Geçtiğimiz hafta sonu ailece kısa bir şehir kaçamağı yapmak istedik. Rotamız bu kez Hilltown Küçükyalı’ydı. Kadıköy’den yola çıkarken planımız oldukça basitti: Biraz dolaşmak, güzel yemekler yemek ve birkaç saatliğine günlük rutinden uzaklaşmak. Günün sonunda ise fark ettik ki bazen insanın ihtiyacı yalnızca mekân değiştirmek değil, ruh hâlini de değiştirebileceği bir atmosfer bulmakmış.
Anadolu Yakası’nın önemli ulaşım akslarının kesişim noktasında yer alan Hilltown; E-5, Marmaray ve metro bağlantılarına yakınlığı sayesinde yalnızca Küçükyalı ve Maltepe’nin değil, Kadıköy, Ataşehir ve Kurtköy’den gelen ziyaretçilerin de hafta sonu buluşma noktalarından biri hâline gelmiş. Buraya gelenler sadece alışveriş yapmak için değil, günün tamamını keyifle geçirmek için geliyor.
Biz de bunu daha ilk adımda hissettik. Meydana doğru ilerlerken hazırlıkları süren HABITAT dikkatimizi çekti. Anadolu Yakası’nın yeni açık hava performans sanat merkezi olarak hayata geçirilen bu alanda konser hazırlıkları tüm canlılığıyla devam ediyordu. Kurulan sahne, teknik ekiplerin son kontrolleri ve meydandaki hareketlilik, Hilltown’un yalnızca alışverişe değil; müziğe, performans sanatlarına ve kültürel yaşama da ev sahipliği yaptığını daha ilk anda hissettirdi.
Bir AVM’den Fazlası
Hilltown’a girdiğiniz anda kendinizi klasik bir alışveriş merkezinde değil, küçük bir yaşam kasabasının içinde hissediyorsunuz. Açık ve kapalı alanların ustalıkla birbirine bağlandığı mimari, geniş meydanlar ve sokak hissi veren geçişler insanı yürümeye, keşfetmeye ve yavaşlamaya davet ediyor.
Meydanlar, teraslar ve birbirine bağlanan geçiş alanları alışveriş merkezinden çok küçük bir şehir atmosferi oluşturuyor. Bir meydana çıkıyor, birkaç adım sonra başka bir sokağı merak ediyor, köşeyi dönünce yeni bir mekân ya da bir sanat eseriyle karşılaşıyorsunuz.
İyi mimari tam da bunu başarır; yalnızca bir yapı sunmaz, insana bir tempo önerir. Hilltown’un temposu ise sakin, huzurlu ve keşfetmeye açık. Belki de bu yüzden insanlar buraya yalnızca alışveriş yapmak için değil, günlerini keyifle geçirmek için geliyor.
Keşfetmenin Mutluluğu
Günün ilk sürprizi, 16 Haziran’da başlayan Location sergisi oldu.
Bu sergiyi farklı kılan, eserlerin tek bir salonda toplanmamasıydı. Sanat eserleri mağazalara, restoranlara ve ortak yaşam alanlarına yayılmış; ziyaretçileri adeta küçük bir keşif yolculuğuna davet ediyordu.
Bir eseri ararken başka bir eserle karşılaşmak, “Acaba sıradaki nerede?” diye merak ederek koridorlarda dolaşmak bizi bir alışveriş merkezinden çok sanatın şehrin içine yayıldığı farklı bir atmosferdeymişiz gibi hissettirdi.
Belki de çocukluğumuzun hazine avları tam olarak böyleydi. Bir sonraki köşede neyle karşılaşacağını bilmemek, merak duygusunu canlı tutmak ve keşfin bir parçası olmak… İnsan bazen yeni bir yere gitmekten çok yeni bir duygu yaşamak istiyor.
Lezzet Durakları
Öğle saatlerinde rotamızı Sushico’ya çevirdik. Yenilenen dekorasyonu, modern çizgileri ve ferah atmosferiyle dikkat çeken mekân, Hilltown’un en sevilen buluşma noktalarından biri hâline gelmiş.
Japon mutfağının dengeli lezzetleri ve sakin atmosferi, günün temposuna keyifli bir mola ekledi. Kısa bir öğle yemeğinden çok, küçük bir seyahat molası gibiydi.
Yemeğin ardından kahve kokusunu takip ederek Kronotrop’a ulaştık.
Bazı mekânlar yalnızca kahve sunmaz; size zaman kazandırır. Kronotrop da tam olarak böyle bir yer. Özenle hazırlanan kahveleri, zengin tatlı seçenekleri ve oturduğunuz anda biraz daha kalmak isteyeceğiniz atmosferiyle günün en keyifli molalarından birini yaşattı bize.
Özel demleme kahvelerden klasik seçeneklere, tatlılardan serinletici içeceklere kadar oldukça geniş bir menüye sahip. Uzun zamandır ilk kez saate bakmadan oturmanın keyfini çıkardık.
Zamanı Yavaşlatan Hamleler
Gün içinde bizi en çok şaşırtan detaylardan biri Hilltown Satranç Kulübü oldu.
Bir köşede çocuklar ilk hamlelerini düşünürken diğer tarafta aileler sessizce oyunları takip ediyor, zaman zaman küçük strateji sohbetleri yapıyordu.
Günümüzün hızlı temposunda ekranlardan uzaklaşıp bir satranç masasının etrafında düşünmeye ve odaklanmaya davet eden bu atmosfer gerçekten iyi geldi.
Sanatın, gastronominin ve sosyal yaşamın arasında bir satranç masasına rastlamak Hilltown’un neden yalnızca bir AVM değil, aynı zamanda bir yaşam alanı olarak görüldüğünü bir kez daha gösterdi.
Kitaplar, Sohbetler ve Anılar
Babalar Günü etkinliğinin ardından Penguen Kitabevi’nde düzenlenen Hilltown Kitap Kulübü buluşmasına katıldık.
Her buluşmanın farklı bir mekânda gerçekleşmesi etkinliğe ayrı bir dinamizm katıyor. Bir kitabı imzalatmak, yazarla birkaç cümle sohbet etmek ve aynı kitapları seven insanlarla bir araya gelmek hâlâ çok kıymetli.
Belki de alışveriş merkezinde olduğunuzu unutturan şey tam olarak buydu. Bir kitabın etrafında buluşan insanlar, paylaşılan hikâyeler ve günün içinde kendiliğinden oluşan küçük anılar…
Çünkü bazı anlar satın alınmaz; yalnızca yaşanır.
Günün Sonu: Bir Masanın Etrafında
Akşam saatlerinde son durağımız uzun zamandır merak ettiğimiz Vava oldu.
Hilltown’un teras katında yer alan Vava, yalnızca AVM ziyaretçilerinin uğradığı bir restoran değil; kendine ait müdavimleri bulunan özel bir buluşma noktası.
Masalara baktığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. Kimi arkadaşlarıyla uzun sohbetler ediyor, kimi özel bir kutlama yapıyor, kimi ise günün yorgunluğunu iyi bir yemek eşliğinde geride bırakıyor.
Vava’nın imza lezzetleri, özenle hazırlanan kokteylleri ve paylaşmaya uygun tabakları yalnızca damak tadına değil, birlikte geçirilen zamana da eşlik ediyor.
Bazı restoranlar iyi yemek sunar, bazıları ise unutulmayacak bir atmosfer yaratır. Vava ise ikisini başarılı biçimde bir araya getiriyor.
Bir şehri bazen yemekleriyle, bazen manzarasıyla, bazen de bir masanın etrafında kurulan sohbetlerle hatırlarsınız. Biz de o akşam, hiçbir yere yetişme telaşı olmadan geçen birkaç saati hafızamıza kaydettik.
Çünkü günün sonunda insan çoğu zaman ne yediğini değil; o yemeği kiminle yediğini, ne konuştuğunu ve o anda nasıl hissettiğini hatırlıyor.
Mimari Bir Başarı Hikâyesi
Hilltown’un başarısı yalnızca mağaza çeşitliliğinde değil; mimariyi, sanatı, gastronomiyi ve sosyal yaşamı aynı çatı altında buluşturabilmesinde yatıyor.
Burası size sürekli alışveriş yapmanız gerektiğini hissettirmiyor. Tam tersine biraz daha yürümeyi, yeni bir köşe keşfetmeyi, bir bankta oturup etrafı izlemeyi ve birlikte vakit geçirmeyi öneriyor.
Belki de bu yüzden ayrılırken yanınıza aldığınız en değerli şey alışveriş poşetleri değil, birlikte biriktirdiğiniz anılar oluyor.
Bazı mekânlar yalnızca bir adres değildir. İçeri adım attığınız anda size farklı bir ruh hâli sunar, zamanın biraz daha yavaş akabileceğini hatırlatır ve ayrılırken “İyi ki gelmişiz.” dedirtir.
Hilltown Küçükyalı bizim için tam olarak böyle bir deneyim oldu.
Günün Notu: Kaç Adım Attık?
Hilltown’un en güzel yanlarından biri, size fark ettirmeden yürütmesi.
Bir meydana çıkıyor, sonra başka bir sokağı merak ediyor, bir sanat eserinin peşine düşüyor, ardından kahve molası veriyor ve kendinizi yeniden yürürken buluyorsunuz.
Ne kadar çok mola verdiğimizi düşününce gün sonunda telefonlarımızdaki adım sayacına baktığımızda küçük bir sürprizle karşılaştık: 14.000 adım.
Üstelik bunun büyük bölümünü farkında bile olmadan atmıştık.
Sanırım iyi tasarlanmış yaşam alanlarının ortak özelliği de bu. İnsanları yormadan hareket etmeye, keşfetmeye ve anın içinde kalmaya davet etmeleri…
Belki de bir mekânı gerçekten başarılı yapan şey, ayrılırken “Bugün ne kadar yürüdük?” diye değil, “Bugün ne kadar güzel vakit geçirdik?” diye düşündürmesidir.

