Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

    100 yıllık kalıplar yeniden iz bırakıyor

    Basmane’ye adını veren basmacılık geleneği yeniden canlandı. Ahşap baskı kalıplarıyla kumaşlara desen basan çocuklar, Avrupa’nın yıllarca sırrını çözmeye çalıştığı İzmir kırmızısının hikâyesiyle tanıştı.

    Basmane’ye adını veren basmacılık geleneği yeniden canlandı. Ahşap baskı kalıplarıyla

    Basmane’ye adını veren basmacılık geleneği yeniden canlandı. Ahşap baskı kalıplarıyla kumaşlara desen basan çocuklar, Avrupa’nın yıllarca sırrını çözmeye çalıştığı İzmir kırmızısının hikâyesiyle tanıştı.

    Bir zamanlar İzmir’in ticaret hayatına yön veren, Avrupa’nın sırrını çözmek için peşine düştüğü İzmir Kırmızısı renginin üretildiği Basmane’de, yüz yıllık bir gelenek yeniden hayat buluyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından tarihi Fatma Mustafa Hasdemir Konağı’nda kurulan Basma Kalıp Deneyim Atölyesi’nde çocuklar, kente adını veren basmacılık kültürüyle tanışıyor. Kültürel Mirasın Yönetimi ve Tanıtımı Şube Müdürlüğü’nde görev yapan heykeltıraş Caner Çoban’ın geleneksel teknikle ürettiği ahşap kalıplar ile kumaşlara desen basan çocuklar hem eğleniyor hem de Avrupa’nın bir dönem peşine düştüğü İzmir kırmızısının hikâyesini öğreniyor. Hikaye ise yine aynı müdürlük bünyesinde görev yapan restoratör Büşra Kaya tarafından masallaştırılarak çocuklara anlatılıyor.

    Çocuklarla başlayan yolculuk

    İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı’na bağlı Kültürel Mirasın Yönetimi ve Tanıtımı Müdürlüğü tarafından yürütülen proje, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, Türk Kadınlar Birliği İzmir Şubesi ve İzmir Kalkınma Ajansı iş birliğiyle hayata geçiriliyor.

    Kültürel Mirasın Yönetimi ve Tanıtımı Şube Müdürü Ayşegül Güngören, Basmane’ye adını veren basmacılık geleneğini yeniden güncel yaşamla buluşturmak amacıyla yola çıktıklarını belirtti. Tarihi bir konağın içerisinde oluşturulan deneyim atölyesinde çocukları kültürel mirasla doğrudan buluşturduklarını ifade eden Güngören, “Bir kültür mirasını yaşatmanın en etkili yolu onu deneyimlemekten geçiyor. Çocuklar dokunarak, hissederek ve üreterek öğreniyor. Bu nedenle çalışmalara özellikle çocuklarla başladık. Çocukların heyecanı annelere ve ailelere de ulaşıyor. Şimdiden yetişkinlere yönelik çalışmalar için talepler almaya başladık. Yakın zamanda farklı yaş gruplarına yönelik etkinlikler de düzenlemeyi planlıyoruz. Atölye çalışmaları ise ilk olarak meslek yüksekokulu öğrencileriyle başladı. Önce öğrencilerle çalışarak bu kültürün nasıl aktarılabileceğini gözlemledik. Daha sonra çocuklarla devam ettik. Şimdi ise bu deneyimlerden yola çıkarak İzmir’e özgü yeni tasarımların ve üretimlerin ortaya çıkabileceğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Tarihi kalıplar yeniden hayat buluyor

    Atölyede kullanılan baskı kalıpları da İzmir’in kültürel hafızasının önemli parçalarını oluşturuyor. Güngören, kullanılan kalıpların büyük bölümünün İzmirli basma ustası Ahmet Hepdoğru’nun atölyesinde kullanılan özgün örneklerden üretildiğini söyledi. Bu kalıpların Hepdoğru ailesinin desteğiyle Dokuz Eylül Üniversitesi arşivine kazandırıldığını belirten Güngören, “Yaklaşık 100 yıllık geçmişe sahip bu kalıplar, İzmir’in üretim kültürünü anlatan çok kıymetli miraslar. Bugün onları yeniden kullanarak geçmişle gelecek arasında bir köprü kuruyoruz. Kültürel mirasın yaşaması için üretilmesi gerekiyor. Üretim bir ülkenin kalkınması açısından da önemli. Bu nedenle geçmişteki bilgi ve birikimi bugünün üretim anlayışıyla buluşturmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

    Üniversiteler ve tasarımcılarla yeni üretimler hedefleniyor

    Atölyenin ilerleyen süreçte daha geniş bir üretim ağına dönüşmesini hedeflediklerini anlatan Güngören, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve tasarımcılarla yeni iş birlikleri planladıklarını söyleyerek, “Öncelikle insanların burasını tanımasını ve yaşayan bir deneyim alanı olduğunu görmesini istiyoruz. Şimdi ise bu deneyimlerden yola çıkarak İzmir’e özgü yeni tasarımlar ve üretim modellerinin geliştirilebileceğini görüyoruz.” dedi.

    Avrupa’nın peşine düştüğü renk: İzmir kırmızısı

    Atölyede yalnızca baskı teknikleri değil, İzmir’in dünyaca tanınan tekstil geçmişi de anlatılıyor. Bunların başında ise “İzmir kırmızısı” ile ilgili hikaye geliyor. İzmir kırmızısının 19. yüzyılda Avrupalıların elde etmek için büyük çaba harcadığı özel bir renk olduğunu anlatan Güngören, “Bu renk Ege Bölgesi’nde yetişen kızıl kök bitkisinden elde ediliyor. Ancak kumaşa uygulanabilmesi için yaklaşık 36 farklı işlemden geçmesi gerekiyor. Son derece zahmetli bir süreç” dedi.

    Güngören, bir zamanlar Vasıf Çınar Meydanı’ndan denize kadar uzanan ve çevresinde boya atölyelerinin bulunduğu Boyacı Deresi’ni hatırlatarak, İzmir kırmızısının bu güzergâhta yer alan atölyelerde üretildiğini söyledi. Güngören, “Avrupa ülkeleri bu rengin sırrını öğrenebilmek için İzmir’e uzmanlar gönderdi. Osmanlı arşivleri ve Avrupa kaynakları bunu açıkça ortaya koyuyor. İzmir kırmızısı ya da Türk kırmızısı uzun yıllar boyunca uluslararası bir marka değeri taşıdı” diye konuştu.

    Bir bardak su için girdiler, atölyeden ayrılmak istemediler

    Atölyeye katılan 9 yaşındaki Rümeysa Kurt ise etkinlikle tesadüfen tanıştığını anlattı. Arkadaşlarıyla mahallede oyun oynarken tarihi konağın önüne geldiklerini söyleyen Kurt, “Susamıştık. İçeri girip su istedik. Sonra burada etkinlik olduğunu öğrendik. Bize örnekler gösterdiler, çok hoşumuza gitti” dedi.

    Daha önce basma kalıp baskısını hiç görmediğini belirten Kurt, “Burada ilk kez öğrendim. Baskı yapmayı çok sevdim. Kumaşın üzerinde çiçek desenleri yaptım. Yaptığım baskıyı eve götürüp bir yastık kılıfına dönüştürmek istiyorum. Tekrar gelmek isterim” diye konuştu.

    Basmane’nin hafızası geleceğe taşınıyor

    Basmane semti, adını bölgede faaliyet gösteren basma üretim atölyelerinden alıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda İzmir’in ticaret yaşamında önemli bir yere sahip olan basmacılık, kentin Avrupa ile kurduğu ticari ilişkilerde de önemli rol oynadı. Bölgede faaliyet gösteren atölyeler ve boya üretim merkezleri, İzmir’i dönemin önemli tekstil merkezlerinden biri haline getirdi. Bugün tarihi Fatma Mustafa Hasdemir Konağı’nda sürdürülen çalışmalar ise yalnızca unutulmaya yüz tutmuş bir zanaatı değil, İzmir’in üretim hafızasını da yeni kuşaklarla buluşturuyor. Çocukların ellerinde yeniden hayat bulan baskı kalıpları, Basmane’ye adını veren kültürü geleceğe taşıyor.