan yaklaşımlarla yeniden şekilleniyor. Bu dönüşümün öne çıkan başlıklarından biri karın bölgesinde kesi yapılmadan gerçekleştirilen vNOTES izsiz cerrahi uygulamaları oluyor. Minimal invaziv cerrahinin geldiği bu noktada, vajinal doğal açıklıklarının kullanıldığı bu yöntem kadınlara hem konforlu hem de estetik bir tedavi süreci sunabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Günkaya, jinekolojk hastalıkların tedavisinde uygulanabilen “izsiz cerrahi vNOTES” hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Doğal açıklıktan yapılan cerrahi yaklaşım</strong></p>
<p>vNOTES (Vaginal Natural Orifice Transluminal Endoscopic Surgery), cerrahi aletlerin ve kamera sisteminin vajinal doğal açıklıktan yerleştirilmesiyle gerçekleştirilen endoskopik bir yöntem olarak tanımlanır. Operasyon boyunca karın bölgesinde kesi ya da delik açılmaz. Bu özelliğiyle klasik açık cerrahi ve laparoskopik yöntemlerden ayrılan vNOTES, vücuda daha az travma oluşturan bir yaklaşım sunar. Karın bölgesinde iz bırakmaması nedeniyle “izsiz cerrahi” olarak anılan bu yöntem, ameliyat sonrası iyileşme sürecini belirgin şekilde hızlandırır.</p>
<p><strong>Ameliyat sonrası konfor ön planda</strong></p>
<p>vNOTES tekniğinde cerrahi işlemler doğrudan görüş altında gerçekleştirilir. Bu durum, kanama kontrolünü kolaylaştırırken komplikasyon oranlarının da düşük olmasına katkı sağlar. Karın bölgesinde kesi bulunmaması, ameliyat sonrası ağrının klasik yöntemler ve laparoskopiye göre çok az olmasından dolayı ile hastaların büyük bölümünde ağrı kesici ihtiyacı minimum düzeyde kalır. Ayrıca görünür bir yara olmadığı için pansuman ya da özel yara bakımı gerekmez. Bu sayede hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına daha kısa sürede dönebilirler. Özellikle obez hastalarda karın bölgesinden yapılan cerrahilerde yaşanabilen teknik zorluklar, vNOTES yönteminde büyük ölçüde ortadan kalkar. Bu yönüyle vNOTES, farklı hasta gruplarında güvenli bir seçenek olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>Geniş bir uygulama alanına sahip</strong></p>
<p>vNOTES yöntemi günümüze birçok jinekolojik cerrahide kullanılmaktadır. Rahmin alınması ve rahim sarkması ameliyatları bu uygulamaların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra korunma amacıyla tüplerin bağlanması, tüplerin alınması, tüplerin açıklığının değerlendirilmesi, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların alınması, dış gebelik ve uygun yerleşimli miyom ameliyatları da bu yöntemle gerçekleştirilebilir. Geniş kullanım alanıyla vNOTES yöntemi kadın hastalıkları cerrahisinde önemli bir yere sahiptir.</p>
<p><strong>Hasta seçimi ve cerrahi planlama önem taşıyor</strong></p>
<p>vNOTES, çoğu kadında uygulanabilen bir yöntem olmakla birlikte bazı özel durumlarda ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Derin endometriozis, tubaovaryan apse ya da pelvik bölgeye radyoterapi öyküsü bulunan hastalarda cerrahi planlama titizlikle yapılmalıdır. Bu gibi durumlarda farklı cerrahi yaklaşımlar da gündeme gelebilir. Ayrıca vNOTES, özel eğitim ve deneyim gerektiren bir teknik olarak dikkat çeker. Endoskopik görüntüleme sistemlerinin ve cerrahi aletlerin hassas kullanımı, yöntemin başarısında belirleyici rol oynar.</p>
<p><strong>Kadın hastalıklarında izsiz cerrahi uygulamaları yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Günümüzde vNOTES, jinekolojik ameliyatlarda giderek daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer almaktadır. Karından delikler açılarak yapılan laparoskopik cerrahinin, vajinal yoldan ve hiçbir kesi yapılmadan gerçekleştirilen bir alternatifi olarak değerlendirilir. Daha az ağrı, hızlı toparlanma, erken taburculuk ve iz bırakmaması gibi özellikleriyle vNOTES, kadın hastalıklarında cerrahi yaklaşımın geldiği noktayı gözler önüne sermektedir. Hasta konforunu önceleyen bu yöntem, modern jinekolojik cerrahinin önemli uygulamalarından biri olarak öne çıkar.</p>
<p><strong>vNOTES tekniğinin öne çıkan 7 avantajı </strong></p>
<ol>
<li><strong>Daha az kanama ve komplikasyon riski:</strong> Operasyonun tamamı vajinal yoldan ve direkt görüş altında gerçekleştirildiği için olası bir kanama durumunda müdahale daha kolay sağlanır ve komplikasyon oranları düşüktür.</li>
<li><strong>Obez hastalarda teknik zorlukların azalması:</strong> Karın bölgesinden giriş yapılmadığı için obez hastalarda karşılaşılan fiziki zorluklar bu yöntemde yaşanmaz ve vNOTES bu hasta grubunda önemli bir tercih sebebi olur.</li>
<li><strong>Karın bölgesinde kesi veya delik olmaması:</strong> Ameliyat sırasında karın bölgesinde herhangi bir kesi ya da delik açılmadığı için vücutta görünür cerrahi iz oluşmaz.</li>
<li><strong>Ameliyat sonrası daha az ağrı:</strong> Hastalar ameliyatın konforunu ilk dakikalardan itibaren hisseder, açık cerrahi ve laparoskopiye kıyasla daha az ağrı duyar.</li>
<li><strong>Ağrı kesici ihtiyacının azalması</strong>: Ameliyat sonrası dönemde birçok hastada ağrı kesici kullanımına ihtiyaç duyulmaz.</li>
<li><strong>Günlük yaşama daha hızlı dönüş:</strong> Daha az ağrı ve kesi olmaması sebebiyle hastalar günlük yaşamlarına ve sosyal hayatlarına çok daha kısa sürede geri dönebilir.</li>
<li><strong>Daha iyi kozmetik sonuç ve pansuman gerektirmemesi:</strong> Karnında hiçbir iz olmaması iyi kozmetik sonuçlar sunar. Görünürde kesi veya delik olmadığı için yara bakımı ve pansuman ihtiyacı da ortadan kalkar.</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kadin-hastaliklarinda-izsiz-cerrahinin-7-onemli-avantaji-613966">Kadın Hastalıklarında İzsiz Cerrahinin 7 Önemli Avantajı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİLGİ, pediatrik ağrı yönetimi konusunda sağlık çalışanlarına yönelik uluslararası bir eğitime ev sahipliği yaptı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/bilgi-pediatrik-agri-yonetimi-konusunda-saglik-calisanlarina-yonelik-uluslararasi-bir-egitime-ev-sahipligi-yapti-610558</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 08:33:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bi]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birliği]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[konusunda]]></category>
		<category><![CDATA[lgi]]></category>
		<category><![CDATA[pediatrik]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yönetimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610558</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Hemşirelik Bölümü’nün partneri olduğu, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen HUPEDCARE- Pediatrik Ağrı Yönetimine İnsani Yaklaşımın Teşvik Edilmesinde Yükseköğretimin Rolü projesi kapsamında ilk kapasite geliştirme eğitimi santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgi-pediatrik-agri-yonetimi-konusunda-saglik-calisanlarina-yonelik-uluslararasi-bir-egitime-ev-sahipligi-yapti-610558">BİLGİ, pediatrik ağrı yönetimi konusunda sağlık çalışanlarına yönelik uluslararası bir eğitime ev sahipliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi<strong> </strong>Hemşirelik Bölümü’nün partneri olduğu,<strong> </strong>Avrupa Birliği tarafından finanse edilen HUPEDCARE- Pediatrik Ağrı Yönetimine İnsani Yaklaşımın Teşvik Edilmesinde Yükseköğretimin Rolü projesi kapsamında ilk kapasite geliştirme eğitimi <strong>santral</strong>istanbul Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Eğitime, 3 kıta, 8 ülke ve 15 üniversiteden hemşireler, fizyoterapistler, hekimler ve psikologlar katıldı. Pediatrik ağrı bakımını iyileştirme ve pediatrik ağrıya yönelik yaklaşımları geliştirmeyi hedefleyen proje kapsamında düzenlenen eğitimde, pediatrik ağrının fizyolojisi ve psikolojik boyutları ele alındı.</p>
<p>Eğitimin açılış konuşmaları; İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Ege Yazgan, HUPEDCARE Proje Koordinatörü Prof. Dr. Maria Sagrario Gomez ve HUPEDCARE Türkiye Proje Koordinatörü ve BİLGİ Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esengül Elibol tarafından gerçekleştirildi.</p>
<p>Projenin stratejik açıdan büyük önem taşıdığını belirten İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Ege Yazgan, “Sağlık hizmetlerinin kalitesi, toplumlarımızın geleceğini şekillendirmede kritik bir rol oynuyor. Pediatrik bakım ise bu bağlamda özel bir öneme sahip. Pediatrik bakım, çocukların yalnızca hastalıklarının tedavisini değil; fiziksel, duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimlerini kapsayan bütüncül bir yaklaşımı gerektiriyor. Bu anlayıştan hareketle tasarlanan HUPEDCARE Projesi, dijital dönüşümü ve uluslararası iş birliğini teşvik ederek pediatrik ağrı bakımında insani yaklaşımı güçlendirmeyi ve bilginin sürdürülebilir, yenilikçi yöntemlerle paylaşılmasını hedefliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi olarak, nitelikli sağlık profesyonellerinin yetiştirilmesini, güçlü bilimsel ortaklıkların kurulmasını ve topluma anlamlı katkılar sunmayı temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.” dedi.</p>
<p><strong>‘Üç kıtadan 15 üniversiteyle güçlü bir uluslararası iş birliği’</strong></p>
<p>Proje Koordinatörü Prof. Dr. Maria Sagrario Gomez, “Bu proje, üç kıtadan 15 üniversitenin yer aldığı uluslararası bir yapıya sahip. Hepimiz, özellikle pediatrik bakım alanında bakımın insanileştirilmesini merkeze alarak daha iyi bir gelecek için ortak bir inançla bu projeye başladık. Bu ilk kapasite geliştirme eğitiminin, bakımı farklı bir bakış açısıyla ele almamızı sağlaması; bilimsel ve insani bir perspektif kazandırarak yüksek nitelikli bir hizmet ve eğitim kalitesine katkı sunmasını bekliyoruz. Bu eğitim süreci yalnızca bizler için değil, Avrupa Birliği için de büyük önem taşıyor. Çünkü tüm insanlık için daha iyi bir geleceğe ulaşmamızı sağlayacak bir kalite göstergesi niteliğinde” diye konuştu.</p>
<p><strong>‘Pediatrik ağrı; empati, bilimsel titizlik ve güçlü bir insan onuruyla yönetilmeli’</strong></p>
<p>Projenin Türkiye Koordinatörü ve BİLGİ Hemşirelik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Esengül Elibol ise proje ile ilgili şunları söyledi: “Pediatrik ağrı yönetimi yalnızca klinik bir mesele değil; aynı zamanda sosyal, etik ve duygusal bir sorumluluktur. HUPEDCARE Projesi ile geleceğin sağlık profesyonellerinin pediatrik ağrıyı empati, bilimsel titizlik ve güçlü bir insan onuru anlayışıyla yönetebilmelerini sağlamak amacıyla akademik kurumları ve sağlık profesyonellerini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Proje ortağı bir üniversite olarak bu anlamlı çalışmaya katkı sunmaktan gurur duyuyoruz.”</p>
<p>Altı oturumda gerçekleşen eğitimde pediatrik ağrının fizyolojisi, ağrının değerlendirilmesinde kullanılan ölçekler, pediatrik ağrının yönetiminde nonfarmakolojik yaklaşımlar, pediatrik ağrının psikolojik yönleri ve şefkat temelli yaklaşımlarla ağrının azaltılması başlıklı konular ele alındı. Kanıta dayalı teorik anlatımların yanı sıra takım çalışmaları, vaka tabanlı ve oyun tabanlı öğrenme gibi yöntemler kullanılarak yarışmalar düzenlendi. </p>
<p><strong>Üniversiteler arası iş birliğiyle pediatrik ağrı yönetimine yeni yaklaşım</strong></p>
<p>HUPEDCARE Projesi, Türkiye, İspanya, Brezilya, Portekiz, Polonya, Mozambik, Peru ve Cape Verde’deki partner üniversiteler arasında iş birliğini güçlendirmeyi; teknolojik kaynakların etkin kullanımı yoluyla pediatrik ağrı yönetiminde kanıta dayalı ve uygulamaya dönük bilgi üretimini desteklemeyi amaçlıyor. Proje kapsamında 7 adet Teknolojik Öğrenme Merkezi (PedTECH) kurulması ve kapasite geliştirme eğitimleriyle kazanılan yetkinlikler doğrultusunda yeni eğitim içeriklerinin geliştirilmesi planlanıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/bilgi-pediatrik-agri-yonetimi-konusunda-saglik-calisanlarina-yonelik-uluslararasi-bir-egitime-ev-sahipligi-yapti-610558">BİLGİ, pediatrik ağrı yönetimi konusunda sağlık çalışanlarına yönelik uluslararası bir eğitime ev sahipliği yaptı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:52:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bedeni]]></category>
		<category><![CDATA[değil]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[sadece]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[yoruyor]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stres, beynin bir durumu tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkan ve hem zihni hem de bedeni etkileyen doğal bir uyarılma hâlidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522">Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Stres, beynin bir durumu tehdit olarak algılamasıyla ortaya çıkan ve hem zihni hem de bedeni etkileyen doğal bir uyarılma hâlidir. Tehlike anında vücut, hayatta kalmak için kasları kasar, kaçmaya ya da savaşmaya hazırlanır. Bu refleksin doğada koruyucu bir işlevi olduğunu ancak modern yaşamda çoğu zaman gereksiz bir gerginliğe yol açtığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Günlük hayatta stres kaynaklarına karşı genellikle fiziksel bir tepki veremeyiz. Kısa süreli stres durumlarında, tehlike geçince parasempatik sistem devreye girer ve kaslar gevşer. Ancak stres uzadığında bu denge bozulur. Kaslar gevşeme sinyali alamaz, kas liflerinde mikro kasılmalar kalıcı hâle gelir. Bunun sonucunda laktik asit ve metabolik atıklar birikir; ağrı, sertlik ve yorgunluk hissi ortaya çıkar” dedi.</strong></p>
<p>Beden ve zihin sürekli etkileşim hâlindedir. Yaşanan psikolojik sıkıntılar ve duygusal problemler zamanla bedene sinyal göndererek fiziksel ağrılar şeklinde ortaya çıkabilir. Kaynağında bedensel bir hastalıktan ziyade psikolojik ya da nöropsikolojik etkenler bulunan ağrı türünün psikosomatik ağrı olarak tanımlandığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Psikolog Dr. Ezgi Dokuzlu Tezel, “Kişinin hissettiği ağrı gerçektir ancak nedeni çoğu zaman ilk bakışta anlaşılamaz ve günlük yaşamı zorlaştırır. Genellikle kronik seyir gösterir ve yapılan tetkiklere rağmen tıbbi bir açıklama bulunmaz. Bu durumda hekim, kişiyi psikolog ya da psikiyatri hekimine yönlendirebilir” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Dolaşım ve sindirim sistemi strese daha duyarlı</strong></p>
<p>Stresin çoğu zaman belirli fiziksel şikâyetlerle ortaya çıktığını vurgulayan Dokuzlu Tezel, “Stres en sık çarpıntı, kalp ağrısı, mide ve sindirim sorunları ile kas ve baş ağrılarına neden olur. Kardiyolojik muayenelerde tıbbi bir neden bulunamamasına rağmen görülen çarpıntı ve kalp ağrısı çoğu zaman psikolojik etkenlerle ilişkilidir. Ya da stres anında sindirim sistemi geri planda kaldığı için şişkinlik, mide doluluğu ve kabızlık sık görülebilir. Ayrıca stres hormonlarının mide asidini artırması yanma ve mide ağrısına yol açabilir. Stresliyken beynin ağrıya verdiği yanıtın değişmesi, kişiyi ağrıya karşı daha hassas hâle getirir. Bunun yanı sıra stres, beslenme düzenini bozarak bazı kişilerde yeme artışı, bazılarında ise iştah kaybı şeklinde kendini gösterebilir” dedi.</p>
<p><strong>Migren ve stres arasında güçlü bir bağ var</strong></p>
<p>Stresin kaslarda ve beyindeki damarlarda olağan dışı kasılmalara yol açabildiğini belirten Dokuzlu Tezel, “Bu durum ağrıdan sorumlu sinirleri hızla uyarır ve beyne ‘ağrı var’ sinyali gönderir. Migren sırasında özellikle alın ve göz çevresindeki damarlara yakın sinirler daha hassas hâle gelir. Stresle birlikte bu hassasiyet artar, damarlar genişler ve ağrıya duyarlılık yükselir. Sonuç olarak migreni olan kişilerde stres, başta alın ve göz çevresi olmak üzere zonklayıcı baş ağrılarını daha kolay tetikleyebilir” dedi.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/stres-sadece-ruhu-degil-bedeni-de-yoruyor-610522">Stres sadece ruhu değil bedeni de yoruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 07:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[görülüyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tutulması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=610492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce</strong>, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uzun süre hareketsiz kalmak</strong></li>
</ul>
<p>Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar. </p>
<ul>
<li><strong>Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları</strong></li>
</ul>
<p>Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Telefon ve tabletin aşırı kullanımı</strong></li>
</ul>
<p>Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor. </p>
<ul>
<li><strong>Zayıf boyun ve sırt kasları</strong></li>
</ul>
<p>Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor. </p>
<ul>
<li><strong>Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma</strong></li>
</ul>
<p>Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor</strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”</p>
<p><strong>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor</strong></p>
<p>Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”</p>
<p>                                                                                               </p>
<p><strong> </strong></p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-boyun-tutulmasi-gibi-goruluyor-ama-610492">Basit bir &#8216;boyun tutulması&#8217; gibi görülüyor, ama!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-2-609232</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jan 2026 09:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[550]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[ebelik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hayatına]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=609232</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, CCN Holding ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Ağrı’da hayata geçirilen ‘Yaşama İlk Adım’ projesi, dördüncü yılına girdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-2-609232">550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, CCN Holding ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Ağrı’da hayata geçirilen ‘Yaşama İlk Adım’ projesi, dördüncü yılına girdi. Bugüne dek 550 anneye dokunan proje; eğitimler, danışmanlıklar ve bakım kitleriyle hem sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor hem de sosyal kalkınmaya katkı sağlıyor. Projede yer alan depremzede kadınlar ve ebelik öğrencileriyle çok paydaşlı bir sosyal etki modeli oluşturuluyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin doğusundaki doğum oranı yüksek illerden Ağrı’da, anne ve yenidoğan sağlığını güçlendirmek amacıyla yürütülen “<strong>Yaşama İlk Adım</strong>” sosyal sorumluluk projesi, dördüncü yılına başladı. <strong>CCN Holding</strong>’in desteklediği, <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong>, <strong>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi </strong>ve <strong>Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü</strong> iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında bugüne dek <strong>550</strong>’den fazla anneye ulaşıldı. </p>
<p>2021 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Ebelik Bölümü öğrencilerinin sahadaki gözlemleriyle şekillenen ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın, öğrenci sosyal sorumluluk proje hibesiyle hayata geçen “Yaşama İlk Adım”, özellikle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan annelere yönelik bilgi, danışmanlık ve temel bakım desteği sunuyor.</p>
<p><strong>İlk eğitim Ağrı Merkez’de gerçekleşti</strong></p>
<p>2026 yılının ilk oturumu, Ağrı Merkezde, <strong>50 anneye</strong> yönelik olarak gerçekleşti. Proje kapsamında yeni anne ve anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar, anne ve bebek bakımı ve aşıların önemine dair, <strong>AİÇÜ Ebelik Bölümü</strong> Başkanı ve Ebelik Öğrencileri tarafından eğitim verildi. Ayrıca, doğum öncesi ve sonrası süreçleri kapsayan birebir danışmanlıklarla birlikte, <strong>CCN Holding</strong> çalışanlarından oluşan <strong>CCN Gönüllülük Kulübü</strong>’nün kıymetli katkıları ile zenginleştirilen bakım setleri dağıtıldı. </p>
<p>Projeye yönelik olarak 2025 yılında <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong> ve <strong>AİÇÜ</strong> tarafından hazırlanan sosyal etki raporu ile revize edilen eğitim içerikleri ve bakım paketlerinde yer alan bazı ürünler, İbrahim Çeçen Vakfı’nın İskenderun’daki konteyner kentinde üretim yapan depremzede kadınlar tarafından hazırlandı. Bu sayede üretim süreciyle afet sonrası kalkınmaya destek sağlanıyor. Yaşama İlk Adım, Proje için aktif çalışan AİÇÜ Ebelik Bölümü Öğrencilerine, saha deneyimi sağlayarak nitelikli eğitime katkı sağlamaya devam ediyor. 2021 Yılında Öğrenci Kulübü Projesi olarak başlayan ve 2026 itibarıyla 4. yılına giren proje, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini, toplumsal fayda ve gönüllülüğü destekliyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-2-609232">550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608924</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 11:26:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[Adım]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[başladı]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[projesi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<category><![CDATA[yılına]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608924</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, CCN Holding ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Ağrı’da hayata geçirilen ‘Yaşama İlk Adım’ projesi, dördüncü yılına girdi. Bugüne dek 550 anneye dokunan proje; eğitimler, danışmanlıklar ve bakım kitleriyle hem sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor hem de sosyal kalkınmaya katkı sağlıyor. Projede yer alan depremzede kadınlar ve ebelik öğrencileriyle çok paydaşlı bir sosyal etki modeli oluşturuluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608924">‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin doğusundaki doğum oranı yüksek illerden Ağrı’da, anne ve yenidoğan sağlığını güçlendirmek amacıyla yürütülen “<strong>Yaşama İlk Adım</strong>” sosyal sorumluluk projesi, dördüncü yılına başladı. <strong>CCN Holding</strong>’in desteklediği, <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong>, <strong>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi </strong>ve <strong>Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü</strong> iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında bugüne dek <strong>550</strong>’den fazla anneye ulaşıldı. </p>
<p>2021 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Ebelik Bölümü öğrencilerinin sahadaki gözlemleriyle şekillenen ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın, öğrenci sosyal sorumluluk proje hibesiyle hayata geçen “Yaşama İlk Adım”, özellikle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan annelere yönelik bilgi, danışmanlık ve temel bakım desteği sunuyor.</p>
<p><strong>İlk eğitim Ağrı Merkez’de gerçekleşti</strong></p>
<p>2026 yılının ilk oturumu, Ağrı Merkezde, <strong>50 anneye</strong> yönelik olarak gerçekleşti. Proje kapsamında yeni anne ve anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar, anne ve bebek bakımı ve aşıların önemine dair, <strong>AİÇÜ Ebelik Bölümü</strong> Başkanı ve Ebelik Öğrencileri tarafından eğitim verildi. Ayrıca, doğum öncesi ve sonrası süreçleri kapsayan birebir danışmanlıklarla birlikte, <strong>CCN Holding</strong> çalışanlarından oluşan <strong>CCN Gönüllülük Kulübü</strong>’nün kıymetli katkıları ile zenginleştirilen bakım setleri dağıtıldı. </p>
<p>Projeye yönelik olarak 2025 yılında <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong> ve <strong>AİÇÜ</strong> tarafından hazırlanan sosyal etki raporu ile revize edilen eğitim içerikleri ve bakım paketlerinde yer alan bazı ürünler, İbrahim Çeçen Vakfı’nın İskenderun’daki konteyner kentinde üretim yapan depremzede kadınlar tarafından hazırlandı. Bu sayede üretim süreciyle afet sonrası kalkınmaya destek sağlanıyor. Yaşama İlk Adım, Proje için aktif çalışan AİÇÜ Ebelik Bölümü Öğrencilerine, saha deneyimi sağlayarak nitelikli eğitime katkı sağlamaya devam ediyor. 2021 Yılında Öğrenci Kulübü Projesi olarak başlayan ve 2026 itibarıyla 4. yılına giren proje, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini, toplumsal fayda ve gönüllülüğü destekliyor. </p>
<p>Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608924">‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608846</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 08:19:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[550]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin]]></category>
		<category><![CDATA[dokunan]]></category>
		<category><![CDATA[ebelik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hayatına]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Çeçen]]></category>
		<category><![CDATA[lk]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[yaşama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608846</guid>

					<description><![CDATA[<p>İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, CCN Holding ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Ağrı’da hayata geçirilen ‘Yaşama İlk Adım’ projesi, dördüncü yılına girdi. Bugüne dek 550 anneye dokunan proje; eğitimler, danışmanlıklar ve bakım kitleriyle hem sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor hem de sosyal kalkınmaya katkı sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608846">550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, CCN Holding ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle Ağrı’da hayata geçirilen ‘Yaşama İlk Adım’ projesi, dördüncü yılına girdi. Bugüne dek 550 anneye dokunan proje; eğitimler, danışmanlıklar ve bakım kitleriyle hem sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor hem de sosyal kalkınmaya katkı sağlıyor. Projede yer alan depremzede kadınlar ve ebelik öğrencileriyle çok paydaşlı bir sosyal etki modeli oluşturuluyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin doğusundaki doğum oranı yüksek illerden Ağrı’da, anne ve yenidoğan sağlığını güçlendirmek amacıyla yürütülen “<strong>Yaşama İlk Adım</strong>” sosyal sorumluluk projesi, dördüncü yılına başladı. <strong>CCN Holding</strong>’in desteklediği, <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong>, <strong>Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi </strong>ve <strong>Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü</strong> iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında bugüne dek <strong>550</strong>’den fazla anneye ulaşıldı. </p>
<p>2021 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Ebelik Bölümü öğrencilerinin sahadaki gözlemleriyle şekillenen ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın, öğrenci sosyal sorumluluk proje hibesiyle hayata geçen “Yaşama İlk Adım”, özellikle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan annelere yönelik bilgi, danışmanlık ve temel bakım desteği sunuyor.</p>
<p><strong>İlk eğitim Ağrı Merkez’de gerçekleşti</strong></p>
<p>2026 yılının ilk oturumu, Ağrı Merkezde, <strong>50 anneye</strong> yönelik olarak gerçekleşti. Proje kapsamında yeni anne ve anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar, anne ve bebek bakımı ve aşıların önemine dair, <strong>AİÇÜ Ebelik Bölümü</strong> Başkanı ve Ebelik Öğrencileri tarafından eğitim verildi. Ayrıca, doğum öncesi ve sonrası süreçleri kapsayan birebir danışmanlıklarla birlikte, <strong>CCN Holding</strong> çalışanlarından oluşan <strong>CCN Gönüllülük Kulübü</strong>’nün kıymetli katkıları ile zenginleştirilen bakım setleri dağıtıldı. </p>
<p>Projeye yönelik olarak 2025 yılında <strong>İbrahim Çeçen Vakfı</strong> ve <strong>AİÇÜ</strong> tarafından hazırlanan sosyal etki raporu ile revize edilen eğitim içerikleri ve bakım paketlerinde yer alan bazı ürünler, İbrahim Çeçen Vakfı’nın İskenderun’daki konteyner kentinde üretim yapan depremzede kadınlar tarafından hazırlandı. Bu sayede üretim süreciyle afet sonrası kalkınmaya destek sağlanıyor. Yaşama İlk Adım, Proje için aktif çalışan AİÇÜ Ebelik Bölümü Öğrencilerine, saha deneyimi sağlayarak nitelikli eğitime katkı sağlamaya devam ediyor. 2021 Yılında Öğrenci Kulübü Projesi olarak başlayan ve 2026 itibarıyla 4. yılına giren proje, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini, toplumsal fayda ve gönüllülüğü destekliyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/550-anne-ve-bebegin-hayatina-dokunan-yasama-ilk-adim-projesi-4-yilina-basladi-608846">550 anne ve bebeğin hayatına dokunan &#8216;Yaşama İlk Adım Projesi&#8217; 4. yılına başladı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 12:43:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çözümler]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Anestezi]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hekimliğinde]]></category>
		<category><![CDATA[korkusuz]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tedaviyi]]></category>
		<category><![CDATA[teknolojik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608649</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</strong></p>
<p>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor! </strong></p>
<p>Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong></p>
<p>Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuk-dis-hekimliginde-teknolojik-cozumler-korkusuz-tedaviyi-mumkun-kiliyor-608649">Çocuk diş hekimliğinde teknolojik çözümler &#8216;korkusuz&#8217; tedaviyi mümkün kılıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 11:48:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[edilebiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[müdahale]]></category>
		<category><![CDATA[nöralterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388">Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, nöralterapinin ne olduğu, nasıl etki ettiği ve hangi durumlarda kullanıldığı hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Nöralterapi ile sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimi düzenlenebiliyor!</strong></p>
<p>Nöralterapinin, vücuttaki sinir sistemi bozukluklarını düzenlemek amacıyla lokal anesteziklerin çok düşük dozlarda belirli noktalara enjeksiyonu ile yapılan tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Burada ki amaç anestezi oluşturmak değil, sinir hücrelerinde bozulan elektriksel uyarı iletimini düzenlemektir.” dedi.</p>
<p>Nöralterapide kullanılan lokal anesteziklerin düşük dozlarda, iyon kanalları ve membran stabilitesi üzerinde düzenleyici etki sağladığını aktaran Dr. Kakı, “Böylelikle antiinflamatuar, vazodilatör ve nöromodülatör etkileri ortaya çıkar. Bu etki sayesinde  Nöralterapi otonom sinir sistemini düzenler, vücuttaki bozulmuş elektriksel alanları (bozucu alanlar) dengelemeye yardımcı olur, kan dolaşımını ve doku beslenmesini destekler, ağrı ve fonksiyon bozukluklarının azalmasına katkı sağlar. Kısaca nöralterapinin etkisi  sadece lokal değil, sistemik etkisi sayesinde vücut regülasyonunu  sağlayan bir tedavi yöntemidir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Nöralterapi, bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefliyor!</strong></p>
<p>Nöral terapideki bozucu alan tanımına açıklık getiren Dr. Asiye Gülsüm Kakı, şunları söyledi:</p>
<p>“Vücutta daha önce geçirilmiş; ameliyat izleri, travmalar, enfeksiyonlar, diş ve çene problemleri gibi durumlar, sinir sistemi üzerinde sürekli uyarı oluşturarak başka bölgelerde şikâyetlere yol açabilir. Nöralterapi, bu bozucu alanların etkisini azaltmayı hedefler. Bozucu alanların oluşturduğu bozulmuş elektriksel iletimi düzenleyerek otonom sinir siteminin regülasyonunu sağlar.”</p>
<p><strong>Nöralterapi birçok hastalıkta tercih edilebiliyor!</strong></p>
<p>Nöralterapinin hangi durumlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilebileceğine değinen Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Baş, boyun ve bel ağrıları, migren ve gerilim tipi baş ağrıları, kas ve eklem ağrıları, fibromiyalji, sinir sıkışmaları, spor yaralanmaları, ameliyat veya travma sonrası ağrılar, sindirim sistemi fonksiyon bozuklukları, adet düzensizlikleri ve bazı jinekolojik şikâyetler, stres ve otonom sinir sistemi dengesizlikleri nöralterapinin kullanılabildiği hastalıklar arasında yer alır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Nöralterapi nasıl uygulanır?</strong></p>
<p>Nöralterapi uygulamasında öncelikle hastadan şikayetlerin başlangıcı, tetikleyen sebepler, geçirilmiş enfeksiyonlar ve operasyonlar, beslenme şekli gibi detaylı öykü alındığını kaydeden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Ardından detaylı fizik muayene yapılır.” dedi.</p>
<p>Enjeksiyon için tetik noktalar, sinir çıkışları, skarlar (yara dokuları) gibi noktaların belirlendiğini aktaran Dr. Kakı, “Belirlenen noktalara enjeksiyon yapılır. Uygulama genellikle ince uçlu iğnelerle yapılsa da bazı bozucu alan yada organ patolojilerinde, ganglion enjeksiyonlarında (sinir düğümlerine yapılan enjeksiyonlar) derin enjeksiyonlar tercih edilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Nöralterapi bazı durumlarda uygulanamaz! </strong></p>
<p>Seans sayısının kişiye ve şikâyete göre değiştiğini vurgulayan Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Enjeksiyon sonrası hastalarda değişik refleks yanıtlar (nöralterapide buna fenomen denir) görülebilir. Bu fenomenler enjeksiyon bölgesi ve sıklığını planlamada yol göstericidir.” dedi.</p>
<p>Nöralterapinin kimlere uygulanamayacağı hakkında da bilgi veren Dr. Kakı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Lokal anestezik alerjisi olanlar, ciddi kalp ritim bozukluğu olanlar, bazı özel durumlarda hamileler ve  kanama bozukluğu olanlarda uygulanmaz. Nöralterapi sonrası, enjeksiyon yerinde kızarıklık, kısa süreli baş dönmesi, geçici ağrı artışı olabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/noralterapi-ile-agrilara-mudahale-edilebiliyor-608388">Nöralterapi ile ağrılara müdahale edilebiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 07:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artan]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerde]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[İltihap]]></category>
		<category><![CDATA[karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Romatoid Artrit]]></category>
		<category><![CDATA[sertliğe]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=608005</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kış ayları, soğuk hava ve azalan fiziksel hareketlilik nedeniyle pek çok kronik hastalık için riskli bir dönemi beraberinde getiriyor. Halk arasında “iltihaplı romatizma” olarak bilinen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilen romatoid artrit hastaları için de kış mevsimi çok daha zorlu geçebiliyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi</strong> <strong>Romatoloji Uzmanı </strong><strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,  </strong>kronik ve iltihaplı romatizmal bir hastalık olan romatoit artritin erken dönemde tedavi edilmesinin son derece önemli olduğunu belirterek,  “En sık el ve ayak eklemlerini tutan hastalık; ağrı, şişlik, sabah tutukluğu ve zamanla eklem deformasyonları gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde, iltihap uzun vadede  diğer organlara da sıçrayabiliyor ve kalp, akciğerler, kemikler ile gözlerde de sorun oluşturabiliyor” diyor. Kış aylarında ilaç tedavisinin yanı sıra yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve düzenli hekim takibiyle atakların önlenebildiğine işaret eden <strong>Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> “Hastalarımızın kışın dikkat etmeleri gereken en önemli kurallar ise ilaç tedavisini aksatmamak, hareketsiz kalmamak ve nezle ile grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmaktır”  bilgisini veriyor. <strong>Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan,</strong> romatoid artrit ataklarına karşı alınması gereken önlemleri anlattı;  önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! </p>
<p><strong>Asla hareketsiz kalmayın! </strong></p>
<p>Kış aylarında evde daha fazla zaman geçirilmesi hareketin azalmasına, bu durum da; eklemlerin daha çok sertleşmelerine ve ağrının şiddetlenmesine yol açabiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, romatoid artrit hastalığında<strong> </strong>kışın eve kapanmanın yapılan en büyük hata olduğu uyarısında bulunarak, “Bu hastalıkta düzenli ve kontrollü hareket tedavinin en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.  Ağrınız varken hareket etmek zor gelebilir, ancak yüzme ve yürüyüş gibi eklemleri yormayan sporları düzenli yapmaya devam  etmelisiniz. Çünkü, bu tür sporlar eklemlerin beslenmelerine katkı sağlıyorlar.  Eğer dışarıya düzenli olarak çıkamıyorsanız, ev ortamında yapabileceğiniz hafif germe ve eklem açıcı egzersizlerinizi ihmal etmeyin” diyor. </p>
<p><strong>Enfeksiyonlardan korunun</strong></p>
<p>Kış aylarında nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından  mutlaka korunmanız gerekiyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Karaarslan, bağışıklık sisteminin hem hastalığın doğası hem de kullanılan ilaçlar nedeniyle romatoid artrit hastalarında daha hassas olduğunu anlatarak, “Dolayısıyla, kışın artan enfeksiyonlar hastalarımızda daha ağır seyredebiliyor, hatta hastalığın ataklarını tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kalabalık ortamlardan kaçınmak ve elleri sık sık yıkamak gibi önlemlerin mutlaka alınması, hekimlerin önerdikleri grip ve zatürre gibi aşıların ihmal edilmemesi büyük önem taşıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Akdeniz tipi beslenin</strong>   </p>
<p>Doğal iltihap sökücüler olarak tanımlanan zeytinyağını, cevizi, taze sebzeleri ve omega 3 açısından zengin balıkları sık tüketmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca, bilimsel çalışmalar net bir sonuç vermemiş olsalar da zerdeçalın iltihap üzerinde baskılayıcı etkisi olduğu düşünülüyor. </p>
<p><strong>Lahana modeli giyinin</strong> </p>
<p>Tek bir kalın kazak yerine, kat kat giyinmeyi (lahana usulü) alışkanlık edinin. Lahana modeli giyinmek vücut ısısını katmanlar arasında hapsederek eklemlerinizi sıcak tutuyor, böylece sertleşmelerini önlüyor.  Yine aynı nedenle, özellikle eldiven ve yün çorap kullanarak el ile ayak bileklerinizi korumayı asla ihmal etmeyin.  </p>
<p><strong>Sıcak uygulama yapın</strong> </p>
<p>Sabah tutukluğunu çözmek için sıcak suyla duş almanız kasları gevşetiyor ve eklem hareketlerini kolaylaştırıyor. Ancak, eğer eklemlerinizde aktif şişlik, kızarıklık veya sıcaklık (alevlenme) varsa, o bölgeye sıcak uygulama yapmayın, hekiminize haber verin. </p>
<p><strong>İlaçlarınızda değişiklik yapmayın! </strong></p>
<p>Romatoid artrit tedavisinde son 20 yılda devrim yaratan gelişmeler yaşanıyor. Artık hedef sadece ağrıyı kesmek değil, hastalığı uyutmak, bir başka deyişle sorunu tamamen baskılamak. Romatoloji Uzmanı Dr. Öğretim üyesi Mehmet Karaarslan, “Ancak, tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için hekiminize danışmadan &#8216;Ağrım arttı, ilacı artırayım&#8217; veya &#8216;Hastalandım, ilacı keseyim&#8217; diyerek, ilaçlarınızda değişiklik yapmayın” uyarısında bulunuyor. Ayrıca, hem hastalığın doğası gereği hem de yapılan tedavilerin etkilerinin görülmesi için muayenelerinizi aksatmamanız da atakların önlenmesinde kilit rol üstleniyor” diye konuşuyor.  </p>
<p><strong>D vitamini seviyenizi ölçtürün</strong></p>
<p>Kışın güneşten mahrum kalmak D vitamini eksikliğine yol açıyor, bu durum kemik ağrılarının daha yoğun hissedilmesine ve yorgunluk şikayetlerinin artmasına sebep olabiliyor. Bu nedenle, D vitamini seviyenize baktırmanız ve  ihtiyaç halinde hekiminizin kontrolünde takviye kullanmanız öneriliyor.<strong> </strong>Ayrıca, omega – 3 balık yağı takviyeleri eklem sertliğini azaltmaya yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Stres yönetimine dikkat! </strong></p>
<p>Stres, romatoid artrit ataklarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, yoga, meditasyon veya basit nefes egzersizleriyle stresinizi yönetmeniz çok önemli. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/eklemlerde-artan-agri-sislik-ve-sertlige-dikkat-608005">Eklemlerde artan ağrı, şişlik ve sertliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jan 2026 07:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607683</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-2-607683">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 08:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın]]></category>
		<category><![CDATA[geçiyor]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[literatürde]]></category>
		<category><![CDATA[olarak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Trigeminal Nevralji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=607510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı   ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyor.  <strong>Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,</strong> yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat  çekerek, “ Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor. </p>
<p><strong>Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu</strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise  beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi. </p>
<p><strong>Günlük hayat durma noktasına geliyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.</p>
<p><strong>Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor! </strong></p>
<p>Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar  sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor. </p>
<p><strong>Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler! </strong></p>
<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor. </p>
<p><strong>Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak</strong></p>
<p>Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor</strong></p>
<p>Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!</strong></p>
<p>Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon, şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen &#8220;armut&#8221; veya &#8220;üçgen&#8221; şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/literaturde-dunyanin-en-siddetli-agrisi-olarak-geciyor-607510">Literatürde &#8220;Dünyanın en şiddetli ağrısı&#8221; olarak geçiyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Jan 2026 08:19:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılara]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyatsız]]></category>
		<category><![CDATA[bağ]]></category>
		<category><![CDATA[doğal]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[enjeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[etki]]></category>
		<category><![CDATA[iyileşme]]></category>
		<category><![CDATA[kronik]]></category>
		<category><![CDATA[proloterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Tendon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=606935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eklem, bel, boyun ve diz ağrılarının tedavisinde umut veren proloterapi, vücudun kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirerek, hasarlı dokuların onarımını sağlıyor. Cerrahi işlem gerektirmeyen bu yöntem, kronik ağrı sorunu yaşayan hastalar ve sporcular için doğal bir tedavi yöntemi olarak etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Özlem Köroğlu, proloterapinin uygulanması ve sağladığı avantajlar hakkında önemli bilgiler verdi.  </p>
<p>Proloterapi, kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. </p>
<p><strong>Proloterapinin iyi geldiği 11 sorun</strong></p>
<ol>
<li>Omurga ağrılarına neden olan ligament, bağ sorunları,</li>
<li>Diz, kalça kireçlenmeleri,</li>
<li>Omuz, dirsek yaralanmaları,</li>
<li>Epikondilitler (tenisçi, golfçü dirseği),</li>
<li>Bağ, tendon yaralanmaları,</li>
<li>Kronik ve akut bel ağrıları, tekrarlayan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları (fıtıklar, kireçlenmeler, boyun, bel düzleşmeleri )</li>
<li>Omurga, göğüs kafesi ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament kaynaklı ağrıları,</li>
<li>Boyun kas ve bağlarındaki sorunlardan kaynaklanan baş ağrıları, migrenöz tip ağrılar,</li>
<li>Topuk dikeni, plantar fasiitis, kulunç ağrıları</li>
<li>Yumuşak doku spor yaralanmalarına bağlı ağrılar</li>
<li>Remisyondaki kanser hastalarının bağ dokusu kökenli sorunlarına bağlı ağrılar</li>
</ol>
<p><strong>Hem ağrıyı kesiyor hem de dokuları iyileştiriyor </strong></p>
<p>Proloterapi, vücudun kendi doğal iyileşme cevabını uyararak etki etmeyi hedefleyen bir enjeksiyon yöntemidir. Eklemin sabit, sağlıklı çalışmasını sağlayan bağların onarılmasına yönelik doğal bir tedavi yöntemidir. Amacımız yalnız ağrıyı kesmek değil doku iyileşmesini hedeflemektir.</p>
<p><strong>Kişiye göre 3-4 haftada bir tekrarlanıyor</strong></p>
<p>Vücudun iyileşme sürecini tetikleyecek serumların özellikle bağların, tendonların kemiğe yapışma bölgelerine uygun iğne uçları ile enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır. Enjeksiyonlar, hasarlanmış, zedelenmiş tendon, bağ ve ligamentlerin kemiğe yapışma bölgelerine yapılmaktadır. Enjeksiyonlar, kişinin iyileşme süreçleri ile uyumlu olarak bireysel değerlendirmeler yapılarak 3-4 haftada bir olacak şekilde planlanır. Seans sayısı kişiye özel değişkenlik gösterir. İyileşme potansiyeli iyi, genç ve ek hastalığı olmayan kişilerde tek seans yeterli olabiliyorken, tam tersi durumlarda seans sayısı 6‘ya kadar uzayabilmektedir. </p>
<p><strong>Egzersiz ve fizik tedavi eşliğinde daha etkili!</strong></p>
<p>Enjeksiyonlar, kişiye özel bir egzersiz programı ve diğer fizik tedavi yöntemleri ile kombine edilmesi durumunda daha etkili olmaktadır. Ayrıca, kullanılan solüsyon vücut sıvılarına çok yakın bir içerikte olduğundan diğer ilaçlarla yapılan (kortizon, lokal anestezik gibi) enjeksiyonlara göre çok daha güvenlidir.</p>
<p>Proloterapi sonrasında, hasta günlük hayatına devam edebilmektedir. Ancak aşırı fiziksel aktivitelerden kaçınmak ve eklemi fazla zorlamamaya özen göstermek, iyileşme sürecini hızlandırıp tedavinin etkisini artırabilir. </p>
<p><strong>Bu hastalıklar varsa proloterapi uygun değildir</strong></p>
<ol>
<li>Kanama bozukluğu,</li>
<li>Derin ven trombozu,</li>
<li>Stabil olmayan kan basıncı,</li>
<li>Epilepsi öyküsü olan hastalar,</li>
<li>Açık yaralar,</li>
<li>Son dönem kalp yetmezliği,</li>
<li>Antikoagülan tedavi (kan sulandırıcı ) alanlar</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
<li>Aktif kanser, iltihaplı romatizma ve enfeksiyon mevcut hastalar</li>
</ol>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kronik-agrilara-ameliyatsiz-dogal-tedavi-proloterapi-606935">Kronik Ağrılara Ameliyatsız Doğal Tedavi: Proloterapi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 14:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[20]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bacak]]></category>
		<category><![CDATA[belirginleşiyor]]></category>
		<category><![CDATA[etkiliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[kontrol]]></category>
		<category><![CDATA[li]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlarda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=605000</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde yeterince hareket etmiyor ve daha fazla yemek yiyorsanız, kilo almanız çok olağan. Ancak, beslenme alışkanlığınıza özen göstermenize rağmen kilo alıyorsanız ve yağlar özellikle bacak ile kol bölgelerinde birikiyorsa, dikkat! Bu şikayetinizin nedeni, toplumda “ağrılı selülit” olarak da bilinen ve çoğunlukla kadınları etkileyen lipödem olabilir! Yağ dokusunun patolojik bir şekilde birikmesi ve vücutta anormal dağılım göstermesiyle ortaya çıkan lipödem; özellikle bacaklar, kalçalar ile kollarda ilerleyici ve simetrik genişlemelere neden oluyor. <strong>Acıbadem Bakırköy Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> cilt altındaki yağ dokusunun sertleşmesi, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle kendini gösteren lipödemin sadece estetik bir sorun olmadığına, ciddi yaşam kalitesi kaybının yanı sıra önemli sağlık sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, lipödem konusunda toplumda farkındalığın az olması nedeniyle hastaların vücutta oluşan yağ birikimini “selülit” zannederek hekime geç başvurduklarını belirten <strong>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,</strong> “Lipödem erken fark edilip tedavi edilmezse ilerleyerek eklem ağrıları, hareket yetisinin azalması sebebiyle yürüme güçlüğü ve enfeksiyon gibi ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca, hareketsiz kalınması diyabet, kalp-damar ve obezite gibi bazı hastalıkların kontrolünü de zorlaştırmaktadır.   Dolayısıyla, erken teşhis için özellikle bacak ile kollarda şişlik varsa ve dokunulduğunda bu bölgeler ağrıyorsa veya kolay morarıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Kadınları etkiliyor, 20’li yaşlarda belirginleşiyor</strong></p>
<p>Lipödem genellikle kadınları etkiliyor, erkeklerde ise çok nadir rastlanıyor. Batı ülkelerinde yapılan çalışmalarda, lipödemin kadınlarda görülme sıklığının yüzde 11 ila 18 arasında değiştiği bildiriliyor. Ancak uzmanlara göre, lipödem farkındalığının düşük olması nedeniyle bu oranlar gerçek hasta sayısını yansıtmıyor. Hastalık çoğunlukla ergenlik sonrası dönemde veya  20’li yaşlarda belirginleşmeye başlıyor. Menopoz döneminde lipödem semptomlarının şiddetlenebildiği belirtiliyor.  </p>
<p><strong>Gün sonunda şişlik artıyorsa, dikkat!</strong></p>
<p>Lipödem belirtileri, vücutta anormal yağ birikimi olan bölgelerde görülüyor. Hastalığın en sık rastlanan sinyalleri; vücutta simetrik şişlik, ağrı ve hassasiyet olarak sıralanıyor. Bu ağrılar dokunma, basınç veya hareket sırasında artabiliyor. Bacaklar kolaylıkla morarabiliyor ve akşama doğru lipödemli bölgelerde şişlik artabiliyor.  Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong>hastaların ağrıları bazen bacakta yanma hissi şeklinde ifade ettiklerini anlatarak, “Özellikle morarma yakınması olan hastalar ise herhangi bir çarpma hatırlamasalar bile kol ve bacaklarının kolaylıkla morardığını dile getirmektedirler” diyor. Ayaklar ise daha az etkileniyor ve çoğu zaman tutulum göstermiyor; bu durum lipödemiyi diğer ödem türlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Şule Arslan, bacaklarında şişlik olan hastaların kıyafet alırken alt beden ve üst beden arasında fark olması nedeniyle de sorun yaşayabildiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Kilo artışı şikayetleri ağırlaştırıyor</strong></p>
<p>Genetik yatkınlık, hormonal faktörler (ergenlik, hamilelik, doğum kontrol hapı kullanımı) inflamasyon, hareketsiz yaşam tarzı ve hatalı beslenme gibi etkenler lipödem gelişimde rol oynuyorlar. Aile geçmişinde lipödem olan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanıyor. Ayrıca, lipödem teşhis edilen hastaların büyük bir bölümünde vücut kitle indeksinin normalin üzerinde olduğu belirtiliyor.  Kilo artışı da ağrı ve hareket güçlüğü gibi yakınmaların kötüleşmesine neden olabiliyor. </p>
<p><strong>Hastalık kontrol altına alınabiliyor! </strong></p>
<p>Günümüzde mevcut olan tedavi seçenekleriyle tam iyileşme sağlanması mümkün olmasa da tedaviye uyumu yüksek hastalarda doğru ve sürdürülebilir bir tedaviyle hastalık kontrol altına alınabiliyor. Bu sayede hastalar yaşam kaliteleri bozulmadan günlük yaşamlarına devam edebiliyor. Tedavide hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, semptomların gerilemesi ve ikincil komplikasyonların önlenmesi amaçlanıyor. Bu durumda multidisipliner ve bütüncül bir yaklaşımın önem kazandığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Şule Arslan,<strong> </strong> “Zira, hastalığın yönetiminde beslenmeden egzersize, stres kontrolünden düzenli takibe kadar pek çok unsur bir arada ele alınmaktadır” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Yaşam tarzı değişikliği çok önemli! </strong></p>
<p>Komplet dekonjestif terapi, yani manuel lenfatik drenaj, kompresyon tedavisi ile cilt bakımı gibi çok bileşenli tedavi yaklaşımı  ve cerrahi girişimler, lipödemin temel tedavi yaklaşımlarını oluşturuyor. Bunların yanı sıra düşük tuzlu-düşük şekerli diyete uyulması, kilo kontrolü, özellikle lenfatik dolaşımı destekleyen egzersizlerin düzenli yapılması, uzun süre ayakta kalma veya seyahat etme durumunda bası giysilerinin kullanımı ve stres yönetimi, etkili tedaviler olarak öne çıkıyor.  Fizik tedavi, hareket kısıtlamalarının azaltılmasında, kasların güçlendirmesinde ve ağrının hafifletilmesinde etkili oluyor. Prof. Dr. Şule Arslan, özellikle komplikasyonların önlenmesinde hastaların düzenli hekim takibinde olmalarının ve yaşam tarzı değişikliğini uzun vadede sürdürebilmelerinin son derece önlemli olduğuna vurgu yapıyor. </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/20li-yaslarda-belirginlesiyor-kadinlari-etkiliyor-605000">20&#8217;li yaşlarda belirginleşiyor, kadınları etkiliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[çalışan]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçilerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesi]]></category>
		<category><![CDATA[programı]]></category>
		<category><![CDATA[tekstil]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602213</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Şevgin’in danışmanlığında Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy tarafından yürütülen tez çalışmasında; egzersiz, manuel terapi ve ergonomi eğitiminden oluşan 12 haftalık “üçlü müdahale programının”, tekstil işçilerinin ağrı düzeyleri ve yaşam kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler sağladığı belirlendi.</p>
<p><strong>Ağrı azaldı, uyku ve enerji geri geldi</strong></p>
<p>Araştırmaya Van’daki bir tekstil fabrikasında çalışan 60 işçi katıldı. Çalışanlar iki gruba ayrıldı. Tüm katılımcılara ergonomi eğitimi verilirken, deney grubuna ek olarak fizyoterapist eşliğinde düzenli boyun egzersizleri ve manuel terapi uygulandı.</p>
<p>12 haftalık programın sonunda; Boyun ağrısının belirgin şekilde azaldığı, uyku kalitesinin yükseldiği, gün içi yorgunluk hissinin büyük ölçüde gerilediği, duruş farkındalığı ve beden kontrolünün arttığı gözlemlendi.</p>
<p><strong>“Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil”</strong></p>
<p>Çalışmanın bulgularını değerlendiren Doç. Dr. Ömer Şevgin, tekstil sektöründe ağrının normalleştirildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>“Tekstil işçilerinde boyun ağrısı o kadar yaygın ki, pek çok çalışan bunu mesleğin kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyor. Oysa çalışmamız açıkça gösterdi ki; doğru egzersiz programı ve manuel terapi desteğiyle bu ağrılar büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Ağrı, tekstil işçisinin makûs talihi olmak zorunda değil.”</p>
<p>Doç. Dr. Şevgin, çalışan sağlığının üretim kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Çalışan sağlığı, üretimin kalitesini ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler. Bilimsel olarak etkisi kanıtlanmış bu tür programların yaygınlaşması hem bireysel hem de toplumsal açıdan büyük bir kazançtır.” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Sadece fiziksel değil, psikolojik yük de hafifledi”</strong></p>
<p>Araştırmanın yürütücüsü Uzman Fizyoterapist Hilal Atasoy ise özellikle uyku kalitesindeki iyileşmenin önemine dikkat çekerek, “Boyun ağrısı yalnızca fiziksel bir problem değil. Uykuyu bozuyor, yorgunluğu artırıyor, çalışanların iş performansını ve moralini düşürüyor. Üçlü müdahale programı uygulanan grupta uyku kalitesinin hızla yükseldiğini gördük. Bu değişim, kişinin tüm yaşamını olumlu etkiliyor.” dedi.</p>
<p>Atasoy, programın çalışanların hem fiziksel hem de psikolojik yükünü azalttığını belirtti.</p>
<p><strong>“Bu programı işyerlerine entegre etmek hem kolay hem ekonomik.”</strong></p>
<p>İşverenlerin de bu programdan kazanç sağlayacağını vurgulayan Atasoy, “Egzersiz ekipmansız, ergonomi eğitimi kısa süreli, manuel terapi ise düzenli aralıklarla uygulanabiliyor. Yani maliyeti düşük ama etkisi çok yüksek bir programdan bahsediyoruz. Daha az hastalık izni, daha az iş gücü kaybı ve daha iyi çalışan memnuniyeti sağlıyor.” ifadesinde bulundu.</p>
<p><strong>Tekstil sektöründe yeni bir dönem mümkün</strong></p>
<p>Atasoy, tekstil sektöründe çalışma koşulları kaçınılmaz olarak kas-iskelet sistemi hastalıklarına yol açmak zorunda olmadığına işaret ederek, doğru ergonomik düzenlemeler ve fizyoterapi destekli programlarla çalışanların yaşam kalitesi artırılabileceğini, bu üçlü yaklaşımın yalnızca tekstil sektöründe değil; tekrarlayıcı hareket gerektiren tüm iş kollarında uygulanabileceğini belirtti.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tekstil-iscilerindeki-boyun-agrisina-bilimsel-cozum-602213">Tekstil işçilerindeki boyun ağrısına bilimsel çözüm!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 07:21:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=602210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.”<strong> </strong></p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-2-602210">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 09:51:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[Eklem Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[sabah]]></category>
		<category><![CDATA[Şişlik]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında gelişen eklem ağrısı, dünyada ve ülkemizde oldukça sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yapılan çalışmalara göre, çocukların yaklaşık yüzde 10–20’si hayatlarının bir döneminde eklem ağrısı yaşıyor.  Her ne kadar eklem ağrılarının en sık nedeni “büyüme ağrıları” olsa da, bu yakınmalar her zaman masum olmayabiliyor. Çünkü, eklem ağrıları bazen iltihaplı romatizmal hastalıkların ilk ve en önemli belirtisi olarak karşımıza çıkabiliyor! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Çocuk Romatolojisi Uzmanı <strong>Doç. Dr. Ferhat Demir</strong></strong>, eklem ağrısına özellikle şişlik, sabahları tutukluk, topallama veya hareket kısıtlılığı eşlik ediyorsa, “büyüme ağrısıdır, geçer” diye beklenmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu tür bulgular varlığında vakit kaybetmeden bir çocuk romatolojisi uzmanına başvurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken tanı, eklemlerde gelişebilecek kalıcı hasarları önlemenin en etkili yoludur. Günümüzde uygulanan modern ve hedefe yönelik tedaviler sayesinde çocuklarımızın ağrısız, hareketli ve tamamen sağlıklı bir yaşam sürmeleri mümkündür. Bunun temel şartı ise ebeveyn farkındalığı ve erken dönemde doğru tedaviye başlanmasıdır” diyor. </p>
<p><strong>Tedavi edilmezse kalıcı hasara yol açabilir!</strong></p>
<p>Eklem içinde gelişen iltihaplanma durumu genel olarak “artrit” şeklinde adlandırılıyor. En sık görülen kronik artrit nedeni ise; ‘’Jüvenil idiopatik artrit’’ olarak bilinen çocukluk çağının iltihaplı eklem romatizmasıdır. Çocuklarda görülen iltihaplı romatizmal hastalıklar, bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin düzensiz çalışması ve bazı enfeksiyonlar gibi çevresel tetikleyiciler rol oynayabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, eklem içinde devam eden iltihabın zamanında tedavi edilmemesi durumunda, eklem zarı ve çevre dokularda geri dönüşü olmayan hasarlar gelişebileceğine dikkat çekerek, “Tedavi geciktiğinde eklemlerde kalıcı şekil bozuklukları, yürüme güçlüğü ve büyüme çağındaki çocuklarda bacak boyu uzunluk farkları gibi ciddi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle erken tanı, eklem hasarının kalıcı hale gelmesini önlemede hayati öneme sahiptir” diye konuşuyor. </p>
<p><b>Eklemde şişlik varsa, zaman kaybetmeyin!</b></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıklar tek bir belirtiyle ya da  birden fazla bulgunun birlikte görülmesiyle ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, aşağıdaki belirti ve bulgulardan bir veya birkaçı eklem ağrısına eşlik ediyorsa, ‘Nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle zaman kaybedilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor. </p>
<ul>
<li>Eklem üzerinde şişlik</li>
<li>Eklem üzerinde sıcaklık artışı, bazen kızarıklık</li>
<li>Özellikle sabahları görülen eklem tutukluğu ve hareket ettirmede zorluk</li>
<li>Topallama veya yürüyüşte bozulma</li>
<li>Ağrı veya hareket kısıtlılığı nedeniyle oyun oynamaktan ve günlük aktivitelerden kaçınma</li>
</ul>
<p><strong>Büyüme ağrısı mı, iltihaplı romatizma mı?</strong></p>
<p>Büyüme ağrıları ile iltihaplı romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrıları arasındaki en önemli farklar; ağrının zamanı ve eşlik eden belirtiler oluyor.</p>
<ul>
<li>Büyüme ağrıları genellikle akşam veya gece saatlerinde ortaya çıkıyor</li>
<li>Eklemde şişlik, kızarıklık veya ısı artışı olmuyor</li>
<li>Sabahları çocuk tamamen rahatlamış olarak uyanıyor</li>
</ul>
<p>İltihaplı romatizmaya bağlı eklem ağrılarında ise tablo farklı oluyor. Doç. Dr. Ferhat Demir, bu farkı şöyle açıklıyor: “İltihaplı romatizmal hastalıklarda ağrı genellikle sabah saatlerinde daha belirgindir. Eklem ağrısına sıklıkla şişlik, eklem üzerinde sıcaklık artışı ve sabahları belirgin tutukluk eşlik eder. Çocuklar sabah yataktan kalkmakta zorlanabilir ve gün içinde hareket etmekte güçlük yaşayabilir.</p>
<p><strong>Tedaviyle sağlıklı bir gelecek mümkün!</strong></p>
<p>Çocuklarda iltihaplı romatizmal hastalıkların tanısı; ayrıntılı fizik muayene, kan testleri ve gerektiğinde ultrason veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleriyle konuluyor.<strong> </strong>“Amacımız, eklem içindeki iltihabı tamamen kontrol altına alarak ağrıyı ve hareket kısıtlılığını ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonlarını korumaktır” diyen Doç. Dr. Ferhat Demir, sözlerine şöyle devam ediyor: “Birinci, ikinci basamak tedaviler ile hastalığı hızlıca söndürüp, çocuğumuzun normal hayata en hızlı şekilde dönmesini sağlayabiliyoruz. Günümüzde kullanılan modern ve hedefe yönelik tedavilerle, dirençli hastalarda bile son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Uygun tedavi ile çocuklar okullarına devam edebilmekte, spor yapabilmekte ve yaşıtları gibi tamamen sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürebilmektedir.” </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-eklem-agrisina-dikkat-601996">Çocuklarda eklem ağrısına dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221;yle Bursa Seyircisiyle Buluşuyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesiyle-bursa-seyircisiyle-bulusuyor-601110</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 17:20:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Ağrı Dağı]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[dağı]]></category>
		<category><![CDATA[efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroları]]></category>
		<category><![CDATA[yle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=601110</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hikayesiyle ön plana çıkan oyunlarından “Ağrı Dağı Efsanesi” oyununu Bursa Osmangazi seyircisiyle buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesiyle-bursa-seyircisiyle-bulusuyor-601110">Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221;yle Bursa Seyircisiyle Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hikayesiyle ön plana çıkan oyunlarından “Ağrı Dağı Efsanesi” oyununu Bursa Osmangazi seyircisiyle buluşturuyor.</p>
<p>Yaşar Kemal’in yazdığı Yiğit Sertdemir’in uyarlayıp yönettiği “Ağrı Dağı Efsanesi”,      27 Aralık 2025 Cumartesi günü 20.00’de Bursa Osmangazi Belediyesi Merinos Atatürk Kültür Kongre Merkezi’nde sahneleniyor.</p>
<p>Mahmut Han’ın kızı Gülbahar ile Ahmet’in aşkını ve halkın zulme karşı sessiz direnişini konu alan oyun, büyük bir prodüksiyonla tiyatroseverlerin karşısına çıkıyor.</p>
<p>Dekorundan müziğine, oyunculuklarından rejisine kadar sezonun iddialı yapımlarından biri olan “Ağrı Dağı Efsanesi”nde geleneksel Anadolu motifleri modern bir koreografiyle harmanlanıyor.</p>
<p>İstanbul’un her noktasına oyunlarını götürmeyi hedefleyen İBB Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş oyunlarını İstanbul’un birçok ilçesinin yanı sıra farklı illerde de  seyirciyle buluşturmaya devam edecek.</p>
<p><b>AĞRI DAĞI EFSANESİ</b></p>
<p>Kapısına kadar gelen bir atı geri vermeyerek geleneğine sahip çıkma sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalan Ahmet&#8217;le, hem atın hem de bölgenin yönetiminde sözün sahibi olan Mahmut Han&#8217;ın kızı Gülbahar&#8217;ın hikâyesi, Yaşar Kemal&#8217;in usta kaleminde hem kültürün rengi, hem tarihin izi, hem halkın yükünü taşıyan Ağrı Dağı Efsanesi&#8217;ne dönüşmüştür.</p>
<p>Büyük ustanın anlatısına sahne üzerinde soluk vermek için çıktığımız yolculukta, seyircilerimizi Ağrı Dağı Efsanesi&#8217;ni birlikte hayal etmeye davet ediyoruz.</p>
<p>Oyunda <b>Arda Alpkıray, Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Can Tarakçı, Cihan Kurtaran, Emrah Can Yaylı, Emre Yılmaz, Ertan Kılıç, Hakan Örge, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Uğur Dilbaz, Yeliz Şatıroğlu, Zeynep Ceren Gedikali </b>rol alıyor.</p>
<p><b> </b></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesiyle-bursa-seyircisiyle-bulusuyor-601110">Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221;yle Bursa Seyircisiyle Buluşuyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Dec 2025 08:52:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anlama]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Kanaması]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[geçiren]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğüne]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[inme]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kaybı]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=598471</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde yılda 12-15 milyon, ülkemizde ise her sene yaklaşık 150 bin kişi inme geçiriyor. Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında ülkeye göre değişmekle birlikte inme 2-5’inci sırada yer alırken; erken tanı, hızlı müdahale ve modern tedavi uygulamaları sayesinde hem hayati risk azalıyor hem de kalıcı hasarların önüne geçilebiliyor. Memorial Şişli ve Göztepe Hastaneleri Nörorehabilitasyon ve Robotik Fizik Tedavi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar bu yıl 5’incisini düzenlediği Mucize Organ Beyin Sempozyumu’nda inme konusunda önemli açıklamalarda bulunurken, inme geçiren hastalar da iyileşme süreçleri ile ilgili deneyimlerini paylaştı.</p>
<p><strong>Kalıcı hasarların önüne geçmek mümkün</strong></p>
<p>İnme, beyne giden kan akımının tıkanması ya da beyin damarlarında meydana gelen kanama sonucu gelişen ani başlangıçlı ve acil müdahale gerektiren, hayati risk yaratabilen bir rahatsızlıktır. İnme geçiren kişilerde vücutta güç kaybı, uyuşma, konuşma ya da anlama güçlüğü gibi belirtiler aniden ortaya çıkar. Bazı sinirsel felç bulguları geri döndürülebilir olsa da, uygun ve hızlı tedavi sağlanmadığında çoğu zaman kalıcı hasara yol açabilir. İnme gibi erken müdahale gerektiren bir diğer durum olan beyin hasarları ise travmalar, beyin tümörleri, kalp durmasına bağlı olarak beynin oksijensiz kalmasıyla gelişmektedir. Bu nedenle hastalıkların zamanında tedavi edilmesi hem yaşam şansını artırır hem de kalıcı sakatlık riskini belirgin bir şekilde azaltabilmektedir.</p>
<p><strong>Yürüme robotları felçli hastaları tekrar ayağa kaldırıyor</strong></p>
<p>Felçli hastaların erken dönemde müdahale ile yatağa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilmektedir. Son yıllarda inme ve beyin hasarı tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler, hastaların yaşam kalitesini artırmakta ve bağımsız hareket edebilme potansiyellerini iyileştirmektedir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon hekimi liderliğinde alanında uzman fizyoterapist, ergoterapist ve konuşma-yutma terapisti eşliğinde kişiye özel planlanan çeşitli fizik tedavi yöntemleri, uygulanan nörorehabilitasyon teknikleri ve el-kol ve yürüme robotları sayesinde hastalara hem yürüme yetileri yeniden kazandırılmakta hem de ince motor becerilerini geri gerilebilmektedir. Böylelikle hastaların önemli bir bölümü yatağa bağımlılıktan kurtularak kısmi veya tam bağımsızlığa kavuşmaktadır.</p>
<p><strong>“İnme Benim Miladım Oldu”</strong></p>
<p>Memorial Göztepe Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen “Mucize Organ Beyin Sempozyumu” inme geçiren hastaların ilham veren hikayeleri ile büyük ilgi gördü. 16 yaşında inme geçirerek uzun bir süre yatağa bağımlı olan ancak Prof. Dr. Engin Çakar ve ekibinin tedavi uygulamaları ile yeniden hayata dönen Sude Yılmaz, hayatını inmeden önce ve sonra olarak ikiye ayırdığını belirtti.  2 kez beyin kanaması geçiren ve şuan 22 yaşında olan Sude Yılmaz yaşadığı süreci şöyle anlattı; “Hastalıkla tanışmam çok genç yaşta oldu. Daha öncesinde ara ara başım ağrıyordu; o gün arkadaşlarımdan ilaç almıştım. Daha sonra eve geldim. Normal bir baş ağrısı sandığım için hastaneye gitmeyi hiç düşünmemiştim. O gün sınavıma çalışıyordum, ailem dışarıdaydı. O sırada başım aniden çok şiddetli ağrımaya başlamış. Bu kısmı hatırlamıyorum. Normalde hiçbir ağrı için komşuya gitmem ama o gün komşumuza gidip ‘Başım çok ağrıyor, bu normal değil. Beni hastaneye götürün.’ demişim. Hastaneye vardığımızda baygınmışım ve beyin kanaması geçirmeye başlamışım. Ailem geldiğinde o hastanede beni tutmamış çünkü yeterli donanıma sahip değilmiş; başka bir hastaneye sevk edilmişim. İlk beyin kanaması durdurulmuş. Hatta kendime geldiğimde anneme, ‘Anne bugün sınavım vardı, ben neden buradayım?’ demişim. Bir–iki saat sonra ‘Sude Yılmaz ikinci beyin kanamasını geçirmiştir’ anonsu yapılmış.</p>
<p><strong>‘Yenilgiyi Bekleyen Değil, Kazanmak İçin Savaşmayı Seçen Olun’</strong></p>
<p>İlk beyin kanamasının ardından kendisini tamamen iyi hissettiğini ancak ikinci kanamanın hayatını değiştirdiğini söyleyen Yılmaz, “İlk beyin kanamasından sonra her şey normalleşmişken, ikinci kanamadan sonra tamamen felç geçirmişim. Yürüyemiyor, göremiyor, hareket edemiyor; hayatla ilgili tüm fonksiyonlarımı kaybetmişim. Kendimi bile tanımıyordum, ailemi de tanımıyordum. İkinci kanama durdurulduktan sonra benim için adeta milattan önce ve milattan sonra gibi bir dönem başladı. Milattan sonrası; yeniden yürümeyi, konuşmayı, görmeyi, kendimi tanımayı öğrendiğim uzun bir süreçti. Özel nörorehabilitasyon programı ve robotik fizik tedavinin ve doktorlarımızın desteği sayesinde bugün buradayım. Bu süreçte mücadele eden herkese söylemek istediğim şu: İnme başlangıçta bir yaşam mücadelesi iken sonrasında ise özgürlük savaşıdır. Yenilgiyi bekleyen değil, kazanmak için savaşmayı seçen olun” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>‘Kimse Umudunu Kaybetmesin! Tedaviye İnanın Ve Bununla Sonuna Kadar Mücadele Edin!’</strong></p>
<p>İnme geçiren hastalardan bir diğeri ise 52 yaşındaki Armağan Erdoğan, 2018 yılında iş yerinde yaşadığı ani baş ağrısı sonrası gelişen süreci şöyle anlattı: “2018 yılının Ağustos ayında iş yerinde çalışırken başım ağrımaya başladı. Şirkette doktorlarımız vardı; tansiyonumu ölçmelerini istedim. Ancak kısa süre sonra baygınlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. Beyin kanaması geçirdiğimi öğrendim. Hemen ameliyat edildim ve yaklaşık yirmi gün yoğun bakımda kaldım. Ardından taburcu oldum. Eylül ayının başında ikinci bir beyin kanaması daha geçirdim. Bu süreçten sonra tamamen ağır bir tablo gelişti. Uzun bir yoğun bakım döneminin ardından robotik fizik tedavi ile rehabilitasyon kliniğinde özel nörorehabilitasyon tedavisi almaya başladım. Aralık ayında, elimde bastonla yürüyebilir hâle gelerek tedavimi tamamladım. Şimdi hayatıma devam edebiliyorum ve yardımsız bastonsuz özgürce yürüyebiliyorum; kendi işlerimi yapıyorum, evime bakabiliyorum, araba kullanabiliyorum. Geçen yaz yüzmeye başladım. Bunlar benim için çok büyük adımlar. Bunları yapabildiğim için herkese teşekkür borçluyum. Hiç kimse vazgeçmesin. Çünkü bu tedavi mümkün. Bence kimse umudunu kaybetmesin, tedaviye inansın ve bununla sonuna kadar mücadele etsin”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/guc-kaybi-konusma-ve-anlama-guclugune-dikkat-598471">Güç Kaybı, Konuşma ve Anlama Güçlüğüne Dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 12:51:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[etlerindeki]]></category>
		<category><![CDATA[farklı]]></category>
		<category><![CDATA[habercisi]]></category>
		<category><![CDATA[sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sorunların]]></category>
		<category><![CDATA[yanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=596273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş etlerindeki ağrı, yanma ve aft gibi sorunların nedenleri ve bu sorunlarla ilişkili olabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273">Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, diş etlerindeki ağrı, yanma ve aft gibi sorunların nedenleri ve bu sorunlarla ilişkili olabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Düşük bağışıklık sistemi veya stres diş etlerini etkileyebilir!</strong></p>
<p>Diş etlerinde birçok nedenden dolayı ağrı veya yanma hissi oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu sorunların altında düşük bağışıklık sistemi veya içinde bulunulan stresli bir dönem yatıyor olabilir.” dedi. </p>
<p>Böyle zamanlarda diş etlerinde aft denilen beyaz renkli yaralar çıkabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Bahar, “Bunlar genelde bağışıklık sisteminin düştüğü zaman ağız içerisinde gördüğümüz yaralardır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oral hijyen eksikliğinde yanma hissi, ağrılar ve aft yaraları tekrarlayabilir!</strong></p>
<p>Ayrıca oral hijyen eksikliği olması durumunda da yanma hissi, ağrılar ve aft yaralarının tekrarlayabileceğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Bu sorunlar sık sık tekrarlanıyorsa, bunun nedeni B12 vitamini veya Demir eksikliği olabilir.” dedi.</p>
<p>Kadınlarda adet dönemlerine yakın veya adet dönemlerinde ya da menopoz dönemlerine yakın diş etlerinde yanma, kızarıklık ve ağrı gibi sorunlar gözükebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Bahar, bu durumun normal olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Herhangi bir ağrı durumunda diş hekimine görünmekte fayda var!</strong></p>
<p>Diş dolgularına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Nihal Bahar, “Eğer dolgularınızın arasında veya dişlerinizin arasında doğru bir temas yok ise ve taşkın dolgular yapılmışsa orada ‘food impaction’ dediğimiz gıda sıkışması oluşabiliyor. Gıda sıkışmasından dolayı da diş etlerimizde zonklayıcı tarzda bir ağrı oluşabilir. Bu da enflamasyona sebep olabilir.” dedi.</p>
<p>Diş etlerine iyi bir bakım sağlanmadığı durumlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Bahar, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Diş eti bakımını yapmıyorsanız, diş taşlarınız doğru ve düzenli şekilde temizlenmiyorsa, diş taşları diş etinizin altına kadar inebilir. Bu durum kemik kayıplarına sebep olabilir ve yine enflamasyon oluşabilir. Tabi bu da tekrarlayan ağrı ve yanma hissine yol açar. Diş taşı temizliğinin mutlaka düzenli olarak yapılması gerekiyor. Hatta bazı durumlarda küretaj dediğimiz derin temizlik yapılması gerekebiliyor. Bunların dışında herhangi bir ağrınız varsa mutlaka diş hekiminize görünmenizde fayda var.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dis-etlerindeki-yanma-ve-agri-farkli-sorunlarin-habercisi-olabilir-596273">Diş etlerindeki yanma ve ağrı farklı sorunların habercisi olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 07:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[belirtilere]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşma]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[kolay]]></category>
		<category><![CDATA[oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=595364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, grip hastalığının belirtileri, bulaşma yolları, risk grupları, ciddi komplikasyonları ve korunmanın en etkili yolu olan grip aşısı hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Grip, ani ateş ve şiddetli kas-eklem ağrıları ile başlar!</strong></p>
<p>Grip hastalığının, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, bir enfeksiyon hastalığı olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ani olarak 39°C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlar.” dedi.</p>
<p>Sonrasında hastalık tablosuna boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtilerin eklendiğini ifade eden Dr. Mamçu, “Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Ateşin 39°C’nin üzerinde olması, şiddetli kas ağrıları ve halsizlik nedeniyle hastalığı ayakta geçirmek zorlaşır ve hastaların 3 ila 7 gün yatarak dinlenmesi gerekebilir. Yaklaşık bir hafta içinde belirtiler kaybolur ancak halsizlik belirtilerin kaybolmasından sonra da 2 haftaya kadar devam edebilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ciddi sonuçlara neden olabilen grip, soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor! </strong></p>
<p>Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı, akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hatta ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabilir.” dedi.</p>
<p>Bu kadar ciddi tablolara yol açabilen grip hastalığının halk arasında sıklıkla soğuk algınlığı ile karıştırıldığına işaret eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösterir. Halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmez ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalı. Ayrıca grip, özellikle çocuklar ve yaşlılarda ikincil enfeksiyonlara zemin hazırlar. Orta kulak iltihabı, zatürre, beyin zarı ve beyin dokusu enfeksiyonları gibi komplikasyonlara neden olabilir. Sözü edilen bu kadar özelliğin üstüne hastalığın spesifik tedavisinin olmadığını da eklersek ne kadar önemli bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılabilir.” </p>
<p><strong>Grip, çok kolay bulaşan ve önlemesi zor bir hastalık!</strong></p>
<p>Grip hastalığına neden olan Influenza virüsünün çok kolay ve hızlı bulaştığının altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Öksürük ve hapşırıklar ile etrafa saçılan damlacıkların hava yolu ile taşınması, hasta kişiler ile direkt temas edilmesi ve hasta kişilerin ağız-burun akıntıları ile temas etmiş eşyalar ile temas başlıca bulaşma yollarıdır.” dedi.</p>
<p>Hasta kişilerden etrafa saçılan virüs parçacıklarının havada asılı kalabilme yeteneğinde olmasının bulaşıcılığı daha da arttırdığını dile getiren Dr. Mamçu, “Hasta bir kişinin bir ortama girip çıkması bile o ortamda bulunan kişileri hastalığın bulaşması açısından risk altına sokar. Bu nedenle grip evde, iş yerinde, okullarda, kreşlerde, toplu taşıma araçlarında çok kolay bulaşır. Mikrobu kapmış ancak henüz belirtileri başlamamış kişilerde yani hastalığın kuluçka süresince de bulaştırma mümkündür. Bulaşma yolları oldukça basit ve bulaşması bu kadar kolay olan bir hastalığın bulaşma yollarına karşı önlem almanın çok zor olduğu hatta olanaksız olduğu açıktır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu aşılanma!</strong></p>
<p>Grip hastalığına yakalandıktan sonra kullanılan ağrı kesiciler, ateş düşürücüler ve antigribal ilaçların sadece geçici bir rahatlama sağlayabildiğini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu  ‘aşılanma’dır.” dedi. </p>
<p>Dünyanın önde gelen sağlık otoritelerinin paylaştığı, kimlerin hangi durumlarda aşılanması gerektiğine dair bilgilere değinen Dr. Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bronşiyal astım hastaları, kalp ve damar sistemi hastalıkları olanlar, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olanlar, kronik böbrek hastaları, 65 yaşından büyük kişiler, bağışıklık sistemi çeşitli nedenlerle baskılanmış kişiler, grip mevsimi sırasında gebeliklerinin ikinci yada üçüncü 3 aylık dönemi içerisinde bulunacak olan gebeler, huzurevleri veya kışlalar toplu halde yaşanılan yerlerde kalanlar, sağlık personeli ve hastane görevlileri ile yüksek risk altındaki kişilere virüsü bulaştırabilecek kişilerin mutlaka aşılanması öneriliyor. Ayrıca toplum hizmetinde çalışanlar, okul ve kreş gibi virüsün kolaylıkla bulaşabildiği kalabalık ortamlarda bulunanlar, sık seyahat edenler, gribin yol açacağı iş gücü kaybını engellemek isteyenler ile grip olmak istemeyen herkesin grip aşısı olması tavsiye ediliyor. </p>
<p>Grip aşısı  tüm kış sezonu boyunca uygulanabilir. Ancak aşıdan tam yarar sağlanması açısından grip salgınlarının başlamasından önce aşının uygulanması gerekir. Bu nedenle en uygun zaman sonbahar aylarıdır.” </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/kolay-bulasiyor-ciddi-belirtilere-neden-oluyor-595364">Kolay bulaşıyor, ciddi belirtilere neden oluyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tedavi Edilmeyen Omuz Ağrıları Kalıcı Hasara Yol Açabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmeyen-omuz-agrilari-kalici-hasara-yol-acabilir-593301</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[edilmeyen]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasara]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kol]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593301</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omuz, vücudun en aktif eklemlerinden biri olarak gün içinde hareket kabiliyetimiz açısından önemli rol oynuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmeyen-omuz-agrilari-kalici-hasara-yol-acabilir-593301">Tedavi Edilmeyen Omuz Ağrıları Kalıcı Hasara Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omuz, vücudun en aktif eklemlerinden biri olarak gün içinde hareket kabiliyetimiz açısından önemli rol oynuyor. Ancak özellikle ileri yaş, travmalar veya tekrarlayıcı zorlanmalar sonucu gelişen rotator manşet yırtıkları, omuz fonksiyonlarını ciddi şekilde kısıtlayarak yaşam konforunu olumsuz etkileyebiliyor. Rotator manşet yırtıklarının erken dönemde fark edilmemesi, kaslarda zayıflama ve tendonlarda geri dönüşsüz problemlere neden olabiliyor. Erken dönemde istirahat, fizik tedavi, omuz egzersizleri, çeşitli ilaçlar ve steroid enjeksiyonları ile tedavide başarılı sonuçlar alınabiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Ahmet Serhat Aydın, rotator manşet yırtıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p><b>Omuz ağrısı ve gece artan rahatsızlık dikkat çekici</b></p>
<p>Rotator manşet; supraspinatus, infraspinatus, subscapularis ve teres minor adlı dört kasın tendonlarının birleşmesiyle oluşan bir yapıdır. Bu kas ve tendonlar, omuz eklemini stabilize eder ve kolun kaldırılması, dönmesi gibi temel hareketleri sağlar. Rotator manşet yırtıkları; düşme, ağır yük kaldırma, ani kol hareketleri ya da yaşa bağlı doku zayıflığı gibi nedenlerle ortaya çıkabilir. Omuzda ağrı ve hareket kısıtlılığı, kolu kaldırırken veya arkaya uzatırken ağrı hissi, gece artan omuz ağrısı, özellikle etkilenen taraf üzerine yatamama, güç kaybı ve kolu baş seviyesinin üzerine kaldıramama en sık karşılaşılan belirtiler arasındadır. </p>
<p><b>Tedavi ertelenirse kalıcı kas zayıflığı gelişebilir</b></p>
<p>Rotator manşet yırtıkları erken dönemde fark edilmezse, kaslarda zayıflama ve tendonlarda geri dönüşsüz değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Erken dönemde tanı alan hastalarda; istirahat, fizik tedavi ve omuz egzersizleri, ağrı kesici ve antiinflamatuar ilaçlar, steroid enjeksiyonları ile tedavi mümkün olabilir.  Ancak yırtığın büyük olduğu veya konservatif tedavilere yanıt alınamadığı durumlarda artroskopik cerrahi uygulanır. Bu yöntemle küçük kesilerden girilerek yırtık tendonlar onarılır ve omuz eklemine normal fonksiyonu yeniden kazandırılır.</p>
<p><b>Erken müdahale, başarılı sonuçların anahtarıdır</b></p>
<p>Ameliyat sonrası süreçte erken dönemde kontrollü fizik tedaviye başlanması, başarılı sonuçlar için oldukça önemlidir. Erken dönemde yapılan değerlendirme ve uygun tedaviyle omuz fonksiyonları tamamen geri kazanılabilir. Omuz sağlığını korumak önemlidir; bu nedenle tekrarlayan ağır kaldırmalardan kaçmak, spor veya egzersiz sırasında ani kol hareketlerinden uzak durmak, kas gücünü korumak için düzenli egzersiz yapmak önerilmektedir.</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/tedavi-edilmeyen-omuz-agrilari-kalici-hasara-yol-acabilir-593301">Tedavi Edilmeyen Omuz Ağrıları Kalıcı Hasara Yol Açabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 08:58:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtisi]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalığın]]></category>
		<category><![CDATA[hazımsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hissi]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[mide]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[rahatsız]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=593053</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur</strong></p>
<p>Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür. </p>
<p><strong>Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı</strong></p>
<p>Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.</p>
<p><strong>Fonksiyonel hazımsızlık olabilir</strong></p>
<p>Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.</p>
<p><strong>Hazımsızlığın 7 işareti</strong></p>
<p>Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;</p>
<ul>
<li>Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu. </li>
<li>Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.</li>
<li>Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.</li>
<li>Üst karın bölgesinde yanma hissi. </li>
<li>Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.</li>
<li>Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.</li>
<li>Besinleri geğirerek çıkarmak.</li>
</ul>
<p>Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir. </p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa dikkat!</strong></p>
<p>Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. </p>
<p>Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;</p>
<ul>
<li>Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı. </li>
<li>Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir. </li>
<li>Sigara ve alkolden uzak durulmalı.</li>
<li>Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli. </li>
<li>Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.</li>
<li>Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hazimsizlik-ciddi-bir-hastaligin-belirtisi-olabilir-593053">Hazımsızlık Ciddi Bir Hastalığın Belirtisi Olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ayağı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kat]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[riski]]></category>
		<category><![CDATA[taban]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=589575</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda düztabanlık  ebeveynleri endişelendiren sorunların başında geliyor. Ebeveynler, “Çocuğumun ayağı düz, ne yapmalıyım?” sorusuyla sıkça hekimlerin kapısını çalıyor. Aslında düztabanlık çoğu zaman normal gelişim sürecinin bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik, sanıldığından çok daha yaygın görülüyor. Öyle ki dünyada ve ülkemizde yaklaşık her 10 çocuktan 7’sinde erken yaşlarda, bir başka deyişle 3 yaşından önce  düztabanlık görülüyor.  Bu oran yaş ilerledikçe azalıyor, çünkü ayak kemeri çocuk büyüdükçe ve kaslar güçlendikçe doğal olarak gelişmeye devam ediyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz,</strong>  çocuklarda düztabanlığın çoğu zaman kendiliğinden düzeldiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla her düztabanlık tedavi gerektirmez. Gereksiz korkuya kapılmak yerine doğru takip çok daha değerlidir. Ayağın kemik ve kas gelişimi genellikle 6–7 yaşına kadar devam eder. Bu yaşlara dek gözlem ve egzersiz yeterlidir. Ancak, çocuğun ayağında ağrı, yürüyüşünde anormallik veya hızlı deformite gelişimi gibi uyarı işaretlerinde ebeveynlerin mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmaları çok önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>3 yaş altındaki çocuklarda düztabanlık normal</strong></p>
<p>Düztabanlık, ayak tabanında normalde bulunması gereken kavisin azalması veya tamamen kaybolması durumu olarak tanımlanıyor. Ayak kemerinin çökmesiyle birlikte basma sırasında ayağın tamamı yere temas ediyor. Bu durum doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebiliyor. Küçük çocuklarda ayak kemeri henüz tam gelişmemiş oluyor ve ayak tabanında bulunan yağ dokusu kemeri gizliyor. Yürümeyle birlikte kaslar güçlendikçe zamanla ayak kemeri oluşuyor. Bu nedenle, 3 yaşın altındaki çocukların yüzde 70-80’inde düztabanlık görülüyor. Dr. Emre Sarıekiz,<strong> </strong>ayak kemerinin genellikle 5–6 yaşından sonra belirgin hale geldiğini belirterek, “Dolayısıyla erken dönemde yapılan düztaban tanısı çoğu zaman geçici bir durumun yanlış yorumlanmasından ibarettir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>Fazla kilolu çocuklarda risk 2 kat artıyor! </strong></p>
<p>Çocuklarda düztabanlığa pek çok etken neden olabiliyor. Bunlardan en önemlilerinden biri ise obezite. Son yıllarda çocukluk çağı obezitesinin artmasına paralel olarak düztabanlığın daha sık görüldüğüne dikkat çekiliyor.  Pediatrik Ortopedi ve Travmatolaji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, “Zira, fazla kilolar ayağa binen yükü artırarak kemerin çökmesine yol açabilmektedir Dolayısıyla, obezite sorunu olan çocuklarda düztabanlık riski normal kilolu çocuklara göre yaklaşık iki kat daha fazladır” diyor. Ailede düz tabanlık olması, uygun olmayan ayakkabı kullanımı,  çok yumuşak veya desteksiz tabanlar, tarsal koalisyon olarak adlandırılan ve ayak kemerini oluşturan eklemlerdeki anomaliler, eklem bağlarının gevşek olması ve kas dengesini bozan serebral palsi gibi nöromüsküler hastalıklar da düztabanlığa yol açan diğer etkenleri oluşturuyor. </p>
<p><strong>Çocuğunuzda bu belirtiler varsa, dikkat!</strong></p>
<p>Fizyolojik düztabanlıkta ağrı, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı olmuyor. Çoğu çocukta bu durum geçici bir özellik olarak kabul ediliyor.  Dr. Emre Sarıekiz, dolayısıyla 3–4 yaşındaki bir çocukta belirgin ağrı veya yürüme sorunu yoksa endişelenmeye gerek olmadığını ifade ederek, “Bu dönemde ayağın gelişimini izlemek, gereksiz tedavilerden çok daha önemlidir” diyor. <strong> </strong>Ancak bazı durumlarda mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurulması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Emre Sarıekiz, “Erken dönemde tanı koymak önemlidir, çünkü düztabanlık, yapısal bir kemik veya kas bozukluğuna bağlı olabilir. Böyle tablolarda erken müdahale ileride cerrahi ihtiyacını azaltabilir” bilgisini veriyor. Dr. Emre Sarıekiz, ebeyenlerin dikkate almaları gereken belirtileri şöyle sıralıyor: </p>
<ul>
<li>Yürürken topuğunu içe basıyorsa</li>
<li>Ayağında yorgunlukla artan ağrı veya şişlik oluyorsa</li>
<li>Spor aktivitelerinde çabuk yoruluyorsa</li>
</ul>
<ul>
<li>Ayakkabı tabanının iç kısmında düzensiz aşınma varsa</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi yöntemleri: Egzersiz, tabanlık, uygun ayakkabı </strong></p>
<p>Tanıda çoğu zaman fizik muayene yeterli geliyor. Gerekirse ayak taban basınç analizi veya röntgene başvuruluyor. Dr. Emre Sarıekiz, kas dengesini ve postürü korumanın tedavide temel yaklaşımı oluşturduğunu söyleyerek, “Ayak iç kavisini destekleyen basit egzersizler, uygun ayakkabı kullanımı ve kilo kontrolü çoğu tabloda yeterli olmaktadır. Özellikle ayak kemerini destekleyen kaslar için yapılan kas güçlendirme egzersizleri oldukça etkilidir. Ayağın doğal gelişimine izin veren, sert olmayan ama iç kemer desteği bulunan ayakkabıların tercih edilmesi de önemlidir” diyor. </p>
<p><strong>Ameliyat nadiren gündeme geliyor</strong></p>
<p>Pediatrik Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Emre Sarıekiz, cerrahi tedavinin sadece ciddi yapısal deformitelerde veya ağrının tüm konservatif tedavilere rağmen kronikleştiği nadir durumlarda gündeme geldiğini vurguluyor. “Yani, ameliyat son çare olarak düşünülmektedir. Her çocuk için değil, gerçekten gerekli durumlar için geçerlidir” diyen Dr. Emre Sarıekiz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyat genellikle kemik hizalamasını ve ayak kemerini yeniden düzenlemeyi içermektedir. Ayak kemeri yeniden şekillendirilir, yük dağılımı dengelenir ve bu sayede çocuğun ağrısız şekilde yürümesi sağlanır. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ameliyat sonrasında iyi bir rehabilitasyon süreci ve doğru taban desteği de çok önemlidir. 4-6 hafta süren iyileşme sürecinin ardından çocuk yavaş yavaş normal aktivitelerine dönebilmektedir.”</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocuklarda-obezite-riski-2-kat-artiriyor-589575">Çocuklarda obezite riski 2 kat artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2025 08:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ardı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[edilmemeli]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr.]]></category>
		<category><![CDATA[süren]]></category>
		<category><![CDATA[uyuşukluk]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=588996</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin hangi durumlarda gerekli olduğunu, teknolojik ilerlemelerle cerrahinin güvenliğini ve omurga hastalıklarının belirtilerini açıkladı.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, omurga cerrahisinin ne zaman gerekli olduğu, teknolojik gelişmelerle cerrahinin güvenliği ve omurga hastalıklarının belirtileri hakkında bilgi verdi.</p>
<h3><strong>Cerrahiye karar vermeden önce cerrahi olmayan yöntemlere başvuruluyor!</strong></h3>
<p>Omurga cerrahisinin, özellikle bel, sırt ve boyun ağrılarında, omuriliğe veya sinirlere bası yapan durumlarda gerekli olduğunu aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Bu durumların çoğu disk problemleri veya omurilik kanalındaki daralmalar nedeniyle ortaya çıkar.” dedi.</p>
<p>Cerrahiye karar vermeden önce hastalarda öncelikle cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerin uygulandığına dikkat çeken Prof. Dr. Yaman, “Bu yöntemler şikayetleri gidermede yetersiz kaldığında, yaklaşık yüzde 10’luk küçük bir hasta grubunda omurga cerrahisine ihtiyaç duyulabilir. Cerrahi öncesi hastaların ameliyatın kapsamını, olası risklerini ve komplikasyonları anlaması kritik öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.</p>
<h3><strong>Bazı durumlar acil cerrahi gerektirebiliyor!</strong></h3>
<p>Acil cerrahinin, omurga veya omurilik basısına bağlı olarak kollar, bacaklar veya tuvalet kontrolü gibi işlevlerde ciddi sorunlar ortaya çıktığında uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ayrıca, omurga tümörleri veya enfeksiyon kaynaklı basılarda, nörolojik kayıplar hızla ilerliyorsa acil müdahale gerekir.” dedi.</p>
<h3><strong>Teknolojik gelişmeler cerrahi işlemleri güvenli hale getiriyor!</strong></h3>
<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte omurga cerrahisinde kullanılan yöntemlerin de ilerlediğini hatırlatan Prof. Dr. Yaman, şunları söyledi:</p>
<p>“Yeni görüntüleme teknikleri sayesinde omurga ve omuriliğin milimetre hassasiyetinde incelenmesi mümkün. Cerrahi uygulamalarda daha küçük kesilerle yapılan minimal invaziv yöntemler tercih ediliyor. Ameliyathanelerde O-arm navigasyon sistemleri ve robotik cerrahi, vidaların ve diğer implantların daha güvenli yerleştirilmesini sağlıyor.”</p>
<h3><strong>Uzun süren ağrılarda mutlaka bir uzmana başvurulmalı!</strong></h3>
<p>Omurga hastalıklarının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Ağrı, hastalığın kaynağına bağlı olarak boyun, sırt, bel veya kuyruk sokumunda ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra sinirlere basıya bağlı olarak kollar veya bacaklarda uyuşukluk, ağrı ve kuvvetsizlik gelişebilir. İleri vakalarda idrar ve bağırsak kontrolünde problemler de görülebilir. Uzun süren ağrı, uyuşukluk veya kuvvetsizlik durumlarında mutlaka uzman bir hekime başvurulmalı.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/uzun-suren-agri-ve-uyusukluk-goz-ardi-edilmemeli-588996">Uzun süren ağrı ve uyuşukluk göz ardı edilmemeli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Oct 2025 10:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kesici]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[Parasetamol]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=586311</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEBH) 2000’li yıllarda %5 oranındayken, günümüzde bu oran %9’lara kadar çıkabiliyor. Bu rahatsızlıkların ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşünülüyor. Ancak son zamanlarda parasetamol gibi sık kullanılan ilaçların bu rahatsızlıklara neden olduğu yönünde iddialar anne adaylarının kafasında soru işaretleri oluşturabiliyor. Bilimsel veriler, bu konudaki kaygıların çoğunun abartılı olabileceğini gösteriyor. Çünkü bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, parasetamol ile otizm veya DEHB arasında doğrudan bir nedensellik kurulamamış olduğunu gösteriyor. Aksine, hamilelikte tedavi edilmemiş yüksek ateşin bebeğe verebileceği zararın, kontrollü ilaç kullanımına göre çok daha ciddi olabileceği kabul ediliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Taha Takmaz, hamilelikte parasetamol kullanımı ve bebeğe etkisi ile ilgili bilgi verdi. </p>
<p><strong>İlaçlarınızı doktor kontrolünde kullanın</strong></p>
<p>Son 10 yılda yayımlanan bazı gözlemsel yani bilimsel verilere dayalı olmayan çalışmalarda, hamilelikte parasetamol kullanımının çocuklarda otizm veya DEHB riskini az da olsa artırabileceğini iddia edilmektedir. Ancak bu çalışmaların çoğu, annenin kendi beyanına dayanmakta ve kullanılan ilacın dozu, süresi, hangi haftada alındığı gibi ayrıntılar net olmamaktadır. Yani bilimsel verilere göre; hamilelikte enfeksiyon veya grip gibi nedenlerle anne adayının ateşinin çıkması, parasetamol kullanımından daha ciddi riskler doğurabilmektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmaktır.</p>
<p><strong>Yüksek ateş anne ve bebeği için risk oluşturabilir</strong> </p>
<p>Hamilelikte bilinen çiğ balık yememek, ağır sporlardan kaçınmak veya uykuya dikkat etmek gibi tavsiyelerin yanında genellikle doktorlar “parasetamol içeren ilaçları kullanmayın” gibi bir uyarıda bulunmamaktadır. 40 haftaya yakın süren hamilelik sürecinde anne adayları grip dr olabilir, enfeksiyon riskiyle karşılaşabilir veya yüksek ateş şikayetleri yaşayabilir. Bu noktada anne adayını takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanının hem anneyi hem de bebeği düşünerek önerdiği bazı ilaçlar olabilmektedir. Bu ilaçlar anne adayının iyileşmesi için önemlidir. Anne adayının sağlıklı olması, bebeğin de sağlıklı olması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Parasetamol genellikle ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır; hamilelikte yüksek ateşin kendisinin bile bebek için riskli olabileceği unutulmamalıdır. Yani ilacın kendisi değil, ilacı gerektiren hastalık da otizm ve DEHB’ten sorumlu olabilir. Çoğu zaman altta yatan faktörler; örneğin annenin ateşi, enfeksiyonu veya genetik eğilimler bu ilişkiyi açıklayabilmektedir. Bilimde buna korelasyon denir; korelasyonun varlığı tek başına nedensellik anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Araştırmalar otizm ve DEHB’in parasetamol içeren ilaçlarla doğrudan nedensellik ilişkisi olmadığını söylüyor</strong></p>
<p>2024’te JAMA’da (Journal of the American MedicalAssociation) yayımlanan ve 2,5 milyon çocuk içeren İsveç çalışmasında hamilelikte parasetamol kullanımının otizm, DEHB veya zihinsel gerilik riskini artırmadığı gösterilmektedir. Bu sonuç, önceki küçük risk sinyallerinin aslında ailevi, genetik ya da çevresel faktörlerden kaynaklandığını düşündürmektedir. 2025 yılında Mount Sinai Hastanesi’nden çıkan bir derlemede 46 çalışma incelenmiş ve “yüksek kaliteli araştırmalarda risk sinyali biraz daha belirgin” denilmiştir. Harvard’lı araştırmacılar da “nedensellik kanıtlanmamış olsa da, özellikle uzun süreli veya yüksek doz kullanımda temkinli olunmalı” çağrısı yapmıştır.</p>
<p>Bu açıklamalar basında “parasetamol otizm yapıyor” başlıklarıyla yer bularak halk arasında korku ve endişeye neden olsa da bugün ACOG (Amerikan Obstetri ve Jinekoloji Derneği), “Nedensellik yok, parasetamol hâlâ güvenli ve gerekli bir seçenek” demektedir. SMFM (Maternal-Fetal Tıp Derneği), “Kanıtlar sonuçsuz, ama ilacı bırakmak anne-bebek sağlığına zarar verebilir” uyarısında bulunmaktadır. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ise Eylül 2025’te, parasetamol ile otizm arasında tutarlı bir ilişki bulunmadığını açıklamıştır.</p>
<p><strong>Peki neden bazen “risk artışı” iddia ediliyor?</strong></p>
<p>Bilim insanları bazen risk artışı görünmesinin dört temel nedeni olabileceğini belirtmektedir. Parasetamol çoğunlukla ateş ve enfeksiyon için kullanılmaktadır. Asıl riskli olan durum ilaç değil, hastalığın kendisi olabilir. Çalışmalarda annelerden “hamileliğinizde ilaç aldınız mı?” diye sorulmaktadır; bu veri hatalı olabilir, çünkü yıllar sonra alınan bir beyana dayanmaktadır. Tek seferlik kullanım ile aylarca yüksek doz kullanım arasında ayrım olmamaktadır. Bu nedenle bilimsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p>Mevcut bilimsel veriler hamilelikte yüksek ateşin tedavi edilmediği takdirde bebek için ciddi riskler doğurabileceğini söylemektedir. Mevcut klinik uygulamada parasetamol bu durumda en güvenli ve en sık kullanılan seçenektir. Dikkat edilmesi gereken asıl hususlar ise; gerektiğinde, en düşük etkili doz, en kısa süre kullanım, kronik ve yüksek dozdan uzak durmak olarak sıralanabilmektedir.</p>
<p>Bugünkü bilgilerimiz; parasetamolün hamilelikte otizme yol açtığına dair güçlü bir kanıt olmaması, büyük ve güvenilir çalışmaların bu iddiayı desteklemiyor oluşu, alandaki değerli ve önemli kuruluşların parasetamolün gerekli olduğunda güvenle kullanılabileceğini söylüyor olması şeklinde özetlenebilir. Ancak bilim kesin bir noktada değildir; yüksek doz ve uzun süreli kullanım konusunda daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun da unutulmaması gerekir.</p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/basit-bir-agri-kesici-otizm-ve-dehb-riskini-artiriyor-mu-586311">Basit Bir Ağrı Kesici Otizm ve DEHB Riskini Artırıyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önlem alınmazsa ağrı kalıcı hale geliyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/onlem-alinmazsa-agri-kalici-hale-geliyor-585286</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[alınmazsa]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[emre]]></category>
		<category><![CDATA[geceleri]]></category>
		<category><![CDATA[geliyor]]></category>
		<category><![CDATA[hale]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi]]></category>
		<category><![CDATA[protez]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıpranma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585286</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dizlerimiz vücudumuzun en büyük eklemi olarak her adımda tüm ağırlığımızı taşıyor. Merdivenlerden inip çıkmak,  çömelmek, spor yapmak, hatta oturduğumuz yerden kalkmak bile dizlerimizin karmaşık bir uyum içinde çalışmalarını gerektiriyor</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onlem-alinmazsa-agri-kalici-hale-geliyor-585286">Önlem alınmazsa ağrı kalıcı hale geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dizlerimiz vücudumuzun en büyük eklemi olarak her adımda tüm ağırlığımızı taşıyor. Merdivenlerden inip çıkmak,  çömelmek, spor yapmak, hatta oturduğumuz yerden kalkmak bile dizlerimizin karmaşık bir uyum içinde çalışmalarını gerektiriyor. Ancak, bu kadar aktif bir eklem olan dizlerimiz aynı zamanda çokça yıpranmaya da maruz kalıyor. Zamanında önlem alınmazsa ağrı giderek kalıcı hale geliyor ve hareket kısıtlılığı yaşam kalitemizi düşürüyor. <strong>Acıbadem International Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre</strong>, bu nedenle geceleri uyandıran ağrı, şişlik ve hareket kısıtlanması gibi sorunlar geliştiğinde mutlaka bir hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Dizden gelen her ağrı bir uyarı niteliği taşır. Ağrıyı hafife almak, ‘geçer’ demek diz sağlığını kalıcı biçimde tehdit eder. Çünkü, yıpranma başladığında süreç sessiz ama ilerleyicidir” diyor.</p>
<p><strong>Dizlerimizi yıpratan 7 önemli neden!</strong></p>
<p>Vücudumuzun en büyük eklemi olan dizlerimiz  yük taşıma ve hareket fonksiyonları açısından kritik bir önem taşıyor. Diz ekleminde menisküsler, bağlar ve eklem kapsülü önemli bir rol oynuyor. Bu sebeple, diz ekleminin diğer eklemlerde olduğu gibi günlük aktivitelerimizi sürdürebilmesi için sağlıklı olması gerekiyor. Ancak bazı etkenler dizlerimizin yıpranmalarına neden olabiliyor. Fazla kilolar,  aşırı fiziksel aktivite, sürekli diz üzerinde iş yapma, sık sık diz çökme, kaslarda zayıflık, sert zeminde yapılan sporlar ve eşlik eden metabolik hastalıklar (diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksekliği) dizlerimizi yıpratan 7 önemli sebebi oluşturuyor. Bu faktörlerin birlikte görülmesi diz ömrünü önemli ölçüde kısaltıyor. Diz yıpranmasının en büyük sebebinin “fazla kilo” olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, “Her fazla kilo dize binen yükü katlar. Zamanla kıkırdak yüzeyleri aşınır, ağrı ve hareket kısıtlılığı kaçınılmaz hale gelir” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrı geceleri uykudan uyandırabiliyor</strong></p>
<p>Dizlerde yıpranma süreci; dizin kıkırdak doku kaybı, aşınma, menisküs yırtıkları, dizde eğrilik ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen osteoartrit ve geceleri uyandıran ağrılara kadar gidebiliyor. Kireçlenmenin “paslanma” olarak düşünüldüğünü belirten Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre,<strong> </strong>“Gerçekte olan<strong> </strong>paslanma değil, eskimedir. Dizlerde yıpranma, diz eklemlerinin kıkırdak dokularının aşınması hatta kaybı; diz ağrısı, dizden ses gelmesi, aşırı aktivite sonrasında geceleri uyandıran ağrı, dizin genellikle skoda bacak şeklini alması, dizin iç kısımlarının ağrısı ve hareket kısıtlılığının 90 dereceden fazla olmasıyla kendini belli etmektedir” diye konuşuyor. </p>
<p><strong>“Kendiliğinden geçer” diyerek ihmal etmeyin! </strong></p>
<p>Bazı belirtiler fark edildiğinde “kendiliğinden geçer” deyip ihmal etmemek, ortopedi hekimine danışmak gerekiyor, aksi halde sorun daha da ilerleyerek kalıcı hale gelebiliyor. Bu belirtiler “ağrı, hareket kısıtlılığı, merdivenleri inip çıkmada zorlanma, dizleri otururken bükülü tutmakta güçlük çekme, uçakta bacakları diğer koltuk altına uzatma ihtiyacı, hareket esnasında ağrılı ses gelmesi, namaz kılar pozisyonda oturamama, geceleri uyandıran ağrı, şekil bozukluğu, dizde güvensizlik, takılma, kilitlenme ve şişlik” olarak sıralanıyor.</p>
<p><strong>Alınabilecek ilk önlem: İstirahat</strong></p>
<p>Diz ağrısını geçirmek için uygulanacak yöntemler, altta yatan nedene ve ağrının şiddetine göre değişiklik gösteriyor. Kronik ya da ciddi durumlarda profesyonel tedavi gerekmekle birlikte hafif rahatsızlıklarda hekimin önerisiyle evde uygulanabilecek yöntemler fayda sağlayabiliyor. Bu yöntemlerin başında istirahat ve dizi zorlayan aktivitelerden kaçınmak yer alıyor. Günde birkaç kez 15-20 dakikalık buz kompresi ile diz desteği veya bandaj kullanımı ağrıyı hafifletiyor. Diz ağrısı yaşayanlara kas dengesizliklerini düzeltmeye yönelik egzersiz programları ve ortopedik tabanlıklar veya uygun spor ayakkabılar tavsiye edilebiliyor. Ayrıca doktor önerisiyle steroid içermeyen antienflamatuar ilaçlar kullanılabiliyor.</p>
<p><strong>En önemli tedavi yıpranmayı önlemek</strong></p>
<p>Diz yıpranmalarında en etkili tedavinin sürecin başlamadan önlenmesi olduğunu vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre,<strong> </strong>“Erken teşhis, doğru egzersiz ve kilo kontrolü diz sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturur. Bu önlemler alınmadığında ağrı kalıcı hale gelir, hareket kısıtlanır ve yaşam kalitesi düşer” sözleriyle uyarıda bulunuyor.</p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü uzun yıllar sürüyor</strong></p>
<p>Dizlerde artrit, yani eklemlerde iltihap varsa veya bir travmadan sonra iyileşme sürecindeyse kasları güçlendirmek için fizik tedavi öneriliyor. Diz ağrısı olan çoğu hastada ameliyata ihtiyaç duyulmuyor. Ancak, ağrı şiddetliyse ve diğer tedaviler işe yaramadıysa, hasarlı bir bağ, kemik kırığı veya şiddetli artrit varsa ameliyata başvurulabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuluhan Yunus Emre, dizlerdeki ağrı ve diğer semptomların ayakta durma, yürüme ile diğer hareket etme yeteneğini büyük ölçüde etkilediği durumlarda diz protezi gerekebildiğini anlatarak, “Diz protezleri yaşam kalitesinin artmasını sağlar. Diz artrozu olup protez ihtiyacı olmasına rağmen ameliyatı 5-10 yıl geciktirmek, ‘ne kadar geç olursa o kadar iyi olacağını düşünmek’ doğru bir yaklaşım değildir. Günümüzde son teknolojiler sayesinde diz protezleri uzun yıllar aşınmadan kullanılabilmektedir. Unutmayalım ki dizlerimize 60 yaşında iken 70 yaşından daha  fazla ihtiyacımız olacaktır” diyor. </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/onlem-alinmazsa-agri-kalici-hale-geliyor-585286">Önlem alınmazsa ağrı kalıcı hale geliyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lipödemli Bireylerde Anti-inflamatuar Diyet Yaşam Kalitesini Artırıyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/lipodemli-bireylerde-anti-inflamatuar-diyet-yasam-kalitesini-artiriyor-585283</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 11:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anti-inflamatuar]]></category>
		<category><![CDATA[artırıyor]]></category>
		<category><![CDATA[aza]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bireylerde]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[İnflamasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[kalitesini]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[lipödem]]></category>
		<category><![CDATA[lipödemli]]></category>
		<category><![CDATA[Semptom]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yağ]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=585283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle kadınları daha fazla etkileyen lipödem obezite ile karıştırılabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, kilo vermek için diyet yapan ama bacaklarındaki ağrılı şişliklerin azalmadığını fark eden kadınların önemli bir kısmının aslında lipödemle mücadele ettiğini söyledi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lipodemli-bireylerde-anti-inflamatuar-diyet-yasam-kalitesini-artiriyor-585283">Lipödemli Bireylerde Anti-inflamatuar Diyet Yaşam Kalitesini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle kadınları daha fazla etkileyen lipödem obezite ile karıştırılabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Harika Özkaya Yurttadur, kilo vermek için diyet yapan ama bacaklarındaki ağrılı şişliklerin azalmadığını fark eden kadınların önemli bir kısmının aslında lipödemle mücadele ettiğini söyledi. Lipödemin sadece fazla kilo olmadığının altını çizen Dyt. Yurttadur, “Bu hastalıkta beslenme yalnızca kilo kontrolü için değil, iltihap ve ağrıyı azaltmak için de tedavinin merkezinde olmalı” dedi. </em></p>
<p>Lipödem, özellikle alt ekstremitede yani bacaklarda orantısız yağ birikimi ve ağrı ile seyreden, kronik ve ilerleyici bir yağ dokusu hastalığı olarak tanımlanıyor. Kadınlarda erkeklere oranla çok daha sık görülen bu sorunun çoğu zaman obezite veya lenfödemle karıştırıldığına dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Harika Özkaye Yurttadur, lipödemin klasik kilo alımından farklı olarak diyet ve egzersize dirençli, ağrılı bir yağ birikimiyle kendini gösterdiğini anlattı. </p>
<p>Özellikle kadınlarda yüzde 11 oranında görülen lipödemin toplumda yeterince tanınmadığını ancak bu hastalığın kişinin yalnızca fiziksel görünümü değil, yaşam kalitesini ve psikososyal durumunu da yakından etkilediğine işaret eden Dyt. Yurttadur, “Lipödemin tedavisinde en önemli hedefin iltihabı azaltmak, semptomları hafifletmek ve ilerlemeyi durdurmaktır.” diye konuştu. </p>
<p><strong>“BESLENME TEDAVİSİNİN AMACI SADECE KİLO KAYBI DEĞİLDİR!”</strong></p>
<p>Lipödemin genellikle obeziteyle karıştırıldığı için kilo kontrolünün çoğu zaman tedavinin odak noktasını oluşturduğunu söyleyen Dyt. Yurttadur, “Ancak yapılan çalışmalar, enerji açığı oluşturulmasına rağmen lipödemli bireylerin yüzde 95’inde etkilenen bölgelerde yağ kaybının çok az olduğunu gösteriyor. Bu nedenle lipödemde beslenme tedavisinin amacı sadece kilo kaybı değildir; iltihabı azaltmak, ödemi hafifletmek ve genel refahı artırmaktır.” dedi. </p>
<p><strong>AKDENİZ TARZI BESLENME İLK SIRALARDA YER ALIYOR</strong></p>
<p>Lipödem hastalarında kişiye özel, düşük karbonhidratlı, anti-inflamatuar beslenme modelinin semptomların hafiflemesine yardımcı olabileceğinin altını çizen Dyt. Yurttadur, “Bu tür diyetler, sistemik inflamasyonu azaltarak ağrının azalmasına, ödemin kontrolüne ve yaşam kalitesinin artmasına katkı sağlar.” dedi. Hastalar için en uygun beslenme yaklaşımları konusunda şu bilgileri verdi: “Yüksek antioksidan içeriğiyle bilinen Akdeniz diyeti, lipödemli bireylerde inflamasyonu azaltıcı etkisiyle öne çıkar. Zeytinyağı, balık, taze sebze-meyveler, kuruyemişler ve tam tahıllar, vücutta hücre hasarını azaltır ve dolaşımı destekler.” </p>
<p><strong>DÜŞÜK KARBONHİDRATLI BESLENME YARDIMCI OLUR!</strong></p>
<p>Bunun yanında son yıllarda yapılan araştırmaların ketojenik diyetin lipödemde ağrı ve semptom yönetiminde etkili olabileceğini gösterdiğini anlatan Dyt. Yurttadur, sözlerine şöyle devam etti: “Ketojenik Diyet modeli 1920’li yıllardan bu yana epilepsiyi yönetmek için kullanılan bir tedavi yöntemidir. Karbonhidrat alımını günde 20 gramdan daha aza indirgeyerek uygulanmaktadır. Son yapılan araştırmalarda Ketojenik Diyet’in lipödemde ağırlık ve semptom yönetimini iyileştirebileceği gösterilmektedir.”</p>
<p>“Benzer şekilde düşük karbonhidratlı yani , enerjinin yüzde 45’inden azının karbonhidrattan geldiğinde diyetler de ağrıyı azaltabilir, yaşam kalitesini artırabilir” diyen Dyt. Yurttadur, sözlerine şöyle devam etti: “Özetle diyet yaklaşımında önerilen; anti-inflamatuar ve antioksidatif bileşenlerle sistematik inflamasyonu azaltıcı, ödem azaltıcı ve vücut ağırlığını düşürme hedefi olan çoğunlukla düşük karbonhidratlı fakat dönemsel olarak karbonhidrat alımına izin veren döngüsel bir beslenme programı takip edilmelidir.”</p>
<p><strong>DİYETTE OLMASI VE KAÇINILMASI GEREKEN BESİNLER</strong></p>
<p>Genel olarak beslenme alışkanlığı içinde diyette olması ve olmaması gereken besinler konusunda Dyt. Yurttadur şu bilgileri verdi:  “Sistemik inflamasyonu ve ödemi azaltmak, hücre hasarını önlemek için; Zencefil, zerdeçal, sarımsak, soğan, yeşil çay, matcha, rooibos çayı, renkli sebze ve meyveler özellikle koyu yeşil, mor, turuncu renkli olanlar, yaban mersini, böğürtlen, ahududu gibi antosiyanin içeriği yüksek meyveler, ıspanak, pazı, roka, semizotu gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler diyete eklenebilir. Beyaz un, nişasta, hamur işleri, tatlılar, paketli gıdalar vb. glisemik indeksi düşük karbonhidrat kaynakları tercih edilmelidir. Özellikle rafine karbonhidrat önerilmemektedir; Kinoa, karabuğday, esmer pirinç, tam buğday makarna, yulaf, tatlı patates ve sebze grubu kompleks karbonhidrat kaynağı olarak diyete eklenebilir. Kas kütlesini korumak için sağlıklı protein kaynakları önemlidir. Bunun için serbest gezen tavuk, hindi, kırmızı et (ölçülü ve yağsız), yumurta, özellikle somon, sardalya, uskumru gibi omega-3 zengini olanlar balıklar ve mercimek, nohut, fasulye gibi kurubaklagiller tercih edilmeli. Yağ seçiminde de zeytinyağı, avokado, ceviz, badem, chia ve keten tohumu gibi sağlıklı yağlar kullanılmalı. Kinoa, karabuğday, tam buğday makarna, tatlı patates, sebzeler de beslenmeye eklenmesi gerekir. Bunun yanında günde 2–2.5 litre su içmek,  maydanoz, yeşil çay ve ananas gibi doğal diüretikler kullanmak da hidrasyon açısından önemlidir.”</p>
<p><strong>TAKVİYE ÜRÜNLERDEN DESTEK ALINABİLİR</strong></p>
<p>Lipödemli bireylerde basit şeker, trans yağ, aşırı tuz ve işlenmiş gıdalar inflamasyonu artırarak semptomları kötüleştirebileceğini anlatan Dyt. Yurttadur, “Bazı kişilerde süt ürünleri ve gluten de inflamasyonu tetikleyebilir. Alkol ise lenfatik akışı yavaşlatarak toksin atılımını engellediği için mümkün olduğunca tercih edilmemeli. Bunun yanında kişinin genel durumuna göre hekiminin ya da diyetisyeninin önereceği doğrultuda takviye ürünlerden de yararlanılabilir.”</p>
<p><strong>“BESLENME TEDAVİSİ EGZERSİZLE BİRLİKTE YÜRÜTÜLMELİDİR”</strong></p>
<p>Lipödemin konservatif tedavisinde beslenme, egzersiz ve fizik tedavi birlikte yürütülmesi gerektiğini ve hedefin sadece kilo vermek olmadığının altını çizen Dyt. Harika Özkaya Yurttadur, sözlerini şöyle tamamladı:  “İltihabı azaltmak, dolaşımı desteklemek ve semptomları kontrol altına almak tedavinin asıl amacıdır. Bilimsel temelli, anti-inflamatuar bir beslenme yaklaşımıyla lipödemin ilerlemesi yavaşlatılabilir, hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir. Bunun yanında Manuel lenf drenajı ile ödemin azaltılmasına yardımcı olur ve dolaşımı destekler. Yine lenf akışını düzenlemede kompresyon giysileri de yardımcı olur. Lenf ödem hastalarının ayrıca yürüyüş, yüzme, yoga, plates gibi düşük etkili egzersizleri de hayatlarına sokmaları son derece önemlidir.” </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/lipodemli-bireylerde-anti-inflamatuar-diyet-yasam-kalitesini-artiriyor-585283">Lipödemli Bireylerde Anti-inflamatuar Diyet Yaşam Kalitesini Artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 08:06:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[gözünüzden]]></category>
		<category><![CDATA[kaçmasın]]></category>
		<category><![CDATA[yaralanmaları]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=584662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evde ya da iş yerinde oldukça sık rastlanan göz yaralanmaları, çoğu zaman suyla yıkayarak geçiştirdiğimiz bir durum.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662">Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evde ya da iş yerinde oldukça sık rastlanan göz yaralanmaları, çoğu zaman suyla yıkayarak geçiştirdiğimiz bir durum. Hatta kızarıklık veya görme bulanıklığı olmadığında acil servise veya bir göz hekimine başvurmaktan kaçınabiliyoruz. Oysa geç kalındığında çok ciddi durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu da daha uzun süren tedaviler, hatta zaman zaman kalıcı izler demek. Özellikle kornea tabakasında oluşan çizilmeler, yabancı cisimlerin neden olduğu ve çıplak gözle dışarıdan görülemeyen izler, görme kalitesinin düşmesinde önemli bir etken. </p>
<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Habibe Topuz</strong>, göz yaralanmalarının ciddiye alınması ve en kısa sürede göz doktoruna başvurulması gerektiğinin altını çizdi. Reçetesiz alınan damlaların bilinçsiz kullanımının daha fazla ağrıya sebep olabileceğine veya yaralanmayı daha da kötüleştirebileceğine dikkat çeken <strong>Dr. Topuz</strong>, “Reçeteli ilaçlar ise yalnızca reçete edildikleri rahatsızlık için kullanılmalıdır, acil tedavi için uygun olmayabilir” diyor. </p>
<p><strong>Göz Yaralanmalarının Tedavisinde Uygulanması Gereken Adımlar  </strong></p>
<p>Göz yaralanmalarının pek çok farklı sebebi var. Bunları; bebek ya da ev hayvanlarının tırnak çiziklerinden gözleri sürekli bastırarak kaşımaya, ev temizliğinde kullanılan kimyasal maddelerin temasından cilt kremlerine, spor aletleriyle alınan darbelerden kırılan cam ya da porselen parçalarının çarpmasına kadar çok geniş bir yelpazede sıralamak mümkün. Ancak sebebi ne olursa olsun göz yaralanmalarında; özellikle ağrı, sulanma, kızarıklık, kaşıntı, görme azlığı, göz kapağında kesik veya çizik, göz bebeklerinde büyüklük farkı, gözün içinde veya kapağında kanama ve morarma gibi belirtilerde vakit kaybetmeden bir göz hekimine veya acil servis hekimine başvurulması gerekir. Farklı nedenlerden kaynaklanan göz yaralanmalarında atılacak ilk adımlar da önemli. Bu noktada hassas davranmak ve en doğru şekilde hareket etmek için aşağıdaki uzman önerilerini dikkate almakta fayda var.  </p>
<ul>
<li>Gözünüzde anormal ağrı, batma, aşırı sulanma varsa ve bulanık görüyorsanız bir göz pedi ile gözünüzü kapatın. Gözünüze göz damlası, merhem veya başka bir sıvı damlatmayın. En kısa zamanda göz hekimine veya hastanelerin acil servisine başvurun. </li>
<li>Gözünüze kum, kir, toz, toprak veya diğer küçük parçacıkların kaçması halinde birkaç kez göz kırpma veya temiz suyla yıkama yolunu deneyin. Sulanma ve batma devam ederse acil servise başvurun veya göz hekimine muayene olun. </li>
<li>Gözünüze metal, cam, porselen, seramik, sert plastik, epoksi, yapıştırıcı veya buna benzer yapay malzemelerin parçaları kaçmışsa gözünüzü ovuşturmayın. En kısa zamanda göz hekimine gidin. </li>
<li>Gözünüze gelen darbelerde ağrı ve şişliği azaltmak için hafifçe soğuk kompres uygulayın. Enfeksiyon riski nedeniyle, et veya benzeri yiyecekleri gözünüzde uygulamayın. Hafif bir darbeden sonra bile gözünüzde morarma, ağrı veya görme bozukluğu meydana gelirse mutlaka bir uzmana başvurun. Hafif bir darbe bile göz içi kanamalardan retina dekolmanı gibi ciddi göz yaralanmalara kadar birçok ciddi göz hasarına neden olabilir.</li>
<li>Gözünüzde kesici veya delici travma olursa, fazla bastırmadan gözünüzün üzerine bir kapatıcı (rondel, gazlı bez vs.) yerleştirin. Tıbbi yardım alana kadar bekleyin. Kesinlikle suyla, serumla veya farklı bir sıvıyla hatta göz damlasıyla dahi yıkamayın.</li>
<li>Gözde kimyasal yanıklar ve sıçramalarda ise gözünüzü bol temiz suyla yıkayın ve hızlıca acil tıbbi yardım alın.</li>
</ul>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/goz-yaralanmalari-gozunuzden-kacmasin-584662">Göz Yaralanmaları Gözünüzden Kaçmasın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Oct 2025 12:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor?</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485">Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/siddetli-kalca-agrisina-kalici-yontem-kalca-protezi-583485">Şiddetli kalça ağrısına kalıcı yöntem: Kalça protezi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 09:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısına]]></category>
		<category><![CDATA[baş]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[belirtiler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğunuzun]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ediyorsa]]></category>
		<category><![CDATA[eşlik]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=583028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda son yıllarda ekran kullanım süresinin uzaması, uyku düzensizlikleri, okul stresi ve sağlıksız beslenme nedeni ile baş ağrısı sorunu yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Aydınlı,<strong> </strong>baş ağrısının masum nedenleri olduğu gibi, ciddi hastalıklara işaret eden tehlikeli nedenlerinin de olabildiğini belirterek “Ülkemizde özellikle okul çağı çocuklarında baş ağrısı yaygın bir sağlık sorunu haline gelmiştir. İlköğretim çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, lise çağındaki çocukların ise üçte ikisinin değişen sıklıklarla baş ağrısı yaşadığı saptanmıştır. Baş ağrısının altında bazen açlık ve susuzluk gibi basit nedenler yatabilirken, bazen de ciddi sorunlardan kaynaklanabilir” diyor. Bu nedenle ailelerin özellikle bazı belirtilere çok dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydınlı, çocuklarda baş ağrısına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<ul>
<li><strong>Uyku düzeni ve beslenme bozuklukları </strong></li>
</ul>
<p>Yetersiz uyku, düzensiz uyku saatleri, açlık ve susuzluk çocuklarda baş ağrısı gelişimine zemin hazırlar. Düzenli uyku ve yeterli beslenme ağrıları azaltabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Psikolojik Stres ve Anksiyete</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda okul stresleri, arkadaş ilişkileri veya aile problemleri baş ağrısını tetikleyebilir. Bu durumlarda ebeveynlerin davranışları ve çocuğa yaklaşımları önemlidir, psikolojik destek gerekli olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Migren </strong></li>
</ul>
<p>Migren çocuklarda çok sık görülen baş ağrısı tipidir. Zonklayıcı, genellikle tek taraflıdır ve ışık, ses hassasiyeti, mide bulantısı gibi eşlik eden semptomlar olabilir. Atağı başlatan tetikleyiciler stres, açlık, uyku düzensizliği olabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Göz sorunları </strong></li>
</ul>
<p>Yanlış numaralı gözlük kullanımı, göz yorgunluğu, ekrana uzun süre maruz kalma veya göz hastalıkları baş ağrısına neden olabilir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda görme muayenesi ve uygun gözlük seçimi önemlidir.</p>
<ul>
<li><strong>Gerilim tipi baş ağrısı</strong></li>
</ul>
<p>Çocuklarda en sık görülen baş ağrısı türlerinden biri de gerilim tipi baş ağrısıdır. Stres, okul baskısı, duruş bozukluğu, psikolojik sıkıntılar bu baş ağrısına yol açabilir. Ağrı genellikle baş çevresinde sıkıştırıcı veya baskı hissi şeklindedir.</p>
<ul>
<li><strong>Sinüzit ve Enfeksiyonlar</strong></li>
</ul>
<p>Soğuk algınlığı, sinüs enfeksiyonu gibi durumlarda sinüslerin iltihaplanması baş ağrısı oluşturabilir. Bu ağrılar genellikle yüz ve başın ön kısmında hissedilir, burun tıkanıklığı gibi belirtilerle birlikte olur.</p>
<ul>
<li><strong>Kafa travmaları ve organik nedenler </strong></li>
</ul>
<p>Kafa yaralanmaları, kafa içi basınç artışları, nadiren tümör gibi ciddi nedenler de baş ağrısının sebebi olabilir ve mutlaka ciddi değerlendirme gerektirir. </p>
<p><strong>xxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxx</strong></p>
<p><strong>Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin</strong></p>
<p>Çocuklarda baş ağrısı konusunda toplumda en sık yapılan hatalar arasında; yanlış ağrı kesici kullanımı, baş ağrısını ihmal etme veya stres ve psikolojik etkenleri göz ardı etme geliyor. Prof. Dr. Nur Aydınlı, baş ağrısına özellikle bazı belirtiler eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden çocuk nöroloğu veya sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini belirterek, baş ağrısında ihmale gelmez durumları şöyle sıralıyor; </p>
<p>•        Ani başlayan, şiddetli veya sürekli ilerleyici baş ağrıları varsa</p>
<p>•        Baş ağrısına kusma, mide bulantısı, görme bozukluğu, bilinç değişikliği eşlik ediyorsa</p>
<p>•        Baş ağrısı uykudan uyandırıyorsa veya sabahları daha şiddetliyse</p>
<p>•        Kafa travması sonrası baş ağrısı varsa</p>
<p>•        Ağrı kesiciye yanıt vermiyorsa</p>
<p>•        Haftada iki veya daha fazla tekrarlıyorsa</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cocugunuzun-bas-agrisina-bu-belirtiler-eslik-ediyorsa-583028">Çocuğunuzun baş ağrısına bu belirtiler eşlik ediyorsa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerinizdeki]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalça]]></category>
		<category><![CDATA[nedeni]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortopedi Ve Travmatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam]]></category>
		<category><![CDATA[sorun]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582793</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir!</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yürümek, merdiven çıkmak, bağdaş kurmak, hatta oturup kalmak bile sizin için ızdıraba mı dönüşüyor? Şiddetli ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinizi yapmanızı önleyen bu yakınmalarınızın nedeni kalça eklemlerinizde gelişen bir sorun olabilir! Zira, vücudumuzun en önemli eklemlerinden biri olan kalça eklemleri çeşitli sebeplerden dolayı hasar görebiliyor. Kalça eklemlerinde en sık görülen problemlerden biri ise kıkırdak kaybına bağlı kireçlenme oluyor. Bu tablo, kalça eklemi çevresinde, özellikle de kasık bölgesinde ağrı ve hareket kısıtlılığıyla kendini belli ediyor.  İlaç, fizik tedavi ve yürümeye destek olan cihazlarla kalça eklemlerindeki kireçlenmeye ve diğer problemlere çözüm sağlanabilse de bu yöntemler bazen yetersiz kalabiliyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,</strong> bu noktada kalça protezi ameliyatının gündeme geldiğini belirterek, “Son yıllarda bu ameliyatlar uygun hasta grubunda oldukça başarılı sonuçlar vermekte ve hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Üstelik, günümüzün yeni nesil protezleri daha kaliteli üretilmekte ve vücuda çok daha kolay uyum sağlamaktadır. Ayrıca, protezler modern ameliyat teknikleriyle artık milimetrik hassasiyetle vücuda yerleştirilmektedir. Bu gelişmeler sayesinde protezlerin ömrü 30 yıla kadar uzamaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Kalça kırıklarından kireçlenmeye…</strong></p>
<p>Kalça eklemleri, yaşam kalitemiz için vazgeçilmez eklemlerden biri olarak nitelendiriliyor. Ayakta dururken dengede kalmayı sağlıyor, yürürken çok yönlü hareketlere izin veriyor ve koşma sırasında ani yüklenmeleri yumuşatarak eklemleri koruyor. Ayrıca, diz ile kalçalara aşırı ve dengesiz yük binmesini önlüyor. Merdiven çıkmak, yürümek ve spor yapmak gibi günlük faaliyetlerimizde kalça eklemi büyük bir önem taşıyor.   Dolayısıyla, kalça eklemlerinde gelişen hastalıklar veya kırıklar yol açtıkları şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığı nedeniyle yaşam kalitemizi ciddi boyutlarda düşürebiliyor. Kalça eklemlerinde oluşan sorunlarda ilaç, fizik tedavi ve ameliyat olmak üzere üç tedavi yönteminden faydalanılıyor.  Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi ameliyatına başvurulabilen sorunları “Kalça eklemi kireçlenmesi, doğuştan veya sonradan oluşan kalça çıkıkları, bazı romatizmal hastalıklar, kalça kırıkları, tümör, enfeksiyon veya avasküler nekroz gibi sebeplerle geri dönüşsüz olan kıkırdak ve eklem bozulmaları” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Hastalar en çok şiddetli ağrıdan yakınıyor</strong></p>
<p>Kalça eklemi hastalıklarında en sık rastlanan ve hastaları en çok rahatsız eden sorun, hareketleri kısıtlayacak şiddete ulaşabilen ağrı oluyor. Ağrı genellikle kasık bölgesinde hissediliyor ve bazen dize kadar yayılabiliyor. Bununla birlikte, topallama ve eklemde hareket kısıtlılığı nedeniyle günlük aktivitelerde zorlanma gibi şikayetler de doktora başvurma sebeplerinden. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, hastaların şikayetlerini genellikle “Kasığımda ve kalçamda ağrı var. Dizim ağrıyor, yürürken kilitleniyorum. Bazen kalçama  bir şey takılıyor, topallıyorum. Bacağım diğerine göre kısaldı. Tam çömelemiyor, oturamıyor ve bağdaş kuramıyorum”  gibi cümlelerle dile getirdiklerini söylüyor. </p>
<p><strong>Protez hastaya ve hastalığa göre seçiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı hasar gören kalça ekleminin çıkarılması ve yerine yapay eklem yerleştirme ameliyatıdır. Hangi tür protezin yerleştirileceği ise hastaya ve hastalığa göre değişiyor. Genç ve kemik kalitesi iyi olan hastalarda genellikle çimentosuz ve uzun ömürlü protezler tercih ediliyor. Seramik-polietilen ve seramik-seramik yüzeyli protezler en sık tercih edilen türleri oluşturuyor. Standart protezlerin yeterli olmadığı nadir durumlarda ise kişiye özel protezler kullanmak  veya düzenlemek gerekebiliyor.  </p>
<p><strong>Çok genç hastalar da ameliyat olabiliyor</strong></p>
<p>Kalça protezi ameliyatı için özel bir yaş sınırı bulunmuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong>kalça protezi cerrahisine karar verilirken hastanın yaşından ziyade eklemin durumunun dikkate alındığını belirterek, “Genellikle orta ve ileri yaş grubunda daha çok başvuruluyor olsa da bazı hastalıklarda çok genç hastalarda da kalça protezi ameliyatı yapılmaktadır” diyor. </p>
<p><strong>Yeni nesil protezlerin ömrü 30 yılı bulabiliyor</strong></p>
<p>Son yıllarda, yeni nesil protezler daha kaliteli malzemelerden yapılıyor; minimal invaziv, robotik ve navigasyon destekli ameliyatlar gibi hassas cerrahi teknikleri kullanılıyor. Bunların yanı sıra ağrıyı gidermeye yönelik uygulanan tedavilerdeki gelişmeler ameliyat sonrasında hızlı rehabilitasyonu mümkün kılıyor, böylece hastalar günlük yaşamlarına daha erken dönebiliyorlar. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam,<strong> </strong> tüm bu gelişmeler sayesinde günümüzde yeni nesil protezlerin ömrünün 30 yıla kadar uzadığını vurgulayarak, “Hastanın yaşı, yaşam tarzı, protezin kalitesi ve ameliyat tekniği protezlerin ömrünü etkileyen faktörleri oluşturmaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ameliyat sonrasında spor yapmak mümkün, ancak…</strong></p>
<p>Hastalar ameliyat sonrasında ertesi gün ayağa kaldırılıyor ve yürüteç veya koltuk değneğinin desteğiyle, ağrının izin verdiği ölçüde yürütülüyor. Genel olarak, ameliyattan bir ay sonra da desteksiz yürümeye başlayabiliyor ve  günlük yaşamlarına dönüş yapabiliyorlar. Kalça protezi ameliyatı olan hastaların spor yapmalarında bir sakınca görülmese de aşırı ve ani yüklenmelerden mutlaka kaçınmak gerektiği uyarısında bulunan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ameliyattan 6 hafta sonra yüzmekte, bisiklete binmekte ve ağırlıklarla kontrollü egzersizler yapmakta bir sakınca yoktur. 3-6 ay arasında hafif tempolu sportif aktiviteler güvenle yapılabilir.  Ancak, düşme riski yüksek olan futbol ve basketbol gibi sporlardan uzak durulması önem taşımaktadır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nedeni-kalca-eklemlerinizdeki-bir-sorun-olabilir-582793">Nedeni kalça eklemlerinizdeki bir sorun olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 07:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[ergenlerde]]></category>
		<category><![CDATA[menisküs]]></category>
		<category><![CDATA[Menisküs Yırtığı]]></category>
		<category><![CDATA[önemli]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[Toker]]></category>
		<category><![CDATA[yaygınlaşıyor]]></category>
		<category><![CDATA[yırtığı]]></category>
		<category><![CDATA[Yırtık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=582396</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda menisküs yırtıkları sadece yetişkin sporcularda değil, çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396">Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda menisküs yırtıkları sadece yetişkin sporcularda değil, çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker</strong> dizlerde bazı şikayetlerin ihmale gelmeyeceğini, aksi taktirde kolayca çözülebilecek sorunların cerrahi gerektirebildiğini belirtirken, “Buna karşın her menisküs yırtığı ameliyat gerektirir algısı da doğru değildir. Günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde çoğu yırtıkta ameliyata gerek kalmadan tedavi başarıyla sağlanmaktadır” diyor.  Doç. Dr. Berkin Toker, dizlerde alarm veren belirtileri ve menisküs yırtığına yol açan etkenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>
<p>Çocuklarda spora katılımın artması, hazırlıksız spora başlama ve basketbol ya da futbol gibi dizin sıkça dönmeye maruz kaldığı branşlarda ani yüklenmeler son yıllarda menisküs yırtıklarında artış görülmesine neden oluyor. Son 10-15 yılda özellikle pediatrik menisküs yırtıkları ile çok daha fazla karşılaştıklarını belirten <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker</strong>, “Özellikle çocuk ve ergen yaş grubunda spora katılımın artması, rekabetçi ortama çocukların daha sık ve daha erken yaşlarda girmeleri ve hatalı davranışlar bunda büyük rol oynuyor. Günümüzde MR gibi görüntüleme yöntemleri de daha yaygın kullanıldığından, tanı konulan olgu sayısında da artış oluyor. Ayrıca doğuştan gelen ve zamanla farklı bir şekil alan (C şekli) diskoid menisküs yapısı da yırtık riskini artırabiliyor” diyor.  </p>
<p><strong>Dizde alarm veren belirtiler!</strong></p>
<p>Menisküs yırtığı olan hastaların genellikle ağrı şikayetiyle başurduğunu, günlük yaşam ve spor aktivitelerinde önemli düşüşler ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Toker, menisküs yırtığında alarm veren sorunları şöyle anlatıyor: “Ani dönme veya çömelme sonrası ağrı ve şişlik, dizde takılma-kilitlenme hissi, merdiven inip çıkarken ağrı ya da dizini tam bükememe en sık görülen şikayetlerin başında geliyor. Özellikle; kilitlenme, şişlik, üzerine basamama, gece ağrısı, dizi tam açıp- kapayamama ve tekrarlayan boşalma-takılma gibi belirtilerin ‘geçer’ diye beklemeden acil değerlendirilmesi gerekir. Genç ve aktif hastalarda bu semptomlar cerrahiyi de gündeme getirebilir.”</p>
<p><strong>Evde dizleri güçlendirmek için!</strong></p>
<p>Sonbahar ve kış aylarında kaygan zemin, kış sporları, ısınma eksikliği ve fiziksel aktivite sürekliliğinin bozulmasının menisküs yırtığı riskini artırdığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Berkin Toker diz çevresini kuvvetlendiren basit egzersizlerin birçok diz probleminde olduğu gibi menisküs sağlığı açısından da önemli bir rol oynadığını vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu basit egzersizler birçok eklem içi kaynaklı diz probleminde etkilidir, sonuçları yüz güldürücüdür. Düzgün ve düzenli bir şekilde yapıldığında hastaya önemli faydalar sağlamaktadırlar. Bunların en önemlisi, aynı zamanda en kolay yapılabilir olanları izometrik egzersizlerdir yani kas kasılması prensibine dayanan egzersizlerdir. Bu egzersizler özellikle kuadriseps adındaki diz çevresi kaslarını kuvvetlendirmede çok önemlidir.”</p>
<p><strong> “Her menisküs yırtığı=Ameliyat” algısı yanlış!</strong></p>
<p>Her menisküs yırtığının cerrahi gerektirmediğini, MR’da menisküs yırtığı görülen hastaların çoğunu ameliyatsız yani konservatif şekilde takip ettiklerini belirten Doç. Dr. Toker “Aktivite modifikasyonu, kısa dönem ağrı-ödem kontrol, kişiye özel fizyoterapi ve kuvvetlendirme programı tedavinin temel taşlarıdır. Ama bazı yırtıklarda tedavi cerrahidir. Burada menisküs yırtığının şekli, lokasyonu, hastanın yaşı, beklentisi gibi birçok faktör karar vermede önemlidir” diyor. Tedavide son yıllarda kullanıma giren, menisküs tamirini kolaylaştıran yeni implantların cerrahideki tamir şansını artırdığını vurgulayan Doç. Dr. Toker “Cerrahide ilk hedef menisküsü tamir etmektir. Tamir edilemeyen durumlarda ise menisküsün yırtık olan kısmının çıkarılması yani menisektomi yapılır” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/meniskus-yirtigi-cocuk-ve-ergenlerde-de-yayginlasiyor-582396">Menisküs yırtığı çocuk ve ergenlerde de yaygınlaşıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:26:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[cep]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hareketlere]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[omuz]]></category>
		<category><![CDATA[Omuz Ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[şikayet]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[sporda]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[telefonundan]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<category><![CDATA[zorlayıcı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581771</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı, işlerde zorlanma, uykudan uyandırma… Son yıllarda omuz ağrılarından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer</strong> “Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda omuz ağrısının, bel-boyun ağrısından daha fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. </p>
<p>Cep telefonlarının yoğun kullanımından masa başı çalışırken duruş bozukluklarına, spor yaparken zorlayıcı hareketlerden ağır sırt çantası taşımaya dek günlük yaşamda yapılan bazı yanlışların da omuz hastalıklarının artmasına neden olduğunu belirten Dr. Değer, artık gençlerde hatta çocuklarda da şikayetlerin yaygın görüldüğünü söylüyor.</p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer omuzlarda en sık ortaya çıkan hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile omuzları tehdit eden hataları anlattı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.  </p>
<p>Kimi zaman ‘geçer’ diye beklendiği, kimi zaman da işlerin yoğunluğundan dolayı doktora başvurulması ötelendiği için omuzlarımızda ortaya çıkan sorunlar zamanla çok daha karışık bir hal alarak, basit bir tedavi yerine ameliyata kadar ilerleyebiliyor. Günlük yaşantının koşuşturmacasında yapılan bazı yanlış hareketlerin omuz sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiğini belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopodi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Göker Utku Değer “Omuz ağrısı ile kliniğe başvuran hastalarımızda; gömlek, ceket, sütyen vb. kıyafetleri giymekte, saçını taramakta, yemeğini yemekte, raflara uzanmakta zorlanma başlıca şikayet sebepleri olmaktadır. Hastalarımız tarafından ‘elimi belime götüremiyorum’, ‘bir yere uzanıp bir bardak dahi alamıyorum’, ‘omuzumun üstüne yatamıyorum, yatınca uyuyamıyorum’ veya ‘uykudan uyandırıyor’ gibi şikayetler de sıkça dile getiriliyor” diyor. </p>
<p>Omuz ekleminin vücudumuzdaki en fazla hareket açıklığına sahip, en komplike eklem olduğunu vurgulayan Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Omuz çevresinde birçok farklı anatomik yapıdaki problemler omuz ağrısına neden olabilmektedir. Doğru tedavi uygulanabilmesi için, öncelikle detaylı omuz muayenesi ve ardından gerekli görüntülemeler yapılması gerekmektedir. Aksi taktirde yetersiz veya yanlış tedavilerle kronikleşen durumlar ortaya çıkıp kas dengesinin bozulması ve kas kütle kaybı ile yeni problemler eklenebilir ve hastalıkların tedavisi daha zorlaşıp daha uzun sürebilmektedir.”</p>
<p><strong>Bu hatalardan kaçının!</strong></p>
<p>Günümüzde omuz hastalıklarının gençlerde de yaygınlaştığını hatta çocuk yaşlara kadar indiğini belirten Dr. Göker Utku Değer sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle spor esnasında tekrarlayan omuz hareketleri ile kola ve omuza ağır/ters yük binmesi, omuz ve çevresindeki problemlerin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Toplumun spora olan ilgisinin artması ve erken yaşta profesyonel spora daha fazla yönelinmesi omuz ağrısını çocukluk yaşlarına kadar indirmiştir. Fitness salonlarının ve vücut geliştirme sporunun yaygınlaşması ile de gençlerde ağır veya yanlış egzersizlere bağlı omuz zorlanmaları ve yaralanmalarına bağlı ağrılar sıklıkla görülmektedir. Ayrıca masa başı çalışma esnasında saatlerce bilgisayar karşısında yanlış oturuş, cep telefonlarının yoğun kullanımı nedeniyle uzun süreli duruş bozuklukları, özellikle seyahatlerde uzun süre ağır sırt çantaları ile dolaşmak ve valizlerin taşınması esnasında yanlış hareketler de boyun ve sırt bölgesindeki kasları olumsuz etkileyerek postürün değişimine, ardından da hareket kısıtlılığı ve ağrılara neden olmaktadır. </p>
<p><strong>Omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıklar!</strong></p>
<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Değer omuz ağrısının bel ve boyun ağrısı ile birlikte toplumda ağrı şikayetinin en sık görüldüğü üç bölgeden biri olduğunu belirterek “Yapılan birçok çalışmada; omuz ağrısının toplumun yüzde 25-30’unda görüldüğü bildirilmiştir. Yakın zamanda ülkemizde erişkinlerde ağrının incelendiği bir çalışmada da; bireylerin yüzde 60’ında omuz ağrısı olduğu tespit edilmiştir ve bu hasta grubunda bel-boyun ağrısından fazla görüldüğü bildirilmiştir” diyor. Dr. Göker Utku Değer son yıllarda omuzlarda en sık karşılaşılan hastalıkları “Üst kol kaslarından biri olan biseps kasının tendonunun iltihaplanması (Biseps tendiniti), omuz sıkışması sendromu, omuzda ağrı/güç kaybı ve hareket kısıtlılığına yol açan Rotator manşet tendon zorlanmaları ve yırtıkları, donuk omuz, tekrarlayan omuz çıkığı, halk arasında kulunç olarak bilinen Miyofasiyal Bant, tendonun içinde kalsiyum birikmesi sonucu oluşan ve ağrıya/hareket kısıtlılığına neden olan Kalsifik tendinit ve kireçlenme olarak bilinen omuz eklem artrozu” olarak sıralıyor.  </p>
<p><strong>Doğru ve erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p>
<p>Omuz ağrısı tedavisinde doğru ve erken tanının çok büyük önem taşıdığını, tedavinin bu sayede hem daha kolay hem de daha kısa sürede başarıya ulaşacağını belirten Dr. Değer sözlerine şöyle devam ediyor; “Tedavi erken evrede basit olarak günlük kullanıma dikkat edilmesi, ağrı kesici ve ödem azaltıcı ilaçlar kullanılması ve soğuk uygulaması ile başlamaktadır. Hastanın şikayetinin süresinin veya şiddetinin artması ile hastalıklı dokuyu yenileyici veya yangıyı bastırıcı birtakım enjeksiyon yöntemleri uygulanılıp fizik tedavi uygulamaları ile tedavi kombine edilebilir. Sıklıkla hastalıkların ileri evrelerinde cerrahi tedavilere geçilmektedir. Ancak bazı hastalıkların başlangıç anında –örneğin; akut travmatik rotator manşet yırtığı- cerrahi tedavilere gereksinim duyulmaktadır. Günümüzde omuz ilişkili birçok hastalığa kapalı yöntemlerle cerrahi tedavi uygulamaktayız. Bu sayede ameliyat sonrasında daha az ağrı daha az ameliyat izleri ile hızlı iyileşme sağlanabilmektedir. Teknolojik gelişmeler ile hem cerrahi yöntemler pratikleşmekte hem de uygulanan materyallerin çeşitliliği ve dayanıklılığı artmaktadır.” Dr. Değer omuz çevresi, boyun ve sırt kaslarının bilinçli bir şekilde yapılacak egzersizle kuvvetlendirilmesi, doğru duruş alışkanlığının kazanılması ve omuzları riske atan yanlış hareketlerden kaçınılması ile omuz sağlığını korumanın mümkün olacağını vurguluyor. </p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/cep-telefonundan-sporda-zorlayici-hareketlere-581771">Cep telefonundan sporda zorlayıcı hareketlere!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Oct 2025 16:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarda]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[dizlerde]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kalıcı]]></category>
		<category><![CDATA[oluşan]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetli]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581610</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/dizlerde-olusan-siddetli-agrilarda-kalici-yontem-581610">Dizlerde oluşan şiddetli ağrılarda kalıcı yöntem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 09:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[diz]]></category>
		<category><![CDATA[eklem]]></category>
		<category><![CDATA[eklemindeki]]></category>
		<category><![CDATA[gün]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hastalar]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[olabilir]]></category>
		<category><![CDATA[protezi]]></category>
		<category><![CDATA[sebebi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=581171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanma, geçirdiğimiz kırıklar, eklem enfeksiyonları veya doğuştan gelen eklem sorunları gibi çeşitli nedenlerle eklem kıkırdaklarımız zamanla hasar görüyor. Yıpranan ve aşınan eklem kıkırdak yüzeyleri nedeniyle diz eklemlerinde oluşan şiddetli ağrılar ise yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor; yürümeyi, hatta adım atmayı bile önleyebiliyor. <strong>Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,</strong> diz protezi cerrahisinin eklem kıkırdak hasarının son evresinde, yani artık ileri düzey kireçlenme veya artroz olarak adlandırılan durumda uygulanan etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıktığını belirterek,  “2024 yılı verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon, ülkemizde de yaklaşık 100 bin kişi diz protezi cerrahisi olmaktadır. Üstelik, yaşam süresinin uzamasına ve obezitenin görülme sıklığının yükselmesine paralel olarak diz protezi cerrahisi olan kişi sayısı giderek artmaktadır” diyor. </p>
<p>Modern cerrahi teknikler ve gelişen teknoloji sayesinde ameliyatların başarı oranı günümüzde giderek artıyor ve bu sayede protezlerin ömrü uzarken, hastalar da günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, diz protezi cerrahisinden başarılı sonuç alınmasında bazı kurallara dikkat edilmesinin kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak,  “Diz protezi cerrahisi öncesinde hasta detaylıca değerlendirilmeli; genel durumu, hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve beklentileri çok iyi bilinmelidir. Çünkü, titiz bir hazırlık süreci ameliyatın başarısı için büyük önem taşımaktadır” bilgisini veriyor. </p>
<p><strong>Ağrısız ve konforlu bir yürüyüş! </strong></p>
<p>Diz eklemi iç kısım ve dış kısım olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. Sadece iç kısımda oluşan kıkırdak aşınmaları yarım diz proteziyle tedavi edilirken, her iki kısımda gelişen kireçlenmelerde ise tam diz protezi ameliyatına başvuruluyor. Protezler genellikle metal ve plastik bileşenlerden oluşuyor ve diz ekleminin doğal hareketlerini taklit edecek şekilde tasarlanıyor. Diz protezi cerrahisinin amacı; şiddetli ağrıya neden olan aşınmış kıkırdak yüzeylerinin temizlenmesi ve yerine protezin yerleştirilmesiyle ağrının azalmasını sağlamak, böylece hastaların konforlu bir şekilde yürüyebilmelerini mümkün kılmak. Yapılan çalışmalarda, eklem protezi ameliyatlarının hastanın ağrısını azaltmada son derece başarılı olduğu ortaya konmuş. </p>
<p><strong>Ameliyat ileri aşamada gündeme geliyor </strong></p>
<p>Diz ağrısı sorunu olan hastalarda ağrı kesici ilaçlar ve koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı yöntemler  ilk aşamada başvurulması gereken tedavileri oluşturuyor. Ayrıca, eklem içi enjeksiyonlar da eklem kireçlenmesinin erken dönemlerinde faydalı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak ileri düzey eklem kireçlenmelerinde ve eklem aşınmalarında artık bu tedaviler şiddetli ağrıyı geçirmiyorsa, eklem hareketleri ciddi şekilde kısıtlanmışsa, o zaman diz protezi ameliyatının önerildiğini belirtiyor.  </p>
<p><strong>Her yaş grubu protez ameliyatı olabiliyor</strong></p>
<p>Genellikle 60 yaş ve üzerindeki kişilere uygulanan diz protezi cerrahisi için kesin bir yaş sınırı bulunmuyor. Hastanın genel durumu, mevcut diğer hastalıkları ve beklentileri göz önüne alınarak her yaş grubuna diz protezi cerrahisi yapılabiliyor. Ancak 60 yaş öncesindeki genç hastalarda ameliyata detaylı bir değerlendirmeyle karar veriliyor. </p>
<p><strong>Diz protezlerinin ömrü 30-40 yıla kadar uzuyor</strong></p>
<p>Gelişen protez üretimi, tasarım teknolojileri, ameliyathane tekniklerinin gelişmesi ve ameliyathane sterilizasyon yöntemlerinin daha sıkı takip edilmesiyle birlikte vücuda yerleştirilen protezlerin ömürleri artık giderek uzuyor ve 30-40 yıl olarak hesaplanıyor. Diz protezlerinde yıllardır başarıyla uygulanan geleneksel cerrahi yöntemlerine son yıllarda eklenen robotik cerrahi yöntemi de protezin ömrünün uzamasında önemli bir rol üstleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak, “Robotik cerrahi yöntemi hekimlere kemik kesimlerinde ve protezin dizlere yerleştirilmesinde milimetrik hassasiyetle destek sağlamaktadır. Bu kolaylık sayesinde ameliyat sonrasındaki komplikasyon riski oldukça azalırken, protezlerin ömürleri de uzamaktadır” diyor. Prof. Dr. Selami Çakmak, ancak son yıllarda robotik yöntem ön plana çıkmış olsa da halen yıllardır bilinen geleneksel yöntemlerin de başarıyla uygulanmaya devam ettiğini söylüyor. </p>
<p><strong>Hastalar ilk gün destek yardımıyla yürüyebiliyor </strong></p>
<p>Diz protezi cerrahisi sonrasında ilk gün hastaların ağrıları olabiliyor. Ancak, damar yoluyla verilen ilaçlar ve lokal veya bölgesel anestezi yöntemleri sayesinde ağrı minimal seviyeye indiriliyor. Hastalar ilk günden itibaren  yürüteç veya koltuk değneği gibi yardımcı yöntemlerle, 15-20 gün sonrasında da desteksiz yürümeye başlayabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Selami Çakmak,<strong> </strong>ameliyat sonrasında fizyoterapi tedavisine başlamanın hızlıca iyileşmenin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Beslenmeye dikkat edilmesi ve verilen ilaçların düzenli kullanılması da hızlı iyileşmeyi desteklemektedir” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sebebi-diz-eklemindeki-kireclenme-olabilir-581171">Sebebi diz eklemindeki kireçlenme olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 12:26:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrılarınız]]></category>
		<category><![CDATA[Algoloji]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[doğru]]></category>
		<category><![CDATA[duyduklarınız]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=578720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Vücut ağrıları, hayatımızın farklı dönemlerinde karşımıza çıkıyor ve yaşam kalitemizi ciddi şekilde düşürebiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720">Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vücut ağrıları, hayatımızın farklı dönemlerinde karşımıza çıkıyor ve yaşam kalitemizi ciddi şekilde düşürebiliyor. Ancak birçok kişi, ağrılarla baş ederken kulaktan dolma bilgiler ve yanlış yönlendirmeler nedeniyle doğru tedavi yöntemlerine ulaşamıyor. Ağrının bir hastalık değil, altta yatan başka bir problemin belirtisi olduğunu vurgulayan <strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi </strong><strong>Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alireza Soltanzadeh,</strong> bu nedenle her ağrının multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çiziyor ve doğru bilinen yanlışlar hakkında uyarıyor.</p>
<p><strong>Bel fıtığı varsa ameliyat gerekir mi?</strong></p>
<p>Aslında her bel fıtığı ameliyat edilmez. Çoğu hastada istirahat, egzersiz, fizik tedavi ve algoloji uzmanlarının uyguladığı girişimsel yöntemlerle başarılı sonuçlar alınır. Lazer, radyofrekans veya ozon tedavisi gibi teknikler sayesinde hastalar ameliyatsız ağrılarından kurtulabilir. Ameliyat her durumda zorunlu değildir.</p>
<p><strong>Ağrıya katlanırsam geçer mi? </strong></p>
<p>Kronik ağrı, kendi kendine geçmez. Aksine zamanla sinir sisteminde kalıcı değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle ağrıya katlanmak yerine, erken dönemde bir algoloji uzmanına başvurmak önemlidir. Ağrıyı hafifletmek sadece konfor için değil, sağlığın korunması için de gereklidir.</p>
<p><strong>Fibromiyalji, migren ya da kronik yorgunluk psikolojik midir? </strong></p>
<p>Bu hastalıkların temelinde sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle ilgili karmaşık mekanizmalar vardır. Elbette ruhsal durum ağrıyı etkiler ama tek neden psikoloji değildir. Vagus sinir hidrodiseksiyonu gibi yeni yöntemler, bu hastalıklarda bedenin dengesini yeniden kurmayı hedefler. Yani bilim, artık bu sorunların “gerçek” olduğunu ve tedavi edilebileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Ağrı kesici ilaçlar zararlı mıdır?</strong></p>
<p>Gereksiz ve uzun süreli kullanım zararlı olabilir ancak kontrollü ve doktor gözetiminde kullanılan ağrı kesiciler güvenlidir. Önemli olan, ağrının kaynağını bulmak ve doğru tedaviyle sorunu çözmektir. Algoloji tam da bu noktada devreye girer.</p>
<p><strong>Sinir blokları tedavisi riskli midir?</strong></p>
<p>Bu yaygın bir korkudur. Oysa ki sinir blokları, ultrason veya floroskopi gibi ileri görüntüleme yöntemleri eşliğinde güvenle yapılır. Doğru ellerde risk son derece düşüktür ve hastaya büyük rahatlama sağlar.</p>
<p><strong>Yaşlılarda ağrı normal midir, tedaviye gerek yok mudur?</strong></p>
<p>Yaş almak, ağrı çekmek anlamına gelmez. Kronik ağrı yaşlıların hayat kalitesini ciddi şekilde düşürür, hareketlerini kısıtlar ve depresyona yol açar. Algoloji tedavileriyle yaşlılarda da ağrısız ve aktif bir yaşam mümkündür.</p>
<p><strong>Algoloji sadece bel-boyun ağrısına bakar mı?</strong></p>
<p>Algoloji çok daha geniş bir alandır. Kanser ağrılarından migrene, eklem ağrılarından nöropatik ağrılara kadar birçok farklı tabloyu kapsar. Sinir blokları, eklem içi enjeksiyonlar, epidural ve spinal uygulamalar, hatta sinir kökü tedavileri algolojinin alanına girer. Yani algoloji sadece “bel-boyun” değil, bütün kronik ağrılar ile ilgilenen uzmanlık alanıdır ve yüksek teknoloji ile kişiye özel tedaviler sunar.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agrilariniz-hakkinda-duyduklariniz-dogru-mu-578720">Ağrılarınız Hakkında Duyduklarınız Doğru mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2025 17:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[Boyun Fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[riskini]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=574717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, boyun fıtığının nedenleri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve önleme yolları hakkında bilgi verdi.</p>
<p><strong>Boyundan kollara uzanan ağrı boyun fıtığı belirtisi olabilir!</strong></p>
<p>Boyun fıtığının iki kemiğin arasındaki kıkırdak topunun yerinden çıkıp kola giden sinirleri bası altına almasıyla ortaya çıktığını aktaran Prof. Dr. Onur Yaman, “Genellikle genç yaş grubundaki kişilerin özellikle bilgisayarı, cep telefonunu çok kullanmalarıyla yaşlı hastalarda da yaşlanmayla birlikte kıkırdak dokusunun eskisi kadar esnek olmamasıyla ortaya çıkan mekanik bir durum.” dedi.</p>
<p>Boyun fıtığı belirtilerinin genellikle boyunda ağrı ile başladığını kaydeden Yaman, “Boyundan başlayan ağrı başa doğru yayılır. Yine fıtığın olduğu yere göre kürek kemiklerinde ve omuzlarda ağrı ortaya çıkabilir. Bazen sinirin üzerindeki basıyla birlikte kollarda ve parmaklarda ağrı, uyuşukluk ve ilerleyen dönemlerde de kuvvetsizlik şikayetleri oluşabilir.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Boyun fıtığı ameliyatı önden ya da arkadan yapılabilir! </strong></p>
<p>Boyun fıtığı ameliyatlarının iki şekilde yapılabildiğini ifade eden Prof. Dr. Onur Yaman, “Ameliyatın ön taraftan ya da arka taraftan yapılmasına karar verilebilir. Bu karar hastanın yaşı, boyun fıtığının sayısı ve yerine göre verilir.” dedi.</p>
<p>Ameliyatın yapılacağı bölgeye göre risklerin değiştiğini de dile getiren Yaman, “Ön taraftan yapıldığında yemek borusu, nefes borusu, konuşma siniri, şah damarı gibi yapılar ön bölgede yer aldığı için bu hayati organların yaralanmalarına bağlı sorunlar görülebilir. Ancak bu tür sorunların görülme oranı oldukça düşük. Arka taraftan yapıldığında ise enfeksiyon, omurilik zarının yaralanması, kola giden sinirlerin hasar görmesi gibi riskler var. Günümüzde kullanılan teknolojilerle de bu riskler oldukça azalmış durumda.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Boyun fıtığını önlemek ve tekrarını engellemek için yaşam tarzında düzenlemeler şart!</strong></p>
<p>Boyun fıtığını tetikleyen sebeplere değinen Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Onur Yaman, “Özellikle boynu öne doğru getirme hareketi, boyun fıtığı oluşma ve tekrarlama riskini arttırır. Dolayısıyla cep telefonuyla uzun süre kullanılacaksa kulaklık kullanılmalı. Bilgisayar başında çok fazla kalınıyorsa ekranı göz hizasına getirilmeli. Boynu öne doğru eğecek hareketlerden mümkün olduğunca uzak durulmalı.” dedi.</p>
<p>Özellikle ön taraftan yapılan boyun fıtığı ameliyatlarından sonra, aynı yerde fıtığın tekrar etme olasılığının düşük olduğunu kaydeden Yaman, “Ancak komşu segment hastalığı denilen, ameliyat edilen yerin bir üst bölgesinin sorun çıkma olasılığı yaklaşık yüzde 20. Dolayısıyla ameliyatlardan sonra hastaların özellikle yaşam tarzlarını düzenlemeleri gerekir. Başlarını çok fazla öne eğmelerine neden olacak pozisyonlardan kaçınmalılar.” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>Boyun fıtıklarının çoğu cerrahiye gerek kalmadan tedavi edilebiliyor! </strong></p>
<p>Boyun fıtıklarının büyük bir kısmının ameliyatsız tedavi edilebildiğine vurgu yapan Prof. Dr. Onur Yaman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Bu yöntemlerden biri boyunluktur. Fizyoterapi yöntemleriyle sırt ve boyun kaslarını kuvvetlendirerek hastaların şikayetleri geriletilebilir. Bunun dışında ağrıyı ortadan kaldırabilecek enjeksiyonlar da şikayetleri azaltarak fıtığın ilerleyişini durdurabilir.”</p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/teknoloji-kullanimi-genc-yasta-boyun-fitigi-riskini-artiriyor-574717">Teknoloji kullanımı, genç yaşta boyun fıtığı riskini artırıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek Topuklu Ayakkabılarla İlişkili 10 Sağlık Sorunu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ayakkabilarla-iliskili-10-saglik-sorunu-571972</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 12:19:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Ayakkabılar]]></category>
		<category><![CDATA[ayakkabılarla]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkili]]></category>
		<category><![CDATA[kullanım]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[topuklu]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar, kadınlarda hoş ve zarif bir görünüm sağlıyor olsa insan ayağının ergonomisine uymadıkları için çeşitli sağlık sorunlara neden olabiliyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ayakkabilarla-iliskili-10-saglik-sorunu-571972">Yüksek Topuklu Ayakkabılarla İlişkili 10 Sağlık Sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar, kadınlarda hoş ve zarif bir görünüm sağlıyor olsa insan ayağının ergonomisine uymadıkları için çeşitli sağlık sorunlara neden olabiliyor. Yüksek topuklu ayakkabılar zamanla ağrı, duruş bozuklukları ve uzun vadede ayak hasarına yol açabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Muhammed Melez, yüksek topuklu ve dar ayakkabıların uzun süreli kullanımında ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgili bilgi verdi.</p>
<p><strong>Şık ve uzun görünmek isterken doğal duruşunuzu bozabilirsiniz</strong></p>
<p>Dar ve yüksek topuklu ayakkabılar, kadınların daha şık görünmesini sağlamasının yanı sıra onları daha uzun boylu gösterir. Ancak yüksek topuklu ayakkabılar doğal duruşu bozmaktadır. Giyildiğinde ayak topuğunu parmakların üzerine çıkaran yüksek topuklu ayakkabılar, göz alıcı ama doğal olmayan bir duruş oluşturmaktadır. Şıklık ve uzun görünmek için tercih edilen ayakkabılar vücut ağırlığını ayakların ön kısmına kaydırmaktadır. Bu da zamanla ayaklarda sorunlara neden olabilmektedir. Ayrıca ayak parmaklarının ayak kemikleriyle birleştiği noktada (falankslar ve metatars başları) bükülmesine neden olarak, vücudun doğal yastıkçığını ayak tabanının altından kaydırmakta ve bölgeye ek baskı uygulamaktadır.</p>
<p><strong>Omurga eğriliklerine yol açabilir</strong></p>
<p>Rahatsızlığa ve ayak hasarına neden olmalarıyla bilinen bu ayakkabılar, özel günlerde ve sosyal etkinliklerde popüler bir seçenek olmaya devam etmektedir. Yapılan araştırmalarda uzun süreli kullanım nedeniyle yüksek topuklu ayakkabıların kadınların omurgasına, kalçalarına, dizlerine, ayak bileklerine ve ayaklarına zarar verdiği, hatta duruşlarını ve yürüyüşlerini değiştirdiği belirlenmiştir. Özellikle kemikleri henüz tam olarak gelişmemiş genç kadınlarda omurga eğriliğine bile neden olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p><strong>Topuklu ayakkabıların vücuda olumsuz etkileri</strong></p>
<p>Yüksek topuklu ayakkabılar, bel ağrısından ayak bileği burkulmalarına kadar pek çok olumsuz etkiye neden olabilmektedir.</p>
<ol>
<li><strong>Bel ağrısı: </strong>Yüksek topuklu ayakkabılar ayaklarda dengeli yük dağılımına engel olduğu için ve özellikle bel bölgesinde inflamasyona,  ağrı ve sızıya neden olabilir.</li>
<li><strong>Ayak ağrısı:</strong> Yüksek topuklu ayakkabılar estetik açıdan iyi görünse de genellşkle kullanıcıyı rahatsız eder. Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayanlar buna alışmakta zorlanabilmektedir. Alışma aşamasında uzun süre kullanım sonucunda bu tür ayakkabılar rahatsızlığın ve ayak ağrısının nedenidir. Bu sürede topukta, belde, ayak tabanında veya parmaklarda keskin ağrılar ortaya çıkar.</li>
<li><strong>Damarlara baskı:</strong> Yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı kan damarlarının normal seyrini bozmakta ve ayağa uygulanan baskı nedeniyle kan akışı kısıtlayarak ve vasküler (damar) yapılara zarar verebilir.</li>
<li><strong>Omurgada kamburlaşma:</strong> Yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı vücut aksını bozduğu için sırtın normalden daha fazla kamburlaşmasına yol açabilir. Topuğun yüksekliği, sırttaki kamburluk derecesiyle orantılıdır. Kamburluk zamanla üst ve alt sırtta şiddetli ağrıya neden olabilir.</li>
<li><strong>Değişen ayak yapısı:</strong> Uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giymek ayağın doğal yapısını değiştirebilir ve başparmak çıkıntısı ya da çekiç parmak gibi deformitelere yol açabilir.</li>
<li><strong>Kas ve tendon sorunları:</strong> Bu ayakkabılar ayaktaki kas ve tendonları, özellikle de Aşil tendonunun çalışma mekanizmasını bozabilir. Zamanla Aşil tendonunun kısalması ile ağrı ve sertliğe neden olabilir.</li>
<li><strong>Zayıflamış bağlar:</strong> Yüksek topuklu ayakkabıların uzun süre kullanımı bağları zayıflatabilir. Yüksek topuklu ayakkabıların sık kullanımı bağların gücünü olumsuz etkileyip, ikincil ayak ve ayak bileği problemlerine sebep olabilmektedir.</li>
<li><strong>Diz ağrısı:</strong> Yüksek topuklu ayakkabı giymek, vücut ve bacaklarda çalışma aksında yaptığı dengesizlik nedeni ile diz ekleminin yük taşıma mekanizmasını bozarak artroza (kireçlenme) neden olabilmektedir.</li>
<li><strong>Ayak bileği burkulmaları:</strong> Hem düz hem de engebeli zeminlerde yüksek topuklu ayakkabı giymek, ayak bileği burkulmasına, düşmelere ve ayak bilekleri ile dizlerde kırılmaya dene olabilir.</li>
<li><strong>Tırnak batması:</strong> Uzun süreli kullanımda parmakların duruşunu bozan bu ayakkabılar, tırnak batmasına neden olabilmektedir.</li>
</ol>
<p>Ayak sağlığının korunması vücut sağlığı açısından da çok önemlidir. Günlük yaşamda mümkün olduğunca rahat ayakkabılar tercih edilmelidir. Topuklu ve dar ayakkabıların olumsuz etkilerinin görülmesi durumunda mutlaka doktora danışılmalı ve ayaklar mümkün olduğunca dinlendirilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ayakkabilarla-iliskili-10-saglik-sorunu-571972">Yüksek Topuklu Ayakkabılarla İlişkili 10 Sağlık Sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Sep 2025 09:59:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[hemoroid]]></category>
		<category><![CDATA[Kanama]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yöntemler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=571489</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “basur” olarak adlandırılan hemoroid dünyada oldukça yaygın bir poliklinik başvuru sebebi olarak karşımıza çıkıyor.  Dünyada olduğu gibi ülkemizde de erişkinlerde yaklaşık yüzde 25-35 oranında hemoroid hastalığı görülüyor.  Özellikle sosyal ve iş hayatında ciddi sıkıntılara yol açsa da hastalar utanma duyguları nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınıyorlar. <strong>Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, </strong>bunun sonucunda hastaların genellikle ameliyatsız tedavi seçeneklerini kaybettiklerine dikkat çekerek, “Oysa hemoroid hastalığı erken dönemde ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabilmektedir. Dolayısıyla, rektal kanamalarda ve şişliklerde zaman kaybetmeden mutlaka hekime başvurulmalıdır. Bu muayene ayrıca kanser gibi hastalıkların da ekarte edilmesi açısından çok kıymetlidir” diyor.</p>
<p><strong>Tuvalette uzun süre oturmayın!</strong></p>
<p>Hemoroid; anal kanalın en alt kısmında bulunan damar yastıkçıklarının genişleyip şişmesiyle ve aşağı sarkmasıyla gelişen bir hastalık. Anal kanalda yastıkçık görevi gören bağ dokusuyla çevrili damarsal yapıların basınca maruz kalmaları sonucunda genişlemeleri ve gevşemeleriyle oluşuyor. Bu basınç artışı kabızlık, tuvalette uzun süre oturmak, ıkınmak, hamilelik ve obezite gibi nedenlere bağlı olarak gelişiyor.</p>
<p><strong>İlk belirtisi genellikle ağrısız kanama oluyor</strong></p>
<p>Hemoroidler, bulundukları bölgeye göre iç ve dış hemoroid olarak tanımlanıyor. İç hemoroidler hastalığın ilerleme durumuna göre 1-4 arası evrelendiriliyor ve  ilk belirtiler genellikle dışkılama sonrası parlak kırmızı renkte ve ağrısız kanama oluyor. Bunun yanında kaşıntı, makattan dışarı çıkan şişlikler ve ileri aşamalarda ağrı sık görülüyor. Dış hemoroidlerde benzer şikayetler yaşansa da ağrı, kaşıntı ve oturma sırasında rahatsızlık hissi daha ön plana geçiyor.</p>
<p><strong>Erken evrede ameliyatsız kontrol altına alınabiliyor!</strong></p>
<p>Hemoroid hastalığının tedavisinde hastanın hem şikayetlerini ortadan kaldırmak hem de yaşam kalitesini artırmak hedefleniyor.   Erken evrede tanı konulduğunda ilaç tedavileri, lifli beslenmek, bol su tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle hemoroidin kontrol altına alınması sağlanabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ileri evrelerde ise cerrahi tedavinin kaçınılmaz olduğuna işaret ederek, “Sık kanamalı ve ağrılı durumlarda ameliyat etmek en doğru yaklaşımdır” diyor.</p>
<p><strong>Pek çok cerrahi seçenek mevcut!</strong></p>
<p>İç hemoroidlerde 3. ve 4. evrede veya tekrarlayan şiddetli kanamalı tablolarda cerrahi yönteme başvurmak gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde birçok cerrahi seçeneğin olduğunu belirterek, bu yöntemleri “Hemoroidektomi (klasik cerrahi olarak hemoroid yastıkçıklarının çıkarılması), Stapler Hemoroidopeksi, lazer yöntemleri, THD veya HAL gibi arter ligasyonu (damar bağlama)” olarak sıralıyor.</p>
<p><strong>Gelişen teknoloji tedaviyi kolaylaştırıyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda hemoroid cerrahisinde, ağrının daha az hissedildiği, hızlı iyileşme ve işe dönüş sağlayan yeni cerrahi yöntemler ön plana çıkıyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Gülden Cancan, ancak her cerrahi yöntemin kendine ait avantajları ve dezavantajları olduğunu belirterek, “Bu nedenle, planlama hasta özelinde yapılıp kullanılacak olan ameliyat tekniği belirlenmektedir. Doğru hastada doğru teknik seçildiğinde ameliyat sonrasında hemoroid nüksleri beklemediğimiz bir durumdur” diyor. Dr. Gülden Cancan, son yıllarda daha çok stapler, THD ve lazer gibi yöntemlerin tercih edildiğini anlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemlerin daha az ağrı, hızlı iyileşme ve erken iş gücü dönüşü sağladıkları için avantajlı oldukları söylenebilir. THD, ameliyat sırasında doppler ultrason eşliğinde hemoroidleri besleyen damarların bağlanıp memeciklerin küçülmesinin sağlandığı bir yöntemdir. Doku çıkartılmadığı için iyileşme daha hızlı ve işgücü kaybı kısa sürelidir.”</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/hemoroidin-en-buyuk-dusmani-utanma-duygusu-571489">Hemoroidin en büyük düşmanı: Utanma duygusu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:16:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[ayak]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmağı]]></category>
		<category><![CDATA[Başparmak]]></category>
		<category><![CDATA[faktör]]></category>
		<category><![CDATA[Kemiğini]]></category>
		<category><![CDATA[Tarak]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=570599</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. </p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında “başparmak çıkıntısı” olarak bilinen Halluks Valgus, ayak başparmağı kemiğinin dışa ve ayaktaki birinci tarak kemiğinin içe doğru dönmesiyle oluşan karmaşık bir şekil bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Toplumda oldukça yaygın görülen bu deformiteye, özellikle 18-65 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 23’ünde rastlanıyor. <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, </strong>Halluks Valgus’un kadınlarda erkeklere nazaran 15 kat daha fazla görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde  kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unda, yani her 3 kadından 1’inde Halluks Valgus teşhis edilmektedir. Bu deformitenin kadınlarda daha fazla görülmesinde ayağın anatomisine uygun olmayan ayakkabı kullanımının, bağ dokusunda esnekliğin ve hormonal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Stres kırığına yol açabilir! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un ilerleyici bir özelliğe sahip olması nedeniyle deformite ilerledikçe ağrının şiddeti de artıyor ve ayağın yük dengesi bozuluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>bu durumun komşu parmaklarda da deformiteye ve aşırı yüklenmeye bağlı stres kırıklarına neden olabileceğine işaret ederek, “Stres kırıkları göz ardı edildiğinde ağrı şiddetlenerek çok acı veren bir hale dönüşebilmektedir. Ayrıca, deformite şiddetlendikçe ayakta artroza, yani kireçlenmeye yol açabilir. Bu durum Halluks Valgus tedavisini zorlaştırarak daha büyük cerrahi müdahalelere gerek duyulmasına sebep olabilir.  Bu nedenle, erken teşhis etmek, çok daha önemlisi önlem almak bu deformasyonda büyük önem taşımaktadır. Hastalarımıza önlem olarak, pençesi dar olmayan ve ayak iç kavisini destekleyen, topuğu yüksek olmayan rahat ayakkabı kullanmalarını önermekteyiz” bilgisini veriyor.</p>
<p><strong>Genetik faktörlerden dar ayakkabılara… </strong></p>
<p>Kesin bir nedeni olmamakla beraber Halluks Valgus’un gelişiminde genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. Her iki başparmağın da etkilenebildiği bu deformitede genetik yatkınlıkta risk yüzde 70 gibi oldukça yüksek bir oranda seyrediyor. Ayak başparmak deformitesinde önemli sebeplerden olan genetik yatkınlık içsel faktör olarak nitelendiriliyor. Bağ dokusu esnekliği, düztabanlık, serebral palsi ve romatolojik eklem rahatsızlıkları  diğer içsel faktörleri oluşturuyor. Yüksek topuklu ve dar ayakkabı kullanımı ise dışsal faktör olarak nitelendiriliyor.</p>
<p><strong>Deformite arttıkça ağrı daha çok şiddetleniyor! </strong></p>
<p>Halluks Valgus’un belirtileri başparmaktaki deformite arttıkça daha çok büyüyor. Hastalar en çok ayak başparmağındaki kemik çıkıntısının ayakkabıya sürtünmesi nedeniyle oluşan ağrıdan yakınıyorlar. Başlangıçta sadece ayak başparmağı kenarında oluşan ağrı tablo ilerledikçe daha çok şiddetleniyor ve ayak tarak kemiğinin altında bile hissediliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, Halluks Valgus’un belirtilerini şöyle özetliyor:</p>
<ul>
<li>Başparmakta dışa doğru yamukluk ve   başparmak çıkıntısında ağrı</li>
<li>Ayak tarak kemiğinin altında ağrı</li>
<li>Ayakkabı giymede güçlük</li>
<li>Ayakta deformasyona bağlı nasır oluşması</li>
<li>Diğer komşu parmakların üst-üste binmesi</li>
</ul>
<p><strong>Tedavi hastalığın şiddetine göre planlanıyor</strong></p>
<p>Ayak başparmağındaki kemik çıkıntısında tedavinin şekli hastalığın şiddetine göre planlanıyor.  Deformiteyi düzeltmeden semptomları kontrol etmek amacıyla başvurulan konservatif (ameliyat dışı) yöntemlerde; ayakkabı modifikasyonu, pedler, parmak arası silikon makaralar ve Halluks Valgus atellerinden faydalanılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov, ancak ameliyat dışındaki hiçbir yöntemin ayak başparmağındaki şekil bozukluğunu düzeltmediğini hatırlatarak, “Halluks Valgus’ta kesin sonuç ancak cerrahi müdahale ile mümkün olabilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Ameliyatla deformite düzeltiliyor</strong></p>
<p>İlk basamak tedaviler fayda sağlayamadığında, hastada ağrı  ve ayakkabı giymekte zorluk gibi şikayetlerin devamında, ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ayakta başparmak çıkıntısı ameliyatında deformitenin düzeltilmesi ve böylece ağrı ve ayakkabı giymekte zorluk  gibi semptomların kontrol altına alınması hedefleniyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Tural Khalilov,<strong> </strong>günümüzde<strong> </strong>bu işlemlerin minimal invaziv cerrahi, bir başka deyişle küçük kesilerle yapıldığını belirterek, “Ameliyatta başparmak ve tarak kemiğini  aynı eksene getirip vidayla tespit ediyor ve böylece aralıklı duran tarak kemiklerini yaklaştırıyoruz. İşlemleri küçük kesiler ile gerçekleştirdiğimiz için dokular fazla hasar görmemekte ve bu sayede iyileşme süresinin kısalmasına olanak sunmaktadır“ diyor. Hastaların genellikle bir gün sonra hastaneden taburcu olduklarını söyleyen Dr. Tural Khalilov, ameliyat sonrasındaki iyileşme sürecini ise şöyle özetliyor: “Hastaların 3-4 hafta ayağın üzerine yük vermemelerini ve özel ayakkabıyla yürümelerini önermekteyiz.  İyileşme dönemi deformitenin şiddetine bağlı olarak 4-6 hafta arasında değişebilmekte ve bu sürecin sonunda hastalarımız iş ile sosyal yaşamlarına geri dönebilmektedirler.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/yuksek-topuklu-ve-dar-ayakkabilar-sebeb-olabilir-570599">Yüksek topuklu ve dar ayakkabılar sebeb olabilir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 13:26:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun]]></category>
		<category><![CDATA[cihazların]]></category>
		<category><![CDATA[durum]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[süre]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566850</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Akıllı telefon ve tablet gibi dijital cihazların yoğun kullanımıyla ortaya çıkan </b><b>Text Neck Sendromu, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına yol açıyor. </b><b>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, </b><b>sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini söyledi. Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir” uyarısında bulundu. Önleyici tedbirlerin hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynadığını kaydeden Kaya, teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılmasının sendromun önlenmesinde etkili olduğunu söyledi.</b></p>
<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya teknolojik cihazların kullanımıyla ortaya çıkan Text Neck Sendromuna ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>
<p><b>Kas-iskelet sistemi sorunları ve omurga eğriliklerine yol açabilir</b></p>
<p>Günümüzde dijital cihazların yoğun kullanımıyla birlikte ortaya çıkan Text Neck Sendromunun, boyun, omuz ve sırt bölgesinde ağrılar, kas gerginlikleri ve postür bozukluklarına neden olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Kaya, “Bu sendrom, özellikle telefon, tablet veya bilgisayar ekranına uzun süre boyunca başın öne eğilerek bakılmasıyla gelişir. Normalde omurgamız, başın ağırlığını taşımaya uygun şekilde hizalanmıştır. Ancak başın öne eğik pozisyonda tutulması durumunda, boyun omurları ve çevresindeki kaslar üzerine normalden çok yüksek bir yük biner. Bu durum, uzun vadede kas-iskelet sistemi sorunlarına, omurga eğriliklerine ve kronik ağrılara yol açabilir” dedi.</p>
<p><b>Teknoloji bağımlılığında risk yükseliyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun temel nedenleri arasında kötü duruş alışkanlıkları, uzun süre sabit bir pozisyonda kalma ve cihazların ergonomik olmayan şekilde kullanılmasının yer aldığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu sendromun belirtileri yalnızca boyun ve omuz ağrısı ile sınırlı kalmaz; sırt sertliği, baş ağrıları, hareket kısıtlılığı, hatta ileri vakalarda ellerde uyuşma ve karıncalanma gibi nörolojik etkiler de görülebilir. Özellikle iş ortamında sürekli bilgisayar başında çalışan bireylerde ve teknolojik cihaz bağımlılığı olan kişilerde risk daha yüksektir” uyarısında bulundu.</p>
<p><b>Gençler ve çocuklar arasında yaygın hale geliyor</b></p>
<p>Her yaş grubunda görülebilmesine rağmen sendromun özellikle gençler ve çocuklar arasında daha yaygın hale geldiğini kaydeden Kaya, bunun başlıca nedenlerinin bu yaş gruplarının dijital cihazları yoğun ve bilinçsiz şekilde kullanması olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Çocuklar ve gençler, gelişim dönemlerinde oldukları için kas-iskelet sistemi daha esnektir ve kötü postür alışkanlıkları bu süreçte ciddi deformasyonlara yol açabilir. Eğitim sürecinde ekran başında geçen sürelerin artması, dijital oyunlar ve sosyal medya kullanımındaki yoğunluk, bu yaş grubunu sendroma daha yatkın hale getirmektedir. Araştırmalar, 8-18 yaş arasındaki bireylerin günde ortalama 7 saatten fazla dijital ekran karşısında vakit geçirdiğini ve bunun Text Neck Sendromu gelişiminde önemli bir rol oynadığını göstermektedir” dedi.</p>
<p><b>Toplum sağlığını tehdit ediyor</b></p>
<p>Yetişkinlerde ise ofis ortamında uzun süre bilgisayar kullanımı, cihazların ergonomik olmayan şekilde yerleştirilmesi ve mola verilmeden çalışılmasının sendromun yaygın nedenleri arasında yer aldığını belirten Kaya, “Ayrıca, pandemi döneminde evden çalışma sistemine geçişle birlikte bu sendromun görülme oranında artış olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan bir çalışmaya göre, boyun ağrısı şikayetleri ile doktora başvuran bireylerin yüzde 58’i dijital cihaz kullanımıyla ilişkili problemlerden muzdarip olduğunu bildirmiştir. Bu durum, Text Neck Sendromunun toplum sağlığı açısından ciddi bir sorun haline geldiğini ortaya koymaktadır” dedi.</p>
<p><b>Postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri etkili oluyor</b></p>
<p>Text Neck Sendromunun genellikle konservatif yöntemlerle yani ameliyata başvurmadan tedavi edilebilen bir durum olduğunu ifade eden Kaya, “Bu durum erken dönemde fark edilirse, postür eğitimi, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri gibi yöntemlerle kontrol altına alınabilir. Tedavi süreci kişinin durumuna, semptomların şiddetine ve semptomların ne kadar süredir devam ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Tedavi sürecinde fizyoterapi ve rehabilitasyon önemli bir yer tutar. Boyun, omuz ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler özellikle duruş bozukluklarını düzeltir. Ayrıca mobil cihaz kullanımı sırasında ergonomik önlemlerin alınması ve düzenli aralıklarla mola verilmesi de tedaviyi destekleyen önemli adımlardır” dedi.</p>
<p><b>Ellerde karıncalanma ve kronik ağrılarda cerrahi müdahale gerekebilir</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda cerrahi müdahalenin nadiren gerekli olduğunu belirten Kaya, “Genellikle konservatif tedavi yöntemleriyle semptomlar kontrol altına alınabilir. Ancak hastalık ilerlemişse ve omurga üzerinde ciddi hasar ya da sinir sıkışması oluşmuşsa, cerrahi müdahale bir seçenek olabilir. Bu tür durumlarda genellikle, sinir üzerindeki baskıyı azaltmak veya omurgadaki deformasyonu düzeltmek amacıyla cerrahi tedavi uygulanır. Özellikle, ellerde karıncalanma, güç kaybı veya omurga deformasyonlarına bağlı kronik ağrı gibi ileri semptomlar gelişmişse, cerrahi müdahale tedavi seçeneklerinden biri olarak düşünülmektedir. Ancak bu tür vakalar oldukça nadir görülür ve çoğu hasta yaşam tarzı değişiklikleri ve fizyoterapi ve rehabilitasyon ile sağlığına kavuşur” dedi</p>
<p><b>Tedavide başarının anahtarı: Erken müdahale ve önleme</b></p>
<p>Text Neck Sendromunda tedavi sürecinin erken müdahaleyle çok daha etkili hale geldiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Meltem Kaya, “Bu nedenle boyun ve sırt ağrıları yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurması önemlidir. Bununla birlikte, önleyici tedbirler, hastalığın gelişimini engellemekte büyük bir rol oynar. Teknolojik cihazların kullanımında ergonomiye dikkat edilmesi, cihazların göz hizasında tutulması ve düzenli egzersiz yapılması durumun önlenmesinde etkili yöntemlerdir. Her yaş grubunda görülebilen bu hastalık, bilinçli bir yaşam tarzı ve ergonomik alışkanlıklarla önlenebilir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/text-neck-sendromu-gencleri-ve-cocuklari-tehdit-ediyor-566850">Text Neck Sendromu gençleri ve çocukları tehdit ediyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı seviyesi 10&#8217;dan 3-4&#8217;e düşüyor…</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-seviyesi-10dan-3-4e-dusuyor-566601</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 08:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[havuz]]></category>
		<category><![CDATA[kaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=566601</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gebeliğin özellikle son aylarında anne adaylarının temel beklentisi stresten uzak, rahat bir doğum yapıp, bebeğini sağlıkla kucağına almak oluyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-seviyesi-10dan-3-4e-dusuyor-566601">Ağrı seviyesi 10&#8217;dan 3-4&#8217;e düşüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliğin özellikle son aylarında anne adaylarının temel beklentisi stresten uzak, rahat bir doğum yapıp, bebeğini sağlıkla kucağına almak oluyor. Suda doğum yöntemi de, daha doğal, daha az ağrılı olması; annelere fiziksel ve psikolojik destek imkanı sunmasıyla giderek daha çok anne adayı tarafından tercih ediliyor. Suda doğum yöntemi hakkında bilgi veren <strong>Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova,</strong> &#8220;Sıcak su tüm kaslarımızı gevşetiyor, spazmları çözüyor. Anında vücutta rahatlama duygusu hissediliyor. Annenin ağrısını 10 üzerinden puanlarsak, suda doğumda ağrı şiddeti 3-4 puana kadar düşerek daha tolere edilebilecek seviyeye geliyor. Buna ek olarak, tüm dünyada doğum sonrası annelerin en yüksek düzeyde memnuniyet duydukları doğum şekli suda doğumdur&#8221; diyor.  <strong>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, </strong>suda doğum hakkında en çok merak edilen 7 sorunun yanıtını şöyle sıralıyor:</p>
<p><strong>Suda doğum nedir ve nasıl gerçekleşir?</strong></p>
<p>Suda doğum, doğumun en sancılı ve en aktif olan kısmının veya tamamının sıcak su dolu özel bir havuzda gerçekleşmesini sağlayan bir yöntem. Havuz içinde 35-37 derece ısıda bulunan su, annenin rahatlamasına, kasların gevşemesine ve ağrıları daha kolay atlatmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda doğumun daha konforlu, sakin ve doğal bir ortamda geçmesini sağlıyor.</p>
<p><strong>Bu doğum yöntemi anneye ne sağlıyor?</strong></p>
<p>Sıcak suyun ağrı şiddetini azaltması, spazmları çözmesi ve kasılmaları daha az hissedilir hale getirmesi epidural veya morfin türevi ağrı kesicilerin etkilerine yaklaşıyor. Annenin fiziksel ve psikolojik gerginliğinin azaldığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Psikolojik anlamda havuz, anne ile dış dünya arasında iyi bir tampon görevi görerek mahremiyet sağlıyor. Sürekli ebe, eş desteği ciddi güven hissi oluşturuyor. Yerçekimi kasları çok yorar, biz otururken bile çoğu kasımızı çalıştırırız. Burada ise suyun kaldırma kuvveti yerçekimiyle hissedilen ağırlığı azalttığı için kas yükü hafifliyor, annenin hareket kabiliyeti artıyor” sözleriyle yöntemin faydalarını anlatıyor.</p>
<p><strong>Bebek sağlığı açısından faydası var mı?</strong></p>
<p>Bebek için daha nazik bir doğum şekli olan suda doğumda bebeğe giden kan akışı artıyor, yani daha fazla kan ve oksijen ulaşıyor. Bebeğe ilk dokunan kişi anne olduğu için ”ten tene temas” sağlanıyor. Bu da doğumdan hemen sonra annede pozitif duygulara yol açan oksitosin hormonunu tetikliyor ve anne bebek arasında kurulacak bağın ilk adımını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Her anne adayı suda doğum yapabilir mi?</strong></p>
<p>Prensip olarak vajinal doğum yapabilecek her anne adayının suda doğum için uygun olduğu düşünülüyor. Anne ve bebek sağlığı açısından sezaryen doğum yapılması gereksinimi olan durumlarda ise önerilmiyor. Bu uygunluğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Bebek havuzdaki suyu yutar mı? </strong></p>
<p>Ailelerin suda doğumla ilgili en büyük kaygılarından birinin bebeğin su yutma ihtimali olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova,<strong> </strong>“Bebekler zaten 9 ay anne karnında suyun içinde gelişiyor ve büyüyor. Aslında bebek sudan suya doğuyor, çünkü bebekler zaten suyun içinde. En önemlisi suya doğan bebeği havuzdan çıkarıp tekrar suya sokmamamız gerekiyor. Bunun için suya doğum tecrübesi olan doktor ve ebe ekibiyle çalışmak önem taşıyor” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Riskleri var mı? </strong></p>
<p>Havuzdaki suyun hem temizlik hem de ısı açısından anne karnındaki amniyon sıvısıyla aynı özellikleri taşıması gerekiyor. Süreç kurallara uygun ilerlediğinde müdahaleli doğum oranı azalıyor; vakum, forseps ve epizyotomi gerekmiyor. Dokular suda esnediği için dikiş ihtiyacı azalıyor. Deneyimli bir ekip tarafından yapılırsa dezavantajı bulunmuyor. Su, süreci olumlu yönde etkiliyor ve doğum sonrası memnuniyet çok daha yüksek oluyor.</p>
<p><strong>Suda doğum hakkında en sık hangi kaygılar yaşanıyor?</strong></p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Suyun enfeksiyon riskini artırdığı ve özellikle suda kalma süresi uzarsa enfeksiyon riskinin arttığı düşünülüyor. Oysa ki bu doğru değil. Bir diğer yanlış kanı da ikiz gebelik, SSVD (Sezaryen sonrası vajinal doğum), makat (ters gelişli) gebeliklerde suda doğum yapılamayacağı. Bu bilgiler de doğru değil” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-seviyesi-10dan-3-4e-dusuyor-566601">Ağrı seviyesi 10&#8217;dan 3-4&#8217;e düşüyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ameliyat]]></category>
		<category><![CDATA[beliren]]></category>
		<category><![CDATA[bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>
		<category><![CDATA[hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[karın]]></category>
		<category><![CDATA[kasık]]></category>
		<category><![CDATA[kasıkta]]></category>
		<category><![CDATA[öksürürken]]></category>
		<category><![CDATA[şişliğe]]></category>
		<category><![CDATA[sık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=565449</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık, kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada 20 milyon kişi fıtık tedavisi için ameliyat oluyor. Çok sık görülen fıtık sorununun birçok nedeni olduğunu söyleyen <strong>Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> kasık fıtığının tüm fıtıkların yüzde 75’ini oluşturduğunu belirterek, “Fıtık boyutu artmadan ve sıkışmadan yapılacak planlı cerrahi iyileşme süresini kısaltır, nüks riskini azaltır” diyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan çıkan kasık fıtığı, başlangıçta hafif şişlik ve rahatsızlık hissiyle kendini belli edebiliyor. Ancak ilerleyen aşamalarda bu masum başlangıç, bağırsak delinmesi ve karın içi enfeksiyon gibi ölümcül tablolara yol açabiliyor. Dünya genelinde yılda 20 milyondan fazla, ABD’de ise 700 binden fazla karın duvarı fıtığı ameliyatı yapılıyor. Türkiye’de de kasık fıtığının cerrahların en sık gördükleri hastalıklar arasında olduğunu söyleyen<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özgen Işık,</strong> özellikle erkeklerde görülme  oranının kadınlara göre 25 kat fazla olduğunu ve risk faktörleri arasında ağır işlerde çalışma, kontrolsüz spor ve bazı kronik hastalıkların yer aldığını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Fıtık en çok kasık bölgesinde görülüyor</strong></p>
<p>Fıtığın Latince &#8216;yırtılma&#8217; kelimesinden türetildiğini ve bir organ ya da dokunun çevresinde bulunan duvarlardaki kusurdan dışarı çıkması olarak tanımlandığı bilgisini veren Prof. Dr. Özgen Işık, &#8220;Vücudun farklı bölgelerinde görülebilir, ancak en sık karın duvarı ve kasık bölgesinde oluşur. Kasık fıtığı erkeklerde kadınlara oranla 25 kat daha sık görülür. Bunun nedeni, anne karnındaki gelişim sırasında testislerin karın boşluğundan kasık kanalına inişinin karın duvarında zayıf noktalar bırakmasıdır. Ayrıca, ağır fiziksel işlerde çalışmak ve ağır yük kaldırmak gibi eforlar da riski artırır. Kasık fıtığı yaşamın belirli dönemlerinde daha sık görülür. Çocukluk çağı, 30’lu-40’lı yaşlar ve 70-80’li yaşlar en sık görüldüğü dönemlerdir” diyor.</p>
<p><strong>Belirtiler sinsi olabilir</strong></p>
<p>Kasık fıtığı belirtileri çok hafif ve silik bulgulardan oldukça şiddetli bulgulara kadar değişkenlik gösterebildiği gibi hiç belirti görülmediği durumlar da söz konusu olabiliyor. Kasık fıtıklarının önemli bir kısmı rutin hekim muayenesinde tesadüfen saptanıyor. Bulguların değişkenliğini kasık fıtığından dışarıya sarkan içeriğin belirlediğini söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, şu bilgileri veriyor: “Karın içerisindeki organlardan ince bağırsaklar, kalın bağırsak, idrar kesesi (mesane), karındaki yağ dokuları, nadiren apendiks ve kadın hastalarda yumurtalık, kasık fıtığından sarkabilir. Erken  bulgular; kasık bölgesinde ıkınma, ayağa kalkma, öksürme ile belirginleşen şişlik, hafif ağrı olabileceği gibi, ilerleyen aşamalarda sarkan organın fıtık içerisinde sıkışmasına bağlı olarak kasıkta belirginleşen şişliğin geçmemesi, bu şişlik üzerinde şiddetli ağrı ve kızarıklık, bulantı-kusma, karında yaygın şişlik, ateş, idrar yaparken ağrı ve idrarı tam boşaltamama hissi gibi acil müdahale gerektiren bulgular da gelişebilmektedir.”</p>
<p><strong>Kapalı yöntemle hızlı iyileşme sağlanıyor</strong></p>
<p>Kasık fıtıklarının tedavisinde cerrahinin ön plana çıktığını söyleyen Prof. Dr. Özgen Işık, &#8216;Semptomatik kasık fıtıklarında ameliyatsız tedavinin önerilmediğine dikkat çekiyor. Korselerin sadece ağrıyı azaltabileceğini, ancak fıtığı tedavi etmeyeceğini vurguluyor. Kalıcı çözümün ameliyat olduğunu belirten Prof. Dr. Özgen Işık, günümüzde laparoskopik ameliyatların tercih edilmesinin nedenini şu şekilde açıklıyor: “Kapalı (laparoskopik) yöntemle 3 küçük kesiden girilerek yapılan onarım, ağrının daha az olması, iyileşmenin hızlı gerçekleşmesi ve işe dönüş süresinin kısalması gibi avantajlar sağlar. Ameliyat sonrası 1 gün hastanede kalınır, hafif işlere 1 haftada, tam aktiviteye 6-8 haftada dönülür.”</p>
<p><strong>Nüks ihtimali olabiliyor</strong></p>
<p>Ameliyat olan hastalarda tüm teknikler dahil edildiğinde nüks oranı yüzde 1 ile 10 arasında değişiyor. Ancak modern sentetik yama teknikleriyle bu oran çok daha düşüyor.  Nükslerin yarısından fazlası ise ameliyat sonrasında ilk 3 yılda görülüyor.</p>
<p><strong>Korunmak için bunlara dikkat!</strong></p>
<p>Kasık fıtığını önlemek için bazı yaşam kurallarına dikkat etmek gerekiyor. Bunların başında kilo kontrolü ve düzenli egzersiz geliyor. Böylece karın duvarı yapıları güçleniyor. Ancak kontrolsüz ve aşırı zorlayıcı egzersiz ile çalışma koşulları ise fıtık oluşumuna zemin hazırlıyor. Ayrıca kronik kabızlığın, solunum yolu hastalıklarının, prostat hastalıklarının, karın içi basıncını artıran önemli hastalıkların kasık fıtığı oluşumuna neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Özgen Işık, “Tedavi edilmemeleri halinde kasık fıtığının gelişmesine yol açabileceklerinden bu hastalıkların tedavisi hem kişinin sağlığına kavuşması hem de fıtıktan uzak kalması açısından önemlidir” diyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/oksururken-kasikta-beliren-sislige-dikkat-565449">Öksürürken kasıkta beliren şişliğe dikkat!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı Belediyesi’nin Arsa Satışı Halkın Tepkisini Topladı: Kültürel Değerler Tehlikede!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-belediyesinin-arsa-satisi-halkin-tepkisini-topladi-kulturel-degerler-tehlikede-561976</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 10:33:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[arsa]]></category>
		<category><![CDATA[belediyesinin]]></category>
		<category><![CDATA[değerler]]></category>
		<category><![CDATA[halkın]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[satışı]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikede]]></category>
		<category><![CDATA[tepkisini]]></category>
		<category><![CDATA[topladı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=561976</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı Belediyesi’nin Leylekpınar Mahallesi’nde bulunan eski belediye sineması arazisini 70 milyon TL bedelle satışa çıkarması, kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Kentin en merkezi noktalarından birinin kültürel amaçlar yerine satışa sunulmasını eleştiren vatandaşlar, bu kararı “geleceğe vurulan bir darbe” olarak değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-belediyesinin-arsa-satisi-halkin-tepkisini-topladi-kulturel-degerler-tehlikede-561976">Ağrı Belediyesi’nin Arsa Satışı Halkın Tepkisini Topladı: Kültürel Değerler Tehlikede!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı Belediyesi, Leylekpınar Mahallesi’nde, geçmişte Ağrı Belediye Sineması olarak kullanılan ve riskli yapı gerekçesiyle yıkılan arsayı satışa çıkardı.</p>
<p>Ağrı Belediye Başkanı Hazal Aras’ın onayıyla, imar planında &ldquo;6 kat ticaret alanı&rdquo; olarak tanımlanan arsanın muhammen bedeli 70 milyon 50 bin TL, geçici teminatı ise 2 milyon 101 bin TL olarak belirlendi. 22 Ağustos 2025’te yapılacağı duyurulan ihale ilanı sonrasında bu karar, kentte büyük tartışmaya sebep oldu.</p>
<p><strong>&#8220;KENTİN GELECE&#286;İ SATILIYOR&rdquo;</strong></p>
<p>Ağrı’nın en merkezi bölgelerinden birinde yer alan arsanın satışa çıkarılması, vatandaşlar tarafından &ldquo;kültürel mirasın yok edilmesi&rdquo; olarak nitelendirildi.</p>
<p>Birçok Ağrılı, bu alanın kültür merkezi, gençlik evi veya sosyal bir proje için değerlendirilmesini beklerken, satış kararını &ldquo;plansız ve kamu yararına aykırı&rdquo; buluyor.</p>
<p>Sosyal medyada da yankı bulan tepkilerde, &ldquo;Belediye kaynakları tükeniyor, peki yarın ne olacak?&rdquo; sorusu öne çıkıyor.</p>
<p><strong>&ldquo;SATIŞ DE&#286;İL, YATIRIM GEREKLİ&rdquo;</strong></p>
<p>Bu arada vatandaşlar, belediyenin elindeki kıymetli taşınmazları hızla elden çıkarmasının uzun vadede kente zarar vereceğini savundu.</p>
<p>&ldquo;Yeni bir kültür merkezi için bu arsayı tekrar satın almak zorunda kalacağız&rdquo; diyen bir grup Ağrılı, Belediye Başkanı Hazal Aras’tan satış yerine kalıcı kamu yatırımlarına odaklanmasını talep etti. Özellikle geçmişte yolsuzluk iddialarıyla anılan belediyelerin gölgesinde, bu satışın şeffaflık ve niyet açısından soru işaretleri yarattığı belirtiliyor.</p>
<p><strong>&ldquo;HİÇBİR BAŞKAN SATMADI, HAZAL ARAS SATIYOR&rdquo;</strong></p>
<p>Bazı vatandaşlar, &ldquo;Hiçbir belediye başkanı böylesine değerli bir arsayı satmazken, Hazal Aras belediyeyi arsa satarak yönetiyor&rdquo; diyerek satış kararının derhal iptal edilmesini ve arsanın kamu yararına kullanılmasını istedi.</p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-belediyesinin-arsa-satisi-halkin-tepkisini-topladi-kulturel-degerler-tehlikede-561976">Ağrı Belediyesi’nin Arsa Satışı Halkın Tepkisini Topladı: Kültürel Değerler Tehlikede!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221; Oyunuyla Macaristan&#8217;da</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesi-oyunuyla-macaristanda-525667</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 May 2025 11:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[dağı]]></category>
		<category><![CDATA[efsanesi]]></category>
		<category><![CDATA[macaristanda]]></category>
		<category><![CDATA[oyunuyla]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatroları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=525667</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, “Ağrı Dağı Efsanesi” oyununu     110. yıl etkinlikleri çerçevesinde Budapeşte seyircisiyle buluşturuyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesi-oyunuyla-macaristanda-525667">Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221; Oyunuyla Macaristan&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p><span><span><span><span><span><span><span>İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, “Ağrı Dağı Efsanesi” oyununu     110. yıl etkinlikleri çerçevesinde Budapeşte seyircisiyle buluşturuyor.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Yaşar Kemal’in yazdığı Yiğit Sertdemir’in uyarlayıp yönettiği </span></span></span><span><span><span>“Ağrı Dağı Efsanesi”,</span></span></span><span><span>     6 Mayıs 2025 Salı günü 19.00’da Budapeşte Ulusal Tiyatrosu’nda sahneleniyor.</span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><b><span><span><span>AĞRI DAĞI EFSANESİ </span></span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Kapısına kadar gelen bir atı geri vermeyerek geleneğine sahip çıkma sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalan Ahmet&#8217;le, hem atın hem de bölgenin yönetiminde sözün sahibi olan Mahmut Han&#8217;ın kızı Gülbahar&#8217;ın hikâyesi, Yaşar Kemal&#8217;in usta kaleminde hem kültürün rengi, hem tarihin izi, hem halkın yükünü taşıyan Ağrı Dağı Efsanesi&#8217;ne dönüşmüştür.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Büyük ustanın anlatısına sahne üzerinde soluk vermek için çıktığımız yolculukta, seyircilerimizi Ağrı Dağı Efsanesi&#8217;ni birlikte hayal etmeye davet ediyoruz.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span><span><span><span><span><span><span>Oyunda <b>Arda Alpkıray, Ayşe Günyüz Demirci, Besim Demirkıran, Can Tarakçı, Cihan Kurtaran, Emrah Can Yaylı, Emre Yılmaz, Ertan Kılıç, Hakan Örge, Murat Üzen, Özge Midilli, Serkan Bacak, Uğur Dilbaz, Yeliz Şatıroğlu, Zeynep Ceren Gedikali </b>rol alıyor.</span></span></span></span></span></span></span></p>
<p> </p>
<p> </p></p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sehir-tiyatrolari-agri-dagi-efsanesi-oyunuyla-macaristanda-525667">Şehir Tiyatroları &#8220;Ağrı Dağı Efsanesi&#8221; Oyunuyla Macaristan&#8217;da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ani Kilo Kaydı, Ağrı Ve Yutma Güçlüğü Subakut Tiroidite İşaret Edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/ani-kilo-kaydi-agri-ve-yutma-guclugu-subakut-tiroidite-isaret-edebilir-427844</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Dec 2023 08:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[güçlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[kaydı]]></category>
		<category><![CDATA[kilo]]></category>
		<category><![CDATA[subakut]]></category>
		<category><![CDATA[tiroidite]]></category>
		<category><![CDATA[yutma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=427844</guid>

					<description><![CDATA[<p>Subakut tiroidit, tiroid bölgesinde ağrı ve rahatsızlığa neden olan nadir bir tiroidit türüdür. Bu duruma sahip kişilerde ayrıca hipertiroidizm belirtileri de görülür ve daha sonra hipotiroidizm belirtileri gelişir. Subakut tiroidit sıklıkla geçici olsa da tedavi edilmezse kalıcı komplikasyonlara neden olabilir. Memorial Ataşehir Hastanesi İç hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, subakut tiroidit hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-kilo-kaydi-agri-ve-yutma-guclugu-subakut-tiroidite-isaret-edebilir-427844">Ani Kilo Kaydı, Ağrı Ve Yutma Güçlüğü Subakut Tiroidite İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANİ KİLO KAYDI, AĞRI VE YUTMA GÜÇLÜĞÜ SUBAKUT TİROİDİTE İŞARET EDEBİLİR</strong></p>
<p>Subakut tiroidit, tiroid bölgesinde ağrı ve rahatsızlığa neden olan nadir bir tiroidit türüdür. Bu duruma sahip kişilerde ayrıca hipertiroidizm belirtileri de görülür ve daha sonra hipotiroidizm belirtileri gelişir. Subakut tiroidit sıklıkla geçici olsa da tedavi edilmezse kalıcı komplikasyonlara neden olabilir. Memorial Ataşehir Hastanesi İç hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, subakut tiroidit hastalığı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. </p>
<p><strong>Tiroid hormonları vücut fonksiyonlarını düzenliyor</strong></p>
<p>Tiroid, boynun ön kısmında bulunan ve çeşitli hormonlar salgılayan bir bezdir. Bu hormonlar, gıdayı enerjiye dönüştüren süreç olan metabolizmanın düzenlenmesine yardımcı olur. Ayrıca korku, heyecan ve zevk gibi fiziksel ve duygusal tepkilerimizde de önemli rol oynarlar. Tiroidit, tiroid iltihabı anlamına gelir. Çoğu tiroidit türü tipik olarak hipertiroidizme veya hipotiroidizme yol açar. Hipertiroidizm, tiroidin aşırı aktif olduğu ve çok fazla hormon ürettiği bir hastalıktır. Hipotiroidizm, tiroidin az çalıştığı ve yeterli hormon üretemediği bir durumdur. Bu koşulların her ikisi de kilo değişikliklerine, kaygıya ve yorgunluğa neden olabilir. Diğer tiroidit türlerinden farklı olarak subakut tiroiditin viral bir enfeksiyonla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Genellikle grip veya kabakulak gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ortaya çıkar. Virüse tepki olarak oluşan bağışıklık sistemi tiroidi olumsuz etkileyerek tiroitte şişme (enflamasyon) ve hormon üretiminde bozulmaya yol açar. Bu da çeşitli semptomlara neden olur.</p>
<p><strong>Subakut tiroidit ağrılı bir enfeksiyon tablosuyla ortaya çıkıyor</strong></p>
<p>Subakut tiroidit, 40-50 yaş arası kadınlarda aynı yaştaki erkeklere göre biraz daha sık görülür. Diğer tiroidit türlerinden farklı olarak subakut tiroidit, tiroid bezinde ağrıya neden olur. Bazı durumlarda bu ağrı boynun, kulakların veya çenenin diğer bölgelerine de yayılabilir. Tiroid şişmiş ve dokunulduğunda ağrılı hassas olabilir. Ağrı genellikle 1 ile 3 ay arasında devam edebilir. Subakut granülomatöz tiroidit, subakut tiroiditin en sık görülen türüdür. Viral enfeksiyonlardan sonra görülen tip sıklıkla budur. Subakut tiroidit belirtileri arasında: ateş, tükenmişlik, zayıflık, ses kısıklığı, yutma güçlüğü, çarpıntı ve terleme, ishal, kabızlık,  kilo kaybı, ani kilo alımı, sinirlilik ve endişe hali görülebilir. Burada semptomların ana belirleyicisi hastanın tiroid hormon seviyeleridir.</p>
<p><strong>Teşhis için elle muayene ve bazı kan testleri çok önemli</strong></p>
<p>Tiroid bezinin büyümüş veya iltihaplı olup olmadığını anlamak için boynun elle muayenesi çok önemlidir. Tiroid bezi elle muayene sırasında ağrılı ve hassastır. Ayrıca yakın tıbbi geçmiş te sorgulanmalıdır. Yakın zamanda üst solunum yollarında viral bir enfeksiyon öyküsü varsa subakut tiroiditi tanısı konulması olasılığı daha yüksek olacaktır. Subakut tiroidit teşhisini doğrulamak için bazı kan testleri yapılmalıdır. Bu testler kandaki belirli hormonların düzeylerini kontrol edecektir. Spesifik olarak testler; CRP, sedimantasyon, serbest T3, serbest T4 ve tiroid uyarıcı hormon (TSH)’u içermelidir.</p>
<p><strong>Erken dönemde tedavi olun</strong></p>
<p>Subakut tiroidit tedavisinde ağrıyı azaltmaya ve iltihabı kontrol altına almaya yardımcı olacak ilaçlar kullanılmalıdır. Bazı durumlarda subakut tiroidit için gereken tek tedavi seçeneği budur. Steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar (NSAID&#8217;ler) başlangıçta ağrı tedavisinde ve enflamasyonun baskılanmasında kullanılır. NSAID&#8217;lerin enflamasyonu azaltmak için yeterli olmadığı durumlarda kortikosteroidler kullanılır. Erken evrelerde hipertiroidizm mevcutsa beta bloker ilaçlar tedaviye dahil edilir. Bu ilaçlar, anksiyete ve çarpıntı gibi belirli semptomları hafifletmek için kan basıncını ve nabız hızını düşürür. Hipertiroidinin tedavisi hastalığın başlangıcında önemlidir. Ancak durumu ikinci aşamaya ilerlediğinde bunun bir faydası olmayacaktır. Hastalığın ilerleyen aşamalarında hipotiroidizm gelişebilir. Muhtemelen ilerleyen dönemde tiroid dokusunda oluşan hasara bağlı olarak vücudun üretemediği hormonların dışarıdan alınması gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/ani-kilo-kaydi-agri-ve-yutma-guclugu-subakut-tiroidite-isaret-edebilir-427844">Ani Kilo Kaydı, Ağrı Ve Yutma Güçlüğü Subakut Tiroidite İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Ekim Dünya Gülümseme Günü… Gülümseme ve Gülme En İyi Ağrı Kesiciden Daha Etkili</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/6-ekim-dunya-gulumseme-gunu-gulumseme-ve-gulme-en-iyi-agri-kesiciden-daha-etkili-411845</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Oct 2023 12:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[daha]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[etkili]]></category>
		<category><![CDATA[gülme]]></category>
		<category><![CDATA[gülümseme]]></category>
		<category><![CDATA[günü]]></category>
		<category><![CDATA[iyi]]></category>
		<category><![CDATA[kesiciden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=411845</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülümsemenin, mutluluk veya bazen karşısındakine cesaret veren, kimi zaman alay eder görünen ya da komik olana gülümsemek gibi birçok şekilde gerçekleştiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, gülümsemenin önemine vurgu yaptı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ekim-dunya-gulumseme-gunu-gulumseme-ve-gulme-en-iyi-agri-kesiciden-daha-etkili-411845">6 Ekim Dünya Gülümseme Günü… Gülümseme ve Gülme En İyi Ağrı Kesiciden Daha Etkili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gülümsemenin, mutluluk veya bazen karşısındakine cesaret veren, kimi zaman alay eder görünen ya da komik olana gülümsemek gibi birçok şekilde gerçekleştiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, gülümsemenin önemine vurgu yaptı. Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, “Çok üzüldüğümüz bir zamanda, dikkatimiz farklı yönde olduğunda, mesela iyi bir mizah gösterisi veya bir komedi filmi ile gülmeye başladığımızda ağrıyan yerlerimizdeki ağrıyı bile duymayız.” dedi.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, 6 Ekim Dünya Gülümseme Günü dolayısıyla gülümseme ve gülmenin insan psikolojisine etkisini anlattı.</p>
<p>“Araştırmalar bebeklerin anne karnında gülmeye başladığını gösteriyor, her ne kadar henüz bilinç olmasa da bazı ultrasonlarda görünen gülümseme görüntüsü ebeveyne büyük mutluluk katıyor.” diye konuşan Dr. Yıldız Burkovik, bebeklerin doğumdan sonra uyurken gülümsemeleri reflekse bağlı olsa da 3. aydan sonra artık bebeğin bilinçli olarak gülümseyerek cevap verdiğini anlattı. </p>
<p>Yaşamda gülümsemeyi arttırma ya da azaltmanın insanların elinde olduğunu dile getiren Dr. Yıldız Burkovik, şöyle devam etti:</p>
<p>“Bir çekimdir gülümseme. Gülümseme eğer içten gelerek yapılırsa karşıdaki kişiye olumlu bir etki olarak geçer. Sahte bir gülümseme çoğu kişi tarafından algılanır, yapay olduğu fark edilir. Üzerindeki duyguyu hissedebilmek ve yaşantı içinde getirdiği etkiye bakabilmek önemlidir. İçtenliği hissettiriyorsa işte o gerçek gülümsemedir.”</p>
<p><strong>Gülümseme kimine sevgi, kimine özlem verebiliyor</strong></p>
<p>Gülümsemenin çeşitlerine de atıfta bulunan Dr. Yıldız Burkovik, şöyle dedi:</p>
<p>“Mutluluk veren, başaracaksın tarzında karşıdakine cesaret veren gülümseme, alay eder görünen, küçümseyen, kınayan, aşağılayıcı bir gülümseme ya da komik olana gülümseme gibi birçok şekilde bilinir. Yaratılan etki de bu çeşitlerden hangisini içeriyorsa ona göre yaşanır.”</p>
<p>Gülümsemenin herkese ayrı bir anlam verdiğini ifade eden Dr. Yıldız Burkovik, “Gülümseme; kimine sevgi, kimine özlem, kimine mutluluk, kimine de yanında sevdikleri olmadığında veya isyan duygusu içinde olduklarında acı verebiliyor.” şeklinde sözlerini sürdürdü.</p>
<p><strong>Gülümseme, mutluluğun artmasına öncü oluyor </strong></p>
<p>Doğal ve içten bir tutumla yapılan gülümsemenin her koşulda güzel duygular hissettireceğini anlatan Dr. Yıldız Burkovik, şunları dile getirdi:</p>
<p>“Bir etkileşime geçebilmek için sadece gülümsemek değil, yumuşak tonla da konuşabilmek önemlidir. Aslında herşey bir bütündür. Beden dili ve sesin kullanımı ile birlikte göz temasının kurulması kişilerin sağlıklı iletişime geçmeleri için başlangıçtır. Her çocuk ya da yetişkin olumlu davranış şekline bakarak kişilerle iletişime girip girmeyeceklerine karar verirler. Dolayısıyla tatlı bir bakış, hoş bir tebessüm içteki mutluluğun dışarı çıkmasını sağlar. Huzuru yaşatan gülümseme ise dışarı çıkan mutluluğun artmasında bir öncüdür.”</p>
<p><strong>Vücudun hormon seviyeleri düzenleniyor</strong></p>
<p>Uzman Klinik Psikolog Dr. Yıldız Burkovik, duygusal güçlüklerin insanın beden ve ruh dengesinin bozulmasına sebep olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:</p>
<p>“‘Gülmek her hastalığın devasıdır’ denir. Gülmek ile vücudumuzdaki hormon seviyeleri düzenlenir. Çok üzüldüğümüz bir zamanda, dikkatimiz farklı yönde olduğunda, mesela iyi bir mizah gösterisi veya bir komedi filmi ile gülmeye başladığımızda, ağrıyan yerlerimizdeki ağrıyı bile duymayız. Bu yüzden duygusal güçlüklere verdiğimiz anlamı daha ağırlaştırmamak için bazen yoğun düşünmek yerine oluruna bırakmak ve süreç içinde gülümsetecek şeylere odaklanabilmek, onları seçebilmek çok değerlidir. Can dostumuzun, bize gerçekten değer veren yakınımızın tatlı bir tebessümü, ‘her zaman yanındayım’ı hissettiren bakışı da oldukça değerlidir. Güven hissettirir, olumsuzlukların çözüleceğini, çözüm uzak ya da zor olduğu zamanlarda da yalnız olmadığını bilmesini sağlar. Gülmek ve sevilenlerle atılan kahkahalar en büyük güçtür.”</p>
<p>Dr. Yıldız Burkovik, insanların birbirine tebessüm ile bakmasının önemine işaret ederek, “‘Merhaba, günaydın, iyi akşamlar’ demeyi birbirimizden esirgemeyelim.” dedi. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/6-ekim-dunya-gulumseme-gunu-gulumseme-ve-gulme-en-iyi-agri-kesiciden-daha-etkili-411845">6 Ekim Dünya Gülümseme Günü… Gülümseme ve Gülme En İyi Ağrı Kesiciden Daha Etkili</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivrisinek Isırmasından Sonra Yüksek Ateş Ve Eklemlerde Ağrı Varsa Mutlaka Doktorunuza Danışın</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin-393299</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 14:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[danışın]]></category>
		<category><![CDATA[doktorunuza]]></category>
		<category><![CDATA[eklemlerde]]></category>
		<category><![CDATA[isırmasından]]></category>
		<category><![CDATA[mutlaka]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[varsa]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=393299</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doktor muayenesinden laboratuvar hizmetlerine, evde bakımdan fizik tedavi ve rehabilitasyona, ihtiyaç duyduğunuz tüm sağlık hizmetlerini ayağınıza getiren Bir Adım Sağlık, sivrisinek ısırıklarının neden olabileceği hastalıklara dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin-393299">Sivrisinek Isırmasından Sonra Yüksek Ateş Ve Eklemlerde Ağrı Varsa Mutlaka Doktorunuza Danışın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doktor muayenesinden laboratuvar hizmetlerine, evde bakımdan fizik tedavi ve rehabilitasyona, ihtiyaç duyduğunuz tüm sağlık hizmetlerini ayağınıza getiren Bir Adım Sağlık, sivrisinek ısırıklarının neden olabileceği hastalıklara dikkat çekiyor. Sivrisineklerin tükürüklerinde yabancı proteinler barındırdıkları için vücudun bağışıklık sistemini etkilediklerini belirten Bir Adım Sağlık CEO&#8217;su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, eğer sivrisinek ısırmasından sonra ödem, eklemlerde ağrı ve şişlik, yüksek ateş gibi şikayetler varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Bu gibi durumlar alerjik değil taşınan enfeksiyon nedeniyle olur” diyor. </strong></p>
<p>Yaz aylarında en sık rastlanan şikâyetlerden biri de sivrisinek ısırıkları… Çok önemli gibi görünmese de aslında sivrisinekler, sıtma ve lyme gibi ciddi hastalıklara da neden olabiliyor. Isırdıklarında bir yandan canlıdan kan alırken diğer yandan tükürüklerindeki salgıyı canlıya enjekte eden sivrisinekler, hastalıkları bu yolla taşıyor. Ayrıca sivrisineklerin tükürüklerinde yabancı proteinler barındırdıkları için vücudun bağışıklık sistemini etkilediklerini anlatan<strong> Bir Adım Sağlık CEO&#8217;su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel</strong>, şöyle devam ediyor: “Bu yabancı proteinler nedeniyle vücutta histamin salgılanır, ödem ve kaşıntı oluşur. Eğer sivrisinek ısırmasından sonra ödem, eklemlerde ağrı ve şişlik, yüksek ateş gibi şikayetler varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Bu gibi durumlar alerjik değil taşınan enfeksiyon nedeniyle olur. Özellikle bebeklerde, vücuda giren bu proteini bağışıklık sistemleri tanımadığı için daha büyük reaksiyonlara neden olabilir. Bu yüzden bebekleri sivrisinek ısırıklarından korumak daha önemlidir. Kollarını bacaklarını örtecek kıyafetler giydirilmesi, kafasını korumak için şapka takılması ve hekim önerisiyle kullanılacak solüsyonların sürülmesi koruyucudur. Yalnız bu solüsyonların 2 aydan önce kullanılmaması gerekmektedir.”</p>
<p> </p>
<p><strong>Aloe vera, dondurulmuş çay poşetleri kaşıntıyı azaltıyor</strong></p>
<p>Bir Adım Sağlık CEO&#8217;su Şengel, sivrisinek ısırığında solüsyonlara alternatif evde elimizin altında bulunan bazı ürünlerin de iyi gelebileceğini hatırlatıyor. Alkol, fesleğen, yulaf ezmesi, aloe vera, dondurulmuş çay poşetlerinin hem kaşıntıyı almak hem de kısa süre de olsa sivrisinekleri uzaklaştırmak için kullanılabileceğini söyleyen Şengel, en etkin korunma yönteminin ise kimyasal koruyucular olduğunun altını çiziyor. Bu kimyasal koruyucuların bazılarının ortama bazılarının ise direkt vücuda uygulanabileceğini belirten Şengel, “Korunmak için kullanılan bir diğer yöntem ise ultrasonik ses dalgalarıdır. Bu cihazlar sivrisineklerin düşmanı olan yusufçuk böceğinin sesini taklit ederek kurgulanmıştır. Çok etkili bir yöntem değildir. Bütün bunların dışında yaşanılan çevrenin düzenlenmesi son derece önemlidir. Sivrisinekler su ve yeşillik alanlarda daha çok yaşadıkları için etraftaki uzun otların budanması, su birikintisi varsa boşaltılması alınacak önlemler arasında sayılabilir” diyor.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin-393299">Sivrisinek Isırmasından Sonra Yüksek Ateş Ve Eklemlerde Ağrı Varsa Mutlaka Doktorunuza Danışın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefes Darlığı Ve Ağrı Akciğerde Sıvı Birikmesine İşaret Edebilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-agri-akcigerde-sivi-birikmesine-isaret-edebilir-365930</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 09:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[akciğerde]]></category>
		<category><![CDATA[birikmesine]]></category>
		<category><![CDATA[darlığı]]></category>
		<category><![CDATA[edebilir]]></category>
		<category><![CDATA[işaret]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[sıvı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=365930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazı hastalıkların sonucunda akciğerlerde sıvı birikebiliyor ve bu sıvı akciğerlerdeki birçok hava kesesinde toplanarak nefes almayı zorlaştırıyor.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-agri-akcigerde-sivi-birikmesine-isaret-edebilir-365930">Nefes Darlığı Ve Ağrı Akciğerde Sıvı Birikmesine İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hastalıkların sonucunda akciğerlerde sıvı birikebiliyor ve bu sıvı akciğerlerdeki birçok hava kesesinde toplanarak nefes almayı zorlaştırıyor.  Plevral efüzyon olarak adlandırılan akciğerlerde sıvı birikmesi, çoğu zaman kalp problemlerinden kaynaklanıyor ancak akciğerde sıvı farklı nedenlerle de gelişebiliyor. Bu tablonun vakit kaybedilmeden tedavi edilmesi hayati önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, akciğerlerde sıvı birikmesi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. </p>
<p><strong>Sıvı akciğerin çalışmasını engelliyor</strong></p>
<p>Akciğerin dışında göğüs kafesinin içinde plevral aralık diye adlandırılan bölgede sıvı birikmesine plevral efüzyon ya da plevral sıvı denir. Plevral sıvı akciğere yaptığı basıyla akciğerin çalışmasını bloke eder ve bazı rahatsızlıklara neden olur. Akciğerde sıvı birikmesinin diğer adı akciğer ödemidir. Akciğer ödemi akciğerin içinde havalanmayı sağlayan alveoler denilen akciğer keseciklerinde sıvı birikmesidir. </p>
<p><strong>Akciğerde sıvı birikmesine neden olan etkenler şu şekildedir;</strong></p>
<p>Plevral efüzyon sıvı akciğeri sıkıştırdığı ve çalışma alanı bırakmadığı için şikayet oluşturur. Plevral efüzyon yani akciğerde sıvı birikmesinin pek çok sebebi vardır. Bir kısmı akciğerin kendisine ait sebeplerken diğer bir kısmı da akciğer dışında başka hastalıklardan kaynaklanır.</p>
<ul>
<li>Zatürre</li>
<li>Akciğer kanseri</li>
<li>Akciğer apsesi</li>
<li>İnterstisyel akciğer hastalığı </li>
<li>Kalp yetmezliği </li>
<li>Romatizmal hastalıklar</li>
<li>Metabolizma bozukluğu</li>
<li>Böbrek yetmezliği</li>
</ul>
<p>Bazen lenfoma ya da lenf sistemi hastalıkları gibi mediastinal hastalıklarda da plevrada sıvı birikebilir. Bu sıvı şilotoraks olarak adlandırılır ve yenilen besinlere bağlı olarak, o besinlerden emilen yağların lenf sisteminde hareketini bozduğu için plevral alanda birikmesiyle ortaya çıkar. </p>
<p><strong>Başlıca belirti nefes darlığı</strong></p>
<p>Akciğerde sıvı birikmesinde görülen başlıca belirti nefes darlığıdır. Nefes darlığıyla birlikte karın ile sırt arasında kalan bölgede yan ağrısı diye betimlenen ağrı eşlik edebilir. Tek taraflı sıvı birikiminde ağrı nefes darlığından daha çok olabilir. Ama iki taraflı sıvı birikiminde ikisi de görülür. Nefes darlığıyla gelen hastalarda fizik muayenede akciğerden sesler alınmayabilir ve şüphe ortaya çıkarır. Uzman doktor toraks grafisi ister. Grafide sızı görüntüsü belirgindir. Gerekli görüldüğü takdirde tomografiyle de kesin tanı konabilir.  </p>
<p><strong>Sıvı iğne ile boşaltılıyor</strong></p>
<p>Tedavide bu sıvının sebebini, neden ortaya çıktığını belirlemek gerekir. Kalp yetmezliği, romatizmal hastalık, böbrek yetmezliği gibi sistemik hastalığa bağlı problemlerde ilgili hastalığın tedavi edilmesiyle sıvı kendiliğinden azalır ama kanser, zatürre, lenfoma gibi akciğerin kendisine ait sıvı birikiminde sıvının oradan uzaklaştırılması ve etken olan sebebin tedavi edilmesi gerekir. Sadece sıvı ve zatürre varsa sıvı iğne ile ya da göğse diren takılarak boşaltılabilir ve böylelikle tedavi saplanır. İğne ile boşaltmanın adı torasentez, tüp takarak boşaltmanın adı tüp torakostomidir. Altta yatan hastalık tedavi edildikten sonra sıvı bittiği zaman tüp çekilir hasta hayatına devam eder.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/nefes-darligi-ve-agri-akcigerde-sivi-birikmesine-isaret-edebilir-365930">Nefes Darlığı Ve Ağrı Akciğerde Sıvı Birikmesine İşaret Edebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı Şikâyeti ile Geldi, Köpek Kisti Olduğunu Öğrendi!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-sikayeti-ile-geldi-kopek-kisti-oldugunu-ogrendi-360275</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2023 08:27:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[geldi]]></category>
		<category><![CDATA[ile]]></category>
		<category><![CDATA[kisti]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrendi]]></category>
		<category><![CDATA[olduğunu]]></category>
		<category><![CDATA[şikyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=360275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hafif ağrı şikayetiyle hastaneye başvuran 58 yaşında ki Sinan Buyurman, nadir görülen bir kist çeşidinin karın boşluğuna yayıldığını öğrendi. Tedavi için geldiği İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe tarafından gerçekleşen operasyon sonrası sağlığına kavuştu.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-sikayeti-ile-geldi-kopek-kisti-oldugunu-ogrendi-360275">Ağrı Şikâyeti ile Geldi, Köpek Kisti Olduğunu Öğrendi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hafif ağrı şikayetiyle hastaneye başvuran 58 yaşında ki Sinan Buyurman, nadir görülen bir kist çeşidinin karın boşluğuna yayıldığını öğrendi. Tedavi için geldiği İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe tarafından gerçekleşen operasyon sonrası sağlığına kavuştu.</p>
<p>İstanbul Maltepe’de yaşayan 58 yaşındaki, Sinan Buyurman kendi eliyle karın boşluğunda bir sertlik keşfetti. Bu sertlikle beraber ağrının da hafif belirti vermesiyle hastaneye başvuran Sinan Buyurman, dünyada çok nadir görülen, çoğunlukla hayvanlardan bulaşan bir hastalığa yakalandığını öğrendi. Halk arasında “köpek kisti” de denilen hidatik kistinin karın boşluğuna yayıldığını öğrenen Buyurman, İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesine gelerek Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe tarafından başarıyla gerçekleşen operasyon sonrası sağlığına kavuştu.  </p>
<p><strong>“Hafif bir ağrı vardı ama can sıkıcı bir ağrı yoktu”</strong></p>
<p>Karın boşluğunda küçük bir sertlik ve hafif ağrı şikayetiyle hastaneye başvuran Sinan Buyurman (58), vücudunda tedavi edilmezse sonucun ölümcül olabilecek bir kist olduğunu öğrendi. Tedavi için birçok hastaneye muayene olan Buyurman, “Birçok hastaneye gittim ama operasyon yapmadılar. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nden Kağan hocayı önerdiler. Biz de buraya geldik. Bir gün sol kalça kemiğimin üzerinde elime bir sertlik geldi, çok hafif de bir ağrım vardı ama çok can sıkıcı değildi. Bir hastaneye görüneyim dedim. Kist sadece sol karın boşluğu değil, sırtım da dahil tüm karın boşluğuma yayılmış” dedi. </p>
<p><strong>“Bu hastalığa sahip üçüncü kişiymişim”</strong></p>
<p>Bu hastalığın çok nadir görüldüğünü söyleyen Buyurman, ”Doktor bu hastalığın çok nadir görüldüğünü ve hatta dünyada bu kiste karın bölgesinde sahip olan üçüncü kişi olduğumu söyledi. Kist her yere yayılmış eğer biraz daha geç kalsaydım yürüyememe riskim bile varmış. Aslında kırsal bölgelerde yaşayan insanlarda daha yaygın olarak görülen bu hastalık genellikle akciğer, karaciğer ve beyinde görülürmüş. Ama bende en nadir bölge olan karın boşluğunda çıktı, kader işte” diye konuştu. Sinan Buyurman’ın eşi Nuran Buyurman, ”Çok nadir görülen bir hastalıkmış, çok meşhur bir kistimiz var” diye eklemelerde bulundu.</p>
<p><strong>“Vücudun bu bölgelerine aynı anda yerleşen kist nadir görülür”</strong></p>
<p>Hastalığa dair açıklamalarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Kağan Gökçe, “Hastamızda kistin yerleşim gösterdiği bölgeler karın zarı arkası, karın duvarı bölgesi, pelvis ve kasık bölgesi.  Bu bölgelere yerleşen kistte çok büyük bir hidatik hastalık mevcut. Tüm bu bölgelere aynı anda yerleşen kist hidatik oldukça nadirdir. Vakamızda bu kist oldukça inatçı bir şekilde bacağa giden sinir ve damarları, hastanın omurga kemiğini, leğen kemiğini ve bel kaslarını tutmaktaydı. Başarılı bir operasyonla tüm kistik bulgular vücuttan çıkartıldı. Ameliyat sonrası yapılan tomografik incelemede geride hiçbir lezyon kalmadığı gözlendi. Operasyondan sonra 1 gece yoğun bakımda tedavi ve gözlem altında tutulan hastamız sonrasında Genel Cerrahi servisinde takip edildi ve ameliyatın 4. günü taburcu oldu” diye belirtti.</p>
<p><strong>“Bu hastalık genellikle kırsal bölgelerde görülebilir”</strong></p>
<p>Dr. Öğr. Üyesi Gökçe, “Hastamızın geçmişinde kırsal alanda yaşama, sebze/meyve veya et ile alakalı işlerde çalışmamış olması oldukça şaşırtıcıydı. Maalesef şehir hayatında da bu tip paraziter ve aynı zamanda ölümcül parazitlerin atipik şekilde halen insanlara bulaştığını görmekteyiz. Şehirde yaşayan insanların da tükettikleri sebze/meyve ve yeşillikleri tamamen yıkadıktan, hatta sirkeli suda beklettikten sonra tüketmelerini, orjini belli olan etleri tüketmelerini, çiğ et yememelerini önermekteyiz” diye önemli tavsiyelerde bulundu.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-sikayeti-ile-geldi-kopek-kisti-oldugunu-ogrendi-360275">Ağrı Şikâyeti ile Geldi, Köpek Kisti Olduğunu Öğrendi!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı&#8217;dan acı haber! 2 asker şehit!</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agridan-aci-haber-2-asker-sehit-346170</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 11:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GÜNDEM]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrıdan]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[dan]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346170</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde askeri aracın şarampole devrilmesi sonucu ağır yaralanan 2 asker, kaldırıldıkları hastanede şehit oldu</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agridan-aci-haber-2-asker-sehit-346170">Ağrı&#8217;dan acı haber! 2 asker şehit!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>İran karayolu üzerinde buzlanma nedeniyle askeri araç kaza yaptı.</p>
<p>Yaşanan kazada 2 asker şehit oldu.</p>
<p>26 yaşındaki Uzman Çavuş ve 27 yaşındaki Sözleşmeli Erin şehit olduğu kazada yaralı askerlerinde olduğu öğrenildi.</p>
</p></div>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agridan-aci-haber-2-asker-sehit-346170">Ağrı&#8217;dan acı haber! 2 asker şehit!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</title>
		<link>https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cenk Şefik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2023 08:07:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[kaynaklanabilir]]></category>
		<category><![CDATA[romatizmasından]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.engazete.com.tr/?p=346059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bel düzleşmesi ya da bel fıtığı teşhisi aldınız, ameliyata gerek olmadığı söylendi, fakat fizik tedaviden ve ağrı kesici ilaçlardan fayda görmediyseniz bel ağrılarınızın nedeni; belin iltihaplı romatizması olabilir.</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059">Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bel düzleşmesi ya da bel fıtığı teşhisi aldınız, ameliyata gerek olmadığı söylendi, fakat fizik tedaviden ve ağrı kesici ilaçlardan fayda görmediyseniz bel ağrılarınızın nedeni; belin iltihaplı romatizması olabilir. <strong>Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Yeşim Çimen </strong>“Peki hangi durumlarda bel romatizmasından şüphelenmeliyiz?”<strong> </strong>sorusunun cevabını veriyor…</p>
<p>“Tipik olarak bel düzleşmesi, bel kireçlenmesi ve bel fıtığından kaynaklanan bel ağrısına mekanik tipte bel ağrısı denir” açıklamasında bulunanDoç. Dr. Yeşim Çimen şunları söyledi: “Mekanik tipte bel ağrısı, uzun süreli yürüyüş, aktivitelerden sonra artar, dinlenme ile azalır. Çoğunlukla geceleri ağrı yakınması olmaz. 45 yaşından küçükseniz, en az 3 aydır devam eden bel ağrınız varsa ve ağrınız dinlendiğinizde geçmiyor aksine artıyorsa, gece devam ediyorsa ve sabahları belinizde tutukluk hissediyorsanız bel ağrınız romatizmadan kaynaklanıyor olabilir.”</p>
<p><strong>Erkeklerde daha fazla görülüyor</strong></p>
<p>Bel romatizması ‘spondiloartritler’ denilen ve ankilozan spondilit, sedef romatizması, reaktif artrit, bağırsak hastalığı ilişkili artrit gibi birçok hastalığı içine alan şemsiye bir terimdir. Bu hastalığın 45 yaş öncesi ortaya çıkan, omurgayı ve sakroiliak eklemleri (omurga ile leğen kemiği arasındaki eklemi) etkileyen iltihaplı bir romatizma türü olduğunu aktaran Yeşim Çimen “Sakroiliak eklem çoğunlukla ilk olarak etkilenir. Zaman içinde hastalığın ilerlemesi ile tüm omurga tutulumu olabilir. İlerleyen yaşlarda omurgada kemikleşme ve öne eğilme ve bel-boyun hareketlerinde kısıtlılık ortaya çıkar. Erkeklerde kadınlara oranla 2-3 kat fazla görülür. HLA-B 27 geni ile yakın ilişkisi olmakla birlikte tek başına bu genin varlığı hastalık olduğunu göstermez. Hastalık çok sık görülmediği için bel fıtığı ve kireçlenme ile karıştırılarak tanıda gecikmeye neden olabilir” dedi.</p>
<p><strong>Üç aydan uzun süren bel ağrılarına dikkat!</strong></p>
<p> “En önemli belirti üç aydan uzun süren, istirahatte artan, hareketle azalan bel ağrısıdır. Tipik olarak hasta sabah belde tutukluk ile uyanır. Sabah tutukluğu en az bir saat sıklıkla öğleye kadar devam eder, gün içinde azalır” diyen sözlerine şöyle devam etti: “Dr. Yeşim çimen “Bel ağrısı dışında boyun ağrısı, omuz ağrısı, eklem şişliği, topuk ağrısı, göğüs kafesinde ağrı görülebilir. Gözde kızarıklık ve ağrı, iltihaplı bağırsak hastalıkları, kalp tutulumu eşlik edebilir. Erken dönemde hastalığa bağlı kemik erimesi gelişebilir. Behçet hastalığı ve ailevi Akdeniz ateşi ile birliktelik gösterebilir.”</p>
<p><strong>Tedavide farklı uygulamalar yapılır</strong></p>
<p>-Bel romatizması yani spondiloartrit, ilerleyici ve yaşam boyu süren bir hastalık olduğu için düzenli doktor kontrolü ve ilaç kullanımı gerektirir. Dirençli hastalarda doktorunuz gerekli gördüğü takdirde ‘biyolojik tedavi’ uygulanır, biyolojik tedaviye yanıt genellikle çok iyidir.</p>
<p>-Göğüs kafesi tutulup solunum kapasitesi azalabileceğinden sigara içmemek ve solunum egzersizleri yapmak önem arz eder.</p>
<p>-Günde 15 dakika yüz üstü yatmak, sabahları ılık duş almak önerilmektedir. </p>
<p>-Omurganın öne eğilmesini önlemek için düzenli bel ve boyun egzersizleri, postür egzersizleri yapmak gerekir. Doktor tarafından önerilen durumlarda (hastalık aktif değilken) fizik tedavi uygulamaları yarar sağlar. </p>
<p> </p>
<p>Kaynak: (BYZHA) &#8211; Beyaz Haber Ajansı</p>
<p><a href="https://www.engazete.com.tr/agri-bel-romatizmasindan-kaynaklanabilir-346059">Ağrı, bel romatizmasından kaynaklanabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.engazete.com.tr">En Gazete</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
